Türk Medeni Kanunu 995. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 995- İyiniyetli olmayan zilyet, geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorundadır.
İyiniyetli olmayan zilyet, yaptığı giderlerden ancak hak sahibi için de zorunlu olanların tazmin edilmesini isteyebilir.
İyiniyetli olmayan zilyet, şeyi kime geri vereceğini bilmediği sürece ancak kusuruyla verdiği zararlardan sorumlu olur.
IV. Kazandırıcı zamanaşımından yararlanma
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
25 karar eşleşti
7. Hukuk Dairesi, 2021/6202 E., 2023/674 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var...Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
Türk Medeni Kanununun 994 üncü maddesi sebepsiz zenginleşmeyi önleyen özel bir düzenleme olup, her iki davada da 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 994 ve 995 inci maddelerinin uygulanması mümkündür.
7. Hukuk Dairesi 2021/6202 E. , 2023/674 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ...Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
Taraflar arasındaki adi istihkak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; 06.04.1976 tarihinde vefat eden tarafların mirasbırakanı ...’ın imar ve ihya ettiği 845 parsel sayılı taşınmazın kadastro çalışması ile dava dışı Maliye Hazinesi adına tescil edildiğini, Maliye Hazinesinin taşınmazı daha sonra dava dışı üçüncü kişilere devrettiğini, davalının taşınmazı kendisinin imar ve ihya ettiği iddiası ile dava dışı Maliye Hazinesine karşı açtığı .... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/12 Esas sayılı davasının sonucunda 2013/69 sayılı kararı ile, dava dışı Hazine’nin davalıya 2.243.000,00 TL tazminat ödemesine karar verildiğini, kararın infazı için...İcra Müdürlüğünün 2012/8056 sayılı dosyasında 5.181.789,33 TL bedelli takip başlatıldığını, taşınmazın mirasbırakan ...'tan intikal ettiğini ve davalının Maliye Hazinesinden tahsil ettiği tazminat bedelinde müvekkilinin mirasçı olması nedeniyle 3/20 oranında miras payı bulunduğunu ileri sürerek 777.268,00 TL bedelin faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı süresinin geçtiğini, taşınmazın imar ve ihya ile edinildiğini, taşınmazı mirasçıların kendisine bıraktığını, kesin delil niteliğindeki .... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/12 Esas, 2013/69 Karar sayılı kararıyla taşınmaz bedelinin tarafına ait olduğuna karar verildiğini, davacının talep ettiği miktarın fahiş olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 07.11.2013 tarihli duruşmadaki ara kararı ile davalının zamanaşımı definin yerinde olmadığına karar verilmiş; yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının bedelini tahsil ettiği taşınmazın mirasbırakan tarafından imar ve ihya edilmiş olması gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf başvurusunda, bilirkişi raporlarının çelişkili olduğunu, davacının taşınmazın bedelinde hakkı olmadığını, zamanaşımı süresinin geçtiğini, zamanaşımı definin değerlendirilmediğini, taşınmazın zilyedinin müvekkili olduğunu, tanık beyanlarının da savunmalarını doğruladığını, bedelin ve faiz başlangıcının hatalı belirlendiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ...Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/12 Esas, 2013/69 Karar sayılı davasına konu olan taşınmazın imar ve ihyasının mirasbırakan tarafından başlatılarak tamamlandığı ve taşınmazın mirasbırakandan kaldığı dolayısıyla davalı tarafından tahsil edilen taşınmaz bedelinde davacının miras payı oranında hakkı bulunduğu hususları sabit görülmüş; ilk derece mahkemesince hükme esas alınan 29.02.2016 günlü bilirkişi ek raporunda davalının icra dosyasında yaptığı tahsilattan davacının miras payına denk gelen 714.027,44 TL bedele hak kazandığına ilişkin tespiti ve davanın açılmasından sonra tahsil edilen miktara tahsil tarihinden itibaren faiz yürütülmesi yerinde bulunarak davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz başvurusunda, zamanaşımı definin değerlendirilmediğini, davacı lehine hükmedilen tazminat bedelinin asıl alacağa işletilen faiz miktarını, müvekkilinin tahsil etmediği vergileri, müvekkili tarafından sarf edilen vekalet ücretlerini ve masrafları içerdiğini, hesaplanan tazminatın hatalı ve fahiş miktarda olduğunu, tazminata hükmedilecek olması halinde dahi ana para alacağı olan 2.243.600 TL'den müvekkili tarafından yapılan masrafların indirilerek bulunacak miktarın hüküm altına alınması gerekeceğini, mahkemece hükmedilen tazminatın müvekkilinin icra takibinde tahsil ettiği meblağdan davacının miras payına denk gelen miktardan bile daha yüksek olduğunu, müvekkilinin kendi vekiline ödediği 885.000,00 TL vekalet ücretinin davacı lehine hükmedilen tazminattan indirilmediğini, bilirkişi raporlarının çelişkili olduğunu, 18.03.2016 tarihli bilirkişi raporuna itiraz dilekçelerinin dikkate alınmadığını, davacı tarafından ilgili tazminat dosyasının hiçbir külfetine katlanılmadan bütün nimetlerinden yararlanıldığını, müvekkilinin yıllarca davayı takip ederek tazminatı elde ettiğini, davanın Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci ve 3 üncü maddelerine aykırı olduğunu, mirasbırakanın ölümünün üzerinden 37 yıl geçtiğini, davacının kendisinden beklenen özeni göstermediğini, tanıkların da taşınmaz zilyetliğinin kendisinde olduğunu belirttiklerini, mirasçılar arasında taksim yapıldığını, müvekkilinin taşınmazdaki zilyetliğini kendi adına sürdürdüğünü, ilgili tazminat dosyasında 29.05.2005 tarihli keşifte dinlenen tanıklar ... ve ...'ın da taksim olgusunu doğruladıklarını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, mirasçılar arasında adi istihkak istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 683 üncü maddesi ile 994 ve 995 inci maddeleri.
2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 683 üncü maddesine göre; malik, mülkiyet hakkının bir gereği olarak malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabilir. İstihkak davası, malın vasıtasız zilyetliğine sahip olmayan malikin, doğrudan doğruya mülkiyet hakkına dayanarak, şey üzerindeki zilyetliğin haklı bir nedene dayanmayan kimseye açtığı hakedişi belirleyen bir eda davasıdır. Davanın sonunda, menkul mallarda teslime, taşınmaz mallarda ise tahliyeye bağlanan edaya karar verilir. İstihkak davası, ayni bir hakka (mülkiyete) dayandığı için tipik bir ayni davadır. O nedenle, zamanaşımına uğramayacağında asla duraksanamaz.
3. Türk Medeni Kanunu'nun 683 üncü maddesinde, malikin, mülkiyet hakkının bir gereği olarak malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini dava edebileceğini düzenlemiştir. Türk Medeni Kanununun 994 üncü maddesi sebepsiz zenginleşmeyi önleyen özel bir düzenleme olup, her iki davada da 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 994 ve 995 inci maddelerinin uygulanması mümkündür.
4. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 994 ve 995 maddelerinde, iyiniyetli zilyedin geri vermeyi isteyen kimseden şey için yapmış olduğu zorunlu ve yararlı giderleri tazmin etmesini isteyebileceği ve bu tazminat ödeninceye kadar şeyi geri vermekten kaçınabileceği; iyiniyetli zilyedin, diğer giderler için tazminat isteyemeyeceği; ancak, şeyin geri verilmesinden önce kendisine bu giderler için bir tazminat önerilmezse, kendisi tarafından o şeyle birleştirilen ve zararsızca ayrılması mümkün bulunan eklemeleri o şeyi geri vermeden önce ayırıp alabileceği; iyi niyetli zilyedin elde ettiği ürünlerin, yaptığı giderler sebebiyle doğan alacaklarına mahsup edileceği; iyiniyetli olmayan zilyedin ise, geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorunda olduğu; yaptığı giderlerden ancak hak sahibi için de zorunlu olanların tazmin edilmesini isteyebileceği ve şeyi kime geri vereceğini bilmediği sürece ancak kusuruyla verdiği zararlardan sorumlu olacağı düzenlenmiştir.
5. Türk Medeni Kanunu'nun 676 ıncı maddesi gereğince, miras taksim sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır. Bu kuralın istisnası ise, Kadastro Kanunu'nun 15 inci maddesinde düzenlenmiştir. Kadastro Kanunu'nun 15 inci maddesi uyarınca, tapuda kayıtlı taşınmaz malların malikleri veya bunların mirasçıları arasında, tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların ise ondördüncü madde gereğince belirlenen zilyetleri arasında taksim edildikleri belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanları ile sabit olduğu takdirde bu mallar taksim gereğince zilyetleri adına tespit olunur.
6. Taksim sözleşmesinin mirasın taksimi ve paylaşımının bitirilmesi amacını taşıması da gerekir. Taksim sözleşmesi kesin, şüphe ve tereddüte yer vermeyecek şekilde taksim amaç ve iradesini içermelidir. (Ali İhsan Özuğur, Türk Medeni Kanununundan Önce ve Sonra Miras Hukuku, Seçkin Yayınevi, Cilt II, 4. Baskı, sayfa 2515)
7. Miras taksiminde ana ile çocuk arasında menfaat zıddiyeti olduğundan, çocuk reşit olup, bu işleme icazet vermedikçe taksim sözleşmesi hukuki sonuç doğurmaz. (Özuğur, s. 2524; Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 30.03.1998 gün E.2663- K.3884)
8. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 2015/14078 Esas, 2016/6413 Karar ve 30.05.2016 tarihli kararı, "Davacı vekili, davalının murisin hesabından farklı tarihlerde haksız olarak tahsil edilen bedellerin miras payına mahsuben davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, TMK'nın 639 uncu maddesi uyarınca 1 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
TMK'nın 639 uncu maddesi gereğince "Miras sebebiyle istihkak davası, davacının kendisinin mirasçı olduğunu ve iyiniyetli davalının terekeyi veya tereke malını elinde bulundurduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her halde mirasbırakanın ölümünün veya vasiyetnamenin açılmasının üzerinden on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. İyiniyetli olmayanlara karşı zamanaşımı süresi yirmi yıldır." Bu hükümde davacı mirasçının soybağı uyuşmazlığı yahut mirasçılık sıfatına dair bir çekişmenin giderilmesi söz konusudur. Bu durumda uygulanacak zamanaşımı açıkça hüküm altına alınmıştır. Ancak dosyamızın incelenmesinde tarafların mirasçılık sıfatına dair herhangi bir çekişme mevcut olmayıp istem, murise ait hesaptan davalı tarafından çekilen bedelin tahsili istemine ilişkin olup adi istihkak niteliğindedir. Adi istihkak davasında ise zamanaşımı süresi söz konusu değildir.
Bu itibarla mahkemece davanın esasının incelenerek bir karar verilmesi gerekirken zamanaşımı nedeniyle davanın reddi doğru görülmemiş, bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir."
9. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 2016/615 Esas, 2018/5557 Karar ve 12.09.2018 tarihli kararı, "Yasal veya atanmış mirasçı, terekeyi veya bazı tereke mallarını elinde bulunduran kimseye karşı mirasçılıktaki üstün hakkını ileri sürerek miras sebebiyle istihkak davası açabilir. Bu davada hakim mirasçılık sıfatıyla ilgili uyuşmazlıkları da çözer. (TMK m.637/1)
Terekeyi veya bazı tereke mallarını elinde bulunduran kimseye karşı dava açan yasal veya atanmış mirasçının mirasçılıkta üstün hak iddiası bulunmuyorsa, açılan dava adi istihkak davasıdır. TMK 639 maddesinde yazılı zamanaşımı süresinin adi istihkak davasında uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Mal mevcut olduğu sürece zamanaşımı yoktur.
Davacılar mirasbırakanın ilk eşinden olan altsoyu, davalılar ise murisin ikinci eşinden altsoyudur. Davalılar davada davacı tarafın mirasçılık sıfatına itiraz etmemiştir. Tarafların mirasçılık sıfatları üzerinden uyuşmazlık bulunmadığından miras sebebiyle istihkak davasından söz edilemez. Bu durumda davacıların 1186 parsel sayılı taşınmazdaki kamulaştırma bedelinden kaynaklanan talepleri bakımından; mirasçılar arasındaki adi istihkakta zamanaşımı söz konusu olmayacağından mahkemece davanın esası hakkında inceleme yapılarak bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile zamanaşımdan dolayı davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir."
10. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 2020/ 4422 Esas, 2021/2624 Karar ve 08.04.2021 tarihli kararı, "Dava, istihkak nedeni ile aynen iade isteğine ilişkindir... İstihkak davası, malın vasıtasız zilyetliğine sahip olmayan malikin, doğrudan doğruya mülkiyet hakkına dayanarak, şey üzerindeki zilyetliğin haklı bir nedene dayanmayan kimseye açtığı hakedişi belirleyen bir eda davasıdır. Davanın sonunda, menkul mallarda teslime, taşınmaz mallarda ise tahliyeye bağlanan edaya karar verilir.
İstihkak davası bir ayni hakka (mülkiyete) dayandığı için tipik bir ayni davadır. O nedenle, zamanaşımına uğramayacağında asla duraksanamaz.
743 sayılı Medeni Kanun'un 618 inci maddesinde ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 683 üncü maddesinde, malikin, mülkiyet hakkının bir gereği olarak malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini dava edebileceğini düzenlemiştir. Türk Medeni Kanunu'nun 994 üncü maddesi sebepsiz zenginleşmeyi önleyen özel bir düzenleme olup, her iki davada da 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 994 ve 995 inci maddelerinin (743 sayılı Medeni Kanun'un 907 ve 908 inci maddelerinin) uygulanması mümkündür.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 994 ve 995 maddelerinde (743 sayılı Medeni Kanunun 907 ve 908. maddelerinde de benzer şekilde), iyiniyetli zilyedin, geri vermeyi isteyen kimseden şey için yapmış olduğu zorunlu ve yararlı giderleri tazmin etmesini isteyebileceği ve bu tazminat ödeninceye kadar şeyi geri vermekten kaçınabileceği; iyiniyetli zilyedin, diğer giderler için tazminat isteyemeyeceği; ancak, şeyin geri verilmesinden önce kendisine bu giderler için bir tazminat önerilmezse, kendisi tarafından o şeyle birleştirilen ve zararsızca ayrılması mümkün bulunan eklemeleri o şeyi geri vermeden önce ayırıp alabileceği; iyi niyetli zilyedin elde ettiği ürünlerin, yaptığı giderler sebebiyle doğan alacaklarına mahsup edileceği; iyiniyetli olmayan zilyedin ise, geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorunda olduğu; yaptığı giderlerden ancak hak sahibi için de zorunlu olanların tazmin edilmesini isteyebileceği ve şeyi kime geri vereceğini bilmediği sürece ancak kusuruyla verdiği zararlardan sorumlu olacağı düzenlenmiştir."
11. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2021/1172 Esas, 2022/6225 Karar ve 25.10.2022 tarihli kararı, " Zilyetliğinin haksız olduğunu bilen veya gerekli özeni sarf etmiş olsa bunu öğrenebilecek olan zilyet iyi niyetli zilyet olmayıp, kötü niyetli zilyettir. "
3. Değerlendirme
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Somut olayda, davanın mirasçılar arasında adi istihkak davası olması karşısında davanın zamanaşımına uğraması söz konusu değildir. Kaldı ki ilk derece mahkemesince 07.11.2013 tarihli duruşmadaki ara karar ile davalının zamanaşımı definin yerinde olmadığına karar verilmiş olduğundan davalı vekilinin zamanaşımı süresinin geçtiğine ve zamanaşımı definin değerlendirilmediğine ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir.
3. Öte yandan, davalı .... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/12 Esas, 2013/69 Karar sayılı davasındaki dava dilekçesinde, taşınmazın imar ve ihya olgusunun mirasbırakan ...’ın sağlığında tamamlandığını, mirasbırakanın ölümü ile zilyetliğin kendisi tarafından malik sıfatı ile sürdürüldüğünü öne sürmüş ancak mirasçılar arasında taksim yapıldığından bahsetmemiştir. .... Asliye Hukuk Mahkemesince keşifte dinlenen tanıkların, taşınmazdaki imar ve ihya ile zilyetliğin 1955 ila mirasbırakanın öldüğü (04.04.1976) tarihe kadar mirasbırakan tarafından gerçekleştirildiğini ifade etmiş olmaları karşısında mirasbırakanın öldüğü tarih itibari ile imar ve ihya olgusunun tamamlandığı ve kazandırıcı zamanaşımı koşullarının da gerçekleştiği, dolayısıyla taşınmazın mirasbırakandan kaldığı anlaşılmıştır.
4. Her ne kadar davalı vekili, temyiz dilekçesinde mirasçılar arasında taksim yapıldığı savunmasında bulunmuş ise de, cevap dilekçesinde mirasçılar arasında taksim yapıldığı savunmasında bulunmamış, sadece mirasçıların taşınmazı kendisine verdiklerini belirtmiştir. Yukarıda ilgili hukuk bölümünün 6 ncı maddesinde de açıklandığı üzere, taksim sözleşmesinin mirasın taksimi ve paylaşımının bitirilmesi amacını taşıması gerekir ve taksim sözleşmesi kesin, şüphe ve tereddüte yer vermeyecek şekilde taksim amaç ve iradesini içermelidir. Oysa ki mirasbırakanın ölümü tarihinde davalının 15, davacının 19, dava dışı mirasçılardan ...'nin 40, ...'nin 13, ...'nin...'in 5 yaşında oldukları ve mirasçılardan ...'in tanık olarak verdikleri ifadelerinde miras taksim olgusundan ve iradesinden bahsetmedikleri dikkate alındığında davacı aleyhine mirasçılar arasında geçerli bir taksimin varlığı kabul edilemez. .... Asliye Hukuk Mahkemesince icra edilen 29.05.2005 tarihli keşifte dinlenen tanıklar ... ve ...'ın soyut ve genel beyanları da aksini kabule yeterli değildir.
5. Ayrıca davalının, ... Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen davada taşınmazın imar ve ihyasının mirasbırakanın sağlığında tamamlandığını açıkça beyan ettiği, mirasçılar arasında taksim yapıldığı iddiasında bulunmadığı, mirasbırakanın imar ve ihyasına ve eklemeli zilyetliğine dayanarak taşınmazın bedelini elde ettiği, mirasbırakanın ölümü tarihinde bir kısım mirasçıların yaşları, temyiz incelemesine konu dosyadaki tanık beyanları, miras taksiminin davalı tarafça ispatlanamaması, davalının taşınmaz üzerindeki zilyetliğinin mirasçılar adına sürdürülmüş olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, davalının iyiniyetli olmayan zilyet konumunda olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle Türk Medeni Kanunu'nun 995 inci maddesi uyarınca, davalı, elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorunda olup; yaptığı giderlerden ancak hak sahibi için de zorunlu olanların tazmin edilmesini isteyebilecektir. Açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesince hükmolunan tazminata ilişkin hesaplama yerindedir. Davalı vekilinin bu yöndeki temyiz itirazları da haklı görülmemiştir.
6. Sonuç olarak, temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
06.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Hukuk Genel Kurulu, 2020/720 E., 2021/802 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Nitekim TMK'nın 995. maddesinin 1.
Hukuk Genel Kurulu 2020/720 E. , 2021/802 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “el atmanın önlenmesi, ecrimisil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkiline ait 107 ada 27 nolu parselin bitişiğindeki 33 nolu parselde ... Cafe adlı işletmenin bulunduğunu, işletmeyi işleten davalı firmanın müvekkiline ait taşınmazın 590 m2'lik kısmının bir bölümüne asfalt dökmek, bir bölümünü düzlemek suretiyle otoparka çevirerek işgal ettiğini ve 2011 Kasım ayından bu yana 3 yıldır otopark olarak kullandığını ileri sürerek davalının müvekkiline ait 27 parsel sayılı taşınmaza müdahalesinin önlenmesine, Kasım 2011 tarihinden itibaren haksız olarak işgal eden davalıdan şimdilik 21.000TL ecrimisilin kira esasına göre her dönem sonu tahakkuk tarihi itibariyle kademeli yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin 33 nolu parselde kafeterya işletmeciliği yaptığını, ancak davacının iddiasına konu yeri asfalt dökmek ve düzenlemek suretiyle otopark olarak kullanmadığını, müvekkiline ait işletmenin bulunduğu alan ve çevresinin seyir alanı olduğunu, restore edilmiş yel değirmeni bulunduğunu, binlerce yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edildiğini, tur otobüsleri ve arabalarıyla gelen kişilerin yol kenarlarına ve buldukları boş alana arabalarını park ettiklerini, söz konusu alanın restore edilmeden önce molozların döküldüğü alan olduğu, molozların dökülmemesi için ... Belediyesi tarafından asfalt dökülerek düzenlendiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemenin Birinci Kararı:
6. ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 09.03.2016 tarihli ve 2014/462 E., 2016/157 K. sayılı kararı ile; davalının, davacıya ait taşınmazı işletmeye gelen araçların park yeri olarak kullandığı, davacıya ait eğimli arazinin davalı tarafından mı yoksa belediye tarafından mı dolgu yapılarak düzeltilmesinin herhangi bir önemi olmadığı, önemli olan hususun davacıya ait arazinin davalı tarafından kullanılıp kullanılmadığının belirlenmesi olduğu, yapılan keşif ve bilirkişiler tarafından düzenlenen raporda da belirtildiği üzere; davalının... Değirmeni adındaki kafeyi işlettiği, davacıya ait olan ve davalı tarafından işgal edildiği iddia edilen araziye, davalının işlettiği kafeye gelen müşterilerin araçlarını park ettiği, davacının arazisi dışında, kafenin önünden yol geçmesi nedeniyle kafe müşterilerin araçlarını park edeceği başka alanın bulunmadığı, dolaylı da olsa, kafeye gelen müşteri araçlarının park edilmesi nedeniyle, ticari gelir eden davalının davacının arazisine müdahalesinin bulunduğu ve bu araziden yararlandığı, taraflar arasında herhangi bir kira sözleşmesi ya da arazinin kullanımına ilişkin herhangi bir anlaşmanın olmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile, davacıya ait olan 107 ada 27 parsel ( yeni 159 ada 19 parsel) numaralı taşınmaza davalının müdahalesinin men'ine, toplam 19.800TL ecrimisil bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesince 02.11.2017 tarihli ve 2016/12566 E., 2017/6121 K. sayılı kararı ile;
“…Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davanın, 21.000,00.-TL ecrimisil miktarı üzerinden harç ödenmek suretiyle açıldığı, el atmanın önlenmesi yönünden harç yatırılmadığı gibi, yargılama sırasında da bu yönden harç ikmali yapılmadığı anlaşılmaktadır.
…
Hal böyle olunca, öncelikle davada ileri sürülen isteklerden el atmanın önlenmesi isteği ile ilgili olarak keşfen saptanacak dava değeri üzerinden peşin harcın alınması, bu zorunluluk yerine getirildiği takdirde davaya devam edilmesi gerekirken, anılan husus gözardı edilerek işin esası bakımından hüküm kurulması doğru değildir…" gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Mahkemenim İkinci Kararı:
9. ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.07.2019 tarihli ve 2018/7 E., 2019/370 K. sayılı kararı ile; bozma kararına uyma kararı verilerek harcın tamamlatılmasından sonra, dosya kapsamı ve toplanan delillerden davalının dava konusu taşınmazı kendisine ait işletmeye gelen araçların park yeri olarak kullandığı, işletmenin önünden yol geçmesi nedeniyle işletmeye gelen müşterilerin araçlarını park edeceği başka alanın bulunmadığı, davalı tarafın bu şekilde davacıya ait taşınmazı üstün bir hakka dayanmaksızın haksız olarak işgal ettiği, davalının iyiniyetli zilyet olmadığı, ecrimisil hesabı yönünden 22.10.2015 tarihli bilirkişi raporunun hükme esas alındığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile, davalının 226 ada 3 parsel (eski 107 ada 27 parsel) numaralı taşınmaza müdahalesinin men'ine, 19.800,00TL ecrimisil bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı:
10. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
11. Yargıtay 8. Hukuk Dairesince 04.11.2019 tarihli ve 2019/5633 E., 2019/9799 K. sayılı kararı ile;
“…Tüm dosya kapsamı incelendiğinde; dosya içerisinde mevcut ... Belediye Başkanlığının 02.11.2015 tarihli yazı cevabında dava konusu taşınmazda yapılan asfaltlama işleminin mülga ... Belediyesi tarafından gerçekleştirildiği, 05.10.2015 tarihli keşifte mahkemece yapılan gözlemde "mekanın yan tarafındaki düz alanın herhangi bir çitle çevrilmemiş olduğu, boş alanda 9 aracın park etmiş olduğu, park yeridir şeklinde bir tabela olmadığı ve araçların rastgele park edilmiş olduğu" belirlemesi yapıldığı, keşifte dinlenen davacı tanıklarının beyanlarından da davalının gelen müşterilerine dava konusu edilen alanı otopark olarak kullanmaları yönlendirmesinde bulunmadığı, davalı tanığı olarak 09.03.2016 tarihli 4 nolu celsede dinlenen ... Belediyesi eski Fen İşleri Müdürünün beyanına göre de dava konusu taşınmazdaki asfaltlama ve dolgu işlemlerinin davalı tarafından değil belediye tarafından yapıldığının anlaşılmasına göre; söz konusu taşınmazın turistik bir alanda asfalt kamu yolunun kenarında bulunduğu; davacı tarafından, araçların park etmemesi için herhangi bir korumaya alınmadığı, davalı tarafından ise mahkeme gözleminde de sabit olduğu üzere park yeri levhası konulmadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde davalının müdahalesi kanıtlanamadığından, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir…" gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
12. ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 07.07.2020 tarihli ve 2020/203 E., 2020/204 K. sayılı kararı ile; dava konusu taşınmazda yapılan asfaltlama işleminin Belediye tarafından gerçekleştirildiği, dava konusu alanın herhangi bir çitle çevrilmediği, park yeridir şeklinde bir tabela olmadığı, davalının gelen müşterilere yönlendirmede bulunmadığı, davacı tarafından dava konusu yerin korumaya alınmadığı hususlarının mülkiyet hakkının korunmasına engel teşkil etmeyeceği, somut uyuşmazlıkta asıl olanın davacı tarafın dava konusu yeri korumaya alması veya davalı tarafın resmî bir şekilde park yeridir şeklinde tabela koyması olmayıp davalı tarafın fiili ve dolaylı olarak dava konusu taşınmazdan yararlandığı, herhangi bir kira ilişkisi olmadan dava konusu alandan haksız menfaat elde ettiği, dolayısıyla davacı tarafın mülkiyet hakkını ihlal ettiği ve ihlalin süreklilik arz ettiği hususu olduğu, aksi düşüncenin mülkiyet hakkına sahip kişilerin korumaya almadığı, çitle çevirmediği veya tabela asmadığı taşınmazların başka kişilerce haksız bir şekilde kullanılmasına yol açacağı, bu durumun Kanun'un lafzına ve ruhuna aykırı olduğu, davalının dava konusu taşınmazı kendisine ait işletmeye gelen araçların park yeri olarak kullandığı, dolaylı da olsa davacı tarafın mülkiyet hakkını ihlal ettiği ve herhangi bir hukukî ilişkiye dayanmaksızın haksız menfaat elde ettiği, davalı tarafın bu şekilde davacıya ait taşınmazı üstün bir hakka dayanmaksızın haksız olarak işgal ettiği ve davalının iyiniyetli zilyet olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
13. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı işletme tarafından, davacının maliki olduğu çekişme konusu taşınmazın bir kısmının araç park yeri olarak kullanılmak suretiyle müdahalede bulunulduğunun ispatlanıp ispatlanamadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
15. Uyuşmazlığın çözümünde, konu ile ilgili yasal düzenleme ve kavramlara ilişkin ilişkin açıklama yapılmasında yarar vardır.
16. Öncelikle belirtilmelidir ki mevzuatta tanımı yapılmayan mülkiyet hakkı, toplum yararı ile sınırlı, sahibine gerek yetki ve gerekse ödevler yükleyen kamu ve özel hukuk karakterli, kendine özgü bir haktır.
17. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 35. maddesinde;
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz" düzenlemesine yer verilerek mülkiyet hakkının varlığı Anayasal bir hak olarak belirlenmiş ve ancak kamu yararı ve kamu düzeni amacı ile sınırlandırılabileceği hüküm altına alınmıştır.
18. Mülkiyet hakkının içeriği ise, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) "Mülkiyet hakkının içeriği" başlıklı 683. maddesinde düzenlenmiştir. TMK'nın 683. maddesinde;
"Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.
Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir" hükmü bulunmaktadır.
19. Anılan madde hükmü dikkate alındığında; mülkiyetin sağladığı aktif yetkiler (mülkiyetin müspet unsuru), “o şeyde hukuk düzeninin sınırları içinde dilediği gibi tasarruf etme hakkı” dır. Bu tasarruf malın fiilen kullanılması, semerelerin toplanması, malda değişiklik yapılması, malın tahrip ve tağyir edilmesi gibi fiili tasarrufları içine aldığı kadar malı başkasına devretme, üzerinde hak tesis etme gibi hukukî tasarrufları da içine alır. Mülkiyeti koruyucu yetkiler (mülkiyetin menfi unsurları) kapsamında malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini dava edebilir. Bu talepler mülkiyet hakkından kaynaklanır ve varlıklarını mülkiyet hakkına ayrılmaz bir biçimde bağlı olarak sürdürürler (..., M.K./ Seliçi, Ö./ ..., S.: Eşya Hukuku, ... 2020, s. 313 vd.).
20. Mülkiyet hakkının sağladığı yetkilerin malik tarafından gereği gibi kullanılmasını önleyen ve üçüncü kişilerden gelen etkilere karşı korunma aracı olarak haksız elatmanın önlenmesi, taşkınlığın giderilmesi ve durdurulması için, elatmanın önlenmesi davası hakkı tanınmıştır.
21. Mülkiyet hakkına yönelik saldırıların önlenmesine ilişkin davaların büyük çoğunluğu dayanağını TMK'nın 683. maddesinden almakta ise de, bu madde kapsamı dışında kalan ve özel maddeler ile düzenlenen mülkiyeti korumaya yönelik çeşitli davalar da mevcuttur (zilyetlikten doğan davalar, taşınır davası, komşuluk hukukundan doğan davalar…). Kanun'un genel nitelikli bu maddesi ve öteki hükümleri ile mülkiyet hakkının her türlü zarar verici davranışlara karşı korunması amaçlanmıştır.
22. Elatma, doğrudan doğruya bir insan fiili ile meydana gelebileceği gibi, davalının kendi iradesiyle yarattığı bir durum ile malikin mülkiyet hakkını kısıtladığı bir hâl olarak da görünebilir (.../Seliçi/..., s. 322). Başka bir ifade ile, yapma veya yapmama şeklinde insan fiiline dayanmakla birlikte insanın sorumlu olduğu durumdan (yok etme veya önleme yükümlülüğünün yerine getirilmemesi gibi) da kaynaklanabilir. Burada önemle vurgulanmalıdır ki, kanun hükmünde haksız el atmadan söz edilmiş olması karşısında, bütün bu müdahalelerin haksız olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla müdahale yasadan veya sözleşmeden kaynaklanan aynî ya da şahsî bir hakka dayanmamalıdır. İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulununun 25.05.1938 tarihli ve 1937/29 E., 1938/10 K. sayılı kararında da haksız işgal "Fuzulî işgal denilen şeyin hukukî bakımdan mahiyeti bir hakka, zımnî veya sarih bir akte müstenit olmaksızın gayrin malını izinsiz ve rızasız işgal veya istimal etmekten veyahut başkasının zilyetliğini gasp ve ona tecavüz eylemekten ibarettir. O gayr veya zilyedin bundan mutazarrır olup olmaması müsavidir…" şeklinde tanımlanmıştır.
23. Öğretide elatma, doğrudan elatma ve dolaylı elatma olarak ikiye ayrılmaktadır (Eren, F.: Mülkiyet Hukuku, 4. Baskı, Ankara 2016, s. 44-45). Doğrudan elatma, eşyanın özüne etki eden ve doğrudan doğruya davacının eşyasında ortaya çıkan, davalının fiilinden veya sorumlu olduğu bir durumdan ileri gelen elatma (davacının taşınmazına sürekli olarak çöp dökülmesi, moloz yığılması, taşkın yapı vb..), dolaylı elatma ise davalının taşınmazındaki fiillerinin davacının taşınmazında kendisini göstermesi şeklinde oluşan elatma olarak ifade edilmesi mümkündür. Dolaylı elatmalar da, kendi içinde olumlu ve olumsuz elatmalar olarak ikiye ayrılırlar. Davalının taşınmazındaki fiillerin davacının taşınmazında kendisini göstermesi olarak ifade edebilecek olan olumlu elatmalar, maddi veya manevi olabilir (dolaylı maddi elatma; duman, buğu, toz veya koku çıkarmak, pis su akıtılması vb.., manevi dolaylı elatma; kişide korku, kaygı vb. duruma neden olma). Olumsuz elatmalar, davalının taşınmazından kaynaklanan sebeplerle, davacının taşınmazında bir yoksunluğa yol açılması (manzara, hava, su, güneş, ışık vb..yoksunluk) şeklindedir.
24. Elatmanın önlenmesi davası, mülkiyet hakkına elatılan taşınır veya taşınmaz malın maliki tarafından eşyaya haksız olarak elatan kişiye karşı açılır. Davanın açılabilmesi için, taşınır veya taşınmaz üzerindeki aynî hakka elatmanın mevcut veya gelecekte doğacak olması ve davacının elatmaya katlanma yükümlülüğünün bulunmaması gereklidir. Elatmanın önlenmesi davasında, ispat yükü davacıdadır (TMK m. 6, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 190/1). Bu anlamda davacı, aynî hakkını ve davalının aynî hakka elattığını ispatla yükümlüdür. Davalı da, aynî hakka elatmadığını veya elatmakla birlikte elatmasının haksız olmadığını (davacının elatmaya katlanmakla yükümlü olduğunu) ispatla yükümlüdür.
25. Elatmanın önlenmesi davasının amacı, aynî hakka elatmanın sona erdirilmesi veya elatma tehlikesinin önlenmesidir. Elatmanın önlenmesi davası sonucunda davalı, elatmayı sona erdirecek davranışları yapmaya veya elatmaya yol açacak davranışlardan kaçınmaya mahkûm edilir. Elatmanın önlenmesi davasının amacı da, davalıyı yapmaya veya yapmamaya mahkûm eden hükmün icrası ile gerçekleşir.
26. Ecrimisile gelince; gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere, hak sahibinin kötü niyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarihli ve 1945/22 E, 1950/4 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı ve birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Yine bahsi geçen İçtihadı Birleştirme Kararında; başkasının gayrimenkulünü haksız olarak zaptedip kullanmış olan kötüniyetli kimsenin o gayrimenkulü elinde tutmuş olmasından doğan zararları ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği semereleri tazminle mükellef olduğu, bir zarara uğramamış malik veya zilyede ecrimisil adı veya başka bir ad altında herhangi bir tazminat vermekle mükellef olmadığı sonucuna varılmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira bedeli, en fazlası mahrum kalınan gelir kaybı karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler.
27. Nitekim TMK'nın 995. maddesinin 1. fıkrasında, iyi niyetli olmayan zilyedin geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorunda olduğu hüküm altına alınmıştır. Haksız işgal, haksız eylem niteliğinde olup, bu durumda ecrimisilin tahsili için genel mahkemelerde genel hükümlere göre dava açılabileceğinde kuşku bulunmamaktadır.
28. Yapılan açıklamalar ışığında somut olayın incelenmesine gelince; davacı vekilinin dava dilekçesinde; komşu parselde kafe işleten davalının, müvekkilinin taşınmazının bir kısmına asfalt dökmek, bir kısmını da düzlemek suretiyle 590 m2'lik kısmını 3 yıldır otopark olarak kullanarak işgal ettiği iddiasıyla el atmanın önlenmesi ve ecrimisil talebinde bulunduğu, davalının da kafenin bulunduğu alanın turistik bir alan olduğu, gelen kişilerin araçlarını yol kenarı ve boş alanlara park ettikleri, davacının taşınmazına asfalt dökme ve düzenleme işlemlerini yapmadığını ve taşınmazı otopark olarak kullanmadığını belirterek davanın reddini savunduğu anlaşılmaktadır.
29. Dosya kapsamından, ... Belediye Başkanlığının 04.11.2015 havale tarihli cevabi yazısında, asfalt dökümü işleminin dönemin mülga ... Belediyesi tarafından yapıldığının bildirildiği, mahkemece 08.10.2015 tarihinde mahallinde yapılan keşifte, davalıya ait mekanın ön tarafından yola kadar asfalt dökülmüş olduğunun, mekanın yan tarafında düz bir alanın bulunduğunun, etrafının çitle çevrili olmadığının, boş alanda 9 aracın rastgele park edilmiş olduğunun ve park yeridir şeklinde bir işaretin bulunmadığının gözlemlendiği, keşifte dinlenilen davacı tanığı ... 'un "…davalı mekana kendim ve ara ara misafirlerimle gelirim, geldiğimde de davalı mekanın önünde ve yanında bulunan boş arsaya aracımı park etmiştim, davalı mekanda bana aracımı park edeceğim yer gösterilmemiştir, boş olan yere aracımı park ederdim, davalı mekan sahipleri tarafından mekanın önünde ve yanında bulunan alana park etmemiz konusunda herhangi bir uyarı almadık…", davacı tanığı ...'ın "…ben de mekana ara sıra gelirim, geldiğimde de aracımı boş olan bir yere park ederim, aracımı park ederken bana nereye park edeceğim davalı çalışanları tarafından gösterilmez…" şeklinde beyanda bulundukları, davalı tanığı ...'ın da (... Belediyesi eski fen işleri müdürü) 09.03.2016 tarihli duruşmada, " …dava konusu olan... Değirmeni kafe önündeki asfalt belediye tarafından atılmış, kafenin yan tarafında bulunan eğimli arazi de vatandaştan gelen şikayet üzerine doldurularak düzeltilmiştir, asfalt yaklaşık 2 yıl önce atılmıştır, dolgu da 3-4 yıl önce yapılmıştır, dolguda bozukluk oldukça belediye tarafından düzeltme yapılmıştır, daha öncesinde dolgu yapılmadan önce vatandaşlar tarafından çöp ve moloz atılan bir yerdi…" ifadelerinde bulunduğu anlaşılmıştır.
30. Yukarıda da ifade edildiği üzere (§ 24), elatmanın önlenmesi davasında davacı, taşınmazına davalı tarafından haksız olarak elatıldığını ispatlamakla yükümlüdür. Dosya kapsamından, davacı tarafından iddiasına konu asfaltlama ve düzleme işleminin davalı tarafından gerçekleştirildiğinin ispatlanamadığı gibi, tam tersine asfaltlama ve düzleme işleminin ... Belediyesi tarafından yapıldığı resmî belge ile sabittir. Yine bu alanda araçların park etmesinin davalının olumlu veya olumsuz davranışı ya da davalının sorumlu olduğu durumdan (yok etme veya önleme yükümlülüğünün yerine getirilmemesi gibi) kaynaklandığının ortaya konularak davalının söz konusu alanı otopark olarak kullanma, davacının taşınmazında fiili hakimiyet kurma ya da zilyetlik iradesinin ispatlandığını kabul etmeye olanak bulunmamaktadır. Davacı tanıkları dahi davalının elatmaya konu yerin davalı tarafından kullanıldığını ifade etmemişlerdir.
31. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; yargısal uygulamada kullanımın aslî veya fer'i ya da dolaylı ve dolaysız biçimde gerçekleşmesinin mülkiyet hakkının korunmasında engel teşkil etmediği gibi, ecrimisil getirebilecek bir taşınmazda sürekli kullanım ve uzun süreli bir işgal iradesi ile tasarruf ve yararlanma hâlinin de ecrimisil tayini için yeterli olduğu, dosya kapsamında davacı tanığı ...'ın ifadesinde dolgu ve düzeltmenin davalı tarafından yapıldığının belirtildiği, davalı işletmesine gelen araçların park edebileceği davalıya ait bir alanın bulunmadığı, müşterilerinin araçlarını başkasının taşınmazındaki bir alana park ettiğinin davalı tarafından bilinmediğinin kabul edilemeyeceği, bu konuda mülkiyet hakkı sahibinden değil karşı yanın gerekli dikkat ve özeni göstermesi, hakkı olmadığını belirlediği anda da bu yerden elini çekmesinin beklendiği, yasal düzenlemeler, yargısal uygulama ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde davalının davacının taşınmazına haksız olarak el attığı ve bu nedenle ecrimisille sorumlu tutulması gerektiğinden yerel mahkemenin direnme kararının yerinde olduğu, ecrimisil miktarının denetlenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca beninsenmemiştir.
32. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
33. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen Geçici 3. maddeye göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.06.2021 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Uyuşmazlık, davacının maliki olduğu taşınmazın bir kısmına komşu taşınmazda cafe işletmeciliği yapan davalı şirketin araç park yeri olarak kullanmak suretiyle müdahale edip etmediği, haksız kullanım tazminatı tayininin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
2709 sayılı Anayasasının 35. maddesinde; “herkes mülkiyet ve miras hakkına sahiptir. Bu haklar ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlandırılabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz” düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü üzere, mülkiyet hakkı Anayasa ile güvence altına alınmıştır ancak kamu yararı ve kamu düzeni amacı ile sınırlandırılabilecektir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 683. maddesi uyarınca, “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir.”
Bu durumda, Anayasal ve yasal bağlamda teminat altına alınmış bulunan mülkiyet hakkı, şey üzerindeki malikin egemenliği, hukuk düzeninin sınırları içinde üçüncü kişilere karşı korunmuş bulunmaktadır.
Mülkiyet hakkına müdahale, doğrudan ya da dolaylı olabileceği gibi soyut ya da olumsuz olarak da gerçekleşebilmektedir.
Doğrudan gerçekleşen el atmalarda, hak sahibinin malını kullanmasına doğrudan müdahale edilmekte bir başka deyişle müdahalede bulunan kişi fiili olarak taşınır ya da taşınmaz mala dolaysız şekilde el atmaktadır.
Doğrudan olmayan (dolaylı) elatmada, doğrudan elatmadan farklı olarak, hakka doğrudan ve fiziken bir müdahale söz konusu değildir. Müdahalede bulunan kişi, dolaylı olarak hak sahibinin hakkını kullanmasını ve söz konusu haktan yararlanmasını engellemektedir.
Soyut elatmada ise, müdahalede bulunan kişinin bir eyleminden ziyade, hak sahibini tedirgin ve rahatsız eden davranışlar bulunmaktadır. Bir başka deyişle söz konusu elatma hâllerinde hak sahibi, sahip olduğu hakkını kişilik hakkına yapılan müdahale sebebi ile kullanamamaktadır.
Olumsuz elatma hâllerinde de genel olarak, müdahalede bulunan kişinin kendi taşınmaz malının taşkın kullanılmasından dolayı hak sahibinin zarar görmesi hâlleri söz konusudur.
Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun, 25.05.1938 gün, E. 1937/29 K. 1938/10 kararında haksız işgal; “Fuzulî işgal denilen şeyin hukukî bakımdan mahiyeti bir hakka, zımnî veya sarih bir akte müstenit olmaksızın gayrin malını izinsiz ve rızasız işgal veya istimal etmekten veyahut başkasının zilyetliğini gasp ve ona tecavüz eylemekten ibarettir. O gayr veya zilyedin bundan mutazarrır olup olmaması müsavidir. Medenî ve Borçlar Kanunu’nda bu tabir aynen kullanılmamakta ise de diğer bazı kanunlarımızda gayrimenkulün haksız ve sahibinin izni ve rızası olmaksızın işgal ve istimaline ıstılah olarak yer almaktadır, yani (fuzulî işgal) elyevm gayrimenkuller hakkında kanunî bir tabirdir.” olarak tanımlanmıştır.
Buna göre, haksız işgal, bir gayri menkulü akidsiz ve sahibinin rızası olmaksızın haksız olarak işgal ve istimal ve ondan istifada etmek olarak tanımlanabilir.
Haksız işgalci ise, bir gayrimenkulü hiçbir akdi ilişki olmadan keza sahibinin rızası olmadan haksız olarak işgal eden, kullanan ve ondan yararlanan gerçek ve tüzel kişidir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin, 24.11.2010 tarih, E. 2010/10810, K.2010/12193 sayılı kararında, “mülkiyet hakkının 3.kişilerce ihlalinin haksız eylem niteliğini taşıyacağı kuşkusuzdur. Böyle bir eylemin varlığının kabulü için ise, eylem sahibinin mülkiyet konusunu teşkil eden taşınmazda tasarruf etme, fiili hakimiyet kurma ya da zilyetlik altında bulundurma iradesinin mevcudiyeti ve bunun bir anlamda sürekliliği gereklidir ve taşınmazı haklı ve geçerli bir neden bulunmaksızın kullanan herkese karşı husumet yöneltilebileceği kuşkusuz olduğu gibi; kullanımın asli ya da fer'i veya dolaylı ya da dolaysız biçimde gerçekleşmesi de mülkiyet hakkının korunmasında bir engel teşkil etmez.” denilerek haksız el atmanın niteliği belirlenmiştir.
El atmanın önlenmesi davasında; öncelikle haksız işgalin bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Haksız işgalci, yasa ya da sözleşmeden kaynaklanan ayni ya da şahsi hakka dayanıyorsa haksız işgalden söz edilemeyecek, dolayısı ile eylem hukuka aykırı sayılmayacaktır. Doktrinde ve uygulamada kabul edildiği üzere de, fuzuli şagilin kusuru aranmayacaktır..
Doğrudan bir elatma olmasa bile haksız işgalde bulunan kişiyi teşvik eden ya da söz konusu haksız işgale sebep olan kişilere karşı da bu davanın açılabileceği kabul edilmektedir. Keza, fuzuli şagil, taşınmazı kasten işgal etmese ya da işgalde ihmali olmasa dahi, haksız işgalin varlığı ve bu haksız eylemin önlenmesine yönelik talepler dinlenmelidir.
Buna göre, bir malın zilyetliğinin tamamen ele geçirilmesi ondan yararlanılması ve söz konusu malın ele geçirilmesinin hukuka uygun bir nedene dayanmaması durumunda haksız işgalin varlığının kabulü gerekir.
Yine, mülkiyet hakkının 3. kişilerce ihlalinin haksız eylem niteliğini taşıyacağı da kuşkusuzdur. Böyle bir eylemin varlığının kabulü için ise, eylem sahibinin mülkiyet konusunu teşkil eden taşınmazda tasarruf etme, fiili hakimiyet kurma ya da zilyetlik altında bulundurma iradesinin mevcudiyeti ve bunun bir anlamda sürekliliği gereklidir.
Mülkiyet hakkı üçüncü kişilerce haksız olarak saldırıya uğrayan mülk sahibi bu saldırının önlenmesini isteyebileceği gibi bu taleple birlikte haksız kullanan kötü niyetli zilyetten yararlanma karşılığı zararını talep edebilir.
Ecrimisil, bir kişinin malına haksız olarak el atan, zilyetliği elinde tutan, kullanan bir başka ifade ile iyi niyetli olmayan zilyedin geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız olarak alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında ödemek zorunda olduğu tazminattır.
Ecrimisilin yasal dayanağı olan, TMK’nın 995. maddesinde, ecrimisil, “İyiniyetli olmayan zilyet, geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoyması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorundadır.” olarak tanımlanmıştır.
İlk olarak 09.12.1931 tarih, 1931/23 E. ve 1931/44 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; ecrimisilin haksız fiil hükümlerine tabi olmaması gerektiği belirtilmiş ancak hukukî niteliği zamanaşımı konusunda bir açıklama yapılmamıştır.
25.05.1938 tarihi 1938/29 E. ve 1938/10 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; ecrimisil tazminatının, akde dayalı olmamasına rağmen kira sözleşmesi hükümlerine tabi olması gerektiği belirtilmiş ancak yine hukukî niteliği ve zamanaşımı konusunda bir belirleme yapılmamıştır.
Yargıtay son olarak 08.03.1950 tarih, 1950/22 E. ve 1950/4 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; ecrimisilin hukukî niteliğinin haksız fiil olduğu belirtilmiş, bu karar gereğince, bir kimsenin taşınmazını haksız olarak işgal etme, kullanma ve yararlanma haksız fiil olarak nitelenmiştir.
İyiniyetli zilyet, zilyedi bulunduğu şeyi, varlığına inandığı hakka uygun olarak kullanabilir ve ondan yararlanabilir. Varlığına inandığı hakkın sınırları çerçevesinde gerçekleştirdiği kullanma ve yararlanma için sorumlu tutulamaz. Dolayısıyla iyiniyetli zilyet ecrimisilden sorumlu tutulamaz.
Kötüniyetli zilyet ise, zilyetliğinin haksız olduğunu bilen veya gerekli dikkat ve özeni gösterseydi bilebilecek durumda olan kişidir. Kö
3. Hukuk Dairesi, 2017/8612 E., 2019/5171 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Nitekim TMK'nın 995. maddesinin birinci fıkrasında, iyi niyetli olmayan zilyedin geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorunda o
3. Hukuk Dairesi 2017/8612 E. , 2019/5171 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, mahkemenin görevsizliğine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacılar, davalının bulunduğu taşınmazı satın aldıklarını, davalıya mecuru terk etmesi ve kendilerine ödeme yapmasını ihtar ettiklerini, ancak davalının dava dışı kişi ile yapılan kira sözleşmesi nedeniyle işgale devam edeceklerini bildirdiğini, pay ve paydaş çoğunluğuna dayanmayan kira sözleşmesinin geçersiz olduğunu, davalının fuzuli şagil olarak bulunduğunu belirterek; davalının müdahalesinin men’ine, tahliyesine ve fazlaya ilişkin hakların saklı kalması kaydıyla 02/09/2015 tarihinden itibaren 2016 ocak ayına kadar toplam 27.500,00 TL ecrimisilin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; taşınmazın dava dışı maliklerden ... ile yapılan 01/10/2014 tarihli 6 yıllık kira sözleşmesine istinaden kullanıldığını, akit tarihinde paydaş olan maliklerin izninin alındığını, kira bedellerinin de maliklere ödendiğini, müvekkilinin kiracı sıfatına haiz olduğunu, kiralananın her hangi bir sebeple el değiştirmesi durumunda yeni malikin taraf olduğunu, haksız işgalinin bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; dava konusu yerin davalı tarafından dava dışı önceki malik ... 'dan 01/10/2014 tarihli kira sözleşmesine istinaden 6 yıl süre ile kiralandığı, daha sonra taşınmazın davacılar tarafından devralındığı, BK'nın 310 maddesine göre; sözleşmenin kurulmasından sonra kiralanan herhangi bir sebeple el değiştirirse, yeni malik kira sözleşmesinin tarafı olacağı hükme bağlandığı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın kira sözleşmesinden kaynaklandığı, bu hali ile uyuşmazlığın 6100 Sayılı HMK'nın 4. Maddesine göre Sulh Hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiği gerekçesiyle dava şartı (görev) yokluğundan usulden reddine karar verilmiş, hüküm süresi içerisinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 683. maddesi uyarınca bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir.
Ecrimisil ise gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere hak sahibinin kötü niyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarih ve 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı ve birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira bedeli, en fazlası mahrum kalınan gelir kaybı karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler.
Nitekim TMK'nın 995. maddesinin birinci fıkrasında, iyi niyetli olmayan zilyedin geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorunda olduğu hüküm altına alınmıştır.
Kira sözleşmesi ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 299. maddesinde, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşme şeklinde tanımlanmıştır.
Görüleceği üzere ecrimisilde; bir malın hak sahibinin izni ve rızası dışında kötü niyetli olarak işgal ve kullanımı söz konusu iken, kira ilişkisinde kiralayan ile kiracının karşılıklı anlaşması ve belli bir bedel karşılığında malın kullanımı söz konusudur.
Ayrıca medeni usul hukuku alanında tasarruf ilkesi gereğince davacının davasını açarken talep ettiği hukuki korumanın ne olduğunu açıkça ifade etmesi gerektiği gibi HMK'nın "dava dilekçesinin içeriği" ile ilgili düzenleme içeren 119/1-d maddesi uyarınca da "dava konusu"nun dava dilekçesinde gösterilmesi gerekmektedir. Aynı maddenin (e) bendinde "davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri", (g) bendinde "dayanılan hukuki sebepler" ve (ğ) bendinde ise "açık bir şekilde talep sonucu" dava dilekçesinde yer alması gereken diğer unsurlar arasında sayılmıştır.
Taraflarca getirilme ilkesinin bir sonucu olarak davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaları dava dilekçesinde bildirmesi gerekir. Bu şekilde somutlaştırma yükü (HMK. m.194) yerine getirileceği gibi davalı da bu vakıalara göre savunmasını yapacaktır. Dayanılan vakıalara uygulanacak hukuki sebeplerde dava dilekçesinin zorunlu olmayan unsurları arasında sayılmıştır. Türk hukukunu resen uygulamakla görevli olan hâkim (HMK. m. 33) için gösterilen hukuki sebepler bağlayıcı değilse de vakıalara uygun hukuki nitelendirmenin doğru yapılmasının uyuşmazlığın çözümünü kolaylaştıracağı açıktır. Talep sonucu kısmında ise talebin ne olduğu açık bir şekilde belirtilmelidir. Çünkü, taleple bağlılık ilkesi gereğince hâkim talep sonucuyla bağlı olup, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar
veremez. Bu ilke uyarınca davacının talep etmediği bir şey hakkında karar verilemez. Dava sonucunda kurulacak hükmün sınırını, tarafların karara bağlanmasını istediği talep sonucu belirler. Bu nedenle talep sonucu yeterince açık değilse hâkimin davayı aydınlatma ödevi (HMK. m. 31) kapsamında açık olmayan talep sonucunu açıklatması gerekir.
Açıklanan tüm bu yasal düzenleme ve ilkeler çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde, dava dilekçesinde çekişme konusu taşınmazda davalının fuzuli şagil durumunda oldukları ileri sürülerek taşınmaza el atmanın önlenmesi ve ecrimisil isteminde bulunulmuş, talep sonucu kısmında da bu istem tekrar edilmiştir. Görüleceği üzere dava dilekçesinde açıklanan maddi vakıalar, davalılar arasındaki kira sözleşmesinin davacı yönünden bağlayıcı olmadığı iddiasını da içermekte olup, hukuki nitelendirme de davacı tarafından bu iddiaya (maddi vakıaya) uygun olarak yapılmış ve açık bir şekilde TMK'nın 683 ve 995. maddeleri uyarınca taşınmaza el atmanın önlenmesi ile ecrimisil istenilmiştir. Az yukarıda açıklandığı üzere kira sözleşmesi 6098 sayılı TBK'nda düzenlenmiş olup, davalılar arasında yapılan kira sözleşmesinin kendisi yönünden bağlayıcı olmadığını ileri süren davacı bakımından açtığı davanın, farklı yasa ve koşullara tabi bulunan kiralananın tahliyesi ve kira alacağı istemine ilişkin olduğunu kabul etmek mümkün değildir. (Hukuk Genel Kurulunun ... esas 2018/1568 karar sayılı 25/10/2018 tarihli ilamı)
Bu durumda, anılan bu isteğin 4721 sayılı TMK hükümlerinden kaynaklandığı ve uyuşmazlığın çözümünün 6100 sayılı HMK'nın 2/1. maddesi uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesinin görevinde bulunduğu açıktır.
O halde, mahkemece işin esasının incelenerek davalının ibraz ettiği kira sözleşmesinin davacı bakımından da geçerli ve bağlayıcı olup olmadığının tartışılması, hukuken geçerli bir kira ilişkisinin varlığının saptanması hâlinde işgal ve kötü niyetli bir kullanım durumu olmayacağından davanın reddedilmesi, aksi hâlde ise el atmanın önlenmesi ve ecrimisil istekleri yönünden bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde görev nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30/05/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- KÖTÜ NİYETLİ ZİLYET**- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 995 ]
3. Hukuk Dairesi 2003/6437 E., 2003/13138 K.
3. Hukuk Dairesi 2003/6437 E., 2003/13138 K.
- HAKSIZ İŞGAL TAZMİNATI
- KÖTÜ NİYETLİ ZİLYET- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 995 ]
- 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 42 ]
- 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 44 ]
"İçtihat Metni"
Dava dilekçesinde fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı tutularak 200.000.000.000. TL.nın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulüne dair verilen hükmün temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması davalı vekili tarafından istenilmekle dosyadaki bütün kağıtlar okunarak tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü.
1- İDDİA, SAVUNMA VE DELİLLER
Dava dilekçesinde niza konusu 7 nolu parselin dava dışı Ragıp tarafından davacı Türk Kalp Vakfı'na bağışlandığını, davalının ise taşınmazı tüm uyarı ve ihtarlara rağmen kullanmaya devam ettiği iddia edilerek, bu haksız kullanım nedeniyle uğranılan zarardan fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı tutularak şimdilik ikiyüzmilyar (200.000.000.000) liranın tahsili talep ve dava edilmiş, mahkemece bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulü cihetine gidilmiştir.
Dava konusu taşınmazın ilk maliki Ragıp tarafından dava dışı olan Türkiye işitme ve Konuşma Rehabilitasyon Vakfı'na bağışlandığı, taşınmazın 1/2'sinin bu vakıf tarafından davalıya devir edildiği davalının da taşınmaz üzerinde bulunan binayı inşaa ettiği anlaşılmaktadır.
Daha sonra taşınmazın bağış amacına aykırı kullanıldığı iddia edilerek Ragıp tarafından açılan tapu iptali ve tescil davası kabul edilerek taşınmazın mülkiyeti tekrar dava dışı olan bu kişiye geçmiştir (Şişli Birinci Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1994/63-47 sayılı kararı)
Nizalı taşınmaz Ragıp tarafından davacı Türk Kalp Vakfı'na bağışlanmış ve vakfın açmış olduğu el atmanın önlenmesi davası sonunda davalı Sami'nin taşınmazdan tahliyesine karar verilmiş ve taşınmaz 18.7.2000 tarihinde davacıya teslim edilmiştir.
Hakkında açılıp kesinleşen elatmanın önlenmesi davası ile davalının kötü niyetli olarak taşınmazı kullandığı saptanmıştır.
Davacı, dilekçesinde; davalı tarafından yapılan binanın hastahane haline getirilmesi için gerekli yıkım ve yapım giderleri ile davalının Elektrik Kurumuna, SSK, Belediye ve sair kurumlara olan ve davacı Türk Kalp Vakfı tarafından ödenen borçları ile enflasyona paralel olarak artan maliyetler ve devalüasyon sonucu Türk parasının kaybettiği değer münasebetiyle uğradığı zarar ile, taşınmazın geç teslimi nedeniyle tüm zarar ve kar mahrumiyetini talep etmiştir.
Yapılan yargılamada, hükme dayanak yapılan bilirkişi raporunda davalının uğradığı zarar; 6.009.532.276-TL kar mahrumiyeti, 52.610.000.000. TL kira mahrumiyeti ve geç teslim nedeniyle araç gereç, inşaat harcamaları, enflasyon farkı 735.136.107.249. TL olarak hesap edilmiş, mahkemece de, hastahane yapımı için gerekli araç ve inşaat giderlerinin 2001 yılındaki miktarı olan 854.670.433.631. TL 1997 yılındaki (mal ve hizmet alım gücü itibariyle) eş değeri olan 119.534.326.382. TL arasındaki fark, tümüyle mal varlığında bir eksilme olarak kabul edilip, tazminine karar verilmiştir.
Davacı ödenmediğini ileri sürdüğü elektrik, SSK ve Belediye giderleri ile ilgili belgeler sunmamış mahkemece de bu yönde bir araştırma yapılmamıştır.
II- BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ
Bilirkişi raporunda kar mahrumiyeti ve enflasyon nedeniyle uğranılan zarar ayrı ayrı hesap edilmiştir. Mahkemece kar mahrumiyeti ve kira mahrumiyetinin tazminine karar verilip verilmediği açıklanmadan, toplam zararın talebin üzerinde bulunduğundan söz edilerek davanın kabulü yönünde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Bilirkişi tarafından, enflasyon nedeniyle paranın değer kaybına dayanan zarar hesap edilirken, davacı tarafından satın alınan hastahane araç-gereçleri ile inşaat harcamalarına ilişkin liste ve taşınmazın teslim edildiği 2001 yılına ait fiyatları (854.670.433.631. TL) esas alınmış, taşınmazın teslimi gereken 1997 yılı ve 2001 yılı arasında Türk Lirasının iç alım değeri ile dolar ve mark karşısında değerini 7.15 kat yitirdiğinden söz edilerek 1997-2001 fiyat farkı 735.136.107.249. TL zarar olarak nitelendirilmiş ve hüküm altına alınmıştır.
III- KÖTÜNİYETLİ ZİLYEDİN SORUMLULUĞUNUN DOĞMASI İÇİN, TAŞINMAZIN (nesnenin) HAKSIZ OLARAK ALIKONULMASI ÎLE MEYDANA GELEN ZARAR ARASINDA NEDENSELLİK BAĞI BULUNMASI GEREKİR.
Kötüniyetli haksız zilyedin sorumluluğu, gerçek hak sahibinin (davacının) haksız zilyetlik olgusu yüzünden ihlal edilen bütün çıkarlarına kadar uzanır. O kadar ki,.taşınmazın alıkonulması ile gerçek hak sahibi olan davacının zarara uğraması arasında nedensellik bağının gözlenebildiği her durumda, kötüniyetli zilyedin sorumluluğuna yol açacak böyle bir zararın varlığı kabul edilmelidir.
Kötüniyetli zilyedin bu sorumluluğunun doğabilmesi için ayrıca kusurlu bulunmasına gerek yoktur. Gerçek hak sahibinin (davacının), taşınmaz elinde olsaydı hangi tedbirleri alacağı, genel yaşam deneylerinden, bu arada değer ispatlanabilirse, gerçek hak sahibinin, kendine ait mal varlığı unsurları bakımından sürekli olarak gösterdiği özenli davranışın ölçüsünden çıkar.
IV- GENEL PAHALILIK, ENFLASYON NEDENİYLE PARANIN DEĞER KAYBI BAŞLI BAŞINA ZARAR MIDIR?
Mahkemece; zararın, paranın alım değerini yitirmesine, enflasyona dayandırıldığı anlaşılmaktadır.
Saf anlamda zamanın akışından kaynaklanan zararlardan kötüniyetli zilyed sorumlu tutulmamalıdır, Çünkü bu tür kayıplar, taşınmazın kötüniyetli zilyed tarafından haksız olarak alıkonulmasıyla nedensellik bağı içerisinde bulunmamaktadır. Salt zamanın akışına bağlı zararlar, taşınmaz (nesne) kimin yanında (elinde) olursa olsun, aynı kötüleşmeye sebebiyet verecektir.
Bu nedenlerle genel pahalılık, enflasyon nedeni ile paranın değer kaybı, başlı başına zarar olarak nitelendirilemez. Paranın değer kaybının malvarlığındaki azalma etkisinin de kanıtlanması gerekir. Bu bakımdan kural olarak maliyet farkı "zarar" sayılırsa da salt genel enflasyon; paranın genel olarak alım gücünün azalması nedenine dayanan maliyet farkı başlı başına zarar olarak kabul edilmemelidir.
O halde taşınmaz davacının elinde olsaydı, zararın meydana gelip gelmeyeceği sorununun çözümlenmesi gerekmektedir. Yani gerçek hak sahibinin (davacının) zararın meydana gelmesini önleyecek tedbirleri alıp almayacağı veya böyle tedbirleri almaya muhledir olup olmadığı araştırılmalıdır. Bundan ayrı olarak meydana gelen zarar ile haksız zilyedlik olgusu arasında uygun nedensellik ilişkisi de ayrıca aranacaktır (Stark, Emil W: Berner Kommentar, Band 4, 3. Abteilung, 1. Teilband, Bern 1984, Art. 940, N.6)
V- TMK. MAD.995 HÜKMÜNDE SÖZEDİLMEYEN VE FAKAT BİLİMSEL ÖĞRETİ TARAFINDAN GELİŞTİRİLEN KÖTÜNİYETLİ ZİLYEDİN SORUMLULUĞUNUN SINIRLANDIRILMASINDAN ESASLAR:
TMK. mad.995'e göre: "İyiniyetli olmayan zilyet, geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar karşılığında tazminat ödemek zorundadır."
Görüldüğü üzere kanun, "bütün" zararın tazmininden sözediyor. Burada istemin miktarının BK.nun 42/44. maddelerine göre de indirimi için bir saha kalmaktadır. Örneğin, hak sahibi taşınmazı istemekte gecikmişse özellikle hakim tazmin yükümünü azaltır, ispat yükü ise hak sahibine aittir (Bu konuda bkz. Homberger, A:Zilyedlik ve Tapu Sicili, çev. Suat Bertan, Ank.1950, sh.159; Wieland, C:Ayni Haklar, çev.İ.Hakkı Karafakı, Ank. 1946, Art.940, N.1)
Uygulamada özdeş ilkeler saptanmıştır. Örneğin Yargıtay HGK.nun bir kararında şu görüşe yer verilmiştir: Kötüniyetli zilyedin sorumluluğunun kapsamının belirlenmesinde BK. mad.42-44 hükümlerinin uygulanması gerekir. Gerçekten de TMK. mad.995. maddesine dayanan haksız işgal tazminatı davaları, haksız eyleme dayanan tazminat davalarıdır. Bu nedenle, BK.nun 41 ve ardından gelen maddelere ait hükümlerinden, 995. maddenin hükümlerine aykırı olmayanlar ve özellikle 42 ve 43. madde hükümleri bu davalarda uygulanabilir (HGK. 15.1.1964, 223/330. Ayrıca bkz. BK. 42/44 hükümlerinin uygulanmasının BK.98/II atfı sayesinde olanaklı olmalıdır şeklinde özetlenebilen bir görüş için: Burak, Özen: Haksız Zilyedlikte iade doktora tezi -İst.2003, sh.198, dipnot: 382'nin sonu)
VI- SONUÇ
Mahkemece yukarıda açıklanan hukuki ve fiili olgular dikkate alınmaksızın karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı olduğu gibi kabule göre de, bilirkişi raporunda, davacı tarafından sunulan listede yer alan araç ve gereçlerin tümünün binada kullanılmadığı açıklandığı halde, zararın hesabında bu yönün dikkate alınmamış olması doğru görülmemiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davacı taraf için dava tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre takdir edilen 275.000.000 lira vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalı tarafa verilmesine ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 4.11.2003 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
7. Hukuk Dairesi, 2023/930 E., 2024/1278 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSamsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 683 üncü, 722 inci, 737 nci, 738 inci, 995 inci maddeleri
7. Hukuk Dairesi 2023/930 E. , 2024/1278 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/72 E., 2023/235 K.
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Samsun 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/507 E., 2022/134 K.
Taraflar arasındaki el atmanın önlenmesi ve kâl davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince; davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili, dava dilekçesinde müvekkilinin 1001 ada 9 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, davalı tarafından müvekkilinin maliki bulunduğu binaya neredeyse bitişik olarak direk üstü elektrik trafosu inşa edildiğini, elektrik trafosunun elektrik kuvvetli akım tesisleri yönetmeliği ve ilgili diğer düzenlemelerde yer alan limit değerlerine ve güvenlik mesafesine aykırı olduğunu, elektrik trafosunun insanların ... ve mal güvenliğini tehdit ettiğini, ayrıca trafonun bahçe, yatak odası ve oturma odalarına yakınlığı göz önüne alındığında da binada yaşayan insanların yaşam alanları üzerindeki olumsuz etkisi olduğunu, trafonun kaldırılmasına yönelik taleplerinin davalı şirket tarafından reddedildiğini ileri sürerek, davalı şirkete ait direk üstü tip 400 elektrik trafosunun kaldırılmasını talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; husumetten davanın reddinin gerektiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosyada bulunan bilirkişi raporlarına göre; dava konusu elektrik trafosunun enerji nakil hattı ve trafonun yönetmeliğe uygun olarak yapıldığı, mahallinde ve çevre mahallelerde uygun yer olmaması nedeniyle tesislerin taşınmaz üzerinden deplasesinin uygun olmadığı, direk ve trafonun toprağa oturan kısmı yönüyle yolda kaldığı, herhangi bir ... kullanım söz konusu olmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf başvurusunda, dosyada alınan bilirkişi raporları arasında çelişki bulunduğunu, çelişki giderilmeksizin eksik inceleme ile karar verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları delillere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin dosyadaki delillerle çelişmeyen tespit ve değerlendirmesine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığından; davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili, istinaf başvurusunda esasa ilişkin ileri sürmüş olduğu sebepleri tekrar ederek temyize gelmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, el atmanın önlenmesi ve kâl istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 683 üncü, 722 inci, 737 nci, 738 inci, 995 inci maddeleri
3. Değerlendirme
1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.03.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Hukuk
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre kötüniyetli zilyet, eşyaya yaptığı giderlerden hangisinin tazmin edilmesini isteyebilir?
A) Zorunlu, yararlı ve lüks masrafların tamamını
B) Sadece yararlı ve lüks masrafları
C) Sadece hak sahibi için de zorunlu olan giderleri
D) Sadece lüks masrafları
E) Hiçbir gideri isteyemez
Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.