4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 996

Türk Medeni Kanunu 996. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 996- Kazandırıcı zamanaşımından yararlanma hakkına sahip olan zilyet, zilyetliği kendisine devreden aynı yetkiye sahip idiyse onun zilyetlik süresini kendi süresine ekleyebilir. İKİNCİ BÖLÜM TAPU SİCİLİ A. Kurulması I. Sicil bakımından 1. Genel olarak

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

44 karar eşleşti
7. Hukuk Dairesi, 2022/4875 E., 2022/5682 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
TMK'nin 996. maddesine göre "kazandırıcı zamanaşımından yararlanma hakkına sahip olan zilyet zilyetliği devreden aynı yetkiye sahip idiyse onun zilyetlik süresini kendi süresine ekleyebilir." Dava konusu taşınmazın davacı tarafından satın alma tarihi olan 1989 y
7. Hukuk Dairesi         2022/4875 E.  ,  2022/5682 K. "İçtihat Metni" 7. Hukuk Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVALILAR : ... vd. Taraflar arasındaki kadastro tesbitinden sonra, tesbitin kesinleşmesinden önceki satın alma ve eklemeli zilyetliğe dayalı tapu iptali ve tescil davasından dolayı mahal mahkemesinden verilen yukarıda gün ve sayısı yazılı hükmün; Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 12/11/2018 gün ve 2018/9332 Esas, 2018/18478 Karar sayılı ilamı ile bozulmasına karar verilmişti. Bozma kararına uyulmasına karar veren mahkemece verilen kararın süresi içinde davacı ve bir kısım davalılar vekili tarafından düzeltilmesi istenilmiş olmakla; dosya içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü: KARAR Dava; kadastro tesbitinden sonra, tesbitin kesinleşmesinden önceki satın alma ve eklemeli zilyetliğe dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davacı vekili; 4 ada 2 no'lu parselin Kumluca Belediyesi adına tespit gördüğünü, davalı tarafın ise bu yerin atalarından kaldığını, tespitten önce de 60 yıldır kullanıldığını, taksim neticesinde kendisine bırakıldığını iddia ederek kadastro tespitine itiraz ettiğini, Kadastro Mahkemesinin 1988/79 Esas ve 2000/170 Karar sayılı ilamı ile parselin 13.295 m2'sinin davalı adına tesciline karar verildiğini, davalıya ait bu yerin 1000 m2'sinin 10.02.1989 tarihli harici satım senediyle müvekkilince davalıdan satın alınıp zilyetliğinin de teslim alındığını, dava konusu yerin öncesinde tapulu olmayıp senetsizden tescil edildiğini, dolayısı ile satış sözleşmesinin geçerli olduğunu, tapusuz yerin haricen satılmakla ve teslim suretiyle mülkiyetinin geçeceğini beyan ederek; 4 ada, 2 parseldeki 1000 m2 yerin tapu kaydının iptaliyle müvekkili adına tescilini talep etmiştir. Davanın açılmasından sonra davalı ...’ın vefatı üzerine, adı geçenin mirasçıları davaya dahil edilmiş, dahili davalı ..., babasının dava konusu yeri davacıya sattığını, ancak davacının 7 milyon lirayı eksik verdiğini, bu parayı verirse tapuyu devredeceğini savunmuş, diğer dahili davalılar davaya cevap vermemiş ve duruşmalara da katılmamışlardır. Mahkemece, tespitten sonra harici satım sözleşmelerine dayanılarak tapu iptali ve tescil talepleri dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 12.11.2018 gün ve 2018/9332 Esas - 2018/18478 Karar sayılı bozma ilamı ile; " Dava konusu 4 ada 2 parsel, Kumluca Kadastro Mahkemesinin 2005/3 Esas ve 2005/19 Karar sayılı ilamı ile; senetsizden, vergi kaydı ve muristen intikalen eklemeli zilyetliğe istinaden kesinleşen ilamla yargılama sırasında vefat eden davalı ... adına tapuya tescil edilmiştir. TMK'nin 996. maddesine göre "kazandırıcı zamanaşımından yararlanma hakkına sahip olan zilyet zilyetliği devreden aynı yetkiye sahip idiyse onun zilyetlik süresini kendi süresine ekleyebilir." Dava konusu taşınmazın davacı tarafından satın alma tarihi olan 1989 yılında TMK’nin 996. maddesine göre davalılar murisi ... ile davacının satın alan olarak aynı haktan yararlanacağının düşünülmesi gerekirken, senetsizden hükmen tescil maliki olan davalılar ve murisleri adına kadastro tespitinden önce bir tapu kaydı olmadığı halde dava konusu taşınmazın tapulu olduğu görüşünden hareketle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. O halde mahkemece yapılması gereken iş, dava konusu parselin hükmen tesciline esas kadastro mahkemesinin az yukarıda belirtilen ve kesinleşen kararı ile davalılar murisi adına zilyetlikle ve kazanma koşulları oluştuğu anlaşıldığına göre; davacının satın alma yoluyla eklemeli zilyetlik olgusu ve TMK’nin 996. maddesindeki eklemeli zilyetlik hükümleri gözetilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, kesinleşmeyen tapu kaydına değer verilerek ve davalılar ve murisleri adına öncesinde tapu kaydı bulunmayan taşınmazla ilgili taşınmazın tapulu olduğu görüşünden hareketle davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığı " gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bozma ilamına uyan mahkemece; " dava konusu eski 4 ada 2 parsel yeni 4 ada 89 parsel sayılı taşınmaz, Kumluca Kadastro Mahkemesinin 2005/3 Esas ve 2005/19 Karar sayılı ilamı ile; senetsizden, vergi kaydı ve muristen intikalen eklemeli zilyetliğe istinaden kesinleşen ilamla yargılama sırasında vefat eden davalı ... adına tapuya tescil edilmiştir. TMK'nin 996. maddesine göre "kazandırıcı zamanaşımından yararlanma hakkına sahip olan zilyet zilyetliği devreden aynı yetkiye sahip idiyse onun zilyetlik süresini kendi süresine ekleyebilir." Dava konusu taşınmazın davacı tarafından satın alma tarihi olan 1989 yılında TMK’nin 996. maddesine göre davalılar murisi ... ile davacının satın alan olarak aynı haktan yararlanacağı hal böyle olunca dava konusu parselin hükmen tesciline esas Kadastro Mahkemesinin az yukarıda belirtilen ve kesinleşen kararı ile davalılar murisi adına zilyetlikle ve kazanma koşulları oluştuğu gerekçesiyle" davanın kabulüne, davalıların murisi ... adına kayıtlı ... parsel, yeni 4 ada, 89 parsel sayılı taşınmazdaki, taşınmazın 1000 m2'sine tekabül eden hissenin iptaliyle iş bu hissenin davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, bakiye hissenin mevcut malik üzerinde bırakılmasına karar verilmiştir. Hükmü davacı ve bir kısım davalılar vekili temyiz etmiştir. 1- Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya kapsamına göre davacı vekilinin ve bir kısım davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir. 2- 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda toprağın korunması, geliştirilmesi, tarım arazilerinin sınıflandırılması, asgari tarımsal arazi ve yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüklerinin belirlenmesi ve bölünmelerinin önlenmesi, tarımsal arazi ve yeter gelirli tarımsal arazilerin çevre öncelikli sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak planlı kullanımını sağlayacak usul ve esasları belirlemek amacıyla yeniden bazı düzenlemeler yapılmış, asgari tarımsal arazi büyüklüğünün; mutlak tarım arazileri, marjinal tarım arazileri ve özel ürün arazilerinde 2 hektar, dikili tarım arazilerinde 0,5 hektar, örtü altı tarımı yapılan arazilerde 0,3 hektardan küçük belirlenemeyeceği, ifraz edilemeyeceği, hisselendirilemeyeceği belirtilmiştir. 5578 sayılı Kanunla değiştirilen 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun 8. maddesi gereğince bölünemez büyüklükteki tarım arazilerinin mirasa konu olmaları ve üzerlerinde her ne sebeple gerçekleşmiş olursa olsun birlikte mülkiyetin mevcut olması durumunda bu arazilerin ifraz edilemeyeceği, payların 3. şahıslara satılamayacağı, devredilemeyeceği hükmü mevcutken, 5403 sayılı Kanunun 8. maddesinde 30.04.2014 tarihli ve 6537 sayılı Kanunun 4. maddesi ile yapılan değişiklikle "Tarım arazileri Bakanlıkça belirlenen büyüklüklerin altında ifraz edilemez, hisselendirilemez, Hazine taşınmazlarının satış işlemleri hariç olmak üzere pay ve paydaş adedi artırılamaz...." şeklinde düzenleme yapıldığından artık asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin altındaki arazilerde de mevcut payın üçüncü şahıslara satışı ve devri mümkün hale gelmiştir. Somut olayda, mahkemece dava konusu eski 4 ada, 2 parsel - yeni 4 ada, 89 parsel sayılı taşınmazın güncel tapu kayıtlarının getirtilerek taşınmazın niteliğinin "tarla" olduğunun anlaşılması halinde 5403 sayılı Kanunun 8. maddesine göre işlem yapılması, yani davaya konu taşınmazın, davacının talep ettiği şekilde ifrazının mümkün olup olmadığı, kanunda belirtilen hususları taşıyıp taşımadığı hususu ilgili kamu idaresinden sorularak sonucuna göre bir karar verilmesi; öte yandan getirtilecek tapu kaydına göre tapu kayıt maliklerinin davaya dahili ve taraf teşkilinin sağlanıp sağlanmadığı hususunun denetlenmesinden sonra oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. 3- Kabule göre de; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297/2. maddesi; "Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir." hükmünü amir olup, buna göre hüküm fıkrasının, tarafların taleplerini karşılayacak, infazda tereddüt yaratmayacak şekilde açık ve maddeler halinde oluşturulması gerekir. Bu kapsamda; dava konusu taşınmazla ilgili tapu iptal ve tescili hükmü kurulurken, iptal ve tesciline karar verilen hissenin yazılması gerekirken infaza elverişli olmayacak şekilde iptal edilen yerin sadece metrekare cinsinden yazılmış olması da doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin ve bir kısım davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE; (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin ve bir kısım davalılar vekilinin temyiz istemlerinin kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatıranlara iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29.09.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 996 ]
8. Hukuk Dairesi 2010/3576 E., 2011/1147 K. 8. Hukuk Dairesi 2010/3576 E., 2011/1147 K. - İMAR VE İHYA - ZİLYETLİKLE KAZANMA- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 713 ] - 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 996 ] - 3402 S. KADASTRO KANUNU [ Madde 14 ] - 3402 S. KADASTRO KANUNU [ Madde 17 ] "İçtihat Metni" M.E… …. ile Hazine ve B… … Belediye Başkanlığı aralarındaki tescil davasının kabulüne dair (Bingöl Asliye Hukuk Mahkemesi)'nden verilen 22.12.2009 gün ve 456/1282 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılar Hazine ve B… … Belediye Başkanlığı vekilleri taraflarından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği düşünüldü: Davacı vekili, dava dilekçesinde, vekil edenine ait mevkii ve sınırlarını açıkladığı, yaklaşık 40-50 yıldan beri zilyet ve tasarrufunda bulundurduğu taşınmazının tapulama çalışmaları sırasında tespit dışı bırakıldığını, maddi emek ve para sarf ederek imar ve ihya ettiğini, aralıksız, çekişmesiz ve malik sıfatıyla zilyet olduğunu açıklayarak dava konusu yerin vekil edeni adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı Hazine vekili, taşınmazın A-3 konut alanında kaldığını, dere yatağı olduğunu, yapılan dolgulardan kazanmak istediğini, kazanma koşullarının olayda gerçekleşmediğini, imarlı yer niteliğinde bulunduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Davalı B… … Belediye Başkanlığı vekili, açılan davayı kabul etmediklerini ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, teknik bilirkişi D.... ve K..... tarafından düzenlenen krokide A harfiyle gösterilen 484,53 m2 yüzölçümlü taşınmaz hakkındaki davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine ve Belediye vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. Dava; kazanmayı sağlayan zilyetlik, muristen intikal, paylaşım, eklemeli zilyetlik, imar ve ihya hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK'nın 713/1, 996, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17. maddeleri gereğince açılan tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmişse de; mahkemenin bu görüşüne katılmak mümkün bulunmamaktadır. Taşınmazın bitişiğinde bulunan 132 ada 1 sayılı parselin kadastro tutanağı ile Bingöl Kadastro Müdürlüğü'nün 29.05.2007 gün ve 2218 sayılı karşılık yazılarına göre; dava konusu taşınmaz 1971 yılında yapılan tapulama çalışmaları sırasında 766 sayılı Tapulama Kanunu'nun 2. maddesi uyarınca, dere yatağı olarak tespit dışı bırakılan bir yerdir. Orijinal paftada da taşınmazın bulunduğu yer "B… … Deresi" olarak gösterilmiştir. Taşınmazın belirlenen bu niteliğine göre, imar ve ihyaya muhtaç yerlerden olduğunun kabulü gerekir. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17/1. fıkrasında; orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden, masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz mallar 14. maddedeki şartlar mevcut ise, imar ve ihya edenler veya halefleri adına, aksi takdirde Hazine adına tespit edilir. 17/2. fıkrasında ise; il, ilçe ve kasabaların imar planının kapsadığı alanlarda kalan taşınmaz mallarda bu hüküm uygulanmaz denilmiştir. Bingöl Belediye Başkanlığı İmar Müdürlüğü'nün 08.01.2007 gün 4/29 ve aynı Belediye İmar ve Şehircilik Müdürlüğü'nün 25.11.2008 gün 213/515 sayılı karşılık yazılarında; dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgenin 1973 yılında imar planı kapsamına alındığı ve aynı yılda imar planının onaylandığı açıklanmıştır. Taşınmaz imar planları kapsamında kaldığına göre, imar ve ihyaya muhtaç böyle bir yerin kazanmayı sağlayan zilyetlik, imar ve ihya yoluyla edinilebilmesi için tespit dışı bırakıldığı tarihten imar planının onaylandığı 1973 yılına kadar diğer kazanma koşulları yanında 20 yıllık kazanma süresinin de dolmuş bulunması gerekir. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre; dava konusu yer 1971 yılında yapılan tapulama çalışmaları sırasında dere yatağı olarak tespit dışı bırakılmış, 1973 yılında ise imar planları kapsamına alınmıştır. Tapulama tespitinin yapılmasıyla tapulamadan önceki kazanmayı sağlayan zilyetlik süresi tespitin yapıldığı 1971 yılından sonra başlayacak olan yeni zilyetlik süresine eklenmez. Kural olarak tapulama tespitinin yapılmasıyla tapulamadan önceki zilyetlik kesintiye uğramıştır. Tespit dışı bırakıldığı tarihten itibaren yeniden 20 yıllık kazanma süresinin dolmuş olması zorunludur. Şu halde, dava konusu yerin dere yatağı olarak tespit dışı bırakıldığı 1971 yılında imar planı kapsamına alındığı ve onaylandığı 1973 yılına kadar davacının kazanmayı sağlayan 20 yıllık süre dolmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken hesaba katılması mümkün olmayan tapulamadan önceki zilyetlik süresi hesaba katılmak ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17/2. fıkrası gözardı edilmek suretiyle hüküm kurulmuş bulunması usul ve kanuna aykırıdır. Davalı Hazine ve belediye vekillerinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle ve HUMK'nın 428. Maddesi uyarınca (BOZULMASINA) ve peşin harcın istek halinde temyiz eden B… … Belediye Başkanlığı'na iadesine 03.03.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2024/812 E., 2025/1845 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Dava imar-ihya ve kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuki sebebine dayalı olarak TMK'nın 713/1, 996 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi gereğince açılan tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
1. Hukuk Dairesi         2024/812 E.  ,  2025/1845 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/307 E., 2023/316 K. Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescili istekli davanın bozma kararına uyularak yapılan yargılaması sonunda verilen kararın davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; çekişmeli 201 ada 3 parsel sayılı taşınmazın yörede yapılan toplulaştırma çalışmaları sırasında davalı Hazine adına tescil edildiğini, taşınmazın evveliyatının kadastro harici bırakılan taşlık vasfında olduğunu, davacının çekişmeli taşınmazı imar-ihya edilerek 40 yılı aşkın süredir tarımsal amaçlı kullandığını açıklayarak Hazine adına kayıtlı taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; davacının taşınmazı malik sıfatı ile kullanmadığını, taşınmazın kullanımı için ecrimisil ödediğini, davacı lehine zilyetlikle kazanma koşulları gerçekleşmediğini açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince zilyetlikle iktisap koşullarının oluşup oluşmadığının yöntemince araştırılması gereğine değinen bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda; davacı yararına çekişmeli taşınmaz üzerinde imar-ihya suretiyle mülk edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kabulü ile, 201 ada 3 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili tarafından temyiz başvurusunda bulunulmuştur. B. Bozma Kararı Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 08.03.2021 tarih, 2018/10943 Esas, 2021/2006 Karar sayılı ilamıyla: ''Mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin eksik olduğu ve bozma gereklerine riayet edilmediği, doğru sonuca varılabilmesi için mahallinde yeniden yapılacak keşifte, yerel bilirkişi ve tanıkların davetiyeyle keşif yerine çağrılması, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle keşif yerinde dinlenilmeleri, hava fotoğrafları, fotometrik ve fotogrametrik paftalar ile komşu parsellere ait kayıt ve belgelerin jeodezi ve fotogrametri uzmanı mühendisi ile teknik bilirkişiden kurulu heyet aracılığıyla keşifte uygulanması, gelen toprak tevzi kayıtlarının belirtme tutanağındaki pafta ile dağıtım cetvelindeki paftanın davaya konu taşınmaza ait son pafta ile çakıştırılarak taşınmazın yerinin duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi, hava fotoğrafları uzman bilirkişilerce incelemeye tabi tutulması, hava fotoğraflarının çekildikleri tarihlere göre tesciline karar verilen taşınmazların imar ve ihya edilip edilmedikleri, kültür arazisi haline getirilip getirilmedikleri veya hangi konumda bulundukları hususunda bilirkişi kurulundan tarafların ve Yargıtayın denetimine açık, gerekçeli rapor alınması, topografik haritaya ait bilgilerin rapora aktarılmasının sağlanması, hangi bölümün hangi tarihler arasında imar ve ihyasının tamamlandığı ve taşınmazlardaki tarımsal amaçlı zilyetliğin başladığı tarih, zilyetliğin kim tarafından ne şekilde sürdürüldüğü yerel bilirkişi ve tanıklardan sorularak açıklığa kavuşturulması, komşu parsellere ait tapu ve varsa dayanak kayıtların taşınmaz yönünü ne gösterdiği üzerinde durulması, HMK'nın 290/2. maddesi gereğince birlikte keşfe götürülecek uzman bir fotoğrafçı aracılığıyla taşınmaz ve çevresinin yakın plan panoramik fotoğrafları çektirilerek Mahkemece onaylandıktan sonra dosya arasına konulmasının sağlanması ve toplanacak delillere göre bir değerlendirme yapılarak karar verilmesi '' gereğine değinilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir. C. Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı lehine imar-ihya ve zilyetlikle kazanım koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu 201 ada 3 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. D. Bozma Sonrası Mahkeme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. E. Temyiz Sebepleri Davalı Hazine vekili; dava konusu taşınmazın toplulaştırma çalışmaları neticesinde Hazine adına tapuya tescil edildiği ve zilyetlikle iktisabı mümkün olmayan yerlerden olduğunu, davacının çekişmeli taşınmazı malik sıfatıyla zilyetliğinde bulundurmadığını, bilakis ecrimisil ödemek suretiyle kiracı sıfatıyla zilyet olduğunu, davacının toplulaştırma çalışmalarına itiraz etme hakkı varken bu hakkını kullanmayıp eldeki davayı açmasının dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiğini, zilyetlikle kazanım koşullarının belirlenmesi için toplulaştırma çalışmalarının yapıldığı 2003 yılının esas alınması gerektiğini, davacı lehine imar-ihya suretiyle taşınmaz edinme koşullarının oluşmadığını, bina ve eklentilerinden istifade edilmek suretiyle sürdürülen zilyetliğin ekonomik amaca uygun zilyetlik sayılamayacağını, aşamalarda bilirkişi raporlarına karşı sunulan itirazların gözetilmediğini, davanın mahiyeti gereği yasal hasım olan davalı İdare aleyhine yargılama giderlerine hükmedilemeyeceğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. F.Değerlendirme ve Gerekçe Dava imar-ihya ve kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuki sebebine dayalı olarak TMK'nın 713/1, 996 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi gereğince açılan tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. 1. Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede kadastro çalışmaları öncesinde toprak tevzi uygulaması yapıldıktan sonra 1961 yılında kadastro çalışmaları yapıldığı, dava konusu taşınmazın Toprak tevzi 30L paftasında 94 numaralı tevzi parseli içerisinde kaldığı, 94 numaralı tevzi parselinin kadastro sırasında uygulama görmediği, tespit harici bırakıldığı, bilahare 2003 yılında toplulaştırma çalışmalarında ham toprak vasfı ile Hazine adına tescil edildiği anlaşılmaktadır. 2. Mahkemece bozma ilamına uyulduğu halde bozma ilamının gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. Bozma ilamına uyulmakla taraflar lehine usuli kazanılmış hak oluşacağından, bu hakkın ihlal edilmemesi için bozma gereklerinin tam ve eksiksiz olarak yerine getirilmesi gerekir. Öte yandan, bir yerin zilyetlikle edinilebilmesi için taşınmaz malın çekişmesiz ve aralıksız, ekonomik amaca uygun şekilde en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla kullanılması gerekmektedir. Bu cümleden olmak üzere, zilyetlik hukuki nedenine dayalı olarak dava açan iddia sahibinin, lehine iktisap koşullarının oluştuğunu somut ve bilimsel verilere uygun delillerle ispat etmesi gerekecektir. Terk edilmiş dere yatakları, kayalık, taşlık, yol ve yol boşluğu gibi taşınmazlar ancak imar-ihya yolu ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17. maddesi uyarınca iktisap edilebilirken; ham toprak, hali arazi, köy boşluğu gibi basit ameliye ile zilyet edilebilecek yerler ise aynı Kanun'un 14. maddesi gereğince iktisap edilebilir. Hal böyle iken kadastro sırasında tespit harici bırakılan bir taşınmazın öncesi itibariyle niteliğinin belirlenmesi uyuşmazlığın çözümü için son derece önemli olup bu hususa bozma ilamında değinildiği halde Mahkemece uyuşmazlığın tespitinde bileşik geniş kapsamlı kadastro paftası getirtilerek dava konusu taşınmaza komşu parsellere ait kayıt ve tutanaklar ile varsa dayanak belgelerinden istifade edilmek suretiyle dava konusu taşınmazın tespit dışı bırakılma nedeni duraksamasız biçimde belirlenmemiş, yine bozma kararında açıkça belirtilmesine karşın taşınmazın sınırları içerisinde bulunduğu 94 numaralı tevzi parselinin toprak tevzi sırasında hangi belirtmelik numarası ile ve ne sebeple, kim adına belirtildiği tespit edilmemiş, taşınmazın komisyon parsel numarası ile belirtme numaraları arasında ilişki kurulmamış, taşınmazın menşeinin Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden, meralardan veya firari mütegayyip eşhaslardan olup olmadığı, öncesi itibariyle zilyetlikle kazanıma engel halinin bulunup bulunmadığı belirlenmeden sonuca gidilmiştir. 3. Tüm bunlardan bağımsız olmak üzere dosya kapsamında yer alan ek ve kök jeodezi raporu içeriğine göre 1985 yılı hava fotoğrafına göre taşınmazın kullanılmadığı ve üzerinde zilyetlik sürdürülen yerlerden olmadığı hususunda kanaat belirtildiği halde, talimat yoluyla aldırılan jeodezi mühendisi bilirkişi raporunda ise bu kez 1985 yılı hava fotoğrafına göre taşınmazda kullanım ve tarımsal işleme emarelerine rastlandığı belirtilmesine karşın bu çelişki giderilmemiş, yine ziraat mühendisi bilirkişi raporuna göre taşınmazda taş toplama işleminden başka imar ve ihya faaliyetine rastlanmadığı belirtilmesine karşın bu yön üzerinde durularak davacı lehine zilyetlikle kazanım koşullarının oluşup oluşmadığı tereddütsüz belirlenmeden yazılı şekilde davanın kabulüne hükmedilmiştir. Şu halde, bozma gerekleri yerine getirilmediği gibi yapılan araştırma ve inceleme de noksan kalmıştır. 4. Doğru sonuca varabilmek için Mahkemece öncelikle, çekişmeli taşınmazın bulunduğu bölgede yapılan toprak tevzi çalışmalarına ilişkin tüm evraklar okunaklı ve incelemeye elverişli biçimde ikmal edilmeli, Toprak Tevzii Komisyonunun 30 L pafta, 94 nolu tevzi parselinin kim adına ve hangi sebeple belirtildiği tespit edilmeli, ayrıca bu taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında ne şekilde işlem gördüğü belirlenmeli, dava konusu yere ait geniş ölçekli ve okunaklı bileşik pafta getirtilerek dosyaya eklenmeli, bileşik paftadan belirlenecek dava konusu taşınmazın komşularına ait kayıt, tutanak ve dayanak belgeler temin edilmeli, böylece dava konusu taşınmazın tespit dışı bırakılma nedeni tayin edilmelidir. 5. Bundan sonra; mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan, taşınmazların bulunduğu köyde ikamet eden şahıslar arasından seçilecek 3 kişilik yerel bilirkişi kurulu ve aynı yönteme göre tespit edilecek taraf tanıkları, teknik bilirkişi, jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişi ve 3 kişilik ziraat mühendisleri kurulunun katılımıyla yeniden keşif yapılmalıdır. 6. Yapılacak keşifte dinlenilecek yerel bilirkişi ve tanıklardan çekişmeli taşınmazın öncesinin ne olduğu, kimden kime nasıl intikal ettiği, kim ya da kimler tarafından hangi tarihten itibaren ve ne şekilde kullanıldığı hususlarında maddi olaylara dayalı ayrıntılı bilgi alınmalıdır. Teknik bilirkişiden keşif ve uygulamayı denetlemeye elverişli, kadastro paftası ile toprak tevzii paftasının ölçekleri çakıştırılmak sureti ile hazırlanmış, taşınmazın toprak tevzi sırasında hangi belirtmelik numarasıyla ve hangi sebeple kim adına belirtildiğine dair incelemeyi içeren ayrıntılı kroki ve rapor alınmalı; 3 kişilik ziraat mühendisleri kurulundan dava konusu taşınmazın toprak yapısı, eğimi, bitki deseni ve diğer yönlerden irdelendiği, taşınmaz üzerinde sürdürülen ekonomik amaca uygun zilyetlik bulunup bulunmadığını ve ekonomik amaca uygun zilyetlik varsa hangi tarihten beri ve hangi tasarruflar ile sürdürüldüğünü açıklayıp tarımsal niteliklerini belirten, taşınmazın değişik yönlerden çekilmiş fotoğrafları ile desteklenmiş bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalıdır. 7. Dosya kapsamında yer alan hava fotoğrafları jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişiye tevdi edilerek stereoskop aletiyle incelenmeleri neticesinde, taşınmazın sınırlarını ve niteliğini, öncesinin ne olduğunu, imar-ihyaya konu edilip edilmediğini, imar-ihya tamamlanmış ise tamamlandığı tarih ile sürdürülen zilyetliğin başlangıcını, şeklini ve süresini belirtir şekilde rapor alınmalıdır. Bu şekilde yapılan araştırma sonucunda taşınmazın menşeinin Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden, meralardan veya firari mütegayyip eşhaslardan olup olmadığı hususu üzerinde durulmalı, taşınmazın öncesi itibariyle iktisaba engel bir halinin bulunup bulunmadığı belirlendikten sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince hükmün BOZULMASINA, Temyiz eden davalı Hazine harçtan muaf bulunduğundan bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, Dosyanın Malatya 4. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09.04.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2024/1839 E., 2024/3989 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
1.Dava; kazanmayı sağlayan zilyetlik, harici satın alma, imar ve ihya hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK'nin 713/1, 996, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 üncü ve 17 nci maddeleri gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tescil davasıdır.
1. Hukuk Dairesi         2024/1839 E.  ,  2024/3989 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/253 E., 2022/157 K. HÜKÜM : Kısmen kabul kısmen ret Taraflar arasındaki kadastro sırasında tespit harici bırakılan taşınmazın davacı adına tescili talepli davanın bozma kararına uyularak yapılan yargılaması sonunda kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili, davalı Hazine vekili, davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davaya konu Kayseri ili, Kocasinan ilçesi, ... köyü sınırları içerisinde kalan 468, 469, 471, 472, 473, 476 ve 856 numaralı parsellerle çevrili yaklaşık 49-50 dönüm miktarındaki arazi ile 434, 435, 436, 473, 474 ve 855 numaralı parsellerle çevrili 17-18 dönüm miktarındaki arazilerin 1970-1971 yılları arasında kadastro harici taşlık olarak bırakıldığını, taşınmazların davacı tarafından önceki zilyedinden satın alındığını, imar ve ihya edilmek suretiyle tarla niteliğiyle kullanıldığını ileri sürerek taşınmazların davacı adına tapuya tescilini istemiştir. II. CEVAP Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; taşınmazların Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu ve zilyetlikle kazanılamayacağını, kaldı ki davacının zilyetliğinin de mevcut olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Kayseri 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.01.2016 tarih, 2012/25 Esas -2016/8 Karar sayılı kararı ile; fen bilirkişisinin rapor ve krokisinde (A) harfi ile gösterilen davaya konu taşınmazın 1975 ve 1992 yıllarında çekilmiş hava fotoğraflarında boş, doğal görünümde, diğer bir ifade ile tarımsal faaliyet yapılmamış bir yer olarak gözüktüğü ve gösterilen sabit sınırların arazi üzerinde mevcut olmadığının açıklandığı, (B) harfi ile gösterilen alanın ise dava dışı şahıslar adına tescil edilen parsel içerisinde kaldığı, (C) ve (D) harfleri ile gösterilen davaya konu taşınmazların davacı tarafından imar ve ihya edilmek suretiyle davasız ve aralıksız olarak eklemeli zilyetlik yoluyla 20 yıldan fazla bir süredir malik sıfatıyla kullanıldığı ve tarım arazisi vasfında olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle; fen bilirkişinin 22.06.2015 tarihli rapor ve krokisinde (B) harfi ile gösterilen bölüme ilişkin davanın usulden reddine, (A) harfi ile gösterilen bölüme ilişkin davanın reddine, (C) ve (D) harfleri ile gösterilen bölümlere ilişkin davanın kabulü ile (C) harfi ile gösterilen 38.413,52 metrekare ve (D) harfi ile gösterilen 18.000 metrekare yüz ölçümündeki bölümlerin tarla vasfıyla davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı Hazine vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. B. Bozma Kararı Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 04.06.2020 tarih, 2016/13682 E. 2020/2975 K. sayılı kararıyla; "Mahkemece uyuşmazlığın çözümünde hava fotoğrafından yararlanılmadığı, tescil davalarında zorunlu olan yasal ilanların yapılmadığı, dava konusu taşınmazın imar planı içerisinde bulunup bulunmadığının araştırılmadığı, yasal hasım olmasına rağmen Kayseri Büyükşehir Belediyesi ile Kocasinan Belediyesinin taraf sıfatıyla davaya katılımı sağlanmadan karar verildiği" belirtilerek önceki karar bozulmuştur. C. Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar Kayseri 11. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen temyiz incelemesine esas kararı ile; hükme esas teknik bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen davaya konu taşınmaz bölümü üzerinde davacı yararına zilyetlikle mülk edinme koşullarının oluşmadığı, (B) harfi ile gösterilen alanın dava dışı şahıslar adına tescil edilen 473 parsel sayılı taşınmaz içerisinde kaldığı ve tescil davasına konu edilmeyeceği, (C) ve (D) harfi ile gösterilen taşınmaz bölümleri yönünden ise davacı yararına imar-ihya suretiyle kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğiyle mülk edinme koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine; teknik bilirkişi raporunda (B) harfi ile gösterilen bölüme ilişkin davanın usulden reddine, (A) harfi ile gösterilen bölüme ilişkin davanın reddine, (C) ve (D) harfleri ile gösterilen bölümlere ilişkin davanın kabulü ile (C) harfi ile gösterilen 38.413,52 metrekare ve (D) harfi ile gösterilen 18.000 metrekare yüz ölçümündeki bölümlerin tarla vasfıyla davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. D. Bozma Sonrası Mahkeme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili, davalı Hazine vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. E. Temyiz Sebepleri 1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; dava konusu taşınmazların önceki zilyedinden davacılar mirasbırakanı tarafından satın alındığını, alınan bilirkişi raporları ve tanık beyanlarına göre çekişmeli taşınmaz bölümlerinin tamamının tarım arazisi vasfıyla irsen intikalen davacılar tarafından kullanıldığını, nadas dönemine denk gelen süreçte alınan hava fotoğraflarında kullanım emaresine rastlanmamasının olağan olduğunu, çekişmeli tüm taşınmazlar yönünden davanın kabulünün gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. 2. Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde; davaya konu taşınmazların tamamı Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden taşlık ve kayalık vasıfta olduklarını, bu nedenle zilyetlikle kazanılmasının mümkün olmadığını, davacılar yararına zilyetlikle kazanım koşullarının oluşmadığını, yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya yeterli olmadığı, davacının delil olarak herhangi bir belge ve kayda dayanmadığı, mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarının soyut içerikli olduğu ve uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmadığı, ayrıca zirai bilirkişi raporunun da karar vermeye elverişli bulunmadığını belirterek hakkında davanın kabulüne hükmedilen taşınmazlar yönüyle kararın bozulmasını talep etmiştir. 3. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; bilirkişi raporlarının içeriklerinin iktisap koşullarını değerlendirme hususunda yetersiz olduğunu, davacının zilyetlikle kazanım koşullarını ispat edemediğini, dava konusu taşınmaz bölümleri imar-ihyaya uygun olmadığı için kişiler adına zilyetliğe dayalı olarak edilemeyeceğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. F. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, kadastro öncesi hukuki nedene dayalı tapu iptali ve tescili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 üncü ve 17 nci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713/1 inci maddesi, 3. Değerlendirme 1.Dava; kazanmayı sağlayan zilyetlik, harici satın alma, imar ve ihya hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK'nin 713/1, 996, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 üncü ve 17 nci maddeleri gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tescil davasıdır. Dosya kapsamında toplanan delillere göre çekişmeli taşınmaz bölümlerinden teknik bilirkişi raporunda (A), (C) ve (D) harfi ile gösterilenlerin yörede 1970 yılında yapılan kadastro sırasında taşlık vasfıyla tescil harici bırakıldığı, (B) harfi ile gösterilen bölümün ise tapulama sonucunda dava dışı gerçek kişiler adına tapuya tescil edilen 471 parsel sayılı taşınmaza dahil olduğu anlaşılmaktadır. 2. Davacılar vekilinin, hakkında davanın reddine hükmedilen, fen bilirkişi raporunda (A) ve (B) harfleriyle gösterilen çekişmeli taşınmaz bölümüne yönelik temyiz itirazları incelendiğinde, (B) harfi ile gösterilen taşınmaz bölümünün kadastro sonucunda dava dışı gerçek kişiler adına tapuya tescil edilen 471 parsel sayılı taşınmazın sınırları içerisinde kaldığı, tapulu taşınmazın tescil davasına konu olamayacağı, (A) harfi ile gösterilen taşınmaz bölümü yönünden ise davacılar yararına zilyetlikle iktisap koşullarının oluşmadığının anlaşılmasına göre bu bölümlere yönelen davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 3. Davalı Hazine vekili ile davalı ... vekilinin, hakkında davanın kabulüne hükmedilen ve teknik bilirkişi raporunda (C) ve (D) harfleriyle gösterilen taşınmaz bölümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince, Mahkemece çekişmeli taşınmaz bölümleri üzerinde davacılar yararına zilyetlikle kazanım koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmak için yeterli olduğu söylenemez. 4. Temyize konu taşınmaz bölümlerinin yörede 1970 yılında yapılan kadastro sırasında taşlık vasfıyla tescil harici bırakıldığı anlaşılmaktadır. Bu nitelikte yerlerin zilyetlikle kazanılabilmesi için 3402 sayılı Yasa'nın 14 üncü ve 17 nci maddeleri uyarınca, emek ve para harcanmak suretiyle imar-ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilmesi ve bu işlemlerin tamamlanmasından sonra kazanmayı sağlayacak zilyetlik süresinin geçmesi zorunludur. Somut olayda, ziraat mühendisi bilirkişisi tarafından dosyaya sunulan raporda hakkında davanın kabulüne karar verilen (C) ve (D) bölümlerinin dava tarihi olan 2012 yılından 5-10 yıl önce kullanılmaya başlandığı, öncesinde tarım yapılmadığı, zeminde yer alan taşların toplanmaması ve zeminin yamaçlardan inen birikintilerin yatağı halini alması nedeniyle bu kanaate varıldığının rapor edildiği anlaşılmaktadır. Öte yandan, jeodezi mühendisi bilirkişinin hava fotoğraflarının incelenmesi suretiyle sunduğu ek ve kök raporları arasında çelişki hasıl olduğu, jeodezi raporunun içeriğinin ise ziraat mühendisi bilirkişi raporunun içeriği ile çeliştiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacılar yararına zilyetlikle kazanım koşullarının oluşup oluşmadığı hususunda tereddüt oluştuğu aşikardır. Ne var ki; Mahkemece, oluşan bu tereddütleri ortadan kaldıracak biçimde araştırma yapılmadan sonuca gidilmiştir. 5. Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için mahallinde 3 kişilik ziraat mühendisi bilirkişi kurulu, jeodezi ve 3 kişilik fotogrametri mühendisi ile fen bilirkişisinin katılımıyla yapılacak keşifte, dinlenilecek yerel bilirkişi ve tanıklardan dava konusu taşınmaz bölümlerinin evveliyatının ne olduğu, imar-ihyalarının ne zaman tamamlandığı, ne zamandan beri kim tarafından ve ne şekilde zilyet edildikleri etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, beyanları arasında oluşabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılmak suretiyle yöntemince giderilmeye çalışılmalı; jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişi kuruluna stereoskopik çift hava fotoğraflarının stereoskop aletiyle incelemesi yaptırılmalı, temin edilebilen en eski ve dava tarihine en yakın tarihli uydu fotoğrafları değerlendirilmeli ve böylelikle çekişmeli taşınmazların önceki ve şimdiki niteliğinin, imar-ihyaya en erken ne zaman başlanıldığının ve tamamlandığının, arazilerin ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle zilyetliğine ne zaman başlanıldığının belirlenmesine çalışılmalı, taşınmazın kadastro paftasındaki konumları bilgisayar programı aracılığıyla ölçekleri eşitlenmek suretiyle uydu ve hava fotoğraflarına aktarılmalı; ziraatçi bilirkişi kurulundan taşınmazların öncesi ve zirai faaliyete konu olup olmadığı, hangi tarihte imar-ihyasına başlandığı, hangi tarihte tamamlandığı, üzerlerindeki zilyetliğin hangi tasarruflar ile sürdürüldüğü hususlarında somut verilere ve bilimsel esaslara dayanan, taşınmazların değişik yönlerinden çekilmiş renkli fotoğraflarının eklendiği ayrıntılı ve gerekçeli rapor düzenlemeleri istenilmeli; tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri de bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli; fen bilirkişisinden keşfi takibe ve denetlemeye imkan veren rapor ve kroki aldırılmalı; dava konusu taşınmazın evveliyatı itibariyle imar-ihyaya muhtaç yerlerden olması nedeniyle bu yerlerin iktisap edilebilmesi için yoğun emek ve para sarf edilerek tarıma elverişli hale getirilmek suretiyle imar-ihyasının tamamlandığı tarihten dava tarihine kadar 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı süresinin davacı lehine aralıksız, nizasız geçmesi gerektiği göz önünde bulundurulmalı; bundan sonra, toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Eksik inceleme ve araştırma sonucunda hüküm kurulmuş olması nedeniyle davalı Hazine vekili ile davalı ... vekilinin teknik bilirkişi raporunda (C) ve (D) harfleriyle gösterilen taşınmaz bölümlerine yönelik temyiz itirazları yerinde görülmüştür. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davacılar vekilinin teknik bilirkişi raporunda (A) ve (B) harfi ile gösterilen taşınmaz bölümlerine yönelik yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı 346,90 TL bakiye onama harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, 2. Davalı Hazine vekili ile davalı ... vekilinin teknik bilirkişi raporunda (C) ve (D) harfleriyle gösterilen taşınmaz bölümlerine yönelik yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428 inci maddesi gereğince BOZULMASINA, Temyiz eden davalı Hazine harçtan muaf bulunduğundan bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, Davalı ... tarafından yatırılan peşin harcın iadesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 30.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2022/4370 E., 2023/7741 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14 üncü ve 17 nci maddeleri; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının d bendi, 115 inci maddesi, 190 ıncı maddesi; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6, 559, 640, 701 , 702 ve 996 ncı maddeleri.
1. Hukuk Dairesi         2022/4370 E.  ,  2023/7741 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2014/396 E., 2022/50 K. HÜKÜM/KARAR : Kabul Taraflar arasında Mahkemesinde görülen tapu iptali ve tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay 8. Hukuk Dairesince kararın bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı davacılar vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı, dava dilekçesinde; Batman ili, Hasankeyf ilçesi, ... köyü çalışma alanında bulunan 116 ada 52 parsel sayılı taşınmazın atalarından kaldığını, 80-100 yıldır malik sıfatıyla zilyetliklerinde olduğunu, kadastro çalışmaları sırasında Hazine adına tespit edilerek tapuya tescil edildiğini açıklayarak taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tapuya tesciline karar verilmesini talep etmiştir. 18.05.2011 tarihli oturumda taşınmazın dedesinden kendisine kaldığını, 28.12.2011 tarihli oturumda taşınmazın dedesinden kalan yerlerin mirasçılar arasında paylaşıldığını, kardeşi ...’in adının dava dilekçesine sehven yazıldığını ve dilekçeyi imzalamadığını, taşınmazın kendi payına düştüğünü, 28.03.2012 tarihli oturumda ise taşınmazın dedesinden babasına taksimen kaldığını, dedesi öldüğünde mirasçılar arasında yapılan taksimle taşınmazın kendi payına düştüğünü beyan etmiştir. Davacı yargılama sırasında ölmüş, mirasçıları davaya katılmıştır. II. CEVAP Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; uyuşmazlık konusu taşınmazın zilyetlikle kazanılması mümkün bulunmayan ve özel mülkiyete konu olamayacak yerlerden olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemenin 28.11.2012 tarihli ve 2011/257 Esas, 2012/796 Karar sayılı kararıyla; davacının babası ...'in davacı dışında da mirasçılarının bulunduğu, davacının tek başına dava açmasının mümkün olmadığı, mirasın taksim edildiğinin kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1.Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 28.01.2014 tarihli ve 2013/ 4996 Esas, 2014/1324 Karar sayılı ilamı ile; davacının dedesi ve babasına ait veraset belgelerinin dosyaya kazandırılması, taksim hususunun keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan sorularak açıklığa kavuşturulması, usulüne uygun olarak yapılacak keşifte komşu taşınmazların tutanak ve dayanaklarının uygulanması ve toplanan tüm delillerin sonucuna göre bir karar verilmesi gereğine değinilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; yerel bilirkişi beyanları ve incelenen hava fotoğraflarına göre taşınmazın 50-60 yıldır davacı tarafından nizasız ve fasılasız olarak kullanıldığı, terör olayları nedeniyle köyün 10 yıl terk edilmesinin mücbir sebep olduğu ve davacı aleyhine yorumlanamayacağı, taşınmazın kuru tarım arazisi niteliğinde olduğu, keşif günü itibariyle üzerindeki taşların toplandığı ve sınırlarının belirgin olduğu, imar-ihyasının 1973 yılından beri tamamlandığı ve bitişiğindeki arazilerden fiilen ayrıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, çekişmeli 116 ada 52 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile ... mirasçıları adına tesciline karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; davaya konu taşınmazın davacının dedesi ... den davacıya ne şekilde geçtiği araştırılmaksızın karar verildiğini, incelenen hava fotoğraflarının uyuşmazlığı aydınlatmak için yeterli olmadığını, hava fotoğrafları arasında 10 yıldan fazla bir zaman diliminin olmasının da zilyetliğin sürekliliğinin tespiti açısından isabetsiz olduğunu, hava fotoğraflarının çıplak gözle incelenmesi ile taşınmaz üzerinde çok fazla ağaçlık alan görüldüğünü bu nedenle taşınmazın tarımsal arazi vasfında olmadığının açık olduğunu, ziraat bilirkişi raporunun çelişkiler içerdiğini, çelişkilerin alınan ek raporla da giderilmediğini, ziraat bilirkişilerinin topraktan numune alarak inceleme yapmadığını, taşınmazın sınırına yerleştirilen taşların hangi tarihte toplandığının aydınlatılmadığını, bilirkişi raporlarının hükme esas alınamayacağını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. 2.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacı ... mirasçılarının gerekçeli karar başlığında davalı olarak kaydedildiğini, talep üzerine bu hususun düzeltildiğini ancak yargılama giderlerine hatalı hükmedildiğini belirterek kararın düzeltilerek onanmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, kadastrodan önceki hukuki nedene dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14 üncü ve 17 nci maddeleri; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının d bendi, 115 inci maddesi, 190 ıncı maddesi; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6, 559, 640, 701 , 702 ve 996 ncı maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Dosyanın incelenmesinden; davaya konu 116 ada 52 parsel sayılı 12.574,90 metrekare yüz ölçümündeki taşınmazın ham toprak vasfıyla Hazine adına tespit edildiği, kadastro tespitinin 29.12.2004 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın irsen intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı olarak 14.04.2011 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır. 2. Mahkemece davacı lehine zilyetlikle iktisap koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmak için yeterli değildir. Bilindiği üzere; bozma ilamına uyulmakla taraflar yönünden usuli müktesep hak oluştuğundan bozma ilamında belirtilen hususların eksiksiz olarak yerine getirilmesi gerekir. Önceki tarihli bozma ilamında davaya konu taşınmazın davacıya ne şekilde intikal ettiğini açıklamak ve kanıtlamak üzere davacıya süre ve imkan tanınması gereğine değinilmiş, Mahkemece mahallinde yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişiler taşınmazın davacıya ait olduğunu ve miras yoluyla sahiplenildiğini bildirmiş ise de davacının dedesinden kalan taşınmazın taksime ya da farklı bir akdi ya da irsi ilişkiye konu olup olmadığı, kim tarafından hangi sıfatla ve ne şekilde kullanıldığı açıklattırılmamıştır. O halde, davacının eldeki davaya konu taşınmaz yönünden aktif dava ehliyetinin bulunup bulunmadığı hususunun aydınlatıldığını söylemeye olanak bulunmayıp Mahkemece yapılan keşifte bu hususta detaylı beyan alınmaması, taşınmazın davacıya ne şekilde intikal ettiğinin maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmaması ve yüzeysel beyanlarla yetinilmesi isabetli değildir. 3. Öte yandan, mahallinde yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişiler davacının taşınmaza buğday, arpa ve mercimek ektiğini, taşınmazın 50-60 yıldır kullanıldığını, köyün tüm fertlerinin köyü 20 sene kadar terör nedeniyle terk ettiğini beyan etmişler ise de bu şekilde alınan yüzeysel beyanlar zilyetlikle edinme koşullarının denetlenmesi bakımından hükme esas alınamayacak olup ziraatçi bilirkişi raporu da yetersizdir. Düzenlenen ziraatçi bilirkişi raporunda taşınmaz üzerinde herhangi bir kültür bitkisinin bulunmadığı ancak sürülü ve tarıma uygun olduğu, keşif günü taşların toplandığı ve sınırlarının belirgin olduğu, üzerinde tek tük meşe ağaçlarının olduğu, jeodezi bilirkişi raporu da dikkate alındığında 1973 yılından beri imar-ihyasının tamamlandığı kanaatinin oluştuğu belirtilmiş, raporun sonuç kısmında taşınmaz üzerinde tarımsal faaliyet yapıldığına dair emareler olmadığı, meşelik, eğimli ve engebeli olduğu belirtilmiş, çelişkilerin giderilmesi için alınan ek raporda da aynı ifadelere yer verilmiş ancak imar-ihyanın oluştuğuna dair kanaat belirtilmiş, dosyaya sunulan taşınmaz fotoğrafında taşınmazın çok taşlı olduğu görülmesine rağmen raporda taşınmazın taşlılık durumu, üzerinde hangi bitkilerin kalıntılarının bulunduğu, ne şekilde imar-ihya edildiği gibi hususlara değinilmemiştir. Düzenlenen jeodezi ve fotogrametri bilirkişisi raporunda da taşınmazın 1973, 1984 ve 2002 yıllarında kullanıldığı ve üzerinde ağaçlar olduğu belirtilmiş ise de taşınmaz üzerindeki zilyetliğin ne şekilde sürdürüldüğü, sınırlarının belirgin olup olmadığı, hava fotoğraflarında üzerinde bulunan tarımsal ürün ve faaliyetlere göre taşınmazın niteliğinin ne olabileceği, toprak rengi gibi hususlara değinilmemiş olup Mahkemece yüzeysel beyan ve raporlara itibar edilmesi doğru değildir. 4. Ayrıca, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 üncü maddesinde aynı çalışma alanı içerisinde zilyetlikle edinilebilecek azami taşınmaz miktarları belirtilmiş olup Mahkemece davacı ... eklemeli zilyetliğe dayanması halinde mirasbırakanları yönünden senetsiz araştırması yapılmamış olması da isabetsizdir. 5. Hal böyle olunca; Mahkemece doğru sonuca ulaşılabilmesi için davacı ... mirasbırakanları yönünden ilgili tapu ve kadastro müdürlükleri ile adliye yazı işleri müdürlüğünden daha önce senetsizden edindikleri sulu ve kuru taşınmaz miktarları sorulmalı, daha sonra mahallinde 3 kişilik bilirkişi heyetleri, taraf tanıkları ve yerel bilirkişilerle yeniden yapılacak keşifte taşınmazın kim tarafından ne zamandan beri hangi sıfatla ve ne şekilde kullanıldığı, taşınmazın dedesinden davacıya ne şekilde intikal ettiği, kullanıma ara verilmişse bunun süresi ve sebebi, kullanımın terk edilip edilmediği aydınlatılmalı, beyanlar arasındaki çelişkiler yüzleştirme yapılarak giderilmeli; ziraatçi bilirkişi heyetinden taşınmazın niteliğini tereddütsüz olarak belirleyen ve taşınmazın ne şekilde imar ve ihya edildiğini ve zirai özelliklerini değerlendiren rapor tanzim etmesi istenmeli; jeodezi ve fotogrametri bilirkişi heyetinden taşınmazın kadastro tespiti öncesindeki 15, 20, 25 yıllık dönemlerde ne şekilde kullanıldığını aydınlatır rapor alınmalı; daha sonra davacının senetsizden edinebileceği taşınmaz miktarı da gözetilerek toplanan tüm delillerin sonucuna göre bir karar verilmelidir. 6. Davacılar vekilinin temyiz itirazlarına gelince; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesi uyarınca uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 432/4 üncü maddesi ve 01.06.1990 tarihli ve 3/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince süresinde verilmeyen temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. Somut olayda; Mahkeme tarafından verilen karar davacılar vekiline 06.03.2022 tarihinde, Hazinenin temyiz başvuru dilekçesi 14.03.2022 tarihinde tebliğ edilmiş; davacıların temyiz dilekçesi ise yasal süre geçirildikten sonra 04.07.2022 tarihinde verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacılar vekilinin temyiz dilekçesinin süreden REDDİNE, Peşin alınan temyiz harcı bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA, Temyiz eden davalı ... harçtan muaf bulunduğundan bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, Dosyanın kararı veren Mahkemeye gönderilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.