4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 728

Türk Medeni Kanunu 728. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 728- Başkasının arazisi üzerinde kalıcı olması amaçlanmaksızın yapılan kulübe, büfe, çardak, baraka ve benzeri hafif yapılar, bunların malikine aittir. Bu tür yapılar, taşınır mal hükümlerine tâbi olur ve tapu kütüğünde gösterilmez. IV. Araziye dikilen fidanlar

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

9 karar eşleşti
7. Hukuk Dairesi, 2023/4020 E., 2024/3513 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varErzurum Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
, mahalli bilirkişiler, davacı tanıklarının beyanları ve alınan bilirkişi raporuyla 4721 sayılı Kanun'un öngördüğü şekilde üzerinde bulundukları taşınmazların bütünleyici parçaları değil, taşınır eşya ve taşınır yapı niteliğinde oldukları, 4721 sayılı Kanun'un 728 inci maddesinde "kulübe", "büfe", "çardak", "baraka" ve "benzeri hafif yapılar"ın "taşınır yapı" niteliğinde bulunduğunun belirtildiği,
7. Hukuk Dairesi         2023/4020 E.  ,  2024/3513 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/553 E., 2023/1635 K. DAVA TARİHİ : 28.03.2016 KARAR : Davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine İLK DERECE MAHKEMESİ : ... Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/560 E., 2018/745 K. Taraflar arasındaki muhdesat aidiyetinin tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Devlet Su İşleri 26. Bölge Müdürlüğü tarafından ... Barajı projesi sebebiyle kamulaştırma işlemlerinin yapıldığından bahisle; 1. ... ilçesi, Merkez Mahallesi, ... Caddesi, 158 ada 10 parselde bulunan tek katlı kulübe ve müştemilatların, 2. ... ilçesi, Merkez Mahallesi, ...Caddesi, 118 ada, 1 parselde bulunan havuz, kamelya ve müştemilatların, 3. Belediyeye ait, ... ilçesi, ... Mahallesi, 299 ada 13 parsel üzerindeki cami yapısının, 4. ... ilçesi, Merkez Mahallesi, 378 ada 28 parseldeki cami ve şadırvanın, 5. ... ilçesi, Vecanget Mahallesi, 256 ada 1 parselde bulunan yüzme havuzu ve tesisi, tenis kortu ve müştemilatının, 6. ... ilçesi, Merkez Mahallesi, ... Karayolu, 152 ada 8 parselde bulunan kamelyanın, kadastro tespiti haricinde parsel numarası mevcut olmayıp keşifte gösterecekleri muhdesatların, 7. Sanayi alanında bulunan kamelya ve parkın, 8. ... ilçesi, Arıklı Mahallesi camisinin batı tarafındaki parkın, 9. Pazaryolu Mevkisinde bulunan Pazaryolu parkı ve müştemilatların, 10. Kazım Karabekir Mahallesinde bulunan park ve müştemilatların, davalı Hazineye izafeten ...'nün rızası ile davacıya ait olmak üzere yapıldıklarını, bu sebeple muhdesatların değerlerinin belirlenerek ilgili tapu kaydının beyanlar hanesine tescilini, mümkün olmaz ise bu muhdesatların ... Belediye Başkanlığınca yapıldığının tespiti ve kamulaştırma bedellerinin Belediye Başkanlığı'na ödenmesi konusunda Devlet Su İşleri 26. Bölge Müdürlüğü'ne bildirilmesi talep ve dava edilmiştir. II. CEVAP Davalı ... davaya cevap vermemiş, duruşmalara katılarak davanın reddine talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; Mülkiyet veya aidiyet tespiti istemiyle açılan davalarda, koşullarının varlığı ve davanın kanıtlanması halinde davaya konu muhtesatların davacı tarafça meydana getirildiğinin tespitine karar verilebilir, ancak bunun için muhdesatı meydana getirenin iyi niyetli olması, üzerinde muhdesat meydana getirdiği arz parçasının kendisine ait olmadığını bilmemesi, bilmesinin de kendisinden beklenmesinin mümkün olmaması gerektiği, yapılan keşif esnasında dinlenen mahalli bilirkişiler ve davacı tanıkları kendilerine gösterilen dava konusu edilen taşınır ve taşınmaz yapıların davacı ...'nca meydana getirildiğini beyan etmiş iseler de, meydana getirilen değerin muhdesat olarak addedilebilmesi için sürekli ve kalıcı olarak yapılması amaçlanmış, öz niteliği bozulmadan ve zarar vermeden bulunduğu yerden taşınması mümkün olmayacak niteliğe haiz olması gerektiği, keşif esnasında gözlemlenildiği ve inşaat bilirkişisinin raporunda da belirttiği üzere, tespit edilen muhdesatların, Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) öngördüğü şekilde üzerinde bulundukları taşınmazların bütünleyici parçaları değil, ancak taşınır eşya ve taşınır yapı niteliğinde olduklarının anlaşıldığı, diğer yandan gerek dava konusu edilen taşınır eşya ve taşınır yapılar ile taşınmaz şekilde imal edilmiş yapıların üzerinde bulundukları arz parçasının mülkiyetinin Maliye Hazinesi'ne ait olduğu, bu hususu davacı kamu tüzel kişiliğinin bilmediğini iddia etmesinin mümkün olmadığı, 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Maliye Bakanlığı'nın Kamu İdarelerine Ait Taşınmazların Tahsis ve Devri Hakkında Yönetmelik ile öngörüldüğü şekilde davacı ... lehine yapılan bir tahsis ya da devir işlemi de bulunmadığı, bu yönüyle de davacı tarafın kanunun aradığı anlamıyla iyi niyetli olarak bu muhdesatları meydana getirdiği iddiasının kabul edilmesinin mümkün olmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesinin hatalı karar verdiğini, keşifle belirlenen muhdesatların davacıya ait olduğunun davalı tarafından kabul edildiğini, davacı tarafça söz konusu muhdesatların bulunduğu yerlerin tahsisinin talep edilmediğini ancak davalının muhdesatların yapılmasına ses çıkarmayarak zımni kabulde bulunduğunu, yapıların kalıcı olduğunu, iyi niyetli olma durumunun muhdesat aidiyeti davalarında aranmadığını beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; İlk Derece Mahkemesince dava konusu edilen taşınmazlar üzerinde yapıldığı iddia edilen yapıların mahallinde yapılan keşif, mahkeme gözlemi, mahalli bilirkişiler, davacı tanıklarının beyanları ve alınan bilirkişi raporuyla 4721 sayılı Kanun'un öngördüğü şekilde üzerinde bulundukları taşınmazların bütünleyici parçaları değil, taşınır eşya ve taşınır yapı niteliğinde oldukları, 4721 sayılı Kanun'un 728 inci maddesinde "kulübe", "büfe", "çardak", "baraka" ve "benzeri hafif yapılar"ın "taşınır yapı" niteliğinde bulunduğunun belirtildiği, davaya konu edilen yapıların kalıcı (sabit yapı) değil taşınır yapı niteliğinde olduklarının anlaşıldığı, bu nedenle davacı ... Başkanlığınca açılan davanın İlk Derece Mahkemesince reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; 1. ... barajı kamulaştırma işlemlerinden dolayı davayı açmakta hukuki yararlarının bulunduğunu, 2. Muhdesatlar taşınır olsa bile, bunların sökülme ve taşınma masraflarının hesaplanması gerektiği ayrıca raporda belirtildiği gibi, beton barbekü, çeşme, betonarme mescit ve şadırvan gibi taşınmaz yapılar bulunduğunu, 3. Dosya kapsamından muhdesatların davacı tarafça yapıldığının sabit olduğunu, belirtilen nedenlerle kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, muhdesat aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2. Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 sayılı Kanun'un 684/1 m). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (4721 sayılı Kanun'un 718. m). 22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi eşya hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (4721 sayılı Kanun'un 722, 724, 729 maddeleri), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez. 3. Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 sayılı HMK 106/2 m) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespitdavası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK 114/1-h, 115 m.) 4. Öğretide ve Yargıtay'ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir. 5. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 19 uncu maddesi son fıkrasında; Başkası adına tapulu, sahipsiz ve/veya zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yerin kamulaştırmasında binaların asgari levazım bedeli, ağaçların ise 11 inci madde çerçevesinde taktir olunan bedeli zilyedine ödenir. 3. Değerlendirme 1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür. 2. Somut olayda; dava konusu taşınmazların kamulaştırılmasının kararlaştırıldığı dosya kapsamı ile sabit olup, davacının 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 19 uncu maddesi son fıkrası gereğince dava açmasında hukuki yararı bulunduğu sabittir. Diğer taraftan anılan kanun maddesinde zilyedin iyi niyetli olması noktasında bir ifade bulunmamaktadır. O halde anılan kanun gereğince; zilyedin yapmış olduğu binaların, kendisi tarafından meydana getirildiğini isteyebileceği kuşkusuzdur. Ne var ki mahkemece çekişme konusu taşınmazlarda davacı tarafından yapıldığı iddia edilen muhdesatların nitelikleri kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmemiştir. Bina niteliğinde sayılan sabit yapıların davacı tarafından meydana getirildiğinin tespit edilmesi halinde muhdesat aidiyeti kararı verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.06.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY 04/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun; “Aynın İhtilaflı Bulanması Tescil ve Tapuda Kayıtlı Olmayan Taşınmaz Malın Kamulaştırma Bedelinin Mahkemece Tespiti ve Zilyedin Hakları” başlıklı Üçüncü Kısmı, 16 ila 19. maddelerden oluşmakta ise de 16 ve 17. maddeler ilga edildiğinden bu kısım 18 ve 19. maddeden oluşmaktadır. Kanunun 18. maddesi, kamulaştırılması kararlaştırılan taşınmaz malın mülkiyeti üzerinde ihtilaf bulunması halinde, kamulaştırmayı yapan idarece ne şekilde işlem yapılacağına ilişkin hükümler yer almaktadır. Kanunun 19. maddesinde ise kamulaştırılması kararlaştırılan taşınmazın tapuda kayıtlı olmaması halinde yapılacak işlemlere ilişki olup maddenin son fıkrası, taşınmaza ilk hükümler gereğince zilyet olan ve kamulaştırma bedeli almayı hak eden kişinin, hak edeceği kamulaştırma bedelinin hesaplanmasına ilişkindir. Başka bir deyişle, tapusuz bir taşınmazda muhdesatı olan bir kişinin kamulaştırma bedeline hak kazanabilmesi için 19. maddenin tüm hükümleri birlikte değerlendirilerek hukuki yararının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Maddenin son fıkrası, dava açma hakkı bulunan kişinin alacağı kamulaştırma bedelinin hesabına ilişkin olup, bu hüküm eldeki davanın hukuki dayanağını oluşturmaz. Dava konusu olaya gelince; kamulaştırılan taşınmazın tapulu olduğu, malikinin Hazine ve mülkiyetinin ihtilaflı bulunmadığı anlaşıldığına göre, olaya uygulanması gereken hüküm 18. madde hükmü olup, mahkemece bu husus belirlendiğinden ve davacının bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığı gerekçeleriyle açıklandığından, usule ve kanuna uygun ilk derece mahkemesi kararının ve dolayısıyla bu kararı uygun bulan bölge adliye mahkemesi kararının onanması gerekirdi. Olayda uygulama yeri bulunmayan bir hükme dayanılarak hükmün bozulmasını yanlış değerlendirdiğimden sayın çoğunluğun bozma kararına katılamıyorum.

Diğer kararlar (4)

Hukuk Genel Kurulu, 2017/1245 E., 2021/1241 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Buna karşın TMK’nın 728. maddesinde taşınır mal hükümlerine tabi olan yapılar düzenlenmiş ve başkasının arazisi üzerinde kalıcı olması amaçlanmaksızın yapılan kulübe, büfe, çardak, baraka ve benzeri hafif yapıların, bunların malikine ait olacağı ifade edilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu         2017/1245 E.  ,  2021/1241 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “taşınmaza el atmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Seferihisar Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacılar vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacılar İstemi: 4. Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin Seferihisar İlçesi, Camikebir mahallesi, 126 ada 2 parsel sayılı taşınmazın maliki, davalıların ise komşu 3 parsel sayılı taşınmaz maliki...’ın mirasçıları olduklarını, müvekkillerinin taşınmaz üzerindeki eski binanın yıkılarak yenisinin yapılması için bir yüklenici ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi yaptıklarını, yüklenicinin işe başlayıp eski binayı yıktığını ancak yeni binanın ruhsat işlemleri sırasında komşu 3 parseldeki davalılara ait binanın kendi taşınmazlarına 12,11 m2 tecavüzlü olduğunun ortaya çıktığını, bunun üzerine davacıların inşaatın yapımını durdurmak zorunda kaldıklarını ve büyük bir zarara uğradıklarını, davalıların kendi binalarının yapımı sırasında kadastro yetkililerince konulan sınır kazıklarını kaldırarak binayı onaylı projesine aykırı olarak inşa ettiklerini ileri sürerek, el atmanın önlenmesi ile davalılara ait binanın tecavüzlü kısmının yıkılmasına ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla dava tarihinden geriye yönelik olarak beş yıllık ecrimisil bedelinden şimdilik 20.000TL’nin en yüksek mevduat faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar Cevabı: 5.1. Davalı ... vekili; bilerek tecavüzlü bina yapıldığı iddiasının doğru olmadığını, binayı yaptırmadan önce ölçüm yaptırdıklarını ve kadastro müdürlüğü tarafından şu anki yerlerin gösterildiğini, ön cepheden yol payı bırakıldığını, binanın usulüne uygun şekilde inşa edildiğini ancak ileri teknik ve hassas ölçümler sonucunda zamanında yapılan ölçümde metrik yanlışlıklar olduğu ve mevcut binanın davacıların arsasına tecavüz ettiğinin tespit edildiğini, kadastro müdürlüğünün hatasından dolayı müvekkili ve diğer davalıların herhangi bir hatasının olmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur. 5.2. Diğer davalılar davaya cevap vermemişlerdir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. Seferihisar Asliye Hukuk Mahkemesinin 15.11.2011 tarihli ve 2010/249 E., 2011/295 K. sayılı kararı ile; dosya kapsamı ve tüm delillere göre davanın yerinde olmadığı, tarafların murislerinin kardeş olup taksim nedeniyle birbirine komşu iki parselin maliki oldukları, zeminde her iki kardeşe ait ikişer katlı eski iki bina bulunduğu, binaların mevcut hâli ile kadastroda adlarına tespit edildiği ve 3 numaralı parsel aleyhine 2 numaralı parsel lehine olacak şekilde 12,11 m2’lik bir kayma ile ölçüm yapıldığı, bunun sebebinin keşifteki gözlem, çekilen fotoğraf ve krokiye göre 3 numaralı parselin arka bölümünde yer alan küçük oyuntu bölümden ölçüm alınmasından kaynaklı olabileceği, zira iki parsel üzerindeki evlerin zeminde birbirine tek duvar üzerinden bitişik olup arka kısmında 1 numaralı parsel ile üzerindeki binanın yer aldığı, bu sapmanın başka bir izahının bulunmadığı, bu durumda davalıların eski binayı yıkarak aynı yere yeni bina yapma şeklindeki eylemlerinin kötü niyet olarak kabul edilemeyeceği, zira ilk önce eski binayı davalı tarafın yıkarak yerine yeni bir bina yaptıkları, tarafların murislerinin kadastro sırasında yapılan ölçümdeki yanlışlığı fark etmedikleri, bunun yargılama konusu yapılmadığı, bu durumun daha sonra davacı tarafça fark edilerek kendi lehlerine olacak şekilde ileri sürülmesinin doğruluk ve dürüstlük kuralına aykırı bir hareket olarak kabul edilmesi gerektiği, kadastrodan önceki sebebe dayalı bu ölçüm hatasının hak düşürücü süre dikkate alındığında ancak temliken tescil talebi ile giderilmesi gerektiği, eldeki davada ise böyle bir talebin bulunmadığı, davacı tarafın murislerinden kalan eski ev yerinin kapladığı alanı bilmeleri gerektiği, bir şekilde yapılan ölçüm ile eski evlerinin kapladığı alan dışında 12,11 m2 yerlerinin daha olduğunu öğrenerek bunu karşı tarafın kötü niyeti olarak ileri sürüp yıkım talebinde bulunmalarının kardeş çocukları oldukları da gözetildiğinde iyi niyet kurallarıyla bağdaşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 03.05.2012 tarihli ve 2012/2357 E., 2012/5022 K. sayılı kararı ile; öncelikle el atıldığı iddia edilen yerin ve yıkımı istenen bölümün değerlerinin belirlenmesi ve bu değerler üzerinden harç ikmali yaptırılması, bu koşul yerine getirildiği takdirde davaya devam edilerek işin esasının incelenmesi gerektiği belirtilerek, esasa yönelik temyiz itirazları incelenmeksizin karar bozulmuş; yerel mahkemece bozma kararına uyulmuş ve kararda gösterilen şekilde eksik harç davacı tarafça tamamlandıktan sonra ilk karardaki gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. 9. Mahkemece verilen ikinci karar da davacılar vekili tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 13.01.2014 tarihli ve 2013/16105 E., 2014/24 K. sayılı kararı ile; “…Dosya içeriği ve toplanan delillerden dava konusu 126 ada 2 parselin davacılara, komşu 3 nolu parselin ise davalılardan Dinç ve Behiç'e ait olduğu, davacıların 126 ada 2 parseline davalıların taşkın bina yapmak suretiyle müdahale ettiklerini ileri sürerek eldeki davayı açtıkları, gerek 2 nolu parselin gerekse 3 nolu parselin tapu kaydında 3 nolu parsel üzerindeki binanın 2 nolu parsele 9.06 m2 tecavüzlü olduğuna dair şerh bulunduğu, üzerlerinde birbirine bitişik birer ev bulunan dava konusu taşınmazların kadastro işlemleri sonucu tarafların mirasbırakanları adına tescil edildiği, bilahare davalıların eski binayı yıkarak yerine yeni bina yaptıkları, bina yapmadan önce 26.04.2001 tarihinde aplikasyon işlemi yaptırdıkları ve bu işlem sırasında taşınmazın sınırlarının açıkça gösterildiği, bina yapıldıktan sonra davalılarca yapılan cins değişikliği işlemleri sırasında ve daha sonra davacılar tarafından yaptırılan aplikasyonda 3 nolu parselin 2 nolu parsele tecavüzlü olduğunun tespit edildiği yine davalı tarafca yapılan sınır düzeltme talebi üzerine Kadastro Müdürlüğünce düzenlenen teknik raporda, yeni bina yapılmadan önce binaların sınıra uymadığının 3 nolu parsel malikleri tarafından farkedildiği halde itiraza konu edilmediği ve resmi belgelere yansıdığının belirtildiği anlaşılmaktadır. Somut olayda, her ne kadar kadastro çalışmaları sırasında birbirine bitişik binalar esas alınarak 3 nolu parsel aleyhine 2 nolu parsel lehine olacak şekilde 12,11 m2'lik bir kayma ile ölçüm yapıldığı ve davalıların mevcut eski binayı yıkarak aynı yere yeni bina yapmalarının kötü niyet olarak değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, gerek dosya kapsamında alınan teknik bilirkişi raporları ve gerekse Kadastro Kanununun 41. maddesi uygulamasına ilişkin kadastro müdürlüğünce hazırlanan rapor ve aplikasyon belgeleri dikkate alındığında, davalıların eski bina yıkıldıktan sonra parsel sınırlarının bina sınırlarına uymadığını öğrendikleri, buna karşın sınırların düzeltilmesine ilişkin herhangi bir girişimde veya itirazda bulunmadıkları, aksine bilerek ve tecavüzü gözardı ederek inşaat yaptıkları anlaşıldığından, eldeki davada iyiniyetli olduğunu söyleyebilme imkanı bulunmamaktadır. Ne var ki, davalı tarafın Kadastro Kanununun 41. maddesi uygulamasının reddi kararına karşı itiraz nitelikli Seferihisar Sulh Hukuk Mahkemesinde açtıkları 2011/196 E. sayılı davanın henüz derdest olduğu, eldeki davada talep edilen istemler dikkate alındığında ileride telafisi güç veya imkansız zararların doğmaması bakımından anılan dosyanın incelenmesi, sonuçlanmamışsa bekletici mesele yapılması ve o davada verilecek karara göre eldeki davanın neticeye bağlanması gerekmektedir. Öte yandan, dosya kapsamında yapılan ecrimisil hesaplamasının da doğru olduğunu söyleyebilme imkanı yoktur. Taşınmazda davalıların müdahale ettiği kısmın arsa olarak getireceği ecrimisilin hesaplanması gerekirken bilirkişi raporunda dava konusu 126 ada 2 parsele 3 daire 1 dükkan yapılmasının mümkün olduğu belirtilerek henüz var olmayan, yapılacağı varsayılan binanın bağımsız bölümleri esas alınarak ecrimisil hesabı yapılması da isabetsizdir. Bilindiği, gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarih 22/4 sayılı İnançları Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan olumlu zarar ile kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir. (YHGK'nun 25.02.2004 gün ve 2004/1-120-96 sayılı kararı) Hemen belirtilmeli ki, ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir husus olup, taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak ve taleple bağlı kalınarak haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu, somut bilgi ve belgeye dayanmalı, tarafların ve hakimin denetimine açık olmalı ve değerlendirmenin gerekçelerinin bilimsel verilere uygun şekilde HMK'nın 266 vd. maddelerine uygun olarak açıklanması gereklidir. Bu nedenle, eğer arsa ve binalarda kira esasına göre talep varsa, taraflardan emsal kira sözleşmeleri istenmeli, gerekirse benzer nitelikli yerlerin işgal tarihindeki kira bedelleri araştırılıp, varsa emsal kira sözleşmeleri de getirtilerek resen emsal araştırılmalı, dava konusu taşınmaz ile emsalin somut karşılaştırması yapılmalı, üstün veya eksik tarafları belirlenmelidir. İlke olarak, kira geliri üzerinden ecrimisil belirlenmesinde, taşınmazın dava konusu ilk dönemde mevcut haliyle serbest şartlarda getirebileceği kira parası, emsal kira sözleşmeleri ile karşılaştırılarak, taşınmazın büyüklüğü, niteliği ve çevre özellikleri de nazara alınarak yöredeki rayiçe göre belirlenir. Sonraki dönemler için ecrimisil değeri ise ilk dönem için belirlenen miktara ÜFE artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak üzere takdir edilir. Hal böyle olunca, yukarıda değinilen hususlar ve belirtilen ilkeler dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 10. Seferihisar Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.07.2014 tarihli ve 2014/123 E., 2014/318 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 11. Direnme kararı süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 12. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dosya kapsamına göre davalıların eski bina yıkıldıktan sonra parsel sınırlarının bina sınırlarına uymadığını öğrenip kayıtsız kaldıkları ve böylece iyi niyetli bulunmadıkları kabul edilerek, davalı tarafça 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 41. maddesi uygulamasının reddi kararına karşı Seferihisar Sulh Hukuk Mahkemesinde açılan davanın bekletici sorun yapılarak, oluşacak duruma göre eldeki davada bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 13. Dava, taşkın yapı nedeniyle taşınmaza el atmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil isteklerine ilişkindir. 14. Bilindiği gibi malik, mülkiyet hakkının kendisine sağladığı yetkileri, hukuk düzeninin çizdiği sınırlar içinde dilediği gibi kullanabilir. Eşya üzerindeki egemenliğin üçüncü kişilere karşı korunması için malike tanınan bu yetkilerin yaptırımı olan davalar ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 683. maddesinde düzenlenmiştir. 15. Türk Medeni Kanunu’nun “Mülkiyet Hakkının İçeriği” başlıklı 683. maddesi; “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir” hükmünü taşımaktadır. 16. Mülkiyet hakkının sağladığı yetkilerin kullanılmasını haksız olarak engelleyen, kısıtlayan ya da zorlaştıran durumlarda malike, bu etkilere karşı bir korunma aracı olarak haksız el atmanın önlenmesi davası hakkı tanınmıştır. 17. Haksız el atma, doğrudan mülkiyet hakkına el atma şeklinde olabileceği gibi bir vasıta veya başka bir kişi kullanmak suretiyle de gerçekleşebilir. Burada önemle vurgulanmalıdır ki, kanun hükmünde haksız el atmadan söz edilmiş olması karşısında, bütün bu müdahalelerin haksız olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla müdahale yasadan veya sözleşmeden kaynaklanan ayni ya da şahsi bir hakka dayanmamalıdır. 18. El atmanın önlenmesine ilişkin davaların büyük çoğunluğu dayanağını TMK'nın 683. maddesinden almakta ise de bu madde kapsamı dışında kalan ve özel maddeler ile düzenlenen el atmanın önlenmesi davaları da mevcuttur. Kanun’un genel nitelikli bu maddesi ve özel kanunlardaki öteki hükümleri ile mülkiyet hakkının her türlü zarar verici davranışlara karşı korunması amaçlanmıştır. 19. Bu dava haksız el atmaya son veren dava olmakla birlikte el atmadan kaynaklanan bir zarar var ise malik oluşan zararın giderilmesini de isteyebilir. Bunun yanında zedelenmiş bozulmuş malının eski hâle iadesini ya da taşınmaz üzerine haksız şekilde yapılan muhtesatın yıkımı ya da kaldırılmasını isteyebilir. Ancak el atmanın önlenmesi davası bu tür istekleri kapsamayacağından malikin tüm bunları ayrıca talep etmesi gerektiği açıktır. 20. Diğer yandan, TMK’nın “Taşınmaz mülkiyetinin içeriği” başlıklı 718. maddesine göre, arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyetin kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer. Buna göre bir arazinin mülkiyeti, o arazide bulunan yapıları da kapsar. Bu hükmün ele aldığı prensip, “üst toprağa tabidir” şeklinde ifade edilmektedir. 21. Türk Medeni Kanunu’nun 718/2. fıkrasında yapılarla ilgili temel prensip açıklanmış ise de arazi mülkiyeti kapsamına giren yapıdan ne anlaşılması gerektiği belirtilmemiştir. Buna karşın TMK’nın 728. maddesinde taşınır mal hükümlerine tabi olan yapılar düzenlenmiş ve başkasının arazisi üzerinde kalıcı olması amaçlanmaksızın yapılan kulübe, büfe, çardak, baraka ve benzeri hafif yapıların, bunların malikine ait olacağı ifade edilmiştir. Dolayısıyla TMK’nın 718/2. fıkrasında arazi mülkiyetinin kapsamına dâhil olduğu belirtilen yapı, taşınır yapı dışında kalan ve kalıcı olması amacıyla yapılan taşınmaz yapılar olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim, Kanun’un 684/1. maddesinde bir şeye malik olan kimsenin o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olacağı hüküm altına alınmıştır. 22. Taşkın yapı ise bir arazi üzerinde yapılan yapının, bu arazinin sınırlarını aşarak komşu araziye taşması şeklinde tanımlanmaktadır. Bu taşma komşu taşınmazın yüzeyinde gerçekleşmiş olabileceği gibi altındaki toprak ya da üstündeki hava katmanında da gerçekleşmiş olabilir. 23. Türk Medeni Kanunu’nun“Taşkın yapılar” başlıklı 725. hükmü; “Bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait taşınmazın bütünleyici parçası olur. Böyle bir irtifak hakkı yoksa zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı iyiniyetle yapan kimse, uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devredilmesini isteyebilir” şeklindedir. 24. Kural olarak hiçbir arazi maliki, komşu taşınmazda yapılan bir yapının kendi arazisine taşırılmasına katlanmakla yükümlü değildir. Bu nedenle TMK’nın 683/2. maddesine göre haksız el atmanın önlenmesini dava edebilir. Ancak yapıyı yapan malik, yapıyı taşırmasına imkân veren bir irtifak hakkına sahip ise komşu arazi maliki yapının kendi arazisine taşırılmasına katlanmakla yükümlü olur ve böyle bir durumda yapının taşırılan kısmının mülkiyeti, arazi malikine değil yapıyı yapan malike ait olur. 25. Ne var ki, taşkın yapının söz konusu olduğu hâllerin büyük bir kısmında yapıyı yapan malik böyle bir hakka sahip değildir. Kanun koyucu yine de TMK’nın 725/2. maddesinde öngörülen koşulların gerçekleşmesi hâlinde taşkın yapı malikine bazı haklar tanımıştır. Diğer bir anlatımla; TMK’nın 684/1 ve 718/2. maddelerine göre arazinin mülkiyeti kalıcı nitelikteki yapıların mülkiyetini de kapsadığı hâlde TMK’nın 725/2. maddesinde bu kuralın istisnalarından birisi düzenlenmiş ve böylece muhdesatla arasındaki bağlantı kesilerek, yapı sahibine bazı koşulların oluşması hâlinde ayrılmaz parça niteliğindeki taşkın yapı için üzerinde bulunduğu araziye malik olabilme olanağı tanınmıştır. Buna göre arazi maliki taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı iyi niyetle yapan kimse, uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devredilmesini isteyebilir. 26. Tüm bu açıklamalar kapsamında somut olaya gelindiğinde; dava konusu 126 ada 2 parselin davacılara, komşu 3 parselin ise davalılardan ... ile ...’a ait olduğu, öncesinde birbirine bitişik iki ev bulunan taşınmazların kadastro işlemleri sonucunda tarafların miras bırakanları adına tescil edildiği, bilahare davalıların eski binayı yıkarak yerine yeni bir bina inşa ettikleri, 11.05.2001 tarihinde yapı ruhsatı aldıkları, öncesinde 26.04.2001 tarihinde aplikasyon işlemi yaptırdıkları ve bu işlem sırasında taşınmazın sınırlarının açıkça gösterildiği, bina yapıldıktan sonra davalılarca yapılan cins değişikliği işlemleri sırasında ve daha sonra davacılar tarafından yaptırılan aplikasyonda 3 numaralı parseldeki binanın 2 numaralı parsele tecavüzlü olduğunun tespit edildiği gibi mahkemece yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporu ve ekindeki krokide de 3 numaralı parsel üzerinde inşa edilen binanın 2 numaralı parsele 12,11m2 tecavüzlü olduğu tespit edilmiştir. 27. Eldeki davada, taşkın yapıyı inşa eden davalıların komşu 2 numaralı parsel üzerinde bir irtifak hakları bulunmamaktadır. Bu nedenle 2 parsel maliki olan davacıların yapının kendi arazilerine taşan bölümüne katlanmakla yükümlü olduklarından söz edilemez. Mahkemece davalıların iyi niyetli olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmiş ise de iyi niyet koşulu, TMK’nın 725/2. maddesinde yapı sahibine tanınan hakların kullanılabilmesi için öngörülen bir koşuldur. Yapı sahibinin anılan maddede düzenlenen hakları kullanılabilmesi için iyi niyet öncelikli bir koşul olmakla birlikte somut olayda davalılar tarafından diğer koşulların da varlığı ileri sürülerek, uygun bir bedel karşılığında taşan kısım nedeniyle irtifak hakkı kurulması veya bu kısma ait arazi parçasının mülkiyetinin yapı sahiplerine devri istenmemiştir. Bu durumda, taşkın yapı inşa etmek suretiyle davacıların tapulu taşınmazına yapılan el atmanın haksız olduğu açıktır. 28. Bu husus açıklığa kavuşturulduktan sonra 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 41. maddesine göre Seferihisar Sulh Hukuk Mahkemesinde açılan davanın sonucunun beklenmesinin gerekip gerekmediği hususu da açıklanmalıdır. 29. Taşınmazlardaki ölçü, tersimat (çizim) ve sınırlandırma hataları pafta ile zemin uyumunu bozan teknik hatalardır. Bu hatalara büyük çoğunlukla zamanın teknolojik ölçüm ve yüzölçüm hesaplama yöntemlerinin duyarlılığı ve matematiksel işlemlerde yapılan yanlışlıklar neden olmaktadır. Bu hatalar, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 41/1. maddesi ve bu maddeye dayanılarak çıkarılan yönetmeliğe göre düzeltilmektedir. 30. Mevcut olayda da davalı ... vekili tarafından kadastro müdürlüğüne müracaat edilerek, dava konusu taşınmazların sınırlarında teknik bir hata yapıldığından bahisle Kadastro Kanunu’nun 41. maddesine göre düzeltilmesi talep edilmiştir. Bu istem kadastro müdürlüğünce yapılan inceleme ve düzenlenen teknik rapor doğrultusunda reddedilmiştir. İstemin reddi üzerine 25.06.2011 tarihinde Seferihisar Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/96 E. sayılı dosyasında dava açılmış ise de dava takip edilmemiş ve 29.11.2011 tarihinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Ancak dosya incelendiğinde anılan kararın tebliğe çıkarılmadığı ve dolayısıyla henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. 31. Bu durum karşısında, yerel mahkemece öncelikle kararın tebliğe çıkarılıp kesinleştirilmesi için davalı tarafa gereken sürenin tanınması, karar kesinleştikten sonra da yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar doğrultusunda karar verilmesi gerekmektedir. 32. Ayrıca bozma kararında ecrimisil hesap yöntemi bakımından bilirkişi raporunun isabetli olmadığına değinilmiş ise de mahkemece anılan rapora göre verilen bir karar bulunmadığından, bozma kararındaki değerlendirmelerin yol gösterici nitelikte olduğu gözetilerek bu husus uyuşmazlık konusu yapılmamıştır. 33. O hâlde; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken, mahkemece önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup, direnme kararının bozulması gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.10.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
14. Hukuk Dairesi, 2018/5180 E., 2021/3423 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Arazideki yapılar kavramı ise TMK'nin 722-728 maddelerinde düzenlenmiş olup TMK'nın 727.
14. Hukuk Dairesi         2018/5180 E.  ,  2021/3423 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 28.01.2015 gününde verilen dilekçe ile irtifak hakkına müdahalenin men'i ve kal talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 24.05.2016 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, irtifak hakkına elatmanın önlenmesi ve kal isteğine ilişkindir. Davacı vekili, davacı kurumun 1. İletim Tesis ve İşletme Müdürlüğünün bakım sınırları içinde bulunan 154 KW Ambarlı-Davutpaşa Enerji Nakil Hattının 19-20 numaralı direkleri arasında davalıya ait, ... mahallesi, ... sok. N:22'de bulunan F21-D-25-D-1-A pafta, 110 ada, 13 parsel sayılı taşınmaz üzerinde davalı tarafından tehlikeli ve irtifak hakkı ihlal eder şekilde tehlikeli inşaat yapıldığının tespit edildiği, bu durumun Elektrik Kuvvetli Akımlar Tesislerinin Yönetmeliğinin 44. maddesine aykırılık teşkil ettiğini, hattın inşası sırasında kamulaştırma işlemlerinin tamamlandığını, kurum adına tapuda irtifak tesis edildiğini, Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliğinin 44. maddesinin h ve i bentlerine göre yapı ile elektrik hattı arasında olması gereken emniyetli mesafenin bulunmadığını, inşaatla nakil hattının düşeyden mesafesinin 0,5 metre olduğunu, dolayısıyla irtifak hakkına tecavüzün bulunduğunu, bu nedenle inşaat mahallinde can ve mal emniyetinin kalmadığını, yangın tehlikesinin mevcut olduğunu beyanla, davalının emniyet mesafelerine vaki müdahalesinin men'ini, binanın tecavüzüne konu kısımların yıkılarak kaldırılmasını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili duruşmada, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir. TMK'nin "Taşınmaz mülkiyetinin içeriği" başlığını taşıyan ve mülkiyetin kapsamını belirleyen 718. maddesi "Arazi üzerindeki mülkiyet kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyetin kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer" hükmünü taşımaktadır. Arazideki yapılar kavramı ise TMK'nin 722-728 maddelerinde düzenlenmiş olup TMK'nın 727. maddesinde de mecralara yer verilmiştir. 727. madde; "Su, gaz, elektrik ve benzerlerinin mecraları, işletmenin bulunduğu taşınmazın dışında olsalar bile aksine bir düzenleme olmadıkça işletmenin eklentisi ve işletme malikinin malı sayılır." İrtifak hakkı sahibinin hakkın kullanımına elatma olduğu zaman bunun giderilmesini isteme olanağı da vardır. Türk Medeni Kanununun 779. maddesi hükmünce irtifak hakkı bir taşınmaz üzerinde diğer bir taşınmaz lehine konulmuş bir yük olup, yüklü taşınmazın malikini yasanın 683. maddesinde anılan mülkiyet hakkının sağladığı bazı yetkileri kullanmaktan kaçınmaya veya yararlanan taşınmaz malikinin yüklü taşınmazı belirli bir şekilde kullanmasına katlanmaya zorunlu kılar. Somut olaya gelince; mahkemece yapılan keşifte dinlenen bilirkişilerin belirlediği üzere davacının irtifak hakkına elatmanın sabit olduğu tespit edilmişse de; davalı tarafından yargılama sona erdikten sonra irtifaka konu elektrik hattı yüksekliğinin artırıldığı iddia edildiğinden, mahkemece yeniden keşif yapılmalı ve dava konusu elektrik hattı yükseltilmişse mevcut durumda elatma olup olmadığı belirlenerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Açıklanan nedenle hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24.05.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
14. Hukuk Dairesi, 2016/11179 E., 2019/3569 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Arazideki yapılar kavramı ise TMK'nin 722-728 maddelerinde düzenlenmiş olup TMK'nın 727.
14. Hukuk Dairesi         2016/11179 E.  ,  2019/3569 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 28.01.2015 gününde verilen dilekçe ile müdahalenin men'i ve kal talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 15.12.2015 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: \_ K A R A R \_ Dava, irtifak hakkına dayalı elatmanın önlenmesi ve kal isteğine ilişkindir. Davacı vekili, davalılar murisinin maliki olduğu 125 ada 6 parsel sayılı taşınmaz üzerinde, Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliğine aykırı şekilde bina yapmak suretiyle irtifak hakkına müdahalede bulunduğunu ileri sürerek elatmanın önlenmesi ve kal istemiştir. Davalılar vekili, dava konusu taşınmazda var olduğu iddia olunan irtifak hakkının usulüne uygun kurulmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulü ile müdahalenin men'ine, 125 ada 6 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan davalıya ait binanın, 02.04.2015 ve 11.05.2015 tarihli bilirkişi raporlarında belirlendiği üzere, davacının irtifak hakkına müdahalesinin önlenmesine, masrafı davalıya ait olmak üzere müdahaleli kısımların yıkılmasına ve yıkıntıların kaldırılmasına karar verilmiştir. Hükmü, davalılar vekili temyiz etmiştir. TMK'nin "Taşınmaz mülkiyetinin içeriği" başlığını taşıyan ve mülkiyetin kapsamını belirleyen 718. maddesi "Arazi üzerindeki mülkiyet kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyetin kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer" hükmünü taşımaktadır. Arazideki yapılar kavramı ise TMK'nin 722-728 maddelerinde düzenlenmiş olup TMK'nın 727. maddesinde de mecralara yer verilmiştir. 727. madde; "Su, gaz, elektrik ve benzerlerinin mecraları, işletmenin bulunduğu taşınmazın dışında olsalar bile aksine bir düzenleme olmadıkça işletmenin eklentisi ve işletme malikinin malı sayılır." İrtifak hakkı sahibinin hakkın kullanımına elatma olduğu zaman bunun giderilmesini isteme olanağı da vardır. Somut olaya gelince; mahkemece hükme esas alınan 02.04.2015 tarihli bilirkişi raporunda binanın 2. katının ve çatı katının 50,42 metrekarelik kısmının enerji nakil hattı için oluşturulan yataydaki irtifak hakkı alanında kaldığı, 11.05.2015 tarihli bilirkişi raporunda ise 2. normal katın yıkılmasının yeterli olduğunun belirtildiği, raporlar arasında çelişki olduğu anlaşılmıştır. Öte yandan bu çelişkili raporlar esas alınarak tesis edilen hüküm de infaza elverişli değildir. Bu durumda mahkemece, teknik bilirkişilerin raporları arasındaki çelişki giderilerek infaza elverişli hüküm kurulması gerekirken, belirtilen bu hususlar gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17.04.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
14. Hukuk Dairesi, 2016/8166 E., 2018/7407 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Arazideki yapılar kavramı ise TMK'nin 722-728 maddelerinde düzenlenmiş olup TMK'nin 727.
14. Hukuk Dairesi         2016/8166 E.  ,  2018/7407 K. "İçtihat Metni" 14. Hukuk Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 08.12.2006 gününde verilen dilekçe ile irtifak hakkına dayalı elatmanın önlenmesi ve kal istenmesi üzerine Dairemizin 28.03.2013 tarihli 2013/16429 Esas, 2014/4006 Karar sayılı bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 02.12.2015 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, irtifak hakkına dayalı elatmanın önlenmesi ve kal isteğine ilişkindir. Davacı vekili, davalının Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliğine aykırı şekilde bina yapmak suretiyle irtifak hakkına müdahalede bulunduğunu ileri sürerek elatmanın önlenmesi ve kal istemiştir. Davalı vekili, taşınmazda bulunan binanın resmi izninler alınmak suretiyle projesine uygun yapılmış olduğunu, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulü ile müdahalenin men'ine dair verilen hükmün, davalı vekilince temyizi üzerine; Dairemizin, 25.03.2013 tarih, 2013/16429 Esas, 2013/4006 Karar sayılı ilamıyla, "... mahkemece, irtifak hakkının dayanağı belgeler dosya içine alınarak mahallinde yeniden keşif yapılarak kroki ve belgeler zemine uygulanmak suretiyle irtifak hakkına elatmanın bulunup bulunmadığının saptanması gerekir ...” gerekçesi ile bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonunda; davanın reddine karar verilmiştir. Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir. MK'nın "Taşınmaz mülkiyetinin içeriği" başlığını taşıyan ve mülkiyetin kapsamını belirleyen 718. maddesi "Arazi üzerindeki mülkiyet kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyetin kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer" hükmünü taşımaktadır. Arazideki yapılar kavramı ise TMK'nin 722-728 maddelerinde düzenlenmiş olup TMK'nin 727. maddesinde de mecralara yer verilmiştir. 727. madde; "Su, gaz, elektrik ve benzerlerinin mecraları, işletmenin bulunduğu taşınmazın dışında olsalar bile aksine bir düzenleme olmadıkça işletmenin eklentisi ve işletme malikinin malı sayılır." İrtifak hakkı sahibinin hakkın kullanımına elatma olduğu zaman bunun giderilmesini isteme olanağı da vardır. Somut olaya gelince; mahkemece bozma ilamına uyularak mahallinde yapılan keşif sonucu dosyaya ibraz edilmiş inşaat mühendisi ve elektrik mühendisinin 28.08.2015 tarihli bilirkişi raporunda; dava konusu binaların davacıya ait 380 kV.luk Dokurcun - ... Enerji İletim Hattına ait P.373 ve P.374 pilonları arasında ve altında kalmakta olduğu, yatayda ve düşeyde Elektrik Akım Tesisleri Yönetmeliği'nin 44. maddesine aykırı olarak irtifak hakkına tecavüzlü inşa edildiği, bunun can ve mal emniyeti açısından tehlike arzettiği ve tecavüzlü 517,46 m3'lük bölümün kal'i gerekeceği belirtildiği halde, dava konusu hakkında uzmanlığı bulunmayan fen bilirkişisinin, 07.07.2015 tarihli raporuna itibar edilerek davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06.11.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.