Türk Ceza Kanunu 123. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 123/A- (Ek:12/5/2022-7406/8 md.)
(1) Israrlı bir şekilde; fıziken takip etmek ya da haberleşme ve iletişim araçlarını, bilişim sistemlerini veya üçüncü kişileri kullanarak temas kurmaya çalışmak suretiyle bir kimse üzerinde ciddi bir huzursuzluk oluşmasına ya da kendisinin veya yakınlarından birinin güvenliğinden endişe duymasına neden olan faile altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Suçun;
a) Çocuğa ya da ayrılık kararı verilen veya boşandığı eşe karşı işlenmesi,
b) Mağdurun okulunu, iş yerini, konutunu değiştirmesine ya da okulunu veya işini bırakmasına neden olması,
c) Hakkında uzaklaştırma ya da konuta, okula veya iş yerine yaklaşmama tedbirine karar verilen fail tarafından işlenmesi,
hâlinde faile bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
(3) Bu maddede düzenlenen suçun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır.
Haberleşmenin engellenmesi
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
58 karar eşleşti
12. Ceza Dairesi, 2021/10353 E., 2022/2031 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
maddeleri gereğince 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 123/1, 62/1. maddeleri gereğince 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231/5.
12. Ceza Dairesi 2021/10353 E. , 2022/2031 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal ile kişilerin huzur ve sükununu bozma suçlarından sanığın mahkumiyetine ilişkin hükümler, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal ile kişilerin huzur ve sükununu bozma suçlarından sanık hakkında yapılan yargılama sonucunda, görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 134/2, 62/1. maddeleri gereğince 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 123/1, 62/1. maddeleri gereğince 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231/5. maddesi gereğince sanık hakkındaki hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına, aynı maddenin 8. fıkrası uyarınca ayrı ayrı 5 yıllık denetim süresine tabi tutulmasına dair ... 15. Asliye Ceza Mahkemesinin 13.05.2011 tarihli, 2011/223 Esas - 2011/279 Karar sayılı kararının 06.06.2011 tarihinde kesinleşmesini müteakip sanığın denetim süresi içinde 09.04.2014 tarihinde TCK'nın 123/1. maddesinde tanımlanan kişilerin huzur ve sükununu bozma ile TCK’nın 106/1-1. maddesinde tanımlanan tehdit suçlarını işlediği ve ... 11. Asliye Ceza Mahkemesinin bu suçlardan sanığın mahkumiyetine karar verdiği, hükümlerin 08.09.2015 tarihinde kesinleştiği ve ihbar üzerine dosya yeniden ele alınarak önceki hükümlerin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231/11. maddesi gereğince açıklanmasına dair ... 15. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.11.2015 tarihli ve 2015/633 Esas - 2015/748 Karar sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
Yapılan yargılamaya, incelenen dosya kapsamına göre;
1- Sanık hakkında görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal ile kişilerin huzur ve sükununu bozma suçlarından açıklanması geri bırakılan hükümlerin 5271 sayılı CMK'nın 231/11. madde ve fıkrası uyarınca açıklanmasına esas alınan ... 11. Asliye Ceza Mahkemesine ait 10.07.2015 tarihli ve 2014/573 Esas - 2015/481 Karar sayılı ilamındaki mahkumiyetlerin, 5237 sayılı TCK'nın 123/1. madde ve fıkrasında düzenlenen kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu ile aynı Kanunun 106/1-1. madde, fıkra ve cümlesinde düzenlenen tehdit suçuna ilişkin olduğu, anılan hükümlerden sonra 02.12.2016 tarihinde 29906 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair Kanunun 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendine eklenen alt bentler arasında yer alan ve 5237 sayılı TCK'nın 106/1-1. madde, fıkra ve cümlesinde tanımı yapılan tehdit suçunun da uzlaşma kapsamına alındığı, yasal değişiklikten önce uzlaştırma kapsamında olan bir suçun uzlaştırma kapsamında olmayan bir suçla birlikte işlenmesi halinde fail hakkında uzlaştırmanın uygulanmasına olanak olmadığı, belirtilen değişiklikten sonra tehdit ile kişilerin huzur ve sükununu bozma suçlarının beraberce uzlaştırma hükümlerinin uygulanmasına tabi olduğunun anlaşılması karşısında; hükmün açıklanmasına esas alınan ihbara konu hükümdeki kişilerin huzur ve sükununu bozma suçuna ilişkin uzlaştırma işlemlerinin yerine getirilip getirilmediğinin araştırılması, uzlaşma hükümleri yerine getirilmiş ise hükmün açıklanmasında isabetsizlik bulunmayacağı; uzlaşma hükümleri yerine getirilmemiş ise; karar tarihinden sonra 02.12.2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair Kanunun 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendine eklenen alt bendler arasında yer alan ve 5237 sayılı TCK'nın 106/1-1. madde, fıkra ve cümlesinde tanımı yapılan tehdit suçunun uzlaşma kapsamına alınması, tehdit suçuyla birlikte işlenmesi nedeniyle 5271 sayılı CMK'nın 253/3. madde ve fıkrasına 26.06.2009 tarihli 5918 sayılı Kanunun 8. maddesiyle eklenen ve 09.07.2009 tarihinde yürürlüğe giren “Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz” hükmü gereğince suç tarihi itibariyle uzlaşma hükümleri uygulanmayan kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu açısından da, 6763 sayılı Kanunla yapılan değişiklik uyarınca uzlaştırma önerisinde bulunulmasının gerektiğinin anlaşılması karşısında, 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesinin 3. fıkrasına 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanunun 26. maddesi ile, “birlikte” ibaresinden sonra gelmek üzere “aynı mağdura karşı” ibaresinin eklenmiş olması da göz önünde bulundurulup, 5237 sayılı TCK'nın 7/2. madde ve fıkrası uyarınca; “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” hükmü de gözetilerek, 6763 sayılı Kanunun 35. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 254. maddesi uyarınca aynı Kanunun 253. maddesinde belirtilen esas ve usûle göre uzlaştırma işlemleri yerine getirilip, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
2- Kabul ve uygulamaya göre de:
a) 05.07.2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin etkinleştirilmesi amacıyla bazı kanunlarda değişiklik yapılması ve basın yayın yoluyla işlenen suçlara ilişkin dava ve cezaların ertelenmesi hakkında Kanunun “Dava ve cezaların ertelenmesi” başlıklı geçici 1. maddesinde;
“1) 31.12.2011 tarihine kadar basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı;
a) Soruşturma evresinde, 04.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171. maddesindeki şartlar aranmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine,
b) Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine,
c) Kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükmünün infazının ertelenmesine,
Karar verilir.
2) Hakkında kamu davasının açılmasının veya kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilen kişinin, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren üç yıl içinde birinci fıkra kapsamına giren yeni bir suç işlememesi hâlinde, kovuşturmaya yer olmadığı veya düşme kararı verilir. Bu süre zarfında birinci fıkra kapsamına giren yeni bir suç işlenmesi hâlinde, bu suçtan dolayı kesinleşmiş hükümle cezaya mahkûm olunduğu takdirde, ertelenen soruşturma veya kovuşturmaya devam olunur.
3) Mahkûmiyet hükmünün infazı ertelenen kişi hakkında bu mahkûmiyete bağlı olarak herhangi bir hak yoksunluğu doğmaz. Ancak bu kişinin, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren üç yıl içinde birinci fıkra kapsamına giren yeni bir suç işlemesi hâlinde, bu suçtan dolayı kesinleşmiş hükümle cezaya mahkûm olunduğu takdirde, ertelenen mahkûmiyet hükmüne bağlı hukuki sonuçlar kişi üzerinde doğar ve ceza infaz olunur.
4) Bu madde hükümlerine göre cezanın infazının ertelenmesi hâlinde erteleme süresince ceza zaman aşımı durur, kamu davasının açılmasının veya kovuşturmanın ertelenmesi hâlinde, erteleme süresince dava zaman aşımı ve dava süreleri durur.
5) Birinci fıkra kapsamına giren suçlardan dolayı hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmiş olması hâlinde dahi, bu madde hükümleri uygulanır.
6) Birinci fıkra kapsamına giren suçlardan dolayı verilmiş mahkûmiyet hükmünün infazının tamamlanmış olması hâlinde bu mahkûmiyet hükmüne bağlı yasaklanmış hakların 25.5.2005 tarihli ve 5352 sayılı Adlî Sicil Kanununun 13/A maddesindeki şartlar aranmaksızın geri verilmesine karar verilir.
7) Bu madde hükümlerine göre verilen kamu davasının açılmasının, kovuşturmanın veya cezanın infazının ertelenmesi kararları adlî sicilde bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi hâlinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.
8) Bu madde hükümlerine göre kamu davasının açılmasının, kovuşturmanın veya cezanın infazının ertelenmesi kararlarının verildiği hâllerde, bu suçlar 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun erteleme ve tekerrüre ilişkin hükümlerinin uygulanmasında göz önünde bulundurulmaz” hükmü yer almaktadır.
Madde gerekçesinde de; “Temel hak ve hürriyetlerden kabul edilen ifade ve basın özgürlüğü, çoğulcu demokrasilerde vazgeçilmez ve devredilemez bir hak kabul edilmektedir. İleri demokrasilerin 'olmazsa olmaz şartı' olan ifade ve basın hürriyeti, birçok hak ve hürriyetin temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin kaynağı olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle, ifade hürriyeti, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, Anayasamızda da ayrıntılı düzenlemelere tâbi tutulmuştur. Bu özgürlüğün kullanım araçlarından biri de basın yahut sözlü veya görüntülü yayın araçlarıdır. Bu araçların, amacına uygun olarak işlevlerini yerine getirmeleri bakımından korunmaları demokratik toplumlarda asıl olup, bu anlamda basın ve yayın özgürlüğü önündeki engeller kaldırılarak ve güvenceler sağlanarak, haber ve düşünceyi özgür kılmak hedeflenmektedir. Bu nedenle, basın yayın yoluyla işlenen suçlara ilişkin dava ve cezaların infazının ertelenmesine ilişkin bazı düzenlemeler yapılması toplumsal barışın sağlanması ve sürdürülmesi bakımından büyük bir önem taşımaktadır” açıklamalarına yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere, 6352 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinde yer alan düzenleme ile 31.12.2011 tarihine kadar işlenen suçlar bakımından, soruşturma evresinde kamu davasının açılmasının ertelenmesine, kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine, kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükmünün infazının ertelenmesine karar verilebilmesi için suçun;
1- 31.12.2011 tarihine kadar işlenmiş olması,
2- Basın ve yayın yoluyla veya sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş bulunması,
3- Adli para ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektirmesi,
Koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Kanun koyucu tarafından tıpkı 03.09.1999 tarihli ve 23809 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4454 sayılı basın ve yayın yoluyla işlenen suçlara ilişkin dava ve cezaların ertelenmesine dair kanunda olduğu gibi, bu düzenlemeyle kanunun kapsamına giren fiiller suç olmaktan çıkarılmamış ve unsurlarında değişiklik yapılmamıştır. Maddenin ikinci fıkrasında, hakkındaki kamu davasının açılmasının veya kovuşturmanın ertelenmesine karar verilen kişinin kararın verildiği tarihten itibaren üç yıl içinde birinci fıkradaki kapsama giren yeni bir suç işlememesi hâlinde kovuşturmaya yer olmadığı veya düşme kararı verileceği, aksi durumda ise soruşturma ve kovuşturmaya devam olunacağı hüküm altına alınmıştır.
“Basın ve yayın yoluyla” işlenmiş suçların bahse konu madde kapsamına girdiği hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Ceza kanunlarının uygulanmasında, “basın ve yayın yolu ile” deyiminden anlaşılması gerekenin; “her türlü yazılı, görsel, işitsel ve elektronik kitle iletişim aracıyla yapılan yayınlar” olduğu TCK'nın 6/1-g madde, fıkra ve bendinde açıkça ifade edilmiş olup, işlenen suçun, “Basın ve yayın yoluyla” işlenip işlenmediğine karar verilirken, anılan düzenleme dikkate alınmaldır.
“Basın ve yayın yoluyla” işlenmiş suçlar dışında, madde kapsamına alınan diğer suçlar ise “sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle” işlenmiş suçlar olup, bu suçlardan ve “sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle” ibarelerindeki “yöntem” sözcüğünden ne anlaşılması gerektiği ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 16.10.2018 tarihli ve 2017/632 - 2018/436 sayılı kararında; “... 6352 sayılı Kanunun geçici 1. maddesindeki düzenlemenin gerekçesi de göz önüne alındığında ‘sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleri’ ibaresi geniş yorumlanarak, sadece düşüncenin değil, kanaat ve değer yargılarını içeren açıklamaların da korunduğu, maddenin uygulanma kapsamının suça göre değil, suçun işlenme yöntemine göre belirlenmesi gerektiği kabul edilmelidir. Buna göre, suç bir düşünce ve kanaat açıklama yöntemi ile işlenmiş ise hangi suç olursa olsun, suç tarihi ve maddede öngörülen cezanın tür ve süresi nazara alınarak madde kapsamında değerlendirilecektir. Yöntemin, ‘bir amaca ulaşabilmek için izlenen yol, usul ve metot’ anlamına geldiği gözetildiğinde, basın yayın yoluyla işlenen suçlar dışında ‘sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenen suçların anılan madde kapsamına girebilmesi için düşünce ve kanaat açıklama yönteminin, a- Hukuk düzeni karşısında meşru bulunması, yani yöntemin kendisinin bizzat suç teşkil etmemesi, b- Toplum düzeni içerisinde konuşma, seminer, sempozyum, konferans, resim, heykel gibi mutat bir ifade ve kanaat açıklama yöntemi olması, c- İfade ve kanaat açıklama hakkının özüne aykırı bulunmaması, gerekmektedir... Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 16.09.2014 tarihli ve 96-375, 16.09.2014 tarihli ve 147 - 376, 11.07.2014 tarihli ve 386 - 353, 10.11.2015 tarihli ve 111 - 381 ile 22.05.2018 tarihli ve 195 - 225 sayılı kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır...” şeklinde açıklanmış, anılan karardaki; “basın yayın yoluyla işlenen suçlar dışında ‘sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenen suçların anılan madde kapsamına girebilmesi için” ibareleri ile de “sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle” işlenmiş suçların madde kapsamına girebilmesi için belirlenen koşulların, basın ve yayın yoluyla işlenmiş suçlar bakımından aranmadığı ayrıca vurgulanmıştır.
Bu açıklamalar ışığında incelenen dosyada;
Sanık ...’ın, aralarındaki arkadaşlık ilişkisine sona erdiren mağdur ...’in özel hayatına ilişkin resimlerini, mağdur tarafından yazılmış algısı doğuran ve onun huzurunu bozan yorumlarla birlikte mağdurdan habersiz açtığı facebook hesabı üzerinden 12.12.2010 tarihine kadar yayımlayarak, üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren TCK'nın 134/2. madde ve fıkrasındaki görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal ile TCK’nın 123/1. madde ve fıkrasındaki kişilerin huzur ve sükununu bozma suçlarını işlediğinin iddia edilmesi karşısında, sanık hakkında, suç tarihinden sonra, 05.07.2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı hizmetlerinin etkinleştirilmesi amacıyla bazı kanunlarda değişiklik yapılması ve basın yayın yoluyla işlenen suçlara ilişkin dava ve cezaların ertelenmesi hakkında Kanunun geçici 1. maddesinin 1. fıkrasında yer alan; “31/12/2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı; a) Soruşturma evresinde, 04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171. maddesindeki şartlar aranmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine, b) Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine, c) Kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükmünün infazının ertelenmesine, karar verilir.” hükmü gereğince kovuşturmanın ertelenmesine karar verilmesi gerekirken, sanığa yüklenen suçların belirli olmayan ve birden fazla kişi tarafından algılanabilme imkanı bulunan facebook adlı sosyal paylaşım sitesi üzerinden işlendiği kabul edilmesine rağmen 6352 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 1. fıkrasını göz ardı eden gerekçelerle yazılı şekilde mahkumiyet hükümleri kurulması,
b) TCK'nın 6/1-g madde, fıkra ve bendinde, ceza kanunlarının uygulanmasında, basın ve yayın yolu ile deyiminden; her türlü yazılı, görsel, işitsel ve elektronik kitle iletişim aracıyla yapılan yayınların anlaşılacağının belirtilmesi karşısında, mağdurun özel hayatına ilişkin resimlerini, facebook adlı sosyal paylaşım sitesi üzerinden belirsiz sayıda kişinin görgüsüne sunan sanık hakkında, hükmedilen temel cezada, suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan TCK'nın 134/2-2. madde, fıkra ve cümlesi gereğince, yarı oranında artırım yapılması gerektiği gözetilmeden, anılan maddenin uygulanmaması suretiyle görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan sanığa eksik ceza tayini,
c) T.C. Anayasa Mahkemesinin, TCK'nın 53. maddesine ilişkin olan 2014/140 Esas - 2015/85 Karar sayılı iptal kararının 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olması nedeniyle iptal kararı doğrultusunda TCK'nın 53. maddesindeki hak yoksunluklarının yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, sair yönleri incelenmeksizin hükümlerin bu nedenlerle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, aynı Kanunun 326/son maddesi uyarınca görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçuna ilişkin ceza miktarı yönünden sanığın kazanılmış hakkının infazda gözetilerek saklı tutulmasına, 16.03.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
12. Ceza Dairesi, 2023/4267 E., 2023/4562 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Asliye Ceza Mahkemesi'nin 07.04.2015 tarihli ve 2014/421 Esas, 2015/389 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 123 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 inci maddesi, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları ile 58 inci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca neticeten 2 ay 15 gün hapis cezası
12. Ceza Dairesi 2023/4267 E. , 2023/4562 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2022/628 E., 2022/947 K.
SUÇ : Kişilerin huzur ve sükununu bozma
HÜKÜM : Mahkumiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Sanık hakkında Yargıtay 4. Ceza Dairesince verilen bozma kararı üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Kayseri 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 07.04.2015 tarihli ve 2014/421 Esas, 2015/389 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 123 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 inci maddesi, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları ile 58 inci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca neticeten 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilmiştir.
2. Kayseri 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 07.04.2015 tarihli ve 2014/421 Esas, 2015/389 Karar sayılı kararının sanık müdafii tarafından temyizi üzerine Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 09.03.2021 tarihli ve 2020/11386 Esas, 2021/8377 Karar sayılı kararı ile tekerrüre esas alınan suçun uzlaşma kapsamına girmesi nedeniyle uyarlama yargılaması yapılıp yapılmadığının tespit edilmesi gerektiği, 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi nedeniyle uygulama imkanı bulunmadığı, 5237 sayılı Kanun'un 50 inci maddesindeki seçenek yaptırımların ve 51 inci maddesindeki erteleme hükümlerinin tartışılması gerektiği ve basit yargılama hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi gerektiği gerekçeleriyle bozulmasına karar verilmiştir.
3. Kayseri 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 08.12.2021 tarihli ve 2021/260 Esas, 2021/1066 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 123 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 inci maddesi, 5271 sayılı Kanun'un 251 inci maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi ve 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları ile 58 inci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca neticeten 1 ay 26 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilmiştir.
4. Kayseri 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 08.12.2021 tarihli ve 2021/260 Esas, 2021/1066 Karar sayılı kararına sanık müdafii tarafından itiraz edilmesi üzerine yerel mahkemece 5271 sayılı Kanun'un 251 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince genel hükümlere göre yargılamaya devam edilmesine karar verilmiştir.
5. Kayseri 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 06.12.2022 tarihli ve 2022/628 Esas, 2022/947 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 123 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 inci maddesi, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları ile 58 inci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca neticeten 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilmiştir.
6. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 02.05.2023 tarihli ve 2023/28082 sayılı hükmün onanması görüşünü içeren Tebliğname ile Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz isteği; suçun unsurları oluşmadığından sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1. Kayseri 3. Asliye Ceza Mahkemesi gerekçesinde "08/05/2014 tarihinde, müştekinin işe gitmek için belediye otobüs durağında beklediği, bu sırada sanığın ... plakalı aracıyla, otobüs durağının karşısında beklemeye başladığı ve sürekli olarak müştekiye baktığı, ona cep telefonu işareti yaptığı, eliyle müştekiyi kendisine doğru gel işareti ile çağırdığı, daha sonra aracı ile otobüs durağının yanına geldiği, bu sırada müştekinin gelen otobüse bindiği, otobüs hareket edince sanığın aracıyla otobüsü takip ettiği, otobüsün durduğu duraklarda, aracını durdurduğu daha sonra müştekinin bu otobüsten inip, başka bir otobüse bindiği, sanığın bu otobüsü de takip etmeye başladığı, sonradan takibini bitirdiği, 09/05/2014 tarihinde müşteki yine işe gitmek için otobüs durağına giderken sanığın yine aynı araçla otobüs durağının karşısında beklediği, ... içerisinden müştekiye baktığı, müştekinin gelen otobüse bindiği, sanığın bu otobüsü takip etmediği, bu şekilde sanığın ısrarla müştekiyi takip etmek suretiyle müştekinin huzur ve sükununu bozduğu ve böylece üzerine atılı suçun sübuta erdiği kanaatine varılmış, sanık savunmasına, müşteki beyanı ve kamera kayıtları dikkate alınarak itibar edilmemiş,
Sanığın daha önce kasıtlı suçlardan mahkum olması ve bu şekilde kişilik özellikleri dikkate alınarak ileri de yeniden suç işlemeyeceği kanaatine varılmaması ve dolayısıyla CMK'nın 231. maddesinin 6/a-b-c fıkrasında düzenlenen şartların birlikte gerçekleşmemesi sebebiyle sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümler uygulanmamış ve cezalandırılmasına yönelik aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur" denilmek suretiyle sanık hakkında verilen mahkumiyet kararının temyiz incelemesi neticesinde bozulmasına karar verildiği, bozma gerekçesi doğrultusunda basit yargılama usulü uygulandığı ancak verilen bu karara da itiraz edildiği bu nedenle dosyanın yukarıda esasa kaydedildiği anlaşılmakla sanığın yukarıda belirtilen gerekçelerle cezalandırılmasına, sanığın dosyaya yansıyan suça meyilli kişiliği ve yeniden suç işlemeyeceği hususunda olumlu kanaat oluşmadığından CMK'nın 231 ve TCK'nun 51 maddeleri suçun işlenmesindeki özellikler nazara alınarak TCK'nın 50/1 maddesinin uygulanmasına yer olmadığına, mükerrir olan ve hapis cezasına mahkum edilen sanık hakkında TCK'nın 53 ve 58 maddelerinin uygulanmasına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda tekerrüre esas alınan mahkeme ilamına ilişkin olarak ek kararın dosya arasına alındığı, uzlaştırma neticesinde taraflar arasında uzlaşma sağlanamadığından infazın devamına karar verildiği bu nedenle tekerrüre esas alınan ilamın geçerliliğini koruduğu anlaşılmakla TCK'nın 58 maddesinin uygulanmasına karar verilmiştir." denilmiştir.
2. Sanık savunmasında "... ben suçlamayı kabul etmiyorum, ben müştekiyi tanımam, ancak benim çalıştığım ofisin önünden nerede ise hergün geçmektedir, bu sebeple görmüşlüğüm vardır, kesinlikle ben onu rahatsız etmedim, böyle bir kastımda olamaz, hakkımda öncelikle beraat kararı verilmesini, mahkeme aksi kanaatte ise hakkımda lehe olan hükümlerin uygulanmasını, ayrıca hakkımda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesini de kabul ederim, şikayetten vazgeçme olursa kabul ederim" demiştir.
3. Katılan beyanında "... 08.05.2014 günü saat 11.30 sıralarında ikametimden çıktım, otobüs durağına giderken ... plaka sayılı siyah renkli minibüs ışıklara geldiğimde bu ... durdu, ben karşıya geçtim, otobüs durağına gidip beklemeye başladım, bahse konu ... yolun karşı tarafında durağın karşısında beklemeye başladı, otoyu kullanan şahıs 35-40 yaşlarında, ortaboylu, kumral, düzgün giyimli şahıs ... içerisinden sürekli bana bakmaya başladı, bana cep telefonu işareti yaptı, eli ile beni kendisine
doğru çağırdı (gel, gel işareti ile) , ben rahatsız oldum, bir süre bekledikten sonra hareket etti, ileriden dönüş yapıp bu sefer otobüs durağının yanına geldi. Belediye otobüsü geldiği için ben otobüse bindim, otobüs hareket etti, ben otobüsün içerisinde orta koltuklardan birisine oturdum. Bahse konu ... belediye
otobüsü ile birlikte gidiyordu, otobüsün durduğu duraklarda bu araçta durdu, en son Seyit Burhanettin duraklarında indim, ... plaka sayılı siyah renkli minibüste bu durakta durdu. Ben Erkilet Boztepe otobüsüne bindim, bu ... bindiğim bu otobüsüde takip etmeye başladı, en son Kayseri Devlet hastanesi önündeki durakta gördüm. Daha sonraki duraklarda göremedim. Bu gün yine saat 11.30 sıralarında evden çıktım otobüs durağına gidiyordum ... plaka sayılı siyah renkli minibüs otobüs durağının karşısında yolun diğer tarafında gördüm, aynı sürücü oto içerisinde idi, bir süre yine bana baktı, ben herhangi bir tepki vermedim. Otobüs geldi ben otobüse bindim otobüs Meysu güzergahından gitti, başka bir otobüs aynı anda geldi jandarma istikametine gitti. ... plaka sayılı siyah renkli Wolsvagen minibüs e baktığımda jandarma istikametine gidiyordu. Ben bu sürücüyü görsem tanırım. Aramızda herhangi bir konuşma geçmedi, cinsel içerikli bir harekette bulunmadı, Bu olay ile ilgili tanıklık yapacak yanımda kimse yoktu, otobüs durağındaki şahıslarıda tanımıyorum. Beni takip etmesinden dolayı huzurum bozulmaya başladı, ismini bilmediğim ... plaka sayılı siyah renkli minibüs sürücüsünden davacı ve şikayetçiyim." demiştir.
4. Olaya ilişkin KGYS Mobese kayıtlarını içerir CD dosya içerisinde yer almaktadır.
IV. GEREKÇE
1. Sanığın katılanın bulunduğu otobüs durağının karşısında bekleyerek katılana el ile işaretler yaptığı, daha sonra da katılanın bindiği otobüsü takip ettiği, ertesi gün tekrar katılan otobüs durağında beklerken sanığın yine otobüs durağının karşısında bekleyerek sürekli katılana baktığı olayda, mahkemece sanığın kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunu işlediği kabulü ile mahkumiyetine hükmedilmesinde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
2. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Kayseri 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 06.12.2022 tarihli ve 2022/628 Esas, 2022/947 Karar sayılı kararında sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 31.10.2023 tarihinde karar verildi.
6. Ceza Dairesi, 2023/13349 E., 2023/10270 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
dan 5237 sayılı Kanun'un 106 ncı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca hükmolunan 3 ay 10 günlük hapis cezası ile 5237 sayılı Kanun'un 123 üncü maddesinin birinci fıkrası, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca hükmolunan 1 ay 7 gü
6. Ceza Dairesi 2023/13349 E. , 2023/10270 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Nitelikli tehdit, kişilerin huzur ve sükununu bozma
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet
Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 7035 sayılı Bölge Adliye ve Bölge İdare Mahkemelerinin İşleyişinde Ortaya Çıkan Sorunların Giderilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 21 inci maddesi uyarınca temyiz isteğinin süresinde olduğu, 1412 sayılı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Sanık hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/1359 İddianame No.lu iddianamesi ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 106 ncı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 125 inci maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 123 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 43 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca kamu davası açılmıştır.
2. ... 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 20.12.2011 tarihli ve 2011/374 Esas, 2011/1213 Karar sayılı kararıyla sanık hakkında nitelikli tehdit suçundan 5237 sayılı Kanun'un 106 ncı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca hükmolunan 3 ay 10 günlük hapis cezası ile 5237 sayılı Kanun'un 123 üncü maddesinin birinci fıkrası, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca hükmolunan 1 ay 7 gün hapis cezası hakkında 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.
3. Sanığın denetim süresinde kasten bir suç işlediğinden bahisle yapılan ihbar üzerine ... 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 13.04.2015 tarihli ve 2014/943 Esasi 2015/375 Karar sayılı kararı ile sanık hakkındaki hükümler açıklanarak 5237 sayılı Kanun'un 106 ncı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesi uyarınca hükmolunan 3 ay 10 günlük hapis cezası ile 5237 sayılı Kanun'un 123 üncü maddesinin birinci fıkrası, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesi uyarınca hükmolunan 1 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunlarına karar verilmiştir.
4. ... 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 13.04.2015 tarihli ve 2014/943 Esasi 2015/375 Karar sayılı kararının sanık müdafi tarafından temyizi üzerine Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 21.02.2018 tarihli ve 2017/7422 Esas, 2018/3166 Karar sayılı kararı ile;
"...1-Hükmün açıklanmasına neden olan kasıtlı suçun, TCK'nın 125/1. maddesi uyarınca hükmolunan hakaret olması, 02/12/2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaşma hükümleri yeniden düzenlenmiş ve sanığa isnat edilen bu suç önceden de uzlaşma kapsamında ise de, 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesiyle, 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesinin 24 ve 25. fıkralarındaki uzlaştırma bürosuna ilişkin düzenleme dikkate alınıp, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, uzlaştırma işlemi uygulanarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması karşısında, anılan suç yönünden, uyarlama yargılaması yapılıp yapılmadığı araştırılarak, anılan hüküm yönünden uzlaştırma işleminin olumlu sonuçlanmış olması durumunda, sanığın denetim süresinde işlediği başkaca kasıtlı suçlardan mahkum olup olmadığı tespit edilip sonucuna göre, açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanıp açıklanmayacağının değerlendirilmesi zorunluluğu,
2-Açıklanmasına karar verilecek yeni hükmün Yargıtay incelemesine tabi olacak ve kesinleşmesi halinde infaza verilecek hüküm olacağı bu nedenle kararın dayandığı tüm kanıtların, bu kanıtlara göre ulaşılan sonuçların, iddia, savunma, tanık anlatımları ve dosyadaki diğer belgelere ilişkin değerlendirmeler ile sanığın eyleminin ve yüklenen suçun unsurlarının nelerden ibaret olduğunun, hangi gerekçeyle hangi delillere üstünlük tanındığının açık olarak gerekçeye yansıtılması gerekirken, açıklanan ilkelere uyulmadan, Anayasanın 141/3 ve 5271 sayılı CMK'nın 34 ve 230, 232, 289/1-g (1412 sayılı CMUK'nın 308/7.) maddelerine aykırı davranılarak gerekçesiz hüküm kurulması,
3-02/12/2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaştırma hükümlerinin yeniden düzenlenmesi, sanığa isnat edilen TCK'nın 106/1. maddesi kapsamındaki tehdit suçunun uzlaştırma kapsamında bulunması, kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunun ise, suç tarihi itibariyle 5271 sayılı CMK’nın 253/3-son cümlesi uyarınca tehditle birlikte işlenmesi nedeniyle uzlaşma kapsamında bulunmadığının anlaşılması ve yeni düzenleme karşısında, kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu yönünden de uzlaştırma önerisinde bulunulmasının gerektiği anlaşılmış olmakla, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, uzlaştırma işlemi uygulanarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması,..."
Nedenleriyle bozulmasına karar verilmiştir.
5. Bozma kararı üzerine ... 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.02.2019 tarihli ve 2018/569 Esas, 2019/170 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 106 ncı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesi uyarınca 3 ay 10 günlük hapis cezası ile 5237 sayılı Kanun'un 123 üncü maddesinin birinci fıkrası, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesi uyarınca 1 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunlarına karar verilmiştir.
6. ... 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.02.2019 tarihli ve 2018/569 Esas, 2019/170 Karar sayılı kararının sanık müdafi tarafından temyizi üzerine Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 09.02.2022 tarihli ve 2020/787 Esas, 2022/3985 Karar sayılı kararı ile hükmün;
"...1-TCK’nin 61/5. maddesi uyarınca hüküm kurulurken, sırasıyla teşebbüs, iştirak, zincirleme suç, haksız tahrik, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı ve cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsî sebeplere ilişkin hükümler ile takdiri indirim nedenleri uygulanarak sonuç cezanın belirlenmesi gerektiği gözetilmeyerek, sanık hakkında netice ceza belirlenirken, önce haksız tahrik ile ilgili TCK’nın 29. maddesi uyarınca indirim yapılması ve ardından zincirleme suça dair TCK’nın 43. maddesi uyarınca artırım yapılması suretiyle ilgili kanun maddesine aykırı davranılması,
2-17/10/2019 gün ve 7188 sayılı Kanunun 24. maddesiyle değişik CMK'nın 251. maddesinde " Basit Yargılama Usulü" düzenlenmiş olup, bu düzenlemenin uygulanmasıyla ilgili olarak, CMK'ya 7188 sayılı Kanunla eklenen geçici 5. maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan "hükme bağlanmış" ibaresinin, Anayasa Mahkemesinin 14/01/2021 tarihli ve 2020/81 esas, 2021/4 sayılı kararıyla "basit yargılama usulü " yönünden Anayasa'nın 38. maddesine aykırı görülerek iptaline karar verilmesi karşısında; temyiz incelemesi yapılan ve CMK'nın 251/1. maddesi kapsamına giren suçlar yönünden; Anayasa' nın 38. maddesi ile 5237 sayılı TCK' nın 7 ve CMK' nın 251 vd. maddeleri gereğince yeniden değerlendirme yapılması zorunluluğu..."
Nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.
7. Bozma kararı üzerine ... 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.06.2022 tarihli ve 2022/194 Esas, 2022/438 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 106 ncı maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesi uyarınca 3 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, aynı Kanunun 123 üncü maddesinin birinci fıkrası, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddeleri uyarınca 1 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık Müdafiinin Temyiz İsteği; hükmün bozulmasına, vesaire ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1. Sanık ile katılanın eylem tarihinden önce duygusal arkadaşlıklarının bulunduğu, sanığın katılandan ayrılıp başka biri ile nişanlanması sonucu sanığın katılanı cep telefonuna attığı mesajlar ile zincirleme şekilde tehdit ettiği ve katılanın huzur ve sükununu bozduğu anlaşılmaktadır.
2. Sanık vakıayı ikrar ederek katılanın kendisini evlilik vaadiyle kandırıp cinsel ilişkiye girdiklerini ve başkasıyla nişanlanmasının öfkesi ile eylemi gerçekleştirdiğini beyan ettiği görülmektedir.
3. Katılan aşamalarda tutarlı beyanlarda bulunmaktadır.
4. Mahkemece, Hukukî Süreç başlığının yedinci fıkrasında yer alan bozma ilamının gereğinin yerine getirildiği görülmektedir.
IV. GEREKÇE
1. ... 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.06.2022 tarihli ve 2022/194 Esas, 2022/438 Karar sayılı kararında sanığın atılı suçu işlediğinin katılan beyanları ve ikrar içeren savunma karşısında sabit olduğu anlaşıldığından bir hukuka aykırılık bulunmamıştır.
2. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle ... 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.06.2022 tarihli ve 2022/194 Esas, 2022/438 Karar sayılı kararında sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükümlerin, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,
02.05.2023 tarihinde karar verildi.
4. Ceza Dairesi, 2021/33683 E., 2024/6999 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 123 üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.
4. Ceza Dairesi 2021/33683 E. , 2024/6999 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2019/241 E., 2019/1158 K.
SUÇLAR : Kişilerin huzur ve sükununu bozma, hakaret
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
A. İlk Derece Mahkemesinin Kararı
1. İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 125 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen hakaret suçundan, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraat
2. İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 123 üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile sanık hakkında hakaret ve kişilerin huzur ve sükununu bozma suçlarından İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümler 5271 sayılı Kanun'un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kaldırılarak,
1. 5237 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinin birinci fıkrası ile 62, 53 ve 58 inci maddeleri uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve verilen cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine,
2. 5237 sayılı Kanun'un 123 üncü maddesinin birinci fıkrası ile 62, 53 ve 58 inci maddeleri uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve verilen cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz isteği, rızası bulunmadan alınan ses kaydının hukuka aykırı delil niteliğinde olduğuna, savunmalarının aksine cezalandırılmasını gerektirir yasal delilin bulunmadığına, sonuç cezanın adli para cezasına çevrilebileceği gözetilmeden hapis cezasına mahkum edilmesinin hakkaniyete aykırı olduğuna ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
Sanığın telefonla saat 21:45, 21:47, 23:54, 00:06 ve 00:15'te aramak suretiyle katılanın huzur ve sükununu bozduğu, yine bir telefon görüşmesi sırasında katılana hitaben ''ya a... k... o..., s... git, a... k... s..., k... a... k... s... s... git'' şeklinde sövmek suretiyle hakaret suçunu işlediği iddiasıyla ile açılan davada; yüklenen fiilin Kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan, yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle ise hakaret suçundan sanık hakkında beraat kararı verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İddia edilen eylemin kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunun unsurlarını oluşturduğu, ayrıca katılanın amacının sanığı daha öncesinde kendisine yapılan hakaret eylemi nedeniyle uyarmak olup herhangi bir şekilde sanığın kendisine yeniden hakaret etmesini sağlayarak delil elde etmek olmadığı, katılanın sanığı bu yönde tahrik etmediğinin konuşma içeriğinden anlaşıldığı, dolayısıyla İlk Derece Mahkemesince yasak delil olarak nitelendirilen ses kaydının yasal delil olarak dikkate alınmasında herhangi bir engel bulunmadığı kanaatine varıldığından sanığın atılı suçlardan beraatine ilişkin ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına ve sanığın mahkumiyetine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
Sanığın Temyiz Sebepleri ile 5271 Sayılı Kanun'un 289 uncu Maddesinde Sayılan Kesin Hukuka Aykırılık Halleri de Gözetilerek Maddi Ceza Hukukuna İlişkin Sair Sebepler Yönünden Yapılan İncelemede;
Adil yargılanma ... Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 6 ncı maddesinde düzenlenmiştir. AİHS'nin 6 ncı maddesi bireyin gerek medeni ve gerek cezai muhakemedeki haklarını belirlemektedir. Maddenin birinci bölümü hem ceza hem de hukuk (medeni) yargılaması için genel esasları bildirmektedir. Diğer paragraflar, yani ikinci ve üçüncü paragraflar ise, ağırlıklı olarak, yakalama anından başlayarak ceza hukukuna ilişkin düzenlemeleri içermektedir.
Adil yargılanma ..., taraflar arasında (hukuk davasında davacı ve davalı, ceza yargılamasında sanık ve iddia makamı) bir fark gözetilmeksizin, karşılıklı olarak iddia ve savunmanın eşit ölçülerde yapılabilmesi anlamına gelir. ... düzenleyen 6 ncı madde pek çok hak ve ilkeyi içeren genel bir madde olup, yargılamanın hakkaniyete uygun, adil bir biçimde yerine getirilmesini amaçlar.
Adil yargılanma ... sözleşmenin 6. maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir:
“1- Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.
2- Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır.
3- Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
a) Kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinden en kısa sürede, anladığı bir
dilde ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek;
b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak;
c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;
d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek;
e) Mahkemede kullanılan dili anlamadığı veya konuşamadığı takdirde bir tercümanın yardımından ücretsiz olarak yararlanmak.”
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) göre bu hak demokratik toplumda son derece bir önemli yer tutmakta olup, AİHS'nin bu maddesinin dar bir yoruma tutulmasının hiçbir haklı gerekçesi olamaz. AİHS 6 ncı maddesinin birinci fıkrası geniş yorumlamayı gerektirmektedir. Zira bu demokratik ve adil toplum isteğinin bir sonucudur. Metinde, açık bir şekilde ifade edilen bu hakların yanısıra bazı zımni güvenceler de yer almaktadır. Bu güvenceler, zamanla Mahkeme yargıçları tarafından geliştirilmiş olup, AİHS'nin dondurulmuş, değişmez bir araç olmadığını aksine toplumun evrimine ayak uydurduğunu göstermektedir.
Adil yargılanma ... askeri, özel veya idari ayrımı olmaksızın tüm mahkemelerdeki yargılamaları kapsar. 6 ncı madde kapsamındaki düzenlemelerin uygulama alanı sadece ‘muhakeme süreci’ değildir. Bunun yanında yargılamaya hazırlık (önceki) ve hükmün uygulanması aşamasında (sonraki) da altıncı maddenin kapsamı dâhilindedir. Örneğin ceza yargılamasında polisin yakalama anından itibaren, altıncı kapsamında değerlendirilmeye tabidir.
6 ncı maddede yer alan güvenceleri yerine getirmek için taraf devletler gerekli önlemleri, kendi takdir alanları içerisinde almak zorundadır. Ancak alınan önlemler mahkeme denetimine tabi olabilecektir. Sözleşme organlarının gerçekleştirdiği denetim işin esasına, kararın doğruluğu veya yanlışlığına yönelik olmayıp Sözleşme açısından denetlenen şey, varılan sonuçtan ziyade yargılama sürecidir. Diğer bir deyişle adil bir karar verilebilmesi için gerekli koşulların sağlanıp sağlanmadığı, kişinin davasını savunması için uygun ve etkili imkânlar verilerek yargılama yapılıp yapılmadığı noktasındadır.
Anayasa'nın 90 ncı maddesinde, usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası antlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasa'ya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı ve usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda uluslararası antlaşma hükümlerinin esas alınacağı hüküm altına alınmıştır. Tarafı olduğumuz AİHS, bu kapsamda değerlendirilmelidir.
Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre hak arama özgürlüğünün en önemli iki ögesini oluşturan iddia ve savunma haklarını kısıtlayacak, bu hakların eksiksiz kullanımını engelleyecek ve adil yargılanmaya engel olacak yasa kurallarının Anayasa’nın 36 ncı maddesine aykırılık oluşturacağı açıktır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma ..., kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir.
Ceza muhakemesi kapsamında bir suçlamayla karşı karşıya kalan şüpheli ya da sanığın sahip olduğu en önemli hakların başında suçlamadan kurtulmasını sağlayacak olan savunma hakkına sahip olması gelir. Anayasa’nın 36 ncı maddesinde savunma ... güvence altına alınmakla birlikte anılan maddede belirtilen “meşru vasıta ve yollardan faydalanmak” ifadesi, bu kapsamda müdafi yardımından yararlanmayı da içermektedir. Böylece şüpheli veya sanık, kendisini bizzat savunabileceği gibi seçilen ya da atanan bir müdafi yardımından da yararlanabilecektir. Suç isnadı ile karşı karşıya kalan şüpheli ya da sanığın müdafi yardımından yararlanması, savunma hakkının işlerlik kazanması bakımından önemlidir.
Her hukuk dalında, kişilerin hak ve özgürlüklerini güvence altına alma ve toplum menfaatini koruma amacı vardır. Ceza muhakemesi hukukunun amacı, suçluları cezalandırmak suretiyle toplumun menfaatlerini korumak ve suçsuzların cezalandırılmasını önlemek suretiyle sanığın menfaatlerini garanti altına almaya çalışmaktır. Bu iki menfaati bağdaştırmak gerekir. Bu bağdaştırma neticesinde de maddi gerçeğe ulaşma amacı ortaya çıkmıştır. Kişilerin ve toplumun menfaatini korumak, maddi gerçeğe ulaşmakla mümkün olur. Ancak maddi gerçeğe ulaşılması amacı, mutlak değildir. Maddi gerçeğe ulaşılamamasına neden olsa bile, korunması gereken yüksek menfaatler vardır. Gerçek, hukuki yollara başvurularak ortaya çıkarılmalıdır. Bu nedenle günümüz ceza muhakemesi hukukunda, maddi gerçeğe ulaşılması, insan onuruna saygı gösterilmesi ve masumların cezalandırılması riskinin azaltılması hedeflerinin tamamına aynı anda ulaşılmaya çalışılması gerekir.
Maddi gerçeğe ulaşılabilmesinin önemli şartlarından birini de adil ve etkin bir şekilde yürütülen ceza kovuşturması oluşturmaktadır. Ceza yargılamasında soruşturma ve kovuşturma evreleri bir bütün olup adil yargılanma ..., soruşturma evresinde olduğu gibi kovuşturma evresi yönünden de geçerlidir. Bu bağlamda savunma hakkının etkili kullanımı maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, dolayısıyla etkin kovuşturma bakımından hayati derecede önemlidir. Bu açıdan da savunma hakkının etkin şekilde kullanılmasına hizmet eden müdafi yardımından yararlanma ... maddi gerçeğe ulaşmak amacına da hizmet eder. Başka bir ifade ile sanığın müdafi vasıtasıyla kovuşturma aşamasında kendini savunması, adil bir yargılamaya ve bu yargılama sonucunda verilecek hükmün maddi gerçekle örtüşmesine aracılık eder.
Kanun yoluna başvurma ... da hak arama hürriyeti ve adil yargılanma ... kapsamındadır. Kanun yolu, bir yargı yeri tarafından verilen ve hukuka aykırı olduğu ileri sürülen bir kararın kural olarak başka bir yargı yeri tarafından incelenmesini sağlayan hukuki bir yoldur. Kanun yolunun amacı, yargı yerleri tarafından verilen kararların kural olarak başka bir yargı yeri tarafından denetlenmesine imkân tanımak suretiyle daha güvenceli bir yargı hizmeti sunmaktır. Adil yargılanma hakkının güvencelerinin kanun yolu başvurusu üzerine yapılacak yargılamalarda da korunması gerekir. AİHM de kanun yolu başvurusu sonucunda sanığın duruşmada bizzat hazır bulunmaması durumunda müdafiinin de duruşmaya kabul edilmemesini ya da istinaf başvurusunun reddedilmesini adil yargılanma hakkının ihlali olarak değerlendirmiştir (bkz.Neziraj/Almanya,B. No: 30804/07, 8/11/2012).
Öte yandan kovuşturmanın etkinliğini oluşturan başlıca unsurlardan biri de kovuşturmanın mümkün olan en kısa sürede bitirilmesidir. Makul süreyi, davanın taraflarına ilave maliyetler yüklemeyen ve yargılama sonucunda hakkın mahkeme tarafından teslimini bile anlamsız hale sokmayacak bir süre olarak tanımlamak mümkündür. Altıncı maddede adaletin etkinliğini ve inandırıcılığını zedeleyebilecek gecikmeler olmaksızın sağlanmasının öneminin altı çizilir. Makul süre şartı ile kişinin medeni hukuka ilişkin olarak ya da itham edildiği suç nedeniyle içinde bulunduğu güvensiz durumun makul bir süre içinde ve adli bir karar yoluyla giderileceği teminat altına alınır. Ceza davalarının makul bir süre içinde sonuçlandırılması, suçsuzluk karinesi, kişi özgürlüğü ve kendini savunma hakkıyla doğrudan ilişkilidir.
AİHM her olay için geçerli sayılabilecek bir makul süre belirlememiştir. Makul süre somut olayın özelliklerine göre tespit edilmelidir. AİHM içtihatlar ile yön bulduğu üzere makul sürenin başlangıcı, medeni haklarla ilgili davalarda, davanın yetkili yargı yerine götürüldüğü tarihtir. Ceza davalarında ise başlangıç tarihi suçlamanın isnad edildiği yani kişinin suçu işlediği şüphesi altında olduğu tarihtir.
AİHM, Zimmermann ve Steiner/İsviçre davasında, dava süresinin makul olup olmadığının saptanmasında kullanılacak ölçütleri şu şekilde belirlemiştir: “6 ncı maddenin birinci fıkrası hükümlerinde belirtilen, davaların makul süre içinde görülmesi şartı, her bir davanın özel koşullarına göre değerlendirilmesi gerekir… Mahkeme’nin göz önünde bulundurduğu hususlar arasında, davadaki olaylara veya hukuka ilişkin meselelerin karmaşıklığı, başvurucuların ve yetkili mercilerin davranışları ve başvurucular açısından başvurunun konusunun taşıdığı önem vardır; ayrıca, sadece Devlet’in neden olduğu gecikmeler davanın “makul bir süre içinde” görülmesi şartına uyulmaması sonucunu doğurabilir…"
Anayasa’nın 141 nci maddesinin son fıkrasında “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.” denilmek suretiyle davaların makul bir süre içinde bitirilmesi gerekliliği açıkça ifade edilmiştir. Bu ilke gereğince devlet, yargılamaların gereksiz yere uzamasını engelleyecek etkin tedbirler almak zorundadır. Bu bağlamda hukuk sisteminin ve özellikle yargılama usulünün yargılamaların makul süre içerisinde bitirilmesini mümkün kılacak şekilde düzenlenmesi ve bu düzenlemelerde davaların nedensiz olarak uzamasına yol açacak usul kurallarına yer verilmemesi, makul sürede yargılanma ilkesinin bir gereğidir. Ancak bu amaçla alınacak kanuni tedbirlerin yargılama sonucunda işin esasına yönelik adil ve hakkaniyete uygun bir karar verilmesine engel oluşturmaması gerektiği de tartışmasızdır. Bu ilkelere uygun olmak kaydıyla yargılama yöntemini belirlemek ise Anayasa’nın 142 nci maddesi gereğince kanun koyucunun takdir yetkisindedir. Hiç kuşkusuz bu takdir yetkisinin Anayasa’da güvence altına alınmış olan adil yargılanma hakkının özüne dokunmaması gerekir.
Hakkın özü, dokunulduğunda söz konusu temel hak ve özgürlüğü anlamsız kılan çekirdek alanı ifade etmekte olup bu yönüyle her temel hak açısından kişiye dokunulmaz asgari bir alan güvencesi sağlamaktadır. Bu çerçevede hakkın kullanılmasını önemli ölçüde güçleştiren, ... kullanılamaz hâle getiren veya ortadan kaldıran sınırlamalar hakkın özüne dokunmaktadır. Savunma ... bağlamında da bu hakkın ortadan kaldırılması, kullanılamaz hâle getirilmesi veya kullanılmasının aşırı derecede güçleştirilmesi sonucunu doğuran müdahalelerin, bu hakkın özünü zedeleyeceği açıktır. Kanun koyucunun, yargılamaların mümkün olan en kısa sürede bitirilmesi kapsamında istinaf yargılamasını hızlandıran çeşitli tedbirler öngörmesi takdir yetkisi kapsamındadır. Ancak bu tedbirler adil yargılanma hakkının ve bu kapsamda savunma hakkının özüne dokunmamalıdır. Bu nedenle adil yargılanmanın güvencelerinden olan müdafi yardımından yararlanma hakkını ortadan kaldıran ya da kullanılmasına imkân vermeyen usul kuralları şüphesiz ki adil yargılanma hakkının özüne dokunur.
Bu açıklamalar ışığında somut olayda, Anayasa'nın 90 ncı maddesi ile AİHS'nin adil yargılanmayı düzenleyen 6 ncı maddesine aykırı olarak; ilk derece mahkemesince sanık hakkında verilen beraat hükümleri kaldırılarak sanığın mahkumiyetine hükmedilmesine karşın sanığın savunması alınmadan karar verilmek suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,
Nedeniyle hukuka aykırılık görülmüştür.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanığın temyiz istemi yerinde görüldüğünden Bölge Adliye Mahkemesi'nin kararının 5271 sayılı Kanun'un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğnameye uygun olarak, sair yönler incelenmeksizin oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
20.05.2024 tarihinde karar verildi.
12. Ceza Dairesi, 2023/991 E., 2024/6745 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Yerel Mahkemenin sanık hakkında kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 123/1, 62/1 ve 51. maddeleri uyarınca erteli 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılması kararına yönelik katılan vekilinin temyiz istemine dayalı olarak yapılan inceleme sonucunda Yargıtay 4.
12. Ceza Dairesi 2023/991 E. , 2024/6745 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2021/677 E., 2022/74 K.
SUÇ : Kişilerin huzur ve sükununu bozma
HÜKÜM : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Sanık hakkında Yargıtay 4. Ceza Dairesince verilen bozma ilâmı üzerine kurulan hükmün; katılan vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesindeki temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Yerel Mahkemenin sanık hakkında kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 123/1, 62/1 ve 51. maddeleri uyarınca erteli 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılması kararına yönelik katılan vekilinin temyiz istemine dayalı olarak yapılan inceleme sonucunda Yargıtay 4. Ceza Dairesince verilen 06.09.2021 tarihli bozma ilâmı üzerine Yerel Mahkemece yapılan yargılama sonunda sanık hakkında kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 123/1, 62/1 ve 51. maddeleri uyarınca erteli 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılması karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca hükmün bozulmasına karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan vekilinin temyiz sebepleri; cezanın alt sınırdan verildiğine, lehe hükümlerin sanık için uygulanmaması gerektiğine, erteleme kararının verilmemesi gerektiğine, vesaire ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Yerel Mahkemece, Yargıtay 4. Ceza Dairesince verilen bozma ilâmı üzerine yapılan yargılama sonunda; dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede, mağdur çocuğu okul giriş çıkışlarında sürekli takip etmek ve çocuğa yönelik laflar söylemek suretiyle rahatsızlık verdiği kabul edilen sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 123/1. maddesindeki kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan mahkûmiyet kararı verilmiştir.
IV. GEREKÇE ve KARAR
Ödemiş 3. Asliye Mahkemesince sanığın adli sicil kaydında daha önce işlemiş olduğu kasıtlı suçtan dolayı hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının bulunuyor olması sebebiyle yeniden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilememiş olup, sanığın kişiliği, suçun işlenmesindeki özellikler nazara alınarak, dosyaya yansıyan bilgi ve kanıtlar değerlendirilip, denetime olanak verecek somut gerekçeler de gösterilmek suretiyle erteleme kararı açısından takdir hakkının kullanıldığı anlaşıldığından Tebliğnamedeki bozma içeren görüşe iştirak edilememiştir.
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşılmakla, Ödemiş 3. Asliye Ceza Mahkemesinin kararında katılan vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.11.2024 tarihinde karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Aynı iş yerinde çalıştığı M’ye karşı ilgi duyan F, M tarafından reddedilmesine rağmen, ısrarlı bir şekilde her gün M’nin sosyal medya hesaplarına “Neden beni anlamıyorsun?” ve “Bir şans daha ver.” şeklinde mesajlar göndermiş, M’nin kendisini engellemesi üzerine farklı hesaplar açarak eylemlerine devam etmiştir. Ayrıca, M’nin evinin önüne sık sık giderek arabasında beklemiş ve iş çıkış saatlerinde M’nin yol güzergahında karşısına çıkmıştır. F’nin bu eylemlerinde cinsel içerikli veya onur kırıcı herhangi bir ifade bulunmamakla birlikte, M üzerinde ciddi bir huzursuzluk oluşmuş ve M, işe giderken kullandığı yolu değiştirmek zorunda kalmıştır.
Bu olayda F’nin eylemlerinin TCK m. 123/A’da düzenlenen ısrarlı takip suçunu oluşturduğu kabul edildiğinde, bu suçun manevi unsurunun oluşumu bakımından aşağıdakilerden hangisi zorunludur?
A) Failin cinsel arzularını tatmin etme özel kastıyla hareket etmesi
B) Failin, eylemlerinin mağdurda ciddi bir huzursuzluk veya güvenlik endişesi oluşturacağını bilmesi ve istemesi
C) Failin sırf mağdurun huzur ve sükûnunu bozma maksadıyla hareket etmesi
D) Failin mağduru hukuka aykırı bir davranışta bulunmaya zorlama amacı gütmesi
E) Failin mağdurun şeref, onur ve saygınlığını rencide etme kastının bulunması