İş Kanunu 9. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 9 - Taraflar iş sözleşmesini, Kanun hükümleriyle getirilen sınırlamalar saklı kalmak koşuluyla, ihtiyaçlarına uygun türde düzenleyebilirler.
İş sözleşmeleri belirli veya belirsiz süreli yapılır. Bu sözleşmeler çalışma biçimleri bakımından tam süreli veya kısmî süreli yahut deneme süreli ya da diğer türde oluşturulabilir.
Sürekli ve süreksiz işlerdeki iş sözleşmeleri
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
6 karar eşleşti
9. Hukuk Dairesi, 2024/10814 E., 2024/12797 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi
4857 sayılı İş Kanunu'nun 8, 9, 10 ve 11 inci maddeleri.
9. Hukuk Dairesi 2024/10814 E. , 2024/12797 K.
"İçtihat Metni"
Esas No : 2024/10814
Karar No : 2024/12797
¸MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 8. İş Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ve davalı ... İnşaat Turizm Taahhüt Ticaret ve Anonim Şirketi (... İnşaat AŞ) vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı ... İnşaat AŞ vekilinin istinaf başvurusunun ise usulden reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, davalılara ait 7 yıldızlı otelde 30.11.2007 tarihinde önce ön büro müdürü olarak çalışmaya başladığını, akabinde genel müdür olarak atandığını ve iş sözleşmesinin sona erdiği 01.04.2015 tarihine kadar çalışmasının devam ettiğini, iş sözleşmesinde açıkça aylık 15.000,00 USD ücret ödemesi kararlaştırılmasına rağmen Temmuz 2010 tarihinden itibaren her ay 10.000,00 USD ücret ödenmeye başladığını, iş sözleşmesi gereği kendisine kiralanan taşınmazın tüm kira bedelleri ile tüketim faturalarının davalılarca ödenmesi gerekirken ödenmediğini, şahsına tahsis edilen aracın yakıt giderlerinin ödenmediğini, sözleşmede mevcut ödenmesi gereken ikramiye (bonus) alacağının 2008 Şubat ayından itibaren ödenmediğini, sözleşmede yer almasına rağmen müvekkilinin şahsını ve ailesini kapsayan özel sağlık sigortası ve hayat sigortasının 2009 yılından itibaren yenilenmediğini, davalı Şirketin gerçek malikinin dahi özel harcamalarının müvekkilinin kredi kartından yapıldığını, Şubat 2015 ve Mart 2015 aylarına ait ücretlerinin de hâlâ ödenmediğini iddia ederek kıdem tazminatı ile ücret alacağı, iş sözleşmesi gereği ödenmesi gereken zorunlu masraflar, fazla çalışma ücreti, otel için müvekkilinin kredi kartından yapılmış olan ödemeler, ödenmemiş olan özel sağlık sigortası ve hayat sigortası bedelleri ile prim alacağının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; alacakların zamanaşımına uğradığını, davacının 06.02.2008 tarihinde işe başladığını, davacının ücretine ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığını, tüm ücretlerin eksiksiz ödendiğini, otel işletmesinin devri sırasında tüm işçilere olduğu gibi davacıya da yeni koşullar ve yeni ücret teklifi götürüldüğünü ve davacının bu teklifi kabul ederek ve itiraz etmeden 4 yıl boyunca ücretini aldığını, iş sözleşmesi olarak sunulan İngilizce metnin aslında bir teklif metni olduğunu ve birebir bağlayıcılığının bulunmadığını, genel müdür olduğundan kendi çalışma saatlerini kendisinin belirlediğini, özel sağlık sigortası veya hayat sigortası ödemesi yapılacağına dair bir yükümlülükleri bulunmadığını, müvekkili Şirketlerde prim uygulaması bulunmadığını, davacının iş sözleşmesini feshinin haklı nedene dayanmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tarafça hesap bilirkişisinden rapor alınması talep edilmiş ise de bilirkişi ücretinin verilen kesin süre içerisinde yatırılmadığı anlaşıldığından davacı tarafın bilirkişi delilinden vazgeçmiş sayıldığı kanaati ile hesap raporu alınmadığı, davacının ücretleri ödenmemesi nedeni ile iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği ve kıdem tazminatına hak kazandığı, kıdeme esas hizmet süresinin 06.02.2008-01.04.2015 tarihleri arasında 7 yıl 1 ay 24 gün olduğu, tüm dosya kapsamına göre davacının ücretinin net 10.000,00 TL olduğu, genel müdür olarak çalışan davacının fazla çalışma alacağına hak kazanamayacağı, banka kayıtlarına göre davacının ödenmeyen ücret alacağının bulunduğu, diğer taleplerle ilgili ise davacı tarafça ispat koşulunun yerine getirilmediği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı ... İnşaat AŞ vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili; bilirkişi incelemesi hususunda UYAP ile oluşturulan elektronik ortam üzerinden ödeme yapıldığını ancak sistemde sıkıntı yaşanması sebebiyle ödeme yapılamadığının sonradan fark edildiğini, bu durumun anlaşılması üzerine bilirkişi avansının yatırıldığını ancak buna rağmen İlk Derece Mahkemesince bilirkişi raporu alınmadığını, dolayısıyla ıslah da yapamadıklarını, kıdem tazminatının tavan ücretinin yanlış hesaplandığını, davacının 15.000,00 USD ücret ile çalıştığını, tespit edilen ücret seviyesinin kabul edilemeyeceğini, ücret alacağının da hatalı hesaplandığını, ailesinin ödenmeyen özel sağlık ve hayat sigortası primlerinin reddinin hatalı olduğunu, müvekkilinin ev kirası, aidat, faturalar gibi ödemelerinin anlaşmaları gereği davalılar tarafından ödenmesi gerektiğini; yine müvekkilinin kendi cebinden ve kredi kartından yaptığı davalı Şirketlerin malikine ait özel harcamalar ile araç yakıt giderlerinin de davacıya ödenmediğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
2. Davalı ... İnşaat AŞ vekili; davacının iş sözlemesini feshinin haklı nedene dayanmadığını, davacının tüm ücretlerinin ödendiğini, kabul edilen miktar üzerinden davacı lehine hesaplanan vekâlet ücretinin hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; İlk Derece Mahkemesince verilen kesin süre içerisinde bilirkişi avansı yatırılmadığından bilirkişi raporu almamasında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na (6100 sayılı Kanun) aykırı bir yön bulunmadığı, kıdem tazminatı tavanının doğru bir şekilde uygulandığı, ücret alacağı hesaplamasında herhangi bir hata bulunmadığı, davacının genel müdür pozisyonunda çalışması dikkate alındığında çalışmasını kendisinin düzenleyecek konumda olduğu, fazla çalışma alacağının reddinde bir isabetsizlik bulunmadığı, ailesinin özel sağlık ve hayat sigortası primlerinin reddine ilişkin gerekçenin de yerinde olduğu, davalı ... İnşaat AŞ vekilince iki haftalık yasal süre geçtikten sonra istinaf dilekçesi verildiği, aynı davalının katılma yoluyla istinaf başvurusunu süresinde yaptığı anlaşılmış ise de başvurma harcı ve istinaf karar harcını (nispi) yatırmadığı gerekçeleriyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı ... İnşaat AŞ vekilinin istinaf başvurusunun ve katılma yoluyla istinaf başvurusunun ise usulden reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, bilirkişi incelemesi yaptırılmamasının hatalı olup olmadığı, ücretin miktarı ve buna bağlı olarak ödenmeyen ücret alacağının miktarı, fazla çalışma alacağının ispatı, kıdem tazminatı hesabı, özel sağlık ve hayat sigortası ödemesi, ev kirası, aidat, faturalar gibi ödemeler ile özel harcamalara ilişkin alacak taleplerinin ispatı ile taraflar arasında yazılı bir iş sözleşmesi bulunup bulunmadığına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesi ve 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi.
2. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 8, 9, 10 ve 11 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1. İnceleme konusu uyuşmazlıkta; davacı, iş sözleşmesinin feshine dayalı kıdem tazminatı ile fazla çalışma ücreti, ücret alacağı, ikramiye, özel sağlık ve hayat sigortası, bazı özel harcamalar ile ev kirası ve faturalara ilişkin taleplerde bulunmuştur.
2. Davacı davaya konu bir kısım alacak taleplerinin de dayanağı olduğunu iddia ettiği 30.11.2007 tarihli bir iş sözleşmesinin bulunduğunu belirtmiştir. Dosya içerisinde davacı imzasını da içeren 30.11.2007 tarihli İngilizce bir metnin olduğu ve davacı tarafça bu metnin taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesi olduğu belirtilmiştir. Davalı taraf ise sunulan metnin İngilizce olduğunu ve Türkçe tercümesi gerektiğini ayrıca iş sözleşmesi olarak dayanılan İngilizce metnin bir teklif metni olduğunu savunmuştur.
3. Davacı tarafça talep edilen ve temyize de konu edilen alacak kalemlerinin bir kısmının bahsi geçen sözleşmeye dayandığı görülmektedir. Bu durumda öncelikle davacının imzasını da taşıyan İngilizce metnin tercümesi yapılarak Türkçe metnin dosyaya eklenmesi sureti ile bu metnin taraflar arasında imzalanan bir iş sözleşmesi olup olmadığı tespit edildikten sonra, sonucuna göre davaya konu talepler gerekirse yeniden değerlendirilerek bir karar verilmelidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
01.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.
Diğer kararlar (4)
Hukuk Genel Kurulu, 2022/203 E., 2023/146 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
arında uygulanan mevzuat hükümlerinin uygulanacağı düzenlemesine yer verilmiş ise de 5580 sayılı Kanun'un 9 uncu maddesinde özlük hakları düzenlenmiş, maddenin beşinci fıkrasında da Kanun hükümleri saklı kalmak üzere özlük hakları yönünden İş Kanunu hükümlerine tâbi olunacağı belirtilmiştir. 31. Ayrıca dava tarihinde yürürlükte bulunan 5580 sayılı Kanun’un 9 uncu maddesinin ikinci fıkrası hükmü, d
Hukuk Genel Kurulu 2022/203 E. , 2023/146 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki İşçilik alacağı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne dair karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ... Vakfına (Vakıf) ait Özel ... İlköğretim Okulunda 15.10.2008 tarihinde sınıf öğretmeni olarak çalışmaya başlayan müvekkilinin 5580 sayılı Kanun ile 2006/11350 sayılı Bakanlar Kurulu kararı kapsamında istihdam edildiğini, özel okullarda çalışan öğretmenlere Milli Eğitim Bakanlığına bağlı devlet okullarında çalışan öğretmenlerden daha az ücret ve ek ders ücreti ödenmeyeceği, sosyal yardım mahiyetindeki ödemelerin daha az olamayacağının kanunda düzenlendiğini, ayrıca Bakanlar Kurulu kararına göre ödenmesi gereken hazırlık ve planlama görevi ücreti, ek ders ücreti, seminer çalışmasından kaynaklı ek ders ücreti, eğitim-öğretim planlama çalışma ücreti, sempozyum ücreti, öğretim yılına hazırlık tazminatının ödenmediğini, müvekkilinin iş sözleşmesini alacaklarının ödenmemesi sebebiyle 30.05.2013 tarihli ihtarname ile feshettiğini ileri sürerek belirtilen alacakların yanı sıra kıdem tazminatı, bakiye süre ücret alacağı, cezai şart ve fark ücret alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili Vakfa ait Özel ... İlköğretim Okulunun 5580 sayılı Kanun gereği faaliyet gösteren bir öğretim kurumu olduğunu, sınıf öğretmeni olarak çalışan davacı ile en son 30.06.2012-30.06.2013 tarihlerini kapsayan belirli süreli iş sözleşmesi imzalandığını, haftada 40 saat derse girmiş sayılması gerektiğine yönelik iddiasının asılsız olduğunu, imzalanan sözleşmelerde ders saat ücretinin brüt olarak belirlendiğini, müvekkiline ait okulda çalışan tüm öğretmenlere her yılın Mart ve Eylül aylarında zam yapıldığını, 439 sayılı Kanun'un Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda çalışan ve ücretlerini Maliye Bakanlığından alan öğretmenleri kapsadığını, müvekkili okulun ise 5580 sayılı Kanun'a tâbi olduğunu, öğretmenlere de özlük hakları yönünden Sosyal Sigortalar Kanunu ve İş Kanunu hükümlerinin uygulandığını, 5580 sayılı Kanun'daki düzenleme ile özel okul öğretmenlerinin devlet okullarında çalışan öğretmenlerden az ücret almalarının önlenmesinin amaçlandığını, davacının ise son ücretinin 3.572,93 TL olup Milli Eğitim Bakanlığında çalışan öğretmenlerin ücretinden yüksek olduğunu, öğretime hazırlık tazminatının sadece devlet okullarında çalışan öğretmenleri kapsadığını, bu tazminatın amacının öğretmenlerin öğretim yılı boyunca ortaya çıkabilecek şahsi ders araç ve gereç ihtiyaçlarının teminine katkıda bulunmak olduğunu, oysa müvekkili okulda ders araç ve gereçlerinin tamamının okul idaresi tarafından karşılandığını, iş sözleşmesini haksız olarak fesheden davacının kıdem tazminatı, bakiye süre ücreti, cezai şart taleplerinin de yerinde olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin Birinci Kararı
6. ... İş Mahkemesinin 05.11.2015 tarihli ve 2013/592 Esas, 2015/727 Karar sayılı kararı ile; davacının 15.10.2008-31.05.2013 tarihleri arasında 4 yıl 7 ay 16 gün çalıştığı, iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğinden kıdem tazminatına hak kazandığı, bilirkişinin belirlemiş olduğu branş ve alan öğretmenlerinin derslere girdiği saatlerde okulda bulunma zorunluluğu nedeniyle haftalık ders saati ile ücret karşılığı girilmesi gereken ders sayısı arasındaki ek ders ücreti olan 29.528,09 TL ek ders ücretine, fiilen okuttuğu 21 ve 24 saatlik ders saatleri dikkate alınarak haftalık iki saat üzerinden 3.772,10 TL hazırlık ve planlama (egzersiz) ücretine, seminer ücretine, eğitim-öğretim planlama çalışma ücretine, mazeretliler yerine girilen ders ve sempozyum görev ücretine, eğitim-öğretime hazırlık tazminatına, fark ücret alacağına hak kazandığı, ayrıca 2.906,00 TL bakiye süre ücret alacağının olduğu ancak cezai şart koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı
7. ... İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesince 21.06.2018 tarihli ve 2015/34474 Esas, 2018/15585 Karar sayılı kararı ile; davacının tüm, davalının sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra "...2-Davacının fiilen girdiği ek derslere ilişkin ücretin yanı sıra, 2006/11350 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Bakanlar Kurulu Kararı’nın 6/3. ve 11. maddelerinde düzenlenen ücret ödemeleri talep edilen alacak kalemleri arasındadır.
Somut olayda; davacı, davalıya ait özel ilköğretim okulunda, 15/10/2008- 31/05/2013 tarihleri arasında, sınıf öğretmeni olarak çalışmıştır. Davacı, 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile bu Kanuna dayanılarak çıkartılan yönetmelikler kapsamında olduğundan, uyuşmazlığın çözümünde bu mevzuat hükümlerinin nazara alınması gereklidir. 5580 sayılı Kanun’un 14. maddesinde, “Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda, resmi öğretim kurumlarında uygulanan mevzuat hükümleri uygulanır.” şeklinde hükme yer verilmiştir. Anılan kanuna dayanılarak çıkartılan yönetmeliklerde de, benzer hükme yer verilerek, yönetmelikte yer almayan hususlar bakımından da resmi benzeri kurumların ilgili mevzuat hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.
01/12/2006 tarihli ve 2006/11350 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Bakanlar Kurulu Kararı, 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu kapsamında çalışanlara ilişkin değildir. Ancak, yukarıdaki paragrafta açıklanan mevzuat hükümleri uyarınca, 5580 sayılı Kanun ve bu kanuna dayanılarak çıkartılan yönetmeliklerde hüküm bulunmayan hususlarda, resmi öğretim kurumlarında uygulanan mevzuat hükümlerinin uygulanması gereklidir. Bu halde, 5580 sayılı Kanun ve yönetmeliklerinde hüküm bulunmayan hususlar hakkında, bahsi geçen Bakanlar Kurulu kararının uygulanması gerektiği açıktır.
5580 sayılı Kanun’un 9. maddesinde, özlük haklarına ilişkin düzenlemelere yer verilmiş olup maddenin ikinci fıkrasında, “Okullarda yöneticilik ve eğitim-öğretim hizmeti yapanlara, kıdemlerine göre (emekliler hariç) dengi resmi okullarda ödenen aylık ile sosyal yardım kapsamındaki ek ödeme tutarlarından az ücret verilemez”; aynı maddenin üçüncü fıkrasında ise “Sosyal yardım kapsamındaki ek ödemeler, bütçe kanunlarıyla resmi okul öğretmen ve personeline sağlanan haklara denk olarak okul öğretmenlerine ve personeline de ödenir. Sosyal yardım kapsamındaki ek ödemelerden gelir vergisi kesilmez.” denilmiştir.
5580 sayılı Kanun’un, belirtilen 9. maddesinin ikinci fıkrası, 14/03/2014 tarih ve 28941 sayılı Resmi Gazete yayımlanan, 01/03/2014 tarihli ve 6528 sayılı Kanun’un 14. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.
Dava dilekçesinde, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun ek 32. maddesinde düzenlenen ve her öğretim yılında bir defaya mahsus olmak üzere ve öğretim yılının başladığı ay içerisinde yapılması gereken bir ödeme olan öğretim yılına hazırlık ödeneği talep edilmiştir. Bu ödeneğin, sosyal yardım mahiyetinde bir ödeme olduğu açıktır. İş sözleşmesinin sona erdiği tarih olan 30/05/2013 tarihi nazara alındığında, 657 sayılı Kanun’un ek 32. maddesinde düzenlenen öğretim yılına hazırlık ödeneğinin hüküm altına alınması yerindedir.
Ancak, Mahkemece, 2006/11350 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın 6/3. ve 11. maddelerinde düzenlenen ödemelerin davacıya yapılması gerektiğinin kabul edilmesi hatalı olmuştur. Şöyle ki; 2006/11350 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı, 5580 sayılı Kanun ve yönetmeliklerinde hüküm bulunmayan hususlar hakkında, davacıya uygulanabilir. 5580 sayılı Kanun’un 9. maddesinde ise, özlük haklarına ilişkin düzenleme bulunmaktadır. Bakanlar Kurulu Kararı’nın 11. maddesinde, fiilen okutulan her on saat ders için bir saat daha hazırlık ve planlama görevi karşılığında ayrıca ek ders ücreti ödeneceği; 6/3. maddesinde ise öğretim yılı başında ve sonunda meslekle ilgili çalışma sürelerinde iki haftayı geçmemek üzere haftalık onbeş saat ek ders ücreti ödeneceğine ilişkin hükümlere yer verilmiştir. Belirtilen ödemeler, sosyal yardım mahiyetli ödeme olmayıp resmi okul çalışanlarının ücretinin eki niteliğinde sayılması gereken ödemelerdir. Davacının, 5580 sayılı Kanun’un 9/4. maddesi uyarınca, fiilen okuttuğunu ispatladığı her bir ek ders saati bakımından, resmi okullar için belirlenen ek ders saati ücretinden az olmamak kaydıyla ek ders ücreti ödenmesi talebinde bulunması mümkündür. Ancak, Bakanlar Kurulu Kararı’nın 6/3. ve 11. maddelerinin davacıya uygulanması mümkün değildir. Anılan sebeplerle, dava dilekçesinde, Bakanlar Kurulu Kararı’nın 6/3. ve 11. maddelerine dayanılarak ileri sürülen taleplerin ve bu kapsamda hazırlık ve planlama ek ders ücreti isteminin reddine karar verilmesi gerekir.
3-Davacının fiilen girdiği ek ders ücretinin yanı sıra 2006/11350 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Bakanlar Kurulu Kararı’nın 18. maddesinde düzenlenen 'okulda bulunma zorunluluğu'' nedeniyle ek ders ücreti talebi de sözkonusudur
Yukarıda belirtilen düzenlemeler dikkate alındığında; belirtilen ödeme, sosyal yardım mahiyetli ödeme olmayıp resmi okul çalışanlarının ücretinin eki niteliğinde sayılması gereken ödemedir. Bu nedenle davacının, 5580 sayılı Kanun’un 9/4. maddesi uyarınca, fiilen okuttuğunu ispatladığı her bir ek ders saati bakımından, resmi okullar için belirlenen ek ders saati ücretinden az olmamak kaydıyla ek ders ücreti ödenmesi talebinde bulunması mümkün ise de; Bakanlar Kurulu Kararı’nın 18. maddesinin davacıya uygulanması mümkün değildir. Bu maddenin davacıya uygulanabileceğinin kabulü ile hesaplama yapılması hatalı olmuştur.
4-Davacı, öğretim yılları eğitim ve öğretimin planlama çalışma ücreti ve mazeretlilerin yerine girilen ders ve sempozyum ücreti alacaklarını da talep etmiştir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, tanık beyanlarından hareketle günlük ders programının bitmesinden sonra haftada iki gün günde 1.5 saat olmak üzere haftada 3 saat eğitim ve öğretimin planlanması için okulda bulunulması nedeniyle öğretim yılları eğitim ve öğretimi planlama çalışma ücreti ve belgelere göre tespit edildiğinden mazeretlilerin yerine girilen ders ve sempozyum ücreti alacağı hesaplanmış, ek ders tahakkukunun açıkça talep edilen nedenler ile yapıldığı belirtilmediği gerekçesiyle 2010 yılı Ocak ayı sonrasında imzasız ücret bordrolarında bulunan ek ders tahakkukları bu alacakların hesabında dikkate alınmamıştır.
Ek ders tahakkukunun açıkça talep edilen alacaklara ilişkin olduğunun belirtilmediği gerekçesiyle 2010 yılı Ocak ayı sonrasına ait ücret bordrolarındaki tahakkuklar dikkate alınmadan hesaplama yapılmış ise de; netice olarak talep edilen öğretim yılları eğitim ve öğretimin planlama alacakların da ek ders ücreti alacağı olduğu, bu nedenle bordrolardaki tahakkukların talep edilen bu alacaklar ile birlikte diğer ek ders ücretlerini karşılayıp karşılamadığının tespit edilmesi, bordrolar imzasız olduğundan yapılan ödemelerin hesaplamadan mahsubu ile bakiye alacak olup olmadığının belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerekmektedir….” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Mahkemenin İkinci Kararı
9. ... İş Mahkemesinin 24.09.2019 tarihli ve 2018/255 Esas, 2019/456 Karar sayılı kararı ile; bozmaya uyulup uyulmadığı konusunda bir karar verilmeksizin davacı vekilinin açmış olduğu davayı bir defa takipsiz bırakıp yenilediği, ardından ikinci kez mazeret vermeyerek takipsiz bıraktığı gerekçesiyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı
10. ... İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
11. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesince 14.11.2019 tarihli ve 2019/8156 Esas, 2019/21193 Karar sayılı kararı ile; davalının tüm, davacının sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra "(2)...Somut dosyada; bozmadan sonraki 22.01.2019 tarihli duruşmaya tarafların gelmemesi üzerine dosya ilk kez işlemden kaldırılmış, davacı tarafından yenilenen davaya devam edilmiş ve son olarak beşinci duruşmanın 24.09.2019 günü saat 09:23’te yapılmasına karar verilmiştir. Mahkemece, 24.09.2019 tarihli duruşma günü saat 10:11’e kadar beklenerek davacı vekilinin duruşma gün ve saatinden haberdar olduğu halde duruşmaya katılmaması ve dosyanın daha önce bir kez daha işlemden kaldırılmış olması sebebi ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; davacı vekilinin 24.09.2019 günü saat 15:12’ de UYAP sistemi üzerinden dosyaya mazeret dilekçesi ve ekinde sağlık raporu sunduğu anlaşılmaktadır. Sunulan sağlık raporuna göre, davacı 24.09.2019-25.09.2019 tarihleri arasında iki gün raporludur. Bu durumda, davacının duruşma günü için geçerli bir sağlık mazereti olduğunun kabulü gerekir. Belirtilen sebeple; davacı vekilinin geçerli bir mazereti olmasına rağmen, 24.09.2019 tarihli duruşmaya gelmemesi ve davanın ikinci kez takipsiz bırakılması gerekçesi ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir…" gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Mahkemenin Üçüncü Kararı
12. ... İş Mahkemesinin 04.02.2021 tarihli ve 2019/695 Esas, 2021/52 Karar sayılı kararı ile; birinci bozma kararı ve söz konusu bozmaya kısmen uyulması ile taraflar arasındaki fark ücret, eğitim-öğretim hazırlık tazminatı ve kıdem tazminatı ile bakiye süre ücret alacakları yönünden taraflar için kazanılmış hak oluştuğu, bozma kararının 4 üncü bendine uyulmakla 2010 yılı Ocak ayı sonrasına ait ücret bordrolarındaki tahakkukların mahsubu ile ek ders ücret alacağının yeniden hesaplanması için bilirkişiden rapor alındığı, tanıkların davacının bekleme süresinde okulda bulunduğunu beyan etmeleri ve 2006/11350 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının uygulanmasına yönelik 2007/19 No.lu Milli Eğitim Bakanlığı Genelgesinin 12 nci maddesinin üçüncü paragrafı dikkate alınarak " Öğretmene bu kapsamda verilebilecek her hangi bir görevin bulunmadığı durumlarda, ilgili öğretmenin bu saatlerde okulda bulunması, bu madde kapsamında ek ders ücretinden yararlandırılması için yeterli olacaktır" hükmüne göre davacının 15.10.2008-15.06.2009 tarihleri arasında haftada 16 saat, bu tarihten 31.05.2013 tarihine kadar haftalık 18 saat bekleme sürelerinde okulda bulunduğundan fiili çalışma gün sayısı ve ek ders ücreti ile ek ders ücreti karşılıklarının toplamı üzerinden yapılan hesaba göre ek ders ücretine ayrıca Bakanlar Kurulu Kararının 11 inci maddesinde düzenlenen fiilen okutulan her 10 saat ders için 1 saat daha hazırlık ve planlama karşılığında ek ders ücreti ile aynı kararın 6/3 üncü maddesinde düzenlenen öğretim yılı başında ve sonunda mesleki çalışma sürelerinde 2 haftayı geçmemek üzere haftalık 15 saat ek ders ücretine hak kazandığı, Bakanlar Kurulu Kararının 18 inci, 6/3 üncü ve 11 inci maddelerindeki düzenlemelerin davacı yönünden de uygulanması gerekeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Özel Dairenin Üçüncü Bozma Kararı
13. ... İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
14. Yargıtay 9. Hukuk Dairesince 28.04.2021 tarihli ve 2021/4439 Esas, 2021/8613 Karar sayılı kararı ile; taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra "...2-Davacının temyizi yönünden;
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda "usuli kazanılmış hak" kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamakla birlikte, bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Yargıtayın vermiş olduğu bozma kararına uymuş olan yerel mahkeme, bozma kararı doğrultusunda inceleme yapmak ve hüküm kurmak zorundadır. Mahkeme uyma kararını kaldırarak, direnme kararı veremeyeceği gibi, hükmünün bozma kararının kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan bölümleri hakkında da farklı bir karar vermeden yeniden hükümde karar vermek zorundadır. Bozmaya uyulmakla bozma lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak doğmuş olur. Hükmün bir kısmının bozma kapsamı dışında bırakılmasının amacı bu kısımların doğru olduğunu belirlemek, bozmanın sınırlarını çizmek ve bu şekilde usulü kazanılmış hakları oluşturup, korumaktır. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur.
Somut olayda; İlk Derece Mahkemesince verilen ilk karar, Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 21.06.2018 tarih ve 2015/34474 esas, 2018/15585 karar sayılı ilamı ile eğitim ve öğretimi planlama çalışma ücreti ve mazeretliler yerine girilen ders ve sempozyum ücreti alacaklarının ek ders ücreti alacağı olduğu bu nedenle bordrolardaki tahakkuklarının bu alacaklar ile diğer ek ders ücretlerini karşılayıp karşılamadığının tesbiti gerektiği yönünden de bozulmuştur. Mahkemenin karar gerekçesinde bozma ilamının bu kısmına uyulduğu belirtilerek bu alacak kalemlerinin reddine karar verilmiştir. Oysa bozma ilamında bu alacak kalemlerine hükmedilmesi bozma nedeni yapılmamıştır. Bozma ilamında davacının haftada iki gün 16:00’ dan sonra okulda kalarak eğitim ve öğretimi planlama çalışmasına katıldığı yine sempozyumlara katıldığı ve bu çalışmalar nedeniyle de davacının ek ders ücreti hak ettiği belirtilmiştir. Bu çalışmalar ders saatlerinde okulda bulunma zorunluluğu içinde değildir. Mahkemece bu hususta direnme kararı verilmediği anlaşılmakla ve ilk bozma kararımızda belirtildiği şekilde hesap yaptırılarak bu alacak kalemleri hakkında karar verilmesi gerekirken bu alacak taleplerinin hangi gerekçe ile reddedildiği açık bir şekilde açıklanmadan karar verilmesi hatalıdır. Bu bakımdan davacı lehine oluşan usuli kazanılmış hak dikkate alınmadan hesap yapan bilirkişi raporuna itibarla hüküm kurulması nedeniyle hüküm bozulmuştur.
3-Davalı yönünden;
Mahkemece 2006/11350 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 6/3 maddesinde “Öğretmenlere, ilgili mevzuatına göre öğretim yılı başında ve sonunda yaptıkları meslekle ilgili çalışma sürelerinde iki haftayı geçmemek üzere ve fiilen görev yapmaları kaydıyla haftada 15 saat ek ders ücreti ödenir.” şeklinde düzenlenen ek ders ücreti, 11. maddesinde, “Bu kararın 10. maddesinde sayılanlar hariç, müdür, yetkili öğretmenler dahil, her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim kurumlarında görevli öğretmenlere, haftada 3 saati geçmemek üzere Bakanlığa bağlı okul ve kurumlarda aylık ve ücret karşılığı fiilen okuttukları her 10 saat ders için 1 saat daha hazırlık ve planlama görevi karşılığında ayrıca ek ders ücreti ödenir.” şeklinde düzenlenen hazırlık ve planlama görevi ek ders ücreti ve 18. maddesinde “ilköğretim okullarında yöneticilerin veya hizmet içi eğitim yoluyla yetiştirilen resim-iş, müzik, beden eğitimi, din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenleri ile alan öğretmenlerinin derse girdiği saatlerde sınıf öğretmenlerinin okulda bulunmaları ve bu saatlerde okul müdürünün vereceği eğitim ve öğretimle ilgili işleri yapmaları halinde verilen bu görevler ek ders görevinden sayılır.” şeklinde düzenlenen okulda bulunma zorunluluğu ek ders ücretinin kabulüne karar verilmiştir. Oysa söz konusu Bakanlar Kurulu Kararı 5580 sayılı Kanun ve yönetmeliklerinde hüküm bulunmayan hususlar hakkında davacıya uygulanabilir. 5580 sayılı Kanunun 9. maddesinde ise, özlük haklarına ilişkin düzenleme bulunmaktadır. Belirtilen ödemeler sosyal yardım mahiyetli ödeme olmayıp resmi okul çalışanlarının ücretinin eki niteliğinde sayılması gereken ödemelerdir. Bu bakımdan bu maddelerin davacıya uygulanması mümkün değildir. Bu alacak taleplerinin reddi gerekirken kabulü hatalıdır…" gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı
15. ... İş Mahkemesinin 19.10.2021 tarihli ve 2021/370 Esas, 2021/550 Karar sayılı kararı ile; bozma dışında kalan hususlarda kazanılmış hak ilkesine uyularak önceki kararın değiştirilmediği, sadece davacı tarafın beyanında geçen ve bilirkişi raporunda bahsi geçen miktar itibariyle hazırlık ve planlama egzersiz alacak miktarı düzeltilerek 2016/11350 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 6 ncı maddesinin üçüncü fıkrasına göre öğretim yılının başında ve sonunda öğretmenlerin yaptığı meslekle ilgili çalışma sürelerinde 2 haftayı geçmemek ve fiilen görev yapmak kaydıyla haftalık 15 saat ek ders ücretinin, 11 inci maddesindeki fiilen okutulan her 10 saat için 1 saat daha hazırlık ve planlama görev karşılığındaki ek ders ücretinin ve 18 inci maddesindeki okulda bulunma zorunluluğundan kaynaklı ek ders ücretinin davacıya uygulanması gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi
16. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
17. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; özel ilköğretim okulunda sınıf öğretmeni olarak 15.10.2008-31.05.2013 tarihleri arasında çalışan davacının fiilen girdiği ek derslere ilişkin ücretinin yanı sıra 2006/11350 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Bakanlar Kurulu Kararının 6 ncı maddesinin üçüncü fıkrasındaki “Öğretmenlere, ilgili mevzuatına göre öğretim yılı başında ve sonunda yaptıkları meslekle ilgili çalışma sürelerinde iki haftayı geçmemek üzere ve fiilen görev yapmaları kaydıyla haftada 15 saat ek ders ücreti ödenir.” hükmü kapsamında; ayrıca yine sözü edilen Bakanlar Kurulu Kararının 11 inci maddesi uyarınca hazırlık ve planlama görevine ilişkin ve 18 inci maddesinde mevcut, okulda bulunma zorunluluğu ile ilgili düzenlemeye göre ek ders ücreti ödenmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
A. Direnme Kararının Temyizi Yönünden:
18. Özel öğretim kurumlarıyla ilgili esasların belirlenmesi amacıyla 08.06.1965 tarihinde kabul edilen 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu 14.02.2007 tarihinde yürürlüğe giren 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu (5580 sayılı Kanun) ile yürürlükten kaldırılmıştır.
19. 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun amaç ve kapsamını düzenleyen 1 inci maddesi “Bu Kanunun amacı, Türkiye Cumhuriyeti uyruklu gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri veya özel hukuk hükümlerine göre yönetilen tüzel kişiler tarafından açılacak özel öğretim kurumlarına kurum açma izni verilmesi, kurumun nakli, devri, personel çalıştırılması, kurumlara yapılacak malî destek ve bu kurumların eğitim-öğretim, yönetim, denetim ve gözetimi ile yabancılar tarafından açılmış bulunan özel öğretim kurumlarının; eğitim-öğretim, yönetim, denetim, gözetim ve personel çalıştırılmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.
Bu Kanun, Türkiye Cumhuriyeti uyruklu gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri veya özel hukuk hükümlerine göre yönetilen tüzel kişilerce açılan özel öğretim kurumları ile yabancılar tarafından açılmış bulunan özel öğretim kurumlarını kapsar.” şeklindedir.
20. Aynı Kanunun 2 nci maddesinde Kanun kapsamında yer alan özel öğretim kurumları tanımlanmıştır. Buna göre kurum; okul öncesi eğitim, ilköğretim, ortaöğretim, özel eğitim okulları ile çeşitli kursları, özel öğretim kurslarını, uzaktan öğretim yapan kuruluşları, motorlu taşıt sürücüleri kursları, hizmet içi eğitim merkezleri, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri, sosyal etkinlik merkezleri, mesleki eğitim merkezleri ile benzeri özel öğretim kurumlarını ifade etmektedir.
21. Öte yandan Kanunun 8 inci maddesinde ise kurumlarda çalıştırılacak personelin özellikleri sıralanmış olup kurumların eğitim-öğretim ve yönetim hizmetlerinin, asıl görevinin bu kurumlarda olan yönetici ve eğitim-öğretim elemanları ile yürütülmesinin esas olduğu, kurumların müdürlerinin kurucu/kurucu temsilcisi tarafından; diğer yönetici ve öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticilerin ise müdürlerce seçileceği ve çalışma izinlerinin valiliğin iznine sunulacağı, valiliğin izni alınmadan müdür ile diğer yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticilerin işe başlatılamayacağı, gerekli şartları taşıyan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler için valilikçe çalışma izni düzenleneceği, çalışma izninin iptalinin yine valilikçe yapılacağı düzenlenmiştir.
22. 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu'na tâbi olarak çalışan personelin özlük hakları ve sorumluluklarını düzenleyen 9 uncu maddesinin birinci fıkrasında, kurumlarda çalışan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler ile kurucu veya kurucu temsilcisi arasında yapılacak iş sözleşmesinin en az bir takvim yılı süreli olmak üzere yönetmelikte belirtilen esaslara göre yazılı olarak yapılacağı; mazeretleri nedeniyle kurumdan ayrılan öğretmen ve öğreticilerin yerine alınacak olanlar ile devredilen kurumların yönetici, öğretmen ve öğreticileri ile bir yıldan daha az bir süre için de iş sözleşmesi yapılabileceği belirtilmiştir.
23. Aynı maddenin 14.03.2014 tarihli ve 28941 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 6528 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 14 üncü maddesi ile yürürlükten kaldırılan ancak dava tarihinde yürürlükte bulunan 2 nci fıkrasında ise “Okullarda yöneticilik ve eğitim-öğretim hizmeti yapanlara, kıdemlerine göre (emekliler hariç) dengi resmî okullarda ödenen aylık ile sosyal yardım kapsamındaki ek ödeme tutarlarından az ücret verilemez” hükmü mevcuttur.
24. Bununla birlikte 5580 sayılı Kanun’un 9 uncu maddesinin beşinci fıkrasında;
“Kurumlarda görev yapan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler, bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere;
a) Sosyal güvenlik ve özlük hakları yönünden; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile 4857 sayılı İş Kanunu,
b) Yetki, sorumluluk, ödül ve cezalar ile bunların uygulanması bakımından; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 1702 sayılı İlk ve Orta Tedrisat Muallimlerinin Terfi ve Tecziyeleri Hakkında Kanun, 4357 sayılı Hususi İdarelerden Maaş Alan İlkokul Öğretmenlerinin Kadrolarına Terfi, Taltif ve Cezalandırılmalarına ve Bu Öğretmenler İçin Teşkil Edilecek Sağlık ve İçtimaî Yardım Sandığı ile Yapı Sandığına ve Öğretmenlerin Alacaklarına Dair Kanun ile 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun,
hükümlerine tâbidir” düzenlemesine yer verilmiştir.
25. Ayrıca, 5580 sayılı Kanun’un 14 üncü maddesinin son fıkrasına göre “Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda, resmî öğretim kurumlarında uygulanan mevzuat hükümleri uygulanır”.
26. Diğer taraftan davacının dava konusu ettiği hazırlık ve planlama ücreti, okulda bulunma zorunluluğundan kaynaklı ücret ve meslekle ilgili çalışmasından doğduğunu iddia ettiği talepleri Milli Eğitim Bakanlığı Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin 01.12.2006 tarihli ve 2006/11350 Bakanlar Kurulu Kararına (Bakanlar Kurulu Kararı) dayanmaktadır.
27. Bakanlar Kurulu Kararının "Ek ders görevi" başlıklı 6 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında "Öğretmenlere, ilgili mevzuatına göre yaptıkları meslekle ilgili çalışma sürelerinde bir öğretim yılında dört haftayı geçmemek üzere ve fiilen görev yapmaları kaydıyla haftada 15 saat ek ders ücreti ödenir. "; "Hazırlık ve planlama görevi" başlıklı 11 inci maddesinde " müdür yetkili öğretmenler dahil, her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim kurumlarında görevli öğretmenlere, haftada 3 saati geçmemek üzere Bakanlığa bağlı okul ve kurumlarda aylık ve ücret karşılığı fiilen okuttukları her 10 saat ders için 1 saat daha hazırlık ve planlama görevi karşılığında ayrıca ek ders ücreti ödenir." ve "Okulda bulunma zorunluluğu" başlıklı 18 inci maddesinde "...."ilkokullarda" yöneticilerin veya hizmet içi eğitim yoluyla yetiştirilen resim-iş, müzik, beden eğitimi, din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenleri ile alan öğretmenlerinin derse girdiği saatlerde sınıf öğretmenlerinin okulda bulunmaları ve bu saatlerde okul müdürünün vereceği eğitim ve öğretimle ilgili işleri yapmaları halinde, verilen bu görevler ek ders görevinden sayılır." düzenlemeleri bulunmaktadır.
28. Ancak davanın açıldığı 25.06.2013 tarihinde yürürlükte olan 5580 sayılı Kanun'un 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan okullarda yöneticilik ve eğitim-öğretim hizmeti yapanlara, kıdemlerine göre dengi resmî okullarda ödenen aylık ile sosyal yardım kapsamındaki ek ödeme tutarlarından az ücret verilemeyeceğine dair hükümden, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak çalışan öğretmen ve müdürlere mevzuat ile Bakanlar Kurulu kararı gibi idari işlemlerle verilen tüm hakları talep edebileceği sonucuna ulaşılmamaktadır.
29. 5580 sayılı Kanun'un 9 uncu maddesinin beşinci fıkrasına göre kurumlarda görev yapan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler, bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere; sosyal güvenlik ve özlük hakları yönünden 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile 4857 sayılı İş Kanunu’nun (İş Kanunu) uygulanacağına dair hükmü ile de bu sonucun desteklendiği anlaşılmaktadır.
30. Öte yandan, 5580 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda resmî öğretim kurumlarında uygulanan mevzuat hükümlerinin uygulanacağı düzenlemesine yer verilmiş ise de 5580 sayılı Kanun'un 9 uncu maddesinde özlük hakları düzenlenmiş, maddenin beşinci fıkrasında da Kanun hükümleri saklı kalmak üzere özlük hakları yönünden İş Kanunu hükümlerine tâbi olunacağı belirtilmiştir.
31. Ayrıca dava tarihinde yürürlükte bulunan 5580 sayılı Kanun’un 9 uncu maddesinin ikinci fıkrası hükmü, dengi resmî okullarda ödenen aylık ve sosyal yardım kapsamındaki ek ödeme tutarlarından az ücret verilemeyeceğine ilişkin olup ödenen aylıkların dengi resmî okullarda ödenenden az olması hâlinde uygulanabilecektir.
32. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 05.10.2021 tarihli ve 2018/(22)9-843 Esas, 2021/1169 Karar sayılı kararında da aynı ilkeler benimsenmiştir.
33. Bu aşamada özel okullarda öğretmenlere ödenen aylık ücret, ders saati ücreti, ek ders ücreti ve sosyal yardım kavramlarına değinmek gerekmektedir.
34. Özel Öğretim Kurumları Kanunu ek ders ücreti kavramına Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği (Yönetmelik) ise aylık ücret ve ders saati ücreti kavramlarına yer vermiştir.
35. Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliğinin 26 ncı maddesinin dördüncü fıkrasında "Okullarda görevli öğretmenler ile (...) uzman öğreticiler haftada en fazla aylık karşılığı 20 saat, ders saati ücretli 20 saat olmak üzere toplam 40 saate kadar ders okutabilir ." düzenlemesi karşısında özel okullarda haftada en fazla 20 saate kadar aylık karşılığı girilen ders ücretinin aylık ücret olduğunu söylemek mümkündür.
36. Öte yandan öğretmenle imzalanan iş sözleşmesinde aylık ücret karşılığı girilen ders saatinin üstünde 20 saate kadar derse girilmesi hâlinde ise ek ders ücreti ödenecektir. Esasında Yönetmelik hükmünde yer alan ders saat ücreti ifadesi ek ders ücreti ile aynı şeyi ifade etmektedir.
37. Özel Öğretim Kurumları Kanunu'nun 9 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen ek ders ücreti ise aylık ücret karşılığı okutulan dersler dışında girilen dersler için verilen ücreti belirtmektedir.
38. Sosyal yardımlar ise işverenin işçiye ücret dışında kanunla veya toplu iş sözleşmesi ile belirlenmiş olan ya da gönüllü olarak yaptığı harcamaları ifade etmektedir. Kanunla veya toplu iş sözleşmesi ile belirlenmiş zorunlu sosyal yardımların yapılması işverenin kararına bağlı değil iken gönüllü yardımların yapılıp yapılmayacağı işverenin serbest iradesine bağlıdır ( Sait Dilik,“Sosyal Yardımlar-İki Anlamlı Bir Terim”, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Cilt 35,1980, Sayı 1, s. 55-60).
39. Özel Öğretim Kurumları Kanunu'nun 9 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında "Sosyal yardım kapsamındaki ek ödemeler, bütçe kanunlarıyla resmî okul öğretmen ve personeline sağlanan haklara denk olarak okul öğretmenlerine ve personeline de ödenir. " şeklinde düzenleme ile resmî okul öğretmenlerine ödenen sosyal yardım kapsamındaki ödemelerin özel okul öğretmenlerine de yapılacağı hükme bağlanmıştır.
40. Kanun ve Yönetmelikte ücrete ilişkin bu düzenlemeler bulunmasına rağmen öğretmenlerin haftalık verdikleri ders sayısının sözleşmede belirtilen saatini aşması durumunda ücretin nasıl ödeneceği ile ilgili bir hüküm bulunmadığından 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında değerlendirme yapmak gerekmektedir. Bu durumda sözleşmede kararlaştırılan aylık ders saati ve ek ders saatinin üstünde derse girilmesi hâlinde ise fazla saatlerle çalışma söz konusu olmaktadır.
41. Somut olayda davacı vekili müvekkilinin davalıya ait özel ilköğretim okulunda, 15.10.2008-31.05.2013 tarihleri arasında sınıf öğretmeni olarak çalışırken Milli Eğitim Bakanlığına bağlı devlet okullarında çalışan öğretmenlere ödenen bir kısım ücretlerin yanı sıra Bakanlar Kurulu Kararının 6/3 üncü maddesi ile 11 inci maddesindeki düzenlemeler gereğince ek ders ücreti ile ayrıca aynı kararın 18 inci maddesinden kaynaklı okulda bulunma zorunluluğundan kaynaklanan ücretin müvekkiline ödenmesini talep etmiş, Mahkemece bu alacaklar hüküm altına alınmıştır.
42. Ne var ki yukarıda belirtildiği üzere Bakanlar Kurulu Kararının ancak 5580 sayılı Kanun ve Yönetmelikte hüküm bulunmayan konularda uygulanması mümkün olup 5580 sayılı Kanun'un 9 uncu maddesinde özel okul öğretmenleri yönünden özel düzenleme bulunmaktadır.
43. Bu nedenle Bakanlar Kurulu Kararının 11 inci maddesinde, fiilen okutulan her on saat ders için bir saat daha hazırlık ve planlama görevi karşılığında ayrıca ek ders ücreti; 6/3 üncü maddesinde ise öğretim yılı başında ve sonunda meslekle ilgili çalışma sürelerinde iki haftayı geçmemek üzere haftalık onbeş saat ek ders ücreti ile 18 inci maddesinde düzenlenen okulda bulunma zorunluluğu nedeniyle ek ders ücreti ödemelerinin her ay düzenli ödenen ödeme niteliğinde olmadıkları da dikkate alındığında niteliği gereği sosyal yardım mahiyetli ödemelerden olmadığı ve resmî okul çalışanlarının ücretinin eki niteliğinde sayılması gereken ödemeler olduğu anlaşılmaktadır.
44. Öte yandan dosya içerisinde bulunan taraflar arasında imzalanan iş sözleşmelerinde davacının haftalık ders saatleri aylık ücret karşılığı ve ders ücreti karşılığı ayrı ayrı belirtilmiş olup bu saatleri aşan süreler yönünden çalışmaların ispatı hâlinde davacı yönünden İş Kanunu gereği fazla saatlerle çalışma söz konusu olacaktır.
45. Sonuç itibariyle Bakanlar Kurulu Kararının 6/3 üncü ve 11 inci maddelerine dayanılarak ileri sürülen taleplerin ve 18 inci madde kapsamında hazırlık ve planlama ek ders ücreti talebinin sosyal yardım mahiyetinde olmadığından reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
46. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davalı işyerinde 15.10.2008- 31.05.2013 tarihlerinde sınıf öğretmeni olarak çalışan davacının çalıştığı tarihler arasında yürürlükte bulunan 5580 sayılı Kanun'un 9 uncu maddesinin 01.03.2014 tarihi itibarı ile yürürlükten kaldırılan 2 nci fıkrasında davacının ücreti dengi resmî okullarda ödenen aylık ile sosyal yardım kapsamındaki ek ödeme tutarından az olamayacağından davacının ücretinin bu düzenleme kapsamında davacının ücretinin emsal resmî kurumlarda çalışan öğretmenin aldığı ücret ile bir değerlendirmeye tâbi tutularak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği, bu nedenle mahkeme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
47. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
48. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
B. Mahkemece Uyulmak Suretiyle Verilen Karara İlişkin Temyiz Yönünden:
49. Dosya kapsamından Mahkemece, Özel Daire bozma kararına kısmen uyulup kısmen direnildiği ve uyulan yönlere ilişkin bozma doğrultusunda işlem yapılarak karar verildiği anlaşılmıştır.
50. Davalı vekilinin direnme kararına yönelik temyiz itirazları dışında kalan diğer temyiz itirazlarının uyulan bozma kararı doğrultusunda işlem yapılmak suretiyle verilen yeni hükme yönelik bulunduğu görülmüştür.
51. Bu durumda, Özel Dairece hükme yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
IV. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429 uncu maddesi gereğince BOZULMASINA oy çokluğuyla (III-A),
Uyulan kısımlar yönünden davalı vekilinin hükme yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 9. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE oy birliğiyle (III-B),
Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere kesin olarak 01.03.2023 tarihinde karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2021/762 E., 2022/840 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
4857 sayılı İş Kanunu’nun 9. maddesinin 2.
Hukuk Genel Kurulu 2021/762 E. , 2022/840 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “İşçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 7. İş Mahkemesinin kıdem tazminatı talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına, bakiye süre ücreti talebinin reddine ilişkin kararına yönelik davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair verilen karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Bilişim ve Bilgi Güvenliği İleri Teknolojileri Araştırma Merkezi bünyesinde tesis işletme ve güvenlik müdürü olarak başuzman statüsünde 31.12.2013 tarihinde imzalanan belirli süreli iş sözleşmesi ile 01.03.2014-31.01.2017 (01.02.2014-31.01.2017) tarihleri arasında çalışmak üzere anlaştığını ancak iş sözleşmesinin süresinin bitmesinden önce 23.03.2015 tarihinde haklı neden olmaksızın “hizmetine ihtiyaç kalmadığı” gerekçesi ile feshedildiğini ileri sürerek kıdem tazminatı ve bakiye süre ücreti alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK/Kurum) vekili cevap dilekçesinde; davacının müvekkili Kuruma bağlı Bilişim ve Bilgi Güvenliği İleri Teknolojiler Araştırma Merkezi (BİLGEM) bünyesinde Siber Güvenlik Enstitüsü, Tesis İşletim ve Güvenlik biriminde başuzman statüsünde birim sorumlusu olarak istihdam edildiğini, müvekkili ile 28.08.2013-31.01.2014 tarihleri arasında geçerli belirli süreli iş sözleşmesi imzaladığını, sözleşme süresinin bitiminden itibaren 01.02.2014-31.01.2017 dönemi için de yine belirli süreli iş sözleşmesi imzaladığını, iş sözleşmesinin işletmenin, işyerinin veya işin gereği sebebi ile Başkanlık Makamının 19.03.2015 tarihli ve 359 sayılı oluru ile 23.03.2015 tarihinde kıdem ve ihbar tazminatları ödenmek suretiyle feshedildiğini, ancak bakiye süre ücreti ödenmesini gerektiren koşulların bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. Ankara 7. İş Mahkemesinin 13.12.2016 tarihli ve 2015/462 E., 2016/434 K. sayılı kararı ile; davacının davalı işyerinde 28.08.2013-24.03.2015 tarihleri arasında çalıştığı, kıdem tazminatı dava açıldıktan sonra ödendiğinden talebin konusuz kaldığı, bakiye süre ücreti bakımından ise davacı tarafça belirli süreli iş sözleşmesi ile çalıştığı iddia edilmiş ise de işin ifa edildiği BİLGEM’in faaliyetlerinin kapsamı dikkate alındığında güvenlik, tesisin işletilmesi ve araçların sevk ile idaresi işlerinden sorumlu olan davacının yaptığı işin belirli süreli sayılmasını gerektirir objektif ve nesnel koşulların bulunmadığı, dolayısıyla taraflar arasındaki iş sözleşmesinin belirli süreli iş sözleşmesi niteliğini haiz olmadığı, bu nedenle bakiye süre ücreti alacağı talebinin yerinde görülmediği gerekçesiyle bakiye süresi ücreti talebinin reddine, kıdem tazminatı bakımından ise ödenmesi sebebi ile talebin esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararı:
7. Ankara 7. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
8. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 08.03.2018 tarihli ve 2017/2387 E., 2018/587 K. sayılı kararı ile; taraflar arasında belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasını gerektirir objektif koşul bulunmadığı ve iş sözleşmesinin belirsiz süreli olduğuna ilişkin ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukukî değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
9. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
10. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 14.01.2021 tarihli ve 2020/3722 E., 2021/1029 K. sayılı kararı ile; davacının sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra, “2-Taraflar arasındaki belirli süreli iş sözleşmesinin süresinden önce feshine dayalı olarak işverence ödenmesi gereken kalan süreye ait ücretler konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Borçlar Kanununun 325 inci maddesinde, “İş sahibi işi kabulde temerrüt ederse, işçi taahhüt ettiği işi yapmaya mecbur olmaksızın mukaveledeki ücreti isteyebilir” şeklinde kurala yer verilerek işçinin kalan süre ücretini talep hakkı olduğu belirtilmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, 438. maddesi ise bunu özellikle belirli süreli iş sözleşmeleri açısından açıkça düzenlemiştir.
Bakiye süre ücretinin istenebilmesi için, iş sözleşmesinin haklı bir neden bulunmaksızın işverence feshedilmiş olması gerekir. İşverenin feshi 4857 sayılı İş Kanununun 25 inci maddesinde yazılı sağlık sebeplerine, ahlâk ve iyi niyet kuralları ile benzerlerine uymayan hallere veya zorlayıcı sebeplere dayanması halinde, sözleşmenin kalan süresine ait ücretler yönünden işçinin talep hakkı doğmaz.
Belirli süreli iş sözleşmesinde, feshin Borçlar Kanunun 117 nci maddesinde (6098 Sayılı TBK 136) sözü edilen ifa imkânsızlığına dayanması halinde bakiye süre ücreti ödenmesi gerekmez. İfa imkânsızlığı, edimin içeriği değişmeksizin borcun aynen yerine getirilmesinin olanaksız hale gelmesi olarak açıklanabilir.
İşçinin iş görme edimini ifa edememesinin, işverenin temerrüdünden kaynaklanması durumunda, sanki sözleşme devam ediyormuş gibi kalan süreye ait ücret ve diğer hakların ödemesi gerekecektir. İş Hukukunda ücret kural olarak çalışma karşılığı ödenir. Aksinin kanunda öngörülmesi ya da taraflarca açık biçimde kararlaştırılması gerekir. Bakiye süre ücreti eylemli bir çalışmanın karşılığı olmadığından, 4857 sayılı Yasanın 34 üncü maddesinde öngörülen özel faiz uygulanmaz ve bu ücretlere ilişkin olarak sigorta primi ödenmesi de gerekmez.
Borçlar Kanununun 325 inci maddesine (6098 Sayılı TBK 438) göre işçinin, sözleşme kapsamındaki işi yapmaması sebebiyle tasarruf ettiği miktar ile diğer bir işten elde ettiği gelirleri veya kazanmaktan kasten feragat ettiği şeyler kalan süreye ait ücretler toplamından indirilmelidir. Bu konuda gerekli araştırmaya gidilmeli, işçinin sözleşmenin feshinden sonraki dönem içinde başka bir işten gelir elde edip etmediği ya da iş arayıp aramadığı araştırılarak indirim yapılmalıdır.
İşçiye belirli süreli iş sözleşmesinin varlığına rağmen ihbar tazminatı ödenmişse bu tutarın, bakiye süre ücretinden gerekli indirimler yapıldıktan sonra kalan miktar üzerinden mahsup edilmesi gerekir. (Yargıtay 9. HD. 16.6.2008 gün 2007/16098 E, 2008/15750 K.).
Somut olayda davacı işçi 28.8.2013 tarihinde imzalanan 28.08.2013 -31.01.2014 tarihleri arasında geçerli deneme süreli belirli süreli sözleşmesi ile çalışmaya başlamış ve 31.12.2013 tarihli belirli süreli iş sözleşmesi ile 1.2.2014 -31.1.2017 tarih aralığı için çalışmaya devam etmiş, iş sözleşmesi 24.3.2015 tarihinde işveren tarafından hizmetine ihtiyaç kalmaması nedeniyle sona erdirilmiştir.
Mahkemece hizmet sözleşmesinin belirli süreli iş sözleşmesi niteliğine haiz olmadığı gerekçesiyle bakiye süre ücreti talebinin reddine karar verilmiş, davacının bu yöndeki istinaf başvurusu da Bölge Adliye Mahkemesi'nce esastan reddedilmiştir.
Belirli süreli olarak yapılan sözleşmenin daha sonra davalı işverence belirsiz süreli olduğunun iddia edilmesi iyiniyetle bağdaşmayacağından davacının bakiye süre ücretine hak kazandığı kabul edilmelidir. 6098 sayılı Kanun’un 438/2. maddesine göre işçinin, sözleşmenin sona ermesi yüzünden tasarruf ettiği miktar ile başka bir işten elde ettiği veya bilerek elde etmekten kaçındığı gelir araştırılmak suretiyle işçinin sözleşmenin feshinden sonraki dönem içinde başka bir işten gelir elde edip etmediği araştırılarak indirim yapılması gerektiği hususu göz önünde bulundurularak ve ödenen ihbar tazminatı da mahsup edilerek bakiye süre ücreti yönünden bir karar verilmelidir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
11. Ankara 7. İş Mahkemesinin 29.04.2021 tarihli ve 2021/120 E., 2021/342 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten, belirli süreli olarak yapılan sözleşmenin daha sonra belirsiz süreli olduğunun işverence iddia edilmesinin ve bu yönde yapılan savunmanın iyi niyetle bağdaşıp bağdaşmaması hususunun sözleşmenin gerçek niteliğini etkilemeyeceği, sözleşme belirsiz süreli kabul edildiğinden işverenin iyi niyetle hareket edip etmediğinin sonuca etkili olmayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
12. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının yaptığı iş dikkate alındığında taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesinin belirli süreli yapılmasını gerektiren objektif şartları taşıyıp taşımadığı, bu bağlamda sözleşmenin belirli süreli iş sözleşmesi mi yoksa belirsiz süreli iş sözleşmesi mi olduğu; buradan varılacak sonuca göre davacının bakiye süre yönünden ücret alacağı talebinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
14. Belirli süreli iş sözleşmesinin haklı bir nedene dayanmaksızın süresinden önce işveren tarafından sona erdirilmesinin hukukî sonucu 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren ve davanın yasal dayanağını oluşturan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 438. maddesinde düzenlenmiştir.
15. Söz konusu maddede;
“İşveren, haklı sebep olmaksızın hizmet sözleşmesini derhâl feshederse işçi, belirsiz süreli sözleşmelerde, fesih bildirim süresine; belirli süreli sözleşmelerde ise, sözleşme süresine uyulmaması durumunda, bu sürelere uyulmuş olsaydı kazanabileceği miktarı, tazminat olarak isteyebilir.
Belirli süreli hizmet sözleşmesinde işçinin hizmet sözleşmesinin sona ermesi yüzünden tasarruf ettiği miktar ile başka bir işten elde ettiği veya bilerek elde etmekten kaçındığı gelir, tazminattan indirilir.
Hâkim, bütün durum ve koşulları göz önünde tutarak, ayrıca miktarını serbestçe belirleyeceği bir tazminatın işçiye ödenmesine karar verebilir; ancak belirlenecek tazminat miktarı, işçinin altı aylık ücretinden fazla olamaz.” düzenlemesine yer verilmiştir.
16. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden önce de 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 325. maddesinde “İş sahibi işi kabulde temerrüt ederse, işçi taahhüt ettiği işi yapmağa mecbur olmaksızın mukaveledeki ücreti istiyebilir.
Şu kadar ki, işi yapmadığından dolayı tasarruf ettiği yahut diğer bir iş ile kazandığı ve kazanmaktan kasten feragat eylediği şeyi mahsup ettirmeğe mecburdur.” şeklindeki kurala yer verilerek işçinin kalan süre ücretini talep hakkı olduğu belirtilmiştir.
17. Görüldüğü üzere “bakiye süre ücreti” olarak isimlendirilen bu hak, belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçinin, iş sözleşmesinin sürenin bitiminden önce işveren tarafından haksız olarak son verilmesi hâlinde sözleşmedeki süreye uyulmuş olsa idi kalan sürede kazanabileceği ücreti tutarında isteyebileceği bir tazminattır.
18. Bakiye süre ücreti kural olarak belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçi tarafından talep edilebilen bir ücret olup, kanun koyucu bu tazminat ile belirli süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı bir sebep olmaksızın taraflarca kararlaştırılan sürenin sona ermesinden önce feshedilmesi yüzünden işçinin uğradığı olumlu (müspet) zararların giderilmesini amaçladığını ve böylece işverenin maddede öngörülen tazminat yaptırımıyla sorumlu tutulacağını madde gerekçesinde açıklamıştır.
19. Bu noktada belirli süreli iş sözleşmesi ile belirsiz süreli iş sözleşmesi arasındaki ayrıma kısaca değinmekte yarar bulunmaktadır.
20. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 9. maddesinin 2. fıkrası uyarınca iş sözleşmeleri belirli veya belirsiz süreli yapılabilir.
21. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 11. maddesinde;
“İş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı halde sözleşme belirsiz süreli sayılır. Belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesidir.
Belirli süreli iş sözleşmesi, esaslı bir neden olmadıkça, birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamaz. Aksi halde iş sözleşmesi başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edilir.
Esaslı nedene dayalı zincirleme iş sözleşmeleri, belirli süreli olma özelliğini korurlar.” şeklindeki düzenleme ile belirli ve belirsiz süreli iş sözleşmeleri tanımlanmıştır.
22. Yukarıda yer verilen maddenin 1. fıkrasının ilk cümlesinden anlaşılacağı üzere, iş sözleşmesinin belirsiz süreli olması asıldır. Anılan hüküm uyarınca iş ilişkisinin bir süreye bağlı olmadığı hâllerde sözleşme belirsiz süreli sayılır.
23. 4857 sayılı İş Kanunu’nun yukarıda içeriğine yer verilen 11. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesine göre ise, belirli süreli iş sözleşmesi, “belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi” olarak tanımlanmıştır.
24. Bu tanım dikkate alındığında maddenin muhatabının işçi ve işveren olduğu, işçi ve işverenin belirli süreli iş sözleşmesi yapma serbestisinin Kanun ile sınırlandırıldığı ve bu tür sözleşmelerin kurulabilmesi için ancak anılan objektif koşulların bulunması gerektiği açıktır. Dolayısıyla tarafların (işçi-işveren) salt belirli bir süre belirterek yaptıkları iş sözleşmesini belirli süreli olarak nitelendirmeleri, sözleşmenin belirli süreli iş sözleşmesi olduğunun kabulüne yeterli değildir. Maddede belirtildiği üzere işin belirli süreli olması veya belli bir işin tamamlanmasına yönelik olması ya da belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullar bulunmaması hâlinde, bu sözleşme belirsiz süreli iş sözleşmesi sayılır.
25. Ayrıca iş sözleşmesinin belirli süreli mi yoksa belirsiz süreli mi olduğu konusunda tereddüt oluşması hâlinde sözleşmenin belirsiz süreli kabul edilmesi gerekir. Belirli süreli ve belirsiz süreli iş sözleşmelerinde sözleşmenin içeriği ve çalışma şartları bakımından bir fark bulunmazken, sözleşmenin sona ermesi bakımından önemli farklar bulunmaktadır.
26. Belirli süreli iş sözleşmeleri, fesih bildirimine gerek kalmaksızın sözleşmede kararlaştırılan sürenin bitimi ile kendiliğinden sona erdiklerinden bu tür sözleşme ile çalışanlar feshe bağlı haklardan olan ihbar tazminatı talep edemeyecekleri gibi İş Kanunu’nda yer alan bildirim öneli, iş arama izni ve işe iade davası açabilme gibi bazı haklardan da yararlanamazlar. Keza yenilememe iradesi işverenden gelmediği sürece sözleşmenin kendiliğinden sona erme hâlinde işçi kıdem tazminatına da hak kazanamayacaktır. Bu nedenle belirsiz süreli iş sözleşmeleri, bu sözleşmelerin feshine bağlanan hukukî sonuçlar ve iş güvencesine ilişkin hükümlerden yararlanabilme olanağı sağlamaları bakımından işçinin daha lehinedir. Zira 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesindeki düzenleme uyarınca iş güvencesi hükümleri belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçiler hakkında uygulanmaktadır.
27. Bu belirtilen nedenlerden dolayı işçileri korumak ve kimi işverenlerin işçilerle belirli süreli iş sözleşmeleri yapmak suretiyle iş güvencesi hükümlerini dolanmalarını önlemek amacıyla belirli süreli iş sözleşmelerinin yapılmasına sınırlamalar getirilmiştir. İş Kanunu’nda öngörülen koşulların bulunmaması hâlinde iş sözleşmesinin ilk defa yapılmasında da belirli süreli olarak kurulabilmesi engellenmiştir. Buna karşılık Borçlar Kanunu’na tabi iş ilişkilerinde hizmet sözleşmesinin ilk kez süreye bağlanmasında herhangi bir sınırlama getirilmemiştir (Süzek, Sarper: İş Hukuku, Yenilenmiş 18. Baskı, İstanbul, 2019, s.238).
28. Zaman içinde mal veya hizmet üretiminin devam ettiği, faaliyetin sürekliliğinin esas olduğu işlerde objektif nedenler ortaya çıkmadıkça kural olarak işçi ile belirli süreli iş sözleşmesi yapmak mümkün değildir.
29. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, belirli süreli iş sözleşmesi için öncelikle süresi belirli olan bir iş sözleşmesinin varlığı gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, Kanunda belirtilen objektif nedenlerin bulunduğu her durumda yapılan sözleşme belirli süreli iş sözleşmesi değildir. Taraflar objektif nedenlerin varlığına rağmen sözleşmeyi belirsiz süreli olarak kararlaştırabilirler.
30. Bu nedenlerle belirli iş sözleşmesini; belirli objektif nedenlerin varlığı durumunda taraflarca sözleşmenin sona erme anı, zaman veya tarih olarak belirlenen veya işin türü, amacı ve niteliği ile saptanan sözleşme olarak tanımlamak daha doğru ve eksiksizdir (Alpagut, Gülsevil: 4857 Sayılı Yasa Çerçevesinde Belirli Süreli Hizmet Sözleşmesi, Mercek Dergisi, S.33, Y.9, 2004, s.74).
31. İşverenin belirli süreli iş sözleşmesi yapma hakkını kötüye kullanmasının önüne geçmek için Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), Hizmet İlişkisine İşveren Tarafından Son Verilmesi Hakkında 158 Sayılı Sözleşmeyi (158 sayılı Sözleşme), Avrupa Birliği Konseyi de 99/70 sayılı Yönerge’yi (Yönerge) kabul etmiştir.
32. Hizmet İlişkisine İşveren Tarafından Son Verilmesi Hakkında 158 Sayılı Sözleşmenin 2. maddesinin 2. fıkrasında belirli süreli veya belirli bir işin tamamlanmasına ilişkin iş sözleşmesiyle çalıştırılan işçilerin sözleşme kapsamı dışında bırakılabilecekleri belirtilerek belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçilerin iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacakları düzenlenmiştir. Aynı maddenin 3. fıkrasında da sözleşmenin koruyucu hükümlerinden kaçınmak amacıyla belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasına karşı yeterli güvenceler alınması gerektiği belirtilmiştir.
33. Avrupa Birliği Konseyi tarafından hazırlanan Yönerge de bir taraftan esnek çalışmayı özendirirken diğer taraftan iş güvencesine yönelik düzenlemelere yer vererek bir denge oluşturmayı amaçlamıştır. Yönerge’de esnek çalışma modellerinin kötüye kullanılmaması gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçi ile belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçi arasında ayrım yapılamayacağı belirtilmiştir. Bir anlamda belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışanların çalışma şartlarının iyileştirilmesi hedeflenmiştir (Alpagut, s.78).
34. Avrupa Birliği Konseyi’nin 99/70 sayılı Yönergesi’nin 3. maddesinde belirli süreli istihdam edilen işçi tanımı yapılmış, 4. maddesinde ise ayrım gözetmeme ilkesi hüküm altına alınmıştır. Buna göre iş şartları açısından, belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçilere yapılacak farklı muamele esaslı sebeplere dayandırılmadığı sürece yalnızca belirli süreli iş sözleşmesi ve iş ilişkisi ile çalışmasından dolayı emsal işçilerden daha dezavantajlı davranılmayacaktır.
35. Avrupa Birliği Konseyi’nin 99/70 sayılı Yönergesi’nin 5. maddesinde üye ülkelerin hukuk sistemlerinde dürüstlük kuralına aykırı zincirleme iş sözleşmelerini önleyen ölçütler bulunmuyorsa üye devletlere belirli sektörlerin ya da iş gruplarının ihtiyaçlarını dikkate alarak Yönerge’de öngörülen tedbirlerden bazılarını yürürlüğe koyma gerekliliği öngörülmüştür. Buna göre zincirleme yapılacak olan belirli süreli iş sözleşmesinin kötüye kullanılmasının önlenmesi amacıyla belirli süreli iş sözleşmesinin yenilenmesinin objektif nedenin varlığına bağlanması, zincirleme olarak yapılacak sözleşmenin sayısının sınırlanması ve zincirleme yapılan sözleşmelerde azami bir süre sınırlamasının getirilmesi mümkündür (Mollamahmutoğlu, Hamdi/Astarlı, Muhittin/Baysal, Ulaş: İş Hukuku,6. Baskı, Ankara 2014, s. 427).
36. Gerek 158 sayılı İLO Sözleşmesi gerekse de 1999/70 sayılı Yönerge, bir taraftan esnek çalışmayı özendirirken diğer taraftan güvenliğe önem vererek bir denge amaçlamıştır. Başka bir anlatımla, esnek çalışma modellerinin kötüye kullanılmaması gerektiğini özenle vurgulamıştır.
37. Öte yandan 4857 sayılı İş Kanunu’nun 11. maddesinin de değerlendirilmesi gerekmektedir.
38. Objektif nedenler İş Kanunu’nun 11. maddesinin 1. fıkrasında işin belirli süreli olması, belli bir işin tamamlanmasına yönelik olması veya belirli bir olgunun çıkması gibi koşullara bağlanmıştır. Madde metninden de anlaşılacağı üzere örnekleme ile objektif koşullar sayıldıktan sonra “gibi” sözcüğüne de yer verilerek bu sayılan koşullara benzer hâllerde de belirli süreli iş sözleşmesi kurulmasına imkân sağlanmıştır.
39. Ancak mevzuatımızda belirli süreli iş sözleşmelerinin yapılmasını zorunlu kılan veya buna olanak tanıyan bir düzenleme yer alıyorsa, belirli süreli sözleşmenin kurulabilmesi için ayrıca objektif nedenlerin varlığı gerekli değildir (Süzek, s.243).
40. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 11. maddesinde düzenlendiği üzere İş Hukukunda asıl olan belirsiz süreli iş sözleşmesi olduğundan, iş sözleşmesinin belirli süreli yapıldığını buna dayanak olan objektif nedenlerin varlığını iddia eden tarafın ispat etmesi gerekmektedir.
41. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 11. maddesinde belirli süreli iş sözleşmelerinin objektif nedenlerin varlığı hâlinde yapılması şeklinde sınırlandırma getirilerek iş sözleşmesinin işveren tarafından belirli süreli yapılarak iş güvencesi hükümlerinden kaçınmasının önüne geçmek amaçlanmaktadır. Bir anlamda işçiyi koruma amaçlı getirilmiştir.
42. İşçinin korunması amacını taşıyan normlar, diğer tüm düzenlemeler gibi ruhuna uygun yorumlanmalı ve uygulanmalıdır. Bu normların ruhu (amacı), işçiyi korumak olduğundan aksine sonuç doğuracak şekilde uygulanmaları, kanunun amacına aykırılık teşkil eder. Bu nedenlerle anılan normlara aykırılığa uygulanan yaptırımdan sadece korumayı amaçladığı işçi yararlanmalıdır. Bu hâllerde işçi ileri sürmedikçe, işverenin norma aykırılığı ileri sürme hakkı kabul edilmemelidir. Yine, işçinin belirli süreli sözleşmeye dayanarak haklarını talep ettiği bir davada da mahkemenin objektif nedenlerin yokluğunu re’sen dikkate alması da İş Kanunu’nun amacına ters düşer (Doğan Yenisey, Kübra: İş Hukukunun Emredici Yapısı, 3. Basım, İstanbul 2014 s. 375 vd.).
43. Öte yandan, objektif nedenlerin yokluğunu ve dolayısıyla sözleşmenin belirsiz süreli olduğunun davalı işverence ileri sürülmesi aynı zamanda dürüstlük kurallarına aykırıdır ve hakkın kötüye kullanılması niteliği taşır. İşverenin sözleşmenin belirli süreli olduğu ve buna göre haklarını belirlediği konusunda işçide uyandırdığı güvenin korunması gerekir. Aksi hâlde kanuna aykırı olarak belirli süreli iş sözleşmesi kuran işveren, kendi hukuka aykırı davranışından yararlanmış olur. Oysa işverenin bu davranışı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesinin 2. fıkrasında yer alan “Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmü uyarınca hukuk düzenince korunmaması gerekmektedir. Bu nedenle de işverenin belirsiz süreli sözleşme yapıldığına yönelik savunmasının korunmaması gerekmektedir (Başterzi, Süleyman:İş İlişkisinin Kurulması, Hükümleri ve Düzenlenmesi, Yargıtayın İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Kararlarının Değerlendirilmesi, 2009, s.78-80; Doğan Yenisey, Kübra: İş İlişkisinin Kurulması, Hükümleri ve Düzenlenmesi, Yargıtayın İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Kararlarının Değerlendirilmesi, 2013, s.70; Baycık, Gaye: İş İlişkisinin Kurulması, Hükümleri ve Düzenlenmesi, Yargıtay’ın İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Kararlarının Değerlendirilmesi, 2016, s.162-163).
44. Bu durumda, belirli süreli sözleşme yapmak için gereken objektif neden veya yenilemelerde esaslı neden olmadığı hâlde taraflar arasında belirli süreli olarak yapılan iş sözleşmesinin işveren tarafından süresinden önce haklı bir neden olmaksızın feshi üzerine işçi tarafından bakiye süreye ait ücret talep edildiğinde, işveren tarafından sözleşmenin belirsiz süreli olduğunun savunulması hakkın kötüye kullanımı niteliğinde kabul edilmelidir.
45. Ayrıca belirtmek gerekir ki, işveren tarafından ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanımı sayıldığı bir durumda, mahkemenin re’sen objektif neden araştırmasına girerek sözleşmeyi belirsiz süreli sayması da düşünülemez.
46. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 24.06.2021 tarihli ve 2017/(22)9-2903 E., 2021/837 K. sayılı kararında da aynı ilkeler kabul edilmiştir.
47. O hâlde bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı 28.08.2013 tarihinde imzalanan 28.08.2013-31.01.2014 tarihleri arasında geçerli belirli süreli iş sözleşmesi ile davalı işyerinde çalışmaya başlamış ve 31.12.2013 tarihinde imzalanan 01.02.2014-31.01.2017 dönemi için geçerli olan belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışmaya devam ederken iş sözleşmesi 24.03.2015 tarihinde BİLGEM bünyesinde hizmetine ihtiyaç kalmadığı gerekçesiyle 4857 sayılı İş Kanunu’nun 17. maddesi gereğince feshedilmiştir.
48. Taraflarca imzalanan belirli süreli iş sözleşmelerinde yapılacak iş; tam zamanlı statüde başuzman olarak ilgili projede çalışma, işverenin ilgili projede vereceği bütün işleri, görevleri yapma şeklinde düzenlenmiştir.
49. Davacı vekili, taraflar arasında imzalanan belirli süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı bir neden olmaksızın süresinden önce feshedildiğini iddia etmiş, davalı vekili ise müvekkili Kurum ile imzalanan belirli süreli iş sözleşmesinin işletmenin, işyerinin veya işin gereğinden kaynaklanan sebeplerle davacının hizmetine ihtiyaç kalmadığının değerlendirilmesi üzerine feshedildiğini savunmuştur.
50. Yazılı fesih bildiriminde davalı işveren haklı fesih sebeplerinden birisine dayanmadığı gibi dava açıldıktan sonra kıdem tazminatı da davacıya ödenmiş olduğundan iş sözleşmesinin işverence haksız feshedildiği konusunda taraflar arasında ihtilâf bulunmamaktadır. Ne var ki, süresinin bitiminden önce iş sözleşmesinin haksız feshi sebebi ile davacı işçinin kalan süreye ait bakiye süre ücretini talep edip edemeyeceği uyuşmazlık noktasını oluşturmaktadır.
51. Mahkemece işin ifa edildiği BİLGEM’in faaliyetlerinin kapsamı dikkate alındığında güvenlik, tesisin işletilmesi ve araçların sevk ile idaresi işlerinden sorumlu olan davacının yaptığı işin belirli süreli sayılmasını gerektirir objektif ve nesnel koşulların bulunmadığı, dolayısıyla taraflar arasındaki iş sözleşmesinin belirli süreli iş sözleşmesi niteliğini haiz olmadığı gerekçesiyle bakiye süre ücretinin reddine karar verilmiştir.
52. Ancak, işçiyi koruyucu hükümlerin işçi tarafından ileri sürülmesi öngörüldüğünden ve cevap dilekçesinde dahi sözleşmenin belirsiz süreli olduğu hususu davalı işveren tarafından ileri sürülmediğinden, sözleşmenin belirli süreli yapılmasını gerektiren objektif nedenlerin bulunup bulunmadığı konusunda mahkemece re’sen değerlendirme yapılması mümkün değildir. Kaldı ki, iş sözleşmesinin belirsiz süreli olduğu işverence ileri sürüldüğü takdirde bile normun işçiyi koruma amacı gözetilerek işverenin bu savunması hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir.
53. Belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasını gerektiren objektif koşullar mevcut olmasa da taraflar arasında belirli süreli iş sözleşmesi yapılmış olup, davacı işçi sözleşmenin belirli süreli olduğuna güven duymak suretiyle bakiye süreye ait ücretlerini talep etmiştir.
54. Bu nedenlerle, taraflar arasında yapılan iş sözleşmesinin davacının iddiası ve talebi doğrultusunda belirli süreli iş sözleşmesi gibi değerlendirilerek işveren tarafından süresinden önce haklı neden olmaksızın feshe bağlı olarak bakiye süre ücreti alacağına hak kazandığı kabul edilmelidir.
55. Ayrıca TBK’nın 438. maddesinin 2. fıkrası uyarınca işçinin iş sözleşmesinin sona ermesi yüzünden tasarruf ettiği miktar ile başka bir işten elde ettiği veya bilerek elde etmekten kaçındığı gelir olup olmadığı araştırılmak suretiyle indirim yapılması gerektiği hususu göz önünde bulundurulmalı ve ödenen ihbar tazminatı da mahsup edilerek bakiye süre ücreti yönünden bir karar verilmelidir.
56. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
57. O hâlde direnme kararı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/1. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 07.06.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2018/843 E., 2021/1169 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
fıkrasında da Kanun hükümleri saklı kalmak üzere özlük hakları yönünden İş Kanunu hükümlerine tabi olunacağı belirtilmiştir. 35. Diğer taraftan, dava tarihinde yürürlükte bulunan 5580 sayılı Kanun’un 9. maddesinin 2.
Hukuk Genel Kurulu 2018/843 E. , 2021/1169 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 8. İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesi tarafından yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı ... Vakfına (Vakıf) ait Özel Bilkent Erzurum Laboratuvar Lisesi’nde 01.08.2008-01.09.2011 tarihleri arasında İngilizce öğretmeni, 01.09.2011 tarihinden 24.01.2012 tarihli ihtarname ile iş sözleşmesini alacaklarının ödenmemesi sebebiyle haklı nedenle feshettiği tarihe kadar ise okul müdürü olarak çalıştığını, sosyal yardım kapsamındaki ödemelerin, seminer ve yaz okulu ek ders ücreti alacaklarının, öğretim yılına hazırlık tazminatının ve egzersiz görev ücretinin ödenmediğini, ocak ve temmuz aylarında ücret artışlarının yapılmadığını, ayrıca ücretlerin geç ödenmesinden kaynaklanan %1 fazlası alacaklarının da bulunduğunu ileri sürerek, belirtilen alacakların yanı sıra kıdem tazminatı, bakiye süre ücreti alacağı ve sözleşmede belirtilen tazminat alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; belirli süreli iş sözleşmelerinde bakiye süre ücreti talep edilemeyeceğini, davacı istifa ettiğinden sözleşmede belirlenen tazminata hak kazanamadığını, hak ettiği tüm ücretlerin ödendiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
6. Ankara 8. İş Mahkemesinin 21.02.2014 tarihli ve 2012/35 E., 2014/243 K. sayılı kararı ile; davacı haklı nedenle iş sözleşmesini feshettiğinden kıdem tazminatına hak kazandığı, sözleşmenin kalan süresine ilişkin ücretin hesaplandığı, davacı vekilinin dosya ibraz ettiği 02.02.2014 tarihli dilekçe içeriğinden davacının sözleşme süresinin bitmesinden önce 01.08.2012-01.09.2012 tarihleri arasında İzmir İleri Teknoloji Enstitüsünde okutman olarak çalıştığı ve 2012 yılı Ağustos ayında 2.139,20TL ücret aldığının anlaşıldığı, bu miktarın bilirkişi raporunda hesaplanan miktardan mahsup edildikten sonra %30 indirim yapılarak bakiye süre ücretinin belirlendiği, iş sözleşmesinin davacı tarafından feshedilmiş olması karşısında tazminata hak kazanmanın koşulu olarak öngörülen "işçinin süresi dolmadan işverence işten çıkarılması" koşulunun gerçekleşmediği, davacının sözleşmeden doğan tazminat alacağına hak kazanamadığı, eğitim işlerini yürütme ve planlama görevinin kurucu temsilciye ait olduğu, davacının da bu nitelikte bir görevlendirmesi bulunmadığından öğretime hazırlık tazminatı talebinin de reddinin gerektiği, 625 sayılı Özel Öğretim Kanunu’nda öğretmenin ücretinin ödenmesi geciktiği takdirde, gecikilen her gün için %1 fazlası ile ödeneceği öngörülmüş olup, 14.02.2007 tarihi itibari ile bu Kanun yürürlükten kaldırarak aynı tarih itibari ile yürürlüğe giren 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nda bu yönde bir hüküm bulunmadığı, ek ders ücretinin de geniş anlamda bir ücret olması sebebi ile 625 sayılı Kanun’un yürürlükten kalktığı tarihe kadar ödenmeyen ek ders ücretine günlük %1 gecikme fazlası ödenmesi gerektiği, diğer yandan yeni yasanın yürürlüğünden sonra taraflar arasında yapılan sözleşmede de günlük %1 gecikme fazlası ödenmesi öngörüldüğünden hak edilen ücretlere günlük %1 gecikme fazlası hesaplanması gerektiği, davacının müdür olarak görev yaptığı döneme ilişkin ek ders ücreti talep ettiği, ilgili Bakanlar Kurulu Kararının 6. maddesinde müdür, müdür başyardımcısı ve müdür yardımcılarına haftada 6 saate kadar alanlarında ek ders görevi verilebileceğinin belirtildiği, anılan düzenlemenin müdürün belirlenen maaşına ilaveten 20 saat ek ders ücreti ödenmesini öngören bir düzenleme olduğu, haftada 20 saat derse girmiş gibi sayılacağı, davacının müdürlük döneminde 6 saat derse girmesi gerekirken 10 saat girmek sureti ile haftada 4 saat fazladan ek ders yapmış bulunduğundan, bu dönem için haftalık 4 saat ek ders ücreti ile 1 günlük gecikme fazlası hesaplandığı, davacının ücret artış farkı talep ettiği, iş sözleşmesinde 1 yıl terfi süresi gözetilerek her yeni dönemde %4 zam yapılacağı öngörüldüğü, davacının almakta olduğu ücret ek ödemeler dahil kamuda çalışan öğretmelerin almakta olduğu ücretten daha fazla olduğu tespit edildiğinden ve sözleşmeden ayrıca sosyal yardım ücreti ödeneceği hükme bağlanmadığından ayrıca eş yardımı hesabı yapılmadığı, dosyada davacının her yıl sömestr tatilinde seminer çalışmalarına katıldığı yönünde belge ve bilgi bulunmadığından bu talebin reddinin gerektiği, davacı tarafın 2011 yılı yaz okulu ek ders ücreti talebinde bulunduğu, dosyadaki belgelerden 2011 yılı yaz okulunda davacının toplam 148 saat derse girdiğinin belirlendiği, bununla birlikte 2011 yılı Temmuz ve 2011 yılı Ağustos aylarına ait bordrolarda ücret dışında 3.260,00’şar TL ek ödeme yapıldığı, bordrolarda davacının ihtirazı kaydının bulunulmadığı, buna göre davacının girmiş olduğu dersler karşılığında müstahak olduğu ders ücretleri hesaplandıktan sonra davacıya ödenen miktarın mahsup edilerek hesaplama yapıldığı, 26.06.2013 ve 05.12.2013 tarihli bilirkişi raporlarının benimsendiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Ankara 8. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 23.12.2015 tarihli ve 2015/27848 E., 2015/35587 K. sayılı kararı ile; taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra “…2-Davacının egzersiz ve ek ders ücretlerine, kamu görevlilerine önceleri Bakanlar Kurulu kararıyla, sonraları ise toplu sözleşme kapsamında verilen zamlara hak kazanıp kazanmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Davacı 5580 sayılı Kanun gereğince özel okullarda çalışan öğretmenlere Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı olarak çalışan öğretmenlerden daha az ücret ödenemeyeceğini ileri sürerek ilgili Bakanlar Kurulu kararları uyarınca ek ders ve egzersiz ücretleri talebinde bulunmuştur.
5580 sayılı Kanun'un dava tarihinde yürürlükte bulunan 9. maddesinin 2. fıkrasına göre; “Okullarda yöneticilik ve eğitim-öğretim hizmeti yapanlara, kıdemlerine göre (emekliler hariç) dengi resmî okullarda ödenen aylık ile sosyal yardım kapsamındaki ek ödeme tutarlarından az ücret verilemez.” denilmiştir.
Diğer taraftan aynı maddenin 5. fıkrasına göre kurumlarda görev yapan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler, bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere; Sosyal güvenlik ve özlük hakları yönünden; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile 4857 sayılı İş Kanunu'na; Yetki, sorumluluk, ödül ve cezalar ile bunların uygulanması bakımından ise 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na tabi tutulmuşlardır.
Öncelikle davacı 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu kapsamında çalışan işçi sıfatına sahip bir kişidir. 5580 sayılı Kanun'un dava tarihinde yürürlükte bulunan 9. maddesinin 2. fıkrasında bu kanun kapsamında olan kişilere ödenecek ücretin dengi okullarda ödenen aylık ve sosyal yardım toplamından az olamayacağı hüküm altına alınmıştır. Bu hükümden davacının Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı olarak çalışan kamu görevlisi statüsündeki öğretmen ve müdürlere kanuni mevzuat ve başta yönetmelik ile Bakanlar Kurulu kararı gibi idari işlemlerle verilen tüm hakları talep edebileceği sonucuna ulaşılamaz. Nitekim aynı maddenin 5. fıkrasında özlük hakları yönünden 5580 sayılı Kanun'da hüküm bulunmayan hallerde 4857 sayılı İş Kanunu'nun uygulanacaği belirtilerek bu sonuç desteklenmiştir.
Bu açıklamalara göre somut olay değerlendirildiğinde; davacının aldığı ücretin miktarının yüksekliği ve davacının kendisine 9. maddenin 2. fıkrası uyarınca resmi kurumlarda çalışan dengi kamu görevlisine ödenen aylık ve sosyal yardıma nazaran eksik ücret ödendiğini ileri sürmediği de dikkate alınarak davacının kamu görevlilerine verilen zam talebinin reddine, Bakanlar Kurulu kararına dayalı müdürlük görevi sırasındaki ek ders ücret talebinin reddine karar verilmesi ve eğitime hazırlık ödeneği, kıdem tazminatı ile bakiye süre ücreti dışındaki diğer taleplerinin de yukarıda yapılan açıklamaya göre 5580 sayılı Kanun ile 4857 sayılı İş Kanunu ve bu kanunlara göre çıkarılan yönetmelikler ile iş sözleşmesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır.
3-Davacının %1 fazlası alacaklara hak kazanıp kazanmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulumaktadır.
Öncelikle ücretin ödenmesinde gecikilmesi halinde söz konusu olan ücretin %1 fazlası alacağa 625 sayılı Kanun'da yer verilirken, 5580 sayılı Kanun'da yer verilmemiştir. Bununla beraber sözleşme özgürlüğü gereğince emredici kurallara aykırı olmamak üzere bu tarz edimlerin taraflarca kararlaştırılması mümkün ve geçerlidir.
Davacı ile davalı arasındaki sözleşmelerin 6. maddesinde aylık ücretin bordro ile ay sonunda ödeneceği, aylık ücretlerin zamanında ödenmemesi durumunda ise bu ücret için her geçen gün için %1 fazlasıyla ödenmesi gerektiği kararlaştırılmıştır. Sözleşmenin 2. maddesinde ise davacıya yapılacak ödemeler aylık ücret, ders saati ücreti, iş güçlüğü zammı ve sosyal yardım olarak ayrı ayrı belirlenmiştir.
Görüldüğü gibi ücretin %1 fazlası alacak sadece aylık ücretin geç ödenmesi durumunda söz konusu olan bir alacaktır. Bu sebeple aylık ücret dışındaki talepler yönünden %1 fazlası alacağa hükmedilmesi isabetsizdir.
4-Diğer taraftan davacı ile davalı arasında 5580 sayılı Kanun'un 9. maddesi uyarınca yapılan belirli süreli iş sözleşmeleri geçerlidir. Belirli süreli iş sözleşmesinin işçi tarafından haklı nedenle feshi halinde dava tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 344. ve 345. maddesinin uygulanmasında ise bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak davacının bakiye süre ücreti şeklindeki tazminatı hesaplanırken yapılacak indirime esas olmak üzere gerekli araştırmanın yapılmadığı görülmektedir. Bu noktada davacının güncel hizmet döküm cetveli getirtilerek sözleşme sona ermeseydi devam edeceği süre içinde davacının gelir elde edip etmediği araştırılarak sonucuna göre bakiye süre ücreti talebi hakkında hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi yerinde olmamıştır.
5-Davacının öğretim yılına hazırlık ödeneğine hak kazanıp kazanmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
5580 sayılı Kanun'un 9. maddesinin 3. fıkrasında; “Sosyal yardım kapsamındaki ek ödemeler, bütçe kanunlarıyla resmî okul öğretmen ve personeline sağlanan haklara denk olarak okul öğretmenlerine ve personeline de ödenir. Sosyal yardım kapsamındaki ek ödemelerden gelir vergisi kesilmez.” denilmiştir.
Eğitime hazırlık ödeneği de bu kapsamda resmi kurumlarda görev yapan kamu görevlisi öğretmenlere yapılan sosyal yardım niteliğindeki bir ek ödeme olduğundan davacıya da bu ödemenin yapılması gerekmektedir. Davacının eğitime hazırlık ödeneği talebinin kabulü gerekirken reddi doğru değildir…” gerekçeleriyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Ankara 8. İş Mahkemesinin 20.06.2017 tarihli ve 2016/240 E., 2017/302 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten, bozma kararı ile çelişen aynı Dairenin emsal kararlarının dosyaya sunulduğu, 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 9. maddesinin 4. fıkrasına göre kurumlardaki ek ders ücreti ve miktarının resmî okullar için tespit edilenlerden az olamayacağı, buna göre kamuda çalışan öğretmenlerin ek ders ücretlerini ve ek ders ücretlerinden sayılan çalışmalarını düzenleyen Bakanlar Kurulu Kararında tespit edilen ek ders ücretlerinin davacıya ödenmesi gerektiği, davacı ile aynı sürelerde çalışan Yasemin Demir isimli işçinin davalı işverene karşı açtığı davada davacının istemlerinin tümünün hüküm altına alındığı ve kararın Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 2014/15646 E., 2015/26565 K. sayılı kararı ile ek ders ücreti, ek ücretinin %1 fazlası, hazırlık planlama ücreti, hazırlık planlama ücretinin %1 fazlası, seminer ücreti, seminer ücretinin %1 fazlası, görevlendirme ücreti, görevlendirme ücretinin %1 fazlası yönünden onandığı, yalnızca fark ücret yönünden eksik inceleme nedeniyle bozulduğu, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak çalışan kamu görevlisi statüsündeki öğretmen ve müdürlere mevzuat ve Bakanlar Kurulu kararı gibi idari işlemlerle verilen tüm hakların talep edileceği, söz konusu hakların insan hakları ve İLO (Uluslararası Çalışma Örgütü) sözleşmelerine göre istenebileceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda,
1-Davacının kamu görevlilerine verilen ücret artışı ile müdürlük görevi sırasındaki ek ders ücretine hak kazanıp kazanmadığı,
2-Eğitime hazırlık ödeneği, kıdem tazminatı ve bakiye süre ücreti dışındaki taleplerin 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile 4857 sayılı İş Kanunu ve bu kanunlara göre çıkartılan yönetmelikler ile iş sözleşmesi çerçevesinde değerlendirilmesinin gerekip gerekmediği,
3-Taraflar arasında imzalanan sözleşme uyarınca ücretin %1 fazlası alacak istemine aylık ücret dışındaki talepler yönünden hükmedilmesinin isabetli olup olmadığı,
4-Mahkemece bakiye süre ücreti tazminatı hesaplanırken davacının güncel hizmet döküm cetveli getirtilerek sözleşme sona ermeseydi devam edeceği süre içinde davacının gelir elde edip etmediği yönünde araştırma yapılmasının gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
(1) numaralı uyuşmazlık yönünden;
12. Öncelikle uyuşmazlığın davacının kamu görevlilerine verilen ücret artışına hak kazanıp kazanmayacağına ilişkin kısmı değerlendirilmelidir.
13. 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun (5580 sayılı Kanun/Özel Öğretim Kurumları Kanunu) 2. maddesinde, Kanun kapsamında yer alan özel öğretim kurumları tanımlanmıştır. Buna göre; kurum; okul öncesi eğitim, ilköğretim, ortaöğretim, özel eğitim okulları ile çeşitli kursları, özel öğretim kurslarını, uzaktan öğretim yapan kuruluşları, motorlu taşıt sürücüleri kursları, hizmet içi eğitim merkezleri, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri, sosyal etkinlik merkezleri, mesleki eğitim merkezleri ile benzeri özel öğretim kurumlarını ifade etmektedir.
14. Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 8. maddesinde ise kurumlarda çalıştırılacak personelin özellikleri sıralanmış olup, kurumların eğitim-öğretim ve yönetim hizmetlerinin, asıl görevinin bu kurumlarda olan yönetici ve eğitim-öğretim elemanları ile yürütülmesinin esas olduğu, kurumların müdürlerinin, kurucu/kurucu temsilcisi tarafından; diğer yönetici ve öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticilerin ise müdürlerince seçileceği ve çalışma izinlerinin valiliğin iznine sunulacağı, valiliğin izni alınmadan müdür ile diğer yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticilerin işe başlatılamayacağı, gerekli şartları taşıyan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler için valilikçe çalışma izni düzenleneceği, çalışma izninin iptalinin yine valilikçe yapılacağı düzenlenmiştir.
15. Somut olayda davacı, 5580 sayılı Kanun kapsamında davalı işverene ait özel öğretim kurumunda 01.08.2008-01.09.2011 tarihleri arasında İngilizce öğretmeni, 01.09.2011-24.01.2012 tarihleri arasında okul müdürü olarak çalışmıştır.
16. Davacı vekili, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak çalışan öğretmenlerin ücretlerine her yılın ocak ve temmuz aylarında zam yapıldığını, müvekkilinin ücretine söz konusu zamların uygulanmadığını belirterek, kamu görevlilerine verilen ücret artış alacakları ile bunun günlük % 1 fazlasının faizleri ile birlikte hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
17. Dosya içeriğinde bulunan iş sözleşmelerinde zam oranının % 4 olarak belirlendiği, ücret artış farkı alacağına ilişkin hükme esas alındığı anlaşılan bilirkişi raporunda da iş sözleşmelerinde yer alan % 4 zam oranı değerlendirilerek bir sonraki dönemde alınması gereken ücrete göre ücret artış farkı alacağının hesaplandığı görülmüştür.
18. Bu anlamda olmak üzere, mahkemece Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak çalışan öğretmenlerin ücretlerine uygulanan zam oranları yerine iş sözleşmelerinde yer alan zam oranına göre ücret artış farkı alacağının hüküm altına alındığı anlaşılmıştır.
19. Şu hâlde Özel Dairece kamu görevlilerine verilen zam talebinin reddine karar verilmesi gerektiğine dair bozma kararının bu yönüyle dosya içeriğine uygun olmayıp maddi hataya dayalı olarak belirtilen şekilde yazıldığı kabul edilmiş ve bu hususa işaret etmekle yetinilmiştir.
20. Bu aşamada (1) numaralı uyuşmazlığın, davacının müdürlük görevi sırasındaki ek ders ücretine hak kazanıp kazanmadığına ilişkin kısmıyla ilgili açıklama yapmak gerekmektedir.
21. 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nu yürürlükten kaldıran ve 14.02.2007 tarihli, 26434 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun amaç ve kapsamını düzenleyen 1. maddesi “Bu Kanunun amacı, Türkiye Cumhuriyeti uyruklu gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri veya özel hukuk hükümlerine göre yönetilen tüzel kişiler tarafından açılacak özel öğretim kurumlarına kurum açma izni verilmesi, kurumun nakli, devri, personel çalıştırılması, kurumlara yapılacak mali destek ve bu kurumların eğitim-öğretim, yönetim, denetim ve gözetimi ile yabancılar tarafından açılmış bulunan özel öğretim kurumlarının; eğitim-öğretim, yönetim, denetim, gözetim ve personel çalıştırılmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.
Bu Kanun, Türkiye Cumhuriyeti uyruklu gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri veya özel hukuk hükümlerine göre yönetilen tüzel kişilerce açılan özel öğretim kurumları ile yabancılar tarafından açılmış bulunan özel öğretim kurumlarını kapsar.” şeklindedir.
22. 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’na tabi olarak çalışan personelin özlük hakları ve sorumluluklarını düzenleyen 9. maddesinin 1. fıkrasında, kurumlarda çalışan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler ile kurucu veya kurucu temsilcisi arasında yapılacak iş sözleşmesinin en az bir takvim yılı süreli olmak üzere yönetmelikte belirtilen esaslara göre yazılı olarak yapılacağı; mazeretleri nedeniyle kurumdan ayrılan öğretmen ve öğreticilerin yerine alınacak olanlar ile devredilen kurumların yönetici, öğretmen ve öğreticileri ile bir yıldan daha az bir süre için de iş sözleşmesi yapılabileceği belirtilmiştir.
23. Aynı maddenin 14.03.2014 tarihli ve 28941 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 6528 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılan ancak dava tarihinde yürürlükte bulunan 2. fıkrasında ise “Okullarda yöneticilik ve eğitim-öğretim hizmeti yapanlara, kıdemlerine göre (emekliler hariç) dengi resmî okullarda ödenen aylık ile sosyal yardım kapsamındaki ek ödeme tutarlarından az ücret verilemez” hükmü mevcuttur.
24. Bununla birlikte, 5580 sayılı Kanun’un 9. maddesinin 5. fıkrasında;
“Kurumlarda görev yapan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler, bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere;
a) Sosyal güvenlik ve özlük hakları yönünden; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile 4857 sayılı İş Kanunu,
b) Yetki, sorumluluk, ödül ve cezalar ile bunların uygulanması bakımından; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 1702 sayılı İlk ve Orta Tedrisat Muallimlerinin Terfi ve Tecziyeleri Hakkında Kanun, 4357 sayılı Hususi İdarelerden Maaş Alan İlkokul Öğretmenlerinin Kadrolarına Terfi, Taltif ve Cezalandırılmalarına ve Bu Öğretmenler İçin Teşkil Edilecek Sağlık ve İçtimaî Yardım Sandığı ile Yapı Sandığına ve Öğretmenlerin Alacaklarına Dair Kanun ile 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun,
hükümlerine tâbidir” düzenlemesine yer verilmiştir.
25. Ayrıca, 5580 sayılı Kanun’un 14. maddesinin son fıkrasına göre “Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda, resmî öğretim kurumlarında uygulanan mevzuat hükümleri uygulanır”.
26. Diğer taraftan, dosya kapsamında bulunan Milli Eğitim Bakanlığı Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin 01.12.2006 tarihli ve 2006/11350 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının (Bakanlar Kurulu Kararı) “Ek ders görevi” başlıklı 6. maddesinde kapsama dahil örgün ve yaygın eğitim kurumlarında görevli olup, aylık karşılığı ders görevini tamamlayan müdür, müdür başyardımcısı ve müdür yardımcılarına haftada 6 saate kadar alanlarında, alanlarında ek ders görevi verilemeyen veya kısmen verilebilenlere, ihtiyaç hâlinde ve istekleri üzerine alanları dışında da ek ders görevi verilebileceği; “Ders niteliğinde yönetim görevi” başlıklı 10. maddesinde ise diğer örgün ve yaygın eğitim kurumları ile azınlık okullarının müdür ve müdür başyardımcılarının haftada 20 saati ders niteliğinde yönetim görevi sayılacağı ve fiilen görev yapma karşılığında ek ders ödeneceği düzenlenmiştir.
27. Dava dilekçesi ekinde sunulan ve davacının müdürlük yaptığı döneme ait olduğu anlaşılan 01.09.2011 başlangıç, 31.08.2012 bitiş tarihli iş sözleşmesinde “Asıl görevli aylık ücretli ise” kısmında davacının aylık ücret miktarının brüt 6.983,24TL olarak belirtildiği, ders saati ücreti ile yöneticilik aylık ücreti kısımlarının boş bırakıldığı; “Özel şartlar” başlıklı 7. maddenin “c” bendinde ise; “Öğretmen haftalık toplam 30 ders saatlik görevi dışında rehberlik, eğitsel çalışmalar ve okulun öngöreceği ders dışı faaliyetlerle birlikte haftada 45 saat çalışmakla yükümlüdür” hükmüne yer verildiği görülmüştür.
28. Somut olayda davacı vekili, müvekkilinin Bakanlar Kurulu Kararının 6. maddesine göre müdürlük yaptığı dönemde aldığı ücretin karşılığı çalışmasının 6 saat olduğunu, bu dönemde haftada 10 saat derse girdiğini, müdürlük görevine özgü olarak haftada 20 saat ek ders ücreti ile 6 saati aşan 4 saatlik ek ders ücretinin ödenmediğini belirterek toplam 24 saat üzerinden ek ders ücreti talebinde bulunmuştur.
29. Öncelikle ifade etmek gerekir ki, davanın açıldığı 03.02.2012 tarihinde yürürlükte olan 5580 sayılı Kanunun 9/2. fıkrasında yer alan okullarda yöneticilik ve eğitim-öğretim hizmeti yapanlara, kıdemlerine göre dengi resmî okullarda ödenen aylık ile sosyal yardım kapsamındaki ek ödeme tutarlarından az ücret verilemeyeceğine dair hükümden, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak çalışan öğretmen ve müdürlere mevzuat ile Bakanlar Kurulu kararı gibi idari işlemlerle verilen tüm hakları talep edebileceği sonucuna ulaşılmamaktadır.
30. 5580 sayılı Kanunun 9. maddesinin 5. fıkrasına göre kurumlarda görev yapan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler, bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere; sosyal güvenlik ve özlük hakları yönünden 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile 4857 sayılı İş Kanunu’nun (İş Kanunu) uygulanacağına dair hükmü ile de bu sonucun desteklendiği anlaşılmaktadır.
31. Bundan başka, davacının müdürlük yaptığı döneme ait iş sözleşmesinde ücretinin aylık olarak brüt 6.983,24TL olarak belirlenmesi, haftalık çalışma saatlerine ilişkin düzenleme ve davacının talep ettiği müdürlük görevi sırasındaki ek ders ücretinin sosyal yardım mahiyetli bir ödeme olmaması ile dengi resmî okullarda ödenen aylığa nazaran eksik ücret ödendiğinin ileri sürülmemesine göre müdürlük görevi sırasındaki ek ders ücreti talebinin reddi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
32. Hâl böyle olunca (1) numaralı uyuşmazlık bakımından Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi doğru olmamıştır.
(2) numaralı uyuşmazlık yönünden;
33. Özel Dairenin eğitime hazırlık ödeneği, kıdem tazminatı ve bakiye süre ücreti dışındaki taleplerin 5580 sayılı Kanun, İş Kanunu ve bu Kanunlara göre çıkartılan yönetmelikler ile iş sözleşmesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğine yönelik bozma kararı da yukarıda yapılan genel açıklamalara göre neticelendirilmelidir.
34. Öncelikle ifade etmek gerekir ki, 5580 sayılı Kanunun 14. maddesinin 3. fıkrasında Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda, resmî öğretim kurumlarında uygulanan mevzuat hükümlerinin uygulanacağı düzenlemesine yer verilmiş ise de, 5580 sayılı Kanunun 9. maddesinde özlük hakları düzenlenmiş, maddenin 5. fıkrasında da Kanun hükümleri saklı kalmak üzere özlük hakları yönünden İş Kanunu hükümlerine tabi olunacağı belirtilmiştir.
35. Diğer taraftan, dava tarihinde yürürlükte bulunan 5580 sayılı Kanun’un 9. maddesinin 2. fıkrası hükmü, dengi resmî okullarda ödenen aylık ve sosyal yardım kapsamındaki ek ödeme tutarlarından az ücret verilemeyeceğine ilişkin olup, ödenen aylıkların dengi resmî okullarda ödenenden az olması hâlinde uygulanabilecektir. Sosyal yardım kapsamındaki ek ödemelere ilişkin olarak ise aynı maddenin 3. fıkrasında ayrıca düzenleme bulunmaktadır.
36. Bu itibarla, Özel Dairece eğitime hazırlık ödeneği, kıdem tazminatı ve bakiye süre ücreti dışındaki talepler yönünden ayrıca değerlendirme yapılmadığından, bu aşamada mahkemece ilgili mevzuat hükümleri ayrıntılı şekilde incelenerek, 5580 sayılı Kanun, İş Kanunu ve anılan Kanunlar uyarınca çıkarılan yönetmelikler ve taraflar arasında imzalanan iş sözleşmeleri doğrultusunda talep konusu alacaklarının yukarıda açıklanan esaslara göre değerlendirilmesi gerekmektedir.
37. Buna göre, (2) numaralı uyuşmazlık bakımından Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi hatalıdır.
(3) numaralı uyuşmazlık yönünden;
38. Bilindiği üzere, 14.02.2007 tarihli ve 26434 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 14. maddesi ile 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.
39. Mülga 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 35. maddesinde “Yazılı sözleşmede kararlaştırılan ücret, bordro ile her ay sonunda verilir. Yönetici ve öğretmenlere ücretlerini zamanında ödemeyen kurumlar, bu ücretleri gün başına aylık ücretin % 1 fazlasıyla ödemek zorundadırlar. Yönetici ve öğretmenlerin aylık ücretleri, yönetmeliklere göre yükümlü bulundukları görevleri yapmaları şartıyla, ders yılı içindeki tatil günlerinde imtihan ve tatil aylarında da ödenir” hükmü bulunmakta iken, benzer düzenlemeye 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nda yer verilmemiştir.
40. Bununla birlikte, sözleşme özgürlüğü çevresinde taraflar, işverence ücretin zamanında ödenmemesi durumunda ödenmeyen gün için işçinin aylık ücretinin % 1 fazlası ile ödenmesini sözleşmede kararlaştırabilirler.
41. Nitekim somut olayda, dosya içerisinde bulunan sözleşmelerde aylık ücretin bordro ile her ay sonunda olmak üzere ve aylık ücretler zamanında ödenmediği takdirde bu ücretlerin geçen her gün için % 1 fazlası ile ödeneceği hükmü mevcuttur.
42. Diğer taraftan, sözleşmelerin bir kısmında aylık ücret, ders saati ücreti, iş güçlüğü zammı, sosyal yardım kapsamındaki ek ödemeler ayrı ayrı belirlenmiş olup, diğer ödemelerin aylık ücretten farklı değerlendirildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, % 1 fazlası alacağın yalnızca aylık ücretin geç ödenmesi hâlinde talep edilebileceği, diğer alacaklar yönünden %1 fazlası alacağa hükmedilmesi isabetsizdir.
43. O hâlde, (3) numaralı uyuşmazlık yönünden Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
(4) numaralı uyuşmazlık yönünden;
44. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 11. maddesine göre belirli süreli iş sözleşmesi, “belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi” olarak tanımlanmıştır.
45. Söz konusu tanım dikkate alındığında, İş Kanunu’nun 11. maddesinin muhatabının işçi ve işveren olduğu, işçi ve işverenin belirli süreli iş sözleşmesi yapma serbestîsinin Kanun ile sınırlandırıldığı ve bu tür sözleşmelerin kurulabilmesi için ancak anılan objektif koşulların bulunması gerektiği açıktır. Dolayısıyla tarafların (işçi-işveren) salt belirli bir süre belirterek yaptıkları iş sözleşmesini, belirli süreli olarak nitelendirmeleri sözleşmenin belirli süreli iş sözleşmesi olduğunun kabulüne yeterli değildir. Maddede belirtilen işin belirli süreli olması veya belli bir işin tamamlanmasına yönelik olması ya da belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullar bulunmaması hâlinde, bu sözleşme belirsiz süreli iş sözleşmesi sayılır.
46. Diğer taraftan, mevzuatta belirli süreli iş sözleşmelerinin kurulmasını zorunlu kılan veya buna olanak tanıyan bir düzenleme yer alıyorsa, belirli süreli sözleşmenin kurulabilmesi için ayrıca objektif nedenlerin bulunması gerekli değildir. 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 9. maddesinin 1. fıkrası uyarınca “Kurumlarda çalışan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler ile kurucu veya kurucu temsilcisi arasında yapılacak iş sözleşmesi, en az bir takvim yılı süreli olmak üzere yönetmelikle belirtilen esaslara göre yazılı olarak yapılır” düzenlemesi de bu açıklamaya örnek teşkil edilmektedir.
47. Belirtmek gerekir ki, bu hüküm uyarınca söz konusu kişilerle akdedilen sözleşmeler, eğitimin ve öğretimin aksamadan yürütülmesi ve en az bir öğretim yılı devam etmesi amacıyla belirli süreli yapılacak ve bir yıldan az veya belirsiz süreli olamayacaktır. Bunun gibi, yine anılan fıkraya göre, mazeretleri nedeniyle kurumdan ayrılan öğretmen ve öğreticilerin yerine alınacak olanlar ile devredilen kurumların yönetici, öğretmen ve öğreticileri ile bir yıldan daha az bir süre için de iş sözleşmesi yapılabilir (Süzek, Sarper: İş Hukuku, 19. Baskı, İstanbul 2020, s. 244).
48. Bilindiği üzere İş Kanunu’nun 26. maddesinin 2. fıkrasında yer alan hüküm uyarınca, iş sözleşmesinin işçi veya işveren tarafından ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan hâllere dayanılarak feshedilmesi durumunda, sözleşmeyi fesheden tarafın karşı taraftan tazminat talep edebilecektir.
49. Dava tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 344. maddesinde “Muhik sebeplerden dolayı gerek işçi gerek iş sahibi, bir ihbara lüzum olmaksızın her vakit akdi feshedebilir. Ezcümle ahlaka müteallik sebeplerden dolayı yahut hüsnü niyet kaideleri noktasından iki taraftan birini artık akdi icra etmemekte haklı gösteren her hal, muhik bir sebep teşkil eder.
Bu gibi hallerin mevcudiyetini hakim takdir eder. Fakat işçinin kendi kusuru olmaksızın düçar olduğu nispeten kısa bir hastalığı yahut kısa müddetli bir askeri mükellefiyeti ifa etmesi, muhik sebep olarak kabul edilemez” hükmüne; 345. maddesinde ise “Muhik sebepler bir tarafın akte riayet etmemesinden ibaret olduğu takdirde bu taraf diğer tarafa, onun akit ile müstahak iken mahrum kaldığı fer'i menfaatlerde nazara alınmak üzere tam bir tazminat itasiyle mükellef olur.
Bundan başka hakim vaktinden evvel feshin mali neticelerini, hali ve mahalli adeti göz önünde tutarak takdir eder” düzenlemesine yer verilmiştir.
50. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 344. maddesindeki düzenleme uyarınca, belirli süreli iş sözleşmesini haklı nedenle fesheden işçi, bakiye süreye ait ücreti tazminat olarak talep edebilecektir. Bu hükmün altında yatan, işçi ya da işverenin kusurlu davranışı ile belirli süreli sözleşmenin süresinden önce sona ermesine neden olarak, sözleşmenin öngörülen süreyle sınırlı olarak işçi açısından iş (ücret) güvencesi ve işveren bakımından da işçinin hizmetini temin etme işlevlerini ortadan kaldırmasıdır (Kabakcı, Mahmut:“Belirli Süreli İş Sözleşmesi Haklı Nedenle Fesheden İşçinin Bakiye Süre Ücreti Talebi”, Sicil İş Hukuku Dergisi, Sayı:21, Mart 2011, s.136).
51. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 408. maddesine göre ise “İşveren, işgörme ediminin yerine getirilmesini kusuruyla engellerse veya edimi kabulde temerrüde düşerse, işçiye ücretini ödemekle yükümlü olup, işçiden bu edimini daha sonra yerine getirmesini isteyemez”.
52. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 408. maddesinin gerekçesinde ise;
“Maddeye göre, hizmet sözleşmesinde işverenin temerrüdü, alacaklının temerrüdünün özel bir hâlidir. İşverenin, işçinin işgörme ediminin ifasının engellendiği şu iki durumda da ücret ödemekle yükümlü olduğu kabul edilmiştir:
1. İşverenin, işçisinin gereği gibi önerdiği işgörme edimini kabulde temerrüde düşmesi,
2. İşverenin, işçinin işgörme edimini ifasını kusuruyla engellemesi. İşverenin işin görülmesini kusuruyla engellemesi, o işin yapılmasından vazgeçmesi, işçinin yerine başkasını çalıştırması gibi sebeplere dayanabilir.
Yukarıdaki iki durumdan biri gerçekleştiği takdirde işveren, kabulden kaçındığı ya da ifasını kusuruyla engellediği iş görülmediği hâlde, işçiye ücretini ödemekle yükümlü olacak ve daha sonra, aynı işin görülmesini ondan isteyemeyecektir.” hususları belirtilmiştir.
53. Belirtmek gerekir ki, haklı nedenle sözleşmeyi fesheden işçinin zararı, hiç kuşkusuz sözleşmenin süre sonuna kadar devam etmemesinden kaynaklanan ücret kaybıdır. Borçlar Kanunu’nun 345/2. fıkrası uyarınca hâkim, tazminatın belirlenmesinde takdir yetkisini kullanırken Borçlar Kanunu’nun 325. maddesinin 2. fıkrasında yer alan “Şu kadar ki, işi yapmadığından dolayı tasarruf ettiği yahut diğer bir iş ile kazandığı ve kazanmaktan kasten feragat eylediği şeyi mahsup ettirmeğe mecburdur” hükmünü indirim ölçütü olarak nazara alabilecektir (Kabakcı, s. 137).
54. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 325. maddesinin 2. fıkrasında yer alan mahsuba ilişkin bu hükmün getiriliş amacı, işçinin sözleşmenin feshi sebebiyle kaybettiği kazancın giderilmesi amaçlanırken işçinin haksız bir kazanç sağlamasının önlenmesidir. Bir başka ifade ile işçinin sözleşmenin kalan süresinde çalışmaması sebebiyle söz konusu olan zararı tazmin edilirken, işçinin bu çalışmama sebebiyle tasarruf ettiği değerlerin tazminat miktarından düşülmesiyle, işçinin çalışsaydı elde edeceğinden daha yüksek bir gelire sahip olmasının önlenmesidir. Bir başka ifade ile işçinin sözleşmenin kalan süresinde çalışmaması sebebiyle söz konusu olan zararı tazmin edilirken, işçinin bu çalışmama sebebiyle tasarruf ettiği değerlerin düşülmesiyle, işçinin çalışsaydı elde edeceğinden daha yüksek bir gelire sahip olmasının önlenmesidir (Bozkurt Gümrükçüoğlu, Yeliz: Türk İş Hukukunda Belirli Süreli İş Sözleşmesi, İstanbul 2012, s.350-351).
55. Somut olayda, 5580 sayılı Kanun gereği taraflar arasında belirli süreli iş sözleşmeleri imzalanmış olup, davacı iş sözleşmesini 24.01.2012 tarihinde haklı nedenle feshettiğini, son sözleşmenin sona erme tarihinin 31.08.2012 tarihi olmasına göre bakiye süre ücretinin hüküm altına alınmasını talep emiştir.
56. Mahkemece davacı vekili tarafından dosyaya sunulan davacının 01.08.2012 tarihinde dava dışı İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsünde işe başladığı ve ücretinin aylık net 2.139,20TL olduğuna dair belge örneklerine itibarla, bilirkişi raporunda hesaplanan bakiye süre ücreti alacağından 2.139,20TL’nin mahsubu sonrası % 30 oranında indirim yapılarak anılan alacak hüküm altına alınmış ise de, bakiye süre ücreti alacağından yapılacak indirime esas olmak üzere gerekli araştırma yapılmayıp davacı vekilinin beyanı ve sunduğu belgeler ile yetinilerek sonuca gidilmiştir.
57. Bu itibarla mahkemece, davacının güncel hizmet döküm cetveli dosya kapsamına alınarak, sözleşme sona ermeseydi çalışmaya devam edeceği süre içerisinde gelir elde edip etmediği araştırılmalı ve oluşacak sonuca göre bakiye süre ücreti alacağı hakkında hüküm kurulmalıdır.
58. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
59. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle,
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 05.10.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
7. Hukuk Dairesi, 2014/15981 E., 2015/1469 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAntalya 6. İş Mahkemesi
tam metni aç
İş Kanununun 9/1-a mmaddesinde 5'inci maddede öngörülen ilke ve yükümlülüklere aykırı davranan işveren veya ixşveren vekiline bu durumdaki her işçi için elli milyolira para cezası verileceği bildirilmiştir.
7. Hukuk Dairesi 2014/15981 E. , 2015/1469 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi : Antalya 6. İş Mahkemesi
Tarihi : 18/07/2014
Numarası : 2012/734-2014/334
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı A.. R.. vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle davalı Akdeniz Üniversitesi harçtan muaf olduğundan hüküm yerinde harçtan sorumlu tutulması hatalı ise de; 08.09.2014 tarihli ek karar ile bu husus düzeltilmiş olduğundan bozma nedeni yapılmamasına göre davalı Üniversitenin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı vekili, iş akdinin emeklilik nedeniyle son bulduğunu öne sürerek kıdem tazminatı alacağının tahsilini talep etmiştir.
Davalılar davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece davalı şirkete yönelik davanın husumetten reddine, davalı Üniversiteye yönelik davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkemece Üniversite ile diğer davalı şirket arasında muvazaalı bir hizmet alım ilişkisi bulunduğu kabul edilmiştir. Muvazaalı bir hukuki muamele ile üçüncü kişinin ızrar edilmesi ona karşı bir haksız eylem niteliğindedir. Üçüncü kişiler muvazaa nedeniyle hakları halele uğratıldığı takdirde haksız fiil sorumluluğuna dayanarak muvazaalı hukuki işlemi yapan taraftan zararının tazminini isteyebilir. Haksız fiil işleyen kimse uygun illiyet bağı çerçevesine giren bütün zararlardan sorumludur. Ayrıca muvazaa sebebiyle akdin hükümsüzlüğünün ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması sayılan hallerde muvazaa ileri sürülemez. Ancak muvazalı hukuki muameleyi yapan tarafların muvazaayı birbirine karşı ileri sürmeleri mümkündür.
Gerek asıl-alt işveren ilişkisi bulunması ve gerekse muvazaalı ilişki bulunması hallerinde üniversite dışında diğer davalının da 4857 sayılı Kanunun 2.maddesi doğrultusunda sorumluluğunun bulunduğu gözetilmeden sadece üniversite aleyhine hüküm kurulması hatalı olup bu durum kararı temyiz eden davalı Üniversitenin de hak alanını ilgilendirdiğinden bozma nedenidir.
3-4857 sayılı İş Kanununun 120'nci maddesi yollamasıyla, halen yürürlükte olan 1475 sayılı Yasanın 14'üncü maddesinin birinci fıkrasının dördüncü bendinde, işçinin bağlı bulunduğu kurum veya sandıktan yaşlılık, emeklilik veya malullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla ayrılması halinde, kıdem tazminatına hak kazanılabileceği hükme bağlanmıştır. O halde anılan hüküm uyarınca, fesih bildiriminde bulunulabilmesi için işçinin bağlı bulunduğu kurum veya sandıktan yaşlılık, emeklilik, malullük ya da toptan ödemeye hak kazanmış olması şarttır. Bundan başka işçinin bağlı bulunduğu kurum ya da sandığa bahsi geçen işlemler için başvurması ve bu yöndeki yazıyı işverene bildirmesi gerekir. Böylece işçinin yaşlılık, emeklilik, malullük ve toptan ödeme yönlerinden bağlı bulunduğu mevzuata göre hak kazanıp kazanmadığı denetlenmiş olur. Öte yandan işçinin, sosyal güvenlik anlamında bu hakkı kazanmasının ardından, ilgili kurum ya da sandığa başvurmaksızın kıdem tazminatı talebiyle işyerinden ayrılması ve bu yolla hakkın kötüye kullanılmasının önüne geçilmiş olur. İşçi tarafından bağlı bulunduğu kurum ya da sandıktan tahsise ya da tahsis yapılabileceğine dair yazının işverene bildirildiği anda işverenin kıdem tazminatı ödeme yükümü doğar. Faiz başlangıcında da bu tarih esas alınmalıdır.
Mahkemece her ne kadar akdin feshi tarihinden itibaren kıdem tazminatına faiz işletilmesi hüküm altına alınmış ise de; davacı işçi tarafından bağlı bulunduğu kurum ya da sandıktan tahsise ya da tahsis yapılabileceğine dair yazının işverene bildirildiğine dair dosya içerisinde mevcut bir bilgi, belge bulunmadığı anlaşılmaktadır. Şu halde davalının emeklilik işleminden haberdar olmadığının kabulü gerekir. Mahkemece bu husus gözetilmeden kıdem tazminatına dava tarihi yerine fesih tarihinden faiz işletilmesi hatalı olup bozma nedenidir.
SONUÇ:Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, 12.02.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Türk hukukunda eşit davranma borcu 4857 sayılı İxş Kanunu'nun 5'inci maddesinde "eşit davranma ilkesi" başlığı altında işverenin genel anlamda borçları arasında düzenlenmiştir.
Eşit davranma borcu nispi nitelikte bir işveren borcudur. Ayrım yasağının mutlakolduğu sınırlı nedenler dışında eşit davranma borcu nispi nitelik taşır.
İş Kanunu'nun 5%inci maddesinin 1'inci fıkrası, mutlak ayrımcılık yasağını düzenlemektedir. Mutlak anlamda eşit davranma borcu çoğunlukça şekli eşitlik anlamında arım yapmama yükümlülüğü bakıından söz konusu olur. Irk, etnik köken, cinsiyet, cinsel eğilimi dini ve felsefi inanç siyasal düşünce gibi Yasanın 5'inci maddesinin ikinci fıkrasında tam süreli-kısmi süreli işçi ile belirli süreli -belirsiz süreli işçi oranında farklı işlem yapma yasağı öngörülmüş, üçüncü fıkrada ise cinsiyet ve gebelik ebebiyle ayrım yasağı düzenlenmş, dördüncü ve beşinci fıkrada işverenin ücret ödeme borcunu ifası sırasında ayrım yapamayacağından söz edilmiştir. Burada sözü edilen ücret genel anlamda ücret olup ücretin dışında kalan ikramiye, prim vs. Ödemeleride kapsar.
İşverenin exit davranma borcuna aykırılığın yaptırım 5'inci maddenin altıncı fıkrasına göre dört aya kadar ücret tutarında tazminat ile yoksun bırakıldığı hakların talep edilebilmesine iş Kanunu'nun uygun maddesine göre idari para cezasıdır. İş Kanununun 9/1-a mmaddesinde 5'inci maddede öngörülen ilke ve yükümlülüklere aykırı davranan işveren veya ixşveren vekiline bu durumdaki her işçi için elli milyolira para cezası verileceği bildirilmiştir.
İş kanununu 5'inci maddesinin sitematik düzenlemesinde yaptırım olarak ön görülen dört aya kadar ücret tutarında tazminata ilixkin fıkranın mutlak ayrımcılık yasağının düzenlendiği birnci fıkranın hemen sonra yer almaması, mutlak ayrımcılık yasağından sonra gelen nispi ayrımcılık yasaklarına ilişkin ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkralarından sonra gelmek üzere altıncı fıkrada yer almış olması, ayrıca işçinin aykırılık halinde yoksul bırakıldığı haklarını talep edebileceğine ilişkin düzenleme ile tazminatın aynı fıkrada düzenlenmix olması, iş Kanunu'nun 99. Maddesinde cezai yaptırım olarak öngörülen idari para cezasının sadece birinci fıkrasındaki kutlak ayırımcılık yasaklarına değil 5'inci maddede öngörülen tük ilke ve yükümlülüklere aykırılık halinde verileceğine ilişkin düzenleme yapılmış olması kanun koyucunun amacının tazminatın yalnızca birinci fıkrada düzenlenen mutlak ayrımcılık yasağının değil nisqpi ayrımcılık yasağınında yaptırımı olarak öngörüldüğünü göstermektedir.
Eşit davranma borcu ixverenin haklı nedenle bulunmaksızın işçiler arasında farklı davranmaması yani haksız ayrım da bulunmaması, keyfi davranışlardan kaçınması, haklı nedenler varsaayrımda bulunması, farklı davranması yükümlülüğünü ifade eder. Ayrımcılığın kaynağında ölçütün kendisi değil, yarattağı sonuç yatar.
Somut olayda işyerinde uygulanan Toplu İş Sözlexmesinin 3. Maddeinde büro elemanlarının kapsam dışı bırakıldığı 4/9 maddesinde ise fiilen büro elemanı olarak çalışanların yararlanabileceği hakların düzenlendiği, işyerinde büro elmanı olan bir grup işçinin Toplu İş Sözleşmesinden yararlandığını davalının ilgili sendikaya 3.12.2008 tarihinde üye olmasına rağmen bir grup işçi ile birlikte Toplu İş Sözleşmesinden yararlandırılmadığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece aynı durumda çalışan işçinin Toplu İş Sözleşmesinden yararlandırıldığı, davacı ile birlikte dava aan bir grup işini yararlandırılmadığı davacınında Toplu İş Sözleşmesinden yararlanması gerektiği gerekçesiyle davacının yoksun bırakıldığı fark işçi alacağının kabulüne gerekçe gösterilmeksizin eit davranmama tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle eşit davranmama tazminatının yalnız birinci fıkrada düzenlenen mutlak ayrım cılık yasaklarının değil, nispi ayrımcılık yasaklarınında yaptırımı olduğu ve kararın davacıya eşit davranmama tazminatı verilmesi için bozilması görüşünde olduğundan, sayın çoğunluğun sözlü olarak dile getirdiği davacının yoksun ladığı hakları talep edebilecegi ancak tazminat talep edemeyeceği yönündeki çelişkili gerekçe ile verdiği onanma kararına katılmıyorum.12/02/215
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.