Türk Ceza Kanunu 188. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 188- (1) Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak imal, ithal veya ihraç eden kişi, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis ve ikibin günden yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Uyuşturucu veya uyarıcı madde ihracı fiilinin diğer ülke açısından ithal olarak nitelendirilmesi dolayısıyla bu ülkede yapılan yargılama sonucunda hükmolunan cezanın infaz edilen kısmı, Türkiye'de uyuşturucu veya uyarıcı madde ihracı dolayısıyla yapılacak yargılama sonucunda hükmolunan cezadan mahsup edilir.
(3) Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, on yıldan az olmamak üzere hapis ve bin günden yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. (Ek cümle: 18/6/2014 – 6545/66 md.) Ancak, uyuşturucu veya uyarıcı madde verilen veya satılan kişinin çocuk olması hâlinde, veren veya satan kişiye verilecek hapis cezası on beş yıldan az olamaz.[79]
(4) (Değişik: 27/3/2015-6638/11 md.) a) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin eroin, kokain, morfin, bazmorfin, sentetik kannabinoid ve türevleri, sentetik katinon ve türevleri, sentetik opioid ve türevleri veya amfetamin ve türevleri olması,[80]
b) Üçüncü fıkradaki fiillerin; okul, yurt, hastane, kışla veya ibadethane gibi tedavi, eğitim, askerî ve sosyal amaçla toplu bulunulan bina ve tesisler ile bunların varsa çevre duvarı, tel örgü veya benzeri engel veya işaretlerle belirlenen sınırlarına iki yüz metreden yakın mesafe içindeki umumi veya umuma açık yerlerde işlenmesi,
hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) (Değişik: 18/6/2014 – 6545/66 md.) Yukarıdaki fıkralarda gösterilen suçların, üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, verilecek ceza bir kat artırılır.
(6) Üretimi resmi makamların iznine veya satışı yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteye bağlı olan ve uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğuran her türlü madde açısından da yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanır. (Ek cümle: 29/6/2005 – 5377/22 md.) Ancak, verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir.
(7) Uyuşturucu veya uyarıcı etki doğurmamakla birlikte, uyuşturucu veya uyarıcı madde üretiminde kullanılan ve ithal veya imali resmi makamların iznine bağlı olan maddeyi ülkeye ithal eden, imal eden, satan, satın alan, sevk eden, nakleden, depolayan veya ihraç eden kişi, sekiz yıldan az olmamak üzere hapis ve bin günden yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.[81][82]
(8) Bu maddede tanımlanan suçların tabip, diş tabibi, eczacı, kimyager, veteriner, sağlık memuru, laborant, ebe, hemşire, diş teknisyeni, hastabakıcı, sağlık hizmeti veren, kimyacılıkla veya ecza ticareti ile iştigal eden kişi tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
855 karar eşleşti
10. Ceza Dairesi, 2024/9324 E., 2025/127 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
Sanık ...'un 29.07.2019 tarihli eylemi nedeniyle uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığının 30.10.2019 tarihli, 2019/2956 Soruşturma, 2019/2107 Esas ve 2019/533 sayılı iddianamesi ile 5237 sayılı TCK'nın 188/6-8 yollamasıyla 188/3, 53/1, 54/1, 63. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,
10. Ceza Dairesi 2024/9324 E. , 2025/127 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2021/1908 E., 2022/131 K.
SUÇLAR : Uyuşturucu madde ticareti yapma
HÜKÜM : İstinaf başvurularının esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : 1. Temyiz istemlerinin esastan reddiyle hükümlerin onanması(sanıklar ... ve ... yönünden)
2. Ret (sanık ... yönünden)
İTİRAZA KONU KARAR : Temyiz istemlerinin esastan reddiyle hükümlerin onanması (tüm sanıklar yönünden)
İTİRAZ EDEN : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
Dairemizin, 22.10.2024 tarihli ve 2022/5734 Esas, 2024/24365 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 05.12.2024 tarihli ve KD-2022/34516 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde;
5271 sayılı CMK'nın 308/1. maddesinde belirtilen kanunî süresinde yapılan aleyhe itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308/2. maddesi gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz başvurusu, sanık ... hakkındaki mahkûmiyet hükmü ile verilen 4 yıl 2 ay hapis cezası ve 8.320,00 TL adli para cezasının istinaf incelemesi neticesinde esastan reddine karar verilmesine ilişkin kararının temyiz incelemesi kapsamında olup olmadığına ilişkindir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, "5271 sayılı CMK'nın 286/2a maddesindeki İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararlarının temyiz edilemez kararlardan olması şeklindeki düzenleme karşısında karar hukuka aykırı görüldüğünden, temyiz edilen hükme yönelik temyiz başvurusunun CMK'nın 286/2a ve 298. maddeleri uyarınca reddine karar verilmesinin gerekeceği değerlendirilerek,Yüksek Daireniz kararına karşı 5271 sayılı Kanunun 308. maddesi uyarınca itiraz olağanüstü kanun yoluna başvurulması gerektiği değerlendirilmiştir." gerekçesiyle Dairemizin anılan kararına itiraz edildiği görülmüştür.
II. GEREKÇE
A. Sanık ...'un 29.07.2019 tarihli eylemi nedeniyle uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığının 30.10.2019 tarihli, 2019/2956 Soruşturma, 2019/2107 Esas ve 2019/533 sayılı iddianamesi ile 5237 sayılı TCK'nın 188/6-8 yollamasıyla 188/3, 53/1, 54/1, 63. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,
B. Bingöl 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 13.02.2020 tarihli ve 2019/422 Esas, 2020/61 Karar sayılı kararı ile sanık ... hakkında 29.07.2019 tarihli eylemi sabit kabul edilerek uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 188/6. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 188/3, 188/6, 188/8, 62/1, 52/2, 52/4, 53/1-2-3 ve 63. maddeleri uyarınca neticeten 6 yıl 3 ay hapis cezası ile 12.500-TL adli para cezasına hükmedildiği,
C. İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı sanık müdafiinin istinaf talebi üzerine, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 29.04.2021 tarihli ve 2021/356 Esas, 2021/534 Karar sayılı ilâmı ile;
"Sanık ... hakkında 29.07.2019 tarihli 7. olay nedeniyle verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik sanık müdafiinin istinaf taleplerinin incelenmesinde:
29.07.2019 tarihli 7. Olayda sanık ...'ın sanık ...'dan aldığı ve ... isimli şahsa verdiği iddia edilen 1 adet tabletle ilgili olarak Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü'nün 09.09.2019 tarihli DYR-KİM-19-09318 uzmanlık numaralı raporunda net 0,6 gr ağırlığındaki 1 adet kapsülün, 2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakında Kanun kapsamında değerlendirilmeyen, yeşil reçeteye tabii "pregabalin" etken maddesini içerdiğinin belirtildiğidikkate alınarak, suç konusu tabletlerin 5237 sayılı TCK'nın 188. Maddesinin 6. Fıkrasında belirtildiği şekilde;
a) “Uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğuran” bir madde olup olmadığı konusunda Adli Tıp Kurumu 5. İhtisas Kurulundan rapor alınması,
b) Üretiminin resmi makamların iznine veya satışının yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteye bağlı olup olmadığının, Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğünden sorulması, sonucuna göre eyleminin TCK'nın 188/6. maddesinde düzenlenen “uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğuran maddenin ticaretini yapma” suçunu oluşturup oluşturmadığının tartışılarak, sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ile hüküm kurulması,
c) Sanık ...'in eczacı teknisyeni olarak çalışması ve TCK'nın 188/8. Maddesinde sayılan "eczacı" ya da "ecza ticareti ile iştigal eden kişi" vasfında olmaması nedeniyle hakkında kurulan mahkumiyet hükmünde TCK'nın 188/8. Maddesi uyarınca artırım yapılarak fazla cezaya hükmolunması,
d)TCK'nın 53. maddesi uygulanırken 7242 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikler sonrası oluşan duruma göre, sanıklar hakkında TCK'nın 53. maddesinin 1. ve 2. fıkraları ile 3. Fıkrasının 1. cümlesinin uygulanması hususunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Hukuka aykırı olup, sanık müdafiinin istinaf itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden CMK'nın 289. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA,"
Gerekçesi ile sanık ... hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan 13.02.2020 tarihli mahkûmiyet hükmünün bozulmasına kesin olarak karar verildiği;
D. Bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama sonucunda, Bingöl 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.10.2021 tarihli ve 2021/206 Esas, 2021/303 Karar sayılı kararı ile sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 188/6. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 188/3, 188/6, 62/1, 52/2, 52/4, 53/1-2-3 ve 63. maddeleri uyarınca neticeten 4 yıl 2 ay hapis cezası ile 8.320-TL adli para cezasına hükmedildiği,
E. İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı sanık müdafiinin istinaf talebi üzerine, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 03.02.2022 tarihli ve 2021/1908 Esas, 2022/131 Karar sayılı ilâmı ile, sanık ... yönünden istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, karar içeriğinde sanık ... yönünden de temyiz kanun yoluna başvurulabileceği hususunun belirtildiği,
F. Sanık müdafiinin temyiz talebi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.03.2022 tarihli 2022/34516 sayılı Tebliğnamesi ile "Sanık ... müdafiinin temyiz talebinin incelenmesinde; Hükmolunan cezanın miktarı itibarıyla 5271 sayılı CMK’nın 286/2. maddesi uyarınca hükmün temyiz edilemez olduğu anlaşıldığından, sanık müdafii'nin temyiz isteminin CMK’nın 298. maddesi gereğince REDDİ," istemi ile dosyanın Dairemize gönderildiği,
G. Dairemizin, 22.10.2024 tarihli ve 2022/5734 Esas, 2024/24365 Karar sayılı kararı ile sanık ... yönünden kurulan hükmün, esas yönünden yapılan incelemesi sonucunda, sanık müdafiinin temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanmasına karar verildiği,
Anlaşılmıştır.
Somut olayda, sanık ... hakkında İlk Derece Mahkemesinin 13.02.2020 tarihli kararı ile hükmedilen neticeten 6 yıl 3 ay hapis cezası ile 12.500-TL adli para cezasının istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 29.04.2021 tarihli bozma ilâmı ile bozulması üzerine yapılan yargılama sonucunda İlk Derece Mahkemesince bu kez 26.10.2021 tarihli kararla neticeten 4 yıl 2 ay hapis cezası ile 8.320-TL adli para cezasına hükmedildiği ve kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 03.02.2022 tarihli ilâmı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği,
5271 sayılı CMK'nın "Temyiz" başlıklı 286/2-a maddesinde "İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları" nın temyiz edilemez olduğunun belirtildiği, 5271 sayılı CMK'nın anılan 286/2-a maddesinde yer alan "İlk derece mahkemelerinden" ibaresi ile de yargılama sürecindeki İlk Derece Mahkemesince verilen tüm kararların dikkate alınması gerektiğinin
vurgulandığı, dolayısıyla temyiz inceleme konusunun sadece Bölge Adliye Mahkemesinin bozma ilâmı sonrasında verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararları değil, istinaf bozma ilâmı öncesindeki süreci de kapsadığı,
Kaldı ki; 5271 sayılı CMK'nın 280/1-e maddesinde Bölge Adliye Mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hallerin sınırlı olarak sayıldığı, Bölge Adliye Mahkemesinin 29.04.2021 tarihli bozma ilâmı gerekçeleri dikkate alındığında, İlk Derece Mahkemesince verilen 4 yıl 2 ay hapis cezası ile 8.320-TL adli para cezasına ilişkin mahkûmiyet hükmünün aslında Bölge Adliye Mahkemesince verilmiş bir karar olarak kabulünde zorunluluk bulunmasına rağmen bozma üzerine İlk Derece Mahkemesince karar verilmesinin esasen tarafın var olan temyiz hakkının elinden alınması sonucunu doğurduğu, Bölge Adliye Mahkemesince yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı verilmesinin ve bozma kararına direnme yetkisi bulunmayan ilk derece mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı, kanun yolu başvuru hakkını ortadan kaldıracak mahiyetteki bu usule aykırılığın temyiz incelemesine konu edilebileceği ve bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda İlk Derece Mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmünün istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının temyizi kabil olduğu kabul edilerek, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
III. KARAR
A. Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ oy birliğiyle REDDİNE,
B. 5271 sayılı CMK'nın 308/3. maddesi uyarınca Dairemizin 22.10.2024 tarihli ve 2022/5734 Esas, 2024/24365 Karar sayılı kararı ile ilgili itirazı incelemek üzere dava dosyasının, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
07.01.2025 tarihinde karar verildi.
Diğer kararlar (4)
8. Ceza Dairesi, 2024/2546 E., 2025/2415 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
hakkında uyuşturucu madde ticareti suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 188/3, 188/4-a, 43, 62, 52, 53 ve 58. maddeleri uyarınca 16 yıl 1 ay 22 gün hapis cezası ve 56.240,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve ikinci kez tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir.
8. Ceza Dairesi 2024/2546 E. , 2025/2415 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2023/241 E., 2023/247 K.
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti
SUÇ TARİHLERİ : 22.10.2021,20.09.2021, 21.10.2021
HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi
TEMYİZ EDENLER : Sanık ... ve müdafii, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Düzeltilerek onama
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKİ SÜREÇ
A. İlk Derece Mahkemesi Kararı
Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 01.12.2022 tarihli ve 2022/169 Esas, 2022/387 Karar sayılı kararı ile sanıklar ... ve ... hakkında uyuşturucu madde ticareti suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 223/2-e maddesi gereği beraat; sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 188/3, 188/4-a, 43, 62, 52, 53 ve 58. maddeleri uyarınca 16 yıl 1 ay 22 gün hapis cezası ve 56.240,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve ikinci kez tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı
Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 07.02.2023 tarihli ve 2023/241 Esas, 2023/247 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik yapılan istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1.Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısının Temyiz İstemi
Sanıklar ... ve ...'in beraatleri yerine mahkumiyetlerine karar verilmesi gerektiğine ilişkindir.
2.Sanık ... ve Müdafinin Temyiz İstemleri
Delil bulunmadığına, kullanıcı olduğuna, 5237 sayılı Kanunun 188/4-a maddesinin hatalı uygulandığına ve etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
1. Sanıklar ... ve ... hakkında kurulan hükümler yönünden
Dava dosyası kapsamına göre; olay günü temyiz dışı sanık ..., ... ve ...'in ikametinde yapılan aramada; ...'in üzerinde ve attığı çuvalda metamfetamin, sentetik kannabinoid, esrar, hassas terazi ve folyo ele geçirildiği; sanık ...'in ise üzerinde yapılan aramada; kubar esrar ve hint keneviri tohumu ele geçirildiği iddiasına ilişkin olarak;
Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre sanık ...'in üzerinde herhangi bir uyuşturucu madde ele geçmemesi ve sanık ...'in üzerinde ele geçen maddenin kullanım dahilinde oluşu hususları birlikte değerlendirildiğinde sanıkların üzerilerine atılı suçu işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından şüphe sanıklar lehine değerlendirilerek atılı suçtan beraat kararları verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği anlaşılarak, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısının temyiz sebeplerinin incelenmesinde Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararlarda hukuka aykırılık bulunmamıştır.
2. Sanık ... hakkında kurulan hüküm yönünden
Dava dosyası kapsamına göre; 20.09.2021 tarihinde ihbar üzerine sanığın ikameti önünde yapılan fiziki takipte kullanıcı şahıslardan tütünle karıştırılmış sentetik kannabinoid ve esrar ele geçirildiği, sanığın ikametinde yapılan aramada ise tütünle karıştırılmış sentetik kannabinoid, esrar, metamfetamin ve hassas terazi ele geçirildiği; 21.10.2021 tarihinde sanığın yakalanmasına yönelik çalışmalarda araçta ve üzerinde yapılan aramada; tütün-sentetik kannabinoid karışımı madde, esrar, metamfetamin ele geçirildiği iddiasına ilişkin olarak;
Sanık hakkında kurulan hükümde 5237 sayılı Kanun'un 188/4-a maddesi uyarınca artırım yapılırken adli para cezası karşılığı gün sayısı eksik belirtilmiş ise de, sonrasında hesaplanan sonuç ceza doğru hesaplandığından, sonuca etki etmemesi nedeniyle maddi hata olarak nitelendirilmiş olup, mahallinde düzeltilmesi mümkün görülmüştür.
Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdani kanaatin dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği, kolluk tarafından tutulan tutanaklara göre uyuşturucu maddenin ele geçirilme biçimi, sanık savunması ile dava dosyası kapsamındaki tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde sanığın uyuşturucu madde ticareti suçunu işlediğine dair kabulde, delillerin değerlendirilmesine ilişkin takdirlerinde bir hukuka aykırılık bulunmadığı, 5237 sayılı Kanun'un 188/4-a maddesinin uygulanmasında ve etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmamasında bir isabetsizlik olmadığı anlaşıldığından, sanık ve müdafinin temyiz sebeplerinin incelenmesinde düzeltme nedeni dışında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Suçun işlenmesinde kullanılan Adli Emanet'in 2021/2144 ve 2021/2341 sıralarında kayıtlı hassas teraziler ile Aynı Emanet'in 2021/1964, 2021/1843 sıralarında kayıtlı alüminyum folyo, şeffaf poşetler ve küçük kağıt parçalarının 5237 sayılı Kanun'un 54/1. maddesi uyarınca müsaderesi yerine iadesine ve/veya imhasına karar verilmesi hukuka aykırı görülmüş ise de bahse konu hukuka aykırılık Yargıtay tarafından giderilmiştir.
III. KARAR
A. Sanıklar ... ve ... hakkında kurulan hükümler yönünden
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 07.02.2023 tarihli ve 2023/241 Esas, 2023/247 Karar sayılı kararında Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden, 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi uyarınca Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,
B. Sanık ... hakkında kurulan hüküm yönünden
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık ve müdafinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 07.02.2023 tarihli ve 2023/241 Esas, 2023/247 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2-4. maddesi gereği, BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 303/1. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, İlk Derece Mahkemesinin hüküm fıkrasının müsadereye ilişkin bölümündeki "-Trabzon Adli Emanetinin 2021/2144 sırasında kayıtlı bulunan ve üzerinde uyuşturucu kalıntısı bulunmayan 1 adet anahtarlık şeklinde dijital terazinin suçta kullanıldığı sabit olmamakla sahibine iadesine, Trabzon Adli Emanetinin 2021/1964 sırasında kayıtlı bulunan 1 adet rulo halinde alüminyum folyo, 1 adet doy doys ibareli beyaz renkli poşet, 16 adet küçük kağıt parçası, 1 adet şeffaf poşet parçasının üzerinde gerekli parmak izi incelemesi yapıldığından ve ekonomik değeri bulunmadığından sahibine iadesine, Trabzon Adli Emanetinin 2021/2341 sırasında kayıtlı bulunan 1 adet yeşil beyaz renkli dijital terazinin uyuşturucu etken maddesi kalıntılarının bulunduğu sabit olmamakla sahibine iadesine, Trabzon Adli Emanetinin 2021/1843 sırasında kayıtlı bulunan; -1 Adet Rulo halinde alüminyum folyo üzerinde gerekli inceleme yapıldığından ve ekonomik değeri bulunmadığından imhasına" ibarelerinin çıkartılması ve yerine "Suçun işlenmesinde kullanılan Adli Emanet'in 2021/2144 ve 2021/2341 sıralarında kayıtlı hassas teraziler ile aynı emanetin 2021/1964, 2021/1843 sıralarında kayıtlı alüminyum folyo, şeffaf poşetler ve küçük kağıt parçalarının 5237 sayılı Kanun'un 54/1. maddesi uyarınca müsaderesine" ibaresinin eklenmesi suretiyle, Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.03.2025 tarihinde karar verildi.
10. Ceza Dairesi, 2024/9769 E., 2025/973 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
maddesi uyarınca cezalandırılmalı, esrar elde etmek amacıyla ektiği kenevirleri bu amacını tamamlamak için kopardığında da TCK’nın 188/3. maddesi gereğince yaptırıma uğramalıdır.
10. Ceza Dairesi 2024/9769 E. , 2025/973 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2017/446 E., 2018/575 K.
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma
HÜKÜM : İlk Derece Mahkemesinin beraat hükmü kaldırılarak mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin esastan reddiyle hükmün onanması
İTİRAZA KONU KARAR : Bozma
İTİRAZ EDEN : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
Dairemizin, 22.10.2024 tarihli ve 2021/18168 Esas, 2024/24396 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 11.12.2024 tarihli ve 2018/49308 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde;
5271 sayılı CMK'nın 308/1. maddesinde belirtilen kanunî süresinde yapılan aleyhe itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308/2. maddesi gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz başvurusu, '' Sanıklar hakkında uyuşturucu madde ticareti yaptıkları ve bu amaçla hint keneviri yetiştirdiklerine dair ihbar bulunduğu ve arama sonucu bu ihbarın doğru olduğunun tespit edildiği, kenevir bitkilerini yetiştirmek için hazırlanan tertibatın masraflı ve özel bir çalışmayı gerektirdiği, bu tertibatın kullanmak için esrar yetiştiren normal bir şahsın yapacağı faaliyet olmadığı, ele geçen 21 adet dikili kenevir bitkisinin daralı ağırlığının 9412 ve 4640 gram ağırlığında olduğu ve kurutulmaya bırakılmış daralı ağırlığı 780 gram kenevir bitkisi ile birlikte değerlendirildiğinde ele geçen uyuşturucu maddenin kullanma sınırının üstünde olduğu, aynı eylemde bulunan diğer sanık ... hakkında verilen ve Yargıtay 9. CD'nin 22/09/2016 tarih ve 2016/1211-7577 sayılı kararı ile kesinleşen karara göre de suç vasfı yönünden kesin hükmün bulunduğu, birbirini doğrulayan delillere göre sanığın eylemi uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu oluşturduğu kanaati ile" Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına dair ilamın kaldırılmasına ve sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün onanmasına ilişkindir.
II. GEREKÇE
Dairemizin itiraza konu olan kararının, itiraz yazısında ileri sürülen tüm nedenler dosya içerisinde mevcut deliller gözetilerek ayrıntılı şekilde tartışılıp değerlendirildikten sonra Dairemiz ilamında belirtilen gerekçe ile sanığın eyleminin "kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma" suçunu oluşturduğu kanaatine ulaşıldığı anlaşıldığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
III. KARAR
Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle;
1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ Üye ... ile Üye ...'un karşı oyu ve oy çokluğuyla, REDDİNE,
2. 5271 sayılı CMK'nın 308/3. maddesi uyarınca Dairemizin, 22.10.2024 tarihli ve 2021/18168 Esas, 2024/24396 Karar sayılı hükmün bozulması kararı ile ilgili itirazı incelemek üzere dava dosyasının,
Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
03.02.2025 tarihinde karar verildi.
K A R Ş I O Y G E R E K Ç E S İ
Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık sanığın ticaret amacıyla izinsiz kenevir ekme ve ticaret amacıyla uyuşturucu madde bulundurma eylemlerinde fikri içtima hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağına ilişkindir.
Ceza hukukumuzda benimsenen "Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır" ilkesi uyarınca fiil sayısınca yaptırım uygulanacaktır. Ancak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun birinci kitabının ikinci kısmının beşinci bölümünde “Suçların içtimaı” başlığında, tipikliğe uygun birden çok fiil bulunmasına karşın, tek ceza verileceğine ilişkin istisnalara yer verilmiştir. TCK’nın 42. (bileşik suç), 43. (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddeleri, bu konuları düzenlemiştir.
Ceza hukukunun temel ilkelerinden olan "Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır" ilkesi uyarınca her bir suç ve her bir ceza bağımsızlığını korumaktadır. Birden fazla suç tipine ilişkin ihlal bulunduğunda bu ihlallere ilişkin cezaların toplanması halinde failin kusuru ile orantılı ceza verilmesi ilkesine aykırılık oluştuğu durumlarda doğacak sakıncaları gidermek amacıyla içtima öğretisi devreye girmektedir. İçtima öğretisinin temeli, failin kusurunu aşan biçimde ceza almamasına, diğer taraftan da hak etmediği bir yarar sağlamamasına dayanmaktadır. (..., Fikri İçtima,s. 7)Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlığın temelini aslında TCK’da düzenlenen yukarıda belirttiğimiz genel sistematiğin istisnalarından birini içeren “fikri içtima” konusunun ceza hukukunda uygulama koşulunun tespitinde yaşanan zorluk oluşturmaktadır.
Olayımızdaki eyleme genel kural çerçevesinde bakacak olursak, sanık esrar elde etmek amacıyla izinsiz kenevir ektiği için 2313 sayılı Kanun’un 23/5. maddesi uyarınca cezalandırılmalı, esrar elde etmek amacıyla ektiği kenevirleri bu amacını tamamlamak için kopardığında da TCK’nın 188/3. maddesi gereğince yaptırıma uğramalıdır. Daha basit bir anlatımla ifade edecek olursak, kanunlarda ayrı ayrı yaptırıma bağlandığından fail esrar elde etmek amacıyla kenevir ektiği için bir ceza almalı, esrar elde etmek amacıyla ektiği keneviri kopardığı için de bir ceza almalıdır.
Bu sonuç, sanığın kusurluluğuyla orantılı mıdır ? Aynı suçtan iki kez yargılama olmaz (Non Bis In Idem) ilkesine aykırılık oluşmakta mıdır ?
Aslında izinsiz kenevir ekme suçunun yasal tanımına göre esrar elde etme amacıyla işlenmesi karşısında uyuşturucu madde bulundurma suçunun yani TCK’nın 188. veya 191. maddesinde yazılı suçlarının hazırlık hareketi niteliğindedir. Failin baştan beri varolan kastı uyuşturucu madde elde etmektir. Fail ektiği kenevirleri hasat edip kuruttuktan sonra yakalanırsa ve kenevirlerin ekildiği yere ilişkin bir delil elde edilemezse sadece TCK’nın 188/3 veya 191. maddelerine göre cezalandırılacakken ekli kenevirin yanında kısmen ya da tamamen hasat edilmiş kenevir bitkisi bulunursa hem TCK hükümlerine hem de 2313 sayılı Kanun’un 23/5. maddesine göre cezalandırılacaktır. Bu durum adil olmayan hatalı sonuçlara yol açacaktır. (Tezcan-Erdem-Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku s.1000)Uyuşmazlığı tam olarak ortaya koymak için “fikri içtima” hususuna değinmek gerektiği gibi bununla birlikte özellikle “fiil” kavramından da bahsetmek gerekecektir.
5237 sayılı TCK’da benimsenen suç teorisine göre; suç, toplumsal düzenin devamı açısından korunması gereken hukuki değerlerin açık ve bilinçli bir ihlali veya en azından bu değerleri korumaya matuf kurallara özensizlik niteliği taşıyan insan davranışlarıdır. Bu yönü itibariyle "Suç bir haksızlıktır"; bir başka ifadeyle de hukuka aykırılık arz eden muayyen bir fiildir. (Özgenç, TCK. Gazi Şehri, Genel Hükümler 3. basım, s. 191-192). Bu teoriye göre suç; maddi, manevi ve hukuka aykırılık unsurundan oluşmaktadır. Fiil, fail, mağdur, netice, nedensellik bağlantısı ve suçun konusu suçun maddi unsurunun alt unsurlarını oluşturmaktadır.
Bir kişinin belirli bir neticeyi gerçekleştirmeye yönelik dış dünyaya yansıyan davranışı olarak nitelendirilebilen “fiil” düşüncenin uygulamaya geçiriliş halidir. Kişi tarafından yapılan iradi bir hareket olmalı ve bu hareket suçun tipikliğine uygun biçimde gerçekleşmelidir.
5237 sayılı TCK’da benimsenen yukarıda belirttiğimiz genel ilkenin istisnalarından biri olan “Fikri İçtima” konusu; zincirleme suçun düzenlendiği, anılan Kanunun 43. maddesinin ikinci fıkrasında, “Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır.” hükmünde aynı neviden fikri içtimayı tanımlar biçimde yer almış, 44. maddesinde de “İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır." hükmüyle de farklı neviden fikri içtimayı tanımlayarak yer bulmuştur. Fikri içtima hükmünün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla suçun oluşması gerekmektedir.
Fikri içtimanın hukuki niteliğini suç tekliği-suç çokluğu görüşleri ile açıklamak mümkün görülmemektedir. Her iki görüşü de suçu farklı algılamaktadır. Suç tekliği görüşü, suçu “fiil”olarak, suç çokluğu görüşü ise, normun ihlali olarak anlamaktadır. Fiil, suçun maddi unsurlarından biri olup, suçu fiil olarak tanımlamak doğru değildir. Suç tekliği görüşü kabul edildiği takdirde fikri içtima halinde ortada tek bir fiil, dolayısıyla tek bir suç bulunduğu için fiile sadece tek ceza verilecektir. Suç çokluğu görüşünün kabulü halinde, fikri içtimada faile neden tek ceza verileceği anlaşılamayacaktır. İçtima öğretisinde ortada birden fazla suç bulunmasına rağmen faile tek ceza verilmesinin nedeni, esas itibariyle mükerrer değerlendirme yasağı ve haksızlık muhtevasının tüketilmesi ile açıklanmaktadır. (..., Fikri İçtima S.63-65)Fikri içtimada, farklı neviden de olsa aynı neviden de olsa ortak şartlardan biri fiilin tek olması, diğeri de bu tek fiille birden çok suçun ihlal edilmesidir. Farklı neviden fikri içtimada farklı suçların işlenmesi, aynı neviden fikri içtimada ise aynı suçun birden fazla işlenmesi aralarındaki farkı oluşturmaktadır.
Farklı neviden fikri içtima halinde tek fiilin farklı suçları oluşturması, yani en azından iki farklı suçun bulunması gerekmektedir. Farklı suçtan anlaşılması gereken farklı suç tipini düzenleyen hükümlerdir. Bu suçlar aynı kanunda bulunabileceği gibi farklı kanunlarda da bulunabilir. Tek fiille işlenen farklı suçlardan biri veya birkaçı genel ceza kanunlarında, diğeri yahut diğerleri özel ceza kanunları veya ceza normu içeren özel kanunlarda yaptırıma bağlanmış olabilir. (Mahmut Koca- İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler 17. Baskı, s.553)
Suçlar arasında farklı neviden fikri içtima ilişkisinin mevcudiyetine rağmen gerçek içtima kuralının uygulanacağına ilişkin bir düzenleme varsa, genel hüküm niteliğini taşıyan TCK’nın 44. maddesi uygulanamaz. Örneğin; TCK’nın 106/3. fıkrasına göre tehdit amacıyla, kasten öldürme ve yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde bu suçlardan da ceza verileceği
açıkça belirtilmiştir. Diğer taraftan fikri içtima ilişkisinin bulunmadığı veya tartışmalı olduğu hallerde fikri içtima hükümlerinin uygulanacağına ilişkin düzenleme varsa gerçek içtima hükümleri uygulanamayacaktır. Örneğin TCK’nın 297. maddesi bunu emretmiştir. Bu tür zorunlulukların dışında gerçek içtima-fikri içtima konusu değerlendirmeye tabi tutulacaktır.
İçtima öğretisinin özünde, bir taraftan failin gereksiz ve kusurunu aşan şekilde cezalandırılmaması; diğer taraftan haksız bir yarar sağlamaması esasına dayanan adil ve rasyonel bir ceza yaptırımının uygulanması düşüncesi yatar. İşte bu nedenle, birden fazla suç tipinin ihlali hâlinde adil cezanın belirlenebilmesi için, içtima öğretisinin ceza hukuku sisteminde doğru bir biçimde düzenlenmesi ve değerlendirmeye tabi tutulması gerekecektir.
Kanun koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde “non bis in idem” kuralı gereğince bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne geçilmesini amaçlamış, “erime sistemi”ni benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağırının cezasının verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir.
Fiilin tek olması fikri içtimanın temelini oluşturur. Şayet fiil tekliği yoksa fikri içtimadan söz edilemez. Bununla birlikte "Fiil" ifadesinden ne anlaşılması gerektiği fiil tekliği-fiil çokluğu ayrımının neye göre yapılacağı sorunu ortaya çıkmaktadır. Diğer taraftan suç tekliği ve çokluğunun da ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Fiil tekliğinde doktrinde farklı görüşler ileri sürülmüştür.
Birinci görüş; fiili normun ihlali olarak kabul etmekte olup bu görüşe göre fiil, suç tipinin iradi kararla ihlal edilmesidir. Kaç tane suç tipine sebebiyet verilmiş ise o kadar fiil vardır. Bu görüşün kabulü halinde suç sayısı kadar fiil bulunduğuna göre suçların içtimasından söz etmeye gerek yoktur. Ancak bu görüş doktrinde taraftar bulamamıştır.
İkinci görüş; neticeyi fiilin unsuru olarak kabul eden görüştür. Bu görüş 765 sayılı TCK’nın uygulandığı dönemde doktrinde ağırlıklı şekilde taraftar bulmuştur. Anılan görüş, içtima öğretisi anlamında fiil sayısının tespitinde, suçun yasal tanımında neticeye yer verilen hallerde tipik neticeyi esas alır ve dış alemde birden fazla tipe uygun neticenin gerçekleşmesi durumunda birden fazla fiilin bulunduğunu kabul eder.
Üçüncü görüş, fiili hareket olarak kabul eden görüştür. Bu görüş neticeyi fiilin unsuru olarak değil fiilden ayrı olarak suçun maddi unsurları konusunda ele almaktadır. Bu görüş aynı zamanda içtima öğretisi anlamında fiil tekliği-fiil çokluğu ayrımında failin gerçekleştirdiği hareketi esas almaktadır. “Netice, suçun haksızlık unsurlarını gösteren yasal tanımda her zaman yer almamaktadır. Her suçta bir neticenin bulunmadığı ve suçların büyük bir kısmının sırf hareket suçu olduğu göz önünde bulundurulduğunda, fikri içtimada fiilin tek olmasında maksadın netice olduğu sonucuna varılamaz. Fiilin tekliğinin tespitinde netice esas alınmaz." ( Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 9. Bası, Ankara, 2016, s. 492 vd., Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayımcılık, 3. Bası, İstanbul, 2013, s. 462 vd., Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen - Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 7. Bası, Ankara 2013, s. 653 vb.).
Suç teorisi ve bu bağlamda hareket teorileri anlamındaki fiil kavramının içtima öğretisine taşınmayacağı hususunda ise doktrinde görüş birliği vardır. Suç teorisinde fiil insanın iradi davranışını ifade eder. Söz gelimi özel belgede sahtecilik suçu; sahte özel belge hazırlanması ve bu belgenin kullanılması halinde iki ayrı iradi fiilden ibaret olup suçun "çok hareketli suç" olarak nitelendirilmesinin esas nedeni iki ayrı iradi fiilden oluşmasıdır. Her ne kadar suç teorisi, anlamında iki ayrı fiilden oluşsa da içtima öğretisi anlamında tipik fiil tekliği kapsamında değerlendirmek suretiyle tek bir fiilin bulunduğu sonucuna ulaşılır" ( ..., s. 45); "Suç teorisinde fiil kavramı norm esas alınmak suretiyle de açıklanabilir; fiil kavramı tabii anlamında değil hukuki anlamında anlaşılır; söz gelimi mala zarar verme suçu bakımından suç konusu eşyaya çekiç ile her bir vuruş norm karşısında değerlendirilmeye tabi tutulduğunda tipik bir fiildir ve eşyaya bir kez vurulması suçun oluşumu bakımından yeterlidir. Her bir çekiç vuruşu birbirinden bağımsız bir fiil oluşturduğu; ortada birden fazla fiil bulunduğu ve fiil sayısınca suçun işlendiği söylenemez. Dolayısıyla ortada kaç tane fiilin bulunduğu içtima öğretisinin konusudur. İçtima öğretisindeki fiilin tekliğiyle suç teorisindeki tipe uygun fiil aynı değildir, farklılık arz eder." (Neslihan Göktürk, s. 47).
“İçtima öğretisinde fiil hareket olarak anlaşılmalıdır. İçtima öğretisinde fiilin sayısı ve tipik neticenin sayısı ayrı ayrı tespit edilmelidir. Tek bir fiil birden fazla aynı veya farklı neticeye sebebiyet verebilir. Dış dünyada fiile nedensellik bağı ile bağlı olan birden fazla neticenin gerçekleşmiş olması, netice sayısı kadar fiilin bulunduğu anlamına gelmez. Fiilin dış dünyada meydana getirdiği değişiklikler her ne kadar fiile nedensellik bağıyla bağlı olsa da fiilin bir unsuru değildir." (... s.50).
5237 sayılı TCK’da esas alınan teoriye göre; fiilin tekliğinden anlaşılması gereken netice değildir. Suçun yasal tanımında yer verilmiş olması neticeyi fiilin bir unsuru hâline getirmez; suçun yasal tanımında yer verilen netice suçun unsuru olup, fiilin bir unsuru değildir.
Suç teorisindeki fiil kavramının içtima öğretisine taşınması hâlinde tipe uygun her bir fiilin içtima öğretisinden bağımsız bir fiil teşkil ettiği ve her hâlükarda ortada birden fazla fiil ve birden fazla suç bulunduğu sonucuna ulaşılır. Bu hâlde fiil tekliği mümkün olmayacağı için, "fiil tekliği-fiil çokluğu" ayrımı ve bu ayrım üzerine temellenen "gerçek içtima-fikri içtima" ayrımının pratik bir sonucu kalmayacaktır.
Fail, tek bir fiilde dış dünyada birden fazla değişiklik meydana getirmek isteyebilir; ancak bu durum, fiilin tekliğini etkileyemez. Başka bir ifadeyle fail, tek bir fiille birden fazla aynı veya farklı suç tipini gerçekleştirme kastıyla hareket edebilir. Failin tek bir fiil ile birden fazla suça ilişkin kastla hareket etmesi fiil tekliği üzerinde etkili değildir.
Failin sebebiyet verdiği tipik neticelerin sayısının fiil sayısını belirlemede esas alınmayacağı, kanunda fikri içtima hükümlerine yer verilmiş olmasından da anlaşılmaktadır. Tipik neticenin sayısı, ancak birden fazla aynı veya farklı suçun oluşumu bakımından dikkate almalıdır. TCK'nın 43. maddesinin 3. fıkrasında yer verilen istisnai hüküm, neticenin fiil sayısının belirlenmesinde bir etkisinin olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Sonuç olarak neticenin ifade ettiği değersizliğin fikri içtima bağlamında "fiil tekliği-fiil çokluğu" ayrımında herhangi bir fonksiyonu yoktur. Tek bir fiille birden fazla neticeye sebebiyet verilmesi ve bu neticelerin aynı veya farklı suçlar bakımından tipik olmasına rağmen faile tek ceza verilmesinin, fakat cezanın belirlenmesinde diğer ihlal edilen suç tiplerinin de dikkate alınmasının nedeni, neticelerin çokluğunu fiilin haksızlık muhtevası ve kusur yoğunluğunun arttırıcı etkiye sahip olmasıyla açıklanabilir. Ortaya çıkan neticelerin sayısı ve bu neticelerin ifade ettiği zarar veya tehlike ise söz konusu haksızlığın yoğunluğunu artırmaktadır. Bu itibarla haksızlık muhtevasının tüketilmesi, çifte değerlendirme yasağı ve kusur ilkesi bağlamında ele alındığında, tek bir fiille birden fazla aynı veya farklı suç tipine sebebiyet verilmesi hâlinde faile tek bir ceza verilmesi gerekir. Ancak erime sistemi uygulanmak suretiyle failin sadece en ağır cezayı gerektiren suç tipinden sorumlu tutulmasının, özellikle yasal tanımında neticeye yer verilen suçlar bakımından haksız sonuçlara sebebiyet vermesi kaçınılmazdır. İşte bu noktada, somut olayda ortaya çıkan neticelerin sayısı ve bu neticelerin ifade ettiği zarar ve tehlikenin yoğunluğuna göre somut cezanın belirlenmesinde hakim TCK’nın 3. ve 61. maddelerini gözetecektir. Ancak belirlenen ceza, gerçek içtima kuralını sonuçlayacak şekilde olmamalıdır.
Bu aşamada fiil kavramı üzerinde durmak gerekecektir.
"Fiil tekliği-fiil çokluğu" ayrımı, içtima kavramının temelini oluşturduğundan, doğal anlamda ve hukuki anlamda fiil tekliğinden ne anlaşılması gerektiği ve aralarındaki ayırıcı kriterlerin değerlendirilmesi gerekmektedir. “Doğal anlamda fiil tekliği belirlenirken, iradi karar sonucu
gerçekleştirilen vücut hareketlerinin sayısı esas alınmaktadır. Buna göre, failin iradesinden kaynaklanan her bir vücut hareketi doğal anlamda tek bir fiildir, bunun sebebiyet verdiği tipik neticelerin sayısı önem taşımaz.
Ne zaman tek, ne zaman birden fazla fiil bulunduğu içtima öğretisinin öncelikli sorunudur. Çoğu zaman bu ayrımı yapmak kolay olmamaktadır.
Fiilin birden fazla olması her zaman birden fazla suç bulunduğu anlamına gelmediği gibi fiil sayısının tespitinde ihlal edilen normların sayısı bir ölçü değildir. Fiil tekliği-fiil çokluğu ve suç tekliği-suç çokluğu ayrımları birbirinden farklı olup, bu ayrım gerçek içtima ve suçların ayrımı ile görünüşte içtima açısından önemlidir. Çoğu suç birden fazla davranışla icra edilir; bu durum birden fazla fiil bulunduğu anlamına gelmez. Fiil tekliği- fiil çokluğu ayrımında doğal bakış açısı değil hukuki bakış açısı esas alınmalıdır. Gerçekleşen hareketler, ilgili suç tipleri karşısında hukuki bir değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. (..., s.96-97)
Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel hareket dış dünyaya yansıyan şekli itibariyle ayrı bir fiziki hareketi oluştursa da, bazen tüm hareketler bütünü suçların tipikliği ve hukuki nedenleri sonucu bir bütünlük içerisinde hukuki anlamda tek fiil olarak kabulünü gerektirmektedir.
Türk öğretisinde de genel kabul gördüğü üzere Alman Federal Yüksek Mahkemesi doğal fiil tekliğini şu şekilde tanımlamaktadır: “Şayet bir olayın parçalarını teşkil eden çeşitli hareketler tek bir iradi karara dayanıyorsa, tarafsız bir gözlemcinin nazarında bu hareketler yer ve zaman bakımından tek bir fiil olarak nitelendirilebilecek kadar birbiriyle sıkı bir bağlantı içerisinde bulunuyorsa, bu hareketler tek bir fiili oluşturur.” (... s. 104).
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun birçok kararında yansıtıldığı gibi, öğretide bu mahkeme kararından etkilenerek fiilin tekliğinin belirlenmesinde esas alınan kriterler şu şekilde belirlenmiştir.
a) Tek iradi karar
Fiil tekliğinden söz edebilmek için bütün hareketlerin tek bir iradi karara istinaden gerçekleştirilmesi gerekir. Failin farklı bir kararla hareket ettiği hallerde, artık bu karara bağlı olarak gerçekleştirilen davranışlar doğal fiil tekliği kapsamında değerlendirilemez. Failin ne zaman eski suç işleme iradesinin devamı olarak, ne zaman yeni bir iradi kararla hareket ettiği subjektif bir unsur olması nedeniyle olaysal bazda değerlendirilmelidir.
b) Tekrarlanan veya birbirini izleyen doğal anlamda birden fazla hareket bulunması,
Aynı nitelikte tekrarlanan hareketler, suç tipi karşısında ortak bir hukuki değerlendirmeye tabi tutulmak suretiyle tek bir fiil bulunduğu sonucuna ulaşılır. Suç tipinin gerçekleştirilebilmesi için tek bir hareketin yeterli olmasına rağmen aynı nitelikteki hareketlerin tekrarlanması hukuki anlamda tek bir fiil olarak değerlendirildiği için, suçların içtimasından söz edilemez. Tek fiil ile aynı suç tipinin birden fazla ihlal edilmesi nedeniyle aynı neviden fikri içtima söz konusu olmayıp; tek fiil ve tek suç vardır.
c) Yer ve zaman bakımından sıkı bağlantı bulunması,
Fiil tekliğinden söz edebilmek için yer ve zaman bakımından sıkı bağlantı bulunması aranacaktır. Ancak hareketler arasındaki zaman aralığının ne olması gerektiği konusunda kesin bir kriter ortaya koymak mümkün olmayıp, her somut olay bakımından ayrıca değerlendirme yapılmalıdır.
d) Tarafsız gözlemci nazarında hareketlerin tek bir fiil olarak görülmesi,
Aralarında yer ve zaman bakımından sıkı bağlantı bulunan, tekrarlanan veya ardışık hareketlerin tarafsız bir gözlemci nazarında doğal bakış açısı esas alınmak suretiyle bir bütün olarak tek fiil şeklinde değerlendirilebilir olması en önemli unsurlardan birisidir.
Tartışmanın temelini oluşturan “tek fiil” veya “bir fiil”den ne anlaşılması gerektiği konusunda çıkarım yapacak olursak; doğal anlamda fiilin tek olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin tek olduğu söylenebilirse de doğal anlamda fiilin çok olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin çok olduğu her zaman söylenemeyecektir. Bazen bir hareketler kümesi, hukuki açıdan tek bir fiil olarak kabul edilecektir. Bu hâlde suç tipinin birden fazla hareketle ihlal edilebilir olması hareketin hukuken tekliğini etkilemeyecek, doğal hareketler hukuken tek kabul edilecektir. Fikri içtimada da, fiil ya da hareketin tekliği, doğal anlamda değil hukuki anlamda tek olmayı ifade etmektedir. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan hukuksal anlamdaki “tek bir fiili” oluşturmaktadır.
Uyuşmazlığın konusu bakımından sanığın işlediği suçlardan kısaca bahsetmek gerekecektir.
2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanun, esrar elde etmek amacıyla kenevir ekmeyi yasaklamıştır. Kenevir ekme suçunun konusu olan kenevir bitkisi hiçbir işleme tabi tutulmasa bile uyuşturucu ve uyarıcı maddelerden esrarın etken maddesi olan THC (Tetrahidrocannabinol) içermektedir. Kenevir bitkisi, bütünüyle ya da kısmen söküldüğü veya koparıldığı andan itibaren esrar olarak kullanılabilecektir.
2313 sayılı Kanun’un 23. maddesi kenevir ekiminin izne bağlı olduğunu belirtmiş, izin belgesi almadan ya da izin belgesi almasına rağmen bilerek belgesinde belirtilen alandan fazla yerde veya izin belgesinde kayıtlı yerden başka yerde kenevir ekimi yapan kişilerin adlî para cezası ile cezalandırılacağı hüküm altına almıştır.
Anılan Kanun'un 23. maddesinin 5 .fıkrası; “ (Ek fıkra: 23/1/2008-5728/77 md.; Değişik birinci cümle: 18.06.2014-6545/1 md.) Esrar elde etmek amacıyla kenevir ekimi yapan kişi dört yıldan on iki yıla kadar hapis ve beşyüz günden onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. (Ek cümle:18.06.2014-6545/1 md.) Münhasıran kendi kullanımı için ihtiyaç duyduğu esrarı elde etmek amacıyla kenevir ekimi yapan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu madde kapsamında ekim yapma ibaresinden, tohumun toprağa ekilmesinden ürünün hasadına kadarki süreç anlaşılır.” şeklindeki düzenlemesi ile esrar elde etmek amacıyla kenevir ekmeyi yaptırıma bağlamıştır.
Kanunun bu fıkrası 18.06.2014 tarihli 6545 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önce sadece münhasıran esrar elde etmek için kenevir ekmeyi yaptırıma bağlamışken bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren esrar elde etmek için kenevir ekmeyi iki farklı suç olarak düzenlemiştir. Mevcut haliyle 23. maddenin 5. fıkrasının son cümlesi kendi kullanımı için esrar elde etmek amacıyla kenevir ekmeyi, aynı madde ve fıkranın ilk cümlesi bu amaç dışında dolayısıyla ticaret amacıyla esrar elde etmek için kenevir ekmeyi suç olarak kabul etmiştir.
Birbirinden farklı yaptırımlara tabi olan eylemlerin tespiti yani hangi amaçla kenevir ekimi yapıldığını belirlemek için de failin uyuşturucu madde ticareti yapmaya yönelik icra hareketleri içerisinde olup olmadığı, ektiği kenevirin kök sayısı, kenevirden elde edilebilecek esrar miktarı, ekili kenevir yanında hasadı yapılmış kenevir bulunup bulunmadığı ve bunların esrar edilebilecek miktarı gibi olayın bütünlüğü içerisinde değerlendirmeler yapılacaktır.
Kanun koyucu, kenevir ekimi yapan failin söküm yapılıncaya kadar tespit edildiği takdirde 2313 sayılı Kanun’a göre sorumlu tutulmasını hüküm altına almıştır. Kenevirden elde edilen esrar bulunduğu takdirde failin TCK’nın 188. maddesi veya 191. maddelerine göre sorumluluğu başlayacaktır.
5237 sayılı Kanun’un “Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti” başlıklı 188. maddesinin 3. fıkrasında yazılı uyuşturucu madde ticareti yapma suçu ülke içerisinde ruhsatsız olarak uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi satmak, satışa arz etmek, başkalarına vermek, sevk etmek, nakletmek, depolamak, satın almak, kabul etmek ve bulundurma hallerinden birinin gerçekleşmesi ile oluşacaktır. Bu fıkrada düzenlenen suçta sayılan seçimlik hareketlerin birinin yapılması suçun oluşması için yeterli olmaktadır.
İzinsiz kenevir ekimi eylemi ile birlikte uyuşturucu maddelerden esrar bulundurma eylemlerinde çoğu zaman mahkemece delil değerlendirilmesi yapılırken, kurutulmaya bırakılmış esrarın ticaret amacıyla mı yoksa kullanım amacıyla mı bulundurulup bulundurulmadığı dikili halde bulunan kenevir bitkisinin sayısı ve bundan elde edilebilecek esrar miktarı ile belirlenmekte, diğer taraftan dikili vaziyette bulunan kenevirin hangi amaçla ekildiğinin belirlenmesi yanında ele geçirilen esrar miktarı da gözetilmektedir. Bu bile eyleme bütünsel olarak bakmayı gerektirmektedir.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olayımızda olduğu gibi dikili vaziyette ele geçirilen hint kenevirinin bulunduğu ev, bahçe ve tarla gibi mekanların yanında kenevirden tamamen veya kısmen sökülmüş veyahut koparılmış halde esrar bulunduğu hallerde failin fiilinin, bir bütün halinde ve hukuki anlamda tek fiil olarak “uyuşturucu madde bulundurma” olduğunu kabul etmek gerekmektedir.
Esrar elde etmek kararıyla baştan beri aynı irade ile hareket eden, ektiği kenevir ile bu kenevirden elde ettiği esrarı aynı yer sayılabilecek alanda bulunduran failin eylemine bütünsel açıdan tarafsız bir gözle bakıldığında ticaret veya kullanmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurduğunu kabul etmemek imkansızdır.
Buna göre;
a) Tek bir iradi karar bulunması, (Esrar elde etmek),
b) Esrarın etken maddesi olan THC içeren keneviri ekmek, sökmek gibi, bulundurmak gibi amaca uygun birden fazla doğal anlamda hareket edilmesi,
c) Kenevirin ekildiği ve söküldüğü yerin aynı olması,
d) Uyuşturucu ticareti yaptığına ilişkin başkaca icrai harekette bulunmayan failin eyleminin objektif bakışla uyuşturucu madde bulundurulması şeklinde olması,
Doğal anlamda tek fiil bulunma şartlarının gerçekleştiğini ve hukuki açıdan tek fiilde bulunduğunu söyleme sonucunu doğuracaktır.
Bu açıklamalar gözetilerek somut olay değerlendirildiğinde;
Esrar elde etme iradesiyle hareket eden sanığın, hakkındaki mahkûmiyet hükmü kesinleşen ... ile birlikte Mert Can'a ait evde oda içerisinde ışıklandırma ve havalandırma düzenekleri kurmak suretiyle sera haline getirmiş oldukları yerde, usulüne uygun şekilde yapılan arama neticesinde; boyları 100 cm ile 230 cm arasında değişen etken maddesi içeriği kimyasal maddeler kullanılarak arttırılmış toplam 21 adet saksılara dikilmiş SCANC bitkiler (uzmanlık raporuna göre elde edilebilecek
net esrar miktarı; 2.107,8 gr) ile salon kısmında duvar dibinde siyah renkli naylon poşet içerisinde daralı 804.00 (uzmanlık raporuna göre net:78 gram gelen esrar) gram gelen SCNAC bitki uçları ile yapraklarını bulundurması şeklindeki eylemlerinin 2313 sayılı Kanun’un 23/5-1. maddesi ve TCK’nun 188/3. maddesinde tanımlanan fillere uyduğu ve suçların niteliği gereği birbiri ile bağlantılı birden fazla hareket ile kendi içerisinde bir bütün oluşturduğu, bu anlamda hukuki anlamda tek fiille birden fazla suçun oluşmasına sebebiyet veren sanık hakkında TCK’nın 44. maddesi gereğince fikri içtima hükümleri uygulanarak en ağır cezayı gerektiren TCK’nın 188/3. maddesince hüküm kurulması, kusurunu aşan biçimde ceza almamasını diğer taraftan da hak etmediği bir yarar sağlamaması da gözetilerek hüküm kurulurken aynı Kanun’un 61. maddesi uyarınca suçun işlenmesindeki özellikler, sanığın kastının ağırlığı ve güttüğü amaç gözetilerek cezasının alt sınırın üzerinde tayin edilmesi, diğer taraftan 2313 sayılı Kanun’un 23/5-1. maddesi uyarınca hükmedilen ve temyiz denetimine tabi olmayan mahkûmiyetinin bu cezasından mahsubuna karar verilmesi gerektiği görüşünde olduğumuzdan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraza ilişkin görüşünün değişik gerekçeyle kabulü ile kararın bu gerekçelerle bozulması düşüncesiyle sayın çoğunluğ
10. Ceza Dairesi, 2025/681 E., 2025/5663 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
maddesi uyarınca cezalandırılmalı, esrar elde etmek amacıyla ektiği kenevirleri bu amacını tamamlamak için kopardığında da TCK’nın 188/3. maddesi gereğince yaptırıma uğramalıdır.
10. Ceza Dairesi 2025/681 E. , 2025/5663 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2024/5301 E., 2024/3246 K.
SUÇLAR : 1. Uyuşturucu madde ticareti yapma
2. 2313 sayılı Kanun'a muhalefet
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ :1. 2313 sayılı Kanun'a muhalefet suçu yönünden verilen temyiz istemlerinin reddi
2. Uyuşturucu madde ticareti yapma suçu yönünden verilen temyiz istemlerinin esastan reddiyle hükmün onanması
Sanık hakkında kurulan hükümlerin, yapılan ön inceleme neticesinde temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.
Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, 5271 sayılı CMK'nın 299/1. maddesi gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
I.HUKUKİ SÜREÇ
A. Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesince sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma ve 2313 sayılı Kanun'a muhalefet suçlarından mahkûmiyetine karar verilmiştir.
B. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin yukarıda belirtilen kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık ve müdafiinin temyiz sebepleri özetle;
1. Suçun unsurlarının oluşmadığına,
2. Yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine,
3. Sanığın ve eşi temyize gelmeyen ...'ın soruşturma aşamasında tutuklanma korkusu ile verdikleri ifadelerinin tevil yollu ikrar olarak kabul edilmesinin 5271 sayılı CMK'nın 148/1. maddesine aykırılık teşkil ettiğine,
4. Eylemin kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma ve kendi kullanımı için kenevir ekme suçlarını oluşturacağına,
5. Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,
İlişkindir.
III. GEREKÇE
A. Sanık Hakkında 2313 Sayılı Kanun'a Muhalefet Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden;
5271 sayılı CMK'nın 286/2-a maddesinde yer verilen “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararlarının" temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, aynı Kanun’un 286/3. maddesi kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, sanık ve müdafiinin temyiz istemlerinin, aynı Kanun’un 298/1. maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerektiği yapılan ön inceleme neticesinde belirlenmiştir.
B. Sanık Hakkında Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden;
İlk Derece Mahkemesinin ve Bölge Adliye Mahkemesinin, suçun vasfı ile sübutuna, delillerin değerlendirilmesine, delillerin hukuka uygun olarak toplandığına ilişkin takdirlerinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla sanık ve müdafiinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş; hükümde açıklanan gerekçeler, tüm dosya kapsamına göre usul ve yasaya uygun bulunarak, hükümde hukuka aykırılık tespit edilmemiştir.
IV. KARAR
A. Sanıklar Hakkında 2313 sayılı Kanun'a Muhalefet Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden;
Gerekçe bölümünün (A) bendinde açıklanan nedenle, sanık ve müdafiinin temyiz istemlerinin, aynı Kanun’un 298/1. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
B. Sanık Hakkında Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden;
Gerekçe bölümünün (B) bendinde açıklanan nedenle, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesi kararında sanık ve müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı CMK'nın 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden; aynı Kanun'un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, Üye ... ve Üye ...'un karşı oyları ve oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Hükmolunan ceza miktarı ile tutuklu kalınan süre dikkate alınarak sanık hakkındaki salıverilme talebinin REDDİNE,
Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/1. maddesi uyarınca Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,15.05.2025 tarihinde karar verildi.
K A R Ş I O Y GEREKÇESİ
Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık sanığın ticaret amacıyla izinsiz kenevir ekme ve ticaret amacıyla uyuşturucu madde bulundurma eylemlerinde fikri içtima hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağına ilişkindir.
Ceza hukukumuzda benimsenen "Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır" ilkesi uyarınca fiil sayısınca yaptırım uygulanacaktır. Ancak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun birinci kitabının ikinci kısmının beşinci bölümünde “Suçların içtimaı” başlığında, tipikliğe uygun birden çok fiil bulunmasına karşın, tek ceza verileceğine ilişkin istisnalara yer verilmiştir. TCK’nın 42. (bileşik suç), 43. (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddeleri, bu konuları düzenlemiştir.
Ceza hukukunun temel ilkelerinden olan "Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır" ilkesi uyarınca her bir suç ve her bir ceza bağımsızlığını korumaktadır. Birden fazla suç tipine ilişkin ihlal bulunduğunda bu ihlallere ilişkin cezaların toplanması halinde failin kusuru ile orantılı ceza verilmesi ilkesine aykırılık oluştuğu durumlarda doğacak sakıncaları gidermek amacıyla içtima öğretisi devreye girmektedir. İçtima öğretisinin temeli, failin kusurunu aşan biçimde ceza almamasına, diğer taraftan da hak etmediği bir yarar sağlamamasına dayanmaktadır. (Neslihan Göktürk, Fikri İçtima,s. 7)
Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlığın temelini aslında TCK’da düzenlenen yukarıda belirttiğimiz genel sistematiğin istisnalarından birini içeren “fikri içtima” konusunun ceza hukukunda uygulama koşulunun tespitinde yaşanan zorluk oluşturmaktadır.
Olayımızdaki eyleme genel kural çerçevesinde bakacak olursak, sanık esrar elde etmek amacıyla izinsiz kenevir ektiği için 2313 sayılı Kanun’un 23/5. maddesi uyarınca cezalandırılmalı, esrar elde etmek amacıyla ektiği kenevirleri bu amacını tamamlamak için kopardığında da TCK’nın 188/3. maddesi gereğince yaptırıma uğramalıdır. Daha basit bir anlatımla ifade edecek olursak, kanunlarda ayrı ayrı yaptırıma bağlandığından fail esrar elde etmek amacıyla kenevir ektiği için bir ceza almalı, esrar elde etmek amacıyla ektiği keneviri kopardığı için de bir ceza almalıdır.
Bu sonuç, sanığın kusurluluğuyla orantılı mıdır ? Aynı suçtan iki kez yargılama olmaz (Non Bis In Idem) ilkesine aykırılık oluşmakta mıdır ?
Aslında izinsiz kenevir ekme suçunun yasal tanımına göre esrar elde etme amacıyla işlenmesi karşısında uyuşturucu madde bulundurma suçunun yani TCK’nın 188. veya 191. maddesinde yazılı suçlarının hazırlık hareketi niteliğindedir. Falin baştan beri varolan kastı uyuşturucu madde elde etmektir. Fail ektiği kenevirleri hasat edip kuruttuktan sonra yakalanırsa ve kenevirlerin ekildiği yere ilişkin bir delil elde edilemezse sadece TCK’nın 188/3 veya 191. maddelerine göre cezalandırılacakken ekli kenevirin yanında kısmen ya da tamamen hasat edilmiş kenevir bitkisi bulunursa hem TCK hükümlerine hem de 2313 sayılı Kanun’un 23/5. maddesine göre cezalandırılacaktır. Bu durum adil olmayan hatalı sonuçlara yol açacaktır. (Tezcan-Erdem-Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku s.1000)
Uyuşmazlığı tam olarak ortaya koymak için “fikri içtima” hususuna değinmek gerektiği gibi bununla birlikte özellikle “fiil” kavramından da bahsetmek gerekecektir.
5237 sayılı TCK’da benimsenen suç teorisine göre; suç, toplumsal düzenin devamı açısından korunması gereken hukuki değerlerin açık ve bilinçli bir ihlali veya en azından bu değerleri korumaya matuf kurallara özensizlik niteliği taşıyan insan davranışlarıdır. Bu yönü itibariyle "Suç bir haksızlıktır"; bir başka ifadeyle de hukuka aykırılık arz eden muayyen bir fiildir. (Özgenç, TCK. Gazi Şehri, Genel Hükümler 3. basım, s. 191-192). Bu teoriye göre suç; maddi, manevi ve hukuka aykırılık unsurundan oluşmaktadır. Fiil, fail, mağdur, netice, nedensellik bağlantısı ve suçun konusu suçun maddi unsurunun alt unsurlarını oluşturmaktadır.
Bir kişinin belirli bir neticeyi gerçekleştirmeye yönelik dış dünyaya yansıyan davranışı olarak nitelendirilebilen “fiil” düşüncenin uygulamaya geçiriliş halidir. Kişi tarafından yapılan iradi bir hareket olmalı ve bu hareket suçun tipikliğine uygun biçimde gerçekleşmelidir.
5237 sayılı TCK’da benimsenen yukarıda belirttiğimiz genel ilkenin istisnalarından biri olan “Fikri İçtima” konusu; zincirleme suçun düzenlendiği, anılan Kanun'un 43. maddesinin ikinci fıkrasında, “Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır.” hükmünde aynı neviden fikri içtimayı tanımlar biçimde yer almış, 44. maddesinde de “İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır." hükmüyle de farklı neviden fikri içtimayı tanımlayarak yer bulmuştur. Fikri içtima hükmünün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla suçun oluşması gerekmektedir.
Fikri içtimanın hukuki niteliğini suç tekliği-suç çokluğu görüşleri ile açıklamak mümkün görülmemektedir. Her iki görüşde suçu farklı algılamaktadır. Suç tekliği görüşü, suçu “fiil”olarak, suç çokluğu görüşü ise, normun ihlali olarak anlamaktadır. Fiil, suçun maddi unsurlarından biri olup, suçu fiil olarak tanımlamak doğru değildir. Suç tekliği görüşü kabul edildiği takdirde fikri içtima halinde ortada tek bir fiil, dolayısıyla tek bir suç bulunduğu için fiile sadece tek ceza verilecektir. Suç çokluğu görüşünün kabulü halinde, fikri içtimada faile neden tek ceza verileceği anlaşılamayacaktır. İçtima öğretisinde ortada birden fazla suç bulunmasına rağmen faile tek ceza verilmesinin nedeni, esas itibariyle mükerrer değerlendirme yasağı ve haksızlık muhtevasının tüketilmesi ile açıklanmaktadır. (Neslihan Göktürk, Fikri İçtima S.63-65)
Fikri içtimada, farklı neviden de olsa aynı neviden de olsa ortak şartlardan biri fiilin tek olması, diğeri de bu tek fiille birden çok suçun ihlal edilmesidir. Farklı neviden fikri içtimada farklı suçların işlenmesi, aynı neviden fikri içtimada ise aynı suçun birden fazla işlenmesi aralarındaki farkı oluşturmaktadır.
Farklı neviden fikri içtima halinde tek fiilin farklı suçları oluşturması, yani en azından iki farklı suçun bulunması gerekmektedir. Farklı suçtan anlaşılması gereken farklı suç tipini düzenleyen hükümlerdir. Bu suçlar aynı kanunda bulunabileceği gibi farklı kanunlarda da bulunabilir. Tek fiille işlenen farklı suçlardan biri veya birkaçı genel ceza kanunlarında, diğeri yahut diğerleri özel ceza kanunları veya ceza normu içeren özel kanunlarda yaptırıma bağlanmış olabilir. (Mahmut Koca- İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler 17. Baskı, s.553)
Suçlar arasında farklı neviden fikri içtima ilişkisinin mevcudiyetine rağmen gerçek içtima kuralının uygulanacağına ilişkin bir düzenleme varsa, genel hüküm niteliğini taşıyan TCK’nın 44. maddesi uygulanamaz. Örneğin; TCK’nın 106/3. fıkrasına göre tehdit amacıyla, kasten öldürme ve yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde bu suçlardan da ceza verileceği açıkça belirtilmiştir. Diğer taraftan fikri içtima ilişkisinin bulunmadığı veya tartışmalı olduğu hallerde fikri içtima hükümlerinin uygulanacağına ilişkin düzenleme varsa gerçek içtima hükümleri uygulanamayacaktır. Örneğin TCK’nın 297. maddesi bunu emretmiştir. Bu tür zorunlulukların dışında gerçek içtima-fikri içtima konusu değerlendirmeye tabi tutulacaktır.
İçtima öğretisinin özünde, bir taraftan failin gereksiz ve kusurunu aşan şekilde cezalandırılmaması; diğer taraftan haksız bir yarar sağlamaması esasına dayanan adil ve rasyonel bir ceza yaptırımının uygulanması düşüncesi yatar. İşte bu nedenle, birden fazla suç tipinin ihlali hâlinde adil cezanın belirlenebilmesi için, içtima öğretisinin ceza hukuku sisteminde doğru bir biçimde düzenlenmesi ve değerlendirmeye tabi tutulması gerekecektir.
Kanun koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde “non bis in idem” kuralı gereğince bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne geçilmesini amaçlamış, “erime sistemi”ni benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağırının cezasının verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir.
Fiilin tek olması fikri içtimanın temelini oluşturur. Şayet fiil tekliği yoksa fikri içtimadan söz edilemez. Bununla birlikte "Fiil" ifadesinden ne anlaşılması gerektiği fiil tekliği-fiil çokluğu ayrımının neye göre yapılacağı sorunu ortaya çıkmaktadır. Diğer taraftan suç tekliği ve çokluğunun da ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Fiil tekliğinde doktrinde farklı görüşler ileri sürülmüştür.
Birinci görüş; fiili normun ihlali olarak kabul etmekte olup bu görüşe göre fiil, suç tipinin iradi kararla ihlal edilmesidir. Kaç tane suç tipine sebebiyet verilmiş ise o kadar fiil vardır. Bu görüşün kabulü halinde suç sayısı kadar fiil bulunduğuna göre suçların içtimasından söz etmeye gerek yoktur. Ancak bu görüş doktrinde taraftar bulamamıştır.
İkinci görüş; neticeyi fiilin unsuru olarak kabul eden görüştür. Bu görüş 765 sayılı TCK’nın uygulandığı dönemde doktrinde ağırlıklı şekilde taraftar bulmuştur. Anılan görüş , içtima öğretisi anlamında fiil sayısının tespitinde, suçun yasal tanımında neticeye yer verilen hallerde tipik neticeyi esas alır ve dış alemde birden fazla tipe uygun neticenin gerçekleşmesi durumunda birden fazla fiilin bulunduğunu kabul eder.
Üçüncü görüş, fiili hareket olarak kabul eden görüştür. Bu görüş neticeyi fiilin unsuru olarak değil fiilden ayrı olarak suçun maddi unsurları konusunda ele almaktadır. Bu görüş aynı zamanda içtima öğretisi anlamında fiil tekliği-fiil çokluğu ayrımında failin gerçekleştirdiği hareketi esas almaktadır. “Netice, suçun haksızlık unsurlarını gösteren yasal tanımda her zaman yer almamaktadır. Her suçta bir neticenin bulunmadığı ve suçların büyük bir kısmının sırf hareket suçu olduğu göz önünde bulundurulduğunda, fikri içtimada fiilin tek olmasında maksadın netice olduğu sonucuna varılamaz. Fiilin tekliğinin tespitinde netice esas alınmaz." ( Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 9. Bası, Ankara, 2016, s. 492 vd., Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayımcılık, 3. Bası, İstanbul, 2013, s. 462 vd., Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen - Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 7. Bası, Ankara 2013, s. 653 vb.).
Suç teorisi ve bu bağlamda hareket teorileri anlamındaki fiil kavramının içtima öğretisine taşınmayacağı hususunda ise doktrinde görüş birliği vardır."Suç teorisinde fiil insanın iradi davranışını ifade eder. Söz gelimi özel belgede sahtecilik suçu; sahte özel belge hazırlanması ve bu belgenin kullanılması halinde iki ayrı iradi fiilden ibaret olup suçun "çok hareketli suç" olarak nitelendirilmesinin esas nedeni iki ayrı iradi fiilden oluşmasıdır. Her ne kadar suç teorisi, anlamında iki ayrı fiilden oluşsa da içtima öğretisi anlamında tipik fiil tekliği kapsamında değerlendirmek suretiyle tek bir fiilin bulunduğu sonucuna ulaşılır" ( Neslihan Göktürk, s. 45); "Suç teorisinde fiil kavramı norm esas alınmak suretiyle de açıklanabilir; fiil kavramı tabii anlamında değil hukuki anlamında anlaşılır; söz gelimi mala zarar verme suçu bakımından suç konusu eşyaya çekiç ile her bir vuruş norm karşısında değerlendirilmeye tabi tutulduğunda tipik bir fiildir ve eşyaya bir kez vurulması suçun oluşumu bakımından yeterlidir. Her bir çekiç vuruşu birbirinden bağımsız bir fiil oluşturduğu; ortada birden fazla fiil bulunduğu ve fiil sayısınca suçun işlendiği söylenemez. Dolayısıyla ortada kaç tane fiilin bulunduğu içtima öğretisinin konusudur. İçtima öğretisindeki fiilin tekliğiyle suç teorisindeki tipe uygun fiil aynı değildir, farklılık arz eder." (Neslihan Göktürk, s. 47). “İçtima öğretisinde fiil hareket olarak anlaşılmalıdır. İçtima öğretisinde fiilin sayısı ve tipik neticenin sayısı ayrı ayrı tespit edilmelidir. Tek bir fiil birden fazla aynı veya farklı neticeye sebebiyet verebilir. Dış dünyada fiile nedensellik bağı ile bağlı olan birden fazla neticenin gerçekleşmiş olması, netice sayısı kadar fiilin bulunduğu anlamına gelmez. Fiilin dış dünyada meydana getirdiği değişiklikler her ne kadar fiile nedensellik bağıyla bağlı olsa da fiilin bir unsuru değildir." (Neslihan Göktürk s.50).
5237 sayılı TCK’da esas alınan teoriye göre; fiilin tekliğinden anlaşılması gereken netice değildir. Suçun yasal tanımında yer verilmiş olması neticeyi fiilin bir unsuru hâline getirmez; suçun yasal tanımında yer verilen netice suçun unsuru olup, fiilin bir unsuru değildir.
Suç teorisindeki fiil kavramının içtima öğretisine taşınması hâlinde tipe uygun her bir fiilin içtima öğretisinden bağımsız bir fiil teşkil ettiği ve her hâlükarda ortada birden fazla fiil ve birden fazla suç bulunduğu sonucuna ulaşılır. Bu hâlde fiil tekliği mümkün olmayacağı için, "fiil tekliği-fiil çokluğu" ayrımı ve bu ayrım üzerine temellenen "gerçek içtima-fikri içtima" ayrımının pratik bir sonucu kalmayacaktır.
Fail, tek bir fiilde dış dünyada birden fazla değişiklik meydana getirmek isteyebilir; ancak bu durum, fiilin tekliğini etkileyemez. Başka bir ifadeyle fail, tek bir fiille birden fazla aynı veya farklı suç tipini gerçekleştirme kastıyla hareket edebilir. Failin tek bir fiil ile birden fazla suça ilişkin kastla hareket etmesi fiil tekliği üzerinde etkili değildir.
Failin sebebiyet verdiği tipik neticelerin sayısının fiil sayısını belirlemede esas alınmayacağı, kanunda fikri içtima hükümlerine yer verilmiş olmasından da anlaşılmaktadır. Tipik neticenin sayısı, ancak birden fazla aynı veya farklı suçun oluşumu bakımından dikkate almalıdır. TCK'nın 43. maddesinin 3. fıkrasında yer verilen istisnai hüküm, neticenin fiil sayısının belirlenmesinde bir etkisinin olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Sonuç olarak neticenin ifade ettiği değersizliğin fikri içtima bağlamında "fiil tekliği-fiil çokluğu" ayrımında herhangi bir fonksiyonu yoktur. Tek bir fiille birden fazla neticeye sebebiyet verilmesi ve bu neticelerin aynı veya farklı suçlar bakımından tipik olmasına rağmen faile tek ceza verilmesinin, fakat cezanın belirlenmesinde diğer ihlal edilen suç tiplerinin de dikkate alınmasının nedeni, neticelerin çokluğunu fiilin haksızlık muhtevası ve kusur yoğunluğunun arttırıcı etkiye sahip olmasıyla açıklanabilir. Ortaya çıkan neticelerin sayısı ve bu neticelerin ifade ettiği zarar veya tehlike ise söz konusu haksızlığın yoğunluğunu artırmaktadır. Bu itibarla haksızlık muhtevasının tüketilmesi, çifte değerlendirme yasağı ve kusur ilkesi bağlamında ele alındığında, tek bir fiille birden fazla aynı veya farklı suç tipine sebebiyet verilmesi hâlinde faile tek bir ceza verilmesi gerekir. Ancak erime sistemi uygulanmak suretiyle failin sadece en ağır cezayı gerektiren suç tipinden sorumlu tutulmasının, özellikle yasal tanımında neticeye yer verilen suçlar bakımından haksız sonuçlara sebebiyet vermesi kaçınılmazdır. İşte bu noktada, somut olayda ortaya çıkan neticelerin sayısı ve bu neticelerin ifade ettiği zarar ve tehlikenin yoğunluğuna göre somut cezanın belirlenmesinde hakim TCK’nın 3. ve 61. maddelerini gözetecektir. Ancak belirlenen ceza, gerçek içtima kuralını sonuçlayacak şekilde olmamalıdır.
Bu aşamada fiil kavramı üzerinde durmak gerekecektir.
"Fiil tekliği-fiil çokluğu" ayrımı, içtima kavramının temelini oluşturduğundan, doğal anlamda ve hukuki anlamda fiil tekliğinden ne anlaşılması gerektiği ve aralarındaki ayırıcı kriterlerin değerlendirilmesi gerekmektedir. “Doğal anlamda fiil tekliği belirlenirken, iradi karar sonucu gerçekleştirilen vücut hareketlerinin sayısı esas alınmaktadır. Buna göre, failin iradesinden kaynaklanan her bir vücut hareketi doğal anlamda tek bir fiildir, bunun sebebiyet verdiği tipik neticelerin sayısı önem taşımaz.
Ne zaman tek, ne zaman birden fazla fiil bulunduğu içtima öğretisinin öncelikli sorunudur. Çoğu zaman bu ayrımı yapmak kolay olmamaktadır.
Fiilin birden fazla olması her zaman birden fazla suç bulunduğu anlamına gelmediği gibi fiil sayısının tespitinde ihlal edilen normların sayısı bir ölçü değildir. Fiil tekliği-fiil çokluğu ve suç tekliği-suç çokluğu ayrımları birbirinden farklı olup, bu ayrım gerçek içtima ve suçların ayrımı ile görünüşte içtima açısından önemlidir. Çoğu suç birden fazla davranışla icra edilir; bu durum birden fazla fiil bulunduğu anlamına gelmez. Fiil tekliği- fiil çokluğu ayrımında doğal bakış açısı değil hukuki bakış açısı esas alınmalıdır. Gerçekleşen hareketler, ilgili suç tipleri karşısında hukuki bir değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. (Neslihan Göktürk, s.96-97)
Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel hareket dış dünyaya yansıyan şekli itibariyle ayrı bir fiziki hareketi oluştursa da, bazen tüm hareketler bütünü suçların tipikliği ve hukuki nedenleri sonucu bir bütünlük içerisinde hukuki anlamda tek fiil olarak kabulünü gerektirmektedir.
Türk öğretisinde de genel kabul gördüğü üzere Alman Federal Yüksek Mahkemesi doğal fiil tekliğini şu şekilde tanımlamaktadır: “Şayet bir olayın parçalarını teşkil eden çeşitli hareketler tek bir iradi karara dayanıyorsa, tarafsız bir gözlemcinin nazarında bu hareketler yer ve zaman bakımından tek bir fiil olarak nitelendirilebilecek kadar birbiriyle sıkı bir bağlantı içerisinde bulunuyorsa, bu hareketler tek bir fiili oluşturur.” (Neslihan Göktürk s. 104). Yargıtay Ceza Genel Kurulunun birçok kararında yansıtıldığı gibi, öğretide bu mahkeme kararından etkilenerek fiilin tekliğinin belirlenmesinde esas alınan kriterler şu şekilde belirlenmiştir.
a. Tek iradi karar
Fiil tekliğinden söz edebilmek için bütün hareketlerin tek bir iradi karara istinaden gerçekleştirilmesi gerekir. Failin farklı bir kararla hareket ettiği hallerde, artık bu karara bağlı olarak gerçekleştirilen davranışlar doğal fiil tekliği kapsamında değerlendirilemez. Failin ne zaman eski suç işleme iradesinin devamı olarak, ne zaman yeni bir iradi kararla hareket ettiği subjektif bir unsur olması nedeniyle olaysal bazda değerlendirilmelidir.
b. Tekrarlanan veya birbirini izleyen doğal anlamda birden fazla hareket bulunması,
Aynı nitelikte tekrarlanan hareketler, suç tipi karşısında ortak bir hukuki değerlendirmeye tabi tutulmak suretiyle tek bir fiil bulunduğu sonucuna ulaşılır. Suç tipinin gerçekleştirilebilmesi için tek bir hareketin yeterli olmasına rağmen aynı nitelikteki hareketlerin tekrarlanması hukuki anlamda tek bir fiil olarak değerlendirildiği için, suçların içtimasından söz edilemez. Tek fiil ile aynı suç tipinin birden fazla ihlal edilmesi nedeniyle aynı neviden fikri içtima söz konusu olmayıp; tek fiil ve tek suç vardır.
c. Yer ve zaman bakımından sıkı bağlantı bulunması,
Fiil tekliğinden söz edebilmek için yer ve zaman bakımından sıkı bağlantı bulunması aranacaktır. Ancak hareketler arasındaki zaman aralığının ne olması gerektiği konusunda kesin bir kriter ortaya koymak mümkün olmayıp, her somut olay bakımından ayrıca değerlendirme yapılmalıdır.
d. Tarafsız gözlemci nazarında hareketlerin tek bir fiil olarak görülmesi,
Aralarında yer ve zaman bakımından sıkı bağlantı bulunan, tekrarlanan veya ardışık hareketlerin tarafsız bir gözlemci nazarında doğal bakış açısı esas alınmak suretiyle bir bütün olarak tek fiil şeklinde değerlendirilebilir olması en önemli unsurlardan birisidir.
Tartışmanın temelini oluşturan “tek fiil” veya “bir fiil”den ne anlaşılması gerektiği konusunda çıkarım yapacak olursak; doğal anlamda fiilin tek olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin tek olduğu söylenebilirse de doğal anlamda fiilin çok olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin çok olduğu her zaman söylenemeyecektir. Bazen bir hareketler kümesi, hukuki açıdan tek bir fiil olarak kabul edilecektir. Bu hâlde suç tipinin birden fazla hareketle ihlal edilebilir olması hareketin hukuken tekliğini etkilemeyecek, doğal hareketler hukuken tek kabul edilecektir. Fikri içtimada da, fiil ya da hareketin tekliği, doğal anlamda değil hukuki anlamda tek olmayı ifade etmektedir. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan hukuksal anlamdaki “tek bir fiili” oluşturmaktadır.
Uyuşmazlığın konusu bakımından sanığın işlediği suçlardan kısaca bahsetmek gerekecektir.
2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanun, esrar elde etmek amacıyla kenevir ekmeyi yasaklamıştır. Kenevir ekme suçunun konusu olan kenevir bitkisi hiçbir işleme tabi tutulmasa bile uyuşturucu ve uyarıcı maddelerden esrarın etken maddesi olan THC (Tetrahidrocannabinol) içermektedir. Kenevir bitkisi, bütünüyle ya da kısmen söküldüğü veya koparıldığı andan itibaren esrar olarak kullanılabilecektir.
2313 sayılı Kanun’un 23. maddesi kenevir ekiminin izne bağlı olduğunu belirtmiş, izin belgesi almadan ya da izin belgesi almasına rağmen bilerek belgesinde belirtilen alandan fazla yerde veya izin belgesinde kayıtlı yerden başka yerde kenevir ekimi yapan kişilerin adlî para cezası ile cezalandırılacağı hüküm altına almıştır.
Anılan Kanun'un 23. maddesinin 5 .fıkrası; “ (Ek fıkra: 23/1/2008-5728/77 md.; Değişik birinci cümle: 18/6/2014-6545/1 md.) Esrar elde etmek amacıyla kenevir ekimi yapan kişi dört yıldan on iki yıla kadar hapis ve beşyüz günden onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. (Ek cümle: 18/6/2014-6545/1 md.) Münhasıran kendi kullanımı için ihtiyaç duyduğu esrarı elde etmek amacıyla kenevir ekimi yapan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu madde kapsamında ekim yapma ibaresinden, tohumun toprağa ekilmesinden ürünün hasadına kadarki süreç anlaşılır.” şeklindeki düzenlemesi ile esrar elde etmek amacıyla kenevir ekmeyi yaptırıma bağlamıştır.
Kanun'un bu fıkrası 18.06.2014 tarihli 6545 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önce sadece münhasıran esrar elde etmek için kenevir ekmeyi yaptırıma bağlamışken bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren esrar elde etmek için kenevir ekmeyi iki farklı suç olarak düzenlemiştir. Mevcut haliyle 23. maddenin 5. fıkrasının son cümlesi kendi kullanımı için esrar elde etmek amacıyla kenevir ekmeyi, aynı madde ve fıkranın ilk cümlesi bu amaç dışında dolayısıyla ticaret amacıyla esrar elde etmek için kenevir ekmeyi suç olarak kabul etmiştir.
Birbirinden farklı yaptırımlara tabi olan eylemlerin tespiti yani hangi amaçla kenevir ekimi yapıldığını belirlemek için de failin uyuşturucu madde ticareti yapmaya yönelik icra hareketleri içerisinde olup olmadığı, ektiği kenevirin kök sayısı, kenevirden elde edilebilecek esrar miktarı, ekili kenevir yanında hasadı yapılmış kenevir bulunup bulunmadığı ve bunların esrar edilebilecek miktarı gibi olayın bütünlüğü içerisinde değerlendirmeler yapılacaktır.
Kanun koyucu, kenevir ekimi yapan failin söküm yapılıncaya kadar tespit edildiği takdirde 2313 sayılı Kanun’a göre sorumlu tutulmasını hüküm altına almıştır. Kenevirden elde edilen esrar bulunduğu takdirde failin TCK’nın 188. maddesi veya 191. maddelerine göre sorumluluğu başlayacaktır.
5237 sayılı Kanun’un “Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti” başlıklı 188. maddesinin 3. fıkrasında yazılı uyuşturucu madde ticareti yapma suçu ülke içerisinde ruhsatsız olarak uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi satmak, satışa arz etmek, başkalarına vermek, sevk etmek, nakletmek, depolamak, satın almak, kabul etmek ve bulundurmak hallerinden birinin gerçekleşmesi ile oluşacaktır. Bu fıkrada düzenlenen suçta sayılan seçimlik hareketlerin birinin yapılması suçun oluşması için yeterli olmaktadır.
İzinsiz kenevir ekimi eylemi ile birlikte uyuşturucu maddelerden esrar bulundurma eylemlerinde çoğu zaman mahkemece delil değerlendirilmesi yapılırken, kurutulmaya bırakılmış esrarın ticaret amacıyla mı yoksa kullanım amacıyla mı bulundurulup bulundurulmadığı dikili halde bulunan kenevir bitkisinin sayısı ve bundan elde edilebilecek esrar miktarı ile belirlenmekte, diğer taraftan dikili vaziyette bulunan kenevirin hangi amaçla ekildiğinin belirlenmesi yanında ele geçirilen esrar miktarı da gözetilmektedir.
Bu bile eyleme bütünsel olarak bakmayı gerektirmektedir.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olayımızda olduğu gibi dikili vaziyette ele geçirilen hint kenevirinin bulunduğu ev, bahçe ve tarla gibi mekanların yanında kenevirden tamamen veya kısmen sökülmüş veyahut koparılmış halde esrar bulunduğu hallerde failin fiilinin, bir bütün halinde ve hukuki anlamda tek fiil olarak “uyuşturucu madde bulundurma” olduğunu kabul etmek gerekmektedir.
Esrar elde etmek kararıyla baştan beri aynı irade ile hareket eden, ektiği kenevir ile bu kenevirden elde ettiği esrarı aynı yer sayılabilecek alanda bulunduran failin eylemine bütünsel açıdan tarafsız bir gözle bakıldığında ticaret veya kullanmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurduğunu kabul etmemek imkansızdır.
Buna göre ;
a. Tek bir iradi karar bulunması, (Esrar elde etmek),
b. Esrarın etken maddesi olan THC içeren keneviri ekmek, sökmek gibi, bulundurmak gibi amaca uygun birden fazla doğal anlamda hareket edilmesi,
c. Kenevirin ekildiği ve söküldüğü yerin aynı olması,
d. Uyuşturucu ticareti yaptığına ilişkin başkaca icrai harekette bulunmayan failin eyleminin objektif bakışla uyuşturucu madde bulundurulması şeklinde olması,
Falin hukuki açıdan tek fiilde bulunduğunu söyleme sonucunu doğuracaktır.
Bu açıklamalar gözetilerek somut olay değerlendirildiğinde;
Esrar elde etme iradesiyle hareket eden sanığın zaman ve mekân birliği içerisinde evinde ekili halde 3 kök kenevir bitkisi ile kurutulmuş halde net 279,4 gram esrar bulundurma şeklindeki 2313 sayılı Kanun’un 23/5. maddesi ve TCK’nun 188/3. maddesine aykırılık oluşturan eylemlerinin suçların niteliği gereği birbiri ile bağlantılı birden fazla hareket ile kendi içerisinde bir bütün oluşturduğu, bu anlamda hukuki anlamda tek fiille birden fazla suçun oluşmasına sebebiyet veren sanık hakkında TCK’nın 44. maddesi gereğince fikri içtima hükümleri uygulanarak en ağır cezayı gerektiren TCK’nın 188/3. maddesince hüküm kurulması, kusurunu aşan biçimde ceza almamasını diğer taraftan da hak etmediği bir yarar sağlamaması da gözetilerek hüküm kurulurken aynı Kanun’un 61. maddesi uyarınca suçun işlenmesindeki özellikler, sanığın kastının ağırlığı ve güttüğü amaç gözetilerek cezasının alt sınırın üzerinde tayin edilmesi, diğer taraftan 2313 sayılı Kanun’un 23/5. maddesi uyarınca hükmedilen ve temyiz denetimine tabi olmayan mahkûmiyetinin bu cezasından mahsubuna karar verilmesi gerektiği görüşünde olduğumuzdan kararın bu gerekçelerle bozulması düşüncesiyle sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne iştirak edilmemiştir. 15.05.2025
10. Ceza Dairesi, 2023/18870 E., 2024/88 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Sanık ...'in uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesi uyarınca 4 yıl 2 ay hapis ve 80,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına
10. Ceza Dairesi 2023/18870 E. , 2024/88 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ:Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2023/204 E., 2023/220 K.
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma
HÜKÜMLER: Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama
Sanıklar hakkında bozma üzerine kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin, hükümleri temyiz etmeye hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
A. Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.03.2021 tarihli ve 2020/239 Esas, 2021/70 Karar sayılı kararı ile;
1. Sanık ...'in uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesi uyarınca 4 yıl 2 ay hapis ve 80,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,
2. Sanık ...'ın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 2 yıl 9 ay 10 gün hapis ve 40,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
B. Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesi kararının, sanık ... müdafii ve sanıklar tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 22.03.2023 tarihli ve 2022/14997 Esas, 2023/2575 Karar sayılı kararı ile;
"1.Bozmaya uyulduğu halde, 5271 sayılı Kanun'un 150 nci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince "alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır." şeklindeki düzenleme karşısında, suç tarihi itibarıyla sanığın üzerine atılı uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun cezasının alt sınırı itibariyle zorunlu müdafi tayininin gerekmediği, ancak 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'la 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikle hapis cezasının alt sınırının on yıl hapis cezası olarak değiştirildiği, bozmaya karşı sanıkların beyanlarının alındığı tarih olan 04.03.2021 tarihinde 6545 sayılı Kanun'un yürürlükte bulunduğu ve 5271 sayılı Kanun'un 150 nci maddesi uyarınca uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun cezasının alt sınırı itibariyle zorunlu müdafi tayinini gerektirdiği gözetilmeden, sanık ...'a müdafi tayin edilmeden, sanık ...'in de müdafii bulunmadan savunmaları alınarak savunma haklarının kısıtlanması,
2. Anayasanın 141 inci maddesinin üçüncü fıkrası ile 5271 sayılı Kanun'un 34 ve 230 uncu maddeleri gereğince; hükmün gerekçe bölümünde sanığın lehindeki ve aleyhindeki delillerin belirtilmesi, bu kapsamda somut olaylarla ilgili olarak, sanıkların hangi tarihte kiminle ne şekilde telefon konuşması yaptıklarının ve bunların nasıl yorumlandığının belirtilmesi, konuşmaların gerçekleşen somut olay ve olgularla bağlantısı varsa gösterilmesi, tüm delillerin ayrı ayrı tartışılarak değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilenlerin gösterilmesi, ulaşılan kanıya göre sanıkların fiilinin sabit olup olmadığının belirlenmesi, sabit kabul edilen fiili açıklanarak, bunun nitelendirilmesi, sonucuna göre hukukî durumunun saptanması gerektiği gözetilmeden; sanık ... hakkında soyut ve yetersiz gerekçe ile hüküm kurulması," nedenleriyle diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir.
C. Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.09.2023 tarihli ve 2023/204 Esas, 2023/220 Karar sayılı kararı ile;
1. Sanık ...'in uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesi uyarınca 4 yıl 2 ay hapis ve 80,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,
2. Sanık ...'ın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 2 yıl 9 ay 10 gün hapis ve 40,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Sanık ... ve müdafiinin temyiz sebepleri özetle;
1. Yargıtay bozma ilamı ile duruşma gün ve saatini bildirir müzekkerenin tebliğ edildiği tarih ile duruşma günü arasında 7 günden az bir süre bulunması nedeniyle duruşmaya ara verme hakkı da hatırlatılmadan savunması alınan sanığın savunma hakkının kısıtlandığına,
2. Sanığın eyleminin sabit olmadığına,
B. Sanık ... ve müdafiinin temyiz sebebi özetle; sanığın eyleminin sabit olmadığına ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Olay ve yakalama tutanaklarının, gizli soruşturmacı görevlendirilmesine dair kararın ve güven alımı tutanaklarının içerikleri ile tüm dosya kapsamına göre; 09.12.2013 tarihinde sanık ...’in, 11.12.2013 tarihinde ise sanık ...’ın gizli soruşturmacılara uyuşturucu madde sattıkları gerekçesiyle mahkûmiyetlerine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
A. Sanık ... hakkında "uyuşturucu madde ticareti yapma" suçundan kurulan hüküm yönünden;
Bozmaya uyulduğu, yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği, bozma sonrası 14.09.2023 tarihinde yapılan duruşma gün ve saatini bildiren davetiye ve Yargıtay bozma ilamının sanık ...'e başka suçtan hükümlü bulunduğu Tekirdağ 2 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda 31.05.2023 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği ve sanığın savunmasını hazırlaması için yeterli süreye sahip olduğu anlaşıldığından, sanık ve müdafiinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş, hükümde hukuka aykırılık tespit edilmemiştir.
B. Sanık ... hakkında "uyuşturucu madde ticareti yapma" suçundan kurulan hüküm yönünden;
Bozmaya uyulduğu, yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşılmakla, sanık ve müdafiinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş; aşağıdaki husus dışında hükümde hukuka aykırılık tespit edilmemiştir.
5237 sayılı Kanun'un 51 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca "fiili işlediği sırada 18 yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında mahkûm olunan hapis cezasının erteleme üst sınırının 3 yıl" olarak düzenlenmesi ve sanığın adli sicil kaydında suç tarihi itibarıyla ertelemeye engel hürriyeti bağlayıcı, kasıtlı suçtan 3 aydan fazla cezaya ilişkin mahkûmiyetinin bulunmaması dikkate alınarak,“Şartları oluşmadığından cezasının ertelenmesine yer olmadığına,” şeklinde yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile 5237 sayılı Kanun'un 51 inci maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür.
V. KARAR
A. Sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan hüküm yönünden;
Gerekçe bölümünün "A" bendinde açıklanan nedenlerle Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.09.2023 tarihli ve 2023/204 Esas, 2023/220 Karar sayılı kararında sanık ve müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanık ve müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle, hükmün Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
B. Sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan hüküm yönünden;
Gerekçe bölümünün "B" bendinde açıklanan nedenlerle Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.09.2023 tarihli ve 2023/204 Esas, 2023/220 Karar sayılı kararında sanık ve müdafiinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
08.01.2024 tarihinde karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Hukuku Özel Hükümler
Eczacı Bay (E), yetkili makamlardan ruhsat almaksızın laboratuvarında sentetik bir uyuşturucu madde imal etmiştir. Bay (E)'nin bu fiili nedeniyle alacağı ceza, sıradan bir vatandaşa göre nasıl farklılaşır?
A) Ceza değişmez, faillik statüsü etkisizdir.
B) Eczacı olduğu için ceza yarı oranında indirilir.
C) Eczacı olduğu için, ilgili madde uyarınca verilecek ceza artırılır.
D) Fiil, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturur.
E) Eczacı olduğu için sadece idari para cezası verilir.
Bu maddeyle ilgili 6 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.