İş Kanunu 56. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 56 - Yıllık ücretli izin işveren tarafından bölünemez.
Bu iznin 53 üncü maddede gösterilen süreler içinde işveren tarafından sürekli bir şekilde verilmesi zorunludur.
(Değişik üçüncü fıkra: 14/4/2016-6704/16 md.) Ancak, 53 üncü maddede öngörülen izin süreleri, tarafların anlaşması ile bir bölümü on günden aşağı olmamak üzere bölümler hâlinde kullanılabilir.
İşveren tarafından yıl içinde verilmiş bulunan diğer ücretli ve ücretsiz izinler veya dinlenme ve hastalık izinleri yıllık izne mahsup edilemez.
Yıllık ücretli izin günlerinin hesabında izin süresine rastlayan ulusal bayram, hafta tatili ve genel tatil günleri izin süresinden sayılmaz.
Yıllık ücretli izinleri işyerinin kurulu bulunduğu yerden başka bir yerde geçirecek olanlara istemde bulunmaları ve bu hususu belgelemeleri koşulu ile gidiş ve dönüşlerinde yolda geçecek süreleri karşılamak üzere işveren toplam dört güne kadar ücretsiz izin vermek zorundadır. İşveren, işyerinde çalışan işçilerin yıllık ücretli izinlerini gösterir izin kayıt belgesi tutmak zorundadır.
(Ek fıkra: 10/9/2014-6552/6 md.) Alt işveren işçilerinden, alt işvereni değiştiği hâlde aynı işyerinde çalışmaya devam edenlerin yıllık ücretli izin süresi, aynı işyerinde çalıştıkları süreler dikkate alınarak hesaplanır. Asıl işveren, alt işveren tarafından çalıştırılan işçilerin hak kazandıkları yıllık ücretli izin sürelerinin kullanılıp kullanılmadığını kontrol etmek ve ilgili yıl içinde kullanılmasını sağlamakla, alt işveren ise altıncı fıkraya göre tutmak zorunda olduğu izin kayıt belgesinin bir örneğini asıl işverene vermekle yükümlüdür.
Yıllık izin ücreti
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
9 karar eşleşti
9. Hukuk Dairesi, 2023/17621 E., 2024/3296 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
4857 sayılı Kanun'un 53, 54, 55, 56 ve 57 nci maddeleri.
9. Hukuk Dairesi 2023/17621 E. , 2024/3296 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/267 E., 2023/419 K.
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Soma İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/166 E., 2022/376 K.
Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (4) ve (6) ncı alt bentleri uyarınca kaldırılmasına ve dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı üzerine İlk Derece Mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonunda, davanın usulden ve esastan reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı Şirkette, müvekkili Sendikanın üyesi işçilerin çalıştığını, yeraltı maden işletmelerinde haftalık çalışma süresinin 37,5 saat ve hafta tatillerinin iki gün yani 48 saat olarak belirlendiğini ve yine 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 46 ncı maddesine göre, hafta içerisinde doktor raporu alan işçinin hafta tatillerinden kesinti yapılamayacağını, davalı işyerindeki uygulamalarda hafta içerisinde doktor raporu alan işçilerin hafta sonu ücretlerinin kesildiğini veya raporlu oldukları gün kadar işçilerin telafi çalışması yapmaya zorlandığını, davalı işyerinde bir işçinin yıllık ücretli izin hakkını kullanması sırasında, izinlerin hafta tatili günlerine denk gelmesi hâlinde hafta tatili günlerinin yıllık ücretli izinden sayılmaması gerektiğini, davalı işyerinde kömür yardımının işçilerin fiilî çalışma gün sayıları esas alınarak yapılması gerektiğini; ancak davalı işyerinde fiilî uygulamada bu kıstasların hiçbirinin göz önüne alınmadığını, hangi işçiye ne kadar kömür yardımı yapılacağının keyfi şekilde belirlendiğini, gerek 4857 sayılı Kanun gerekse de işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmesinden kaynaklı hakların işçilere kullandırılmadığını ileri sürerek hafta tatili ve yıllık ücretli izinlerin kanuna ve toplu iş sözleşmesine uygun şekilde kullandırılmadığının, kömür yardımının da hakkaniyete ve toplu iş sözleşmesine uygun şekilde yapılmadığının tespitini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; sendikaların çalışma ilişkisinden doğan hakları sebebiyle üyelerinin adına dava ve taraf yetkisine sahip olduğunu, sendikaların tüzel kişi olarak yorum davası açabilmelerinin de toplu iş sözleşmesinin tarafı olmaları şartına bağlı olduğunu, işbu davanın ise hukuk sistematiği ve talep sonuç kısmı itibarıyla net olmayıp hukuki olmadığını, davacı Sendikanın müvekkili Şirket nezdinde yetkili Sendika olmadığını, üyesi adına açılmış veya tarafı olunan toplu iş sözleşmesine ilişkin bir dava da söz konusu olmadığını, eda davası açılabilecekken tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, bu itibarla hukuki yararı olmayan ve dava taraf sıfatına da sahip olmayan davacının işbu davasının usulden reddedilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın 6100 sayılı Kanun'un 113 üncü maddesi ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun (6356 sayılı Kanun) 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre açılmış bir topluluk davası olduğu ve davacı Sendikanın dava takip yetkisini haiz olduğu, tespit davalarında hukuki yararın özel olarak düzenlendiği ve kanunda öngörülen istisnalar dışında davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararının bulunduğunu açıkça ortaya koyması gerektiği, davaya konu olan usulüne uygun kömür yardımı yapılmadığı ve hafta tatillerinin usulüne uygun kullandırılmadığı hususlarının iş sözleşmesinin devamı sırasında öne sürülerek eda davasına konu yapılabilecek hususlardan olduğu, buna göre bu taleplerin eda davasına konu olabileceğinden tespit davasına konu olabilecek nitelikte olmadığı, yıllık ücretli izin alacağı ise feshe bağlı bir alacak olup iş sözleşmesinin devamı sırasında talep edilemediğinden bu hususta tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunduğu, işçilere yıllık ücretli izin kullandırılırken kanuni hafta tatili günlerinin dışlanması ancak akdi hafta tatili günlerinin bu süreler içinde sayılması uygulamasında isabetsizlik bulunmadığı gerekçeleriyle davacı Sendikanın davalı işyerinde hafta tatillerinin kanuna ve toplu iş sözleşmesine aykırı şekilde kullandırıldığının ve kömür yardımlarının hakkaniyete ve toplu iş sözleşmesine aykırı şekilde dağıtıldığının tespiti taleplerinin hukuki yarar yokluğundan reddine ve davalı işyerinde yıllık ücretli izinlerin kanuna ve toplu iş sözleşmesine aykırı şekilde kullandırıldığının tespiti talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili; taleplerinin kolektif nitelikte bir dava olduğunu ve işyerinde çalışan işçi topluluğunun hak ve menfaatini korumak yahut geliştirmek üzere açıldığını, müvekkili Sendikanın davalının haksız uygulamalarından doğrudan etkilenen üyelerinin bulunduğunu ve bu hakların ihlal edilen ve gelecekte de ihlal edileceği uygulamadan anlaşılan haklar olduğunu, müvekkili Sendikanın da üyelerinin menfaatlerini korumak için kendi adlarına dava açabileceğini, Sendikanın davayı açmakta güncel yararının olduğunu, Yargıtay tarafından onanan bir kararda da sendikaların dava açmaktaki hukuki yararının geniş yorumlanmasının yalnızca bir dava ehliyeti tartışması olamayacağı, aynı zamanda demokratik toplumda örgütlenme özgürlüğünü de doğrudan ilgilendirdiği hususunun belirtildiğini, davalı işyerinde yıllık ücretli izinlerin hatalı kullandırıldığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın tespit istemine ilişkin olduğu, hafta tatillerinin usulüne uygun kullandırılmadığı veya kömür yardımlarının gereği gibi yapılmadığı ile ilgili hususların eda davasına konu olabileceği, tespit davasına konu olabilecek nitelikte olmadığı, işçilere yıllık ücretli izin kullandırılırken kanuni hafta tatili günlerinin dışlanması; ancak akdi hafta tatili günlerinin bu süreler içinde sayılması uygulamasında isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçelerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacı Sendikanın davalıya ait işyerinde hafta tatillerinin usulünce kullandırılmadığı ve toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan kömür yardımının usulünce yapılmadığının tespiti taleplerinde hukuki yararının bulunup bulunmadığı ve yıllık ücretli izinlerin 4857 sayılı Kanun'a uygun kullandırılıp kullandırılmadığı hususlarına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi.
2. 6100 sayılı Kanun'un “Topluluk Davası” başlıklı 113 üncü maddesi şöyledir:
"Dernekler ve diğer tüzel kişiler, statüleri çerçevesinde, üyelerinin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesimin menfaatlerini korumak için, kendi adlarına, ilgililerin haklarının tespiti veya hukuka aykırı durumun giderilmesi yahut ilgililerin gelecekteki haklarının ihlal edilmesinin önüne geçilmesi için dava açabilir."
3. 6100 sayılı Kanun'un 106 ncı maddesinin ikinci fıkrası ise şu şekildedir:
"Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır."
4. 6356 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin (ğ) bendinde sendikanın tanımı şöyle yapılmıştır:
"Sendika: İşçilerin veya işverenlerin çalışma ilişkilerinde, ortak ekonomik ve sosyal hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek için en az yedi işçi veya işverenin bir araya gelerek bir işkolunda faaliyette bulunmak üzere oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşları"
5. 6356 sayılı Kanun’un 26 ncı maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki gibidir:
“Kuruluşlar, çalışma hayatından, mevzuattan, örf ve adetten doğan uyuşmazlıklarda işçi ve işverenleri temsilen; sendikalar, yazılı başvuruları üzerine iş sözleşmesinden ve çalışma ilişkisinden doğan hakları ile sosyal güvenlik haklarında üyelerini ve mirasçılarını temsilen dava açmak ve bu nedenle açılmış davada davayı takip yetkisine sahiptir. Yargılama sürecinde üyeliğin sona ermesi üyenin yazılı onay vermesi kaydıyla bu yetkiyi etkilemez."
6. 4857 sayılı Kanun'un 53, 54, 55, 56 ve 57 nci maddeleri.
7. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.09.2021 tarihli ve 2018/(22)9-678 Esas, 2021/1110 Karar sayılı kararı.
8. Dairemizin 21.12.2021 tarihli ve 2021/12447 Esas, 2021/16718 Karar sayılı kararı.
3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. İlk Derece Mahkemesince; davacının, davalıya ait işyerinde hafta tatilinin kanuna ve toplu iş sözleşmesine, kömür yardımının hakkaniyet ve toplu iş sözleşmesine uygun kullandırılmasının tespitine yönelik taleplerinin eda davası açılabilecekken tespit davası açılmasında hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bu hususta yapılan değerlendirme ve karar hatalıdır.
3. 6100 sayılı Kanun'un 113 üncü maddesinde düzenlenen topluluk davası ile temsil ettiği topluluğun menfaatlerini korumak amacıyla dava açan tüzel kişi, ilgililerin haklarının tespiti, hukuka aykırı durumun giderilmesi ya da ilgililerin gelecekteki haklarının ihlalinin önüne geçilmesine yönelik tespit ve men davası açma şeklinde hareket edebilir (... Şahlanan, "Sendikaların Dava Ehliyeti Bağlamında Topluluk Davası (Karar incelemesi)", Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası Aylık Dergisi Hukuk 104, Nisan 2016, Sayı 420, s.2-5). Buna göre 6100 sayılı Kanun'un 113 üncü maddesine ve 6356 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasına dayanılarak davacı Sendikanın tespit davası açma hakkının bulunduğunun kabul edilmesi isabetlidir.
4. 6100 sayılı Kanun'un 106 ncı maddesinde düzenlenen tespit davasının açılabilmesi için davayı açanın kişisel ve doğrudan hukuki yararının bulunması gerekir ve buradaki hukuki yarar dava şartıdır. 6100 sayılı Kanun'un topluluk davasına ilişkin 113 üncü maddesinin gerekçesinde ise “... Topluluk Davası yoluyla, toplumsal yararın korunması ve dar ve teknik anlamda hukuki yarar kavramında bir açılım yaratılması sağlanmaktadır...” ifadesine yer verilmiştir. Kanun'un madde gerekçesinden; tespit davalarındaki davacının doğrudan ve kişisel hukuki menfaatinin bulunması şeklindeki dava şartının topluluk davalarında istisna tutulduğu görülebilecektir (Şahlanan, s.2-5).
5. Topluluk davasındaki hukuki yarar kavramını; bireysel davalardan farklı olarak topluluğun ortak yararı oluşturmaktadır. Şöyle ki işyerinde kanuna ya da toplu iş sözleşmesine aykırı davranılması durumunda birden fazla çalışanın ekonomik ve sosyal hakları zarar görmekte ve zarar gören bu topluluk, menfaatlerinin korunması adına ortak paydada buluşmaktadır. Bu topluluğa karşı yapılan hukuka aykırılıkların durdurulmasında ise menfaati zarar gören her çalışanın ayrı ayrı dava açması hem usul ekonomisi bakımından sakıncalı olacak hem de aynı konuda açılan davalarda farklı kararlar çıkmasına neden olabilecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 28.09.2021 tarihli ve 2018/(22)9-678 Esas, 2021/1110 Karar sayılı karar). Burada da 6356 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin (ğ) bendinde de düzenlendiği gibi, üyesi bulunan işçilerin çalışma hayatlarındaki ekonomik, sosyal hak ve çıkarlarını korumak adına hareket eden Sendika devreye girerek topluluğun ortak menfaatini ilgilendiren hususlarda tespit davası açabilecek ve menfaati etkilenen kişiler bu davanın sonucundan yararlanabilecektir.
6. Somut uyuşmazlıkta davalıya ait işyerinde üyelerinin bulunduğunu belirten ve hafta tatilinin ve kömür yardımının kanuna ve işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmesine aykırı uygulandığını ileri süren davacı Sendikanın; yukarıdaki açıklamalar dikkate alındığında, bu talepler yönünden dava açmakta hukuki yararının bulunduğu kabul edilerek işin esasına girilmesi gerekirken hatalı değerlendirmeyle sözü edilen talepler yönünden davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
22.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
9. Hukuk Dairesi, 2022/18461 E., 2023/1533 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi
9. Hukuk Dairesi 2022/18461 E. , 2023/1533 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/2863 E., 2022/3409 K.
DAVA TARİHİ : 31.07.2018
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 43. ... Mahkemesi
SAYISI : 2018/228 E., 2019/782 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Şirkette 04.09.2007-28.05.2018 tarihleri arasında bölge sorumlusu olarak çalıştığını, 2013-2015 yıllarında saat 08.00-18.30 arasında cumartesi günleri dâhil çalıştığını, cumartesi günleri 08.30 -15.30 saatleri arası çalıştığını, bu çalışmalarının ...'da geçtiğini, ancak pazartesi günü olan ihaleler için pazar günleri çalıştığı bölge dışına arabayla yolculuk yapmak için evinden ayrıldığını, 2015-2018 yılları arası 3 yıl 08.00-18.30 saatleri arasında cumartesi hariç günde 10,5 saat çalıştığını, 2015-2017 arası ...'da çalıştığını, pazar günü ihale için yola çıktığını, ... bölgede çalışırken gideceği yerin .../Karaman 3,5-4,5 saat yol olduğunu, 2017 yılında ...'e taşındığını, 2015 yılı Mayıs ayında ...'ya taşındığını ve bu şekilde çalıştığını, hafta sonu, ... bayram ve genel tatil günlerinde de çalıştığını, millî ve dinî bayramlarda çalışmadığını, işten istifa sebebi ile ayrıldığını, bunun ise davacının 28.05.2018 tarihinde kendisine psikolojik taciz (mobbing) uygulaması, merkezde çalışanlar için fazla çalışmaların ödenmesine rağmen kendisi gibi bölge sorumlusu konumunda olanlara eksik ödenmesi, ... şartlarının işten çıkması için zorlaştırılması, ağırlaştırılması, istifaya zorlanması sebebiyle "İşyerindeki bazı nedenler ve özel sebeplerle istifa ediyorum." şeklindeki dilekçe ile işten ayrılmak zorunda bırakıldığını, "ücret ve diğer alacaklar" açıklaması ile banka hesabına en son 3.907,34 TL yatırıldığını, "Hiçbir alacağı kalmamıştır." şeklinde yazı imzalatıldığını, ....07.2018 tarihinde yapılan arabuluculuk toplantısında tarafların anlaşamadığını ileri sürerek kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti, ... bayram ve genel tatil, fazla çalışma ve hafta tatili ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının istifa ettiğini, istifa etmeden önce başka bir ecza deposu ile anlaştığını, bu sebeple ...'ya taşındığını, 270 saate kadar fazla çalışmanın ücrete dâhil olduğu hususuda anlaşma olduğunu, ... bayram ve genel tatil günlerinde ve hafta tatili günlerinde hastane ve eczanelerin çalışmadığını, ihale yapılmadığını, davacının çalışmasını kendisinin belirlediğini, taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davacının iddialarının haksız ve yersiz olduğunu ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının, 28.05.2018 tarihli dilekçesi ile istifa ederek işyerinden ayrıldığı, davacı tanıklarının davacının işten ayrılma tarihinde davalı işyerinde çalışmadıkları, davacının işten ayrılması ile ilgili bilgilerinin bulunmadığı, kendisine mobbing uygulandığını ispat edemediği, işten ayrıldıktan sonra el yazılı olarak 03.07.2018 tarihinde "İbraname" başlıklı belge imzalayarak tüm yasal ve sözleşmesel haklarını aldığını belirttiği ve davalı Şirketi ibra ettiği, davacı tarafından irade fesadı kanıtlanamadığından davacının el yazısı ile yazmış olduğu 28.05.2018 tarihli istifa dilekçesine değer verilerek davacının istifa suretiyle ... sözleşmesini sonlandırdığı, 03.07.2018 tarihli ibraname belgesinde davacının 31 günlük yıllık izin alacağı karşılığı olarak 2.170,00 TL alacağının hesaplandığı ve bu miktarın bankadan ödendiği, yıllık izin konusunda davacıya isticvap davetiyesi gönderildiği ve 03.12.2019 tarihli duruşmada davacının "Sadece işten ayrılmadan önceki son yıla ilişkin yıllık izin hakkım vardır. Yıllık izin ücreti talebimde bu son yıla ilişkindir." şeklinde beyanda bulunduğu, davacıya fesihten sonra ödenen 2.170,00 TL yıllık izin ücretinin davacının 32,5 günlük ücretine karşılık geldiği, bu tespitin davacının 03.07.2018 tarihli ibranamedeki 31 günlük yıllık izin alacağı bulunduğu yönündeki beyanı ile de uyumlu olduğu, sonuç olarak davacının hak ettiği yıllık izinlerini kullandığı ve kullanmadığı izinlerinin karşılığının ise davacıya ödendiği, fazla çalışma, hafta tatili ile ... bayram ve genel tatil günlerinde çalışma yaptığını iddia eden işçinin bu iddiasını ispatla yükümlü olduğu, toplanan deliller ile tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde, davacının asgari ücretin üzerinde ücret aldığı, sözleşmesinde 270 saate kadar fazla çalışmanın ücrete dâhil olduğu, bu şartlarda bu düzenlemenin geçerli olduğu, dinlenen tanıklarının örtüşen ve ağırlıklı ifadelerinde davacı ile birlikte çalışmalarının bulunmadığı, davacının ihale işlerinde bölge sorumlusu olarak görev yaptığı, bu nedenle sıklıkla kendisine işveren tarafından tahsis edilen araç ile ... başına şehir dışında görev yaptığı dolayısı ile tanıkların birbirlerinin çalışma koşulları hususunda bilgi sahibi olmalarının mümkün olmadığı, davacı tanıklarının çalıştıkları dönem de nazara alındığında 270 saati aşacak şekilde fazla çalışmanın bulunduğunun somut olarak kanıtlanamadığı, resmî ve dinî bayramlarda çalışma yapılmadığının tanık beyanları ile ortaya koyulduğu ve davacının haftada en az bir gün izin kullandığı gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; tanık ifadelerinden de anlaşılacağı üzere müvekkilinin işverene verdiği dilekçede yazdığı şekilde davacı üzerindeki dayanılmaz baskı sebebiyle istifaya zorlandığı ve 11 yıllık işçinin işçilik haklarını ödememek için kılıfına uygun şekilde ... sözleşmesinin feshedilmeye çalışıldığının anlaşıldığını, özellikle davacı işçinin tahsilat sorumlusu olarak H.Y. isimli çalışana bağlanarak yetkilerinin kaldırıldığını, işverenin baskılarının amacının davacıyı istifaya zorlamak olduğunu, hâl böyle iken Mahkemece 28.05.2018 tarihli istifa dilekçesine itibar edildiğini ve davacının ... sözleşmesini istifa suretiyle sonlandırdığına kanaat getirildiğini, yaklaşık 11 yıl aynı işyerinde çalışan davacının 11 yıllık kıdem ve diğer alacaklarını göz ardı ederek istifa etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, kaldı ki davalının cevap dilekçesinde davacı işçinin başka bir işyerinde çalışmak üzere işten ayrıldığın beyan ettiğini, ancak bu iddiasını kanıtlayamadığını, işyerinde davacı ile aynı işi yapan tanık anlatımlarından sürekli ve sistematik olarak davacıya baskı yapıldığı anlaşılmasına rağmen, Mahkemece aksi yönde kanaat getirilerek karar verilmesinin dayanaksız olup hiçbir yasal gerekçesi de bulunmadığını, bilirkişi tarafından yıllık izin alacağı olduğuna dair hesap yapılmasına rağmen kararda bu kısma yönelik bir karar olmadığının anlaşıldığını beyan ederek Mahkeme kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının istifa ederek işyerinden ayrıldığı, kendisine mobbing uygulandığını ve iradesinin fesada uğratıldığını ispat edemediği, bu nedenle kıdem tazminatı alacağına hak kazanamayacağı, davacının fazla çalışma, hafta tatili ile ... bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını ispat edemediği, davacı asılının yıllık izin alacağına yönelik beyanı ve 03.07.2018 tarihli ibraname dikkate alındığında yıllık izin alacağının reddine karar verilmesinin yerinde olduğu gerekçeleri ile davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili, istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesinin başvurunun esastan reddine ilişkin kararının bozularak ortadan kaldırılması gerektiği gerekçesi ile temyiz talebinde bulunmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, ... sözleşmesinin davacı tarafça haklı nedene feshedilip feshedilmediği ve buna göre davacının kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmadığı ile dava konusu yıllık izin, fazla çalışma, hafta tatili ile ... bayram ve genel tatil alacaklarının ispatı hususlarındadır.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 307, 311, 370 ve 371 inci maddeleri,
2. 4857 sayılı ... Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 120 nci maddesi atfıyla hâlen yürürlükte olan mülga 1475 sayılı ... Kanunu'nun 14 üncü maddesi.
3. 4857 sayılı Kanun'un 17, 41, 44, 46, 47, 53, 54, 56, 57 nci maddeleri.
4. 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun 420 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
....02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2023/7056 E., 2023/7184 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Mahkemesi
tam metni aç
4857 sayılı Kanun'un 32, 37, 41, 53, 54, 56, 60, 63, 68 ve 92 nci maddeleri.
9. Hukuk Dairesi 2023/7056 E. , 2023/7184 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :... Mahkemesi
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen kurum işleminin iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesince ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı Şirkete ait işyerinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ... müfettişleri tarafından 08.....2016-07.10.2016 tarihlerinde yapılan ... ve Yerel Marketlerde Çalışma Koşullarının İyileştirilmesi Programlı Denetimi teftişi sonrasında, müfettişler tarafından müvekkili Şirkete "Noksanlıklar/Aykırılıklar" konulu yazı ile teftiş sonucunun tebliğ edildiğini, yapılan teftiş sonrasında müvekkili Şirkete 14.10.2016 tarihinde tebliğ edilen ve giderilmesi istenen noksanlıkların yanlış tespitlere ve hatalı hukuki gerekçelere dayanmakta olduğunu, ... sözleşmelerinin bir örneğinin işçilere verildiğine ilişkin bir kayıt-belge bulunmadığı, müvekkili Şirkette postalar hâlinde veya vardiyalı çalışma olduğu, çalışma ve ara dinlenmelerin işçilere duyurulmadığı, 31 ... olan aylarda 30 ... ücret ödendiğinin iddia edildiği, işyerinde haftada 3 saat fazla çalışma yapıldığı, 01.01.2015-30.09.2016 dönemi için 3 saat fazla çalışma ücretlerinin işçilere ödenmesi gerektiği, işçilere hafta tatili kullandırılması gerektiği, ... işçilerle ilgili çalışma şartlarının düzenlemesi gerektiği, 13 engelli işçinin istihdamı için gerekli müracaatların yapılması gerektiği, yıllık izne hak kazanan işçilerin izinlerinin kullandırılması gerektiği hususlarının bildirildiğini; ancak müvekkili Şirket bünyesinde sözleşmenin bir örneğinin işçiye verildiğini, haftanın 6 günü 08.30-18.00 saatleri arasında çalışıldığını, 1,5 saat yemek 15'... dakikadan iki kez çay molası olduğunu, pazar günleri hafta tatili kullanıldığını, işçilerin yaz saati uygulamasında ilk şifte gelenlerin 08.30-18.30, ikinci şifte gelenlerin 11.00-21.00 saatleri arasında, kış saati uygulamasında ise ilk şiftin 08.00-18.00, ikinci şiftin 10.30-20.30 saatleri arasında çalıştıklarını, ay kaç ... olursa olsun işçilerin sigorta primlerinin 30 ... üzerinden ödendiğini, işçilerin günde 7,5 haftada 45 saat çalıştıklarını, zaman zaman fazla çalışma yapıldığında ücret bordrolarına %50 zamlı olarak tahakkuk ettirilerek ödendiğini, fazla çalışmalarla ilgili olarak düzenlenmesi gereken belgelerin ibraz edilmediğini, yıllık izinlerin işverenin ... şartlarına göre belirlediği zamanda kullanması gerektiğini belirterek 14.10.2016 tarihinde tebliğ edilen yazılı bildirimi ile tesis edilen işlemlerin iptali ile tesis edilen işlemlerle ilgili müvekkili Şirketin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı işyerinde yapılan tespitlerin, 14.10.2016 tarihli tutanak ile davacı işveren vekiline tebliğ edildiğini, davacıya ait ... mağazalarda 01.01.2015-30.09.2016 dönemini kapsayan 08.....2016-13.10.2016 tarihleri arasında müfettiş incelemesi yapıldığını, teftişin 1. aşamasına ilişkin tespitlerin hem ... müfettişleri ve hem de işveren vekili tarafından imzalanan 13.10.2016 tarihli tutanak ile yapıldığını, "Noksanlıklar/aykırılıklar"ın 14.10.2016 tarih ve 7249/05 sayılı yazı ile davacı işveren vekiline aynı tarihte tebliğ edildiğini, işbu davanın da işbu tebliğ üzerine açıldığını ancak aynı yazı ile davacı Şirkete eksikliklerin giderilmesi için 30 ... süre verildiğini, teftişe ara verilen süre sonunda tekrar inceleme yapılacağı ve teftişin bu incelemeden sonra tamamlanacağının tebliğ edildiğini, verilen süre bitiminde yapılacak olan teftiş sonucu nihai müfettiş raporunun düzenleneceğini, henüz süre sonundaki incelemeye ilişkin tutanak ve müfettiş raporu oluşturulmadığından tam bir savunma yapılamadığını; ayrıca nihai müfettiş raporunun düzenlenmesi sonucunda işçilerin fazla çalışma ve eksik ücretlerinin ödenmediğinin tespiti hâlinde bundan işyerinde yararlanacak tarafın işçiler olduğunu, aksinin tespiti hâlinde ise davacı işverenin yararlanacağını, buna göre esasen bu davanın menfi tespit davası olduğunu ve taraflarını da işçilerin ve işverenin oluşturduğunu, bu durumda Yüksek Mahkemenin içtihatlarında da kabul edildiği üzere davanın öncelikle husumet yönünden reddi gerektiğini ayrıca ... müfettişlerince tutulan tutanakların aksi ... oluncaya kadar geçerli olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 28.12.2018 tarihli ve 2017/532 Esas, 2018/623 Karar sayılı kararı ile; ... müfettişleri tarafından işçi alacaklarına ilişkin yapılan tespitlere karşı işçi ya da işveren tarafından açılacak davaların, yerine göre eda davası, yerine göre ise menfi tespit davası özelliği göstermekte olduğu ve her hâlükârda bu davaların taraflarının işçi ve işveren olduğu, somut davada Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ... Teftiş Kurulu Başkanlığının husumeti bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 19.04.2019 tarihli ve 2019/846 Esas, 2019/669 Karar sayılı kararı ile; müfettiş tarafından düzenlenen bir raporda işçilik alacağı miktar olarak belirlenmiş ise işçi, rapor veya tutanakta belirtilen miktardan daha fazla alacağı olduğu iddiasında ise davanın eda davası olduğu ve işverene karşı açılması gerektiği, işveren, rapor veya tutanakta belirtilen alacağa itiraz ederek bu alacağın kısmen veya tamamen mevcut olmadığı iddiasında ise açılan davanın menfi tespit davası olduğu ve davanın işçiye karşı açılması gerektiği; somut dosyada 11.11.2016 tarihli dava dilekçesi ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ... Teftiş Kurulu Başkanlığının 14.10.2016 tarih ve 2016/1547654-035/7154-7249/05 sayılı "Noksanlıklar/Aykırılıklar" konulu, Şirkete 14.10.2016 tarihinde tebliğ edilen noksanlıkların, eksikliklerin giderilmesine ilişkin yazılı bildirim ile tesis edilen işlemlerin iptali ve Şirketin borçlu olmadığına yönelik menfi tespit davası olduğu belirtilmekle davada işçilerin hasım gösterilmediği, Bakanlığın hasım gösterildiği, ayrıca işlemin bu hâli ile açılacak davalarda ancak raporun delil niteliğinde bulunduğu, ileride doğru hasım ile açılacak alacak davalarında değerlendirilebileceği, ayrıca idari para cezasını da içermediği gerekçeleri ile davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 20.....2019 tarihli ve 2019/5038 Esas, 2019/13676 Karar sayılı kararı ile Dairece daha önce genel denetim sırasında yapılan müfettiş tespitlerine karşı taraflarca dava açılamayacağı yönünde uygulama yapıldığı; ancak konunun yeniden değerlendirilmesi sonucunda, bu tür tespitlere karşı da dava açılmasında hukuki yararın bulunduğu sonucuna varıldığı, bu bağlamda genel denetim sonucu yapılan tespitlere karşı sadece Bakanlığa karşı; işçinin şikâyeti üzerine yapılan denetim sonucu bir tespit yapılmışsa Bakanlık ile birlikte şikâyette bulanan işçiye karşı dava açılması gerektiği, somut olayda; dava konusu yapılan inceleme raporundaki tespitlerin genel denetim sonucu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ... müfettişi tarafından yapılmış olduğu, davanın Bakanlık aleyhine açılabileceği ve somut dava bakımından davalı Bakanlığa husumet yöneltilebileceği dikkate alınarak işin esasına girilmesi gerekirken, yazılı şekilde husumet yokluğu sebebi ile davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; teftiş raporunda mağaza yöneticilerince çalışan personelin işe gelip gelmediğine ilişkin puantaj tutulmakla birlikte, giriş çıkış saatlerinin kayıt altına alındığı ve personelin de imzaladığı bir belgenin düzenlenmediği, ... basımı, parmak izi veya göz tanıma gibi bir cihaz kullanılmadığı, işyerinin de bu nitelikte belge düzenlendiğine dair bir savunma yapmadığı, ödenmeyen fazla çalışma karşılıklarının bulunduğu ve sonuç olarak fazla çalışma ücretlerinin eksik ödendiği, 4857 sayılı ... Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 41 ... maddesine dayanılarak hazırlanan Fazla Çalışma ve Fazla Sürelerle Çalışma Yönetmeliği'nin "Fazla çalışmanın belgelenmesi" başlıklı 10 uncu maddesinde yer ... "İşveren fazla çalışma ve fazla sürelerle çalışma yaptırdığı işçilerin bu çalışma saatlerini gösteren bir belge düzenlemek, imzalı bir nüshasını işçinin özlük dosyasında saklamak zorundadır." şeklinde düzenlenen açık hükme aykırı davranıldığı ve buna ilişkin belge sunulmadığı, işyerinde aylık ücret değil günlük ücret uygulandığı, davalı tarafça ay kaç ... olursa olsun 30 ... üzerinden ücret ödendiğinin beyan edildiği, ücretlerin ayda bir ödenmesinin ücret ödeme sisteminin aylık/maktu olduğu anlamına gelmediği, sadece ücretin ödeme zamanını gösterdiği ve günlük, saatlik ve haftalık ücret sistemi ile çalışan işçilere 30 ... olan ayların ücretinin 30 ... üzerinden, 31 ... olan ayların ücretinin 31 günlük ücret tutarında ödenmesinin Kanun gereği olduğu, ... müfettişleri tarafından düzenlenen raporda işçilerin hak kazandıkları hâlde süresi içinde kullanmadıkları, işe giriş tarihinden itibaren teftiş tarihine kadar sürede, geçen yıllardan kalan bakiye yıllık izin alacaklarının olduğunun görüldüğü, yıllık izinle ilgili verilen süreye rağmen işverence bir düzenlemeye gidilmediği sonuç itibari ile ... müfettişlerince yapılan tespitlerin yerinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; Mahkemece fazla çalışma alacağı yönünden teftişte yapılan işlemlerin hatalı olduğu belirtilmesine rağmen çelişkiye düşülerek davanın reddedildiğini, teftişte fazla çalışmaya ilişkin yapılan tespitlerin gerçeği yansıtmadığını, bununla ilgili idare mahkemesi ve sulh mahkemesi kararları da bulunduğunu, dosya içerisinde yer ... bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere dosya içinde bulunan ücret bordrolarından ücretin aylık ödendiği ve maktu ücret olduğunu, işçiler adına ihtirazı kayıt konmadan imzalı olduğunu, bu durumda 31 ... olan aylarda da 30 günlük ücret ödenmesi nedeni ile eksik ücret veya eksik prim ödemesinin söz konusu olmadığını, 4857 sayılı Kanun'a göre işçinin hak kazanacağı yıllık ücretli izninin işverenin ... şartlarına göre belirleyeceği zamanda kullanacağını, işçinin istediği zaman izne ayrılamayacağını, işçilerin kabulü ve ihtiyaçları nedeni ile yıllık izinlerin bölünerek de kullandırıldığını, müvekkili Şirket çalışanlarının, ... müfettişlerinin soyut değerlendirmelerine göre tespit ettikleri ücret farkı, fazla çalışma ve yıllık izin hususlarında müvekkili Şirketten bir taleplerinin olmadığını ve çalışma barışını bozacak nitelikteki tespitleri geçerli görmediklerini, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından işyerinde yapılan teftiş sonunda tespit edilen ve yapılan işlemlerin iptali ile davacı Şirketin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığının dava konusu teftiş raporunda yer ... tespitlerin gerçeği yansıtıp yansıtmadığı ve bu itibarla raporun iptali gerekip gerekmediği noktasındadır.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 ... maddesi.
2. 4857 sayılı Kanun'un 32, 37, 41, 53, 54, 56, 60, 63, 68 ve 92 nci maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Somut olayda iptali istenen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının teftiş raporu incelendiğinde; davalı işverenliğin ..., ..., ..., ... ve ... olmak üzere 5 ayrı ilde şubelerinin bulunduğu, 52 mağaza, 1 depo ve 1 büro işyerinin mevcut olduğu, 5 ayrı ilde faaliyet gösteren bu 52 mağaza işyerine ait Çalışma ve ... Kurumu İl Müdürlüklerine ait dosyaların incelendiği, 24 farklı mağazada yerinde denetim yapılarak 139 personelin yazılı ifadelerinin alındığı görülmüştür.
3. İncelenen belgeler ve özellikle ifadesine başvurulan işçi beyanları değerlendirilerek normal koşullarda haftanın 6 günü yarım saatten iki kez mola ve 1,5 saat yemek arası olmak üzere kış aylarında genel olarak 08.00-18.00 ve 11.00-21.00, yaz aylarında 08.30-18.30 ve 11.30-21.30 saatleri arasında iki vardiya hâlinde çalışma yapılarak günde 7,5 saat haftada 45 saatlik yasal çalışma süresinin aşılmaması yönünde işverenlik talimatı olduğu; ancak mağaza yöneticilerinin işveren talimatına uyma konusunda gereken özeni göstermediği, personel sayısının eksikliği, ... potansiyeli ve müşteri portföyünden kaynaklanan nedenlerle günlük 7,5 saatlik çalışma süresinin yarım saat aşılarak personelin haftada 48 saat çalışıp 3 saat fazla çalışma yaptığının tespit edildiği; ancak bu tespite işverence yapılan itirazlar ve ödenmiş olan fazla çalışmalar yeniden değerlendirildiğinde; günlük 20 dakikadan haftada 2 saat fazla çalışma yapıldığı ve bu fazla çalışmaların karşılığının ödenmediği, tespit edilen günlük 20 dakikalık fazla çalışmanın da olağanüstü çalışma olmadığı, günlük rutin çalışmadan kaynaklandığı açıklanmıştır. Ancak dosya içerisinde yer ... teftiş esnasında dinlenen işçi beyanlarına bakıldığında öncelikle işçilerin farklı il ve şubelerde görev yaparak kasap, reyon görevlisi, şarküteri görevlisi, kasiyer, şube müdürü, mağaza müdürü gibi farklı görevlerde bulundukları, kimi işçiler yarımşar saatten 2 kez mola ve 1,5 saat yemek arası ile toplam 2,5 saat ara dinlenme kullanarak günlük 08.30-18.30 veya 11.00-21.00 saatleri gibi 10'ar saatlik vardiyalarla haftada 6 ... çalışıldığını beyan ederken, kimi işçilerin vardiya saatlerini belirtirken günlük 10,5 saat veya 11 saat olacak şekilde farklı çalışma saat aralıklarını beyan ettikleri ve yine bazı çalışanların günlük 2 saat bazılarının ise 1,5 saat ara dinlenmesi kullandıklarını beyan ettikleri görülmüştür. Açıklanan nedenler ve tüm dosya kapsamına göre şube, görev ayrımı şeklinde hiçbir ayrıma gidilmeden dava konusu teftiş raporunda denetime tâbi tutulmuş olan tüm işçilerin 01.01.2015-30.09.2016 tarihleri arasındaki dönemde günde 20 dakikadan haftada 2 saat fazla çalışma yaptığının tespit edilmesi hatalı olup raporda yer ... bu tespitin iptali gerekmektedir.
4. Dava konusu raporda iptali istenen bir diğer husus ise işyerlerinde uygulanan ücret sistemine göre eksik ödenen ücretlerin bulunduğuna yönelik tespittir. Davacıya ait işyerlerinde ... müfettişlerince yapılan inceleme sonucu düzenlenen teftiş raporunda, ücretin bir ... karşılığı olmasına rağmen bir ... karşılığı olmayan hasta, raporlu, izinli veya mazeretli hâllerde dahi tam olarak ödenen ücret sisteminin maktu ücret sistemi olduğu, bahsedilen günlerde ücretleri işverence kesilen işçilerin ise sadece ücretlerinin ayda bir ödenmesinden yola çıkılarak ücret sisteminin maktu olduğu anlamı çıkmayacağı, buna göre davalı işyerinde işçilerin aylık maktu ücretle değil günlük ücret sistemine göre çalıştığı ve bu nedenle işçilere 31 ... olan aylarda 30’ar günlük ücret tahakkuk ettirilip birer ... eksik ücret tahakkuk ettirilmesi nedeniyle bu aylarda birer günlük ücret ödenmesi gerektiği tespitine yer verilmiştir. Dosyaya ibraz olunan bordrolardan davacı işyerinde ücretlerin aylık ödendiği ve aylık miktarların 30 ... üzerinden maktu olduğu açıktır. Bu bakımdan işçilerin raporlu oldukları günlerin ücretlerinden kesilmesi veya primlerinin eksik yatırılması işçilerin günlük ücretle çalıştığını göstermeyeceği gibi 31 ... olan aylar için bir ... eksik ücret ödendiği sonucuna da varılamaz. Bazı aylar 30, bazı aylar 31 ve bazı aylar da daha az günden oluşabilir. Buna göre dava konusu teftiş raporunun bu kısmının da iptali gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi ayrıca bozmayı gerektirmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
16.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2016/2289 E., 2021/90 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi Sıfatıyla)
tam metni aç
4857 sayılı İş Kanunu’nun 53 ilâ 61. maddeleri arasında yıllık izin müessesi düzenlenmiş olup Kanun'un 53.
Hukuk Genel Kurulu 2016/2289 E. , 2021/90 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Sıfatıyla)
1. Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Muğla 1. Asliye Hukuk Mahkemesince (İş Mahkemesi Sıfatıyla) verilen davanın kabulüne ilişkin karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesi tarafından yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı ... bünyesinde çalışmaktayken 6111 sayılı Kanun kapsamında iş sözleşmesinin devredildiğini, 24.10.2011 tarihinden itibaren yeni görev yerinde çalışmaya başladığını, davalı tarafa kullanmadığı yıllık izin sürelerinin bildirilmesi ve bu sürelere ilişkin yıllık izin ücreti alacağının ödenmesi için başvurmasına rağmen olumlu cevap alamadığını, davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını ileri sürerek yıllık izin ücreti alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı ... (Belediye) vekili cevap dilekçesinde; talep edilen alacağın zamanaşımına uğradığını, davacının iş sözleşmesi devredildiğinden alacaklarından devralan İdarenin sorumlu olacağını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
6. Muğla 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi Sıfatıyla) 13.06.2014 tarihli ve 2012/1028 E., 2014/325 K. sayılı kararı ile; 07.05.2014 tarihli bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davacının yıllık izin ücreti alacağına hak kazandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Muğla 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi Sıfatıyla) yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 02.12.2015 tarihli ve 2014/23038 E., 2015/33486 K. sayılı kararı ile; "...Taraflar arasında uyuşmazlık davacı işçinin kullandırılmayan izin sürelerine ait ücretlere hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu'nun 59. maddesinde, iş sözleşmesinin herhangi bir sebeple sona ermesi halinde, işçiye kullandırılmayan yıllık izin sürelerine ait ücretlerin son ücret üzerinden ödeneceği hükme bağlanmıştır. Yıllık izin hakkının ücrete dönüşmesi için iş sözleşmesinin sona ermesi şarttır. Bu noktada ilişkinin sona erme şeklinin ve feshin haklı olup olmadığının önemi bulunmamaktadır.
Açıklandığı üzere kullanılmayan yıllık izin, ancak iş sözleşmesinin feshedilmesi ile alacağa dönüşür. 6111 sayılı Kanun'un 166/(5) maddesinde “Ataması tekemmül ettirilen işçiler, çalıştıkları kuramlarınca atama emirlerinin tebliğini izleyen günden itibaren beş iş günü içinde yeni görevlerine başlamak zorundadırlar. Bu süre içinde yeni kurumunda işe başlamayan işçilerin atamaları iptal edilerek 22.05.2003 tarihli ve 4857 sayılı Kanun’un 17. maddesine göre iş sözleşmeleri sona erdirilir. ” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Bu durumda davacı anılan kanıma göre nakil olup yeni işyerinde çalışmaya başladığına göre, iş sözleşmesi devam ettiğinden feshe bağlı izin ücretini isteyemeyeceği gözetilerek talebin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi isabetsizdir... ” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Muğla 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi Sıfatıyla) 23.03.2016 tarihli ve 2016/66 E., 2016/286 K. sayılı kararı ile; 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunu’nun 166. maddesinin 5. fıkrası gereğince, iş sözleşmesi devredilen işçiler bakımından devir tarihinden önce doğmuş ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devralan idarenin sorumlu tutulmadığı anlaşıldığından dava konusu alacaktan davacının iş sözleşmesini devreden davalı Belediyenin sorumlu olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca davalı ... tarafından yapılan nakil ile yeni görev yerinde çalışmaya başlayan davacının iş sözleşmesinin devam edip etmediği, buradan varılacak sonuca göre davacının yıllık izin ücretine hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle işyeri devri ve iş sözleşmesinin devri kavramları irdelenmelidir.
13. 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun/ İş Kanunu) 6. maddesinde yer alan;
"İşyeri veya işyerinin bir bölümü hukukî bir işleme dayalı olarak başka birinedevredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve harçları ile birlikte devralana geçer.
Devralan işveren, işçinin hizmet süresinin esas alındığı haklarda, işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihe göre işlem yapmakla yükümlüdür.
Yukarıdaki hükümlere göre devir halinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren birlikte sorumludurlar. Ancak bu yükümlülüklerden devreden işverenin sorumluluğu devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır.
Tüzel kişiliğin birleşme veya katılmaya da türünün değişmesiyle sona erme halinde birlikte sorumluluk hükümleri uygulanmaz.
Devreden veya devralan işveren iş sözleşmesini sırf işyerinin veya işyerinin bir bölümünün devrinden dolayı feshedemez ve devir işçi yönünden fesih için haklı sebep oluşturmaz. Devreden veya devralan işverenin ekonomik ve teknolojik sebeplerin yahut iş organizasyonu değişikliğinin gerekli kıldığı fesih hakları veya işçi ve işverenlerin haklı sebeplerden derhal fesih hakları saklıdır.
Yukarıdaki hükümler iflas dolayısıyla malvarlığının tasfiyesi sonucu işyerinin veya bir bölümünün başkasına devri halinde uygulanmaz." şeklindeki düzenleme ile işyeri devrinin işçilik alacaklarına etkisi belirlenmiştir.
14. İş Kanunu’nun 6. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, iş sözleşmesinin yeni işverenle aynen devam etmesini sağlayacak şekilde işyeri devrinin koşullarının belirlenmesi gerekir. İşyeri maddi unsurlardan, maddi olmayan değerlerden ve işgücünden oluşan, teknik amaçla organize edilmiş (örgütlenmiş) bir bütündür. Bu unsurlardan biri veya bir kısmı devredildiğinde ortada işyerinin (bölümünün) devrinin bulunup bulunmadığının saptanması gerekmektedir (Süzek, S.: İş Hukuku, 2018, s. 202).
15. Avrupa Birliği yönergelerinde ve Avrupa Adalet Divanı kararlarında, devrin konusunu oluşturacak işyerini (bölümünü) ifade etmek üzere ekonomik birlik kavramına yer verilmiştir. Bu yönergelere göre hukuki sonuç doğuracak bir işyeri (bölüm) devrinden söz edebilmek için, işyerini (devredilecek bölümü) ifade eden ekonomik birliğin bu kimliğini koruyarak devredilmesi gerekir. Ekonomik birliğin devri söz konusu değilse, AB yönergelerine ve İş Kanunu’nun 6. maddesine göre işyerinin veya işyeri bölümünün devrinden söz edilemez.
16. Gerçekten, buradaki ekonomik bütünlüğü, işletme kavramına dâhil kazanç elde etme amacı şeklinde değil, teknik bir amaç yani mal ve hizmet üretimi olarak anlamak gerekir.
17. İş Kanunu’nun 6. maddesinde kimliğin korunmasından söz edilmemiş olması bu koşulun hukuk sistemimiz bakımından aranmayacağı anlamına gelmez. Çünkü, işyerinin (bölümünün) devri durumunda iş sözleşmelerinin devamının öngörülmesi, işçinin devir sonrası işini sürdürebileceği işyerinin varlığı görüşüne dayanır( Süzek, S.: s. 202 vd ).
18. Ekonomik birliğin, devir sonrasında da kimliğin korunup korunmadığının saptanmasında esas alınacak ölçütler Yargı kararları ile geliştirilmiş ve Avrupa Birliği Adalet Divanı tarafından kabul edilen ölçütler aynen benimsenmiştir. Hemen belirtelim ki, kimliğin korunduğunun kabul edilmesi ve İş Kanunu’nun 6. maddesinin uygulanabilmesi için Yargıtay kararında belirtilen ölçütlerin tümünün gerçekleşmiş olması zorunlu değildir. İşyerinin veya işyeri bölümünün devri için ekonomik birliğin yani işyerini karakterize etmek koşulu ile söz konusu ölçütlerden bir kısmının devredilmesi yeterlidir ( Süzek, S.:s. 203).
19. Yine İş Kanunu’nun 6. maddesinin birinci ilâ üçüncü fıkraları uyarınca, devir hâlinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren birlikte sorumludurlar. Ancak bu yükümlülüklerden devreden işverenin sorumluluğu devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun/TBK) 428. maddesinde de işyerinin devri konusunda bu hükümlere paralel bir düzenleme getirilmiştir ( Süzek, S.: s. 204).
20. Sözleşmeden doğan borç ilişkisi tarafları arasında bir hukuki durum yarattığı için, kimler arasında meydana gelmiş ise onlar arasında varlığını sürdürür. Bu nedenle kural olarak borç ilişkisi özellikle de sözleşme, karşı tarafın rızası olmaksızın devredilemez. Ancak sözleşmenin karşı tarafın rızası olmaksızın devredilemeyeceği yönündeki kural mutlak değildir. Sözleşmedeki taraf değişikliği kanun gereği ise kendiliğinden ve başka bir işleme gerek olmadan gerçekleşiyorsa sözleşmenin kanuni devri söz konusu olurken; kanuna bağlı olmaksızın taraf iradelerinden kaynaklanıyorsa sözleşmenin irade devri söz konusu olacaktır (Cengiz, İ.: s. 5 vd.). Bu kapsamda 4857 sayılı İş Kanunu'nun işyeri devri ile birlikte devir tarihinde mevcut olan iş sözleşmelerinin bütün hak ve borçları ile devralana geçeceğini öngören 6. maddesi sözleşmenin kanuni devrine tipik bir örnektir. Bunun dışında başka kanunlarda da benzer yönde düzenlemeler mevcuttur.
21. İş sözleşmesinin devrine gelince, bu konuda 4857 sayılı İş Kanununda açık bir düzenleme bulunmadığı gibi, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nda (818 sayılı Kanun/BK) da "alacağın temliki" ve "borcun nakli" gibi münferit alacak ve borçların naklini düzenleyen hükümlerin dışında sözleşmenin taraflarında değişikliğe yol açacak mahiyette topyekün bir devri öngören düzenleme mevcut değildir. Türk Hukuku açısından bu durumun kanunda düzenlenmemiş olmasının 4857 sayılı İş Kanunu dönemi itibari ile sözleşme ilişkisinin bir bütün olarak devrine engel oluşturmadığı öğreti ve yargı kararları ile kabul edilmekteydi (Cengiz, İ: s. 37 vd.).
22. Öğretide, 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde Kanun’un 320. maddesinin iş sözleşmesinin devrinin temel yasal dayanağı olduğu ileri sürülmüştür. "Hilafı mukaveleden veya hal icabından anlaşılmadıkça işçi taahhüt ettiği şeyi kendisi yapmağa mecbur olup başkasına devredemez. İş sahibinin dahi hakkını başkasına devredebilmesi, aynı kayıtlara tabidir." Söz konusu düzenleme aksi ile kanıt (argumentum e contrario) yoluyla iş sözleşmesinin devrine dair bir sözleşmeye geçerlilik tanındığını dile getirilmiştir ( Cengiz, İ: s. 59.).
23. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 205. maddesinde işyeri devri, 429. maddesinde ise iş sözleşmesinin devri hususları açıkça düzenlemiştir.
24. İş sözleşmesinin devri hukuki niteliği itibari ile üç taraflı kendine özgü bir sözleşme olup bu sözleşme ile işçi ve işveren arasındaki iş sözleşmesi üçüncü kişi konumundaki başka bir işverene tüm hak ve borçlan ile birlikte devredilmektedir. İş sözleşmesinin devri için işçinin de rızasının bulunması şarttır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 429. maddesinde yer alan "Hizmet sözleşmesi, ancak işçinin yazılı rızası alınmak suretiyle, sürekli olarak başka bir işverene devredilebilir. Devir işlemiyle, devralan, bütün hak ve borçları ile birlikte, hizmet sözleşmesinin işveren tarafı olur. Bu durumda, işçinin, hizmet süresine bağlı hakları bakımından, devreden işveren yanında işe başladığı tarih esas alınır" şeklindeki düzenleme ile iş sözleşmesinin devrinde işçinin yazılı rızasını açıkça şart koşulmuştur.
25. 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde; gerek 818 sayılı Kanunda gerekse 4857 sayılı İş Kanununda iş sözleşmesinin devrine ilişkin açık düzenleme bulunmamasına rağmen iş sözleşmesinin devri kabul edildiği gibi, duraksamasız biçimde işçinin rızasının alınması da gerekli ve zorunlu görülmüştür. İşçinin rızasının varlığı iş sözleşmesinin devrini aynı zamanda işyeri devrinden ayıran en belirgin farklılıktır. Hukuk Genel Kurulunun 01.03.2006 tarihli ve 2006/9-51 E., 2006/27 K. sayılı kararında 1475 sayılı İş Kanunu'nun yürürlükte bulunduğu dönemde dâhi iş sözleşmesinin devrine işçinin rıza göstermesinin gerekli olduğu belirtilmiş ve devri kabul etmeyen işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle feshedebileceği kabul edilmiştir.
26. Burada üzerinde durulması gereken başka bir husus, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunundan önceki dönem bakımından iş sözleşmesinin devrinin şekle tabi olup olmadığı ve işçinin rızasının açıklanma şeklinin ne olacağı hususudur.
27. 818 sayılı Borçlar Kanunu ve 4857 sayılı İş Kanunu iş sözleşmesini belli bir şekil şartına tabi tutmadığından 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 12. maddesindeki hükümden hareketle kendisi belli bir şekil şartına tabi olmayan iş sözleşmesinin devrinin ve işçinin devre rızasının da şekle tabi olmadığı kabul edilmiştir (Cengiz, İ: s. 56.).
28. İş sözleşmesinin devri hâlinde işçi ile devreden işveren arasındaki hukuki ilişkinin sona ermesi, işçinin taraf olduğu iş sözleşmesinin sona erdiği anlamına gelmemekledir. Dolayısıyla iş sözleşmesi devredilen işçi, devir işlemine dayanarak ihbar ve kıdem tazminatı talep edemeyecektir. Bu durumda iş ilişkisi devam ettiğinden işçinin kullanmadığı yıllık izin sürelerine ilişkin ücretleri talep edebilmesi de mümkün değildir (Cengiz, İ.: s. 126.).
29. İş sözleşmesinin iradi devri ile birlikte işçi ile devreden işveren arasındaki hukuki ilişki yani iş ilişkisi sona ermekle birlikte yeni işverenle kesintiye uğramadan devam etmektedir. Yeni bir iş sözleşmesinin kurulması söz konusu olmamaktadır. Devreden işveren feshe bağlı haklardan sorumlu olmayacağı gibi, işçi de kıdem süresine bağlı hakları kaybetmeyecektir. Devralan işveren ise devraldığı işçinin sadece kıdeme bağlı hakları açısından değil, tüm hakları açısından devreden işveren yanında geçen hizmet süresinden sorumlu olacaktır (Cengiz,İ.:s. 128 vd.). Başka bir anlatımla iş sözleşmesinin devri ile birlikte kıdeme bağlı olan ve olmayan tüm haklar değişikliğe uğramadan devralan işverene geçecektir.
30. Gelinen noktada uyuşmazlığın çözümüne ilişkin olarak kanuni düzenlemenin açıklanması gerekmektedir.
31. 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun (6111 sayılı Kanun) “Mahalli idarelerin ihtiyaç fazlası işçilerine ilişkin hükümler” başlıklı 166. maddesinin birinci fıkrası; "İl Özel idarelerinin sürekli işçi kadrolarında çalışan ihtiyaç fazlası işçiler, Karayolları Genel Müdürlüğünün taşra teşkilatındaki sürekli işçi kadrolarına, belediyelerin (bağlı kuruluşları hariç) sürekli işçi kadrolarında çalışan ihtiyaç fazlası işçiler, Milli Eğitim Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünün taşra teşkilatındaki sürekli işçi kadroları ile sürekli işçi norm kadro dâhilinde olmak üzere ihtiyacı bulunan mahalli idarelere atanır.” şeklinde düzenlenmiş olup davalı Belediyede çalışan ihtiyaç fazlası işçilerin, ihtiyacı bulunan mahalli idarelere atanacağı hüküm altına alınmıştır.
32. Bununla birlikte 6111 sayılı Kanun’un 166. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan; “Ataması tekemmül ettirilen işçiler çalıştıkları kurumlarınca atama emirlerinin tebliğini izleyen yünden itibaren beş iş günü içinde yeni görevlerine haşlamak zorundadırlar. Bu süre içinde yeni kurumunda işe başlamayan işçilerin atamaları iptal edilerek 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 17 nci maddesine göre iş sözleşmeleri sona erdirilir” şeklindeki hüküm ile de ihtiyaç fazlası işçilerin yeni görev yerinde çalışmaya başlamaması durumunda iş sözleşmelerinin feshedileceğine vurgu yapılmıştır.
33. Yine aynı Kanun’un 166. maddesinin altıncı fıkrası da; “Devredilen işçilerin ücret ile diğer mali ve sosyal hakları; toplu iş sözleşmesi bulunan işçiler bakımından yenileri düzenleninceye kadar devir işleminden önce tabi oldukları toplu iş sözleşmesi hükümlerine göre, toplu iş sözleşmesi olmayan işçiler bakımından 2010 yılı Kasım ayında geçerli olan bireysel iş sözleşmesi hükümlerine göre belirlenir. Devre konu işçiler bakımından devir tarihinden önce doğmuş ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devralan kurum sorumlu tutulamaz. Kıdem tazminatına ilişkin hükümler saklıdır.” şeklinde olup bahsi geçen Kanun kapsamındaki işçilerin, işçilik alacaklarına ilişkin sorumluluğun kime ait olduğu konusu düzenlenmiştir.
34. Öte yandan irdelenmesi gereken bir başka husus ise; yıllık izin hakkının ne zaman yıllık izin ücreti alacağına dönüştüğü konusudur.
35. Bilindiği üzere, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (2709 sayılı Anayasa/Anayasa) 50. maddesi; "Dinlenmek çalışanların hakkıdır. Ücretli hafta ve bayram tatili ile yıllık izin hakları ve şartları kanunla düzenlenir.” hükmünü içermektedir.
36. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 53 ilâ 61. maddeleri arasında yıllık izin müessesi düzenlenmiş olup Kanun'un 53. maddesi uyarınca, işyerinde işe başladığı günden itibaren deneme süresi de içinde olmak üzere en az bir yıl çalışmış olan işçilere yıllık ücretli izin verilir. Kanun, devam eden maddelerde yıllık izin süresi ve kullanımı ile ilgili düzenlemelere yer vermiştir.
37. Bununla birlikte İş Kanunu’nun 59. maddesinin birinci fırkasında yer alan; "İş sözleşmesinin, herhangi bir nedenle sona ermesi halinde işçinin hak kazanıp da kullanmadığı yıllık izin sürelerine ait ücreti, sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücreti üzerinden kendisine veya hak sahiplerine ödenir. Bu ücrete ilişkin zamanaşımı iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren başlar.” şeklindeki hüküm ile işçinin yıllık izin hakkının ücrete dönüşebilmesi için iş sözleşmesinin feshedilmesinin şart olduğu açıkça vurgulanmıştır.
38. Bu durumda, iş sözleşmesinin sona erme şeklinin ve feshin haklı nedene dayanıp dayanmadığının öneminin bulunmadığı açıktır.
39. Ayrıca, yıllık izin hakkı anayasal temeli olan bir dinlenme hakkı olup, işçinin iş sözleşmesinin devamı sırasında ücrete dönüşmez ve bu haktan vazgeçilemez. İşçinin iş sözleşmesinin devamı süresinde kullanmadığı yıllık izinlere ait ücreti istemesi mümkün değildir.
40. Bu açıklamalara göre; yıllık izin ücreti alacağının feshe bağlı alacaklardan olduğu, ancak iş sözleşmesinin feshi hâlinde yıllık izin hakkının ücrete dönüştüğü ve fesih şartının gerçekleşmesi ile birlikte kullanılmayan yıllık izin sürelerine ait ücretin, işçinin kendisine veya hak sahiplerine ödenebileceği anlaşılmaktadır.
41. Somut olayda; davacının, davalı Belediyede çalışmaktayken 6111 sayılı Kanunu’nun birinci fıkrası gereğince ihtiyaç fazlası olduğu gerekçesiyle İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne nakledildiği, bu hususun davacıya 24.10.2011 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine davacının herhangi bir itirazda bulunmaksızın yeni görev yerinde çalışmaya başladığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.
42. 6111 sayılı Kanun’un 166. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan; ihtiyaç fazlası olduğu belirlenerek devri yapılan işçilerin, yeni görev yerlerine bu hususun kendilerine tebliğinden itibaren beş iş günü içinde başlamalarının zorunlu olduğuna, bu süre içinde işe başlamayan işçilerin iş sözleşmelerinin sona erdirileceğine dair hükümden belirtilen süre içinde işe başlayan işçiler yönünden iş sözleşmesi sona erdirilmeksizin iş sözleşmelerinin devredildiği sonucuna ulaşılmaktadır.
43. Bu durumda davacının iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından feshedilmediği, 6111 sayılı Kanun gereğince iş sözleşmesinin dava dışı idareye devredildiği kabul edilmelidir.
44. Zira davacı, beş iş günü içerisinde yeni görev yerinde çalışmaya başladığından 6111 sayılı Kanun’un beşinci fıkrası gereğince aranılan fesih şartı da gerçekleşmemiştir.
45. O hâlde davacının iş sözleşmesinin dava dışı idareye devredilmesi neticesinde iş sözleşmesinin hâlen devam ettiğinin anlaşılmasına göre; 4857 sayılı İş Kanunu’nun 59. maddesinin açık hükmü gereğince iş sözleşmesinin feshi ile talep edilebilecek yıllık izin ücretine hak kazanamayacağı açıktır.
46. Diğer taraftan 6111 sayılı Kanun’un 166. maddenin altıncı fıkrası ile devre konu işçiler bakımından devir tarihinden önce doğmuş ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devralan Kurum’un sorumlu tutulamayacağından bahsedilmiş ise de; iş sözleşmesi sona ermeyen davacının yıllık izin ücreti alacağı henüz doğmadığı, dolayısıyla dava konusu yıllık izin ücreti alacağının devir tarihinde doğmuş ve devir tarihinde ödenmesi gereken bir borç olmadığı anlaşıldığından bahsi geçen hükmün, eldeki davaya uygulanmasının mümkün olmadığı da göz ardı edilmemelidir.
47. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararma uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
48. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 16.02.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2016/23909 E., 2020/8593 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Mahkemesi
tam metni aç
4857 sayılı ... Kanunu’nun 56. maddesi uyarınca “Yıllık ücretli izin işveren tarafından bölünemez.
9. Hukuk Dairesi 2016/23909 E. , 2020/8593 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :... Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti
Davacı ... sözleşmesini emeklilik nedeni ile feshettiğini beyanla kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti ve fazla mesai ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Karar süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasında yıllık izin ücretinin hesabı konusunda uyuşmaz bulunmaktadır.
4857 sayılı ... Kanunu’nun 56. maddesi uyarınca “Yıllık ücretli izin işveren tarafından bölünemez. Bu iznin 53'üncü maddede gösterilen süreler içinde işveren tarafından sürekli bir şekilde verilmesi zorunludur. Ancak, 53'üncü maddede öngörülen izin süreleri, tarafların anlaşması ile bir bölümü on günden aşağı olmamak üzere en çok üçe bölünebilir. İşveren tarafından yıl içinde verilmiş bulunan diğer ücretli ve ücretsiz izinler veya dinlenme ve hastalık izinleri yıllık izne mahsup edilemez.
Somut olayda Mahkemece davalı tarafça sunulan ve 10.12.2015 tarihli ek bilirkişi raporunda belirtilen, evlilik, seyahat nedeni ile, idari izin, eş doğumu, taşınma nedeni ile kullandırılan izinlerin de mahsubu ile davacının yıllık izin ücreti hüküm altına alınmıştır.
Yukarıdaki açıklama ışığında işveren tarafından yıl içinde verilmiş bulunan diğer ücretli ve ücretsiz izinler veya dinlenme ve hastalık izinleri yıllık izne mahsup edilemeyeceğinden, evlilik, seyahat nedeni ile, idari izin, eş doğumu, taşınma nedeni ile kullandırılan izinlerin yıllık izinden mahsup edilmeden, bilirkişice sunulan 07.11.2015 tarihli rapor doğrultusunda hüküm kurulması gerekirken yazılı gerekçe ile karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 21/09/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
İş Hukuku
4857 sayılı İş Kanunu'na göre, alt işveren işçilerinin yıllık ücretli izin hakları ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) Alt işveren işçileri, asıl işverenin işçilerinden farklı olarak yıllık ücretli izin hakkına sahip değildir.
B) Alt işveren değiştiği hâlde aynı işyerinde çalışmaya devam edenlerin yıllık ücretli izin süresi, sadece yeni alt işveren nezdindeki sürelere göre hesaplanır.
C) Alt işveren değiştiği hâlde aynı işyerinde çalışmaya devam edenlerin yıllık ücretli izin süresi, aynı işyerinde çalıştıkları süreler dikkate alınarak hesaplanır.
D) Asıl işverenin, alt işveren işçilerinin izinlerini kontrol etme yükümlülüğü yoktur; bu, sadece alt işverenin sorumluluğundadır.
E) Alt işveren, izin kayıt belgesini sadece kendi bünyesinde tutmakla yükümlüdür, asıl işverene vermek zorunda değildir.
Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.