4857 sayılı İş Kanunu Madde 65

İş Kanunu 65. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 65 – (Mülga: 15/5/2008-5763/37 md.) Çalışma süresinden sayılan haller

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

7 karar eşleşti
7. Hukuk Dairesi, 2015/5639 E., 2016/4112 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
Bilindiği gibi, 4857 sayılı İş Kanunu’nun yürürlüğe girdiği yani bu bendin düzenlendiği tarihte aynı Kanun’un 65. maddesine göre kısa çalışma süresi azamî 3 aydı.
7. Hukuk Dairesi         2015/5639 E.  ,  2016/4112 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :İş Mahkemesi Dava Türü : Alacak YARGITAY İLAMI Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalı vekilinin yerinde bulunmayan tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine, 23/02/2016 gününde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY İş Kanunu m. 55 uyarınca “…65 inci maddedeki kısa çalışma süreleri” çalışılmış gibi sayılan hallerdendir (j bendi). Bilindiği gibi, 4857 sayılı İş Kanunu’nun yürürlüğe girdiği yani bu bendin düzenlendiği tarihte aynı Kanun’un 65. maddesine göre kısa çalışma süresi azamî 3 aydı. Kısa çalışma müessesesinin 5763 sayılı Kanun’la İşsizlik Sigortası Kanunu bünyesine (ek 2. madde) aktarılmasında da bu süre korunmuştur. 18.02.2009 tarihinde kabul edilen 5838 sayılı Kanun’un 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’na eklediği Geçici 8. madde ile “2008, 2009 ve 2010 yıllarında kısa çalışma için yapılan başvurulara münhasır olmak üzere, ek 2 nci maddenin ikinci fıkrasında kısa çalışma için öngörülen azami üç aylık sürenin altı ay olarak uygulanması” kabul edilmiş ve ayrıca öngörülen ödenek miktarı aynı kalmak kaydıyla, kısa çalışma süresini altı ay daha uzatmaya Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır. Nitekim kısa çalışma süresi Bakanlar Kurulu’nca 6 ay daha uzatılmıştır. Somut uyuşmazlıkta çözülmesi gereken mesele, davacının 01.10.2010- 20.06.2011 tarihleri arasında geçen kısa çalışmasının hangi süreye göre çalışılmış sayılıp, kıdeme dahil edileceği noktasındadır. Yasa koyucunun iradesi, 4857 sayılı İş Kanunu’nda düzenlemeye gidildiği esnada, kısa çalışma süresinin 3 ay olmasına dayanmaktadır ve süre 65. maddede azamî 3 ayla sınırlı tutulmuş iken bu sürenin fiilen çalışılmış gibi sayılması benimsenmiştir. O itibarla davacının kısa çalışma ödeneği aldığı sürenin 3 aylık kısmın kıdeme dahil edilebileceği değerlendirilmektedir. Esasen iş yerinde faaliyetin tamamen durduğu hallerde kısa çalışma uygulaması, işçinin fiilen çalışmaması ve işverenin ücret ödememesi yönüyle bir nev’î askı dönemidir. Ancak bu sürede krizin etkileri altındaki işletmenin varlığı ve iş ilişkilerinin yürürlüğü sürdürülürken, işçinin gelirinden mahrum kalmaması için menfaatler arasındaki denge kısa çalışma ödeneği ile sağlanmakta ve işverence ücret ödenmesi yerine ödenek ikame edilmektedir. Akdin askıya alındığı sürelerin kural olarak kıdemden dışlanması gerektiği yönündeki yerleşik içtihatlar da dikkate alındığında, 55. maddenin bir gereği olarak azamî 3 aylık sürenin fiilen çalışılmış gibi sayılabileceği ancak sonraki düzenlemeyle geçici olarak 6 aya çıkan ve hatta Bakanlar Kurulu kararı ile 6 ay daha uzatılan sürenin genişletici bir yorumla topyekûn kıdeme dahil edilmesinin isabetli olmayacağı, 2003 yılında İş Kanunu’nun 55. maddesinde kısa çalışma süreleri fiilen çalışılmış gibi sayılırken, kısa çalışma süresi 6 ay ve daha sonra Bakanlar Kurulu kararıyla uzatılan 6 aylık sürenin ilavesi ile 1 yıla ulaşabilecek bir nitelikte olsa idi yine bu sürenin tümüyle fiilen çalışılmış olarak kabul edilebileceğine dair bir faraziyeden de söz edilemeyeceği görüşündeyim. Kaldı ki, 5838 sayılı Kanun’la eklenen hüküm geçici bir madde olup, sadece sayılan yıllardaki kısa çalışma uygulamalarını ele almaktadır. Müessesenin esası yine kısa çalışma süresinin 3 ayla sınırlı olmasıdır. Açıklanan nedenlerle, yasada öngörülen 3 ayı aşkın kısa çalışma süresini kıdeme esas alan ve buna göre hesaplanan alacakları hüküm altına alan yerel mahkeme kararının bozulması gerekirken, sayın Çoğunluğun onama yönünde oluşan görüşüne katılamıyorum 23.02.2016

Diğer kararlar (4)

(Kapatılan) 7. Hukuk Dairesi, 2015/29236 E., 2015/23121 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
Bilindiği gibi, 4857 sayılı İş Kanunu’nun yürürlüğe girdiği yani bu bendin düzenlendiği tarihte aynı Kanun’un 65. maddesine göre kısa çalışma süresi azamî 3 aydı.
(Kapatılan) 7. Hukuk Dairesi         2015/29236 E.  ,  2015/23121 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :İş Mahkemesi Dava Türü : Alacak YARGITAY İLAMI Taraflar arasındaki dava sonucunda verilen hükmün süresi içinde taraflarca temyiz edilip, incelemenin Yargıtayca duruşmalı olarak yapılması davacı vekili tarafından istenilmekle, duruşma için tebliğ edilen 24.11.2015 Salı günü belirlenen saatte davacı ... vekili Av.... ile davalı ... Mak ve İmalat San.Tic.Ltd.Şti. vekili ... geldiler. Gelenlerin huzuru ile duruşmaya başlandı. Duruşmada hazır bulunan tarafların sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyadaki belgeler incelendi. Gereği görüşüldü: 1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine, 2-Davacı vekili, davacının davalı şirkette Ekim 2002 tarihinde işe girdiğini, ancak SGK'na işe giriş tarihinin 02/01/2003 olarak bildirildiğini, davacının davalı şirkette torna ve montaj işini yaptığını, aldığı ücretin kesintili ve sınırlı olduğunu, iş akdini 14/08/2012 tarihinde davacının haklı nedenle feshettiğini, 2008 yılının tamamında ücret alamadığını, aldığı maaşın 1.170,00 TL, 2009 yılında 3 ayda bir 200-300 TL alarak toplamda sadece 1.500,00 TL, 2010 yılında ise ücretinden aldığı miktarlar karşılığında makbuzlar verildiğini, tüm yıl için toplamda 1.875,00 TL, 2011 yılında makbuzlarla sabit olarak kendisine toplam verilen ücretin 8.060,00 TL 2012 yılı içinde toplam 5.940,00 TL, 2011 yılının ilk altı ayı toplam 1.300,00 TL aldığını, 7. aydan itibaren aylık ücretinin 1.400,00 TL, 2012 yılı için Haziran ayına kadar aldığı ücretin 1.450,00 TL, Temmuz 2012 yılında son ücretini bankadan aldığını ve 1.600,00 TL olduğunu, bunların dışında davacının geriye kalan ücretlerinin de tamamını alamadığını, fazla mesai ücretlerinin de ödemnediğini, fesih tarihinden geriye dönük 5 yıllık fazla mesai alacağının bulunduğunu, hafta için 08:00-18:00, hafta sonu ise izin yapmadan 08:00-15:00 saatleri arasında pazar günleri dahil çalıştığını, yıllık izinlerinin ise 2011 yılından önce her yıl 7 gün yapan davacının yıllık izin ücretlerinin de ödenmediğini iddia ederek kıdem tazminatı ile bazı işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili, zamanaşımı savunmasında bulunmuş, iddiaların asılsız olduğunu, makbuzlar, bordrolar, banka kayıtları ile sabit olduğu üzere davacıya hakettiği tüm ücretlerinin ödendiğini, bir dönem kısa çalışma uygulandığını, bu dönemde de ücretini aldığını, fazla mesaisi bulunmadığı gibi yıllık izinlerini kullandığını, bu nedenle feshin haklı nedene dayanmadığını beyanla davanın reddini istemiştir. Mahkemece davacının ödenmeyen ücret alacakları bulunduğundan iş sözleşmesinin feshinin haklı nedene dayandığı, kıdem tazminatına hak kazandığı ayrıca bilirkişi esas ve ek raporunda hesap edilen alacaklarının bulunduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davacının ödenmeyen ücret alacağının miktarı ile ilgili taraflar arasında ihtilaf bulunmaktadır. Davacı vekili, davacının 2008 yılından itibaren ücretlerinin geç ve düzensiz, eksik ödendiğini iddia ederek ücret alacağının tahsilini talep etmiş; davalı vekili ise, davacıya ücretlerinin bordro ve makbuz karşılığında ayrıca banka hesabına yatırılmak sureti ile ödendiğini, ödenmeyen ücret alacağının kalmadığını savunmuş ve dosyaya kimisi imzalı, kimisi imzasız bordrolar ile imzalı makbuzlar sunmuştur. Davacı tarafça bordro ve makbuzlardaki imzalara itiraz edilmesi üzerine imzaların davacıya ait olup olmadığına dair rapor alındıktan sonra, hesap bilirkişisinden ek rapor alınmış ve ek hesap raporundaki miktar kadar ücret alacağının tahsiline karar verilmiştir. Öncelikle belirtilmelidir ki, bilirkişi 2009 ve 2010 yıllarında işyerinde kısa çalışma yapıldığını tespit etmiştir. Bu itibarla ilgili İş Kurumu Müdürlüğünden kısa çalışma yapılmasına ilişkin belgeler getirtilerek işyerinde hangi tarihler arasında ne kadar süre ile kısa çalışma yapıldığı ve ayrıca davacının isminin kısa çalışma programı dahilinde kuruma bildirilen işçiler arasında olup olmadığı, başka bir anlatımla davacının kısa çalışma programına dahil edilerek kısa çalışma ödeneğinden yararlandırılıp yararlandırılmadığı ve varsa davacıya yapılan kısa çalışma ödeneğinin miktarı belirlenmelidir. Davacı kısa çalışma ödeneği almış ise, davacının kısa çalışma ödeneğinden yararlandığı süre bakımından işverenin ücret ödeme yükümlülüğü olmadığından öncelikle bu süre için ücret alacağı hesap edilmemelidir. Öte yandan bordroların imzalı olması nedeni ile 2011 yılı için ücret alacağı hesap edilmediği halde, 2011 yılında makbuzlarla ödendiği tespit edilen toplam miktarın hepsinin ödenmeyen ücret alacağından mahsubu hatalı olmuştur. Davacının bordrolardaki ücret seviyesine göre 2011 yılında hak kazandığı net ücret hesaplanmalı, 2011 yılına ait makbuzlarla ödenen miktardan 2011 yılı için hak kazandığı toplam ücret mahsup edilerek fazlalık bulunduğu takdirde bu fazlalık hesap edilen geçmiş dönem ücret alacağından mahsup edilerek bakiye ödenmeyen ücret alacağı hüküm altına alınmalıdır. O halde tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır. SONUÇ:Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında kendisini vekille temsil ettiren davacı taraf yararına takdir olunan 1.100,00 TL avukatlık ücretinin davalıdan alınarak davacıya, davalı yararına takdir olunan 1.100,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde taraflara iadesine, 24.11.2015 gününde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY İş Kanunu m. 55 uyarınca “…65 inci maddedeki kısa çalışma süreleri” çalışılmış gibi sayılan hallerdendir (j bendi). Bilindiği gibi, 4857 sayılı İş Kanunu’nun yürürlüğe girdiği yani bu bendin düzenlendiği tarihte aynı Kanun’un 65. maddesine göre kısa çalışma süresi azamî 3 aydı. Kısa çalışma müessesesinin 5763 sayılı Kanun’la İşsizlik Sigortası Kanunu bünyesine (ek 2. madde) aktarılmasında da bu süre korunmuştur. 18.02.2009 tarihinde kabul edilen 5838 sayılı Kanun’un 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’na eklediği Geçici 8. madde ile “2008, 2009 ve 2010 yıllarında kısa çalışma için yapılan başvurulara münhasır olmak üzere, ek 2 nci maddenin ikinci fıkrasında kısa çalışma için öngörülen azami üç aylık sürenin altı ay olarak uygulanması” kabul edilmiş ve ayrıca öngörülen ödenek miktarı aynı kalmak kaydıyla, kısa çalışma süresini altı ay daha uzatmaya Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır. Nitekim kısa çalışma süresi Bakanlar Kurulu’nca 6 ay daha uzatılmıştır. Somut uyuşmazlıkta çözülmesi gereken mesele, kısa çalışmanın hangi süreye göre çalışılmış sayılıp kıdeme dahil edileceği noktasındadır. Yasa koyucunun iradesi, 4857 sayılı İş Kanunu’nda düzenlemeye gidildiği esnada, kısa çalışma süresinin 3 ay olmasına dayanmaktadır ve süre 65. maddede azamî 3 ayla sınırlı tutulmuş iken bu sürenin fiilen çalışılmış gibi sayılması benimsenmiştir. O itibarla davacının kısa çalışma ödeneği aldığı sürenin 3 aylık kısmın kıdeme dahil edilebileceği değerlendirilmektedir. Esasen işyerinde faaliyetin tamamen durduğu hallerde kısa çalışma uygulaması, işçinin fiilen çalışmaması ve işverenin ücret ödememesi yönüyle bir nev’î askı dönemidir. Ancak bu sürede krizin etkileri altındaki işletmenin varlığı ve iş ilişkilerinin yürürlüğü sürdürülürken, işçinin gelirinden mahrum kalmaması için menfaatler arasındaki denge kısa çalışma ödeneği ile sağlanmakta ve işverence ücret ödenmesi yerine ödenek ikame edilmektedir. Akdin askıya alındığı sürelerin kural olarak kıdemden dışlanması gerektiği yönündeki yerleşik içtihatlar da dikkate alındığında, 55. maddenin bir gereği olarak azamî 3 aylık sürenin fiilen çalışılmış gibi sayılabileceği ancak sonraki düzenlemeyle geçici olarak 6 aya çıkan ve hatta Bakanlar Kurulu kararı ile 6 ay daha uzatılan sürenin genişletici bir yorumla topyekûn kıdeme dahil edilmesinin isabetli olmayacağı, 2003 yılında İş Kanunu’nun 55. maddesinde kısa çalışma süreleri fiilen çalışılmış gibi sayılırken, kısa çalışma süresi 6 ay ve daha sonra Bakanlar Kurulu kararıyla uzatılan 6 aylık sürenin ilavesi ile 1 yıla ulaşabilecek bir nitelikte olsa idi yine bu sürenin tümüyle fiilen çalışılmış olarak kabul edilebileceğine dair bir faraziyeden de söz edilemeyeceği görüşündeyim. Kaldı ki, 5838 sayılı Kanun’la eklenen hüküm geçici bir madde olup, sadece sayılan yıllardaki kısa çalışma uygulamalarını ele almaktadır. Müessesenin esası yine kısa çalışma süresinin 3 ayla sınırlı olmasıdır. Açıklanan nedenlerle, yasada öngörülen 3 ayı aşkın kısa çalışma süresini kıdeme esas alan ve buna göre hesaplanan alacakları hüküm altına alan yerel mahkeme kararının bu nedenle de bozulması gerekirken, sayın çoğunluğun bu hususa değinmeyen bozma gerekçesine katılamıyoruz..24.11.2015
10. Hukuk Dairesi, 2023/13174 E., 2023/12318 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Kısa çalışma ödeneği 4447 öncesi 4857 sayılı Kanun'un 65 inci maddesinde düzenlendiği, davada tarafın ...
10. Hukuk Dairesi         2023/13174 E.  ,  2023/12318 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2232 E., 2022/664 K. İKARAR : Esastan red İLK DERECE MAHKEMESİ : ... Batı 3. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/365 E., 2022/164 K. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun (2797 sayılı Kanun) 40 ıncı ve Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 18 inci maddeleri uyarınca yapılan ön incelemede; dava konusu uyuşmazlığın niteliği ve temyizin kapsamının, kısa çalışma ödeneğinin iadesine ilişkin Kurum işleminin iptali istemine ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Kısa çalışma ödeneğine ilişkin yasal düzenlemeler başlıca 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu'nun (4447 sayılı Kanun) ek 2 nci maddesi ve bu maddeye dayanılarak çıkarılan Yönetmelik'tir. Kısa çalışma ödeneği 4447 öncesi 4857 sayılı Kanun'un 65 inci maddesinde düzenlendiği, davada tarafın ... olduğu, taraf olarak Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının yer almadığı, davanın konusunun sosyal güvenlik mevzuatı ile ilişkili olmadığı, davanın temelinin iş kanunundan kaynaklandığı bu bağlamda Yargıtay Büyük Genel Kurulunun dairelerin iş bölümüne ilişkin 25.01.2023 tarihli ve 2023/1 sayılı kararı uyarınca dosyayı inceleme görevi Yargıtay 9. Hukuk Dairesine aittir. Bu durumda, 2797 sayılı Kanun’un 60 ıncı maddesinin üçüncü fıkrasına göre temyiz incelemesini yapacak dairenin Hukuk İşbölümü İnceleme Kurulu tarafından belirlenmesi gerekir. KARAR Açıklanan sebeplerle; Dosyanın YARGITAY HUKUK İŞBÖLÜMÜ İNCELEME KURULUNA GÖNDERİLMESİNE, 04.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
7. Hukuk Dairesi, 2013/6293 E., 2013/13125 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Davalı, davacı tarafın iş akdinin devamsızlık nedeniyle 4857 sayılı Yasanın 25/II-g bendi uyarınca haklı olarak feshedildiğini, 4857 sayılı Yasanın 65.maddesine göre müvekkili şirketin genel ekonomik kriz veya zorlayıcı nedenlerle kısa çalışma ödeneği hakkından faydalandığını, 10.03.2010 ile 09.09.2010 tarihleri arasında kısa çalışma yapılmasına izin verildiğini, bu durumun tüm işçilere duyuru pan
7. Hukuk Dairesi         2013/6293 E.  ,  2013/13125 K. "İçtihat Metni" Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine 2)Davacı vekili, müvekkilinin davacıya ait işyerinde 05.01.2005 tarihinden iş akdinin feshedildiği 11.05.2010 tarihine kadar çalıştığını, son dönemde ekonomik kriz nedeniyle devletin tanıdığı kısa çalışma ödeneğinden faydalanmak amacıyla işe ara verildiğini, 6 aylık süre ile müvekkilinin de içinde bulunduğu bazı işçilerin işten çıkarıldığını, bu dönemde için işsizlik ödeneği ödemesi yapıldığını, davalı işveren işçiler izinde iken işçileri kaçak ve sigortasız çalışmaları için yeniden işe çağırdığını, müvekkilinin ve bazı diğer işçilerin ödenekleri kesileceği gerekçesi ile bu öneriyi kabul etmediğini, bu gerekçe ile işveren tarafından 11.05.2011 tarihinde iş akitlerinin sonlandırıldığını, ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı isteklerinin hüküm altına alınmasını istemiştir. Davalı, davacı tarafın iş akdinin devamsızlık nedeniyle 4857 sayılı Yasanın 25/II-g bendi uyarınca haklı olarak feshedildiğini, 4857 sayılı Yasanın 65.maddesine göre müvekkili şirketin genel ekonomik kriz veya zorlayıcı nedenlerle kısa çalışma ödeneği hakkından faydalandığını, 10.03.2010 ile 09.09.2010 tarihleri arasında kısa çalışma yapılmasına izin verildiğini, bu durumun tüm işçilere duyuru panosuna asılarak ilan edildiğini, davacının da içinde bulunduğu işçilerin muvafakatlerinin bulunduğuna dair imzalarının alındığını, 06.05.2010 tarihinde müvekkili firmanın yeni sipariş alması üzerine daha 2 ay 5 gün süre ile çalışmama hakkı var iken kendi isteği ile geçici olarak bu dönemi sonlandırdığını, işçilerin tümünün kısa çalışma onay formunda belirttikleri cep telefonundan arandıklarını ve 06.05.2010 tarihinde işe başlanmalarının istendiğini, davacının da içinde bulunduğu küçük grubun işe başlamadığını, işe başlamama gerekçelerinin bildirilmesi için kendilerine ihtarname gönderildiğini ve mazeretlerinin sorulduğunu ancak geçerli bir mazeret ileri sürülmediğini, son çare olarak devamsızlık gerekçesi ile davacının iş akdinin sonlandırıldığını, dolayısıyla davacının kıdem ve ihbar tazminatı isteyemeyeceğini beyanla davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davalı işveren şirketin ekonomik krizi gerekçe göstererek İş Kur Gen.Md.ne 08.04.2009 tarihinde müracaat ederek kısa çalışma talebinde bulunduğu, talebinin ilgili kurum tarafından kabul edildiği, davacı ve bir kısım diğer çalışanlar bu gerekçe ile 6 ay süre ile işten çıkarıldıkları, Mayıs 2010 tarihi içerisinde davalı şirketin yeni sipariş aldığı gerekçesi ile işçilere bildirdikleri cep telefonları vasıtasıyla en kısa zamanda işe başlamaları konusunda gayri resmi olarak tebliğde bulunulduğu, işçilerin bir kısmının cep telefonlarına yapılan aramalara icabet ederek işe başladıkları ancak davacının işe başlamadığı, davalı şirket tarafından devamsızlık tutanakları tutularak bu gerekçe ile İş Kanununun 25/II-g maddesine dayanılarak iş akdinin feshedildiği ancak davacıya yapılan çağrının usulsüz olduğu, bu konuda çağrının resmi kanallardan yapılması gerektiği, cep telefonu aramasının ispatının davalı taraf üzerinde olduğu, davalı tarafın bu konuda sadece arandığı şekilde beyanda bulunduğu, ispata yönelik herhangi bir belge sunulmadığı, kaldı ki davacıya cep telefonu yada ev telefonu vasıtasıyla haricen yapılan çağrının yasal anlamda hiçbir hükmünün olmadığı, davacının cep telefonu ile yapılan çağrıya icabet etmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olmadığı, evdeki bir yakınına telefon vasıtasıyla bu şekilde verilen bir haberin muhatabına sağlıklı bir şekilde ulaştırılacağının garantisi olmadığını, bu nedenle iş akdinin feshinin haksız yapıldığı, gerekçesi ile kıdem ve ihbar tazminatı isteklerinin kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, iş akdinin işveren tarafından feshedilip feshedilmediği, feshin haklı olup olmadığı, işçinin kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanıp kazanmadığı konusundadır. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25. maddesinin (II) numaralı bendinin (g) alt bendinde, “işçinin işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına iki işgünü veya bir ay içinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki işgünü yahut bir ayda üç işgünü işine devam etmemesi” halinde, işverenin haklı fesih imkanının bulunduğu kurala bağlanmıştır. İşverenin ücretli ya da ücretsiz olarak izin verdiği bir işçinin, izin süresince işyerine gitmesi beklenemeyeceğinden, bu durumda bir devamsızlıktan söz edilemez. Somut olayda, davalı işverenin Türkiye İş kurumu Genel Müdürlüğüne ekonomik kriz nedeni ile kısa çalışma talebi başvurusu üzerine, davacının da aralarında bulunduğu bir kısım işçilerin 10.03.2010-09.09.2010 dönemini kapsayacak şekilde kısa çalışma ödeneğinden yaralandırıldığı; ancak işyerinin 06.05.2010 tarihinden itibaren tam çalışmaya geçmesi üzerine davacının işe başlaması için telefonla çağrıldığı halde gelmediği belirtilerek 11.05.2010 tarihli ihtarnamenin gönderildiği; söz konusu ihtarnamenin tebliğinden sonra da davacı işçinin devamsızlığını sürdürmesi üzerine 24.05.2010 tarihli ihtarname ile 4857 sayılı Kanunun 25/II-g maddesi uyarınca devamsızlık haklı nedenine dayanarak davalı işveren tarafından feshedildiği anlaşılmaktadır. Gerek dava dilekçesinde gerekse tüm tanık beyanlarına göre de davacının kısa çalışma uygulaması sonrası işe davet edilmesine rağmen işe gelmediğinin sabit olduğu, davacının işe gelmemesinin haklı nedenlerini ve belgelerini ispatlayamadığı, dikkate alındığında davalı işveren tarafından iş akdinin haklı olarak feshedilmesi nedeni ile kıdem ve ihbar tazminatı isteklerinin reddi yerine yazılı gerekçe ile kabulü hatalı olmuştur. O halde davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazı kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde davalıya iadesine, 11/07/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
7. Hukuk Dairesi, 2013/5468 E., 2013/12082 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Davalı, davacı tarafın iş akdinin devamsızlık nedeniyle 4857 sayılı Yasanın 25/II-g bendi uyarınca haklı olarak feshedildiğini, 4857 sayılı Yasanın 65.maddesine göre müvekkili şirketin genel ekonomik kriz veya zorlayıcı nedenlerle kısa çalışma ödeneği hakkından faydalandığını, 10.03.2010 ile 09.09.2010 tarihleri arasında kısa çalışma yapılmasına izin verildiğini, bu durumun tüm işçilere duyuru pan
7. Hukuk Dairesi         2013/5468 E.  ,  2013/12082 K. "İçtihat Metni" Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine 2)Davacı vekili, müvekkilinin davacıya ait işyerinde 05.07.2002 tarihinden iş akdinin feshedildiği 11.05.2010 tarihine kadar çalıştığını, son dönemde ekonomik kriz nedeniyle devletin tanıdığı kısa çalışma ödeneğinden faydalanmak amacıyla işe ara verildiğini, 6 aylık süre ile müvekkilinin de içinde bulunduğu bazı işçilerin işten çıkarıldığını, bu dönemde için işsizlik ödeneği ödemesi yapıldığını, davalı işveren işçiler izinde iken işçileri kaçak ve sigortasız çalışmaları için yeniden işe çağırdığını, müvekkilinin ve bazı diğer işçilerin ödenekleri kesileceği gerekçesi ile bu öneriyi kabul etmediğini, bu gerekçe ile işveren tarafından 11.05.2011 tarihinde iş akitlerinin sonlandırıldığını, ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı isteklerinin hüküm altına alınmasını istemiştir. Davalı, davacı tarafın iş akdinin devamsızlık nedeniyle 4857 sayılı Yasanın 25/II-g bendi uyarınca haklı olarak feshedildiğini, 4857 sayılı Yasanın 65.maddesine göre müvekkili şirketin genel ekonomik kriz veya zorlayıcı nedenlerle kısa çalışma ödeneği hakkından faydalandığını, 10.03.2010 ile 09.09.2010 tarihleri arasında kısa çalışma yapılmasına izin verildiğini, bu durumun tüm işçilere duyuru panosuna asılarak ilan edildiğini, davacının da içinde bulunduğu işçilerin muvafakatlerinin bulunduğuna dair imzalarının alındığını, 06.05.2010 tarihinde müvekkili firmanın yeni sipariş alması üzerine daha 2 ay 5 gün süre ile çalışmama ... var iken kendi isteği ile geçici olarak bu dönemi sonlandırdığını, işçilerin tümünün kısa çalışma onay formunda belirttikleri cep telefonundan arandıklarını ve 06.05.2010 tarihinde işe başlanmalarının istendiğini, davacının da içinde bulunduğu küçük grubun işe başlamadığını, işe başlamama gerekçelerinin bildirilmesi için kendilerine ihtarname gönderildiğini ve mazeretlerinin sorulduğunu ancak geçerli bir mazeret ileri sürülmediğini, son çare olarak devamsızlık gerekçesi ile davacının iş akdinin sonlandırıldığını, dolayısıyla davacının kıdem ve ihbar tazminatı isteyemeyeceğini, beyanla davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davalı işveren şirketin ekonomik krizi gerekçe göstererek İş Kur Gen.Md.ne 08.04.2009 tarihinde müracaat ederek kısa çalışma talebinde bulunduğu, talebinin ilgili kurum tarafından kabul edildiği, davacı ve bir kısım diğer çalışanlar bu gerekçe ile 6 ay süre ile işten çıkarıldıkları, Mayıs 2010 tarihi içerisinde davalı şirketin yeni sipariş aldığı gerekçesi ile işçilere bildirdikleri cep telefonları vasıtasıyla en kısa zamanda işe başlamaları konusunda gayri resmi olarak tebliğde bulunulduğu, işçilerin bir kısmının cep telefonlarına yapılan aramalara icabet ederek işe başladıkları ancak davacının işe başlamadığı, davalı şirket tarafından devamsızlık tutanakları tutularak bu gerekçe ile İş Kanununun 25/II-g maddesine dayanılarak iş akdinin feshedildiği ancak davacıya yapılan çağrının usulsüz olduğu, bu konuda çağrının resmi kanallardan yapılması gerektiği, cep telefonu aramasının ispatının davalı taraf üzerinde olduğu, davalı tarafın bu konuda sadece arandığı şekilde beyanda bulunduğu, ispata yönelik herhangi bir belge sunulmadığı, kaldı ki davacıya cep telefonu yada ev telefonu vasıtasıyla haricen yapılan çağrının yasal anlamda hiçbir hükmünün olmadığı, davacının cep telefonu ile yapılan çağrıya icabet etmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olmadığı, evdeki bir yakınına telefon vasıtasıyla bu şekilde verilen bir haberin muhatabına sağlıklı bir şekilde ulaştırılacağının garantisi olmadığını, bu nedenle iş akdinin feshinin haksız yapıldığı, gerekçesi ile kıdem ve ihbar tazminatı isteklerinin kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, iş akdinin işveren tarafından feshedilip feshedilmediği, feshin haklı olup olmadığı, işçinin kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanıp kazanmadığı konusundadır. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25. maddesinin (II) numaralı bendinin (g) alt bendinde, “işçinin işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına iki işgünü veya bir ay içinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki işgünü yahut bir ayda üç işgünü işine devam etmemesi” halinde, işverenin haklı fesih imkanının bulunduğu kurala bağlanmıştır. İşverenin ücretli ya da ücretsiz olarak izin verdiği bir işçinin, izin süresince işyerine gitmesi beklenemeyeceğinden, bu durumda bir devamsızlıktan söz edilemez. Somut olayda, davalı işverenin Türkiye İş kurumu Genel Müdürlüğüne ekonomik kriz nedeni ile kısa çalışma talebi başvurusu üzerine, davacının da aralarında bulunduğu bir kısım işçilerin 10.03.2010-09.09.2010 dönemini kapsayacak şekilde kısa çalışma ödeneğinden yaralandırıldığı; ancak işyerinin 06.05.2010 tarihinden itibaren tam çalışmaya geçmesi üzerine davacının işe başlaması için telefonla çağrıldığı halde gelmediği belirtilerek 11.05.2010 tarihli ihtarnamenin gönderildiği; söz konusu ihtarnamenin tebliğinden sonra da davacı işçinin devamsızlığını sürdürmesi üzerine 24.05.2010 tarihli ihtarname ile 4857 sayılı Kanunun 25/II-g maddesi uyarınca devamsızlık haklı nedenine dayanarak davalı işveren tarafından feshedildiği anlaşılmaktadır. Gerek dava dilekçesinde gerekse tüm tanık beyanlarına göre de davacının kısa çalışma uygulaması sonrası işe davet edilmesine rağmen işe gelmediğinin sabit olduğu, davacının işe gelmemesinin haklı nedenlerini ve belgelerini ispatlayamadığı, dikkate alındığında davalı işveren tarafından iş akdinin haklı olarak feshedilmesi nedeni ile kıdem ve ihbar tazminatı isteklerinin reddi yerine yazılı gerekçe ile kabulü hatalı olmuştur. O halde davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazı kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde davalıya iadesine, 27/06/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.