İş Kanunu 53. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 53 - İşyerinde işe başladığı günden itibaren, deneme süresi de içinde olmak üzere, en az bir yıl çalışmış olan işçilere yıllık ücretli izin verilir.
Yıllık ücretli izin hakkından vazgeçilemez.
Niteliklerinden ötürü bir yıldan az süren mevsimlik veya kampanya işlerinde çalışanlara bu Kanunun yıllık ücretli izinlere ilişkin hükümleri uygulanmaz.
İşçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi, hizmet süresi;
a) Bir yıldan beş yıla kadar (beş yıl dahil) olanlara ondört günden,
b) Beş yıldan fazla onbeş yıldan az olanlara yirmi günden,
c) Onbeş yıl (dahil) ve daha fazla olanlara yirmialtı günden,
Az olamaz. (Ek cümle: 10/9/2014-6552/5 md.) Yer altı işlerinde çalışan işçilerin yıllık ücretli izin süreleri dörder gün arttırılarak uygulanır.
Ancak onsekiz ve daha küçük yaştaki işçilerle elli ve daha yukarı yaştaki işçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi yirmi günden az olamaz.
Yıllık izin süreleri iş sözleşmeleri ve toplu iş sözleşmeleri ile artırılabilir.
Yıllık ücretli izne hak kazanma ve izni kullanma dönemi
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
34 karar eşleşti
(Kapatılan)22. Hukuk Dairesi, 2017/28487 E., 2020/4834 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
4857 sayılı İş Kanununun 53. maddesine göre işyerinde işe başladığı günden itibaren, deneme süresi de içinde olmak üzere, en az bir yıl çalışmış olan işçilere yıllık ücretli izin verilir.
(Kapatılan)22. Hukuk Dairesi 2017/28487 E. , 2020/4834 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının mevsimlik işçi olarak çalıştığı dönem ve kadroya alındığı döneme ilişkin hak kazandığı ve kullandırılmayan yıllık izin ücretlerinin iş sözleşmesinin sona erdiği tarihte ödenmediğini ileri sürerek, ödenmeyen yıllık izin ücreti alacağının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının yıllık izin hakkı bulunmadığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz Başvurusu:
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
Taraflar arasında uyuşmazlık, işçinin kullandırılmayan izin sürelerine ait ücretlere hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununun 53. maddesine göre işyerinde işe başladığı günden itibaren, deneme süresi de içinde olmak üzere, en az bir yıl çalışmış olan işçilere yıllık ücretli izin verilir.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 53/3’üncü maddesi uyarınca mevsimlik işlerde yıllık ücretli izinlere ilişkin hükümler uygulanmayacağından mevsimlik işçi, 4857 sayılı İş Kanunu’nun yıllık ücretli izin hükümlerine dayanarak yıllık ücretli izin kullanma veya buna dayanarak ücret alacağı isteminde bulunamaz.
İşçinin mevsimlik dönemde geçen kıdemi, daha sonra izne hak kazandığı dönemde izin süresinin belirlenmesine esas kıdeminin tespitinde dikkate alınmalıdır.
Yapılan iş mevsimlik değil, ancak işçi aralıklı çalıştırılmış ise mevsimlik işten söz edilemeyeceğinden bu sürede de bir yılı doldurmak koşulu ile izne hak kazandığı kabul edilmelidir.
Kanun koyucunun mevsimlik işte yıllık izin öngörmemiş olmasının temel gerekçesi, çalışılan süre itibarıyla dinlenme ihtiyacının ortaya çıkmamış oluşudur. Ne var ki, özellikle işçinin her yıl 11 ay civarında çalıştırılması ve kısa bir askı süresinden sonra yeniden çalışmaya devam etmesi, diğer bir ifade ile yılın tamamına yakın bir bölümünde çalışılma hâlinde, anayasal temeli olan dinlenme hakkının tanınması gerekmektedir. 11 ayı aşan çalışmalarda ise, yılın kalan bölümünde dinlenme hakkının gereğinin yerine getirilmesi için gereken süre bulunmadığından, 11 ayı aşan çalışmalarda çalışma şeklinin mevsimlik iş olarak değerlendirilmesine olanak bulunmamaktadır. Bu çeşit bir çalışmanın mevsimlik olarak değil, fasılalı çalışma olması nedeniyle ve mevsimlik işten söz edilemeyeceğinden, bu sürede de bir yılı doldurmak koşulu ile işçinin izne hak kazandığı kabul edilmelidir.(Yargıtay HGK’nın, T. 04.07.2018, E. 2015/(7)22-905, K. 2018/1325 sayılı kararı)
Somut olayda davacı, geçici işçi kadrosu ile kadrolu işçi olarak çalıştığı tüm çalışma süresine ilişkin yıllık izin ücreti alacağının tahsilini talep etmiş, Mahkemece bilirkişi raporu doğrultusunda hesaplanan yıllık izin ücreti alacağı hüküm altına alınmıştır. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda; davacının 1980 yılında çalışma süresinin 348 gün olduğu ve bu yıl itibariyle davacının mevsimlik işçi statüsü dışına çıktığı kabul edilerek bu yıldan sonraki yıllarda yıllık izin hakkı olduğuna göre hesaplama yapılmıştır. Davacının çalışma süresinin 330 günü aşması halinde, artık mevsimlik çalışmadan söz edilemeyeceğinden, bu halde davacının yıllık izin ücretine hak kazanacağı sonucuna varılması isabetlidir. Ancak davacının 1980 yılında çalışma süresinin 348 gün olduğu ve bu yıl itibariyle davacının mevsimlik işçi statüsü dışına çıktığı kabul edilerek bu yıldan sonraki yıllarda yıllık izin hakkı olduğuna göre hesaplama yapılması hatalı olmuştur. Davacının her bir yıllık dönemde çalışmasının 330 günü aşıp aşmadığı ayrı ayrı belirlenmelidir. Hükme esas alınan bilirkişi raporu bu yönüyle hatalı olup, hatalı bilirkişi raporu doğrultusunda yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan hükmün yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, 11.03.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Diğer kararlar (4)
9. Hukuk Dairesi, 2024/909 E., 2024/4629 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4857 sayılı Kanun'un 17, 24, 25, 41, 53 ve 57 inci maddeleri ile 120 nci maddesi atfıyla hâlen yürürlükte olan mülga 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14 üncü maddesi.
9. Hukuk Dairesi 2024/909 E. , 2024/4629 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/2818 E., 2023/2260 K.
KARAR : İstinaf başvurusunun kabulü ile davanın kısmen kabulü
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bursa 8. İş Mahkemesi
SAYISI : 2020/245 E., 2021/536 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararın kaldırılmasına ve esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi.
Davacı vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmiş ise de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince duruşma isteğinin miktardan reddi ile incelemenin dosya üzerinden yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, 27.07.1998 tarihinden itibaren çalıştığı davalı Bankadaki görevinden 14.05.2019 tarihinde ayrıldığını, noter kanalı ile gönderilen istifa dilekçesinin bir suretini davalı Banka Bursa şubesi müdürüne imza karşılığı teslim ettiğini, istifa dilekçesine noter kanalıyla verilen cevapta istifanın Bankaca uygun görülmediği ve işleme alınmadığının belirtildiğini, müvekkilinin istifasının hakkında yürütülen soruşturmanın olası kötü etkilerinden kurtulma amaçlı olarak yapıldığının iddia edildiğini, ancak müvekkilinin istifa hakkını yürürlükteki 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) ilgili maddelerine ve Basisen Sendikası ile Banka arasında imzalanan 26. Dönem Toplu İş Sözleşmesi'nin 70 inci maddesinin (C) bendinin (1) inci alt bendine uygun bir şekilde anayasal bir hak olarak kullandığını, istifanın kabul edilmeme nedenininin Bankanın müvekkilinin hak ettiği alacakları ödememek için başvurduğu kötüniyetli ve hukuksuz bir yol olduğunu, davalı Bankanın 29.05.2019 tarihli Disiplin Kurulu toplantısında müvekkilinin iş sözleşmesini tazminat ve önelsiz olarak feshettiğini ve 31.05.2019 tarihli tayin ve atama duyurusunun yapıldığı sirküler mektup ile tüm Kurum çalışanlarına duyurduğunu, müvekkili hakkında bilinmeyen bir nedenle 2018 yılı Ağustos ayı içerisinde Teftiş Kurulu Başkanlığı müfettişliğince bir soruşturma yapıldığını, 1 ay süren soruşturma süresince müvekkiline psikolojik şiddet uygulandığını ve daha sonra görevinden el çektirildiğini, müvekkilinin işe giriş tarihinden itibaren Munzam Sandık Vakfı adına kesintiler yapıldığını ve Vakıftan yararlanma hakkı sona erenlere kendi ödedikleri prim ve aidatların ödenmesi gerekirken müvekkiline herhangi bir ödeme yapılmadığını ileri sürerek kıdem tazminatı ile fazla çalışma, manevi tazminat, ücret ve yıllık izin ücreti alacaklarının faizleri ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; ilk olarak zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davacının munzam sandık alacağı hakkında davalı Bankaya husumetin yöneltilemeyeceğini, munzam sandık alacağının iş sözleşmesi ilişkisine dayalı olmadığını, söz konusu alacak bakımından asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğunu ve bu alacağın Türkiye İş Bankası Mensupları Munzam Sosyal Güvenlik ve Yardımlaşma Sandığı Vakfından talep edilmesi gerektiğini, davanın esasına ilişkin ise davacının 27.07.1998 tarihinde çalışmaya başladığını, Banka Teftiş Kurulu Başkanlığının uzaktan denetim çalışmaları kapsamında davacının yüksek borçluluk düzeyi nedeni ile hakkında bir inceleme yapıldığını, incelemede davacının çalıştığı Şubenin müşterisi bir şirketin cari hesabından kullandırdığı kredi bedelini kendi şahsına araç satın almak için kullandığı bilgisine ulaşıldığını, davacının 25.02.2010 - 28. 05.2015 döneminde görevli olduğu Şubede portföyündeki müşterilerin borçlu ve alacaklı cari hesaplarından kullandığı tutarları zimmetine geçirdiği yönündeki müşteri şikâyeti üzerine hakkında soruşturma yürütüldüğünü, 29.05.2015 tarihinde görevden geçici olarak el çektirildiğini, disiplin süreci sonucunda şikâyet konusu olayın doğruluğunun anlaşılması üzerine ağır kınama cezası verildiğini, 24.08.2015'te son görev yeri olan Yalova şubesine nakledildiğini, Teftiş Kurulu Başkanlığının davacı hakkında soruşturma başlattığını, 11.09.2018 tarihli raporda davacının 25.08.2015 tarihinde aldığı ağır kınama disiplin cezasına karşın lüks yaşam tarzı ve geliri ile mütenasip olmayan harcamaları sebebiyle yüksek seyreden borçlanma durumunu geliriyle uygun bir düzeyde kontrol altına alamadığı, toplam banka borcunun 207.525,00 TL olduğu, bu konuda bir çaba sarf etmediği gibi aksine bankacılık mevzuatı ve meslek kuralları bakımından kabulü mümkün olmayan hukuka aykırı işlemler yaptığını, borçlanma durumunu takip eden insan kaynakları bölümüne diğer bankalar nezdinde borcunu karşılayacak tutarda mevduatının olduğu yönünde gerçek dışı beyanını belgeleyebilmek adına sunduğu diğer bankalara ait hesap özetlerinde tahrifat yaparak gerçekte olmayan toplam 25.000,00 euro, 178.500,00 TL ve 92.000,00 USD birikimi olduğu şeklinde yanıltıcı beyanda bulunduğunu, insan kaynakları bölümüne sunduğu şahsına ait bir hesabı gerçek duruma aykırı olarak aile bireyleri ile müşterek bir hesap şeklinde gösterdiğini, söz konusu hesapta 09.01.2018 tarihinde ablası tarafından 95.000,00 TL yatırıldığı şeklinde gerçek dışı beyanda bulunduğunu, toplam banka borcu 207.525,00 TL olmasına rağmen müfettişe sunduğu 09.08.2018 tarihli borçlanma beyanında toplam borcunu 158.939,00 TL olarak bildirdiğini, başka bankalara ait hesaplarında 100.000,00 TL mevduatının olduğunu beyan ettiğini ve sunulan hesap özetinde geçen 06.07.2018 tarihli 50.000,00 TL para yatırma işlemini ablasından gelen EFT şeklinde açıkladığı hâlde bunun gerçekte bankanın müşterisi olan ve davacı tarafından kullanılan BMW marka aracın sahibi olan şirket ortağı tarafından EFT yapılan tutar olduğunu, hesabına 14.08.2018'de miras payı ödemesi açıklaması ile gelen 80.000,00 TL'yi ablasından aldığı beyanına karşın, gerçekte banka müşterisinden emanet aldığı tutar olduğunu, ertesi gün bu paranın çekildiğinin anlaşılması üzerine bununla 60 Cumhuriyet altını aldığını ve eşine teslim ettiğini bildirdiğini, ancak eşinin bu şekilde alınan ve kendisine teslim edilen bir altın olmadığını söylediğini, bu çerçevede davranışının davalı Bankayı kandırmak amacıyla hileli davranışlara girdiğini, özel belgede tahrifat yaptığının tespit edildiğini, bu sebeplerle davacı hakkında toplu iş sözleşmesi hükümleri doğrultusunda disiplin süreci başlatıldığını, disiplin süreci kapsamında davacının görevden el çektirildiğini ve Genel Müdürlük emrine alındığını, disiplin sürecinin sonunda iş sözleşmesinin 4857 sayılı Kanun'un 25 inci maddesinin (II) numaralı bendine göre feshedileceğini öngördüğünden bu fesin olumsuzluklarını dolanmak ve kıdem tazminatı alabilmek adına davacının Bankadan önce iş sözleşmesini feshettiğini, davacının müvekkili Bankadan herhangi bir ücret alacağı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının iş sözleşmesini 14.05.2019 tarihinde feshettiği ve feshin haklı olmadığı, bu nedenle kıdem tazminatına ak kazanamadığı, mobbing iddiasını da ispatlayamadığından manevi tazminata da hak kazanamadığı, fazla çalışma alacağının ispatlanamadığı, kullanmadığı yıllık izin alacağının bulunmadığı gerekçesiyle bu alacak talebinin reddine, munzam sandık alacağı talebi dosyadan tefrik edildiğinden, bu alacak hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; dava dilekçesinin davalı Bankaya tebliğ edildiğini ve davalı Banka tarafından 6100 sayılı Kanun tarafından tanınmış olan cevap süresinde hiçbir cevap sunulmadığını, ancak Mahkemece davalı Bankanın iddialarının dinlendiğini ve gerekçeli kararda daha fazla davalının cevap dilekçesindeki beyanlarına yer verildiğini, bu nedenle yapılan incelemenin usul ve kanuna aykırı olduğunu, yargılama esnasında yapılan duruşmalarda taraflara iki haftalık süreler verildiği hâllerde dahi bu süreler beklenmeksizin yeni duruşma günü verildiğini, hem taraf vekillerine hem de incelemeyi yapan bilirkişiye oldukça kısa sürelerde tüm usuli işlemleri gerçekleştirmesi yönünde acele ettirildiğini, bu nedenle müvekkilinin zarara uğradığını, iş sözleşmesini fesheden müvekkiline hiçbir işçilik alacağı ödenmediğini, müvekkilinin davalı Bankadaki çalışması esnasında psikolojik tacize maruz bırakıldığını, davalının iddialarının asılsız olduğunu ve fesih hakkının kötüye kullanmasının söz konusu olmadığını, müvekkilinin munzam sandık alacağının tefrik edilmesinin hatalı olduğunu, davalı Bankanın duyurusunu yapmış olduğu üzere 01.04.2019 tarihinde ödenen 10.000,000 TL ödeme ve bir aylık ücret alacağının ödenmemesi sebebi ile müvekkilinin bu alacağı talep ettiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı süresinden sonra cevap dilekçesi sunmasa bile davacının dava dilekçesinde bildirdiği vakıaların doğru olmadığını (inkârı) ispat için karşı delil göstermesinin mümkün olduğu, davalının dilekçesinde bildirdiği inkâr kapsamındaki delillerin değerlendirilmesi gerektiği kabul edildiğinden davacı da işyeri sicil dosyasına delil olarak dayandığından davanın inkârı kapsamında sunulan işyeri sicil dosyasında bildirilen kayıtların delil olarak değerlendirilmesinde isabetsizlik bulunmadığı. iş sözleşmesinin feshi yönünden disiplin soruşturması sürecinde istifa edildiğinden işveren feshi yönünden de değerlendirme yapılması gerektiği, sadece davacının feshinin değerlendirilmesinin hatalı olduğu, Bankanın kendi içerisinde yazışmaları, müfettiş raporunun bekletilmesi, davacı hakkında işlem yapılmaması nedeniyle hem haklı hem de geçerli fesih için makul süre geçtiğinden işçi feshinin öne alıp incelenmesi gerektiği, işçinin haklı fesih iddialarını ispatlayamadığı, fesih sebebi ile bağlılık ilkesi gereğince 27.09.2019 tarihli emeklilik sebebine dayalı fesih yönünden inceleme yapılamayacağı, Mahkemece bu gerekçelerle kıdem tazminatı ve manevi tazminat istemlerinin reddi gerektiği, fazla çalışma alacağının ispatlanamadığı, kullanılmayan izin süresi bulunmadığının anlaşıldığı, 29.03.2019 tarihli "Sirküler mektup" başlıklı belgede, çalışanlara 01.04.2019 tarihinde maktu 10.000,00 TL ve bir aylık ücret tutarında “Ek ödeme” yapılmasının kararlaştırıldığı, bu ödemeden, 01.01.2019 tarihinden önce Bankada göreve başlayan ve 31.03.2019 tarihinde banka kadrosunda bulunan memur, operasyon destek elemanı, destek elemanı, özel güvenlik görevlisi ve hizmetlilerin yararlanacağının belirtildiği; toplu iş sözleşmesinin “Geçici olarak işte el çektirme” başlıklı 68 inci maddesinde ise “Hakkında tahkikat sürdürülen veya disiplin kovuşturması gereken personelin işe devamı sakıncalı görülürse ilgili genel müdürlük emrine alınmak suretiyle geçici olarak işten el çektirilir. İşten el çektirmenin devamı süresince ilgiliye Toplu İş Sözleşmesinde tanımlanan aylık ücreti dışında hiçbir ödeme yapılmaz.’’ düzenlemesi bulunduğu, bu doğrultuda İlk Derece Mahkemesince davacının geçici olarak işten el çektirildiği için toplu iş sözleşmesinin 68 inci maddesi gereğince toplu iş sözleşmesinde tanımlanan aylık ücreti dışında hiçbir ödeme yapılmayacağı kabul edilmiş ise de davacının 29.04.2019 tarihinde işten el çektirildiği ve 01.04.2019 tarihi itibarıyla çalışmakta olduğu anlaşıldığından, maktu 10.000,00 TL (brüt 13.987,77 TL) ile bir aylık ücret tutarında ücret (brüt 5.210,00 TL) olmak üzere toplam 19.197,77 TL brüt ücret alacağına hak kazandığı, vekâlet ücreti belirlenirken manevi tazminat yönünden ayrı hüküm kurulması gerektiği yönündeki düzenlemenin dikkate alındığı gerekçeleriyle davacının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle ücret alacağının hüküm altına alınmasına, kıdem tazminatı, fazla çalışma ücret alacağı, yıllık ücretli izin alacağı ve manevi tazminat istemlerinin reddine, munzam sandık alacağı talebi bu dosyadan tefrik edildiğinden bu alacak hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili, istinaf sebepleriyle benzer nedenlerle temyiz talebinde bulunmuştur.
2. Davalı vekili; davacı lehine hükmedilen ek ödemeye dayanak olarak 29.03.2019 tarihli sirküler mektupta "01.04.2019 ödeme tarihinde işyerinde çalışıyor olmak" ibaresinin olduğunu, ancak mektubun tamamı bir bütünlük içinde değerlendirildiğinde davacının ek ödeme koşullarını karşılamadığını, zira personel yararına bir defalık ek ödeme kararı alınmasının, toplu iş sözleşmesinin 8 inci maddesindeki "...işveren banka ve sendika üyelerinin, örnek bir işbirliğiyle uyum içinde ortak çıkarlarının bilançoda birleştiğine inanarak, verimliliğin artırılması yolunda her türlü çabayı göstermek suretiyle çalışmaları esastır." hükmüne dayandığını, çalıştığı şubede yetkili ünvandaki davacının davranışları ile Bankanın kazancına katkı sunmadığını bilakis zarara neden olan personelin ek ödemeden yararlanmasının hukuken mümkün olmadığını, bu durumun ödemenin doğasına aykırı olduğunu ve işçinin borçlarının ihlalinin ödüllendirilmesi olduğunu; ayrıca işverenin yönetim hakkına müdahale mahiyetinde olduğunu belirterek temyiz talebinde bulunmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının iş sözleşmesinin feshi ile kıdem tazminatı ile manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığına, dava konusu fazla çalışma ücreti ile yıllık ücretli izin alacaklarının ispatına, ücret alacağının ispatı ile hesaplanmasına ve munzam sandık alacağı talebinin somut dosyadan tefrikinin isabetli olup olmadığına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,
2. 4857 sayılı Kanun'un 17, 24, 25, 41, 53 ve 57 inci maddeleri ile 120 nci maddesi atfıyla hâlen yürürlükte olan mülga 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14 üncü maddesi.
3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 vd. maddeleri ile 417 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
12.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2023/17621 E., 2024/3296 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4857 sayılı Kanun'un 53, 54, 55, 56 ve 57 nci maddeleri.
9. Hukuk Dairesi 2023/17621 E. , 2024/3296 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/267 E., 2023/419 K.
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Soma İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/166 E., 2022/376 K.
Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (4) ve (6) ncı alt bentleri uyarınca kaldırılmasına ve dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı üzerine İlk Derece Mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonunda, davanın usulden ve esastan reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı Şirkette, müvekkili Sendikanın üyesi işçilerin çalıştığını, yeraltı maden işletmelerinde haftalık çalışma süresinin 37,5 saat ve hafta tatillerinin iki gün yani 48 saat olarak belirlendiğini ve yine 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 46 ncı maddesine göre, hafta içerisinde doktor raporu alan işçinin hafta tatillerinden kesinti yapılamayacağını, davalı işyerindeki uygulamalarda hafta içerisinde doktor raporu alan işçilerin hafta sonu ücretlerinin kesildiğini veya raporlu oldukları gün kadar işçilerin telafi çalışması yapmaya zorlandığını, davalı işyerinde bir işçinin yıllık ücretli izin hakkını kullanması sırasında, izinlerin hafta tatili günlerine denk gelmesi hâlinde hafta tatili günlerinin yıllık ücretli izinden sayılmaması gerektiğini, davalı işyerinde kömür yardımının işçilerin fiilî çalışma gün sayıları esas alınarak yapılması gerektiğini; ancak davalı işyerinde fiilî uygulamada bu kıstasların hiçbirinin göz önüne alınmadığını, hangi işçiye ne kadar kömür yardımı yapılacağının keyfi şekilde belirlendiğini, gerek 4857 sayılı Kanun gerekse de işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmesinden kaynaklı hakların işçilere kullandırılmadığını ileri sürerek hafta tatili ve yıllık ücretli izinlerin kanuna ve toplu iş sözleşmesine uygun şekilde kullandırılmadığının, kömür yardımının da hakkaniyete ve toplu iş sözleşmesine uygun şekilde yapılmadığının tespitini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; sendikaların çalışma ilişkisinden doğan hakları sebebiyle üyelerinin adına dava ve taraf yetkisine sahip olduğunu, sendikaların tüzel kişi olarak yorum davası açabilmelerinin de toplu iş sözleşmesinin tarafı olmaları şartına bağlı olduğunu, işbu davanın ise hukuk sistematiği ve talep sonuç kısmı itibarıyla net olmayıp hukuki olmadığını, davacı Sendikanın müvekkili Şirket nezdinde yetkili Sendika olmadığını, üyesi adına açılmış veya tarafı olunan toplu iş sözleşmesine ilişkin bir dava da söz konusu olmadığını, eda davası açılabilecekken tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, bu itibarla hukuki yararı olmayan ve dava taraf sıfatına da sahip olmayan davacının işbu davasının usulden reddedilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın 6100 sayılı Kanun'un 113 üncü maddesi ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun (6356 sayılı Kanun) 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre açılmış bir topluluk davası olduğu ve davacı Sendikanın dava takip yetkisini haiz olduğu, tespit davalarında hukuki yararın özel olarak düzenlendiği ve kanunda öngörülen istisnalar dışında davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararının bulunduğunu açıkça ortaya koyması gerektiği, davaya konu olan usulüne uygun kömür yardımı yapılmadığı ve hafta tatillerinin usulüne uygun kullandırılmadığı hususlarının iş sözleşmesinin devamı sırasında öne sürülerek eda davasına konu yapılabilecek hususlardan olduğu, buna göre bu taleplerin eda davasına konu olabileceğinden tespit davasına konu olabilecek nitelikte olmadığı, yıllık ücretli izin alacağı ise feshe bağlı bir alacak olup iş sözleşmesinin devamı sırasında talep edilemediğinden bu hususta tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunduğu, işçilere yıllık ücretli izin kullandırılırken kanuni hafta tatili günlerinin dışlanması ancak akdi hafta tatili günlerinin bu süreler içinde sayılması uygulamasında isabetsizlik bulunmadığı gerekçeleriyle davacı Sendikanın davalı işyerinde hafta tatillerinin kanuna ve toplu iş sözleşmesine aykırı şekilde kullandırıldığının ve kömür yardımlarının hakkaniyete ve toplu iş sözleşmesine aykırı şekilde dağıtıldığının tespiti taleplerinin hukuki yarar yokluğundan reddine ve davalı işyerinde yıllık ücretli izinlerin kanuna ve toplu iş sözleşmesine aykırı şekilde kullandırıldığının tespiti talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili; taleplerinin kolektif nitelikte bir dava olduğunu ve işyerinde çalışan işçi topluluğunun hak ve menfaatini korumak yahut geliştirmek üzere açıldığını, müvekkili Sendikanın davalının haksız uygulamalarından doğrudan etkilenen üyelerinin bulunduğunu ve bu hakların ihlal edilen ve gelecekte de ihlal edileceği uygulamadan anlaşılan haklar olduğunu, müvekkili Sendikanın da üyelerinin menfaatlerini korumak için kendi adlarına dava açabileceğini, Sendikanın davayı açmakta güncel yararının olduğunu, Yargıtay tarafından onanan bir kararda da sendikaların dava açmaktaki hukuki yararının geniş yorumlanmasının yalnızca bir dava ehliyeti tartışması olamayacağı, aynı zamanda demokratik toplumda örgütlenme özgürlüğünü de doğrudan ilgilendirdiği hususunun belirtildiğini, davalı işyerinde yıllık ücretli izinlerin hatalı kullandırıldığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın tespit istemine ilişkin olduğu, hafta tatillerinin usulüne uygun kullandırılmadığı veya kömür yardımlarının gereği gibi yapılmadığı ile ilgili hususların eda davasına konu olabileceği, tespit davasına konu olabilecek nitelikte olmadığı, işçilere yıllık ücretli izin kullandırılırken kanuni hafta tatili günlerinin dışlanması; ancak akdi hafta tatili günlerinin bu süreler içinde sayılması uygulamasında isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçelerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacı Sendikanın davalıya ait işyerinde hafta tatillerinin usulünce kullandırılmadığı ve toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan kömür yardımının usulünce yapılmadığının tespiti taleplerinde hukuki yararının bulunup bulunmadığı ve yıllık ücretli izinlerin 4857 sayılı Kanun'a uygun kullandırılıp kullandırılmadığı hususlarına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi.
2. 6100 sayılı Kanun'un “Topluluk Davası” başlıklı 113 üncü maddesi şöyledir:
"Dernekler ve diğer tüzel kişiler, statüleri çerçevesinde, üyelerinin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesimin menfaatlerini korumak için, kendi adlarına, ilgililerin haklarının tespiti veya hukuka aykırı durumun giderilmesi yahut ilgililerin gelecekteki haklarının ihlal edilmesinin önüne geçilmesi için dava açabilir."
3. 6100 sayılı Kanun'un 106 ncı maddesinin ikinci fıkrası ise şu şekildedir:
"Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır."
4. 6356 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin (ğ) bendinde sendikanın tanımı şöyle yapılmıştır:
"Sendika: İşçilerin veya işverenlerin çalışma ilişkilerinde, ortak ekonomik ve sosyal hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek için en az yedi işçi veya işverenin bir araya gelerek bir işkolunda faaliyette bulunmak üzere oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşları"
5. 6356 sayılı Kanun’un 26 ncı maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki gibidir:
“Kuruluşlar, çalışma hayatından, mevzuattan, örf ve adetten doğan uyuşmazlıklarda işçi ve işverenleri temsilen; sendikalar, yazılı başvuruları üzerine iş sözleşmesinden ve çalışma ilişkisinden doğan hakları ile sosyal güvenlik haklarında üyelerini ve mirasçılarını temsilen dava açmak ve bu nedenle açılmış davada davayı takip yetkisine sahiptir. Yargılama sürecinde üyeliğin sona ermesi üyenin yazılı onay vermesi kaydıyla bu yetkiyi etkilemez."
6. 4857 sayılı Kanun'un 53, 54, 55, 56 ve 57 nci maddeleri.
7. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.09.2021 tarihli ve 2018/(22)9-678 Esas, 2021/1110 Karar sayılı kararı.
8. Dairemizin 21.12.2021 tarihli ve 2021/12447 Esas, 2021/16718 Karar sayılı kararı.
3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. İlk Derece Mahkemesince; davacının, davalıya ait işyerinde hafta tatilinin kanuna ve toplu iş sözleşmesine, kömür yardımının hakkaniyet ve toplu iş sözleşmesine uygun kullandırılmasının tespitine yönelik taleplerinin eda davası açılabilecekken tespit davası açılmasında hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bu hususta yapılan değerlendirme ve karar hatalıdır.
3. 6100 sayılı Kanun'un 113 üncü maddesinde düzenlenen topluluk davası ile temsil ettiği topluluğun menfaatlerini korumak amacıyla dava açan tüzel kişi, ilgililerin haklarının tespiti, hukuka aykırı durumun giderilmesi ya da ilgililerin gelecekteki haklarının ihlalinin önüne geçilmesine yönelik tespit ve men davası açma şeklinde hareket edebilir (... Şahlanan, "Sendikaların Dava Ehliyeti Bağlamında Topluluk Davası (Karar incelemesi)", Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası Aylık Dergisi Hukuk 104, Nisan 2016, Sayı 420, s.2-5). Buna göre 6100 sayılı Kanun'un 113 üncü maddesine ve 6356 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasına dayanılarak davacı Sendikanın tespit davası açma hakkının bulunduğunun kabul edilmesi isabetlidir.
4. 6100 sayılı Kanun'un 106 ncı maddesinde düzenlenen tespit davasının açılabilmesi için davayı açanın kişisel ve doğrudan hukuki yararının bulunması gerekir ve buradaki hukuki yarar dava şartıdır. 6100 sayılı Kanun'un topluluk davasına ilişkin 113 üncü maddesinin gerekçesinde ise “... Topluluk Davası yoluyla, toplumsal yararın korunması ve dar ve teknik anlamda hukuki yarar kavramında bir açılım yaratılması sağlanmaktadır...” ifadesine yer verilmiştir. Kanun'un madde gerekçesinden; tespit davalarındaki davacının doğrudan ve kişisel hukuki menfaatinin bulunması şeklindeki dava şartının topluluk davalarında istisna tutulduğu görülebilecektir (Şahlanan, s.2-5).
5. Topluluk davasındaki hukuki yarar kavramını; bireysel davalardan farklı olarak topluluğun ortak yararı oluşturmaktadır. Şöyle ki işyerinde kanuna ya da toplu iş sözleşmesine aykırı davranılması durumunda birden fazla çalışanın ekonomik ve sosyal hakları zarar görmekte ve zarar gören bu topluluk, menfaatlerinin korunması adına ortak paydada buluşmaktadır. Bu topluluğa karşı yapılan hukuka aykırılıkların durdurulmasında ise menfaati zarar gören her çalışanın ayrı ayrı dava açması hem usul ekonomisi bakımından sakıncalı olacak hem de aynı konuda açılan davalarda farklı kararlar çıkmasına neden olabilecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 28.09.2021 tarihli ve 2018/(22)9-678 Esas, 2021/1110 Karar sayılı karar). Burada da 6356 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin (ğ) bendinde de düzenlendiği gibi, üyesi bulunan işçilerin çalışma hayatlarındaki ekonomik, sosyal hak ve çıkarlarını korumak adına hareket eden Sendika devreye girerek topluluğun ortak menfaatini ilgilendiren hususlarda tespit davası açabilecek ve menfaati etkilenen kişiler bu davanın sonucundan yararlanabilecektir.
6. Somut uyuşmazlıkta davalıya ait işyerinde üyelerinin bulunduğunu belirten ve hafta tatilinin ve kömür yardımının kanuna ve işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmesine aykırı uygulandığını ileri süren davacı Sendikanın; yukarıdaki açıklamalar dikkate alındığında, bu talepler yönünden dava açmakta hukuki yararının bulunduğu kabul edilerek işin esasına girilmesi gerekirken hatalı değerlendirmeyle sözü edilen talepler yönünden davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
22.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2024/8334 E., 2024/10739 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
4857 sayılı İş Kanunu'nun 17, 53 ve 59 uncu maddeleri ile aynı Kanun'un 120 nci maddesi atfıyla hâlen yürürlükte olan mülga 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14 üncü maddesi, 6360 sayılı Kanun'un 1 vd.
9. Hukuk Dairesi 2024/8334 E. , 2024/10739 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2018/703 E., 2020/17 K.
KARAR : Davanın kabulü
Taraflar arasında görülen alacak davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin asıl işveren ... Turizmi Geliştirme ve Altyapı İşletme Birliğinin (GATAB) bünyesinde 18.03.2008-03.04.2014 tarihleri arasında çalıştığını, iş sözleşmesinin haklı neden olmaksızın feshedildiğini, kıdem ve ihbar tazminatları ile üç aylık ücret alacağının ödenmediğini, 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (6360 sayılı Kanun) ile GATAB’ın tüzel kişiliğinin kaldırıldığını ve mevcut sözleşmelerin davalı Belediyeye devredildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; işçilik alacaklarının zamanaşımına uğradığını, davacının GATAB personeli olduğunu, müvekkili Belediyenin işveren olmadığını, 6360 sayılı Kanun gereği birlik yasal olarak tasfiye edildiğinden diğer davalı ile GATAB arasındaki sözleşmenin sona erdiğini, davanın muhatabının Belediye olmadığını, GATAB’ın tümüyle Belediyeye devredilmediğini, Belediyenin görevleriyle ilgili olan kısmının devredildiğini, davacının hangi işte çalıştığı belirtilmediğinden Belediyenin yetki ve sorumluluk alanında olan ve Belediyeye devredilen işler kapsamında çalışıp çalışmadığının anlaşılamadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 25.04.2016 tarihli ve 2014/527 Esas, 2016/293 Karar sayılı kararı ile; iş sözleşmesinin kıdem ve ihbar tazminatı ödenmesini gerektirmeyecek şekilde sona erdirildiği davalı tarafından ispatlanamadığından davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, davacının karşılığı ödenmeyen yıllık izin ve ücret alacakları olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 20.09.2018 tarihli ve 2017/18392 Esas, 2018/16249 Karar sayılı ilâmı ile; 6360 sayılı Kanun ile GATAB'ın tüzel kişiliğinin kaldırılması sonucunda GATAB nezdinde çalışan alt işveren işçilerinin işçilik alacaklarından hangi kurumun sorumlu olduğunun uyuşmazlık konusu olduğu, Antalya Valiliği Devir Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonunun 2014/42 sayılı kararı, eki tutanaklar ve listelere göre borç ve sorumlulukların hizmet alım sözleşmeleri kapsamında bir bütün olarak kurumlara devredildiği, işçilerin işine ve göreve göre devredilmediğinin anlaşıldığı, davacının görevi ne olursa olsun en son hangi hizmet alım sözleşmesi kapsamında çalıştığının taraflardan sorularak ve gerekirse ilgili bilgi ve belgeler getirtilerek tespit edilmesi gerektiği, bu hizmet alım sözleşmesinin hangi kuruma devredildiği belirlenerek davalı Belediyenin davacının işçilik alacaklarından sorumlu olup olmadığının ortaya konulması gerektiği, komisyon kararlarının ... kısmında hangi kurumun ne işle sorumlu olduğuna dair ayrı ve açık bir açıklama var ise veya 6360 sayılı Kanun’da ya da mevzuat hiyerarşisinde komisyon kararlarının daha üstünde yer alan mevzuatta hangi kurumun ne ile/ne işle sorumlu olduğuna dair ayrı ve açık bir açıklama bulunması hâlinde bu düzenlemenin gerektirdiği ölçüde davacının görevi ve bu işi hangi kamu hizmetinin yerine getirilmesi kapsamında yaptığının dikkate alınması gerektiği, devamında ise sonuca gidilmesi için gereken davacının en son çalıştığı işyeri sicil dosyasının, hangi görevde ve hangi kamu hizmetine yönelik olarak davacının çalıştığına dair belgelerin, hizmet alım sözleşmesi/sözleşmelerinin, ihale belgelerinin, var ise dosyadaki eksik komisyon kararlarının, davacının işyeri şahsi sicil dosyasının ve tarafların delil olarak bildirecekleri yeni belgelerin getirtilmesi gerektiği, davacının işçilik alacaklarının davalı Belediyeye değil de başka bir kuruma devredildiğinin anlaşılması hâlinde ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 124 üncü maddesi işletilerek sonuca gidilmesi gerektiği gerekçesiyle Mahkeme kararının bozulmasına, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda devir, tasfiye, paylaştırma komisyonunun 04.04.2014 tarihli kararı ile GATAB borçları devir tutanağı başlıklı belgede borçların kaynağının hizmet alım sözleşmeleri olduğu ve bu sözleşmelere bağlı yükümlülüklerinin davalıya devredildiği, davacının en son ihbar olunan alt işveren Zigana Şirketi nezdinde “Basın Danışmanı, Turizm Tanıtım , Hukuk Elemanı, Sayaç Okuma Elemanı ve Genel İdari Hizmet Alımı Sözleşmesi” kapsamında çalıştığı, dosyada mevcut Valilik Devir Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonunun 2014/42 Karar sayılı kararı ekindeki “Borçlar Devir Tutanağının 420., 442., 476. ve 518. sıralarında, Zigana Şirketi’nin “Basın Danışmanı, Turizm Tanıtım, Hukuk Elemanı, Sayaç Okuma Elemanı ve Genel İdari Hizmet Alımı Sözleşmesine” ilişkin 9,10,11,12/2013 aylarına ilişkin hak edişlerinin Antalya Büyükşehir Belediyesine devredildiği, alt işverenin hak edişinden sorumlu tutulan Antalya Büyükşehir Belediyesinin bu hizmet alım sözleşmesinden ... işçilik alacaklarından da sorumlu olduğunun kabulü gerektiği belirtilerek davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; devir kararı incelendiğinde dava konusu işçilik alacakları ile ilgili bir devir kararının bulunmadığını, davacının alt işveren işçisi olarak çalıştığını dolayısı ile herhangi bir kuruma devir işleminin yapılmadığını, son devir kararı ile birlikte dava dışı Kemer Belediyesinin asıl, davalının ise istisnai sorumluluğunun bulunduğunu, dava konusu alacakların dava dışı GATAB tarafından yetkisiz olarak yapılan hizmet alım sözleşmelerine ilişkin olduğunu, davalının sorumluluğunun bulunmadığını belirterek Mahkeme kararının ortadan kaldırılması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; 6360 sayılı Kanun ile GATAB’ın tüzel kişiliğinin kaldırılması sonucunda GATAB nezdinde alt işveren işçisi olarak çalışan davacının kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin ücretinden davalı Belediyenin sorumlu olup olmadığı konusundadır.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası.
2. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 17, 53 ve 59 uncu maddeleri ile aynı Kanun'un 120 nci maddesi atfıyla hâlen yürürlükte olan mülga 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14 üncü maddesi, 6360 sayılı Kanun'un 1 vd. maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Mahkeme kararının ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
04.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2024/8203 E., 2024/11882 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4857 sayılı İş Kanunu'nun 41, 44, 46, 47, 53 ve 59 uncu maddeleri.
9. Hukuk Dairesi 2024/8203 E. , 2024/11882 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/939 E., 2024/1012 K.
KARAR : İstinaf başvurularının esastan reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 4. İş Mahkemesi
SAYISI : 2024/43 E., 2024/87 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 20.12.2023 tarihli ve 2023/866 Esas, 2023/3899 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı üzerine yeniden yargılama yapan İlk Derece Mahkemesince, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda gereği düşünüldü:
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Bölge Adliye Mahkemesince reddedilen ve temyize konu edilen toplam miktarın Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibarıyla kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL’nin altında kaldığı anlaşılmakla; davacı vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.
Davalı vekilinin gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verilmiştir.
Davalı vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 17.09.2024 Salı günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir.
Duruşma günü davalı vekili Avukat ... ile davacı vekili Avukat ... geldiler.
Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi.
Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının radyoloji uzmanı hekim olduğunu, davalı işveren bünyesinde 04.09.2012-05.01.2021 tarihleri arasında kesintisiz olarak çalıştığını, davacının ücretlerinin 2018 yılı ortasına kadar Işıl Sağlık Ltd. Şti. tarafından ödendiğini, iş sözleşmesinin bu Şirket ile yapıldığını, gerçekte işverenin davalı olduğunu, davacının 01.02.2016 tarihine kadar olan çalışmalarının karşılığının bordroda gösterilerek ödendiğini, 01.02.2016 tarihinde davacı ile davalı arasında “tam gün çalışan kadrolu doktor sözleşmesi” 10.03.2016 tarihinde ise “doktor - hizmet alım sözleşmesi” adıyla iki sözleşme imzalandığını, birinci sözleşme ile sabit ücretin, ikinci sözleşme ile primin esaslarının düzenlendiğini, davacının iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini, brüt 11.000,00 TL ücret ve prim ile çalıştığını, prim alacaklarının Kasım 2016 tarihinden itibaren eksik ödendiğini, davacının haftalık 35 saatlik yasal çalışma süresinin üzerinde çalıştırıldığını, çalışma saatlerinin otomasyon sisteminde kayıtlı olduğunu, davacının çalıştığı süre boyunca hiç şua izni kullanmadığını, fesihle birlikte şua izinlerinin de ödenmediğini, çalışma süresi boyunca yalnızca 18 gün yıllık izin kullandığını, fesihle birlikte bakiye yıllık ücretli izin alacağının da ödenmediğini, davacının hafta tatili, ulusal ... ve genel tatil günleri alacakları bulunduğunu iddia ederek kıdem tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal ... ve genel tatil, yıllık ücretli izin, şua izni ve prim alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı Şirketin Işıl Sağlık Hizmetleri AŞ olan ünvanının 16.04.2018 tarihinde Medicana Hastane İşletmeciliği AŞ olarak değiştirildiğini, davacının Medicana İnternational Ankara Hastanesinde 04.09.2012-06.01.2021 tarihleri arasında radyoloji uzmanı olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin davacı tarafından feshedildiğini ve feshin haksız olduğunu, davacının en son brüt 11.000,00 TL ücret aldığını, çalışma saatlerinin haftalık 35 saati geçmeyecek şekilde düzenlendiğini, talep edilen alacakların zamanaşımına uğradığını, davacı ücret karşılığı çalışan personel olarak görünmekte ise de taraflar arasındaki ilişkinin ticari iş niteliğinde olduğunu, davacının kıdem tazminatının fesihten sonra ödendiğini, davacının herhangi bir işçilik hak ve alacağının olmadığını, davacının çalıştığı süre içerisinde hiçbir zaman fazla çalışma yapmadığını, davacının parça başı ücret usulüne göre çalıştığını, davacı çalışma saatleri dışında çalışmışsa dahi bu çalışmanın davacının sahibi olduğu Şirket ile müvekkili Hastane arasında imzalanan sözleşme kapsamında yapıldığını, bu çalışmalardan davalının sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, davacının; hak ettiği yıllık ücretli izinleri ve şua izinlerini kullandığını, prim karşılığı çalışmadığını, ulusal ... ve genel tatil günlerinde ve hafta tatili günlerinde çalışmadığını, istisnaen çalışmış ise ücretin ödendiğini, prim alacağına ilişkin iddianın gerçeği yansıtmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının davalıya ait işyerinde 04.09.2012-05.01.2021 tarihleri arasında radyoloji uzmanı olarak çalıştığı, taraflar arasında imzalanan tam gün çalışan kadrolu doktor sözleşmesinin 5 inci maddesinde ücretin brüt 11.000,00 TL olarak belirlendiği, doktor alım sözleşmesinin 6 ncı maddesinde ise hak ediş esası ile belirlenecek aylık hizmet bedeli için davacının kurduğu Şirket üzerinden ödeme yapılacağının kararlaştırıldığı, sözleşmelerden davacının davalı Şirkette sabit ödeme +prim şeklinde çalıştığı, otomasyon kayıtları dikkate alınarak giydirilmiş brüt 56.063,70 TL ücretle çalıştığının tespit edildiğini, iş sözleşmesinin davacı tarafından haklı nedenle feshedildiği, davalı tarafından ödenen kıdem tazminatının mahsubu ile davacının kıdem tazminatı alacağının bulunmadığı, davacının hizmet süresi dikkate alınarak 103 gün yıllık ücretli izin karşılığı alacağının bulunduğu, dosya arasında bulunan şua izni kullanıldığına ilişkin belgelerden tespit edilen tarih aralığında Hastane otomasyon sisteminden alındığı beyan edilen kayıtlara göre davacının fiîlen çalıştığı tespit edilmekle; davacının şua alacağının bulunduğu, bilirkişi raporu ile otomasyon kayıtları dikkate alınarak yapılan hesaplama doğrultusunda davacının prim alacağının bulunduğu, bilirkişi raporu ile Hastane otomasyon sisteminden alındığı beyan edilen kayıtlardan davacının ilk hasta kabul saati ve son işlem arasındaki süreler üzerinden otomasyon kayıtları dikkate alınarak davacının fazla çalışma ücret alacağının bulunduğu, yine Hastane otomasyon kayıtlarına göre davacının sürekli olarak ulusal ... ve genel tatil ve hafta tatili çalışmasının bulunmadığı, istisnai olarak 5 hafta tatili gününde çalıştığı, bu çalışmalarının karşılığı olarak ise ilgili aylarda bordrolarda tahakkuk bulunmadığı, davacının hafta tatili, ulusal ... ve genel tatil ücret alacaklarının bulunduğu, bilirkişi ek raporundaki otomasyon sistemi kayıtları esas alınarak hesaplama yapılan ikinci seçeneğe ve ıslah dilekçesine göre alacakların hüküm altına alındığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili; tüm alacak kalemleri yönünden taraflar arasındaki sözleşme ve işyeri uygulamalarına göre hükme esas alınması gereken doğru hesaplama yönteminin bilirkişi raporunda "1.Seçenek: İddia doğrultusunda" olarak isimlendirilen hesaplama yöntemi olduğu hâlde İlk Derece Mahkemesince "2.Seçenek: Otomasyon kayıtları doğrultusunda" yapılan hesaplamanın esas alınarak hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, davacının tüm alacaklarının yanlış hesaplandığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.
2. Davalı vekili; iş sözleşmesinin davacı tarafından feshedildiğini ve feshin haksız olduğunu, taraflar arasındaki ilişkinin ticari iş niteliğinde olduğunu, davacının çalışmış olduğu süre boyunca hak etmiş olduğu fazla çalışma alacağının ödenmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının herhangi bir işçilik hak ve alacağının olmadığını, şua izni alacağına yürütülen faizin hatalı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Yargıtay emsal kararı ışığında, bilirkişi ek raporundaki otomasyon sistemi kayıtları esas alınarak hesaplama yapılan ikinci seçeneğe değer verilmesinin yerinde olduğu, karar metninde hak ihlaline sebebiyet vermeyecek nitelikte usul ve Kanuna uygun yeterli gerekçe bulunduğu, tarafların ileri sürdüğü esasa etkili tüm delillerin değerlendirildiği, Dairelerince daha önce verilen karara uygun olarak ilk hükmün denetlenemeyen kısmının açıklığa kavuşturulduğu, şu hâlde verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davacı tarafın temyiz dilekçesi miktardan reddedildiğinden, temyiz sebeplerine yer verilmemiştir.
2. Davalı vekili; istinaf dilekçesinde belirttiği sebepler ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal ... ve genel tatil ücreti alacaklarının ispat ve hesaplanması ile davacının prim alacağı, şua izni ve yıllık ücretli izin alacaklarına hak kazanıp kazanmadığı noktalarında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 41, 44, 46, 47, 53 ve 59 uncu maddeleri.
3. 3153 sayılı Radyoloji, Radyom, Elektrikle Tedavi ve Diğer Fizyoterapi Müesseseleri Hakkında Kanun'un (3153 sayılı Kanun) 5947 sayılı Üniversite ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la eklenerek 30.01.2010 tarihinde yürürlüğe giren ek 1 inci maddesi şöyledir:
"İyonlaştırıcı radyasyonla teşhis, tedavi veya araştırmanın yapıldığı yerler ile bu iş veya işlemlerde çalışan personelin haftalık çalışma süresi 35 saattir. Bu süre içerisinde, Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikte belirtilen radyasyon dozu limitleri de ayrıca dikkate alınır. Doz limitlerinin aşılmaması için alınması gereken tedbirler ile aşıldığı takdirde izinle geçirilecek süreler ve alınacak diğer tedbirler Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir."
4. 3153 sayılı Kanun’a dayanılarak yayımlanan Radyoloji, Radyom ve Elektrikle Tedavi Müesseseleri Hakkında Nizamname’nin 24 üncü maddesi şöyledir:
"Bu gibi müesseselerde, her röntgen mütahassısının veya röntgen ve radyom ile iştigal eden kimsenin senede dört hafta muntazaman devamlı tatil yapması mecburidir."
3. Değerlendirme
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
A. Davacı Temyizi Yönünden
Davacı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
B. Davalı Temyizi Yönünden
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Davacı yararına takdir edilen 17.100,00 TL duruşma vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin davalı tarafa yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
İş Hukuku
Yer altı kömür madeninde 20 yıldır çalışan bir maden işçisinin, 4857 sayılı İş Kanunu’na göre hak kazandığı yıllık ücretli izin süresi en az kaç gündür?
A) 24 gün
B) 26 gün
C) 28 gün
D) 30 gün
E) 32 gün
Bu maddeyle ilgili 11 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.