4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 723

Türk Medeni Kanunu 723. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 723- Malzeme sökülüp alınmazsa arazi maliki, malzeme sahibine uygun bir tazminat ödemekle yükümlüdür. Yapıyı yaptıran arazi maliki iyiniyetli değilse hâkim, malzeme sahibinin uğradığı zararın tamamının tazmin edilmesine karar verebilir. Yapıyı yaptıran malzeme sahibi iyiniyetli değilse, hâkimin hükmedeceği miktar bu malzemenin arazi maliki için taşıdığı en az değeri geçmeyebilir. c. Arazinin mülkiyetinin malzeme sahibine verilmesi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

125 karar eşleşti
14. Hukuk Dairesi, 2014/6524 E., 2014/11113 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Anadolu 24. Asliye Hukuk Mahkemesi
Ancak, yasa koyucu somut olaydaki taşınmazların durumunu genel hükümlere bırakmamış, bu konumdaki taşınmazların maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişkiyi Türk Medeni Kanununun 722, 723. ve 724. maddelerinde özel olarak düzenlemiştir.
14. Hukuk Dairesi         2014/6524 E.  ,  2014/11113 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 24. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 10/10/2013 NUMARASI : 2013/504-2013/420 Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 03.03.2011 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil veya tazminat istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; tazminat isteminin kabulüne dair verilen 10.10.2013 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 14.10.2014 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Av. F.. Z.. ile karşı taraftan davacı vekili Av. M.. S.. geldi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen tarafların sözlü açıklamaları dinlendi duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Davacı, dava dışı oğlu Kemal’in iknasıyla dava konusu taşınmaza kendi birikimleriyle iki katlı bina yaptığını, daha sonra yakınlarının mali desteği ile iki kat daha ilave ettiğini, taşınmazın davalının da eşi olan oğlu Kemal’e ait olduğunu düşündüğünden iyiniyetli olduğunu, bina değerinin zemin değerinden fazla olduğunu ileri sürerek, taşınmazın paylı olarak adına tescilini veya bina bedelinin faiziyle alınmasını istemiş, 02.10.2013 günlü dilekçeyle de bedelin 96.773,60 TL olduğunu belirtmiştir. Davalı, taşınmazın dava dışı eşi Kemal ve kendisinin birikimleriyle edinerek iki katlı ev yaptıklarını, davacının hibesi ile de son iki katın betonunun alındığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, tapu iptali ve tescil isteminin reddine; tazminat isteminin kabulüne karar verilmiştir. Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava, Türk Medeni Kanununun 724. maddesine dayalı tapu iptali ve tescil; ikinci kademede tazminat istemlerine ilişkindir. Türk Medeni Kanununun 684 ve 718. maddeleri hükümleri gereğince yapı, üzerinde bulunduğu taşınmazın mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) haline gelir ve o taşınmazın mülkiyetine tabi olur. Ancak, yasa koyucu somut olaydaki taşınmazların durumunu genel hükümlere bırakmamış, bu konumdaki taşınmazların maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişkiyi Türk Medeni Kanununun 722, 723. ve 724. maddelerinde özel olarak düzenlemiştir. Uyuşmazlığın bu kapsamda değerlendirilmesi gerekecektir. Malzeme sahibinin Türk Medeni Kanununun 724. maddesine dayanarak tescil talebinde bulunabilmesi öncelikle malzeme sahibinin iyiniyetli olması gerekir. Bu kural, malzeme sahibinin, elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşılık bilebilecek durumda olmamasını ya da yapıyı yapmakta haklı bir sebebinin bulunmasını ifade eder. İyiniyetin var olduğunun kabul edilmesi halinde, yapı kıymetinin taşınmazın değerinden açıkça fazla olması ile yapıyı yapanın (malzeme sahibinin), taşınmaz malikine uygun bir bedel ödeme koşullarının gerçekleşmesi aranacaktır. Ayrıca, yapının bulunduğu arazi parçası davalıya ait taşınmazın bir kısmını kapsıyor ise tescile konu olacak yer, inşaat alanı ile zorunlu kullanım alanını kapsayacağından mahkemece iptal ve tescile karar verebilmek için bu kısmın ana taşınmazdan ifrazının da mümkün olması gereklidir. Somut uyuşmazlıkta, çekişme konusu taşınmazın tapu kaydında, 10.749 m2 yüzölçümündeki kargir ev ve bostan niteliğindeki 3 parsel sayılı taşınmazda davalının 1986 yılında satış yoluyla edindiği 240/10749 payının bulunduğu, diğer payların ise dava dışı 27 kişi adına kayıtlı olduğu görülmektedir. Hukukçu ve inşaat bilirkişi kurulunun 11.03.2013 günlü raporu ile taşınmazda davalının payına denk gelen kısımda zemin+üç katlı bina bulunup, binanın son iki katının 96.773,20 TL değerinde olduğu belirlenmiştir. Emlak vergi beyannamelerinden de binanın 15.04.1998 tarihinde yapılmış olduğu anlaşılmaktadır. Davacının gösterdiği tanıklar 20.03.2012 günlü duruşmada, son iki katı davacının yaptırdığını; 29.05.2012 günlü duruşmada davalı tanığı olarak dinlenen davalı eşi ise, davacının ikinci katın betonunun atılmasına katkı sağladığını söylemişlerdir. Davacının bina yaptırdığını iddia ettiği 3 sayılı parsel binanın yapılmasından önce çapa bağlanmış olduğundan, davacının taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesi veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşılık bilebilecek durumda olmadığı kabul edilmez. Daha açığı davacının iyiniyetli olduğunun kabulüne olanak yoktur. Dolayısıyla da, davacı TMK’nın 723/3 maddesi gereğince yapıların imalinde kullanılan malzemenin en az değerini talep edebilir. Ancak, bilirkişi kurulunca düzenlenen asgari levazım bedeline ilişkin rapor hükme esas alınacak nitelikte değildir. Bu nedenle, mahkemece konusunda uzman bilirkişilerin katılımı ile mahallinde yeniden keşif yapılarak, dava konusu taşınmazın davacının yaptığı bildirilen üst katlarının TMK’nın 723/1-3 maddelerine uygun biçimde asgari levazım bedelinin teknik bilirkişiye hesap ettirilerek bu bedelin hüküm altına alınması gerekir. Mahkemece, yapılan bu saptamalar bir yana bırakılarak eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, 1.100 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine 14.10.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

14. Hukuk Dairesi, 2012/4890 E., 2012/9371 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
maddelerine dayalı olarak temliken tescil 25.10.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile ikinci kademede TMK’nun 723. maddesi gereğince taşınmaz üzerindeki muhdesatların bedelinin faizi ile birlikte davalıdan tahsili isteminde bulunmuştur.
14. Hukuk Dairesi         2012/4890 E.  ,  2012/9371 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 20.01.2011 gününde verilen dilekçe ile temliken tescil, ıslah ile ikinci kademede tazminat istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; tapu iptali ve tescil talebinin reddine, tazminat isteminin kabulüne dair verilen 27.12.2011 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 10.07.2012 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Av. ... ile karşı taraftan davacı asil ve vekili Av. ... geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen tarafların sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Davacı, TMK’nun 724 ve 729. maddelerine dayalı olarak temliken tescil 25.10.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile ikinci kademede TMK’nun 723. maddesi gereğince taşınmaz üzerindeki muhdesatların bedelinin faizi ile birlikte davalıdan tahsili isteminde bulunmuştur. Davalı, 5542 parsel numaralı taşınmazı 1952 yılında satın aldığını, taşınmaz üzerindeki tüm muhdesatların bedellerinin kendisince karşılandığını, İstanbul’da yaşaması nedeniyle davacı oğlunun sadece çalışan işçilerin başında bulunduğunu, 11.04.2006 tarihli sözleşmeden de dava konusu taşınmaz ve üzerindeki evin kendisine ait olduğunun her iki tarafın imzaları ile kabul edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, temliken tescil isteminin reddine, muhdesat bedeline ilişkin istemin kabulü ile 100.180,77 TL’nin ıslah tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir. Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir. Türk Medeni Kanununun 724. maddesi hükmünden açıkça anlaşıldığı üzere taşınmaz mülkiyetinin yapı sahibine verilebilmesi için öncelikli koşul iyiniyettir. Öngörülen iyiniyetin Türk Medeni Kanununun 3. maddesinde hükme bağlanan sübjektif iyiniyet olduğunda da kuşku yoktur. Bu kural malzeme sahibinin, elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşın bilebilecek durumda olmamasını ya da yapıyı yapmakta haklı bir sebebinin bulunmasını ifade eder. Malzeme malikinin tescil istemi ile açtığı davada iyiniyetin varlığı iddia ve savunmaya bakılmaksızın mahkemece re’sen araştırılmalıdır. Ne var ki, 14.02.1951 tarihli, 17/1 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararında belirtildiği gibi olay ve karinelerden, durumun özelliklerine göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş olduğu açık bulunan malzeme sahibinin temliken tescil talebinde bulunması mümkün değildir. Çünkü, bu gibi durumlarda kötüniyet karşı tarafın ispatı gerekmeden belirlenmiş olur. Ayrıca iyiniyet inşaatın başladığı andan tamamlandığı ana kadar devam etmelidir. Türk Medeni Kanununun 729. maddesinin yaptığı gönderme sebebiyle burada da Yasanın 722, 723 ve 724. maddelerinin uygulanması gerekecektir. Türk Medeni Kanununun 723. maddesi uyarınca ödenecek olan tazminatın tutarı malzeme malikinin iyiniyetli olup olmamasına göre değişir. Üzerine inşaat yaptığı veya ağaç diktiği arazinin kendisine ait olmadığını bilmeyen veya bilmesi gerekmeyen kişi kural olarak iyiniyetlidir. Bunun gibi inşaatı arazi sahibinin açık veya örtülü muvafakatı ile yapan malzeme sahibi de iyiniyetli sayılır. Buna karşılık, üzerinde inşaat yaptığı arazinin kendisine ait olmadığını bilen veya bilmesi gereken kişi kötüniyetlidir (Prof.Dr.Kemal T.Gürsoy, Fikret Eren, Erol Cansel.Türk Eşya Hukuku.Ankara 1978.sh.610). Malzeme maliki iyiniyetli ise malzeme sahibine muhik bir tazminat ödenmelidir. Muhik tazminatın tespit ve takdiri hakime ait bir görevdir. Olayın özelliğine göre malzemenin dava tarihindeki değeri gözetilerek takdir edilir. Malzeme sahibi kötüniyetli ise arsa sahibi malzemenin kendisi yönünden taşıdığı en az değeri ödemesi gerekir. Bu değer muhdesat nedeniyle taşınmazda meydana gelen objektif değer artışı oranı olmayacağından burada da olayın özelliğine göre hakimin geniş takdir yetkisi bulunmaktadır. (TMK m 4). Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelince; Davacı, davalı babası tarafından taşınmazın 25-30 yıl önce kendisine verildiğini, malik sıfatıyla taşınmazın kendine ait olduğuna inanarak ve tamamen iyi niyetle kendi olanakları ile taşınmaz üzerine bir ev yapıp ağaçlar dikerek araziye değer kazandırdığını, muhdesatların değerinin arazi değerinden fazla olduğunu belirterek, arazinin uygun bedel karşılığında adına tescilini, ıslah ile de bu mümkün olmadığı takdirde söz konusu gayrimenkul ve ağaçlar sebebi ile davalının sebepsiz zenginleşeceği gerekçesiyle bilirkişi raporu ile tespit edilen 100.180,77 TL tazminatın davalıdan tahsilini istemiştir. Mahkemece, de doğru şekilde tespit edildiği üzere olayda temliken tescil isteminin, zorunlu koşullarından olan sübjektif unsur gerçekleşmemiştir. Davacının ikinci kademedeki tazminat istemi ise TMK’nun 723. maddesi, BK'nun 61. ve devamı Maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmenin özel bir halidir. Davacının, dava dilekçesine ekli olarak sunduğu taraflar arasındaki 11.04.2006 tarihli adi yazılı sözleşme ile davalının “…dava konusu taşınmazdaki evi ile tarlasının 3.300 m2’lik kısmını davacı oğluna bıraktığı…” belirtilmektedir. Gerek davalının beyanları, gerekse taraflar arasındaki sözleşme, davacının taşınmazın maliki değil zilyedi olduğunu göstermektedir. Davacı ancak, 11.04.2006 tarihli adi yazılı sözleşmeden sonra arazinin sözleşmede belirtilen 3.300 m2’lik kısmının kendisine ait olduğunu düşünerek iyiniyetli olarak yaptığı muhdesat ve faydalı masrafları isteyebilir. Bütün bu anlatılanlardan sonra mahkemece, taşınmazın bulunduğu yerde yeniden uzman bilirkişiler marifetiyle keşif yapılarak, 5542 sayılı parselin 11.04.2006 tarihli sözleşmede belirtilen 3.300 m2’lik kısmı üzerine bu tarihten sonra davalı tarafından yapılan muhdesat ve faydalı masraflar tespit edilerek yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda arazi maliki davalının sebepsiz zenginleştiği bedelin tazminine hükmedilmesi gerekirken taşınmaz üzerindeki tüm muhdesatların davacıya ait olduğu ispatlanmış gibi yazılı şekilde tazminat isteminin kabulü doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin yatırılan temyiz harcının yatırana iadesine, 900 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine 10.07.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi, 2009/1051 E., 2009/1943 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
taşınmazların maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişkiyi Türk Medeni Kanununun 722, 723. ve 724. maddelerinde özel olarak düzenlemiştir.
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi         2009/1051 E.  ,  2009/1943 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 14.04.2004 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil, mümkün olmazsa tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 12.06.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, Türk Medeni Kanununun 724. maddesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davacı, 103 parsel numaralı taşınmazın kendisine murisi ... tarafından tahsis edilerek adına tescil edildiğini ve bu tescile güvenerek ev yaptığını fakat davalının açtığı elatmanın önlenmesi davası sonucu yaptığı binaların davalıya ait 80 parsel sayılı taşınmaza tecavüzlü olduğunu öğrendiğinden iyiniyetli olduğunu, binanın taşınmazın zemin değerinden daha yüksek olduğunu belirterek Türk Medeni Kanunu’nun 724 maddesi gereğince bina için gerekli kısmının adına tesciline, tescil mümkün olmazsa evlerin değerinin tazminat olarak ödenmesine karar verilmesini istemiştir Davalı, taşınmazların çaplı olması nedeniyle iyiniyetin oluşmayacağını bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, tescili istenilen taşınmaz kısmının ifrazının mümkün olmadığı nedeni ile istemin reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Türk Medeni Kanununun 684. ve 718.maddeleri gereğince yapı, üzerinde bulunduğu taşınmazın mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) haline gelir ve o taşınmazın mülkiyetine tabi olur. Ancak, yasa koyucu somut olaydaki taşınmazların durumunu genel hükümlere bırakmamış, bu konumdaki taşınmazların maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişkiyi Türk Medeni Kanununun 722, 723. ve 724. maddelerinde özel olarak düzenlemiştir. Konunun bu kapsamda değerlendirilmesi gerekecektir. Bir kimsenin kendi malzemesi ile başkasının tapulu taşınmazına sürekli, esaslı ve mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) niteliğinde yapı yapması halinde diğer koşullar da mevcutsa malzeme sahibi yapının bulunduğu alan ile yapının kullanılması için zorunlu arazi parçasının tescilini mülkiyet hakkı sahibinden isteyebilir. Türk Medeni Kanununun 724. maddesi hükmünden açıkça anlaşıldığı üzere, taşınmaz mülkiyetinin yapı sahibine verilebilmesi için öncelikli koşul iyiniyettir. Öngörülen iyiniyetin Türk Medeni Kanununun 3.maddesinde hükme bağlanan sübjektif iyiniyet olduğunda da kuşku yoktur. Bu kural, malzeme sahibinin, elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşılık bilebilecek durumda olmamasını ya da yapıyı yapmakta haklı bir sebebinin bulunmasını ifade eder. Malzeme sahibinin tescil istemi ile açtığı davada iyiniyetin varlığı iddia ve savunmaya bakılmaksızın mahkemece reysen araştırılmalıdır. Ne var ki, 14.02.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi olay ve karinelerden, durumun özelliklerine göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş olduğu açık bulunan malzeme sahibinin temliken tescil talebinde bulunması mümkün değildir. Çünkü bu gibi durumlarda kötüniyet karşı tarafın ispatı gerekmeden belirlenmiş olur. Ayrıca iyiniyet inşaatın başladığı andan tamamlandığı ana kadar devam etmelidir. Bununla birlikte malzeme sahibinin tescil istemi reddedilmişse taşınmaz malikinin mamelekinde sebepsiz bir zenginleşme meydana geleceğinden taşınmaz malikinin malzeme malikine muhik bir tazminat vermesi gerekir. Malzeme maliki iyiniyetli değilse tazminat miktarının, levazımın en az kıymetini geçemeyeceği, aynı yasanın 723.maddesinde düzenlenmiştir. Eldeki davada, mahkemenin yeterli inceleme yapmadan davacıyı iyiniyetli kabul etmiş ve taşınmazdan ayrılarak tescili istenilen kısmın ifrazının mümkün olmaması nedeniyle davanın reddine karar verdiği halde ikinci kademedeki istem olan bina bedellerinin tazmini konusunda olumlu ya da olumsuz bir karaR vermemiştir. Somut olayda; malzeme malikinin ikinci kademe istem olarak Türk Medeni Kanunun 723. maddesi uyarınca tazminat talep etmiş olması nedeniyle davacının iyiniyetli olup olmadığının belirlenmesi önem arz etmektedir. Dosyadaki deliller davacının iyiniyetli olduğunun kabulüne yeterli değildir. Davaya konu taşınmazların bulunduğu yerde kadastro çalışmalarının yapıldığı anlaşılmakta fakat dosyada tapulama tutanakları bulunmadığından kadastro tespitinin kesinleşme ve çap kaydına bağlanma tarihi tespit edilememektedir. Mahkemece taşınmazların kadastro tutanakları getirtilerek kesinleşme tarihleri belirlenmelidir. Davacı binalarını taşınmazların çap kaydı oluştuktan sonra yapmış ise iyiniyetli sayılamayacaktır. Bu durumda malzeme maliki lehine tescile hükmedilemeyeceği için tazminat istemi hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile istemin reddi ve tazminat hakkında karar verilmemesi doğru olmamıştır. Mahkemece yapılması gereken iş; yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda davacının iyiniyetli olup olmadığı ve Türk Medeni Kanununun 723. maddesi kapsamında tazminat istemi konusunda araştırma yaparak, bilirkişilere bu konuda inceleme yaptırıp, rapor hazırlattıktan sonra sonucuna göre bir karar vermek olmalıdır. Gerekli inceleme ve araştırma yapılmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 16.02.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi, 2009/7807 E., 2009/8398 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 23.06.2006 gününde verilen dilekçe ile temliken tescil, mümkün değilse tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davacıların tapu iptali ve tescil davasının reddine, Türk Medeni Kanununun 723/son maddesi gereğince 51.423.33 YTL.nin davalıdan tahsiline dair verilen 07.10.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili ve davalı Hazine
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi         2009/7807 E.  ,  2009/8398 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 23.06.2006 gününde verilen dilekçe ile temliken tescil, mümkün değilse tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davacıların tapu iptali ve tescil davasının reddine, Türk Medeni Kanununun 723/son maddesi gereğince 51.423.33 YTL.nin davalıdan tahsiline dair verilen 07.10.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili ve davalı Hazine vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, Türk Medeni Kanununun 724. maddesine dayalı temliken tescil, ikinci kademedeki talep tazminat tahsili istemlerine ilişkindir. Davalı Hazine, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, temliken tescil istemi reddolunmuş, malzeme bedeli 51.423.33 YTL.nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Hükmü, taraflar temyiz etmiştir. Çekişme konusu taşınmaz 948 parsel no’su ile davalı Hazine adına ham toprak olarak kayıtlıdır. Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden dava konusu taşınmazın 1952 yılında yapılan tapulama çalışmaları sırasında tapulama dışı bırakıldığı, davacıların mirasbırakanı Hacı Mustafa Koç tarafından açılan kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği sebebine dayalı tescil davasının taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olması nedeniyle reddedildiği anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanununun 684. ve 718.maddeleri gereğince yapı, üzerinde bulunduğu taşınmazın mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) haline gelir ve o taşınmazın mülkiyetine tabi olur. Ancak, yasa koyucu somut olaydaki taşınmazların durumunu genel hükümlere bırakmamış, bu konumdaki taşınmazların maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişkiyi Türk Medeni Kanununun 722, 723. ve 724. maddelerinde özel olarak düzenlemiştir. Konunun bu kapsamda değerlendirilmesi gerekecektir. Bir kimsenin kendi malzemesi ile başkasının tapulu taşınmazına sürekli, esaslı ve mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) niteliğinde yapı yapması halinde diğer koşullar da mevcutsa malzeme sahibi yapının bulunduğu alan ile yapının kullanılması için zorunlu arazi parçasının tescilini mülkiyet hakkı sahibinden isteyebilir. Türk Medeni Kanununun 724. maddesinde bina sahibine tanınan bu hak, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilir. Hemen belirtmek gerekir ki, taşınmaza sonradan malik olan kişiye karşı da bu kişisel hak ancak bina sahibini bu haktan mahrum bırakmak amacıyla arsa sahibi ile el ve işbirliği içinde olduğu iddiasıyla ileri sürülebilir. Malzeme sahibinin Türk Medeni Kanununun 724. maddesine dayanarak tescil talebinde bulunabilmesi bazı koşulların varlığına bağlıdır. Öncelikli koşul, malzeme sahibinin iyiniyetli olmasıdır. Türk Medeni Kanununun 724.maddesi hükmünden açıkça anlaşıldığı üzere, taşınmaz mülkiyetinin yapı sahibine verilebilmesi için öncelikli koşul iyiniyettir. Öngörülen iyiniyetin Türk Medeni Kanununun 3.maddesinde hükme bağlanan sübjektif iyiniyet olduğunda da kuşku yoktur. Bu kural, malzeme sahibinin, elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşılık bilebilecek durumda olmamasını ya da yapıyı yapmakta haklı bir sebebinin bulunmasını ifade eder. Malzeme sahibinin tescil istemi ile açtığı davada iyiniyetin varlığı iddia ve savunmaya bakılmaksızın mahkemece re’sen araştırılmalıdır. Ne var ki, 14.02.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi olay ve karinelerden, durumun özelliklerine göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş olduğu açık bulunan malzeme sahibinin temliken tescil talebinde bulunması mümkün değildir. Çünkü, bu gibi durumlarda kötüniyet karşı tarafın ispatı gerekmeden belirlenmiş olur. Ayrıca iyiniyet inşaatın başladığı andan tamamlandığı ana kadar devam etmelidir. Somut uyuşmazlıkta; davacılar mirasbırakanının devletin hüküm ve tasarrufu altındaki bir yere elatarak yapı meydana getirdiği tartışmasızdır. Kısaca, bu nitelikteki bir yer üzerine yapı yapan malzeme malikinin iyiniyetli olarak kabulüne olanak yoktur. Çünkü, Türk Medeni Kanununun 724. maddesi sadece özel mülkiyete konu olabilen araziler hakkında uygulanır. 1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre davacıların bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir. 2-Davalı Hazinenin temyiz itirazlarına gelince; Paftanın incelenmesinden dava konusu yerin 2004 yılında yapılan imar uygulamasında ... yeri olarak kullanılmak üzere ayrıldığı görülmektedir. Türk Medeni Kanununun 723/son maddesine göre yapı yaptıran malzeme sahibine tazminat verilebilmesi için malzemenin arazi maliki için taşıdığı bir değer olmalıdır. Oysa, somut uyuşmazlıkta çekişmeli parsel ... yeri olarak ayrıldığından davalı Hazine için bir değer taşıdığı düşünülemez. Davacının ikinci kademedeki isteminin de bu nedenle reddi gerekirken hüküm altına alınması açıklanan nedenle doğru olmamıştır. Kararın davalı Hazine yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1). bentte açıklanan nedenlerle davacıların bütün temyiz itirazlarının reddine, hükmün (2). bent uyarınca davalı Hazine yararına BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 06.07.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
7. Hukuk Dairesi, 2021/283 E., 2021/1252 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Bu konumdaki taşınmazın maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişki TMK'nın 722, 723. ve 724. maddelerinde düzenlenmiştir.
7. Hukuk Dairesi         2021/283 E.  ,  2021/1252 K. "İçtihat Metni" 7. Hukuk Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 11/04/2011 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 11/02/2016 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı ve davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: \_ K A R A R \_ Dava, Türk Medeni Kanununun (TMK'nın) 724. maddesi gereğince temliken tescil, mümkün olmadığı takdirde tazminat isteğine ilişkindir. Davacı vekili, davacı ile davalının kardeş olduklarını, 758 parsel sayılı taşınmazın 2000/6100 hissesini hissedarlardan satın aldıklarını, taşınmazın iki hissedara bölünmesinin mümkün olmaması nedeniyle taşınmazın davalı adına tapuya tescil edildiğini, tarafların kendi aralarında 01/07/2014 tarihli satış ve paylaşım sözleşmesi yaptıklarını bunun üzerine müvekkilinin taşınmaz üzerine narenciye ağaçları dikmek ve bina yapmak suretiyle kullanmaya başladığını ancak sonrasında davalının davacıya ait payı devretmeye yanaşmadığını belirterek davalıya ait 2000/6100 hissesinin 1000/6200 kısmının temliki ile müvekkil adına tesciline, taşınmazın bedelinden müvekkilinin ödemiş olduğu bedelin mahsubuna, tescilin mümkün olmaması veya ağaç bedelleri ile bina değerinin toprak değerinden az olması durumunda ağaç bedellerinin ve bina için muhik bir tazminatı ile taşınmazın 1000/6200 hissesinin rayiç bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. Hükmü, taraf vekilleri temyiz etmiştir. Başkasının taşınmazına temelli ve kalıcı nitelikte yapı inşa edilmesi durumunda, TMK'nın 684. ve 718. maddelerinin hükümleri gereğince yapı üzerinde bulunduğu taşınmazın mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) haline geleceğinden ana taşınmazın mülkiyetine tabi olur. Bu konumdaki taşınmazın maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişki TMK'nın 722, 723. ve 724. maddelerinde düzenlenmiştir. Bir kimsenin kendi malzemesi ile başkasının tapulu taşınmazına sürekli, esaslı ve mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) niteliğinde yapı yapması halinde diğer koşullar da mevcutsa malzeme sahibi yapının bulunduğu alan ile yapının kullanılması için zorunlu arazi parçasının tescilini mülkiyet hakkı sahibinden isteyebilir. TMK’nın 724. maddesinde yapı sahibine tanınan bu hak, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilir. Hemen belirtmek gerekir ki, taşınmaza sonradan malik olan kişiye karşı da bu kişisel hak ancak yapı sahibini bu haktan mahrum bırakmak amacıyla arsa sahibi ile el ve işbirliği içinde olduğu iddiasıyla ileri sürülebilir. Malzeme sahibinin TMK’nın 724. maddesine dayanarak tescil talebinde bulunabilmesi bazı koşulların varlığına bağlıdır; a) Birinci koşul, malzeme sahibinin iyiniyetli olmasıdır. TMK’nın 724. maddesi hükmünden açıkça anlaşılacağı üzere, taşınmaz mülkiyetinin yapı sahibine verilebilmesi için öncelikli koşul iyiniyettir. Öngörülen iyiniyetin TMK’nin 3. maddesinde hükme bağlanan sübjektif iyiniyet olduğunda da kuşku yoktur. Bu kural, malzeme sahibinin, elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşılık bilebilecek durumda olmamasını ya da yapıyı yapmakta haklı bir sebebinin bulunmasını ifade eder. Malzeme sahibinin tescil istemi ile açtığı davada iyiniyetin varlığı iddia ve savunmaya bakılmaksızın mahkemece re’sen araştırılmalıdır. Ne var ki, 14.02.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi olay ve karinelerden, durumun özelliklerine göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş olduğu açık bulunan malzeme sahibinin temliken tescil talebinde bulunması mümkün değildir. Çünkü bu gibi durumlarda kötüniyet karşı tarafın ispatı gerekmeden belirlenmiş olur. Ayrıca iyiniyet inşaatın başladığı andan tamamlandığı ana kadar devam etmelidir. İyiniyet koşulunun gerçekleşmediği durumlarda diğer koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılmasına gerek bulunmamaktadır. Davacının temliken tescil talebi reddedildiğine göre yapı yıkılamadığı takdirde taşınmaz malikinin malvarlığında sebepsiz bir zenginleşme meydana geleceğinden, taşınmaz malikinin malzeme sahibine muhik (haklı) bir tazminat vermesi gerekir. Ancak malzeme sahibi iyiniyetli değilse tazminat miktarı levazımın en az kıymetini geçemez. Somut olayda; davacı vekilinin tazminat talebi yönünden mahkemece, TMK'nın 723. maddesinde yer alan düzenlemeye göre değerlendirme yapılarak bir karar verilmesi gerekirken tazminat talebi yönünden davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenlerle hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: 1- Davacı vekilinin tazminat talepleri yönünden yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2- Bozma nedenine göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan harcın yatıranlara iadesine, 29/09/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.