İş Kanunu 66. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 66 - Aşağıdaki süreler işçinin günlük çalışma sürelerinden sayılır:
a) Madenlerde, taşocaklarında yahut her ne şekilde olursa olsun yeraltında veya su altında çalışılacak işlerde işçilerin kuyulara, dehlizlere veya asıl çalışma yerlerine inmeleri veya girmeleri ve bu yerlerden çıkmaları için gereken süreler.
b) İşçilerin işveren tarafından işyerlerinden başka bir yerde çalıştırılmak üzere gönderilmeleri halinde yolda geçen süreler.
c) İşçinin işinde ve her an iş görmeye hazır bir halde bulunmakla beraber çalıştırılmaksızın ve çıkacak işi bekleyerek boş geçirdiği süreler.
d) İşçinin işveren tarafından başka bir yere gönderilmesi veya işveren evinde veya bürosunda yahut işverenle ilgili herhangi bir yerde meşgul edilmesi suretiyle asıl işini yapmaksızın geçirdiği süreler.
e) Çocuk emziren kadın işçilerin çocuklarına süt vermeleri için belirtilecek süreler.
f) Demiryolları, karayolları ve köprülerin yapılması, korunması ya da onarım ve tadili gibi, işçilerin yerleşim yerlerinden uzak bir mesafede bulunan işyerlerine hep birlikte getirilip götürülmeleri gereken her türlü işlerde bunların toplu ve düzenli bir şekilde götürülüp getirilmeleri esnasında geçen süreler.
İşin niteliğinden doğmayıp da işveren tarafından sırf sosyal yardım amacıyla işyerine götürülüp getirilme esnasında araçlarda geçen süre çalışma süresinden sayılmaz.
Günlük çalışmanın başlama ve bitiş saatleri
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
7 karar eşleşti
9. Hukuk Dairesi, 2024/6860 E., 2024/9710 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
4857 sayılı İş Kanunu'nun 41, 63 ve 66 ncı maddeleri, 6098 sayılı Kanun'un 51, 58 ve 417 nci maddeleri.
9. Hukuk Dairesi 2024/6860 E. , 2024/9710 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/3324 E., 2023/4822 K.
KARAR : İstinaf başvurusunun kabulü ile davanın kısmen kabulü
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 45. İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/597 E., 2023/674 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan ilk yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı üzerine yeniden yargılama yapan İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 01.10.2008 tarihinden itibaren davalı işyerinde program sorumlusu olarak çalışmakta iken 2014 yılının ikinci yarısından itibaren ofis başkanının yıldırma ve işten uzaklaştırma amaçlı psikolojik tacizi (mobbing) ile olumsuz tutum ve davranışlarına maruz kaldığını sorumluluğundaki proje ve işlerle ilgili yapılan seyahatlere dâhil edilmediğini, projelerin toplantılarından ve çalışmalarından dışlandığını, yok sayılarak pasifıze edildiğini, 2014 yılı performansının somut veriye dayandırılmadan düşük gösterildiğini, sorumluluğundaki projelerde kullanılan dil İngilizce olmasına rağmen son dönemlerdeki toplantı tutanakları Japonca düzenlenmek suretiyle bilgilendirmesinin tamamen engellendiğini, kişilik haklarının saldırıya uğradığını, sağlığının bozulduğunu, bu nedenle iş sözleşmesini 05.01.2016 tarihli ihtarname ile haklı olarak feshettiğini, iş seyahatleri nedeniyle fazla çalışma ücretlerine kazandığını bu çalışmalarının karşılığı zamlı ücretlerin ödenmediğini ileri sürerek fazla çalışma ücreti ile psikolojik taciz nedeniyle manevi tazminat alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının program sorumlusu olarak çalıştığı sırada iş sözleşmesini feshettiğini, davacının iddialarının doğru olmadığını, 31.08.2014 tarihinden sonra yönetimi görmezden geldiğini ve yönetimle iletişimini kestiğini, personel toplantılarında defalarca açıklandığı üzere iş gezilerine kimlerin katılacağına gezinin amacına ve katılımcının katkısına göre yönetimin karar verdiğini genellikle yönetimden bir kişi ve bir memurun gezilere katıldığını, buna göre davacının herhangi bir katkı sağlamadığı veya gerekli olmadığı için gezilere davet edilmediğini, davacının fazla çalışma alacağının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; bir eylemin psikolojik taciz olarak kabul edilebilmesi için bir işçinin hedef alınarak gerçekleştirilmesi, belli bir süreye yayılması ve bu durumun sistematik bir hâl alması gerektiği, somut olayda kaldırma kararı sonrasında yapılan yargılama neticesinde davacının sorumlu olduğu projelerin neler olduğuna dair bilgiler ile katıldığı seyahat ve toplantılara ilişkin bilgilerin, davacının katılmadığı toplantı ya da seyahatlere davacı yerine kimin katıldığına ilişkin bilgi ve belgelerin istenildiği, dosya kapsamında davacı dışındaki diğer işçilerden bir kısmına da performansları (A) olsa bile uyarı verildiği, verilen bu uyarıların psikolojik taciz olarak nitelendirilecek ağırlıkta olmadığı, yapılan işe atfedilen önemden kaynaklı işin aksamaması için yapılan eleştiriler olduğu, davalı Şirketin Japon Ajansı olduğu, toplantıya katılanların da Japon olduğu, bu sebeple toplantının Japonca yapılmasının davacının dışlanması için yapıldığı hususunda bir kanaat oluşmadığı, davacının psikolojik taciz sebebiyle manevi tazminat talebini ispat edemediği, fazla çalışma alacağının da bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili; müvekkilinin ağır psikolojik taciz mağduru olduğunu, buna ilişkin uzman görüşü de alındığını, Mahkeme gerekçesinin dosya içeriğiyle örtüşmediğini, müvekkilinin sorumluluğunda olan toplantılara alınmayarak ve gezilere götürülmeyerek dışlandığını, bunun sonucunda ise davacının görevini yerine getirmesinin engellendiğini, diğer taraftan bu seyahat ve toplantıların raporlarının ise Japonca tutulduğunu ve içeriğinin müvekkili tarafından öğrenilemediğini, performans değerlendirmelerinde de psikolojik tacizin kendisini gösterdiğini, performansı (A) olmasına rağmen uyarı verildiğini, davacının uğradığı psikolojik taciz nedeniyle psikiyatrik tedavi aldığını, doktorun da tanık olarak bu durumu doğruladığını, müvekkilinin maruz kaldığı psikolojik tacizin kişiliğine ve sağlığına zarar verdiğini, iş seyahatleri nedeniyle yapılan fazla çalışmanın karşılığı ücretlerin ödenmediğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; psikolojik tacizin her şeyden önce sistematik nitelikte olması, işçiyi hedef alması ve işçinin yıldırılması, soyutlanması, işyerinden ayrılması gibi bir amacının bulunması gerektiği, bu noktada davacının görevi olduğu toplantılara çağrılmadığı, seyahatlere gönderilmediği, raporların Japonca yazıldığı için bilgi sahibi olamadığı, performansı (A) olmasına rağmen uyarı verildiği, kendi görev ve sorumluğunda olan projelerin bir kısmında Japon bir personelin de görevlendirildiğini ileri sürdüğü, davalı tarafından iddialara verilen cevaplar ve belgeler dışında delil bulunmadığının görüldüğü, davalı tarafından toplantı ve seyahatlerle ilgili olarak somut olarak davacının görevli olmadığı, davacının acil başka görevinin çıktığının savunulduğu, toplantıların kalabalık olduğu ve Japonlarla yapıldığı, davacının Japonca bilmediği davacının performans değerlendirmesinde diğer işçilerde olduğu gibi düzeltilmesi gereken yönlerin yazılmakla yetinildiği, davacıya uyarı ya da disiplin cezası verilmediği, psikolojik tacizin maddi unsuru olan ve işverene izafe edilen ayrımcı ve sistematik kusurlu davranışı davacının ispat edemediği, ne var ki dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre davacının çalışma ortamının gergin olduğu, beklentilerin yüksek olduğu, işverence davacının beden ve ruh sağlığını koruyacak etkin ve yeterli tedbirlerin alınıp uygulanmadığı, sırf işyerinden kaynaklanan etkenlerle davacının 2014, 2015 ve 2016 yıllarında depresyon tedavisi gördüğü, buna rağmen işverence uygun sağlıklı bir çalışma ortamının oluşturulmadığı, bu bağlamda işverenin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 417 nci maddesi ile koruma ve gözetme borcu kapsamındaki işçinin sağlığı ve kişiliğini koruma yükümünü gereği gibi yerine getirmediği, kusurlu olduğu anlaşıldığından uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği, nihayet iş seyahatlerinin çalışma saati dışında yapılması ve günlük çalışma süresinden sayılamayacak olması nedeniyle taleple bağlı kalınarak iş seyahatinden kaynaklı fazla çalışma ücreti talebinin reddinin yerinde olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü gerekçelere dayanarak ve müvekkili lehine hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğunu ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, fazla çalışma ücreti alacağı ile psikolojik taciz nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 41, 63 ve 66 ncı maddeleri, 6098 sayılı Kanun'un 51, 58 ve 417 nci maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
12.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Hukuk Genel Kurulu, 2018/1081 E., 2021/703 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
İş Kanununun 66 ncı maddesinin birinci fıkrasında yazılı süreler de çalışma süresinden sayılır.
Hukuk Genel Kurulu 2018/1081 E. , 2021/703 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... 19. İş Mahkemesinin 18.11.2014 tarihli ve 2014/657 E., 2014/1209 K. sayılı kararı ile verilen davanın reddine ilişkin karar davacı ve davalı ... vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 02.02.2015 tarihli ve 2015/974 E., 2015/2109 K. sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle bozulmuş, bozma kararına uyularak yeniden yapılan yargılama sonunda ... 19. İş Mahkemesinin 16.03.2017 tarihli ve 2015/310 E., 2017/217 K. sayılı kararı ile verilen asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davacı ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 04.07.2017 tarihli ve 2017/35872 E., 2017/15912 K. sayılı kararı ile bozulmuştur. Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı verilen direnme kararı, davacı ve davalı ... vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Hukuk Genel Kurulunca usul yönünden bozulmasına karar verilmiş, Mahkemece Hukuk Genel Kurulunun usule ilişkin bozma kararının gereği yerine getirilerek direnme kararı verilmiştir.
2. Direnme kararı davacı ve davalı ... vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı ... Müdürlüğüne ait yol, köprü ve asfalt yapımı işinde davalı ... İnşaat Anonim Şirketi nezdinde 02.06.2006-07.05.2014 tarihleri arasında iş makinesi operatörü olarak aralıksız çalıştığını, ücretinin net 1.885,00TL olduğunu, son üç aylık ücretinin ve son iki yıla ait ikramiyelerin ödenmediğini, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları tam olarak ödenmediğinden haklı nedenle iş sözleşmesini feshettiğini, sürekli olarak emir ve talimatları veren ve denetimleri yapan kişilerin davalı ... yetkilileri olduğunu, davalı ... İnşaat Anonim Şirketinin alt işveren olduğunu, şantiyede kaldıklarını, davalı işyerinde 07.00-19.00 saatleri arasında çalışıldığını, 06.00-06.30 arası kahvaltı saati, 12.00-13.00 arası ise öğle yemeği saati olduğunu, akşam çıkış saati 19.00 olmasına rağmen çoğu zaman 20.00’a kadar çalıştıklarını, hafta tatillerinde çalıştığını ancak senede üç veya dört defa üç ya da dört günlüğüne izne gönderildiklerini, yıllık otuz gün civarında hafta sonu çalışmasına dair alacağının bulunduğunu, ulusal bayramlarda çalıştığını ileri sürerek kıdem tazminatı, ücret, yıllık izin ücreti, ikramiye, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
5. Davacı vekili, ... 39. İş Mahkemesinin 12.01.2017 tarihli ve 2017/24 E., 2017/5 K. sayılı kararı ile eldeki davayla birleştirilmesine karar verilen davada ise; talep edilen alacaklara ilişkin bilirkişi raporunda hesap edilen alacakların, ıslah edilen miktardan fazla olması nedeniyle, fark alacakların tahsili için bu davanın açıldığını belirtilerek, fark kıdem tazminatı, bakiye ücret ve hafta tatili ücreti alacaklarının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
6. Davalı ... İnşaat Taahhüt ve Ticaret Elektrik Üretim Anonim Şirketi vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin diğer davalı ... Müdürlüğüne ait ... Ayrımı ...-... Yolu 120-170 km yol inşaatı işini ve ..., ..., Çevre Yolu, Köprülü Kavşak inşaatı işini üstlendiğini, davacının 16.06.2012-12.05.2014 tarihleri arasında çalıştığını, en son ücretinin 1.885,00TL olduğunu, davacının kendi isteği ile işyerinden ayrıldığını, işçilere ikramiye ödenmesine ilişkin işyeri uygulamasının bulunmadığını, işin durumuna göre nadiren yapılan fazla çalışmaların karşılığının ödendiğini, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışma olmadığını, Bitümlü Kaplama İşleri İçin Yapılan Sözleşmenin 17.6. maddesine göre 1 Aralık-1 Nisan arasındaki dönemin, işyerlerinde havanın fen noktasında çalışmaya uygun olmayan dönem olarak belirlendiğini, bu tarihler arasında yani yılın dört ayında bekçi gibi zorunlu çalışan iki veya üç kişi dışında davacı da dâhil şantiyede çalışan işçilerin tamamına yıllık izinlerinin kullandırıldığını, bu tarihlerde çalışma olmadığından davacının talep ettiği alacaklara da hak kazanmasının mümkün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
7. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; öncelikle yetki itirazında bulunduklarını, müvekkilinin taraf sıfatı bulunmadığını, bu nedenle davanın reddi gerektiğini, davacının ücretinin ödenmediğine dair müvekkiline başvuruda bulunmadığını, kabul anlamına gelmemek üzere asıl işveren konumunda olan kamu kuruluşunun 4857 sayılı İş Kanunu’nun 36. maddesi gereğince üç aylık ücret hariç diğer alacaklardan sorumlu tutulamayacağını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin Birinci Kararı:
8. ... 19. İş Mahkemesinin 18.11.2014 tarihli ve 2014/657 E., 2014/1209 K. sayılı kararı ile; dava konusu alacakların belirlenebilir olması nedeniyle belirsiz alacak davası açılmasında hukukî yarar bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı:
9. ... 19. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı ... vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
10. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 02.02.2015 tarihli ve 2015/974 E., 2015/2109 K. sayılı kararı ile; “…Dosya içeriğine göre, davacı vekili dava dilekçesi ile, fazlaya dair haklarını saklı tutarak 100,00'er TL kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti, ikramiye, fazla mesai, hafta tatili ve genel tatil ücreti alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir. 03.11.2014 harç tarihli ıslah dilekçesinde ise dava konusu alacakların belirli alacak olduğunu açıklayarak dava değerini artırmıştır. Bu durumda davanın kısmi olarak açıldığı açık olup, kısmi istekle dava açılmasına kanuni engel bulunmadığı da gözetilerek işin esasına girilip oluşacak sonuç dairesinde karar verilmesi gerekirken, davacı vekilinin duruşmadaki beyanından hareketle belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddedilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle ve bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığı da belirtilerek karar bozulmuştur.
Mahkemenin İkinci Kararı:
11. ... 19. İş Mahkemesinin 16.03.2017 tarihli ve 2015/310 E., 2017/217 K. sayılı kararı ile; Yargıtay bozma kararına uyulmak suretiyle yapılan araştırma sonucunda, davalı ... Müdürlüğünün ihale makamı, diğer davalı şirketin ise müteahhit konumunda olduğu, ücret alacağı bulunduğundan davacının kıdem tazminatına hak kazandığı, davalı ... Müdürlüğünün ihale makamı olması nedeniyle 4857 sayılı İş Kanunu’nun 36. maddesi gereğince sadece ödenmeyen ücret alacağından sorumlu olduğu, davacı tanıklarının davalılar aleyhine açılmış davaları bulunması sebebiyle beyanlarına itibar edilmediği, bu durumda davacının sadece kıdem tazminatı ve ücret alacağına hak kazandığı gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulü ile kıdem tazminatının davalı şirketten, ücret alacağının ise davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları bakımından davanın reddine, birleşen davanın kısmen kabulü ile kıdem tazminatının davalı şirketten tahsiline, ücret alacağının ise davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, hafta tatili ücreti alacağı bakımından ise davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı:
12. ... 19. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen bu kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı ... vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
13. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 04.07.2017 tarihli ve 2017/35872 E., 2017/15912 K. sayılı kararı ile; davalı ... vekilinin tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra “…2…Somut olayda davacı, operatör olarak davalı ... İnşaat Taah. ve Tic. Elektrik Ür. A.Ş. işçisi olarak diğer davalı idare bünyesinde çalışmıştır.
Davalılar arasında akdedilen hizmet alım sözleşmesi incelendiğinde "...-...-...-... ... yolları kesiminin yapım işi" işi olduğu görülmüştür.
...'nün, 6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanununun 4/ç bendi uyarınca "otoyollar ve bunların üzerinde bulunan bakım ve işletme tesisleri ile hizmet tesislerinin, diğer mal ve hizmet üretim birimleri ile varlıklarının yapımını ve/veya bakım ve onarımını ve/veya işletmesini yapmak veya yaptırmak ve denetlemek", 4/d bendi uyarınca " Karayollarının kullanılmasına, teknik emniyet ve korunmasına yönelik kurallar ile tüm karayollarındaki işaretleme standartlarını uluslararası uygulamaları da dikkate alarak tespit etmek, yayımlamak ve kontrol etmek", 4/e bendi uyarınca," görev alanına giren karayollarında, uygun göreceği yol işaretlerini belirlemek, uygun yerlere koymak ve bu kapsama giren işleri yapmak veya yaptırmak" gibi görevleri bulunmaktadır.
Dolayısıyla söz konusu hükümler incelendiğinde davalı idarenin, belli bir teknoloji ve uzmanlık gerektiren hizmet alım sözleşmesinde teknik detayları ayrıntılı olarak yazılı olan işini yükleniciye ihale ile verdiği anlaşılmıştır.
Kaldı ki ihale edilen işin, ihaleyi alan şirket tarafından belirli süre içerisinde yerine getirilmesi zorunlu ise de söz konusu iş niteliği gereği sürekli bir iştir. Sadece belli bir zaman dilimi ile sınırlı olamaz. Bu hali ile de anahtar teslimi bir iş olarak kabulünün de mümkün bulunmadığı açıktır.
O halde tüm bu düzenleme ve deliller ışığında davalı idare ile diğer davalı arasındaki ilişkinin asıl-alt işveren ilişkisi olduğu; yapılan sözleşme kapsamının, işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerden olduğu açıktır. Dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçe ile davalı idarenin ihale makamı olduğunun kabulü ve bir kısım işçilik alacakları için davalı idare yönünden husumetten ret kararı verilmesi hatalıdır. Mahkemece, davalılar arasındaki ilişkinin asıl işveren-alt işveren ilişkisi olduğu, dolayısıyla da dava konusu tüm alacaklardan davalıların birlikte sorumlu olduklarının kabulü gerekirken davalı idarenin sadece ücret alacağı ile sorumlu tutulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
3-…Somut olayda Mahkemece, davacının fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil ile hafta tatili alacağının reddine karar verilmiştir. Dosyada mevcut olan ancak hesaplamalara esas alınmayan bilirkişi raporunda aralık ve nisan ayları dışındaki çalışmaları için haftada altı gün 7:00-19:00 arası çalışıldığını ve günlük 3 saat fazla mesai yapıldığını, ayda iki kez hafta tatilinde çalıştıklarını yine genel tatillerde çalışma yapıldığını hesaplamıştır. Nitekim gerek Dairemizin 02.6.2016 tarih, 2016/7345 esas, 2016/16301 karar sayılı kararı, gerekse seri nitelikteki diğer dosyalarda aynı davalılara karşı dava açan işyeri çalışanlarına ilişkin dosyalarda da, aynı doğrultuda yapılan hesaplamalara kabul edilmiştir. Bu durumda, davacının görevi, çalışma süresi, tanık beyanları ile emsal kararlar birlikte değerlendirildiğinde davacının, fazla mesai, genel tatil ile hafta tatili alacağının dosyadaki bilirkişi raporu esas alınarak kabulü dosya içeriğine uygun düşecektir.” gerekçeleriyle oy çokluğu ile karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
14. ... 19. İş Mahkemesinin 26.10.2017 tarihli ve 2017/442 E., 2017/548 K. sayılı kararı ile; davalı şirketin yol yapım işini üstlendiği, davalı ... Müdürlüğünün ihale ile kurulan bu yeni işyerinde işçi çalıştırmadığı, söz konusu yol yapım işinin tamamının davalı şirkete verildiği, buna göre davalılar arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisinin bulunduğunun kabul edilemeyeceği, davalı ... Müdürlüğünün sadece üç aylık ücret alacağından sorumlu tutulabileceği, öte yandan bozma kararında geçen emsal kararda, dava konusu olan çalışma yerinin ve çalışma döneminin, davacının çalışma dönemi ve yerinden farklı olduğu, bu bağlamda bahsi geçen kararın emsal nitelikte olmadığı, ayrıca farklı nitelikteki işçilerin çalışma gün ve saatinin aynı olduğunun varsayılmasının da mümkün olmadığı, üstelik emsal kararda mahkemece davalı taraf aleyhine açılmış davası bulunan tek tanık dinlenilerek sonuca varıldığının anlaşıldığı, bu itibarla ispat yükü kendisinde olan davacının fazla çalışma yaptığını, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışmasının olduğunu ispat edemediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
15. ... 19. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen bu kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı ... vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
16. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.05.2018 tarihli ve 2018/22-432 E., 2018/998 K. sayılı kararı ile; “…Somut olaya gelince; mahkemece aslolan kısa kararda yukarıda açıklanan mevzuata uygun hüküm fıkrası oluşturulmamış sadece "Bozma ilamına uyulmayarak mahkememizce tesis edilen önceki kararda direnilmesine," denilmekle yetinilmiş, dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakkın sıra numarası altında belirtildiği açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar kurulmamıştır.
Bu durumda, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde usulün öngördüğü anlamda oluşturulmuş bir hüküm bulunmadığı gibi, direnme kararlarını denetleyen Hukuk Genel Kurulu tarafından incelenebilecek nitelikte teknik anlamda bir direnme hükmü de bulunmadığı her türlü duraksamadan uzaktır.
Şu durumda mahkemece yapılacak iş; dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakkın sıra numarası altında belirtildiği açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve buna uygun gerekçeli karar oluşturulmasıdır.
Mahkemenin, yukarıda ayrıntılarıyla açıklanan biçimde usulün öngördüğü niteliklere haiz bulunmayan kısa karar usule uygun karar değildir.
Direnme kararının bu nedenle bozulması gerekmiştir...” gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir.
17. ... 19. İş Mahkemesinin 19.06.2018 tarihli ve 2018/153 E., 2018/346 K. sayılı kararı ile; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bozma kararı doğrultusunda usulî eksikliklerin giderildiği belirtilerek önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
18. Direnme kararı süresi içinde davacı ve davalı ... vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
19. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda,
1-Davalı ... ile ... İnşaat Taahhüt ve Ticaret Elektrik Üretim Anonim Şirketi arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisinin mi yahut ihale makamı-müteahhit ilişkisinin mi bulunduğu, buradan varılacak sonuca göre dava konusu işçilik alacaklarından davalıların birlikte mi sorumlu olduğu yahut davalı ... Müdürlüğünün 4857 sayılı İş Kanunu’nun 36. maddesi uyarınca sadece üç aylık ücret alacağından mı sorumlu olduğu,
2-Davacının görevi, çalışma süresi, tanık beyanları ile emsal kararlar birlikte değerlendirildiğinde dosya içerisinde bulunan bilirkişi raporu doğrultusunda davacı işçinin 1 Aralık ilâ 1 Nisan arasındaki dönem dışındaki çalışmaları için haftanın altı günü 07.00-19.00 saatleri arasında çalıştığının ve günlük üç saat fazla çalışma yaptığının, ayrıca ayda iki kez hafta tatilinde ve genel tatil günlerinde çalıştığının kabulüyle fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının hüküm altına alınmasının dosya kapsamına uygun olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
A. Davalı ... vekilinin temyizi bakımından;
20. Bilindiği üzere hukukî yarar, dava şartı olduğu kadar temyiz istemi için de aranan bir şarttır. Mahkemenin ilk hükmünü temyiz edip, bu istemi Özel Dairece reddedilen taraf yönünden karar kesinleşmiş olmakla, artık bu tarafın direnme kararını temyizde de hukukî yararı bulunmamaktadır.
21. O hâlde davalı ... vekilinin direnme hükmüne yönelik temyiz isteminin hukukî yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir.
B. Davacı vekilinin temyizi bakımından;
i. (1) numaralı uyuşmazlık yönünden;
22. Asıl işveren-alt işveren ilişkisi 4857 sayılı İş Kanunu'nun (İş Kanunu) "Tanımlar” başlıklı 2. maddesinde düzenlenmiştir.
23. Anılan madde uyarınca “...Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir”.
24. Bu hükme göre, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığından söz edebilmek için iki ayrı işverenin olması, mal veya hizmet üretimine dair bir işin varlığı, işçilerin sadece asıl işverenden alınan iş kapsamında çalıştırılması ve tarafların muvazaalı bir ilişki içine girmemeleri gerekmektedir. Kanuna uygun biçimde bir asıl işveren-alt işveren ilişkisi kurulmuş ise, asıl işveren, alt işveren işçilerinin Kanundan, iş sözleşmesinden ve alt işverenin taraf olduğu bir toplu iş sözleşmesi bulunması hâlinde bundan doğan yükümlüklerden işçilere karşı alt işveren ile birlikte sorumlu olacaktır.
25. İş Kanunu uyarınca çıkarılan Alt İşverenlik Yönetmeliğinin (Yönetmelik) 4. maddesi uyarınca, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin kurulabilmesi için; asıl işverenin işyerinde mal veya hizmet üretimi işlerinde çalışan kendi işçileri de bulunmalı, alt işverene verilen iş, işyerinde mal veya hizmet üretiminin yardımcı işlerinden olmalıdır. Asıl işin bölünerek alt işverene verilmesi durumunda ise, verilen iş işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir iş olmalıdır. Öte yandan alt işveren, üstlendiği iş için görevlendirdiği işçilerini sadece o işyerinde aldığı işte çalıştırmalıdır. Ayrıca alt işveren, daha önce o işyerinde çalıştırılan bir kimse olmamalıdır. Ne var ki daha önce o işyerinde çalıştırılan işçinin bilahare tüzel kişi şirketin ya da adi ortaklığın hissedarı olması, alt işveren ilişkisi kurmasına engel teşkil etmez.
26. Diğer taraftan İş Kanunu'nun 36. maddesinin birinci fıkrası; “Genel ve katma bütçeli dairelerle mahalli idareler veya kamu iktisadi teşebbüsleri yahut özel kanuna veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesine dayanılarak kurulan banka ve kuruluşlar; asıl işverenler müteahhide verdikleri her türlü bina, köprü, hat ve yol inşası gibi yapım ve onarım işlerinde çalışan işçilerden müteahhit veya taşeronlarca ücretleri ödenmeyenlerin bulunup bulunmadığının kontrolü, ya da ücreti ödenmeyen işçinin başvurusu üzerine, ücretleri ödenmeyen varsa müteahhitten veya taşeronlardan istenecek bordrolara göre bu ücretleri bunların hak edişlerinden öderler.
Bunun için hakediş ödeneceği ilgili idare tarafından işyerinde şantiye şefliği işyeri ilân tahtası veya işçilerin toplu bulunduğu yerler gibi işçilerin görebileceği yerlere yazılı ilân asılmak suretiyle duyurulur. Ücret alacağı olan işçilerin her hakediş dönemi için olan ücret alacaklarının üç aylık tutarından fazlası hakkında adı geçen idarelere herhangi bir sorumluluk düşmez.
Anılan müteahhitlerin bu işverenlerdeki her çeşit teminat ve hakedişleri üzerinde yapılacak her türlü devir ve el değiştirme işlemleri veya haciz ve icra takibi bu işte çalışan işçilerin ücret alacaklarını karşılayacak kısım ayrıldıktan sonra, kalan kısım üzerinde hüküm ifade eder.
Bir işverenin üçüncü kişiye karşı olan borçlarından dolayı işyerinde bulunan tesisat, malzeme, ham, yarı işlenmiş ve tam işlenmiş mallar ve başka kıymetler üzerinde yapılacak haciz ve icra takibi, bu işyerinde çalışan işçilerin icra kararının alındığı tarihten önceki üç aylık dönem içindeki ücret alacaklarını karşılayacak kısım ayrıldıktan sonra, kalan kısım üzerinde hüküm ifade eder.
(Değişik beşinci fıkra: 10/9/2014-6552/3 md.) İşverenler, alt işverene iş vermeleri hâlinde, bunların işçilerinin ücretlerinin ödenip ödenmediğini işçinin başvurusu üzerine veya aylık olarak resen kontrol etmekle ve varsa ödenmeyen ücretleri hak edişlerinden keserek işçilerin banka hesabına yatırmakla yükümlüdür.” şeklinde düzenlenmiştir.
27. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2. maddesinin altıncı fıkrasına göre alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olmak üzere İş Kanunundan, iş sözleşmesinden ve alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işverenle birlikte müteselsilen sorumlu olan asıl işveren, İş Kanunu’nun 36. maddesinin beşinci fıkrası ile alt işveren işçilerinin ücretlerinin tam ve zamanında ödenmesini sağlamakla yükümlü kılınmıştır. Bu yükümlülük kamu veya özel tüm asıl işverenler için söz konusu olduğu gibi, ihale makamının sorumluluğu her hak ediş dönemi için üç aylık ücretle sınırlandırılmış iken, asıl-alt işveren ilişkisinin bulunduğu durumlarda böyle bir sınırlama bulunmamaktadır.
28. Somut olayda; davacı vekili, müvekkilinin davalı ... Müdürlüğüne ait yol, köprü ve asfalt yapım işinde davalı ... İnşaat Anonim Şirketi nezdinde 02.06.2006-07.05.2014 tarihleri arasında kesintisiz çalıştığını iddia etmiştir.
29. Mahkemece, davalı ... Müdürlüğünün ihale makamı, diğer davalı şirketin ise müteahhit konumunda olduğu, davacının 02.06.2006-07.05.2014 tarihleri arasında davalı şirket nezdinde kesintili olarak 7 yıl 11 ay 6 gün çalıştığı kabul edilerek hüküm altına alınan kıdem tazminatının davalı şirketten, ayrıca ödenmeyen son üç aylık ücretin ise davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
30. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının 02.06.2006-07.05.2014 tarihleri arasında davalı şirket nezdinde kesintili çalıştığı belirtilmiş ise de; dosya kapsamı ve Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarından 02.06.2006-07.05.2014 tarihleri arasında davacının çalıştığı şirket veya şirketler, bu şirketlerin adresleri, davacı işçinin yaptığı iş ve bu işin her iki davalı ile ilgisi açıkça ve tereddüt uyandırmayacak şekilde tespit edilememektedir.
31. Diğer taraftan davacı vekili müvekkilinin 02.06.2006-07.05.2014 tarihleri arasında Karayolları Genel Müdürlüğüne ait yol, köprü ve asfalt yapımı işinde çalıştığını iddia etmesine rağmen davacının tüm çalışma dönemini kapsayan ihale sözleşmelerinin dosya içeriğinde bulunmadığı, mahkemece sadece 2011 ilâ 2014 yıllarını kapsayan “... Ayrımı- ...-... ve ...-...-... Yolları Km: 120+000-170+000 Kesiminin Yapımı İşine Ait Sözleşme Tasarısı” ile “...-...-... (1.Kısım) Yolunun Takriben Km: 108+500-113+8B0G/0+000-100+332 Kesimine Ait Bitümlü Kaplama İşleri İçin Sözleşme” incelenerek eksik araştırma ile sonuca gidildiği, davalı şirket tarafından sunulan “...- ...-... (1. Kısım) Yolunun Takriben Km:11+085-51+452 Kesimine Ait Bitümlü Kaplama İşleri İçin Sözleşme”nin incelenmediği, davacının bu sözleşme kapsamında çalışıp çalışmadığının irdelenmediği anlaşılmıştır.
32. Bununla birlikte davalı şirket tarafından düzenlenen 18.06.2014 tarihli belgede davacının işyeri adının “... Şantiyesi İşi” olarak belirtilmesi ve dosya içeriğinde bulunan bir kısım Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarından davacının 02.02.2006-28.12.2007 tarihleri arasında davalı şirket nezdinde çalıştığı işyeri adresinin “Pendik E-5 Kavşağı güney taraf alt geçit köprüsü ve bağlantı ...” olduğunun, 29.12.2007-24.06.2012 tarihleri arasında “... ... ...” olarak işyeri adresi bildirilen davalı şirket nezdinde; 16.06.2012-12.05.2014 tarihleri arasında ise davalı şirketin “... ... Çevre Yolu ...” adresli işyerinde çalıştığının anlaşılması karşısında; davacının tüm çalışma süresine ilişkin çalıştığı işverenlerin, yaptığı işin ne olduğunun, işin yapıldığı yerin veya yerlerin, çalışma aralığının açıklığa kavuşturulması gerektiği sonucuna varılmıştır.
33. Bu itibarla mahkemece öncelikle davacının çalıştığı tüm işyerlerinin işyeri unvanı, adresi, tescil belgeleri ile varsa ortak veya adres değişimlerine ilişkin belgeler ve her iki davalı bakımından alt işvereni veya anahtar teslim sözleşmesi yapan yüklenicisi olup olmadığını gösteren tüm kayıtlar, varsa bu işyerlerinin unvanı, ortakları, devir, birleşme, unvan değişikliğine dair belgeler, davacı işçinin yaptığı iş ve yapılan işin davalılar ile ilgisi olup olmadığını gösteren kayıtlar, davacının çalıştığı görünen tüm işyeriyle ilgili işe giriş ve işten ayrılış bildirgeleri Sosyal Güvenlik Kurumundan temin edilmeli; ayrıca 02.06.2006-07.05.2014 çalışma dönemine ilişkin tüm hizmet alım sözleşmeleri, genel şartname, idari şartname ve teknik (özel ve genel) şartnameler, makine teçhizat ve ekipman listeleri ile sair sözleşme ekleri getirtilmeli, daha sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek davacının 02.06.2006-07.05.2014 tarihleri arasındaki tüm çalışmasını davalı şirket nezdinde geçirip geçirmediği; tüm çalışma dönemi dikkate alınarak hangi hizmet alım sözleşmesi kapsamında ve hangi şantiyede, hangi işi yaparak çalıştığı hususları tek tek incelenmeli, dolayısıyla her bir ihale sözleşmesi döneminde davacı işçinin davalı şirket nezdinde ihale konusu iş kapsamında çalışıp çalışmadığı, ihale konusu kapsamında çalışılan işlerin birbirinin devamı niteliğinde olup olmadığı net bir şekilde belirlenmelidir.
34. Yukarıda aktarıldığı şekilde araştırma yapıldıktan sonra sonucuna göre davalılar arasında asıl işveren-alt işveren ya da ihale makamı-müteahhit ilişkisi bulunup bulunmadığı irdelenmelidir.
35. Bu nedenle, mahkeme tarafından eksik araştırma ile sonuca gidilmesi isabetli bulunmamıştır.
36. Hâl böyle olunca direnme kararının yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekmiştir.
ii. (2) numaralı uyuşmazlık yönünden;
37. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 63. maddesine göre;
"Genel bakımdan çalışma süresi haftada en çok kırkbeş saattir. Aksi kararlaştırılmamışsa bu süre, işyerlerinde haftanın çalışılan günlerine eşit ölçüde bölünerek uygulanır (Ek cümle: 10/9/2014-6552/7 md.; Değişik cümle: 4/4/2015-6645/36 md.). Yer altı maden işlerinde çalışan işçilerin çalışma süresi; günde en çok yedi buçuk, haftada en çok otuz yedi buçuk saattir.
Tarafların anlaşması ile haftalık normal çalışma süresi, iş yerlerinde haftanın çalışılan günlerine, günde onbir saati aşmamak koşulu ile farklı şekilde dağıtılabilir. Bu hâlde, iki aylık süre içinde işçinin haftalık ortalama çalışma süresi, normal haftalık çalışma süresini aşamaz. Denkleştirme süresi toplu iş sözleşmeleri ile dört aya kadar artırılabilir (Ek cümle: 6/5/2016-6715/3 md.). Turizm sektöründe dört aylık süre içinde işçinin haftalık ortalama çalışma süresi, normal haftalık çalışma süresini aşamaz; denkleştirme süresi toplu iş sözleşmeleri ile altı aya kadar artırılabilir.
Çalışma sürelerinin yukarıdaki esaslar çerçevesinde uygulama şekilleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hazırlanacak bir yönetmelikle düzenlenir".
38. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 63 ve devamı maddelerinde çalışma süresi düzenlenmiş olmakla birlikte "çalışma süresi"nin tanımı yapılmamıştır. Ancak 63. maddenin son fıkrası uyarınca 06.04.2004 tarihli ve 25425 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren İş Kanununa İlişkin Çalışma Süreleri Yönetmeliği’nin 3. maddesinde yer alan, "Çalışma süresi, işçinin çalıştırıldığı işte geçirdiği süredir. İş Kanununun 66 ncı maddesinin birinci fıkrasında yazılı süreler de çalışma süresinden sayılır. Aynı Kanunun 68 inci maddesi uyarınca verilen ara dinlenmeleri ise, çalışma süresinden sayılmaz." şeklindeki düzenleme ile çalışma süresinden ne anlaşılması gerektiği hüküm altına alınmıştır.
39. O hâlde işçinin çalıştırıldığı işte geçirdiği "fiili çalışma süresi" ile Kanunun 66. maddesi uyarınca çalıştırıldığı işte fiilen geçmemiş olsa bile çalışılmış gibi sayılan hâller de "farazi çalışma süresi" olarak çalışma süresine dâhil edilmelidir.
40. Yine Kanunun 63. maddesi haftalık çalışma süresinin 45 saat olduğunu hükme bağlamıştır.
41. Fazla çalışma ise İş Kanunu’nun 41 ilâ 43. maddelerinde düzenlenmiştir. Kanunun 41. maddesinin birinci fıkrasına göre, "Ülkenin genel yararları yahut işin niteliği veya üretimin artırılması gibi nedenlerle fazla çalışma yapılabilir. Fazla çalışma, Kanunda yazılı koşullar çerçevesinde, haftalık kırkbeş saati aşan çalışmalardır. 63 üncü madde hükmüne göre denkleştirme esasının uygulandığı hâllerde, işçinin haftalık ortalama çalışma süresi, normal haftalık iş süresini aşmamak koşulu ile, bazı haftalarda toplam kırkbeş saati aşsa dahi bu çalışmalar fazla çalışma sayılmaz".
42. Bu durumda denkleştirmenin uygulandığı hâller hariç, haftalık kırkbeş saati aşan çalışmaların fazla çalışma sayılarak, normal saat ücretinin yüzde elli yükseltilmesi sureti ile belirlenecek saat ücreti esas alınıp hesaplanarak işçiye ödenmesi gerekir.
43. İş Kanununda öngörülen yüzde elli fazlasıyla ödeme kuralı nispi emredici niteliktedir. Tarafların sözleşmeyle bunun altında bir oran belirlemeleri mümkün değilse de, daha yüksek bir oran tespiti olanaklıdır.
44. İş Kanunu’nun hafta tatili ücretini düzenleyen 46. maddesinde, Kanun kapsamına giren işyerlerinde, işçilere tatil gününden önce 63. maddeye göre belirlenen iş günlerinde çalışmış olmaları koşulu ile yedi günlük bir zaman dilimi içinde kesintisiz en az yirmi dört saat dinlenme (hafta tatili) verileceği düzenlenmiş olup, aynı maddenin ikinci fıkrasında çalışılmayan hafta tatili günü için işveren tarafından bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücretinin tam olarak ödeneceği ifade edilmiştir.
45. Kanunun “Ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışma” başlıklı 44. maddesinde ise ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışılıp çalışılmayacağının toplu iş sözleşmesi veya iş sözleşmeleri ile kararlaştırılacağı, sözleşmelerde hüküm bulunmaması hâlinde söz konusu günlerde çalışılması için işçinin onayının gerektiği; 47. maddede de, Kanun kapsamındaki işyerleri bakımından ulusal bayram ve genel tatil günü olarak kabul edilen günlerde çalışma karşılığı olmaksızın o günün ücretinin ödeneceği, tatil yapılmayarak çalışıldığında ise ayrıca çalışılan her gün için bir günlük ücreti ödeneceği hükme bağlanmıştır.
46. Bu aşamada, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışıldığı iddiasının ispat koşulları üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.
47. Gerek mülga 1475 sayılı İş Kanunu, gerekse hâlen yürürlükte bulunan 4857 sayılı İş Kanunu’nda fazla çalışmanın ispatı ile ilgili olarak özel bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle anılan alacakların ispatı genel hükümlere tabidir.
48. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi uyarınca, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür”.
49. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nın “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinde de;
“(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”
şeklinde düzenleme mevcuttur.
50. Yukarıda belirtilen maddenin birinci fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü üzerinde taşıyacaktır. İkinci fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir.
51. O hâlde fazla çalışma yaptığını, hafta tatilleri ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını iddia eden işçi kural olarak, bu iddiasını ispat etmek zorundadır.
52. Fiili bir olgu söz konusu olduğundan kural olarak işçi, fazla çalışma yaptığını, hafta tatillerinde, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını her türlü delille ispat edebilir. Bu konuda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
53. Somut olayda, mahkemece davacı tanıklarının davalılara karşı açmış olduğu alacak davaları bulunması nedeniyle bu tanıkların beyanlarına itibar edilmediği, davacının fazla çalışma yaptığını, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını ispat edemediği gerekçesiyle fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları bakımından davanın reddine karar verilmiştir.
54. Özel Daire tarafından emsal nitelikte olan dosyalarla aynı doğrultuda hesaplama yapan bilirkişi raporunda belirtildiği gibi davacının Aralık ilâ Nisan ayları dışındaki döneme ait çalışmaları için haftanın altı günü 07:00-19:00 saatleri arasında bir buçuk saat ara dinlenmesi ile çalışarak günlük üç saat fazla çalışma yaptığı, ayda iki kez hafta tatili ve ulusal bayram günlerinde çalıştığı kabul edilerek fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir.
55. Özel Dairece hükme esas alınması gerektiği vurgulanan bilirkişi raporunda zamanaşımı def'i dikkate alınarak fazla çalışma ve hafta tatili ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağı hesap edilmiştir.
56. Yukarıda “i” bölümünde (22-36. paragraflar arasında (1) numaralı uyuşmazlığa ilişkin) aktarılan araştırma ve inceleme yapıldığı takdirde 2009 ilâ 2014 yılları arasında davacının hangi işveren nezdinde, nerede, hangi aralıklarla, hangi şantiyede, hangi işte çalıştığı belirlenebileceğinden bahsedilen hususlar tereddüte yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulduktan sonra dosyadaki mevcut delil durumuna göre yeniden yapılacak bir değerlendirme ile davacı işçinin fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağına hak kazanıp kazanamayacağına karar verilmelidir.
57. Hâl böyle olunca direnme kararının yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekmiştir.
58. Öte yandan, ... 19. İş Mahkemesinin 26.10.2017 tarihli ve 2017/442 E., 2017/548 K. sayılı direnme kararı davacı ve davalı ... tarafından temyiz edilmesine rağmen Hukuk Genel Kurulunun 09.05.2018 tarihli ve 2018/22-432 E., 2018/998 K. sayılı karar içeriğinde yer alan direnme kararının taraf vekilleri tarafından temyiz edildiğine ilişkin ifadenin maddi hataya dayalı olduğu anlaşılmıştır.
59. Diğer taraftan asıl dava tarihi “29.05.2014” olmasına rağmen direnme kararının başlık kısmında asıl dava tarihinin “19.03.2015” olarak yazılması mahallinde düzeltilebilir bir maddi hata olarak kabul edilmiş ve esasa etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır.
IV. SONUÇ:
1- Yukarıda A bölümünde (20. ve 21. paragraflarda) açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının hukukî yarar yokluğundan REDDİNE, 08.06.2021 tarihinde yapılan görüşmede oy birliği ile,
2- Yukarıda B bölümünün “i” bendinde [(1 numaralı uyuşmazlığa ilişkin) (22-36. paragraflar arasında)] açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 08.06.2021 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy birliği ile,
3- Yukarıda B bölümünün “ii” bendinde [(2 numaralı uyuşmazlığa ilişkin) (37-57. paragraflar arasında)] açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 08.06.2021 tarihinde yapılan görüşmede oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2015/2360 E., 2018/1904 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
İş Kanununun 66'ıncı maddesinin birinci fıkrasında yazılı süreler de çalışma süresinden sayılır.
Hukuk Genel Kurulu 2015/2360 E. , 2018/1904 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İzmir 7. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 27.06.2013 tarihli ve 2012/414 E.- 2013/428 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 04.12.2014 tarihli ve 2013/24808 E.- 2014/34277 sayılı kararı ile;
"...Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının, davalıya ait işyerinde şoför olarak çalıştığını, iş sözleşmesini işçilik alacaklarının ödenmemesi üzerine haklı sebebe dayanarak feshettiğini belirterek, müvekkilinin kıdem tazminatı, ücret, yıllık izin ücreti ve fazla mesai ücreti alacaklarının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, istekler kısmen hüküm altına alınmıştır.
Temyiz:
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Somut olayda; davacı işçinin fazla çalışma ücreti isteğinin kabulüne karar verilmiştir.
Fazla çalışmaların uzun bir süre için hesaplanması ve alacak miktarının yüksek çıkması halinde Yargıtay’ca son yıllarda hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği istikrarlı uygulama halini almıştır. Ancak fazla çalışmanın tanık anlatımları yerine yazılı belgelere ve işveren kayıtlarına dayanması durumunda böyle bir indirime gidilmemektedir.
Dosya içeriğine göre, fazla mesai ücreti alacağı, davacı tanıklarının beyanları dikkate alınarak hükme bağlanmıştır. İşçinin hastalık, mazeret izni gibi sebeplerle işe devam etmediği günlerin olabileceği değerlendirilerek, fazla mesai ücretinde mahkemece alacağın 1/3’ünden az olmamak üzere indirim yapılması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
3-Diğer taraftan, davalı delilleri arasında sunulan 30.6.2012 tarihli ibranamedeki imzanın inkar edilmesi üzerine yaptırılan incelemede, davacının eli ürünü olduğu anlaşıldığından, makbuz kabul edilmek suretiyle yapılan kıdem tazminatı ödemesi alacaktan mahsup edilmelidir..."
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin davalıya ait işyerinde 01.03.2002-21.07.2012 tarihleri arasında çalıştığını, fazla çalışma yapmasına rağmen karşılığının, yıllık izin ücretlerinin ve 2012 yılı Temmuz ayı ücretinin ödenmemesi nedeni ile iş sözleşmesini feshettiğini, davacının su ve meşrubat dağıtımı işi yapılan iş yerinde araçla nakliye ve dağıtım işinde şöfor ve taşımacı olarak çalıştığını, ayrıca işçilerin işe gidiş-dönüşlerinde servis aracında da şoförlük yaptığını, çalışma saatlerinin haftanın altı günü 07.30-22.00-23.00 saatleri arasında olduğunu ileri sürerek kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla çalışma ücreti ve ücret alacağının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının 21.07.2012 tarihinde yıllık izne ayrıldığını, yıllık izin bitimi olan 06.08.2012 tarihinde işe başlamadığını, devam eden günlerde de devamsızlığının sürmesi üzerine ihtarname gönderildiğini, ayrıca devamsızlık tutanakları düzenlendiğini, davacının fazla çalışması olmadığını, yükleme ve boşaltma işi yaptığını, hatta rahatsız olan annesi ile birlikte yaşaması nedeni ile bir yıldır haftada bir gün izinli sayıldığını, ücret alacağının dava dilekçesinin tebliğinden sonra ödendiğini, davacıya annesinin hasta olması ve ihtiyacından dolayı 30.06.2012 tarihinde ihbar tazminat hesaplaması yapılarak bu alacakları için bir adet televizyon ve nakit verilmek sureti ile ibralaşıldığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davacının 13.01.2003-21.07.2012 tarihleri arasında çalıştığı, tanık anlatımları dikkate alındığında aylık net 830,00TL ücret aldığı, davacının haftanın altı günü 07.30-22.00 saatleri arasında günlük birbuçuk saat ara dinlenme kullanmak sureti ile çalışarak haftalık yirmiyedi (27) saat fazla çalışma yaptığı, fazla çalışma ücretlerinin ödenmemesi nedeni ile iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği, kıdem tazminatına hak kazandığı, 2012 yılı Temmuz ayından 20 günlük ücret alacağı bulunduğu ayrıca toplam yüzelli (150) günlük yıllık izin ücret alacaklısı olduğu gerekçesi ile fazla çalışma ücretinden 1/4 oranında karineye dayalı indirim yapılmak sureti ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davalı temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan nedenlerle bozulmuştur.
Mahkemece, üç numaralı bozma nedenine uyulmuş; iki numaralı bozma nedeni bakımından mahkemece yapılan 1/4 oranındaki indirimin makul olduğu gerekçesi ile önceki gerekçe de tekrar edilmek sureti ile direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, somut olay bakımından tanık beyanlarına göre belirlenen fazla çalışma ücretinden karineye dayalı olarak yapılan 1/4 oranındaki indirimin yeterli olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre fazla çalışma ücretinden 1/3'ünden az olmamak üzere karineye dayalı indirim yapılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu'nun 63'üncü maddesine göre;
"Genel bakımdan çalışma süresi haftada en çok kırkbeş saattir. Aksi kararlaştırılmamışsa bu süre, işyerlerinde haftanın çalışılan günlerine eşit ölçüde bölünerek uygulanır(Ek cümle: 10/9/2014-6552/7 md.; Değişik cümle: 4/4/2015-6645/36 md.). Yer altı maden işlerinde çalışan işçilerin çalışma süresi; günde en çok yedi buçuk, haftada en çok otuz yedi buçuk saattir.
Tarafların anlaşması ile haftalık normal çalışma süresi, iş yerlerinde haftanın çalışılan günlerine, günde on bir saati aşmamak koşulu ile farklı şekilde dağıtılabilir. Bu hâlde, iki aylık süre içinde işçinin haftalık ortalama çalışma süresi, normal haftalık çalışma süresini aşamaz. Denkleştirme süresi toplu iş sözleşmeleri ile dört aya kadar artırılabilir (Ek cümle: 6/5/2016-6715/3 md.). Turizm sektöründe dört aylık süre içinde işçinin haftalık ortalama çalışma süresi, normal haftalık çalışma süresini aşamaz; denkleştirme süresi toplu iş sözleşmeleri ile altı aya kadar artırılabilir.
Çalışma sürelerinin yukarıdaki esaslar çerçevesinde uygulama şekilleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hazırlanacak bir yönetmelikle düzenlenir."
Görüldüğü üzere 4857 sayılı İş Kanunu'nun 63 ve devamı maddelerinde çalışma süresi düzenlenmiş olmakla birlikte "çalışma süresi"nin tanımı yapılmamıştır. Ancak 63'üncü maddenin son fıkrası uyarınca 06.04.2004 gün ve 25425 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren İş Kanununa İlişkin Çalışma Süreleri Yönetmeliğinin 3'üncü maddesinde, "Çalışma süresi, işçinin çalıştırıldığı işte geçirdiği süredir. İş Kanununun 66'ıncı maddesinin birinci fıkrasında yazılı süreler de çalışma süresinden sayılır. Aynı Kanunun 68 inci maddesi uyarınca verilen ara dinlenmeleri ise, çalışma süresinden sayılmaz." şeklindeki düzenleme ile çalışma süresinden ne anlaşılması gerektiği hüküm altına alınmıştır.
O hâlde işçinin çalıştırıldığı işte geçirdiği "fiili çalışma süresi" ile Kanunun 66'ncı maddesi uyarınca çalıştırıldığı işte fiilen geçmemiş olsa bile çalışılmış gibi sayılan hâller de "farazi çalışma süresi" olarak çalışma süresine dâhil edilmelidir.
Yine Kanunun 63'üncü maddesi haftalık çalışma süresinin kırkbeş saat olduğunu hükme bağlamıştır.
Fazla çalışma ise 4857 sayılı İş Kanunu'nun 41 ilâ 43'üncü maddelerinde düzenlenmiştir. Kanunun 41'inci maddesine göre, "Ülkenin genel yararları yahut işin niteliği veya üretimin artırılması gibi nedenlerle fazla çalışma yapılabilir. Fazla çalışma, Kanunda yazılı koşullar çerçevesinde, haftalık kırkbeş saati aşan çalışmalardır. 63'üncü madde hükmüne göre denkleştirme esasının uygulandığı hâllerde, işçinin haftalık ortalama çalışma süresi, normal haftalık iş süresini aşmamak koşulu ile, bazı haftalarda toplam kırk beş saati aşsa dahi bu çalışmalar fazla çalışma sayılmaz."
Bu durumda denkleştirmenin uygulandığı hâller hariç haftalık kırkbeş saati aşan çalışmaların fazla çalışma sayılarak normal saat ücretinin %50 yükseltilmesi sureti ile belirlenecek saat ücreti esas alınarak hesaplanarak işçiye ödenmesi gerekir.
Öte yandan gerek mülga 1475 sayılı İş Kanunu, gerekse hâlen yürürlükte bulunan 4857 sayılı İş Kanunu’nda fazla çalışmanın ispatı ile ilgili olarak özel bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle fazla çalışmanın ispatı genel hükümlere tabidir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6'ncı maddesi uyarınca, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.”
Dolayısıyla fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi kural olarak, bu iddiasını ispat etmek zorundadır.
Fiili bir olgu söz konusu olduğundan kural olarak işçi, fazla çalışma yaptığını her türlü delille ispat edebilir.
İşçinin imzasını taşıyan bordro, sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda iş yeri kayıtları, özellikle iş yerine giriş çıkışı gösteren belgeler, iş yeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 05.06.2015 gün ve 2013/22-2392 E.-2015/1518 K.; 09.12.2015 gün ve 2015/22-1474 E.-2015/2854 K.; 29.06.2016 gün ve 2015/22-1444 E.-2016/869 K.; 06.12.2017 gün ve 2015/22-1315 E.-2017/1542 K.; 14.02.2018 gün ve 2015/22-1597 E.-2018/227 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.
Hemen belirtelim ki, fazla çalışma alacağından indirim yapılması konusunda yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu uygulama Yargıtay’ın yerleşik içtihatları ile benimsenmiştir. Yargıtay kararlarında istikrarlı olarak işçinin uzun süre aynı şekilde çalışmasının hayatın olağan akışına aykırı olacağı, işçinin izinli, mazeretli ve tatil günlerinde dinlenme hakkını kullanmadan yıllarca sürekli çalıştığının düşünülemeyeceği göz önüne alınarak hüküm altına alınan fazla çalışma alacağından dosya içeriğine uygun bir indirim yapılması gerektiği kabul edilmiştir. Aksine bir kabul yani “takdiri indirim” adı altında indirim oranın tamamen mahkemece takdir edilmesi gerektiği düşüncesi, uygulama ile varılmak istenen amaç ile bağdaşmayacağı gibi işçinin hakkına ulaşamaması tehlikesine de yol açabilecektir.
İşçinin, ulusal bayram ve genel tatil günleri, yıllık izinli, mazeret izinli vs. sebeple çalışamadığı günler yılın yaklaşık olarak 1/3’üne tekabül ettiğinden kural olarak yapılacak indirimde bu oranın esas alınması isabetli olacaktır. Ancak işçinin hesaplanan fazla çalışma ve tatil çalışmalarında yıllık izin, mazeret izni ve tatil günleri dikkate alınmış ise indirimin daha az oranda yapılması gerekecektir.
Açıklanan nedenlerle fazla çalışma alacağından yapılacak indirimin “hakkaniyet indirimi” ya da “takdiri indirim “olarak nitelendirilmesi doğru olmayacaktır. İndirim, işçinin yılın belli dönemlerinde çalışmadığı karinesine dayalı olduğundan “karineye dayalı makul bir indirim” ifadesinin kullanılmasının daha doğru olacağı sonucuna varılmıştır. Hukuk Genel Kurulunun 06.12.2017 gün ve 2015/9-2698 E.-2017/1557 K., 17.01.2018 gün ve 2015/9 (7)-907 E.-2018/23 K. ve 07.02.2018 gün ve 2015/9-3555 E.-2018/84 K. sayılı kararlarında da aynı ilke benimsenmiştir.
O hâlde fazla çalışmaların yazılı belgelere, işveren kayıtlarına veya kesin delillere değil, tanık anlatımına dayalı olması durumunda mahkemece, indirimi öngören bir yasal düzenleme olmasa da işçinin uzun süre her gün fazla çalıştırıldığına ilişkin kabulün hayatın olağan akışına ve insan doğasına uygun düşmeyeceği, yaşam tecrübelerine göre hiç hastalanmadan veya evlenme, doğum, ölüm, özel işleri gibi mazereti çıkmadan yıllarca sürekli çalıştığının kabul edilemeyeceği, iş yerindeki üretim faaliyeti ve işçinin üstlendiği işin niteliği dikkate alınmadan sürekli iş gördürüldüğünün varsayılamayacağı; işçinin ara dinlenmesi, hafta tatili, yıllık izin, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde hiç dinlenme hakkını kullanmadan çalıştığının düşünülemeyeceği karinesi göz önünde tutularak, hesaplanan tatil ve fazla çalışma alacaklarından makul bir indirim yapılması gerektiği hususu değerlendirilmelidir.
Nitekim fazla çalışma iddiasının takdiri delil ile kanıtlanması durumunda indirim yapılması gerekeceği hususu Hukuk Genel Kurulunun 04.02.2009 gün ve 2009/9-2 E.- 2009/48 K.; 04.11.2009 gün ve 2009/9-419 E.- 2009/475 K.; 05.05.2010 gün ve 2010/9-239 E.- 2010/247 K.; 06.04.2011 gün ve 2010/9-748 E.- 2011/60 K.; 27.04.2011 gün ve 2011/9-41 E.- 2011/237 K.; 14.11.2012 gün ve 2012/9-844 E.- 2012/794 K.; 19.06.2013 gün ve 2012/9-1685 E.- 2013/852 K.; 30.10.2013 gün ve 2013/9-254 E.- 2013/1504 K. ve 29.01.2016 gün ve 2015/22-1616 E.- 2016/28 K. sayılı kararlarında da aynen benimsenmiştir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekili müvekkilinin davalıya ait su ve meşrubat dağıtımı yapılan iş yerinde şoför ve dağıtım elamanı olarak çalıştığını, ilaveten işçilerin işe geliş-gidişlerinde servis aracını kullandığını belirterek fazla çalışma ücretinin tahsilini talep ve dava etmiştir.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacı tanıkları ile davalı tanığının beyanı doğrultusunda davacının haftanın altı günü 07.30-22.00 saatleri arasında günlük birbuçuk saat ara dinlenme kullanmak sureti ile çalıştığı ve haftalık yirmiyedi (27) saat fazla çalışma yaptığı kabul edilerek 01.01.2003-21.07.2012 tarihleri arasındaki dönem için fazla çalışma ücreti hesaplanmış, Mahkemece 1/4 oranında karineye dayalı indirim yapılarak alacak hüküm altına alınmıştır.
Ne var ki, hesap döneminin uzunluğu, ulusal bayram ve genel tatil çalışmalarının ve yıllık izin günlerinin dışlanmamış olması dikkate alındığında, yukarıda belirtilen emsal Hukuk Genel Kurulu kararları doğrultusunda fazla çalışma ücretinden 1/3'ünden az olmamak üzere karineye dayalı indirim yapılması gerekir.
O hâlde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi doğru olmamıştır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 12.12.2018 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2015/2875 E., 2018/1142 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi sıfatıyla)
tam metni aç
İş Kanununun 66 ncı maddesinin birinci fıkrasında yazılı süreler de çalışma süresinden sayılır.
Hukuk Genel Kurulu 2015/2875 E. , 2018/1142 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi sıfatıyla)
Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Kemer 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) davanın kısmen kabulüne dair 27.03.2014 gün ve 2013/121 E.-2014/213 K. sayılı kararının temyizen incelenmesi davalı vekilince istenilmesi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 05.11.2014 gün ve 2014/12212 E.-2014/20203 K. sayılı kararı ile;
"…1- Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı, davalı işyerinde 01/04/2009-21/12/2012 tarihleri arasında soğuk şefi olarak çalıştığını, iş akdinin davalı tarafından işyerinde çalışan diğer bir bayan işçiyi taciz ettiği gerekçesi ile haksız şekilde feshedildiğini, bildirerek kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai ücreti alacaklarının tahsilini talep etmiştir.
Davalı, davacının işyerinde çalışan diğer işçiyi taciz ettiği yönünde şikayet gelmesi üzerine soruşturma yapıldığını ve disiplin kurulu kararı alınarak haklı nedenle iş akdinin feshedildiğini ve başka bir alacağının da bulunmadığını bildirerek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasında davacının iş akdinin haklı nedenle feshedilip edilmediği, dolayısıyla davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanıp kazanmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Davacının iş akdi davalı tarafından işyerinde çalışan diğer bir işçiye cinsel tacizde bulunduğu gerekçesi ile feshedilmiş, mahkemece fesih konusu olaya ilişkin olarak doğrudan görgüye dayalı bilgi bulunmadığından dolayı feshin haksız olduğu kanaati ile davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin kabulüne karar verilmiştir. Dosyada bulunan tanık beyanları incelendiğinde davalı tanığı ...'nın “Davacı birgün yanıma geldi. ... davacıyı yönetime şikayet etmiş. ... bana, telefonları ... açmıyor senin telefondan arayıp durumu öğrenirmisin, dedi. Bende ...i aradım. ... bana ...'nin, kendisine bugün çok güzelsin, sahilde çay içelim mi gibi cümleler kullandığını söyledi. Bende bunları ...'ye söyledim. ... böyle birşey söylemediğini söyledi. Ben tekrar ...i aradım. ... bana söylediğini iddia etti, rahatsız olduğunu söyledi. Ben tekrar ...i aradığımda hayır ... bana bu şekilde söyledi, dedi.” şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmaktadır. Davalı tanığı bu beyanını tutarlı şekilde işyerinde yapılan soruşturma esnasında kendi el yazısı ile vermiş olduğu beyanında da tekrar etmiştir. O halde özellikle tacize uğradığı iddia edilen dava dışı işçi ...'in davacının telefonlarını engellemesi, davacının tanık Ali'den ...'in aranmasını istemesi üzerine arandığında davalı tanığı Ali'ye bu durumu anlatması ve davalı işyerine verilen şikayet dilekçesinde tanığın beyanındaki vakıaların aynı tutarlılıkta ifade edilmesi, olayın gerçek olduğunun, davalı tanığı Ali'nin feshe konu olaya ilişkin görgüye dayalı bilgisinin bulunduğunun ve işveren feshinin haklı olduğunun göstergesidir. Mahkemece bu hususlara dikkat edilmeden, haklı işveren feshi karşısında davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin reddi gerekirken kabulüne karar verilmiş olması hatalı olup, bozma nedenidir.
3- Davacı işçinin fazla çalışma ücretinin doğru şekilde hesaplanıp hesaplanmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda, ihtirazi kayıt ileri sürülmemiş olması, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının yazılı delille ispatlanması gerektiği sonucunu doğurmaktadır.
Fazla çalışmaların aylık ücret içinde ödendiğinin öngörülmesi ve buna uygun ödeme yapılması halinde, yıllık 270 saatlik fazla çalışma süresinin ispatlanan fazla çalışmalardan indirilmesi gerekir.
Somut olayda bilirkişi tarafından davacının fazla mesai ücreti hesaplanırken, taraflar arasında imzalanan iş akdinde fazla mesai ücretinin aylık ücrete dahil olduğuna dair düzenleme bulunduğundan bahisle yıllık 270 saat fazla çalışma süresi, haftalık fazla çalışma süresi olarak hesaplanan 12 saate bölünmek suretiyle çıkan hafta sayısı tüm yıl hafta sayısından mahsup edilmek suretiyle hesaplama yapılmıştır. Oysa davacının tüm yıl boyunca yapmış olduğu fazla çalışma süresi saat olarak hesaplanmalı, çıkacak sonuçtan 270 saat mahsup edilmek suretiyle hesaplama yapılmalıdır. Diğer yandan davalı işyeri turizm bölgesinde bulunan otel işletmesi olup, fazla mesai hesabında yaz-kış ayrımı yapılması gerekirken bilirkişi raporunda bu hususa da dikkat edilmemiştir. Mahkemece, bilirkişi raporunda bulunan bu hatalar gözetilmeden, hatalı bilirkişi raporuna dayalı olarak fazla mesai ücretinin hüküm altına alınmış olması bozma nedenidir..."
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin iş sözleşmesinin işyerinde çalışan bir kadın işçiye cinsel tacizde bulunduğuna ilişkin asılsız ve soyut iddia ile feshedildiğini ayrıca fazla çalışma yaptığını ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma ücretinin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, iş yeri çalışanlarından bir kadın işçinin işverene yazdığı dilekçede davacının kendisini uzun süreden beri lafla taciz ettiğini, uygunsuz teklifler yaptığını, ayrıca dolap yanında kendisine yaklaşmaya çalışma şeklinde fiziki tacizde bulunduğunu hatta kendisine " Seni ekstraya ben çağırıyorum, Benimle iyi geçin yoksa seni bir daha ekstraya çağırmam" diye tehdit ettiğini, bunun gibi bir çok olayın yaşandığını, bunlardan rahatsızlık duyduğunu belirtmesi üzerine bu durumun araştırıldığını, konuya dair bilgisi olan personelin beyanlarının alındığını, davacının savunmasında ismi geçen kişilerle sözlü görüşmeler yapıldığını, bu kişilerin konu ile ilgili beyanda bulunmak istemediklerini ve davacı lehine beyanda bulunabilecekleri bir durumun olmadığını belirttiklerini, iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini, psikolojik olarak yıpranan çalışanın olayın kapanması için şikayette bulunmadığını, otelde üç vardiyalı sistem uygulandığını, yaz sezonunda fazla çalışma yapılması hâlinde ücretinin ödendiğini ya da serbest zaman kullandırıldığını, ayrıca iş sözleşmesinin dördüncü maddesinde fazla çalışmanın aylık ücrete dâhil olduğuna dair hüküm bulunduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, kadın işçinin yönetime verdiği şikâyet dilekçesinde iddia ettiği olayın gerçekte vuku bulup bulmadığının davalı tarafından kesin olarak ispat edilemediği, davalının ispat külfetini yerine getirmemiş olması sebebi ile feshin haksız olduğu, davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, ortak tanık anlatımlarına göre davacının haftalık 12 saat fazla çalışma yaptığı, yıllık 270 saate kadar olan fazla çalışmanın ücretin içinde olduğuna dair sözleşme hüküm nedeni ile 23 haftalık fazla çalışmanın ücretin içinde yer aldığı, 29 haftalık fazla çalışma ücretinin ödendiğinin kabul edilemeyeceği dikkate alınarak kullanılan yıllık izin, istirahat ve serbest zamanların dışlanması ile belirlenen fazla çalışma ücretinden 1/3 oranında indirim yapılması gerektiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan nedenlerle bozulmuştur.
Mahkemece, önceki gerekçe tekrar edilmek sureti ile direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık: somut olay bakımından; davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğinin davalı işveren tarafından ispat edilip edilemediği; burada varılacak sonuca göre davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanıp kazanamayacağı; iş sözleşmesindeki fazla çalışmanın aylık ücrete dâhil olduğuna ilişkin hüküm karşısında belirlenen fazla çalışma süresinden yıllık 270 saatlik fazla çalışma süresinin mahsubunun hafta esasına göre mi yoksa saat esasına göre mi yapılması gerektiği ve davalı iş yerinin turizm bölgesinde bulunan bir otel olması nedeni ile fazla çalışma ücretinin hesabında yaz-kış ayrımı yapılmasının gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.
I-Feshe ilişkin Özel Daire bozma kararı ile ilgili direnme hükmü yönünden;
Öncelikle iş sözleşmesinin işverene yüklediği işçiyi gözetme borcu ile cinsel taciz üzerinde kısaca durmak gerekmektedir.
İş sözleşmesi, işçi ile işveren arasında kurulan ve her iki tarafa borçlar yükleyen bir sözleşmedir. İş sözleşmesinden doğan ilişki kapsamında işverenin işçiye karşı işçinin yaptığı iş karşılığında ona ücretini ödeme yükümlülüğü yanında başka yükümlülükleri de vardır. Bunlardan biri de işverenin işçiyi gözetme borcudur. İşverenin işçiyi gözetme (koruma) borcu işçinin sadakat borcunun karşılığını oluşturur. İş akdinin işçi ile işveren arasında kişisel ilişki kuran niteliği, işçi yönünden işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, bu çıkarlara zarar verebilecek her türlü davranıştan kaçınmak, buna karşılık işveren açısından işçiyi korumak ve gözetmek biçiminde kendisini gösterir (Süzek, S.: İş Hukuku Yenilenmiş 14. Baskı, İstanbul 2017, sayfa 416).
İşverenin işçiyi gözetme borcu geniş kapsamlı bir borçtur. Bu borcun kapsamına hangi hususların girdiğini önceden sınırlı bir şekilde belirlemek mümkün değildir. Ancak bu borç kapsamında olmak üzere her şeyden önce işveren işçinin kişiliğini korumalıdır.
İşveren, gözetme borcu gereği işçinin kişiliğini korumak ve onun kişilik haklarına saygı göstermek zorundadır. İşçinin kişiliğinin korunması, onun yaşamının, sağlığının, bedensel ve ruhsal bütünlüğünün, şeref ve onurunun, kişisel ve mesleki saygınlığının, ahlâki değerlerinin, özel yaşam alanının, genel olarak özgürlüğünün korunmasını içerir (Süzek, S.: a.g.e., s. 416).
İş sözleşmesinin işverene yüklediği işçinin kişiliğini gözetme borcu öncelikle Anayasa'dan doğan bir yükümlülüktür. Anayasa'nın herkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez hak ve özgürlüklere sahip olduğunu öngören 12'nci; herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğunu düzenleyen 17'nci; herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine sahip olduğunu bildiren 19'uncu; özel yaşamın gizliliğini öngören 20'nci; vicdan, din, inanç, düşünce ve kanaat özgürlüğünü hükme bağlayan 24'üncü ve 25'inci maddeleri kişilik haklarını güvence altına alan ilke ve kurallardır.
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332'nci maddesi kapsamında işçinin, iş görme yükümlülüğü çerçevesinde maruz kalacakları tehlikelere karşı işverenin gerekli tedbiri alması gerektiği düzenlenmişti. Bu düzenleme ise, işverenin işçiyi koruma (gözetme) borcunun temelini oluşturuyordu.
01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun/TBK) ise, bunun yerine “İşçinin Kişiliğinin Korunması” başlıklı 417 ve devamı maddelerini getirmiştir. Bu maddenin getirdiği yenilik, psikolojik taciz terimine açıkça yer vermiş olması ve işçinin kişiliğinin korunmasını yoruma yer vermeyecek biçimde özel olarak düzenlemesidir. Buna göre;
“İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve iş yerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.
İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.
İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir.”
Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 01.03.2017 gün ve 2015/22-1890 E-2017/383 K. sayılı kararında da aynı ilkeler benimsenmiştir.
6098 sayılı Kanunun bu hükmü uyarınca iş yerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzen sağlamakla yükümlü olan işveren, işçilere psikolojik ve cinsel tacizde bulunamayacağı gibi, diğer işçilerin bu türden fiillerinin önlenmesi için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür. Aksi hâlde psikolojik veya cinsel tacize uğrayan işçinin iş sözleşmesini 4857 sayılı Kanuna tabi ise bu Kanunun 24'üncü maddesinin (II) numaralı bendinin (b) ve (d) bentleri uyarınca haklı nedenle feshetme hakkı doğar. İşveren ise Kanunun 25'inci maddesinin (II) numaralı bendinin (c) alt bendi uyarınca cinsel tacizde bulunan işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle tazminatsız feshetme hakkına sahip olur. TBK'ya tabi iş ilişkileri bakımından ise işçi veya işverenin Kanunun 435'inci maddesindeki hakları kullanmaları mümkün hâle gelir.
Ne var ki, 4857 sayılı Kanun ile 6098 sayılı Kanun "cinsel tacizden" bahsetmekle birlikte cinsel tacizin tanımını yapmamış, kapsamını belirlememiştir.
Bununla birlikte İstihdamda, Mesleki Eğitimde, Meslekte Yükselmede Ve Çalışma Koşullarında Kadın Ve Erkeğe Eşit Muamele İlkesinin Uygulanmasına İlişkin 76/207/EEC Sayılı Konsey Direktifini Değiştiren 23 Eylül 2002 tarih ve 2002/73/EEC Sayılı Avrupa Parlamentosu Ve Avrupa Konseyi Direktifi (2002/73 sayılı Direktif/Direktif)'nde cinsel taciz "cinsiyet temeline dayalı bir ayrımcılık" olarak kabul edilmiştir.
2002/73 sayılı Direktifin temel noktaları;
Cinsel tacizin tanımlanması,
Cinsel tacize ilişkin önleyici tedbirlerin alınması,
Yargısal ve idari prosedürler,
Cinsel taciz mağdurlarının zararlarının telafi edilmesi,
Eşit istihdam şartları sağlanması" olarak ifade edilebilir
Direktifin 2. maddesinin ikinci fıkrası, tacizi ve cinsel tacizi cinsiyet temeline dayalı bir ayrımcılık olarak nitelendirmekte ve böyle bir davranışın kadın ve erkek arasında ayrımcılık oluşturacağını kabul etmektedir. Buna göre, cinsel taciz insan onurunu ihlal etme amacına yönelen veya bu sonucu doğuran, istenilmeyen, her türlü cinsel nitelikte sözlü, sözlü olmayan veya cinsel nitelikte fiziksel ve özel olarak düşmanca, aşağılayıcı, utandırıcı ve saldırgan bir ortam yaratan davranış olarak tanımlanmıştır (Özdemir, E.: İşyerinde Cinsel Taciz, Çalışma ve Toplum, sayı 2006/4, s. 84).
6701 sayılı İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu'nun 2'nci maddesinin (j) bendinde ise genel olarak taciz "Psikolojik ve cinsel türleri de dahil olmak üzere bu Kanunda sayılan temellerden birisine dayanılarak, insan onurunun çiğnenmesi amacını taşıyan veya böyle bir sonucu doğuran yıldırıcı, onur kırıcı, aşağılayıcı veya utandırıcı her türlü davranış" olarak tanımlanmıştır.
Şu hâlde cinsel tacizi, cinsel anlam taşıyan veya cinsel temele dayalı ve istenmeyen davranışlar olarak tanımlayabiliriz ( Süzek, S.: a.g.e., s.419).
Cinsel tacizin ispatlanması, işyerinde cinsel taciz sorununun çözümü en güç yönünü teşkil etmektedir. Gerçekten, cinsel taciz çoğu zaman sadece mağdur ve fail arasında yaşanan ve bilinen bir eylem niteliğinde olmaktadır. Dolayısıyla, sadece mağdur tarafından bilinen bir olayın inandırıcı biçimde ortaya konulması büyük bir güçlük arzetmektedir ( Özdemir, E.: a.g.e., s. 93-94).
İşçi, işverenin başka bir işçisine cinsel tacizde bulunmuş ise, işverenin bu işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle, derhal ve tazminatsız fesih hakkı vardır. Öte yandan işyerinde cinsel tacize maruz kalan işçi de durumu işverene bildirmesine rağmen işverenin gerekli tedbirleri almaması hâlinde iş sözleşmesini derhal ve haklı nedenle feshedebilecektir. İster işveren, ister işçi feshi söz konusu olsun, böyle bir durumda ispatlanması gereken olgu "cinsel taciz" ise de, cinsel tacizi ispat etmekle yükümlü olan taraf farklı olacaktır. Cinsel tacizde bulunduğu gerekçesiyle işçi işten çıkarıldığında, tacizin varlığını ispat, bunu iddia eden işverene düşecektir. Buna karşılık, cinsel tacize uğradığını iddia ederek sözleşmeyi haklı nedenle feshettiğini açıklayan işçinin, tacizin varlığını ortaya koyması gerekecektir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olayın değerlendirilmesine gelince; davacı vekili müvekkilinin haksız ve asılsız bir iddia ile işten çıkarıldığını iddia ederken; davalı vekili davacının işyerinde çalışan kadın işçiye vaki fiziki ve sözlü cinsel taciz eylemleri nedeni ile yapılan idari soruşturma sonucunda iş sözleşmesinin haklı olarak feshedildiğini savunmuştur.
Mahkemece davacıya isnat edilen fiilin davalı işverence ispat edilemediği gerekçesi ile feshin haksız olduğu, davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı kabul edilmiştir.
Ne var ki, davalı tanığı ..., davacı ile dava dışı kadın işçi arasındaki cinsel taciz olayına ilişkin her iki tarafın söylediklerini birbirine aktaran kişi olarak tanık olduklarını Mahkemece alınan beyanında ayrıntılı bir şekilde anlatmıştır. Bu tanığın işverence yapılan idari soruşturma aşamasındaki beyanının da benzer yönde olduğu, bu hâli ile tanığın beyanları arasında çelişki bulunmadığı, tutarlılık arz ettiği görülmektedir.
Bu durumda bu tür olaylarda doğrudan görgüye dayalı bilgi sahibi tanık temin etmenin güçlüğü de dikkate alındığında davalı tanığının beyanı ile sabit olan olayların akışı, gelişimi, tarafların tutum ve davranışları birlikte değerlendirildiğinde, iş sözleşmesini işçinin cinsel taciz sayılan fiilleri nedeni ile feshettiğini iddia eden davalı işverenin iddiasını ispat ettiği, feshin haklı olduğu, kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin reddi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
O hâlde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken önceki kararda direnilmesi doğru olmamıştır.
II-Fazla çalışma ücretine ilişkin Özel Daire bozma kararı ile ilgili direnme hükmü yönünden;
4857 sayılı İş Kanunu'nun 63'üncü maddesine göre;
"Genel bakımdan çalışma süresi haftada en çok kırkbeş saattir. Aksi kararlaştırılmamışsa bu süre, işyerlerinde haftanın çalışılan günlerine eşit ölçüde bölünerek uygulanır (Ek cümle: 10/9/2014-6552/7 md.; Değişik cümle: 4/4/2015-6645/36 md.). Yer altı maden işlerinde çalışan işçilerin çalışma süresi; günde en çok yedi buçuk, haftada en çok otuz yedi buçuk saattir.
Tarafların anlaşması ile haftalık normal çalışma süresi, iş yerlerinde haftanın çalışılan günlerine, günde onbir saati aşmamak koşulu ile farklı şekilde dağıtılabilir. Bu hâlde, iki aylık süre içinde işçinin haftalık ortalama çalışma süresi, normal haftalık çalışma süresini aşamaz. Denkleştirme süresi toplu iş sözleşmeleri ile dört aya kadar artırılabilir (Ek cümle: 6/5/2016-6715/3 md.). Turizm sektöründe dört aylık süre içinde işçinin haftalık ortalama çalışma süresi, normal haftalık çalışma süresini aşamaz; denkleştirme süresi toplu iş sözleşmeleri ile altı aya kadar artırılabilir.
Çalışma sürelerinin yukarıdaki esaslar çerçevesinde uygulama şekilleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hazırlanacak bir yönetmelikle düzenlenir."
Görüldüğü üzere 4857 sayılı İş Kanunu'nun 63 ve devamı maddelerinde çalışma süresi düzenlenmiş olmakla birlikte "çalışma süresi"nin tanımı yapılmamıştır. Ancak 63'üncü maddenin son fıkrası uyarınca 06.04.2004 tarih ve 25425 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren İş Kanununa İlişkin Çalışma Süreleri Yönetmeliğinin 3'üncü maddesinde, "Çalışma süresi, işçinin çalıştırıldığı işte geçirdiği süredir. İş Kanununun 66 ncı maddesinin birinci fıkrasında yazılı süreler de çalışma süresinden sayılır. Aynı Kanunun 68 inci maddesi uyarınca verilen ara dinlenmeleri ise, çalışma süresinden sayılmaz." şeklindeki düzenlemesi ile çalışma süresinden ne anlaşılması gerektiği hüküm altına alınmıştır.
O hâlde işçinin çalıştırıldığı işte geçirdiği "fiili çalışma süresi" ile Kanunun 66'ncı maddesi uyarınca çalıştırıldığı işte fiilen geçmemiş olsa bile çalışılmış gibi sayılan haller de "farazi çalışma süresi" olarak çalışma süresine dâhil edilmelidir.
Yine Kanunun 63'üncü maddesi haftalık çalışma süresinin 45 saat olduğunu hükme bağlamıştır.
Fazla çalışma ise 4857 sayılı İş Kanunu'nun 41 ila 43'üncü maddelerinde düzenlenmiştir. Kanun'un 41'inci maddesine göre, " Ülkenin genel yararları yahut işin niteliği veya üretimin artırılması gibi nedenlerle fazla çalışma yapılabilir. Fazla çalışma, Kanunda yazılı koşullar çerçevesinde, haftalık kırkbeş saati aşan çalışmalardır. 63 üncü madde hükmüne göre denkleştirme esasının uygulandığı hâllerde, işçinin haftalık ortalama çalışma süresi, normal haftalık iş süresini aşmamak koşulu ile, bazı haftalarda toplam kırkbeş saati aşsa dahi bu çalışmalar fazla çalışma sayılmaz."
Bu durumda denkleştirmenin uygulandığı hâller hariç, haftalık 45 saati aşan çalışmaların fazla çalışma sayılarak normal saat ücretinin %50 yükseltilmesi sureti ile belirlenecek saat ücreti esas alınarak hesaplanarak işçiye ödenmesi gerekir.
Öte yandan Kanunun 41'inci maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca fazla çalışma süresinin toplamı bir yılda iki yüz yetmiş saatten fazla olamaz.
İş akdi ile tarafların işçinin ücretine fazla çalışma ücretlerinin de dâhil olduğunu kararlaştırmaları mümkündür. Bu durumda, işçinin ücretine dâhil olan fazla çalışma ücretinin ne kadar süre ile yapılan fazla çalışmanın karşılığı olduğu sözleşmede gösterilmemişse, bunun en çok yasal azami sınır (yıllık 270 saat) çerçevesinde geçerli olduğu kabul edilmelidir. İşçiye bu yasal sınırı aşacak şekilde fazla çalışma yaptırılırsa, bu çalışmalar için fazla çalışma ücretinin ödenmesi gerekir. Bunun gibi, böyle bir durumda işçinin ücretinin belirli bir yükseklikte olması gerekir. Fazla çalışma ücretinin örneğin işçinin aldığı asgari ücretin veya buna yakın bir ücretin içinde olduğu kararlaştırılamaz (Süzek, S.: a.g.e., s.834).
Kaldı ki iş sözleşmelerinin de kimi açılardan tabi olduğu Türk Borçlar Kanunu'nun temel taşlarından olan ve tarafların sözleşme içeriğini yasal sınırlar içinde kalmak kaydı ile diledikleri gibi belirleyebilmesini ifade eden "sözleşme serbestliği" ilkesi, işçinin önceden rızasını almak kaydı ile yasal sınırlar içinde kalan fazla çalışma ücretinin aylık ücretin içinde olduğuna dair sözleşme hükümlerinin geçerli olduğu sonucunu doğurmaktadır.
Bununla birlikte tarafların fazla çalışmanın aylık ücretin içinde olduğunu kararlaştırmaları hâlinde, Kanunun 41'inci maddesi hükmü uyarınca yıllık 270 saatle sınırlı olarak bu anlaşmanın geçerli olduğu kabul edileceğinden işçinin yıllık 270 saatin üstünde fazla çalışma yapmış olduğu durumlarda 270 saati aşan kısmın ücretinin ödenmesi gerekecektir. Böyle bir durumda aylık ücretin içinde olduğu kararlaştırılan yıllık 270 saatin toplam fazla çalışma süresinden ne şekilde mahsubunun yapılacağı sorunu ortaya çıkmakta olup böylesi durumlarda Kanunun 41-43 ve 63'üncü maddelerindeki hükümler dikkate alındığında fazla çalışmanın genel olarak haftalık 45 saati aşan çalışmalar olarak kabul edilmesi nedeni ile haftalık 5,20 saat olarak işçinin ispat ettiği haftalık fazla çalışma süresinden mahsubu ile kalan kısım için haftalık bazda ve o dönemin ücreti esas alınarak hesaplama yapılması gerekecektir.
Başka bir husus, gerek mülga 1475 sayılı İş Kanunu, gerekse hâlen yürürlükte bulunan 4857 sayılı İş Kanunu’nda fazla çalışmanın ispatı ile ilgili olarak özel bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle fazla çalışmanın ispatı, genel hükümlere tabidir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6'ncı maddesi uyarınca, “kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.”
Dolayısıyla fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi, kural olarak bu iddiasını ispat etmek zorundadır.
Fiili bir olgu söz konusu olduğundan, kural olarak, işçi, fazla çalışma yaptığını her türlü delille ispat edebilir.
Bu kapsamda, iş davalarında sıklıkla başvurulan delillerden biri olan tanık beyanı ile fazla çalışmanın ispatı mümkündür. Ayrıca fazla çalışmanın ispatı konusunda iş yeri kayıtları, özellikle iş yerine giriş çıkışı gösteren belgeler, iş yeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle ispatlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olayın değerlendirilmesine gelince; davacı vekili, müvekkilinin fazla çalışma yaptığını iddia ederek fazla çalışma ücretinin davalıdan tahsilini talep etmiş; davalı vekili fazla çalışma yapıldığında serbest zaman kullandırıldığını ya da ücretinin ödendiğini ayrıca iş sözleşmesinin dördüncü maddesindeki hükme göre fazla çalışmanın aylık ücretin içinde olduğunu belirterek talebin reddini istemiştir.
Mahkemece karineye dayalı indirim yapılmak sureti ile talebin kabulüne karar verilmiş ise de, hükme esas alınan bilirkişi raporunda tanıkların ortak anlatımlarından davacının haftalık 12 saat fazla çalışma yaptığı tespitinden sonra tarafların imzasını içeren iş sözleşmesinin dördüncü maddesindeki aylık ücrete Kanunun 41'inci maddesine göre yapılacak fazla çalışmaların dâhil olduğuna ilişkin hüküm uyarınca yıllık 270 saatlik fazla çalışmanın mahsubu aşamasında 270 saat, belirlenen haftalık 12 saatlik fazla çalışma süresine bölünerek bulunan 23 haftalık süreye ait fazla çalışma ücretinin aylık ücretin içinde ödendiği kabul edilerek kalan dönem için her yıl aynı yöntem uygulanarak fazla çalışma ücreti hesap edilmiştir.
Ne var ki, Kanunun 41-43 ve 63'üncü maddeleri hükümleri karşısında aylık ücretin içinde olduğu kabul edilen yıllık 270 saatin haftalık olarak mahsubu gerektiğinden davacı işçinin belirlenen haftalık 12 saatlik fazla çalışma süresinden haftalık 5,20 saat olarak (270/52) mahsubu gerekirken yazılı şekilde hazırlanan rapora göre karar verilmesi doğru olmamıştır.
Bundan başka davalı şirkete ait işyerinin turizm bölgesinde bir otel iş yeri olduğu dosya kapsamından anlaşılmakta olup davalı tanığı da oteldeki çalışma sisteminin yaz-kış farklılık gösterdiğini, kışın daha az fazla çalışma yapıldığını beyan etmiştir. Davacı tanıklarından ... ile ... davacı ile sezonda birlikte çalıştıklarını beyan etmekle birlikte davacı ile sezonu aşar şekilde çalıştığı anlaşılan diğer davacı tanıklarının davalı tanığının beyanında belirttiği gibi işyerinde yaz-kış farklılaşan bir çalışma düzeni bulunup bulunmadığı konusunda beyanlarının bulunmadığı görülmektedir.
Bu itibarla davacı tanıklarının fazla çalışma ile ilgili ayrıntılı beyanları alınarak otel iş yerinde yaz-kış çalışma biçiminin ve saatlerinin ne olduğu kesin biçimde açıklığa kavuşturulmalıdır. Bundan sonra fazla çalışma süresinin belirlenmesinde yaz-kış ayrımı yapılmasının gerekip gerekmediği konusunda sonuca varılmalıdır.
O hâlde bu yöne ilişkin direnme kararı yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.
S O N U Ç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda (I) ve (II) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 30.05.2018 gününde oy birliği ile karar verildi.
22. Hukuk Dairesi, 2013/34720 E., 2015/9797 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
arihleri arasında, haftada bir gün tatil yapmak suretiyle, haftanın altı gününde, günün yirmidört saatinde iş yerinden hiç ayrılmaksızın yangın ekibinde çıkacak yangını söndürmek için hazır vaziyette beklemek suretiyle çalışan davacı işçi, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 66. maddesine göre beklediği sürelerin iş süresinden sayılması gerektiğini, toplu iş sözleşmesi hükümleri gereğince haftalık kırkbeş s
22. Hukuk Dairesi 2013/34720 E. , 2015/9797 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA : Davacı, fazla mesai ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının, davalı işyerinde her yıl 1 Haziran-31 Ekim tarihleri arasında, haftada bir gün tatil yapmak suretiyle, haftanın altı gününde, günün yirmidört saatinde iş yerinden hiç ayrılmaksızın yangın ekibinde çıkacak yangını söndürmek için hazır vaziyette beklemek suretiyle çalışan davacı işçi, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 66. maddesine göre beklediği sürelerin iş süresinden sayılması gerektiğini, toplu iş sözleşmesi hükümleri gereğince haftalık kırkbeş saati aşan fazla çalışmaları karşılığının % 75 zamlı ücretleri üzerinden ödenmesi gerektiği halde, ödemelerin tam yapılmadığını belirterek, fazla mesai ücreti ve ulusal bayram genel tatil ücreti alacağının tahsilini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının tüm haklarının toplu iş sözleşmesi ve kanuni düzenlemelere göre tam olarak ödendiğini ifade ederek, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, istekler kısmen hüküm altına alınmıştır.
Temyiz:
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
Fazla mesai ve genel tatil günlerine dair çalışmanın ispatı konusunda iş yeri kayıtları, özellikle iş yerine giriş çıkışı gösteren belgeler, iş yeri iç yazışmaları, delil niteliğindedir. İmzalı ücret bordrolarında bu çalışmaların karşılığı olan ücretlerin ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığı ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma ve genel tatil alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazı kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her ./..
türlü delille söz konusu olabilir. Buna karşın, bordroların imzalı ve ihtirazı kayıtsız olması durumunda dahi, işçinin geçerli bir yazılı belge ile bordroda yazılı olandan daha fazla çalışmayı yazılı delille ispatlaması gerekir.
Dosya içeriğine göre davacının davalı iş yerinde yangın ekibinde çalıştığı ve yangın sezonunda iş yerinde yirmidört saat beklemek sureti ile görev yaptığı anlaşılmaktadır. Davacının üyesi olduğu sendika ile davalı arasında imzalan Toplu İş Sözleşmesinin 22/a. maddesinde; haftada kırkbeş saatten fazla yapılan her türlü çalışmaların fazla mesai sayılacağı, fazla mesai ücretlerinin saat ücretlerinin % 75 fazlası üzerinden ödeneceği, fazla mesailerin hesabında yarım saatten az sürelerin yarım saat, yarım saati aşan sürelerin bir saat olarak değerlendirileceği” kabul edildikten başka (f) fıkrasında aynen "günlük mesai tabi olmadan yangın gözetleme kulelerinde ve ilk müdahale ekiplerinde çalışan işçilerden idareye ait veya kiralık binalarda hizmete hazır halde bekletilenlere bu şekilde bekletilen her gün için günde üç saat fazla mesai ödeneceği, bunun dışındaki uygulanacak fazla çalışmalarda işverenin gerekli tedbirleri alacağı” kuralına yer verilmiştir. Açık olan bu düzenlemeye göre davacıya yangın sezonunda beklediği her gün için üç saat fazla mesai ödemesi yapılmalıdır. Toplu iş sözleşmesinde benzer şekilde, çalışılan ulusal bayram genel tatil günlerinin karşılığının da ikişer yevmiye olarak ödeneceği düzenlemesi mevcuttur.
Yargılama sırasında alınan ve hükme esas kök rapor ile ek raporda, bilirkişi tarafından işverence sunulan puantaj kayıtları ile ödemelerin yer aldığı bordrolar karşılaştırılarak fark alacaklar bulunmuş, bunun dışında da yangın sezonunda her gün için üçer saat fazla mesai yapıldığı ve genel tatil günlerinde de çalışılmış olduğu kabul edilerek, ayrıca bir de belgesiz dönem için hesaplama gerçekleştirilmiştir. İş yerinin kamu kurumu niteliğinde olması, yapılan işin mahiyeti ve işverence uyuşmazlık konusu döneme ait tüm puantaj ve bordroların ibraz edilmiş olduğu dikkate alınarak, mahkemece sadece puantajlarda yer alan çalışma ve bordrolarda mevcut ödeme kayıtları dikkate alınarak, bir fark alacak bulunup bulunmadığı tespit ettirilmeli, puantajda çalışma kaydı olmayan dönemler için ayrıca alacak hesaplaması yaptırılmayarak ve belgeye dayalı hesaplama yapıldığından indirime gidilmeyerek söz konusu alacaklar hakkında bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 12.03.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
İş Hukuku
4857 sayılı İş Kanunu’na göre, aşağıda belirtilen sürelerden hangisi veya hangileri işçinin günlük çalışma süresinden sayılır?
I. İşçilerin işveren tarafından işyerlerinden başka bir yerde çalıştırılmak üzere gönderilmeleri halinde yolda geçen süreler. II. İşçinin işinde ve her an iş görmeye hazır bir halde bulunmakla beraber çalıştırılmaksızın ve çıkacak işi bekleyerek boş geçirdiği süreler. III. Yer altı işlerinde çalışanların madene inmeleri ve çıkmaları için gereken süreler.
A) Yalnız I
B) I ve II
C) Yalnız III
D) II ve III
E) I, II ve III
Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.