5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 125

Türk Ceza Kanunu 125. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 125- (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden (...)[56] veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. (2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur. (3) Hakaret suçunun; a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı, b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı, c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle, İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. (4) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır. (5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır. Mağdurun belirlenmesi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

1.252 karar eşleşti
4. Ceza Dairesi, 2021/28065 E., 2024/3748 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
Yerel Mahkemece sanık hakkında hakaret suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun'un) 125 inci maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının (a) bendi, 43 ve 53 üncü maddesi uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına hükmedilmiştir.
4. Ceza Dairesi         2021/28065 E.  ,  2024/3748 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2015/248 E., 2016/154 K. SUÇ : Hakaret HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun'un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Yerel Mahkemece sanık hakkında hakaret suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun'un) 125 inci maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının (a) bendi, 43 ve 53 üncü maddesi uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına hükmedilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık müdafiinin temyiz isteminin özetle; olaya dair herhangi bir ses ve kamera kaydı bulunmadığına, sanık hakkında takdiri indirim sebeplerinin uygulanmamasının hukuka aykırı olduğuna yönelik bulunduğu görülmüştür. III. OLAY VE OLGULAR Nüfus cüzdanı almak için sıra beklemek istemeyen sanığın, sıra numarası almadan işlem yapılamayacağını söyleyen nüfus müdürlüğünde görevli olan birden fazla memura yönelik hakaret suçunu işlediği Yerel Mahkemece kabul edilmiştir. IV. GEREKÇE Hakaret eylemi alenen işlendiğinden, basit yargılama usulü kapsamında olmadığı değerlendirilmiştir. Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, aşağıdaki bozma sebepleri dışında başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. 1. Temel cezanın doğrudan 5237 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi gereğince  belirlenmemesi, 2. 5237 sayılı Kanun'da hapis cezası ile adli para cezasının seçenekli yaptırım olarak öngörüldüğü hallerde, aynı Kanun'un 61 inci maddesinde öngörülen ölçütlere göre somut olay irdelenip, anılan Kanun'un 3 üncü maddesindeki fiille orantılı ceza verilmesi ilkesi de gözetilerek, öncelikle seçenekli yaptırımlardan hangisinin seçildiğinin gösterilmesi, sonrasında da alt ve üst sınırlar arasında temel cezanın belirlenmesi gerekirken, mükerrir olmayan sanık hakkında, seçimlik ceza öngören hakaret suçunda yeterli gerekçe gösterilmeden ve orantılılık ilkesine aykırı olarak hapis cezasının tercih edilmesi, 3. 5237 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinin dördüncü fıkrasında öngörülen aleniyetin gerçekleşmesi için olay yerinde başkalarının bulunması yeterli olmayıp hakaretin belirlenemeyen sayıda kişi ve herkes tarafından görülme, duyulma ve algılanabilme olasılığının bulunması, herhangi bir sınırlama olmaksızın herkese açık olan yerlerde işlenmesi gerekir. Somut olayda; sanığın hakaret eylemini, nüfus müdürlüğü bekleme salonunda aleni şekilde gerçekleştirdiği gözetilmeksizin, yerinde olmayan gerekçeyle sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinin dördüncü fıkrasının uygulanmaması, Hukuka aykırı bulunmuştur. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Yerel Mahkeme kararına yönelik sanık müdafinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden HÜKMÜN, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, yeniden hüküm kurulurken 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereğince yürürlükte olan 1412 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesinin son fıkrası uyarınca cezayı aleyhe değiştirme yasağının dikkate alınmasına, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.03.2024 tarihinde karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Ceza Genel Kurulu, 2024/30 E., 2024/67 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
tam metni aç
Hakaret suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125/2-1, 125/4 ve 52/2-3-4. maddeleri uyarınca doğrudan 3.500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin İstanbul 22.
Ceza Genel Kurulu         2024/30 E.  ,  2024/67 K. "İçtihat Metni" İTİRAZ İtirazname No : 2016/167627 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 4. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Ceza SAYISI : 495-70 I. HUKUKÎ SÜREÇ Hakaret suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125/2-1, 125/4 ve 52/2-3-4. maddeleri uyarınca doğrudan 3.500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin İstanbul 22. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 11.02.2016 tarihli ve 495-70 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 16.10.2023 tarih, 16093-22623 sayı ve oy çokluğuyla; "Sanığın sosyal paylaşım sitesinde katılana yönelik ifadeleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde; muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp nezaket dışı, ağır eleştiri ve kaba söz niteliğinde olduğu ve hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Daire Üyesi H. S. ...; "Sanığın eyleminde kullandığı sözler göz önüne alındığında eleştiri ve kaba söz niteliğinde olmadığı ve hakaret boyutuna ulaştığı kanaatiyle sanık hakkında verilen mahkûmiyet kararının onanması gerektiği," düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 23.11.2023 tarih ve 167627 sayı ile; "Somut olayda sanık tarafından katılana yöneltilen 'İyi de sormak lazım bu insanlara bu ülkenin vatandaşları geçim derdinde iken siz hangi A... güzelliğini yaşıyordunuz.' sözleri, kullanılış şekli ve sanığın amaç ve kastı dikkate alındığında katılanı küçük düşürmeye yönelik onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelik ve boyuta ulaştığı, söylenen sözün toplumdaki karşılığı dikkate alındığında eleştiri olarak kabulünün mümkün olamayacağı, kaba hitap olarak da değerlendirilemeyeceği, bu haliyle hakaret suçunun unsurlarının oluşması nedeniyle verilen mahkûmiyet kararının onanması gerektiği," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 11.12.2023 tarih, 16164-25476 sayı ve oy çokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkin ise de yapılan müzakere esnasında bazı Genel Kurul Üyelerince dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmesi gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle bu husus tartışılmıştır. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 07.10.2015 tarihli ve 36735-29297 sayılı iddianamesi ile; sanığın Twitter sitesinde katılana alenen hakarette bulunduğu iddiasıyla TCK'nın 125/2-4 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, İstanbul 22. Asliye Ceza Mahkemesince sanığın sorgusunun 23.12.2015 tarihinde yapıldığı; 11.02.2016 tarih ve 495-70 sayı ile de; TCK'nın 125/2-1, 125/4 ve 52/2. maddeleri uyarınca doğrudan 3.500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, Mahkûmiyet hükmünün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 16.10.2023 tarih, 16093-22623 sayı ve oy çokluğuyla; suçun unsurlarının oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği, Anlaşılmaktadır. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Ön Soruna İlişkin Açıklamalar Uyuşmazlığa konu hakaret suçu, TCK'nın 125. maddesinde; "(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. (2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur. (3) Hakaret suçunun; a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı, b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı, c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle, İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. (4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır. (5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir. TCK'nın 66. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle düşeceği düzenlenmiş, maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde de beş yıldan fazla olmamak üzere hapis ya da adli para cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin sekiz yıl olacağı hüküm altına alınmıştır. Aynı Kanun'un 67. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca kesen bir nedenin varlığı hâlinde zamanaşımı, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak ve ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun süreklilik gösteren birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan dava zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi hâlinde, yerel mahkeme ya da Yargıtay, resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir. B. Ön Soruna İlişkin Değerlendirme Sanığa atılı hakaret suçunun yaptırımı TCK'nın 125. maddesinin birinci fıkrasında üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası olarak öngörülmüş olup daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve 03.12.2014 tarihinde gerçekleştirildiği iddia edilen eylemle ilgili olarak, sanık hakkında dava zamanaşımını kesen son işlem, 11.02.2016 tarihli mahkûmiyet hükmü olup bu tarihten sonra dava zamanaşımını kesen veya durduran başkaca bir sebep bulunmadığı da gözetildiğinde, sekiz yıllık asli dava zamanaşımı süresi, Ceza Genel Kurulunun inceleme tarihinden önce 11.02.2024 tarihinde dolmuş bulunmaktadır. Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu beraat hükmünün gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle bozulmasına, ancak yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı Ceza Muhakemesi Usulü Kanunu'nun, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi gereğince uygulanması gereken 322. maddesi uyarınca karar verilmesi mümkün bulunduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile kabulüne karar verilmelidir. Ulaşılan bu sonuç karşısında, asıl uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının DEĞİŞİK GEREKÇEYLE KABULÜNE, 2- Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 16.10.2023 tarihli ve 16093-22623 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- İstanbul 22. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 11.02.2016 tarihli ve 495-70 sayılı sanık hakkında hakaret suçundan kurulan hükmün gerçekleşen dava zamanaşımı nedeni ile BOZULMASINA, Ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda, CMUK'un, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün bulunduğundan, TCK'nın 66/1-e ve CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca sanık hakkındaki hakaret suçundan açılan kamu davasının dava zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE, 4- Dosyanın, mahalline gönderilmesi amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.02.2024 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
4. Ceza Dairesi, 2023/16540 E., 2024/143 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varÇocuk Mahkemesi
tam metni aç
Hakaret suçundan suça sürüklenen çocuk ...'ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 125 inci maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 1.180,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (527
4. Ceza Dairesi         2023/16540 E.  ,  2024/143 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Çocuk Mahkemesi SAYISI : 2022/1021 E., 2022/954 K. SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUK : ... SUÇ : Hakaret İNCELEME KONUSU KARAR : Mahkûmiyet KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN :Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması Hakaret suçundan suça sürüklenen çocuk ...'ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 125 inci maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 1.180,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 231 inci maddesinin beşinci fıkrası gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin Küçükçekmece 2. Çocuk Mahkemesinin 02.03.2021 tarihli ve 2020/226 Esas, 2021/124 Karar sayılı kararının 19.03.2021 tarihinde kesinleşmesini takiben, sanığın denetim süresi içerisinde 02.08.2021 tarihinde işlediği kasıtlı suçtan mahkûm edildiğinin ihbar edilmesi üzerine, hükmün açıklanması ile adı geçen sanığın 5237 sayılı Kanun’un 125 inci maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince 1.180,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına dair Küçükçekmece 2. Çocuk Mahkemesinin 28.12.2022 tarihli ve 2022/1021 Esas, 2022/954 Karar sayılı sayılı kararının Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 27.11.2023 gün ve 2023/109826 sayılı Tebliğname'si ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin; "Dosya kapsamına göre, sanık hakkında 5237 sayılı Kanun’un 125/1 ve 125/4 ncü maddeleri gereğince belirlenen 105 gün adlî para cezası üzerinden, aynı Kanun'un 31/3. maddesi gereğince 1/3 oranında indirim yapılırken hesap hatası yapılarak 70 gün adlî para cezası yerine, 71 gün adlî para cezasına hükmedilmesini takiben, anılan Kanun’un 62/1 nci maddesi uyarınca 1/6 oranında indirim uygulanarak 58 gün adlî para cezası yerine, 59 gün adlî para cezasına ve aynı Kanun'un 52/2. maddesi gereğince günlüğü 20,00 TL üzerinden paraya çevrilmesi sonucu 1.160,00 TL adlî para cezası yerine, 1.180,00 TL adlî para cezasına karar verilmek suretiyle fazla ceza tayin edilmesinde isabet görülmemiştir." Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE İnceleme konusu somut olayda, suça sürüklenen çocuk hakkında hakaret suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları gereğince hükmolunan 105 gün adli para cezasından, aynı Kanun'un 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca indirim yapılırken hesap hatası sonucu 70 gün yerine 71 gün adli para cezası belirlenmesine müteakip bu cezadan aynı Kanun'un 62 nci maddesi uyarınca yapılan indirim neticesinde 58 gün adli para cezasına hükmedilmesi gerekirken, 59 gün adli para cezası tayin edilerek bu cezanın 5237 sayılı Kanun'un 52 nci maddesi gereğince paraya çevrilmesi suretiyle 1.160,00 TL yerine 1.180,00 TL adli para cezasına hükmedilmek suretiyle fazla ceza tayini hukuka aykırı bulunmuştur. III. KARAR 1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, 2. Küçükçekmece 2. Çocuk Mahkemesinin 28.12.2022 tarihli ve 2022/1021 Esas, 2022/954 Karar sayılı ilamının 5271 sayılı Kanun'un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA, 3-Karardaki hukuka aykırılık 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (d) bendine göre, sanığa daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmekle, mahkeme uygulaması da gözetilerek; "Sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 125 nci maddesinin birinci fıkrası gereğince belirlenen 90 gün adli para cezasından sanığın eylemini aleni olarak işlemesi nedeniyle aynı maddenin dördüncü fıkrası gereği (1/6) oranında artırım uygulanarak 105 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına, aynı Kanun'un 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca 1/3 oranında indirim yapılarak 70 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına, 62 nci maddesi uyarınca 1/6 oranında indirim uygulanarak 58 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına, bu cezanın günlüğü 20 TL üzerinden hesaplanarak sanığın neticeten 1.160,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, infazın bu miktar üzerinden yapılmasına, kararda yer alan diğer hususların olduğu gibi bırakılmasına," Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.01.2024 tarihinde karar verildi.
4. Ceza Dairesi, 2021/39177 E., 2024/2585 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
hakkında hakaret suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 125 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi ile dördüncü fıkrası, 43 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca, 1 yıl 2 ay 17 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
4. Ceza Dairesi         2021/39177 E.  ,  2024/2585 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2013/411 E., 2015/785 K. SUÇLAR : Görevi yaptırmamak için direnme, hakaret, trafik güvenliğini tehlikeye sokma HÜKÜMLER : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir oldukları, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun'un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir sebeplerin bulunmadığı, yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Yerel Mahkemenin kararıyla; 1. Sanık ... hakkında hakaret suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 125 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi ile dördüncü fıkrası, 43 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca, 1 yıl 2 ay 17 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. 2. Sanık ... hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 265 inci maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları, 43 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca, 8 ay 10 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. 3. Sanık ... hakkında hakaret suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi ile dördüncü fıkrası, 43 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesi, 53 üncü ve 58 inci maddeleri uyarınca, 1 yıl 2 ay 17 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve verilen cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir. 4. Sanık ... hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 265 inci maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları, 43 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesi, 53 üncü ve 58 inci maddeleri uyarınca, 8 ay 10 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve verilen cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir. 5. Sanık ... hakkında trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesi, 53 üncü ve 58 inci maddeleri uyarınca, 1 ay 20 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve verilen cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir. 6. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18.11.2021 tarih ve 2021/84057 sayılı Tebliğnamesiyle hükümlerin onanması yönünde görüş bildirilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık ...'ın temyizinin; hükümlerin eksik incelemeyle verildiği, üzerine atılı suçları işlediğine dair her türlü şüpheden uzak kesin delillerin bulunmadığı, hakkında HAGB ve erteleme hükümlerinin uygulanması gerektiği halde uygulanmadığı, bu nedenlerle ve resen tespit edilecek nedenlerle hükümlerin bozulması talebine yönelik olduğu belirlenmiştir. Sanık ...'in temyiz sebepleri içermeyen dilekçesiyle hakkında verilen mahkumiyet hükümlerinin bozulmasını talep ettiği belirlenmiştir. III. OLAYLAR VE OLGULAR Suç tarihinde, bir şikayet üzerine olay yerine giden şikayetçi polisler ile sanıklar arasında çıkan tartışmada, sanık ...'ın "Size ne lan, istediğim gibi kapatırım, zaten bu gün anamı si..niz, dünya kadar ceza yazdınız, erkeksen sökebiliyorsan gel de sök, a..na koduğumun çocukları, hepinizin a..na koyacağım, siz kimsiniz lan, size yetki verildi diye Allah mı oldunuz." demek suretiyle şikayetçi polislere yönelik hakaret suçunu işlediği, yapılan uyarılara rağmen sanık ...'ın polislere hitaben hakaret içerikli sözlerine devam ettiği ve eliyle görevli polisleri iterek üzerlerine yürümeye başlaması üzerine kontrol altına alınmaya çalışıldığında sanık ...'ın polislere tekme sallayarak cebir kullanmak suretiyle görevli memura direnme suçunu işlediği iddia olunmuştur. Bu olay sırasında çevrede bulunan kalabalık içerisinden sanıklar ... ve temyiz dışı sanık ... Ş.'nin polislere saldırdıkları, sanık ...'in polis...'e küfür ederek tekme salladığı ve koluna vurduğu, polislerin havaya uyarı atışı yapması üzerine olay yerinde bulunan kalabalığın görevli polislerin etrafından uzaklaştıkları, sanık ...'in ... plaka sayılı motorsikletine binerek, polislere "Sizin a..nıza koyacağım, hepinizi tanıyorum, sivilde görüşeceğiz, sizinle özellikle sen beyazlı (polis memuru...) seni öldüreceğim, seni bulacam seninle hesaplaşacağız, hepinizi doğrayacağım lan a..na koduğumun polisleri." diyerek hakaret ve tehdit ettiği ve olay yerinden kaçtığı, polislerin kaçan sanıkları aramaya başladıkları, sanık ...'in polislerle karşılaştığı sırada panikleyerek alkolün etkisi ve yol kenarının taşlık ve kayalık olması nedeniyle direksiyon hakimiyetini kaybederek kaza yaptığı ve belinde bulunan adli emanetin 2013/414 sırasına kayıtlı bıçağı belinden çıkarıp görevli polislere salladığı, bunun üzerine görevli polislerin sanık ...'un zor kullanma yetkisinde sınırları aşmadan kontrol altına aldıkları, şikayetçi polislerin olay nedeniyle hayati tehlike geçirmeyecek ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandıkları, sanık ...'un bu hali ile görevli memura hakaret, cebir ve tehdit kullanmak suretiyle direnme suçlarını işlediği, ayrıca sanık ...'in alınan doktor raporuna göre 161 promil alkollü olmasına rağmen motorsiklet kullanmak suratiyle trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu işlediği iddia olunmuştur. Yerel Mahkemece sanıklar ... ve ...'in üzerlerine atılı hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarından ayrı ayrı mahkumiyetlerine, ayrıca sanık ...'in trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan mahkumiyetine karar verilmiştir. IV. GEREKÇE A. Sanık ... Hakkında Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçundan Verilen Hüküm Yönünden Sanığa yükletilen görevi yaptırmamak için direnme eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, Sanığın, olayda kullandığı kabul edilen bıçağının, 5237 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesi kapsamında silah niteliğinde olmasına rağmen, anılan Kanun'un 265 inci maddesinin dördüncü fıkrası uygulanmamış ve sanık hakkında kurulan hükümde, şikayetçilerin sayısına göre 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanırken artırım oranının, alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi gerektiği gözetilmemiş ise de, aleyhe temyiz olmadığından bozma yapılamayacağı, Tekerrüre esas alınan Niksar Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2008/2 Esas, 2008/202 Karar sayılı ilamın, sanığın onsekiz yaşını doldurmamış olması nedeniyle 5237 sayılı Kanun’un 58 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca tekerrüre esas alınamayacağı, Niksar Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2010/116 Esas, 2010/243 Karar sayılı ilama konu mahkumiyetin ise 5237 sayılı Kanun’un 141 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen "hırsızlık" suçu olduğu, bu suçun da 6763 sayılı Kanun'un 34 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 253 üncü maddesine eklenen fıkraya göre uzlaşma kapsamına alınmış olduğu ve bu ilam yönünden yapılacak uyarlama yargılaması sonucunda uzlaşmanın olumlu sonuçlanması halinde bu suçun tekerrüre esas alınamayacağı, ancak sanığın adli sicil kaydında tekerrüre esas alınması gereken başka ilamlar olduğu anlaşılmakla, koşullu salıverilme süresine eklenecek miktarın hükümde belirtilen ilamdaki ceza süresi esas alınıp, tekerrüre esas alınması gereken ilamın infaz aşamasında belirlenebileceği, Anlaşılmakla, sanığın yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir. B. Sanık ... Hakkında Hakaret ve Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçları ile Sanık ... Hakkında Hakaret ve Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçlarından Verilen Hükümler Yönünden 1. Sanık ...'ın yargılama konusu eylemleri için, 5237 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi ile dördüncü fıkrası, 265 inci maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları uyarınca belirlenecek cezaların türleri ve üst sınırlarına göre, aynı Kanun'un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi gereği 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin öngörüldüğü anlaşılmıştır. 2. Sanık ...'in yargılama konusu eylemleri için, 5237 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi ile dördüncü fıkrası, 179 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca belirlenecek cezaların türleri ve üst sınırlarına göre, aynı Kanun'un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi gereği 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin öngörüldüğü anlaşılmıştır. 3. 5237 sayılı Kanun'un 67 nci maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi uyarınca zamanaşımı süresini kesen son işlemin 16.12.2015 tarihli mahkumiyet tarihinden temyiz incelemesi tarihine kadar 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu belirlenmiştir. 4. İncelemeye konu dosyada, bu suçlar yönünden olağan dava zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiştir. V. KARAR A. Sanık ... Hakkında Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçundan Verilen Hükmün Temyizinde Gerekçe bölümünün (A) bendinde açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkemenin kararında sanık tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden, eleştirilen kısımlar dışında herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden, temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA, B. Sanık ... Hakkında Hakaret ve Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçları ile Sanık ... Hakkında Hakaret ve Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçlarından Verilen Hükümlerin Temyizlerinde Gerekçe bölümünün (B) bendinde açıklanan nedenle, Yerel Mahkemenin kararına yönelik sanıkların temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun'un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği ayrı ayrı BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun'un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak sanıklar hakkındaki kamu davalarının 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereği gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle ayrı ayrı DÜŞMESİNE, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.02.2024 tarihinde karar verildi.
4. Hukuk Dairesi, 2021/26310 E., 2023/622 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Miki yazdı." şeklindeki paylaşımın düşünceyi açıklama ve eleştiri kapsamında kalmadığı, O.Ç sözünün Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 125 inci maddesi kapsamında hakaret niteliğinde olduğu, bu kapsamda davacının kişilik haklarına doğrudan saldırı niteliğinde olduğu, bu nedenle davalı vekilinin bu paylaşımda kişilik haklarına saldırı olmadığına ilişkin istinaf isteminin yerinde olmadığı,
4. Hukuk Dairesi         2021/26310 E.  ,  2023/622 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi HÜKÜM/KARAR : Kabul Taraflar arasındaki kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili ile davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraflar vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraflar vekillerince temyiz edilmiş, incelemenin duruşmalı olarak yapılması davalı vekili tarafından istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 18.01.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belirlenen tarih ve saatte gelen davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... ...in sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen tarihte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının, olay tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkan Yardımcısı olup sosyal paylaşım sitesi Twitter aracılığıyla müvekkilini küçük düşürücü ve yüz kızartıcı ifadeler kullanarak hakarette bulunduğunu, davalının müvekkiline yaptığı hakaretleri ikrar ettiğini ve bunu kamuoyuyla paylaştığını belirterek 26.06.2012 tarihli "Gerçekten de RTE fahişeliği övse, hemen ardından ben zaten morospu çocuğuyum diye piyasaya çıkacak binlerce insan var.", 23.12.2013 tarihli "... Erdoğan'ın dötünün kılı olmaya meraklı bir kadın var zannediyorduk. Ne çok meraklısı varmış arkadaş!", 22.02.2012 tarihli "Erdoğan dindar değil kindar bir nesil yetiştirecek demiştim. Önceki tweetlerimde son konuşmasıyla ne kadar öngörülü olduğumu gösterdi bana", 05.05.2016 tarihli "Gelişmeleri tek cümleye indirgeyecek olursam 'RTE açıkça anayasal suç işliyor. Derhal görevden el çektirilip yargılanmalı gerisi teferruat'", 23.05.2014 tarihli "...şşt sessiz olun RTE kapattığını sanıyor salak!", 15.05.2014 tarihli "RTE kadına yumruk attı diye şaşıranlara ben şaşırıyorum. Adam ülkenin anasını bellemiş yumruk ne ki?", 23.05.2014 tarihli "RTE Allah belanı versin senin. Aç tazminat davasını alırsan boğazından helal lokma geçmiş olur sayemde! Zıvanadan çıkarttın iyice", 02.08.2014 tarihli "Kılıçdaroğlu: alevi Demirtaş: zaza, Erdoğan: hırsız", 26.12.2013 tarihli "RTE asıl hedef benim diyor, hedef değil asıl hırsız sensin.", 31.05.2013 tarihli "O.Ç Tayyip yazılı duvar görseli altında ben yazmadım. Miki yazdı.", 06.10.2012 tarihli "Çok iyi rol yapıyor ve çalıyor.", 22.08.2013 tarihli "Ey RTE Ali İsmail'in annesi rüyana girsin bu gece. Acı nasılmış gör o zaman" , 13.10.2015 tarihli "Bişey önericem tarih ve saat belirleyip hepimiz aynı anda RTE'ye hakaret etsek?! Yanmış devreler normale döner belki", 17.10.2017 tarihli "Koskoca Türkiye'yi ilkokul mezunu şizofren bir meczuba yönettirdin ama!" şeklinde 14 tweet attığını beyanla her bir tweet için 50.000,00 TL olmak üzere toplam 700.000,00 TL manevi tazminata mahkûm edilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davaya bakan mahkemenin yetkisiz olduğunu, davanın zamanaşımına uğradığını, tarafların siyasi aktör olmaları nedeniyle eleştirilere hoşgörü göstermek zorunda olduklarını, paylaşımların eleştiri sınırları içinde kaldığından kişilik haklarına saldırı olmadığını, siyasi kişilerin birbirlerine yönelik politik eleştirilerinin hakaret olarak kabulünün mümkün olmadığını, istenilen tazminat miktarlarının fahiş olduğunu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) istikrar kazanmış kararlarında siyasetle uğraşan kişilerin kendilerine yönelik sert, ağır ve hatta incitici eleştirilere dahi katlanması gerektiğinin vurgulandığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında, davalı tarafından paylaşılan "Erdoğan dindar değil kindar bir nesil yetiştirecek demiştim. Önceki tweetlerim de son konuşmasıyla ne kadar öngörülü olduğumu gösterdi bana", "Ey RTE Ali İsmail'in annesi rüyana girsin bu gece. Acı nasılmış gör o zaman" , "Gelişmeleri tek cümleye indirgeyecek olursam "RTE açıkça anayasal suç işliyor. Derhal görevden el çektirilip yargılanmalı gerisi teferruat" ve "Koskoca Türkiye'yi ilkokul mezunu şizofren bir meczuba yönettirdin ama! " şeklindeki paylaşımların hakaret içermemesi nedeniyle ağır ve kaba eleştiri sınırlarında kaldığı değerlendirilmiş, davalı tarafından yapılan diğer paylaşımların ise ifade hürriyeti sınırlarını aştığı ve davacının kişilik hakkına karşı ağır hakaretler ile birlikte kısmi olarak sövgü içerikli kelimeler nedeniyle ihlal ettiği, bu nedenle ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne ve 56.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili; ceza yargılaması sonucu verilen karar dikkate alınmayarak kısmen ret kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, her bir paylaşım için ayrı ayrı açılmış manevi tazminat miktarlarının tek bir kalemde karara bağlanmasının yanlış olduğunu, dava konusu paylaşımların tümünün hakaret niteliğinde olduğunu, bazı sözlerin ağır eleştiri kabul edilmesinin yanlış olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'na yapılan hakaretlerin ağır eleştiri değil hakaret niteliğinde olduğunu, hükmedilen tazminat miktarının az olduğunu, kişilik haklarına ağır saldırının sabit olduğunu, bu nedenle her bir tweet için ayrı ayrı davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili; dava konusu paylaşımların 2012-2014 yıllarına ilişkin olduğunu, zamanaşımı definin yanlış değerlendirildiğini, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının araştırılmadığını, takdir edilen tazminat tutarının zenginleştirici nitelikte olduğunu, siyasi kişilik olan bireylerin eleştiri ve hoşgörü sınırlarının üst seviyede olması gerektiğini, müvekkilinin paylaşımlarında siyasi eleştiriler içeren sözler yer aldığını, davacının doğrudan şahsının hedef alınmadığını, paylaşımların eleştiri sınırları içinde kaldığını, kişisel bir saldırının olmadığını, siyasi eleştiri sınırları içinde olduğunu, paylaşımları gören, beğenen ve tekrar paylaşan kişilerin bazı paylaşımlarda hiç olmadığı, zararın ispat edilemediğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ifade özgürlüğünün sınırı, kişilerin şeref ve itibarının korunması hakkı olduğunu, çatışan bu iki hak arasında dengeleme yapılırken öncelikle dava konusu paylaşımların (tweetlerin) davacıya ilişkin bölümünün, kamuoyunu ilgilendiren ve kamunun yararına ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığına bakılması gerektiğine bu açıklamalar ışığında davalının attığı tweet ler yönünden yapılan incelemede; 1."O.Ç Tayyip" yazılı duvar görseli altında "Ben yazmadım. Miki yazdı." şeklindeki paylaşımın düşünceyi açıklama ve eleştiri kapsamında kalmadığı, O.Ç sözünün Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 125 inci maddesi kapsamında hakaret niteliğinde olduğu, bu kapsamda davacının kişilik haklarına doğrudan saldırı niteliğinde olduğu, bu nedenle davalı vekilinin bu paylaşımda kişilik haklarına saldırı olmadığına ilişkin istinaf isteminin yerinde olmadığı, 2. "...şşt sessiz olun RTE kapattığını sanıyor salak!" şeklindeki paylaşımın düşünceyi açıklama ve eleştiri kapsamında kalmadığı, ölçülülüğün ve orantılığın aşıldığı, salak sözünün TCK'nın 125 inci maddesi kapsamında hakaret niteliğinde olduğu, Yargıtay kararlarında da salak sözünün hakaret olarak kabul edildiği, bu kapsamda paylaşımın davacının kişilik haklarına doğrudan saldırı niteliğinde bulunduğu, bu nedenle davalı vekilinin bu paylaşımda kişilik haklarına saldırı olmadığına ilişkin istinaf isteminin yerinde olmadığı, 3. "Kılıçdaroğlu: alevi, Demirtaş: zaza, Erdoğan: hırsız" şeklindeki paylaşımın olaylara farklı bir açıdan bakıp düşüncesini açıklama ve eleştiri kapsamında kalmayıp hakaret niteliğinde olduğu, ölçülülüğün ve orantılılığın aşıldığı, hırsız sözünün TCK'nın 125 inci maddesi kapsamında hakaret niteliğinde olduğu, Yargıtay kararlarında da hırsız sözünün hakaret olarak kabul edildiği, bu kapsamda paylaşımın davacının kişilik haklarına doğrudan saldırı niteliğinde olduğu, bu nedenle davalı vekilinin bu paylaşımda kişilik haklarına saldırı olmadığına ilişkin istinaf isteminin yerinde olmadığı, 4. "RTE asıl hedef benim diyor, hedef değil asıl hırsız sensin." şeklindeki paylaşımın olaylara farklı bir açıdan bakıp düşüncesini açıklama ve eleştiri kapsamında kalmadığı, ölçülülüğün ve orantılılığın aşıldığı, hırsız sensin sözünün TCK'nın 125 inci maddesi kapsamında hakaret niteliğinde olduğu, Yargıtay kararlarında da hırsız sözünün hakaret olarak kabul edildiği, bu kapsamda paylaşımın davacının kişilik haklarına doğrudan saldırı niteliğinde olduğu, bu nedenle davalı vekilinin bu paylaşımda kişilik haklarına saldırı olmadığına ilişkin istinaf isteminin yerinde olmadığı, 5. "Erdoğan’ın dötünün kılı olmaya meraklı sadece bi kadın var zannediyorduk. Ne çok meraklısı varmış arkadaş!" cümlesinin her ne kadar davacının şahsına değil, ona bağlı olan seçmene yönelik halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek suretiyle yapılan paylaşım gibi gözükse de davacıya karşı edep dışı kullanılan ifadenin kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu, bu nedenle davalı vekilinin bu paylaşımda kişilik haklarına saldırı olmadığına ilişkin istinaf isteminin yerinde olmadığı, 6. "RTE kadına yumruk attı diye şaşıranlara ben şaşırıyorum. Adam ülkenin anasını bellemiş yumruk ne ki?" şeklindeki paylaşımın düşünceyi açıklama ve eleştiri kapsamında kalmadığı, doğrudan hakaret kastıyla edep dışı yapılan paylaşım olduğu, açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya katkı sağlamadığı, bu haliyle paylaşımın davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu, bu nedenle davalı vekilinin bu paylaşımda kişilik haklarına saldırı olmadığına ilişkin istinaf isteminin yerinde olmadığı, 7. "Bişey önericem tarih ve saat belirleyip hepimiz aynı anda RTE'ye hakaret etsek?! Yanmış devreler normale döner belki" şeklindeki paylaşımın düşünceyi açıklama ve eleştiri kapsamında kalmadığı, davalının sosyal medyayı kullanarak ve kendi takipçilerini tarih ve saat belirleyerek hakaret etme suçuna azmettirdiği, bu kapsamda paylaşımın davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu, bu nedenle davalı vekilinin bu paylaşımda kişilik haklarına saldırı olmadığına ilişkin istinaf isteminin yerinde olmadığı, 8. "…Gerçekten RTE fahişeliği övse, hemen ardından ben morospu çocuğuyum diye piyasaya çıkacak binlerce insan var” cümlesinin davacının şahsına değil, ona bağlı olan seçmene yönelik halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek suretiyle yapılan paylaşım olduğu, ancak davacının şahsına yönelik doğrudan hakaret niteliğinde olmadığı, bu nedenle davalı vekilinin bu paylaşımda kişilik haklarına saldırı olmadığına ilişkin istinaf isteminin yerinde olduğu, 9. “RTE Allah belanı versin senin. Aç tazminat davasını alırsan boğazından helal lokma geçmiş olur sayemde! Zıvanadan çıkarttın iyice.” şeklindeki paylaşımıyla davacıyı boğazından helal lokma geçmeyen bir kişi olarak ifade ettiği, helal-haram sözünün dini bir terim olup davalının davacıya yönelik bu paylaşımının kaba, hoşa gitmeyen nezaket dışı, incitici, beddua mahiyetinde bir söz olduğu ancak hakaret boyutuna ulaşmadığı, bedduanın ise Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararlarında hakaret olarak kabul edilmediği, bu nedenle davalı vekilinin bu paylaşımda kişilik haklarına saldırı olmadığına ilişkin istinaf isteminin yerinde olduğu, 10. "RTE, Çok iyi rol yapıyor ve çalıyor." şeklindeki paylaşımda kişilik haklarına saldırı olmadığına ilişkin istinaf isteminin yerinde olduğu, 11. "Erdoğan dindar değil kindar bir nesil yetiştirecek demiştim. Önceki tweetlerim de son konuşmasıyla ne kadar öngörülü olduğumu gösterdi bana" şeklindeki paylaşımın toplumu ayrıştırıcı olmakla birlikte davacıya yönelik kaba,hoşa gitmeyen, nezaket dışı, incitici, eleştirel mahiyette bir söz olduğu, ancak hakaret boyutuna ulaşmadığı, bu nedenle davacı vekilinin bu paylaşımın kişilik haklarına saldırı olduğuna ilişkin istinaf isteminin yerinde olmadığı, 12. "Gelişmeleri tek cümleye indirgeyecek olursam "RTE açıkça anayasal suç işliyor. Derhal görevden el çektirilip yargılanmalı gerisi teferruat" şeklindeki paylaşımın siyasi eleştiri niteliğinde olduğu, siyasilerin başkalarına göre daha fazla eleştirilere katlanması gerektiği paylaşımın hakaret boyutuna varmadığı, bu nedenle davacı vekilinin bu paylaşımın kişilik haklarına saldırı olduğuna ilişkin istinaf isteminin yerinde olmadığı, 13. "Koskoca Türkiye'yi ilkokul mezunu şizofren bir meczuba yönettirdin ama!" şeklindeki paylaşımın kaba, hoşa gitmeyen, nezaket dışı eleştirel mahiyette bir söz olduğu, ancak paylaşımın hakaret boyutuna varmadığı, bu nedenle davacı vekilinin bu paylaşımın kişilik haklarına saldırı olduğuna ilişkin istinaf isteminin yerinde olmadığı, 14. "Ey RTE Ali İsmail'in annesi rüyana girsin bu gece. Acı nasılmış gör o zaman" şeklindeki paylaşımın kaba, hoşa gitmeyen, nezaket dışı beddua niteliğinde bir söz olduğu, ancak paylaşımın hakaret boyutuna varmadığı, bu nedenle davacı vekilinin bu paylaşımının kişilik haklarına saldırı olduğuna ilişkin istinaf isteminin yerinde olmadığı, Şu durumda; yukarıda 1, 2, 3, 4, 5, 6 ve 7 numaralı bentlerde açıklandığı üzere kişilik hakları saldırıya uğrayan davacı yararına 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 58 inci maddesi uyarınca uygun miktarda manevi tazminata karar verilmesi gerektiği, Davalı vekilinin diğer istinaf istemleri yönünden yapılan incelemede; davalı hakkında cumhurbaşkanına hakaret suçundan dava açıldığı ve karar verildiği, işbu davada ceza zamanaşımı süresinin geçerli olduğu, bu nedenle zamanaşımı savunmasına itibar edilmediği, yine tarafların ekonomik ve sosyal durumlarıyla ilgili ilk derece mahkemesince araştırılma yapılmadığı yönündeki istinaf istemi yönünden ise davacının cumhurbaşkanı, davalının bir siyasi partinin il başkanı olduğu, her iki tarafın da kamuoyunda sosyal ve ekonomik bakımdan tanınıp bilinen kişiler olması nedeniyle ilk derece mahkemesince sosyal ve ekonomik durum araştırması yapılmamasında bir hata bulunmadığı yönünde karar verilmiştir. Davacı vekilinin istinaf istemi yönünden ise davacı taraf yararına hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğu, bu hususa ilişkin istinaf isteminin yerinde olduğu, şu durumda "O..Ç..." sözü için 50.000,00 TL; "salak, hırsız, hırsız sensin, g..tünün kılı, birlikte hakaret ve "anasını belledi" şeklindeki paylaşımlarının her biri için ayrı ayrı 40.000,00'er TL manevi tazminat takdir edildiği belirtilerek taraf vekillerinin istinaf istemlerinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle yukarıda maddeler halinde belirtilen 1 numaralı bentteki paylaşım için 50.000,00 TL, 2, 3, 4, 5, 6, ve 7 numaralı bentlerdeki paylaşımların her biri için ayrı ayrı 40.000,00 TL olmak üzere toplam 290.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 8, 9, 10, 11, 12, 13 ve 14 numaralı bentlerdeki paylaşımlar için açılan manevi tazminat davasının reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; her talebin ayrı ayrı değerlendirilip karara bağlanması gerektiğini, fazlaya ilişkin talebin reddedilmesinin hatalı olduğunu, her bir tweet için ayrı ayrı talebin aynen kabulüne karar verilmesi gerektiğini, kısmen reddolunan paylaşımlar yönünden istemin kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Davalı vekili; Bölge Adliye Mahkemesince kararın düzeltilerek onanmasına karar verilmesine rağmen yeterli ve gerekli gerekçe yazılmadığını, zamanaşımı definin yanlış değerlendirildiğini, tarafların sosyal ve ekonomik durum araştırması yapılmadığını, takdir edilen tazminat tutarının davacı için zenginleştirici nitelikte olduğu, tazminat tutarının neye göre belirlendiğinin gerekçelendirilmediği, siyasi kişilik olan bireylerin eleştiri ve hoşgörü sınırlarının üst seviyede olması gerektiğini, müvekkilinin dava konusu edilen paylaşımları yapmasına neden olan olayların detaylıca değerlendirilmesi gerektiğini, paylaşımların davacıya nasıl ve ne şekilde zarar verdiğinin belli olmadığını, tamamen ifade özgürlüğü ve siyasi eleştiri sınırları içerisinde kalan paylaşımlar nedeniyle aleyhine tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirtmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava; olay tarihlerinde CHP İstanbul İl Başkan Yardımcısı olarak görev yapan davalının, sosyal paylaşım sitesi olan twitter'da, olay tarihlerinde Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve Cumhurbaşkanı olan davacı hakkında paylaştığı twittler ile davacının kişilik haklarına saldırıda bulunduğundan bahisle açılan manevi tazminat isteminden ibarettir. 2. İlgili Hukuk Anayasa'nın 26 ncı maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10 uncu maddesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24 üncü maddesi ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 58 inci maddesi. 3. Değerlendirme Somut olayda çözümlenmesi gereken husus, davalının sosyal paylaşım sitesi Twitter üzerinden davacı aleyhine paylaştığı twit'lerin davalının ifade özgürlüğü kapsamında mı yoksa davacının kişilik haklarının (şeref ve itibarının) korunması kapsamında mı kaldığı hususlarına ilişkindir. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır. Anayasa'nın 26 ncı maddesi şöyledir: "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. ... Bu hürriyetlerin kullanılması, ... başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının ... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir...." AİHS'nin 10 uncu maddesi şöyledir: "1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. ... 2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ... başkalarının şöhret ve haklarının korunması ... için gerekli olan bazı ...sınırlamalara ... tabi tutulabilir." TMK'nın "Kişiliğin korunması" kısım başlıklı 24 üncü maddesi şöyledir: “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” TBK’nın “Kişilik hakkının zedelenmesi” başlıklı 58 inci maddesi şöyledir: “Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.” Anılan anayasal ve yasal düzenlemeler ile Anayasa'nın 90 ıncı maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesine göre ulusal hukukun bir parçası hâline gelmiş bulunan AİHS'nin 10 uncu maddesi uyarınca kişilik hakları zarara uğrayanların manevi tazminat isteme hakları vardır. Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin karşılığı manevi zarar olarak kabul edilerek keder ve acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için kanunlarımız manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir. TMK'nın 24 ve TBK'nın 58 inci maddelerinde yer verilen kişilik haklarının korunması da bunlardan biridir. Bu aşamada, yarışan temel hak ve özgürlüklerden kişilik haklarının (şeref ve itibarın korunmasını isteme hakkı) korunması ile ifade özgürlüğü arasında adil bir dengenin kurulması gerektiğini belirtmek gerekir. İfade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir. Muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir (Anayasa Mahkemesi (AYM); Bekir Coşkun, B. No: 2014/12151, 4/6/2015; Mehmet Ali Aydın, B. No: 2013/9343, 4/6/2015; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015). İfade özgürlüğü; aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Von Hannover/Almanya, B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012 ve AYM; Kemal Kılıçdaroğlu (3), B. No: 2015/1220, 18/7/2018). Öte yandan; maddi olgular ile değer yargısı arasında da ayrıma gidilmeli, değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı gözetilmelidir (AİHM; Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986). Zira, taraflara değer yargılarının doğruluğunu ispat külfeti getirilmesi, hakkın kullanımını imkânsız kılacaktır. Bununla birlikte, değer yargısının da makul bir olgusal temele sahip olması gerektiği, orantılı ve ölçülü bir biçimde ifade edilip edilmediği denetlenmelidir (AİHM; Jerusalem/Avusturya, B. No: 26958/95, 27/2/2001). Ancak belirtmek gerekir ki ifade özgürlüğü sınırsız değildir. Başta siyasi kişiler olmak üzere, en geniş hâlde dahi ifade özgürlüğünün, kişilerin itibarına zarar verecek boyuta ulaşmaması gerekir. Bu gereklilik, temel hak ve hürriyetlerin; kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğini belirten Anayasa'nın 12. maddesinin ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur (AYM; Fatih Taş, B. No: 2013/1461, 12/11/2014). Bu itibarla Anayasa'nın 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şeref ve itibarının korunmasıdır. Davalının söylediği sözlerin, ifade özgürlüğünün sınırlarını aştığını tespit ederken mahkemece ortaya konulan gerekçenin, bu özgürlüğü sınırlamak için yeterli ve ilgili olmasının yanında, ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamanın, demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik, ölçülü, orantılı ve istisnai nitelikte olması gerekir. Buna göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez. Bunu ancak davanın bütününe bakarak anlayabiliriz. Somut davada mahkemece yapılması gereken; kamuya mal olmuş kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde bu iki hak arasında makul bir dengenin kurulmasıdır. Dengeleme yapılırken her bir somut olay bakımından şu hususları göz önüne almak gerekmektedir: Dava konusu paylaşımların (somut olayda twitler) kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, ilgili kişilerin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile paylaşıma konu olan faaliyetin niteliği, açıklamanın konusu, kapsamı, şekli ve etkileri, ilgili kişinin daha önceki davranışları, bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği ile uygulanan yaptırımın niteliği (AYM; Kemal Kılıçdaroğlu (3), B. No: 2015/1220, 18/7/2018). Somut olayda, paylaşım tarihlerinde CHP İstanbul İl Başkan Yardımcısı olan davalının sosyal paylaşım sitesi olan twitter'da yukarıda yer verilen çeşitli tarihlerde davacı hakkında paylaşımlar yaptığı anlaşılmaktadır. Somut davada göz önünde bulundurulması gereken ilk husus, davanın taraflarının toplumsal konumlarıdır. Bir yanda olayların meydana geldiği dönemde ana muhalefet görevinde bulunan partinin İstanbul İl Başkan Yardımcısı olan davalı, diğer yanda ise paylaşım tarihlerinde Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve Cumhurbaşkanı olarak görev yapan ve aynı zamanda iktidar partisi lideri olan davacı yer almaktadır. Paylaşımların muhatabı olan davacının temsil ettiği makam, siyasi pozisyonu ve yürütmede aldığı görev nedeniyle makul eleştiri sınırları daha geniş kabul edilmelidir. Temsil ettiği seçmenlerinin talep, endişe ve düşüncelerini politik alana aktaran ve onların çıkarlarını savunan siyaset insanları için ifade özgürlüğünün özellikle değerli olduğu açıktır. Bu sebeple ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlama, eğer bir siyasetçinin ve özellikle dönemin ana muhalefet partisinin İstanbul il yöneticisinin ifade özgürlüğüne yönelik ise dava konusu istemlerin daha sıkı bir denetimden geçirilmesi gerekmektedir. Somut olayda göz önünde tutulması gereken ikinci husus ise davalının paylaşımlarında dile getirdiği iddiaların, kamusal çıkarlarla ilgili olmasıdır. Toplumu yakından ilgilendiren konuların çerçevesinin baskın bir şekilde politik alanda kalması gerektiği açıktır. Bu çerçevede davacının eylem ve işlemlerinin eleştiri konusu yapılması elbette söz konusu olabilir. Ancak bu eleştirinin, politik alandan çıkarak kişilerin onur ve saygınlığını hedef alması, özellikle kamusal yararın bulunmadığı özel hayatına ilişkin olması durumunda ifade özgürlüğünden bahsedilemez. Bu nedenle de davacının şeref ve itibarı ile davalının ifade özgürlüğünün çatıştığı mevcut davada dengelemenin yapılması sırasında kamunun menfaatlerinin gözetilmesi önemlidir. Somut davada göz önünde bulundurulması gereken üçüncü husus ise dava konusu paylaşımların, maddi vakıaların açıklanması ile ilgili olup olmadığı hususudur. Davalının paylaşımlarında yer verdiği bir takım hususların ülke siyasi gündemiyle ilgili olduğu tartışmasız olsa da bir kısmının maddi vakıalardan öte doğrudan şeref ve itibara yönelen ve TCK'nın 125 inci maddesi kapsamında suç kabul edilebilecek nitelikte sözlerden oluştuğu anlaşılmaktadır. Somut davada göz önünde bulundurulması gereken diğer bir husus ise dava konusu paylaşımlarda, maddi vakıa dışında kaba, incitici, aşağılayıcı veya küçük düşürücü bir dil kullanılmış olmasıdır. Paylaşımların bir kısmında davacının kişilik değerleri hedef alınarak ve rahatsız edici ve hatta hakarete varan bir üslup kullanıldığı anlaşılmaktadır. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Davalının, davacı hakkında yaptığı paylaşımlardan; "O.Ç Tayyip" yazılı duvar görseli altında "Ben yazmadım. Miki yazdı.", "...şşt sessiz olun RTE kapattığını sanıyor salak!", "Kılıçdaroğlu: alevi, Demirtaş: zaza, Erdoğan: hırsız", "RTE asıl hedef benim diyor, hedef değil asıl hırsız sensin.", "Erdoğan’ın dötünün kılı olmaya meraklı sadece bi kadın var zannediyorduk. Ne çok meraklısı varmış arkadaş!", "RTE kadına yumruk attı diye şaşıranlara ben şaşırıyorum. Adam ülkenin anasını bellemiş yumruk ne ki?", Bişey önericem tarih ve saat belirleyip hepimiz aynı anda RTE'ye hakaret etsek?! Yanmış devreler normale döner belki", "…Gerçekten RTE fahişeliği övse, hemen ardından ben morospu çocuğuyum diye piyasaya çıkacak binlerce insan var", RTE Allah belanı versin senin. Aç tazminat davasını alırsan boğazından helal lokma geçmiş olur sayemde! Zıvanadan çıkarttın iyice." ve "RTE, Çok iyi rol yapıyor ve çalıyor." şeklindeki paylaşımlardaki ifadelerin; kamusal çıkarlarla ilgili olmadığı, politik alandan çıkarak davacının onur ve saygınlığını hedef aldığı, davacının iş ve eylemleriyle ilgili maddi vakıaların açıklanmasıyla diğer bir deyişle ülkenin siyasi gündemiyle ilgili olmadığı gibi kaba, aşağılayıcı ve küçük düşürücü bir dil kullanılmış olduğu, böylece davacının kişilik değerlerini hedef alarak TCK'nın 125 inci maddesi kapsamında suç kabul edilebilecek nitelikte sözlerden oluştuğu anlaşılmaktadır. Şu durumda bahse konu ifadeler nedeniyle kişilik hakları saldırıya uğrayan davacı yararına TBK'nın 58 inci maddesi uyarınca uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmelidir. Ancak davalının, davacı hakkında yaptığı paylaşımlardan; "Erdoğan dindar değil kindar bir nesil yetiştirecek demiştim. Önceki tweetlerim de son konuşmasıyla ne kadar öngörülü olduğumu gösterdi bana", "Gelişmeleri tek cümleye indirgeyecek olursam "RTE açıkça anayasal suç işliyor. Derhal görevden el çektirilip yargılanmalı gerisi teferruat", "Koskoca Türkiye'yi ilkokul mezunu şizofren bir meczuba yönettirdin ama!" ve "Ey RTE Ali İsmail'in annesi rüyana girsin bu gece. Acı nasılmış gör o zaman" şeklindeki paylaşımların ise ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek beddua ve eleştirilerden ibaret olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla söz konusu ifadelerin yer aldığı twitlerle ilgili açılan davanın reddine karar verilmesi gerekir. Sonuç olarak; 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ile birlikte somut olay incelendiğinde; davalı tarafça yapılan 26.06.2012 tarihli "Gerçekten de RTE fahişeliği övse, hemen ardından ben zaten morospu çocuğum diye piyasaya çıkacak binlerce insan var.", 23.05.2014 tarihli "RTE Allah belanı versin senin. Aç tazminat davasını alırsan boğazından helal lokma geçmiş olur sayemde! Zıvanadan çıkarttın iyice" ve 06.10.2012 tarihli "Oyuncu:RTE (Çok iyi rol yapıyor ve çalıyor.)" şeklindeki paylaşımların ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu nedenle davalının anılan paylaşımları yönünden de davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğunun kabulü ile davacı yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesinin kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR 1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, 1. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı yararına BOZULMASINA, 8.400,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davacıya verilmesine, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalıya yükletilmesine, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Hukuku Özel Hükümler

Hakaret suçuyla ilgili usul hükümleri dikkate alındığında; I. Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hakaret suçu resen soruşturulur. II. Ölmüş bir kişinin hatırasına hakaret edilmesi durumunda, ölenin yakınları (eş, altsoy, üstsoy, kardeş) şikayetçi olabilir. III. Mağdurun gıyabında işlenen hakaret suçunda ihtilat (en az 3 kişi) unsuru gerçekleşmezse suç oluşmaz. ifadelerinden hangisi/hangileri doğrudur?

A) Yalnız I
B) I ve II
C) II ve III
D) I ve III
E) I, II ve III

Bu maddeyle ilgili 9 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol