4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 702

Türk Medeni Kanunu 702. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 702- Ortakların hakları ve yükümlülükleri, topluluğu doğuran kanun veya sözleşme hükümleri ile belirlenir. Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir. Sözleşmeden doğan topluluk devam ettiği sürece, paylaşma yapılamaz ve bir pay üzerinde tasarrufta bulunulamaz. Ortaklardan her biri, topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilir. Bu korumadan bütün ortaklar yararlanır. 3. Sona ermesi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

154 karar eşleşti
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 702 ]
Hukuk Genel Kurulu 2009/1-575 E., 2009/618 K. Hukuk Genel Kurulu 2009/1-575 E., 2009/618 K. - MUVAZAA NEDENİNE DAYALI TAPU İPTALİ VE TESCİL- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 701 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 702 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 703 ] - 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 307 ] - 743 S. TÜRK KANUNU MEDENİSİ (MÜLGA) [ Madde 581 ] - 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 18 ] - 1086 S. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) [ Madde 74 ] "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki "muvazaa nedenine dayalı tapu iptali ve tescili" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bolu 1.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın açılmamış sayılmasına ve kabulüne dair verilen 22.04.2008 gün ve 2007/286 Esas, 2008/123 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 09.03.2009 gün ve 2009/1249 Esas, 2009/2932 Karar sayılı ilamı ile, ("… …Dava, Borçlar Kanununun 18. maddesinden kaynaklanan muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı pay oranında iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda davacıların miras bırakanı M..... D....'dan gelen miras paylarına yönelik açılan davanın kabulüne karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Ancak, davacılardan Ş...... yargılama sırasında 11.01.2004 tarihinde vefat etmiş, mirası davacılara ve dava dışı A..., U..., Ş...., A...., E... ve S...'e kalmıştır. Dava, dava dışı anılan mirasçılara ihbar edilmiş bu mirasçılardan A...., E... ve S...'in ilk karardan sonra açtıkları dava eldeki dava ile birleştirilmiştir. Bu durumda Ş......'in terekesi elbirliği mülkiyetine tabi bulunduğundan diğer mirasçılarına da tebligat yapılmış olmakla iştirakin sağlandığı kabul edilmelidir. Ne var ki; mahkemece davacı Ş...... mirasçıları A..., Ş...., U..., R...., E... ve S... yönünden davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği halde, aynı kararın 2. bendinde bu kez E..., S... ve R....tarafından açılan davanın ara muris Ş......'den gelen payı da kapsar biçimde kabulü yönünde hüküm kurulmuştur. Anılan hüküm davacılar tarafından temyiz edilmeyip, yalnızca davalı tarafından temyiz edildiğine göre, aleyhe bozma yasağı ilkesi gereği davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararın davalıya sağladığı usuli kazanılmış hakların gözetilmesi gerektiği açıktır. Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan hususlar nazara alınmak suretiyle iptali gereken payların yeniden belirlenmesi ve yargılama giderleri ile avukatlık parasının da buna göre düzenlenmesi gerekirken bu yönler gözardı edilerek yazılı biçimde karar verilmesi doğru değildir.… …") gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Davalı vekili. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, Borçlar Kanununun 18.maddesinden kaynaklanan muris muvazaası hukuki nedenine dayalı pay oranında tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir. Davacılar S......, Ç...., Ö...., A.... ve Ş...... vekili, müvekkillerinin miras bırakanı M..... D....'ın 251 ada 26 parsel sayılı taşınmazı yeğeninin eşi davalıya ölümünden kısa bir süre önce, mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı olarak satış suretiyle temlik ettiğini ileri sürerek, satış işleminin iptali ile müvekkilleri adına miras payları oranında tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı A......, taşınmazı bedelini ödemek suretiyle satın aldığını, satış bedelini bankaya yatırdığını belirterek, davanın reddini savunmuştur. Davacılardan Ş......, yargılama sırasında 11.01.2004 tarihinde vefat etmiş, mirası davacılara ve dava dışı A..., U..., Ş...., R...., E... ve S...'e kalmıştır. Dava, dava dışı anılan mirasçılara tebligat yapılmak suretiyle ihbar edilmiştir. Dava, kendilerine ihbar edilen mirasçılardan hiçbiri davaya cevap vermedikleri gibi duruşmalara da katılmamışlardır. Mahkemece, dava sırasında ölen davacı Ş......'in davayı takip etmeyen mirasçıları A..., U..., Ş...., R...., E... ve S... yönünden davanın açılmamış sayılmasına, diğer davacılar yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı vekilinin hükmü temyizi üzerine karar, Özel Dairece muris M.....'in davalıya yapmış olduğu temlikin terekeden mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olması nedeniyle bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının reddine, ancak davacı S...... dışındaki mirasçıların miras payları aşılmak suretiyle iptal ve tescil kararı verilmiş olması ile bazı mirasçıların soyadlarında ve davalının isminin infazda tereddüt oluşturacak şekilde yanlış yazıldığı gerekçesi ile davalı yararına bozulmuştur. Kök muris M..... ile yargılama sırasında ölen davacı Ş...... mirasçılarından R...., E... ve S... tarafından mahkemece verilen 14.12.2006 tarihli ilk karardan sonra ve 03.05.2007 tarihli birinci bozma kararından önce 08.03.2007 tarihinde davalı A...... aleyhine açtıkları dava, 14.12.2007 tarihinde eldeki asıl dava ile birleştirilmiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, davayı takip etmeyen mirasçılar yönünden davanın açılmamış sayılmasına, diğer davacılar yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı vekilinin hükmü temyizi üzerine karar, Özel Dairece, başlık bölümüne aynen alınan bozma ilamında açıklanan nedenlerle kısmen temyiz itirazlarının kabulüne karar verilerek, davalı yararına bozulmuştur. Mahkemece, davanın açılmamış sayılmasına karar verilen hallerde, usulü kazanılmış haklardan söz edilemeyeceği belirtilmek suretiyle, gerekçe genişletilerek direnme kararı verilmiştir. Davalı A...... ile mirasçı A... farklı kişiler olup, davalı A......'un mirasçı olmadığı hususunda ve davalıya yapılan temlikin muris muvazaasına dayalı olarak gerçekleştirildiği konusunda yerel mahkeme ile Özel Daire arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı Ş...... mirasçıları A..., Ş...., U..., R...., E... ve S... yönünden davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği halde, aynı kararın 2. bendinde bu kez E..., S... ve R....tarafından açılan birleşen davanın, ara muris Ş......'den gelen payı da kapsar biçimde kabulü yönünde hüküm kurulması ve anılan hükmün davacılar tarafından temyiz edilmeyip, yalnızca davalı tarafından temyiz edilmesine göre, aleyhe bozma yasağı ilkesi gereği davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararın davalı yönünden usuli kazanılmış hak sağlayıp sağlamayacağı noktasında toplanmaktadır. 1-Yerel mahkeme direnme kararının bir kısım mirasçılar yönüyle davanın açılmamış sayılmasına ilişkin hükmün değerlendirilmesinde; Asıl davada dayanılan kök muris M.....'in mirasçıları davacılar Ş......, S......, Ç...., Ö...., A.... ile dava dışı A..., Ş...., U..., R...., E... ve S...'dir. Yargılama sırasında ölen ara muris Ş......'in mirasçıları ise, asıl davadaki diğer davacılar S......, Ç...., Ö...., A.... ile birleşen davanın davacıları R...., E..., S... ve dava dışı olan A..., Ş...., U... olduğu dosyadaki veraset ilamlarından anlaşılmaktadır. Asıl davanın davacılarından Ş......, yargılama sırasında 11.01.2004 tarihinde ölmüştür. Bu durumda Ş......'in terekesi elbirliği mülkiyetine tabi bulunmaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, elbirliği (iştirak) halinde mülkiyet, yasa veya yasada gösterilen sözleşmeler uyarınca, aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin, bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olma durumudur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 701-703.maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi, ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da bulunmamaktadır. Mülkiyet, bir bütün olarak ortakların hepsine aittir. Başka bir deyişle, ortaklık tasfiye ile sona erinceye kadar ortaklardan her birinin ayrı bir mal veya hakkı olmayıp, hak sahibi ortaklıktır. Elbirliği (iştirak) halinde mülkiyet türünde malikler, mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil, ortaktır. Bu ilke, Türk Medeni Kanunun 701.maddesinde "Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır." biçiminde yer almıştır. Bu itibarla elbirliği (iştirak) halinde mülkiyette, ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Yasada veya elbirliği (iştirak) halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların (iştirakçilerin) oybirliği ile karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunludur. Türk Medeni Kanunun 702/2. maddesi "...Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir..." hükmünü getirmiştir. Ne var ki bu kural, uygulamada yumuşatılarak, 11.10.1982 tarih, 1982/3-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla bir ortağın tek başına dava açabileceği; ancak, davaya devam edebilmesi için öteki ortakların olurlarının alınması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığıyla davanın sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiştir. Türk Medeni Kanunun 702/4.maddesinde "...ortaklardan her biri, topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilir. Bu korumadan bütün ortaklar yararlanır..." hükmü öngörülmüştür. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu yürürlüğe girmeden önce elbirliği ile mülkiyet 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 581.maddesinde düzenlenmişti. Ancak uygulamada karşılaşılan bazı güçlüklerin giderilmesi için yeni düzenlemede Türk Medeni Kanununun 640.maddesine dördüncü fıkra eklenmiştir. Maddenin gerekçesinde de belirtildiği gibi, mirasta terekenin tabi olduğu elbirliği mülkiyetine yöneltilen en güçlü eleştiri, birlikte hareket etme zorunda olmaları nedeniyle mirasçıların bireysel olarak terekedeki hakların korunması amacıyla hareket edememeleriydi. Maddeye eklenen dördüncü fıkra, bu eksikliği giderme amacına yönelik olarak getirilmiştir. Olağan koruma eylemleri ve buna bağlı olarak onarımlar, mahsullerin toplanması bozulacak olanların satılması, acele olarak yapılması zorunlu bulunan işlemin yerine getirilmesi ile istihkak, elatmanın önlenmesi, tapu sicilinde hak sahipliğinin saptanması gibi taksimi mümkün olmayan talepler, ortaklardan her biri tarafından dava yoluyla ileri sürülebilir. Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulu'nun 16.2.2005 gün ve 2005/8-22 E.- 64 K. sayılı kararında da benimsenmiştir. Buna göre, davacı Ş......'in terekesi elbirliği mülkiyetine tabi olmakla diğer mirasçıların da, davaya katılmaları sağlandıktan sonra mirasçılardan yalnız biri tarafından da, görülmekte olan dava yürütülebilir. Bu durum, mirasçılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmasının tabi bir sonucudur. Zorunlu dava arkadaşlığının söz konusu olduğu hallerde, mahkeme hepsi hakkında aynı ve bir karar verir. Biri hakkında davanın reddine, diğeri hakkında ise davanın kabulüne karar veremez. Yani, dava konusu hukuki ilişki (hak veya borç) üzerinde dava arkadaşlarının birbirlerinden farklı biçimde hareket etmelerine imkân olmadığı gibi, mahkeme de dava arkadaşlarından biri veya bazısı hakkında diğerlerinden farklı bir karar veremez (Kuru, Baki-Arslan, Ramazan-Y....., Ejder: Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara 1995, 7.baskı, s.459). Bu durumda, davacı Ş......'in payı bakımından haklarında davanın açılmamış sayılmasına karar verilen ve hükmü temyiz etmeyen diğer mirasçılar A..., Ş...., U... yönüyle bu kişilerin payı için temyize gelen davalı hakkında verilen hükmün aleyhe bozma yasağı kapsamında olup olmadığına bakılmalıdır. Taraflardan yalnız birinin temyiz etmiş olduğu hüküm, temyiz eden tarafın aleyhine bozulamaz. Buna aleyhe bozma yasağı denir. Aleyhe bozma yasağı, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 326/IV. maddesinde (5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun m.307/IV) açıkça hükme bağlandığı halde, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda açık bir hükümle düzenlenmiş değildir. Yargıtay, hükmü temyiz edenin aleyhine bozacak olursa, hükmü temyiz etmemiş olan diğer taraf lehine karar vermiş olur. Bu ise, hâkimin tarafların iddia ve savunmaları ile bağlı olduğu ve talep dışı karar veremeyeceği ilkesine (H.U.M.K. m.74) aykırı düşer. Bu nedenle Yargıtay yerleşmiş uygulamasıyla aleyhe bozma yasağının hukuk usulünde de geçerli olduğuna karar vermektedir. Ne var ki; kamu düzenine ilişkin hususlar hakkında aleyhe bozma yasağı uygulanamaz. Yani Yargıtay, kamu düzenine aykırı bir husustan dolayı hükmü temyiz edenin aleyhine (temyiz etmemiş olan tarafın lehine) olarak da bozabilir. Çünkü kamu düzenine ilişkin hususları hâkim (ve Yargıtay) kendiliğinden gözetme ile yükümlüdür (Bkz. Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 2001 baskı, Cilt V., s.4727-4736). Nitekim aynı ilke, Hukuk Genel Kurulu'nun 21.01.2004 gün ve 2004/1-46 E.-6 K.; 6.10.2004 gün ve 2004/ 1-433 E. - 483 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir. Aleyhe bozma yasağının bulunduğu hallerde usulü kazanılmış haktan bahsedilebilirse de, bu yasağın bulunmadığı hallerde, usulü kazanılmış haktan bahsetmek de mümkün değildir. Tapu sicilinin düzgün tutulması kamu düzenine ilişkin olup, hâkim de sicilin düzgün oluşturulmasında sorumluluk sahibidir. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; mahkemenin asıl davanın davacılarından Ş......'in ölümü nedeniyle mirasçılarından A..., U... ve Ş.... hakkında davanın açılmamış sayılmasına karar vermesi, buna karşın davayı takip eden diğer mirasçılar bakımından ise usule uygun karar vermesi yukarıda belirtildiği üzere "zorunlu dava arkadaşları hakkında birbirinden farklı karar verilemez" ilkesine aykırı bir durum yaratılmıştır. Öyle ise, mahkemece asıl davada mirasçılar A..., U... ve Ş.... hakkında da, ara muris Ş......'in miras payı yönüyle hüküm kurulmalıdır. Bu durum, kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle de, aleyhe bozma yasağının istisnalarındandır. Somut olayda, davalı lehine, usulü kazanılmış haktan da bahsedilemez. Temyiz edenin sıfatı, böyle bir karar verilmesine de, engel oluşturmamaktadır. Hal böyle olunca, birleşen davanın davacıları R...., E... ve S... hakkında direnme kararının ikinci bendinde kök muris M..... ve ara muris Ş......'den gelen miras payları bakımından usulüne uygun hüküm kurulduğuna göre, ayrıca hükümde çelişki oluşturacak şekilde asıl davada bu kişiler bakımından da, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesine olanak bulunmamaktadır. Bu mirasçılar bakımından birleşen davada ara muris Ş......'in payını kapsar şekilde hüküm kurulmuş olması nedeniyle ayrıca asıl davada bunlar hakkında ara muris Ş......'in payı bakımından yeniden hüküm kurulmasına da gerek yoktur. Sonuç olarak, yerel mahkemenin asıl dava bakımından direnme kararının 1-(A) bendinde davayı takip etmeyen mirasçılar hakkında davanın açılmamış sayılmasına ilişkin direnmesi doğru bulunmadığından, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan direnme kararı bozulmalıdır. 2-Haklarında miras payı oranında hüküm kurulan mirasçılar bakımından direnme kararının değerlendirilmesinde ise; Yukarıda da belirtildiği üzere, davalıya yapılan temlik işleminin muris muvazaasına dayalı olduğu çekişme konusu değildir. Yargıtay Büyük Genel Kurulu'nun 1.4.1974 gün ve 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararına göre, bir kimsenin mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması halinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın, miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıları, görünürdeki satış sözleşmesinin 818 sayılı Borçlar Kanununun 18.maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek, doğrudan zarar gören kişi sıfatıyla ve kendi hakkına dayanarak dava açabilirler. Somut olayda da, asıl ve birleşen davada davacılar, muvazaa iddiasına dayalı olarak her mirasçı kendi payı için dava açtığı da, belirgindir. Yapılan açıklamalar karşısında, görülmekte olan davada mahkemece, asıl davanın davacıları S......, A...., Ö.... ve Ç.... ile birleşen davanın davacıları E..., S..., R....hakkında veraset ilamlarına göre, kök muris M..... ile ara muris Ş......'den gelen miras payları oranında tapu iptal ve tescil hükmü kurulmasında bir usulsüzlük bulunmamaktadır. Bu nedenle; Yerel mahkemenin asıl davada verilen 1-(B) bendi ile birleşen davada verilen 2. bendine yönelik kurulan hükmün usul ve yasaya uygun olması nedeniyle onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: 1)Yukarıda (1) numaralı bentte yazılı, direnme kararının davayı takip etmeyen mirasçılar hakkında davanın açılmamış sayılmasına ilişkin bölümünün yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, 2)Yukarıda (2) numaralı bentte ise davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının asıl davada verilen 1-(B) bendi ile birleşen davada verilen 2.bendi bakımından hükmün ONANMASINA, 30.12.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

8. Hukuk Dairesi, 2012/356 E., 2012/6765 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Dava konusu taşınmazın murise ait olduğu belirlenmiş olduğuna ve davacılar tarafından taksim, bağış vb intikal şekli kanıtlanmamış olduğuna göre TMK.nun 640/2 ve 702/2. maddelerine göre, miras bırakan Ali Arıkan'ın ölüm tarihi itibariyle mirasçılar terekeye elbirliği ile sahip olurlar ve bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler.
8. Hukuk Dairesi         2012/356 E.  ,  2012/6765 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Tescil ... ve müşterekleri asli müdahiller ... ve ... ile Hazine ve Çarıklar Belediye Başkanlığı aralarındaki tescil davasının reddine dair ...Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 11.05.2011 gün ve 292/329 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili ve müdahil davacılar vekili taraflarından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü: KARAR Davacılar ..., ... ve ... vekili; mevki ve sınırlarını bildirdiği yaklaşık 3.500 m2'lik bir parça taşınmazın ...nın kışın yağan yağmurlarla sık sık taşıp, yatak değiştirmesi sonucunda kullanılamaz hale geldiğini, bu nedenle kadastro tespitleri sırasında tespit harici bırakıldığını, DSİ tarafından 1979 yılında yapılan ıslah çalışması ile çayın kontrol altına alındığını, davacıların gerek ıslah öncesinde gerekse de ıslah sonrasında emek ve para sarfı ile taşınmazı imar-ihya ettiklerini açıklayarak vekil edenleri adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. Müdahil davacılar vekili 06.12.2010 tarihli dilekçesi ile; dava konusu taşınmazın 1/2 hissesinin Ahmet Oktan'a ait iken ölümünden sonra mirasçılar arasında yapılan taksimle kızı Havva'ya geçtiğini ve asli müdahillerin bu hisseyi Havva Güneş'ten satın aldıklarını açıklayarak 1/2 hissenin müdahil davacılar adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı Hazine vekili; 23.07.2010 tarihli cevap dilekçesiyle, taşınmaz Devletin hüküm ve tasarrufunda bulunduğundan davanın reddine ve taşınmazın Hazine adına tesciline karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, davacıların ve müdahil davacıların davasının reddine, Hazinenin tescil isteğinin kabulü ile 26.10.2010 tarihli teknik bilirkişi raporunda A harfi ile gösterilen 3217,50 m2, B harfi ile gösterilen 1.721,11 m2'nin Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm davacılar vekili ve asli müdahiller vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, imar-ihya, kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuki sebeplerine dayalı olarak TMK.nun 713/1, 996 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. ve 17.maddeleri gereğince açılan tescil isteğine ilişkindir. Dosyada bulunan Anamur Kadastro Müdürlüğünün 17.06.2010 tarih ve 1852 sayılı cevabi yazısından dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede 766 sayılı Yasaya göre 1971 yılında tapulama çalışmalarının yapıldığı ve pafta örneğinden taşınmazın dere yatağı olarak aynı tarihte tespit harici bırakıldığı anlaşılmaktadır. Kural olarak, dere yatakları Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdendir. Aktif dere yatakları ile derenin etki alanında kalan yerlerin kazanılması mümkün bulunmamaktadır. Ancak, aktif dere yatağında ve etki alanında kalmayan bir yer koşulları mevcut olduğu takdirde, niteliğine göre zilyetlik ve imar-ihya yoluyla kazanılabilir. Keşif mahallinde dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar dava konusu taşınmazın öncesinde Arıkan ve Ahmet Oktan tarafından kullanıldığını, Ahmet Oktan'ın bu hakkını sağlığında kızı Havva'ya devrettiğini ancak Ali'nin payının ölümünden sonra mirasçıları tarafından kullanıldığını açıklamış, ancak taşınmazın DSİ nin ıslah çalışmasından sonra kim tarafından ne şekilde hangi tarihte imar-ihya edildiği hususunda açıklamada bulunmamışlardır. Yine mahkemece taşınmazın tapulu yerlerden olup olmadığı sorulmamış, TMK.nun 713/4 maddesi gereğince yasal ilan yapılmamış, müdahil davacıların delilleri de toplanmamıştır. Davacıların murisi Ali Arıkan 1980 yılında vefat etmiş olup dosyada bulunan veraset belgesine göre davacılar dışında mirasçıları da bulunmaktadır. Dava konusu taşınmazın murise ait olduğu belirlenmiş olduğuna ve davacılar tarafından taksim, bağış vb intikal şekli kanıtlanmamış olduğuna göre TMK.nun 640/2 ve 702/2. maddelerine göre, miras bırakan Ali Arıkan'ın ölüm tarihi itibariyle mirasçılar terekeye elbirliği ile sahip olurlar ve bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler. Murisin terekesi üzerinde mirasçıların TMK.nun 701 ve 702. maddelerine göre, belirlenmiş payları olmayıp, herbirinin payı, taşınmazın tamamı üzerinde söz konusudur. TMK.nun 702. maddesi uyarınca tasarrufi işlemlerde oybirliği aranır. Dava da bir tasarrufi işlem olduğundan tüm mirasçıların üçüncü kişi durumunda bulunan Hazine'ye karşı birlikte dava açmaları zorunludur. Davacılar, dava konusu tescil harici taşınmazların sadece kendi adlarına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemişlerdir. Bu haliyle davacıların tek başına davalı Hazineye karşı dava açma sıfatı ve yetkisi bulunmamaktadır. Dava dışı kalan mirasçıların, böyle bir davada 11.10.1982 gün ve 3/2 sayılı YİBK'na göre, sonradan muvafakatlarının alınması ya da miras şirketine mümessil tayini suretiyle dava koşulunun yerine getirilmesi de mümkün bulunmamaktadır. Davacıların böyle bir dava açma yetkisi bulunmadığı dikkate alınarak dava şartı yokluğundan asıl davanın ve tescil davasının konusunu ancak tapuda kayıtlı bulunmayan taşınmazlar oluşturacağından 26.10.2010 tarihli teknik bilirkişi raporunda C harfi ile gösterilen yer bakımından mahkemenin red kararı doğru olduğundan davacılar vekilinin bütün ve müdahil davacılar vekilinin bu yere ilişkin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün bu bölümüne ilişkin red kararının ONANMASINA Asli müdahil davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince, mahkemece teknik bilirkişi raporunda A ve B harfleri ile belirtilen yerler yönünden asli müdahil davacıların davasının reddine karar verilmiş ise de, mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Zira mahkemece asli müdahiller yönünden herhangi bir araştırma yapılmamış, bildirdikleri deliller toplanmamış, kazanma koşullarına sahip olup olmadıkları tespit edilmemiştir. Bu halde asli müdahil davacılar yönünden yargılamaya devam edilmesi, bildirdikleri delillerin toplanması, özellikle uyuşmazlığın çözümü için hava fotoğraflarından yararlanılması gerekir. Bir arazinin kullanım süresi ve niteliğini en iyi belirleme yöntemi hava fotoğraflarıdır. Bu hava fotoğraflarının kadastro tespitinden sonraki, dava tarihinden önceki yıllara ait en az iki ayrı zamana ilişkin olması gerekir. Bu konuda sağlıklı bir yargıya ulaşmak için dava tarihinden geriye doğru 20 – 30 yıl öncesine ait (1980-1985 yılları arası) en az iki farklı tarihe ait stereoskopik hava fotoğraflarının dosyada yer almış olması ve bu fotoğrafların stereoskopla üç boyutlu olarak incelenmesi gerekir. Ayrıca, stereoskopik çift hava fotoğrafı, bir stereoskop altında incelendiğinde, arazinin üç boyutlu görüleceği, taşınmazın sınırlarının belirlenebileceği ve bu amaçla ekilemeyen bakir alanların net bir biçimde tespitinin yapılabileceği görülecektir. Bu halde mahkemece yapılacak iş; yeniden yapılacak keşifte yerel bilirkişi ve bildirilmesi halinde asli müdahillerin göstereceği tanıklar HMK. nun 243 ve 244. maddeleri gereğince keşif yerine davetiyeyle çağrılmalı, aynı Kanunun 259 ve 290/2. maddeleri uyarınca uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle yerel bilirkişi ve tanıklar keşif yerinde dinlenmeli, dava konusu taşınmazın kim tarafından hangi tarihte imar ve ihyasına başlandığı, imar ve ihyanın ne şekilde sürdürüldüğü, hangi tarihte tamamlandığı ve tarımsal amaçlı zilyetliğin hangi tarihte başladığı hususları ile kazanmayı sağlayan zilyetlik koşulları yerel bilirkişi ve tanıklardan sorularak açıklığa kavuşturulmalı, beyanlar arasındaki çelişki bulunması halinde HMK. nun 261. maddesi gereğince giderilmesine çalışılmalıdır. Aynı keşifte ziraat mühendisi, kadastro fen elemanı, jeodezi ve fotoğrametri mühendisinden oluşacak üç kişilik uzman bilirkişi kurulu marifetiyle dava tarihinden geriye doğru 20 – 30 yıl öncesine ait ve iki ayrı tarihte çekilmiş stereoskopik çift hava fotoğraflarının getirtilip stereoskop aletiyle yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda inceleme yaptırılarak taşınmazın niteliği ve ne zaman kullanılmaya başlandığının belirlenmesine çalışılmalı, tanık ve bilirkişi sözleri ilmi esaslara göre hazırlanan bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli, keşif heyetine dahil edilecek fotoğrafçı bilirkişiden dava konusu taşınmazı çevresi ile birlikte gösterecek şekilde yakın plan ve panoramik fotoğraflar çektirilerek bu fotoğraflar dosya içine alınmalıdır. Ayrıca imar planı kapsamında kalan taşınmazların zilyetlikle kazanılabilmesi için 3402 sayılı Yasanın 17. maddesinin son fıkrası uyarınca, taşınmazın imar planı kapsamına alındığı tarihe kadar, davacı lehine zilyetlikle edinme koşullarının gerçekleşmesi gerektiğinden taşınmazın sınırları içinde bulunduğu Çarıklar Belediye Başkanlığından imar planı kapsamında olup olmadığı, imar planı kapsamında ise imar planının niteliği ve kesinleşme tarihi sorulmalı, TMK.nun 713/ 3. maddesi gereğince yasal ilanlar yaptırılmalı, tescil davasının konusunu ancak tapusuz taşınmazlar oluşturacağından ve çifte tapunun önlenmesi bakımından teknik bilirkişi tarafından düzenlenen krokide eklenmek suretiyle taşınmazın tapulu yerlerden olup olmadığı Anamur Tapu sicil Müdürlüğünden sorulmalı, DSİ tarafından ıslah çalışması kapsamında yapılan bir sedde bulunup bulunmadığı, bulunuyor ise hangi tarihte yapıldığı DSİ Bölge Müdürlüğünden sorularak, seddenin yapım tarihi ile dava tarihi arasında 20 yıllık sürenin bulunup bulunmadığı göz önünde bulundurulmalı ve müdahil davacılar ile satıcıları yönünden 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi gereğince belgesizden edinilen taşınmaz bulunup bulunmadığı, Kadastro, Tapu ve Hukuk Mahkemeleri Yazı işleri Müdürlüklerinden sorularak, varsa buna ilişkin kadastro tutanakları, tapu kayıtları ve dava dosyasının getirtilerek maddedeki sulu arazide 40 ve kuru arazide 100 dönümlük limitlerin aşılıp aşılmadığı belirlenmeli, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca ulaşılması gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Asli müdahiller vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı görülen yerel mahkeme hükmünün asli müdahiller yönünden teknik bilirkişi raporunda A ve B harfleri ile gösterilen taşınmaz bölümüne hasren 6100 sayılı ...nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK.nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire İlamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve aşağıda dökümü bulunan 18,40 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 2,75 TL'nin temyiz eden davacılar ve müdahil davacılardan ayrı ayrı alınmasına 05.07.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2012/7435 E., 2012/8479 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
laşıma tabi tutulup tutulmadığı yapılan paylaşım, satış, bağış veya miras payının devri biçiminde davacıya dava konusu yerin düşüp düşmediği, düşmüş ise, bulunduğu bu haliyle davanın yürütülmesi, aksi halde terekeye dahil bir taşınmaz için TMK.nun 701 ve 702.maddeleri gereğince davacının tek başına üçüncü kişi durumunda bulunan davalılara karşı aktif dava açma sıfat ve hukuki ehliyeti bulunmadığı
8. Hukuk Dairesi         2012/7435 E.  ,  2012/8479 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Tescil ... ile Hazine ve ... aralarındaki tescil davasının kabulüne dair ... Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 03.02.2010 gün ve 475/68 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü: KARAR Davacı vekili dava dilekçesinde; kadastro çalışmaları sırasında taşlık niteliğiyle tespit dışı bırakılan 95 dönümlük taşınmazın vekil edeni tarafından ıslah edilerek tarıma elverişli hale getirildiğini, aralıksız, çekişmesiz yaklaşık 30 yıldan beri kullandığını açıklayarak mevkii ve sınırlarını açıkladığı taşınmazın vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu, taşlık niteliğiyle tespit dışı bırakıldığını, imar – ihya ve zilyetlikle edinilecek yerlerden olmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Davalı ... Kişiliğine dava dilekçesi tebliğ edilmiş ve 3.4.2008 tarihli yazılarında, dava konusu yapılan taşınmazın ...’e ait ekili ve dikili arazi olduğunu, köy tüzel kişiliğiyle bir ilgisinin bulunmadığını açıklamıştır. Mahkemece, teknik bilirkişiler ...ve ...tarafından düzenlenen rapor ve krokide, A harfiyle gösterilen toplam 29189 m2'lik taşınmazın kabulü ile davacı ... adına tapuya tesciline karar verilmesi üzerine, hüküm davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, kadastrodan önceki kazanmayı sağlayan zilyetlik, muristen intikal, imar ve ihya hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK. nun 713/1, 996, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve 17. maddeleri gereğince açılan tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ise de, davacı tarafın aktif dava ehliyetinin olup olmadığı hususu üzerinde durulmadığı gibi, yapılan araştırma ve inceleme de hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Üç yerel bilirkişinin birlikte dinlenilmesi de usule aykırıdır. HUMK.nun ve HMK.nunda tanıklar hakkında yer alan hükümler aynı zamanda yerel bilirkişiler hakkıda da uygulanır. HMK. nun 261. maddesi hükmü uyarınca, tanıkların ayrı ayrı dinlenilmesi öngörülmüş olup, yerel bilirkişilerin mahkemece birlikte dinlenilmeleri anılan madde hükmüne aykırıdır. Ayrıca, dava konusu taşınmazın tapuda kayıtlı yerlerden olup olmadığı da Tapu Sicil Müdürlüğünden sorulmamıştır. Aksi halde, çifte tapuya yol açar. Bu nedenle teknik bilirkişilerin rapor ve krokisi eklenmek suretiyle dava konusu yerin tapuda kayıtlı yerlerden olup olmadığının Tapu Sicil Müdürlüğünden sorulması gerekmektedir. Davacı taraf dava dilekçesinde tanık deliline dayandıkları halde, yargılama tutanakları üzerinde yapılan incelemede tarafların tanık ve delillerini bildirmeleri konusunda herhangi bir imkanın tanınmadığı gibi keşif ara kararında tanıkların ne şekilde çağrılıp dinlenileceği konusunda bir açıklamaya da yer verilmemiştir. (HMK. m. 243, 244, 259). Davacı vekili dava dilekçesinde taşınmazın kimden vekil edenine kaldığı konusunda herhangi bir açıklamada bulunmamış, keşifte birlikte dinlenen yerel bilirkişiler ise dava konusu yerin davacının babasından kaldığını, üç kardeş olduklarını ve üç kardeş arasında yapılan paylaşım sonucu herkesin kendi yerini kullandığını bildirmişler, murisin başka mirasçısının bulunup bulunmadığı konusunda herhangi bir açıklamada bulunmamışlardır. Bu nedenle muris ...’e ait veraset belgesinin alınması için davacı tarafa süre ve imkan tanınması, veraset belgesi sunulduğunda üç kardeş dışında başka mirasçıların olduğunun belirlenmesi halinde murisin ölümünden sonra terekesinin tüm mirasçıların katılımıyla paylaşıma tabi tutulup tutulmadığı yapılan paylaşım, satış, bağış veya miras payının devri biçiminde davacıya dava konusu yerin düşüp düşmediği, düşmüş ise, bulunduğu bu haliyle davanın yürütülmesi, aksi halde terekeye dahil bir taşınmaz için TMK.nun 701 ve 702.maddeleri gereğince davacının tek başına üçüncü kişi durumunda bulunan davalılara karşı aktif dava açma sıfat ve hukuki ehliyeti bulunmadığı düşünülerek davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir. TMK.nun 701 ve 702.maddeleri gereğince tereke elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi olup, mirasçıların belirlenmiş payları bulunmamaktadır. TMK.nun 702.maddesi gereğince tasarrufi işlemlerde oybirliği aranır. Dava da bir tasarrufi işlem olup, üçüncü kişilere karşı tüm mirasçıların birlikte açmaları zorunludur. Öte yandan tarafların tanık ve delillerini bildirmeleri konusunda kendilerine süre ve imkan tanınması, yeniden yapılacak keşifte yerel bilirkişi ve tanıkların HMK.nun 243, 244 ve 259.maddeleri gereğince davetiyeyle keşif yerine çağrılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle keşif yerinde dinlenilmeleri, miras bırakan ve mirasçılarının dava konusu taşınmazın imar ve ihyasına hangi tarihte başladıkları imar-ihyayı ne şekilde sürdürdükleri, imar ve ihyanın hangi tarihte tamamlandığı konularının yerel bilirkişi ve tanıklardan sorulmak suretiyle açıklığa kavuşturulması, dava konusu taşınmaza komşu 63 ve 54 sayılı parsellere revizyon gören vergi kayıtlarının bulundukları yerden getirtilerek dosya arasına konulması, teknik, yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığıyla zemine uygulanması, komşu parsellere ait vergi kayıtlarının taşınmaz yönünü ne gösterdikleri üzerinde durulması, teknik bilirkişiye krokisi üzerinde işaret ettirilmesinin sağlanması, teknik bilirkişiden gerekçeli ve denetime açık rapor alınmalıdır. Dosya arasında bulunan kadastro teknisyeni Recep Yıldız imzalı krokide taşınmazın bitişiğinde yer alan 56 sayılı parselin taşınmaz yönü orijinal paftada “kayalık” yazılı olup, teknik bilirkişiler ise aynı yönü hükme esas alınan raporlarında tapulama harici yer olarak göstermişlerdir. Kadastro Müdürlüğünden gelen karşılık yazıda ise taşınmazın ne niteliğiyle tespit dışı bırakıldığının bilinmediği açıklanmıştır. Bu durum karşısında taşınmazın niteliği konusunda güçlü bir duraksama söz konusudur. Bu nedenle davanın açıldığı 01.11.2007 tarihinden geriye doğru en az 20 yıl öncesine ait (1977-1987 yılları arası) iki ayrı zamanda çekilmiş hava fotoğraflarının bulundukları yerden getirtilerek dosyaya eklenmesi, jeodezi ve fotoğrametri mühendisi aracılığıyla keşifte zemine uygulanması, hava fotoğraflarının stereoskopik aletle üç boyutlu olarak incelemeye tabi tutulması, hava fotoğraflarının çekildikleri tarihlere göre dava konusu taşınmazın kayalık ve taşlık yerlerden olup olmadığı, imar ve ihya edilip kültür arazisi haline getirilip getirilmediği, imar ve ihyanın hangi tarihte tamamlandığı konularında uzman bilirkişiden gerekçeli ve denetime açık rapor alınması, daha önce götürülmeyen başka bir ziraat mühendisi ve yüksek mühendisi aracılığıyla dava konusu taşınmaz ve çevresindeki arazinin toprak yapısı birlikte incelenmek suretiyle dava konusu yerin kültür arazisi haline getirilen yerlerden bulunup bulunmadığı içindeki kayalar ve taşların toprağa olan oranı belirtilmek suretiyle aynı şekilde gerekçeli karşılaştırmalı Yargıtay ve tarafların denetimine açık rapor istenmesi gerekmektedir. Bundan ayrı, miras bırakan ... ile davacı ve veraset belgesinde yer alan tüm mirasçılar bakımından 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14.maddesi gereğince miktar araştırmasının yapılması, belgesizden taşınmaz edinip edinmediklerinin Tapu Sicil ve Kadastro Müdürlüğü ile zilyetliğe dayalı tescil davaları açıp açmadıklarının o yer Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüğünden sorulması, belgesizden edinilen taşınmazlara ait kadastro tutanakları ve tapu kayıtlarının Tapu Sicil Müdürlüğünden, zilyetliğe dayalı tescil davalarına ilişkin dosyaların ise ait olduğu mahkemelerden getirtilerek miktar sınırlandırılması yönünden göz önünde bulundurulması, 3402 sayılı Kadastro Kanununun Değişik 14/2.maddesi gereğince kuru-sulu araştırmasının yapılması, ondan sonra tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken dava koşulu göz ardı edilerek ve eksik incelemeyle hüküm kurulmuş bulunması doğru değildir. Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK. nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK.nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK.nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine 03.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2012/1786 E., 2012/7377 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
TMK.nun 640/2 ve 702/2 maddelerine göre, mirasçılar terekeye elbirliği ile sahip olurlar ve bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler.
8. Hukuk Dairesi         2012/1786 E.  ,  2012/7377 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Tescil ... ile Hazine ve ... aralarındaki tescil davasının kısmen kabulüne dair Midyat Sulh Hukuk Mahkemesinden verilen 17.01.2012 gün ve 250/25 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü: KARAR Davacı vekili dava dilekçesinde; mevki ve sınırlarını bildirdiği bir parça taşınmazın davacı tarafından imar-ihya edilerek bağ haline getirildiğini ve 25 yıldan beri davacının zilyetliğinde bulunduğunu açıklayarak davacı adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı Hazine vekili, dava konusu yerin kıraç, kayalık vasfında olup Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunduğundan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuş, davalı ... usulüne uygun tebligata rağmen cevap vermediği gibi yargılamaya da iştirak etmemiştir. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile davacı ve kardeşlerine babalarından intikal eden taşınmaza ilişkin kardeşler arasında taksim bulunmadığından davacı adına miras payı oranında tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, imar-ihya, kazanmayı sağlayan eklemeli zilyetlik hukuki sebeplerine dayalı olarak TMK.nun 713/1, 996 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. ve 17.maddeleri gereğince açılan tescil isteğine ilişkindir. Dosyada bulunan 11.10.2010 tarihli teknik bilirkişi raporuna göre dava konusu taşınmaz Acırlı beldesi sınırları içinde bulunan tescil harici yerlerden olup, mahkemece taşınmazın hangi nedenle tescil harici bırakıldığı, tapulu yerlerden olup olmadığı, imar planı kapsamında ise, imar planının hangi tarihte kesinleştiği araştırılmamıştır. Mahallinde 08.10.2010 tarihinde yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar, dava konusu taşınmazın davacıya babasından kaldığını bildirmiş iken, hangi nedenle tescil harici bırakıldığını, taşınmazın kadastrodan sonra kim tarafından ne şekilde ve hangi tarihler arasında imar ihya edildiğini açıklamamışlardır. Öte yandan davacı taşınmazın kendisine babasından kaldığını ileri sürmüş, keşif mahallinde dinlenen yerel bilirkişi ile tanıklar aksime ilişkin herhangi bir beyanda bulunmamış ancak, 22.03.2011 tarihli yargılama oturumuna iştirak ederek taşınmazın davacının babasına ait iken babasının ölümünden sonra mirasçılar arasında taksim yapıldığını duyduklarını bildirmişlerdir. Hal böyle iken mahkemece taşınmazın babadan kaldığı, davacı lehine imar-ihya ve eklemeli kazanmayı sağlayan zilyetlikle edinme şartlarının gerçekleştiği kabul edilmiş ancak hüküm kurulurken taksim bulunmadığının kabulü ile taşınmazın davacının babasına ait veraset ilamındaki payı oranında davacı adına tapuya tesciline karar verilmiştir. TMK.nun 640/2 ve 702/2 maddelerine göre, mirasçılar terekeye elbirliği ile sahip olurlar ve bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler. Tasarruf işlemleri için ortakların oybirliği ile karar vermeleri gerekir. Tereke murisin ölüm tarihi itibariyle elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi olduğuna göre öncelikle taksimin üzerinde durulmalıdır. Bu halde mahkemece yapılacak iş; yeniden yapılacak keşifte yerel bilirkişi ve tanıklar ...nun 243 ve 244. maddeleri gereğince keşif yerine davetiyeyle çağrılmalı, aynı Kanunun 259 ve 290/2. maddeleri uyarınca uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle yerel bilirkişi ve tanıklar keşif yerinde dinlenmeli, dava konusu taşınmazın kim tarafından hangi tarihte imar ve ihyasına başlandığı, imar ve ihyanın ne şekilde sürdürüldüğü, hangi tarihte tamamlandığı ve tarımsal amaçlı zilyetliğin hangi tarihte başladığı hususları ile kazanmayı sağlayan zilyetlik koşulları ve babadan kalan taşınmazın mirasçılar arasında taksim edilip edilmediği yerel bilirkişi ve tanıklardan sorularak açıklığa kavuşturulmalı, beyanlar arasında çelişki bulunması halinde ...nun 261. maddesi gereğince giderilmesine çalışılmalı, tanık ve bilirkişi sözleri ilmi esaslara göre hazırlanan bilirkişi raporlarıyla denetlenmelidir. Taksimin varlığı halinde diğer kazanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde durulmalıdır. Taksimin davacı tarafından ispatlanmaması halinde; Yukarıda açıklandığı üzere miras bırakan Yusuf Boşal'ın ölüm tarihine göre mirasçılar terekeye elbirliği ile sahip olurlar ve bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler. Murisin terekesi üzerinde mirasçıların TMK.nun 701 ve 702. maddelerine göre, belirlenmiş payları olmayıp, her birinin payı, taşınmazın tamamı üzerinde söz konusudur. TMK.nun 702. maddesi uyarınca tasarrufi işlemlerde oybirliği aranır. Dava da bir tasarrufi işlem olduğundan tüm mirasçıların üçüncü kişi durumunda bulunan Hazineye karşı birlikte dava açmaları zorunludur. Davacı, dava konusu tescil harici taşınmazın sadece kendi adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir. Bu haliyle davacının tek başına davalı ... karşı dava açma sıfatı ve yetkisi bulunmamaktadır. Dava dışı kalan mirasçıların, böyle bir davada 11.10.1982 gün ve 3/2 sayılı YİBK'na göre, sonradan muvafakatlarının alınması ya da miras şirketine mümessil tayini suretiyle dava koşulunun yerine getirilmesi de mümkün bulunmadığından dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmelidir. Ayrıca imar planı kapsamında kalan taşınmazların zilyetlikle kazanılabilmesi için 3402 sayılı Yasanın 17. maddesinin son fıkrası uyarınca, taşınmazın imar planı kapsamına alındığı tarihe kadar, davacı lehine zilyetlikle edinme koşullarının gerçekleşmesi gerektiğinden taşınmazın sınırları içinde bulunduğu Acırlı Belediye Başkanlığından imar planı kapsamında olup olmadığı, imar planı kapsamında ise, imar planının niteliği ve kesinleşme tarihi sorulmalı, tescil davasının konusunu ancak tapusuz taşınmazlar oluşturacağından ve çifte tapunun önlenmesi bakımından teknik bilirkişi tarafından düzenlenen krokide eklenmek suretiyle taşınmazın tapulu yerlerden olup olmadığı Midyat Tapu sicil Müdürlüğünden sorulmalı, aynı şekilde kroki eklenmek suretiyle taşınmazın hangi tarihte ve hangi nedenle tescil harici bırakıldığı kadastro müdürlüğünden sorularak, zilyetlikle edinilebilecek yerlerden olup olmadığı ve kazanmayı sağlamaya yeterli zilyetlik süresinin geçip geçmediği göz önünde bulundurulmalı ve ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca ulaşılması gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı görülen hükmün 6100 sayılı ...nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK.nun 440/III-2 bendi gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 13.09.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2012/6199 E., 2012/12868 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
K ve L harfleriyle belirlenen yerler muristen kaldığına ve muris 1980 yılında öldüğüne göre terekesi TMK.nun 701 ve 702. maddeleri gereğince elbirliği mülkiyet hükümlerine tabidir.
8. Hukuk Dairesi         2012/6199 E.  ,  2012/12868 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Tescil ... ve ... ile Hazine ve Hıdırşeyh Köyü Tüzel Kişiliği aralarındaki tescil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Polatlı 2. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 17.01.2012 gün ve 265/4 ... hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılar Hazine vekili ile Hıdırşeyh Köyü Tüzel Kişiliği temsilcisi taraflarından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü: KARAR Davacılar vekili dava dilekçesinde, mevkii ve sınırlarını açıkladıkları taşınmazı vekil edenlerinin zilyet ve tasarrufunda bulunduğunu, önceleri miras bırakanları ...tarafından kullanıldığını, ...’ın 1980 yılında ölmesi üzerine davacıların müştereken tasarruf ettiklerini, kadastro çalışmaları sırasında taşlık niteliğiyle tespit harici bırakıldığını açıklayarak toplam 49810 m2 yüzölçümlü taşınmazın TMK.nun 713. maddesi gereğince ½ oranında davacılar adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde, taşınmazın kazanmayı sağlayan zilyetlik ve imar ihya ile edinilecek yerlerden olup olmadığının araştırılması gerektiğini, kazanma koşullarının oluşmaması halinde davanın reddine karar verilmesini, 01.04.2011 havale tarihli dilekçesiyle de teknik bilirkişinin krokisinde G ve H harfiyle işaretli yerlerin Hazine adına tapuya kayıt ve tescilini istemiştir. Davalı ... Tüzel Kişiliğini temsilen köy muhtarına dava dilekçesi tebliğ edilmesine karşın yargılama oturumlarına katılmamıştır. Mahkemece, “harita yüksek mühendisi Ömer Yurdakul’un 01.04.2010 tarihli raporuna ekli krokisinde K ve L harfleriyle işaretli yerler bakımından davanın kabulüne, davacılar adına tapuya kayıt ve tesciline, davacıların fazlaya ilişkin isteğinin reddine, 05.06.2009 tarihli aynı bilirkişiye ait ek raporda; G ve H harfleriyle belirlenen yerlerin davalı Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi üzerine, hükmün, davacılar adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilen krokide K ve L harfleriyle gösterilen bölümleri davalı Hazine vekili ve Köy Tüzel Kişiliği temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir. Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik imar ve ihya hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK.nun 713/1,999, 3402 ... Kadastro Kanununun 14 ve 17. maddeleri gereğince açılan tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, krokide K ve L ile, G ve H harfleriyle gösterilen yerler bakımından davanın kabulüne karar verilmiş ise de; dava koşulu üzerinde durulmadığı gibi, K ve L harfleri yönünden yapılan araştırma ve incelemede hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Davacılar adına kabulüne karar verilen K ve L harfleriyle işaretlenen taşınmaz bölümlerinin 1980 yılında ölen davacıların babası ...’dan kaldığı, uyuşmazlık konusu değildir. Davacılar vekili dava dilekçesinde, taşınmazın ...’dan kaldığını bildirmiş ancak, davacılara intikal biçimi konusunda herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar ise, dava konusu yerlerin davacıların babasından kaldığını ve davacıların diğer kardeşlerinin Polatlı’da oturmadıklarını bildirmişler, açıklanan yerlerin muristen davacılara intikali hususunda herhangi bir beyanda bulunmamışlardır. K ve L harfleriyle belirlenen yerler muristen kaldığına ve muris 1980 yılında öldüğüne göre terekesi TMK.nun 701 ve 702. maddeleri gereğince elbirliği mülkiyet hükümlerine tabidir. Elbirliği mülkiyetinde mirasçıların belirlenmiş payları olmayıp, her birinin payı taşınmazların tamamı üzerinde söz konusudur. Davacılar bakımından kabulüne karar verilen taşınmaz bölümleri satış, bağış, miras payının devri yada terekenin paylaşımı sonucu davacılara kalmış ise, davanın bulunduğu bu hali ile yürütülmesi ve aşağıda belirtilecek eksikliklerin yerine getirilmesi zorunludur. Şayet anılan taşınmaz bölümleri belirtilen yollardan herhangi biri ile davacılara kalmamış ve tereke kapsamında kalan yerlerden ise, bu takdirde TMK.nun 702. maddesi uyarınca terekeye dahil bir taşınmaz için bir veya birkaç mirasçının tek başına 3. kişi durumunda bulunan davalılara karşı aktif dava açma sıfat ve hukuki ehliyetleri bulunmadığından ve sadece kendi adlarına tescil isteğinde bulunduklarından davanın reddine karar verilmesi düşünülmelidir. Çünkü TMK.nun 702. maddesinde tasarrufi işlemlerde oybirliği aranır. Davada bir tasarrufi işlem olup, tüm mirasçıların birlikte 3. kişilere karşı dava açması gerekir. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, dava konusu ve kabulüne karar verilen yerler 1955 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında taşlık, kayalık, tepelik gibi tarıma elverişli olmayan yerler kapsamında tespit harici bırakıldığı belirlenmiştir. Taşınmazın belirlenen bu niteliğine göre imar ve ihyaya muhtaç yerlerden olduğunun kabulü gerekir. Bu nedenle 3402 ... Kadastro Kanununun 17. maddesinde imar ve ihya için öngörülen tüm olumlu ve olumsuz koşulların araştırılıp belirlenmelidir. Dava, 22.03.2007 tarihinde açıldığına göre bu tarihten geriye doğru en az 20-30 yıl öncesine ait ( 1970-1987 yılları arası) iki ayrı zamanda çekilmiş yüksek çözünürlü hava fotoğraflarının Harita Genel Komutanlığından, aynı tarihler arasında düzenlenen fotoplan, fotometrik ve fotogrametrik paftaların ise, İl Kadastro Müdürlüğünden, dava konusu taşınmazlara komşu 407, 409, 421, 427, 417, 429, 428, 828, 887, 489, 490, 494, 495,496, 833 ve 834 ... kadastro parsellerine ait kadastro tutanak ve ekleri ile kadastro sırasında bu parsellere revizyon gören tapu ve vergi kayıtlarının, bulundukları yerlerden getirtilerek dosya arasına konulması, komşu 487, 488 ve 501 ... parsellerin tapu kayıtlarının hükmen oluştuğu gelen tapu kayıtlarından anlaşıldığından, bu parsellere ait hüküm dosyalarının Tapu Sicil Müdürlüğünden veya bulundukları yerden getirtilerek dosyaya eklenmesi, yeniden yapılacak keşifte uzman bilirkişi, jeodezi ve fotogrametri uzmanı mühendis, teknik, yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığıyla açıklanan hava fotoğrafları, Kadastro Müdürlüğünden getirtilecek paftalar ve komşu parsellere ait tapu ve vergi kayıtları ile komşu parsellere ilişkin hüküm dosyalarına ait teknik bilirkişi raporlarının keşifte uygulanması, hava fotoğraflarının çekildikleri, Kadastro Müdürlüğünden gelen paftaların ise, düzenlendikleri ( 1970-1987 yılları arasında düzenlenen paftalar olacak) tarihlere göre dava konusu taşınmaz bölümlerinin kültür arazisi niteliğinde bulunup bulunmadığı, imar ve ihyasının tamamlanıp tamamlanmadığı veya hangi nitelikte bulundukları konusunda uzman bilirkişilerden tarafların ve Yargıtay’ın denetimine açık gerekçeli rapor alınması, komşu parsellere revizyon gören tapu ve vergi kayıtları ile hüküm dosyalarına ait teknik bilirkişi raporlarının taşınmaz yönlerini ne gösterdikleri üzerinde durulması, teknik bilirkişiye krokisi üzerinde işaret ettirilmesinin sağlanması, yerel bilirkişi ve tanıkların HMK.nun 243, 244, 259 ve 290/2. maddeleri gereğince, keşif yerine davetiyeyle çağırılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle keşif yerinde dinlenilmeleri, davacılar ile miras bırakanlarının hangi tarihte taşınmazın imar ve ihyasına başladıkları, imar ve ihyayı ne şekilde sürdürdükleri ve hangi tarihte imar ve ihyanın tamamlandığı konularında yerel bilirkişi ve tanıkların bilgilerine başvurularak belirlenmesi, imar ve ihyanın tamamlandığı tarihten tespit tarihine kadar 20 yıllık kazanma süresinin dolup dolmadığının hesaplanması, daha önce götürülmeyen başka bir uzman bilirkişi ziraat mühendisi aracılığıyla taşınmaz ve çevresinin toprak yapısı incelenerek yukarıdaki açıklamalarda göz önünde tutularak kendilerinden gerekçeli, denetime açık, karşılaştırmalı rapor istenmesi, bir önceki bilirkişinin raporundaki gerekçelerde eleştirilerek aynı konuda görüşünün ortaya konulmasının istenilmesi, yerel bilirkişi ve tanık beyanları arasında çelişki bulunduğu takdirde HMK.nun 261. maddesi uyarınca yüzleştirilmek suretiyle aykırılığın giderilmesi, çifte tapu oluşumunun önlenmesi bakımından teknik bilirkişilerin rapor ve krokisi eklenmek suretiyle krokide K ve L harfleriyle saptanan yerlerin tapuda kayıtlı yerlerden olup olmadığı hususunun Tapu Sicil Müdürlüğünden sorulması ve yazı cevabının dosya ile birleştirilmesi gerekmektedir. Öte yandan, terekenin elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi olduğunun ve mirasçılar arasında terekenin paylaşılmadığının saptanması halinde, muris ve tüm mirasçılarının 3402 ... Kanunun 14. maddesindeki sınırlamalar karşısında tek kişi sayılması gerektiği gözetilerek 3402 Kadastro Kanununun 14. maddesi uyarınca davacılar muris Sadık ve diğer tüm mirasçıları bakımından miktar araştırılmasının yapılması, murise ait veraset belgesinin alınıp dosyaya sunulması için davacılara süre ve imkan tanınması, miras bırakan ve mirasçılarının belgesizden taşınmaz edinip edinmediklerinin Kadastro ve Tapu Sicil Müdürlüğü ile zilyede dayalı tescil davası açıp açmadıklarının o yer Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüğünden sorulması, belgesizden edinilen taşınmazlara ait tapu kayıtları ile kadastro tutanaklarının Tapu Sicil Müdürlüğünden, zilyetliğe dayalı olarak açılmış tescil davalarına ait dosyaların ise, bulundukları mahkemelerden getirtilerek miktar sınırlamaları yönünden gözönünde bulundurulması, davacılar bakımından kabul edilen taşınmaz bölümlerinin peyderpey kullandıkları yerleri genişletmek suretiyle elde ettikleri gözönünde bulundurularak sonraki zamanlarda açılan bu taşınmaz bölümlerinin ayrıca belirlenmesi, kroki üzerinde gösterilmesi, miktarlarının teknik bilirkişiye hesaplattırılması, HMK.nun 290/2. maddesi uyarınca birlikte keşfe götürülecek bir fotoğrafçı aracılığıyla taşınmaz ve çevresinin yakın plan ve panoramik fotoğrafları çektirilip mahkemece onaylandıktan sonra dosya arasına konulması gerekir. Bundan ayrı davacının gösterdiği 5 tanıktan 2‘sinin dinlendiği, 3 kişinin ise dinlenmediği belirlenmiştir. Taşınmazın niteliği, imar ve ihya konusunda duraksama söz konusu olduğu davacı tarafın herhangi bir vazgeçmesi olmadığı halde mahkemece herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin diğer tanıkların dinlenilmemesi doğru değildir. zilyetlik maddi olaylardan olup 3402 ... Kadastro Kanununun 14/1. maddesi uyarınca yerel bilirkişi ve tanık dahil her türlü delil ile kanıtlanması mümkündür. Aynı biçimde mahkemece belirlenen yerel bilirkişi listesinde 5 kişinin ismi bulunduğu halde keşifte liste dışı sadece 1 yerel bilirkişinin dinlenmesi de usule aykırıdır. Aynı gerekçeyle yerel bilirkişilerinde yukarıda açıklandığı biçimde çağrılıp dinlenmeleri davetiye ile gelmedikleri takdirde HMK.nun 245. maddesinin göz önünde tutulması düşünülmelidir. Davalı Köy Tüzel Kişiliği temsilcisinin G ve H harflerine yönelik yerlerin temyiz itirazlarına gelince dosyadaki bilgi ve belgeler ile uzman bilirkişi ziraat mühendisi raporunun kapsamına göre, G ve H harfiyle gösterilen yerler içerisinde bulunmaması gereken taş yığınlarına ve parselin kenar kısımlarında mera bitkilerine rastlanıldığı anlaşılmaktadır. Şu halde G ve H harfleriyle gösterilen taşınmaz bölümleri TMK.nun 715 ve 3402 ... Kadastro Kanununun 16/C maddesi kapsamında kalan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olup, özel mülkiyete konu olamayacak ve TMK.nun 999.maddesi gereğince tapu tescili mümkün olamayacak yerlerden olması nedeniyle Hazine adına tesciline karar verilmesi anılan Kanun hükümlerine ve taşınmaz bölümlerinin niteliğine aykırı bulunmaktadır. Hazine adına tescile karar verilecek yerlerinde anılan maddeler kapsamında kalmayan ve özel mülkiyete konu olabilecek yerlerden olması esastır. Bu nedenle bu taşınmaz bölümleri yönünden Hazinenin tescil isteğinin reddine karar verilmesi gerekirken özel mülkiyete konu olacak biçimde kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir. Sözü edilen G ve H harfiyle işaretlenen bölümlerin mera niteliğinde bulunması ve özel mülkiyete konu olamayacak yerlerden olması gözetildiğinde bu kısımlara yönelik olarak davalı Köy Tüzel Kişiliğinin kararı temyiz etmesinde hukuki yararı bulunmaktadır. Çünkü meraların mülkiyeti Hazineye ait ise de, kullanım (intifa) hakkı ait olduğu köy veya belde halkına aittir. Davalı Hazine vekili ile Köy Tüzel Kişiliği temsilcisinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 ... HMK. nun geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 ... HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK.nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK.nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 21.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.