4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 887

Türk Medeni Kanunu 887. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 887- İpotekli taşınmazın maliki borçtan şahsen sorumlu değilse, alacaklının ödeme isteminin ona karşı etkili olması, bu istemin hem borçluya, hem kendisine karşı yapılmış olmasına bağlıdır. C. Hükmü I. Mülkiyet ve borçluluk 1. Taşınmazın devri

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

10 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2022/5663 E., 2024/197 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
vekili cevap dilekçesinde; ihtarnamenin müvekkiline 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 887 nci maddesine uygun olarak tebliğ edildiğinin kabul edilemeyeceğini, davacı alacağının teminatı olarak 3 adet lehine ipotek tesis edildiğini, bunlardan birinin müvekkiline, diğerinin diğer davalıya, üçüncüsünün ise dava dışı ...
11. Hukuk Dairesi         2022/5663 E.  ,  2024/197 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2018/3186 Esas, 2022/797 Karar DAVALILAR : 1.... vekili Avukat ... 2.... vekili Avukat ... İHBAR OLUNAN : ... DAVA TARİHİ : HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2015/1165 E., 2018/621 K. Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 09.01.2024 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. ... ... ve Av. ... ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile dava dışı Post Prodüksiyon Merkezi Ltd. Şti. arasında 03.09.2008 tarihli finansal kiralama sözleşmesi imzalandığını, davalıların ise sözleşmenin teminatı olarak müvekkili şirket lehine ayrı ayrı ipotek tesis ettiklerini, kira borçlarının ödenmemesi üzerine ihtarname gönderdiklerini, ihtarnamelerin dava dışı borçlu şirket ile davalılara tebliğ edildiğini, ancak verilen süre içerisinde borçların ödenmediğini, bunun üzerine başlattıkları icra takibinin davalıların haksız itirazı sonucu durduğunu iddia ederek itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; ihtarnamenin müvekkiline 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 887 nci maddesine uygun olarak tebliğ edildiğinin kabul edilemeyeceğini, davacı alacağının teminatı olarak 3 adet lehine ipotek tesis edildiğini, bunlardan birinin müvekkiline, diğerinin diğer davalıya, üçüncüsünün ise dava dışı ... Gözüpek'e ait taşınmaz üzerinde tesis edildiğini, 4721 sayılı Kanun'un 873 üncü maddesinin üçüncü fıkrası gereğince aynı alacak için birden çok taşınmazın rehni hâlinde rehnin paraya çevrilmesi isteminin taşınmazların tamamı hakkında yapılması gerektiğini, buna rağmen taşınmazlardan birinin takip dışı tutulmasının hukuka aykırı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkiline 4721 sayılı Kanun'un 887 nci maddesine uygun bir şekilde ödeme emri yöneltilmediğinden müvekkilinden talepte bulunulamayacağını, tebligatın tapuda düzenlenen resmi senette belirtilen adrese yapılmadığını, tebligat yapılan adresin müvekkili ile ilgisinin olmadığını, dava şartının gerçekleşmediğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile toplanan delillere ve bilirkişi raporlarına göre; dosya kapsamında davacı tarafından keşide edilen iki ayrı ihtarname bulunduğu, takip talebine 30448 yevmiye numaralı ihtarnamenin eklendiği, bu ihtarnamenin asıl borçlunun sözleşmede belirtilen adresine tebliğe çıkarıldığı, fakat bila ikmal iade edildiği, bahsi geçen ihtarnamenin davalıların ipotek akit tablosunda belirtilen adresi dışında bir adrese çıkarıldığı ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun (7201 sayılı Kanun) 21 ... maddesinin birinci fıkrasına göre tebliğ edildiği, tebligat zarfında muhatabın tevziat saatlerinde bulunmaması nedeniyle imza mukabilinde muhtarlığa teslim edildiğinin, ihtarnamenin kapıya asıldığının ve komşu ... ...'a haber bırakıldığının yazılı olduğu, ipotek borçlularının sözleşmede belirtilen adresine çıkarılan tebligatın ise bila ikmal geldiği, ihtarnamenin sözleşmenin 57 nci maddesi hükmü nazara alındığında asıl borçluya tebliğ edilemediği, sözleşmede kararlaştırılan adrese çıkarılan tebligatın tebliğ edilmiş sayılacağı yönünde bir düzenleme olmadığı gibi 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 21 ... maddesindeki usulün uygulanması kabul edilse dahi 7201 sayılı Kanun'un 35 ... maddesine göre yapılan tebligatın da bulunmadığı, sözleşme dışındaki adrese çıkarılan tebligatların ise usulsüz olduğu, buna göre 4721 sayılı Kanunu'nun 887 nci maddesi uyarınca asıl borçluya ihtarname tebliğ edilememiş olması şeklindeki dava şartının gerçekleşmediği, davalılara yapılan tebligatın da geçersiz olduğu gerekçeleriyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkeme kararının eksik incelemeye dayalı olduğunu, 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman ve Tasarruf Finansman Şirketleri Kanunu'nun (6361 sayılı Kanun) 33 üncü maddesinin dördüncü fıkrası gereğince kiralayanın noter aracılığıyla kiracıya gönderdiği fesih ihtarnamesi hakkında 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 68/b maddesi hükmünün uygulanacağını, buna göre sözleşmede belirtilen adresin değiştirilmesi hâlinde bildirilmesi gerektiğini, bildirilmemesi hâlinde ise eski adrese tebligatın ulaştığı tarihin tebliğ tarihi sayılacağını, anılan madde uyarınca noter aracılığıyla kiracıya gönderilen fesih ihtarnameleri hakkında 68/b maddesinin uygulanması gerektiğini, dava dışı kiracının sözleşmedeki adresinin "Bestekar ... ... Sk. No:8 Balmumcu Beşiktaş/İstanbul" olduğunu, ticaret odası faaliyet belgesinin incelenmesinde ise adresin değiştiğinin bildirildiğini, bu adresin ise "H.... ... Mah. Perpa Ticaret Merkezi, Kat:6 B Blok, No:803 Okmeydanı/İstanbul" olduğunu, buna göre hem sözleşmedeki adresine hem de bildirilen bu adrese tebligat çıkarıldığını, sonradan bildirilen adrese yapılan tebligatın usulüne uygun olduğunu, sözleşmedeki adrese yapılacak tebligatlarla ilgili hükmün genel işlem koşullarına aykırı olmadığını, bu konuda Yargıtay kararları olduğunu, aksi düşüncenin adresini terkedip giden tüzel kişiler yönünden finansal kiralama sözleşmesinin feshi imkansız kılacağını, tebligatın usulüne uygun olduğunu, müvekkilinin 10.10.2012 tarihli, 30448 yevmiye numaralı ihtarnameyi bu şekilde gönderdiği gibi bununla da yetinmeyerek 13.02.2013 tarihli, 5001 yevmiye numaralı ihtarnameyi de gönderdiğini ve bu ihtarnamenin de 15.02.2013'de davalılara imza mukabilinde teslim edildiğini, tebligatların usulüne uygun olduğunu, Mahkeme kararının hatalı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı ile dava dışı Post Prodüksiyon Merkezi Ltd. Şti. arasında 03.09.2008 tarihli finansal kiralama sözleşmesinin imzalandığı, davalıların ise ipotek veren 3. kişi konumunda olduğu, dava dışı asıl borçlu şirketin sözleşmedeki adresinin "Bestekar ... ... Sk. No:8 Balmumcu Beşiktaş/İstanbul" olduğu, sözleşmenin 57 nci maddesinde kiralayan tarafından yapılacak her türlü tebligatın kanuni ikametgahlarına veya kendilerine yapılmış tebligat olduğu, 7201 sayılı Kanun'un 35 ... maddesi ve 2004 sayılı Kanun'un 21 ... maddesindeki usulün uygulanmasının borçlu tarafından kabul edildiği, davacı tarafından dava dışı borçlunun yukarıda belirtilen adresine çıkarılan tebligatın bila ikmal döndüğü, buna göre sözleşmenin 57. maddesi hükmü dikkate alındığında ihtarnamenin asıl borçluya usulüne uygun bir şekilde tebliğ edilemediği, sözleşmede bu adrese çıkarılacak tebligatın yapılmış sayılacağı yolunda bir hüküm bulunmadığı gibi sözleşmede yer ... 7201 sayılı Kanun'un 35 ... maddesinin, kazai mercilerce çıkarılacak tebligata ilişkin olup yine 2004 sayılı Kanun'un 21 ... maddesindeki tebligatın ise icra müdürlüklerince çıkarılacak tebligata ilişkin olduğu, dolayısıyla asıl borçlunun sözleşmedeki adresine çıkarılan tebligatın usulüne uygun bir şekilde tebliğ edilemediği, öte yandan davalılar ayrı ayrı ipotek ... olup davalı ... hem 02.09.2008 tarihli ipotek resmi senedinde (150.000,00 TL'lik) hem de 06.11.2008 tarihli ipotek resmi senedinde (120.000,00 USD'lik), davalı ... ise 10.11.2008 tarihli resmi senetle (250.000,00 USD'lik), 03.09.2008 tarihli resmi senetle ise (400.000,00 YTL'lik) ipotek tesis ettiği, söz konusu ipotek resmi senetlerinde davalıların adreslerinin "Bestekar ... ... Sk. No:8 Balmumcu Beşiktaş/İstanbul" olduğu ve ipotek resmi senetlerinin 18. maddesinde bu adreslere yapılacak tebligatın kanuni ikametgahına ya da şahsına yapılmış tebligat olduğu, 7201 sayılı Kanun'un 35 ... ve 2004 sayılı Kanun'un 21 ... maddesinin kendisine uygulanmasını kabul ve taahhüt ettiğinin belirtildiği, davalıların ipotek resmi senedinde yer ... bu adreslerine yapılan tebligatların bila tebliğ iade edildiği, istinaf aşamasında ilgili noterlikten istenilen tebligat evraklarının fotokopilerinin incelenmesinde ise davalıların sözleşmede belirtilenin dışındaki başka başka adreslere tebligatlar çıkarıldığı, çıkarılan tebligatlarda farklı adresler olmasına rağmen mazbataların ön yüzünde bu adreslerin muhatapların mernis adresleri olduğunun belirtildiği, oysa davalıların mernis adresleri özellikle ...'in daha farklı adresler olduğu nüfus kayıt sisteminden alınan çıktılardan anlaşıldığı, sadece davalı ...'nın ayrıntılı mernis dökümündeki 5. ve 6. sıradaki adresinin "Mecidiyeköy Mah. Sarıbal Sok. No:16/2 ..." adresinin tebligat çıkarılan adreslerden olduğu ve bu adrese 7201 sayılı Kanun'un 21 ... maddesinin ikinci fıkrasına göre tebligat yapıldığının görüldüğü, yine bir kısım tebligatlarda "H. Rıfatpaşa Mah. Perpa Ticaret Merkezi B Blok K.6 No:803 Okmeydanı" şeklinde bir adres var ise de, bu adresin İstanbul Ticaret Odası kayıtlarından internet ortamında yapılan sorgulamada dava dışı asıl borçlu şirketin adresi olduğu, dolayısıyla davalı ... kişiler yönünden bu adrese çıkarılan tebligatın da usulsüz olduğu, 4721 sayılı Kanun'un 887 nci maddesi uyarınca ipotek borçlusu borçtan şahsen sorumlu değilse hem asıl borçluya hem de ipotek borçlusuna usulüne uygun bir şekilde tebligat yapılması gerektiği, davalılara yapılan tebligatın bu anlamda usulüne uygun olmadığı, bir an için davalılardan sadece ...'nın ayrıntılı dökümde gözüken mernis adresi olan "Mecidiyeköy Mah. Sarıbal Sok. No:16/2 ..." yapılan tebligat geçerli olduğu kabul edilse bile diğer davalıya ve dava dışı asıl borçluya yapılan tebligatlar usulüne uygun olmadığından farklı farklı ipoteklere dayalı olarak her iki davalı hakkında da birlikte takip yapılmasının usule uygun olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde açıkladığı sebepleri tekrar ederek ve davalılara yapılan tebligatların usulüne uygun olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, finansal kiralama sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamsız takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri. 2.4721 sayılı Kanun'un 887 nci maddesi. 3. Değerlendirme 1.4721 sayılı Kanun'un 887 nci maddesine göre, ipotekli taşınmazın maliki borçtan şahsen sorumlu değilse, alacaklının ödeme isteminin ona karşı etkili olması, bu istemin hem borçluya hem de kendisine karşı yapılmış olmasına bağlıdır. Diğer bir anlatımla, asıl borçlu ile beraber borçtan şahsen sorumlu olmayan ipotekli taşınmaz malikine ihbar yapılmadıkça, ipotek borçlusu bakımından borç muaccel hâle gelmez. Muaccel hâle gelmemiş bir borç için de icra takibi yapılamayacaktır. Bu husus, takip şartıdır. 2004 sayılı Kanun'un 149/b madde hükmünde de alacağın muaccel olması aranmıştır. 2.6361 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında, "Kiracının bu Kanunda belirtilen süreler içinde borcunu ödememesinden dolayı kiralayan tarafından noter aracılığıyla kiracıya gönderilen fesih ihtarnameleri hakkında 2004 sayılı Kanunun 68/b maddesi hükümleri uygulanır." düzenlemesine yer verilmiş olup buna göre sözleşmede gösterilen adresin değiştirilmesi, yurt içinde bir adresin noter aracılığıyla finansal kiralama şirketine bildirilmesi hâlinde sonuç doğurur; ... adresin bu şekilde bildirilmemesi hâlinde ihtarnamenin sözleşmede belirtilen adrese ulaştığı tarih tebliğ tarihi sayılır. 3.Somut uyuşmazlığa gelindiğinde; finansal kiralama sözleşmesinin asıl borçlusu dava dışı Post Prodüksiyon Merkezi Ltd. Şti.'nin sözleşmedeki adresinin "Bestekar ... ... Sk. No:8 Balmumcu Beşiktaş/İstanbul" olduğu, davacı tarafça dava dışı asıl borçlunun yukarıda belirtilen adresine çıkarılan ihtar içerikli tebligatın bila ikmal döndüğü, 6361 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca ihtarın sözleşmede belirtilen adrese ulaştığı tarihin tebliğ tarihi sayılması gerektiği, öte yandan dava dışı asıl borçlu şirketin ticaret odası faaliyet belgesinde görünen adresinin "H.... ... Mah. Perpa Ticaret Merkezi, Kat:6 B Blok, No:803 Okmeydanı/İstanbul" olduğu, bu adrese çıkarılan ihtar içerikli tebligatın usulüne uygun olarak tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Buna göre 4721 sayılı Kanun'un 887 nci maddesine göre asıl borçluya usulüne uygun olarak ödeme isteminde bulunulmuştur. 4.Bölge Adliye Mahkemesi kararında da ifade edildiği üzere davalı ...'nın mernis adresi olan "Mecidiyeköy Mah. Sarıbal Sok. No:16/2 ..." adresine çıkarılan ihtar içerikli tebligat, 7201 sayılı Kanun'un 21 ... maddesinin ikinci fıkrasına göre usulüne uygun olarak tebliğ edilmiştir. Buna göre 4721 sayılı Kanun'un 887 nci maddesine göre ipotek borçlusu davalı ...'ya usulüne uygun olarak ödeme isteminde bulunulmuştur. 5.Davalı ...'in mernis adresi olan "... Mah. Dereiçi Sk. 45/6-8 Üsküdar /İstanbul" adresine çıkarılan ihtar içerikli tebligat 7201 sayılı Kanun'un 21 ... maddesinin ikinci fıkrasına göre usulüne uygun olarak tebliğ edilmiştir (Dava dilekçesinin tebliğ edildiği adres). Buna göre 4721 sayılı Kanun'un 887 nci maddesine göre ipotek borçlusu davalı ...'e usulüne uygun olarak ödeme isteminde bulunulmuştur. 6.Yukarıda anılan Kanun hükümleri ve yapılan açıklamalar çerçevesinde, 4721 sayılı Kanun'un 887 nci maddesi uyarınca hem asıl borçluya hem de ipotek borçlusu davalılara usulüne uygun olarak ödeme isteminde bulunulduğu, takipten önce alacağın muaccel kılındığı gözetilerek tarafların diğer iddia ve savunmaları doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2023/1163 E., 2023/7719 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 887 nci maddesi gereğince borçtan şahsen sorumlu olmayan ipotek veren üçüncü kişiye takip yapılmadan önce muacceliyet ihtarnamesi keşide edilerek tebliğ edilmesi takip şartı olduğu, aynı zamanda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun
11. Hukuk Dairesi         2023/1163 E.  ,  2023/7719 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/276 Esas, 2022/445 Karar vekili Avukat ... DAVALILAR : 1.... 2.Orkan Tekstil Turizm ve Deri Ürünleri San Tic. Ltd. Şti. vekilleri Avukat ... DAVA TARİHİ : HÜKÜM : Kısmen kabul Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı firmanın davalı Orkan Tekstil Turizm ve Deri Ürünleri San. ve Tic. Ltd. Şti. ile aralarında ticari ilişki gereğince diğer davalı ...'e ait olan İzmir İli, Foça İlçesi, İsmetpaşa Mah., Kavakiçi Mevkii, 2762 Pafta, 1523 Ada, 13 Parselde kayıtlı, 1. Kat, 2 Nolu bağımsız bölüm üzerinde ipotek tesis edildiğini, davalıların taraflar arasındaki ticari ilişki gereğince borçlarının 130.940,75 TL olduğunu, bu sebeple davalılar hakkında İstanbul 10. İcra Müdürlüğünde 2009/1413 nolu takibi yaptıklarını, ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile yapılan takibe itiraz edildiğini, itirazın iptali ve takibin devamına, ayrıca %40 oranında inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; dava konusu ipoteğin teminat ipoteği olduğunu, kayıtsız ve şartsız bir borç ikrarını ihtiva etmediğini, alacağın muaccel hale geldiğini gösteren belge ibraz edilmediğini, davacının öncelikle alacaklı olduğunu kanıtlaması gerektiğini, davalı Orkan Tekstil Turizm ve Deri Ürünleri San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin tasfiye olduğunu, bu sebeple davacı şirket bu süre içerisinde başvuruda bulunmadığından artık borçtan sorumlu olmadıklarını, ...'in ... borçlu olmadığını, sadece teminat borçlusu olduğunu, diğer borçlu şirket tasfiye ile ortadan kalktığına göre artık borcu ödemek zorunda bulunmadıklarını savunarak davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Mahkemece Verilen İlk Karar Mahkemece 26.03.2015 tarih, 2009/233 E. ve 2015/89 K. sayılı kararı ile davalının davacıya verdiği çekleri elinde bulundurduğu, ancak bu çeklerin bedelini ödeyerek iade aldığını iddia etmiş ise de; buna ilişkin olarak kendi defterlerinde kayda rastlanılmadığı, dolayısıyla bu çek bedellerinden dolayı sorumlu olduğu, buna göre davacının davalı şirketten 72.784,71 TL alacaklı bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, itirazın 72.784,71 TL asıl alacak üzerinden iptaline, takipten itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte takibin devamına, icra inkar tazminatı isteminin reddine karar verilmiş, davalılar vekilince temyiz edilmiştir. B. Birinci Bozma Kararı Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 25.04.2016 tarih, 2015/15705 E. ve 2016/7353 K. sayılı kararıyla, davalılardan ...'in borçtan şahsen mesul olmadığı, diğer davalı şirketin borcu için ipotek veren konumundadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 887 nci maddesi gereğince borçtan şahsen sorumlu olmayan ipotek veren üçüncü kişiye takip yapılmadan önce muacceliyet ihtarnamesi keşide edilerek tebliğ edilmesi takip şartı olduğu, aynı zamanda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince dava şartı olduğu, mahkemece anılan yasa hükmünde belirtilen takip ve dava şartı üzerinde durulup, gerekli araştırma ve inceleme yapıldıktan sonra varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerektiğine işaret edilerek bozulmuştur. C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin 05.03.2019 tarih, 2018/246 E. ve 2019/100 K. sayılı kararı ile davalılardan ... kişi olan ...'in borca ayni teminat verdiği, yani ipotek veren konumunda olduğu, 4721 sayılı Kanun'un 887 nci maddesi gereğince borçtan şahsen sorumlu olmayan davalı ... hakkında davacının ödeme isteminin ileri sürülebilmesi için, davacının bu talebini hem borçluya hem de ipotek veren davalıya karşı ileri sürmüş olması gerektiği, davacı tarafından sunulan belgelerden icra takibi başlatılmadan önce davalılardan ...'e muacceliyet ihtarnamesi içeren herhangi bir belgenin tebliğ edilmediği, daha doğrusu tebliğe çıkarılan evrakın davalıya ulaşmadığının anlaşıldığı davacının davalı ... yönünden takip şartını yerine getirmeden icra takibine giriştiği gerekçesiyle bu davalı yönünden davanın reddine, diğer davalı yönünden taraflar arasındaki ticari ilişkiye dayanak kayıtların defterlere usulüne uygun olarak işlendiği, davacının kayıtlar gereği davalıdan talep edebileceği ve varlığı tespit edilen alacak miktarının 72.784,71 TL olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalılar vekilince temyiz edilmiştir. D. İkinci Bozma Kararı Dairemizin 02.03.2021 tarih, 2020/3701 E. ve 2021/1919 K. sayılı kararıyla Mahkemece yapılan inceleme sonucunda ipotek veren davalı ...’e muacceliyet ihtarnamesinin bila tebliğ iade edildiği bu nedenle bu davalı hakkında 4721 sayılı Kanun'un 887 nci maddesi gereğince öngörülen muacceliyet şartı gerçekleşmediğinden ipotek borçlusuna ihbar yapılmadan takibe geçilemeyeceği, bu hususun da 6100 sayılı Kanun'un 114 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince dava şartı olduğundan mahkemece dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru görülmediğine işaret edilerek bozulmuştur. E. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı ile davalı Orkan Tekstil Limited Şirketi arasındaki ticari ilişki nedeniyle, diğer davalı ...'e ait taşınmaz üzerine ipotek tesis edildiği, borcun ödenmemesi nedeniyle çekilen ihtarnameden sonra alacağın tahsili için davalılar aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibine girişildiği, itiraz üzerine davacı tarafından davalılar aleyhine icra inkar tazminatı talepli itirazın iptali davasının açılmış olduğu, davalılardan ... kişi olan ...'in borca ayni teminat verdiği, yani ipotek veren konumunda olduğu, 4721 sayılı Kanun'un 887 nci maddesi gereğince borçtan şahsen sorumlu olmayan davalı ... hakkında davacının ödeme isteminin ileri sürülebilmesi için, davacının bu talebini hem borçluya hem de ipotek veren davalıya karşı ileri sürmüş olması gerektiği, ipotek borçlusuna ihbar yapılmadan takibe geçilemeyeceğinden ismi geçen davalı yönünden 6100 sayılı Kanun'un 114 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine, diğer davalı yönünden yapılan yargılama neticesinde ise; taraflar arasındaki ticari ilişkiye dayanak kayıtların defterlere usulüne uygun olarak işlendiği, davacının kayıtlar gereği davalıdan talep edebileceği ve varlığı tespit edilen alacak miktarının 72.784,71 TL olduğu sonucuna varılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, takibe konan alacak miktarı likit olmayıp yargılamayı gerektirdiğinden şartları oluşmayan icra inkar tazminatı talebinin reddine, davalı taraf kötü niyet tazminatı talebinde bulunmuş ise de; davacının davasının, davalı ... yönünden dava ön ... yokluğu nedeniyle reddedilmiş olmasından dolayı Cahit aleyhine başlatılan takipte davacının açıkça kötü niyetli olduğu sonucuna varılamayacağından bu talebin de reddine karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalılar Orkan Teks. ve Deri Ürün. San. Tic. Ltd. Şti. ve ...'e davcı şirket tarafından henüz muaceceliyet ihtarnamesi göndermeden ve icra takibine geçmeden önce 10.02.2009 tarihinde Manisa 3. Noterliğinin 10.02.2009 tarih ve 02142 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davalı şirkete ihtarname gönderdiğini, daha sonra her iki davalıya da 23.02.2009 tarihinde Bakırköy 19. Noterliğinin 23.02.2009 tarih ve 07291 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile muacceliyet ihtarı gönderdiğini, davalılara dava konusu ipotek resmi senedinin 7 nci maddesi uyarınca tapu müdürlüğüne bildirmiş olduğu adrese tebligatların yapıldığını, davalılarında dava konusu icra takibine yapmış oldukları itirazda da ihtarnamelerin gönderildiği adresi bildirdiklerini, davalının ihtarnameyi iade almamasının hayatın olağan akışına ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, öte yandan cari hesap ekstresinde davalı şirketten çekler alındığında borcunun 18.971,08 TL olduğu, çeklerin karşılıksız çıkması nedeni ile iade edilmesinin ardından ise borcun 97.721,08 TL'ye çıktığı daha sonra ise kısmi ödemeler yapılmış olması nedeni ile borcun 72.784,71 TL'ye indiğinden davanın kısmen kabul edilmesinin ve tazminat talebinin reddi kararının hatalı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. 2. Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; bozma ilamı uyarınca davanın her iki davalı yönünden de reddine karar verilmesi gerektiğini, borçlu ile ipotek veren zaruri dava arkadaşı olduğundan, ipotek verene muacceliyet ihtarı tebliğ edilmeden borçlu ve ipotek verene karşı müşterek takip açılamayacağını, yerel mahkeme kararında Orkan Tekstil Turizm ve Deri Ürünleri San. Tic. Ltd. Şti. hakkında İstanbul 10. İcra Müdürlüğünün 2009/1413 sayılı dosyasına yapılan itirazının 72.784,71 TL yönünden iptali ile takibin devamına dair önceki kararın temyiz incelemesi neticesinde kesinleştiğinden bahisle yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığından bozma ilamından bazı hususların kesinleşmiş olduğunun söylenemeyeceğini, davacıya borcun bulunmadığını ve lehlerine tazminata hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe itirazın iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 150 nci maddesi, 4721 sayılı Kanun'un 887 nci maddesi, 6100 sayılı Kanun'un 114 üncü maddesi. 3. Değerlendirme 1. Dosyadaki yazılara, Mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin ve davalı ...’in tüm, davalı şirket vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde değildir. 2.Mahkemece bozma ilamına uyulmak suretiyle yapılan yargılama sonunda, davalı ... bakımından dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiş ise de davanın ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali davası olduğu gözetilerek, davalı şirketin asıl borçlusu, diğer davalı ... kişinin ise davalı şirketin borcunun teminatı amacıyla ipotek veren taşınmaz sahibi olduğu, 4721 sayılı Kanun'un 887 nci maddesinde; "İpotekli taşınmazın maliki borçtan şahsen sorumlu değilse alacaklının ödeme isteminin ona karşı etkili olması, bu istemin hem borçluya, hem kendisine karşı yapılmış olmasına bağlıdır." şeklinde düzenlenmiş olduğu, aynı zamanda asıl borçlu ile ipotek borçlusu arasında zorunlu takip ve dava arkadaşlığı bulunduğu, buna göre borçtan şahsen sorumlu olmayan bir şahsa ait taşınmaza ilişkin teminat ipoteğinin paraya çevrilmesi yönünde icra takibi yapılabilmesi için, icra takibinden önce ipotek borçlusuna, asıl borçlu ile birlikte borç muacceliyet ihtarının gönderilmesi gerekeceği, böyle bir ihtar yoksa mesmu bir icra takibinin varlığından da söz edilemeyeceği, itirazın iptali davasının da dava şartı yokluğundan reddi gerektiği, ihtar tebliğinin gerekli olduğu ve bu husus takip ve dava şartı olduğundan re’sen gözetilmesi gerektiği, davacı tarafından bu yönde bir ihtarname gönderilmiş ise de ihtarnamenin taraflara tebliğ edilemediği, böylece geçerli bir icra takibinin ve bu davaya özgü dava şartının bulunmadığının kabulü gerekirken Mahkemece bu husus değerlendirilmeden eksik inceleme ile itirazın iptali davasının davalı şirket bakımından işin esasına girilerek karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davacı vekilinin ve davalı ...’in tüm, davalı şirket vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Mahkeme kararının BOZULMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalıya (... yönünden) yükletilmesine, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 27.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
19. Hukuk Dairesi, 2016/8906 E., 2017/8057 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Ayrıca TMK'nun 887. maddesine;
19. Hukuk Dairesi         2016/8906 E.  ,  2017/8057 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Davacı vekili, davalı ile dava dışı Ak Finansal A.Ş. arasında Finansal Kiralama Sözleşmesi'nin akdedildiğini, müvekkili şirket ile dava dışı şirket arasında ödeme Garantisi Sözleşmesinin akdedildiğini, davalının borçlarını ödeyememesi üzerine müvekkilinin ödeme Garantisi Sözleşmesi kapsamında dava dışı şirkete davalı adına ödemede bulunduğunu, dava dışı borçlu ... adına kayıtlı taşınmaz üzerinde, müvekkili şirket lehine ipotek tesis edildiğini, davalının ödeme yapmaması üzerine davalı ile ipotek borçlusu ... aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibi başlatıldığını, davalı ...'un itirazı üzerine takibin durduğunu ileri sürerek davalının itirazının iptaline, takibin devamına, icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, davanın reddini istemiştir. Mahkemece toplanan delillere, bilirkişi raporuna göre, davalının dava dışı Ak Finansal Kiralama A.Ş.'den 2 adet otobüsü kiralama yolu ile aldığı, davacı ile dava dışı Ak Finansal Kiralama A.Ş. arasında ödeme garantisi sözleşmesi düzenlendiği, satışa konu otobüslerin bedellerinin davalı tarafından ödenmemesi nedeni ile davacının dava dışı Ak Finansal Kiralama A.Ş.'ne vermiş olduğu ödeme garantisi kapsamında finansal kiralama şirketine 18.03.2009 tarihinde 40.000 Euro, 03.03.2011 tarihinde de 118.000 Euro ödemede bulunduğu, davacının bu ödemeler sebebi ile davalıdan, davalının oğluna ait ipotekli takip konusu taşınmazı üzerinde ipotek tesis ettirdiği, davacının takip başlatmasının yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir. Asıl borçlu ve ipotek veren kimselerin ayrı şahıslar olması halinde, asıl borçlu hakkında takip yapılmadan ipotek veren üçüncü kişi hakkında takip yapılamaz. Ayrıca TMK'nun 887. maddesine; “ipotekli taşınmazın maliki, borçtan şahsen sorumlu değil ise, alacaklının ödeme isteminin kendisine karşı etkili olması için, borçlu ile kendisine de tebliğ edilmiş olması gerekir” hükmünü içermektedir. Diğer bir deyimle, alacağın muaccel olması için bir ihbarın yapılması gereken durumlarda, bu ihbarın hem asıl borçluya hem de borçtan kişisel olarak sorumlu olmayan taşınmaz maliki üçüncü kişiye yapılması zorunlu olduğu için alacaklı, hem asıl borçlu hem de üçüncü kişiye ihbarda bulunduğunu belgelemeden icra takibinde bulunamaz. Somut olayda davacı alacaklının, asıl borçlu ile birlikte, davalı borçlu ...'un borcuna teminat olarak ipotek veren dava dışı ...'a ihbarname gönderildiğine dair dosya içerisinde belgeye rastlanılmamıştır. İpotek borçlusunun icra takibine itiraz etmemiş olması takip ve dava şartı niteliğindeki ihbar yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Bu durumda dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddi gerekirken eksik incelemesi ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 19/12/2017 gününde oyçokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Dava, ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile başlatılan takibe yönelik itirazın iptali talebine ilişkindir. Takip borçlusu olarak gösterilen ipotekli taşınmaz maliki itirazda bulunmamasına rağmen asıl borçlunun itirazı üzerine iş bu itirazın iptali davası açılmıştır. Mahkemece yapılan yargılama neticesinde davanın kabulü ile davalının takibe yönelik itirazının iptaline karar verilmiş, hüküm davalı tarafça temyiz edilmiştir. Sayın çoğunlukla aramızdaki ihtilaf 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 887. Maddesinin yorumlanmasından kaynaklanmaktadır. Madde metninde “…İpotekli taşınmazın maliki borçtan şahsen sorumlu değilse, alacaklının ödeme isteminin ona karşı etkili olması, bu istemin hem borçluya, hem kendisine karşı yapılmış olmasına bağlıdır” denilmektedir. Madde metni açıkça “borçtan şahsi sorumluluğu bulunmayan ipotek verenden” bahsetmektedir. Asıl borçlu ile ilgili herhangi bir ibare içermemektedir. İpotek veren aynı zamanda müteselsil borçlu ya da şahsi teminat veren konumunda ise bu madde kapsamı dışında kalacağı tereddütsüzdür. Nitekim Yargıtay HGK emsal nitelikteki bir kararında “… Bahsi geçen hüküm gereğince davalı-ipotek borçlusu N.T. nin söz konusu ipoteği kendi borcu nedeniyle de verdiği, dolayısıyla borçtan şahsen sorumlu olduğu hususunda tereddüt etmemek gerekmektedir. Bu durumda davalı-ipotek borçlusu N.T’nin borçtan şahsen sorumlu olduğundan TMK’nın 887. Maddesi gereğince kendisine ödeme ihtarı gönderilmesine gerek bulunmadığından mahkemenin bu yöne ilişkin direnmesi yerindedir.” (HGK. 06.02.2013, 2012/19-706 E, 2013/2012 K) demek suretiyle anılan madde içeriğinin nasıl anlaşılması gerektiğine işaret etmiştir. Uyuşmazlık konusu dosyada davalı konumunda olan sadece asıl borçludur. TMK 887. Maddesinde asıl borçlu ile ilgili ima yollu dahi olsa herhangi bir ifade bulunmadığı gibi; davalının bu maddeden yararlandırılması gerektiğine dair bir temyiz itirazı da bulunmamaktadır. Kaldı ki, ilgili hükmün bir an asıl borçluyu da himaye ettiği düşünülse dahi, bu kişi aynı zamanda borçtan şahsen de sorumlu olacağından yeniden kapsam dışı kalacağı şüphesizdir. Diğer yandan temyize konu dosyada, ipotek veren kişi borca bile itiraz etmeyerek dosyanın tarafı haline gelmediğinden onun yönünden sonuç doğuracak şekilde bozma yapılması HMK 25 ve 26 maddelerinde düzenlenen “hakimin iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıayı kendiliğinden dikkate alma” ile “talepten fazlaya karar verilemeyeceğine” dair temel usul ilkelerinin ihlali anlamına gelir. Açıklanan gerekçelerle usul ve kanuna uygun tesis edilen yerel mahkeme hükmünün onanması gerektiği düşüncesiyle aksi yönde tezahür eden çoğunluk görüşüne iştirak etmiyorum.
11. Hukuk Dairesi, 2020/7762 E., 2022/583 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
paraya çevrilmesi yolu ile yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali davası olduğu, davalılardan Dağcılar Day..Ltd.Şti.’nin kredi borçlusu, diğer davalıların kredi borcunun teminatı amacıyla ipotek veren taşınmaz sahipleri olduğu, TMK'nın 887. maddesine göre kredi borçlusu ile ipotekli taşınmaz sahipleri arasında zorunlu takip ve dava arkadaşlığı olduğu, dava konusu ipoteğin paraya çevril
11. Hukuk Dairesi         2020/7762 E.  ,  2022/583 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Gaziantep 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 05.03.2020 tarih ve 2020/50 E. - 2020/254 K. sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalılar ... ve ... vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalı şirketin davacı banka ile imzaladığı genel nakdi ve gayrinakdi kredi sözleşmesinin borçlusu, diğer davalıların ise kredi ipotek veren 3. kişiler olduklarını, davalılar hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan takibin davalıların itirazı üzerine durduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı şirket temsilcisi, takibe dayanak 08.07.2008 tarihli kredi sözleşmesindeki imzanın kendisine ait olmadığını, sözleşmeye istinaden bir ödeme yapılmışsa dekontlardaki imzaların da kendisine ait olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Diğer davalılar vekili, davalılara usulüne göre gönderilmiş bir ihtar bulunmadığını, davalı ...’in 08.07.2008 tarihli kredi sözleşmesinde imzasının olmadığını, 28.06.2006 tarihli ipotek senedinin asıl borçlunun sadece doğmuş borçları kapsadığını, 08.07.2008 tarihinde yapılan yeni bir kredi sözleşmesine istinaden verilen kredi sebebi ile sorumluluğunun bulunmadığını, davalı ... tarafından verilen ipoteğin 50.000,00 TL tutarlı azami meblağ ipoteği olduğunu, alacak davası ile alacak miktarı tespit edildikten sonra ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapılabileceğini, davalının 08.07.2008 tarihli kredi sözleşmesinin tarafı ya da kefili olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyulmak suretiyle yapılan yargılama sonunda, davanın ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali davası olduğu, davalılardan Dağcılar Day..Ltd.Şti.’nin kredi borçlusu, diğer davalıların kredi borcunun teminatı amacıyla ipotek veren taşınmaz sahipleri olduğu, TMK'nın 887. maddesine göre kredi borçlusu ile ipotekli taşınmaz sahipleri arasında zorunlu takip ve dava arkadaşlığı olduğu, dava konusu ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takipte sadece Dağcılar Day..Ltd.Şti.’nin borçlu olarak gösterildiği, ipotek veren ... ve ...’in borçlu olarak gösterilmediği, sadece takip dayanağı ipoteğin bu kişiler tarafından verildiğinin takipte belirtildiği, ... ve ...’e gönderilen icra emirlerinin İcra Hukuk Mahkemesince iptal edildiği, itirazın iptali davasında usulüne uygun yapılmış takibin dava şartı olduğu, somut olayda usulüne uygun yapılmış bir takip bulunmadığı, usulsüz takip nedeniyle yapılan diğer işlemlerin de geçersiz olduğu gerekçesiyle davanın reddine, davacının kötü niyetli olduğu ispatlanamadığından davalılar lehine tazminata hükmedilmemesine karar verilmiştir. Karar, davalılar ... ve ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve özellikle davanın esasına ilişkin yargılama yapılmadığından kötüniyet tazminatı şartlarının oluşup oluşmadığının değerlendirilemeyecek olmasına göre davalılar ... ve ... vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalılar ... ve ... vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 26,30 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalılar ... ve ...'den alınmasına, 25/01/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/732 E., 2019/14 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Taşınmaz rehninin bir çeşidi olan ipotek, Türk Medeni Kanununun (TMK) 881 ilâ 897’nci maddeleri arasında düzenlenmiştir.
Hukuk Genel Kurulu         2017/732 E.  ,  2019/14 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında “icra müdürlüğü işlemin iptali ile ihale kararının kaldırılması” istemiyle yapılan şikâyetten dolayı yapılan yargılama sonunda Adana 5. İcra (Hukuk) Mahkemesince istemin kabulüne dair verilen 05.11.2013 tarihli ve 2013/630 E., 2013/658 K. sayılı karar, karşı taraf/alacaklı vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 11.02.2014 tarihli ve 2014/184 E., 2014/3384 K. sayılı kararı ile; “…Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de; Alacaklı tarafından ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan takipte, ihale konusu taşınmazın alacağa mahsuben alacaklıya ihale edildiği, borçlunun, dosya alacağı ile ihale bedeli arasındaki 80.000,00 TL'nin yasal sürede yatırılmaması nedeniyle ihalenin düşürülmesini istediğini, ancak, icra müdürlüğünce sonradan alacaklıya on günlük süre verildiğini belirterek ihale bedeli farkının süresinde yatırılmaması nedeniyle ihalenin düşürülmesi istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece şikâyetin kabulüne karar verildiği görülmektedir. İİK.nun 130.maddesi gereğince, ihale bedeli peşin ödenir. Ancak, icra müdürü alıcıya on günü geçmemek üzere bir mühlet verebilir. Somut olayda, alacaklının ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe başladığı, borçlunun şikayeti üzerine Adana 2.İcra Mahkemesinin 29/09/2009 tarih ve 2009/175 E.-1025 K. sayılı kararı ile takibe konu ipotek alacağının limit ipoteği olması nedeniyle ipotek bedeli olan 250.000,00 TL'yi aşan kısmın iptaline karar verildiği, diğer bir ifade ile dosya alacağının 250.000,00 TL ile sınırlandırıldığı, ipotekli taşınmazı 07/10/2013 tarihli ihalede alacağa mahsuben 330.000,00 TL bedelle alacaklının aldığı, ihale tutanağında icra müdürlüğünce alacaklıya bedelin yatırılması için bir süre verilmediği anlaşılmaktadır. İcra müdürlüğü tarafından ihale tarihinde, dosya alacağı ile ihale bedeli arasındaki farkın ödenmesi için alacaklıya bir süre verilmediğine göre, ihale tarihinden itibaren on gün içinde bu bedelin yatırılmaması halinde İİK.nun 133. maddesi uygulanamaz. İcra müdürlüğünce süre verildiğine ilişkin kararın tebliğinden itibaren, verilen sürede bedel yatırılmazsa ancak o zaman İİK.nun 133.maddesi gereğince ihalenin düşürülmesine karar verilebilir. O halde, mahkemece, icra müdürlüğünün ihale bedeli farkının ödenmesi için süre verildiğine ilişkin kararının tebliğinden itibaren alacaklı tarafından söz konusu bedelin süresinde yatırılıp yatırılmadığı araştırılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile şikayetin kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir…” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: İstem, ihale bedelinin yatırılması için ihale alıcısına on günlük süre verilmesine ilişkin icra müdürlüğü işleminin iptali ile ihale kararının kaldırılmasına ilişkindir. Şikâyetçiler vekili; müvekkilleri hakkında Adana 5 İcra Müdürlüğünün 2009/936 sayılı dosyasında ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile yürütülen takip nedeni ile Seyhan İlçesi Cemalpaşa Mahallesi, 1018 ada 120 parsel sayılı yerdeki 1 numaralı bağımsız bölümün 07.10.2013 tarihinde 330.000,00TL bedelle alacaklıya ihale edildiğini, ipoteğin 250.000,00TL bedelli limit ipoteği olup aradaki fark olan 80.000,00TL’nin yatırılması için icra memurunca ihale tutanağında süre verilmemiş olduğunu, ipotek bedeli ile ihale bedeli arasındaki farkın derhal yatırılmamış olması nedeniyle icra memurluğunca ihale kararının kaldırılması gerekir iken alacaklı vekilinin başvurusu üzerine 80.000,00TL’nin yatırılması için 23.10.2013 tarihinde on günlük süre verilmesinin yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek memur işleminin iptaline ve ihale kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece; takip dosyasında satışın 07.10.2013 tarihinde yapıldığı fakat ipotek limitini aşan kısmının yatırılması konusunda ihale alıcısı alacaklıya süre verilmediği, ipoteğin 250.000,00TL bedelli limit ipoteği olup taşınmaz üzerinde takip alacaklısının alacağına önceliği olan başkaca alacak bulunmadığına göre sıra cetveli yapıldıktan sonra alıcıya ihale bedelini yatırmasına ilişkin süre verilmesi kuralının uygulanmayacağı, 2004 sayılı İflas Kanunu’nun (İİK) 130’uncu maddesinde satışın peşin para ile yapılacağı icra müdürünün alıcıya on günü geçmemek üzere süre verilebileceği, İİK’nın 133’üncü maddesinde ise derhal ya da kendisine verilen süre içinde ihale bedelinin yatırılmaması hâlinde ihale kararının icra müdürü tarafından kaldırılarak teminat miktarının alıkonulacağının düzenlendiği gerekçesiyle 23.10.2013 tarihli memur işleminin iptaline karar verilmiştir. Karşı taraf/alacaklı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda gösterilen gerekçe ile bozulmuştur. Yerel Mahkemece; önceki gerekçelerle ve 07.10.2013 tarihli ihalede, ihale konusu taşınmazın 330.000,00TL bedelle takip alacaklısına ihale edildiği, alacaklının ipoteği 250.000,00TL bedelli limit ipoteği olup, aradaki farkın yatırılması için ihale sırasında alacaklıya süre verilmediği, alacaklı vekilinin tarihsiz ve UYAP’a taranma açıklamasını içermeyen dilekçesi ile ihale bedeli ile alacak miktarı arasındaki farkın yatırılması için süre verilmesini talep etmesi üzerine icra müdürlüğünün 23.01.2013 tarihli kararı ile ihale bedeli farkını yatırması için alacaklıya on gün süre verildiği, İİK’nın 130’uncu maddesinde öngörülen on günlük sürenin kesin olup memur tarafından uzatılamayacağının hükme bağlandığı, bu sürenin hangi tarihten başlayacağı konusunda kanunda açık bir hüküm olmadığı fakat İİK’nın 130 ve 133’üncü maddeleri ile Borçlar Kanununun 278’inci maddesi hükümleri ve İİK’nın 133’üncü maddesinin gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde verilen sürenin ihale tarihinden başlayacağının kabulü gerektiği, şu hâlde alacağın ihale bedelini karşılamadığı ve icra müdürünce ihale bedelinin yatırılması için süre verilmediği hâllerde bedelin derhal ödenmesi gerektiği, süre başlangıcının icra memurunun vereceği süreden itibaren başlatılmasının peşin para ile satış yapılması ilkesine aykırı olacağı vurgulanmak suretiyle direnme kararı verilmiş; direnme kararı karşı taraf/alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; üst sınır ipoteğine dayalı olarak ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile başlatılan takipte alacağa mahsuben taşınmazı satın alan ipotek alacaklısının ihale bedeli olan 330.000TL ile ipotek alacağı olan 250.000TL arasındaki 80.000TL farkın yatırılması için icra müdürlüğünce ihale tutanağında süre verilmediği gözetilerek, ihale alıcısının 80.000TL olan fark ihale bedeli kısmını ihale tarihinde mi yoksa daha sonra verilecek süre içinde mi ödemesi gerektiği, burada varılacak sonuca göre ihalenin icra müdürlüğünce İİK’nın 133. maddesinin birinci fıkrası uyarınca kaldırılıp kaldırılamayacağı noktalarında toplanmaktadır. Üst sınır ipoteğine dayalı takip yapan alacaklının alacağına mahsuben ihaleyi alması nedeniyle uyuşmazlığın çözümü için öncelikle, ipotek kavramı ile üst limit (maksimal) ipoteği kavramları hakkında açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır. Taşınmaz rehninin bir çeşidi olan ipotek, Türk Medeni Kanununun (TMK) 881 ilâ 897’nci maddeleri arasında düzenlenmiştir. Söz konusu maddelerde ipoteğin tanımı yapılmaksızın, ipoteğin amacı ve niteliği (m. 881), kurulması ve sona ermesi (m. 882- 887), hükümleri (m. 888- 891) ve kanuni ipotek hakları (m. 892- 897) ile ilgili hususlar ele alınmıştır. Doktrinde ipotek kavramı, kişisel bir alacağı güvence altına alma amacını güden, kıymetli evraka bağlı olmayan ve bir taşınmazın değerinden alacaklının alacağını elde etmesi olanağını sağlayan sınırlı ayni hak olarak tanımlanmaktadır (Akipek, J.G/Akıntürk,T.: Eşya Hukuku, 2009, s. 786; Gürsoy, K./Eren, F./Cansel, E.: Türk Eşya Hukuku, 1984, s. 1032). Taşınmaz rehninin temel ilkelerinden biri olan belirlilik ilkesi gereğince, ipoteğin kurulmasında, taşınmazın ne miktar alacak için güvence teşkil edeceği tapu kütüğünde açıkça gösterilmelidir. Bu husus, TMK’nın 851’inci maddesinde "Taşınmaz rehni, miktarı Türk parası ile gösterilen belli bir alacak için kurulabilir. Alacağın miktarının belli olmaması hâlinde, alacaklının bütün istemlerini karşılayacak şekilde taşınmazın güvence altına alacağı üst sınır taraflarca belirtilir." şeklinde ifade edilmiştir. TMK'nın 851’inci maddesindeki düzenlemeden de anlaşıldığı üzere ipotek, güvence altına alınması düşünülen alacağın miktarının belirli olup olmamasına göre iki şekilde kurulabilir. Buna göre, ipotekle güvence altına alınması düşünülen alacağın miktarı belirli ise anapara ipoteği, belirli değilse üst sınır ipoteği kurulur (Köprülü,B./ Kaneti,S.: Sınırlı Ayni Haklar, 1982- 1983, s. 284, 287; Oğuzman, K./Seliçi, Ö. /Oktay Özdemir,S.: Eşya Hukuku, 12. Baskı, 2009, s. 720; Ayiter,N.: Eşya Hukuku, 1983, s. 171; Akipek/Akıntürk, age s. 757; Ayan, s. 136). İpoteğin kurulması anında güvence altına alınmak istenen alacak, mevcut ve miktar itibarıyla belirli ise, bu miktar tapu kütüğüne tescil edilir. Bu durumda, bir anapara ipoteği veya sabit ipotek söz konusu olur (Köprülü/Kaneti, s. 284; Ertaş, Ş./İlknur Serdar/Damla Gürpınar, Eşya Hukuku, 2008, s. 538). İpoteğin kurulması esnasında güvence altına alınmak istenen alacağın miktarı belirli değilse, alacaklının bütün istemlerini karşılayacak şekilde taşınmazın güvence altına alacağı üst sınır taraflarca belirlenmelidir. Bu şekilde, miktarı belirli olmayan alacaklar için kurulan ipoteğe, üst sınır ipoteği veya azami meblağ ipoteği adı verilir (Köprülü/Kaneti, age. s. 287; Akipek, age, s. 192; Ayan, age. s.136). Üst sınır ipoteği, genellikle rehnin kurulduğu anda miktarı bilinmeyen ve ilerde doğacağı zamanda da miktarının ne olacağı tahmin edilemeyen alacaklar için kurulur. Henüz gerçekleşmemiş olmakla birlikte doğması ihtimali bulunan tazminat alacakları, genel kredi hesabı veya cari hesaptan doğan alacaklar ile şarta bağlı alacaklar bu tür alacaklara örnek olarak gösterilebilir (Oğuzman/Seliçi/Oktay-Özdemir,age. s. 720; Köprülü/Kaneti, ...s. 287- 288; Gürsoy/Eren/Cansel, ...s.967- 968; Ayan, age. s. 136). Gelinen bu aşamada ihale sonrası ödeme usulünü düzenleyen İİK’nın 130’uncu ve ihalenin feshini düzenleyen İİK’nın 133’üncü maddeleri hakkında da açıklama yapılmalıdır. İİK’nın 130’uncu maddesi “Satış bedeli peşin ödenir. Ancak icra memuru alıcıya on günü geçmemek üzere bir mühlet verebilir.” hükmünü içermektedir. Maddede, ihale bedeli ödemesinin nakit olarak (peşin para ile) yapılması öngörülmüş olduğundan, ihale bedelinin nakit olarak yatırılması zorunlu olup, para yerine teminat mektubu, senet ve çek verilemez. Satış bedelinin kural olarak “peşin” yatırılması gerekirse de, alıcıya on günü geçmemek üzere bir süre tanınabilir. Bu süre kesin olup, memur tarafından uzatılamaz. Şartnamede, “arttırmaya girecek alıcılara süre verilebileceği” konusunda bir taahhüt yer almamışsa ihaleden sonra alıcıya böyle bir süre verip vermemek satış memurunun (icra müdürünün) takdirine bağlıdır (Aslan, E. K: İcra ve İflas Hukukunda Taşınmaz Malların Açık Artırma Yolu ile Paraya Çevrilmesi, s.131; Kuru, B. El Kitabı, 2004, s. 576). Memurun bu konudaki kararına karşı icra mahkemesine şikâyet yoluyla başvurulabilir. Eğer, şartnamede “alıcıya süre verileceği” konusunda bir taahhüt varsa, satış memuru, istenen süreyi vermek zorundadır. Burada da, memurun bu kararı aleyhine icra mahkemesine şikâyet edilebilir. Alıcıya verilecek süre, 10 günü geçemez. Bu 10 günlük süre bir defada verilebileceği gibi, önce 10 günden az verilip, daha sonra 10 güne tamamlanabilir (Aslan, E. K., age s. 131; Erturgut, M.: İcra ve İflâs Hukukunda Menkullerin Paraya Çevrilmesi, s.123 vd.). Ancak bu şekilde alıcıya verilen sürelerin toplamı hiçbir şekilde 10 günü geçemez. Alıcı satış bedelini verilen süre içinde, eğer süre verilmemişse hemen tamamen yatırmazsa, icra müdürü ihaleyi kendiliğinden kaldırmak (ihale kararını geri almak) zorundadır. Bu konuda icra hâkimi değil, icra müdürü yetkili kılınmıştır. 30.07.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4949 sayılı Kanununun 38. maddesi ile değişik İİK’nın 134’üncü maddesinin beşinci fıkrasında “Taşınmazı satın alanlar, ihaleye alacağına mahsuben iştirak etmemiş olmak kaydıyla, ihalenin feshi talep edilmiş olsa bile, satış bedelini derhal veya 130’uncu maddeye göre verilen süre içinde nakden ödemek zorundadırlar…” düzenlemesi yer almaktadır. Anılan maddenin değişikliği öncesinde de kanunda açıkça düzenlenmemiş olmakla birlikte alacaklının, ihaleye girerek alacağına mahsuben borçluya ait bir taşınır/taşınmazı satın alabileceği konusunda hiçbir duraksama yoktur. Bu durumun gerek doktrinde ve gerekse Yargıtay içtihatlarında (alacaklıları arttırmaya katılmaya teşvik etmek için) alacaklıya tanınmış olan bu hakkın hukuki niteliğinin teknik anlamda bir “takas” olmadığı (Postacıoğlu, İ. E.: İcra Hukuku Esasları, 1982, s.503 ; Aslan, R.: İcra-İflas Hukukunda İhale ve İhalenin Feshi, 1984, s: 215 ; Erturgut, M., ...e. s. 125 ) ve bu durumda borçlar kanununda öngörülen “alacaklı-borçlu sıfatlarının birleşmesi”nin de söz konusu olmadığı görüşü benimsenmiştir (Arslan, R., ...e. s: 215; Erturgut, M., ...e. s. 125). Taşınmaz, yapılan artırma sonucu alacaklıya ihale edilmiş ise ve taşınmaz üzerinde kendisinden önce haczi bulunan ya da kendi alacağına göre rüçhanlı durumda bulunan bir alacaklı yok ise, alacaklı, borçludaki alacağını yatırmak zorunda olduğu ihale bedelinden mahsup edebilir. Zira burada kökeni Roma Hukukunda bulunan “kimseden daha sonra kendisine iade edilecek parayı peşin olarak ödemesi (yatırması) istenemez.” kuralı uyarınca “alıcı-alacaklının daha sonra kendisine iade edilecek parayı ödemekten kaçınması” durumu söz konusudur (Postacıoğlı, İ. E., ...e. s. 503; Erturgut, M., ...e. s: 125). Ancak ihale bedeli, alıcı alacaklının alacağından fazla ise bu durumda aradaki farkın ödeme süresi içerisinde icra dosyasına ödenmesi gerekecektir (Erturgut,M.,age. s.125,dn.277). Alacaklının alacağının kesinleşmiş olması yeterli olup alacağının satış gerçekleştirilen dosyada olması şart değildir. Alacaklı başka takip dosyalarındaki alacağını da kesinleşmiş olması şartıyla ihale bedelinden mahsup yapabilecektir (Uyar, T.: İcra Hukukunda İhale ve İhalenin Bozulması, 2. Baskı, Manisa 1988, s.453,454; Aslan, R, age. s. 214 vd.). Öte yandan taşınmazı alacağına mahsuben ihale ile alan alacaklının haciz veya ipotek alacağından önce gelen satışa çıkartılan taşınmaz (veya taşınır) üzerinde haciz veya ipotek olması hâlinde ileride sıra cetveli yapılması gerekeceğinden alacaklının alacağının ihale bedelini karşılayıp karşılamadığı saptanarak bir başka ifade ile alacaklı aleyhine ihale bedel farkı doğduğu tespit edilerek, alıcıdan önce haciz veya ipotek kaydının bulunup bulunmadığı, eğer alacaklı alıcıdan önce konulmuş olan haciz veya ipotek bulunması hâlinde üçüncü kişilerin alacak miktarlarının da belirlenmesi gerektiği dahi belirlenmeden alacaklı alıcıya muhtıra çıkartılamayacağı da tartışmasızdır. Bu genel açıklamaların ışığında somut olaya gelince; 05.06.2008 tarihinde Bedri Balkar Bakaroğlu’nun maliki olduğu 1018 ada 120 parselde bulunan 1 numaralı iş yeri nitelikli bağımsız bölüm üzerinde 250.000,00TL bedelle alacaklı Adana Organize Sanayi Bölgesi lehine 1.derecede, %84 faizli, fekki bildirilinceye kadar hüküm ifade etmek üzere ipotek resmÎ senedi düzenlendiği ve alacaklının ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe başladığı, borçlunun şikâyeti üzerine Adana 2. İcra Mahkemesinin 29.09.2009 tarih ve 2009/175 E.-1025 K. sayılı kararı ile takibe konu ipotek alacağının limit ipoteği olması nedeniyle ipotek bedeli olan 250.000,00TL'yi aşan kısmın iptaline karar verildiği, diğer bir ifade ile dosya alacağının 250.000,00TL ile sınırlandırıldığı, ipotekli taşınmazı 07.10.2013 tarihli ihalede alacağa mahsuben 330.000,00TL bedelle alacaklının aldığı, ihale tutanağında icra müdürlüğünce alacaklıya bedelin yatırılması için bir süre verilmediği, 22.10.2013 tarihinde borçlu vekilinin ipotek limiti dışında kalan 80.000,00TL'nin yatırılmamış olması nedeni ile satışın düşürülmesine karar verilmesinin talep edilmesi üzerine icra memurluğunca henüz sıra cetveli yapılmamış olduğundan ihale alıcısına ödeme için süre verilemeyeceği gerekçesiyle borçlu vekilinin satışın düşürülmesi talebinin reddine, ihale alıcısı/alacaklıya aradaki fark olan 80.000,00TL'yi yatırması için 10 gün süre verilmesine karar verildiği, bu kararın 30.10.2013 tarihinde ihale alıcısı/alacaklıya tebliğ edildiği ve onun da 01.11.2013 tarihinde ihale bedeli farkı olan 80.000TL’yi icra dairesine yatırdığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar İİK’nın 134. maddesi hükmüne göre, alacaklı ihaleye alacağına mahsuben iştirak etmesi hâlinde satış bedelini derhal veya verilen süre içinde nakden ödemek zorunda değil ise de icra takibine konu ipotek alacağının üst sınır ipoteği olup davacının talep edebileceği miktarın üst sınırını göstermesi ve alacaklının her durumda 80.000TL ihale bedel farkını yatırmak zorunda olmasının yanında, taşınmaz üzerinde ipotek alacaklısının alacağından önce gelen bir haciz ve ipotek alacağının bulunmaması dolayısıyla icra müdürü tarafından sıra cetveli yapılmasının gerekmemesi ve icra müdürünün ihale tutanağında alacaklıya ihale bedelini yatırması için bir süre vermediği hususları birlikte değerlendirildiğinde, İİK’nın 130. maddesi uyarınca ihale alıcısının ihale bedelini derhal yatırması gerektiği kabul edilmelidir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında İİK’nın 134’üncü maddesinin 5’inci fıkrası uyarınca alacağa mahsuben taşınmazın satın alınması hâllerinde ihale alıcısının ihale bedelini ne derhal ne de İİK’nın 130’uncu maddesinde yazılı on günlük sürede ödemek zorunda olmadığı gibi icra müdürünce ihale bedeli ile limit ipoteği bedeli arasındaki farkın yatırılması için bir süre verilmediğinden, alıcının bu farkı kendiliğinden icra dairesine yatırmasının beklenemeyeceği, İİK’nın 134’üncü maddesinin 5’inci fıkrası hükmü karşısında bu farkın ihalede peşin olarak ödenmesi gerektiği sonucunun çıkarılamayacağı, alıcının ödemesi gereken miktarın ileride yapılacak sıra cetveliyle ortaya çıktıktan sonra istenebileceği, aksinin kabulü hâlinde fark ihale bedeli tam olarak ödenmeden taşınmazın ihale alıcısı adına tescil edilmesi sonucunu doğuracağı, bu yön dikkate alınarak yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmemiştir. Hâl böyle olunca, yerel mahkemenin yazılı şekilde karar vermesinde bir isabetsizlik görülmediğinden usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekir. S O N U Ç: Yukarıda açıklanan nedenlerle karşı taraf/alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin yatırıldığından başka harç alınmasına yer olmadığına, aynı Kanun’un 440’ıncı maddesine göre kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 17.01.2019 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Taşınmazlara ilişkin ihalelerde ihale bedelinin ne zaman ve ne şekilde ödeneceği İİK’nın 130. maddesinde düzenlenmektedir. Bu maddeye göre “satış bedeli peşin ödenir. Ancak icra müdürü alıcıya on günü geçmemek üzere bir mühlet verebilir”. İcra müdürü, satış bedelinin ödenmesi için alıcıya on günden az bir süre vermiş ise bu süreyi 10 günü geçmemek üzere uzatabilir. İhalenin feshi talep edilmiş olsa bile alıcı satış bedelini nakden ödemek zorundadır. Borçlu ve ihale bedelinden tatmin edilecek bütün alacaklılar muvafakat ederse, icra müdürü alıcıya on günden fazla bir ödeme süresi verebilir. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 23.03.1955 tarih 1/5 sayılı içtihadı birleştirme kararı İİK’nın 133. maddesi uyarınca ihale bedelinin derhal veya verilen mühlet içinde ödenmemiş olması hâlinde satış memurluğunca ihalenin resen feshe yetkisi olup olmadığı konusundaki uyuşmazlığın çözümlenmesine ilişkindir. Söz konusu karar sonucu “İcra ve İflas Kanununun 133. maddesi uyarınca ihale bedeli artırma şartnamesinde müşteriye aidiyeti tasrih olunan tellaliye resmi derhal veya verilen mühlet içinde ödenmediği takdirde satış memurluğunca ihalenin resen feshedilmesi, edilmediği takdirde vaki olacak şikâyet üzerine mercice ihalenin feshi lüzumuna karar verilmesi lazım geldiğine…” şeklindedir. Karar gerekçesi ve sonuç kısmında alacağa mahsuben satışlarda alacağın ne zaman ve nasıl ödeneceğine ilişkin bir hüküm içermemektedir. Anılan İçtihadı Birleştirme Kararında atıf yapılan 01.07.1948 tarihli 5237 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu, 26.05.1981 tarihli ve 2464 sayılı Belediye Gelirler Kanunu ile yürürlükten kaldırılmış olup bu Kanunun 68. maddesinde tellallık harcını ve mal ve ürünlerini satan gerçek ve tüzel kişilerin (borçluların) ödemekle yükümlü oldukları hükme bağlanmıştır. İİK’nın 133/1 fıkrası hükmüne göre “Alıcı derhal veya kendisine verilen (azami 10 günlük) süre içinde satış bedelini ödemez ise ihale kararı icra müdürü tarafından kaldırılarak teminat akçesi alıcının ikinci fıkra gereğince mesul bulunduğu meblağa mahsup edilmek üzere alıkonulur”. İcra müdürü satış bedelini ödemesi için alıcıya süre vermemiş ise alıcının satış bedelini derhal (peşin) ödemesi gerekir. Artırma şartnamesinde alıcıya ait olacağı gösterilmiş olan tellaliye resmi, ihale damga pul bedeli tapu alım harcı ve katma değer vergisi de satış bedeline dahil olup (hemen değil) ihale kesinleştikten sonra icra müdürlüğünce bunların makul süre içinde yatırılması için alıcıya muhtıra gönderilmiş alıcı muhtırada belirtilen süre içinde ödemez ise icra müdürlüğünce İİK. 133. maddesine göre ihale kaldırılır (HGK. 29.11.2006-12/759-760). İcra müdürlüğünce ihale tutanağında alıcıya KDV ve damga vergisini yatırması için 10 günlük süre verilse dahi henüz ihale kesinleşmeden ve vergi matrahı ile ödenmesi gereken miktar belli olmaksızın bu sürenin geçerliliğinden bahsedilemez. Ayrıca ihalenin kesinleştiğine dair alıcıya herhangi bir bildirimde bulunulmadan ihale tutanağında verilen sürenin ihalenin kesinleşmesi ile kendiliğinden başlayacağının kabulü hak kaybına yol açacağından ihale tutanağında verilen sürenin İİK’nın 133. maddesine uygun bir muhtıra olarak kabulü mümkün değildir. Katma Değer Vergisinde satışın yapılması ile vergiyi doğuran olay meydana gelmekte, kesinleşen ihale bedeli verginin matrahı olup alıcının KDV ödeme yükümlülüğü ihalenin kesinleşmesi ile doğmaktadır. İhalenin feshi davası açılması hâlinde ön davanın sonuçlanmasına bağlı olarak ihaleden yıllar sonra ihalenin kesinleşmesi söz konusu olabilmektedir. İcra müdürlüğü ihale kesinleştikten sonra kesinleşen ihale bedeli üzerinden KDV ve damga vergisi tahakkuk ettirdikten sonra İİK. 133. maddesine göre KDV ve damga vergisinin yatırılması için alıcıya süre verilmesi sürede ödenmez ise ihaleyi kaldırması gerekir. Görüldüğü üzere KDV ve damga vergisinin yatırılması için verginin ihale tutanağında ihaleden itibaren 10 günlük süre verilmesi veya süre verilmeden peşin yatırılmasını istenmesi mümkün değildir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatları bu yöndedir (12.HD-12.10.2000, 13675 E., 14951 K.; 12.HD. 02.02.1998, 248 E., 525 K.; 12.HD. 28.04.1997, 4484 E., 4784 K.; 12.HD. 30.04.2001, 5996 E., 7357 K.; 12.HD. 03.12.2015, 2015/16864 E., 30380 K.; 12.HD. 11.06.2013, 2013/12903 E., 2013/21875 K.; 12.HD. 16.12.2003, 21326 E., 24901 K.; HGK. 29.11.2006, 12-759 E., 760 K.). Bu duruma göre İİK. 133. maddesinde “… verilen mühlet içinde” ibaresinin her zaman ihale tarihinden itibaren mühletin başlaması gerektiği şeklinde yorumlanamayacağı anlaşılmaktadır. Ancak icra memuru ihale tutanağında, ihale bedelinin nakden ödemesini istemiş ve 10 günü geçmemek üzere süre vermiş ise bu süre içinde, süre vermemiş ise satış bedelini ihale günü mesai bitimine kadar nakden peşin ödemesi zorunludur. Şayet satış ilanında ihale bedeli ödenmesi için süre verileceği yazılı ise icra müdürü ihale sırasında ihale bedelinin peşin ödenmesine karar veremez. Alıcı aynı zamanda alacaklı ise alacağına mahsuben satışa konu taşınmazı ihalede satın alabilir mi? Başka bir anlatımla alacağa mahsuben ihaleye iştirak edenler ihale bedelini İİK 130. maddesine göre peşin veya verilen 10 günlük süre içinde ödemek zorunda mıdır? Alıcı aynı zamanda borçludan alacaklı ise hak elde edecek ondan önce gelen bir alacaklı olmadığı takdirde alacaklı, alıcı sıfatı ile ödemek zorunda olduğu paraya ödemekten alacağı ölçüsünde kaçınabilir. Cebri artırma, takip edilen borçlu yararına bir alacak doğurmadığına göre, burada ve teknik anlamda takas söz konusu olmayıp, daha sonra kendisine geri verilecek olan parayı ödeyecek olan kimsenin, bu ödemeyi yapmasına gerek bulunmaması ve bu nedenle bundan peşinen kaçınılması durumu vardır (Postacıoğlu, İlten: İcra Hukuku Eserleri, 6.Basım İstanbul 2010 s.149; Arslan, Ramazan; İcra ve İflas Hukukunda İhale ve İhalenin Feshi, Ankara 1984 s.221). Satışa çıkarılan taşınmazı alacağına mahsuben almak isteyen alacaklının ihale konusu taşınmaz üzerindeki haciz veya ipotek alacağından önce konulmuş başka haciz veya ipotekler var ise ileride sıra cetveli yapılması gerekeceğinden ve henüz sıra cetveli yapılmamış olduğundan, alacaklının alacağının ihale bedelini karşılayıp karşılamadığı saptanıp ve dolayısı ile alacaklı aleyhine fark doğduğu tespit edilmeden ve alıcıdan önce haciz veya ipotek koyduran üçüncü kişilerin alacaklarının miktarının ne olduğu dahi belirlenmeden alıcı alacaklıya ihale bedelinin yatırılması için süre verilmesi yönündeki icra müdürlüğü kararları doğru değildir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin öteden beri süregelen ve devamlılık gösteren kararları da bu yöndedir. (12.HD. 8.3.2005, 1474 E., 4654 K.; 12 H.D. 10.04.2012, 24854 E., 11924 K; 12 HD. 10.12.2013, 32332 E., 39520 K.; 12 HD. 14.11.2013, 26722 E., 36127 K. sayılı kararları). Ayrıca ihale tarihine kadar ihale konusu taşınmaz üzerine haciz veya ipotek konulabileceği söz konusu dosya alacaklısının hacze iştirak edilebileceği gibi ihtimalleri de göz önüne aldığımızda, alacağa mahsuben ihaleyi alan alıcıya, ihale sırasında dosya alacağı ile ihale bedeli arası farkı yatırması için süre verilmesi mümkün değildir. Alacağa mahsuben satışa konu taşınmazları ihalede satın almış olan alacaklıya, icra müdürlüğünce “ihale bedelini nakit olarak yatırması” için süre verilmesi hâlinde, alacaklı bu hatalı işleme karşı süresiz şikayet yoluna başvurabilir. (12.HD. 17.03.2011, 23110 E., 3731 K.). İİK’nın 134/5 maddesi 30.07.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4949 sayılı kanunla getirilen bir düzenlemedir. Anılan fıkranın birinci cümlesi aynen; “Taşınmazı satın alanlar, ihaleye alacağına mahsuben iştirak etmemiş olmak kaydı ile ihalenin feshi ile talep edilmiş olsa bile, satış bedelini derhal veya 130 uncu maddeye göre verilen süreler içinde nakden ödemek zorundadırlar” şeklinde düzenlenmiştir. Bu hüküm ihaleye alacağa mahsuben iştirak etmek suretiyle taşınmaz satın alanların satış bedeline derhal veya 130. maddeye göre verilen süre içinde nakden ödemek zorunda olmadıklarını açık bir şekilde vurgulamaktadır. Alacağa mahsuben ihaleyi almasına karar verilen alıcıya ihale tutanağında ihale bedelini yatırması için süre verilmesi açık kanun hükmüne aykırılık oluşturur. Yine alacağa mahsuben ihalenin alıcıya yapılmasına karar verilmesi halinde, ihale tutanağında süre verilmemesi nedeniyle İİK 130. maddesine göre ihale bedelinin veya ihale bedeli ile dosya alacak miktarı arası farkın peşin nakden yatırılması gerektiği şeklinde yorumlanması İİK’nın 134/5 fıkrasının açık hükmü karşısında mümkün değildir. Bu hâlde ihale günü veya ihaleden itibaren 10 gün içinde icra müdürlüğünce nakden ödenmesi gereken miktar belirlenemediğinden İİK 133. maddesine göre ihalenin kaldırılmasına da karar verilmez. Kaldı ki, ihaleye konu taşınmaz üzerinde ihale alıcısının haciz veya ipotek alacağından sonra haciz veya alacak bulunması hâlinde, alıcının alacağının, ihale bedelinin ne kadarlık kısmını karşıladığı ve dolayısı ile ödenecek fark ihale bedelinin sıra cetveli yapılması sonrası ortaya çıkacağından, icra müdürünün ihale tarihinde bir miktarı belirlemesi, nakden ödemesini kararlaştırması mümkün değildir. Somut olayda alacaklının limit ipoteğine dayalı olarak borçlu şirket ve ipotek veren üçüncü kişi aleyhinde ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip başlattığı, ipotek limiti alacağının 250.000TL olup, 07.10.2013 tarihinde 330.000TL bedelle alacağa mahsuben alacaklıya ihale olunduğu, ihaleye konu taşınmaz kaydında, alacaklının ipotek tarihinden sonra konulmuş olan kamu ve özel alacak hacizlerinin olduğu ayrıca üçüncü kişi lehine ipotek alacağının mevcut bulunduğu görülmektedir. Bu duruma göre ihale bedelinin bütün alacaklıların alacaklarını karşılamaya yetmeyeceği anlaşıldığından icra memurunun İİK 140. maddesine göre sıra cetveli yapması zorunludur. Sıra cetvelinde yer alan alacaklıların ihale alıcısının 250.000TL olan limit alacağı miktarını dava etmesi ve alıcının alacağının bu miktardan daha az olduğunun tespit edilmesi halinde alıcının yatırması gereken fark ihale bedelinin 80.000TL den daha fazla olacağı şüphesizdir. Bu nedenle icra müdürü taşınmazı alacağa mahsuben alacaklıya ihale etmiş, dosya alacağı ile ihale bedeli arası farkın nakden peşin veya gününde 10 gün süre vererek ödenmesini kararlaştırmamıştır. İcra memurunun bu kararı İİK’nın 134/5 fıkrası hükmüne uygun olup bu fıkra uyarınca ihaleye alacağa mahsuben iştirak ederek taşınmazı alanların satış bedelini derhal veya 130. maddeye göre verilen süre içinde nakden ödeme zorunda olmadıkları açıkça düzenlenmiştir. Alacaklının alacağı oranında satış bedelinin ödemekten kaçınması yasal bir haktır. Alacaklının ihale bedelini mahsubu gereken alacak miktarı da taşınmaz üzerinde başka haciz ve ipotek alacaklarının olması hâlinde ancak sıra cetvelinin

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.