5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 189

Türk Ceza Kanunu 189. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 189- (1) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarının bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma[83]

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

3 karar eşleşti
9. Ceza Dairesi, 2013/1165 E., 2013/6558 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Ceza Mahkemesi
Hüküm : TCK’nın 289/1, 189/1, 50/1-a, 52/2-4. maddeleri uyarınca mahkumiyet
9. Ceza Dairesi         2013/1165 E.  ,  2013/6558 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Sulh Ceza Mahkemesi Suç : Muhafaza görevini kötüye kullanma Hüküm : TCK’nın 289/1, 189/1, 50/1-a, 52/2-4. maddeleri uyarınca mahkumiyet Dosya incelenerek gereği düşünüldü: Muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan TCK’nın 289/1. maddesinin birinci cümlesi ile temel ceza belirlendikten sonra, mahcuzların sanığa ait olması nedeni ile cezada indirim yapılırken uygulanan kanun maddesinin “TCK’nın 289/1. maddesinin ikinci cümlesi” yerine, “TCK’nın 189/1. maddesi” olarak yazılması, gerekçeli karar başlığında ise suç tarihinin “10.10.2008” yerine, “16.08.2008” olarak gösterilmesi mahallinde düzeltilebilir yazım hataları olarak kabul edilmiştir. Muhafaza görevini kötüye kullanma suçunda failin muhafaza edilmek üzere kendisine resmen teslim olunan rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle el konulmuş malı teslim amacına uygun olarak muhafaza ve istenildiğinde iade yükümlülüğünün bulunduğu, cezalandırılabilecek eylemin tipe uygun hukuka aykırı bir eylem olması gerektiği; Somut olayda, haciz yapılan evden taşındığını, eşyaları icra dosyası borçlusu olan boşandığı eşinin yeni evine götürdüğünü beyan eden sanığın savunmasının doğruluğunun saptanması bakımından boşandığı eşi Orhan Odabaşı’nın tanık olarak dinlenmesi ile mahcuzların suç tarihi itibariyle mevcut olup olmadığı, mallar üzerinde teslim amacı dışında tasarrufta bulunulup bulunulmadığı, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılması sonucunda kaybolmasına veya bozulmasına neden olunup olunmadığı araştırılıp belirlendikten sonra sonucuna göre hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik soruşturma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 25.04.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (2)

orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
maddesinde ve 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY’nın 6/1-f bendinde silah tanımlanmış olup anılan normlar şu şekildedir; a) 765 sayılı TCY’nın ilgili hükmü; “MADDE 189 –
Ceza Genel Kurulu 2008/3-25 E., 2008/22 K. Ceza Genel Kurulu 2008/3-25 E., 2008/22 K. - LEHE OLAN KANUN HÜKÜMLERİNİN UYGULANMASI- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 29 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 4 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 62 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 6 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 86 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 89 ] - 5252 S. TÜRK CEZA KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ŞEKLİ ... [ Madde 9 ] "İçtihat Metni" Sanık E.... O....’ın mağdur M..... G.....’u da eline geçirdiği tahta sopa ile darp ederek sol gözünün tatiline sebebiyet verecek şekilde yaralaması eylemi nedeniyle, lehe olduğu saptanan 765 sayılı TCY’nın 456/3, 51/1 ve 59/2. maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Ordu Ağır Ceza Mahkemesince verilen 27.06.2005 gün ve 95-105 sayılı hüküm; Sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 20.12.2006 gün ve 3708-9489 sayı ile; “Yakınan M..... G..... hakkında Trabzon Adli Kurum Başkanlığınca, yakınan Ü... Y..... hakkında Ordu Devlet Hastanesince düzenlenen raporlardaki uzman görüşlerinin 5237 sayılı TCK ve Adli Tıp Kriterlerine uygun olduğu, mahkemece 5252 sayılı Kanununun 9/3. maddesine göre Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde eski ve yeni TCK hükümleri ayrı ayrı uygulanarak karşılaştırmalı uygulama yapılıp ortaya çıkan sonuçlar kararda tartışılarak lehe olan TCK belirlenip hüküm kurulmuş olduğundan tebliğnamedeki görüşe katılınmamıştır.” ” açıklamasıyla onanmıştır. Yargıtay C.Başsavcılığınca 22.01.2008 gün ve 91230 sayı ile; “01.06.2005 tarihinde 5237 sayılı TCK’nun yürürlüğe girmiş olması nedeniyle hakimin sanık hakkındaki lehe olan kanunu tespit ederek lehe kanunu uygulaması gerekirdi; 1- 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanununun 9/3 maddesinde yer alan “ “lehe olan kanun, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir” ” şeklindeki hüküm ile Yüksek Yargıtay’ın 765 sayılı TCK.nun 2/2. maddesine ilişkin olarak süre gelen uygulamalarına göre, suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan yasa ile sonradan yürürlüğe giren yasa arasında lehte olan yasayı tayin hususunda önceki ve sonraki kanunun ayrı ayrı ve her birinin lehte ve aleyhteki hükümleri kül halinde ele alınarak, her iki kanuna göre ayrı, ayrı somut olarak cezanın tayini ile sanık lehine olan kanunun belirlenmesi ve sanık lehine sonuç doğuran kanunun bütün halinde uygulanması gerekmektedir. Lehte kanunun belirlenmesi sırasında önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümlerinin olaya uygulanması suretiyle yapılacak değerlendirme sonunda varılan sonuçlardan ceza türü ve miktarına göre daha hafif olanın yer aldığı kanun lehe olarak kabul edilmeli, buna göre kıyaslamada hapis cezalarının süresi bakımından az olan, bunlarda eşitlik halinde, hapis cezası yanında para cezası öngörülmeyenin, para cezalarında eşitlik halinde fer’i cezalardan hafif olanın yer aldığı kanunun lehe olarak kabul edilmesi gerekmektedir. 2- Lehe kanun araştırması yapılırken sanığın eylemine uyan 765 sayılı TCK’nun 456/3 maddesinde 5-10 yıl hapis cezası hükmedilmesi öngörüldüğü halde 5237 sayılı TCK 86/1, 87/2-b, 87/2-son maddeleri uyarınca 5-9 yıl hapis cezası öngörülmektedir. Ceza süresi yönünden 5237 sayılı TCK lehe olduğu gibi feri cezalar yönünden incelendiğinde, 5237 sayılı TCK. 53.madde hükmünün 765 sayılı TCK 31, 33 maddelerine göre sanık lehine olduğu ortadadır. Ordu Ağır Ceza Mahkemesince lehe kanun incelemesi yapılırken sanığın müşteki M..... G.....’a karşı eylemi yönünden olayda silah veya silahtan sayılan alet kullanılmadığı halde sanki kullanılmış kabul edilerek 5237 sayılı TCK 86/1, 86/3-e, 87/2-b-son, 29, 62. maddeleri uyarınca uygulama yapılarak 5237 sayılı TCK’nun aleyhe olduğu kanaatine varılmış ise de sanığın müşteki Mehmet’i sopa ile yaraladığı müşteki beyanı ve mahkemenin kabulü ile sabit olup 5237 sayılı TCK uyarınca sanığın TCK 86/1, 87/2-b, 87/2-son, 29, 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılması gerektiği anlaşılmıştır. Bu durumda temel cezalar yönünden eşitlik varsa da feri cezalar yönünden 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin sanık lehine olması dikkate alınarak sonuç ceza değişmese bile 5237 sayılı kanun hükümleri uygulanmalıdır.” ” gerekçesi ile itiraz yasa yoluna başvurularak Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 20.12.2006 gün ve 3708-9489 sayılı onama kararının kaldırılarak yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunulmuştur. Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık öncelikle, suçta kullanılan sopanın 5237 sayılı TCY’nın 6. maddesi kapsamında silah sayılıp sayılmayacağı, dolayısıyla yaralama suçunun silahla işlenip işlenmediği, buna bağlı olarak da, 5237 sayılı TCY hükümlerinin mi, yoksa 765 sayılı TCY hükümlerinin mi lehe olduğunun belirlenmesine ilişkindir. Sanık, E.... O....’ın, 02.08.2000 tarihinde, yerden aldığı bir odun parçası (sopa) ile mağdur M..... G.....’un sol gözüne vurarak, uzuv tatiline neden olacak şekilde yaraladığı somut olayda; eylemin sopa ile işlendiği sabit olup, anılan sopanın niteliği yönünde dosyada herhangi bir bilgi ve belge bulunmamakla birlikte, beyanlarda odun parçası ve sopa şeklinde belirtilen suç aleti, Yerel Mahkemece 765 sayılı TCY’nın 189. maddesi anlamında silah olarak değerlendirilmemiş, ancak anılan sopanın 5237 sayılı TCY’nın 6. maddesinde tanımlanan silah kapsamında olduğu kabul edilerek, lehe yasa karşılaştırılması yapılmıştır. Uyuşmazlığın somut olayla sınırlı olduğu düşünülebilir ise de, konu 1 Haziran 2005 tarihinden önce yürürlükte bulunan normlardaki silah tanımı ile 1 Haziran 2005 tarihinden sonra yürürlüğe giren normlardaki silah tanımının karşılaştırılmasını ve bu kapsamda, önceki içtihat dizgesinin geçerliliğini sürdürüp, sürdürmediğini saptanmasını zorunlu kılmaktadır. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlükten kalkmış olmakla birlikte, lehe hüküm içermesi halinde 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen suçlarda uygulama olanağına sahip olan 765 sayılı TCY’nın 189. maddesinde ve 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY’nın 6/1-f bendinde silah tanımlanmış olup anılan normlar şu şekildedir; a) 765 sayılı TCY’nın ilgili hükmü; “MADDE 189 – –Ceza tâyininde kanunun şiddet sebebi sayarak bildirdiği silâh tabirinden maksat; 1 - Ateşli silâhlar; 2 - Patlayıcı maddeler; 3 - Tecavüz ve müdafaada kullanılan her türlü kesici, delici veya bereleyici âletler, 4 - Yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı eczalar veya diğer her türlü zehirler ve boğucu, kör edici gazlardır.” ” b) 5237 sayılı TCY’nın ilgili hükmü; “MADDE 6. - (1) Ceza kanunlarının uygulanmasında; … f) Silâh deyiminden; 1. Ateşli silâhlar, 2. Patlayıcı maddeler, 3. Saldırı ve savunmada kullanılmak üzere yapılmış her türlü kesici, delici veya bereleyici alet, 4. Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler, 5. Yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddeler, … Anlaşılır.” ” Her iki yasa normu ana hatları itibariyle benzer düzenlemeleri içermekte ise de, anılan normların, farklı yönlerinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi öncesinde, 765 sayılı TCY döneminde 189. maddenin yargısal kararlarda nasıl yorumlandığını belirlemek gerekmektedir. 765 sayılı Yasa döneminde, 189. maddenin 1,2 ve 4. bendlerinin yorumunda herhangi bir sorunla karşılaşılmamış ise de, “ “Tecavüz ve müdafaada kullanılan her türlü kesici, delici veya bereleyici âletler,” ” şeklindeki 3. bend farklı uygulamalara yol açmış, bendin “ “tecavüz ve müdafaada kullanılan silahlardah her türlü aletler, saldırma, kama ve her nevi bıçaklar ve çakılar ve yine bunlar gibi kesici olan ustura ve jiletler ve delici aletler, şişli bastonlar, şişleri ve uçları sivriltilmiş demir çubukları, büyük çivileri ve hülasa batmaya, delmeye yarayan bütün aletler ve Amerikan yumruğu, ustura, topuz ve matrak gibi taarruz için hazırlanmış aletleri ifade eder” ” şeklindeki gerekçesi uygulamaya yol göstermiş, “ “alet” ” kavramı silah tanımında anahtar kavram olarak kabul edilmiş, ancak ne varki bendin uygulanması yönünde genel bir ilke ortaya konamamış, nelerin silah sayılacağı, nelerin sayılmayacağı olaysal olarak belirlenmiş, bu kapsamda; “ “balta, keser, levye demiri, çekiç, özel olarak kırılmış şişe, bijon anahtarı, çelip cop, demir kilo, orak, tornavida, ekmek bıçağı, ingiliz anahtarı, masat, makas, testerenin demir kısmı, soba küreği, pense, demir dirgen, girebi, çakı bıçağı, soba maşası, tahra, ateş küreği” ” silah sayılmış olmasına karşın, “ “çivili tahta, bira şişesi, yemek çatalı, demir parçaları, hayvan bağlama zinciri, bilye yatağı, tabanca kabzesi, okey ıstakası, çay bardağı, demir oturak, terazi kefesi, dikenli tel, yüzük, sopa gibi kullanılan tüfek, taş ve sopa” ” silah sayılmamıştır. Bu uygulamanın sürdürülmesinin gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesine geçmeden önce, öğretinin konuya bakışının da sergilenmesinde yarar bulunmaktadır. Öğretideki görüşler; “Tanım kapsamına giren her şey silah olmakla birlikte, silahın bir suçun temel veya nitelikli şekline ilişkin unsur oluşturduğu hallerde, kullanılan aletin işlenmesi kast edilen suç açısından elverişli olması gerekir. Başka bir deyişle, kullanılan aletin işlenmesi kastedilen suçla bağlantılı olarak elverişli silah olup olmadığını değerlendirmek gerekir. Bu itibarla, bir nesne, bir suçun işlenmesi ile ilgili olarak elverişli silah niteliğini taşımakla birlikte; başka bir suç açısından bu niteliği haiz olmayabilir. Örneğin fiilen saldırıda kullanılmaya elverişli olan, sopa, taş vs. kasten yaralama suçunun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli unsurunu oluşturan elverişli silah niteliğini taşımaktadır. Buna karşılık, taş, sopa, kazma ve kürek gibi aletler, devletin güvenliğine karşı suç işlemek üzere silahlı örgüt kurma suçunun unsurunu oluşturan elverişli silah niteliğini haiz değildir.” ” (Prof.Dr. İ.Özgenç; Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, 3.Bası, sh.107) “Objektif olarak, bir silahın etkisini oluşturmaya elverişli her objenin silah kapsamında görülmesi gerekir. Silahın saldırı ve savunma aracı olarak kullanılması gerekir. Bu nedenle vücut kısımları silah sayılmaz. Aracın silah sayılması için saldırı ve savunmada kullanılmak üzere özel olarak üretilmiş olması şart değildir. Öte yandan silahın taşınabilir olması gerekir. Somut olayın özellikleri dikkate alındığında, aracın kullanılma biçimiyle yaratılan tehlike, objenin silah olarak değerlendirilmesinde esas alınmalıdır. Dolayısıyla, yapısına ve olaydaki kullanılış biçimine göre, yaralanmaya neden olan her çeşit araç, silah olarak kabul edilmeli ve ağırlaştırıcı neden uygulanmalıdır.” ” (Centel/Zafer/Çakmut; Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, sh.143, 144) “TCK’nın, kullanılmasını nitelikli hal saydığı silah, somut olayda objektif niteliğine ve kullanma biçimine göre önemli yaralanmaya yol açabilen saldırı ve savunmaya yarayan her türlü teknik araçtır. Aracın etkisini vücudun dışından mı, yoksa içerisinden mi gösterdiği önem taşımaz. Aracın saldırı ve savunma aracı olarak kullanılması zorunluluğu nedeniyle, vücudun bölümleri de silah kavramının dışında kalır. Bu nedenle yumruk, elin kenarı, çıplak ayak veya diz silah sayılmaz. Suçun işlenmesinde hayvanın araç olarak kullanılması durumunda da suç silahla işlenmiş sayılmaz. Bir aracın TCK anlamında silah sayılabilmesi için, aynı zamanda bunun taşınabilir olması da gerekir. Bu nedenle mağdurun kafasını duvara veya sert zemine vurma durumunda suç silahla işlenmiş sayılmaz. Kullanılan bir aracın silah sayılabilmesi bakımından önemli olan, somut olayda aracın kullanma biçiminden ortaya çıkan tehlikedir. Bu bakımdan kullanılan aracın silah sayılıp sayılmayacağı konusunda somut olayın özellikleri göz önünde bulundurulur.“ “ (Tezcan/Erdem/Önok; Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 5.Bası, sh.194, 195, 196) “Silahın tanımı da büyük ölçüde 765 sayılı TCK m.189’daki düzenlemenin tekrarı niteliğindedir. Ancak ondan farklı olarak gelişen teknolojinin sonucu nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddelere yer verilmiştir. Yine saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler de silah sayılmak suretiyle kavram genişletilmiştir.” ” (Doç.Dr.V.Özer Özbek;İzmir Şerhi, 3. Bası, C.1., Sh.203) Ceza Genel Kurulunca yapılan değerlendirme ve varılan sonuç; A) İlkesel düzeyde; 1) Gerek 765 sayılı TCY’nın 189. maddesi gerekse 5237 sayılı TCY’nın 6. maddesinin 1/f bendi benzer düzenlemeleri içermekte iseler de, her iki düzenlemedeki en temel ayrım, fıkranın 4. alt bendinde “ “Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler” ”in silah kapsamına alınmasıdır. 2) Bu alt bent ile, silah kapsamı, 5237 sayılı TCY’nda genişletilmiş ve önceki daraltıcı uygulama terk edilmiştir. 3) Yasa koyucu bu düzenleme ile “ “fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli” ” olmak koşulu ile her nesneyi, imal edilip edilmediğine ve hangi amaçla yapılmış olduğuna bakmaksızın silah kapsamına dâhil etmiştir. 4) Buradaki ayırıcı ölçüt; “ “saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişliliktir.” ” 5) Kullanılan alet veya diğer eşyanın işlenmesi kast edilen suç açısından saldırı ve savunmada etkinliği sağlamaya elverişli olması yeterlidir. 6) Fiilen istenen sonucun gerçekleşmesi, kullanılan şeyi silah olarak değerlendirmek açısından, hâkime bir kanaat verebilecek ise de, sonucun gerçekleşmesi zorunlu bulunmamakta, kalkışma safhasında kalma hallerinde de, silah faktörünün varlığını kabul ve buna göre ceza tertibi olanaklı bulunmaktadır. 7) Her somut olayda, hakim; olay bütünlüğü içinde bir değerlendirme yaparak, kullanılan nesnenin silah niteliğinde bulunup bulunmadığını 5271 sayılı CYY’nın 63/1. maddesi kapsamında “ “hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgisiyle” ” değerlendirmeli, hukuki bilgisinin yeterli olmadığı durumlarda ise bu konuda bilirkişi görüşüne başvurmalıdır. Nesnenin ele geçirilemediği hallerde değerlendirme ortaya çıkan sonuca göre yapılmalı, “ “elverişlilik” ” faktörü gözetilmelidir. 8) Vücudun bölümleri, el, ayak, kafa gibi uzuvlar, eylemde kullanılış yöntemine göre saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli sayılabilirse de, kişinin beden bütünlüğüne dahil oluşları nedeniyle, silah kapsamında değerlendirilmeleri olanaksızdır. 9) Yine aynı şekilde, sabit bir direk, sert bir zemin ve duvar, doğurduğu sonuç ne kadar ağır olursa olsun, silah kapsamında değerlendirilmemelidir. B) Olaysal düzeyde; Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Yaralama suçunda kullanılan sopa, doğurduğu sonuçlar da gözetildiğinde, Yerel Mahkemece, 5237 sayılı TCY’nın 6. maddesi 1/f fıkrası kapsamında saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli mahiyette ve silah olarak nitelendirilmiş, 765 sayılı TCY’nın 189. maddesi kapsamında ise o uygulama döneminin farklı norm ve süreklilik kazanmış içtihatları ışığında, silah niteliğinde bulunmadığı kabul edilerek, lehe yasa karşılaştırması yapılmıştır. Bu kabul ve uygulamada, her iki yasanın silah tanımının farklı ölçütlere dayanması nedeniyle herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Suçta kullanılan sopa ele geçirilmemiş veya zapt edilmemiş ise de, yaralama suçu yönünden elverişli bir özelliğe sahip olduğu doğurduğu sonuç itibariyle açıkça anlaşılmıştır. İsabetli olan bu kabul doğrultusunda her iki yasaya göre uygulama yapıldığında; Yaralamanın uzuv tatili oluşturması nedeniyle; sanık, 1- 5237 sayılı TCY hükümleri asgari hadden ve lehe uygulandığı ahvalde, anılan Yasanın, 86/1, 86/3-e, 87/2-b-son, 29 ve 62. maddeleri uyarınca sonuç olarak 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılacak ve hakkında aynı Yasanın 53. maddesi uygulanacaktır. 2) 765 sayılı TCY hükümleri aynı düzeyde uygulandığında ise; sanık 765 sayılı TCY’nın 456/3, 51/1 ve 59/2. maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılacaktır. Görüldüğü gibi 765 sayılı TCY hükümleri bütünüyle sanık lehine olup, Yerel Mahkemenin lehe yasa belirlemesi ve uygulaması ile Özel Daire onama kararı isabetlidir. Bu nedenlerle Yargıtay C.Başsavcılığının tüm itirazlarının reddine karar verilmelidir. ………………. Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyesi A. Kınacı; “Sanık E...., 02.08.2000 tarihinde, şikâyetçi M..... ve yakınları ile kavga etmiş, kavga sırasında olay yerinde gördüğü bir "tahta parçası" veya "odun parçası"nı alarak şikâyetçiye vurmuş ve onun sol gözünün işlevinin yitmesine neden olmuştur. Sanığın suçta kullandığı maddeye elkonmamıştır. Yerel mahkeme, suçta kullanılan şeyin 765 sayılı TCK'ya göre silah sayılmadığı, ancak 5237 sayılı TCK'ya göre silah kapsamına girdiği, bu nedenle 765 sayılı TCK'nın lehe olduğu gerekçesiyle, sanığın 765 sayılı TCK'nın 456/1, 51/1, ve 59/ 2. maddeleri gereğince 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiş; sanığın temyizi üzerine Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nce hüküm onanmış; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise, suçun silahla işlenmediğini ve bu nedenle 5237 sayılı TCK'nın sanığın lehine olduğunu belirterek onama kararına itiraz etmiştir. Çözümlenmesi gereken sorun, yaralama suçunda kullanılan odun veya tahta parçasının, 5237 sayılı TCK'nın 6. maddesinde tanımı yapılan silah kapsamına girip girmediğinin ve buna bağlı olarak hangi yasanın sanığın lehine olduğunun belirlenmesidir. 765 sayılı TCK'nın 189. maddesinde, kanunun artırma nedeni olarak kabul ettiği "silah"ın "ateşli silahlar; patlayıcı maddeler; tecavüz ve müdafaada kullanılan her türlü kesici, delici veya bereleyici aletler; yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı eczalar veya diğer her türlü zehirler ve boğucu, kör edici gazlar” ” olduğu; 5237 sayılı TCK'nın 6. maddesinde ise, ceza kanunlarının uygulanmasında "silah" deyiminden "ateşli silahlar; patlayıcı maddeler; saldırı ve savunmada kullanılmak üzere yapılmış her türlü kesici, delici veya bereleyici alet; saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler; yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddeler” ”in anlaşılması gerektiği belirtilmiştir. Her iki yasada silah kabul edilen şeyler benzer biçimde sayılmış; bunların içinde saldırı ve savunmada kullanılan ya da kullanılmak üzere yapılmış olan her türlü kesici, delici veya bereleyici aletler de yer almıştır. İki tanım arasındaki fark, 5237 sayılı TCK'nın 6. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinin 4 numaralı alt bendinde yer alan "saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler" ibaresinin, 765 sayılı TCK'da bulunmamasıdır. Bu nedenle, 5237 sayılı TCK'nın, "silah" tanımının kapsamını genişlettiğini söylemek mümkündür. Sözü edilen "saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler” ” ifadesinden ne anlaşılması gerektiği irdelenmelidir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, bu bentte amaçlanan şeyler; kesici, delici veya bereleyici "aletlerin" dışında kalanlardır. Burada silah sayılacak şeyin "fiilen saldırı ve savunmada kullanılması" yeterli görülmemiş, ayrıca "fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli olması" aranmıştır. Buna göre, bir nesnenin, 5237 sayılı TCK'nın 6. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinin 4 numaralı alt bendi kapsamında silah sayılabilmesi için; a) Suçun neticesini meydana getirmiş olmalı; suç teşebbüs aşamasında kalmış ise, neticeyi meydana getirmeye elverişli bulunmalıdır. b) Bulundurulması, taşınması, saldırı ve savunmada kullanılması kolay olmalıdır. Bu tanıma göre; ağaç sopa, kırılmış bir ağaç dalının kendiliğinden sopa niteliğine gelmiş düzgün durumdaki parçası, masa veya sandalyenin koparılarak ayrılan ayağı, demir parçası ve benzeri şeyler "silah” ” kapsamına girer. Buna karşın, hiç kimse "masa, sandalye, tencere, piknik tüpü ve odun ya da tahta parçası" gibi maddeleri bir saldırı veya savunmada kullanmak için bulundurmaz ve taşımaz. Bunlar, saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli değildir. Fiilen suçta kullanılmış olabilir; ancak, kullanılmış olsun ya da olmasın silah sayılamaz. Sonuç olarak; sanığın, olay yerinde görüp suçta kullandığı "odun veya tahta parçasının" silah sayılamayacağı, buna bağlı olarak 5237 sayılı TCK'nın sanığın lehine olduğu ve itirazın kabul edilmesi gerektiği düşüncesini taşıdığımdan, çoğunluk görüşüne katılmıyorum.” ” Gerekçeleriyle, Diğer beş Kurul Üyesi ise, suçta kullanılan sopanın silah niteliğinde bulunmadığı ve dolayısıyla lehe Yasanın 5237 sayılı Yasa olduğu görüşüyle, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulü yönünde oy kullanmışlardır. SONUÇ:Açıklanan nedenlerle; 1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2-Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 12.02.2008 günü yapılan müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
belirtildiği üzere eşyanın 6136 sayılı Yasa kapsamında olmadığı, mahkememiz gözleminde belirtildiği üzere her ne kadar delici özelliği mevcut ise de; söz konusu tığın cezaevinde el işi faaliyetlerinde kullanılmak amacıyla bulundurulduğu ve TCK. 189. maddesi kapsamında saldırı ve savunma amacına yönelik olarak özel olarak hazırlanmış bir alet niteliğinin bulunmadığı, yine Adalet Bakanlığı Ceza ve T
Ceza Genel Kurulu 2006/4-202 E., 2006/196 K. Ceza Genel Kurulu 2006/4-202 E., 2006/196 K. - CEZAEVİNDE YASAK EŞYA BULUNDURMAK - SUÇUN YASAL UNSURLARI- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 6 ] "İçtihat Metni" Cezaevinde yasak eşya bulundurma suçundan sanık H… ….. K… ……'ın beraatine ilişkin Gümüşhane Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 12.03.2004 gün ve 86-90 sayılı hüküm Gümüşhane C.Başsavcısı ile C.Savcısı tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 09.11.2004 gün ve 11812-1134 sayı ile; "TCY'nın 307/a maddesinin buyurucu hüküm karşısında, delici özelliğe sahip ve eritilerek pilot kalem içine monte edilmiş "tığ"ın, cezaevi koğuşunda yasaya aykırı biçimde bulundurulmasının yükletilen suçu oluşturacağı gözetilmeden yasal olmayan yetersiz gerekçe ile beraat kararı verilmesi" isabetsizliğinden bozulmuştur. Yerel Mahkeme 09.02.2005 gün ve 14-49 sayı ile; "Sanık savunmasında; cezaevinde el işi ürünler yaparak geçimini temin ettiğini, atölyede haftada bir kez 1,5 saat çalışma imkanı verildiği için sürenin yetmediğini, bu sebeple yaptığı elişi boncuk işlerini koğuşta devam ettirmek üzere plastik kaleme yapıştırarak temin ettiği tığı kullandığını, 20 yıllık bir cezası olduğu için bu şekilde koğuş içerisinde çalışmaya mecbur olduğunu, ailesinin kendisine ekonomik yardımı olmadığını belirtmiştir. Suça konu aletin 6136 sayılı Yasa kapsamında olan, taşınması ve bulundurulması yasak olan aletlerden olmadığına dair 25.02.2004 tarihli bilirkişi raporu dosyadadır. Olay tarihinde sanığın Gümüşhane E Tipi Kapalı Cezaevinde D-10 koğuşunda hükümlü olarak bulunduğu, koğuşta yapılan arama sonucunda emanetin 2004/34 sırasında kayıtlı tığın ele geçirildiği, sanığa ait tığ sebebiyle sanık hakkında cezaevinde yasak eşya bulundurmak suçlamasıyla kamu davası açılmış ise de; dosyada mevcut 25.02.2004 tarihli bilirkişi raporunda belirtildiği üzere eşyanın 6136 sayılı Yasa kapsamında olmadığı, mahkememiz gözleminde belirtildiği üzere her ne kadar delici özelliği mevcut ise de; söz konusu tığın cezaevinde el işi faaliyetlerinde kullanılmak amacıyla bulundurulduğu ve TCK. 189. maddesi kapsamında saldırı ve savunma amacına yönelik olarak özel olarak hazırlanmış bir alet niteliğinin bulunmadığı, yine Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğünün 14.06.2001 tarihli genelgesinin 4. maddesinde belirtildiği üzere hükümlü ve tutukluların ufak el işi faaliyetlerini (boncuk, maket, hamak, ağ vb.) gerçekleştirebilmesi için cezaevinin uygun bölümlerinin bu amaca tahsis edilebileceği, bu faaliyetler için gerekli malzemelerin kantin vasıtasıyla temin edileceği, kurum güvenliğini bozmamak kaydıyla bu faaliyetlere oda ve koğuşlarda izin verilebileceği şeklinde düzenlemeye gidildiği, bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere cezaevi idaresi tarafından söz konusu faaliyetlerin koğuş içerisinde yapılmasına izin verilmediği takdirde eylemin TCK 307/a-1. maddesindeki suçu oluşturacağı sonucuna ulaşılamayacağı, zira bu konuda genelge ile cezaevi idarelerine inisiyatif verilmiş olup bu faaliyetlerin koğuşlarda yapılmasına izin verilmediği halde koğuşlarda tığ ve benzeri malzeme bulundurmanın sadece disiplin suçunu oluşturabileceği, genelge ile ya da cezaevi idaresinin inisiyatifi ile suç ihdasının mümkün olamayacağı, bu nedenle koğuş içerisinde el işi faaliyetlerinde bulunmak üzere tığ bulundurma şeklindeki eylemin dosyada mevcut sanık savunması, bilirkişi raporu ve tüm dosya içeriği bir bütün olarak değerlendirildiğinde suç oluşturmayacağı; Gümüşhane Asliye Ceza Mahkemesinin 21.01.2004 tarih, 2004/8 esas ve 2004/28 karar sayılı dosyamıza benzer ve aynı mahiyette bulundurulan tığın yasak eşya kabul edilemeyeceğine ilişkin beraat kararı Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2004/6848 esas ve 2004/9005 karar sayılı 21.09.2004 tarihli onama kararı ile de sanığın üzerine atılı suçun unsurlarının somut olayımızda gerçekleşmediği; Sanığın mahkememizce alınan ifadesinde de samimi olarak dosyamıza konu tığı çamaşır asmak için kullanılan mandal telinden yapmış olduğunu ve bu tığ ile el işi örgü yapıp hem cezaevinde koğuşundaki zamanı değerlendirmek istediği, hem de el işi ve örgü sebebiyle maddi katkı sağlamak istediğine ilişkin savunmanın aksini gösterir bir beyan ve bulgu elde edilemediği; Sanığın koğuşu olan D-10 koğuşunda yakalanan tığın bulunduğu yer ve kullanılış mahiyeti mahkememizce suçun sübutu aşamasında dikkatle değerlendirilmiştir. Somut olayımızda suça konu tığ sanığın barındırıldığı cezaevinin D-10 koğuşunda masanın üzerinde bulunmuştur. Silah olarak kullanılması istenilen ve düşünülen bir aletin ulu orta ve herkesin görüp geçebileceği bir masanın üzerine bırakılması hayatın olağan akışı ve düz mantık kurallarına kanaatimizce uygun düşmemektedir. Ayrıca sanığın tığı el işi ve örgü işinde kullandığına ilişkin samimi beyanından başka tığı silah olarak kullandığına ilişkin husumeti olan bir kişi olmayışı ve cezaevinde yatmış olduğu iki yıllık süreç içerisinde herhangi bir disiplin cezası almayan uyumlu kişiliği gözetilerek; İtibara değer bulunan sanık savunması ve tüm dosya kapsamından sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı anlaşılmaktadır." gerekçesi ile önceki hükümde direnmiştir. Bu hükmün de O Yer C.Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay C.Başsavcılığının Özel Daire'ye hitaben düzenlendiği 01.04.2005 gün ve 52284 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesi ve Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 06.06.2006 gün ve 4602-12035 sayılı gönderme yazısı ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle Yargıtay Ceza Genel Kurulunda okundu, gereği konuşulup düşünüldü. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Gümüşhane E Tipi Kapalı Cezaevinde hükümlü olan H… ….. K… ……'ın kaldığı koğuşta tığ şeklinde alet bulundurduğu iddia edilmiş, Yerel Mahkeme cezaevi koğuşunda tığ bulundurmanın suç oluşturmadığını, eylemin disiplin cezasını gerektirdiğini belirterek sanığın beraatine karar vermiştir. Özel Daire, delici özelliğe sahip ve eritilerek pilot kalem içine monte edilmiş olan "tığ"ın, cezaevi koğuşunda yasaya aykırı biçimde bulundurulması nedeniyle yüklenen suçun oluştuğunu belirterek hükmü bozmuştur. Yerel Mahkeme ise, benzer bir olay nedeniyle verdiği bir beraat kararı ile Yargıtay'ın onama ilamını getirtip dosya içerisine koymuş, ayrıca gerekçeli kararında bu emsallere dayanmak suretiyle önceki hükümde direnmiştir. Görüldüğü üzere Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık; sanığa yüklenen suçun maddi öğesi itibarıyla oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. İşin Yargıtay Ceza Genel Kurulun'da görüşülmesi sırasında, öncelikle Yerel Mahkeme uygulamasının bozmaya eylemli biçimde uyma sonucu verilen yeni bir hüküm niteliğinde olup olmadığı, dolayısıyla temyiz incelemesinin Yargıtay Ceza Genel Kurulu yerine Yargıtay 4. Ceza Dairesinde yapılmasının gerekip gerekmediği hususu Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca önsorun olarak gündeme getirilmiş, yapılan görüşmelerde Yerel Mahkemenin önceki hükümde direnme gerekçesini güçlendirmek amacıyla benzer konuyla ilgili emsal karar ve Yargıtay ilâmı fotokopilerini dosyaya eklemesi ve direnme gerekçesinde bu yargısal kararları da dayanak göstermesinin, bozma sonrasında yapılan araştırmaya, incelemeye ve toplanan yeni kanıtlara dayanmak olarak nitelendirilemeyeceği, bu itibarla açıklanan biçimiyle ısrar kararının, temyiz incelemesinin Özel Daire'de yapılmasını gerektiren yeni hüküm mahiyetinde bulunmadığı bire karşı yirmiiki oyla kabul edilerek işin esasının görüşülmesine geçilmiştir. 24.02.2004 günü Gümüşhane E Tipi Kapalı Cezaevinde yapılan genel aramada D-10 Koğuşunda hükümlü H… ….. K… ……'a ait bir adet 4 cm uzunluğunda, kaleme takılmış tığ şeklinde alet bulunarak el konulmuştur. Sanık H… ….. K… …… C.savcısına verdiği ifadede; bu aleti yaklaşık 8-9 ay kadar önce çamaşır mandalının yayından yapıp plastik kaleme yapıştırdığını, ekonomik durumunun iyi olmadığını, koğuşta el işi boncuk ve benzeri işleri yapıp satarak geçimini sağladığını, bu tür aletlerin koğuşta yasak olduğunu bildiğini, cezaevindeki hobi odalarına haftada bir veya iki gün çıktığını, ancak işini yetiştiremediğini, amacının geçimini sağlamak olduğunu ifade etmiş, duruşmada ise; atölyede haftada bir kez 1,5 saat çalışma imkanı verildiğini, bu sürenin yetmediğini, bu nedenle elişi boncuk işlerini koğuşta devam ettirmek üzere plastik kaleme yapıştırarak temin ettiği tığı kullandığını, 20 yıllık bir cezası olduğu için koğuş içinde çalışmaya mecbur olduğunu, ailesinin kendisine yardım etmediğini belirtmiştir. Suç eşyası üzerinde yaptığı gözlemi tutanaklara geçiren Yerel Mahkeme, tığ'ın pilot kalem içine monte edilmiş olduğunu, uç kısmının tığ amaçlı hazırlandığını, dışarıdan bakıldığında kalem görüntüsünün bulunduğunu, tığ'ın 765 sayılı TCY'nın 189. maddesi kapsamında saldırı veya savunma için özel hazırlanmış alet niteliğinde olmadığını ifade etmiştir. Ceza infaz kurumlarına veya tutukevlerine yasak eşya sokma eylemi ilk kez 765 sayılı TCY'na 05.02.2003 tarih ve 4806 sayılı Yasa ile eklenen 307/a maddesinde suç olarak düzenlenmiştir. Anılan maddede; "Ceza infaz kurumları ve tutukevlerine kanuna aykırı olarak, ateşli silah, mermi, patlayıcı madde, kesici, delici, yaralayıcı, bereleyici alet, yakıcı, aşındırıcı, boğucu, bayıltıcı, kör edici gaz ve ecza, her türlü zehir ve uyuşturucu madde, cep telefonu, telsiz ve sair elektronik haberleşme aracı sokanlar, bunları ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde bulunduranlar veya kullananlar, fiilleri başka bir suç oluştursa bile ayrıca iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar. Ancak, bu durumda 10.7.1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun ek 1 inci maddesindeki fiillerden dolayı ceza verilmez. Birinci fıkrada sayılanların dışında kalıp da Kanuna uygun olarak yasaklanmış bulunan her türlü eşya, araç, gereç veya malzemeyi ceza infaz kurumları ve tutukevlerine sokanlar, bunları ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde bulunduranlar veya kullananlar, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar" hükmü mevcuttur. Bu suç, sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY'nın "İnfaz kurumuna veya tutukevine yasak eşya sokmak" başlıklı 297. maddesinde ise; "(1) İnfaz kurumuna veya tutukevine silâh, uyuşturucu veya uyarıcı madde veya elektronik haberleşme aracı sokan veya bulunduran kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun konusunu oluşturan eşyanın, temin edilmesi veya bulundurulması ayrı bir suç oluşturduğu takdirde; fikrî içtima hükümlerine göre belirlenecek ceza yarı oranında artırılır. (2) Birinci fıkrada sayılanların dışında kalıp da yetkili makamlar tarafından infaz kurumuna veya tutukevine sokulması yasaklanmış bulunan eşyayı, bu yasağı bilerek, infaz kurumuna veya tutukevine sokan veya bulunduran ya da kullanan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan suçların hükümlü veya tutukluların muhafazasıyla görevli kişiler tarafından işlenmesi hâlinde, verilecek ceza bir kat artırılır. (4) Bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan suçların konusunu oluşturan eşyayı yanında bulunduran veya kullanan hükümlü veya tutuklu, bunu kimden ve ne suretle elde ettiği hususunda bilgi verirse, verilecek ceza yarı oranında indirilir." biçiminde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere; önceki yasal düzenlemede, ceza infaz kurumları ile tutukevlerine yasaya aykırı olarak kesici, delici alet sokulması, bulundurulması veya kullanılması eylemleri seçimlik hareketli suç olarak yaptırıma bağlanmıştır. Suçun maddi unsuru, kesici veya delici aletin yasaya aykırı biçimde infaz kurumuna sokulması veya bulundurulmasıdır. Sonraki yasal düzenleme olan 5237 sayılı TCY'nın 297. maddesinin 1. fıkrasında ise, 765 sayılı TCY'nın 307 (a) maddesindeki sayma yöntemi terk edilmiş ve uyuşturucu veya uyarıcı maddelerle elektronik haberleşme aracı dışında bu kurumlara silah sokulması veya bulundurulması eylemi suç olarak düzenlenmiş, ayrıca bu fıkrada sayılanlar dışında kalıp da yetkili makamlar tarafından infaz kurumuna veya tutukevine sokulması yasaklanmış bulunan eşyayı, bu yasağı bilerek, infaz kurumu veya tutukevine sokma, anılan kurumlarda bulundurma veya kullanma eylemleri de ikinci fıkrada suç olarak tanzim olunmuştur. Öte yandan, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğünün 14.06.2001 gün ve 5800 sayılı genelgesinde; oda ve koğuşlarda belirli ve kısıtlı sayıda olmak üzere saç kurutma makinesi, plastik çatal, terlik, havlu, nevresim takımı, satranç takımı, kitap ve bazı müzik aletlerinin bulundurulabileceği ifade edilmiş, ayrıca Genelge'nin 4. maddesinde; "Hükümlü ve tutukluların ufak el işi faaliyetlerini (boncuk, maket, hamak, ağ, resim v.b) gerçekleştirebilmeleri için cezaevinin uygun bölümleri bu amaca tahsis edilecektir. El işi faaliyetleri için gerekli malzemeler kantin vasıtasıyla sağlanacaktır. Kurum güvenliğini bozmamak kaydıyla bu faaliyetlere oda ve koğuşlarda da izin verilebilir. Ancak, kesici, delici alet olarak kullanılabilecek türde olan el işi malzemeleri oda ve koğuşlara sokulmayacak ve el işi faaaliyetleri için ayrılan bölümlerde de kontrol altında tutulacaktır." denilmiştir. Silahtan neyin anlaşılması gerektiği ise, 5237 sayılı TCY'nın 6. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde beş alt bent halinde sıralanmıştır. Buna göre; 1. Ateşli silâhlar, 2. Patlayıcı maddeler, 3. Saldırı ve savunmada kullanılmak üzere yapılmış her türlü kesici, delici veya bereleyici alet, 4. Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler, 5. Yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddeler, silah sayılmaktadır. 5237 sayılı Yasanın 297. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen suçun maddi unsuru, infaz kurumu veya tutukevine silah sokulması yahut bulundurulması olduğuna göre, suça konu nesnenin 5237 sayılı Yasanın 6. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde silah olarak tanımlanan maddelerden olup olmadığı saptanmalıdır. Somut olayda, sanığın hükümlü olarak kaldığı infaz kurumunda çamaşır mandalının telinden imal edip koğuşta bulundurduğu, uç kısmı 4 cm uzunluğunda olan, kalem içine monte edilmiş ve tığ olarak kullandığı belirtilen aletin, saldırı ve müdafaada kullanılmak üzere özel olarak hazırlanmış aletlerden olmadığı Yerel Mahkemece kabul edilmiş ise de, bu aletin mevcut durumu itibarıyla fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli nesnelerden olup olmadığı tam olarak ve denetlenebilir düzeyde açıklığa kavuşturulmamıştır. Bu durumda soruşturma genişletilip, suça konu aletle ilgili olarak Adlî Tıp Kurumu'ndan rapor alınarak yargılama konusu aletin fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli nesne niteliği taşıyıp taşımadığının, 5237 TCY'nın 6. maddesindeki tanımlardan hareketle aynı Yasanın 297. maddesinin 1. fıkrasında ifade edilen silah niteliğine sahip olup olmadığının kuşkuyu ortadan kaldıracak biçimde saptanması ve bilahare yapılacak değerlendirme ile sanığın hukuki durumunun gerek suç tarihinde geçerli olan normlara ve gerekse hükümden sonra yürürlüğe giren ve kısmen lehte düzenlemeler de içeren 5237 sayılı Yasanın 297. maddesinin 1. ya da 2. fıkralarına uyup uymadığının denetlenilebilir gerekçelerle belirlenmesi gerekmektedir. Bu itibarla, Yerel Mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyesi Ali Suat Ertosun; "Cezaevinde hükümlü olarak bulunan sanığın, suç tarihinde koğuşunda yapılan aramada, sanığa ait; mevzuata ve genelgelere uygun şekilde kantin aracılığıyla temin etmediği; cezaevi kurallarının aksine çamaşır mandalı telinden, yere sürtmek suretiyle ucunu sivrilterek yaptığı (cezaevi yapımı), 4 cm. uzunluğunda, pilot kalem içine eriterek monte ettiği, gerektiğinde kalem gibi kapatılan ve bilirkişi tarafından "tığ" olarak nitelendirilen eşya ele geçirilmiştir. Sanık, bunu boncuk yapımı ve benzeri çalışmalarda kullanmak üzere yaptığını söylemiştir. Tığ olarak nitelendirilen eşyanın ucunun kıvrık olmadığı, aksine sivri olduğu ve delici özelliklere sahip bulunduğu, tüm dosya içeriği ile çekilen fotoğrafından anlaşılmaktadır. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün 14.6.2001 gün ve 5800 sayılı genelgelerinde "Hükümlü ve tutukluların ufak el işi faaliyetlerini (boncuk, maket, hamak, ağ, resim vb.) gerçekleştirebilmeleri için cezaevinin uygun bölümleri bu amaca tahsis edilecektir. El işi faaliyetleri için gerekli malzemeler kantin aracılığıyla sağlanacaktır. Kurum güvenliğini bozmamak kaydıyla bu faaliyetlere oda ve koğuşlarda da izin verilebilir. Ancak kesici, delici âlet olarak kullanılabilecek türde olan el malzemeleri oda ve koğuşlara sokulmayacak ve el işi faaliyetleri için ayrılan bölümlerde kontrol altında tutulacaktır." denilmiştir. Suça konu eşyanın bulunduğu yer ve özellikleri dikkate alınarak, sanığın eyleminin 765 sayılı TCK.nun 307/1-a (5237 sayılı TCK.nun 297/1.) maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği düşüncesinde bulunduğumdan, sayın çoğunluğun bilirkişi incelemesi yaptırılması yönündeki görüşlerine karşıyım." görüşüyle, Diğer üç Kurul üyesi ise; "sanığın hükümlü olarak kaldığı infaz kurumunun koğuşunda bulundurduğu, "tığ" olarak nitelendirilen aletin delici özelliğe sahip olması nedeniyle silah sayılması gerektiğini, bu durumda soruşturmanın genişletilerek bilirkişiden görüş alınmasına gerek bulunmadığını" belirterek karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1-Yerel Mahkeme direnme hükmünün soruşturmanın genişletilmesi gerektiği gerekçesiyle BOZULMASINA, 2-Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 19.09.2006 günü sonucu itibarıyla tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak oyçokluğu ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Hukuku Genel Hükümler

İlaç ithalatı ve ticareti yapmak üzere faaliyet izni bulunan "Pharma Global A.Ş." isimli özel hukuk tüzel kişisinin, bu faaliyetleri çerçevesinde ve yönetim kurulu üyelerinin kararıyla sistematik olarak uyuşturucu madde üretiminde kullanılan öncül kimyasalları yasal olmayan yollarla ithal edip piyasaya sürdüğü tespit edilmiştir. Yürütülen ceza yargılamasında, yönetim kurulu üyelerinin TCK m. 188/7 uyarınca cezalandırılmasının yanı sıra, savcılık Pharma Global A.Ş. tüzel kişiliği hakkında da bir yaptırım uygulanmasını talep etmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun ceza sorumluluğuna ilişkin temel ilkeleri ve özel hükümleri göz önüne alındığında, mahkemenin Pharma Global A.Ş. hakkında verebileceği hukuka uygun karar aşağıdakilerden hangisidir?

A) Şirketin suçtan elde ettiği menfaatle orantılı olarak, yönetim kurulu üyelerine verilecek cezadan bağımsız bir adli para cezasına hükmedilmesi
B) Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi gereği tüzel kişi hakkında herhangi bir yaptırıma hükmedilemeyeceğinden, şirket hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi
C) Suçun işlenmesinde kullanılan şirket malvarlığının, KİT'lere ilişkin özel hükümler kıyasen uygulanarak Hazineye devredilmesi
D) Uyuşturucu madde ticareti suçunun, tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi nedeniyle, kanunda öngörülen müsadere veya faaliyet izninin iptali gibi güvenlik tedbirlerine hükmedilmesi
E) Yönetim kurulu üyelerine verilecek hapis cezasının, TCK'daki çevirme usullerine göre günlüğü belli bir meblağdan adli para cezasına çevrilerek şirkete yükletilmesi