Türk Ceza Kanunu 152. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 152- (1) Mala zarar verme suçunun;
a) Kamu kurum ve kuruluşlarına ait, kamu hizmetine tahsis edilmiş veya kamunun yararlanmasına ayrılmış yer, bina, tesis veya diğer eşya hakkında,
b) Yangına, sel ve taşkına, kazaya ve diğer felaketlere karşı korunmaya tahsis edilmiş her türlü eşya veya tesis hakkında,
c) Devlet ormanı statüsündeki yerler hariç, nerede olursa olsun, her türlü dikili ağaç, fidan veya bağ çubuğu hakkında,
d) Sulamaya, içme sularının sağlanmasına veya afetlerden korumaya yarayan tesisler hakkında,
e) Grev veya lokavt hallerinde işverenlerin veya işçilerin veya işveren veya işçi sendika veya konfederasyonlarının maliki olduğu veya kullanımında olan bina, tesis veya eşya hakkında,
f) Siyasi partilerin, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının ve üst kuruluşlarının maliki olduğu veya kullanımında olan bina, tesis veya eşya hakkında,
g) Sona ermiş olsa bile, görevinden ötürü öç almak amacıyla bir kamu görevlisinin zararına olarak,
İşlenmesi halinde, fail hakkında bir yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Mala zarar verme suçunun;
a) Yakarak, yakıcı veya patlayıcı madde kullanarak,
b) Toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel veya taşkına neden olmak suretiyle,
c) Radyasyona maruz bırakarak, nükleer, biyolojik veya kimyasal silah kullanarak,
işlenmesi halinde, verilecek ceza bir katına kadar artırılır.
(3) (Ek: 18/6/2014-6545/65 md.) Mala zarar verme suçunun işlenmesi sonucunda haberleşme, enerji ya da demiryolu veya havayolu ulaşımı alanında kamu hizmetinin geçici de olsa aksaması hâlinde, yukarıdaki fıkralar hükümlerine göre verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır.
İbadethanelere ve mezarlıklara zarar verme
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
355 karar eşleşti
2. Ceza Dairesi, 2024/2673 E., 2024/3772 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
ile birlikte, şikâyetçinin okul müdürü olduğu 19 Mayıs Lisesinin bahçesine girerek müdür yardımcısına ait odanın bahçeye bakan pencere ve camlarına benzin dökmek suretiyle yakması şeklindeki eylemi nedeniyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 152/1.a-2.a, 116/2-4, 119/1.c, 53, 63. maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
2. Ceza Dairesi 2024/2673 E. , 2024/3772 K.
"İçtihat Metni"
B O Z M A Ü Z E R İ N E
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI :2023/453 E., 2023/453 K.
ŞİKÂYETÇİ :...
SUÇ :Kamu malına zarar verme
HÜKÜM :Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ :Onama
Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün, karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun'un 305. maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 260/1. maddesi uyarınca temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun'un 310. maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317. maddesi uyarınca temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı, yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Sanık hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığının, 03.01.2011 tarihli ve 2011/32 Esas No.lu iddianamesi ile, sanığın, suça sürüklenen çocuklar Rıfat, ..., Mücahit, Azad ve yaşı büyük sanık ... ... ile birlikte, şikâyetçinin okul müdürü olduğu 19 Mayıs Lisesinin bahçesine girerek müdür yardımcısına ait odanın bahçeye bakan pencere ve camlarına benzin dökmek suretiyle yakması şeklindeki eylemi nedeniyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 152/1.a-2.a, 116/2-4, 119/1.c, 53, 63. maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
2. Adana 14. Asliye Ceza Mahkemesinin, 04.05.2011 tarihli ve 2011/6 Esas, 2011/329 Karar sayılı kararı ile, 5237 sayılı Kanun'un 152/1-a, 152/2-a, 168/2, 62. maddeleri gereğince 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Kanun'un 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş, karar 09.09.2011 tarihinde kesinleşmiştir.
3.Denetim süresi içerisinde 13.07.2013 tarihinde işlediği, 5237 sayılı TCK'nın 142/1-b, 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezasından mahkûmiyetine ilişkin olan ve 12.04.2014 tarihinde kesinleşen Adana 16. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.03.2014 tarihli ve 2013/144 Esas, 2014/165 Karar sayılı dosyası ile ihbarda bulunulması üzerine hüküm, Adana 14. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.12.2014 tarihli ve 2014/245 Esas, 2014/760 Karar sayılı kararı ile aynen açıklanarak, sanığın 5237 sayılı Kanun'un 152/1-a, 152/2-a, 168/2, 62, 53. maddeleri gereğince 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmiştir.
4. Kararın sanık tarafından temyizi üzerine Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 29.06.2020 tarihli ve 2020/2447 Esas, 2020/6408 Karar sayılı kararı ile, onaysız fotokopiden oluşan hazırlık soruşturması evrakının hükme dayanak yapılarak, 5271 sayılı Kanun'un 219. maddesine aykırı davranılması nedeniyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
5. Adana 14. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.03.2021 tarihli ve 2020/315 Esas, 2021/131 Karar sayılı kararı ile sanığın beraatine karar verilmiştir
6. Kararın katılan vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 05.07.2023 tarihli ve 2023/1601 Esas, 2023/4080 Karar sayılı kararı ile sanığın atılı suçtan mahkûmiyeti yerine beraatine karar verilmiş olması nedeniyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
7. Adana 14. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.12 .2023 tarihli ve 2023/453 Esas, 2023/453 Karar sayılı kararı ile, 5237 sayılı Kanun'un 152/1-a, 152/2-a, 168/2, 62. maddeleri gereğince 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz istemi, hükmü temyiz ettiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1.Yakalama tutanağına göre sanık ...'un 01.01.2011 tarihinde saat 02.15 sıralarında üzerinden aşırı derecede benzin kokusu geldiği halde yakalandığı, sanığın polis merkezine intikal ettirildiğinde okulu kendilerinin kundakladığını yanında ... ..., ..., ..., ... ve ... isminde bir şahsın bulunduğunu söylediği, 01.01.2011 tarihinde saat 22.00 ve 06.40'da alınan beyanında ...'ın kendisine hitaben hadi okulu yakmaya gidelim dediğini, alkolün etkisi ile nedenini sormadan kendileri ile beraber gittiğini, birlikte okulun bahçesine girdiklerini, ... ...'nın elindeki pet şişedeki sıvıyı okulun penceresine döktüğünü, ...'ın çakmağı çaktığını, birden alev aldığını, kendisinin koşarak ...'in elindeki pet şişeyi alarak boş alana attığını, kendisinin okulu kundaklamadığını söylediği, ... ...'nın aynı gün saat 22.30'da müdafii huzurunda alınan beyanında kendisinin elinde bulunan pet şişedeki benzini pencerenin kenarına döktüğünü, ...'ın çakmağı çaktığını, ...'ın da yanına gelerek, elindeki pet şişeyi alıp, içinde bulunan benzini okulun pencere camına doğru sepelediğini, sonra pet şişeyi yere attığını, alev alınca kaçmaya başladıklarını söylediği, yaş küçüklüğü nedeniyle ayrıca yargılanan ve hakkında beraat kararı verilen ...'ın soruşturma aşamasındaki 02.01.2011 tarihli beyanında ...'in okulu yakacağını söylediğini, ... ile birlikte ikisinin okula doğru gittiklerini kendilerini de zorla yanlarında götürdüklerini, ...'in elindeki bidonu ataşe vererek okula doğru attığını, ...'ın da okulun kantinini soyacağını söylediğini belirttiği, yaş küçüklüğü nedeniyle ayrıca yargılanan ve hakkında mahkûmiyet kararı verilen ...'ın soruşturma aşamasındaki beyanında ... ve ...'ın okulu yakalım dediğini belirttiği, haklarında beraat kararı verilen yaşları küçük Mücahid Toraman ve ...'ın canlı teşhis işleminde sanık ...'u okulu yakan şahıs olarak teşhis ettikleri, sanık ...'ın 2011/6 Esas sayılı dosyası ile yapılan yargılama sırasında 09.02.2011 tarihli duruşmada suçlamayı kabul ettiği, pişman olduğunu, toplamda 6 kişi olduklarını söyleyerek atılı suçu ikrar ettiği anlaşılmakla, sanığın cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği Yerel Mahkemece kabul edilmiştir.
2.01.01.2011 tarihinde gece saat 02.00 sıralarında, 19 Mayıs Lisesinde yangın meydana geldiğine dair Olay Yeri İnceleme ve Tespit Tutanağı, haklarında beraat kararı verilen Mücahid Toraman ve ...'ın canlı teşhis işleminde sanık ...'u okulu yakan şahıs olarak teşhisine dair 01.01.2011 tarihli tutanak dosya içerisinde mevcuttur.
3.Hukuki süreç başlığı altında 6. maddede belirtilen bozma gereği Mahkemece yerine getirilmiştir.
IV. GEREKÇE
Tüm dava dosyası kapsamı, yakalama tutanağı, diğer sanıkların beyanları ve sanığın ikrarı karşısında eylemi sübuta ermekle, sanık hakkında mahkûmiyet kararı kurulmasında bir isabetsizlik görülmediğinden hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamış, yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşılmış, dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;
28.06.2014 tarih ve 29044 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 65. maddesiyle 5237 sayılı TCK.nun 152/2-son maddesinde yapılan değişikliğe göre, mala zarar verme suçunun yakarak, yakıcı veya patlayıcı madde kullanılarak işlenmiş olması halinde artırım miktarının öngörüldüğü bölümde yer alan, “verilecek ceza iki katına kadar artırılır” cümlesindeki “iki katına” ibaresinin çıkartılarak yerine “bir katına” ibaresinin eklenmiş olması karşısında, sanık hakkında mala zarar verme suçundan TCK’nın 152/1-a maddesi uyarınca verilen ceza üzerinden aynı Kanun’un 152/2-a maddesi uyarınca yapılacak artırımın değişikliğe göre yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması nedeniyle hüküm hukuka aykırı bulunmuştur.
V.KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Adana 14. Asliye Ceza Mahkemesinin, 14.12.2023 tarihli ve 223/453 Esas, 2023/453 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun'un 321. maddesi gereği Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Ceza Genel Kurulu, 2022/248 E., 2023/648 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİSTANBUL 2. Çocuk
tam metni aç
Suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan TCK'nın 152. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi;
Ceza Genel Kurulu 2022/248 E. , 2023/648 K.
"İçtihat Metni"
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 6. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ : İSTANBUL 2. Çocuk
SAYISI : 171-486
I. HUKUKİ SÜREÇ
Sanıklar ... ve ...'in ayrı ayrı olmak üzere, nitelikli hırsızlık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142/2-c, 143, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay; kamu malına zarar verme suçundan aynı Kanun’un 152/1-a, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ilişkin İstanbul (Kapatılan) 6. Çocuk Mahkemesince verilen 17.02.2015 tarihli ve 193-83 sayılı hükümlerin, sanık ... ile sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 13. Ceza Dairesince 17.03.2020 tarih ve 311-4274 sayı ile; "Gezi eylemleri devam ettiği sırada İstiklâl Caddesi üzerinde bulunan Ziraat Bankası’na ait dört adet bankamatiğe zarar verilerek ATM içerisinde bulunan bir miktar paranın çalındığı olayda; 4 numaralı ATM cihazı para koyma haznesi içerisi dış yüzeyinden elde edilen parmak izinin sanık ...’in sol el orta parmak izi ile; para koyma haznesi bölümünde yerde bulunan naylon poşet üzerinden elde edilen parmak izinin de diğer sanık ...’nın sağ el işaret parmak izi ile aynı olduğunun tespiti üzerine her iki sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ise de, sanıkların aşamalarda alınan savunmalarında, polisin biber gazı sıkması ve yaşanan kargaşa nedeniyle kendilerini korumak amacıyla ATM’lerin bulunduğu kabinin içerisine girdiklerini söyledikleri, olay yerinin gezi eylemleri nedeniyle oldukça kalabalık olduğu ve yaşanan kargaşada olay yerinden elde edilen sanıklara ait parmak izlerinin suçun sübutu noktasında oldukça yetersiz bir delil olup yargılamaya konu olayda başkaca bir delil de bulunmadığından, sanıkların beraatleri yerine yazılı şekilde mahkûmiyetlerine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
İstanbul 2. Çocuk Mahkemesi ise 23.12.2020 tarih ve 171-486 sayı ile; "Sanıkların olay yerinde bulunduklarını ancak hırsızlık yapmadıklarını ve ATM cihazlarına zarar vermediklerini belirttikleri, parmak izine ilişkin raporlar ve olay yeri inceleme raporu birlikte değerlendirildiğinde, sanıkların savunmalarının suçtan kurtulmaya yönelik olup itibar edilmemesi gerektiği ve Gezi Parkı eylemleri nedeniyle ortaya çıkan kargaşadan yararlanarak hırsızlık amacıyla olay mahallinde bulundukları, böylelikle atılı suçları işledikleri," şeklindeki gerekçe ile bozma ilamına direnerek önceki hükümler gibi sanıkların cezalandırılmalarına karar vermiştir.
Bu hükümlerin de sanıklar ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29.09.2021 tarihli ve 33178 sayılı düşme ve bozma istekli tebliğnamesiyle dosya, 23.07.2016 tarihli ve 29779-2 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6723 sayılı Danıştay Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'na eklenen geçici 15/12. maddesine dayanılarak 05.11.2020 tarihli ve 31295 sayılı Resmî Gazete'de yayımı tarihinden 10 gün sonra yürürlüğe giren Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 03.11.2020 tarihli ve 245 sayılı kararı ile Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 01.12.2020 tarihinden geçerli olmak üzere kapatılmasına ve arşivinde bulunan tüm işlerin Yargıtay 6. Ceza Dairesine devrine karar verilmesi nedeniyle Yargıtay 6. Ceza Dairesine gönderilmiş, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 19.04.2022 tarih ve 23413-5864 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU
Sanıklar hakkında 2911 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan verilen beraat kararları temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup temyizin ve direnmenin kapsamına göre inceleme nitelikli hırsızlık ve kamu malına zarar verme suçlarından kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklara atılı nitelikli hırsızlık ve kamu malına zarar verme suçlarının sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olup Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; mala zarar verme suçu yönünden dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği hususunun değerlendirilmesi gerekmektedir.
III. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Şikâyetçinin, Gezi Parkı olaylarının devamı kapsamında, 04.08.2013 tarihinde, yetkilisi olduğu Ziraat Bankası Taksim Şubesine ait ATM cihazlarına zarar verilerek para çalındığı yönünde müracaatta bulunması üzerine soruşturmaya başlandığı,
Olay yeri inceleme raporunda; suç mahallinin, cadde üzerinde bulunan Ziraat Bankası Taksim Şubesi olduğunun, şubeye ait 4 adet ATM makinesinin ekranlarının kırıldığının, para koyma bölümüne geçiş kapılarının ve makinelerin arkasında bulunan metal para koyma haznelerinin söküldüğünün, metal paraların yerinde olmadığının, şifreli bölümlerin açılamaması sebebiyle kağıt paralara dokunulmadığının, ATM makineleri ve çevresinde 27 adet parmak izi ele geçirildiğinin bildirildiği,
11.08.2013 tarihli ekspertiz raporuna göre; 4 numaralı ATM cihazının para koyma haznesi içerisi dış yüzeyinden elde edilen parmak izinin AFIS veri tabanında kaydı bulunan sanık ...' in sol el orta parmak izi; ATM cihazlarının arka tarafındaki kasaların bulunduğu zemin üzerinde ele geçirilen yırtık naylon poşet üzerinden elde edilen parmak izinin de, aynı veri tabanında kaydı bulunan sanık ...'nın sağ el işaret parmak izi ile aynı olduğunun tespit edildiği,
Anlaşılmaktadır.
Şikâyetçi aşamalarda; Ziraat Bankası para grup merkezinde servis yetkilisi olarak çalıştığını, olay tarihinde saat 01.30 sıralarında Ankara’da bulunan banka merkezinden arayan yetkililerin İstiklâl Caddesindeki şubeye ait 4 adet ATM cihazının servis dışı kaldığını bildirmeleri üzerine banka güvenlik görevlilerini bahse konu şubeye gönderdiklerini, ancak olayların devam etmesi nedeniyle güvenlikçilerin şubeye ulaşamadıklarını, aynı gün sabah saatlerinde kendisinin olay yerine gittiğini, yaptığı incelemede 4 adet bankamatiğin kullanılamaz hâle getirildiğini, metal para kasetlerinin parçalanarak içinde bulunan ve toplamda 733 TL tutarındaki metal paraların alınmış olduğunu, ATM cihazlarının çevresini gösteren kameraların da sökülerek çalındığını tespit ettiğini beyan etmiştir.
Sanık ... aşamalarda müdafii huzurunda; olay tarihinde Taksim'de seyyar olarak çiçekli taç ve şapka satmakta olduğunu, usulsüz toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılmadığını, polisin biber gazı sıkması nedeniyle etkilendiğini, kendisini korumak için bankanın ATM bölümüne girdiğini, içeride başkalarının da bulunduğunu, diğer sanık ...'i tanımadığını, ATM içerisinde bulunan şahısların polise taş atıp makinelere zarar verdiklerini, bunun üzerine polisin ATM'nin içerisine de gaz sıktığını, bayılacak gibi olduğunu, sadece kendisini korumaya çalıştığını, ATM'lere zarar vererek para almadığını, kendisine ait parmak izinin makineler üzerinde ele geçirilmediğini, olay yerindeki bir poşete dokunmuş olabileceğini,
Sanık ... aşamalarda müdafii huzurunda; olay tarihinde bir arkadaşı ile gezmek amacıyla Taksim'e gittiklerini, göstericiler ile polis arasında çatışma başladığını, korunmak amacıyla Ziraat Bankasına ait ATM'nin bulunduğu kulübenin içerisine girdiğini, ATM makinesinin öncesinden kırılmış olduğunu, yerde madeni paralar gördüğünü, ancak paraları almadığını, parmak izinin bu nedenle çıkmış olabileceğini, diğer sanık ...’i tanımadığını, olay yerinin çok kalabalık olduğunu, eylemlere katılmadığını,
Savunmuşlardır.
IV. GEREKÇE
Ön sorunun ve uyuşmazlık konusunun sırasıyla ele alınmasında fayda bulunmaktadır.
I- Sanıklara atılı kamu malına zarar verme suçu yönünden dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkin ön sorunun değerlendirilmesinde;
A. İlgili Mevzuat ve Ön Soruna İlişkin Açıklamalar
Suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan TCK'nın 152. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi;
"(1) Mala zarar verme suçunun;
a) Kamu kurum ve kuruluşlarına ait, kamu hizmetine tahsis edilmiş veya kamunun yararlanmasına ayrılmış yer, bina, tesis veya diğer eşya hakkında, işlenmesi hâlinde, fail hakkında bir yıldan altı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur..." şeklinde düzenlenmişken, 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 65. maddesiyle TCK'nın 152. maddesinin birinci fıkrasındaki "bir yıldan altı yıla kadar hapis" şeklindeki yaptırım "bir yıldan dört yıla kadar hapis" olarak değiştirilmiştir.
Görüldüğü gibi 6545 sayılı Kanun ile TCK'nın 152. maddesinin uyuşmazlık konusuyla ilgili birinci fıkrasının (a) bendindeki mala zarar verme suçunun nitelikli hâli bakımından ceza süresinin alt sınırı korunmuş, üst sınırı ise dört yıla indirilerek bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.
Diğer taraftan, TCK’nın "Dava zamanaşımı" başlıklı 66. maddesinde ise;
"(1) Kanunda başka türlü yazılmış olan hâller dışında kamu davası;
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,
b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi beş yıl,
c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıl,
d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda on beş yıl,
e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl,
Geçmesiyle düşer.
(2) Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmuş olup da on beş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; on beş yaşını doldurmuş olup da on sekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin geçmesiyle kamu davası düşer.
(3) Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurulur.
(4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır…" hükümlerine yer verilmiştir.
TCK'nın 66. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle ortadan kalkacağı düzenlenmiş, aynı maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin 8 yıl olacağı hüküm altına alınmıştır.
Zamanaşımını kesen sebepler de TCK'nın 67. maddesinin ikinci fıkrasında sayılmıştır. Buna göre, bir suçla ilgili olarak;
a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,
b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,
c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,
d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi,
Hâlinde, dava zamanaşımı kesilecektir.
TCK'nın 67. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince kesen bir nedenin bulunması durumunda zamanaşımı, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak, dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması hâlinde ise son kesme nedeninin gerçekleştiği tarih esas alınacak, dördüncü fıkrası uyarınca da kesilme hâlinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun süreklilik gösteren birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi hâlinde, mahkeme ya da Yargıtay, resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir.
B. Hukuki Değerlendirme
Suç tarihi itibarıyla, sanıklara atılı TCK’nın 152/1-a maddesinde düzenlenen kamu malına zarar verme suçu bakımından 1 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası öngörülmüş ise de, yargılama aşamasında yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 65. maddesiyle TCK’nın 152. maddesinin birinci fıkrasındaki; "bir yıldan altı yıla kadar hapis" şeklindeki yaptırımın "bir yıldan dört yıla kadar hapis" olarak değiştirilmesi karşısında, cezanın üst sınırı bakımından yapılan değişikliğin lehe olması nedeniyle TCK'nın 66. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ve aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca atılı suçun asli dava zamanaşımı süresi, aynı Kanun’un 31. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince suç tarihinde 15-18 yaş grubunda olan sanıklar bakımından 5 yıl 4 ay; kesintili dava zamanaşımı süresi ise 7 yıl 12 ay olup daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve 04.08.2013 tarihinde gerçekleştirilen eylemle ilgili olarak her iki sanık bakımından dava zamanaşımını kesen en son işlemin 17.02.2015 tarihli mahkûmiyet kararı olduğu, Özel Dairenin bozma ilamından sonra dava zamanaşımını kesen veya durduran başkaca bir sebebin de bulunmadığı anlaşılmakla, 5 yıl 4 aylık asli dava zamanaşımı süresinin 17.06.2020 tarihinde dolduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, kamu malına zarar verme suçu yönünden Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükümlerinin gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle bozulmasına ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden sanıklar hakkındaki kamu davalarının düşmesine karar verilmelidir.
II- Sanıklara atılı nitelikli hırsızlık suçunun sabit olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesinde;
A.Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar
Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de, insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi şeklinde, Latincede ise in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi açısından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlak surette sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ya da gerçekleştiriliş şekli hususunda herhangi bir şüphe belirmesi hâlinde uygulanabileceği gibi suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate veya herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.
B. Hukuki Nitelendirme
Sanıkların 04.08.2013 tarihinde gece saat 01.30 sıralarında İstiklâl Caddesi üzerinde bulunan Ziraat Bankası Taksim Şubesi’ne ait ATM cihazlarına zarar vererek para çaldıklarının iddia ve kabul edildiği anlaşılan dosya kapsamında;
Başlangıçta Taksim Yayalaştırma Projesi kapsamındaki yol açma çalışmaları sırasında Taksim Gezi Parkındaki bazı ağaçların sökülmesi nedeniyle Taksim Dayanışma Platformu isimli oluşum ile birlikte bazı sivil toplum kuruluşlarının başlattığı, kamuoyunda Gezi Parkı olayları olarak bilinen ve sonrasında hukuki hak arama yolunun dışına çıkılarak gezi parkını işgal, kolluk görevlilerine direnme ve saldırı, kamusal ve özel mallara zarar verme niteliği alarak kanun dışı gösteri ve eylemlere dönüşen 01.06.2013 tarihinde başlayan olayların devamı olarak, suç tarihi olan 04.08.2013 tarihinde İstiklal Caddesi üzerinde bulunan bir kısım iş yerlerine zarar verildiği, bu kapsamda aynı gün saat 01.30 sıralarında şikâyetçinin yetkilisi olduğu Ziraat Bankası Taksim Şubesi’ne ait dört adet ATM cihazının kırılarak toplamda 733 TL madeni paranın çalındığı anlaşılmakla,
Ekspertiz raporuna göre; 4 numaralı ATM cihazının para koyma haznesi içerisi dış yüzeyinden elde edilen parmak izinin sanık ...'e; ATM cihazlarının kasa bölümlerinin arka tarafında, yerde ele geçirilen yırtık naylon poşet üzerinden elde edilen parmak izinin sanık ...'e ait olduğu bildirilmiş ise de sanık ...’in, çiçek satarak geçimini sağladığı, bu sebeple suç mahallinde bulunduğu; sanık ...’in ise bir arkadaşı ile birlikte gezmek amacıyla İstiklal Caddesine gittiğini beyan etmesi, her iki sanığın, eylemlere katılmadıklarını, göstericiler ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışma üzerine polisin biber gazı kullanması nedeniyle kendilerini korumak amacıyla ATM cihazlarının arka tarafındaki boşluk alana sığındıklarını, bu alanın da kalabalık olduğunu, polisin buraya da biber gazı sıktığını, ayakta duramayacak duruma geldiklerini, bu nedenle etrafa dokunmuş olabileceklerini savunmaları karşısında, sanık ...’e ait parmak izinin ele geçirildiği yer itibarıyla sanığın atılı suçu işlediğine dair kuvvetli şüphe bulunmakla birlikte, olay mahallinden 27 adet parmak izinin ele geçirilmiş olması ve suç yerinde yaşanan kargaşa ortamı da dikkate alınarak rapor sonucundan tek başına atılı suçun sanıklar tarafından işlendiği sonucuna varılamayacağı gibi hırsızlık anını gösterir kamera görüntüsünün ve tanık beyanının da bulunmadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde; tüm aşamalarda suçlamayı kabul etmeyen sanıkların üzerlerine atılı hırsızlık suçunu işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, isabetli bulunmayan Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükümlerinin bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı ve altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yerel Mahkemenin direnme kararının isabetli olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
V. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- İstanbul 2. Çocuk Mahkemesinin 23.12.2020 tarihli ve 171-486 sayılı direnme kararına konu hükümlerinin,
a- Hırsızlık suçu bakımından sanıkların CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatleri yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,
b- Kamu malına zarar verme suçu bakımından dava zamanaşımının gerçekleşmiş olması,
Nedenleriyle BOZULMASINA,
Ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen ikinci bozma sebebi konusunda 1412 sayılı Kanun'un 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 8. maddesi uyarınca ilk karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün olduğundan, kamu malına zarar verme suçu yönünden sanıklar hakkındaki kamu davalarının TCK'nın 66/1-e, 66/2 ve CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca AYRI AYRI DÜŞMESİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.12.2023 tarihinde yapılan müzakerede ön sorun yönünden oy birliğiyle; asıl uyuşmazlık konusu yönünden oy çokluğuyla karar verildi.
2. Ceza Dairesi, 2023/21795 E., 2023/5362 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
1.Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının, 04.07.2012 tarihli ve 2012/10118 Esas numaralı iddianamesi ile sanığın karakolun camına vurarak kırması şeklindeki eylemi nedeniyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 152/1-a, 168/1, 53. maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmesi istemiyle kamu davası açılmıştır.
2. Ceza Dairesi 2023/21795 E. , 2023/5362 K.
"İçtihat Metni"
B O Z M A Ü Z E R İ N E
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
KARAR SAYISI : 2022/819 E., 2023/406 K.
HÜKÜM : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Sanık hakkında bozma sonrası kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 305. maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310. maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317. maddesi gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının, 04.07.2012 tarihli ve 2012/10118 Esas numaralı iddianamesi ile sanığın karakolun camına vurarak kırması şeklindeki eylemi nedeniyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 152/1-a, 168/1, 53. maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmesi istemiyle kamu davası açılmıştır.
2. Küçükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesinin, 21.01.2013 tarihli ve 2012/425 Esas, 2013/32 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kamu malına zarar verme suçundan 5237 sayılı Kanun’un 152/1-a, 168/1, 62/1. maddeleri uyarınca 3 ay 10 ... hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmedilerek 5271 sayılı Kanun’un 231/5. maddesi gereği hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, bu kararın 28.03.2013 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
3. Küçükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesinin, 18.02.2016 tarihli ve 2015/689 Esas, 2016/193 Karar sayılı kararı ile sanığın, tabi tutulduğu denetim süresi içinde ... bir kasıtlı suç işlediğinin ihbarı üzerine 5271 sayılı Kanun’un 231/11. maddesi uyarınca hükmün açıklanması ile sanığın kamu malına zarar verme suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 152/1-a, 168/1, 62. maddeleri uyarınca hükmedilen 3 ay 10 ... hapis cezasının, aynı Kanun'un 50. maddesi uyarınca 2.000,00 TL adlî para cezasına çevrilmesine karar verildiği, o yer Cumhuriyet savcısının temyizi üzerine, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin, 24.11.2022 tarihli ve 2021/25079 Esas, 2022/16410 Karar sayılı kararı ile ''Deenetim süresi içinde kasten ... bir suç işlendiği yönündeki ihbar üzerine hükmün aynen açıklanması gerektiğinin gözetilmemesi'' sebebi ile hükmün bozulmasına karar verimiştir.
4. Bozma sonrası Küçükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesinin, 08.06.2023 tarihli ve 2022/819 Esas, 2023/406 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kamu malına zarar verme suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 152/1-a, 168/1, 62. maddeleri gereğince 3 ay 10 ... hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz istemi, hükmün usûl ve yasaya aykırı olduğuna, hapis cezasının adlî para cezasına çevrilmesi gerektiğine, ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Suç tarihinde karakola götürülen sanığın sinir ve öfke ile karakolun camına vurarak kırdığı ancak dosyaya eklenen 21.06.2012 tarihli tutanağa göre, kırılan camı yaptırdığı, bu hâliyle hemen akabinde zararı giderdiği, sanık ikrarı, tutanaklar ve tüm dosya kapsamından anlaşılmakla, sanığın kamu malına zarar verme suçu ... görülerek denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlediği anlaşılan sanık hakkında önceki hükmün aynen açıklanmasına Yerel Mahkemece karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
Sanık üzerine atılı suçu suçu ikrar ettiği anlaşılmakla, sanığın mahkemece cezalandırılmasında herhangi bir hukuka aykırılık görülmemiştir. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımın doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri reddedilmiştir. Ancak;
Sanığın 14.02.2023 tarihli duruşmada "lehe olan yasa maddelerinin uygulanmasına” ilişkin talebinin bulunduğu, Mahkemece sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 50 ve 51. maddelerinin uygulanmamasına yönelik değerlendirme yapılmadığı hükmün bozma sonrası aynen açıklandığı görülmekle; sanık hakkındaki verilen ilk hükmün o yer Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edildiği ve Yargıtay 6. Ceza Dairesinin, 24.11.2022 tarihli ilamıyla bozulduğu nazara alınarak; bozma sonrası kurulan hükümde, hükmün aynen açıklanması zorunluluğunun olamayacağı, hükmedilen kısa süreli hapis cezasının sanığın kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre seçenek yaptırımlara çevrilip çevrilmeyeceğinin ve tekrar suç işlemeyeceği konusunda bir kanaatin oluşup oluşmadığı değerlendirilerek erteleme hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde, sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 50. ve 51. maddelerinin hiç tartışılmaması hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Küçükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesinin, 08.06.2023 tarihli ve 2022/819 Esas, 2023/406 Karar sayılı kararında sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2019/80 E., 2022/604 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Mala zarar verme suçundan sanık ...'in TCK'nın 152/1-a-d, 62, 50/1-a, 52/2 ve 52/4. maddeleri uyarınca 6.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin ...
Ceza Genel Kurulu 2019/80 E. , 2022/604 K.
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : 8. Ceza Dairesi
Mala zarar verme suçundan sanık ...'in TCK'nın 152/1-a-d, 62, 50/1-a, 52/2 ve 52/4. maddeleri uyarınca 6.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin ... Asliye Ceza Mahkemesince verilen 19.02.2013 tarihli ve 8-25 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 23. Ceza Dairesince 25.04.2016 tarih ve 15442-5179 sayı ile;
"Sanığın, temyiz dışı sanık kardeşi ... ile birlikte, ...köyüne tahsis edilen ve içme suyunu taşıyan boruları delerek kendilerine ait sulamada kullandıkları havuza giden kısma kelepçe takmak suretiyle kamu malına zarar verme suçunu işledikleri iddia ve kabul olunan somut olayda;
Sanık hakkında aynı eylem nedeniyle daha önceden ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/306 soruşturma dosyası üzerinden yürütülen soruşturma neticesinde verilen 30.07.2012 tarihli takipsizlik kararının katılana tebliğ olunarak itiraz edilmeksizin kesinleşmiş olduğu, CMK'nın 172/2. maddesi kapsamında yeni delil mahiyetinde bir olgu tespit edilemediği, bu suretle, 'Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz.' hükmüne aykırı olarak açılan kamu davasında yazılı şekilde karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
... Asliye Ceza Mahkemesi ise 31.01.2017 tarih ve 101-13 sayı ile;
"İlgili Yargıtay ilamına esas alınan 2012/306 sayılı soruşturma dosyası neticesinde verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, Jandarma Komutanlığı ekiplerince 18.06.2012 tarihinde tutulan olay yeri görgü ve tespit tutanağı esas alınarak verilmiş, ilgili takipsizlik kararında da bu durum belirtilmiş, her ne kadar ilamda takipsizlik karar tarihi 30.07.2012 olarak geçmişse de karar tarihinin 03.07.2012 olduğu görülmüştür. Takipsizlik karar tarihinden sonra Jandarma Komutanlığı ekiplerince tutulmuş bulunan 11.07.2012 tarihli dosyadaki ikinci olay yeri görgü ve tespit tutanağı esas alınarak düzenlenmiş bulunan 2012/134 esas numaralı iddianame Yargıtay ilamında belirtildiği gibi CMK'nın 172/2. maddesi kapsamında 'kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz.' hükmüne aykırı olarak düzenlenmeyip takipsizlik kararı verildikten sonra elde edilen yeni tarihli tutanağın bir başka deyişle yeni delillerin gereği olarak düzenlenmiş olup bu nedenlerle ilgili maddeye aykırılık taşımamaktadır." gerekçesiyle bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.11.2017 tarihli ve 19623 sayılı “düzeltilerek onama” istekli tebliğnamesiyle dosya Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.12.2016 tarihli ve 398 sayılı kararı ile kararına direnilen Yargıtay 23. Ceza Dairesinin kapatılması nedeniyle tebliğname tarihi itibarıyla uygulanması gereken ... bölümü gözetilerek 6763 sayılı Kanun'un 36. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 307. maddesi uyarınca Yargıtay 8. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 22.01.2019 tarih ve 23643-1021 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
İnceleme dışı sanık ......hakkında mala zarar verme suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar itiraz edilmeksizin kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme, sanık ... hakkında mala zarar verme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; mala zarar verme suçundan ... Cumhuriyet Başsavcılığınca 03.07.2012 tarihinde verilen ve itiraz edilmeksizin kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan sonra sanık hakkında CMK’nın 172. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca yeni delil elde edilip edilmediğinin ve bu bağlamda usulüne uygun şekilde açılmış bir kamu davasının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamına göre;
Kolluk tarafından düzenlenen 11.07.2012 tarihli olay yeri görgü ve tespit tutanağı ile basit krokiye göre; aynı gün, saat 10.15 sıralarında ... kaymakamının ilçe jandarma komutanlığını telefonla arayarak ...köyüne giden içme suyunun ... köyünden inceleme dışı sanık ......ile sanık ... tarafından kesildiğini, köyün susuz kaldığını belirtip olay mahallinde tespit yapılmasını istemesi üzerine ... köyü Müşevge mevkisine gelindiği, bahse konu su kaynağının dağ yamacından Hazineye ait arazideki kayanın içerisinden çıktığı ve suyun önünde suyun dağıtımında kullanılan iki adet su kaptajının bulunduğu, ...köyü muhtarlığı tarafından çimento, kum ve taşlar kullanılarak kapatılan su kaynağının tahrip edilip suyun bir kısmının ...köyüne gitmesinin engellendiği ve bir boru konulmak suretiyle suyun boşa akıtıldığının tespit edildiği, su kaynağına yaklaşık 300 metre mesafede inceleme dışı sanık ......ile sanık ...'e ait sulama havuzunun olduğu, bu havuzun 2 metre üzerinden ...köyüne giden ana su borusunun geçtiği, inceleme dışı sanık ......ile sanık ...'e ait sulama havuzunun üzerinden geçen ...köyüne ait içme suyu ana su borusuna kelepçe atılarak borunun delinip 2 metre boru eklenerek havuza su alındığı ve borunun ucuna vana konulmak suretiyle havuza su verildiği, söz konusu havuzdan bahçenin sulanması için vana konulmuş olduğu ve konulan vanaya T atılmak suretiyle arazinin iki koldan 100 metre hortum ile sulandığı, inceleme dışı sanık ......ile sanık ...'in ...köyüne ait içme suyu ana borusunu tahrip ederek havuzlarına doldurdukları su ile kendilerine ait arazide ektikleri çeşitli sebzeleri ve meyve ağaçlarını suladıkları, ayrıca bu arazinin Zamantı Irmağı'na yaklaşık 100-150 metre mesafede olduğu, imkânlar ölçüsünde ırmak suyu kullanılarak arazinin sulanabileceği, olayla ilgili olarak ...ve ... köylerinde yapılan araştırma neticesinde bahse konu suyun 1964 yılında il özel idaresi yetkilileri tarafından gerekli çalışmalar yapılarak ve masrafları il özel idaresi tarafindan karşılanarak ...köyüne içme suyu olarak verildiği, öncesinde ise suyun boşa aktığı ve kullanılmadığı, suyun ...köyüne verildiği sırada o bölgede arazileri bulunan inceleme dışı sanık ......ile sanık ...'e suyun kullanımı ile ilgili olarak herhangi bir pay ayrıldığını gösteren yazılı bir belgenin bulunmadığı, her iki köyün karar defterlerinde suyun kullanımına ilişkin bir kararın olmadığı, bahse konu su borularının 1985 ve 2010 yıllarında yenilendiği,
Kolluk tarafından düzenlenen 13.07.2012 tarihli tutanağa göre; 13.07.2012 tarihinde saat 14.00 sıralarında ... köyü sınırları içerisindeki Müşevge mevkisine ... kaymakamının şifai talimatı ile gelindiği, ...köyüne ait su borularının kırılması ve su kaynağına zarar verilmesi olayı ile ilgili olarak ek borularla su alan sanık ... ile inceleme dışı sanık ... Sever'e ait havuza giden su borusunun kaymakamlığın gönderdiği su tamircisi tarafından kör tıpa ile kapatıldığı, ayrıca ana kaynakta bulunan ve ...köyüne giden su borularının da temizlenerek suyun akışının sağlandığı,
... kaymakamı tarafından ... Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben düzenlenen 19.07.2012 havale tarihli şikâyet dilekçesinde suç tarihinin 11.07.2012 olarak gösterildiği, anılan dilekçe içeriğinde ise ... ilçesi ...köyüne ait olup ... köyü, Müşevge mevkisi sınırları içinde bulunan su kaynağına ve su hattına müdahale edip su hattına kelepçe takarak havuzlarına aldıkları su ile arazilerini suladıklarından bahisle inceleme dışı sanık ......ile ... hakkında şikâyetçi olunduğunun belirtildiği,
... Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 28.08.2012 tarihli ve 134-45 sayılı iddianamede; sanık ... ile inceleme dışı sanık ... Sever'in mala zarar verme suçundan TCK'nın 152/1-a-d ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılmalarının talep edildiği, bahse konu iddianamenin anlatım bölümünün ise "... tarafından ...köyü içme suyunun şüpheliler tarafından kesildiğinin bildirilmesi üzerine Jandarma ekipleri tarafından suç yerinde inceleme yapıldığı;
Jandarma ekiplerinin suç yerinde yaptığı incelemede; su kaynağına 300 metre mesafede şüphelilere ait sulama havuzu bulunduğu, havuz üzerinden geçen ...köyü içme suyu borusunun delinerek kelepçe atıldığını ve bu suretle şüphelilere ait sulama havuzu bulunduğu, havuz üzerinden geçen ...köyünün içme suyu borusunun delinerek kelepçe atıldığını ve bu suretle şüphelilere ait havuza su alındığının tespit ettikleri," şeklinde olduğu,
... Kaymakamlığının 25.09.2012 tarihli müzekkere cevabında; ... ilçesi, ... köyü sınırları içerisinde bulunan su kaynağı kullanılmak suretiyle 2010 yılında Köylere Hizmet Birliğince KÖYDES programı kapsamında ...köyüne içme suyu hattı yapıldığının ve bu hattın ...Köyü Muhtarlığına tahsis edildiğinin belirtildiği,
... Asliye Ceza Mahkemesince 22.11.2012 tarihinde yapılan keşif sonrasında harita ve kadastro bilirkişisi tarafından düzenlenen 04.12.2012 tarihli rapora göre; inceleme dışı sanık ......ile sanık ...'in ...köyü içme suyu hattına kelepçe attıkları iddia edilen yerin keşif tarihi itibarıyla tamir edilerek üzerinin toprakla kapatıldığı,
Yapılan yargılama sonucunda ... Asliye Ceza Mahkemesince 31.01.2017 tarih ve 101-13 sayı ile sanık ...'in mala zarar verme suçundan TCK'nın 152/1-a-d, 62, 50/1-a, 52/2 ve 52/4. maddeleri uyarınca 6.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, anılan kararda sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiilinin "sanığın ...köyüne tahsis edilen ve içme suyunu taşıyan boruları delmek ve kendisine ait havuza giden kısma kelepçe takmak" şeklinde gösterildiği,
... Asliye Ceza Mahkemesinin 30.10.2012 tarihli ve 2012/64 sayılı yazısı ile talep edilmesi üzerine ... Cumhuriyet Başsavcılığınca onaylı sureti gönderilen 2012/306 soruşturma sayılı dosyanın incelenmesinde ise;
- Katılan ...'ın ... Kaymakamlığına hitaben düzenlediği 18.06.2012 tarihli dilekçesinde; ...köyünün içme suyunun 1964 yılından beri ... köyü, Müşevge mevkisinden temin edildiğini, ancak son yıllarda ... köyünden olan inceleme dışı sanık ......ile sanık ...'in söz konusu içme suyunun önünü keserek tarlalarını suladıklarını, son bir haftadır da köylerine içme suyunun gelmediğini, anılan kişiler hakkında gerekli tahkikatın yapılarak içme suyunun köylerine tekrar verilmesinin sağlanmasını talep ettiği,
- Kolluk tarafından düzenlenen 27.06.2012 tarihli olay yeri görgü ve tespit tutanağı ile basit krokiye göre; katılan tarafından ... Kaymakamlığına verilen dilekçenin kolluğa havalesi üzerine kendisine bilgi verilen ... Cumhuriyet savcısının talimatıyla yapılan araştırma kapsamında 18.06.2012 günü olay yeri olan ... köyü, Müşevge mevkisinde bulunan suyun kaynağına gidildiği, bahse konu suyun dağ yamacında Hazineye ait arazide bulunan kayanın içerisinden çıktığı, suyun önünde, dağıtımında kullanılan su kaptajının olduğu, o kaptajın haricinde su kaynağının çıktığı kayanın içerisinde gözle görülmeyen iki adet daha su kaptajının bulunduğu, kayalardan sızan suların arazi boyunca boşa aktığı, su kaynağında küçükbaş ve büyükbaş hayvanları sulamak amacıyla küçük su kabı bulunduğu, suyun içerisinde hayvan izleri ve atıkları olduğu, su kaynağına yaklaşık 300 metre mesafede inceleme dışı sanık ......ile sanık ...'e ait sulama havuzunun bulunduğu, havuzun yaklaşık 2 m üzerinden ...köyüne giden ana su borusuna ek yapılarak ikinci bir boru ile havuza su alındığı, borunun ucuna musluk takılmak suretiyle havuza su verildiği, anılan kişilere ait arazinin bu suyun kullanılarak sulandığı, ana borudan ...köylülerinin rızası olmadan suyun alındığı, bu durumun olay tanıklarının beyanlarından anlaşıldığı, inceleme dışı sanık ......ile sanık ...'e ait arazi içerisinde çeşitli sebzelerin ekili olduğu, bazı meyve ağaçlarının dikili olduğu, ayrıca arazinin Zamantı Irmağı'na yaklaşık 400 metre mesafede bulunduğu, imkânlar ölçüsünde ırmak suyu kullanılarak arazinin sulanabileceği, 21.06.2012 günü de katılan tarafından kayadan sızan suların boşa akmasını önlemek için kaynağın çevresine duvar örülerek suyun kaptaja akmasının sağlandığı ve yapılan inşaatın fotoğraf ile tespitinin yapıldığı, olay ile ilgili olarak ...ve ... köylerinde yapılan araştırma neticesinde bahse konu suyun 1964 yılında il özel idaresi yetkilileri tarafından gerekli çalışmalar yapılarak ve masrafları il özel idaresi tarafından karşılanarak ...köyüne içme suyu olarak verildiği, öncesinde ise suyun boşa aktığı ve kullanılmadığı, suyun ...köyüne verildiği esnada orada arazileri bulunan inceleme dışı sanık ......ve sanık ...'e suyun kullanımı ile ilgili olarak herhangi bir pay ayrıldığını gösteren yazılı bir belgenin bulunmadığı ve her iki köyün karar defterlerinde suyun kullanımına ilişkin bir kararın bulunmadığı, bahse konu suyun borularının 1985 ve 2010 yıllarında yenilendiği, 2010 yılında yapılan yenileme esnasında inceleme dışı sanık ......ile sanık ... tarafından ...köyüne giden ana boru kırılarak ikinci bir boru ile havuza su alındığı, bu suyu sulama amaçlı kullandığı, o günden bu yana ...köyünde su sorunun meydana geldiği, o tarihten önce ...köyünde su sorununun olmadığı,
- Alınan ifade tutanaklarının;
-- Sanık ... kollukta; "Ben ... köyünde ikamet etmekteyim. Bahse konu su deposunun yanında benim ve kardeşim ...'in kullanmakta olduğu tarlalarımız bulunmaktadır ... ...köyüne giden ana borunun havuzun yakın bir kesiminden ek boru döşeyerek havuza su aldık ve ihtiyacımız olduğunda açıp kullanıyorduk ... Şu an da tarlalarımızı sulamak için ...köyüne giden ana borudan aldığımız su ile tarlada bulunan ürünlerimizi ve fidanlarımızı suluyoruz ve işimiz bittiğinde de vanayı kapatıyoruz, böylece su ...köyüne akmaya devam ediyor ...",
-- İnceleme dışı sanık ......kollukta; "Ben ... köyünde ikamet etmekteyim. Bahse konu su deposunun yanında benim ve kardeşim ...'in kullanmakta olduğu tarlalarımız bulunmaktadır ... ...köyüne giden ana borunun havuzun yakın bir kesiminden ek boru döşeyerek havuza su aldık ve ihtiyacımız olduğunda açıp kullanıyorduk ... Şu an da tarlalarımızı sulamak için ...köyüne giden ana borudan aldığımız su ile tarlada bulunan ürünlerimizi ve fidanlarımızı suluyoruz ve işimiz bittiğinde de vanayı kapatıyoruz, böylece su ...köyüne akmaya devam ediyor ...",
-- Katılan ... 27.06.2012 tarihinde kollukta; "Ben ...köyü muhtarıyım, köyümüze ... köyü sınırları içerisinden gelen içme suyu ... ve ... kardeşler tarafından sık sık kesilmektedir. Köyümüze gelen ana su borusundan suyun kaynağının bulunduğu yerde bulunan arazileri içerisindeki havuza su borusuna ek yaparak su aldılar ve bu suyu günlük açarak arazilerini suluyorlar. Suyun basıncı az olduğundan ... ve ... kardeşler suyu açtıklarında köyümüze su gitmiyor ... 2010 yılında tekrar boru yenilemesi yapıldı ... Bu yenilemeden sonra ... ve ... kardeşler köye giden ana su borusunu kırarak havuza su almışlar ve bu suyu kullanarak arazilerini suluyorlar ve suyu kullandıklarında köyümüze su gitmiyor. 21.06.2012 günü suyun kaynağının bulunduğu yerde kayalar arasından çıkan su boşa akıyordu. Ben de onun etrafına duvar ördüm ve suyun kaptaja akmasını sağladım. Burada da daha önceden yapılı olan beton duvar ... ve ... tarafından kırılmıştı. Biz de bunu yeniden yaptık ... Bu olaydan dolayı ......ve ...'den şikâyetçiyim ve davacıyım, uzlaşmak istemiyorum.",
Şeklinde olduğu,
- Sanık ... tarafından ibraz edilen ve ... Kaymakamlığınca ...Sulh Hukuk Mahkemesine hitaben düzenlenen 14.05.2012 tarihli yazı suretine göre; ... köyü yakınındaki su kaynağından döşenen boru hattının 12.10.2010-21.10.2010 tarihleri arasında ... tarafından yapıldığı,
-... Cumhuriyet Başsavcılığınca 03.07.2012 tarih ve 306-222 sayı ile; inceleme dışı sanık ......ve sanık ... hakkında mala zarar verme suçundan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, anılan karar başlığında şikâyetçi olarak katılan ...'ın yer aldığı, içeriğinin ise "Her ne kadar yukarıda açık kimlik bilgileri yazılı olan müştekinin Kaymakamlık makamına vermiş olduğu 18.06.2012 tarihli şikâyet dilekçesi ve jandarma tarafından alınan 27.06.2012 tarihli beyanında özetle, kendisinin ... ilçesi, ...köyü muhtarı olduğunu, şüphelilerin köylerine giden su borusunu kırarak su aldıklarını ve bu su ile arazilerini suladıklarını, köylerinin de susuz kaldığını belirtip şikâyetçi olmuş ise de, şüphelilerin alınan beyanlarında üzerine atılı suçlamaları kabul etmedikleri, bahse konu kaynaktan kendilerinin de su hakkı olduğunu, köy muhtarı olan müştekinin kendilerine su vermediğini belirttikleri, jandarmaca olay yerinde yapılan incelemede borularda herhangi bir kırık ve zarar verme bulgusunun tespit edilemediği, incelenen tüm dosya kapsamında da müştekilerin üzerlerine atılı bulunan müsnet suçu işlediklerine dair müştekinin soyut iddiası dışında delil elde edilemediği anlaşılmakla," biçiminde olduğu, inceleme dışı sanık ......ve sanık ... ile katılan ...'a 25.07.2012 tarihinde tebliğ edilen bu kararın itiraz edilmeksizin kesinleştiği,
Anlaşılmaktadır.
Katılan ... kollukta; "Ben ...köyü muhtarıyım. ... köyü sınırları içerisinde bulunan arazi kesiminde çıkan suyu köyümüz içme suyu olarak kullanmaktadır. ... köyünden ... ve ... isimli şahıslar orada arazileri bulunduğundan dolayı 2010 senesinden bu yana o suyun kendilerine ait olduğunu belirterek hak iddia ediyorlar ve köyümüzün su borularına zarar veriyorlar. ... ve ... isimli şahıslar orada bulunan arazilerini sulamak için köyümüze giden ana su borusuna kelepçe takarak ikinci bir 2 metrelik boru ile orada bulunan havuza su aldılar ve bu suyu kullanarak arazi suluyorlar. Onlar arazilerini suladığı zaman suyun basıncı az olduğundan dolayı köyümüze su çıkmıyor ve köyümüz susuz kalıyor. ... ve ... isimli şahıslar suyun kaynağında bulunan kaptaja su gitmesini engellemek için suyun kaynağına her türlü malzemeyi atarak suyun tıkanmasına sebep oluyorlar ve oraya hayvanların su içmesi için bir kap koymuşlar ve köyümüze gelen suyun bulunduğu yer hayvan atıkları ve pislikleriyle doluydu. Ben 21.06.2012 günü köyümden işçileri alarak suyun kaynağına sırtımızda kum çıkararak suyun kaynağından sızan suları köyümüze almak ve orayı temizlemek için kaynağın etrafına beton dökerek kapattım. Bir süre sonra da kapattığım yerin ... ve ... isimli şahıslar tarafından kırılarak tekrar sızan suların boşa aktığını görünce ... Kaymakamına müracaatta bulundum. 11.07.2012 günü de Kaymakam Bey ile suyun kaynağına gittik ve gerekli tespitleri yaptık. Suyun kaynağına benim güçlükle yaptırdığım beton duvarın kırıldığını ve ... ve ... isimli şahısların arazilerini suladıklarını gördük. Şu an köyümüzde su sıkıntısı yaşanmaktadır ve köy halkı mağdur durumdadır. Ben köyümün mağduriyetinin giderilmesini istiyorum.",
Mahkemede; "Her iki sanık 2010 yılından bu yana ...köyüne gitmekte olan su borusuna kelepçe atarak havuzlarına su getirmektedirler, sanıklar vanayı açtıklarında köye su gelmemektedir, bu nedenle de köyün zararı meydana gelmektedir, bu olay nedeniyle sanıklardan şikâyetçiyim, kamu davasına katılma talebim vardır, ayrıca köyün toplamda 60.000 TL susuz kalınması nedeniyle zararı mevcuttur, zararı delillendirecek herhangi bir belge yoktur, ancak hayvanlarımız susuzluk nedeniyle zarar görmüştür, bu zararın da giderilmesini talep ederim ",
İnceleme dışı sanık ......kollukta; "Ben ... köyünde ikamet etmekteyim. ...köyüne giden suyun kaynağının bulunduğu yerde bizim tarlamız vardır. Biz o tarlanın sulama ihtiyacını o su kaynağından karşılıyoruz. 2010 senesine kadar suyun kaynağından havuza 350 metre boru ile su geliyordu ve ...köyü ile aramızda su problemi de yoktu. 2010 senesinden sonra boru yenileme yapıldığında bizim borularımız kırıldı ve yerine yeni boru da döşenmeyince tarlamızda bulunan mahsulümüz ve ağaçlarımızın susuz kalmaması için köye giden ana su borusuna kelepçe takarak tekrar havuza su aldık ve tarlalarımızı o su ile de sulamaktayız. 21.06.2012 günü ... yanında işçilerle suyun kaynağına gelerek oraya taş duvar ördüler ve işlerini bitirince gittiler. Suyun kaynağından sızan suları 1964 senesinden beri biz kullanmaktayız. ...köyü muhtarı ... da suyun hepsini kendi köyüne getirmek istiyor bu sefer de biz mağdur oluyoruz. Suyun kaynağına yapılan beton (taş) duvarı ben ve kardeşim kırmadık, kıranı da bilmiyorum. Biz sadece birkaç gün arayla bahçeme gelerek havuza gelen su ile oradaki ağaçlarımızı ve mahsulümüzü sulamaktayız. Suyun kaynağına bile çıkmadık çünkü orada işimiz yok. Orayı kimin kırdığını ben de kardeşim ... de görmedik. Ben bu davanın artık sona ermesini ve hakkımız olan suyun havuzumuza akmasını istiyorum.",
Mahkemede; "Ben üzerime atılı suçlamayı kesinlikle kabul etmiyorum, bize ait sulama havuzuna 1964 yılından 2010 yılına kadar bir boru ile suyun kaynağından sulama suyu gelmekteydi, aynı suyun kaynağından ...köyüne ise başka boru ile su gitmekteydi, 2010 yılında boruların yenilenmesi amacı ile yapılan çalışmalar sırasında bize ait boru kırıldığı gibi suyun kaynağına kaptaç takılarak tüm su ...köyüne gönderildi, bizim havuza gelmekte olan boru iptal edilerek bize herhangi bir şekilde su verilmedi, biz de daha önce suyun kaynağından havuza sulama suyu aldığımız için bu durumu daha önce köyümüzün bağlı olduğu ...Kaymakamlığına ilettik hatta kaymakam gelerek bizim mağdur olduğumuzu bizzat gördü ve sözlü olarak mağduriyetimizin giderilmesi gerektiğini ... Kaymakamına ve ...köyü muhtarına söyledi, biz de mağdur olduğumuz görüldüğü için ...köyüne giden boruya kardeşim ... ile birlikte ... takarak havuza ihtiyacımız olduğu zaman kullanmak üzere su aldık, bizim boruyu delerek kırıp zarar vermemiz söz konusu değildir, ayrıca bizim borumuzun kırıldığına dair ...Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/10 değişik ... sayılı tespit kararı vardır, bunun bir suretini mahkemeye ibraz ediyorum, öncelikle beraatimi eğer hakkımda ceza verilecek olursa hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanmasını talep ederim,",
Şeklinde ifade vermişlerdir.
Sanık ... kollukta; "Ben ... köyünde ikamet etmekteyim. ...köyüne giden suyun kaynağının bulunduğu yerde bizim tarlamız vardır. Biz o tarlanın sulama ihtiyacını o su kaynağından karşılıyoruz. 2010 senesine kadar suyun kaynağından havuza 350 metre boru ile su geliyordu ve ...köyü ile aramızda su problemi de yoktu. 2010 senesinden sonra boru yenilemesi yapıldığında bizim borularımız kırıldı ve yerine yeni boru da döşenmeyince tarlamızda bulunan mahsulümüz ve ağaçlarımızın susuz kalmaması için köye giden ana su borusuna kelepçe takarak tekrar havuza su aldık ve tarlalarımızı o su ile de sulamaktayız. 21.06.2012 günü ... yanında işçilerle suyun kaynağına gelerek oraya taş duvar ördüler ve işlerini bitirince gittiler. Suyun kaynağından sızan suları 1964 senesinden beri biz kullanmaktayız. ...köyü muhtarı ... da suyun hepsini kendi köyüne getirmek istiyor, bu sefer de biz mağdur oluyoruz. Suyun kaynağına yapılan beton (taş) duvarı ben ve kardeşim kırmadık kıranı da bilmiyorum. Biz sadece birkaç gün arayla bahçeme gelerek havuza gelen su ile oradaki ağaçlarımızı ve mahsulümüzü sulamaktayız. Suyun kaynağına bile çıkmadık, çünkü orada işimiz yok. Orayı kimin kırdığını ben de kardeşim ... de görmedik. Ben bu davanın artık sona ermesini ve hakkımız olan suyun havuzumuza akmasını istiyorum.",
Mahkemede; "Ben üzerime atılı suçlamayı kesinlikle kabul etmiyorum, bize ait sulama havuzuna 1964 yılından 2010 yılına kadar bir boru ile suyun kaynağından sulama suyu gelmekteydi, aynı suyun kaynağından ...köyüne ise başka boru ile su gitmekteydi, 2010 yılında boruların yenilenmesi amacı ile yapılan çalışmalar sırasında bize ait boru kırıldığı gibi suyun kaynağına kaptaç takılarak tüm su ...köyüne gönderildi, bizim havuza gelmekte olan boru iptal edilerek bize herhangi bir şekilde su verilmedi, biz de daha önce suyun kaynağından havuza sulama suyu aldığımız için bu durumu daha önce köyümüzün bağlı olduğu ...Kaymakamlığına ilettik hatta kaymakam gelerek bizim mağdur olduğumuzu bizzat gördü ve sözlü olarak mağduriyetimizin giderilmesi gerektiğini ... Kaymakamına ve ...köyü muhtarına söyledi, biz de mağdur olduğumuz görüldüğü için ...köyüne giden boruya ağabeyim ......... takarak havuza ihtiyacı olduğu zamanlarda kullanmak için su aldı, bizim boruyu delerek kırıp zarar vermemiz söz konusu değildir, daha önce de ... C. başsavcılığınca aynı konuya ilişkin takipsizlik kararı verilmişti bunun bir suretini mahkemeye ibraz ediyorum, ayrıca ... kaymakamlığının ...Sulh Hukuk Mahkemesine yazmış olduğu müzekkerenin bir suretini mahkemeye ibraz ediyorum, öncelikle beraatimi eğer hakkımda ceza verilecek olursa hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanmasını talep ederim, ",
Keşifte; "...köyüne giden içme suyu borusundan boruya kelepçe atarak ve havuzun kenarına vana atmak suretiyle suyu havuza daha öncesinde aldığımız doğrudur. Biz kendimize ait suyu bu şekilde havuzumuza aldık, ancak daha sonra Kaymakamlık ve Jandarma bize gelmekte olan vanayı kapattırdı ve boru yanlış hatırlamıyorsak 2012 yılının Temmuz ya da Ağustos ayında eski hâline dönüştürüldü.",
Şeklinde savunmada bulunmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar” başlıklı 172. maddesinin iddianamenin düzenlendiği tarih olan 28.08.2012 tarihinde yürürlükte bulunan hâli;
“(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.
(2) Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz.” şeklinde düzenlenmiş iken,
30.04.2013 tarihli ve 28633 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun’un 19. maddesi ile maddeye;
“Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi üzerine, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmesi hâlinde yeniden soruşturma açılır.” şeklinde 3. fıkra eklenmiştir.
06.01.2017 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 680 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 10. maddesi ile bu maddenin ikinci fıkrası;
"Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz." şeklinde değiştirilmiş, bu değişiklik 08.03.2018 tarihli ve 30354 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7072 sayılı Kanun’un 9. maddesi ile kanunlaşmıştır.
31.07.2018 tarihli ve 30495 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7145 sayılı Kanun’un 17. maddesi ile anılan maddenin 3. fıkrasına; “tespit edilmesi” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya bu karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi” ibaresi eklenerek madde metni son hâlini almıştır.
Aynı Kanun’un “Cumhuriyet savcısının kararına itiraz” başlıklı 173. maddesinin iddianamenin düzenlendiği tarih olan 28.08.2012 tarihinde yürürlükte bulunan hâli;
“(1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesine itiraz edebilir.
(2) İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olaylar ve deliller belirtilir.
(3) Mahkeme, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer sulh ceza hâkimini görevlendirebilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir.
(4) Mahkeme istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir.
(5) Cumhuriyet savcısının kamu davasının açılmaması hususunda takdir yetkisini kullandığı hâllerde bu madde hükmü uygulanmaz.
(6) İtirazın reddedilmesi halinde; Cumhuriyet savcısının, yeni delil varlığı nedeniyle kamu davasını açabilmesi, önceden verilen dilekçe hakkında karar vermiş olan ağır ceza mahkemesinin bu hususta karar vermesine bağlıdır.
” şeklinde düzenlenmiş iken,
28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 71. maddesiyle, maddenin birinci fıkrasında yer alan “ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesine” ibaresi “ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine”, dördüncü fıkrasında yer alan “Mahkeme” ibaresi “Sulh ceza hâkimliği”, altıncı fıkrasında yer alan “ağır ceza mahkemesinin” ibaresi “sulh ceza hâkimliğinin”, üçüncü fıkrası ise "Sulh ceza hâkimliği, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer Cumhuriyet Başsavcılığından talepte bulunabilir; kamu davasının açılabilmesi için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir" şeklinde değiştirilmiştir.
06.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 680 sayılı KHK'nın 11. maddesiyle de, anılan maddenin altıncı fıkrası "İtirazın reddedilmesi halinde aynı fiilden dolayı kamu davası açılabilmesi için 172. maddenin ikinci fıkrası uygulanır.", biçiminde değiştirilmiş, bu değişiklik ise 08.03.2017 tarihli ve 30354 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7072 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile kanunlaşmıştır.
Soruşturma evresinin asıl yetkilisi olan Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez ceza muhakemesinin temel amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için soruşturmaya başlayacaktır. Cumhuriyet savcısının görevi maddi gerçeği ortaya çıkartmak ve adil bir yargılama yapılması için gerekli araştırmayı yaparak şüphelinin lehine veya aleyhine olan bütün delilleri toplamaktır.
Cumhuriyet savcısı soruşturma evresinin sonunda toplanan delillere göre suçun işlendiği hususunda yeterli şüpheye ulaştığı takdirde iddianame düzenleyecek ve kamu davasını açacaktır. Buna karşın soruşturma işlemleri tamamlandıktan sonra, kamu davasının açılması için suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma imkânını ortadan kaldıran şüphelinin ölümü, af, zamanaşımı, şikâyet süresinin geçmesi, önödemenin yerine getirilmesi ve uzlaşmanın sağlanmış olması gibi durumlarda kovuşturmaya yer olmadığına karar verecektir. İddianame, toplanan delillere göre suçun işlendiğini gösteren yeterli şüphe oluştuğunda hazırlanacağına göre, elde edilen deliller doğrultusunda hukuka uygunluk sebeplerinin varlığı ya da failin kusursuzluğu açıkça ortada ise Cumhuriyet savcısı yine kovuşturmaya yer olmadığına karar verebilecektir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda itiraz hakkı, süresi ve mercisi gösterilecek, karar suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilecektir.
1412 sayılı CMUK'da Cumhuriyet savcısının verdiği takipsizlik kararları, yargı otoritesi göstermeyen, idari bir karar niteliğinde düzenlendiğinden Cumhuriyet savcısı, bu kararını kendiliğinden, ... Bakanı ve ... müfettişinin talebi ya da ilgilinin isteği üzerine geri alıp soruşturma yapabilmekte ve hiçbir şarta bağlı olmadan, takipsizlik kararından sonra, dava zamanaşımı süresi dolmadan kamu davası açabilmekteydi. Ancak bu düzenleme öğretide hukuk güvenliğine aykırı olduğu düşüncesiyle eleştirilmekte, takipsizlik kararından sonra yeni bir dava açılması için yeni delil şartı aranması gerektiği ileri sürülmekteydi.
Öğretinin bu eleştirileri göz önüne alınarak düzenlenen ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın 172. maddesinin ikinci fıkrasıyla, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra, yeni bir delil meydana çıkmadan Cumhuriyet savcısınca kendiliğinden kamu davası açılamayacağı hüküm altına alınmış, ancak 06.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 680 sayılı KHK ve 08.03.2018 tarihli ve 30354 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7072 sayılı Kanun’un 9. maddesi ile ayrıca, elde edilen yeni delilin kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak nitelikte olması ve sulh ceza hâkimliğince bu konuda bir karar verilmesi şartlarına bağlanmıştır. Bu husus kanun koyucu tarafından ceza muhakemesi şartı olarak düzenlenmiştir. Yine 1412 sayılı CUMK'da yer verilen takipsizlik kararlarından farklı olarak CMK'nın 173. maddesinde kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara karşı suçtan zarar gören tarafından itiraz edilebileceği hükme bağlanmış, böylelikle bu kararlara yargısal bir nitelik kazandırılmıştır.
CMK'nın 173. maddesinin birinci fıkrası, iddianamenin düzenlendiği 28.08.2012 tarih itibarıyla suçtan zarar görenin, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar kendisine tebliğ edildikten sonra on beş gün içinde, kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesine itiraz edebileceği hükme bağlanmış iken, 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun ile de bu incelemeyi yapma yetkisi kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine verilmiştir. CMK'nın 173. maddesinin 680 sayılı KHK'nın 11. maddesi ve 7072 sayılı Kanun'un 10. maddesiyle yapılan değişikliklerden önceki altıncı fıkrası uyarınca itirazın reddedilmesi üzerine Cumhuriyet savcısının kamu davası açabilmesi, yeni delilin varlığı ve önceden verilen dilekçeyi değerlendiren mercinin bu hususta karar vermesine bağlı iken, anılan değişiklikle kamu davası açılabilmesi CMK'nın 172. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen usule tabi tutulmuştur.
Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar, muhakeme faaliyeti sonunda, yargılama makamı tarafından verilmiş kararlar olmayıp, adli-idari nitelikte kararlardır. Ancak, bu kararlara itiraz yolunun açık olması nedeniyle itiraz üzerine kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, mahkeme denetiminden geçerek yargısal karar hâlini alır ve yargı otoritesi özelliğini gösterir. Gerek itiraz üzerine kesinleşen, gerekse itiraz edilmeksizin kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar bakımından, kanunun aradığı anlamda yeni delil ortaya çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı Cumhuriyet savcısı aynı işe tekrar el atamayacaktır.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için “fiil”, "aynı fiil" ve "yeni delil" kavramları üzerinde de durulması gerekmektedir.
Fiil kavramı; ceza muhakemesinde ve maddi ceza hukukunda kullanılan ortak bir kavram olmakla birlikte kullanıldığı alana göre içerik olarak farklılık arz etmektedir. Ceza muhakemesi anlamında fiil, uyuşmazlık konusu olay olup muhakemenin konusunu oluşturan olayın bütününü ifade etmektedir. Maddi ceza hukukunda ise, belirli bir amaca yönelen, kişinin isteğine göre ve iradesine bağlı, dış dünyada etki doğuran icrai yahut ihmali bir insan davranışıdır.
Ceza muhakemesindeki fiil, maddi ceza hukuku anlamında tek bir fiilden oluşabileceği gibi birden fazla fiilden de oluşabilir. Bu itibarla ceza muhakemesindeki fiil kavramı, maddi ceza hukukundaki fiil kavramından daha geniş bir içeriğe sahiptir. Bununla birlikte, maddi ceza hukuku anlamındaki tek fiilin, ceza muhakemesinde birden fazla fiili oluşturması mümkün değildir.
Ceza muhakemesinde Cumhuriyet savcısı, yapmış olduğu soruşturma sonucunda kaleme aldığı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veya iddianame ile uyuşmazlığın konusunu ve sınırlarını ortaya koymaktadır. Ceza muhakemesine konu edilen fiilin aynı olup olmadığının tespitinde de iddianame veya kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda belirtilen olaylar bütününün esas alınması gerekmektedir. Buna göre fiilin aynı olup olmadığı, iddianame ve kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda yer alan fiilin işlendiği yer, fiilin süresi, zamanı, kullanılan araçlar, kullanılma biçimleri belirtilmek suretiyle bireyselleştirilerek ve tanımlanan olaylar göz önünde bulundurularak belirlenecektir. Fiilin aynı olup olmadığının belirlenmesinde Cumhuriyet savcısınca yapılan hukuki nitelendirmenin bir önemi bulunmamaktadır.
CMK'nın 172/2. maddesinde yer alan "yeni delil" kavramından ne anlaşılması gerektiğine gelince; kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan önce mevcut olan, ancak ele geçirilemeyen, dosyada bulunan ancak Cumhuriyet savcısı tarafından görülmeyen ve değerlendirilmeyen delil, yeni delildir. Yeni bir soruşturmanın başlatılabilmesi için, delilin yeni olmasının yanında, tek başına veya diğer delillerle birlikte bir suçun işlendiğini kuvvetle ispatlama gücüne sahip olması gerekir. Dava açmaya yetecek kadar güçlü elverişlilikte veya kovuşturmama kararının nedenini ortadan kaldırıcı ve ayrıca davanın da açılmasını sağlayacak kuvvette, suç şüphesini kuvvetlendirici nitelikte bulunması gerekir. Bu nitelikte yeni bir delil ortaya çıktığında, Cumhuriyet savcısı işe tekrar el atarak, iddianame düzenleyebilecek, kabulü hâlinde kamu davası açılmış olacaktır.
Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz edilmesi üzerine, itiraz reddedildiğinde bu karar kesinleşir. İtirazın reddi üzerine yeni delil olsa dahi, aynı fiilden dolayı Cumhuriyet savcısının kendiliğinden dava açması mümkün değildir. Önceden verilen dilekçe hakkında karar vermiş olan mercinin, kamu davasının açılması hususunda karar vermesi gerekir. Diğer bir anlatımla, usul işlemlerinin, işlemin yapıldığı sırada yürürlükte bulunan usul kanununa tabi olacağı ilkesi gözetildiğinde, iddianamenin düzenlendiği 28.08.2012 tarihi itibarıyla 5271 sayılı CMK’nın yürürlükte bulunan 172. maddesine göre Cumhuriyet savcısınca kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilip karar itiraz edilmeksizin kesinleştiğinde, Cumhuriyet savcısının aynı işe tekrar el atması için, yeni bir delilin ortaya çıkması yeterli iken; kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz edilerek itiraz mercisine başvurulduğunda; itiraz mercisinin kararı ile kovuşturmaya yer olmadığı kararı kesinleşmişse, Cumhuriyet savcısının iddianame düzenlemesi için, (5271 sayılı CMK'da yargılama makamının kararını Cumhuriyet savcısının kaldırması kabul edilmediğinden) yeni delilin yanında, önceden verilmiş itiraz dilekçesi hakkında karar veren mercinin, kamu davasının açılması hususunda, yeniden bir karar vermesi gereklidir. Bu husus kanun koyucu tarafından ceza muhakemesi şartı olarak düzenlenmiştir.
Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
... ili, ... ilçesi, ... köyü sınırları içerisinde bulunan su kaynağının kullanılması suretiyle 12.10.2010-21.10.2010 tarihleri arasında
Köylere Hizmet Birliğince KÖYDES programı kapsamında ...köyüne içme suyu hattı yapılıp bu hattın ...köyü muhtarlığına tahsis edildiği, olay tarihinde bahse konu köyün muhtarı olarak görev yapan katılan ...'ın ... Kaymakamlığına hitaben düzenlediği 18.06.2012 tarihli dilekçesinde; ... köyünden olan inceleme dışı sanık ......ile sanık ...'in söz konusu içme suyunun önünü keserek tarlalarını suladıklarını, bu nedenle de son bir haftadır köylerine içme suyunun gelmediğini belirtip anılan kişiler hakkında gerekli tahkikatın yapılarak içme suyunun köylerine tekrar verilmesinin sağlanmasını talep ettiği, dilekçenin kolluğa havalesi üzerine kendisine bilgi verilen ... Cumhuriyet savcısının talimatıyla 18.06.2012 tarihinde kolluk tarafından olay yerinde yapılan incelemede bahse konu su kaynağına yaklaşık 300 metre mesafede inceleme dışı sanık ......ile sanık ...'e ait sulama havuzunun bulunduğu, havuzun yaklaşık 2 m üzerinden ...köyüne giden ana su borusu kırılarak ek yapılıp ikinci bir boru ile havuza su alındığı, inceleme dışı sanık ile sanığa ait arazinin de bu suyun kullanılarak sulandığının tespit edildiği, bu tespit sonrasında katılan ...'ın kolluk tarafından alınan ifadesinde 2010 yılında yapılan yenileme çalışmalarından sonra inceleme dışı sanık ......ile sanık ...'in köylerine giden ana su borusunu kırarak havuzlarına su aldıklarını ve bu suyu kullanarak arazilerini suladıklarını beyan ettiği, yapılan soruşturma sonucunda ... Cumhuriyet Başsavcılığınca 03.07.2012 tarih ve 306-222 sayı ile; inceleme dışı sanık ......ve sanık ... hakkında mala zarar verme suçundan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, anılan karar başlığında şikâyetçi olarak katılan ...'ın yer aldığı, suç tarihinin "26.06.2012" olarak gösterildiği, karar içeriğinin ise "Her ne kadar yukarıda açık kimlik bilgileri yazılı olan müştekinin Kaymakamlık makamına vermiş olduğu 18.06.2012 tarihli şikâyet dilekçesi ve jandarma tarafından alınan 27.06.2012 tarihli beyanında özetle, kendisinin ... ilçesi, ...köyü muhtarı olduğunu, şüphelilerin köylerine giden su borusunu kırarak su aldıklarını ve bu su ile arazilerini suladıklarını, köylerinin de susuz kaldığını belirtip şikâyetçi olmuş ise de, şüphelilerin alınan beyanlarında üzerine atılı suçlamaları kabul etmedikleri, bahse konu kaynaktan kendilerinin de su hakkı olduğunu, köy muhtarı olan müştekinin kendilerine su vermediğini belirttikleri, jandarmaca olay yerinde yapılan incelemede borularda herhangi bir kırık ve zarar verme bulgusunun tespit edilemediği, incelenen tüm dosya kapsamında da müştekilerin üzerlerine atılı bulunan müsnet suçu işlediklerine dair müştekinin soyut iddiası dışında delil elde edilemediği," biçiminde olduğu, inceleme dışı sanık ..., ve sanık ... ile katılan ...'a 25.07.2012 tarihinde tebliğ edilen bu kararın itiraz edilmeksizin kesinleştiği, ... Kaymakamı tarafından ... Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben düzenlenen 19.07.2012 havale tarihli şikâyet dilekçesi üzerine ise yeni bir soruşturma başlatıldığı, bu dilekçenin ekinde yer alan ve kolluk tarafından düzenlenen 11.07.2012 tarihli olay yer görgü ve tespit tutanağında su kaynağına yaklaşık 300 metre mesafede inceleme dışı sanık ......ile sanık ...'e ait sulama havuzunun olduğu, bu havuzun 2 metre üzerinden ...köyüne giden ana su borusunun geçtiği, havuzun üzerinden geçen ...köyüne ait içme suyu ana su borusuna kelepçe atılarak borunun delinip 2 metre boru eklenmek suretiyle havuza su alındığı, eklenen borunun ucuna vana takılarak havuza su verildiği, bu vana aracılığıyla arazinin iki koldan 100 metre hortum ile sulandığının belirtildiği, kolluk tarafından düzenlenen 13.07.2012 tarihli tutanağa göre ise içme suyu hattına bağlanan ek borunun ucunun kör tıpa ile kapatıldığı, yapılan bu ikinci soruşturma sonucunda ... Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 28.08.2012 tarihli ve 134-45 sayılı iddianamede; sanık ... ile inceleme dışı sanık ... Sever'in mala zarar verme suçundan TCK'nın 152/1-a-d ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılmalarının talep edildiği, bahse konu iddianamenin anlatım bölümünün ise "... tarafından ...köyü içme suyunun şüpheliler tarafından kesildiğinin bildirilmesi üzerine Jandarma ekipleri tarafından suç yerinde inceleme yapıldığı; jandarma ekiplerinin suç yerinde yaptığı incelemede; su kaynağına 300 metre mesafede şüphelilere ait sulama havuzu bulunduğu...havuz üzerinden geçen ...köyünün içme suyu borusunun delinerek kelepçe atıldığını ve bu suretle şüphelilere ait havuza su alındığını tespit ettikleri;" şeklinde olduğu, yapılan yargılama sonucunda ... Asliye Ceza Mahkemesince 31.01.2017 tarih ve 101-13 sayı ile sanık ...'in mala zarar verme suçundan TCK'nın 152/1-a-d, 62, 50/1-a, 52/2 ve 52/4. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verildiği, anılan kararda sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiilinin "sanığın ...köyüne tahsis edilen ve içme suyunu taşıyan boruları delmek ve kendisine ait havuza giden kısma kelepçe takmak" şeklinde gösterildiği anlaşılan olayda;
... ili, ... ilçesi, Aşağısöğütlü köyü sınırları içinde bulunup sanık ...'e ait sulama havuzunun yaklaşık 2 m üzerinden geçen ...köyüne ait içme suyu hattının sanık ... tarafından kırılarak bu hatta ek yapılıp ikinci bir boru ile havuza su alındığının 18.06.2012 tarihinde kolluk tarafından tespit edilmesi üzerine yapılan soruşturma sonucunda sanık ... hakkında bu fiile ilişkin olarak mala zarar verme suçundan 03.07.2012 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra aynı fiilden dolayı kamu davası açılabilmesinin, usul işlemlerinin yapıldığı sırada yürürlükte bulunan usul kanununa tabi olacağı ilkesi gözetildiğinde, iddianamenin düzenlendiği 28.08.2012 tarihi itibarıyla 5271 sayılı CMK’nın yürürlükte bulunan 172. maddesinin 2. fıkrasındaki “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz.” hükmüne göre, yeni bir delilin meydana çıkmasına bağlı olduğunun, kolluk tarafından düzenlenen ve kovuşturmaya yer olmadığına dair karara konu fiilin tekrardan tespit edilmesine ilişkin 11.07.2012 tarihli ikinci tutanağın ise bu anlamda yeni bir delil olarak kabul edilemeyeceğinin anlaşılması karşısında; aynı fiile ilişkin daha önce verilip kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar bulunduğu hâlde sanık ... hakkında yeni delil elde edilmeden ve bu bağlamda ceza muhakeme şartı gerçekleşmeden kamu davası açılması usul ve kanuna aykırılık oluşturmaktadır.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, aynı fiile ilişkin daha önce verilip kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar bulunduğu hâlde sanık ... hakkında yeni delil elde edilmeden ve bu bağlamda ceza muhakeme şartı gerçekleşmeden kamu davası açılması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- ... Asliye Ceza Mahkemesinin 31.01.2017 tarihli ve 101-13 sayılı direnme kararına konu hükmünün, aynı fiile ilişkin daha önce verilip kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar bulunduğu hâlde sanık ... hakkında yeni delil elde edilmeden ve bu bağlamda ceza muhakeme şartı gerçekleşmeden kamu davası açılması isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 04.10.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
23. Ceza Dairesi, 2015/17827 E., 2015/5487 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Görevli memura mukavemet ve kamu malına zarar verme suçlarından sanık Esra Sarıer’in, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 266/1, 269, 80, 55/3, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 152/1-a ve 31/3.maddeleri gereğince 1 yıl 4 ay hapis, 12 ay hapis ve 1.800,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair Pazar asliye ceza Mahkemesinin 01/07/2011 tarih ve 2008/32 esas, 2011/292 sayılı karar aleyh
23. Ceza Dairesi 2015/17827 E. , 2015/5487 K.
"İçtihat Metni"
Tebliğname No : KYB - 2015/17150
Görevli memura mukavemet ve kamu malına zarar verme suçlarından sanık Esra Sarıer’in, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 266/1, 269, 80, 55/3, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 152/1-a ve 31/3.maddeleri gereğince 1 yıl 4 ay hapis, 12 ay hapis ve 1.800,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair Pazar asliye ceza Mahkemesinin 01/07/2011 tarih ve 2008/32 esas, 2011/292 sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 09.01.2015 gün ve 607/1607 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22/01/2015 gün ve 2015/17150 sayılı yazısıyla dairemize gönderilmekle okundu.
Kanun yararına bozma isteminde;
Dosya kapsamına göre, suç tarihi olan 21/01/2005 tarihinde 18 yaşından küçük olduğu anlaşılan sanık hakkında kamu malına zarar verme suçundan tayin olunan kısa süreli hapis cezasının, 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun'un 4. maddesindeki;
"Ağır hapis hariç, kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar, suçlunun kişiliğine, sair hallerine ve suçun istenmesindeki özelliklerine göre mahkemece;
1.Kabahatlerde beher gün karşılığı bir milyon ila iki milyon lira hafif, cürümlerde iki milyon ila üç milyon lira hesabıyla ağır para cezasına,
2.Aynen iade veya tazmine,
3.Altı ayı geçmemek üzere bir eğitim veya ıslah kurumuna devam etmeye.
4.Bir yılı geçmemek kaydıyla muayyen bir yere gitmekten, bazı faaliyetleri veya meslek ve sanatı icradan men'e,
5.Her nev'i ehliyet ve ruhsatnamenin bir aydan bir yıla kadar muvakkaten geri alınmasına, çevrilebilir.
Suç tarihinden önce, para cezasına veya tedbire çevrilmiş olsa dahi, hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum edilmemiş olanlar hakkında, hükmolunan otuz güne kadar (otuz gün dahil) hürriyeti bağlayıcı cezalarla, suç tarihinde 18 yaşını ikmal etmemiş olanların mahkum edildikleri kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar yukarıki bentlerde yazılı ceza veya tedbirlerden birine çevrilir..." şeklindeki hüküm uyarınca, anılan maddenin 1. fıkrası bentlerindeki seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesinin zorunlu olduğu gözetilmeyerek yazılı şekilde karar verilmiş bulunulmasında isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
1-647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun'un 4. maddesi ve 5237 sayılı TCK'nın 50/1 maddesinde düzenlenen seçenek yaptırımların, sadece kısa süreli hapis cezaları için uygulanabileceği, mahkumiyet kararında sanık Esra Sarıer hakkında 5237 sayılı TCK'nın 152/1-a maddesinde düzenlenen kamu malına zarar verme suçuyla ilgili olarak 1 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği ve bu cezanın 5237 sayılı TCK'nın 49/2 ve suç tarihinde yürürlükte bulunan 647 sayılı Kanunun 3/4. maddesine göre kısa süreli hürriyeti bağlayıcı ceza olmadığı ancak, sanık hakkında suç tarihi itibariyle 765 sayılı Kanun ile 5237 sayılı Kanun'un karşılaştırılmasında lehe olan yasanın belirlenmesi sırasında somut olarak bir karşılaştırma yapılmayıp 5237 sayılı Kanun'un 152/1-a maddesinin sanığın lehine olduğu karar verilerek bu suçtan uygulama yapıldığı, Pazar Asliye Ceza Mahkemesi’nin 01.07.2011 tarih ve 2008/32 Esas, 2011/292 Karar sayılı kararının incelenmesinde 09.05.2005 tarihli Ardeşen Asliye Ceza Mahkemesi'nin keşif zaptında sanık tarafından kırılan polis merkezine ait camın bedelinin 7.00 TL olduğunun belirlenmiş olması ve bu miktarın da pek hafif olması nedeniyle 765 sayılı TCK'nın 522. maddesine göre hüküm kurulmasının gerektiği, bu şekilde uygulama yapılması halinde de verilen sonuç cezanın kısa süreli hapis cezası olacağının anlaşılması karşısında, mahkeme tarafından bu husus değerlendirilip sanık hakkında lehe olan 765 sayılı Kanun'un 516/3 ve 522. maddeleri gereğince uygulama yapılması gerektiği gözetilmeden, 5237 sayılı Kanun'un 152/1-a maddesi gereğince uygulama yapılarak fazla ceza tayini,
2-Pazar Asliye Ceza Mahkemesinin 2008/32 Esas, 2011/292 Karar sayılı ve 14/03/2014 tarihli ek kararında sanık Esra Sarıer hakkında görevli memura hakaret suçundan verilen 12 ay hapis ve 1.800 TL adli para cezasının kısa süreli olması nedeniyle 647 sayılı Yasa'nın 4. maddesi gereğince bu maddedeki ceza veya tedbirlerden birine çevrilmesinde zorunluluk bulunduğunun tespit edilmesi karşısında,
Yukarıda belirtilen ve usul ve yasaya aykırı olduğu anlaşılan hususlarla ilgili olarak da kanun yararına bozma isteminde bulunulup bulunulmayacağının takdiri için dosyanın Adalet Bakanlığı'na sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na GÖNDERİLMESİNE, 21/10/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Hukuku Özel Hükümler
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na göre, aşağıdakilerden hangisi "Mala Zarar Verme" suçunun daha fazla cezayı gerektiren nitelikli halleri (TCK) arasında yer almaz?
A) Yakarak, yakıcı veya patlayıcı madde kullanarak işlenmesi
B) Kamu kurum ve kuruluşlarına ait eşya hakkında işlenmesi
C) Grev veya lokavt hallerinde işverenlerin veya işçilerin maliki olduğu eşya hakkında işlenmesi
D) Siyasi partilerin maliki olduğu bina veya eşya hakkında işlenmesi
E) Teknolojik cihazlar (bilgisayar, telefon vb.) hakkında işlenmesi
Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.