4857 sayılı İş Kanunu Madde 57

İş Kanunu 57. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 57 - İşveren, yıllık ücretli iznini kullanan her işçiye, yıllık izin dönemine ilişkin ücretini ilgili işçinin izine başlamasından önce peşin olarak ödemek veya avans olarak vermek zorundadır. Bu ücretin hesabında 50 nci madde hükmü uygulanır. Günlük, haftalık veya aylık olarak belirli bir ücrete dayanmayıp da akort, komisyon ücreti, kâra katılma ve yüzde usulü ücret gibi belirli olmayan süre ve tutar üzerinden ücret alan işçinin izin süresi için verilecek ücret, son bir yıllık süre içinde kazandığı ücretin fiili olarak çalıştığı günlere bölünmesi suretiyle bulunacak ortalama üzerinden hesaplanır. Ancak, son bir yıl içinde işçi ücretine zam yapıldığı takdirde, izin ücreti işçinin izine çıktığı ayın başı ile zammın yapıldığı tarih arasında alınan ücretin aynı süre içinde çalışılan günlere bölünmesi suretiyle hesaplanır. Yüzde usulünün uygulandığı yerlerde bu ücret, yüzdelerden toplanan para dışında işveren tarafından ödenir. Yıllık ücretli izin süresine rastlayan hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri ayrıca ödenir. İzinde çalışma yasağı

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

7 karar eşleşti
9. Hukuk Dairesi, 2024/909 E., 2024/4629 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
4857 sayılı Kanun'un 17, 24, 25, 41, 53 ve 57 inci maddeleri ile 120 nci maddesi atfıyla hâlen yürürlükte olan mülga 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14 üncü maddesi.
9. Hukuk Dairesi         2024/909 E.  ,  2024/4629 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2818 E., 2023/2260 K. KARAR : İstinaf başvurusunun kabulü ile davanın kısmen kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : Bursa 8. İş Mahkemesi SAYISI : 2020/245 E., 2021/536 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararın kaldırılmasına ve esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi. Davacı vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmiş ise de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince duruşma isteğinin miktardan reddi ile incelemenin dosya üzerinden yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, 27.07.1998 tarihinden itibaren çalıştığı davalı Bankadaki görevinden 14.05.2019 tarihinde ayrıldığını, noter kanalı ile gönderilen istifa dilekçesinin bir suretini davalı Banka Bursa şubesi müdürüne imza karşılığı teslim ettiğini, istifa dilekçesine noter kanalıyla verilen cevapta istifanın Bankaca uygun görülmediği ve işleme alınmadığının belirtildiğini, müvekkilinin istifasının hakkında yürütülen soruşturmanın olası kötü etkilerinden kurtulma amaçlı olarak yapıldığının iddia edildiğini, ancak müvekkilinin istifa hakkını yürürlükteki 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) ilgili maddelerine ve Basisen Sendikası ile Banka arasında imzalanan 26. Dönem Toplu İş Sözleşmesi'nin 70 inci maddesinin (C) bendinin (1) inci alt bendine uygun bir şekilde anayasal bir hak olarak kullandığını, istifanın kabul edilmeme nedenininin Bankanın müvekkilinin hak ettiği alacakları ödememek için başvurduğu kötüniyetli ve hukuksuz bir yol olduğunu, davalı Bankanın 29.05.2019 tarihli Disiplin Kurulu toplantısında müvekkilinin iş sözleşmesini tazminat ve önelsiz olarak feshettiğini ve 31.05.2019 tarihli tayin ve atama duyurusunun yapıldığı sirküler mektup ile tüm Kurum çalışanlarına duyurduğunu, müvekkili hakkında bilinmeyen bir nedenle 2018 yılı Ağustos ayı içerisinde Teftiş Kurulu Başkanlığı müfettişliğince bir soruşturma yapıldığını, 1 ay süren soruşturma süresince müvekkiline psikolojik şiddet uygulandığını ve daha sonra görevinden el çektirildiğini, müvekkilinin işe giriş tarihinden itibaren Munzam Sandık Vakfı adına kesintiler yapıldığını ve Vakıftan yararlanma hakkı sona erenlere kendi ödedikleri prim ve aidatların ödenmesi gerekirken müvekkiline herhangi bir ödeme yapılmadığını ileri sürerek kıdem tazminatı ile fazla çalışma, manevi tazminat, ücret ve yıllık izin ücreti alacaklarının faizleri ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; ilk olarak zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davacının munzam sandık alacağı hakkında davalı Bankaya husumetin yöneltilemeyeceğini, munzam sandık alacağının iş sözleşmesi ilişkisine dayalı olmadığını, söz konusu alacak bakımından asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğunu ve bu alacağın Türkiye İş Bankası Mensupları Munzam Sosyal Güvenlik ve Yardımlaşma Sandığı Vakfından talep edilmesi gerektiğini, davanın esasına ilişkin ise davacının 27.07.1998 tarihinde çalışmaya başladığını, Banka Teftiş Kurulu Başkanlığının uzaktan denetim çalışmaları kapsamında davacının yüksek borçluluk düzeyi nedeni ile hakkında bir inceleme yapıldığını, incelemede davacının çalıştığı Şubenin müşterisi bir şirketin cari hesabından kullandırdığı kredi bedelini kendi şahsına araç satın almak için kullandığı bilgisine ulaşıldığını, davacının 25.02.2010 - 28. 05.2015 döneminde görevli olduğu Şubede portföyündeki müşterilerin borçlu ve alacaklı cari hesaplarından kullandığı tutarları zimmetine geçirdiği yönündeki müşteri şikâyeti üzerine hakkında soruşturma yürütüldüğünü, 29.05.2015 tarihinde görevden geçici olarak el çektirildiğini, disiplin süreci sonucunda şikâyet konusu olayın doğruluğunun anlaşılması üzerine ağır kınama cezası verildiğini, 24.08.2015'te son görev yeri olan Yalova şubesine nakledildiğini, Teftiş Kurulu Başkanlığının davacı hakkında soruşturma başlattığını, 11.09.2018 tarihli raporda davacının 25.08.2015 tarihinde aldığı ağır kınama disiplin cezasına karşın lüks yaşam tarzı ve geliri ile mütenasip olmayan harcamaları sebebiyle yüksek seyreden borçlanma durumunu geliriyle uygun bir düzeyde kontrol altına alamadığı, toplam banka borcunun 207.525,00 TL olduğu, bu konuda bir çaba sarf etmediği gibi aksine bankacılık mevzuatı ve meslek kuralları bakımından kabulü mümkün olmayan hukuka aykırı işlemler yaptığını, borçlanma durumunu takip eden insan kaynakları bölümüne diğer bankalar nezdinde borcunu karşılayacak tutarda mevduatının olduğu yönünde gerçek dışı beyanını belgeleyebilmek adına sunduğu diğer bankalara ait hesap özetlerinde tahrifat yaparak gerçekte olmayan toplam 25.000,00 euro, 178.500,00 TL ve 92.000,00 USD birikimi olduğu şeklinde yanıltıcı beyanda bulunduğunu, insan kaynakları bölümüne sunduğu şahsına ait bir hesabı gerçek duruma aykırı olarak aile bireyleri ile müşterek bir hesap şeklinde gösterdiğini, söz konusu hesapta 09.01.2018 tarihinde ablası tarafından 95.000,00 TL yatırıldığı şeklinde gerçek dışı beyanda bulunduğunu, toplam banka borcu 207.525,00 TL olmasına rağmen müfettişe sunduğu 09.08.2018 tarihli borçlanma beyanında toplam borcunu 158.939,00 TL olarak bildirdiğini, başka bankalara ait hesaplarında 100.000,00 TL mevduatının olduğunu beyan ettiğini ve sunulan hesap özetinde geçen 06.07.2018 tarihli 50.000,00 TL para yatırma işlemini ablasından gelen EFT şeklinde açıkladığı hâlde bunun gerçekte bankanın müşterisi olan ve davacı tarafından kullanılan BMW marka aracın sahibi olan şirket ortağı tarafından EFT yapılan tutar olduğunu, hesabına 14.08.2018'de miras payı ödemesi açıklaması ile gelen 80.000,00 TL'yi ablasından aldığı beyanına karşın, gerçekte banka müşterisinden emanet aldığı tutar olduğunu, ertesi gün bu paranın çekildiğinin anlaşılması üzerine bununla 60 Cumhuriyet altını aldığını ve eşine teslim ettiğini bildirdiğini, ancak eşinin bu şekilde alınan ve kendisine teslim edilen bir altın olmadığını söylediğini, bu çerçevede davranışının davalı Bankayı kandırmak amacıyla hileli davranışlara girdiğini, özel belgede tahrifat yaptığının tespit edildiğini, bu sebeplerle davacı hakkında toplu iş sözleşmesi hükümleri doğrultusunda disiplin süreci başlatıldığını, disiplin süreci kapsamında davacının görevden el çektirildiğini ve Genel Müdürlük emrine alındığını, disiplin sürecinin sonunda iş sözleşmesinin 4857 sayılı Kanun'un 25 inci maddesinin (II) numaralı bendine göre feshedileceğini öngördüğünden bu fesin olumsuzluklarını dolanmak ve kıdem tazminatı alabilmek adına davacının Bankadan önce iş sözleşmesini feshettiğini, davacının müvekkili Bankadan herhangi bir ücret alacağı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının iş sözleşmesini 14.05.2019 tarihinde feshettiği ve feshin haklı olmadığı, bu nedenle kıdem tazminatına ak kazanamadığı, mobbing iddiasını da ispatlayamadığından manevi tazminata da hak kazanamadığı, fazla çalışma alacağının ispatlanamadığı, kullanmadığı yıllık izin alacağının bulunmadığı gerekçesiyle bu alacak talebinin reddine, munzam sandık alacağı talebi dosyadan tefrik edildiğinden, bu alacak hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde; dava dilekçesinin davalı Bankaya tebliğ edildiğini ve davalı Banka tarafından 6100 sayılı Kanun tarafından tanınmış olan cevap süresinde hiçbir cevap sunulmadığını, ancak Mahkemece davalı Bankanın iddialarının dinlendiğini ve gerekçeli kararda daha fazla davalının cevap dilekçesindeki beyanlarına yer verildiğini, bu nedenle yapılan incelemenin usul ve kanuna aykırı olduğunu, yargılama esnasında yapılan duruşmalarda taraflara iki haftalık süreler verildiği hâllerde dahi bu süreler beklenmeksizin yeni duruşma günü verildiğini, hem taraf vekillerine hem de incelemeyi yapan bilirkişiye oldukça kısa sürelerde tüm usuli işlemleri gerçekleştirmesi yönünde acele ettirildiğini, bu nedenle müvekkilinin zarara uğradığını, iş sözleşmesini fesheden müvekkiline hiçbir işçilik alacağı ödenmediğini, müvekkilinin davalı Bankadaki çalışması esnasında psikolojik tacize maruz bırakıldığını, davalının iddialarının asılsız olduğunu ve fesih hakkının kötüye kullanmasının söz konusu olmadığını, müvekkilinin munzam sandık alacağının tefrik edilmesinin hatalı olduğunu, davalı Bankanın duyurusunu yapmış olduğu üzere 01.04.2019 tarihinde ödenen 10.000,000 TL ödeme ve bir aylık ücret alacağının ödenmemesi sebebi ile müvekkilinin bu alacağı talep ettiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı süresinden sonra cevap dilekçesi sunmasa bile davacının dava dilekçesinde bildirdiği vakıaların doğru olmadığını (inkârı) ispat için karşı delil göstermesinin mümkün olduğu, davalının dilekçesinde bildirdiği inkâr kapsamındaki delillerin değerlendirilmesi gerektiği kabul edildiğinden davacı da işyeri sicil dosyasına delil olarak dayandığından davanın inkârı kapsamında sunulan işyeri sicil dosyasında bildirilen kayıtların delil olarak değerlendirilmesinde isabetsizlik bulunmadığı. iş sözleşmesinin feshi yönünden disiplin soruşturması sürecinde istifa edildiğinden işveren feshi yönünden de değerlendirme yapılması gerektiği, sadece davacının feshinin değerlendirilmesinin hatalı olduğu, Bankanın kendi içerisinde yazışmaları, müfettiş raporunun bekletilmesi, davacı hakkında işlem yapılmaması nedeniyle hem haklı hem de geçerli fesih için makul süre geçtiğinden işçi feshinin öne alıp incelenmesi gerektiği, işçinin haklı fesih iddialarını ispatlayamadığı, fesih sebebi ile bağlılık ilkesi gereğince 27.09.2019 tarihli emeklilik sebebine dayalı fesih yönünden inceleme yapılamayacağı, Mahkemece bu gerekçelerle kıdem tazminatı ve manevi tazminat istemlerinin reddi gerektiği, fazla çalışma alacağının ispatlanamadığı, kullanılmayan izin süresi bulunmadığının anlaşıldığı, 29.03.2019 tarihli "Sirküler mektup" başlıklı belgede, çalışanlara 01.04.2019 tarihinde maktu 10.000,00 TL ve bir aylık ücret tutarında “Ek ödeme” yapılmasının kararlaştırıldığı, bu ödemeden, 01.01.2019 tarihinden önce Bankada göreve başlayan ve 31.03.2019 tarihinde banka kadrosunda bulunan memur, operasyon destek elemanı, destek elemanı, özel güvenlik görevlisi ve hizmetlilerin yararlanacağının belirtildiği; toplu iş sözleşmesinin “Geçici olarak işte el çektirme” başlıklı 68 inci maddesinde ise “Hakkında tahkikat sürdürülen veya disiplin kovuşturması gereken personelin işe devamı sakıncalı görülürse ilgili genel müdürlük emrine alınmak suretiyle geçici olarak işten el çektirilir. İşten el çektirmenin devamı süresince ilgiliye Toplu İş Sözleşmesinde tanımlanan aylık ücreti dışında hiçbir ödeme yapılmaz.’’ düzenlemesi bulunduğu, bu doğrultuda İlk Derece Mahkemesince davacının geçici olarak işten el çektirildiği için toplu iş sözleşmesinin 68 inci maddesi gereğince toplu iş sözleşmesinde tanımlanan aylık ücreti dışında hiçbir ödeme yapılmayacağı kabul edilmiş ise de davacının 29.04.2019 tarihinde işten el çektirildiği ve 01.04.2019 tarihi itibarıyla çalışmakta olduğu anlaşıldığından, maktu 10.000,00 TL (brüt 13.987,77 TL) ile bir aylık ücret tutarında ücret (brüt 5.210,00 TL) olmak üzere toplam 19.197,77 TL brüt ücret alacağına hak kazandığı, vekâlet ücreti belirlenirken manevi tazminat yönünden ayrı hüküm kurulması gerektiği yönündeki düzenlemenin dikkate alındığı gerekçeleriyle davacının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle ücret alacağının hüküm altına alınmasına, kıdem tazminatı, fazla çalışma ücret alacağı, yıllık ücretli izin alacağı ve manevi tazminat istemlerinin reddine, munzam sandık alacağı talebi bu dosyadan tefrik edildiğinden bu alacak hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili, istinaf sebepleriyle benzer nedenlerle temyiz talebinde bulunmuştur. 2. Davalı vekili; davacı lehine hükmedilen ek ödemeye dayanak olarak 29.03.2019 tarihli sirküler mektupta "01.04.2019 ödeme tarihinde işyerinde çalışıyor olmak" ibaresinin olduğunu, ancak mektubun tamamı bir bütünlük içinde değerlendirildiğinde davacının ek ödeme koşullarını karşılamadığını, zira personel yararına bir defalık ek ödeme kararı alınmasının, toplu iş sözleşmesinin 8 inci maddesindeki "...işveren banka ve sendika üyelerinin, örnek bir işbirliğiyle uyum içinde ortak çıkarlarının bilançoda birleştiğine inanarak, verimliliğin artırılması yolunda her türlü çabayı göstermek suretiyle çalışmaları esastır." hükmüne dayandığını, çalıştığı şubede yetkili ünvandaki davacının davranışları ile Bankanın kazancına katkı sunmadığını bilakis zarara neden olan personelin ek ödemeden yararlanmasının hukuken mümkün olmadığını, bu durumun ödemenin doğasına aykırı olduğunu ve işçinin borçlarının ihlalinin ödüllendirilmesi olduğunu; ayrıca işverenin yönetim hakkına müdahale mahiyetinde olduğunu belirterek temyiz talebinde bulunmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacının iş sözleşmesinin feshi ile kıdem tazminatı ile manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığına, dava konusu fazla çalışma ücreti ile yıllık ücretli izin alacaklarının ispatına, ücret alacağının ispatı ile hesaplanmasına ve munzam sandık alacağı talebinin somut dosyadan tefrikinin isabetli olup olmadığına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2. 4857 sayılı Kanun'un 17, 24, 25, 41, 53 ve 57 inci maddeleri ile 120 nci maddesi atfıyla hâlen yürürlükte olan mülga 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14 üncü maddesi. 3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 vd. maddeleri ile 417 inci maddesi. 3. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

9. Hukuk Dairesi, 2023/17621 E., 2024/3296 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4857 sayılı Kanun'un 53, 54, 55, 56 ve 57 nci maddeleri.
9. Hukuk Dairesi         2023/17621 E.  ,  2024/3296 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/267 E., 2023/419 K. KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Soma İş Mahkemesi SAYISI : 2021/166 E., 2022/376 K. Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın usulden reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (4) ve (6) ncı alt bentleri uyarınca kaldırılmasına ve dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı üzerine İlk Derece Mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonunda, davanın usulden ve esastan reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı Şirkette, müvekkili Sendikanın üyesi işçilerin çalıştığını, yeraltı maden işletmelerinde haftalık çalışma süresinin 37,5 saat ve hafta tatillerinin iki gün yani 48 saat olarak belirlendiğini ve yine 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 46 ncı maddesine göre, hafta içerisinde doktor raporu alan işçinin hafta tatillerinden kesinti yapılamayacağını, davalı işyerindeki uygulamalarda hafta içerisinde doktor raporu alan işçilerin hafta sonu ücretlerinin kesildiğini veya raporlu oldukları gün kadar işçilerin telafi çalışması yapmaya zorlandığını, davalı işyerinde bir işçinin yıllık ücretli izin hakkını kullanması sırasında, izinlerin hafta tatili günlerine denk gelmesi hâlinde hafta tatili günlerinin yıllık ücretli izinden sayılmaması gerektiğini, davalı işyerinde kömür yardımının işçilerin fiilî çalışma gün sayıları esas alınarak yapılması gerektiğini; ancak davalı işyerinde fiilî uygulamada bu kıstasların hiçbirinin göz önüne alınmadığını, hangi işçiye ne kadar kömür yardımı yapılacağının keyfi şekilde belirlendiğini, gerek 4857 sayılı Kanun gerekse de işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmesinden kaynaklı hakların işçilere kullandırılmadığını ileri sürerek hafta tatili ve yıllık ücretli izinlerin kanuna ve toplu iş sözleşmesine uygun şekilde kullandırılmadığının, kömür yardımının da hakkaniyete ve toplu iş sözleşmesine uygun şekilde yapılmadığının tespitini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; sendikaların çalışma ilişkisinden doğan hakları sebebiyle üyelerinin adına dava ve taraf yetkisine sahip olduğunu, sendikaların tüzel kişi olarak yorum davası açabilmelerinin de toplu iş sözleşmesinin tarafı olmaları şartına bağlı olduğunu, işbu davanın ise hukuk sistematiği ve talep sonuç kısmı itibarıyla net olmayıp hukuki olmadığını, davacı Sendikanın müvekkili Şirket nezdinde yetkili Sendika olmadığını, üyesi adına açılmış veya tarafı olunan toplu iş sözleşmesine ilişkin bir dava da söz konusu olmadığını, eda davası açılabilecekken tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, bu itibarla hukuki yararı olmayan ve dava taraf sıfatına da sahip olmayan davacının işbu davasının usulden reddedilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın 6100 sayılı Kanun'un 113 üncü maddesi ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun (6356 sayılı Kanun) 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre açılmış bir topluluk davası olduğu ve davacı Sendikanın dava takip yetkisini haiz olduğu, tespit davalarında hukuki yararın özel olarak düzenlendiği ve kanunda öngörülen istisnalar dışında davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararının bulunduğunu açıkça ortaya koyması gerektiği, davaya konu olan usulüne uygun kömür yardımı yapılmadığı ve hafta tatillerinin usulüne uygun kullandırılmadığı hususlarının iş sözleşmesinin devamı sırasında öne sürülerek eda davasına konu yapılabilecek hususlardan olduğu, buna göre bu taleplerin eda davasına konu olabileceğinden tespit davasına konu olabilecek nitelikte olmadığı, yıllık ücretli izin alacağı ise feshe bağlı bir alacak olup iş sözleşmesinin devamı sırasında talep edilemediğinden bu hususta tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunduğu, işçilere yıllık ücretli izin kullandırılırken kanuni hafta tatili günlerinin dışlanması ancak akdi hafta tatili günlerinin bu süreler içinde sayılması uygulamasında isabetsizlik bulunmadığı gerekçeleriyle davacı Sendikanın davalı işyerinde hafta tatillerinin kanuna ve toplu iş sözleşmesine aykırı şekilde kullandırıldığının ve kömür yardımlarının hakkaniyete ve toplu iş sözleşmesine aykırı şekilde dağıtıldığının tespiti taleplerinin hukuki yarar yokluğundan reddine ve davalı işyerinde yıllık ücretli izinlerin kanuna ve toplu iş sözleşmesine aykırı şekilde kullandırıldığının tespiti talebinin esastan reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili; taleplerinin kolektif nitelikte bir dava olduğunu ve işyerinde çalışan işçi topluluğunun hak ve menfaatini korumak yahut geliştirmek üzere açıldığını, müvekkili Sendikanın davalının haksız uygulamalarından doğrudan etkilenen üyelerinin bulunduğunu ve bu hakların ihlal edilen ve gelecekte de ihlal edileceği uygulamadan anlaşılan haklar olduğunu, müvekkili Sendikanın da üyelerinin menfaatlerini korumak için kendi adlarına dava açabileceğini, Sendikanın davayı açmakta güncel yararının olduğunu, Yargıtay tarafından onanan bir kararda da sendikaların dava açmaktaki hukuki yararının geniş yorumlanmasının yalnızca bir dava ehliyeti tartışması olamayacağı, aynı zamanda demokratik toplumda örgütlenme özgürlüğünü de doğrudan ilgilendirdiği hususunun belirtildiğini, davalı işyerinde yıllık ücretli izinlerin hatalı kullandırıldığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın tespit istemine ilişkin olduğu, hafta tatillerinin usulüne uygun kullandırılmadığı veya kömür yardımlarının gereği gibi yapılmadığı ile ilgili hususların eda davasına konu olabileceği, tespit davasına konu olabilecek nitelikte olmadığı, işçilere yıllık ücretli izin kullandırılırken kanuni hafta tatili günlerinin dışlanması; ancak akdi hafta tatili günlerinin bu süreler içinde sayılması uygulamasında isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçelerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacı Sendikanın davalıya ait işyerinde hafta tatillerinin usulünce kullandırılmadığı ve toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan kömür yardımının usulünce yapılmadığının tespiti taleplerinde hukuki yararının bulunup bulunmadığı ve yıllık ücretli izinlerin 4857 sayılı Kanun'a uygun kullandırılıp kullandırılmadığı hususlarına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi. 2. 6100 sayılı Kanun'un “Topluluk Davası” başlıklı 113 üncü maddesi şöyledir: "Dernekler ve diğer tüzel kişiler, statüleri çerçevesinde, üyelerinin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesimin menfaatlerini korumak için, kendi adlarına, ilgililerin haklarının tespiti veya hukuka aykırı durumun giderilmesi yahut ilgililerin gelecekteki haklarının ihlal edilmesinin önüne geçilmesi için dava açabilir." 3. 6100 sayılı Kanun'un 106 ncı maddesinin ikinci fıkrası ise şu şekildedir: "Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır." 4. 6356 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin (ğ) bendinde sendikanın tanımı şöyle yapılmıştır: "Sendika: İşçilerin veya işverenlerin çalışma ilişkilerinde, ortak ekonomik ve sosyal hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek için en az yedi işçi veya işverenin bir araya gelerek bir işkolunda faaliyette bulunmak üzere oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşları" 5. 6356 sayılı Kanun’un 26 ncı maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki gibidir: “Kuruluşlar, çalışma hayatından, mevzuattan, örf ve adetten doğan uyuşmazlıklarda işçi ve işverenleri temsilen; sendikalar, yazılı başvuruları üzerine iş sözleşmesinden ve çalışma ilişkisinden doğan hakları ile sosyal güvenlik haklarında üyelerini ve mirasçılarını temsilen dava açmak ve bu nedenle açılmış davada davayı takip yetkisine sahiptir. Yargılama sürecinde üyeliğin sona ermesi üyenin yazılı onay vermesi kaydıyla bu yetkiyi etkilemez." 6. 4857 sayılı Kanun'un 53, 54, 55, 56 ve 57 nci maddeleri. 7. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.09.2021 tarihli ve 2018/(22)9-678 Esas, 2021/1110 Karar sayılı kararı. 8. Dairemizin 21.12.2021 tarihli ve 2021/12447 Esas, 2021/16718 Karar sayılı kararı. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. İlk Derece Mahkemesince; davacının, davalıya ait işyerinde hafta tatilinin kanuna ve toplu iş sözleşmesine, kömür yardımının hakkaniyet ve toplu iş sözleşmesine uygun kullandırılmasının tespitine yönelik taleplerinin eda davası açılabilecekken tespit davası açılmasında hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bu hususta yapılan değerlendirme ve karar hatalıdır. 3. 6100 sayılı Kanun'un 113 üncü maddesinde düzenlenen topluluk davası ile temsil ettiği topluluğun menfaatlerini korumak amacıyla dava açan tüzel kişi, ilgililerin haklarının tespiti, hukuka aykırı durumun giderilmesi ya da ilgililerin gelecekteki haklarının ihlalinin önüne geçilmesine yönelik tespit ve men davası açma şeklinde hareket edebilir (... Şahlanan, "Sendikaların Dava Ehliyeti Bağlamında Topluluk Davası (Karar incelemesi)", Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası Aylık Dergisi Hukuk 104, Nisan 2016, Sayı 420, s.2-5). Buna göre 6100 sayılı Kanun'un 113 üncü maddesine ve 6356 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasına dayanılarak davacı Sendikanın tespit davası açma hakkının bulunduğunun kabul edilmesi isabetlidir. 4. 6100 sayılı Kanun'un 106 ncı maddesinde düzenlenen tespit davasının açılabilmesi için davayı açanın kişisel ve doğrudan hukuki yararının bulunması gerekir ve buradaki hukuki yarar dava şartıdır. 6100 sayılı Kanun'un topluluk davasına ilişkin 113 üncü maddesinin gerekçesinde ise “... Topluluk Davası yoluyla, toplumsal yararın korunması ve dar ve teknik anlamda hukuki yarar kavramında bir açılım yaratılması sağlanmaktadır...” ifadesine yer verilmiştir. Kanun'un madde gerekçesinden; tespit davalarındaki davacının doğrudan ve kişisel hukuki menfaatinin bulunması şeklindeki dava şartının topluluk davalarında istisna tutulduğu görülebilecektir (Şahlanan, s.2-5). 5. Topluluk davasındaki hukuki yarar kavramını; bireysel davalardan farklı olarak topluluğun ortak yararı oluşturmaktadır. Şöyle ki işyerinde kanuna ya da toplu iş sözleşmesine aykırı davranılması durumunda birden fazla çalışanın ekonomik ve sosyal hakları zarar görmekte ve zarar gören bu topluluk, menfaatlerinin korunması adına ortak paydada buluşmaktadır. Bu topluluğa karşı yapılan hukuka aykırılıkların durdurulmasında ise menfaati zarar gören her çalışanın ayrı ayrı dava açması hem usul ekonomisi bakımından sakıncalı olacak hem de aynı konuda açılan davalarda farklı kararlar çıkmasına neden olabilecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 28.09.2021 tarihli ve 2018/(22)9-678 Esas, 2021/1110 Karar sayılı karar). Burada da 6356 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin (ğ) bendinde de düzenlendiği gibi, üyesi bulunan işçilerin çalışma hayatlarındaki ekonomik, sosyal hak ve çıkarlarını korumak adına hareket eden Sendika devreye girerek topluluğun ortak menfaatini ilgilendiren hususlarda tespit davası açabilecek ve menfaati etkilenen kişiler bu davanın sonucundan yararlanabilecektir. 6. Somut uyuşmazlıkta davalıya ait işyerinde üyelerinin bulunduğunu belirten ve hafta tatilinin ve kömür yardımının kanuna ve işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmesine aykırı uygulandığını ileri süren davacı Sendikanın; yukarıdaki açıklamalar dikkate alındığında, bu talepler yönünden dava açmakta hukuki yararının bulunduğu kabul edilerek işin esasına girilmesi gerekirken hatalı değerlendirmeyle sözü edilen talepler yönünden davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2022/18492 E., 2023/1531 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk (...) Mahkemesi
tam metni aç
4857 sayılı Kanun'un 53 ve 57 nci maddeleri.
9. Hukuk Dairesi         2022/18492 E.  ,  2023/1531 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (...) Mahkemesi SAYISI : 2015/308 E., 2021/257 K. DAVA TARİHİ : 22.04.2008 KARAR : Davanın kısmen kabulü Taraflar arasında görülen alacak davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesince Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; 16.07.2007 tarihinde emekli olduğu hâlde ödenmediğini iddia ettiği fark kıdem tazminatı, sosyal hakları, ücret, yıllık izin ücreti, ikramiye, vergi iadesi, tasarruf teşvik tutarı ile nema alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; açılan davanın haksız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 30.01.2013 tarihli ve 2008/236 Esas, 2013/104 Karar sayılı kararı ile toplanan kanıtlara ve aldırılan bilirkişi raporuna dayanılarak bilirkişi tarafından düzenlenen raporun maddi ve hukuki olgulara uygun olduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 11.12.2014 tarihli ve 2013/25817 Esas, 2014/35208 Karar sayılı kararıyla davacının davasını kısmi olarak ıslah ederek bilirkişi raporu ile tespit edilen tutarlar üzerinden alacak isteklerini artırdığı ve aynı zamanda dava dilekçesi ile hiç talep etmediği bütçe emanet hesabındaki görünen alacaklarının da tahsiline karar verilmesini istediği, oysa davacının tam ıslah talebi olmadığı hâlde bilirkişi tespiti ile saptanan dava dışı bir alacak isteğini kısmi ıslah ile ilk defa dava konusu etmesinin mümkün olmadığı, bu sebeple bütçe emanet hesabındaki alacak tutarı için hüküm verilmesinin hatalı olduğu, bütçe emanet hesabındaki alacak olarak biriken toplam tutar içersinde dava konusu edilen alacak taleplerinin de bulunup bulunmadığı ve alacak isteklerinin mükerrer talep edilip edilmediğinin eksik araştırılması ile sonuca gidilmesinin isabetsiz olduğu, davacının 2000-2001 yıllarına ait dört aylık ücret talebi yönünden bu aylarda işçilere ücretsiz izin kullandırıldığı anlaşıldığından bunun aksinin davacı ile menfaat birliktelikleri olan ve beyanları soyut olan tanık beyanı ile kabul edilmesinin hatalı olduğu, ispat edilmeyen dört aylık ücret isteğinin reddine karar verilmesi gerektiği, gerekçeli karar başlığında davalı adının infazda tereddüt oluşturacak şekilde tam adı yerine sadece “Belediye Başkanlığı" şeklinde yazılmasının da hatalı olduğu gerekçeleri ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bütçe emanet hesabındaki alacak olarak biriken toplam tutar içerisinde dava konusu edilen alacak taleplerinin de bulunup bulunmadığı hususunda ve alacak isteklerinin mükerrer ödenmesine neden olmamak adına gerekli araştırma yapılarak bilirkişi raporu da alındığı, bilirkişi raporuna göre dava dilekçesinde talep edilen alacak kalemleri ile bütçe emanet hesabındaki alacaklar arasında mükerrerlik olmadığı, mükerrer olma ihtimalinin olduğu kalemin sadece izin ücreti alacağı olabileceği, ancak bu konuda bilgi ve belge sunulmadığından mükerrerlik bulunmadığı yönünde karine oluştuğu, davalı tarafından yıllık izin alacak tutarlarının daha önceden ödendiğine ilişkin belge sunulmadığı gerekçesi ile bu alacak kalemi yönünden davanın kabulüne, davacının 2000-2001 yıllarına ait dört aylık ücret talebinin davalı Belediyenin resmî işyeri olduğu ve bu aylarda işçilere ücretsiz izin kullandırıldığı anlaşıldığından ispat edilmeyen dört aylık ücret alacağı talebinin reddine, davacının dava dilekçesi ile hiç talep etmediği bütçe emanet hesabındaki görünen alacaklarının davacının tam ıslah talebi olmadığından bilirkişi tespiti ile saptanan dava dışı bir alacak isteğini kısmi ıslah ile ilk defa dava konusu etmesinin mümkün olmayacağı gerekçesi ile bütçe emanet hesabındaki miktarlar için davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; eksik ve yetersiz inceleme ile hazırlanan bilirkişi raporuna göre karar verilmesinin hatalı olduğunu, davacının taleplerinin hukuki değeri haiz olmadığını ve davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz isteminde bulunmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, bütçe emanet hesabındaki alacak olarak biriken toplam tutar içersinde dava konusu edilen alacak taleplerinin de bulunup bulunmadığı, alacak isteklerinin mükerrer ödenmesine neden olacak şekilde hüküm kurulup kurulmadığına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası. 2. 4857 sayılı ... Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 120 nci maddesi atfıyla hâlen yürürlükte olan mülga 1475 sayılı ... Kanunu'nun14 üncü maddesi. 3. 4857 sayılı Kanun'un 53 ve 57 nci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, ....02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2022/18461 E., 2023/1533 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4857 sayılı Kanun'un 17, 41, 44, 46, 47, 53, 54, 56, 57 nci maddeleri.
9. Hukuk Dairesi         2022/18461 E.  ,  2023/1533 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/2863 E., 2022/3409 K. DAVA TARİHİ : 31.07.2018 KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 43. ... Mahkemesi SAYISI : 2018/228 E., 2019/782 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Şirkette 04.09.2007-28.05.2018 tarihleri arasında bölge sorumlusu olarak çalıştığını, 2013-2015 yıllarında saat 08.00-18.30 arasında cumartesi günleri dâhil çalıştığını, cumartesi günleri 08.30 -15.30 saatleri arası çalıştığını, bu çalışmalarının ...'da geçtiğini, ancak pazartesi günü olan ihaleler için pazar günleri çalıştığı bölge dışına arabayla yolculuk yapmak için evinden ayrıldığını, 2015-2018 yılları arası 3 yıl 08.00-18.30 saatleri arasında cumartesi hariç günde 10,5 saat çalıştığını, 2015-2017 arası ...'da çalıştığını, pazar günü ihale için yola çıktığını, ... bölgede çalışırken gideceği yerin .../Karaman 3,5-4,5 saat yol olduğunu, 2017 yılında ...'e taşındığını, 2015 yılı Mayıs ayında ...'ya taşındığını ve bu şekilde çalıştığını, hafta sonu, ... bayram ve genel tatil günlerinde de çalıştığını, millî ve dinî bayramlarda çalışmadığını, işten istifa sebebi ile ayrıldığını, bunun ise davacının 28.05.2018 tarihinde kendisine psikolojik taciz (mobbing) uygulaması, merkezde çalışanlar için fazla çalışmaların ödenmesine rağmen kendisi gibi bölge sorumlusu konumunda olanlara eksik ödenmesi, ... şartlarının işten çıkması için zorlaştırılması, ağırlaştırılması, istifaya zorlanması sebebiyle "İşyerindeki bazı nedenler ve özel sebeplerle istifa ediyorum." şeklindeki dilekçe ile işten ayrılmak zorunda bırakıldığını, "ücret ve diğer alacaklar" açıklaması ile banka hesabına en son 3.907,34 TL yatırıldığını, "Hiçbir alacağı kalmamıştır." şeklinde yazı imzalatıldığını, ....07.2018 tarihinde yapılan arabuluculuk toplantısında tarafların anlaşamadığını ileri sürerek kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti, ... bayram ve genel tatil, fazla çalışma ve hafta tatili ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının istifa ettiğini, istifa etmeden önce başka bir ecza deposu ile anlaştığını, bu sebeple ...'ya taşındığını, 270 saate kadar fazla çalışmanın ücrete dâhil olduğu hususuda anlaşma olduğunu, ... bayram ve genel tatil günlerinde ve hafta tatili günlerinde hastane ve eczanelerin çalışmadığını, ihale yapılmadığını, davacının çalışmasını kendisinin belirlediğini, taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davacının iddialarının haksız ve yersiz olduğunu ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının, 28.05.2018 tarihli dilekçesi ile istifa ederek işyerinden ayrıldığı, davacı tanıklarının davacının işten ayrılma tarihinde davalı işyerinde çalışmadıkları, davacının işten ayrılması ile ilgili bilgilerinin bulunmadığı, kendisine mobbing uygulandığını ispat edemediği, işten ayrıldıktan sonra el yazılı olarak 03.07.2018 tarihinde "İbraname" başlıklı belge imzalayarak tüm yasal ve sözleşmesel haklarını aldığını belirttiği ve davalı Şirketi ibra ettiği, davacı tarafından irade fesadı kanıtlanamadığından davacının el yazısı ile yazmış olduğu 28.05.2018 tarihli istifa dilekçesine değer verilerek davacının istifa suretiyle ... sözleşmesini sonlandırdığı, 03.07.2018 tarihli ibraname belgesinde davacının 31 günlük yıllık izin alacağı karşılığı olarak 2.170,00 TL alacağının hesaplandığı ve bu miktarın bankadan ödendiği, yıllık izin konusunda davacıya isticvap davetiyesi gönderildiği ve 03.12.2019 tarihli duruşmada davacının "Sadece işten ayrılmadan önceki son yıla ilişkin yıllık izin hakkım vardır. Yıllık izin ücreti talebimde bu son yıla ilişkindir." şeklinde beyanda bulunduğu, davacıya fesihten sonra ödenen 2.170,00 TL yıllık izin ücretinin davacının 32,5 günlük ücretine karşılık geldiği, bu tespitin davacının 03.07.2018 tarihli ibranamedeki 31 günlük yıllık izin alacağı bulunduğu yönündeki beyanı ile de uyumlu olduğu, sonuç olarak davacının hak ettiği yıllık izinlerini kullandığı ve kullanmadığı izinlerinin karşılığının ise davacıya ödendiği, fazla çalışma, hafta tatili ile ... bayram ve genel tatil günlerinde çalışma yaptığını iddia eden işçinin bu iddiasını ispatla yükümlü olduğu, toplanan deliller ile tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde, davacının asgari ücretin üzerinde ücret aldığı, sözleşmesinde 270 saate kadar fazla çalışmanın ücrete dâhil olduğu, bu şartlarda bu düzenlemenin geçerli olduğu, dinlenen tanıklarının örtüşen ve ağırlıklı ifadelerinde davacı ile birlikte çalışmalarının bulunmadığı, davacının ihale işlerinde bölge sorumlusu olarak görev yaptığı, bu nedenle sıklıkla kendisine işveren tarafından tahsis edilen araç ile ... başına şehir dışında görev yaptığı dolayısı ile tanıkların birbirlerinin çalışma koşulları hususunda bilgi sahibi olmalarının mümkün olmadığı, davacı tanıklarının çalıştıkları dönem de nazara alındığında 270 saati aşacak şekilde fazla çalışmanın bulunduğunun somut olarak kanıtlanamadığı, resmî ve dinî bayramlarda çalışma yapılmadığının tanık beyanları ile ortaya koyulduğu ve davacının haftada en az bir gün izin kullandığı gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde; tanık ifadelerinden de anlaşılacağı üzere müvekkilinin işverene verdiği dilekçede yazdığı şekilde davacı üzerindeki dayanılmaz baskı sebebiyle istifaya zorlandığı ve 11 yıllık işçinin işçilik haklarını ödememek için kılıfına uygun şekilde ... sözleşmesinin feshedilmeye çalışıldığının anlaşıldığını, özellikle davacı işçinin tahsilat sorumlusu olarak H.Y. isimli çalışana bağlanarak yetkilerinin kaldırıldığını, işverenin baskılarının amacının davacıyı istifaya zorlamak olduğunu, hâl böyle iken Mahkemece 28.05.2018 tarihli istifa dilekçesine itibar edildiğini ve davacının ... sözleşmesini istifa suretiyle sonlandırdığına kanaat getirildiğini, yaklaşık 11 yıl aynı işyerinde çalışan davacının 11 yıllık kıdem ve diğer alacaklarını göz ardı ederek istifa etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, kaldı ki davalının cevap dilekçesinde davacı işçinin başka bir işyerinde çalışmak üzere işten ayrıldığın beyan ettiğini, ancak bu iddiasını kanıtlayamadığını, işyerinde davacı ile aynı işi yapan tanık anlatımlarından sürekli ve sistematik olarak davacıya baskı yapıldığı anlaşılmasına rağmen, Mahkemece aksi yönde kanaat getirilerek karar verilmesinin dayanaksız olup hiçbir yasal gerekçesi de bulunmadığını, bilirkişi tarafından yıllık izin alacağı olduğuna dair hesap yapılmasına rağmen kararda bu kısma yönelik bir karar olmadığının anlaşıldığını beyan ederek Mahkeme kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının istifa ederek işyerinden ayrıldığı, kendisine mobbing uygulandığını ve iradesinin fesada uğratıldığını ispat edemediği, bu nedenle kıdem tazminatı alacağına hak kazanamayacağı, davacının fazla çalışma, hafta tatili ile ... bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını ispat edemediği, davacı asılının yıllık izin alacağına yönelik beyanı ve 03.07.2018 tarihli ibraname dikkate alındığında yıllık izin alacağının reddine karar verilmesinin yerinde olduğu gerekçeleri ile davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili, istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesinin başvurunun esastan reddine ilişkin kararının bozularak ortadan kaldırılması gerektiği gerekçesi ile temyiz talebinde bulunmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, ... sözleşmesinin davacı tarafça haklı nedene feshedilip feshedilmediği ve buna göre davacının kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmadığı ile dava konusu yıllık izin, fazla çalışma, hafta tatili ile ... bayram ve genel tatil alacaklarının ispatı hususlarındadır. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 307, 311, 370 ve 371 inci maddeleri, 2. 4857 sayılı ... Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 120 nci maddesi atfıyla hâlen yürürlükte olan mülga 1475 sayılı ... Kanunu'nun 14 üncü maddesi. 3. 4857 sayılı Kanun'un 17, 41, 44, 46, 47, 53, 54, 56, 57 nci maddeleri. 4. 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun 420 nci maddesi. 3. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ....02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2023/1458 E., 2023/5963 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 50. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4857 sayılı ... Kanunu'nun 17, 32, 53, 57 ve 59 uncu maddeleri.
9. Hukuk Dairesi         2023/1458 E.  ,  2023/5963 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 50. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi davacı vekili tarafından talep edilmesine üzerine, 22.03.2022 tarihli ek karar ile hükmün tavzihine karar vermiştir. Asıl kararın davacı ve davalılar vekilleri tarafından, 22.03.2022 tarihli ek kararın ise davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü ve ek kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ve davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verilmiştir. Davacı ve davalılar vekillerince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 25.04.2023 Salı günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir. Duruşma günü davacı vekili Avukat ... ... ... ile davalılar vekili Avukat ... geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili asıl ve birleşen dava dilekçelerinde; davacı asılın ... sözleşmesinin feshedildiği 18.12.2015 tarihine kadar (11 yıl) genel müdür olarak belirsiz süreli ... sözleşmesi ile çalıştığını, davacının bir ara Yönetim Kurulu üyeliği dahi yaptığını, Mayıs 2013 tarihinde ortaklardan birisinin hisselerine Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu (TMSF) tarafından el konulduğunu, davacının ... oluşan Yönetim Kurulu ile uyumlu ve başarılı çalışmalarını devam ettirdiğini, ancak 18.12.2015 tarihinde kendisine tebliğ edilen bir yazı ile bildirim şartına uyulmadan görevine son verildiğini, hafta tatili, ... ... ve genel tatil günleri ayrımı yapmadan tüm zamanını işine hasrettiğini, davacının işyerinin bütününü yöneten genel müdür konumunda olduğu için fazla çalışmalarının karşılığını hiçbir zaman talep etmediğini, genel müdür konumunda olan davacının ... güvencesi hükümlerinden yararlanamadığını, fesih hakkını kötüye kullanan işverenin 4857 sayılı ... Kanunu’nun (4857 sayılı Kanun) 17 nci maddesi uyarınca, bildirim sürelerine ait ücretin üç ... tutarında kötüniyet tazminatı ödemek zorunda olduğunu, ayrıca ihbar tazminatı da ödenmesi gerektiğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatları ile kötüniyet tazminatı, ücret, fazla çalışma, hafta tatili, ... ... ve genel tatil ve yıllık izin ücreti alacaklarının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; Digital Platform İletişim Hizmetleri AŞ'nin unvanının 27.01.2012 tarihli Yönetim Kurulu kararı ile Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon AŞ olarak değiştirildiğini, Digital Platform Teknoloji Hizmetleri AŞ'nin 40.000.000 adet hissesinin Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon AŞ'ye ait olup ... ortak durumunda olduğunu, bu anlamda Şirketler arasındaki organik bağın net olduğunu, davacı tarafından da ... hizmet yürütüldüğünü ve hizmet bütünlüğü bulunduğunu, davacının işbu davanın yanında yine Mahkeme nezdinde 2016/146 Esas sayılı davayı da ikame ettiğini, derdest 2016/145 Esas sayılı davanın davalısı Digital Platform Teknoloji Hizmetleri AŞ kurulunca davacının şimdiki unvanıyla Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon AŞ'de bulunan bordrosunun bir kısmının bu ... tüzel kişiliğe geçirildiğini ve ücretinin bir kısmını Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon AŞ'den alırken bir kısmını da Digital Platform Teknoloji Hizmetleri AŞ'den almaya başladığını, davacının her iki Şirkete ayrı ayrı hizmet vermediğini, her iki Şirketten ayrı ayrı yıllık ücretli izne hak kazanmasının söz konusu olmadığını, Digital Platform Teknoloji Hizmetleri AŞ'nin ... ortağının Krea içerik Hizmetleri ve Prodüksiyon AŞ olduğunu, davacıya 23.02.2016 tarihinde 92.300,00 TL tutarında kıdem ve ihbar tazminatı ödemesi yapıldığından kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin reddi gerektiğini, davacının ücret, prim ve sair haklarıyla birlikte aylık birim ücretinin 11.770,00 USD karşılığı ... Lirası olduğunu, davacının Krea içerik Hizmetleri ve Prodüksiyon AŞ’nin genel müdür yardımcısı pozisyonunda görev yapan eşi E.Y. işten ayrılırken 368.000,00 TL tutarında ödeme yaptığını, bu nedenle davacının eşine ödediği yüksek miktarlı paranın ücret ve hak edişlerinden kesildiğini, davacının genel müdür olması nedeniyle ... güvencesi hükümlerinin kapsamında olmadığını, bu nedenle ... sözleşmesinin feshinde geçerli bir nedene dayanılması veya neden gösterilmesinin gerekmediğini, 4857 sayılı Kanun'a göre ... sözleşmesinin fesih bildirim süresine uyarak veya fesih bildirim süresine ilişkin ücretin ödenmesi suretiyle feshedilebileceğini, davacının ... sözleşmesi feshedilirken ihbar süresine ilişkin ücretinin kendisine ödendiğini, davacının kötüniyet tazminatı alacağı talebinin reddi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. 2. Davalı Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon AŞ vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde; Digital Platform İletişim Hizmetleri AŞ'nin unvanının 27.01.2012 tarihli Yönetim Kurulu karan ile Krea içerik Hizmetleri ve Prodüksiyon AŞ olarak değiştirildiğini, Digital Platform Teknoloji Hizmetleri AŞ'nin 40.000.000 adet hissesinin Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon AŞ'ye ait olup ... ortak durumunda olduğunu, davacıya tüm hizmet süresine ilişkin kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık ücretli izin alacağı olarak 490.000,00 TL'nin 23.02.2016 tarihinde ödendiğini, bu nedenle bu taleplerin reddi gerektiğini, davacının son ücretinin brüt 145.638,00 TL olduğunu, davacının Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon AŞ’nin genel müdür yardımcısı pozisyonunda görev yapan eşi E.Y. işten ayrılırken 368.000,00 TL tutarında ödeme yaptığını, davacının eşine ödediği yüksek miktarlı bu paranın ücret ve hak edişlerinden kesildiğini, 4857 sayılı Kanun'a göre ... sözleşmesinin fesih bildirim süresine uyarak veya fesih bildirimi süresine ilişkin ücretin ödenmesi suretiyle feshedilebileceğini, davacının ... sözleşmesi feshedilirken ihbar süresine ilişkin ücretinin kendisine ödendiğini, davacının kötüniyet tazminatı alacağı talebinin reddi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının davalı işverenlerden Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon AŞ nezdinde, 13.10.2005-18.12.2015 tarihleri arasında çalıştığı, diğer davalı Digital Platform Teknoloji Hizmetleri AŞ nezdinde ise 26.08.2011-18.12.2015 tarihleri arasında çalıştığı, Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon AŞ yanındaki çalışma süresine göre hak edilen yıllık izin süresinin 170 ... olduğu, davacının Digital Platform Teknoloji Hizmetleri AŞ nezdindeki çalışma süresine göre davalı işveren nezdindeki hak ettiği izin ... sayısının 56 ... olduğu, devir süreci ile birlikte fesihlerde yapılan tazminat ve prim ödemelerinde objektif kriterlerin uygulanmadığı, bu yönü ile fesih hakkı uygulamasının şartları itibarıyla kötüye kullanıldığı gerekçesi ile asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. 2. İlk Derece Mahkemesi 22.03.2022 tarihli ek karar ile; kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin dava açıldıktan sonra davalı tarafça ödendiği, bu yönden ilgili talepler hakkında esas yönünden ret değil davanın konusuz kalmasına karar verilmesi gerektiği, davacı vekilinin talebinin tavzih talebinin yerinde olduğu gerekçesiyle yargılama giderleri yönünden kabul ve ret oranının da gözetildiği belirtilerek hükmün tavzihine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili; kıdem ve ihbar tazminatının davalı tarafından dava açıldıktan sonra ödendiğini, İlk Derece Mahkemesinin bu talepler hakkında davanın reddine karar vererek aleyhlerine vekâlet ücretine ve yargılama giderine hükmetmesinin hatalı olduğunu, kötüniyet tazminatı hesabının hatalı olduğunu, davanın belirsiz alacak davası olarak ikame edildiğini, İlk Derece Mahkemesinin bu hususu gözden kaçırarak ıslah varmış gibi hüküm tesis ettiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. 2. Davalılar vekili; davacının 13.10.2005 tarihinden itibaren Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon AŞ nezdinde ve 01.08.2011 tarihinden itibaren aynı Şirketler topluluğu içerisinde faaliyet gösteren bir diğer Şirket olan Digital Platform Teknoloji Hizmetleri AŞ nezdinde CEO olarak ... görme edimini yerine getirmiş olduğunu, davacının ... sözleşmesinin işletmesel gereklilikler dikkate alınarak hukuka uygun olarak sonlandırılmış olduğunu, ... sözleşmesinin davalı Şirketler tarafından kötüniyetli olarak sonlandırıldığı somut delillerle ispatlanamadığından kötüniyet tazminatı taleplerinin reddi gerektiğini, davacının yıllık izin ücret alacağının kademeli gelir vergisi dikkate alınarak hesaplanması gerekirken ... hesaplanmasının hatalı olduğunu, davalı Şirketler arasında organik bağ söz konusu olduğundan yıllık izin ücret alacağının ve diğer alacakların iki Şirket için ayrı ayrı hesaplanmasının hukuka aykırı olduğunu, davacının ücret alacağı bulunduğu yönünde kurulan hükmün hatalı olduğunu, gerekçeli karardan sonra hatalı şekilde ek karar kurulmuş olduğunu, yargılamaya tâbi olması gereken hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulması gerekirken yapılan değişikliklere ek karar düzenlenerek hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, kararın gerekçesiz olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının belirtilen tarihler arasında her iki Şirkette genel müdür olarak çalıştığı ve davalı Şirketler tarafından bu dönem için ayrı ayrı 30 ... üzerinden çalışmalarının sigortaya bildirilmesinin yanı sıra, ... sözleşmesinin feshi sonrasında da davalılarca ayrı ayrı kıdem ve ihbar tazminatı ödendiği, bu durum karşısında davacının her iki davalıya ayrı ayrı hizmet verdiği, dolayısıyla her iki Şirket nezdinde geçen çalışmaları için ayrı ayrı yıllık izin ücreti alacağına hak kazanacağının kabulü gerektiği, ayrıca davalı tarafça istinaf dilekçesinde hükme esas alınan bilirkişi raporunda izin ücreti alacağından kademeli gelir vergisi kesintisi yapılması gerektiği ileri sürülmüş ise de; yargılama aşamasında bilirkişi raporuna bu konuda bir itirazının olmadığı, hesaplama yöntemi yönünden davacı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu gözetilerek bu istinaf sebebinin de yerinde olmadığı, işveren tarafından fesih hakkının kötüniyetle kullanıldığı ispatlanamadığından kötüniyet tazminatının kabulüne ilişkin İlk Derece Mahkemesi kararının dosya kapsamına uygun olmadığı, davacı işçinin rızası olmaksızın 29.08.2014 tarihli Yönetim Kurulu kararı ile davacının ücretinden her yüzde %25 kesinti yapıldığı, işçinin ücretlerinden mahkeme kararı olmaksızın kesinti yapılamayacağı nazara alındığında davacının bilirkişi raporundaki hesaplama doğrultusunda ücret alacağının bulunduğu, taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçların tavzih yolu ile değiştirilemeyeceği, bu yöndeki davalıların istinaf talebinin de yerinde olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili; fesih hakkı kullanılırken davacıya zarar verme kastının bulunduğunu bu nedenle kötüniyet tazminatının reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. 2. Davalılar vekili; istinaf dilekçesini tekrar ederek ayrıca Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesiz olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davalılar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği ve bu belirlemenin sonucuna göre davalıların talep edilen alacaklardan sorumlu olup olmadıkları, kötüniyet tazminatı koşullarının bulunup bulunmadığı, ücret ve yıllık izin alacaklarının ispatı ve yıllık izin alacağının hesaplanmasına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 ... maddesi. 2. 4857 sayılı ... Kanunu'nun 17, 32, 53, 57 ve 59 uncu maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle temyiz nedenlerine göre davacı vekilinin tüm, davalılar vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. İşçilik alacaklarının belirlenmesi noktasında kural olarak farklı tüzel kişiliği haiz işverenlerde geçen hizmetlerin birleştirilmesi mümkün değildir. Ancak bu gibi durumlarda işçilik alacakları hesabı noktasında hizmetlerin değerlendirilmesi ve işverenlerin sorumluluklarının belirlenmesi için şirketler/işverenler arasında işyeri devri, ... sözleşmesi devri, asıl işveren alt işveren ilişkisi veya birlikte istihdam olgularının bulunup bulunmadığının somut olarak belirlenmesi gerekir. 3. Somut uyuşmazlıkta davacı, davalı Digital Platform Teknoloji Hizmetleri AŞ'ye karşı açtığı asıl dava dilekçesinde 11 yıl davalı Şirketin genel müdürü olarak çalıştığını beyan ederek dava konusu işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesini talep etmiş; asıl davada davalı Şirket ise birleşen davanın davalısı Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon AŞ ile aralarında organik bağ bulunduğunu, davacı tarafından ... hizmet yürütüldüğünü ve hizmet bütünlüğü bulunduğunu savunmuştur. Davacının sigortalı hizmet cetvelinden, 13.10.2005 tarihinde davalılardan Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon AŞ'de çalışmaya başladığı, bu çalışması devam ederken 26.08.2011 tarihinde diğer davalı Şirkette sigorta girişinin yapıldığı ve iki Şirket tarafından da sigortasının yatırıldığı anlaşılmaktadır. Bölge Adliye Mahkemesince; davacının belirtilen tarihler arasında her iki Şirkette genel müdür olarak çalıştığı ve davalı Şirketler tarafından bu dönem için ayrı ayrı 30 ... üzerinden davacının çalışmasının sigortaya bildirildiği, ... sözleşmesinin feshi sonrasında da davalılarca ayrı ayrı kıdem ve ihbar tazminatı ödendiği, bu duruma göre davacının her iki davalıya ayrı ayrı hizmet verdiği, dolayısıyla her iki Şirket nezdinde geçen çalışmaları için ayrı ayrı yıllık izin ücreti alacağına hak kazandığı gerekçesiyle davalı Şirketlerin sorumlu oldukları dönemler ayrılarak karar verilmiş ise de, yapılan bu değerlendirme ve varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir. 4. Dosya kapsamına göre davalı Şirket yetkililerinin ve ortaklık yapılarının aynı olduğu, aralarında hukuki ve fiili irtibatın bulunduğu, davacının her iki davalıya ait işyerinde de çalıştığı ve istihdamın eş zamanlı olarak yapıldığı anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca davacının yıllık izin alacağının tüm hizmet süresi bakımından hesaplanması ve davalı Şirketlerin müştereken ve müteselsilen sorumluluğuna karar verilmesi gerekli iken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Davalılar yararına takdir edilen 8.400,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

İş Hukuku

4857 sayılı İş Kanunu'na göre, işverenin yıllık izin ücretini ödeme zamanı aşağıdakilerden hangisidir?

A) İşçinin izne başlamasından önce peşin olarak veya avans olarak.
B) İşçinin izinden döndüğü ilk maaş ödeme gününde.
C) Yıllık iznin kullanıldığı ayı takip eden ayın başında.
D) İzin süresinin yarısı kullanıldığında, kalanı döndüğünde.
E) İşçinin talebine göre, izin öncesi veya sonrası.

Bu maddeyle ilgili 6 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol