4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 893

Türk Medeni Kanunu 893. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 893- Aşağıdaki alacaklılar, kanunî ipotek hakkının tescilini isteyebilirler: 1. Satıştan doğan alacağı için satılan taşınmaz üzerinde satıcı, 2. Elbirliği ortaklığına giren taşınmazlarda paylaşmadan doğan alacakları için birlikte mirasçı olanlar veya diğer elbirliği ortakları, 3. Bir taşınmaz üzerinde yapılan yapı veya diğer işlerde malzeme vererek veya vermeden emek sarf ettikleri için malzeme ve emek karşılığı olarak malik veya yükleniciden alacaklı olan alt yüklenici veya zanaatkârlar. Alacaklıların, bu kanunî ipotek hakkından önceden feragat etmeleri geçerli değildir. 2. Satıcılar, mirasçılar ve diğer elbirliği ortakları bakımından

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

11 karar eşleşti
12. Hukuk Dairesi, 2022/4439 E., 2022/5694 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
maddesinin yerini 22.11.2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 893. maddesi almış olup bu maddeye göre aşağıdaki alacaklılar, kanunî ipotek hakkının tescilini isteyebilirler:
12. Hukuk Dairesi         2022/4439 E.  ,  2022/5694 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi DAVALILAR : Alacaklılar : ..., .... Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de; Borçlunun asıl şikayetinde; Tekirdağ 2. İcra Müdürlüğü’nün 2018/4665 E. sayılı takip dosyasında haczedilen taşınmazın hale münasip evi olduğunu ileri sürerek İİK’nun 82/1-12. maddesi gereğince 266 Parsel’de kayıtlı 6 bağımsız bölüm numaralı taşınmazdaki haczin kaldırılması, birleşen şikayet dosyasında ise, Tekirdağ 2. İcra Müdürlüğü’nün 2012/8340 E. sayılı takip dosyasında haczedilen aynı taşınmazdaki haczin meskeniyet iddiası nedeniyle kaldırılmasını talep ettiği, İlk Derece Mahkemesi’nce asıl ve birleşen şikayet yönünden istemin kısmen kabul kısmen reddi ile taşınmazın 140.000,00 TL’den az olmamak üzere satılmasına karar verildiği, kararın şikayetçi borçlu ve asıl şikayetin karşı tarafı olan alacaklı … Koop. tarafından istinaf edildiği, Bölge Adliye Mahkemesi’nce adı geçenlerin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddedildiği, karara karşı yine aynı tarafların temyiz başvurusunda bulunmaları üzerine Dairemizin 16.6.2021 tarih ve 2021/2258 E. - 2021/6529 K. sayılı ilamı ile, şikayetçi borçlunun birleşen şikayet dosyasına yönelik temyizinin reddedildiği, asıl şikayet dosyası alacaklısının asıl şikayet dosyasına yönelik temyizinin ise kabulü ile taşınmazdaki ipoteğin türü ve hacizden önce borcun ödenip ödenmediği belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulduğu görülmekle, bu aşamada İlk Derece Mahkemesi'nin birleşen şikayet yönünden verdiği kısmen kabul kısmen ret kararına karşı, şikayetin karşı tarafı olan alacaklı ... tarafından istinaf başvurusunda bulunulmaması ve borçlunun birleşen şikayete ilişkin temyizinin de Dairemizce reddi ile birlikte, İlk Derece Mahkemesi kararının birleşen şikayet yönünden kesinleştiği anlaşılmaktadır. Somut olayda; Dairemizce İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması üzerine aynı mahkemece verilen son kararla asıl ve birleşen şikayetin tümden reddine karar verilmiş ise de; yukarıda yapılan açıklamalar gereğince birleşen şikayete ilişkin İlk Derece Mahkemesi’nin kısmen kabul kısmen ret kararının birleşen dosya davalısı alacaklı ... tarafından istinaf edilmemiş ve borçlunun istinafının da Dairemizce reddedilmiş olması nedeniyle, birleşen şikayet yönünden borçlu lehine usuli kazanılmış hak doğmuş olup, mahkemece usuli kazanılmış hakkın ihlaline sebep olacak şekilde, birleşen şikayetin tümden reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir. Öte yandan; İİK’nun 82/1. maddesinde düzenlenen haczedilmezlik hükümlerine, aynı maddenin ikinci fıkrasının birinci cümlesi ile getirilen istisna gereğince, borçlu, kanunî ipotek hakkı sahiplerine karşı mahcuz malın haczinin caiz olmadığını ileri süremez. Maddede yazılı 743 sayılı eski Medeni Kanun’un 807. maddesinin yerini 22.11.2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 893. maddesi almış olup bu maddeye göre aşağıdaki alacaklılar, kanunî ipotek hakkının tescilini isteyebilirler: 1. Satıştan doğan alacağı için satılan taşınmaz üzerinde satıcı, 2. Elbirliği ortaklığına giren taşınmazlarda paylaşmadan doğan alacakları için birlikte mirasçı olanlar veya diğer elbirliği ortakları, 3. Bir taşınmaz üzerinde yapılan ... veya diğer işlerde malzeme vererek veya vermeden emek sarf ettikleri için malzeme ve emek karşılığı olarak malik veya yükleniciden alacaklı olan alt yüklenici veya zanaatkârlar. İlk Derece Mahkemesi’nce Dairemizin bozma ilamı üzerine verilen son kararla, asıl şikayet yönünden, taşınmazdaki ipoteğin zorunlu ipoteklerden olmadığı ve ipotek konusu borcun da devam ettiği gerekçesiyle şikayetin reddine hükmedilmiş ise de; 27.4.2006 tarih ve 4392 yevmiye numaralı ipotek belgesinin incelenmesinde; şikayete konu taşınmazda bulunan ipoteğin, TMK’nun 893/1. maddesi gereğince satıştan doğan alacak için satılan taşınmaz üzerinde kurulan kanuni ipotek olduğu anlaşıldığından, mahkemece asıl şikayetin İİK’nun 82/2-1. cümlesi gereğince reddi gerekirken yazılı gerekçeyle reddi isabetsiz ise de; sonuçta istem reddedildiğinden bu husus bozma nedeni yapılmamıştır. SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, Tekirdağ İcra Hukuk Mahkemesi’nin 18.02.2022 tarih ve 2021/364 E. - 2022/89 K. sayılı kararının birleşen şikayete hasren BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesi'ne gönderilmesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12/05/2022 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

13. Hukuk Dairesi, 2014/26951 E., 2015/20861 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Kanundan dolayısıyla kaynaklanan rehin haklarının neler olduğu TMK. m.893’de “satıştan doğan alacağı için satılan taşınmaz üzerinde satıcının, elbirliği ortaklığına giren taşınmazlarda paylaşmadan doğan alacakları için birlikte mirasçı olanlar veya diğer elbirliği ortaklarının, bir taşınmaz üzerinde yapılan y
13. Hukuk Dairesi         2014/26951 E.  ,  2015/20861 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacılar, murislerinin davalılara taşınmaz sattığını, ödenmeyen bakiye bedel için taşınmaz üzerinde satıcı murisleri lehine ipotek tesis edildiğini, davalıların taşınmazın kamulaştılırması sürecinde ipoteğin kaldırılması yönünde icra hukuk mahkemesine açtıkları davada eski 50.000 TL lik 22.11.1972 tarihli ipotek bedeli için 50 TL ödenmesine kararlaştırıldığını, oysa bu miktarın gerçek alacağı karşılamayacağını, rayiç bedeller ve kamulaştırma bedeli dikkate alınarak günümüz rayicinin ödenmesi gerektiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL nin davalılardan faizi ile tahsiline karar verilmesini istemiş, ıslahla istemini 21.202,78 TL ye yükseltmişlerdir. Davalılar davanın reddini dilemiştir. Mahkemece davanın ıslahla birlikte kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı tarafça temyiz edilmiştir. 1-Dava ipotek bedelinin tahsili istemine ilişkindir. İpotek; halen mevcut veya henüz doğmamış olmakla birlikte ilerde doğması kuvvetli kişisel bir alacağı teminat altına alma amacı güden fer'i nitelikte sınırlı bir ayni haktır. Bu haliyle ipotek, teminat altına alınan alacağa bağlı bir hak olarak kendini gösterir. Kural olarak da ipotek, sözleşmeyle kurulur. İpotek sözleşmeyle kurulmuşsa, ipotek akdinin kapsamını sözleşmenin içeriği tayin eder. Taraflarca sözleşmede kararlaştırılan hükümlere, istisnalar hariç hâkimin müdahale yetkisi yoktur. Ancak kanun bazı alacak türleri için alacaklıya, tescilsiz hüküm ve sonuç meydana getiren rehin hakkı tanımıştır (TMK. m.865-867). Bazen de kanun bazı alacaklar için alacaklıya, tescille kurulabilen rehin hakkı tanımıştır. Bunlar kanundan doğrudan kaynaklanan tescilsiz rehinden farklı olarak, alacaklının talep etmesi halinde tescille hüküm ve sonuç meydana getiren rehinlerdir. Bunlara da kanundan kaynaklanan rehin hakları denir. Kanundan dolayısıyla kaynaklanan rehin haklarının neler olduğu TMK. m.893’de “satıştan doğan alacağı için satılan taşınmaz üzerinde satıcının, elbirliği ortaklığına giren taşınmazlarda paylaşmadan doğan alacakları için birlikte mirasçı olanlar veya diğer elbirliği ortaklarının, bir taşınmaz üzerinde yapılan yapı veya diğer işlerde malzeme vererek veya vermeden emek sarf ettikleri için malzeme ve emek karşılığı olarak malik veya yükleniciden alacaklı olan alt yüklenici veya zanaatkarların” rehin hakları olarak belirtilmiştir. Somut uyuşmazlıkta, davacının dayandığı 22.11.1972 tarihli rehin hakkı yukarıda sözü edilen Türk Medeni Kanununun 893.maddesinde belirtilen satıştan doğan alacak için, satılan taşınmaz üzerindeki satıcının hakkı sebebiyle tesis edilmiştir. Belirtildiği üzere bu tür rehin hakkı kanundan kaynaklanan ipotek hakkıdır. Nitekim taraflar sözleşmede satış bedelinin ne olduğunu belirlemiş, ipoteğin süresi kararlaştırılmamıştır. Kısaca davacıların satıcı ipoteğinden doğan hakkı, satış bedelinden kalan 50.000 TL’den(0,05YTL) ibarettir. Faizsiz kararlaştırılan ipoteğin fekki dava ile bildirildiğinden, bu alacağa geçmiş günler faizi de yürütülmesi gerekmez. Hal böyle olunca Mahkemece, bu saptamalar gözetilerek davacının satıcı ipoteğinden kaynaklanan alacağının 0,05 YTL olduğu, bu bedelin de icra hukuk mahkemesi nezdinde karara bağlanarak davacılara ödenmesi yönünde kesinleştiği gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. 2-Bozma nedenine göre davalıların sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir. SONUÇ:Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenle davalıların birinci bent kapsamı dışında kalan sair itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18/06/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
15. Hukuk Dairesi, 2014/483 E., 2014/844 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara 18. Asliye Hukuk Hakimliği
tam metni aç
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan iş bedeli alacağının tespit ve tahsili ile TMK.'nın 893/3 maddesi uyarınca inşaatçı ipoteği tesciline ilişkindir.
15. Hukuk Dairesi         2014/483 E.  ,  2014/844 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Ankara 18. Asliye Hukuk Hakimliği Tarihi :20.11.2013 Numarası :2013/403-695 Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü: - K A R A R - Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan iş bedeli alacağının tespit ve tahsili ile TMK.'nın 893/3 maddesi uyarınca inşaatçı ipoteği tesciline ilişkindir. Mahkemece, 6102 sayılı TTK.'nın 5/1 maddesine göre davaya bakmakla görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğu, 6100 sayılı HMK'nın 114/1-c maddesine göre de mahkemenin görevli olmasının dava şartı olduğu gerekçesiyle mahkemenin görevsizliğine, davanın usulden reddine, dosyanın görevli Ankara Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 4/1 maddesinde ticari davalar tanımlanmış ve sayılmıştır. Bu maddeye göre “her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları”, “ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri” ve “tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın aynı maddenin (a),(b),(c),(d),(e) ve (f) bentlerinde sayılan davalar ticari dava sayılır. Bu maddeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için ya tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması, ya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması, ya da açılan davanın maddede 6 bent halinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunun'un 1. maddesinde kooperatifler “Tüzel kişiliği haiz olmak üzere ortaklarının belirli ekonomik menfaatlerini ve özellikle meslek veya geçimlerine ait ihtiyaçlarını iş gücü ve parasal katkılarıyla karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp korumak amacıyla gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulan değişir ortaklı ve değişir sermayeli ortaklıklar” olarak tarif edilmiştir. Maddede kooperatifin ortaklık (şirket) olduğu belirtilmiş ise de, bu ortaklığın “ticari nitelikte bir ortaklık” olduğu yönünde bir açıklama ve belirleme yapılmamıştır. Maddedeki tariften anlaşılacağı üzere kooperatiflerde amaç, diğer ticaret şirketlerinden farklı olarak kazanç elde etmek ve bunu ortakları arasında paylaşmak olmayıp, ortakların ekonomik menfaatlerini, özellikle meslek veya geçimlerine ait ihtiyaçlarını iş gücü ve parasal katkılarıyla karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp korumak ve gidermektir. Kooperatifler, kâr zarar amacından ziyade sosyal yönü ağır basan ortaklıklardır. Bu tanıma göre yapı kooperatiflerini tacir kabul edip, tacir sıfatının sonuçlarıyla sorumlu tutmak mümkün değildir. 6102 sayılı TTK'nın 124/1 maddesinde “kooperatifler” ticaret şirketleri arasında sayılmış ise de, aynı maddenin 2. bendinde kooperatifler “şahıs şirketleri” ve “sermaye şirketleri” arasında gösterilmemiştir. TTK'nın 124. maddesinin 1 ve 2. bentleri ile 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 1. maddesi birlikte değerlendirildiğinde yapı kooperatiflerinin “ticaret şirketi” olmadığı, sosyal niteliği ağır basan kendine özgü bir ortaklık olduğu anlaşılmaktadır. Benzer hükümler, 6762 sayılı eski TTK'da da bulunmasına rağmen (md 18, 136), Yargıtay'ın kararlılık kazanan uygulamasında yapı kooperatifleri tacir olarak kabul edilmemiştir. Yukarıda açıklandığı üzere, davalı yapı kooperatifi olup tacir niteliği taşımadığından, dava konusu da kanunda özel olarak düzenlenen hallere girmediğinden 6102 sayılı TTK'nın 4/1 maddesi hükmünce davayı ticari dava saymak ve asliye ticaret mahkemesini görevli kabul etmek mümkün değildir. Görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesi olduğundan mahkemece işin esasının incelenmesi gerekirken, davanın niteliğinde ve görevli mahkemenin tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde mahkemenin görevsizliği nedeniyle davanın usulden reddi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ;Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 11.02.2014 gününde oyçokluğuyla karar verildi. -MUHALEFET ŞERHİ- Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan iş bedeli alacak istemine ilişkindir. Yerel mahkemede görülen davanın yapılan açık yargılaması sonucunda mahkemenin görevsizliğine, dosyanın görevli Ankara Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir. Davacı yüklenici, davalı iş sahibi kooperatife ait Ankara ili Gölbaşı ilçesi sınırları dahilinde bulunan tapunun ada no ...., parsel no.....'de kayıtlı taşınmaz arsada yer alan 32 adet villanın ada içi enerji dağıtımının E....'a ait trafo bağlantısının ve telefon alt yapısının, çevre aydınlatmasının, çevre güvenlik tesisatının, yolların, içme suyu kanalizasyon ve yağmur suyu işletme projesinin, fiber kablo alt yapısının, yapım işini ve aynı zamanda teknik danışmanlık hizmetlerini yürütmeyi üstlenmiş, yanlar arasında 16.04.2008 tarihli sözleşme düzenlenmiş, sözleşmenin 3. maddesi uyarınca iş bedeli 720.000,00 TL olarak kararlaştırılmış, sözleşmenin 4. maddesi uyarınca şartname, uygulama projeleri, iş programı Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesi, Bayındırlık İşleri Teknik Şartnamesi, E... Genel Teknik Şartnamesi, telekom genel teknik şartnamesi, T... malzeme ve proje hizmetlerine ilişkin standartlar sözleşmenin eki olarak kabul edilmiştir. Sözleşme kapsamındaki işler davacı yüklenici şirketin ticari işletmesiyle ilgili bulunmaktadır, ve davacı yönünden ticari iş niteliği arzetmektedir. 6102 sayılı TTY'nın 19/II. maddesi uyarınca davacı yönünden ticari iş niteliğinde olan bu sözleşme davalı taraf açısından da ticari iş sayılır. Bu bakımdan görevli mahkeme Ankara Asliye Ticaret Mahkemesi'dir. Yerel mahkeme kararı usul, yasaya ve yönteme uygun olup onanması gerektiği görüş ve kanatindeyim. Bu nedenlerle kararın bozulması yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum. -MUHALEFET ŞERHİ- Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan iş bedeli alacağının tespit ve tahsili ile TMK'nın 893/3. maddesi uyarınca inşaatçı ipoteği tesciline ilişkindir. Mahkemece, 6102 sayılı TTK'nın 5/1 maddesine göre davaya bakmakla görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğu, 6100 sayılı HMK'nın 114/1-c maddesine göre de mahkemenin görevli olmasının dava şartı olduğu gerekçesiyle mahkemenin görevsizliğine, davanın usulden reddine, dosyanın görevli Ankara Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Ticari davalar, Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülür. 5235 Sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanun’un 5. maddesinde Asliye Ticaret Mahkemeleri hukuk mahkemeleri içinde sayılmıştır. Mahkemece dava ticari dava olarak nitelendirilmiş, Dairemiz çoğunluğu tarafından eldeki dava ticari dava niteliğinde olmadığından genel mahkemelerin görevli olduğundan bahisle Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararı bozulmuştur. O halde, önemli olan ve çözülmesi gereken husus; davanın ticari dava olup olmadığıdır. Ticari davalar, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1. maddesinde sayılmış olup, buna göre, “Her iki tarafın da ticari işletmesi ile ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın aynı maddenin a), b), c), d), e) ve f) bentlerinde sayılan davalar” ticari dava olarak adlandırılmıştır. TTK’nın 4. maddesine göre; ticari davaların iki grup altında incelenmesi mümkündür. Bunlar; tarafların sıfatına ve işin ticari işletmeyle ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ticari sayılan davalar (mutlak ticari davalar) ile ticari sayılması için en azından bir ticari işletmeyi ilgilendirmesi gereken davalar ve her iki taraf için de ticari sayılan hususlardan doğan davalar (nispi ticari davalar)dır (Ticari Dava, s.8-9 Dr.Levent Börü-İlker Koçyiğit, Ankara 2013). Mutlak Ticari Dava; tarafların tacir olup olmadıklarına ve dava konusu edilen işin ticari nitelikte olup olmadığına bakılmaksızın ticari dava olarak sayılan davalar olup, TTK’nın 4/1. maddesinde a ve f bentlerinde 6 bent halinde sayılan dava türleri mutlak ticari davadır. Örneğin; acentelikle ilgili davalar, deniz ticaretine ilişkin davalar, sigorta hukuku ile ilgili davalar, taşınır rehni karşılığında ödünç verme işlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklar, rekabet yasağından kaynaklanan davalar, yayım sözleşmesine ilişkin davalar, kredi mektubu ve kredi emrinden doğan davalar, alım satım komisyonuyla ilgili uyuşmazlıklardan doğan davalar, fikri mülkiyet hukukundan kaynaklanan davalar, borsa, sergi, pazarlar ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerle ilgili uyuşmazlıklardan doğan davalar ve nihayet bankalara ilişkin uyuşmazlıklardan kaynaklanan davalar mutlak ticari davalardır. Bundan başka; özel kanun hükümleri gereği ticari sayılan davalar da bulunmaktadır. Örneğin; Kooperatifler Kanunu’nun 99. maddesi gereğince bu kanundan kaynaklanan davalar, İcra İflas Kanunu’ndan kaynaklanan iflasa ilişkin tüm davalar da mutlak ticari dava sayılmaktadır. Nisbi ticari dava ise; tarafları tacir olan ve tarafların ticari işletmesi ile ilgili olan uyuşmazlıklar nisbi ticari dava olarak adlandırılmaktadır. Yeni TTK’nın gerekçesinde; ticari davalar ile ticari olmayan hukuk davalarını ayırmada kullanılan kıstasın “bir yandan her iki tarafın tacir sıfatı ve uyuşmazlığın konusunu teşkil eden işin bu sebepten dolayı ticari sayılması keyfiyeti, diğer yandan tarafların sıfatına bakılmaksızın sadece işin ticari mahiyeti” olduğu açıklanmıştır(Ticari Dava, s-24, Dr. Levent Börü, İlker Koçyiğit). Bu anlamda bir davanın nisbi ticari dava sayılabilmesi için; uyuşmazlığın her iki tarafının tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olması gerekli ve zorunludur. Bu açıklamalardan hareketle kimler tacirdir? Sorusu önem kazanmaktadır. Tacir, TTK’nın 12/1. maddesinde “Bir ticari işletmeyi kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir” şeklinde tanımlanmıştır. Tacir, gerçek kişi olabileceği gibi, tüzel kişide olabilecektir. Tüzel kişi tacir, TTK’nın 16. maddesinde tanımlanmıştır. Bu tanımda ilk olarak ticaret şirketleri yer almaktadır. Ticaret şirketleri ise TTK’nın 124/1. maddesindeki “Ticaret şirketleri; kooperatifler, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerinden ibarettir” şeklinde sayılmıştır. Aynı maddenin 2 fıkrasında kooperatif şirketleri şahıs şirketi veya sermaye şirketi olarak tanımlanmıştır. Sayın çoğunluk; davacı kooperatifin ticaret şirketi olmadığı görüş ve düşüncesi ile davanın ticari dava olmadığı bu nedenle genel mahkemede davaya bakılması gerektiği görüşündedir. Ne var ki, TTK’nın 124. maddesinin gerekçesi incelendiğinde kooperatiflerin hiçbir ayrıma tabi tutulmaksızın ticaret şirketi olduğu ve tacir sayılması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Önemine binaen TTK’nın 124. maddesinin gerekçesini aynen buraya almakta fayda bulunmaktadır. “TTK’nın 124. madde gerekçesi; Maddenin birinci fıkrası 6762 sayılı Kanun’un 136. maddesinin tekrarından ibarettir. Hükümde yer alan “kooperatif şirket” ibaresi ile ilgili, tartışma, 2004 yılında çıkarılan 5146 sayılı Kanun’la (07.05.2004 tarihli RG ve 25455 sayılı), KoopK’da yapılan değişiklikle son bulmuştur. Çünkü, anılan Kanun kooperatifin şirket olduğunu belirtmiştir (KoopK m.1). Gerçi anılan Kanun’un 1. maddesinde kooperatifin şirket olduğu ifade edilmekte, ticaret şirketi olup olmadığı hususu açık bırakılmaktadır. Bu boşluk dolayısıyla, bir tartışma başlatılabilir ve kooperatifin ticaret şirketi olmadığı teorik olarak ileri sürülebilir ve 124. maddenin kooperatifi ticaret şirketi kabul etmesi eleştirilebilir. Ancak, böyle bir tartışma kooperatif şirketin niteliği tartışmasını davet eder. Anılan şirket adî şirket olamayacağına göre Türk hukukunda üç kategori şirket ortaya çıkmış olur. Kooperatif şirkete uygulanacak hükümler sorunu da diğer sorunların ortaya çıkmasına sebep olur. Tasarı, tüm bu çözümün güç sorunları ortadan kaldırmak amacıyla kooperatifin ticaret şirketi olduğunu hükme bağlamıştır” Sonuç olarak; TTK’nın 124/1. maddesinin gerekçesi ile ilmî içtihatlar birlikte değerlendirildiğinde yapı kooperatiflerinin de tacir olduğu anlaşılmakla her iki tarafı tacir olan ve her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olan eldeki davanın nisbi ticari dava niteliğinde olduğu anlaşıldığından davanın Asliye Ticaret Mahkemesi’nde görülmesi gerektiği yolundaki ilk derece mahkemesinin görevsizlik kararı doğru olup, hükmün onanması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılamıyorum.
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi, 2011/3318 E., 2011/5419 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Kanundan dolayısıyla kaynaklanan rehin haklarının neler olduğu TMK. m.893’de “satıştan doğan alacağı için satılan taşınmaz üzerinde satıcının, elbirliği ortaklığına giren taşınmazlarda paylaşmadan doğan alacakları için birlikte mirasçı olanlar veya diğer elbirliği ortaklarının, bir taşınmaz üzerinde yapılan y
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi         2011/3318 E.  ,  2011/5419 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 03.06.2009 gününde verilen dilekçe ile ipotek bedelinin arttırılması ve tahsili istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 20.12.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, ipotek aktinde kararlaştırılan bedelin güncelleştirilmiş değerinin tahsili istemiyle açılmıştır. Davalılar, ipotek bedelinin ödendiğini, esasen bir alacaklının bu kadar süre beklemesinin hayatın olağan akışına uygun düşmediğini, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, bilirkişinin ipotek değeri olarak bulduğu 1,09 TL’nin davalılardan tahsili ile 13.08.1985 tarihli ipoteğin kaldırılmasına karar verilmiştir. Hükmü, davacı temyiz etmiştir. İpotek; halen mevcut veya henüz doğmamış olmakla birlikte ilerde doğması kuvvetli kişisel bir alacağı teminat altına alma amacı güden feri nitelikte sınırlı bir ayni haktır. Bu haliyle ipotek, teminat altına alınan alacağa bağlı bir hak olarak kendini gösterir. Kural olarak da ipotek, sözleşmeyle kurulur. İpotek sözleşmeyle kurulmuşsa, ipotek aktinin kapsamını sözleşmenin içeriği tayin eder. Taraflarca sözleşmede kararlaştırılan hükümlere, istisnalar hariç hakimin müdahale yetkisi yoktur. Ancak kanun bazı alacak türleri için alacaklıya, tescilsiz hüküm ve sonuç meydana getiren rehin hakkı tanımıştır (TMK. m.865-867). Bazen de kanun bazı alacaklar için alacaklıya, tescille kurulabilen rehin hakkı tanımıştır. Bunlar kanundan doğrudan kaynaklanan tescilsiz rehinden farklı olarak, alacaklının talep etmesi halinde tescille hüküm ve sonuç meydan getiren rehinlerdir. Bunlara da kanundan dolayısıyla kaynaklanan rehin hakları denir. Kanundan dolayısıyla kaynaklanan rehin haklarının neler olduğu TMK. m.893’de “satıştan doğan alacağı için satılan taşınmaz üzerinde satıcının, elbirliği ortaklığına giren taşınmazlarda paylaşmadan doğan alacakları için birlikte mirasçı olanlar veya diğer elbirliği ortaklarının, bir taşınmaz üzerinde yapılan yapı veya diğer işlerde malzeme vererek veya vermeden emek sarf ettikleri için malzeme ve emek karşılığı olarak malik veya yükleniciden alacaklı olan alt yüklenici veya zanaatkarların” rehin hakları olarak belirtilmiştir. Somut uyuşmazlıkta, davacının dayandığı 13.08.1985 tarihli rehin hakkı yukarıda sözü edilen Türk Medeni Kanununun 893.maddesinde belirtilen satıştan doğan alacak için, satılan taşınmaz üzerindeki satıcının hakkı sebebiyle tesis edilmiştir. Belirtildiği üzere bu tür rehin hakkı kanundan kaynaklanan ipotek hakkıdır. Nitekim taraflar sözleşmede satış bedelinin ne olduğunu belirlemiş, ipoteğin süresi de “fekki bildirilinceye kadar” şeklinde kararlaştırılmıştır. Kısaca davacının satıcı ipoteğinden doğan hakkı, satış bedelinden kalan 117.750 TL’den ibarettir. Faiz kararlaştırılmadığından ve ipoteğin fekki dava ile bildirildiğinden, bu alacağa geçmiş günler faizi de yürütülmesi gerekmez. Mahkemece, bu saptamalar gözetilerek davacının satıcı ipoteğinden kaynaklanan alacağının 0,12 TL saptanmış olması, gerekmediği halde buna da geçmiş günler faizi yürütülerek tüm alacağın 1,09 TL olarak bulunup, bunun tahsili suretiyle ipoteğin terkinine karar verilmiş olması doğru değilse de temyiz edenin sıfatına göre davacının bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, 21.04.2011 tarihlinde oybirliği ile karar verildi.
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi, 2011/2421 E., 2011/10306 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Kanundan dolayısıyla kaynaklanan rehin haklarının neler olduğu TMK. m.893’de “satıştan doğan alacağı için satılan taşınmaz üzerinde satıcının, elbirliği ortaklığına giren taşınmazlarda paylaşmadan doğan alacakları için birlikte mirasçı olanlar veya diğer elbirliği ortaklarının, bir taşınmaz üzerinde yapılan y
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi         2011/2421 E.  ,  2011/10306 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı, maliki olduğu tarla vasıflı taşınmazın 102/105280 hissesini davalıya 66.750.TL(0,06 YTL) bedelle 13.8.1985 tarihinde sattığını, 6.750. TL'sini peşin alıp bakiye alacağı 60.000. TL'si için davalının ipotek tesis ettiğini, bu güne kadar davalının hiçbir ödemede bulunmadığını, aradan geçen uzun zaman zarfında ipotek bedelinin değerini kaybettiğini ileri sürerek paranın alım gücü, gayrimenkuldeki değer artışı, ekonomik ve sosyal gelişim, piyasa durumları gözönüne alınarak satın alınan arsanın şu anki rayiç bedelinin bilirkişilerce hesaplanarak şimdilik 8.000. TL alacağın ipotek tesis tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsilini istemiş, bilahare talebini 29.524,50.TL olarak ıslah etmiştir. Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, ipotekli taşınmazın rayiç bedeli olan 29.524,50.TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, ödenmeyen taşınmaz satım bedeline ilişkin tesis edilen ipotek bedelinin güncellenmiş bedelinin tespiti ile bu bedelin tahsiline ilişkin eldeki davayı açmıştır. İpotek; halen mevcut veya henüz doğmamış olmakla birlikte ilerde doğması kuvvetli kişisel bir alacağı teminat altına alma amacı güden feri nitelikte sınırlı bir ayni haktır. Bu haliyle ipotek, teminat altına alınan alacağa bağlı bir hak olarak kendini gösterir. Kural olarak da ipotek, sözleşmeyle kurulur. İpotek sözleşmeyle kurulmuşsa, ipotek akdinin 2011/2421-10306 kapsamını sözleşmenin içeriği tayin eder. Taraflarca sözleşmede kararlaştırılan hükümlere, istisnalar hariç hâkimin müdahale yetkisi yoktur. Ancak kanun bazı alacak türleri için alacaklıya, tescilsiz hüküm ve sonuç meydana getiren rehin hakkı tanımıştır (TMK. m.865-867). Bazen de kanun bazı alacaklar için alacaklıya, tescille kurulabilen rehin hakkı tanımıştır. Bunlar kanundan doğrudan kaynaklanan tescilsiz rehinden farklı olarak, alacaklının talep etmesi halinde tescille hüküm ve sonuç meydana getiren rehinlerdir. Bunlara da kanundan kaynaklanan rehin hakları denir. Kanundan dolayısıyla kaynaklanan rehin haklarının neler olduğu TMK. m.893’de “satıştan doğan alacağı için satılan taşınmaz üzerinde satıcının, elbirliği ortaklığına giren taşınmazlarda paylaşmadan doğan alacakları için birlikte mirasçı olanlar veya diğer elbirliği ortaklarının, bir taşınmaz üzerinde yapılan yapı veya diğer işlerde malzeme vererek veya vermeden emek sarf ettikleri için malzeme ve emek karşılığı olarak malik veya yükleniciden alacaklı olan alt yüklenici veya zanaatkarların” rehin hakları olarak belirtilmiştir. Somut uyuşmazlıkta, davacının dayandığı 13.08.1985 tarihli rehin hakkı yukarıda sözü edilen Türk Medeni Kanununun 893.maddesinde belirtilen satıştan doğan alacak için, satılan taşınmaz üzerindeki satıcının hakkı sebebiyle tesis edilmiştir. Belirtildiği üzere bu tür rehin hakkı kanundan kaynaklanan ipotek hakkıdır. Nitekim taraflar sözleşmede satış bedelinin ne olduğunu belirlemiş, ipoteğin süresi de “fekki bildirilinceye kadar” şeklinde kararlaştırılmıştır. Kısaca davacının satıcı ipoteğinden doğan hakkı, satış bedelinden kalan 60.000 TL’den(0,06 YTL) ibarettir. Faiz kararlaştırılmadığından ve ipoteğin fekki dava ile bildirildiğinden, bu alacağa geçmiş günler faizi de yürütülmesi gerekmez. Hal böyle olunca Mahkemece, bu saptamalar gözetilerek davacının satıcı ipoteğinden kaynaklanan alacağının 0,06 YTL olduğu gözetilerek yalnız bu bedele hükmedilip ipoteğin de terkinine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 439.00 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 28.6.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.