Türk Ceza Kanunu 163. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 163- (1) Otomatlar aracılığı ile sunulan ve bedeli ödendiği takdirde yararlanılabilen bir hizmetten ödeme yapmadan yararlanan kişi, iki aydan altı aya kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Telefon hatları ile frekanslarından veya elektromanyetik dalgalarla yapılan şifreli veya şifresiz yayınlardan sahibinin veya zilyedinin rızası olmadan yararlanan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(3) (Ek: 2/7/2012-6352/83 md.) Abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun veya doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın ve tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi halinde kişi hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
Şirket veya kooperatifler hakkında yanlış bilgi
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
175 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2021/172 E., 2022/302 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
TCK'nın "Karşılıksız yararlanma" başlığını taşıyan 163. maddesi;
Ceza Genel Kurulu 2021/172 E. , 2022/302 K.
"İçtihat Metni"
kin ... 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 09.10.2015 tarihli ve 47-922 sayılı hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 17. Ceza Dairesince 14.09.2017 tarih ve 14606-9854 sayı ile;
"Derhal beraat kararı verilmesi gereken bir durum bulunmadığı hâlde, 5271 sayılı CMK'nın 193/2. maddesine yanlış anlam verilerek aynı Kanun'un 191 ve 147. maddeleri gereğince sanığın savunması alınmadan, delil takdiri yapılarak, eksik kovuşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması," isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma ilamına uyan Yerel Mahkemece devam olunan yargılama sonucunda 09.01.2018 tarih ve 655-5 sayı ile, önceki hüküm gibi sanığın beraatine karar verilmiştir.
Hükmün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 17. Ceza Dairesince 25.09.2018 tarih ve 2801-11149 sayı ile;
"Sanık hakkında;
1- Kuruma abone olmadan sayaçtan geçirmek suretiyle elektrik kullandığının kaçak elektrik tespit tutanağı ile tespit edilmesi karşısında; sanığın konutunda kullandığı sayacın kullanıcı tarafından her zaman değiştirilmesinin mümkün olduğu da dikkate alınarak, tüketimi eksik gösterip göstermediği veya sayaca tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde müdahale edilip edilmediğinin tespiti için, Ceza Genel Kurulunun 16.05.2006 tarihli ve 137-142 sayılı ve 13.06.2006 tarihli ve 160-161 sayılı kararlarında da belirtildiği gibi, suça konu gerçek kullanım miktarını belirlemek amacıyla, kaçak elektrik tespit tutanağına konu yerde ne zamandan beri oturulduğunun, kaçak ya da usulsüz kullanımın ne zaman başladığının gerekirse komşu, mülk sahibi gibi tanıklara da sorulması, kolluk araştırması, MERNİS, sabit-cep telefonu abonelik ve adresleri gibi araştırmalar ile kesin olarak saptanması; sanık hâlen suça konu yerde oturuyor ise, keşif yapılıp elektrikle çalıştırılan cihazlardan hareketle tespit edilecek kurulu güce veya tüketim ihtiyacına göre, oturmuyor ise, ihtilafsız aynı dönemdeki tüketim miktarına göre, suç tarihine kadar tüketilmesi gereken elektrik miktarının ve vergiler dahil cezasız usulsüz elektrik kullanım bedelinin tespitine yönelik sayaçtan geçirerek kullanım sebebiyle sayaçtan geçen miktara ilişkin endeksin belirlenen gerçek ihtiyaç ile karşılaştırılıp orantılı olup olmadığına dair yeterli içerik ve nitelikte bilirkişi görüşü alınması,
2- Alınacak bilirkişi raporu ile sanığın tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek bir eyleminin olmadığı, karşılıksız yararlanma kastıyla hareket etmediğinin tespiti hâlinde beraat kararı verilmesi gerekeceği,
3- Alınacak bilirkişi raporu ile sanığın tüketim miktarının belirlenmesini engelleyerek karşılıksız yararlanma kastıyla hareket ettiğinin tespiti hâlinde, 02.07.2012 tarihli ve 28344 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanıp 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un Geçici 2/1 ve 2. fıkraları gereğince kurum zararının yürürlük tarihinden itibaren 6 aylık sürede ödenmesine imkan sağlayabilmek için mahkemelerce dosyaların elde olmaması, gerçek zararın usulünce belirlenememiş olması vb. sebeplerle hak kaybına yol açmamak amacıyla 15.03.2016 tarihli ve 409-124 sayılı Ceza Genel Kurulu kararı ile de kabul edildiği üzere bilirkişi tarafından normal tarifeye göre hesaplanan vergili ve cezasız kurum zararının, varsa daha önce yapılan ödemeler kurumdan sorulup mahsup edildikten sonra kalan miktar belirlenip verilecek makul sürede ödenmesi hâlinde suç tarihine göre ceza verilmesine yer olmadığına karar verileceği, ödenmediği takdirde yargılamaya devamla dosyadaki delillere göre hüküm kurulacağı tebliğ ve ihtar edilip yüze karşı ise talep etmesi hâlinde, tebligat yapılıyorsa makul bir süre verilerek sonucuna göre hüküm kurulması gerektiği hâlde, eksik kovuşturma ile beraat hükmü kurulması," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
... 1. Asliye Ceza Mahkemesince 09.07.2019 tarih ve 566-515 sayı ile, önceki hüküm gibi sanığın beraatine karar verilmiştir.
Bu hükmün de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 17. Ceza Dairesince 10.03.2020 tarih ve 641-3650 sayı ile, önceki bozma sebebi doğrultusunda hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 09.07.2020 tarih ve 213-303 sayı ile; "Sanığa atılı suçun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığı," şeklindeki gerekçe ile bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın atılı suçtan beraatine karar vermiştir.
Bu hükmün de katılan vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.11.2020 tarihli ve 98399 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle dosya, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 07.07.2020 tarihli ve 173 sayılı kararı ile Yargıtay 17. Ceza Dairesinin 26.09.2020 tarihinden geçerli olmak üzere kapatılmasına ve arşivinde bulunan tüm işlerin Yargıtay 2. Ceza Dairesine devrine karar verilmesi nedeniyle Yargıtay 2. Ceza Dairesine gönderilmiş, inceleme yapan Özel Dairece 29.03.2021 tarih ve 33151-6635 sayı ile; direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Sanığa atılı karşılıksız yararlanma suçunun sabit olup olmadığı,
2- Sabit olduğu sonucuna ulaşılması hâlinde, sanığa, 6352 sayılı Kanun'un Geçici 2/2. maddesi gereğince katılan kurum zararının giderilmesi durumunda ceza verilmesine yer olmadığına karar verileceğine dair bildirimde bulunulmasının gerekip gerekmediği,
Noktalarında toplanmaktadır.
İncelenen dosya kapsamından;
Kaçak elektrik tespit tutanağında, 19.11.2011 tarihinde Muratbey Mahallesi 3567. Sokak No 5 sayılı mesken olarak kullanılan yerde kurum görevlileri tarafından kontrolde sanığın kuruma abonelik işlemlerini yaptırmadan enerji kullandığının tespit edildiği, ancak haftasonu olması nedeniyle enerjinin kesilemediğinin bildirildiği,
18.06.2012 tarihli tutanağa göre, bahse konu adreste yapılan denetimde kaçak kullanıma devam edildiği,
Katılan kurum tarafından gönderilen kaçak elektrik tüketim tahakkuk belgesinin incelenmesinde, sanığın mesken olarak oturduğu adreste 17.11.2011 ile 19.11.2011 tarihleri arasında ve 21.03.2012 ile 18.06.2012 tarihleri arasında kaçak elektrik kullanıldığının tespit edildiği, 643,86 TL enerji bedeli ve diğer cezalı giderler olmak üzere sanığa toplamda 1698,85 TL borç tahakkuk ettirildiği,
Sanık tarafından dosyaya ibraz edilen dekontların incelenmesinde sanığın 06.05.2014 ile 07.07.2015 tarihleri arasında 12 taksitte olmak üzere ... 2. İcra Müdürlüğü dosyası hesabına toplamda 2395 TL ödediği,
Katılan kurum tarafından borcun taksitler hâlinde ödenerek 08.07.2015 tarihinde dosyanın infaz edildiği bildirildiği,
Bilirkişi tarafından sunulan raporda, kaçak kullanıma ilişkin süreler ile sanık tarafından kullanıldığı belirtilen elektrikli eşya ile mevsim şartları dikkate alınarak yapılan değerlendirmede, 1288,52 TL enerji bedeli, 64,42 TL belediye tüketim vergisi, 243,53 TL KDV olmak üzere toplam kurum zararının 1596,47 TL olduğunun belirtildiği,
Anlaşılmaktadır.
Sanık ... aşamalarda; tutanağın düzenlendiği tarihte bahse konu yerde kiracı olarak bulunduğunu, evin iki oda bir salondan oluştuğunu, buzdolabı, çamasır makinesi ve televizyon kullandığını, odun sobası yaktığını, burada 6 ay kadar oturduğunu, gelen faturayı ödemeye gittiğinde görevlilerin elektriğin usulsüz kullanıldığını, abonelik işlemi yaptırması gerektiğini söylediklerini, bu durumu ev sahibi ile görüştüğünü, ev sahibinin şehir dışında olması nedeniyle ödemelerini yöneticiye yaptığını, yöneticinin sorunu halledeceğini söylediğini, sonradan kendisine yüklü miktarda borç tahakkuk ettirildiğini, hakkında icra takibi başlatılarak maaşına haciz uygulandığını, taksitler hâlinde borcunu 2015 yılında tamamen ödediğini savunmuştur.
Sanığa atılı karşılıksız yararlanma suçunun sabit olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesinde;
TCK'nın "Karşılıksız yararlanma" başlığını taşıyan 163. maddesi;
"1- Otomatlar aracılığı ile sunulan ve bedeli ödendiği takdirde yararlanılabilen bir hizmetten ödeme yapmadan yararlanan kişi, iki aydan altı aya kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.
2- Telefon hatları ile frekanslarından veya elektromanyetik dalgalarla yapılan şifreli veya şifresiz yayınlardan sahibinin veya zilyedinin rızası olmadan yararlanan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.” şeklinde iken 6352 sayılı Kanun'un 83. maddesi ile TCK'nın 163. maddesine;
"Abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun veya doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın ve tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi hâlinde kişi hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur." şeklindeki üçüncü fıkra eklenerek abonelik esasına göre yararlanılan su ve elektrik enerjisine karşı gerçekleştirilen eylemlerin karşılıksız yararlanma suçu kapsamında kaldığı belirtilmiştir.
TCK'nın karşılıksız yararlanma suçunun düzenlendiği 163. maddesinin gerekçesinde;
“Madde metninde karşılıksız yararlanma suçu tanımlanmıştır. Otomatlar aracılığı ile sunulan ve bedeli ödendiği takdirde yararlanılabilen bir hizmetten ödeme yapmadan yararlanmak, karşılıksız yararlanma suçunu oluşturmaktadır. Otomatlar aracılığı ile satışa sunulan hizmetlerden, otomatın teknik işleyişini devre dışı bırakan müdahalelerle, bedeli ödenmeksizin yararlanılması durumunda, ortada bir taşınabilir mal bulunmadığı için, hırsızlık suçu oluşmayacaktır. Örneğin, toplu taşıma sistemlerinde yolcuların geçişlerini kontrol eden otomatlara müdahale edilmek suretiyle ücret ödenmeksizin yolculuk yapılması durumunda, karşılıksız yararlanma suçunun oluştuğunu kabul etmek gerekir. Burada, bir hilenin varlığından söz edilemez. Çünkü bu durumda herhangi bir kişi aldatılmamaktadır. Yapılan müdahale ile bir otomatın teknik işleyişinin devre dışı bırakılması durumunda da, bir hilenin varlığından söz edilemez. Çünkü, dolandırıcılık suçu açısından hilenin varlığı için muhatabın mutlaka insan olması gerekir.
Keza, başkasına ya da kamuya ait telefon şebekesinden bedeli ödenmeksizin ve hukuk dışı yollarla yararlanılması durumunda, hırsızlık suçu oluşmaz. Çünkü, ortada taşınabilir bir mal yoktur. Başkasına ya da kamuya ait telefon şebekesinden bedeli ödenmeksizin ve hukuk dışı yollarla yararlanılması fiili, karşılıksız yararlanmanın tipik bir örneğini oluşturmaktadır.
Kamu veya özel kuruluşlarca kurulmuş bulunan telli ve telsiz telefon hatları ile sistemlerinden veya elektromanyetik dalgalar yolu ile şifreli veya şifresiz yayın yapan televizyon yayınlarından sahiplerinin veya zilyetlerinin rızası olmadan yararlanılması durumunda da bu suç oluşur. Bu durumlarda bir mal söz konusu olmadığı için hırsızlık suçunun oluştuğundan söz edilemez”,
6352 sayılı Kanun'un 83. maddesi ile TCK'nın 163. maddesine üçüncü fıkranın eklenmesine ilişkin gerekçede ise;
“5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 'Karşılıksız Yararlanma' başlıklı 163 üncü maddesinde; otomatlar aracılığı ile sunulan ve bedeli ödendiği takdirde yararlanılabilen bir hizmetten ödeme yapmadan yararlanan kişiler ile telefon hatları ile frekanslarından veya elektromanyetik dalgalarla yapılan şifreli veya şifresiz yayınlardan sahibinin veya zilyedinin rızası olmadan yararlanan kişilerin cezalandırılması hüküm altına alınmıştır. Maddenin gerekçesinde ise, bu durumlarda, ortada taşınabilir bir mal olmadığından hırsızlık suçunun oluştuğundan söz edilemeyeceği ve karşılıksız yararlanmanın tipik bir örneğinin düzenlendiği ifade edilmiştir.
Maddeyle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 'Karşılıksız yararlanma' başlıklı 163. maddesine yeni bir fıkra eklenmek suretiyle esas itibarıyla karşılıksız yararlanma kapsamında değerlendirilmesi gereken ve abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun veya doğalgazın sahibinin rızası olmaksızın tüketilmesi eylemleri de karşılıksız yararlanma olarak düzenlenmektedir. Yapılan düzenlemeyle, söz konusu eylemlerin cezası, bu suçlarla mücadelede etkinliğin sağlanabilmesi amacıyla iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası olarak öngörülmektedir.” açıklamalarına yer verilmiştir.
TCK'nın 163. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen fiilin konusu, abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik, su veya doğal gazdır. Bu fıkra ile elektrik, su veya doğal gazdan bedel ödeyerek yararlanan kişilerin daha fazla ödemede bulunmaması amacıyla sayılan enerjiler üzerindeki kullanım hakları korunmaktadır. Bu kapsamda suçun mağduru, kendi hattından hukuka aykırı olarak enerji nakli yapılan gerçek veya tüzel kişi olabileceği gibi bu hizmeti sağlayan şirket de olabilir. Başka bir ifade ile mağdur; elektrik enerjisinin, suyun veya doğal gazın "sahibi" olmalıdır.
Abonelik esasına göre yararlanılabilme enerjinin bir niteliği olup bu suçun hizmeti sağlayan kurum veya kuruluşlar yanında geçerli bir abonelik sözleşmesi kurarak enerjinin sahibi hâline gelen ve kendi hattından hukuka aykırı olarak enerji nakli yapılan gerçek veya tüzel kişilere karşı işlenmesi mümkündür.
Elektrik enerjisi, doğal gaz veya sudan sahibinin rızası olmadan yararlanma fiilinin oluşması için, gerçek tüketim miktarının tespitinin engellenmiş olması da gerekir. Bu durum, abonelik esasına göre kurulması gereken tesisatın abonelik ilişkisi kurulmaksızın enerjiden yararlanma şeklinde ortaya çıkabileceği gibi geçerli bir abonelik ilişkisi bulunmakla birlikte enerjinin tüketim miktarını gösteren tesisata müdahale edilmesi sonucu tesisatın tüketim miktarını hiç göstermemesi veya daha az göstermesi şeklinde de gerçekleşebilir. Karşılıksız yararlanma suçunun oluşabilmesi için, failin, sadece kendi sayacına müdahale etmesi şart olmayıp abone olan başka bir kişiye ait sayaçtan geçtikten sonra ayrı bir hat çekerek ve ayrı bir sayaçtan geçirmeksizin kaçak elektrik kullanması hâlinde de kullandığı elektrik miktarının belirlenmesini engellemesi söz konusu olacaktır. Mühim olan kullanılan kaçak elektrik ya da su miktarının belli olmamasıdır. Kaçak kullanılan elektriğin başkasına ait sayaçtan geçmesinin önemi yoktur.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
19.11.2011 tarihinde ... Sokak No: 5 sayılı ikamette yapılan denetimde, abonelik işlemleri yaptırılmadan enerji kullanıldığının tespit edildiği, bunun üzerine karşılıksız yararlanma suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılan sanığın, bahse konu yerde 6 ay süreyle kiracı olarak oturduğunu, gelen faturayı ödemeye gittiğinde kurum görevlilerinin elektriğin usulsüz kullanıldığını söylediklerini, bunun üzerine ev sahibini arayarak durumu anlattığını, ev sahibinin şehir dışında olması nedeniyle ödemeleri abonelik işlemleri ile ilgileneceğini belirten yöneticiye yaptığını savunduğu olayda;
Karşılıksız yararlanma suçunun oluşabilmesi için sahibinin rızası olmaksızın, abonelik esasına göre kurulması gereken tesisattan abonelik ilişkisi kurulmadan yararlanılması ya da geçerli bir abonelik ilişkisi bulunmakla birlikte enerjinin tüketim miktarını gösteren tesisata müdahale edilmesi sonucu tesisatın tüketim miktarını hiç göstermemesi veya daha az göstermesi koşullarının yanında ayrıca sanık tarafından gerçek tüketim miktarının tespitinin engellenmiş olması gerektiği de dikkate alınarak, sanık ile hizmeti sağlayan katılan kurum arasında geçerli bir abonelik ilişkisi bulunmamakta ise de, kaçak tespit tutanağında sadece abonelik işlemleri yaptırılmadan enerji kullanıldığının tespit edildiği, sanığın gerçek tüketim miktarının tespitini engellemeye yönelik bir müdahalesinin bulunduğuna ilişkin bir tespit ve değerlendirmeye yer verilmediği, kaçak kullanılan enerjinin sayaçtan geçmesi nedeniyle bilirkişi tarafından da normal tarife üzerinden ortalama tüketim miktarının hesaplanarak katılan kurumun uğramış olduğu gerçek zarar miktarının belirlenmesi karşısında, sanığa atılı karşılıksız yararlanma suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla usul ve kanuna uygun olan Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
Uyuşmazlık konusunda ulaşılan sonuç karşısında 6352 sayılı Kanun'un Geçici 2/2. maddesi gereğince katılan kurum zararının giderilmesi hâlinde ceza verilmesine yer olmadığına karar verileceğine dair bildirimde bulunulmasının gerekip gerekmediğine ilişkin diğer uyuşmazlık konusu bu aşamada değerlendirilmemiştir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- İsabetli bulunan ... 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 09.07.2020 tarihli ve 213-303 sayılı direnme kararına konu hükmünün ONANMASINA,
2- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 26.04.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Ceza Genel Kurulu, 2017/1124 E., 2019/73 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
tam metni aç
Asliye Ceza Mahkemesince 07.11.2013 tarih ve 905-727 sayı ile sanığın değişen suç vasfına göre karşılıksız yararlanma suçundan TCK'nın 163/3, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiş, bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 17.
Ceza Genel Kurulu 2017/1124 E. , 2019/73 K.
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : 17. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 905-727
Elektrik enerjisi hakkında hırsızlık suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanık ...'ün TCK'nın 142/1-f, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin İstanbul 44. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 22.05.2012 tarihli ve 932-518 sayılı hükmün, sanık ve Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 12.10.2012 tarih ve 29800 sayı ile, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesi uyarınca yeniden değerlendirme yapılması amacıyla dosya mahalline iade edilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının iade yazısı üzerine duruşma açarak değerlendirme yapan İstanbul 44. Asliye Ceza Mahkemesince 07.11.2013 tarih ve 905-727 sayı ile sanığın değişen suç vasfına göre karşılıksız yararlanma suçundan TCK'nın 163/3, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiş, bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 17. Ceza Dairesince 06.07.2017 tarih ve 20511-9095 sayı ile;
“1- Sanığın, katılan ...’a ait elektrik sayacından kablo çekerek kendi evinde elektrik enerjisi kullanmak şeklinde gerçekleştiği kabul edilen eyleminde; sanık ile katılan arasında 5237 sayılı TCK'nın 163/3. maddesinde belirtildiği şekilde abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisi kullanımı söz konusu olmadığı gibi, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile TCK'nın 141/2. maddesindeki 'ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji de taşınır mal sayılır' hükmünün de yürürlükten kaldırıldığı dikkate alındığında, sanığın eyleminin hukuki ihtilaf niteliğinde olduğu gözetilmeden beraati yerine yazılı şekilde karar verilmesi,
2- Katılan kurum Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş.'nin kaçak kullanım sebebiyle zarara uğradığına ilişkin dosya içeriğinde herhangi bir bilgi ve belge olmamasına rağmen davaya katılan olarak kabulü ile lehine vekalet ücretine hükmedilmesi," isabetsizliklerinden bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiş,
Daire Başkanı M. K. Semercioğlu ve Daire Üyesi ...; "Sanığın, katılan ...’a ait elektrik sayacından kablo çekerek kendi evinde bu şekilde temin ettiği elektrik enerjisini kullandığı konusunda tereddüt yoktur.
Konumuz bu eylemin suç teşkil edip etmeyeceği, suç teşkil edeceği düşünülürse hangi suçu oluşturacağıdır.
5237 sayılı Kanun'un 141/2. fıkrası 'Ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji de mal sayılır' şeklinde iken bu hüküm 05.07.2012 tarihli ve 28344 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 02.07.2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun'nun 105. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.
6352 sayılı Kanun'un 83. maddesi ile de TCK'nın 163 maddesine 3. fıkra olarak 'Abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun veya doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın ve tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi hâlinde kişi hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.' fıkrası eklenmiştir.
TCK'nın 163/3. fıkrası ile elektrik enerjisini abonelik yoluyla satma yetkisine sahip olan elektrik dağıtım şirketlerinin tasarruf alanına yönelik eylemler düzenleme konusu yapılmış, ülkemizde yaygın olan bu tür eylemler bir yönden yüz kızartıcı suç olmaktan çıkarılmış, bir yandanda amacın, tüketilen enerjinin bedelinin vergisiyle tahsili olduğu açıkça ortaya koyulmuştur.
Bu değişiklik sonrasında elektrik dağıtım şirketlerinin belirlediği usule uygun olarak abone olmak suretiyle bedelini ödeyerek veya bu usullere aykırı olarak dağıtım şirketlerinin tasarrufunda bulunan elektrik enerjisini kullanan gerçek ve tüzel kişilerin elektrik hatlarına bu kişilerin rızası olmadan saplama yaparak kullanan ve bu suretle yarar sağlayan kimselerin eylemlerinin hukuki niteliğinin ne olacağını belirlemek gerekecektir.
Bu şekilde gerçekleşen eylemde rıza olmadan kullanılarak yarar sağlanan elektrik enerjisinin TCK'nın 141/1. fıkrasında belirtilen ve hırsızlık suçunun konusunu oluşturan 'taşınır bir mal' olup olmadığına bakmak gerekir.
TCK'nın 141/2. fıkrasının 6352 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılması elektrik enerjisini taşınır bir mal olmaktan çıkarmış mıdır?
Taşınır mal konusu, temel kanunlardan olan Medeni Kanun'un 762. maddesinde 'Taşınır mal mülkiyetinin konusu, nitelikleri itibarıyla taşınabilen maddi şeyler ile edinmeye elverişli olan ve taşınmaz mülkiyetinin kapsamına girmeyen doğal güçlerdir.' şeklinde düzenlenmiştir. Sorumuzun cevabını TCK'nın mülga 141/2. fıkrasında değil taşınır maldan ne anlaşılması gerektiğini düzenleyen TMK'nın 762. maddesinin son kısmında yer alan '... edinmeye elverişli olan... doğal güçler' kavramında aramak gerekecektir.
Bu konudaki doktrindeki görüşlere göre;
Bunlar edinmeye (temellüke) elverişli olmalıdır. Bundan maksat kişilerin hakimiyet altına alarak yararlanabilme imkanıdır. Elektrik enerjiside bu niteliktedir. TMK bu düzenleme ile taşınır mal kavramına ikinci bir tür olarak doğal güçleri de sokmaktadır. Ancak birinci türdeki maddi mallarda taşınır mal niteliği bunların doğal yapıları icabı mevcutken elektrik, su, atom ve radyoaktif enerji gibi doğal güçlerde bu nitelik kanundan doğmaktadır. İstenilen maksat dahilinde kullanılabilen ve gayrimenkule dahil olmayan tabi kuvvetler menkul eşya hükmünde kabul edilmektedir. TMK'nın 762. maddesi doğal güçlerin sosyal ve özellikle teknik bakımdan taşıdıkları önemi dikkate alarak onları düzenlemek istenmiş ve TMK'nın 762. maddesindeki hüküm bu sebeple getirilmiştir.
Enerjinin de ekonomik değeri vardır. Onun için kanun koyucu ekonomik değeri olan tabi kuvvetler-doğal güçler üzerinde mülkiyet hakkının kurulabileceğini kabul etmekle, hak sahibine aynî haklara benzer bir tasarruf ve koruma imkanı sağlamış olmaktadır.
Sonuç olarak Türk Medeni Kanunu'nun 762. maddesi ile doğal güçler ve doğal güçlerden olduğu doktrinde açıkça kabul edilen elektrik enerjisi taşınır mal niteliğinde olup bu hâlde TCK'nın 141/1 ve 142. maddelerinde koruma altına alınan taşınır mallara yönelik suçun da konusunu oluşturacağı açıktır.
Bu bilgiler ışığında;
1- Elektrik enerjisinin abonelik esasına göre yararlanılabilen hâline yönelik eylemlerde Türk Ceza Kanunu'ndaki özel düzenleme olan 163/3. fıkrası gereği 'Karşılıksız yararlanma' suçunu,
2- Bir gerçek veya tüzel kişinin istediği maksat dahilinde kullanılabilecek şekilde hak ve tasarruf alanına girmiş abonelik esasına göre yararlanma imkanı olmayan hâline yönelik eylemlerde ise elektrik enerjisinin taşınır mal niteliği sebebiyle TCK'da düzenlenen hırsızlık suçunu ve işleniş şekline göre de bu suçun basit veya nitelikli hâlini oluşturacaktır.
UYAP ortamında bu eylemlere yönelik karar araştırmasında 13. CD'nin hırsızlık suçunun oluşacağı; 2. CD'nin ise suç oluşmayacağı yolunda kararlarının olduğu, uygulama birliğinin olmadığı tesbit edilmiştir.
Açıklanan sebeplerle eylemin hırsızlık suçunu oluşturacağı düşüncesiyle, sayın çoğunluğun eylemin hukuki ihtilaf olduğu, suç oluşturmayacağına yönelik kararına katılmıyoruz.” açıklamasıyla karşı oy kullanmışlardır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 21.07.2017 tarih ve 135255 sayı ile;
"5237 sayılı Kanun'un 141. maddesinin ikinci fıkrasındaki 'ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji de taşınır mal sayılır' hükmü 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ise de, hırsızlık suçunun tanımının yapıldığı aynı maddenin birinci fıkrası hâlen yürürlükte olup buna göre, 'Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.'
Yüksek Daire kararında haklı olarak belirtildiği şekilde 5237 sayılı Kanun'un 163/3. maddesinde düzenlenen karşılıksız yararlanma suçu, 'abonelik sistemine göre yararlanılabilen' enerji kapsamında olmadığı için oluşmaz ise de, enerji mülkiyet hakkına konu edilebilecek mal kapsamında olduğu için hırsızlık suçunun basit hâlinin oluşmasına yasal bir engel bulunmamaktadır. Zira, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 762. maddesine göre, taşınır mülkiyetinin konusu nitelikleri itibarıyla taşınabilen maddi şeyler ile edinmeye elverişli olan ve taşınmaz mülkiyetinin kapsamına girmeyen doğal güçlerdir. Türk Medeni Kanunu'nun bu düzenlemesi kapsamında elektrik enerjisi de 'doğal güç' kavramı içerisine girmekte ve hırsızlık suçunun konusunu oluşturmaktadır. Nitekim, Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 2013/30057 esas 2014/35164 karar; 2013/20242 esas 2014/32477 karar; 2014/8008 esas 2014/24124 karar sayılı ilamlarında da bu şekilde sonuca varılmış, Yargıtay 2. Ceza Dairesi ise, 2015/14039 esas ve 2015/20104 karar sayılı ilamında farklı bir sonuca ulaşmıştır. Doktrinde de, eşya hukuku alanında elektrik enerjisi 'doğal güç' dolayısıyla 'mal' kavramı içerisinde mütalaa edilmektedir. (Ünal Mehmet, Şekli Eşya Hukuku, Savaş Yayınları, s.16; Esener Turhan, Eşya Hukuku, s.166-167; Akıntürk Turgut, Eşya Hukuku, Beta Yayınevi, s.580)
Bu sebeplerle; Yüksek Dairenin sayın çoğunluğunun, eylemin hukuki ihtilaf oluşturduğu gerekçesine dayanan (1) numaralı bozma kararına karşı, Yüksek Ceza Daireleri arasında içtihat birliğinin sağlanması zarureti de gözetilerek eylemin basit hırsızlık suçunu oluşturduğu" düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 02.10.2017 tarih, 3173- 10888 sayı ve oy çokluğuyla itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Sanığın eyleminin suç oluşturup oluşturmadığı,
2- Suç oluşturduğunun kabulü hâlinde eylemin hukuki niteliğinin belirlenmesi,
Noktalarında toplanmaktadır.
İncelenen dosya kapsamından;
Katılan ...'ın, 12.08.2009 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek abonelik esasına göre yararlandığı elektrik sayacına alt komşusu olan sanık ... Güleryüz'ün müdahale ettiğini ve bu yolla kaçak elektrik kullandığını beyan ederek şikâyette bulunması üzerine soruşturmaya başlanıldığı,
Görgü ve tespit tutanağında; bahse konu yere gidilerek yapılan incelemede, sanığın, oturduğu 2 numaralı daireye ait sayacına, katılanın oturduğu 3 numaralı daireye ait sayaçtan nötr hat çektiğinin ve bunun sayaç üzerinden anlaşıldığının bildirildiği,
Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş. (BEDAŞ) tarafından gönderilen sanığa ait kaçak işlem dosyası bilgilerinin incelenmesinde; incelemeye konu suç tarihinden önce 13.03.2004 tarihinde sanığın ikametinde yapılan kontrollerde alt kapağı mavi mühürle mühürlü olan sayacın nötr hattının kesilerek anahtarla kumanda edilmek suretiyle kaçak elektrik kullanıldığının tespit edilmesi üzerine elektriğin sayaçtan kesildiği, yine 12.11.2004 tarihinde de sanığın kaçak elektrik kullandığının tutanak altına alındığı bilgilerine yer verildiği,
BEDAŞ tarafından, katılan ve sanığın oturduğu apartmanda 3 adet daha tesisat bulunduğunun ancak bu tesisatlarla ilgili olarak kaçak elektrik tespiti yapılmadığının, sanık adına 13.12.2002 tarihinden bu yana kayıtlı olan tesisat bakımından 12.11.2004 tarihinden sonra herhangi bir tutanak düzenlenmediğinin ve sanığın önceki döneme ilişkin olan kaçak elektrik borçlarını 02.01.2008 tarihinde tamamen ödediğinin bildirildiği,
Bilirkişi tarafından sunulan raporda; katılana ve sanığa ait tesisat endeks dökümleri ile tüketim ekstreleri üzerinde yapılan inceleme sonucunda, sanığın önceki döneme ilişkin iki adet kaçak elektrik kullanımının söz konusu olduğunun, tanık ...'nin beyanı doğrultusunda sanığın sayacının, katılanın sayacının nötr hattına paralel bağlı olduğunun ve 519,25 TL bedelin sanık tarafından katılana ödenmesinin uygun olacağının belirtildiği,
BEDAŞ tarafından gönderilen 25.10.2010 tarihli yazıda, sanık ve katılana ait tesisatlarda 23.10.2010 tarihinde yapılan inceleme sonucunda herhangi bir kaçak kullanımın olmadığı; 10.05.2012 tarihli yazıda ise 697,40 TL enerji alacağı, 121,32 TL gecikme zammı ve diğer masraflarla birlikte toplamda 1.530, 57 TL borç nedeniyle sanık hakkında 10.02.2010 tarihinde icra takibine başlanıldığı bilgilerine yer verildiği,
Sanık tarafından 04.10.2010 tarihinde BEDAŞ adına 320 TL'nin ödendiğine dair banka dekontunun ibraz edildiği,
Anlaşılmıştır.
Katılan; 2003 yılından beri Topkapı Mahallesi Katukcu Tahir Sokak No: 10 Daire: 3 sayılı yerde ikamet ettiğini, zaman zaman elektrik sayacında arıza meydana geldiğini, arızanın giderilmesi için elektrik işi yapan tanık Barlas Ali Nemli'yi çağırdığını, tanığın sayacı kontrol ederek aşırı yüklenmeden dolayı sayacın yanmış olduğunu söylediğini, yeni sayaç taktığını, bunun üzerine uzun bir süredir alt katında oturan komşusu olan sanığın sayacına müdahale ederek sayacından elektrik geçtikten sonra bilgisi dışında kendi evine bu hattan elektrik çektiğini öğrendiğini, yıllardır yüklü miktarda elektrik faturaları ödediğini, buna bir anlam veremediğini, ancak bu arıza nedeniyle sanığın kaçak elektrik hattı çektiğini öğrenmiş olduğunu,
Tanık ... soruşturma aşamasında; elektrik tesisatçısı olduğunu, katılanın arıza sebebiyle iş yerine geldiğini, belirtilen adrese giderek yaptığı kontrolde elektrik sayacının yanmış olduğunu gördüğünü, arızalı sayacın yerine yenisini taktığını, arızalı sayacı söktüğü sırada elektrik tesisatının değişik olduğunu, panoda bulunan “karabuat” diye tabir edilen yerden nötr ve faz kablolarının 2 numaralı dairenin saatine gitmesi gerekirken nötr kablosunun 2 numaralı dairenin sayacına bağlı olmadığını, 2 ve 3 numaralı dairelerin elektrik sayaçlarındaki nötr kabloların birbirlerine bağlı olduğunu tespit ettiğini, bu durumu katılana söylediğini, kovuşturma aşamasında ise önceki beyanlarından farklı olarak; sanığın, katılanın sayacından kaçak hat çekip çekmediğini bilmediğini, sanığın katılanın hattından kaçak elektrik çektiği yönünde de herhangi bir beyanda bulunmadığını,
Beyan etmişlerdir.
Sanık aşamalarda; bahse konu yerde 16 yıldır ikamet ettiğini, evin kendisine ait olduğunu, katılanın ise üst kat komşusu olduğunu, kaçak elektrik kullanmadığını, elektrik faturalarını düzenli bir şekilde ödediğini, suçlamayı kabul etmediğini savunmuştur.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümlenmesi için öncelikle karşılıksız yararlanma suçunun Türk Ceza Kanunlarındaki tarihsel gelişimi, 6352 sayılı Kanun ile hırsızlık suçunda yapılan değişikliklerin karşılıksız yararlanma suçuna etkisi ve kanun koyucunun bu düzenlemelerdeki amacının ne olduğunun tespiti gerekmektedir.
01.06.2005 tarihinden önce yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun ilk hâlinde karşılıksız yararlanma eylemleri suç olarak düzenlenmemişti. Örneğin, sahibinin rızası olmaksızın başkasının telefon hattına saplama yapmak suretiyle faydalanma fiillerinin suç olduğuna ilişkin Kanunda bir düzenleme bulunmamaktaydı. Ancak bu tür eylemler uygulamada, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 06.04.1990 tarihli ve 2-3 sayılı kararı doğrultusunda hırsızlık suçu kapsamında değerlendirilmekteydi. Daha sonra 06.06.1991 tarihli ve 3756 sayılı Kanun ile "Karşılıksız yararlanma suçları" başlığı altında 765 sayılı TCK'ya 521/a ve 521/b maddeleri eklenmek suretiyle yasal boşluk doldurulmaya çalışıldı.
765 sayılı TCK'nın "Karşılıksız yararlanma suçları" başlığını taşıyan 521/a maddesi;
"Ödeme yeteneği olmadığını bildiği hâlde;
1- Ücreti karşılığı hizmet veren pansiyon, otel ve han gibi geçici ikamete tahsis edilmiş yerlerde kalan,
2- Ücreti karşılığı hizmette bulunan lokanta ve benzeri yerlerde yiyip içen,
3- Taksi ve benzeri ulaşım araçlarında kendisini bir yerden diğer bir yere taşıtan,
Ve ödemede bulunmayan kimseye onbeş günden üç aya kadar hapis ve borçlu olunan miktarın on katı kadar ağır para cezası verilir.
Bu maddedeki suçların kovuşturması şikâyete bağlıdır."
Aynı Kanun'un 521/b maddesi ise;
"Ancak bedeli ödendiği takdirde hizmet elde edilebilecek otomatik aletlerden, ödeme yapmadan yararlanan kimseye, fiil daha ağır bir suçu oluşturmadığı takdirde onbeş günden üç aya kadar hapis veya yüzbin liradan beşyüzbin liraya kadar ağır para cezası verilir." şeklinde düzenlenmişti.
765 sayılı TCK'nın ilk hâlinde kaçak elektrik kullanımı da açıkça suç olarak öngörülmemişti.
765 sayılı TCK'nın "Hırsızlık" başlığını taşıyan 491. maddesinin birinci fıkrası;
“Her kim, diğerinin taşınabilir malını rızası olmaksızın faydalanmak için bulunduğu yerden alırsa altı aydan üç seneye kadar hapsolunur.” düzenlemesini taşımakta iken 765 sayılı TCK'nın 491. maddesinde, aynı zamanda karşılıksız yararlanma suçuna ilişkin düzenlemenin de getirildiği 3756 sayılı Kanun ile değişiklik yapılmış ve elektrik hırsızlığı suç olarak düzenlenmiştir. Yapılan bu değişiklik ile 491. maddeye "ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji de taşınabilir mal sayılır” ibaresi ikinci fıkra olarak eklenmiştir.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 141. maddesinde ise abonelik esasına göre yararlanılan su ve elektrik enerjisine karşı gerçekleştirilen eylemler;
"1- Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
2- Ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji de, taşınır mal sayılır",
Aynı Kanun'un 142. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde;
1- Hırsızlık suçunun;
...
f) Elektrik enerjisi hakkında,
...
İşlenmesi hâlinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur" şeklinde hırsızlık suçu olarak düzenlenmişken 05.07.2012 tarihli ve 28344 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun'un 105. maddesi ile TCK'nın 141. maddesinin ikinci fıkrası; 82. maddesi ile de 142. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi yürürlükten kaldırılmıştır. Bu itibarla; 6352 sayılı Kanun sonrası abonelik esasına göre yararlanılabilen enerjinin hırsızlık suçunun konusunu oluşturabileceğini söylemek mümkün değildir.
5237 sayılı TCK'nın "Karşılıksız yararlanma" başlığını taşıyan 163. maddesi ise;
"1- Otomatlar aracılığı ile sunulan ve bedeli ödendiği takdirde yararlanılabilen bir hizmetten ödeme yapmadan yararlanan kişi, iki aydan altı aya kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.
2- Telefon hatları ile frekanslarından veya elektromanyetik dalgalarla yapılan şifreli veya şifresiz yayınlardan sahibinin veya zilyedinin rızası olmadan yararlanan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.” şeklinde iken 6352 sayılı Kanun'un 83. maddesi ile de 5237 sayılı TCK'nın 163. maddesine; "Abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun veya doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın ve tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi hâlinde kişi hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur." şeklindeki üçüncü fıkra eklenerek abonelik esasına göre yararlanılan su ve elektrik enerjisine karşı gerçekleştirilen eylemlerin karşılıksız yararlanma suçu kapsamında kaldığı belirtilmiştir.
5237 sayılı TCK'nın karşılıksız yararlanma suçunun düzenlendiği 163. maddesinin gerekçesinde;
“Madde metninde karşılıksız yararlanma suçu tanımlanmıştır. Otomatlar aracılığı ile sunulan ve bedeli ödendiği takdirde yararlanılabilen bir hizmetten ödeme yapmadan yararlanmak, karşılıksız yararlanma suçunu oluşturmaktadır. Otomatlar aracılığı ile satışa sunulan hizmetlerden, otomatın teknik işleyişini devre dışı bırakan müdahalelerle, bedeli ödenmeksizin yararlanılması durumunda, ortada bir taşınabilir mal bulunmadığı için, hırsızlık suçu oluşmayacaktır. Örneğin, toplu taşıma sistemlerinde yolcuların geçişlerini kontrol eden otomatlara müdahale edilmek suretiyle ücret ödenmeksizin yolculuk yapılması durumunda, karşılıksız yararlanma suçunun oluştuğunu kabul etmek gerekir. Burada, bir hilenin varlığından söz edilemez. Çünkü bu durumda herhangi bir kişi aldatılmamaktadır. Yapılan müdahale ile bir otomatın teknik işleyişinin devre dışı bırakılması durumunda da, bir hilenin varlığından söz edilemez. Çünkü, dolandırıcılık suçu açısından hilenin varlığı için muhatabın mutlaka insan olması gerekir.
Keza, başkasına ya da kamuya ait telefon şebekesinden bedeli ödenmeksizin ve hukuk dışı yollarla yararlanılması durumunda, hırsızlık suçu oluşmaz. Çünkü, ortada taşınabilir bir mal yoktur. Başkasına ya da kamuya ait telefon şebekesinden bedeli ödenmeksizin ve hukuk dışı yollarla yararlanılması fiili, karşılıksız yararlanmanın tipik bir örneğini oluşturmaktadır.
Kamu veya özel kuruluşlarca kurulmuş bulunan telli ve telsiz telefon hatları ile sistemlerinden veya elektromanyetik dalgalar yolu ile şifreli veya şifresiz yayın yapan televizyon yayınlarından sahiplerinin veya zilyetlerinin rızası olmadan yararlanılması durumunda da bu suç oluşur. Bu durumlarda bir mal söz konusu olmadığı için hırsızlık suçunun oluştuğundan söz edilemez.”,
6352 sayılı Kanun'un 83. maddesi ile 5237 sayılı TCK'nın 163. maddesine üçüncü fıkranın eklenmesine ilişkin gerekçede ise;
“5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 'Karşılıksız Yararlanma' başlıklı 163 üncü maddesinde; otomatlar aracılığı ile sunulan ve bedeli ödendiği takdirde yararlanılabilen bir hizmetten ödeme yapmadan yararlanan kişiler ile telefon hatları ile frekanslarından veya elektromanyetik dalgalarla yapılan şifreli veya şifresiz yayınlardan sahibinin veya zilyedinin rızası olmadan yararlanan kişilerin cezalandırılması hüküm altına alınmıştır. Maddenin gerekçesinde ise, bu durumlarda, ortada taşınabilir bir mal olmadığından hırsızlık suçunun oluştuğundan söz edilemeyeceği ve karşılıksız yararlanmanın tipik bir örneğinin düzenlendiği ifade edilmiştir.
Maddeyle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 'Karşılıksız yararlanma' başlıklı 163. maddesine yeni bir fıkra eklenmek suretiyle esas itibarıyla karşılıksız yararlanma kapsamında değerlendirilmesi gereken ve abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun veya doğalgazın sahibinin rızası olmaksızın tüketilmesi eylemleri de karşılıksız yararlanma olarak düzenlenmektedir. Yapılan düzenlemeyle, söz konusu eylemlerin cezası, bu suçlarla mücadelede etkinliğin sağlanabilmesi amacıyla iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası olarak öngörülmektedir.” açıklamalarına yer verilmiştir.
Görüldüğü gibi 5237 sayılı TCK ile 765 sayılı TCK'nın karşılıksız yararlanma suçuna ilişkin hükümleri arasında ciddi yapısal farklılıklar mevcuttur. Öncelikle, 765 sayılı TCK'da suç olarak düzenlenen, karşılıksız olarak geçici konaklamalar, lokanta ve benzeri yerlerde yiyip içme fiilleri, taksi ve benzeri ulaşım araçları ile kendisini bir yerden diğer bir yere taşıtmak şeklindeki fiiller, 5237 sayılı TCK'da suç olarak düzenlenmemiştir. Bu tür eylemlerin yeni TCK'da suç olarak düzenlenmemesi konusunda ne genel gerekçede ne de madde gerekçesinde bir açıklama bulunmaktadır. Uygulamada bu hareketlerin hukuki uyuşmazlık kapsamında kaldığı kabul edilmiştir. Ancak otomatlardan karşılıksız yararlanma suçu, cezası ağırlaştırılmak suretiyle, genel olarak 5237 sayılı TCK'da muhafaza edilmiştir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 06.04.1990 tarihli kararında telefon hizmetinden çeşitli usul ve yöntemlerle saplama yapmak suretiyle bedelsiz ve kaçak yararlanmanın hırsızlık suçunu oluşturduğu belirtilmiş olduğundan, 5237 sayılı TCK yürürlüğe girene kadar, bu içtihadı birleştirme kararı doğrultusunda telefon hizmetlerinden yararlanmak eylemleri hırsızlık olarak kabul edilmişken, 5237 sayılı TCK'da ise karşılıksız yararlanma suçu kapsamında değerlendirilmiştir. Enerjinin taşınır mal kabul edilmesi ve kaçak enerji kullanımının hırsızlık suçu olarak cezalandırılmasının tarihsel gelişiminin de karşılıksız yararlanma fiillerinin suç olarak kabul edilmesi sürecine benzediği görülmektedir. Bununla birlikte örneğin failin, mağduru aldatabilecek nitelikte bir takım hileli davranışlarda bulunarak lokanta ve benzeri yerlerde bedelini ödemeden yiyip içmek suretiyle kendisi lehine haksız bir yarar sağlaması şeklindeki eyleminin olayın özelliğine göre dolandırıcılık suçunu oluşturabileceği de gözetilmelidir.
Gelinen aşamada karşılıksız yararlanma suçunun yasal unsurları üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.
5237 sayılı TCK'nın 163. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen fiilin konusu, abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik, su veya doğal gazdır. Bu fıkra ile elektrik, su veya doğal gazdan bedel ödeyerek yararlanan kişilerin daha fazla ödemede bulunmaması amacıyla sayılan enerjiler üzerindeki kullanım hakları korunmaktadır. Bu kapsamda suçun mağduru, kendi hattından hukuka aykırı olarak enerji nakli yapılan gerçek veya tüzel kişi olabileceği gibi bu hizmeti sağlayan şirket de olabilir. Başka bir ifade ile mağdur; elektrik enerjisinin, suyun veya doğal gazın "sahibi" olmalıdır.
Abonelik esasına göre yararlanılabilme enerjinin bir niteliği olup bu suçun hizmeti sağlayan kurum veya kuruluşlar yanında geçerli bir abonelik sözleşmesi kurarak enerjinin sahibi hâline gelen ve kendi hattından hukuka aykırı olarak enerji nakli yapılan gerçek veya tüzel kişilere karşı işlenmesi mümkündür.
Elektrik enerjisi, doğal gaz veya sudan sahibinin rızası olmadan yararlanma fiilinin oluşması için, gerçek tüketim miktarının tespitinin engellenmiş olması da gerekir. Bu durum, abonelik esasına göre kurulması gereken tesisatın abonelik ilişkisi kurulmaksızın enerjiden yararlanma şeklinde ortaya çıkabileceği gibi geçerli bir abonelik ilişkisi bulunmakla birlikte enerjinin tüketim miktarını gösteren tesisata müdahale edilmesi sonucu tesisatın tüketim miktarını hiç göstermemesi veya daha az göstermesi şeklinde de gerçekleşebilir. Karşılıksız yararlanma suçunun oluşabilmesi için, failin, sadece kendi sayacına müdahale etmesi şart olmayıp somut olayda olduğu gibi abone olan başka bir kişiye ait sayaçtan geçtikten sonra ayrı bir hat çekerek ve ayrı bir sayaçtan geçirmeksizin kaçak elektrik kullanması hâlinde de kullandığı elektrik miktarının belirlenmesini engellemesi söz konusu olacaktır. Diğer bir deyişle, abonelik esasına göre kullanılan elektriğin miktarının belirlenmesi gerekirken başka abonenin sayacının varlığından faydalanıp kaçak kullanılan elektriğin gözden kaçırıldığı ve durum ortaya çıkarıldığında da kullanılan miktarın belli olmadığı gözetildiğinde, kullanılan enerji miktarının belirlenmesinin engellenmiş olduğundan kuşku duyulmamalıdır. Mühim olan kullanılan kaçak elektrik miktarının belli olmamasıdır. Kaçak kullanılan elektriğin başkasına ait sayaçtan geçmesinin önemi yoktur.
Bu açıklamalardan sonra sanığın eyleminin suç oluşturup oluşturmadığına ve suç oluşturduğunun kabulü hâlinde eylemin hukuki niteliğinin belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konuları birlikte değerlendirildiğinde;
Sanığın, komşusu olan katılan ...'a ait elektrik sayacından nötr hat çekerek kendi evinde elektrik enerjisi kullandığı olayda; elektrik enerjisinden hukuken abonelik esasına göre yararlanılabilmesi, katılan ...'ın dağıtıcı konumundaki kurum ile geçerli bir abonelik sözleşmesi kurarak sayaçtan geçen elektrik enerjisinin sahibi hâline gelmesi, sanığın da sahibinin rızası olmaksızın ve kendisi tarafından tüketilen enerji miktarının belirlenmesini önleyecek şekilde elektrik enerjisi tüketmesi şeklindeki eyleminin TCK'nın 163. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen karşılıksız yararlanma suçunu oluşturduğu; 6352 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucunda ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerjinin taşınır mal sayılacağına ve elektrik enerjisinin de hırsızlık suçuna konu olabileceğine ilişkin TCK'nın 141. maddesinin ikinci fıkrası ile aynı Kanun'un 142. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin yürürlükten kaldırılması ve bu bağlamda abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin taşınır mal sayılmaması nedeniyle eylemin hırsızlık suçu kapsamında değerlendirilemeyeceği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile kabulüne, eylemin hukuki ihtilaf oluşturduğu gerekçesine dayanan Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, sanığın karşılıksız yararlanma suçundan cezalandırılmasına ilişkin yerel mahkeme hükmünün denetlenmesi amacıyla dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
Sanığın eyleminin suç oluşturup oluşturmadığına ilişkin uyuşmazlık konusunda çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; "6352 sayılı Kanun ile 5237 sayılı TCK'nın 141. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan 'Ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji de taşınabilir mal sayılır.' ibaresi ile elektrik enerjisi hakkında hırsızlık suçunu düzenleyen 5237 sayılı TCK'nın 142. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin yürürlükten kaldırılması nedeniyle eylemin hırsızlık suçunu oluşturmayacağı, aynı Kanun değişikliği ile abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisini, suyu ve doğal gazı sahibinin rızası olmaksızın ve tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketme fiillerinin karşılıksız yararlanma suçu kapsamına alındığı, bununla birlikte sanık ile katılan arasında hukuki bir ilişki doğduğu, bu nedenle sanığın eyleminin suç oluşturmadığı" düşüncesiyle,
Sanığın eyleminin hukuki niteliğinin belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusunda çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; "6352 sayılı Kanun ile 5237 sayılı TCK'nın 141. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan 'Ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji de taşınabilir mal sayılır.' ibaresi yürürlükten kaldırılmış ise de taşınmaz mülkiyetinin kapsamına girmeyen doğal güç niteliğindeki enerjin
Ceza Genel Kurulu, 2018/273 E., 2019/507 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
tam metni aç
"TCK'nın 163/3. maddesinde 'Abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun veya doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın ve tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi hâlinde kişi hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cez
Ceza Genel Kurulu 2018/273 E. , 2019/507 K.
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : 17. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 235-879
Sanık ... hakkında karşılıksız yararlanma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, eylemin hırsızlık suçunu oluşturduğu kabul edilerek, sanığın TCK'nın 141/1, 62 ve 51. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve ertelemeye ilişkin Antalya 16. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 30.10.2014 tarihli ve 235-879 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 17. Ceza Dairesince 29.11.2017 tarih ve 2980-14804 sayı ile;
"TCK'nın 163/3. maddesinde 'Abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun veya doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın ve tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi hâlinde kişi hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.' denilmekle, suça konu olayda abonelik esasına göre yararlanılan elektrik kullanımı olmadığından yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle sanık hakkında 5271 sayılı CMK'nın 223/2 (a) maddesi gereğince beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiş,
Daire Başkanı M. K. Semercioğlu ve Daire Üyesi ...; "Sanığın, ikamet ettiği apartmanın ortak kullanımına ait merdiven boşluğundaki koridor lambasından kablo çekmek suretiyle evine elektrik bağlayarak kendi evinde bu şekilde temin ettiği elektrik enerjisini kullandığı, bina yöneticisinin eylem sebebiyle şikâyetçi olduğu ve rızasının olmadığı konusunda tereddüt yoktur.
Konumuz bu eylemin suç teşkil edip etmeyeceği, suç teşkil edeceği düşünülürse hangi suçu oluşturacağıdır.
5237 sayılı Kanun'un 141/2. fıkrası '(2) Ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji de mal sayılır.' şeklinde iken, bu hüküm 05.07.2012 tarihli ve 28344 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 02.07.2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.
6352 sayılı Kanun'un 83. maddesi ile de TCK'nın 163. maddesine '3. fıkra olarak' 'Abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun veya doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın ve tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi hâlinde kişi hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.' fıkrası eklenmiştir.
TCK'nın 163/3. fıkrası ile elektrik enerjisini abonelik yoluyla satma yetkisine sahip olan elektrik dağıtım şirketlerinin tasarruf alanına yönelik eylemler düzenleme konusu yapılmış, ülkemizde yaygın olan bu tür eylemler bir yönden yüz kızartıcı suç olmaktan çıkarılmış, bir yandan da amacın, tüketilen enerjinin bedelinin vergisiyle tahsili olduğu açıkça ortaya koyulmuştur.
Bu değişiklik sonrasında elektrik dağıtım şirketlerinin belirlediği usule uygun olarak abone olmak suretiyle bedelini ödeyerek veya bu usullere aykırı olarak dağıtım şirketlerinin tasarrufunda bulunan elektrik enerjisini kullanan gerçek ve tüzel kişilerin elektrik hatlarına, bu kişilerin rızası olmadan saplama yaparak kullanan ve bu suretle yarar sağlayan kimselerin eylemlerinin hukuki niteliğinin ne olacağını belirlemek gerekecektir.
Bu şekilde gerçekleşen eylemde rıza olmadan kullanılarak yarar sağlanan elektrik enerjisinin TCK'nın 141/1. fıkrasında belirtilen ve hırsızlık suçunun konusunu oluşturan 'taşınır bir mal' olup olmadığına bakmak gerekir.
TCK'nın 141/2. fıkrasının 6352 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılması elektrik enerjisini taşınır bir mal olmaktan çıkarmış mıdır?
Ceza Kanunu'nda düzenlenmiş ancak başka kanunlarda da içerik ve niteliği düzenleme konusu yapılmış konularda, içerik ve niteliğin tespiti amacıyla kavram ve müesseselerin düzenlendiği temel kanunlara bakılması gerektiği aşikardır. Örneğin; paydaş (elbirliği) hakkında TMK'nın 688. ve 701. maddesi; sahipsiz mallar hakkında TMK'nın 767. maddesi; zilyedin kim olduğu hakkında TMK'nın 973. maddesine başvurduğumuz gibi, Ceza Kanunu'nun 141. maddesinde geçen taşınır mal kavramının içerik ve niteliğinin tespiti için de TMK'nın 762. maddesine bakmak gerekecektir.
Taşınır mal konusu temel kanunlardan olan Medeni Kanun'un 762. maddesinde 'Taşınır mal mülkiyetinin konusu, nitelikleri itibarıyla taşınabilen maddi şeyler ile edinmeye elverişli olan ve taşınmaz mülkiyetinin kapsamına girmeyen doğal güçlerdir.' şeklinde düzenlenmiştir. Sorumuzun cevabını TCK'nın mülga 141/2. fıkrasında değil taşınır maldan ne anlaşılması gerektiğini düzenleyen TMK'nın 762. maddesinin son kısmında yer alan '...Edinmeye elverişli olan .... Doğal güçler' kavramında aramak gerekecektir.
Bu konudaki doktrindeki görüşlere göre;
Bunlar edinmeye (temellüke) elverişli olmalıdır. Bundan maksat, kişilerin hâkimiyet altına alarak yararlanabilme imkanıdır. Elektrik enerjisi de bu niteliktedir. TMK bu düzenleme ile taşınır mal kavramına ikinci bir tür olarak doğal güçleri de sokmaktadır. Ancak birinci türdeki maddi mallarda taşınır mal niteliği, bunların doğal yapıları icabı mevcutken; elektrik, su, atom ve radyoaktif enerjisi gibi doğal güçlerde bu nitelik kanundan doğmaktadır. İstenilen maksat dahilinde kullanılabilen ve gayrimenkule dahil olmayan tabi kuvvetler menkul eşya hükmünde kabul edilmektedir. TMK'nın 762. maddesi doğal güçlerin sosyal ve özellikle teknik bakımdan taşıdıkları önemi dikkate alarak onları düzenlemek istenmiş ve TMK'nın 762. maddesindeki hüküm bu sebeple getirilmiştir.
Enerjinin de ekonomik değeri vardır. Onun için kanun koyucu ekonomik değeri olan tabi kuvvetler- doğal güçler üzerinde mülkiyet hakkının kurulabileceğini kabul etmekle, hak sahibine ayni haklara benzer bir tasarruf ve koruma imkanı sağlamış olmaktadır.
Sonuç olarak Türk Medeni Kanunu'nun 762. maddesi ile doğal güçler ve doğal güçlerden olduğu doktrinde açıkça kabul edilen elektrik enerjisi taşınır mal niteliğinde olup bu hâlde elektrik enerjisinin TCK'nın 141/1. ve 142. maddelerinde koruma altına alınan taşınır mallara yönelik suçun da konusunu oluşturacağı açıktır.
Bu bilgiler ışığında;
1- Elektrik enerjisinin abonelik esasına göre yararlanılabilen hâline yönelik eylemlerde Türk Ceza Kanunu'ndaki özel düzenleme olan 163/3. fıkrası gereği 'karşılıksız yararlanma' suçunu,
2- Bir gerçek veya tüzel kişinin istediği maksat dahilinde kullanılabilecek şekilde hak ve tasarruf alanına girmiş abonelik esasına göre yararlanma imkanı olmayan hâline yönelik eylemlerde ise elektrik enerjisinin taşınır mal niteliği sebebiyle TCK'nda düzenlenen hırsızlık suçunu ve işleniş şekline göre de bu suçun basit veya nitelikli hâlini oluşturacaktır.
UYAP ortamında bu eylemlere yönelik karar araştırmasında 13. Ceza Dairesinin, eylemin hırsızlık suçunu oluşturacağı; 2. Ceza Dairesinin ise eylemin suç oluşturmayacağı yolunda kararlarının olduğu, uygulama birliğinin olmadığı tespit edilmiştir.
Açıklanan sebeplerle eylemin hırsızlık suçunu oluşturacağı," açıklamasıyla karşı oy kullanmışlardır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 16.03.2018 tarih ve 42145 sayı ile;
"... Konuya ilişkin Yargıtay uygulamasına baktığımızda;
Yargıtay 13. Ceza Dairesi 10.12.2014 tarihli ve 30057-5164 sayılı ilamında;
'...Hırsızlık eylemi, failin, zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden almasıdır. Hırsızlık suçunun konusu ise taşınır bir maldır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 762. maddesine göre taşınır mülkiyetinin konusu, nitelikleri itibarıyla taşınabilen maddi şeyler ile edinmeye elverişli olan ve taşınmaz mülkiyetinin kapsamına girmeyen doğal güçlerdir. Her ne kadar 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 141/2. maddesi 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Yasa'nın 105/5-a maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ise de; Türk Medeni Kanunu kapsamında elektrik 'doğal güç' kavramı kapsamı içerisinde taşınır mal niteliğindedir ve bu nedenle abonelik esasına dayanmayan elektrik enerjisi hırsızlık suçunun konusunu oluşturmaktadır. Abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisi ise karşılıksız yararlanma suçunun konusunu oluşturmaktadır.
Somut olayımızda da sanığın, müştekinin evine girerek balkonundaki prizden kablo ile sayaçtan geçen elektriğini aldığı, suçun konusunun bir yerden bir yere aktarılabilir özellikteki enerji olduğu ve bu şekildeki eylemin bina içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında hırsızlık suçunu oluşturduğu gözetilmeden kanıtların takdirinde ve suçun nitelendirmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi,' isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar vermiştir.
Yargıtay 13. Ceza Dairesi 19.11.2014 tarihli ve 20242-32477 sayılı ilamında;
'...Somut olayımızda sanığın, müştekinin iş yerine kablo bağlantısı yaparak izni olmaksızın sayaçtan geçen elektriğini aldığı, suçun konusunun bir yerden bir yere aktarılabilir özellikteki enerji olduğu ve bu şekildeki eylemin bina içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında hırsızlık suçunu oluşturduğu gözetilmeden hükümlülüğü yerine, kanıtların takdirinde yanılgıya düşülerek yerinde ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde beraatına karar verilmesi,' isabetsizliğinden hükmü bozmuştur.
Yine Yargıtay 13. Ceza Dairesi 09.07.2014 tarihli ve 8008-24124 sayılı ilamında;
'...Somut olayımızda sanığın, müştekinin iş yerine kablo bağlantısı yaparak izni olmaksızın sayaçtan geçen elektriğini aldığı, suçun konusunun bir yerden bir yere aktarılabilir özellikteki enerji olduğu ve bu şekildeki eylemin bina içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında hırsızlık suçunu oluşturduğu gözetilmeden hükümlülüğü yerine, kanıtların takdirinde yanılgıya düşülerek yerinde ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde beraatına karar verilmesi,' isabetsizliğinden hükmü bozmuştur.
Yargıtay 2. Ceza Dairesi ise 2015/14039 esas, 2015/20104 karar sayılı ilamında; 'Sanığın Turkcell baz istasyonunun bulunduğu apartmanın giriş kısmında bulunan ve baz istasyonununa bağlı olan elektrik panosundan kaçak kablo çekmesi ve iş yerinin reklam tabelasını aydınlatması şeklinde gerçekleşen eyleminde; sanık ile katılan şirket arasında 5237 sayılı TCK'nın 163/3. maddesinde belirtildiği şekilde abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisi kullanımı söz konusu olmadığı gibi, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile TCK'nın 141/2. maddesindeki 'ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji de taşınır mal sayılır.' hükmünün de yürürlükten kaldırıldığı dikkate alındığında, sanığın eyleminin hukuki ihtilaf niteliğinde olduğu gözetilmeden beraati yerine yazılı şekilde karar verilmesi,' isabetsizliğinden hükmü bozarak farklı bir sonuca ulaşmıştır.
Doktrinde de, eşya hukuku alanında elektrik enerjisi 'doğal güç' dolayısıyla 'mal' kavramı içerisinde mütalaa edilmektedir.
Bu sebeplerle; Özel Dairenin sayın çoğunluğunun, eylemin hukuki ihtilaf oluşturduğu gerekçesine dayanan bozma kararına karşı Yüksek Ceza Daireleri arasında içtihat birliğinin sağlanması zarureti de gözetilerek eylemin basit hırsızlık suçunu oluşturduğu ancak bu suçun da uzlaşma kapsamında kaldığı," düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 09.04.2018 tarih ve 2096-4906 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Sanığın eyleminin suç oluşturup oluşturmadığı ve bu suçun hukuki niteliğinin belirlenmesi,
2- Eylemin basit hırsızlık suçunu oluşturduğunun kabul edilmesi hâlinde ise 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesi uyarınca uzlaştırma kapsamında kalıp kalmadığı,
Noktalarında toplanmaktadır.
İncelenen dosya içeriğinden;
Kaçak ve usulsüz elektrik tespit tutanağında; gelen bir ihbar üzerine Hurma Mahallesi 272. Sokak Mehmet Kaşıkçı Apartmanı Daire: 13 sayılı ikamette yapılan kontrolde, binanın ortak kullanımına ait merdiven aydınlatma lambasından usulsüz olarak seyyar kablo bağlanmak suretiyle elektrik tüketimi yapıldığının tespit edilerek kablonun sökülüp harici hattın iptal edildiği, kaçak elektrik kullanan ikamete ait sayacın aboneliğinin bulunmaması nedeniyle daha önceden elektriğin kesilerek mühürlenmiş olduğu bilgilerine yer verildiği,
Görgü tespit tutanağında; apartmanın üçüncü katının merdiven boşluğunda bulunan aydınlatma lambasına beyaz renkli bir kablo bağlandığı, kablonun diğer ucunun 13 numaralı dairenin giriş kapısının altından daire içine girdiğinin belirtildiği,
Anlaşılmıştır.
Katılan aşamalarda; kaçak tutanağının düzenlendiği apartmanda site yöneticisi olarak görev yaptığını, bina sakinlerinin kendisini arayarak apartmanda kaçak elektrik kullanımı olduğunu söylediklerini, bunun üzerine binanın üçüncü katının merdiven boşluğunda bulunan koridor lambasından 13 numaralı daireye kablo çekildiğini tespit ettiğini, sanığın kullandığı kaçak elektrik bedeli olan 472 TL'yi ödemeden 2014 yılının Ocak ayında apartmandan ayrıldığını, bu bedeli site yönetiminin ödemek zorunda kaldığını beyan etmiş,
Sanık aşamalarda; bahse konu yerde Murat Ürküp isimli arkadaşı ile birlikte 2013 yılının Temmuz ayından itibaren oturmaya başladığını, daha sonra arkadaşının evden ayrıldığını, evin kirasının ödenmemesi nedeniyle ev sahibi tarafından elektrik ve suyun kesildiğini, bunun üzerine kendisinin apartman boşluğundan kablo çekmek suretiyle evine elektrik bağladığını, ertesi gün görevlilerin gelerek tutanak düzenlediklerini, bu tarihten sonra kaçak elektrik kullanmadığını savunmuştur.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümlenmesi için öncelikle karşılıksız yararlanma suçunun Türk Ceza Kanunlarındaki tarihsel gelişimi, 6352 sayılı Kanun ile hırsızlık suçunda yapılan değişikliklerin karşılıksız yararlanma suçuna etkisi ve kanun koyucunun bu düzenlemelerdeki amacının ne olduğunun tespiti gerekmektedir.
01.06.2005 tarihinden önce yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun ilk hâlinde karşılıksız yararlanma eylemleri suç olarak düzenlenmemişti. Örneğin, sahibinin rızası olmaksızın başkasının telefon hattına saplama yapmak suretiyle faydalanma fiillerinin suç olduğuna ilişkin Kanunda bir düzenleme bulunmamaktaydı. Ancak bu tür eylemler uygulamada, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 06.04.1990 tarihli ve 2-3 sayılı kararı doğrultusunda hırsızlık suçu kapsamında değerlendirilmekteydi. Daha sonra 06.06.1991 tarihli ve 3756 sayılı Kanun ile "Karşılıksız yararlanma suçları" başlığı altında 765 sayılı TCK'ya 521/a ve 521/b maddeleri eklenmek suretiyle yasal boşluk doldurulmaya çalışıldı.
765 sayılı TCK'nın "Karşılıksız yararlanma suçları" başlığını taşıyan 521/a maddesi;
"Ödeme yeteneği olmadığını bildiği hâlde;
1- Ücreti karşılığı hizmet veren pansiyon, otel ve han gibi geçici ikamete tahsis edilmiş yerlerde kalan,
2- Ücreti karşılığı hizmette bulunan lokanta ve benzeri yerlerde yiyip içen,
3- Taksi ve benzeri ulaşım araçlarında kendisini bir yerden diğer bir yere taşıtan,
Ve ödemede bulunmayan kimseye onbeş günden üç aya kadar hapis ve borçlu olunan miktarın on katı kadar ağır para cezası verilir.
Bu maddedeki suçların kovuşturması şikâyete bağlıdır."
Aynı Kanun'un 521/b maddesi ise;
"Ancak bedeli ödendiği takdirde hizmet elde edilebilecek otomatik aletlerden, ödeme yapmadan yararlanan kimseye, fiil daha ağır bir suçu oluşturmadığı takdirde onbeş günden üç aya kadar hapis veya yüzbin liradan beşyüzbin liraya kadar ağır para cezası verilir." şeklinde düzenlenmişti.
765 sayılı TCK'nın ilk hâlinde kaçak elektrik kullanımı da açıkça suç olarak öngörülmemişti.
765 sayılı TCK'nın "Hırsızlık" başlığını taşıyan 491. maddesinin birinci fıkrası;
“Her kim, diğerinin taşınabilir malını rızası olmaksızın faydalanmak için bulunduğu yerden alırsa altı aydan üç seneye kadar hapsolunur.” düzenlemesini taşımakta iken 765 sayılı TCK'nın 491. maddesinde, aynı zamanda karşılıksız yararlanma suçuna ilişkin düzenlemenin de getirildiği 3756 sayılı Kanun ile değişiklik yapılmış ve elektrik hırsızlığı suç olarak düzenlenmiştir. Yapılan bu değişiklik ile 491. maddeye "Ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji de taşınabilir mal sayılır.” ibaresi ikinci fıkra olarak eklenmiştir.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 141. maddesinde ise abonelik esasına göre yararlanılan su ve elektrik enerjisine karşı gerçekleştirilen eylemler;
"1- Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
2- Ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji de, taşınır mal sayılır.",
Aynı Kanun'un 142. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde;
1- Hırsızlık suçunun;
...
f) Elektrik enerjisi hakkında,
...
İşlenmesi hâlinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur." şeklinde hırsızlık suçu olarak düzenlenmişken 05.07.2012 tarihli ve 28344 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun'un 105. maddesi ile TCK'nın 141. maddesinin ikinci fıkrası; 82. maddesi ile de 142. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi yürürlükten kaldırılmıştır. Bu itibarla; 6352 sayılı Kanun sonrası abonelik esasına göre yararlanılabilen enerjinin hırsızlık suçunun konusunu oluşturabileceğini söylemek mümkün değildir.
5237 sayılı TCK'nın "Karşılıksız yararlanma" başlığını taşıyan 163. maddesi ise;
"1- Otomatlar aracılığı ile sunulan ve bedeli ödendiği takdirde yararlanılabilen bir hizmetten ödeme yapmadan yararlanan kişi, iki aydan altı aya kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.
2- Telefon hatları ile frekanslarından veya elektromanyetik dalgalarla yapılan şifreli veya şifresiz yayınlardan sahibinin veya zilyedinin rızası olmadan yararlanan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.” şeklinde iken 6352 sayılı Kanun'un 83. maddesi ile de 5237 sayılı TCK'nın 163. maddesine; "Abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun veya doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın ve tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi hâlinde kişi hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur." şeklindeki üçüncü fıkra eklenerek abonelik esasına göre yararlanılan su ve elektrik enerjisine karşı gerçekleştirilen eylemlerin karşılıksız yararlanma suçu kapsamında kaldığı belirtilmiştir.
5237 sayılı TCK'nın karşılıksız yararlanma suçunun düzenlendiği 163. maddesinin gerekçesinde;
“Madde metninde karşılıksız yararlanma suçu tanımlanmıştır. Otomatlar aracılığı ile sunulan ve bedeli ödendiği takdirde yararlanılabilen bir hizmetten ödeme yapmadan yararlanmak, karşılıksız yararlanma suçunu oluşturmaktadır. Otomatlar aracılığı ile satışa sunulan hizmetlerden, otomatın teknik işleyişini devre dışı bırakan müdahalelerle, bedeli ödenmeksizin yararlanılması durumunda, ortada bir taşınabilir mal bulunmadığı için, hırsızlık suçu oluşmayacaktır. Örneğin, toplu taşıma sistemlerinde yolcuların geçişlerini kontrol eden otomatlara müdahale edilmek suretiyle ücret ödenmeksizin yolculuk yapılması durumunda, karşılıksız yararlanma suçunun oluştuğunu kabul etmek gerekir. Burada, bir hilenin varlığından söz edilemez. Çünkü bu durumda herhangi bir kişi aldatılmamaktadır. Yapılan müdahale ile bir otomatın teknik işleyişinin devre dışı bırakılması durumunda da, bir hilenin varlığından söz edilemez. Çünkü, dolandırıcılık suçu açısından hilenin varlığı için muhatabın mutlaka insan olması gerekir.
Keza, başkasına ya da kamuya ait telefon şebekesinden bedeli ödenmeksizin ve hukuk dışı yollarla yararlanılması durumunda, hırsızlık suçu oluşmaz. Çünkü, ortada taşınabilir bir mal yoktur. Başkasına ya da kamuya ait telefon şebekesinden bedeli ödenmeksizin ve hukuk dışı yollarla yararlanılması fiili, karşılıksız yararlanmanın tipik bir örneğini oluşturmaktadır.
Kamu veya özel kuruluşlarca kurulmuş bulunan telli ve telsiz telefon hatları ile sistemlerinden veya elektromanyetik dalgalar yolu ile şifreli veya şifresiz yayın yapan televizyon yayınlarından sahiplerinin veya zilyetlerinin rızası olmadan yararlanılması durumunda da bu suç oluşur. Bu durumlarda bir mal söz konusu olmadığı için hırsızlık suçunun oluştuğundan söz edilemez.”,
6352 sayılı Kanun'un 83. maddesi ile 5237 sayılı TCK'nın 163. maddesine üçüncü fıkranın eklenmesine ilişkin gerekçede ise;
“5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 'Karşılıksız Yararlanma' başlıklı 163 üncü maddesinde; otomatlar aracılığı ile sunulan ve bedeli ödendiği takdirde yararlanılabilen bir hizmetten ödeme yapmadan yararlanan kişiler ile telefon hatları ile frekanslarından veya elektromanyetik dalgalarla yapılan şifreli veya şifresiz yayınlardan sahibinin veya zilyedinin rızası olmadan yararlanan kişilerin cezalandırılması hüküm altına alınmıştır. Maddenin gerekçesinde ise, bu durumlarda, ortada taşınabilir bir mal olmadığından hırsızlık suçunun oluştuğundan söz edilemeyeceği ve karşılıksız yararlanmanın tipik bir örneğinin düzenlendiği ifade edilmiştir.
Maddeyle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 'Karşılıksız yararlanma' başlıklı 163. maddesine yeni bir fıkra eklenmek suretiyle esas itibarıyla karşılıksız yararlanma kapsamında değerlendirilmesi gereken ve abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun veya doğalgazın sahibinin rızası olmaksızın tüketilmesi eylemleri de karşılıksız yararlanma olarak düzenlenmektedir. Yapılan düzenlemeyle, söz konusu eylemlerin cezası, bu suçlarla mücadelede etkinliğin sağlanabilmesi amacıyla iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası olarak öngörülmektedir.” açıklamalarına yer verilmiştir.
Görüldüğü gibi 5237 sayılı TCK ile 765 sayılı TCK'nın karşılıksız yararlanma suçuna ilişkin hükümleri arasında ciddi yapısal farklılıklar mevcuttur. Öncelikle, 765 sayılı TCK'da suç olarak düzenlenen, karşılıksız olarak geçici konaklamalar, lokanta ve benzeri yerlerde yiyip içme fiilleri, taksi ve benzeri ulaşım araçları ile kendisini bir yerden diğer bir yere taşıtmak şeklindeki fiiller, 5237 sayılı TCK'da suç olarak düzenlenmemiştir. Bu tür eylemlerin yeni TCK'da suç olarak düzenlenmemesi konusunda ne genel gerekçede ne de madde gerekçesinde bir açıklama bulunmaktadır. Uygulamada bu hareketlerin hukuki uyuşmazlık kapsamında kaldığı kabul edilmiştir. Ancak otomatlardan karşılıksız yararlanma suçu, cezası ağırlaştırılmak suretiyle, genel olarak 5237 sayılı TCK'da muhafaza edilmiştir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 06.04.1990 tarihli kararında telefon hizmetinden çeşitli usul ve yöntemlerle saplama yapmak suretiyle bedelsiz ve kaçak yararlanmanın hırsızlık suçunu oluşturduğu belirtilmiş olduğundan, 5237 sayılı TCK yürürlüğe girene kadar, bu içtihadı birleştirme kararı doğrultusunda telefon hizmetlerinden yararlanmak eylemleri hırsızlık olarak kabul edilmişken, 5237 sayılı TCK'da ise karşılıksız yararlanma suçu kapsamında değerlendirilmiştir. Enerjinin taşınır mal kabul edilmesi ve kaçak enerji kullanımının hırsızlık suçu olarak cezalandırılmasının tarihsel gelişiminin de karşılıksız yararlanma fiillerinin suç olarak kabul edilmesi sürecine benzediği görülmektedir. Bununla birlikte örneğin failin, mağduru aldatabilecek nitelikte bir takım hileli davranışlarda bulunarak lokanta ve benzeri yerlerde bedelini ödemeden yiyip içmek suretiyle kendisi lehine haksız bir yarar sağlaması şeklindeki eyleminin olayın özelliğine göre dolandırıcılık suçunu oluşturabileceği de gözetilmelidir.
Gelinen aşamada karşılıksız yararlanma suçunun yasal unsurları üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.
5237 sayılı TCK'nın 163. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen fiilin konusu, abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik, su veya doğal gazdır. Bu fıkra ile elektrik, su veya doğal gazdan bedel ödeyerek yararlanan kişilerin daha fazla ödemede bulunmaması amacıyla sayılan enerjiler üzerindeki kullanım hakları korunmaktadır. Bu kapsamda suçun mağduru, kendi hattından hukuka aykırı olarak enerji nakli yapılan gerçek veya tüzel kişi olabileceği gibi bu hizmeti sağlayan şirket de olabilir. Başka bir ifade ile mağdur; elektrik enerjisinin, suyun veya doğal gazın "sahibi" olmalıdır.
Abonelik esasına göre yararlanılabilme enerjinin bir niteliği olup bu suçun hizmeti sağlayan kurum veya kuruluşlar yanında geçerli bir abonelik sözleşmesi kurarak enerjinin sahibi hâline gelen ve kendi hattından hukuka aykırı olarak enerji nakli yapılan gerçek veya tüzel kişilere karşı işlenmesi mümkündür.
Elektrik enerjisi, doğal gaz veya sudan sahibinin rızası olmadan yararlanma fiilinin oluşması için, gerçek tüketim miktarının tespitinin engellenmiş olması da gerekir. Bu durum, abonelik esasına göre kurulması gereken tesisatın abonelik ilişkisi kurulmaksızın enerjiden yararlanma şeklinde ortaya çıkabileceği gibi geçerli bir abonelik ilişkisi bulunmakla birlikte enerjinin tüketim miktarını gösteren tesisata müdahale edilmesi sonucu tesisatın tüketim miktarını hiç göstermemesi veya daha az göstermesi şeklinde de gerçekleşebilir. Karşılıksız yararlanma suçunun oluşabilmesi için, failin, sadece kendi sayacına müdahale etmesi şart olmayıp somut olayda olduğu gibi abone olan başka bir kişiye ait sayaçtan geçtikten sonra ayrı bir hat çekerek ve ayrı bir sayaçtan geçirmeksizin kaçak elektrik kullanması hâlinde de kullandığı elektrik miktarının belirlenmesini engellemesi söz konusu olacaktır. Diğer bir deyişle, abonelik esasına göre kullanılan elektriğin miktarının belirlenmesi gerekirken başka abonenin sayacının varlığından faydalanıp kaçak kullanılan elektriğin gözden kaçırıldığı ve durum ortaya çıkarıldığında da kullanılan miktarın belli olmadığı gözetildiğinde, kullanılan enerji miktarının belirlenmesinin engellenmiş olduğundan kuşku duyulmamalıdır. Mühim olan kullanılan kaçak elektrik miktarının belli olmamasıdır. Kaçak kullanılan elektriğin başkasına ait sayaçtan geçmesinin önemi yoktur.
Bu açıklamalardan sonra sanığın eyleminin suç oluşturup oluşturmadığı ve bu suçun hukuki niteliğinin belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanığın, ikamet ettiği apartmanın ortak kullanımına ait merdiven aydınlatma lambasına seyyar kablo bağlamak suretiyle kendi evinde elektrik enerjisi kullandığı olayda; elektrik enerjisinden hukuken abonelik esasına göre yararlanılabilmesi, katılanın sorumlusu olduğu site yönetiminin dağıtıcı konumundaki kurum ile geçerli bir abonelik sözleşmesi kurarak sayaçtan geçen ve site sakinleri tarafından ortak olarak kullanılan elektrik enerjisinin sahibi hâline gelmesi, sanığın da sahibinin rızası olmaksızın ve kendisi tarafından tüketilen enerji miktarının belirlenmesini önleyecek şekilde elektrik enerjisi tüketmesi şeklindeki eyleminin TCK'nın 163. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen karşılıksız yararlanma suçunu oluşturduğu; 6352 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucunda ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerjinin taşınır mal sayılacağına ve elektrik enerjisinin de hırsızlık suçuna konu olabileceğine ilişkin TCK'nın 141. maddesinin ikinci fıkrası ile aynı Kanun'un 142. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin yürürlükten kaldırılması ve bu bağlamda abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin taşınır mal sayılmaması nedeniyle eylemin hırsızlık suçu kapsamında değerlendirilemeyeceği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile kabulüne, Özel Daire bozma kararından "TCK'nın 163/3. maddesinde 'Abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun veya doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın ve tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi hâlinde kişi hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.' denilmekle suça konu olayda abonelik esasına göre yararlanılan elektrik kullanımı olmadığından yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle sanık hakkında 5271 sayılı CMK'nın 223/2 (a) maddesi gereğince beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması" şeklindeki bozma nedeninin çıkarılmasına, yerine "Sanığın eyleminin TCK'nın 163/3. maddesinde düzenlenen karşılıksız yararlanma suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde aynı Kanun'un 141/1. maddesi uyarınca mahkûmiyetine karar verilmesi" biçimindeki bozma nedeninin eklenmesine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; "Sanığın eyleminin hırsızlık suçunu oluşturduğu, bu nedenle itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği," düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Birinci uyuşmazlık konusunda ulaşılan sonuç nedeniyle ikinci uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile KABULÜNE,
2- Yargıtay 17. Ceza Dairesinin 29.11.2017 tarihli ve 2980-14804 sayılı bozma ilamından; "TCK'nın 163/3. maddesinde 'Abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun veya doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın ve tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi hâlinde kişi hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.' denilmekle suça konu olayda abonelik esasına göre yararlanılan elektrik kullanımı olmadığından yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle sanık hakkında 5271 sayılı CMK'nın 223/2 (a) maddesi gereğince beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması" şeklindeki bozma nedeninin ÇIKARILMASINA ve yerine "Sanığın eyleminin TCK'nın 163/3. maddesinde düzenlenen karşılıksız yararlanma suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde aynı Kanun'un 141/1. maddesi uyarınca mahkûmiyetine karar verilmesi" biçimindeki bozma nedeninin EKLENMESİNE,
3- Dos
17. Ceza Dairesi, 2019/2279 E., 2019/3088 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
maddesi ile 5237 sayılı Kanun'un karşılıksız yararlanma başlıklı 163. maddesine eklenen üçüncü fıkrası ile "Abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun veya doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın ve tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi halinde kişi hakkında bir yıl
17. Ceza Dairesi 2019/2279 E. , 2019/3088 K.
"İçtihat Metni"
Hırsızlık suçundan sanık ...'ın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 141/1, 145 ve 62/1. maddeleri gereğince 3 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının 5237 sayılı Kanun'un 51. maddesi gereğince ertelenmesine dair....2. Asliye Ceza Mahkemesinin 14/12/2006 tarih, 2006/305 Esas ve 2006/617 sayılı kararının infazını müteakip, sanığın 6352 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesi uyarınca hakkındaki hükmün yeniden değerlendirilmesi talebinin reddine ilişkin anılan Mahkemenin 26/05/207 tarih, 2006/305 Esas ve 2006/617 sayılı kararına yönelik itirazın reddine dair....Ağır Ceza Mahkemesinin 21/06/2017 tarihli ve 2017/253 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 21/01/2019 gün ve 94660652-105-46-16332-2018-Kyb sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29/01/2019 tarih ve 2019/8262 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmiştir.
.... Ağır Ceza Mahkemesinin 21/06/2017 tarihli ve 2017/253 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın İstem yazısında;
"Yargılama sırasında, 05/07/2012 tarihli ve 28344 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un 83. maddesi ile 5237 sayılı Kanun'un karşılıksız yararlanma başlıklı 163. maddesine eklenen üçüncü fıkrası ile "Abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun veya doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın ve tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi halinde kişi hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur." ve aynı Kanun’un geçici 2. maddesinin 2. fıkrası ile “Abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun ve doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın ve tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi dolayısıyla bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hakkında hırsızlık suçundan dolayı kovuşturma yapılan veya kesinleşmiş olup olmadığına bakılmaksızın hakkında hüküm verilen kişinin, bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde, zararı tamamen tazmin etmesi hâlinde, hakkında cezaya hükmolunmaz, verilen ceza tüm sonuçlarıyla ortadan kalkar.” şeklindeki düzenlemeler karşısında, somut olayda sanığın kaçak su kullanması nedeniyle oluşan zararı karşıladığına dair 27/07/2010, 02/09/2010 ve 28/06/2010 tarihli 3 adet tahsilat makbuzunu dosya içerisine sunduğu nazara alındığında, benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 11.11.2013 tarih, 2013/25961 Esas ve 2013/32745 sayılı kararında belirtildiği üzere, bu ödemelerin yargılamaya konu zararla ilgili olup olmadığının araştırılması, yapılan ödemenin zararın tamamını karşılamadığının anlaşılması halinde ise sanığın kurumun zararını gidermesi halinde hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verileceğine dair bildirimde bulunularak ve 6 aylık süre de beklendikten sonra ve sonucuna göre hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.
Denilmektedir.
Hukuksal Değerlendirme:
1.05/07/2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava Ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un 83. maddesi ile karşılıksız yararlanma suçunun düzenlendiği TCK’nun 163. maddesine “Abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin suyun veya doğalgazın sahibinin rızası olmaksızın ve tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi halinde kişi hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur” şeklindeki 3. fıkranın eklenerek, abonelik esasına göre yararlanılan su, doğalgaz ve elektrik enerjisine karşı gerçekleştirilen eylemlerin karşılıksız yararlanma suçu kapsamına alındığı belirtilmiştir.
2.Aynı kanunun 84 üncü maddesiyle TCK’nun Etkin Pişmanlık başlıklı 168. maddesine “Karşılıksız yararlanma suçunda, fail, azmettiren veya yardım edenin pişmanlık göstererek mağdurun, kamunun veya özel hukuk tüzel kişisinin uğradığı zararı, soruşturma tamamlanmadan önce tamamen tazmin etmesi halinde kamu davası açılmaz” şeklinde 5. fıkra eklenerek Cumhuriyet başsavcılıklarınca yapılacak soruşturma sırasında failin pişmanlık göstererek mağdurun, kamunun veya özel hukuk tüzel kişisinin uğradığı zarar soruşturma tamamlanmadan ödemesi halinde kamu davası açılmayacağı yani Kovuşturmaya Yer Olmadığına karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Kanun metninden de açıkça anlaşılabileceği gibi yeni düzenleme ile suçun vasfı değişmekte, ancak maddede yazılı Karşılıksız Yararlanma suçunun işlendiğinden söz edebilmek için suçun konusu olan su, doğalgaz ve elektrik enerjisinin abonelik esasına göre yararlanılan bir madde olması gerekmektedir.
İnceleme konusu somut olayda;
1.Dava dosyasının incelenmesinde;
Sanığın eylemi; Elektrik Üretim A.Ş. Genel Müdürlüğüne ait .... Termik Santrallarının soğutma suyu ihtiyacını karşılayan boru hattını delerek zarar verip, kaçak olarak ve şikayetçi şirketin haberi olmadan, dosyada mevcut bilirkişi raporuna göre, metreküpünün kuruma maliyeti 10 Ykr olan suyu, bağladığı borularla yakında bulunan ay çekirdeği tarlasını yaklaşık 4500 metreküp su kullanarak sulaması şeklindedir.
2...... 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nce yapılan yargılama sonunda, sanığın müşteki kuruma ait boru hattına kurumun rızası dışında bağlantı yaparak su çaldığı sabit görülerek eyleminin hırsızlık suçunu oluşturduğu gerekçesiyle 14/12/2006 tarih, 2006/305 Esas ve 2006/617 sayılı 5237 sayılı kararla Türk Ceza Kanunu'nun 141/1, 145 ve 62/1. maddeleri gereğince 3 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının 5237 sayılı Kanun'un 51. maddesi gereğince ertelenmesine,
Karar verilmiştir.
3.05/07/2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un 83. maddesi ile karşılıksız yararlanma suçunun düzenlendiği TCK’nun 163. maddesine bakıldığında sanığın eyleminin Karşılıksız Yararlanma olarak nitelendirilebilmesi için kurumun haberi ve rızası olmadan kullanılan suyun abonelik esasına göre yararlanılabilen bir madde olması gerekmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 03.04.2018 gün 2017/1125 Esas ve 2018/131 Karar sayılı kararıyla da "5237 sayılı TCK'nun 163. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen fiilin konusu, abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik, su veya doğal gazdır. Bu fıkra ile elektrik, su veya doğal gazdan bedel ödeyerek yararlanan kişilerin daha fazla ödemede bulunmaması amacıyla sayılan enerjiler üzerindeki kullanım hakları korunmaktadır. Bu kapsamda suçun mağduru, kendi hattından hukuka aykırı olarak enerji nakli yapılan gerçek veya tüzel kişi olabileceği gibi bu hizmeti sağlayan şirket de olabilir. Başka bir ifade ile mağdur; elektrik enerjisinin, suyun veya doğal gazın "sahibi" olmalıdır.
./..
Abonelik esasına göre yararlanılabilme enerjinin bir niteliği olup bu suçun hizmeti sağlayan kurum veya kuruluşlar yönünden geçerli bir abonelik sözleşmesi kurarak enerjinin sahibi hâline gelen ve kendi hattından hukuka aykırı olarak enerji nakli yapılan gerçek veya tüzel kişilere karşı işlenmesi mümkündür.
Elektrik enerjisi, doğal gaz veya sudan sahibinin rızası olmadan yararlanma fiilinin oluşması için, gerçek tüketim miktarının tespitinin engellenmiş olması da gerekir. Bu durum, abonelik esasına göre kurulması gereken tesisatın abonelik ilişkisi kurulmaksızın enerjiden yararlanma şeklinde ortaya çıkabileceği gibi geçerli bir abonelik ilişkisi bulunmakla birlikte enerjinin tüketim miktarını gösteren tesisata müdahale edilmesi sonucu tesisatın tüketim miktarını hiç göstermemesi veya daha az göstermesi şeklinde de gerçekleşebilir. Karşılıksız yararlanma suçunun oluşabilmesi için, failin, sadece kendi sayacına müdahale etmesi şart olmayıp somut olayda olduğu gibi abone olan başka bir kişiye ait sayaçtan geçtikten sonra ayrı bir hat çekerek ve ayrı bir sayaçtan geçirmeksizin kaçak elektrik kullanması hâlinde de kullandığı elektrik miktarının belirlenmesini engellemesi söz konusu olacaktır. Diğer bir deyişle, abonelik esasına göre kullanılan elektriğin miktarının belirlenmesi gerekirken başka abonenin sayacının varlığından faydalanıp kaçak kullanılan elektriğin gözden kaçırıldığı ve durum ortaya çıkarıldığında da kullanılan miktarın belli olmadığı gözetildiğinde kullanılan enerji miktarının engellenmiş olduğundan kuşku duyulmamalıdır. Mühim olan kullanılan kaçak elektrik miktarının belli olmamasıdır. Kaçak kullanılan elektriğin başkasına ait sayaçtan geçmesinin önemi yoktur. "
Halbuki olayımızda sanığın işlediği suça konu olan suyun, ülkemizde il ve ilçelerde çeşitli kaynaklardan elde edilerek tüketiminin dağıtımını ve regülasyonunu yapan o yer belediyesi ve bağlı şirketlerine ait olmayıp, Elektrik Üretim A.Ş isimli kamu şirketinin Afşin-..... Termik Santrallarının soğutma suyu ihtiyacını karşılayan boru hattından geçen bir su olduğu TCK'nun 163/3. maddesindeki eylemin konusu olmaya elverişli abonelik esasına göre yararlanılabilecek bir suyun söz konusu olmadığı, ana boruyu delerek anılan, zilyedi olan şirketin haberi ve rızası alınmadan kullanılması sebebiyle eylemin hırsızlık suçunu oluşturacağı aşikardır.
Mahkemece suçun nitelendirilmesi ve buna bağlı olarak yapılan yargılama sonunda sanık hakkında hırsızlık suçundan kurulan hüküm usul ve yasaya uygun olup kanun yararına bozmayı gerektiren bir hukuka aykırılık söz konusu değildir.
SONUÇ VE KARAR:
Yukarıda belirtilen nedenlerle....2. Asliye Ceza Mahkemesinin 14/12/2006 tarih, 2006/305 Esas ve 2006/617 sayılı kararında kanun yararına bozmayı gerektirir hukuka aykırılık nedeni bulunmadığı anlaşılmakla,
Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 29/01/2019 tarih ve 2019/8262 sayılı ihbarname içeriğindeki talep yerinde görülmediğinden kanun yararına bozma isteminin (REDDİNE),
Dosyanın mahal mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11/03/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2017/1082 E., 2019/548 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
tam metni aç
adına kayıtlı sayacın çıkış sigortasından, kablolar yardımıyla bağlantı kurarak kendi ikametinde elektrik kullandığının tespit edildiği olayda, sanık ile katılan şirket arasında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 163/3. maddesinde belirtildiği şekilde abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisi kullanımı söz konusu olmadığı gibi, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un
Ceza Genel Kurulu 2017/1082 E. , 2019/548 K.
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : 17. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 231-122
Karşılıksız yararlanma suçundan sanık ...'un beraatine ilişkin Fatsa 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 24.02.2015 tarihli ve 231-122 sayılı hükmün, katılan vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 17. Ceza Dairesince 04.07.2017 tarih ve 12237-8889 sayı ile;
"29.07.2013 tarihli elektrik açma, kapama ve kontrol formu ile 11.02.2015 tarihli bilirkişi raporunda; sanığın, BFC Yapı Denetim Tic. Ltd. Şti. adına kayıtlı sayacın çıkış sigortasından, kablolar yardımıyla bağlantı kurarak kendi ikametinde elektrik kullandığının tespit edildiği olayda, sanık ile katılan şirket arasında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 163/3. maddesinde belirtildiği şekilde abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisi kullanımı söz konusu olmadığı gibi, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile 5237 sayılı TCK'nın 141/2. maddesindeki 'ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji de taşınır mal sayılır.' hükmünün de yürürlükten kaldırıldığı dikkate alındığında, sanığın eyleminin hukuki ihtilaf niteliğinde olması nedeniyle tebliğnamedeki bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir." açıklamasıyla onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 24.07.2017 tarih ve 139521 sayı ile;
"...Yüksek Dairenin onama kararında gerekçe olarak gösterildiği şekilde, 5237 sayılı Kanun'un 141. maddesinin ikinci fıkrasındaki 'ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji de taşınır mal sayılır.' hükmü, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile kaldırılmış ise de, hırsızlık suçunun tanımının yapıldığı aynı maddenin birinci fıkrası hâlen yürürlükte olup buna göre,' Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.' Yüksek Daire kararında haklı olarak belirtildiği şekilde, 5237 sayılı Kanun'un 163/3. maddesinde düzenlenen karşılıksız yararlanma suçu, 'abonelik sistemine göre yararlanılabilen' enerji kapsamında olmadığı için oluşmaz ise de, enerji, mülkiyet hakkına konu edilebilecek mal kapsamında olduğu için hırsızlık suçunun basit hâlinin oluşmasına yasal bir engel bulunmamaktadır. Zira, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 762. maddesine göre, taşınır mülkiyetin konusu nitelikleri itibarıyla taşınabilen maddi şeyler ile edinmeye elverişli olan ve taşınmaz mülkiyetinin kapsamına girmeyen doğal güçlerdir. Türk Medeni Kanunu'nun bu düzenlemesi kapsamında elektrik enerjisi de 'doğal güç' kavramı içerisine girmekte ve hırsızlık suçunun konusunu oluşturmaktadır. Nitekim, Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 2013/30057 esas, 2014/35164 karar; 2013/20242 esas, 2014/32477 karar; 2014/8008 esas, 2014/24124 karar sayılı ilamlarında da bu sonuca varılmış, Yüksek 2. Ceza Dairesi ise, 2015/14039 esas ve 2015/20104 karar sayılı ilamında farklı bir sonuca ulaşmıştır. Doktrinde de, eşya hukuku alanında elektrik enerjisi 'doğal güç' dolayısıyla 'mal' kavramı içerisinde mütalaa edilmektedir. (Ünal Mehmet, Şekli Eşya Hukuku, Savaş Yayınları, s.16; Esener Turhan, Eşya Hukuku, s.166-167; Akıntürk Turgut, Eşya Hukuku, Beta Yayınevi, s.580)
Bu sebeplerle;Yüksek Dairenin, eylemin hukuki ihtilaf oluşturduğu gerekçesine dayanan onama kararına karşı Ceza Daireleri arasında içtihat birliğinin sağlanması zarureti de gözetilerek eylemin basit hırsızlık suçunu oluşturduğu ve bu suçun da uzlaşmaya tabi hâle geldiği," düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 02.10.2017 tarih, 3180-10887 sayı ve oy çokluğuyla itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Sanığın eyleminin suç oluşturup oluşturmadığı ve bu suçun hukuki niteliğinin belirlenmesi,
2- Eylemin basit hırsızlık suçunu oluşturduğunun kabul edilmesi hâlinde ise 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesi uyarınca uzlaştırma kapsamında kalıp kalmadığı,
Noktalarında toplanmaktadır.
İncelenen dosya içeriğinden;
Elektrik açma kapama ve kontrol tutanağında; ... sayılı iş yeri olarak faaliyet gösterilen yerde 29.07.2013 tarihinde yapılan denetimde, BCF Yapı Denetim Ticaret Limited Şirketi adına kayıtlı olan 32326 tesisat numaralı elektrik sayacının çıkış sigortasından, aynı binanın ikinci katında bulunan ve mesken olarak kullanılan dairenin elektrik aldığının tespit edildiği, sigortanın çıkışından mesken daireye giden kablo uçlarının çıkartılarak mesken dairenin elektriğinin kesildiği bilgilerine yer verildiği,
06.02.2015 tarihinde mahallinde keşif yapıldığı, keşif sonrası elektrik mühendisi bilirkişi tarafından sunulan raporda; sanığın dairesine, katılan şirkete ait sayaç çıkışından abone sahibinin izni ve rızası olmadan aylık 676 kilowatlık elektrik alındığının ve kurum tarafından yapılan denetimden sonra katılan şirketin elektrik tüketiminin azaldığının bildirildiği,
Fatsa Cumhuriyet Başsavcılığınca 09.04.2014 tarih ve 3276 sayı ile ... hakkında karşılıksız yararlanma suçundan ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği,
Anlaşılmıştır.
Katılan vekili aşamalarda; müvekkil şirketin 01.01.2011 tarihinde bahse konu adreste faaliyete geçtiğini, binada birden çok daire bulunduğunu, bu dairelerden hiç birisinin elektrik aboneliği yaptırmadığını, binanın ikinci katında bulunan dairenin sanığa ait olduğunu, görevliler tarafından yapılan denetimde müvekkil şirkete ait aboneliği olan elektrik sayacının çıkışından bir kablo bağlanmak suretiyle kaçak elektrik kullanıldığının tespit edildiğini, dairede kiracı olarak oturan ... ile görüşüldüğünde bahse konu yerde bir yıldır oturduğunu ve daire sahibi olan sanık ile elektrik ve su faturaları dahil olarak kira ücreti vereceği konusunda anlaştıklarını söylediğini, kiraya verilen yerin iki odalı, arka cepheye bakan karanlık bir daire olduğunu, elektrik kullanımı olmadan burasının kiraya verilmesinin mümkün olmadığını, binada müvekkil şirketin sayacından başka elektrik aboneliği olmadığını, sanığın, müvekkil şirketin bu adrese taşındığı tarihten bu yana kaçak elektrik kullandığını, denetim tarihinde diğer bağımsız bölümlerin kapalı olması nedeniyle başkaca kaçak kullanım olup olmadığının tespit edilemediğini,
Tanık ... soruşturma aşamasında; Sahil Güvenlik Komutanlığında astsubay olarak görev yaptığını, kaçak kullanım tespitinin yapıldığı tarihten yaklaşık altı ay kadar önce bu adrese taşındığını, ev sahibi olan sanığın abonelik işlemlerinin devam ettiğini söylediğini, bunun üzerine kendisinin de işlemler bittikten sonra tükettiği elektrik bedelini topluca vermeyi düşündüğünü, evde tek başına kaldığını, mesleği dolayısıyla her gün eve gelemediğini, daireye kaçak elektrik çekildeğinden bilgisinin bulunmadığını, kullandığı elektrik miktarının kurum tarafından tespit edilmesi hâlinde üzerine düşen elektrik borcunu ödeyeceğini,
Mahkemede önceki beyanlarından farklı olarak; soruşturma aşamasındaki beyanının 300 TL’yi sadece kira bedeli olarak verdiği şeklinde anlaşıldığını, oysa ki elektrik ve su bedeli dahil olacak şekilde 300 TL kira ödediğini,
Tutanak tanığı Ali İhsan Kaçak mahkemede; tutanak içeriğinin doğru olduğunu, olay yerinde yaptıkları inceleme sonucunda katılan şirket adına kayıtlı olan elektrik sayacının çıkış noktasından sanığa ait daireye kablo çıkartıldığını tespit ettiklerini, ancak sayacın elektrik ölçüm miktarının engellenmediğini, tespit anında sadece katılan şirkete ait sayaç üzerinde giriş çıkış yapıldığını, binada bulunan diğer sayaçların elektrik girişlerinin mevcut olduğunu ancak daireyi besleyen çıkışların olmadığını, sadece katılan şirketin sayacından çıkış bağlantısı olduğunu,
Beyan etmişlerdir.
Sanık aşamalarda; atılı suçlamayı kabul etmediğini, bahse konu binada üç tane dairesinin bulunduğunu, bu dairelerden birini ...’ya kiraya verdiğini, katılan şirket ile aralarında alacak verecek meselesi bulunduğunu, bu nedenle şikâyet edildiğini, kuyumculuk yaptığını, kaçak elektrik kullanmaya ihtiyacının olmadığını, katılan şirketin sayacından kendi dairesine elektrik tesisatı çekmediğini, kiracısı olan tanık ...’nun da bunu yapmayacağını, kiracısı ile elektrik ve su faturası dahil olacak şekilde kira anlaşması yapmadığını savunmuştur.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümlenmesi için öncelikle karşılıksız yararlanma suçunun Türk Ceza Kanunlarındaki tarihsel gelişimi, 6352 sayılı Kanun ile hırsızlık suçunda yapılan değişikliklerin karşılıksız yararlanma suçuna etkisi ve kanun koyucunun bu düzenlemelerdeki amacının ne olduğunun tespiti gerekmektedir.
01.06.2005 tarihinden önce yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun ilk hâlinde karşılıksız yararlanma eylemleri suç olarak düzenlenmemişti. Örneğin, sahibinin rızası olmaksızın başkasının telefon hattına saplama yapmak suretiyle faydalanma fiillerinin suç olduğuna ilişkin Kanunda bir düzenleme bulunmamaktaydı. Ancak bu tür eylemler uygulamada, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 06.04.1990 tarihli ve 2-3 sayılı kararı doğrultusunda hırsızlık suçu kapsamında değerlendirilmekteydi. Daha sonra 06.06.1991 tarihli ve 3756 sayılı Kanun ile "Karşılıksız yararlanma suçları" başlığı altında 765 sayılı TCK'ya 521/a ve 521/b maddeleri eklenmek suretiyle yasal boşluk doldurulmaya çalışıldı.
765 sayılı TCK'nın "Karşılıksız yararlanma suçları" başlığını taşıyan 521/a maddesi;
"Ödeme yeteneği olmadığını bildiği hâlde;
1- Ücreti karşılığı hizmet veren pansiyon, otel ve han gibi geçici ikamete tahsis edilmiş yerlerde kalan,
2- Ücreti karşılığı hizmette bulunan lokanta ve benzeri yerlerde yiyip içen,
3- Taksi ve benzeri ulaşım araçlarında kendisini bir yerden diğer bir yere taşıtan,
Ve ödemede bulunmayan kimseye onbeş günden üç aya kadar hapis ve borçlu olunan miktarın on katı kadar ağır para cezası verilir.
Bu maddedeki suçların kovuşturması şikâyete bağlıdır."
Aynı Kanun'un 521/b maddesi ise;
"Ancak bedeli ödendiği takdirde hizmet elde edilebilecek otomatik aletlerden, ödeme yapmadan yararlanan kimseye, fiil daha ağır bir suçu oluşturmadığı takdirde onbeş günden üç aya kadar hapis veya yüzbin liradan beşyüzbin liraya kadar ağır para cezası verilir." şeklinde düzenlenmişti.
765 sayılı TCK'nın ilk hâlinde kaçak elektrik kullanımı da açıkça suç olarak öngörülmemişti.
765 sayılı TCK'nın "Hırsızlık" başlığını taşıyan 491. maddesinin birinci fıkrası;
“Her kim, diğerinin taşınabilir malını rızası olmaksızın faydalanmak için bulunduğu yerden alırsa altı aydan üç seneye kadar hapsolunur.” düzenlemesini taşımakta iken 765 sayılı TCK'nın 491. maddesinde, aynı zamanda karşılıksız yararlanma suçuna ilişkin düzenlemenin de getirildiği 3756 sayılı Kanun ile değişiklik yapılmış ve elektrik hırsızlığı suç olarak düzenlenmiştir. Yapılan bu değişiklik ile 491. maddeye "Ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji de taşınabilir mal sayılır.” ibaresi ikinci fıkra olarak eklenmiştir.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 141. maddesinde ise abonelik esasına göre yararlanılan su ve elektrik enerjisine karşı gerçekleştirilen eylemler;
"1- Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
2- Ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji de, taşınır mal sayılır.",
Aynı Kanun'un 142. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde;
1- Hırsızlık suçunun;
...
f) Elektrik enerjisi hakkında,
...
İşlenmesi hâlinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur." şeklinde hırsızlık suçu olarak düzenlenmişken 05.07.2012 tarihli ve 28344 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun'un 105. maddesi ile TCK'nın 141. maddesinin ikinci fıkrası; 82. maddesi ile de 142. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi yürürlükten kaldırılmıştır. Bu itibarla; 6352 sayılı Kanun sonrası abonelik esasına göre yararlanılabilen enerjinin hırsızlık suçunun konusunu oluşturabileceğini söylemek mümkün değildir.
5237 sayılı TCK'nın "Karşılıksız yararlanma" başlığını taşıyan 163. maddesi ise;
"1- Otomatlar aracılığı ile sunulan ve bedeli ödendiği takdirde yararlanılabilen bir hizmetten ödeme yapmadan yararlanan kişi, iki aydan altı aya kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.
2- Telefon hatları ile frekanslarından veya elektromanyetik dalgalarla yapılan şifreli veya şifresiz yayınlardan sahibinin veya zilyedinin rızası olmadan yararlanan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.” şeklinde iken 6352 sayılı Kanun'un 83. maddesi ile de 5237 sayılı TCK'nın 163. maddesine; "Abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun veya doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın ve tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi hâlinde kişi hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur." şeklindeki üçüncü fıkra eklenerek abonelik esasına göre yararlanılan su ve elektrik enerjisine karşı gerçekleştirilen eylemlerin karşılıksız yararlanma suçu kapsamında kaldığı belirtilmiştir.
5237 sayılı TCK'nın karşılıksız yararlanma suçunun düzenlendiği 163. maddesinin gerekçesinde;
“Madde metninde karşılıksız yararlanma suçu tanımlanmıştır. Otomatlar aracılığı ile sunulan ve bedeli ödendiği takdirde yararlanılabilen bir hizmetten ödeme yapmadan yararlanmak, karşılıksız yararlanma suçunu oluşturmaktadır. Otomatlar aracılığı ile satışa sunulan hizmetlerden, otomatın teknik işleyişini devre dışı bırakan müdahalelerle, bedeli ödenmeksizin yararlanılması durumunda, ortada bir taşınabilir mal bulunmadığı için, hırsızlık suçu oluşmayacaktır. Örneğin, toplu taşıma sistemlerinde yolcuların geçişlerini kontrol eden otomatlara müdahale edilmek suretiyle ücret ödenmeksizin yolculuk yapılması durumunda, karşılıksız yararlanma suçunun oluştuğunu kabul etmek gerekir. Burada, bir hilenin varlığından söz edilemez. Çünkü bu durumda herhangi bir kişi aldatılmamaktadır. Yapılan müdahale ile bir otomatın teknik işleyişinin devre dışı bırakılması durumunda da, bir hilenin varlığından söz edilemez. Çünkü, dolandırıcılık suçu açısından hilenin varlığı için muhatabın mutlaka insan olması gerekir.
Keza, başkasına ya da kamuya ait telefon şebekesinden bedeli ödenmeksizin ve hukuk dışı yollarla yararlanılması durumunda, hırsızlık suçu oluşmaz. Çünkü, ortada taşınabilir bir mal yoktur. Başkasına ya da kamuya ait telefon şebekesinden bedeli ödenmeksizin ve hukuk dışı yollarla yararlanılması fiili, karşılıksız yararlanmanın tipik bir örneğini oluşturmaktadır.
Kamu veya özel kuruluşlarca kurulmuş bulunan telli ve telsiz telefon hatları ile sistemlerinden veya elektromanyetik dalgalar yolu ile şifreli veya şifresiz yayın yapan televizyon yayınlarından sahiplerinin veya zilyetlerinin rızası olmadan yararlanılması durumunda da bu suç oluşur. Bu durumlarda bir mal söz konusu olmadığı için hırsızlık suçunun oluştuğundan söz edilemez.”,
6352 sayılı Kanun'un 83. maddesi ile 5237 sayılı TCK'nın 163. maddesine üçüncü fıkranın eklenmesine ilişkin gerekçede ise;
“5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 'Karşılıksız Yararlanma' başlıklı 163 üncü maddesinde; otomatlar aracılığı ile sunulan ve bedeli ödendiği takdirde yararlanılabilen bir hizmetten ödeme yapmadan yararlanan kişiler ile telefon hatları ile frekanslarından veya elektromanyetik dalgalarla yapılan şifreli veya şifresiz yayınlardan sahibinin veya zilyedinin rızası olmadan yararlanan kişilerin cezalandırılması hüküm altına alınmıştır. Maddenin gerekçesinde ise, bu durumlarda, ortada taşınabilir bir mal olmadığından hırsızlık suçunun oluştuğundan söz edilemeyeceği ve karşılıksız yararlanmanın tipik bir örneğinin düzenlendiği ifade edilmiştir.
Maddeyle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 'Karşılıksız yararlanma' başlıklı 163. maddesine yeni bir fıkra eklenmek suretiyle esas itibarıyla karşılıksız yararlanma kapsamında değerlendirilmesi gereken ve abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun veya doğalgazın sahibinin rızası olmaksızın tüketilmesi eylemleri de karşılıksız yararlanma olarak düzenlenmektedir. Yapılan düzenlemeyle, söz konusu eylemlerin cezası, bu suçlarla mücadelede etkinliğin sağlanabilmesi amacıyla iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası olarak öngörülmektedir.” açıklamalarına yer verilmiştir.
Görüldüğü gibi 5237 sayılı TCK ile 765 sayılı TCK'nın karşılıksız yararlanma suçuna ilişkin hükümleri arasında ciddi yapısal farklılıklar mevcuttur. Öncelikle, 765 sayılı TCK'da suç olarak düzenlenen, karşılıksız olarak geçici konaklamalar, lokanta ve benzeri yerlerde yiyip içme fiilleri, taksi ve benzeri ulaşım araçları ile kendisini bir yerden diğer bir yere taşıtmak şeklindeki fiiller, 5237 sayılı TCK'da suç olarak düzenlenmemiştir. Bu tür eylemlerin yeni TCK'da suç olarak düzenlenmemesi konusunda ne genel gerekçede ne de madde gerekçesinde bir açıklama bulunmaktadır. Uygulamada bu hareketlerin hukuki uyuşmazlık kapsamında kaldığı kabul edilmiştir. Ancak otomatlardan karşılıksız yararlanma suçu, cezası ağırlaştırılmak suretiyle, genel olarak 5237 sayılı TCK'da muhafaza edilmiştir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 06.04.1990 tarihli kararında telefon hizmetinden çeşitli usul ve yöntemlerle saplama yapmak suretiyle bedelsiz ve kaçak yararlanmanın hırsızlık suçunu oluşturduğu belirtilmiş olduğundan, 5237 sayılı TCK yürürlüğe girene kadar, bu içtihadı birleştirme kararı doğrultusunda telefon hizmetlerinden yararlanmak eylemleri hırsızlık olarak kabul edilmişken, 5237 sayılı TCK'da ise karşılıksız yararlanma suçu kapsamında değerlendirilmiştir. Enerjinin taşınır mal kabul edilmesi ve kaçak enerji kullanımının hırsızlık suçu olarak cezalandırılmasının tarihsel gelişiminin de karşılıksız yararlanma fiillerinin suç olarak kabul edilmesi sürecine benzediği görülmektedir. Bununla birlikte örneğin failin, mağduru aldatabilecek nitelikte bir takım hileli davranışlarda bulunarak lokanta ve benzeri yerlerde bedelini ödemeden yiyip içmek suretiyle kendisi lehine haksız bir yarar sağlaması şeklindeki eyleminin olayın özelliğine göre dolandırıcılık suçunu oluşturabileceği de gözetilmelidir.
Gelinen aşamada karşılıksız yararlanma suçunun yasal unsurları üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.
5237 sayılı TCK'nın 163. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen fiilin konusu, abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik, su veya doğal gazdır. Bu fıkra ile elektrik, su veya doğal gazdan bedel ödeyerek yararlanan kişilerin daha fazla ödemede bulunmaması amacıyla sayılan enerjiler üzerindeki kullanım hakları korunmaktadır. Bu kapsamda suçun mağduru, kendi hattından hukuka aykırı olarak enerji nakli yapılan gerçek veya tüzel kişi olabileceği gibi bu hizmeti sağlayan şirket de olabilir. Başka bir ifade ile mağdur; elektrik enerjisinin, suyun veya doğal gazın "sahibi" olmalıdır.
Abonelik esasına göre yararlanılabilme enerjinin bir niteliği olup bu suçun hizmeti sağlayan kurum veya kuruluşlar yanında geçerli bir abonelik sözleşmesi kurarak enerjinin sahibi hâline gelen ve kendi hattından hukuka aykırı olarak enerji nakli yapılan gerçek veya tüzel kişilere karşı işlenmesi mümkündür.
Elektrik enerjisi, doğal gaz veya sudan sahibinin rızası olmadan yararlanma fiilinin oluşması için, gerçek tüketim miktarının tespitinin engellenmiş olması da gerekir. Bu durum, abonelik esasına göre kurulması gereken tesisatın abonelik ilişkisi kurulmaksızın enerjiden yararlanma şeklinde ortaya çıkabileceği gibi geçerli bir abonelik ilişkisi bulunmakla birlikte enerjinin tüketim miktarını gösteren tesisata müdahale edilmesi sonucu tesisatın tüketim miktarını hiç göstermemesi veya daha az göstermesi şeklinde de gerçekleşebilir. Karşılıksız yararlanma suçunun oluşabilmesi için, failin, sadece kendi sayacına müdahale etmesi şart olmayıp somut olayda olduğu gibi abone olan başka bir kişiye ait sayaçtan geçtikten sonra ayrı bir hat çekerek ve ayrı bir sayaçtan geçirmeksizin kaçak elektrik kullanması hâlinde de kullandığı elektrik miktarının belirlenmesini engellemesi söz konusu olacaktır. Diğer bir deyişle, abonelik esasına göre kullanılan elektriğin miktarının belirlenmesi gerekirken başka abonenin sayacının varlığından faydalanıp kaçak kullanılan elektriğin gözden kaçırıldığı ve durum ortaya çıkarıldığında da kullanılan miktarın belli olmadığı gözetildiğinde, kullanılan enerji miktarının belirlenmesinin engellenmiş olduğundan kuşku duyulmamalıdır. Mühim olan kullanılan kaçak elektrik miktarının belli olmamasıdır. Kaçak kullanılan elektriğin başkasına ait sayaçtan geçmesinin önemi yoktur.
Bu açıklamalardan sonra sanığın eyleminin suç oluşturup oluşturmadığı ve bu suçun hukuki niteliğinin belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Katılan şirket adına kayıtlı olan 32326 tesisat numaralı elektrik sayacının çıkış sigortasından kablo bağlanmak suretiyle aynı binanın ikinci katında bulunan ve sanığa ait olan dairede elektrik enerjisi kullanıldığının anlaşıldığı olayda; elektrik enerjisinden hukuken abonelik esasına göre yararlanılabilmesi, katılan şirketin, dağıtıcı konumundaki kurum ile geçerli bir abonelik sözleşmesi kurarak sayaçtan geçen elektrik enerjisinin sahibi hâline gelmesi, sanığa ait dairede de sahibinin rızası olmaksızın ve tüketilen enerji miktarının belirlenmesinin önlenerek elektrik enerjisi kullanılması şeklinde gerçekleşen eylemin, TCK'nın 163. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen karşılıksız yararlanma suçunu oluşturduğu; 6352 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucunda ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerjinin taşınır mal sayılacağına ve elektrik enerjisinin de hırsızlık suçuna konu olabileceğine ilişkin TCK'nın 141. maddesinin ikinci fıkrası ile aynı Kanun'un 142. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin yürürlükten kaldırılması ve bu bağlamda abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin taşınır mal sayılmaması nedeniyle eylemin hırsızlık suçu kapsamında değerlendirilemeyeceği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile kabulüne, eylemin hukuki ihtilaf oluşturduğu gerekçesine dayanan Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, Özel Dairece, "Sanık ile katılan şirket arasında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 163/3. maddesinde belirtildiği şekilde abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisi kullanımının söz konusu olmaması" nedeniyle eylemin karşılıksız yararlanma suçunu oluşturmayacağı açıklanarak Yerel Mahkemenin beraat hükmünün onanmasına karar verildiği anlaşıldığından, karşılıksız yararlanma suçunu oluşturduğu kabul edilen iddiaya konu eylemin sanık tarafından işlenip işlenmediği ve 5237 sayılı TCK'nın 168/5. maddesi uyarınca etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığı hususları da dahil olmak üzere uygulamaların denetlenip incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
Birinci uyuşmazlık konusunda ulaşılan sonuç nedeniyle ikinci uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile KABULÜNE,
2- Yargıtay 17. Ceza Dairesinin 04.07.2017 tarihli ve 12237-8889 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Dosyanın esasının incelenmesi amacıyla Yargıtay 17. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 17.09.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Hukuku Özel Hükümler
(X) kişisi, bir otomat makinesinden bedelini ödemeden, hileli bir yöntemle ürün almıştır. (X)'in işlediği suç ve cezası ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) Hırsızlık suçu oluşur.
B) Dolandırıcılık suçu oluşur.
C) Karşılıksız yararlanma suçu oluşur; hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.
D) Güveni kötüye kullanma suçu oluşur.
E) Eylem suç oluşturmaz, hukuki ihtilaftır.
Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.