4857 sayılı İş Kanunu Madde 46

İş Kanunu 46. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 46 - Bu Kanun kapsamına giren işyerlerinde, işçilere tatil gününden önce 63 üncü maddeye göre belirlenen iş günlerinde çalışmış olmaları koşulu ile yedi günlük bir zaman dilimi içinde kesintisiz en az yirmidört saat dinlenme (hafta tatili) verilir. (Ek cümleler:10/7/2025-7553/9 md.) Ancak Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından turizm işletmesi belgesi verilen konaklama tesislerinde çalışan işçilerin bu fıkra kapsamında hak kazandığı hafta tatili, işçinin yazılı talebi veya onayı ile hak kazandığı günü takip eden dört gün içinde kullandırılabilir. Bu halde işçinin hak kazandığı hafta tatilinde yaptığı çalışmaların günlük normal çalışma süresi kadarlık kısmı fazla çalışmanın hesabında dikkate alınmaz. İşçi verdiği onayı otuz gün önceden işverene yazılı olarak bildirimde bulunmak kaydıyla geri alabilir. Çalışılmayan hafta tatili günü için işveren tarafından bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücreti tam olarak ödenir. Şu kadar ki; a) Çalışmadığı halde kanunen çalışma süresinden sayılan zamanlar ile günlük ücret ödenen veya ödenmeyen kanundan veya sözleşmeden doğan tatil günleri, b) (Değişik: 4/4/2015-6645/35 md.) Ek 2 nci maddede sayılan izin süreleri, c) Bir haftalık süre içinde kalmak üzere işveren tarafından verilen diğer izinlerle hekim raporuyla verilen hastalık ve dinlenme izinleri, Çalışılmış günler gibi hesaba katılır. Zorlayıcı ve ekonomik bir sebep olmadan işyerindeki çalışmanın haftanın bir veya birkaç gününde işveren tarafından tatil edilmesi halinde haftanın çalışılmayan günleri ücretli hafta tatiline hak kazanmak için çalışılmış sayılır. Bir işyerinde işin bir haftadan fazla bir süre ile tatil edilmesini gerektiren zorlayıcı sebepler ortaya çıktığı zaman, 24 ve 25 inci maddelerin (III) numaralı bentlerinde gösterilen zorlayıcı sebeplerden ötürü çalışılmayan günler için işçilere ödenen yarım ücret hafta tatili günü için de ödenir. Yüzde usulünün uygulandığı işyerlerinde hafta tatili ücreti işverence işçiye ödenir. Genel tatil ücreti

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

112 karar eşleşti
9. Hukuk Dairesi, 2024/13003 E., 2024/15685 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 24 ve 27 nci maddeleri, 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 41, 44, 46, 47 ve 63 üncü maddeleri.
9. Hukuk Dairesi         2024/13003 E.  ,  2024/15685 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi KARAR : İstinaf başvurularının esastan reddi TEMYİZ EDENLER : Taraf vekilleri İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 6. İş Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 15.08.2014-26.11.2017 tarihleri arasında ince işler formeni olarak davalıya ait yurt dışı şantiyelerinde çalıştığını, çalıştığı süre boyunca bayram ve hafta sonu tatilleri de dâhil olmak üzere haftanın 7 günü 07.30-23.00 saatleri arasında çalıştığını, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin ödenmediğini ileri sürerek fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ile hafta tatili ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; arabuluculuğa başvurulmayan hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağı talepleri yönünden davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddi gerektiğini, davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yararın bulunmadığını, davacının iş sözleşmesinin hakları ödenerek feshedildiğini, davacının alacağının bulunmadığını, davacının aylık ücretinin fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarını kapsadığını, hükmedilen faiz oranı ve başlangıç tarihlerinin kanun ve içtihatlarla belirlendiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) hizmet döküm cetveline göre davalı Şirkette 14.08.2014-07.12.2017 tarihleri arasında çalıştığı, dosyada bulunan, davacı imzasını taşıyan yurt dışı iş sözleşmesinin 6 ncı maddesinde işçinin ücretinin aylık 2.050,00 Euro olduğu ve bu ücretin fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarını da kapsadığına dair bir hüküm bulunmadığı, davacının imzasını taşıyan 07.12.2017 tarihli ibranamede alacak kalemlerine ilişkin miktarların açıkça yazılmadığı ve davacıya ait banka kayıtlarında "aralık maaş" açıklamasıyla yapılan ödemeyle 2017 yılı Aralık ayı ücret bordrosunun uyumlu olduğu, bordroda fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti tahakkuklarının bulunmadığı, davacının ödenmeyen fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının bulunduğu gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili; fazla çalışma alacağının davacı tanık beyanlarına göre hesaplanması gerektiğini ve alacaklara uygulanan indirimin fazla olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın tam kabulüne karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. 2. Davalı vekili; arabuluculuk son oturum tutanağında yer almayan hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücret alacağı taleplerinin dava şartı yokluğu nedeniyle reddine dair nihai karardan rücu edilerek bu kalemler yönünde yargılamaya devam edilmesinin usul ilkelerine aykırı olduğunu, davalı tanık beyanları dikkate alınmadan salt bir davacı tanık beyanı ve emsal niteliği olmayan üçüncü kişilere ait dosyalardaki puantaj kayıtları esas alınarak düzenlenen rapora istinaden karar verilmiş olmasının hatalı olduğunu, Mahkemenin çalışma dönemine dair taleple bağlılık ilkesini aşarak hüküm kurmasının hatalı olduğunu, Yargıtay içtihatlarına göre bir işçinin günde 3 saati aşar fazla çalışma yapmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının ücreti her nevi çalışmasını kapsar şekilde tarafların karşılıklı yazılı mutabakat ile ülke standartlarının çok üzerinde son olarak aylık 2.050,00 Euro olarak belirlendiğini, tarafların bu yöndeki yazılı iradeleri yok sayılarak fazla çalışma ücreti alacağına hükmedilmiş olmasının hukuk aykırı olduğunu, davacıya "ücret farkı" adı altında yapılan fazladan ödemelerin niteliği ücret alacağı olmakla talep edilen aynı nitelikteki alacaklardan mahsup edilmemesinin hatalı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının tanık beyanları ile fazla çalışmaya ilişkin iddialarını ispat ettiği, bu çalışmaların karşılığının ödendiği hususunun davalı tarafından kanıtlanamadığı, fazla çalışma alacağının hüküm altına alınmasının yerinde olduğu, alacak kalemlerine %50 oranında indirim uygulanmasının yerleşik Yargıtay içtihatları doğrultusunda işçinin raporlu, mazeretli, izinli olduğu günler ile çalışılmayan günler, davacının çalışmasının yurt dışında olduğu ve hükmedilen alacaklara yabancı para birimi üzerinden hükmedilmiş olması hususları gözönünde bulundurulduğunda isabetli bulunduğu, arabuluculuk başvuru formunda dava konusu tüm alacaklar zikredildiğinden bu alacaklar yönünden esasa girilerek karar verilmesinin yerinde olduğu, her ne kadar dava dilekçesinde davacının hizmet süresi 15.08.2017-26.11.2017 tarihleri arası olarak belirtilmiş ise de işçinin söz konusu tarihi tam olarak bilemeyebileceği hususundan yola çıkılarak, dava dilekçesinde tüm çalışma dönemi için alacakları istendiğinden ve SGK kayıtlarına göre çalışma süresinin 14.08.2014-07.12.2017 tarihleri arası olduğu sabit olduğundan davalının bu yöndeki istinaf başvurusunun reddi gerektiği, davacının çalışma sürelerinin tanık beyanlarına ve dosya kapsamında göre doğru belirlendiği, davacıya yapılan ek menfaat ödemesinde açıklama yapılmadığı dikkate alındığında yapılan ödemenin mahsup edilmemesinin yerinde olduğu gerekçeleriyle tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri 1. Davalı vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. 2. Davacı vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeleri tekrar ederek katılma yoluyla temyiz başvurusunda bulunmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacının davalıya ait işyerindeki çalışma süresi, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ile hafta tatili ücreti alacaklarının ispat ve hesaplanmasına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi. 2. 6100 sayılı Kanun'un "Taraflarca getirilme ilkesi" başlıklı 25 inci maddesinin birinci fıkrası şu şekildedir: "Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz" 3. 6100 sayılı Kanun'un "Taleple bağlılık ilkesi" kenar başlıklı 26 ncı maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir." 4. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 24 ve 27 nci maddeleri, 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 41, 44, 46, 47 ve 63 üncü maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin ileri sürülen temyiz nedenlerine göre aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Somut olayda dava dilekçesinde fesih tarihi 26.11.2017 olarak açıklanmış olmasına rağmen hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının alacakları 07.12.2017 tarihine kadar hesaplanmıştır. Mahkemece, davacının ileri sürdüğü maddi vakıa ile bağlı kalınarak davacının çalışmasının 26.11.2017 tarihinde son bulduğunun kabul edilmesi gerekirken hesaplamaların 07.12.2017 tarihine kadar yapılmış olması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. 3. Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır. Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş ve işyerinden çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır. İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazı kaydının bulunması hâlinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazı kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı hâlde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda ise işçinin ihtirazı kayıt ileri sürmesi beklenemeyeceğinden, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının her türlü delil ile ispatı mümkündür. Fazla çalışmanın yazılı delil ya da tanıkla ispatı imkân dahilindedir. İşyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez. Aynı ispat kuralları ulusal bayram ve genel tatil ile hafta ücreti alacakları için de geçerlidir. Somut uyuşmazlıkta bilirkişi raporunda; davacı tanık beyanına göre hesaplama yapılmıştır. Ancak beyanı hükme esas alınan tanık, davalıya ait işyerinde 29.04.2015-08.02.2018 tarihleri arasında çalışmış olup davacının hesaplamaya konu çalışma döneminin tamamı için çalışma düzenini bilmesi mümkün değildir. Bu nedenle davacı tanığının davacıyla birlikte çalışmadığı dönem yönünden davalı tanık beyanları ve dosya kapsamına göre alacakların hesaplanması gerektiği gözetilmeden sonuca gidilmesi doğru olmamıştır. 4. Diğer yandan somut uyuşmazlığa Türk hukuku uygulanmıştır. 4857 sayılı Kanun'un 46 ncı maddesine göre hafta tatili; yedi günlük bir zaman dilimi içinde kesintisiz en az yirmi dört saatlik dinlenmedir. Aynı Kanun'un 63 üncü maddesinde genel bakımdan çalışma süresinin haftada en çok kırk beş saat olduğu nispi emredici şekilde düzenlenmiş; 41 inci maddesinde ise Kanun'da yazılı koşullar çerçevesinde, haftalık kırk beş saati aşan çalışmanın fazla çalışma olduğu belirtilmiştir. Davacı ile davalı işveren arasında imzalanan iş sözleşmesinin eki niteliğindeki bilgi formunda çalışma süresi "30 gün\*8 saat" olarak kararlaştırılmış olup ilgili bilgi formu ve yasal düzenlemeler dikkate alındığında; davacının haftalık çalışmasının 48 saat (6x8=48) olduğu ve ücretin de buna göre belirlendiği anlaşılmaktadır. Bu durumda Dairemizin kararlılık kazanmış olan uygulamasına göre yıllık 270 saatle sınırlı olarak söz konusu hüküm geçerlidir (Aynı yönde Yargıtay 9. Hukuk Dairesi,18.10.2022 tarihli ve 2022/9465 Esas, 2022/12684 Karar sayılı karar). Şu hâlde; haftalık 3 saat fazla çalışma ücrete dâhil olduğundan, fazla çalışma alacağının haftalık 48 saatin üzerindeki çalışma bakımından hesaplanması gerekmektedir. Bu husus gözetilmeden karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- 4857 S. İŞ KANUNU [ Madde 46 ]
10. Hukuk Dairesi 2011/3780 E., 2011/10306 K. 10. Hukuk Dairesi 2011/3780 E., 2011/10306 K. - ÇALIŞMA SÜRESİNİN TESPİTİ- 4857 S. İŞ KANUNU [ Madde 63 ] - 4857 S. İŞ KANUNU [ Madde 24 ] - 4857 S. İŞ KANUNU [ Madde 25 ] - 4857 S. İŞ KANUNU [ Madde 46 ] - 506 S. SOSYAL SİGORTALAR KANUNU(MÜLGA) [ Madde 6 ] - 506 S. SOSYAL SİGORTALAR KANUNU(MÜLGA) [ Madde 77 ] - 506 S. SOSYAL SİGORTALAR KANUNU(MÜLGA) [ Madde 2 ] - 657 S. DEVLET MEMURLARI KANUNU [ Madde 164 ] - 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 328 ] - 818 S. BORÇLAR KANUNU [ Madde 334 ] - 1475 S. İŞ KANUNU ( 14. maddesi yürülükte ) [ Madde 41 ] - 1475 S. İŞ KANUNU ( 14. maddesi yürülükte ) [ Madde 49 ] "İçtihat Metni" Dava, davacının 04.02.1978-31.12.2001 tarihleri arasında, davalı işyerinde sürekli olarak çalıştığının ve son ücretinin 210 TL olduğunun tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde, bozma üzerine, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalılar vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi Ebru Pakin Akın tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Davacının, davaya konu dönemde, DİE nezdinde geçici personel olarak, 657 sayılı Kanunun 4/c maddesi kapsamında çalıştığı, ancak Sosyal Sigortalar Kurumuna, 10793376 sicil ile yapılan bildirimlerin kısmi olduğu anlaşılmaktadır. Anılan yasal düzenleme kapsamında geçici personel, bir yıldan az süreli veya mevsimlik hizmet olduğuna Devlet Personel Dairesinin ve Maliye Bakanlığının görüşlerine dayanılarak Bakanlar Kurulunca karar verilen görevlerde ve belirtilen ücret ve adet sınırları içinde sözleşme ile çalıştırılan ve işçi sayılmayan kimselerdir. Yine aynı Kanunun 164. maddesinde, geçici personelin gündeliklerinin gün hesabıyla hafta veya ay sonlarında ödeneceği belirtilmiştir. Bozma sonrası, hükme dayanak alınan bilirkişi raporunda, Cumartesi-Pazar günlerinin ücretli ve sigortalı kabul edilmemesinin, 506 sayılı Kanunun 2. ve 6. ve 1475 sayılı İş Kanunu'nun 41.ve 49. maddelerine aykırı olduğunun kabulü ile 2/5 oranlaması yapılarak davacının eksik bildirilen 1729 gününün tespiti gerektiği sonucuna varılmıştır. 657 sayılı Kanunun 4/c maddesi kapsamında çalışanların, sosyal güvenlikleri yönünden, SSK'ya tabi olmaları, yani hizmet akdi ile çalışıyor olmaları, ancak buna rağmen işçi sayılmamaları, onların Borçlar Kanunu'na tabi olmaları sonucunu doğurmaktadır. Bu durum, hafta tatilleri için de geçerlidir. Hafta tatili kavramı, 1924 yılında çıkarılan 394 sayılı Hafta Tatili Kanunu'nda düzenlenmiştir. Yasa, çalışanların haftada bir gün tatil yapmaları gerektiğini belirtmiştir. Hüküm bu ifade ile yetindiğinden, bu kişilere tatil sırasında çalışmadan ücret ödenmesi söz konusu olmamaktadır. Aynı durum, sonrasında Borçlar Kanunu ve onun hizmet akdi bölümü için de böyledir. Borçlar Kanununda hafta tatili ücreti düzenlenmemiştir. Yasada çalışılmadan ücrete hak kazanılabilmesine imkan veren hüküm 328. maddedir ki o da hafta tatilini kapsamına almamıştır. Anılan hükme göre, "Uzun müddet için yapılan hizmet akdinde, işçi hastalıktan ve askerlikten veya bu gibi sebeplerden dolayı kusuru olmaksızın nispeten kısa bir müddet için işi ifa edemediği takdirde o müddet için ücret istemeğe hakkı vardır.". Kanunun dinlenmeye dair temel hükmü olan ve "İş sahibi işçinin istirahati için mutat olan saat ve günlerde müsaade vermekle mükelleftir. İş sahibi, mukavelenin feshi ihbar olunduktan sonra başka bir iş araması için işçiye münasip bir zaman vermek mecburiyetindedir. Her halde mümkün olduğu kadar iş sahibinin menfaati gözetilmek lazımdır." şeklindeki 334. maddesi de hafta tatili ücretine dair bir düzenleme içermemektedir. Dolayısıyla Borçlar Kanununun hizmet akdi hükümlerine tabi olan bir sigortalının, dinlenme hakkından söz edilecek, ancak karşılığında ücret alacağının tahakkuk edebileceğinden bahsedilemeyecektir. Hafta tatili ücreti, İş Kanununda düzenlenmiştir. İş Kanunun 46. maddesine göre, "Bu Kanun kapsamına giren işyerlerinde, işçilere tatil gününden önce 63 üncü maddeye göre belirlenen iş günlerinde çalışmış olmaları koşulu ile yedi günlük bir zaman dilimi içinde kesintisiz en az yirmidört saat dinlenme (hafta tatili) verilir. Çalışılmayan hafta tatili günü için işveren tarafından bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücreti tam olarak ödenir... Bir işyerinde işin bir haftadan fazla bir süre ile tatil edilmesini gerektiren zorlayıcı sebepler ortaya çıktığı zaman, 24 ve 25 inci maddelerin (III) numaralı bentlerinde gösterilen zorlayıcı sebeplerden ötürü çalışılmayan günler için işçilere ödenen yarım ücret hafta tatili günü için de ödenir. Yüzde usulünün uygulandığı işyerlerinde hafta tatili ücreti işverence işçiye ödenir." Bir İş Kanunu müessesesi olan ve sadece bu yasa kapsamındaki işçilere uygulanabilen hafta tatili ücreti, somut olayda olduğu gibi, 657 sayılı Kanun'un 4/c maddesine tabi olarak çalışan ve iş Kanunu kapsamı dışında bırakılan geçici personel hakkında uygulanamaz. Bir kısım tanık beyanları, bazen Cumartesi, Pazar günleri de çalışıldığı ama ücret verilmediği gibi ifadeler içeriyorsa da, çalışmanın geçtiği yerin bir kamu kurumu olduğu ve işlemlerin kayıtlara geçirilmesinin asıl bulunduğu, kayıtların aksinin yazılı delillerle ispatı gerektiği gözetilmeli, böylece 506 sayılı Kanunun 77. maddesi kapsamında, çalışılmayan ve ücret alınmayan sürelerin tespitinin mümkün olmadığı dikkate alınmalıdır. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı olduğu şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davalılar avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. S O N U Ç:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 05.07.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2024/1218 E., 2024/4310 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4857 sayılı İş Kanunu'nun 17, 32, 41, 44, 46 ve 47 nci maddeleri.
9. Hukuk Dairesi         2024/1218 E.  ,  2024/4310 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/3488 E., 2023/3797 K. KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 63. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/969 E., 2023/396 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı işverenlikte yurt dışı iş sözleşmesiyle 29.05.2017-20.04.2018 tarihleri arasında kalıpçı ustası olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin işverence haksız olarak feshedildiğini, son ücretinin net 1.800,00 USD olduğunu, aylık ücretin bir kısmının avans olarak elden ve kalan kısmının ise banka hesabına yatırıldığını, günlük 16 saate varan çalışmalar yaptığını, iki ayda bir defa hafta tatili kullandığını, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını, karşılıklarının ödenmediğini, aylık ücretlerinin eksik yatırıldığını, bazı aylarda hiç ödenmediğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık izin, fark ücret, fazla çalışma ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile hafta tatili ücreti alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 28.05.2017-20.04.2018 tarihleri arasında müvekkili Şirketin yapımını üstlendiği Kamerun Japoma Spor Kompleksi inşaatı işyerinde kalıpçı ekipbaşı olarak çalıştığını, iş bitimi nedeniyle iş sözleşmesinin sonlandırıldığını, son ücretinin 1.150,00 USD olduğunu, ücretlerinin eksiksiz olarak ödendiğini, mesai saatleri haricinde yapılan fazla çalışma var ise ücret bordrolarına yansıtılarak davacıya ödendiğini, bordroların imzalı olması nedeniyle bordroda kayıtlı fazla çalışmadan daha fazla çalışma yapıldığının yazılı belge ile ispatlanması gerektiğini, hizmet süresinin bir yıldan az olması nedeniyle kıdem tazminatı ve yıllık ücretli izne hak kazanamadığını, iş sözleşmesinin ihbar öneli kullandırılarak feshedildiğini, talep edilen alacakların zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının 29.05.2017-20.04.2018 tarihleri arasında davalı işverenlikte çalıştığı, hizmet süresinin 10 ay 22 gün olduğu, bir tam yıl hizmeti bulunmadığından kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiği, ödenmeyen ihbar tazminatının bulunduğu, işverence davacının ücretinin bordrolarda 1.150,00 USD olarak tahakkuk ettirildiği; ancak fazla çalışma adı altında yapılan tahakkuklar ve bu tutarların dahi yeterli olmaması hâlinde “Ek Ödeme” adı altında yapılan ödemeler ile 1.800,00 USD'ye tamamlanmış olduğu, bu durumda söz konusu fazla çalışma ve ek ödeme adı altındaki ödemelerin her ay 1.800,00 USD'ye tamamlandığı ve davacının son brüt ücretinin 1.800,00 USD kabul edilmesi gerektiği, davalı tanık beyanlarına göre davacının fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışması bulunmamakta ise de bordrolardaki tahakkuk ettirilen saatler üzerinden yapılan hesaplama doğrultusunda karar verilmesi gerektiği ve davacının bakiye ücret alacağının bulunmadığı gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili; somut uyuşmazlığa Kamerun hukukunun uygulanması gerektiğini ve talep edilen alacakların Kamerun hukukuna göre zamanaşımına uğradığını, Türkiye İş Kurumu nezdinde imzalanan yurt dışı iş sözleşmesi ile davacı tarafından ihtirazı kayıtsız imzalanan personel ücret zarflarından son aylık net ücretin 1.150,00 USD olduğunun açıkça anlaşıldığını, davacının hak ettiği ücret ve eklerinin her ay hazırlanan ücret bordrosuna yansıtıldığını ve banka kanalı ile ödendiğini, davacının iddialarını yazılı deliller ile ispatlayabileceğini, davacının fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ile hafta tatili çalışması yapması hâlinde karşılığının o ayki bordrosuna tahakkuk ettirilerek eksiksiz şekilde ödendiğini, davacıya ihbar önelinin eksiksiz şekilde kullandırıldığını, ihbar tazminatına hükmedilmesinin hatalı olduğunu, davacının ücret alacakları tahakkuk ettirilerek kendisine tam ve eksiksiz şekilde ödendiğinden bakiye ücret alacağı bulunmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının cevap dilekçesinde Türk hukuku uygulanması konusunda çekişme bulunmadığının belirtildiği, ücret bordroları, banka kayıtları, tanık beyanları ve emsal mahkeme kararları dikkate alındığında davacının aylık ücretinin 1.800,00 USD olduğu kabulünün yerinde olduğu, davacının iş bitimi nedeniyle işten çıkarıldığı, bakiye ihbar tazminatına hak kazandığı, fazla çalışma ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile hafta tatili ücreti yönünden bordrolardaki tahakkuk ettirilen saatler üzerinden yapılan hesaplamanın yerinde olduğu gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçelerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, uygulanması gereken hukuk, ücretin tespiti, davacının bakiye ihbar tazminatına hak kazanıp kazanmadığı, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile hafta tatili alacaklarının ispatı ve bu hesaplanmasına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un ( 5718 sayılı Kanun) 24 ve 27 nci maddeleri. 3. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 17, 32, 41, 44, 46 ve 47 nci maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. 5718 sayılı Kanun'un 24 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre hukuk seçimi, taraflarca açıkça yapılabileceği gibi zımni olarak da yapılabilir. Yabancılık unsuru taşıyan bir iş sözleşmesinin varlığı karşısında, Türk hukukuna göre açılmış bir davada davalı tarafça en geç cevap dilekçesi ile yabancı hukukun uygulanması gerektiği yönünde itirazda bulunulmaması yahut en geç ön inceleme duruşmasında tarafların hukuk seçimi konusunda anlaşmamış olmaları durumunda uyuşmazlığa uygulanacak olan hukukun Türk hukuku olarak zımnen seçilmiş olduğunun kabulü gerekir. Buna göre somut uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. 3. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.03.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2023/17579 E., 2024/1655 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4857 sayılı Kanun'un 11, 17, 41, 46 ve 63 üncü maddeleri.
9. Hukuk Dairesi         2023/17579 E.  ,  2024/1655 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1470 E., 2023/2246 K. KARAR : İstinaf başvurularının esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 6. İş Mahkemesi SAYISI : 2019/84 E., 2022/8 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı ve davalılardan T... Center AŞ (TPOFS) vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ve TPOFS vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 23.12.2009-31.12.2013 tarihleri arasında Türkiye Petrolleri AO'da (TPAO) çalıştığını; ancak çalıştığı sürede sigortasının TPAO'nun alt kuruluşu olan Turkish Petroleum İnternational Company (TPIC) tarafından yatırıldığını, davacının çalıştığı işyerlerinin TPIC alt işverenleri olan davalılar ... Sosyal Hizmetler Yemek İnşaat Petrol Nakliyat Lojistik Sayaç Okuma Mayın Arama Tarama San. ve Tic. Ltd. Şti. (... Şirketi) ve ... İthalat İhracat Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti.nin (... Şirketi) gösterildiğini, 02.01.2014 tarihinde davalı TPAO'nun diğer alt işvereni olan TPOFS bünyesine geçirildiğini, bu Şirketin yurt dışı sondaj gibi işler için TPAO tarafından kurulduğunu, TPOFS'un yönetim ve denetiminde olanların TPAO'nun eski çalışanları olduğunu, davalıların aralarında fiili ve organik bağ olduğunu ve davacının alacaklarından müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını, davacının TPOFS bünyesinde sondaj mühendisi olarak 02.01.2014-29.07.2016 tarihleri arasında aralıksız çalıştığını, ücretinin düşürüldüğünü, iş sözleşmesinin haklı neden olmadan feshedildiğini, fazla çalışma yaptığını, ulusal ... ve genel tatiller ile hafta tatillerinde çalışmasına rağmen karşılığının ödenmediğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık izin, fazla çalışma, ulusal ... ve genel tatil ile hafta tatili ücreti alacaklarının davalılardan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı TPIC vekili cevap dilekçesinde; davacının talep ettiği alacakların zamanaşımına uğradığını, davacının müvekkilinin çalışanı olmadığından bahisle müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, davanın belirsiz alacak davası şeklinde açılamayacağını, TPIC ile TPAO arasında akdedilen sözleşmeler gereği TPAO'nun petrol sahalarında tüm teknik hizmetleri sunmak amacıyla TPAO'ya hizmet verildiğini, aradaki ilişkinin ihale makamı ilişkisi olduğunu, hizmet alımına ilişkin yaptığı ihalelerde alt işveren şirketlerin işi üstlendiğini, sonraki dönemlerde ise işlerin ... Şirketi tarafından üstlenildiğini ve bu kapsamda sözleşmeler imzalandığını, bu anlamda davacının ... Şirketi işçisi olarak çalıştığını, davacının tüm alacaklarının ücret bordrolarına uygun şekilde bankadan ödendiğini savunarak davanın reddini istemiştir. 2. Davalı TPAO vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin Bakanlar Kurulu kararıyla yurt dışında şirket kurmaya yetkilendirildiğini, bu kapsamda 06.02.1996 yılında Jersey Adalarında Turkish Petroleum Overseas Company Limited Şirketi (TPOC) hisselerinin tamamı müvekkiline ait olmak üzere kurulduğunu, TPOC'un da yurt dışında yürütülen faaliyetler kapsamında proje ve servis şirketleri kurduğunu, TPOFS'un da TPOC’a bağlı ve Kanal Adaları Jersey’de kayıtlı, özel hükümlere tâbi, petrol ve doğalgaz sektöründe hizmet işleri yapmak üzere kurulmuş bir şirket olduğunu, davacının müvekkilinden kendi isteğiyle ayrıldıktan sonra TPOFS'de çalışmaya başladığını, müvekkilinden ayrılırken kendisine tüm haklarının ödendiğini, talep ettiği alacaklardan müvekkilinin sorumlu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. 3. Davalı TPOFS vekili cevap dilekçesinde; müvekkili ile davalılardan TPAO arasında sermaye sahipliği anlamında bir bağ olduğunu; ancak işçi açısından birlikte işverenliğin söz konusu olmadığını, Şirketin Türkiye'de kayıtlı şubesinin tasfiye edildiğini, 02.01.2014 tarihinde 2 yıllık sözleşme ile işe alındığını, 01.01.2016 tarihinde iş sözleşmesinin sonlandığını, tekrar 29.01.2016 tarihinde 6 aylık yeni bir sözleşme yapıldığını, davacının diğer çalışmalarının müvekkili ile ilgisinin olmadığını, başından beri müvekkilinin çalışanı olarak kabul edilmeyeceğini, davacının aylık ücretine fazla çalışma ile ulusal ... ve genel tatil ücretlerinin dâhil olduğunu, dosyadaki belgelere göre davacının Ankara'daki çalışmalarında fazla çalışma yapmadığını, Erbil'deki çalışmalarında, 5 haftalık çalışmasına karşılık olarak 3 haftalık dinlenme izni kullandırıldığını, bu sisteme göre 2 aylık dönemler dikkate alınıp 8 hafta esas alınarak davacının fazla çalışma ve hafta tatili ve ulusal ... ve genel tatil ücretinine ilişkin alacaklarının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. 4. Diğer davalılar davaya cevap vermemişlerdir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtlarına göre davacının 23.12.2009 - 31.12.2013 tarihleri arasında TPIC işyerinde, 02.01.2014 - 31.03.2015 tarihleri arasında TPOFS işyerinde çalıştığı, toplam çalışma süresinin 6 yıl 6 ay 9 gün olduğu, ayrıca davacının TPIC nezdinde görülen çalışmalarının bir kısmının davalı ... ve ... Şirketlerinde geçtiğinin anlaşıldığı, dosyada bulunan sözleşmelerden davacının 30.01.2016 tarihine kadar 5.000,00 USD ücret karşılığında çalıştığı, 30.01.2016 tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde yeni sözleşmenin imzalandığı ve ücretinin net 2.750,00 USD olarak belirlendiği, davacının imza itirazında bulunmadığı sözleşme dikkate alınarak fesih tarihindeki aylık brüt ücretinin 2.894,73 USD olduğuna ilişkin tespitin dosya kapsamına uygun olduğu, davacı tarafça sunulan çalışma belgeleri ve Ankara 2. İş Mahkemesinin, 24.02.2016 tarihli ve 2014/820 Esas, 2016/78 Karar sayılı dava dosyasında verilen karar dikkate alınarak davacının birinci dönem çalışması bakımından TPIC, ... ve ... şirketlerinin birlikte sorumluluklarının bulunduğu, tanık beyanları, SGK kayıtları gereği TPOFS ve TPIC bakımından işçi geçişleri olduğundan işyeri devri kuralları gereğince davacının son dönem çalışmasının TPOFS nezdinde geçtiği de dikkate alınarak TPOFS'nin tüm dönem bakımından talep edilen alacaklardan sorumlu olduğu, birinci dönem çalışmasının 31.12.2013 tarihinde sona erdiği anlaşılmakla devir tarihinden itibaren 2 yıllık yasal sürenin geçtiği kabul edilerek ..., ... Şirketleri ile TPIC bakımından davanın reddine karar verilmesi gerektiği, davacı TPAO, TPIC ve TPOFS arasında organik bağın bulunduğu iddiasını ispatlayamadığından TPOFS dışındaki davalılar bakımından davanın reddine verilmesi gerektiği, davacının sondaj mühendisi olarak çalıştığı, yapılan işin niteliği gereği belirli süreli sözleşme yapılmasını gerektirecek objektif unsurların bulunmadığı, davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, davacının ödenmeyen fazla çalışma, ulusal ... ve genel tatil ile hafta tatili ücretleri bulunduğu gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve TPOFS vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili; davalılar arasında hukuken ve fiilen organik bağ bulunduğunu, müvekkiline karşı birlikte sorumlu olduklarını, müvekkilinin son brüt giydirilmiş ücretinin hatalı hesaplandığını, ihbar tazminatı ve yıllık izin ücreti alacakları için yapılan hesaplamaların hatalı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. 2. Davalı TPOFS vekili; TPIC ile müvekkili arasında iş sözleşmesi devrinin olmadığını, müvekkilinin TPIC dönemindeki işçilik alacaklarından sorumlu tutulmaması gerektiğini, davalı ile belirli süreli iş sözleşmesi yapıldığını, kıdem ve ihbar tazminatı hususunda müvekkili Şirketin hiçbir sorumluluğunun bulunmadığını, davacının yıllık izinlerini kullandığını, ... ücretinin belirlenirken fazla çalışma ücretlerinin çıkarılmadığını, hafta tatili ücretinin davacının ... ücretinin içinde olup, davacıya ödendiğini, davacının fazla çalışmalarına karşılık dinlenme izinleri verildiğini; ancak bu hususun dikkate alınmadığını, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal ... ve genel tatil ücreti alacaklarında faiz başlangıcının hatalı belirlendiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya kapsamına göre TPAO, TPIC ve TPOFS Şirketleri arasında organik bağın bulunmadığı hususundaki kabulün isabetli olduğu, davacının yeni iş sözleşmesi imzalamak suretiyle ücretinin düşürülmesine muvafakat gösterdiği, çalışma koşullarının yeni sözleşmeye göre belirlenmesinin yerinde olduğu, davanın davalı TPOFS yönünden kısmen kabulünde hata bulunmadığı gerekçesiyle davacının ve davalı TPOFS vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı TPOFS vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri Davacı ve davalı TPOFS vekilleri istinaf dilekçelerinde ileri sürülen gerekçelerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması talep edilmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, aylık ücretinin tespiti, iş sözleşmesinin feshi ile davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanıp kazanmadığı, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal ... ve genel tatil günlerinde çalışıp çalışmadığının ispatı ve hesaplanması, yıllık izin ücreti alacağının bulup bulunmadığı hususlarındadır. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası, 370 inci maddesinin dördüncü fıkrası. 2. 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 6 ncı maddesi şu şekildedir: "İşyeri veya işyerinin bir bölümü hukukî bir işleme dayalı olarak başka birine devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer. Devralan işveren, işçinin hizmet süresinin esas alındığı haklarda, işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihe göre işlem yapmakla yükümlüdür. Yukarıdaki hükümlere göre devir halinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren birlikte sorumludurlar. Ancak bu yükümlülüklerden devreden işverenin sorumluluğu devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır." 3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) "II. Sözleşmenin Devri" kenar başlıklı 429 uncu maddesi ise şu şekildedir: " Hizmet sözleşmesi, ancak işçinin yazılı rızası alınmak suretiyle, sürekli olarak başka bir işverene devredilebilir. Devir işlemiyle, devralan, bütün hak ve borçları ile birlikte, hizmet sözleşmesinin işveren tarafı olur. Bu durumda, işçinin, hizmet süresine bağlı hakları bakımından, devreden işveren yanında işe başladığı tarih esas alınır." 4. 4857 sayılı Kanun'un 11, 17, 41, 46 ve 63 üncü maddeleri. 5. Dairemizin 08.11.2022 tarihli ve 2022/4947 Esas, 2022/14521 Karar sayılı kararında işyeri devri ile iş sözleşmesinin devri ve sonuçları arasındaki farklılıklar şu şekilde açıklanmıştır: "... 3.Belirtmek gerekir ki iş sözleşmesinin devri ile işyerinin tamamen veya kısmen devrine ilişkin koşullar birbirinden farklı olduğu gibi bu hukuki kurumlara bağlanan hukuki sonuçlar da aynı değildir. Hem işyeri devrinde hem de iş sözleşmesinin devrinde, sözleşmenin işveren tarafının değiştiği noktasında bir tereddüt yoktur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 16.02.2021 tarihli ve 2016/9(22)-2289 Esas, 2021/90 Karar sayılı kararı). Ancak bu hâllerden birinde iş sözleşmesinin devamı işçinin rızası olmaksızın mümkün değil iken diğerinde işlemin geçerliliği için işçinin iradesine ihtiyaç vardır. Çünkü genel anlamda bir sözleşme ilişkisinin devrinde dahi sözleşme ilişkisinde kalan tarafın sözleşmeye dâhil olan tarafa ... göstermesi beklenir (İştar ..., İş Sözleşmesinin İradi Devri, Ankara, 2014, s.167). Oysa işyerinin devrinde kural olarak işçinin devre itiraz ... bulunmamaktadır. Aynı şekilde işyeri devri, taraflarca iş sözleşmesinin feshi için haklı bir sebep teşkil etmez. 4. Görüldüğü gibi iki işveren arasında gerçekleşen işyeri devrine işçinin müdahale etmesi, devre itiraz etmesi yahut onay vermesi gibi bir durum söz konusu olmadığından işçinin bu hukuki işlemin sonuçlarından olumsuz yönde etkilenmemesi gerekir. 4857 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesinde işyeri devrinin, devir tarihinde devam eden iş sözleşmelerine etkisi detaylı bir biçimde düzenlenmiş olup işçinin devir tarihinden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken alacaklarından devreden ve devralan işverenin birlikte sorumlu olması esası benimsenmiştir. 6098 sayılı Kanun'a tâbi işçiler bakımından da Kanun'un 428 inci maddesinde paralel bir düzenlemeye yer verilmiş olup her iki Kanun hükmünde devredenin devir tarihinden itibaren iki yıl süre ile devralanla birlikte sorumlu olması emredilmektedir. Buna karşılık işçinin rızası ile gerçekleşen iş sözleşmesinin devrinde tüm tarafların iradesi sözleşmenin devri yönünde birleşmekte; devreden taraf sözleşmenin tarafı olmaktan çıkmakta, devralan ise sözleşmenin tarafı hâline gelmektedir. Böylece devralan işveren, devraldığı işçinin sadece kıdeme bağlı hakları açısından değil tüm hakları açısından devreden işveren yanında geçen hizmet süresinden sorumlu olmakta iken devreden taraf, gerek devir öncesi dönem gerekse devir sonrası dönem yönünden sorumluluktan kurtulmaktadır (..., s.118). Bu sebeple işçinin rızası ile gerçekleşen iş sözleşmesinin devrinde, devreden işverenin devir tarihinden önce veya devir sırasında doğmuş borçlardan dolayı devralan ile birlikte sorumluluğu söz konusu değildir. 5. 6098 sayılı Kanun'un 429 uncu maddesindeki düzenlemeden de tam anlamıyla aynı sonuca ulaşılmaktadır. Kanun koyucu işyeri devrine ilişkin 428 inci maddesinin son fıkrasında "Yukarıdaki hükümlere göre devir hâlinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan, devreden ve devralan işveren müteselsilen sorumludurlar. Ancak, devreden işverenin bu yükümlülüklerden doğan sorumluluğu, devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır." hükmüne yer vermişken "Sözleşmenin devri" kenar başlıklı 429 uncu maddede bu tür bir süre öngörmemiştir. İşyeri devrine ilişkin 428 inci maddede devreden ve devralanın birlikte sorumluluğuna ilişkin kurallara yer verdikten sonra takip eden 429 uncu maddede devredenin sorumluluğuna yönelik herhangi bir hükme yer vermemesi tamamen bilinçli bir tercihtir. 6. 6098 sayılı Kanun, 4857 sayılı Kanun karşısında genel kanun niteliğindedir. Bu Kanun'da düzenlenmeyen hususlarda niteliğine uygun düştüğü ölçüde genel kanun niteliğindeki 6098 sayılı Kanun'un uygulanması gerektiğinde tereddüt bulunmamaktadır. 4857 sayılı Kanun'da iş sözleşmesinin devrine ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden bu Kanun'a tâbi işçilerin iş sözleşmelerinin devrinde, genel kanun niteliğindeki 6098 sayılı Kanun'un 429 uncu maddesinin uygulanması gerektiği açıktır. Ayrıca belirtmek gerekir ki iş sözleşmesinin devri bakımından 6098 sayılı Kanun'da açık bir kural vazedilmiş olup kuralın uygulanması iş hukukunun özel karakterine aykırı düşmez. Bu sebeple 4857 sayılı Kanun'a tâbi işçiler bakımından örtülü bir düzenleme boşluğundan da söz edilemez. Sonuç olarak 4857 sayılı Kanun'a tâbi işçiler yönünden iş sözleşmesinin devrinde 6098 sayılı Kanun'un 429 uncu maddesi uygulanmalıdır. Bu maddede ise devredenin birlikte sorumluluğu esası benimsenmediğinden, taraflarca aksi kararlaştırılmadığı sürece, devredenin devir tarihinden doğmuş veya devir tarihinden sonra doğacak borçlar bakımından devralan ile birlikte sorumluluğu söz konusu değildir." 3. Değerlendirme 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı ve davalı TPOFS vekillerinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Somut uyuşmazlıkta; SGK kayıtları ve dosyadaki belgelerden davacının 23.12.2009 - 31.12.2013 tarihleri arasında TPIC işyerinde, 02.01.2014 - 31.03.2015 tarihleri arasında TPOFS işyerinde çalıştığı anlaşılmaktadır. Mahkemece tanık beyanları, SGK kayıtları gereği TPOFS ve TPIC bakımından işçi geçişleri olduğundan bu Şirketler arasında işyeri devri kabul edilerek sonuca gidilmiştir. Ancak yapılan bu değerlendirme hatalıdır. 3. Dosya kapsamından, davacının da dava dilekçesinde belirttiği gibi TPOFS ve TPIC Şirketleri arasında işyeri devri değil, iş sözleşmesi devrinin söz konusu olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece hatalı değerlendirme yapılarak işyeri devri olduğu gerekçesiyle karar verilmiş olması bozmayı gerektirir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden ve devir eden davalı Şirketlerin kararı temyiz etmediği dikkate alındığında sonucu itibarıyla doğru bulunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinin değiştirilerek ve düzeltilerek onanması, 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin dördüncü fıkrası hükmü gereğidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davacı ve davalı TPOFS vekillerinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Davacı ve davalı TPOFS vekillerinin Bölge Adliye Mahkemesince yapılan değerlendirmeye yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile sonucu itibarıyla doğru olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinin değiştirilerek ve düzeltilerek ONANMASINA, Peşin alınan temyiz karar harçlarının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 07.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2024/8196 E., 2024/13265 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4857 sayılı İş Kanunu'nun 17, 32, 41, 44, 46, 47 ve 63 üncü maddeleri.
9. Hukuk Dairesi         2024/8196 E.  ,  2024/13265 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi KARAR : Davalının istinaf başvurusunun esastan reddi, davacının istinaf başvurusunun kabulü ile davanın kısmen kabulü TEMYİZ EDENLER : Taraf vekilleri İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 1. İş Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddi, davacının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 08.05.2015-15.12.2015 tarihleri arasında davalı işverenin Etiyopya'daki şantiyelerinde aşçı başı olarak aylık net 2.500,00 USD ücretle çalıştığını, iş sözleşmesinin haksız olarak sona erdirildiğini, alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek ihbar tazminatı, ücret ile fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının müvekkili Şirkette Etiyopya .... Demiryolu projesinde 08.05.2015-30.11.2015 tarihleri arası aşçıbaşı olarak çalıştığını, davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ile hafta tatili alacaklarının aylık ücrete dâhil olduğunu, davacının alacağının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğinin ispatının işverene ait olduğu, davalı tarafından davacının kadın işçilere ahlaka aykırı davranış ve tekliflerde bulunduğu iddiası ile iş sözleşmesinin sona erdirildiği, dosyaya davalı tarafça sunulan 21.11.2015 tarihli tutanakta iki kadın işçinin davacı tarafından tacize uğradığından bahsedildiği, tutanağın işyerinde çalışanlar tarafından tutulduğu, tutanak tanıklarının dinletilmediği, bu hâli ile tutanak içeriğinin teyit edilmediği, tutanak dışında davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğine ilişkin herhangi bir delil sunulmadığından davacının ihbar tazminatına hak kazandığı, tanık beyanlarına göre davacının 08.05.2015-26.05.2015 tarihleri arasında 10,5 saat, 27.05.2015-26.11.2015 tarihleri arasında ise 21 saat fazla çalışma yaptığı, dinî bayramların bir günü dışındaki tüm dinî bayramlarda ve resmî tatillerde çalıştığı, ayda iki hafta tatilinde çalıştığı ve bu çalışmalarının karşılığının ödenmediği ve davacının ödenmeyen ücretinin bulunmadığı gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili; davacının aylık ücretinin hatalı tespit edildiğini, bordrolarda yansıtılan ücretin net ücret olduğunu, ücret alacağının reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, net ücret ile hesaplanan ücret alacaklarından Sosyal Güvenlik Kurumu prim ve vergi kesintisi yapılmasının hatalı olduğunu, uygulanan faizin türünün hatalı olduğunu, ulusal bayram ve genel tatil ücreti bakımından hükümde maddi hata olduğunu, talebi aşar şekilde karar verildiğini, davalı lehine hükmedilen vekâlet ücretinin hatalı olduğunu belirterek istinaf yoluna başvurmuştur. 2. Davalı vekili; zamanaşımı def'inin dikkate alınmadığını, davacının aylık ücretine fazla çalışmalarının da dâhil olduğunu, bunun dikkate alınmadan fazla çalışma hesaplanmasının hatalı olduğunu, fazla çalışma ücretine esas aylık ücretinin de hatalı tespit edildiğini, davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini, ihbar tazminatına hükmedilmesinin hatalı olduğunu, brüt ücretin hatalı tespit edildiğini, işverene karşı davası bulunan ya da davacı ile menfaat birliği içinde olan tanık beyanları ile hüküm kurulmasının ve fazla çalışmaya hükmedilmesinin hatalı olduğunu, yapılan indirim oranının da düşük olduğunu belirterek istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ancak davacının tespit edilen net ücretine %5 sağlık sigortası eklenerek brüt ücretin belirlenmesi gerektiği, bu ücrete de 150,00 USD yemek ve barınma gideri eklenerek giydirilmiş brüt ücretin tespit edildiği, hüküm kısmındaki kamu bankası ibaresinin kaldırılması gerektiği, davacının iş sözleşmesinin davalı ile aralarında yapılan sözleşmesinin 12 nci maddesinde belirtilen hâllere aykırılık nedeniyle feshedildiği ispat edilemediğinden ücret talebin kabul edilmesi gerektiği, ulusal bayram ve genel tatil ücreti miktarının alacağının hükümde hatalı yazıldığı gerekçeleriyle davalının istinaf başvurusunun esastan reddine, davacının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili; istinafa başvuru sebeplerine ek olarak davacının ihbar tazminatı alacağının giydirilmiş brütten hesaplanıp daha sonra bu tutarın nete çevrildiğini, davacının yurt dışında çalışması nedeniyle ücretlerinin vergiden muaf olduğunu, yapılan netleştirme hesabının taleplerine ve hukuk kurallarına aykırı olduğunu belirterek temyiz yoluna başvurmuştur. 2. Davalı vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeler ve resen dikkate alınacak nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; iş sözleşmesinin feshi ile davacının ihbar tazminatına hak kazanıp kazanmadığına, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ispat ve hesaplanmasına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 304, 305, 305/A ve 306 ncı maddeleri ile 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi. 2. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun'un 24 ve 27 nci maddeleri. 3. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 17, 32, 41, 44, 46, 47 ve 63 üncü maddeleri. 4. 09.08.2007 tarihli ve 26608 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Etiyopya Federal Demokratik Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması'nın "Bağımlı Faaliyetler" başlıklı 15 inci maddesi şöyledir: " 1. 16, 18, 19, 20 ve 21 inci maddelerin hükümleri saklı kalmak üzere, bir Akit Devlet mukiminin bir hizmet dolayısıyla elde ettiği ücret, maaş ve diğer benzeri gelirler, bu hizmet diğer Akit Devlette ifa edilmedikçe, yalnızca bu Devlette vergilendirilecektir. Hizmet diğer Devlette ifa edilirse, buradan elde edilen gelir bu diğer Devlette vergilendirilebilir. 2. 1 inci fıkra hükümlerine bakılmaksızın, bir Akit Devlet mukiminin diğer Akit Devlette ifa ettiği bir hizmet dolayısıyla elde ettiği gelir, eğer: a) Gelir elde eden kişi, diğer Devlette ilgili takvim yılı içinde başlayan veya biten herhangi bir on iki aylık dönemde bir veya birkaç seferde toplam 183 günü aşmamak üzere kalırsa, ve b) Ödeme, diğer Devletin mukimi olmayan bir işveren tarafından veya böyle bir işveren adına yapılırsa, ve c) Ödeme, işverenin diğer Devlette sahip olduğu bir işyerinden veya sabit yerden kaynaklanmazsa yalnızca ilk bahsedilen Devlette vergilendirilecektir. 3. Bu maddenin bundan önceki hükümlerine bakılmaksızın, uluslararası trafikte işletilen bir gemi veya uçakta ifa edilen bir hizmet dolayısıyla elde edilen ücret, maaş ve diğer benzeri gelirler, teşebbüsün etkin yönetim yerinin bulunduğu Akit Devlette vergilendirilebilir." 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Somut uyuşmazlıkta, Bölge Adliye Mahkemesince brüt olarak hesaplanan ihbar tazminatı alacağından %15 gelir vergisi kesintisi yapıldığı görülmektedir. İlâmın İlgili Hukuk bölümünün (4) numaralı paragrafında yer verilen çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasındaki düzenlemeye göre; Etiyopya'da ifa ettiği çalışma dolayısıyla gelir elde eden kişi, ilgili mali yıl içinde başlayan veya sona eren herhangi bir on iki aylık dönemde bir veya birkaç seferde toplam 183 günü aşmayacak şekilde Etiyopya'da kalırsa elde edilecek gelirin yalnızca ilk bahsedilen Devlet olan Türkiye'de vergilendirilmesi gerekecektir. Davacı işçinin ise sözü edilen dönemdeki çalışmalarında 183 günden fazla bir süre Etiyopya'da kaldığı anlaşıldığından gelirin Türkiye'de vergilendirilmesi mümkün değildir. O hâlde, davacının hesaplanan ihbar tazminatı alacağından %15 gelir vergisi kesilmesi suretiyle sonuca gidilmesi de hatalı olmuştur. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

İş Hukuku

Haftalık 45 saatlik çalışmasını tamamlayan işçi (F), Cumartesi günü saat 13:00'ten Pazartesi sabahına kadar dinlenmeye çekilmiştir. (F), hafta tatili ücretine tam olarak hak kazanıp kazanmadığını sormaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu’na göre bu olayla ilgili hangisi doğrudur?

A) Hafta tatili ücretine hak kazanmak için o hafta içinde hiç izin kullanmamış olmak gerekir.
B) Bu Kanun kapsamına giren işyerlerinde, işçilere tatil gününden önce belirlenen iş günlerinde çalışmış olmaları koşulu ile yedi günlük bir zaman dilimi içinde kesintisiz en az yirmi dört saat dinlenme (hafta tatili) verilir.
C) Hafta tatili sadece Pazar günü kullanılabilir; diğer günler tatil sayılmaz.
D) Hafta tatili ücreti, normal ücretin yarısı olarak ödenir.
E) İşçi hafta içinde bir gün hastalanıp rapor alırsa hafta tatili ücreti hakkını tamamen kaybeder.

Bu maddeyle ilgili 7 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol