5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 150

Türk Ceza Kanunu 150. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 150- (1) Kişinin bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması halinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. (2) Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir.[68] Mala zarar verme

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

271 karar eşleşti
6. Ceza Dairesi, 2022/13779 E., 2024/6935 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür.
6. Ceza Dairesi         2022/13779 E.  ,  2024/6935 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2020/2311 E., 2021/2127 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması İlk Derece Mahkemesince suça sürüklenen çocuk hakkında katılan ...'ya yönelik silahla yağma suçundan verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: 5271 sayılı Kanun’un 288 nci maddesinin, ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294 üncü maddesinin, ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301 inci maddesinin, "Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usûle ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz dilekçesinde belirttikleri sebeplere yönelik olarak yapılan incelemede; Suça Sürüklenen Çocuk Hakkında Katılan ...'ya Yönelik Silahlı Yağma Suçundan Kurulan Mahkûmiyet Hükmünün İncelemesinde; Diğer temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. Ancak; 1. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 gün ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde ... yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak ... doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir. Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ispatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ispat şartı aranmamaktadır. Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en ... kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikayetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır. Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden doğan alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikâyetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikâyetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar,... vs ile sanıklar ile şikâyetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs gösterir nitelikte ise şikâyetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir. Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin ... görülmesi halinde 5237 sayılı Yasa'nın 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ıspat şartı aranmamalıdır. Alacağın varlığına inanarak ve bu ... elde etme özel kastıyla hareket edilmesi hallerinde ise; eylemin 5237 sayılı Yasa'nın 30. maddesi kapsamında ve 150/1. maddesi yollamasıyla hukuki alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da ayrıca somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. ( Benzer görüşler için bkz. Nur Centel- Hamide ...- Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 404, Gökcan/Artuç TCK Şerhi age s.5461 ) Bu genel anlatımdan sonra somut olay değerlendirildiğinde; katılan ...'nın dosya tanığı olan ...'nun babası Habil'e ait bankada bulunan 70.000,00 TL civarındaki parayı 2 ay boyunca parça parça çekerek birlikte harcadıkları, ...'ın yağmaya konu edilen bir telefon da ...'a aldığı, bu paralarla ilgili adli müracaatlarından sonuç alamayan dosyada tanık olarak dinlenilen ..., ... ve ...'nun katılanın elinde olan telefonun kendi paralarıyla alındığına inandıkları, durumdan SSÇ ...'a bahsettikleri, olay tarihinde katılanın Pendik ilçesi Kavakpınar mahallesi ... caddesinde bulunan parkta bulunduğu sırada yanına SSÇ ...'in gelip konuşmaya başladıkları, mağdurun harcadığı paraları kasteden SSÇ'nin "telefonu da bu para ile mi aldın" diye sorduğu, mağdurun "hayır" demesi üzerine, bakmak için telefonunu istediği, vermeye yanaşmaması üzerine telefonu vermeye ikna edebilmek için bu hususu konuşmak üzere tanıklar ... ve ablası ...'nin evlerine doğru gittikleri, ...'ın tanık olarak dinlenen ablası ... beyanında; "Olay gününden önce kardeşim olan ... ve ... arasında bir telefon sorunu olmuş. Bu durumu bana kardeşim anlatmıştı. Kardeşim babamın kredi kartından 65 bin TL lik babamın rızası olmadan harcama yapmış, bu harcamayı ... kardeşime zorla yaptırmış, ayrıca kendine 2 bin TL değerinde de bir telefon aldırmış, bana bu durumu kardeşim anlatmıştı. Olay günü de ... ve ... benim ailem ile birlikte yaşadığım eve geldiler. Evden kardeşim ...'yu yanlarına çağırdılar. Kardeşim tek başına inmeye kortuğu için ben de yanında aşağıya indim. ..., ... Kayayı bizim eve getirmiş ve kardeşimden aldığı telefonu geri vermesi için zorladı. ..., ... ı getirirken birkaç tokat atmış olabilir ancak bunu ben görmedim. ... ın amacı ... ın kardeşimden aldıklarını geri vermesi içindi. Olay anında ... polisi çağırdı. Bu sebeple ... durumdan korktuğu için telefonu kardeşimden geri istedi. ... a telefonu geri verecekti ancak bu sırada polisler geldi ve telefonu Serhatta buldular.." şeklinde anlattığı, SSÇ'nin haksız fiil nedeniyle alacaklı olan tanıklarla birlikte iken atılı müessir fiili gerçekleştirdiği anlaşılmıştır. SSÇ'nin eylemini bir alacağın varlığına inanarak ve bu ... elde etme özel kastıyla hareket etmek suretiyle gerçekleştirdiği, o halde 5237 sayılı Kanun'un 30/1. maddesi uyarınca bu hatasından yararlanması gerektiği ve SSÇ'nin 5237 sayılı Yasa'nın 150/1. maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 86 ncı maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiği gözetilmeden, yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması, Bozmayı gerektirmiş, SSÇ müdafiinin temyiz isteği bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle, Tebliğname'ye aykırı olarak oy çokluğu ile BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İstanbul Anadolu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi' ne, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesi'ne gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 30.05.2024 tarihinde karar verildi. K A R Ş I O Y Her ne kadar çoğunluk tarafından suça sürüklenen çocuk hakkında katılan ...'ya yönelik yağma suçundan TCK'nın 149/1-a, 31/3. maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmiş ise de, suça sürüklenen çocuğun bu eylemi bir alacağın varlığına inanarak ve bunu hakkında elde etme özel kastıyla hareket etmek suretiyle gerçekleştirdiği, buna göre TCK'nın 30. maddesi gereğince hatadan faydalanarak TCK'nın 150/1. yollamasıyla TCK'nın 86. maddesi gereğince cezalandırılması gerektiğinden bahisle bozulmasına karar verilmiş ise de, Dosyanın incelenmesinde İstanbul Anadolu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/101 Esas, 2020/135 sayılı kararıyla suça sürüklenen çocuğun TCK'nın 149/1-a, 31/3 maddeleri gereğince 6 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ve bu kararın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 2020/311 Esas, 2021/2127 Karar sayılı kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, suça sürüklenen çocuğun savunması, müşteki mağdurun aşamalardaki aynı mahiyetteki ifadeleri, tutanaklar, ekspertiz raporu birlikte değerlendirildiğinde suça sürüklenen çocuğun katılana hitaben telefonunu istediği katılanın telefonu vermemesi üzerine "zorla alırım güzellikle söylüyorum ver, emaneti kafana yersin" diyerek katılanın boğazını sıkıp tokat attığı, elinde bulunan bıçağı katılana göstererek söz konusu telefonu aldığı, her ne kadar tanık ... zorla alma olayının olmadığını belirtmiş ise de katılan ile tanık ...'ın ailesi arasında husumet olduğu keza bu tanığın beyanlarının sanık anlatımını da doğrulamadığı, daha sonra 21.01.2019 tarihli tutanağa göre de kolluk ekiplerinin suça sürüklenen çocuk üzerinde yapılan aramada mağdura ait cep telefonunun da bulunduğu, Buna göre suça sürüklenen çocuğun eyleminin ... olduğu burada herhangi bir hatadan bahsedilemeyeceği anlaşıldığından istinaf mahkemesince verilen esastan red kararının onanması kanaatinde olduğumdan Sayın Çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.

Diğer kararlar (4)

6. Ceza Dairesi, 2022/8371 E., 2024/3914 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının, 15.06.2016 tarihli ve 2016/3092 soruşturma numaralı iddianamesi ile sanık hakkında hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 150 nci maddesi delaleti ile aynı Yasa'nın 106 ncı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi ve 53 ncü maddesi uyarınca cezalandırılmaları talebiyle kamu davası açılmıştı
6. Ceza Dairesi         2022/8371 E.  ,  2024/3914 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2019/931 E., 2021/220 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : Mahkûmiyet kararı kaldırılarak mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanması İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir. I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının, 15.06.2016 tarihli ve 2016/3092 soruşturma numaralı iddianamesi ile sanık hakkında hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 150 nci maddesi delaleti ile aynı Yasa'nın 106 ncı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi ve 53 ncü maddesi uyarınca cezalandırılmaları talebiyle kamu davası açılmıştır. 2. Büyükçekmece 11. Asliye Ceza Mahkemesinin, 22.12.2016 tarihli ve 2016/894 Esas, 2016/1046 Karar sayılı kararı ile sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 148 inci maddesinde düzenlenen yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağının değerlendirilmesi için Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesine görevsizlik kararı verilmiştir. 3. Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesinin, 01.03.2017 tarihli ve 2017/81 Esas, 2017/58 Karar sayılı kararı İle suç yerinin Elazığ olması nedeniyle Elazığ Ağır Ceza Mahkemesine yetkisizlik kararı verilmiştir. 4. Elazığ 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 26.10.2017 tarihli ve 2017/260 Esas, 2017/367 Karar sayılı kararı ile sanığın tehdit suçundan 5237 sayılı Kanun'un 106 ncı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi, 62 nci, 53 üncü ve 58 inci maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. 5. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 08.02.2021 tarihli ve 2019/931 Esas, 2021/220 Karar sayılı kararıyla ilk derece mahkemesinin hükmü kaldırılarak; Sanık hakkında yağma suçundan 5237 sayılı Kanun'un 148 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci, 53 üncü ve 58 inci maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi Sanığın cezalandırılmasına yeter somut delil bulunmadığına, sanığın müştekiden alacağı olduğu düşüncesi ile hareket ettiğine, sanığın alacağı olduğu konusunda yanılgıya düşmesinin aleyhine yorumlanamayacağına, sanığın yağma kastının bulunmadığına, suçun unsurlarının oluşmadığına; İlişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü 1. Sanığın katılanlardan alacağını alamadığı saikiyle yaşamış olduğu hırs ve sinirle hareket ederek katılanlara yönelik söylediği "paramı verin, vermezseniz kızını, hepinizi öldürürüm" cümlesinin 5237 sayılı Kanun'un 106 ncı maddesinin 1 inci maddesinde düzenlenen tehdit suçunun unsurlarını oluşturduğu ve sanığın alacağını tahsil amacıyla hareket ederek katılanı tehdit ettiği kabul edilerek üzerine atılı bulunan suçtan 5237 sayılı Kanun'un 150 nci maddesi delaletiyle 106/1 inci maddesi gereğince cezalandırılmasına; her ne kadar Cumhuriyet savcısı tarafından sanığın eyleminin yağma suçunu oluşturduğu ve bu suçtan cezalandırılması talep edilmiş ise de; sanık ile katılan arasında söz konusu alacak verecek meselesi yüzünden husumet bulunduğu ve sanığın da bu saikle parasını alabilmek amacıyla hareket ettiği, sanığın alacaklı olduğu para katılanın kızı ...'e verilmiş ise de katılan ...'in ...'nin babası olduğu ve söz konusu para nedeniyle sanığın katılanı da sorumlu tuttuğu ve bu parayı alabilmek amacıyla yapılan telefon görüşmesi sorasında atılı eylemin gerçekleştiği bu nedenle atılı suçun 5237 sayılı Kanun'un 150 nci maddesi yollamasıyla 106/1 inci maddesi kapsamında kaldığı kabul edilerek sanığın tehdit suçunu işlediği ilk derece mahkemesi tarafından kabul edilmiştir. 2. Katılanların aşamalarda tutarlı ve istikrarlı beyanlarda bulunduğu görülmüştür. 3. Sanık, katılanların kendisine hak vererek rızaları ile parayı yatırdıklarını, suçlamayı kabul etmediğini beyan etmiştir. 4. Tanıklar A.E.K., G.K. ve S.K.'nın beyanları dosya içerisinde mevcuttur. 5. Küçükçekmece 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/298 Esas sayılı dosyasına ait duruşma tutanakları dosya içerisinde mevcuttur. 6. Sanığın kızı ... ...'ın ...'ü kaldıraçlı işlemleri yapmaya yetkilendirdiğine dair noter onaylı vekaletname ve kaldıraçlı alım satım işlemleri risk bildirim formunun dosyada mevcut olduğu görülmüştür. 7. Katılan ... tarafından sanığın kızı ... ...'a 24-26 Mart arasında 3 ayrı günde toplamda 77.165 TL gönderdiğine dair banka dekontlarının dosyada mevcut olduğu görülmüştür. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü Bölge Adliye Mahkemesince duruşmalı olarak yapılan inceleme sonucunda; "Her ne kadar yerel mahkeme tarafından sanığın eyleminin TCK'nın 148 maddesinde düzenlenen yağma suçunu oluşturmadığı, eyleminin TCK'nın 150 maddesi delaletiyle 106/1.1.cümle maddesinde düzenlenen tehdit suçunu oluşturduğu gerekçesi ile eylemine uyan TCK'nın 106/1-1.cümle, 62 maddeleri uygulanarak 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş ise de; istinaf incelemesi sonucu mahkememiz suçun bu nitelemesine iştirak etmemiştir. Şöyle ki; sanığın savunması ile doğrulanan tanık ...'ün ayrıntılı beyanlarından da anlaşılacağı gibi tanık ...'ün ... uzmanı olduğu, akraba olan sanık ile kızı ... ...'ın tanık ...'nin yanına gelerek ... sistemine para yatırmak istediklerini söyleyerek yardımcı olmalarını istedikleri, tanığın yardımcı olmak amacıyla sanığın kızı ... ... adına Deniz FX'te hesap açtığı, açılan hesaba sanık ile kızının 125.000 Dolar para yatırdıkları, hesabı sanık ile kızının takip ettikleri, tanık ...'ye sadece danıştıkları, aşamalarda sanık ile kızının hesaptan bir kısım paralarını çektikleri, ancak sonuçta 75.000 TL zararı uğradıklarını söyleyerek sanığın bu parayı tanık ... ve halası olan ...'nin annesi katılan ...'ten talep etmeye başladığı, katılanın bu eylemlerde herhangi bir dahli bulunmamasına rağmen sanığın halası olan katılan ...'i telefonla arayıp "paramı verin, vermezseniz kızını, hepinizi öldürürüm" şeklinde sözler söyleyip tehdit ettiği, katılanın İstanbul'da ayrı yaşayan kızına bir zarar gelebileceğini düşünerek kapıldığı korkunun etkisi ile sanığın kızı ... ... hesabına Yapı Kredi Bankası kanalıyla 24/03/2015 tarihinde 25.560 TL, 25/03/2015 tarihinde 25.560 TL ve 26/03/2015 tarihinde 25.620 TL ki toplam 76.740 TL parayı gönderdiği, yerel mahkemece sanığın eylemini alacağını alamadığı saikiyle yaşamış olduğu hırs ve sinirle hareket ederek katılana karşı sarf ettiği sözlerin TCK'nun 106. maddesinin 1. maddesinde düzenlenen tehdit suçunun unsurlarını oluşturduğunu ve sanığın alacağını tahsil amacıyla hareket ederek katılanı tehdit ettiğini kabul etmiş ise de; sanığın halası olan katılandan herhangi bir alacağının bulunmadığı, kaldı ki sanığın katılanın kızı tanık ...'den de herhangi bir alacağının bulunmadığı, ... yatırımlarının her zaman kazandırmayacağını, kazandırmanın yanında kaybetme riskinin bulunduğunu bilebilecek durumda olduğu, kaybetme riskini kabullenmeyip kaybetme sebebini tanık ...'ye yüklemesinin ona bir alacak hakkı doğurmayacağı, bu nedenle sanığın katılana yönelik eyleminin TCK'nın 150. maddesi delaletiyle106/1-1.cümlesinde düzenlenen tehdit suçunu oluşturmayıp TCK'nın 148 maddesinde düzenlenen yağma suçunu oluşturduğu halde yağma suçundan mahkumiyeti yerine tehdit suçundan cezalandırılmasına karar verilerek eksik ceza tayini yasaya aykırı, Cumhuriyet Savcısı ile katılan vekilinin istinaf talebinin bu nedenle kabulüne, Elazığ 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/10/2017 gün ve 2017/260 esas, 2017/367 karar sayılı sanık hakkındaki tehdit suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün CMK'nın 280/2 maddesi gereğince kaldırılmasına," karar verilerek sanığın eylemine uyan yağma suçundan 5237 sayılı Kanun'un 148/1, 62, 53 ve 58 inci maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE Sanık Müdafiinin Temyiz Sebepleri Yönünden Katılanların aşamalarda değişmeyen, tanık beyanları ile uyumlu beyanları, sanık savunması, ödeme makbuzları, sanığın bu yatırım şeklinin riskini bilebilecek durumda olması karşısında; sanığın suçu ... görüldüğünden kurulan hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 08.02.2021 tarihli ve 2019/931 Esas, 2021/220 Karar sayılı kararında sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ile re’sen incelenmesi gereken konular yönünden 5271 sayılı Kanun’un 288 inci ve 289 uncu maddeleri kapsamında yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden aynı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Elazığ 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 25.03.2024 tarihinde karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2022/132 E., 2024/122 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
Hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 150/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 106/2-c ve 62.
Ceza Genel Kurulu         2022/132 E.  ,  2024/122 K. "İçtihat Metni" İTİRAZ İtirazname No : 2017/15692 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 6. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 167-361 I. HUKUKÎ SÜREÇ Hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 150/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 106/2-c ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.11.2016 tarihli ve 167-361 sayılı karara ilişkin katılan vekili tarafından itiraz yoluna başvurulması üzerine İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesince 13.03.2017 tarih ve 2017/192 değişik iş sayı ile itirazın reddine karar verilmiştir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 29.09.2021 tarih, 11128-14714 sayı ve oy çokluğu ile; "1- Öncelikle, sağlıklı bir hukuki denetim için temyizin kapsamının konusunun değerlendirilmesi gerekir. Yeni Türk Ceza Muhakemesi Sisteminde kural olarak, ne kadar sanık varsa o kadar dava vardır. Ne kadar suç varsa o kadar dava vardır. Bunların şahsi ve/veya fiili bağlantı nedeniyle birlikte görülüyor olması, bunların tâbi olduğu kanun yolunu değiştirmez. Örneğin; bağlantı nedeniyle birlikte görülen; mala zarar verme suçundan verilen adli para cezası miktar itibariyle kesin olabilir. Konut dokunulmazlığını bozma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise; bu hüküm itiraza tâbidir. Buna mukabil hırsızlık suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ise; karar tarihi ya da geçirdiği safahat itibariyle istinaf veya temyiz kanun yoluna tâbi olabilir. Esasen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, asıl hükmü askıda bırakan bir karar olup, itiraz kanun yoluna tâbidir. Denetim süresi içerisinde suç işlenmediği taktirde, dosyanın ele alınıp düşme kararı verilmesi gerekir. Ancak; TCK’nın 43/1. maddesinde; 'Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak, bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar arttırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır.' denilmek suretiyle zincirleme (müteselsil) suç hükümleri düzenlenmiştir. Gerçek içtimanın istisnalarından biri olan zincirleme suçta münferit olarak değerlendirildiğinde birden fazla suç söz konusudur. Ancak, suç ve ceza siyaseti açısından zincirleme suçun varlığı hâlinde bir cezanın verilmesi ve bu cezanın belli bir oranda artırılması suretiyle suç ve cezada orantılılık ile hakkaniyet ilkelerinin hayata geçirilmesi amaçlanmıştır. Zincirleme suçun varlığı hâlinde; zincirleme suçun kapsamı içindeki fiilleri dava zamanaşımı, erteleme veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından münferit olarak değerlendirmek doğru değildir. Birer örnekle açıklamak gerekirse; Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, aynı mağdura karşı, değişik zamanlarda iki ayrı hırsızlık suçu işlenmiş ise; birinci fiilin dava zamanaşımı süresinin dolduğundan bahisle düşme kararı verip, ikinci fiilde zincirleme suç hükümlerinin gözardı edilmesi, TCK’nın 66/6. maddesi hükmüne açıkça aykırı olacaktır. Gerçek içtimanın diğer bir istisnası olan bileşik suçta; suçun alt bileşenlerinin hatalı bir biçimde ayrı ayrı değerlendirilip bileşen suçlardan herhangi birisi hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi hâlinde, bu karar itirazı kabildir, düşüncesiyle temyiz denetimi dışında bırakılmamalıdır. Nitekim Dairemiz, yağma suçunda tehdit, yaralama ve/veya konut dokunulmazlığını bozma suçları ile hırsızlık suçu birlikte yağma suçunu oluşturduğu hâlde yanlış nitelendirmeyle, hırsızlıktan temyizi kâbil bir mahkûmiyet hükmü kurup, diğer suçlardan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiği takdirde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını kaldırmak suretiyle fiilin bütünü ve bunlarla ilgili olarak verilen bütün hükümleri kapsar biçimde temyiz incelemesi yapmaktadır (Örn; Y. 13. CD’nin 03.07.2019 günlü, 1381-11817 esas ve sayılı kararı ve Y. 6.CD’nin 28.09.2021 gün ve 2021/696-14562 esas ve sayılı kararlarında olduğu gibi...). 2- İstinaf sonrası temyizde vasıftan temyizin mümkün olup olmadığını hususları incelenecek olursa; Ceza Genel Kurulunun 11.03.2014 tarih ve 532-126,12.03.2013 tarihli ve 1515-202 ile 21.12.2010 tarihli ve 230-264 sayılı kararı başta olmak üzere bir çok kararında da vurgulandığı gibi, kesin nitelikteki hükümler ancak kesinlik sınırını aşar nitelikte yaptırım içermek şartıyla suç vasfına yönelik ya da suç niteliği doğru belirlenmesine rağmen yanılgılı bir uygulama ile kesinlik sınırı içinde kalan cezaların verildiği hükümlere karşı yapılan aleyhe başvuru üzerine temyiz denetimine konu olabilecektir. Yani doğru uygulama yapıldığında kesinlik sınırı içinde kalmayacak bir hükmün, hatalı uygulama (hesap hatası, uygulama hatası gibi) neticesinde ortaya çıkan sonuç ceza itibariyle-kesinlik sınırı içindeyse aleyhe temyiz bulunmadığı durumda temyize konu olması mümkün değildir. Dairemizce benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.10.1993 tarihli, 2-187/222 sayılı ve 28.05.2019 tarih ve 2018/13-297 Esas, 2019/461 sayılı içtihatlarında da belirtildiği gibi, Yargıtay’ın duraksamasız uygulamalarına göre; istinaf denetimi sonrasında dahi, tür ve miktar itibarıyla kesin olan hükümlerin de suç vasfına yönelik temyizi hâlinde Yargıtay denetiminin mümkün olduğu kabul edilmiştir. Kural olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı itiraza tabi ise de; somut olayda olduğu gibi yağma suçunu oluşturan bir kısım fiillerle ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiş ise, artık bu kararın da temyiz yasa yoluna tabi olacağı değerlendirilmiştir. 3- Usul bakımından yapılan incelemede; 5237 sayılı TCK’nun 11. maddesi uyarınca, bir Türk vatandaşı, 13’üncü maddede yazılı suçlar dışında, Türk Kanunları’na göre aşağı sınırı bir yıldan az olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçu yabancı ülkede işlediği ve kendisi Türkiye’de bulunduğu takdirde, bu suçtan dolayı yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması ve Türkiye’de kovuşturulabilirliğin bulunması koşulu ile Türk Kanunları’na göre cezalandırılabilir. Belirtilen koşullar kovuşturma şartı niteliğindedir. Bunun için failin Türk olması, Türkiye’de bulunması ve bu eylem nedeniyle yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması gerekir. Anılan açıklamalar ışığında, TCK'nın 11. maddesi gereğince yargılama şartı eksikliğinin de bulunmadığı anlaşılmıştır. Tüm bu izahatlardan sonra somut olayımıza gelecek olursak; 1- Sanık ... hakkında hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit suçundan TCK'nın 150/1 delaletiyle 106/2-c, 62. maddelerinden verilen, 03.02.2017 tarih, 2017/79 esas ve 2017/161 karar sayılı hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılmasına, 2- Katılanın kollukta sıcağı sıcağına alınan beyanında; işleri dolayısıyla Çin’e gittiğini, olay günü otelde kalmakta iken, sanık ... ve yanında bulunan 15-20 kişilik bir grubun otele gelerek kendisini zorla dışarı çıkardıklarını ve bir arabaya bindirdiklerini, ormanlık alana götürdüklerini, ‘bir saat içerisinde 150.000 dolar para getireceksin’ dediklerini, bu kadar parasının olmadığını söylemesi üzerine, sanık ...’in geçmişte yaptıkları bir ticaretten dolayı kendisine borçlu bulunduğunu ve bu borcundan dolayı 20 bin dolar zarar ettiğini, böylelikle toplamda 150.000 dolar borcu bulunduğunu ve hemen ödemesi gerektiği söylediği, katılanın borcu bulunmadığını söylemesi üzerine, sanık ve arkadaşlarının ormanlık alanda üzerine idrarlarını yapmaya çalıştıklarını, kendisini yağmurun altında beklettiklerini, farklı bir otele götürerek tehditle para isteme taleplerini yinelediklerini, 60.000 dolara anlaştıklarını, katılanın parayı bulabilmek için tanık olarak ifadesi alınan ...’u aradığı, ...’in tanık ... ile görüşerek Çin’de bulunan arkadaşı ...’dan yardım istediği ve böylelikle 50.000 dolar paranın tanık ... vasıtasıyla, katılanın tutulduğu otel odasında sanık ...’e teslim edilmesi üzerine serbest bırakıldığını beyan ettiği; Sanık ...’ın aşamalarda alınan beyanlarında; katılanın Çinli firmalara borcu olduğunu ve borçlarını ödemediği için ticaret yapamadığını, olay günü katılanın Çinli firmaya olan borcunu tahsil etmek için katılanın bulunduğu otele gittiğini ve tarafları anlaştırmaya çalıştığını beyan ettiği olayda, Tüm dosya kapsamında alınan beyanlar karşısında, sanıkla katılan arasında hukuken korunan alacak-borç ilişkisinin bulunmadığı, bu hususun katılan ve sanık beyanları ile de desteklendiği, katılandan alınan paranın sanık ...’e teslim edildiği ve ardından katılanın serbest bırakıldığı hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'da düzenlenen 149/1-c-d-h maddelerinde düzenlenen yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Daire Üyesi A. T. Oral; "Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 19.12.2012 tarih ve 2012/3648 Esas sayılı iddianamesi ile sanık ...’ın 5237 sayılı TCK’nın 149/1,d - 3, 53/1 ve 109/2-3,b maddeleri gereğince yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından cezalandırılması talebiyle açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda, İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.11.2016 tarih ve 2013/167 Esas, 2016/361 Karar sayılı ilamı ile, sanık hakkında hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit suçundan TCK'nın 150/1. maddesi delaletiyle 106/2-c, 62. maddesi uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 109/2-3, b, 62. maddeleri gereğince 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair verilen karara karşı katılan vekili ve sanık müdafinin istinaf talebi üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesinin 03.02.2017 tarih ve 2017/79 Esas, 2017/161 sayılı kararıyla sanık hakkındaki kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden kesin olmak üzere istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı katılan vekili tarafından temyiz yoluna başvurulmuştur. Sanık ... hakkında hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit suçundan TCK'nın 150/1. maddesi delaletiyle 106/2-c, 62. maddesi uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar CMK'nın 268. maddesi gereğince itiraza tabidir. Katılan vekilinin ve sanık müdafiinin istinaf dilekçesinin aynı zamanda itiraz mahiyetinde kabul edilerek inceleyecek merci olan İstanbul 3. Ağır Ceza mahkemesi tarafından karara bağlanması gerekir. Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2012/10-534, 2013/15 sayılı kararında izah edildiği üzere hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı yapılan itirazlarda, kararın sadece suça ve sanığa ilişkin objektif şartların gerçekleşip gerçekleşmediğiyle sınırlı olarak incelenmesi uygulamasının ihtilaf konusu hususlara köklü çözüm sağlamadığından ötürü itiraz merci, katılan vekilinin suç vasfına yönelik aleyhe başvurusu üzerine incelemesini sadece şekli olarak değil, hem maddi olay hem de hukuki yönden yapabilecektir. Hal böyle iken itiraz kanun yoluna tabi olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının suç vasfına yönelik aleyhe temyiz bulunduğundan bahisle temyiz kapsamına alınması ve sanık hakkındaki Yerel Mahkeme tarafından verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılarak kararın bozulması hukuki dayanaktan yoksundur. Bu durumda Yargıtay itiraz merciinin yerine geçmiş ve istinaf mahkemesi tarafından dahi incelenmeyen hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit suçunu temyizen incelenmiş bulunmaktadır. Suç vasfına yönelik denetim, itiraz merciinin incelemesinde veya sanığın denetim süresinde yeniden kasıtlı bir suç işlemesi halinde hükmün açıklanması sonucunda verilecek kararın hukuki denetimi sırasında yapılmalıdır." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 10.12.2021 tarih ve 15692 sayı ile; "...Sanık ... hakkında hukuki alacağın tahsili maksadıyla tehdit suçundan TCK'nın 150/1. maddesi delaletiyle 106/2-c ve 62. maddeleri uyarıca 1 yıl 8 ay hapis cezası verilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, bu kararın CMK'nun 231/12. maddesi uyarınca itiraz yasa yoluna tabi olup, Yüksek dairenin hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını kaldırıp bozma yapamayacağı," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 19.01.2022 tarih, 24966-334 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU İtirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit suçundan verilen hükmün açıklamasının geri bırakılması kararıyla sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının Özel Dairece incelenmesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca 19.12.2012 tarih ve 46176-3648 sayı ile; 10.07.2011 tarihinde sanığın inceleme dışı sanıklar Selim, Adem ve İbrahim Halil ile birlikte katılanı otelden alarak ormanlık alana götürdükleri ve borcunu ödemesini istedikleri, işkence yaptıkları katılanı, borcunu ödemezse öldürüp dereye atacaklarını söyleyerek tehdit ettikleri, bunun üzerine katılanın arkadaşından para temin ederek adı geçenlere verdiği iddiası ile sanık ve inceleme dışı sanıklar hakkında nitelikli yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından cezalandırılmaları talebiyle kamu davası açıldığı, İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesince 24.11.2016 tarih ve 167-361 sayı ile; inceleme dışı sanıkların her iki suç yönünden de CMK’nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine, sanığın ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK’nın 109/2, 109/3-b ve 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit suçundan ise aynı Kanun'un 150/1. maddesi delaletiyle 106/2-c ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve CMK'nın 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, Hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin katılan vekilince itiraz yoluna başvurulması üzerine İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 13.03.2017 tarihli ve 2017/192 değişik iş sayılı kararla itirazın reddedildiği, İnceleme dışı sanıklar hakkında verilen beraat kararlarının katılan vekili, sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün ise sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesince 03.02.2017 tarih ve 79-161 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Ceza Dairesince 29.09.2021 tarih ve 11128-14714 sayı ile; "Hukuki Süreç" bölümünde ayrıntılı şekilde yer verilen nedenler ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının bozulmasına karar verildiği, Anlaşılmaktadır. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle CMK'nın 231. maddesine eklenen 5 ilâ 14. fıkralarla büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı Kanun'un 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanun'un 23. maddesi değiştirilerek denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla çocuk suçlular ile yetişkin suçlular hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tabi kılınmıştır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran bir kurumdur. İlk karar teknik anlamda hüküm sayılan ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması hâlinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması hâlinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmüdür. İkinci karar ise bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Bu ikinci kararın en temel ve belirgin özelliği varlığı devam ettiği sürece, ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır. Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildikten sonra, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak kamu davasının CMK'nın 223. maddesi uyarınca düşmesine karar verilecek, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde ise CMK'nın 231. maddesinin 11. fıkrası gereğince hüküm açıklanacak, ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilecektir. Karar tarihinde yürürlükte bulunan hâliyle CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurulabilecek kanun yolu, açıkça itiraz olarak belirtilmiştir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına yapılan itirazlar ve bunların incelenmesi usulüne ilişkin olarak Ceza Genel Kurulunca 03.02.2010 tarih ve 13-12 sayı ile; "...İtiraz merciince, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar, 231. maddenin 6. fıkrasında yer alan suça ve sanığa ilişkin objektif uygulama koşullarının var olup olmadığı ile sınırlı olarak yapılması gerektiği" kabul edilmiş ve bu uygulama Özel Dairelerce istikrarlı olarak uygulanmış ise de hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı yapılan itirazlarda, kararın sadece suça ve sanığa ilişkin objektif şartların gerçekleşip gerçekleşmediğiyle sınırlı olarak incelenmesi şeklindeki uygulama, ihtilaf konusu hususlara köklü çözüm sağlamadığından bahisle öğretide yoğun olarak eleştirilere maruz kalmıştır. İtiraz mercii, sadece CMK’nın 231. maddesindeki koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği hususuyla sınırlı bir inceleme değil, sübuta ilişkin değerlendirme de yapabilecektir. Örneğin, sanığa yüklenen suçun oluşmaması sebebiyle hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğinden bahisle itirazın kabulü yönünde karar, yani hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılması kararı verilebilir. Keza, itiraz mercii, vasıf değişikliği nedeniyle de hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılmasına karar verebilecektir. Örneğin, kasten yaralama olarak nitelendirilen fiilden dolayı sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmüyle ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi hâlinde itiraz mercii, sanığa yüklenen fiili kasten yaralama suçu değil de kasten öldürme suçuna teşebbüs olarak nitelendirmek suretiyle de itirazın kabulü yönünde karar verebilir. Yine görevi kötüye kullanma suçundan dolayı sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmüyle ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi durumunda itiraz mercii, sanığa yüklenen fiilin görevi kötüye kullanma suçunu değil zimmet veya icbar suretiyle irtikap suçunu oluşturduğu gerekçesiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılmasına karar verebilecektir (İzzet Özgenç, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması, 3. Yılında Ceza Adalet Sistemi-Hukuk Devletinde Suç Yaratılmasının ve Suçun Aydınlatılmasının Sınırları Sempozyumu, İstanbul Kültür Üniversitesi, Seçkin, 2008, s. 54-55; Cumhur Şahin-Neslihan Göktürk, Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara, Seçkin, C. 2, s. 159-161, 203). Bu konudaki yoğun eleştirilerden sonra Ceza Genel Kurulunun 22.01.2013 tarihli ve 534-15 sayılı kararıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı yapılan itirazın hem maddi olay hem de hukuki yönden itiraz merciince incelenmesi gerektiği kabul edilmiş, 17.02.2022 tarihli ve 90-98 sayılı kararıyla da aynı uygulama devam ettirilerek itiraz merciince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın, CMK'nın 231. maddenin 6. fıkrasında yer alan suça ve sanığa ilişkin objektif uygulama koşullarının var olup olmadığı ile sınırlı olarak yapılması durumunda hak arama özgürlüğü ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 13. maddesindeki etkili başvuru hakkının ihlal edilebileceği ve ayrıca ceza muhakemesi hukukunun maddi gerçeğe ulaşma amacıyla da bağdaşmayan sonuçlara neden olabileceği göz önüne alındığında itiraz merciinin CMK’nın 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığına dair yapılacak şekli denetim dışında esas bakımından da (suçun sübutu, nitelendirilmesi vb. konularda) değerlendirme yapması ve açıklanmayan hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıkları denetlemesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu noktada, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurulabilecek kanun yolu ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin 20.07.2022 tarihli ve 121-88 sayılı kararına da değinmek gerekmektedir. CMK'nın 231. maddesinin, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebileceği hükmünü ihtiva eden 12. fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülerek iptalinin istenmesi üzerine Anayasa Mahkemesince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının ve bu kurumun işleyişinin birçok temel hak ve özgürlüğe müdahale teşkil etmesi nedeniyle itiraz konusu fıkranın Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkı bağlamında incelenmesi neticesinde; CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasında yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı itiraz yolunun açık olduğunu düzenleyen kuralın, bu kanun yoluna başvuranların iddia ve delillerinin dikkate alınmasında, çatışan menfaatlerin dengelenmesinde ve temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğunun ve ölçülülüğünün belirlenebilmesinde belirli ve etkili bir denetim yolu öngörmediği, bu durumun temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalelerin giderilmesinde ve kamu gücünü kullananların keyfî davranışlarının önüne geçilmesinde bireye tanınmış olan yetkili makama başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkını ihlal ettiği ve etkili başvuru hakkıyla bağdaşmadığı gerekçeleriyle Anayasa'nın 40. maddesine aykırı görerek iptal edilmiştir. Karar tarihinden sonra 05.04.2023 tarihinde yürürlüğe giren 7445 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 21. maddesi ile CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrası "İtiraz mercii, karar ve hükmü inceler; usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılık tespit ettiği takdirde, gerekçesini göstererek karar ve hükmü kaldırır ve gereğinin yapılması için dosyayı mahkemesine gönderir." şeklinde, 12.03.2024 tarihinde yürürlüğe giren 7499 sayılı Ceza Muhakamesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 21. maddesi ile de "272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde hükümleri uygulanır. 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi hâlinde temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve hüküm, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir." şeklinde değiştirilmiştir. Bilindiği üzere, usul kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında asıl olan, aksi kanunda açıkça düzenlenmiş bulunmadıkça hemen ve derhal uygulanma ilkesidir. Anılan ilke uyarınca usul işlemleri yapıldıkları sırada yürürlükte olan muhakeme kanunu hükümlerine tâbi olacaktır. Usul Kanunlarında yapılan değişiklikler, kanun yürürlüğe girdikten sonra yapılacak işlemler hakkında uygulanacak olup maddi ceza hukuku kurallarının aksine geçmişe yürümezler. O hâlde ceza yargılaması sırasında, kanunlarda değişiklik yapılması veyahut dayanılan bir usul kuralına ilişkin kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi hâlinde, yeni kanun veya iptal sonucu ortaya çıkan usul prosedürü, devam etmekte olan işlemlere uygulanmalıdır. Ancak 5320 sayılı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrasında ifade edilen bu durum önceki kanunun yürürlükte bulunduğu dönemde o kanuna uygun olarak gerçekleştirilen işlemlerin geçersizliği neticesini doğurmayacağı gibi yenilenmesini de gerektirmeyecektir. Öte yandan, yargılama sistemimizde temyiz yolu, yalnızca hükümler bakımından kabul edilmiştir. Hükümler ise CMK’nın 223. maddesinde sınırlı olarak; "Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı" şeklinde sayılmış olup hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları bunlar arasında yer almadığından hüküm niteliğinde de değildir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının üzerine inşa edildiği hüküm de bilahare davanın düşmesi kararı verildiğinde veya hükmün açıklanması ya da yeni bir hüküm kurulması hâlinde varlık kazanacağından ve ancak bu durumda CMK'nın 223. maddeleri uyarınca temyiz edilebilme olanağına kavuşabileceğinden, bu aşamadan önce henüz hukuken varlık kazanmamış bulunan bu hükmün temyiz merciince denetlenebilme olanağı bulunmamaktadır. Ceza yargılamasında kanun yolu, tarafların istemlerine göre değil, yasanın sistematiği ve normları dikkate alınarak belirlenmelidir. Karar tarihinde CMK'da, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurulabilecek kanun yolu hiçbir istisnaya yer verilmeksizin açıkça itiraz olarak belirtilmiş olmakla, Kanun'un öngörmediği bir istisnayı yargı kararları ile oluşturmak, suçun niteliği veya sübuta yönelik başvuruların, yasa yolunu temyiz olarak değiştireceğini kabul etmek olanaksızdır. B. Hukuki Değerlendirme Sanık hakkında hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Özel Dairece eylemin nitelikli yağma suçunu oluşturacağından bahisle bozma kararı verildiği anlaşılan dosyada; temyiz kanun yoluna yalnızca hükümler için başvurulabilmesi, hükümlerin de CMK’nın 223. maddesinde; "Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararları" şeklinde sınırlı olarak sayılması, karar tarihinde yürürlükte bulunan CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı başvurulabilecek kanun yolunun hiçbir istisnaya yer verilmeksizin itiraz olarak kabul edilmesi, Kanun’un öngörmediği bir istisnayı yargı kararları ile oluşturmanın mümkün olmaması, ayrıca Ceza Genel Kurulunun 22.01.2013 tarihli ve 534-15 sayılı kararıyla önceki uygulamalardan vazgeçilerek itiraz merciinin sadece CMK’nın 231. maddesindeki koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğini değil bunun yanında suçun vasfının doğru tespit edilip edilmediğini de inceleyebileceğinin kabul edilmiş olması hususları göz önünde bulundurulduğunda; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı başvurulabilecek kanun yolunun itiraz olduğu, vasfa yönelik temyiz talebinde bulunulsa dahi bu hususun Özel Dairece incelenemeyeceği kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri ... ve ...; "Gerçek içtimanın istisnalarından biri olan bileşik suçta; suçun alt bileşenlerinin hatalı bir biçimde ayrı ayrı değerlendirilip bileşen suçlardan herhangi birisi hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi hâlinde, bu karar itirazı kabildir, düşüncesiyle temyiz denetimi dışında bırakılmamalıdır. Nitekim Dairemiz, yağma suçunda tehdit, yaralama ve/veya konut dokunulmazlığını bozma suçları ile hırsızlık suçu birlikte yağma suçunu oluşturduğu hâlde yanlış nitelendirmeyle, hırsızlıktan temyizi kâbil bir mahkûmiyet hükmü kurup, diğer suçlardan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiği takdirde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını kaldırmak suretiyle fiilin bütünü ve bunlarla ilgili olarak verilen bütün hükümleri kapsar biçimde temyiz incelemesi yapmaktadır (Örn; Y. 13. CD'nin 03.07.2019 günlü, 1381-11817 esas ve sayılı kararında olduğu gibi...). Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02.05.1983 günlü ve 65/119 Esas -karar, 02.05.1994 günlü ve 97- 126 Esas-karar sayılı ve CGK 2011/370 E., 2011/302 K. sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere, hükmün temyiz edilebilir olup olmadığını belirlemek için hüküm tarihindeki yasal düzenlemelerin dikkate alınması gerekmektedir. Ceza Genel Kurulunun 08.04.2014 tarih ve 2013/15-509 E. 2014/170 K. sayılı ilâmlarında ve yine CGK 27.12.2011 tarih 370 E. 302 K. ve yine CGK 06.12.2011 tarih, 185 E. 249 K. Sayılı kararları başta olmak üzere pekçok kararında da gösterildiği üzere; miktar itibarıyla kesin nitelikteki hükümlerin, k
6. Ceza Dairesi, 2023/789 E., 2024/11533 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür.
6. Ceza Dairesi         2023/789 E.  ,  2024/11533 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/732 E., 2022/1474 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜMLER : Temyiz isteminin esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü: İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir oldukları, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: 5271 sayılı Kanun’un 288 inci maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294 üncü maddesinin ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301 inci maddesinin ''Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek sanıklar müdafiinin temyiz isteminin bu kapsamda olduğu belirlenerek yapılan incelemede; Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; "Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir." Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak; Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere göre, Katılanın sanıkların dükkanından üç dört yıldır alışveriş yaptığı, bu alışverişten kaynaklı sanıklar ile mağdur arasında alacak verecek ilişkisi olduğu, olay günü de mağdur ...'in 05.12.2019 tarihli dilekçesiyle sanıkların olay günü kendisini darp ederek zorla senet imzalattırdıklarını söyleyerek şikayetçi olduğu, olay günü Düzce Atatürk Devlet Hastanesince düzenlenen 22660 numaralı genel adli muayene raporunda yüzünün sağ tarafında minimal kızarıklık, hassasiyetin olması ve daha önceden kaynaklanan dişlerde sallanmanın arttığına ilişkin basit tıbbi müdahale ile giderilir yaralamanın mevcut olduğunun raporlandığının görüldüğü ancak mağdurun aşamalarda çelişkili beyanlarda bulunarak gönderdiği dilekçesinde de sanıklara asılsız şikayette bulunduğunu belirttiği, yüzündeki minimal kızarıklığın neyden kaynaklandığının tam olarak tespit edilemediği söz konusu kızarıklığın en ufak bir böcek ısırığı ya da kaşınma ile bile oluşabileceği anlaşıldığından, mağdurun yağma eylemiyle ilgili geçmişe yönelik aşamalarda giderilmeyen, soyut iddiası karşısında, sanıkların mağdur ...'e yönelik yağma suçunu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak yeterli ve inandırıcı deliller bulunmadığı ve "şüpheden sanık yararlanır" ilkeside gözetilerek sanıklar hakkında nitelikli yağma suçundan beraat kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi, Kabule göre ise ; Dairemizin 2022/8946 Esas ve 2022/10401 Esas sayılı dosyaları ve daha birçok dosyalarında da açıkça tartışılıp kabul edildiği üzere; Hukuki alacağının tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanma...1. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 günlü ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak ... doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir. Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ıspatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ıspat şartı aranmamaktadır. Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden ... alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikâyetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikâyetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar, yazışmalar vs ile sanıklar ile şikâyetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs gösterir nitelikte ise şikâyetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir. Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikayetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır. Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin sabit görülmesi halinde 5237 sayılı Yasa'nın 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ıspat şartı aranmamalıdır. Alacağın varlığına inanarak ve bu ... elde etme özel kastıyla hareket edilmesi hallerinde ise; eylemin 5237 sayılı Yasa'nın 30. maddesi kapsamında ve 150/1. maddesi yollamasıyla hukuki alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da ayrıca somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. ( Benzer görüşler için bkz. ... Centel- Hamide ...- ... Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 404, Gökcan/Artuç TCK Şerhi age s.5461 ) Somut olayda; Bir de alacak zamana yayılmış ve sürekli alıp vermeden kaynaklanan bir alacak ise kuruşu kuruşuna alacak miktarını tespit etmek mümkün olamayacağından, sanığın alacağını almak için hareket ettiği ve aldığı kanaati oluşturacak bir değeri de uygulamak için kabul etmelidir. Yani borçlu kanunen alacağı olduğu ve onu aldığı kastıyla hareket etmiş ise sonradan hesaplanan alacak-borç arasında çok fahiş bir fark olmadığı takdirde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 150/1. fıkrası uygulanmalıdır. Yine alacak miktarının, asıl alacağın yanında faizi de kapsaması gerekmektedir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2013/1-452 E. 2013/612 K., Yargıtay 6. C.D. 2022/3916 E. 2024/1482 K. sayılı ilamları) Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin sabit görülmesi halinde 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ıspat şartı aranmamalıdır. Bu genel anlatımdan sonra somut olay değerlendirildiğinde; Oluş ve dosya içeriğine göre, sanık ile katılan arasında dosyaya yansıyan zamana yayılmış ticari alışverişler bulunduğunun mağdur ve sanıklar tarafından da kabul edildiği bu halde 5237 sayılı Kanun'un 30. maddesi de dikkate alınarak "şüpheden sanık yararlanır" kuralı uyarınca sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinin delaletiyle nitelikli tehdit suçundan hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde nitelikli yağma suçundan hüküm kurulması, Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedenleri yönünden 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesinin yollamasıyla 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden kazanılmış hakkın korunmasına, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Düzce 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 30.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
6. Ceza Dairesi, 2024/2650 E., 2024/9226 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
5237 sayılı Kanun'un “Daha az cezayı gerektiren hâl” başlıklı 150 nci maddesinin ikinci fıkrasında;
6. Ceza Dairesi         2024/2650 E.  ,  2024/9226 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2021/1268 E., 2021/3195 K. SUÇLAR : Nitelikli yağmaya teşebbüs, kasten yaralama HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama 1. Suça Sürüklenen Çocuk Hakkında Kasten Yaralama Suçundan Kurulan Hükme Yönelik Temyiz İstemi Yönünden 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde yer verilen; “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenlemesi ile incelemeye konu suçun, aynı Kanun’un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, suça sürüklenen çocuk müdafinin kasten yaralama suçundan mahkumiyet hükmüne yönelik temyizinin 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE, 2. Suça Sürüklenen Çocuk Hakkında Nitelikli Yağmaya Teşebbüs Suçundan Kurulan Hükme Yönelik Temyiz İstemi Yönünden İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun’un) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir. I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde düzenlenen 08.11.2018 tarih, 2018/2489 soruşturma, 2018/820 esas, 2018/194 iddia nolu iddianame ile ile suça sürüklenen çocuk (Suça sürüklenen çocuk) hakkında nitelikli kasten yaralama ve yağmaya teşebbüs suçunu işlediği iddiası ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 148 inci maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü maddesi, 149 uncu maddesinin ikinci fıkrası delaletiyle 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, 87 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca cezalandırılması istemli kamu davası açılmıştır. 2. Nazilli 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 06.10.2020 tarihli, 2018/377 Esas, 2020/231 Karar sayılı kararı ile suça sürüklenen çocuk hakkında; Gece vakti yağmaya teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 149 uncu maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi, 35 inci maddesinin ikinci fıkrası ve 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca 6 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, kasten yaralama suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 87 nci maddesinin birinci fıkrasının (a,b,c,d) bentleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. 3.İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 30.11.2021 tarihli ve 2021/1268 Esas, 2021/3195 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik suça sürüklenen çocuk müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. 4. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Bassavcılığınca tanzim olunan, 29.06.2022 tarihli ve 2022/17846 sayılı, 5271 sayılı Kanun'un 302 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca onama görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi; 1.Katılan mağdurun yaşının büyük olması nedeniyle suça sürüklenen çocuk tarafından yağma suçunun işlenmesinin mümkün olmadığı, 2. Olayın katılanın eylemi nedeniyle başladığının, bu nedenle haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiğine, İlişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü 1.Olay günü olan 03.03.2018'de ... ve ...'in tartışma sırasında suça sürüklenen çocuk ...'nın katılanın motor ile ilerlediği sırada önüne geçerek durdurduğu, aralarında tartışma yaşandığının ve suça sürüklenen çocuğun katılanın boğazını sıkması sonrası itekleşme ve devamında katılan ...'a vurması şeklinde devam eden olayda katılanın yere hareketsiz düştüğünün kamera kayıtları ile sabit olduğu, Güvenlik kamerasında 20:35-20.40 arasında olayın meydana geldiğinin anlaşıldığı, katılan ...'in yere düştüğü anda ağzından ve burnundan kan geldiği, 112 vasıtasıyla hastaneye kaldırılması ile hayati tehlikesinin olduğu, ... Adli Tıp Şube Müdürlüğü raporu ile (12.12.2018 t.li) hayati tehlike geçirdiği, yüzde sabit ize neden olduğunun belirlendiği ayrıca ... Adnan Menderes Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığının (11.09.2019 tarihli) raporu ile de darp olayı sonrası oluşan konuşma bozukluğu (yavaşlama-duraksama), somatoform bozukluğu travma sonrası stres bozukluğu, anksiyete bozukluklarının sürekli duyu organ zayıflaması niteliğinde olduğunun belirlendiği, 03.03.2018 tarihinde suça sürüklenen çocuk ...'in katılan ...'e karşı gece vakti yağmaya teşebbüs suçunu ve hayati tehlike geçirmesine, yüzde sabit ize ve duyu organ zayıflamasına neden olacak şekilde neticesi sebebi ile ağırlaştırılmış kasten yaralama suçlarını işlediğinin kabul edildiği anlaşılmıştır. 2. Suça sürüklenen çocuk savunmasında özetle; mağdurun annesine küfür ettiği ve kız arkadaş ayarlamasını istediği için tartıştıklarını ve kendisini korumak amacıyla yumruk attığını, mağdurdan para istemediğini ifade etmiştir. 3. Olay anına ilişkin kamera görüntüleri, dava dosyasında mevcuttur. 4. Suça sürüklenen çocuğun katılan mağdura yumruk attığı ve yumruk üzerine katılan mağdurun yere düşerek hareketsiz kaldığına yönelik tanık beyanları dava dosyasında mevcuttur. 5. Katılanın yaralanmasına yönelik Adli Tıp Kurumu Raporu ile hastane raporları dava dosyasında mevcuttur. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik bulunmadığı belirlenerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. IV. GEREKÇE Diğer temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. Ancak, 1. Suça sürüklenen çocuğun suç tarihinde 15-18 yaş grubunda olduğu halde, davaya Çocuk Mahkemesi sıfatıyla bakılması gerekirken, yanılgı ile ağır ceza mahkemesi sıfatıyla yargılamanın yapılması hukuka aykırı bulunmuştur. 2. Harcaması zorunlu kamu masrafı niteliğinde bulunması nedeniyle Adli Tıp Kurumuna ödenen rapor ücreti, suça sürüklenen çocuğun adli tıp kurumuna ve ceza infaz kurumuna sevk için harcanan giderler ile uzman psikolog bilirkişi giderinin suça sürüklenen çocuğa yargılama gideri olarak yükletilmesine karar verilmesi suretiyle Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi'ne aykırı davranılması hukuka aykırı bulunmuştur. 3. 5237 sayılı Kanun'un “Daha az cezayı gerektiren hâl” başlıklı 150 nci maddesinin ikinci fıkrasında; “Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir.” denilmektedir. Maddenin gerekçesinde ise; “Maddenin ikinci fıkrasında, yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılması gerektiği kabul edilmiştir.” açıklamasına yer verilmiştir. Hâkim indirim oranını aynı sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinde öngörüldüğü üzere “İşlenilen fiilin ağırlığıyla orantılı” olacak şekilde saptamalıdır. 5237 sayılı Kanun'un 150 nci maddesinin ikinci fıkrasının uygulanmasında hâkime geniş bir takdir yetkisi tanınmış olup, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 5271 sayılı Kanun'un 34, 223, 230 ve 289 uncu maddeleri uyarınca sözü edilen yetki kullanılırken, keyfiliğe kaçmadan, her somut olaya uygun, yasal ve yeterli gerekçe göstermek suretiyle açıklanmalı ve uygulama yapılmalıdır. Öte yandan hâkim, 5237 sayılı Kanun'un 150 nci maddesinin ikinci fıkrasıyla, kendisine tanınan takdir yetkisini kullanırken, evrensel ceza hukuku prensiplerinden olan ve ceza kanunlarımızın hazırlanmasında esas alınan, kanunilik, belirlilik, orantılılık ve ölçülülük ilkeleri, kıyas ve aleyhe yorum yasağı ile mükerrer değerlendirme yasağına uygun bir değerlendirme yapmak zorundadır. Bu açıklamalardan sonra somut olay değerlendirildiğinde, suça sürüklenen çocuğun mağdurdan 5-10 TL parasını yağmalamaya teşebbüs ettiği olayda, suç tarihi olan 03.03.2018 itibarıyla paranın satın alma gücü ve günün ekonomik koşulları birlikte değerlendirildiğinde, sanık hakkında yağma suçundan hüküm kurulması sırasında değer azlığı nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 150 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca indirim yapılması gerektiğinin gözetilmemesi, nedeniyle hükümde, bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmuştur. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle suça sürüklenen çocuk müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ile re’sen incelenmesi gereken konular yönünden temyiz istemi yerinde görüldüğünden İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 30.11.2021 tarihli ve 2021/1268 Esas, 2021/3195 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, nitelikli yağmaya teşebbüs suçu yönünden Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Nazilli 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 16.09.2024 tarihinde karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Hukuku Özel Hükümler

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na göre, aşağıdaki malvarlığına karşı suçlardan hangisinin "bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla" işlenmesi, suçun daha az cezayı gerektiren nitelikli hali olarak kabul edilmemiştir?

A) Hırsızlık
B) Yağma
C) Dolandırıcılık
D) Mala zarar verme
E) Belgede sahtecilik (Özel veya resmi belgede - TCK m.211)

Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol