5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 10

Türk Ceza Kanunu 10. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 10- (1) Yabancı ülkede Türkiye namına memuriyet veya görev üstlenmiş olup da bundan dolayı bir suç işleyen kimse, bu fiile ilişkin olarak yabancı ülkede hakkında mahkûmiyet hükmü verilmiş bulunsa bile, Türkiye'de yeniden yargılanır. Vatandaş tarafından işlenen suç

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

40 karar eşleşti
16. Ceza Dairesi, 2016/3659 E., 2017/1056 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
Bu nedenle, yeni TCK’nın sisteminde, yasaklanmış hakların geri verilmesi (Memnu hakların iadesi) ayrıca düzenlenmesine gerek görülmemiştir. Bu husus Adli Sicil Kanununun 10. maddesinin gerekçesinde açıklanmıştır.
16. Ceza Dairesi         2016/3659 E.  ,  2017/1056 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 19.04.2016 tarih 2016/138113 sayılı talep yazısıyla; Diyarbakır (Kapatılan) 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.06.2007 tarihli ve 1998/128 esas, 2007/284 sayılı kararı ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 314/2 ve 62 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5. maddesi uyarınca silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasına hükümlü ...’nun, bu cezasının 06.06.2015 tarihinde infaz edilmesini müteakip, yasaklanmış haklarının iadesine ilişkin talebi üzerine hükümlünün talebinin kabulü ile mahkumiyet kararı sonucunda yasaklanmış olan hakların iadesine ilişkin aynı Mahkemenin 01.09.2015 tarih ve 1998/128 esas, 2007/284 sayılı ek kararını kapsayan dosya incelendi. Diyarbakır (Kapatılan) 5. Ağır Ceza Mahkemesince hükümlünün talebinin kabulü ile yasaklanmış hakların iadesine karar verilmiş ise de; Yasaklanmış hakların geri verilmesine ilişkin karara dayanak teşkil eden 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu 13/A maddesinde yer alan; "5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilir. Bunun için; Türk Ceza Kanununun 53'üncü maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla, a-Mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması, b-Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması gerekir." Şeklindeki düzenleme dikkate alındığında, memnu hakların iadesi kararı verilebilmesi için infazın tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık sürenin geçmiş olmasının gerekmesi karşısında, hükümlünün mahkum olduğu 6 yıl 3 aylık hapis cezasının 06.06.2015 tarihinde infaz edildiği ve yasaklanmış hakların iadesine ilişkin kararın verildiği 01.09.2015 tarihinde 3 yıllık sürenin dolmadığı gözetilerek, talebin reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 25.03.2016 gün ve 94660652-105-21-15510-2015-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak tebliğ olunmuştur; I-OLAY: Hükümlü ...’nun yasadışı Hizbullah terör örgütünün üyesi olmak suçundan Diyarbakır (Kapatılan) 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.06.2007 tarih, 1998/128 esas ve 2007/284 karar sayılı ilamı ile 5237 TCK’nın 314/2, 62, 53 58/9, 3713 sayılı Yasanın 5. maddesi uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ve bu cezasının da 06.06.2015 tarihinde infaz edildiği hükümlünün yasaklanmış hakların iadesine ilişkin mahkemeye başvurusu üzerine aynı mahkemenin 01.09.2015 tarihli ek kararıyla yasaklanmış hakların iadesine karar verilmiştir. Yasaklanmış hakların iadesi için 5352 sayılı Adli Sicil Kanunun 13/A maddesinde öngörülen 3 yıllık sürenin geçmediği gerekçesiyle bu karara karşı Kanun Yararına Bozma yoluna başvurulmuştur. II-KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI: 5237 sayılı TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Yasanın 5 ve TCK’nın 62. maddeleri gereğince cezalandırılan hükümlünün yasaklanmış haklarının geri verilmesi koşullarının oluşmadığına ilişkindir. III-HUKUKSAL DEĞERLENDİRME: Yasaklanmış hakların geri verilmesi müessesini düzenleyen ve suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK’nın 121. maddesi “Müebbeden hidematı ammeden memnuniyet ve ceza mahkumiyetinden mütevellit diğer nevi ademi ehliyet cezaları memnu hakların iadesi tarikiyle izale olunabilir.” hükmüne yer vermiş, aynı Yasanın 122. maddesi de “(Değişik fıkra 21.11.1990-3679/6 md.) Yukarıdaki maddede yazılı ceza, şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezaya bağlı olduğu halde buna mahkum olan ve işlemiş olduğu cürümden pişmanlık duyduğunu ihsas edecek surette iyi hali görülen kimse, asıl cezasını çektiği veya ceza af ile ortadan kalktığı tarihten itibaren üç ve zamanaşımı ile düşmüş olduğu surette düştüğü tarihten itibaren beş yıl geçtikten sonra memnu haklarının iadesini talep edebilir. Eğer bu mahrumiyet ve ıskatı ehliyet cezaları diğer bir cezaya ilaveten tertip olunmamış ise memnu hakların iadesi ancak hüküm ilamının katileştiği tarihten itibaren beş sene sonra istenebilir” biçimindedir. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5352 sayılı Adli Sicil Kanununda yasaklanmış hakların geri verilmesi kurumuna yer verilmemiş iken, 06.12.2006 tarih 5560 sayılı Yasanın 38. maddesi ile, 13/A maddesi 5352 sayılı Yasaya eklenmek suretiyle yasaklanmış hakların geri verilmesi imkanı sağlanmıştır. Aynı Yasanın 13/A maddesi 5352 sayılı Yasaya eklenmek suretiyle yasaklanmış hakların geri verilmesi imkanı sağlanmıştır. Aynı Yasanın 13/A maddesinde; “5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilir. Bunun için; Türk Ceza Kanununun 53'üncü maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla, a-Mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması, b-Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması gerekir.” Yasanın açık hükmünden anlaşılacağı üzere; 1-İşlenen suçun 5237 sayılı TCK’nın dışında genel ve özel ceza içeren kanunlara dayalı olarak verilmesi, 2-Cezanın infazı tamamlandıktan sonra üç yıllık sürenin geçmiş bulunması, 3-Bu süre zarfında hükümlünün yeni bir suç işlememiş ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede olumlu kanaat oluşması gereklidir. 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinde, kişi kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkumiyetinin kanuni sonucu olarak belli hakları kullanmaktan yoksun kılınabileceğine yer verilmiştir. Hapis cezasına mahkumiyete bağlı hak yoksunluğu süresiz değildir. Belli bir süre ile sınırlandırılmıştır. Bu sistemde hak yoksunluğu mahkumiyetin kesinleşmesi ile başlayıp mahkum olunan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edecektir. Bu nedenle, yeni TCK’nın sisteminde, yasaklanmış hakların geri verilmesi (Memnu hakların iadesi) ayrıca düzenlenmesine gerek görülmemiştir. Bu husus Adli Sicil Kanununun 10. maddesinin gerekçesinde açıklanmıştır. “Yeni TCK’nın sisteminde cezalandırılmakla güdülen asıl amaç, işlediği suçtan dolayı kişinin etkin pişmanlık duymasını sağlayıp tekrar topluma kazandırılması olduğuna göre, suça bağlı hak yoksunluklarının da belli bir süreyle sınırlandırılması gerekmiştir. Bu nedenle bir mahkumiyete bağlı hak yoksunluklarının mahkum olan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar devam etmesi öngörülmüştür.” 5237 sayılı 53. maddesindeki düzenleme ve Adli Sicil Kanununun 10. maddesinin gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde TCK’nın 53. maddesindeki 5 ve 6. fıkralarındaki suçlar yönünden konulan istisna saklı kalmakla birlikte, ceza mahkumiyetinin kanuni sonucu olarak yasaklanmış haklar, cezanın tamamen infazına kadar sürecektir. 5237 sayılı TCK’daki suçlar yönünden yasaklanmış hakların iadesine karar vermek zorunlu değildir. Ancak, uygulamada hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak bir kısım hakların kullanılmasına sınırlama getirildiği bilindiğinden, bir tespit kararının verilmesi hak kayıplarına ve mağduriyete sebebiyet vermemesi açısından yararlı olacaktır. IV- SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle Diyarbakır (Kapatılan) 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 01.09.2015 tarih ve 1998/128 Esas, 2007/284 sayılı ek kararının CMK 309/4-C maddesi gereğince KANUN YARARINA BOZULMASINA, Yeniden yargılama gerektirmeyen bozma nedenine göre, hükümlü ...’ya 5237 sayılı TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Yasanın 5 ve TCK’nın 62. maddeleri gereğince verilen 6 yıl 3 ay hapis cezası 06.06.2015 tarihinde infaz edilmiş olduğundan, TCK’nın 53. maddesi gereğince hükümlünün cezasının infazından sonra hak yoksunluğunun bulunmadığının tespitine, Dosyanın mahalli mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
lgede çıkış, sol uyluk ön yüzde giriş ve arka yüzde çıkış, boyun arka oksipital kemik hattından 3-4 cm altında giriş-çıkış olmak üzere hayati tehlike oluşturmayacak şekilde, basit tıbbi müdahale ile giderilemez nitelikte yaraladığı olayda; 5237 sayılı Yasanın 9-15 yıl arasında ceza öngören 35. maddesinin uygulanması sırasında meydana gelen zararın ağırlığı dikkate alınarak, alt ve üst sınırlar ara
Ceza Genel Kurulu         2010/1-55 E.  ,  2010/116 K. "İçtihat Metni" İtirazname : 2009/211054 Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi Sanık A. Z..’nın kasten öldürmeye teşebbüs suçundan 5237 sayılı TCY’nın 81/1, 35/2 ve 62/1. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 03.05.2007 gün ve 442-173 sayılı hüküm sanık mü¬dafii tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 18.11.2008 gün ve 3648-7350 sayı ile; “Tanıklar H. T.. ve F.T..’ın ifadelerinin alındığı 20.12.2006 tarihli talimat tutanaklarının ilk sayfasının hakim tarafından imzalanmaması ve bu eksikliğin mahkemece tamamlattırılmaması suretiyle CMK’nun 219. maddesine aykırı davranılması” isabetsizliğinden bozulmuştur. Bozmaya uyan yerel mahkemece 10.03.2009 gün ve 427-105 sayı ile; bu kez sanığın 5237 sayılı TCY’nın 81/1, 35/2 ve 62/1. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalan¬dırılmasına karar verilmiş, sanık müdafiinin temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 02.02.2010 gün ve 8948-555 sayı ile; “Sanık A.Z..’nın, mağdura tüfek ile ateş ederek, sol kosta frenik bölgesinde sıyrık, sağ ayak dorsalde giriş ve planter bölgede çıkış, sol uyluk ön yüzde giriş ve arka yüzde çıkış, boyun arka oksipital kemik hattından 3-4 cm altında giriş-çıkış olmak üzere hayati tehlike oluşturmayacak şekilde, basit tıbbi müdahale ile giderilemez nitelikte yaraladığı olayda; 5237 sayılı Yasanın 9-15 yıl arasında ceza öngören 35. maddesinin uygulanması sırasında meydana gelen zararın ağırlığı dikkate alınarak, alt ve üst sınırlar arasında makul bir ceza tayini gerektiği gözetilmeden, 15 yıla hükmedilerek fazla ceza tayini” isabetsizliğinden hüküm bozulmuştur. Yargıtay C. Başsavcılığı ise 03.03.2010 gün ve 211054 sayı ile; “Sanık A. Z..'nın mağdura tabanca ile 4 el ateş ettiği, 4 atışta da isabet sağlayarak mağduru sol ayak, sağ ayak, sol uyluk ve boyun arka kısımlarından yaraladığı, alınan raporda sol kosta frenik bölgesinde sıyrık, sağ ayak dorsalde giriş ve planter bölgede çıkış, sol uyluk ön yüzde giriş ve arka yüzde çıkış, boyun arka oksipital kemik hattından 3-4 cm altında giriş-çıkış olmak üzere hayati tehlike oluşturmayacak şekilde, basit tıbbi müdahale ile giderilemez nitelikte yaraladığının anlaşıldığı, hayati nahiyeler olan sol uyluk ve boyun bölgesine ateş edildiği halde şans eseri mağdurun ağır yaralanmayıp hayati tehlike geçirmediği, ancak meydana gelen tehlikenin büyük olduğu, olayda kullanılan silah, atış sayısı, meydana gelen zarar ve tehlike dikkate alınarak mahkemece teşebbüs nedeni ile 5237 sayılı Yasanın 9-15 yıl arasında ceza öngören 35. maddesinin uygulanması sırasında alt ve üst sınırlar arasında makul bir ceza olan 12 yıl hapis cezasına hükmedildiği halde, Yüksek Yargıtay 1.Ceza Dairesince sanığın olayda tüfek kullandığı ve daha az bir ceza verilmesi gerektiği gerekçesine dayanan bozma kararının yasaya aykırı olduğu” görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur. Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendi¬ril¬miş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanığın kasten öldürmeye teşebbüs suçundan 5237 sayılı TCY’nın 81/1, 35/2 ve 62/1. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilen somut olayda Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın cezasından teşebbüs nedeniyle yapılması gereken indirim miktarının belirlenmesine ilişkindir. 5237 sayılı TCY’nın 35/2. maddesi; “Suça teşebbüs halinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onüç yıldan yirmi yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine dokuz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir” şeklindedir. Dosyanın incelenmesinde; Olay öncesinde sanık A.Z.. ile mağdurun ailesi arasında çeşitli sorunlardan dolayı anlaşmazlık bulunduğu, ailesine karşı uygunsuz sözler söylemesi üzerine kendisiyle konuşmak üzere gelen mağdura, sanığın yakın mesafeden tabanca ile ateş ederek, sol kosta frenik bölgesinde sıyrık, sağ ayak arka giriş ve planter bölgede çıkış, sol uyluk ön yüzde giriş ve arka yüzde çıkış, boyun arka oksipital kemik hattından 3-4 cm altında giriş-çıkış olmak üzere hayati tehlike oluşturmayacak şekilde ve basit tıbbi müdahale ile giderilemez nitelikte yaraladığı, olayın bu şekilde gerçekleştiği konusunda yerel mahkeme, Özel Daire ve Yargıtay C. Başsavcılığı arasında herhangi bir uyuşmazlığın bulunmadığı, her ne kadar Özel Daire bozma kararında, sanığın mağdura tüfekle ateş ettiği belirtilmekte ise de, dosya içeriğinde bulunan 24.07.2006 tarihli olay yeri inceleme raporu ve tutanağı, muhafaza alma tutanağı, silah taşıma ruhsat fotokopisi, Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuarının 17.08.2006 gün ve 2524 ile 21.11.2006 gün ve 1498 sayılı raporları, emanet kayıtları, Malatya Adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğünün 29.09.2006 gün ve 3788 sayılı raporu, sanık, mağdur ve tanık anlatımları ve tüm dosya içeriği karşısında sanığın olay tarihinde üzerinde bulunan taşıma ruhsatlı Unique marka 7.65 mm çaplı 770609 seri nolu tabanca ile yakın mesafeden ateş ederek mağdurun yaralanmasına neden olduğu Özel Daire ilamındaki tüfek ibaresinin yazım yanılgısından kaynaklandığı, bu yazım yanılgısının oluş ve kabule her hangi bir etkisinin bulunmadığı görülmektedir. Yerel mahkeme 03.03.2007 tarihli ilk hükmünde, eylemin teşebbüs aşamasında kalması nedeniyle en az oranda indirim uygulayarak sanığın cezasını 15 yıl olarak belirlemiş, bu hükmün Özel Daire tarafından usule ilişen bir nedenden dolayı bozulması üzerine ise bu kez daha fazla oranda indirim uygulamak suretiyle 12 yıl hapis cezası belirlemiştir. Yerel mahkeme, Özel Daire ve Yargıtay C. Başsavcılığı tarafından kabul edilip, dosya içeriği ile de uyum sağlayan oluş ve meydana gelen  zararın ağırlığı birlikte ele alınıp değerlendirildiğinde, yerel mahkemenin sanık hakkında TCY’nın 81/1. maddesi uyarınca  hükmettiği müebbet hapis cezasını, eylemin teşebbüs aşamasında kalması nedeniyle 35/2. maddesi uyarınca 12 yıla indirmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmamakta, bu nedenle   Özel Dairenin; “TCY’nın 35. maddesinin uygulanması sırasında meydana gelen zararın ağırlığı dikkate alınarak, alt ve üst sınırlar arasında makul bir ceza tayini gerektiği gözetil¬meden, 15 yıla hükmedilerek fazla ceza tayini” şeklindeki bozma kararı Yerel Mahkeme uygulaması ile de  örtüşmemektedir. Bu itibarla, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin bozma kararı¬nın kaldırılmasına, sair yönleri de usul ve yasaya uygun bulunan yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesi gerekmektedir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 02.02.2010 gün ve 8948-555 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.03.2009 gün ve 427-105 sayılı kararının ONANMASINA, 4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.05.2010 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.
11. Ceza Dairesi, 2021/9981 E., 2024/2035 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
larak uygulanmasına karar verilen hak yoksunlukları yönünden, Anayasa Mahkemesinin, 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesindeki bazı hükümlerin iptal edilmesi ve hükümden sonra, 15.04.2020 tarihinde, yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 10 uncu m
11. Ceza Dairesi         2021/9981 E.  ,  2024/2035 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2015/115 E., 2016/377 K. SUÇ : Resmi belgede sahtecilik HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Çorlu 5. Asliye Ceza Mahkemesinin, 30.06.2016 tarihli ve 2015/115 Esas, 2016/377 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 210 uncu maddesinin birinci fıkrası delaletiyle 204 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddeleri uyarınca 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanığın temyiz isteği; atılı suçu işlemediğine ve kararın bozulmasına ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR 1. Sanığın, keşidecisi katılan ... olan suça konu Garanti Bankası Nevşehir Şubesine ait 18.02.2013 keşide tarihli, 24.600,00 Türk lirası bedelli sahte çeki, önceden doğan borcuna karşılık, Egemak Isı ve Yapı Teknolojileri Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi yetkilisi diğer katılan ...'na verdiği, bahse konu çek katılan ... tarafından Ziraat Bankası ...Şubesine teminat olarak verildiği ve banka tarafından Bankalararası Takas Merkezine ibraz edildiğinde çekin sahte olduğunun ortaya çıktığı, bu nedenle sanığın resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği iddiasıyla kamu davası açıldığı anlaşılmıştır. 2. Sanık savunmasında, suça konu çekteki şirektine ait kaşenin altındaki imzayı kendisinin atmadığını, bilgisi ve rızası dışında bir kısım çeklerde şirketinin kaşesi ve imzasının kullanıldığını, suçlamayı kabul etmediğini belirtmiştir. 3. Suça konu çek ile ilgili olarak...Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünden alınan 11.03.2014 tarihli bilirkişi raporunda; suça konu çekin sahte olarak oluşturulmuş olduğu ve aldatma kabiliyetine haiz olduğu, keşideci imzasının ... isimli şahsın eli ürünü olmadığı, ön yüzündeki tanzimle ilgili el yazıların ve arka yüzdeki 1. ve 2. Ciranta hanelerindeki imzaların ... ve ... isimli şahısların ellerinden çıktığını gösterir nitelikte bulgu tespit edilemediği belirtilmiştir. 4. Suça konu çek ile ilgili olarak...Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünden alınan 06.01.2015 tarihli bilirkişi raporunda; suça konu çekin sahte olarak oluşturulmuş olduğu ve aldatma kabiliyetine haiz olduğu çekin arka yüzündeki 1. Ciranta hanesindeki "Ayünlü İnşaat...." ibareli kaşe üzerindeki imzanın ... isimli şahsın eli ürünü olduğu, ön yüzdeki tanzimle ilgili el yazıları, keşideci imzası, arka yüzdeki 2. Ciranta hanesindeki imza ile ... isimli şahısla ilgi ve irtibatının tespit edilemediği belirtilmiştir. 5. Sanık hakkında, alınan ekspertiz raporları, sanık savunması, katılan beyanları ve tüm dosya kapsamından atılı suçu işlediği kabul edilerek temyize konu mahkumiyet hükmü kurulmuştur. IV. GEREKÇE 1. Sanık hakkında kasıtlı suçtan hapis cezasına mahkûmiyetin kanunî sonucu olarak uygulanmasına karar verilen hak yoksunlukları yönünden, Anayasa Mahkemesinin, 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesindeki bazı hükümlerin iptal edilmesi ve hükümden sonra, 15.04.2020 tarihinde, yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesi ile 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesine; “... ertelenen veya” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen; “... denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen ...” ibarelerinin infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görüldüğünden bu husus bozma nedeni yapılmamıştır. 2. Çorlu 5. Asliye Ceza Mahkemesinin, 30.06.2016 tarihli ve 2015/115 Esas, 2016/377 Karar sayılı kararında, mahkemenin sanığın aşamalarda oluşu açıklamayan, dosya kapsamına uygun düşmeyen beyanlarına itibar edilmediği yönündeki kabulünde ve yasal ve yeterli gerekçelerle yapılan uygulamasında bir isabetsizlik görülmemiş, yüklenen suçun sanık tarafından işlendiği ve unsurları itibarıyla oluştuğu anlaşıldığından hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır. 3. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanığı yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Çorlu 5. Asliye Ceza Mahkemesinin, 30.06.2016 tarihli ve 2015/115 Esas, 2016/377 Karar sayılı kararında sanık tarafından öne sürülen temyiz sebebi ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanığın temyiz sebebinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.02.2024 tarihinde karar verildi.
11. Ceza Dairesi, 2021/28143 E., 2024/4977 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
larak uygulanmasına karar verilen hak yoksunlukları yönünden, Anayasa Mahkemesinin, 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesindeki bazı hükümlerin iptal edilmesi ve hükümden sonra, 15.04.2020 tarihinde, yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 10 uncu m
11. Ceza Dairesi         2021/28143 E.  ,  2024/4977 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2017/479 E., 2019/710 K. SUÇ : Dolandırıcılık HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.Pazarcık Asliye Ceza Mahkemesinin, 13.01.2015 tarihli ve 2014/125 Esas ve 2015/31 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 157 nci maddesinin birinci fıkrası, 52, 53 ve 58 inci maddeleri uyarınca 2 yıl hapis 10.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. 2.Pazarcık Asliye Ceza Mahkemesinin, 13.01.2015 tarihli ve 2014/125 Esas ve 2015/31 Karar sayılı kararının sanık tarafından temyizi üzerine Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 23.11.2017 tarihli ve 2017/21783 Esas, 2017/24620 Karar sayılı kararı ile sanığa yüklenen basit dolandırıcılık suçu nedeniyle, hükümden sonra 02.12.2016 tarih ve 29906 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 253. ve 254. madde fıkraları gereğince uzlaştırma işlemleri için gereği yapılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini zorunluluğu nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir. 3.Bozma sonrası, Pazarcık Asliye Ceza Mahkemesinin, 17.12.2019 tarihli ve 2017/479 Esas ve 2019/710 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 157 nci maddesinin birinci fıkrası, 52, 53 ve 58 inci maddeleri uyarınca 1 yıl 6 ay hapis 5.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık, hükmü temyiz etmek istediğini belirterek kararı temyiz etmiştir. III. OLAY VE OLGULAR 1.Sanığın, nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından Kahramanmaraş 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2013/187 Esas numaralı dosyasında yargılandığı esnada, katılanı da benzer şekilde dolandırdığının ortaya çıktığı, suç tarihinde sanığın katılana, ağabeyi ...'ın kendisine çok iyiliği dokunduğunu, elinde bir araç olduğunu ve bu aracı ağabeyinin hatırına katılana ucuza satabileceğini beyan ederek Tempra marka aracı 5.000. TL ye satmak için anlaştığı, aracın Pazarcık'ta olduğunu söyleyerek katılan ve tanık Yunus ile birlikte Pazarcık'a gittikleri, katılandan 5.000. TL para alıp araç içerisinde beklemelerini, arabayı getireceğini söylediği ve bir daha dönmediği bu şekilde sanığın üzerine atılı dolandırıcılık suçunu işlediği iddia olunmuştur. 2.Sanık aşamalarda alınan savunmalarında özetle katılanın kendisine iftira attığını beyanla atılı suçlamayı kabul etmemiştir. 3.Katılan aşamalarda alınan istikrarlı ifadelerinde olayın iddianamede anlatıldığı şekilde gerçekleştiğini, olay nedeniyle 5.000 TL zararının olduğunu, zararının giderilmediğini beyanla sanıktan şikayetçi olmuştur. Tanık Yunus' un da alınan ifadesinde olayın iddianamede anlatıldığı şekilde gerçekleştiğini, sanığın katılanı dolandırdığını söyleyerek katılan beyanlarını birebir doğrular nitelikte beyanda bulunduğu anlaşılmıştır. 4.Sanık savunması, katılan beyanları, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamından sanığın atılı suçu işlediği kanaatine varılarak mahkumiyetine karar verilmiştir. 5.Bozma sonrası, dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderildiği, uzlaşma görüşmelerinin olumsuz sonuçlandığı ve uzlaştırmanın sağlanamadığı, sanığın katılanın zararını gidermediği tespit edilmiştir. 6.Her ne kadar sanık üzerine atılı suçu işlemediğini katılanın kendisine iftira attığını beyan etmiş ise de; katılanın aşamalarda değişmeyen tutarlı ve samimi anlatımlarında, olayı ayrıntılı şekilde anlatması, katılan beyanının tanık Yunus beyanı ile doğrulanması, aralarında sanığa iftira atmasını gerektirecek herhangi bir husumetin bulunmadığının anlaşılması nedenleriyle sanığın savunmasına itibar edilmemiş, tüm dosya kapsamından, sanığın katılanı kandırarak, katılandan anlatıldığı şekilde haksız menfaat temin ettiği ve üzerine atılı suçu işlediği kabulü ile temyize konu mahkumiyet hükmü kurulmuştur. IV. GEREKÇE 1.Sanık hakkında kasıtlı suçtan hapis cezasına mahkûmiyetin kanunî sonucu olarak uygulanmasına karar verilen hak yoksunlukları yönünden, Anayasa Mahkemesinin, 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesindeki bazı hükümlerin iptal edilmesi ve hükümden sonra, 15.04.2020 tarihinde, yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesi ile 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesine; “... ertelenen veya” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen; “... denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen ...” ibarelerinin infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görüldüğünden bu husus bozma nedeni yapılmamıştır. 2.Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanığın yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Pazarcık Asliye Ceza Mahkemesinin, 17.12.2019 tarihli ve 2017/479 Esas ve 2019/710 Karar sayılı kararında sanık tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanığın temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.04.2024 tarihinde karar verildi.
11. Ceza Dairesi, 2021/10045 E., 2024/1812 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
larak uygulanmasına karar verilen hak yoksunlukları yönünden, Anayasa Mahkemesinin, 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesindeki bazı hükümlerin iptal edilmesi ve hükümden sonra, 15.04.2020 tarihinde, yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 10 uncu m
11. Ceza Dairesi         2021/10045 E.  ,  2024/1812 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2013/1211 E., 2016/435 K. SUÇ : Resmi belgede sahtecilik HÜKÜM : Mahkumiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ İ... Anadolu 37. Asliye Ceza Mahkemesinin, 30.06.2016 tarihli ve 2013/1211 Esas, 2016/435 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 204 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 62 inci maddesi uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık müdafii, sanığın suç işleme kastının olmadığını, suçun unsurları itibariyle oluşmadığını, sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğini belirterek kararı temyiz etmiştir. III. OLAY VE OLGULAR 1.Olay tarihinde, Pendik İlçe emniyet Müdürlüğü görevlilerince kontrol için... plakalı aracın durdurulduğu, araçtaki kişilerin kimlik kontrollerinin yapıldığı sırada sanığın, ... adında tanzim edilmiş sahte nüfus cüzdanını görevli memurlara ibraz ettiği, ... adına düzenlenmiş olan nüfus cüzdanının sahte olduğunun tespiti üzerine başlatılan soruşturmada; sanığın üzerine atılı resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği iddia ve kabul olunmuştur. 2.Sanık savunmasında; olay tarihinde hakkında arama kararı olduğundan dolayı bir arkadaşının, kendisinde bulunan, ...'ın kimliğinin fotokopisinin üzerine resmini yapıştırarak kimlik yaptığını, polislere bu kimliği gösterdiğini, yaptığından pişman olduğunu beyanla atılı suçu tevil yollu ikrar ile kabul etmiştir. 3.İ... Polis Kriminal Laboratuvarı Müdürlüğü tarafından tanzim edilen 08.12.2012 tarihli Uzmanlık Raporunda inceleme konusu nüfus cüzdanının tamamen sahte olarak düzenlendiği ve aldatma kabiliyetini haiz olduğu tespit edilmiştir. 4.Mahkemede, 30.06.2016 tarihli celsede, adli emanetin 2013/14414 sırasında kayıtlı nüfus cüzdanının incelenmesinde ... adına düzenlendiği, nüfus cüzdanında bulunması gereken unsurların tam olduğu, ıslak ve soğuk mühür ile imzanın bulunduğu sahteliğin ilk bakışta anlaşılamadığı, aldatma kabiliyetinin bulunduğu değerlendirilmiştir. 5.Mahkeme, sanığın sahte nüfus cüzdanı taşımak ve kullanmak suretiyle üzerine atılı suçu işlediğini kabul ederek mahkumiyet hükmü kurmuştur. 6. Suça konu sahte nüfus cüzdanının dosyada delil olarak saklanmasına karar verilmiştir. IV. GEREKÇE 1.Sanık hakkında kasıtlı suçtan hapis cezasına mahkûmiyetin kanunî sonucu olarak uygulanmasına karar verilen hak yoksunlukları yönünden, Anayasa Mahkemesinin, 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesindeki bazı hükümlerin iptal edilmesi ve hükümden sonra, 15.04.2020 tarihinde, yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesi ile 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesine; “... ertelenen veya” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen; “... denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen ...” ibarelerinin infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görüldüğünden bu husus bozma nedeni yapılmamıştır. 2. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İ... Anadolu 37. Asliye Ceza Mahkemesinin, 30.06.2016 tarihli ve 2013/1211 Esas, 2016/435 Karar sayılı kararında sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.02.2024 tarihinde karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Hukuku Genel Hükümler

Yabancı bir ülkede işlediği suçtan dolayı o ülkede hakkında hüküm verilmiş ve cezası infaz edilmiş bir kişi hakkında, Türkiye'de yeniden yargılama yapılması kural olarak mümkün değildir (Non bis in idem). Aşağıdakilerden hangisi bu kuralın istisnalarından (Türkiye'de yeniden yargılanacak kimselerden) biridir?

A) Yabancı ülkede trafik suçu işleyenler
B) Yabancı ülkede Türkiye namına memuriyet veya görev üstlenmiş olup da bundan dolayı suç işleyenler
C) Çifte vatandaşlığı olanlar
D) Yabancı ülkede evlenenler
E) Turistik gezi yapanlar