4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 703

Türk Medeni Kanunu 703. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 703- Elbirliği mülkiyeti, malın devri, topluluğun dağılması veya paylı mülkiyete geçilmesiyle sona erer. Paylaştırma, aksine bir hüküm bulunmadıkça, paylı mülkiyet hükümlerine göre yapılır. İKİNCİ BÖLÜM TAŞINMAZ MÜLKİYETİ BİRİNCİ AYIRIM TAŞINMAZ MÜLKİYETİNİN KONUSU, KAZANILMASI VE KAYBI A. Taşınmaz mülkiyetinin konusu

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

14 karar eşleşti
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 703 ]
Hukuk Genel Kurulu 2009/1-575 E., 2009/618 K. Hukuk Genel Kurulu 2009/1-575 E., 2009/618 K. - MUVAZAA NEDENİNE DAYALI TAPU İPTALİ VE TESCİL- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 701 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 702 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 703 ] - 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 307 ] - 743 S. TÜRK KANUNU MEDENİSİ (MÜLGA) [ Madde 581 ] - 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 18 ] - 1086 S. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) [ Madde 74 ] "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki "muvazaa nedenine dayalı tapu iptali ve tescili" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bolu 1.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın açılmamış sayılmasına ve kabulüne dair verilen 22.04.2008 gün ve 2007/286 Esas, 2008/123 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 09.03.2009 gün ve 2009/1249 Esas, 2009/2932 Karar sayılı ilamı ile, ("… …Dava, Borçlar Kanununun 18. maddesinden kaynaklanan muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı pay oranında iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda davacıların miras bırakanı M..... D....'dan gelen miras paylarına yönelik açılan davanın kabulüne karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Ancak, davacılardan Ş...... yargılama sırasında 11.01.2004 tarihinde vefat etmiş, mirası davacılara ve dava dışı A..., U..., Ş...., A...., E... ve S...'e kalmıştır. Dava, dava dışı anılan mirasçılara ihbar edilmiş bu mirasçılardan A...., E... ve S...'in ilk karardan sonra açtıkları dava eldeki dava ile birleştirilmiştir. Bu durumda Ş......'in terekesi elbirliği mülkiyetine tabi bulunduğundan diğer mirasçılarına da tebligat yapılmış olmakla iştirakin sağlandığı kabul edilmelidir. Ne var ki; mahkemece davacı Ş...... mirasçıları A..., Ş...., U..., R...., E... ve S... yönünden davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği halde, aynı kararın 2. bendinde bu kez E..., S... ve R....tarafından açılan davanın ara muris Ş......'den gelen payı da kapsar biçimde kabulü yönünde hüküm kurulmuştur. Anılan hüküm davacılar tarafından temyiz edilmeyip, yalnızca davalı tarafından temyiz edildiğine göre, aleyhe bozma yasağı ilkesi gereği davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararın davalıya sağladığı usuli kazanılmış hakların gözetilmesi gerektiği açıktır. Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan hususlar nazara alınmak suretiyle iptali gereken payların yeniden belirlenmesi ve yargılama giderleri ile avukatlık parasının da buna göre düzenlenmesi gerekirken bu yönler gözardı edilerek yazılı biçimde karar verilmesi doğru değildir.… …") gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Davalı vekili. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, Borçlar Kanununun 18.maddesinden kaynaklanan muris muvazaası hukuki nedenine dayalı pay oranında tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir. Davacılar S......, Ç...., Ö...., A.... ve Ş...... vekili, müvekkillerinin miras bırakanı M..... D....'ın 251 ada 26 parsel sayılı taşınmazı yeğeninin eşi davalıya ölümünden kısa bir süre önce, mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı olarak satış suretiyle temlik ettiğini ileri sürerek, satış işleminin iptali ile müvekkilleri adına miras payları oranında tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı A......, taşınmazı bedelini ödemek suretiyle satın aldığını, satış bedelini bankaya yatırdığını belirterek, davanın reddini savunmuştur. Davacılardan Ş......, yargılama sırasında 11.01.2004 tarihinde vefat etmiş, mirası davacılara ve dava dışı A..., U..., Ş...., R...., E... ve S...'e kalmıştır. Dava, dava dışı anılan mirasçılara tebligat yapılmak suretiyle ihbar edilmiştir. Dava, kendilerine ihbar edilen mirasçılardan hiçbiri davaya cevap vermedikleri gibi duruşmalara da katılmamışlardır. Mahkemece, dava sırasında ölen davacı Ş......'in davayı takip etmeyen mirasçıları A..., U..., Ş...., R...., E... ve S... yönünden davanın açılmamış sayılmasına, diğer davacılar yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı vekilinin hükmü temyizi üzerine karar, Özel Dairece muris M.....'in davalıya yapmış olduğu temlikin terekeden mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olması nedeniyle bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının reddine, ancak davacı S...... dışındaki mirasçıların miras payları aşılmak suretiyle iptal ve tescil kararı verilmiş olması ile bazı mirasçıların soyadlarında ve davalının isminin infazda tereddüt oluşturacak şekilde yanlış yazıldığı gerekçesi ile davalı yararına bozulmuştur. Kök muris M..... ile yargılama sırasında ölen davacı Ş...... mirasçılarından R...., E... ve S... tarafından mahkemece verilen 14.12.2006 tarihli ilk karardan sonra ve 03.05.2007 tarihli birinci bozma kararından önce 08.03.2007 tarihinde davalı A...... aleyhine açtıkları dava, 14.12.2007 tarihinde eldeki asıl dava ile birleştirilmiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, davayı takip etmeyen mirasçılar yönünden davanın açılmamış sayılmasına, diğer davacılar yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı vekilinin hükmü temyizi üzerine karar, Özel Dairece, başlık bölümüne aynen alınan bozma ilamında açıklanan nedenlerle kısmen temyiz itirazlarının kabulüne karar verilerek, davalı yararına bozulmuştur. Mahkemece, davanın açılmamış sayılmasına karar verilen hallerde, usulü kazanılmış haklardan söz edilemeyeceği belirtilmek suretiyle, gerekçe genişletilerek direnme kararı verilmiştir. Davalı A...... ile mirasçı A... farklı kişiler olup, davalı A......'un mirasçı olmadığı hususunda ve davalıya yapılan temlikin muris muvazaasına dayalı olarak gerçekleştirildiği konusunda yerel mahkeme ile Özel Daire arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı Ş...... mirasçıları A..., Ş...., U..., R...., E... ve S... yönünden davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği halde, aynı kararın 2. bendinde bu kez E..., S... ve R....tarafından açılan birleşen davanın, ara muris Ş......'den gelen payı da kapsar biçimde kabulü yönünde hüküm kurulması ve anılan hükmün davacılar tarafından temyiz edilmeyip, yalnızca davalı tarafından temyiz edilmesine göre, aleyhe bozma yasağı ilkesi gereği davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararın davalı yönünden usuli kazanılmış hak sağlayıp sağlamayacağı noktasında toplanmaktadır. 1-Yerel mahkeme direnme kararının bir kısım mirasçılar yönüyle davanın açılmamış sayılmasına ilişkin hükmün değerlendirilmesinde; Asıl davada dayanılan kök muris M.....'in mirasçıları davacılar Ş......, S......, Ç...., Ö...., A.... ile dava dışı A..., Ş...., U..., R...., E... ve S...'dir. Yargılama sırasında ölen ara muris Ş......'in mirasçıları ise, asıl davadaki diğer davacılar S......, Ç...., Ö...., A.... ile birleşen davanın davacıları R...., E..., S... ve dava dışı olan A..., Ş...., U... olduğu dosyadaki veraset ilamlarından anlaşılmaktadır. Asıl davanın davacılarından Ş......, yargılama sırasında 11.01.2004 tarihinde ölmüştür. Bu durumda Ş......'in terekesi elbirliği mülkiyetine tabi bulunmaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, elbirliği (iştirak) halinde mülkiyet, yasa veya yasada gösterilen sözleşmeler uyarınca, aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin, bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olma durumudur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 701-703.maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi, ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da bulunmamaktadır. Mülkiyet, bir bütün olarak ortakların hepsine aittir. Başka bir deyişle, ortaklık tasfiye ile sona erinceye kadar ortaklardan her birinin ayrı bir mal veya hakkı olmayıp, hak sahibi ortaklıktır. Elbirliği (iştirak) halinde mülkiyet türünde malikler, mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil, ortaktır. Bu ilke, Türk Medeni Kanunun 701.maddesinde "Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır." biçiminde yer almıştır. Bu itibarla elbirliği (iştirak) halinde mülkiyette, ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Yasada veya elbirliği (iştirak) halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların (iştirakçilerin) oybirliği ile karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunludur. Türk Medeni Kanunun 702/2. maddesi "...Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir..." hükmünü getirmiştir. Ne var ki bu kural, uygulamada yumuşatılarak, 11.10.1982 tarih, 1982/3-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla bir ortağın tek başına dava açabileceği; ancak, davaya devam edebilmesi için öteki ortakların olurlarının alınması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığıyla davanın sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiştir. Türk Medeni Kanunun 702/4.maddesinde "...ortaklardan her biri, topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilir. Bu korumadan bütün ortaklar yararlanır..." hükmü öngörülmüştür. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu yürürlüğe girmeden önce elbirliği ile mülkiyet 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 581.maddesinde düzenlenmişti. Ancak uygulamada karşılaşılan bazı güçlüklerin giderilmesi için yeni düzenlemede Türk Medeni Kanununun 640.maddesine dördüncü fıkra eklenmiştir. Maddenin gerekçesinde de belirtildiği gibi, mirasta terekenin tabi olduğu elbirliği mülkiyetine yöneltilen en güçlü eleştiri, birlikte hareket etme zorunda olmaları nedeniyle mirasçıların bireysel olarak terekedeki hakların korunması amacıyla hareket edememeleriydi. Maddeye eklenen dördüncü fıkra, bu eksikliği giderme amacına yönelik olarak getirilmiştir. Olağan koruma eylemleri ve buna bağlı olarak onarımlar, mahsullerin toplanması bozulacak olanların satılması, acele olarak yapılması zorunlu bulunan işlemin yerine getirilmesi ile istihkak, elatmanın önlenmesi, tapu sicilinde hak sahipliğinin saptanması gibi taksimi mümkün olmayan talepler, ortaklardan her biri tarafından dava yoluyla ileri sürülebilir. Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulu'nun 16.2.2005 gün ve 2005/8-22 E.- 64 K. sayılı kararında da benimsenmiştir. Buna göre, davacı Ş......'in terekesi elbirliği mülkiyetine tabi olmakla diğer mirasçıların da, davaya katılmaları sağlandıktan sonra mirasçılardan yalnız biri tarafından da, görülmekte olan dava yürütülebilir. Bu durum, mirasçılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmasının tabi bir sonucudur. Zorunlu dava arkadaşlığının söz konusu olduğu hallerde, mahkeme hepsi hakkında aynı ve bir karar verir. Biri hakkında davanın reddine, diğeri hakkında ise davanın kabulüne karar veremez. Yani, dava konusu hukuki ilişki (hak veya borç) üzerinde dava arkadaşlarının birbirlerinden farklı biçimde hareket etmelerine imkân olmadığı gibi, mahkeme de dava arkadaşlarından biri veya bazısı hakkında diğerlerinden farklı bir karar veremez (Kuru, Baki-Arslan, Ramazan-Y....., Ejder: Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara 1995, 7.baskı, s.459). Bu durumda, davacı Ş......'in payı bakımından haklarında davanın açılmamış sayılmasına karar verilen ve hükmü temyiz etmeyen diğer mirasçılar A..., Ş...., U... yönüyle bu kişilerin payı için temyize gelen davalı hakkında verilen hükmün aleyhe bozma yasağı kapsamında olup olmadığına bakılmalıdır. Taraflardan yalnız birinin temyiz etmiş olduğu hüküm, temyiz eden tarafın aleyhine bozulamaz. Buna aleyhe bozma yasağı denir. Aleyhe bozma yasağı, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 326/IV. maddesinde (5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun m.307/IV) açıkça hükme bağlandığı halde, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda açık bir hükümle düzenlenmiş değildir. Yargıtay, hükmü temyiz edenin aleyhine bozacak olursa, hükmü temyiz etmemiş olan diğer taraf lehine karar vermiş olur. Bu ise, hâkimin tarafların iddia ve savunmaları ile bağlı olduğu ve talep dışı karar veremeyeceği ilkesine (H.U.M.K. m.74) aykırı düşer. Bu nedenle Yargıtay yerleşmiş uygulamasıyla aleyhe bozma yasağının hukuk usulünde de geçerli olduğuna karar vermektedir. Ne var ki; kamu düzenine ilişkin hususlar hakkında aleyhe bozma yasağı uygulanamaz. Yani Yargıtay, kamu düzenine aykırı bir husustan dolayı hükmü temyiz edenin aleyhine (temyiz etmemiş olan tarafın lehine) olarak da bozabilir. Çünkü kamu düzenine ilişkin hususları hâkim (ve Yargıtay) kendiliğinden gözetme ile yükümlüdür (Bkz. Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 2001 baskı, Cilt V., s.4727-4736). Nitekim aynı ilke, Hukuk Genel Kurulu'nun 21.01.2004 gün ve 2004/1-46 E.-6 K.; 6.10.2004 gün ve 2004/ 1-433 E. - 483 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir. Aleyhe bozma yasağının bulunduğu hallerde usulü kazanılmış haktan bahsedilebilirse de, bu yasağın bulunmadığı hallerde, usulü kazanılmış haktan bahsetmek de mümkün değildir. Tapu sicilinin düzgün tutulması kamu düzenine ilişkin olup, hâkim de sicilin düzgün oluşturulmasında sorumluluk sahibidir. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; mahkemenin asıl davanın davacılarından Ş......'in ölümü nedeniyle mirasçılarından A..., U... ve Ş.... hakkında davanın açılmamış sayılmasına karar vermesi, buna karşın davayı takip eden diğer mirasçılar bakımından ise usule uygun karar vermesi yukarıda belirtildiği üzere "zorunlu dava arkadaşları hakkında birbirinden farklı karar verilemez" ilkesine aykırı bir durum yaratılmıştır. Öyle ise, mahkemece asıl davada mirasçılar A..., U... ve Ş.... hakkında da, ara muris Ş......'in miras payı yönüyle hüküm kurulmalıdır. Bu durum, kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle de, aleyhe bozma yasağının istisnalarındandır. Somut olayda, davalı lehine, usulü kazanılmış haktan da bahsedilemez. Temyiz edenin sıfatı, böyle bir karar verilmesine de, engel oluşturmamaktadır. Hal böyle olunca, birleşen davanın davacıları R...., E... ve S... hakkında direnme kararının ikinci bendinde kök muris M..... ve ara muris Ş......'den gelen miras payları bakımından usulüne uygun hüküm kurulduğuna göre, ayrıca hükümde çelişki oluşturacak şekilde asıl davada bu kişiler bakımından da, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesine olanak bulunmamaktadır. Bu mirasçılar bakımından birleşen davada ara muris Ş......'in payını kapsar şekilde hüküm kurulmuş olması nedeniyle ayrıca asıl davada bunlar hakkında ara muris Ş......'in payı bakımından yeniden hüküm kurulmasına da gerek yoktur. Sonuç olarak, yerel mahkemenin asıl dava bakımından direnme kararının 1-(A) bendinde davayı takip etmeyen mirasçılar hakkında davanın açılmamış sayılmasına ilişkin direnmesi doğru bulunmadığından, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan direnme kararı bozulmalıdır. 2-Haklarında miras payı oranında hüküm kurulan mirasçılar bakımından direnme kararının değerlendirilmesinde ise; Yukarıda da belirtildiği üzere, davalıya yapılan temlik işleminin muris muvazaasına dayalı olduğu çekişme konusu değildir. Yargıtay Büyük Genel Kurulu'nun 1.4.1974 gün ve 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararına göre, bir kimsenin mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması halinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın, miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıları, görünürdeki satış sözleşmesinin 818 sayılı Borçlar Kanununun 18.maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek, doğrudan zarar gören kişi sıfatıyla ve kendi hakkına dayanarak dava açabilirler. Somut olayda da, asıl ve birleşen davada davacılar, muvazaa iddiasına dayalı olarak her mirasçı kendi payı için dava açtığı da, belirgindir. Yapılan açıklamalar karşısında, görülmekte olan davada mahkemece, asıl davanın davacıları S......, A...., Ö.... ve Ç.... ile birleşen davanın davacıları E..., S..., R....hakkında veraset ilamlarına göre, kök muris M..... ile ara muris Ş......'den gelen miras payları oranında tapu iptal ve tescil hükmü kurulmasında bir usulsüzlük bulunmamaktadır. Bu nedenle; Yerel mahkemenin asıl davada verilen 1-(B) bendi ile birleşen davada verilen 2. bendine yönelik kurulan hükmün usul ve yasaya uygun olması nedeniyle onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: 1)Yukarıda (1) numaralı bentte yazılı, direnme kararının davayı takip etmeyen mirasçılar hakkında davanın açılmamış sayılmasına ilişkin bölümünün yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, 2)Yukarıda (2) numaralı bentte ise davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının asıl davada verilen 1-(B) bendi ile birleşen davada verilen 2.bendi bakımından hükmün ONANMASINA, 30.12.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

1. Hukuk Dairesi, 2021/4200 E., 2022/1981 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSAMSUN BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 2. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
TMK'nın 701-703. maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir ...
1. Hukuk Dairesi         2021/4200 E.  ,  2022/1981 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : SAMSUN BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 2. HUKUK DAİRESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasındaki kadastro öncesi nedene dayalı olarak tapu iptali ve tescil istekli davadan dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne ilişkin verilen kararın, davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yapılan inceleme sonucunda; davalı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile kararın kaldırılması suretiyle yeniden esas hakkında karar verilerek, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, karar süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı ... ve arkadaşları vekili dava dilekçesinde; çekişmeli 105 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tarafların ortak murisi olan babaları ... ... ...'den intikal ettiğini, ancak 2007 yılında gerçekleştirilen kadastro çalışmaları esnasında dava konusu taşınmazın hatalı olarak yasal miras payının çok üzerinde olacak şekilde 3/5 oranında davalı adına tespit ve tescil edildiğini, ayrıca taşınmaz üzerindeki evlerden yalnızca 1 tanesinin davalıya ait olduğunu, diğer evin tarafların ortak murisi tarafından yapıldığını öne sürerek, çekişmeli taşınmazdaki davalıya ait 3/5 hissenin tapu kaydının iptali ile davacıların miras hisseleri doğrultusunda adlarına tesciline karar verilmesi istemi ile dava açmıştır. II. CEVAP Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davalının doğuştan sağır ve dilsiz olduğunu, 1 yılı aşkın süredir de felçli olarak yatalak hasta olduğunu, kadastro çalışmaları sırasında davalının tespit çalışmalarına bir etkisinin olmadığını, taşınmaz üzerinde bulunan dava konusu evin davalı tarafından yapıldığını, davalının dava konusu taşınmazı 50 yılı aşkın bir süredir idare ve tasarruf ettiğini, taşınmazların tarafların ortak murisi ... ...'dan intikal ettiğini, ancak davalının murisin kardeşlerinden satın almış olduğu payların bulunduğunu öne sürerek, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Görele Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.06.2018 tarihli ve 2016/547 Esas - 2018/266 Karar sayılı kararıyla; çekişmeli taşınmazın tarafların murisi ... ... ...’den intikal ettiğinin sabit olduğu, bu sebeple davacıların dava konusu taşınmaz üzerinde miras hissesinin bulunduğu, terekenin taksimine ilişkin dosyada bir delil bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile çekişmeli 105 ada 1 parsel sayılı taşınmazın davalı adına tescil gören 3/5 hissesi yönünden tapu kaydının iptali ile tamamı Görele Sulh Hukuk Mahkemesinin 04/08/2010 tarih, 2010/452 E. 2010/438 K. sayılı veraset ilamı doğrultusunda 80 pay kabul edilerek 16/80 hissesinin davacı ..., 16/80 hissesinin davacı ..., 3/80 hissesinin davacı ..., 3/80 hissesinin davacı ..., 3/80 hissesinin davacı ... adlarına tapuya kayıt ve tesciline, bakiye hissenin tapu malikleri üzerinde bırakılmasına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF 1. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur. 2.Kaldırma Kararı Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin 30/11/2018 tarihli ve 2018/1548 Esas, 2018/1652 Karar sayılı kararıyla; Yerel Mahkemenin yargılamayı sonuçlandırdığı 08.06.2018 tarihli kısa kararında "davanın kabulüne, dava konusu olan Giresun ili, Görele ilçesi, Yeğenli köyünde kain 105 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile tamamı Görele Sulh Hukuk Mahkemesinin 04/08/2010 tarih, 2010/452 E. 2010/438 K. sayılı veraset ilamı doğrultusunda 80 pay kabul edilerek 16/80 hissesinin davacı ..., 16/80 hissesinin davacı ..., 3/80 hissesinin davacı ..., 3/80 hissesinin davacı ..., 3/80 hissesinin davacı ... adlarına tapuya kayıt ve tesciline, bakiye hissenin tapu malikleri üzerinde bırakılmasına. " denildiği halde, gerekçeli kararda “davanın kabulüne, dava konusu olan Giresun ili, Görele ilçesi, Yeğenli köyünde kain 105 ada 1 parsel sayılı taşınmazın davalı ... adına tescil gören 3/5 hisse yönünden tapu kaydının iptali ile, tamamı Görele Sulh Hukuk Mahkemesinin 04/08/2010 tarih, 2010/452 E. 2010/438 K. sayılı veraset ilamı doğrultusunda 80 pay kabul edilerek 16/80 hissesinin davacı ..., 16/80 hissesinin davacı ..., 3/80 hissesinin davacı ..., 3/80 hissesinin davacı ..., 3/80 hissesinin davacı ... adlarına tapuya kayıt ve tesciline, bakiye hissenin tapu malikleri üzerinde bırakılmasına. ” şeklinde yazıldığı, bu haliyle kısa kararda davaya konu olan ve davalı adına tescilli pay yönünden bir ayrım yapmaksızın açıkça " taşınmaza ait tapu kaydının iptali ile tamamı " denilerek çekişmeli taşınmazın tamamına ait tapu kaydının iptali ile tamamı yönünden tescil hükmü oluşturulduğu, gerekçeli kararda ise "davaya konu olan davalı adına kayıtlı 3/5 pay yönünden tapu kaydının iptaline " karar verildiği, her ne kadar hükmün gerekçesinde bu hususta sehven hata yapıldığı ve bu durumun 6100 Sayılı HMK'nın 304/1.maddesi gereği açık hata olduğu belirtilmiş ise de kısa kararda hükmedilen tapu kaydının tamamının iptali ile gerekçeli kararda belirtilen davalı adına olan 3/5 paya ait tapu kaydının iptali yönünden oluşturulan çelişkinin davanın esasını iptal ve tescile dair hüküm bölümlerini oluşturduğu gözetildiğinde basit bir maddi hatadan kaynaklandığının kabulüne imkan bulunmadığı 6100 Sayılı HMK'nın 355/son cümlesi gereği kamu düzenine ilişkin düzenleme ile hukuka uygunluk denetimi yapılabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş bir hüküm bulunması gerektiği ve de kısa karar ile gerekçeli kararın birbiri ile çelişkili olması nedeniyle "delillerin hiç değerlendirilemeyeceği" gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince verilen karar kaldırılarak yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. 3. İlk Derece Mahkemesince Kaldırma Kararı Sonrasında Verilen Karar Görele 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 02/05/2019 tarihli ve 2019/20 E., 2019/673 K. sayılı kararıyla; çekişmeli taşınmazın tarafların murisi ... ... ...’den intikal ettiğinin sabit olduğu, bu sebeple davacıların dava konusu taşınmaz üzerinde miras hissesinin bulunduğu, terekenin taksimine ilişkin dosyada bir delil bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile dava konusu olan Giresun ili Görele ilçesi Yeğenli köyünde kain 105 ada 1 parsel sayılı taşınmazın davalı ...'e ait 3/5 hissesinin tapu kaydının iptali ile iptal edilen 3/5 hissenin tarafların ortak murisi ... ... ...'e ait Görele Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/452 Esas, 2010/438 Karar sayılı veraset ilamı doğrultusunda 80 pay kabul edilerek; Dava konusu taşınmazın 3/25 hissesinin davacı ..., 3/25 hissesinin davacı ..., 9/400 hissesinin davacı ..., 9/400 hissesinin davacı ..., 9/400 hissesinin davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. 4. İstinaf Nedenleri Davalı ... vekili, kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava konusu taşınmazın tarafların ortak murisi ... ...'nın üst soyundan intikal eden taşınmaz olup taşınmazda payları olan muris ... ...'nın kardeşlerinin miras haklarını davalıya devrettiği, ... ... hissesinin ise baki kaldığı, Mahkemece bu devirlere dikkat edilmeden hüküm kurulduğunu, davalı yanın, amcası...'ın dava konusu taşınmaz ile dava dışı olan taşınmazlarda ki hisselerini satın aldığını, davacı tarafın bu hususta dosyaya sundukları belgenin aksini kanıtlayamadığını, verilen kararın çelişkili ve hatalı olduğunu, kadastro tutanakları aksi sabit oluncaya kadar geçerli olmakla davacının kadastro tutanağının aksini kanıtlaması gerektiği, davacının taşınmaz üzerinde bulunan evlerden birinin murise ait olduğu ve bu taşınmaz üzerinde de hakları bulunduğunu iddia ederek dava açtığını ancak yargılama sırasında evin davalı tarafından yapıldığının sabit olduğunu, bu hususun dahi davacının kötüniyetli olarak hareket ettiğini gösterdiğini, Mahkemenin dosya arasında yer alan belgelerin zemine uygulanması hususunda hatalı olduğunu, yine delil listesinde yer alan tapu kayıtlarını dosyaya getirmeden hüküm kurulduğunu, delillerin takdirinde hata edildiğini, Mahkemenin hukuki ihtilafın tayininde hataya düştüğünü, davalının taşınmazdaki zilyetliğinin murisin vefatından önce başladığı ve devam ettiğini, Mahkemenin hüküm ile davalının amcasının hissesini devraldığı olgusunu yok saydığını" öne sürerek, kanun yoluna başvurmuştur. 5. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesince, dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, yapılan keşif sırasında dinlenilen yerel bilirkişi ve tanık beyanları ile taşınmazın 2/5 payının dahi tarafların ortak mirasbırakanı ... ... ... adına tespit edilmiş olması hususları birlikte gözetildiğinde çekişmeli taşınmazın öncesinde tarafların ortak mirasbırakanı ... ... ...'e ait olduğunun anlaşılmasına, her ne kadar davalı kendisinin mirasbırakanı ... ...'nın kardeşlerinden aldığı paylar bulunduğu ve bu nedenle taşınmazın 3/5 payının müstakilen kendisi adına tespit ve tescil edildiğini ileri sürmüş ise de davalının bu iddiasını kanıtlayamadığı gibi davalının taşınmazın belli bir payının mirasbırakanın sağlığında kendisine bağışlandığını da ispat edemediğinin anlaşılmasına göre sair istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı, ancak hüküm yerinde pay payda eşitliği sağlanmaksızın infazda tereddüt yaratacak şekilde hüküm kurulması dahi isabetsiz ise de yargılama da eksiklik bulunmayan, ancak "kanunun olaya uygulanmasında" hata edilen dava dosyası açısından yapılan yanlışlıklar yeniden yargılamayı gerektirmediğine göre 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gözetilerek hükmün düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm verilmesi, yeniden esas hakkında hüküm verilmesinin öncelikli koşulunun mahkeme hükmünün kaldırılması olması gözetilerek davalı vekilinin istinaf isteminin yazılı gerekçe ile sınırlı olmak üzere kabulüne, Görele 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 02/05/2019 tarihli ve 2019/20 Esas, 2019/673 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince yeniden esas hakkında karar verilmesine, bu cümleden olarak; davanın kısmen kabulü ile çekişmeli 105 ada 1 parsel sayılı taşınmazda davalı ... adına kayıtlı 3/5 paya ait tapu kaydının iptaline, iptal edilen 3/5 pay toplamda 80 pay kabul edilmek suretiyle; 16/80 payının davacı ..., 16/80 payının davacı ..., 3/80 payının davacı ..., 3/80 payının davacı ..., 3/80 payının davacı ..., 39/80 payının ise davalı ... adlarına tapuya kayıt ve tesciline, karar verilmiştir. V. TEMYİZ 1.Temyiz Yoluna Başvuranlar Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Temyiz Nedenleri Davalı vekili, kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava konusu taşınmazın tarafların ortak murisi ... ...'nın üst soyundan intikal eden taşınmaz olup taşınmazda payları olan müşterek murisin kardeşlerinin miras haklarını davalıya devrettiği, ... ... hissesinin ise baki kaldığı, Mahkemece bu devirlere dikkat edilmeden hüküm kurulduğunu, davalı yanın, amcası...'ın dava konusu taşınmaz ile dava dışı olan taşınmazlarda ki hisselerini satın aldığını, dosya arasında yer alan belgelerin bu hususun ispatına elverişli olduğunu, verilen kararın çelişkili ve hatalı olduğunu, davacının kötüniyetli olarak hareket ettiğini, Mahkemenin bu hususa dahi dikkat etmediğini, dosya arasında yer alan belgelerin zemine uygulanması hususunda gerekli tahkikatın yapılmadığını, öte yandan delil listesinde yer alan tapu kayıtları dosyaya getirtilip incelenmeden hüküm kurulduğunu, Mahkemenin delillerin takdirinde hataya düştüğünü, davalının taşınmazdaki zilyetliğinin murisin vefatından önce başladığı ve devam ettiğini, Mahkemenin hüküm ile davalının amcasının hissesini devraldığı olgusunu yok saydığını, dosya arasında yer alan tüm kayıtlardan anlaşılacağı üzere bu hususun ispat edildiğini, o tarihten bu yana taşınmazı kullandığını belirterek, eksik incelmeye dayalı kararın bozulmasını talep etmiştir. 3. Gerekçe 3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, dava dilekçesindeki açıklamalar ve iddianın ileri sürülüş biçimine göre, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. 3.2. İlgili Hukuk 3.2.1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde, "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.", 3.2.2. Türk Medeni Kanunu'nun “Miras ortaklığı” başlıklı 640. maddesinde “Birden çok mirasçı bulunması halinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir. Mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler. 3.2.3. Tereke (miras ortaklığı) TMK'nın 701 ve devam eden maddeleri uyarınca elbirliği (iştirak) mülkiyetine tâbidir. Elbirliği mülkiyeti, yasa veya yasada gösterilen sözleşmeler uyarınca, aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin, bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olmaları durumudur. TMK'nın 701-703. maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir ... da bulunmamaktadır. Mülkiyet, bir bütün olarak ortakların hepsine aittir. Başka bir deyişle, ortaklık tasfiye ile sona erinceye kadar ortaklardan her birinin ayrı bir mal veya ... olmayıp, hak sahibi ortaklıktır. 3.2.4. Elbirliği (iştirak) hâlinde mülkiyet türünde malikler, mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil, ortaktır. Bu ilke TMK'nın 701. maddesinde “...Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir.’’ şeklinde hüküm altına alınmıştır. 3.2.5. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 15. maddesi "Tapuda kayıtlı taşınmaz malların malikleri veya bunların mirasçıları arasında, tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların ise on dördüncü madde gereğince belirlenen zilyetleri arasında taksim edildikleri belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanları ile sabit olduğu takdirde bu mallar taksim gereğince zilyetleri adına tespit olunur." hükmünü içermektedir. ( madde metninde taksimden bahsedilse dahi kıyasen taşınmazın zilyedi murisin mirasçıların yasal miras payına mahsuben sağlığında yaptığı paylaştırma da bu kapsamdadır.) 3.3. Değerlendirme Dosya içeriğine, toplanan delillere, kararın (IV/5.) numaralı bendinde yer verilen Bölge Adliye Mahkemesinin kararında dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye göre yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. VI. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; dosya içeriği ve kararın dayandığı gerektirici nedenlere göre delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, davalı ...’in temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK’nın 370. maddesi uyarınca ONANMASINA, aşağıda yazılı 752,76 TL bakiye onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 10/03/2022 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
7. Hukuk Dairesi, 2021/1434 E., 2021/4012 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 701 ila 703. maddelerinde düzenlene elbirliği mülkiyetinin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur.
7. Hukuk Dairesi         2021/1434 E.  ,  2021/4012 K. "İçtihat Metni" 7. Hukuk Dairesi MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi İLK DERECE MAHKEMESİ : Çerkezköy 1. Asliye Hukuk Mahkemesi Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 07.11.2018 tarihinde verilen dilekçe ile tapu iptal tescil terditli alacak talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 28/11/2019 tarihli hükmün istinaf yoluyla incelenmesi davalılar ... ve İlminur Yakupoğlu vekili tarafından talep edilmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine dair verilen karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içeriğindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, tapu iptal tescil terditli alacak isteğine ilişkindir. Davacılar vekili, Tekirdağ ili, Çerkezköy ilçesi, Gazi Mustafa Kemalpaşa Mahallesinde bulunan 482 ada 15 parsel sayılı taşınmazın müvekkilleri tarafından satın alınmasına karşın tarafların ortak mirasbırakanı Tahsin Velioğlu adına tescil ettirildiğini ve üzerindeki yapının da müvekkilleri tarafından inşa edildiğini belirterek taşınmazın tapu kaydının iptali ile davalılar adına tescilini aksi halde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 1000TL’nin davalılara ödenmesini istemiştir. Davacılar vekili, adli yardım ve ıslah yoluyla taleplerini 955.600TL’ye yükseltmeyi talep etmişlerdir. Davalı ..., davayı kabul etmiş; davalı ... davaya cevap vermemiş; davalılar ... ve ... vekili, davanın reddini savunmuştur. İlk derece mahkemesi, davanın kabulüne, dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacılar ve davalı ... adına tesciline karar vermiştir. Hükmün istinaf yolu ile incelenmesi davalılar ... ve ... vekilince talep edilmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, davacının inanç sözleşmesinden kaynaklanan davasını yazılı delil ile ispat edemediğini, iştirak halinde mülkiyete tabi taşınmaza ilişkin davada davalılardan Faile Yakupoğlu’nun davayı kabulünün sonuç doğurmayacağını belirterek istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar vermiştir. Davacılar vekili, adli yardım talep ederek temyiz başvurusunda bulunmuştur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 334. maddesinde, “Kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimseler, iddia ve savunmalarında, geçici hukuki korunma taleplerinde ve icra takibinde, haklı oldukları yolunda kanaat uyandırmak kaydıyla adli yardımdan yararlanabilirler.” şeklinde düzenlemeye yer verilmiş, takip eden maddelerde, adli yardımlara dair esaslar ele alınmıştır. HMK 336/3 maddesine göre kanun yollarına başvuru sırasında adli yardım talebi bölge adliye mahkemesine veya Yargıtay’a yapılır. HMK'nın 334 ve devamı maddeleri gereğince verilen adli yardım kararlarının kural olarak hüküm kesinleşinceye kadar varlıklarını sürdürdüklerinin kabulü gerekir. Bu kabul, hak arama özgürlüğünün (Anayasa m.36) ve adil yargılama hakkının (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.6) bir gereği olarak kabul edilmelidir. Adli yardım kararı verilen kişiler bakımından her türlü yargılama giderleri, harç ve masraflar, tanık ve bilirkişi ücretleri ile tebligat masrafları vs. Devlet tarafından karşılanır. Adli yardımdan yararlanan kişi geçici olarak açıklanan masraflardan bağışık sayılır ve davayı kaybettiği takdirde yapılan tüm masrafların kendisinden tahsiline karar verilir. Davacılar vekili, tüm müvekkilleri için 21.10.2019 havale tarihli ıslah dilekçesiyle adli yardım talebinde bulunarak ekine davacıların fakirlik belgelerini eklemiş, ilk derece mahkemesi 22.10.2019 tarihli ara kararı ile davacılardan ...’nun adli yardım talebinin kabulüne karar vermiş, diğer davacılar için herhangi bir karar vermemiştir. 1)Davacılardan ...’nun adli yardım talebi ilk derece mahkemesince kabul edildiğinden ve adli yardım kararı mahkemesince kaldırılmadığı sürece hükmün kesinleşmesine kadar devam edeceğinden davacı ...’nun temyiz aşamasında yaptığı adli yardım talebi hakkında yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. 2)Davacılardan Müştak ve ...’nun adli yardım talebi ise, dosyada mevcut fakirlik belgeleri, Devletin mahkeme harcı almasındaki menfaati ile başvuranın mahkeme vasıtasıyla hakkını korumadaki çıkarları arasındaki adil denge, Anayasanın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı ile bu kapsamda adalete ve mahkemeye erişim hakkı dikkate alınarak adli yardım talebi yerinde görüldüğünden, HMK’nın 334 ve devamı maddeleri gereğince adli yardım talebinin kabulüne, adı geçen davacıların temyiz harç ve giderlerinden geçici olarak muaf tutulmasına karar verilerek işin esasının incelenmesine geçildi. 3) Bilindiği üzere, davayı kabul; davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir (HMK.m.308). Davayı kabul, davalının mahkemeye yönelik olarak yapacağı tek taraflı (açık) bir irade beyanı ile olur. Davayı kabul, dilekçeyle veya duruşmada sözlü olarak yapılır. Davayı kabulün geçerliliği için, davacının rızasına ve mahkeme tarafından kabul edilmesine gerek yoktur. Davayı kabul, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir. Davayı kabul ile dava tamamen veya (kısmi kabulde) kısmen sona erer. Davalının davayı (tamamen) kabul etmesi üzerine, kabulün geçerli olduğu ve dava konusu uyuşmazlığın son bulduğu kanısına varan mahkeme, kabul nedeni ile davanın kabulüne karar verir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 640. maddesi uyarınca, mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 701 ila 703. maddelerinde düzenlene elbirliği mülkiyetinin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak ortakların tümüne aittir. Başka bir anlatımla, ortaklık tasfiye oluncaya kadar ortaklardan birinin ayrı mal veya hak sahipliği bulunmayıp, hak sahibi ortaklıktır. Sözü edilen mülkiyet türünde malikler mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil ortaktır. Bu kural TMK'nın 701. maddesinde "Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır." biçiminde açıklanmıştır. Elbirliği (iştirak) halinde mülkiyetin bu özelliği itibariyle ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Şayet yasa veya elbirliği (iştirak) halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların (iştirakçilerin) oybirliği ile karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunluluğu vardır. Ancak, mirasçılar arasında paylı mülkiyet hükümleri geçerli olduğundan, bir mirasçının diğer bir mirasçı aleyhine açtığı davalarda bu kuralın uygulama yeri bulunmadığı kuşkusuzdur. Bu nedenle davalılar arasında maddi zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığından davalılardan her biri kendi adına hareket ederek davayı kabul edebilir. Somut olayda, davalılardan ...’nun davayı kabul etmiş olduğu dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekirken Bölge Adliye Mahkemesinin davalı ...’nun davayı kabulünün sonuç doğurmayacağı yönündeki tespitine katılmak mümkün değildir. 4)Hukuk Muhakemeleri Kanununun 111. maddesinde “Davacının, aynı davalıya karşı birden fazla talebini, aralarında aslilik-ferîlik ilişkisi kurmak suretiyle, aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Bunun için, talepler arasında hukuki veya ekonomik bir bağlantının bulunması şarttır. Mahkeme, davacının asli talebinin esastan reddine karar vermedikçe, fer’î talebini inceleyemez ve hükme bağlayamaz.” ifadeleri ile terditli dava düzenlenmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297/2. maddesinde ise, “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” düzenlemesi yer almaktadır. Somut olayda, temyiz incelemesine konu dava, terditli dava niteliğindedir. Davacıların istekleri öncelikle tapu iptal tescil mümkün olmaması halinde ise sebepsiz zenginleşme nedeniyle alacaktır. Davacıların tapu iptal tescil isteklerinin dayanağı inanç ilişkisi usulüne uygun delillerle kanıtlanamamış ise de terditli talebin sebepsiz zenginleşme hukuksal nedenine dayalı muhdesat bedelinin ödenmesine ilişkin olduğu dikkate alınarak bu hususta herhangi bir değerlendirme yapılmamış olması doğru görülmemiş ve açıklanan nedenlerle kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle ve HMK 371. maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi kararının BOZULMASINA, HMK 373/2. maddesi gereğince dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesine GÖNDERİLMESİNE, 16.12.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
20. Hukuk Dairesi, 2017/10162 E., 2018/910 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’ (TMK)'nın 701 ve 703. maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur.
20. Hukuk Dairesi         2017/10162 E.  ,  2018/910 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı ... ve asli müdahil ... tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı, 23/08/2010 tarihli dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği ... beldesi,... mevkiinde bulunan taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyedliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararına oluştuğunu iddia ederek Medenî Kanunun 713. maddesi hükmüne göre adına tescilini istemiştir. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile, (A), (C), (D) ve (E) harfleri ile gösterilen taşınmazın davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davalı Hazine tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 19/12/2013 tarih ve 2013/7997 E. - 11905 K. sayılı kararı ile hükmün bozulmasına karara verilmiştir. Hükmüne uyulan bozma ilamında özetle; “...Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de dava konusu taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığı ve Medenî Kanunun 713. maddesi gereğince tapuya tescili istendiği halde, Medenî Kanunun 713/3. maddesi gereğince davanın ilgisi nedeniyle köy tüzel kişiliğine ve Orman Yönetimine yaygınlaştırılmaması doğru olmadığı gibi, usûlünce orman araştırması ve zilyetlikle imar ve ihya koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği husuları da araştırılmamıştır. Bu nedenle; mahkemece öncelikle, ilgisi yönünden davasını köy tüzel kişiliği ile Orman Yönetimine yaygınlaştırması için olanak verilmeli, yaygınlaştırıldığı takdirde, Orman Yönetimi ve köy tüzel kişiliğinin delilleri sorulmalı ve toplanmalı ve eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ve fotogrametri yöntemiyle  kadastro çalışmalarına altlık olarak düzenlenen kadastro paftası ilgili yerlerden getirtilip, önceki bilirkişiler dışında halen Çevre ve Orman Bakanlığı (Orman ve Su İşleri Bakanlığı) ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman yüksek mühendisleri arasından seçilecek bir uzman orman mühendisi, bir ziraat yüksek mühendisi (toprak bölümünden mezun), bir jeoloji mühendisi ve bir fen elemanı eliyle yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, çekişmeli taşınmazlar ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazların öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, eğimi, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli;  fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulanacak kesinleşmiş tahdit haritası ile irtibatlı, taşınmazın konumunu gösteren orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli tüm taşınmazların konumunu çevre parsellerle birlikte aynı haritalar üzerinde gösterecekleri yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalıdır. Yukarıda açıklanan yönteme göre yapılacak araştırma sonunda taşınmazların orman sayılmayan yerlerden olduğunun saptanması halinde, davacı yararına 3402 sayılı Kanunun 14 ve 17. maddelerinde zilyetlikle kazanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılmalı; imar ve ihya üzerinde durulup, bu konuda ve zilyetliğin tesbiti yönünden tanık beyanlarına başvurulmalı; parselin öncesinin ne olduğu, imar ve ihyanın hangi tarihte tamamlanıp bittiği, zilyetliğin hangi tarihte başlayıp kimler tarafından ne biçimde sürdürüldüğü, davalı yerdeki  kullanımın ekonomik amacına uygun olup olmadığı, tanıkların imar ve ihya ile zilyetlik olgusunu hangi olaylarla nasıl hatırladıkları saptanmalı; imar ve ihya edildiğinin ve üzerinde sürdürülen zilyetliğin, başlangıç ve süresinin, kullanılıp kullanılmadığının ve tasarruf sınırlarının ne olduğu hususunda takdiri delil olan yerel bilirkişi ve tanık sözleri, gerçeğin bir resmi olan en eski tarihli hava fotoğrafı ve gerçeğin modeli olan memleket haritaları ile dava tarihinden ya da kadastro tespit tarihinden 15 - 20 yıl önce en az iki zamanda birbirini izleyen bindirmeli olarak çekilen çiftli hava fotoğrafları ve bu fotoğrafların yorumlanması ile üretilen memleket   haritaları  ve  standart   topografik   fotogrametri   yöntemi  ile  düzenlenen kadastro haritalarının, özellikle ön bindirmeli çekilen ve birbirini izleyen stereoskopik çift hava fotoğraflarının stereoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelenip taşınmazın niteliğinin, konumunun ve kullanım durumu bilimsel yöntemle kesin olarak belirlenerek denetlenmeli, taşınmazın çeşitli yerlerinden toprak numunesi alınmak suretiyle jeolog bilirkişi tarafından taşınmazın ve çevresinin hakim unsurunun taşlık ve kayalık mı yoksa tarım arazisi niteliğinde mi olduğu belirlenmeli, taşınmaz ve çevresinin genel görünümünü gösterir dört taraftan çekilmiş fotoğraflar dosyaya konulmalı, taşınmazın üzerindeki zeytin, harnup ve meyve ağaçlarının aşı yaşları, dağılımları belirlenmeli, 3402 sayılı Kanunun 14/1. maddesinde yazılı 40 ve 100 dönüm kısıtlama araştırmasının aynı maddenin 3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi  Kullanımı  Kanunu  ile değiştirilen  ikinci fıkrası hükümlerine göre yapılacağı düşünülerek,   adına tescil kararı verilecek kişi ya da kişiler ile diğer mirasçılar ve onların  miras bırakanları ve satın alınan kişiler yönünden aynı çalışma alanı içinde belgesizden zilyetliğe dayalı olarak tesbit ve tescil edilen taşınmaz olup olmadığı, varsa cinsi, parsel numaraları ve miktarı, tapu ve ilgili kadastro müdürlüklerinden ve yine, aynı kişiler tarafından açılan tescil davası olup olmadığı hukuk  mahkemesi  yazı  işleri  müdürlüklerinden  ayrı  ayrı  sorularak gerektiğinde tesbit tutanak örnekleri ve tapu kayıtları ya da tescil dava dosyaları getirtilip incelenmeli, dava konusu taşınmazın sulu ya da kuru  tarım  arazisi  olup  olmadığı  konusunda  (5403  sayılı  Kanunun  3/j maddesi ile Taşınmaz Malların Sınırlandırma Tesbit ve Kontrol İşleri Hakkındaki Yönetmeliğin değişik 10. maddesinin ikinci fıkrası hükümlerine göre, sulu tarım arazisi; tarım yapılan bitkilerin büyüme devresinde ihtiyaç duyduğu suyun, su kaynağından alınarak yeterli miktarda ve kontrollü bir şekilde karşılandığı araziler olarak açıklandığından) ziraat mühendisinden kanunun amacına uygun rapor alınmalı, tüm kanıtlar toplanıp birlikte değerlendirilmeli; oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir.Ayrıca, kabule göre de kısa kararda kabul edilen kısmın 6100 sayılı HMK'nın 297/2. maddesi gereğince açık bir şekilde gösterilmemesi de doğru görülmemiştir.”gereğine değinilmiştir. Yargıtay bozma ilamından sonra davacının kardeşi ...’ın vekili 31/10/2014 tarihli dilekçesi ile;dava konusu 1391 parselin doğusunda 1438 parselin kuzeyinde bulunan 9742 m2 tarla vasfındaki taşınmazın uzun yıllardır nizasız fasılasız zilyet olduğunu,taşınmazın müvekkil ve babası Musa Acar tarafından imar ihya edilerek kullanıldığını, babası Musa Acar'ın ölmeden evvel komşu 1438 parselin tapusu ile dava konusu taşınmazın zilyetliğini kendisine 2004 yılında devrettiğini, kardeşi davacının bu taşınmazı hiç bir zaman kullanmadığını, davacının bu davayı açtığını yeni öğrendiğini, muristen asli müdahile kalan taşınmazı 10 yıldır asli müdahilin zilyet ettiğini, babasının 50-60 yıllık zilyetliği bulunduğunu belirterek asli müdahil adına tesciline karar verilmesini, bu talepleri kabul edilmeyecekse muris Musa Acar mirasçıları adına miras hisseleri oranında tescilini talep etmiş, müdahale harcını da aynı gün yatırmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonucu: 1) Davacının Antalya ili, Kaş ilçesi, ... beldesi, ...mevkii, Fethiye-Kaş karayolu batısında 1438 parselin kuzeyinde 1391 parselin doğusunda bulunan 9.742 m2'lik alana ilişkin talebinin feragat nedeni ile reddine, 2) Asli müdahilin ve davacının Antalya ili Kaş ilçesi ... beldesi ...mevkii ... karayolu batısında 1438 parselin güneyinde 1559 parselin kuzeyinde bulunan 3111,40 m2lik alana ilişkin davanın reddine, karar verilmiş, hüküm davacı ve asli müdahil tarafından temyiz edilmiştir. Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medenî Kanunun 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tescili istemine ilişkindir. Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1943 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu ile daha sonra 23/05/1995 tarihinde kesinleşen aplikasyon ve 2/B uygulaması vardır. Genel arazi kadastrosu işlemi 18/12/1973 tarihinde kesinleşmiştir. Mahkemece, mirasçılar arasında bir taksimin bulunmadığı, bu nedenle terekenin mirasçılar arasında iştirak halinde mülkiyete tâbi bulunduğu belirtilip davanın birlikte açılması gerektiği kabul edilerek davanın usulden reddine karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Şöyle ki; dava, mirasçılar arasında paylaşım yapıldığı olgusuna dayanılarak muristen intikal eden ve tapu siciline kaydı bulunmayan tapusuz taşınmazın tescili istemine ilişkindir. Davaya konu taşınmazın, 29/02/2004 tarihinde ölen muris Musa Acar'den intikal ettiği hususu tarafların tartışmasız kabulündedir. Bilindiği üzere; elbirliği (İştirak) halinde mülkiyet, kanun veya kanunda belirtilen sözleşmeler uyarınca aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin, bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olma durumudur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’ (TMK)'nın 701 ve 703. maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak ortakların tümüne aittir. Öteki deyişle; ortaklık tasfiye oluncaya kadar ortaklardan birinin ayrı mal veya hak sahipliği bulunmayıp, hak sahibi, ortaklıktır. Değinilen mülkiyet türünde, malikler, mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil, ortaktır. Bu kural, TMK’nın 701. maddesinde; “Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır.” biçiminde açıklanmıştır. ... (İştirak) halinde mülkiyetin bu özelliği itibariyle, ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Şayet, kanun veya elbirliği (iştirak) halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların (iştirakçilerin) oybirliği ile karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunluluğu vardır. Medeni Kanunun 702/2. maddesi bu yönde açık hüküm getirmiştir. Ancak, açıklanan kural yargısal uygulamada kısmen yumuşatılmış bir ortağın tek başına dava açabileceği, ne var ki, davaya devam edilebilmesi için öteki ortakların olurlarının alınması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiştir (11.10.1982 tarih 1982/3-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı). Nitekim bu görüş bilimsel alanda da aynen benimsenmiştir. Muvafakat duruşmaya gelip bu konuda beyanda bulunmakla veya imzası noterce onaylı muvafakat belgesi ibraz edilmesi suretiyle yahut davacı adına davayı takip eden avukata vekalet verilmesi ile sağlanabilir. Bu yolda ortakların tümünün muvafakatı sağlanamazsa TMK'nın 640. maddesi hükmü uyarınca miras bırakanın terekesine, görevli mahkemede temsilci atanması için davacıya süre verilir. Temsilci, davacı dışında biri olursa davacının sıfatı biter, davayı temsilci takip eder. Dava hakkına ilişkin olan bu hususun hâkim tarafından kendiliğinden öncelikle nazara alınması gerekir. Diğer bir deyişle, inşaî dava niteliğini taşıyan zilyetliğe dayalı tescil davasında, elbirliği (iştirak) halinde mülkiyet söz konusu olduğunda; davaya katılmayan ortakların olurlarının alınması ya da miras şirketine atanacak temsilci aracılığıyla davanın sürdürülmesi; bu yolla davanın görülebilirlik koşulu yerine getirtildikten sonra esası hakkında hüküm kurulması gerekir. Hemen belirtelim ki; doktrinde ve Yargıtay uygulamasında kararlılık kazanan görüşe göre, asıl olan terekenin paylaşılmamış olmasıdır. Paylaşmaya (taksime) dayanan taraf bu hukuksal olguyu ispat etmekle yükümlüdür. Somut olayda, davacı öncelikle, taşınmazın taksim edildiği ve kendisine kaldığı iddiasına, asli müdahil ise taşınmazın muris tarafından sağlığında kendisine bağışlandığı iddiasına dayanmaktadır. Kural olarak; ortak miras bırakanın ölüm gününden sonra, mirasçıları arasında yöntemine uygun bir paylaşmanın varlığından söz edilebilmesi için, ortak miras bırakanın ölüm gününden sonra, tüm mirasçılarının, bir araya gelerek terekeyi kendi aralarında pay etmeleri, her bir mirasçının, kendi payına düşeni aldıktan sonra, terekedeki diğer miras haklarından da vazgeçmesi gerekmektedir. Bu nedenle; öncelikle, davacı ve katılan ile murisleri arasındaki irsî ilişkiyi saptayan verâset ilamlarının celbedilmesi, ortak miras bırakanın terekesine dahil dava dışı, başka taşınmaz mallar bulunup bulunmadığı, mirasçılar arasında açılmış bir taksim davası olup olmadığı araştırılmalı, varsa sözü edilen taşınmazların, tapu kayıtları ile taksim dava dosyası getirtilmeli, ortak miras bırakanın terekesine dahil menkul mallar varsa menkul malların niteliği, adedi ve değerleri belirlenmeli, daha sonra yöreyi iyi bilen, elverdiğince yaşlı, yansız, yerel ve uzman bilirkişi, tarafların aynı yöntemle gösterecekleri tanıklar hazır edilerek taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, yerel bilirkişi ve tanıklardan ortak miras bırakanın ölüm gününden sonra, mirasçıları arasında yöntemine uygun bir paylaşma yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise dava konusu taşınmazın hangi mirasçı ya da mirasçıların miras payına isabet ettiği yolunda yerel bilirkişi ve tanıklardan olaylara dayalı bilgi alınmalı, diğer mirasçı ya da mirasçıların, miras payına karşılık kendilerine terekeden ne verildiği duraksamasız belirlenmeli, bu konularda da yerel bilirkişi ve tanıklardan ayrıntılı bilgi alınmalı, paylaşmada her bir mirasçıya eşit yüzölçümde ve eşit verimlilikte taşınmaz ya da ekonomik yönden aynı parasal değerde menkul mal isabet etmesinin paylaşmanın koşulu olmadığı gözönünde tutulmalı, bu şekilde yapılacak araştırma sonucunda çekişmeli taşınmazın taksime konu olmadığı, halen mirasçılar arasında iştirak halinde mülkiyete konu olduğu belirlendiği ve mirasçılar adına tescili talep edildiği takdirde ise, mirasçılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan birlikte dava açılması gerektiği gerekçesiyle dava hemen reddedilmemeli, yukarıda açıklanan yöntemle davaya katılmayan mirasçıların olurlarının alınması ya da miras şirketine TMK’nın 640. maddesi uyarınca atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülebileceği gözönüne alınarak davacı ve asli müdahile eksikliğin giderilmesi için önel verilmeli, bu şekilde taraf teşkili sağlandıktan sonra davanın esası hakkında bir hüküm kurulmalıdır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı ve asli müdahilin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 13/02/2018 günü oy birliği ile karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2015/2543 E., 2017/4823 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 701. ila 703. maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur.
1. Hukuk Dairesi         2015/2543 E.  ,  2017/4823 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...'in raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; -KARAR- Dava yanılma hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davacı; sağlığında kızlarına taşınmazlarını devretmek istediğini, dava dışındaki kızlarına taksimat yaptıktan sonra 18/09/2009 tarihinde 139 ada 1 nolu parsel sayılı taşınmazını kızları ...'a devretmek isterken Tapu Sicil Müdürlüğünde bir hata sonucu sadece davalı kızı ...'a satış yapıldığı şeklinde kayda geçtiğini, bu durumu 2010 yılı Mart ayı içerisinde öğrendiğini, bu satış işleminin hatalı olduğunu, gerçek iradesinin 139 ada 1 nolu parseli bağış yolu ile kızları olan ... ile davalı ... ...'a devretmek olduğunu ileri sürerek davalı üzerine kayıtlı taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tapuya tescilini istemiştir. Davalı, davacının iddiasını yazılı delil ile ispatlamasının zorunlu olduğunu, davacının taşınmazlarının tamamını tüm evlatlarına eşit bir şekilde devrettiğini, her evladından da az da olsa bir bedel aldığını, bu nedenle yapılan işlemin hatalı olmadığını bilakis davacının kendi isteğine uygun işlem yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacının iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacı ...’in maliki olduğu çekişme konusu taşınmazı, 18/09/2009 tarihinde bizzat davalı ...’ya satış suretiyle devrettiği, davacının 04/07/2006 tarihli vasiyetname ile; “ .. havlu mevkii, batısı ..., doğusu dere, kuzeyi ... tarlası – tut ağacı sınır, güneyi dere-fındık bahçesi” şeklinde sınırları olan taşınmazını davalı ...’ya, “.. havlu mevkii, üst tarafı yol alt tarafı ... arazisi ve sınırda büyük tut ağacı, batısı ... tarlası, doğusu dere-fındık bahçesi” şeklinde sınırları olan taşınmazını ise dava dışı kızı ...’a vasiyet ettiği anlaşılmaktadır. Davacı ...’in, yargılama sırasında 19/02/2017 tarihinde ölmüştür. Hemen belirtilmelidir ki; davacı ...’ın terekesi elbirliği mülkiyetine tabi bulunmaktadır. Bilindiği üzere; elbirliği (iştirak) halinde mülkiyet, yasa veya yasada belirtilen sözleşmeler uyarınca aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin, bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olma durumudur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 701. ila 703. maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak ortaklardan tümüne aittir. Başka bir anlatımla ortaklık tasfiye oluncaya kadar ortaklardan birinin ayrı mal veya hak sahipliği bulunmayıp, hak sahibi ortaklıktır. Değinilen mülkiyet türünde malikler mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil, ortaktır. Bu kural, TMK'nin 701. maddesinde (...Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır.) biçiminde açıklanmıştır. Elbirliği (iştirak) halinde mülkiyetin bu özelliği itibariyle ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Şayet yasa veya elbirliği (iştirak) halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların (iştirakçilerin) oybirliğiyle karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunluluğu vardır. TMK'nin 702/2. maddesi bu yönde açık hüküm getirmiştir. Ancak, açıklanan kural yargısal uygulamada kısmen yumuşatılmış bir ortağın tek başına dava açabileceği, ne var ki, davaya devam edebilmesi için öteki ortakların olurlarının (onaylarının) alınması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiştir (11.10.1982 tarihli 1982/3-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı), Nitekim bu görüş bilimsel alanda da aynen benimsenmiştir. Hal böyle olunca, öncelikle davacı ...’in tüm mirasçıların olurunun alınması ya da miras şirketine TMK'nun 640. maddesi uyarınca atanacak temsilci aracılığı ile (terekeye temsilci atandıktan sonra davanın tereke temsilcisi aracılığıyla yürütüleceğinin gözetilmesi) davanın sürdürülmesi gerekirken, davanın görülebilirlik koşulu gözardı edilerek yazılı olduğu üzere davanın esası hakkında hüküm kurulması doğru değildir. Kabule göre de; sözleşmenin konusu, niteliği ve ödenecek miktar gibi hususlarda dikkatsizliği veya bilgisizliği sonucu gerçek iradesine uymayan beyanda bulunmak suretiyle esaslı hataya düşen tarafın sözleşme ile bağlı sayılamayacağı kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda da(TBK) tıpkı 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK) gibi esaslı hatanın (yanılmanın) tanımı yapılmamış, 31 ve 32. maddede sınırlayıcı olmamak üzere örnekler gösterilmiştir. Kısaca iç irade ile açıklanan irade arasındaki bilmeyerek yapılan uyumsuzluk olarak tanımlanan hatanın (yanılmanın) esaslı kabul edilebilmesi için, uygulamada ve bilimsel alanda ortaklaşa benimsendiği gibi, girişilen taahhüdün başlıca sebebini teşkil etmesi, daha açık söyleyişle hem yanılgıya düşen taraf yönünden (sübjektif unsur), hem de iş hayatındaki dürüstlük kuralları (objektif unsur) açısından, hataya düşülmese idi böyle bir sözleşmenin hiç veya açıklanan biçimde yapılmayacağının ispatlanması zorunludur. Bu koşulların varlığı halinde hataya düşen taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Yeter ki hatanın ileri sürülmesi TBK'nin 35. (BK'nin 25.) ve TMK'nin 2. maddesinde hükme bağlanan dürüstlük kuralına aykırı olmasın. Somut olayda, hata yapıldığı iddiası mevcut olup, bu konuda miras bırakanın iradesi önem taşımaktadır. Bu nedenle miras bırakan tarafından yapılan, 04/07/2006 tarihli vasiyetnamede belirtilen taşınmazların hudutlarının tespiti, miras bırakanın tüm kızlarına yaptığı temliklerin değerlendirilmesi, bu konuda tarafların gösterdikleri tüm delillerin eksiksiz toplanması, yemin delilinin en son başvurulması gereken delil niteliğinde olduğu da gözetilerek varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 02/10/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.