5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 19

Türk Ceza Kanunu 19. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 19- (1) Türkiye'nin egemenlik alanı dışında işlenen suçlar dolayısıyla Türkiye'de yargılama yapılırken, Türk kanununa göre verilecek olan ceza, suçun işlendiği ülke kanununda öngörülen cezanın üst sınırından fazla olamaz. (2) Ancak suçun; a) Türkiye'nin güvenliğine karşı veya zararına olarak, b) Türk vatandaşına karşı ya da Türk kanunlarına göre kurulmuş özel hukuk tüzel kişisi zararına olarak, İşlenmesi durumunda, yukarıdaki fıkra hükmü uygulanmaz. İKİNCİ KISIM Ceza Sorumluluğunun Esasları BİRİNCİ BÖLÜM Ceza Sorumluluğunun Şahsiliği, Kast ve Taksir Ceza sorumluluğunun şahsiliği

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

102 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2015/1205 E., 2018/496 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
TCK'nun 5377 sayılı Kanun'un 19. maddesiyle değişik 158.
Ceza Genel Kurulu         2015/1205 E.  ,  2018/496 K. "İçtihat Metni" Kararı veren Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 23. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ağır Ceza Sayısı : 154-297 Nitelikli dolandırıcılık suçundan sanık ...'ın TCK'nın 158/1-f-son, 62, 58 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 5.333 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve hak yoksunluğuna ilişkin verilen hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 23. Ceza Dairesince 08.07.2015 tarih ve 1801-3373 sayı ile; "...5237 sayılı TCK'nın 158. maddesinin 1. fıkrasının (e), (f), (j) ve (k) bentlerinde belirtilen nitelikli hallerde suçtan elde edilen haksız menfaati belli ise; TCK'nın 52. madde hükmü de gözetilmek sureti ile haksız menfaatin iki katından az olmayacak şekilde temel adli para cezası aynı Kanun'un 61. maddesi uyarınca gün olarak belirlenerek artırım ve indirimler gün üzerinden yapıldıktan sonra, ortaya çıkacak sonuç gün sayısı ile bir gün karşılığı 52/2. madde hükmü gereğince 20-100 TL arasında takdir edilecek miktarın çarpılması neticesinde sonuç adli para cezasının 291 gün karşılığı 5.820 TL olarak belirlenmesi gerekirken doğrudan elde edilen haksız menfaatin iki katı esas alınmak ve artırım indirimlerin de bu miktar üzerinden yapılması suretiyle eksik ceza tayini aleyhe temyiz olmadığından bozma sebebi yapılmamıştır..." eleştirisiyle, hükmün TCK'nın 58. maddesi yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 10.09.2015 tarih ve 23648 sayı ile; "...İtirazın konusunu oluşturan uyuşmazlık; sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçunda tayin edilen para cezasının gün tayin edilmeden doğrudan tayin edilmesinin yerinde olup olmadığı hususuna ilişkindir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 158. maddesi; '1) Dolandırıcılık suçunun; a) Dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle, b) Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle, c) Kişinin algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle, d) Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle, e) Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak, f) Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle, g) Basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle, h) Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında, i) Serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle, j) Banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla, k) Sigorta bedelini almak maksadıyla, İşlenmesi hâlinde, iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. 2) Kamu görevlileriyle ilişkisinin olduğundan, onlar nezdinde hatırı sayıldığından bahisle ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak, başkasından menfaat temin eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır' şeklinde iken, 29.06.2005 gün ve 5377 sayılı Kanun'un 19. maddesiyle yukarıda belirtilen maddenin birinci fıkrasının sonuna; 'Ancak (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hâllerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adlî para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz' cümlesi eklenmiştir. 5377 sayılı Kanun'un 19. maddesinin gerekçesinde; "Maddenin birinci fıkrasında sayılan nitelikli dolandırıcılık hallerinden (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan suçların işlenmesi halinde verilecek hapis cezasının alt sınırının üç yıldan az olamayacağı, yine bu hallerde verilecek adlî para cezasının miktarının suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamayacağı hükme bağlanmaktadır. Bu değişikliğe göre, suçtan elde edilen gelir miktarının belli olması halinde de adli para cezasına hükmedilecektir. Ancak, Kanunun 52 ve 61 inci maddeleri hükümlerine göre hükmedilecek adli para cezasının miktarı, suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamayacaktır. Yapılan değişiklikle madde metnine eklenen hükme göre, suç tanımında belirlenen günün üst sınırından hesaplanan adli para cezasının miktarının, suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olmaması gerekmektedir. Bu itibarla, suçun işlenmesi suretiyle elde edilen menfaatin fazla olması halinde, madde metnindeki adli para cezasının unsurunu oluşturan gün bakımından getirilen sınırlamanın bir önemi kalmayacaktır' açıklamasına yer verilmiştir. TCK'nun 5377 sayılı Kanun'un 19. maddesiyle değişik 158. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde; 'adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz' denildiğine göre, aynı Kanunun 3. maddesinin; 'suç işleyen kişi hakkında fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur' şeklindeki düzenlemesi, cezaların caydırıcılığı ilkesi ve özellikle ekonomik suçlarda elde edilen haksız kazanç miktarları ile 5377 sayılı Kanun'un 19. maddesinin gerekçesindeki 'Kanunun 52 ve 61 inci maddeleri hükümlerine göre hükmedilecek adli para cezasının miktarı, suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamayacaktır' ibaresi göz önünde bulundurulduğunda, kanun koyucunun amacının 'nitelikli dolandırıcılık suçlarında sonuç cezanın suçtan elde edilen haksız menfaatin iki katından az olamayacağı' şeklinde olduğu kabul edilmelidir. Türk Ceza Kanunu'nun 52. maddesinin birinci fıkrası uyarınca; 'adlî para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hâllerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından devlet hazinesine ödenmesinden ibarettir.' Aynı Kanun'un cezaların belirlenmesinde esas alınan 61. maddesine 5377 sayılı Kanun'un 7. maddesi ile eklenen sekizinci fıkranın; 'adlî para cezası hesaplanırken bu madde hükmüne göre cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine yönelik artırma ve indirimler, gün üzerinden yapılır. Adlî para cezası, belirlenen sonuç gün ile kişinin bir gün karşılığı ödeyebileceği miktarın çarpılması suretiyle bulunur' şeklindeki düzenlemeleri uyarınca sonuç ceza, gün olarak belirlenen para cezasının, bir günün karşılığı kanunda düzenlenen iki sınır arasında mahkemece takdir edilen miktarla çarpılması sonucu ulaşılan adli para cezasıdır. Bu durum karşısında 5377 sayılı Kanun'un 19. maddesinin gerekçesi göz önüne alınarak, dolandırıcılık suçundan adli para cezasına karar verilirken, TCK'nun 158. maddesinin birinci fıkrası uyarınca hükmolunan gün karşılığı para cezası, şartların varlığı halinde takdiri indirim uygulaması da yapıldıktan sonra aynı Kanun'un 52. maddesi uyarınca adli para cezasına çevrilecek, ulaşılan cezanın suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olması durumunda adli para cezası, anılan Kanunun 158. maddenin birinci fıkrasının son cümlesi uyarınca suçtan elde edilen menfaatin iki katına çıkarılacaktır. Somut olayda gün belirlenmeden doğudan adli para cezasına hükmedilmesi, kanuna uygun olmadığı gibi, infaz aşamasında ödenmemesi halinde de de gün belirli olmadığı için sıkıntılara neden olabilecektir. Bu nedenle öncelikle gün belirlenmeli ve artırım ve indirimler yapıldıktan sonra sonuç gün ile 52/2 madde uyarınca takdir edilecek miktarın çarpılması suretiyle bulunan miktarın elde olunan haksız menfaatin iki katından az olması halinde adli para cezasının bu miktara yükseltilerek sonuç adli para cezasının belirlenmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde uygulama yapılmasının yerinde olmadığı, bu nedenlerle Özel Daire'nin düzeltilerek onama kararının kaldırılarak, yerel mahkemenin sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık hükmünden verilen mahkûmiyet kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 02.12.2015 tarih, 18616-7517 sayı ile; itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- 5237 sayılı TCK'nın 158. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesindeki adli para cezasının miktarının suçtan elde edilen haksız menfaatin iki katından az olamayacağına ilişkin düzenlemenin, temel ceza belirlenirken mi yoksa sonuç cezanın belirlenmesi aşamasında mı göz önünde bulundurulması, 2- Yerel Mahkemece gün belirlenmeden doğrudan adli para cezasına hükmedilmesinin isabetli olup olmadığı, isabetli olmadığının kabulü hâlinde ise bu aykırılığın düzeltilerek onama suretiyle giderilip giderilmeyeceği, Hususlarının tespitine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Yerel Mahkemece sanığın, nitelikli dolandırıcılık suçundan TCK'nın 58/1-f-son maddesi uyarınca 3 yıl hapis ve suçtan elde edilen haksız menfaatin iki katı olacak şekilde doğrudan 7.000 TL adli para cezası olarak belirlenen temel cezalardan, TCK'nın 62. maddesi uyarınca 1/6 oranında indirim yapılarak neticeten sanığın 2 yıl 6 ay hapis ve 5.333 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır. 1- 5237 sayılı TCK'nın 158. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesindeki adli para cezasının miktarının suçtan elde edilen haksız menfaatin iki katından az olamayacağına ilişkin düzenlemenin, temel ceza belirlenirken mi yoksa sonuç cezanın belirlenmesi aşamasında mı göz önünde bulundurulması; 5237 sayılı TCK’nın “Dolandırıcılık” başlıklı 157. maddesinde; “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir” şeklinde dolandırıcılık suçunun temel şekli düzenlenmiş olup, aynı Kanun'un 158. maddesinde ise suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri sayılmıştır. Suç ve karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 158. maddesi; "1) Dolandırıcılık suçunun; a) Dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle, b) Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle, c) Kişinin algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle, d) Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle, e) Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak, f) Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle, g) Basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle, h) Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında, i) Serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle, j) Banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla, k) Sigorta bedelini almak maksadıyla, İşlenmesi hâlinde, iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. 2) Kamu görevlileriyle ilişkisinin olduğundan, onlar nezdinde hatırı sayıldığından bahisle ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak, başkasından menfaat temin eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiş, 29.06.2005 tarihli ve 5377 sayılı Kanun'un 19. maddesiyle yukarıda belirtilen maddenin birinci fıkrasının sonuna; "Ancak (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hâllerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adlî para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz" cümlesi eklenmiş; 18.04.2013 tarihli ve 28622 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6456 sayılı Kanun'un 40. maddesiyle "(e), (f) ve (j)" ibaresine ayrıca (k) bendi eklenerek ilgili düzenleme "(e), (f), (j) ve (k)" şeklinde değiştirilmiş; 02.12.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 14. maddesiyle maddenin birinci fıkrasına (l) bendi eklenmiş, bu fıkrada yer alan “iki yıldan yedi yıla kadar hapis” şeklindeki yaptırım “üç yıldan on yıla kadar hapis” olarak, "(e), (f), (j) ve (k)" ibaresi "(e), (f), (j), (k) ve (l)" olarak değiştirilmiş, maddenin birinci fıkrasının " üç yıldan az olamaz" şeklindeki son cümlesi ise "dört yıldan az olamaz" biçiminde değiştirilerek madde son hâlini almıştır. 08.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile 5237 sayılı TCK'nın 158. maddesinin birinci fıkrasına son cümlenin eklenmesine ilişkin gerekçe; “Maddenin birinci fıkrasında sayılan nitelikli dolandırıcılık hallerinden (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan suçların işlenmesi halinde verilecek hapis cezasının alt sınırının üç yıldan az olamayacağı, yine bu hallerde verilecek adlî para cezasının miktarının suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamayacağı hükme bağlanmaktadır. Bu değişikliğe göre, suçtan elde edilen gelir miktarının belli olması halinde de adli para cezasına hükmedilecektir. Ancak, Kanunun 52 ve 61 inci maddeleri hükümlerine göre hükmedilecek adli para cezasının miktarı, suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamayacaktır. Yapılan değişiklikle madde metnine eklenen hükme göre, suç tanımında belirlenen günün üst sınırından hesaplanan adli para cezasının miktarının, suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olmaması gerekmektedir. Bu itibarla, suçun işlenmesi suretiyle elde edilen menfaatin fazla olması halinde, madde metnindeki adli para cezasının unsurunu oluşturan gün bakımından getirilen sınırlamanın bir önemi kalmayacaktır” biçiminde açıklanmıştır. 5377 sayılı Kanun'un 19. maddesiyle nitelikli dolandırıcılık suçunun suç ve karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hâllerinde adlî para cezasının miktarının suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamayacağı kabul edilmiş, ancak uygulamanın ne şekilde yapılacağı hususunda bir açıklık getirilmemiştir. Bu gibi hâllerde kanunların; hak, adalet ve yasa koyucunun amacına uygun şekilde yorumlanması gerekmektedir. Nitekim 30.06.1995 tarihli ve 1-1 sayılı İçtihadı Birleştirme kararında "Yorum, yasaların uygulanmasında tabii ve zorunlu bir fikri faaliyettir. Adaletsizliği daraltıcı ve düzenleyici yorumla gidermek, uygulamacının başta gelen görevlerindendir. Yorum yapılırken birden fazla yorum yapılabiliyorsa lehe olan yorum yeğlenmeli, kabul edilmelidir." denilmek suretiyle yorumun nasıl yapılacağı karar bağlanmış; 5237 sayılı TCK'nın 2. maddesinin üçüncü fıkrasında ise "..Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.." hükmüne yer verilerek evrensel bir kural olan kanunilik ilkesi uyarınca suç ve ceza içeren hükümlerin yorumlanmasında kıyas yasağı getirilmiştir. Bu açıklamalardan sonra Türk Ceza Sisteminde adli para cezasının belirlenmesi sırasında göz önünde bulundurulacak kuralların irdelenmesinde fayda bulunmaktadır. TCK'da adli para cezası, hapis cezasına seçenek veya hapis cezasının yanında bir yaptırım olarak kabul edilmiştir. TCK'nın 52. maddesinin birinci fıkrasında "Adli para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hâllerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından devlet hazinesine ödenmesinden ibarettir." şeklinde adli para cezasının tanımı yapılmıştır. Görüldüğü gibi, 5237 sayılı TCK, mülga 765 sayılı TCK'dan farklı olarak “gün para cezası” sistemini kabul etmiş ve adli para cezasının gün unsurunun üst sınırını da kural olarak yedi yüz otuz gün olarak belirlemiştir. Ancak, ekonomik çıkar amacına yönelik olarak işlenen bazı suçlarda hapis cezasının yanı sıra adli para cezası öngörülmektedir. Bu suç tanımlarında adli para cezasının üst sınırı madde metinlerinde ayrıca belirlenmiştir. Uyuşmazlık konusu ile ilgili nitelikli dolandırıcılık suçunda faile beş bin güne kadar adli para cezası verileceği, yine 5377 sayılı Kanun'un 19. maddesiyle de suç ve karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan nitelikli dolandırıcılık suçunun (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hâllerinde adlî para cezasının miktarının suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamayacağı hüküm altına alınmıştır. Aynı Kanun'un cezaların belirlenmesinde esas alınan 61. maddesine 29.06.2005 tarihli ve 5377 sayılı Kanun'un 7. maddesi ile, "Adlî para cezası hesaplanırken bu madde hükmüne göre cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine yönelik artırma ve indirimler, gün üzerinden yapılır. Adlî para cezası, belirlenen sonuç gün ile kişinin bir gün karşılığı ödeyebileceği miktarın çarpılması suretiyle bulunur" şeklinde sekizinci fıkra eklenmiş; 5377 sayılı Kanun'un 7. maddesi ile TCK'nın 61. maddesine eklenen sekizinci fıkraya ilişin gerekçede ise “Keza, adli para cezasının hesaplanmasında başta Yargıtay olmak üzere hâkim ve savcılarda oluşan tereddüdün giderilmesi amacıyla, söz konusu maddeye yeni bir fıkra eklenmiştir" ibaresine yer verilmiştir. Görüldüğü gibi, TCK'nın 5377 sayılı Kanun'un 19. maddesiyle değişik 158. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde; "Hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz" denilerek hapis cezası için "alt sınır", adli para cezası için "miktar" kelimelerine aynı cümle içerisinde birlikte yer verilmiş olup, maddede sonuç adli para cezasının, elde edilen menfaatin iki katından az olamayacağına ilişkin bir açıklama bulunmamaktadır. Dolayısıyla adli para cezasının tayininde aynı Kanun'un 52 ve 61. maddesinin sekizinci fıkrasındaki ölçütlerin gözetilmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Bu durum karşısında, TCK'nın 158. maddesinin birinci fıkrasının (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hâllerde adli para cezasının tayininde öncelikle suçtan elde edilen haksız menfaat miktarının belli olup olmadığına bakılacaktır. Somut olayda, suçtan elde edilen haksız menfaat miktarı belli değil ise; nitelikli dolandırıcılık suçu bakımından TCK'nın 61. maddesi hükmü göz önünde bulundurularak 5 ilâ 5.000 tam gün arasında takdir edilen gün sayısı üzerinden artırma ve eksiltmeler yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuç gün sayısının, aynı Kanun'un 52. maddesi uyarınca bir gün karşılığı 20 ilâ 100 TL arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesinde sonuç adli para cezasının miktarı belirlenecektir. Suçtan elde edilen haksız menfaatin miktarının inceleme konusu olayda olduğu gibi belli olması hâlinde ise; 5377 sayılı Kanun'un 19. maddesinin gerekçesi de göz önüne alınarak, elde edilen haksız menfaatin iki katından az olmaması gereken temel adli para cezasının; TCK'nın 61. maddesine uygun şekilde artırım ve indirimlerin yapılabilmesi amacıyla, aynı Kanun'un 52. maddesi gereğince sanığın ekonomik ve diğer şahsi hâlleri göz önünde bulundurularak 20 ilâ 100 TL arasında belirlenecek bir miktara bölünmesi suretiyle TCK'nın 61. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca gün para cezasının belirlenmesi ve varsa artırım ve indirim hükümleri uygulandıktan sonra belirlenen gün üzerinden ortaya çıkacak gün sayısı ile bir gün karşılığı aynı Kanun'un 52. maddesi uyarınca 20 ilâ 100 TL arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesinde sonuç ceza belirlenecektir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Yerel Mahkemece nitelikli dolandırıcılık suçundan sanığın, TCK'nın 158/1-f-son maddesi uyarınca hapis cezasının yanı sıra suçtan elde edilen haksız menfaatin iki katı olacak şekilde doğrudan 7.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasından sonra aynı Kanun'un 62. maddesi uyarınca 1/6 oranında indirim yapılarak neticeten 5.333 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. TCK'nın 5377 sayılı Kanun'un 19. maddesiyle değişik 158. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde; "Hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz" denilmek suretiyle hapis cezası için "alt sınır", adli para cezası için "miktar" kelimelerinin birlikte ve aynı cümlede kullanılmaları, anılan yasal düzenlemede temel cezanın belirlenmesi noktasında hapis ve adli para cezası arasında herhangi bir fark gözetilmediği gibi suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamayacak şekilde belirlenmesi gereken adli para cezasının temel ceza olmadığına ilişkin bir ibareye de yer verilmemesi, bu bakımdan hapis cezası bakımından üç yıldan az olamayacak şekilde belirlenen temel cezanın, adli para cezası bakımından suçtan elde edilen menfaatin en az iki katı olarak anlaşılmasının gerekmesi, adli para cezasının tayininde aynı Kanun'un 52 ve 61. maddesinin sekizinci fıkrasındaki ölçütlerin gözetilmesinde zorunluluk bulunması ve ceza içeren hükümlerin kıyasa yol açacak şekilde geniş yorumlanamayacağı ilkesi de göz önünde bulundurulduğunda, yasal düzenlemede yer alan adli para cezasının miktarının suçtan elde edilen haksız menfaatin iki katından az olamayacağı hususunun Yerel Mahkemece sonuç değil, temel adli para cezası belirlenirken göz önünde bulundurulması gerektiği kabul edilmelidir. Aksinin kabulü, hapis cezası bakımından uygulanmasına karar verilen TCK'nın 62 ve 168. maddelerinin aynı hükümdeki para cezası yönünden uygulanmaması sonucunu doğurarak hükümde çelişkiye neden olacağı gibi zararı gideren sanık hakkında etkin pişmanlık hükmünün uygulanmamasına ve bu suretle ceza adaletinin sağlanması amacının zedelenmesine yol açacaktır. Bu nedenle sanığın TCK'nın 158. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca, adli para cezasının suçtan elde edilen haksız menfaatin iki katı olan 7.000 TL'den az olamayacağı dikkate alınarak aynı Kanun'un 52. maddesi gereğince sanığın ekonomik ve diğer şahsi hâlleri göz önünde bulundurularak 20 ilâ 100 TL arasında belirlenecek miktara bölünmesi suretiyle TCK'nın 61. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca temel gün para cezasının belirlenmesi, bu miktar üzerinden aynı Kanun'un 62. maddesi uyarınca 1/6 oranında indirim yapılarak bulunacak gün para cezasının 52. madde uyarınca sanığın ekonomik ve şahsi hâllerini de göz önünde bulundurarak günlüğü 20 ilâ 100 TL arasında takdir olunacak miktar ile çarpılması neticesinde bulunması gerekmektedir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. 2- Yerel Mahkemece gün belirlenmeden doğrudan adli para cezasına hükmedilmesinin isabetli olup olmadığı, isabetli olmadığının kabulü hâlinde ise bu aykırılığın düzeltilerek onama suretiyle giderilip giderilmeyeceğine gelince; 5237 sayılı TCK'nın 52. maddesinin üçüncü fıkrasında "Kararda adli para cezasının belirlenmesinde esas alınan tam gün sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ayrı ayrı gösterilir." şeklinde düzenleme yapılmış, Madde gerekçesinde; "Adli para cezasına hükmederken hâkim önce, suç karşılığı olarak kanundaki sınırlar arasında gün birimi sayısını saptayacaktır. Toplam gün birimi sayısı belirlenirken hâkim cezanın bireyselleştirilmesindeki ölçüleri esas alarak bir sonuca varacaktır. Örneğin yüz gün birimi gibi. İkinci aşamada ise kişinin, ekonomik ve diğer şahsî hâlleri göz önünde tutularak bir gün biriminin parasal miktarı tayin edilecektir. Bu miktarı hâkim, kişinin malvarlığını, bir günde kazandığı veya kazanması gereken gelirini dikkate alarak takdir edecektir. Örneğin elli Türk Lirası gibi. Daha sonra toplam gün birimi sayısı ile bir gün biriminin parasal miktarı çarpılarak, adli para cezasının miktarı tespit edilecektir. Örnekte yüz (gün) ile elli (Türk Lirası) çarpıldığında adli para cezasının miktarı beş bin Türk Lirası olarak bulunmaktadır." açıklamalarına yer verilmiştir. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un suç ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan "Adli para cezasının infazı" başlıklı 106. maddesinin uyuşmazlıkla ilgili 1, 2 ve 3. fıkraları; “(1) Adlî para cezası, Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen usule göre tayin olunacak bir miktar paranın Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir. (2) Adlî para cezasını içeren ilâm Cumhuriyet Başsavcılığına verilir. Cumhuriyet savcısı otuz gün içinde adlî para cezasının ödenmesi için hükümlüye 20 nci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca bir ödeme emri tebliğ eder. (3) Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adlî para cezasını ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarınca hapsedilir.” şeklinde iken hükümden sonra 6545 sayılı Kanun'un 81. maddesi ile maddenin üçüncü fıkrası, “Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adli para cezasını ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarı hapis cezasına çevrilerek, hükümlünün iki saat çalışması karşılığı bir gün olmak üzere kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına karar verilir. Günlük çalışma süresi, en az iki saat ve en fazla sekiz saat olacak şekilde denetimli serbestlik müdürlüğünce belirlenir. Hükümlünün, hakkında hazırlanan programa ve denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerilerine uymaması hâlinde, çalıştığı günler hapis cezasından mahsup edilerek kalan kısmın tamamı açık ceza infaz kurumunda yerine getirilir.” şeklinde değiştirilmiştir. Maddeyle getirilen düzenlemelere göre, TCK'nın 52. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen usul uyarınca tayin olunan adli para cezası hükmünü içeren ilâm kesinleştiğinde Cumhuriyet Başsavcılığına verilecek ve Cumhuriyet savcısı tarafından hükümlüye bir ay içerisinde adli para cezasının ödenmesi için ödeme emri tebliğ edilecektir. Hükümlüye tebliğ olunan ödeme emri üzerine adli para cezası belli bir süre içinde ödenmediği takdirde, Cumhuriyet savcısı tarafından verilecek karar ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarınca adli para cezası hapis cezasına çevrilerek, hükümlünün iki saat çalışması karşılığı bir gün olmak üzere kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına karar verilecektir. Hükmedilen adli para cezasının, birim gün sayısı belirlenmeden doğrudan verilmesi ve bu cezanın ödenmemesi hâlinde ise, 5275 sayılı Kanun'un 106. maddesinde öngörülen adli para cezası yerine çektirilecek hapis cezasının süresi belli olmadığından infazda tereddüt ortaya çıkacaktır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Yerel Mahkemece öncelikle haksız menfaat miktarı tespit edildikten sonra, TCK'nın 52. maddesi gözetilerek haksız menfaat miktarının iki katından az olmayacak bir miktara denk gelecek şekilde aynı Kanun'un 61. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca temel adli para cezasının ilk etapta gün olarak belirlenmesi ve tespit edilen gün birim sayısının TCK'nın 52. maddesinin ikinci fıkrası gereğince sanığın ekonomik ve şahsi hâlleri de göz önünde bulundurularak günlüğü 20 ilâ 100 TL arasında takdir olunacak miktar ile çarpılması suretiyle belirlenmesi ve bu şekilde aynı maddenin üçüncü fıkrası uyarınca temel adli para cezasının belirlenmesinde esas alınan tam gün sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktarın ayrı ayrı gösterilmesi gerekirken, bu düzenlemelere aykırı olacak ve adli para cezasının infazında tereddüt oluşturacak şekilde doğrudan haksız elde edilen menfaatin iki katı esas alınmak suretiyle adli para cezasının belirlenmesi isabetsizdir. Söz konusu bu hukuka aykırılığın, suç ve hüküm tarihi itibarıyla uygulanması gereken CMUK'un 322. maddesinde sınırlı olarak sayılan hâller arasında bulunmaması, bu hâller dışında düzeltilerek onama yoluna gidilememesi ve Yerel Mahkemece temel gün para cezasının belirlenmesi sırasında TCK'nın 52. maddesi uyarınca günlüğü 20 ilâ 100 TL arasında olması gereken miktarın takdir edilmemesi hususları göz önüne alındığında anılan hukuka aykırılığın düzeltilerek onanması yoluyla giderilmesi mümkün olmayıp bozma nedeni yapılması gerekmektedir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının bu uyuşmazlık bakımından kabulüne, Özel Daire kararındaki eleştiri bölümünün çıkarılmasına, sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan hüküm kurulurken adli para cezasının, TCK'nın 158. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca, adli para cezasının suçtan elde edilen haksız menfaatin iki katı olan 7.000 TL'den az olamayacağı dikkate alınarak, aynı Kanun'un 52. maddesi gereğince sanığın ekonomik ve diğer şahsi hâlleri göz önünde bulundurularak 20 ilâ 100 TL arasında belirlenecek miktara bölünmesi suretiyle TCK'nın 61. maddesi uyarınca temel gün para cezasının belirlenmesi, bu miktar üzerinden aynı Kanun'un 62. maddesi uyarınca 1/6 oranında indirim yapılarak bulunacak gün para cezasının 52. madde uyarınca sanığın ekonomik ve şahsi hâllerini de göz önünde bulundurarak günlüğü 20 ilâ 100 TL arasında takdir olunacak bir miktar ile çarpılması neticesinde bulunması gerekirken infazda tereddüt oluşturacak şekilde doğrudan haksız elde edilen menfaatin iki katı olarak 7.000 TL adli para cezasına hükmedilmesi ve koşulları bulunmadığı hâlde TCK'nın 58. maddesinin uygulanmasına karar verilmesi isabetsizliklerinden bozulmasına, aleyhe yönelen temyiz bulunmadığından 1412 sayılı CMUK'un 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı bakımından sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının; a) 5237 sayılı TCK'nın 158. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesindeki adli para cezasının miktarının suçtan elde edilen haksız menfaatin iki katından az olamayacağına ilişkin düzenlemenin, temel ceza belirlenirken mi yoksa sonuç cezanın belirlenmesi aşamasında mı göz önünde bulu

Diğer kararlar (4)

yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Ancak, 5237 sayılı Yasanın 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra 29.06.2005 gün ve 5377 sayılı Yasanın 19. maddesi ile değişik TCK'nun 158/1.
Ceza Genel Kurulu         2012/15-1364 E.  ,  2013/51 K. * DOLANDIRICILIK SUÇUNDAN DOLAYI VERİLEN ADLİ PARA CEZASININ HESABI * TÜRK CEZA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (5377) Madde 19 * TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 61 * TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 52 * TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 158 "İçtihat Metni" Nitelikli dolandırıcılık suçundan sanığın TCK'nun 158/1-f-son 62, 52/2, 53/1 ve 63. maddeleri uyarınca iki yıl altı ay hapis ve 1.700 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin, Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 20.04.2011 gün ve 86-90 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 12.03.2012 gün ve 925-31455 sayı ile; "... 2- Dolandırıcılık suçundan kurulan hükmün incelenmesinde, Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucunda yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır. Somut olayda; sanığın aynı işyerinde çalışmaktan dolayı tanıdığı müştekiye ait nüfus cüzdanını ele geçirdikten sonra müştekinin fotoğrafını çıkartarak kendi fotoğrafını yapıştırarak, müştekinin hesabının bulunduğunu bildiği banka şubesine gidip bu kimliği göstermek suretiyle 850 TL parayı almak şeklinde gerçekleştiği iddia ve kabul olunan eylemde, mahkemenin suç vasfına ilişkin kabulünde Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07.02.2006 tarih ve 11/129-10 sayılı içtihadı karşısında bir isabetsizlik görülmemiş olup, müştekinin 20.04.2011 tarihli oturumda dinlenerek şikayetçi de olmadığını bildirmekle, tebliğnamedeki bozma isteyen düşüncelere iştirak edilmemiştir. Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak; 5237 sayılı Yasada 765 sayılı Yasadan farklı olarak gün para cezası sistemi kabul edildiği için bu sistemde nispi para cezasına yer verilmemiştir. İlgili maddelerin gerekçe bölümlerinde de 5237 sayılı TCK'nun sisteminde nispi para cezasının öngörülmediği açıkça belirtilmektedir. Ancak, 5237 sayılı Yasanın 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra 29.06.2005 gün ve 5377 sayılı Yasanın 19. maddesi ile değişik TCK'nun 158/1. fıkrasına eklenen; 'Ancak, (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hallerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz' cümlesi ile getirilen yeni değişikliğe ilişkin gerekçede de belirtildiği üzere, 158. maddenin 1. fıkrasına eklenen son cümledeki 'adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz' hükmünün uygulanabilmesi için öncelikle suçtan elde edilen haksız menfaat miktarının belli olması gerekmektedir. 5237 sayılı TCK'nun 52. maddesinin 1. fıkrası, 'adli para cezası beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde yedi yüz otuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan paranın hükümlü tarafından devlet hazinesine ödenmesinden ibarettir' şeklindeki adli para cezasının tanımı yapıldıktan sonra aynı maddenin 3. fıkrasında 'kararda, adli para cezasının belirlenmesinde esas alınan tam gün sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ayrı ayrı gösterilir' ve aynı Kanunun 61. maddesinin 8. fıkrasında ise 'adli para cezası hesaplanırken, bu madde hükmüne göre cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine yönelik artırma ve indirimler gün üzerinden yapılır. Adli para cezası belirlenen sonuç günle kişinin bir gün karşılığı ödeyebileceği miktarın çarpılması suretiyle bulunur' hükümleri ile yasa koyucu adli para cezasının mutlaka gün üzerinden tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir. TCK'nun 158. maddesinin 1. fıkrasının (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hallerde adli para cezasının tayininde öncelikle suçtan elde edilen haksız menfaat miktarının belli olup olmadığına bakılacaktır. Eğer suçtan elde edilen haksız menfaat miktarı belli değil ise 5 ila 5.000 tam gün arasında TCK'nun 61. maddesi hükmü göz önünde bulundurularak takdir edilen gün sayısı üzerinden arttırma ve eksiltmeler yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuç gün sayısı ile bir gün karşılığı aynı Kanunun 52. maddesi uyarınca, 20-100 TL arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesi sonuç adli para cezası belirlenecektir. Eğer suçtan elde edilen haksız menfaat miktarı belli ise; o takdirde tespit olunacak temel gün, suçtan elde olunan haksız menfaatin iki katından az olmayacak şekilde asgari bu miktara yükseltilerek belirlenecek gün sayısı üzerinden arttırma ve eksiltmeler yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuç gün sayısı ile bir gün karşılığı aynı Kanunun 52. maddesi uyarınca, 20-100 TL arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesinde sonuç adli para cezası belirlenecektir. Bu açıklama kapsamında sonuç adli para cezası belirlenmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiş olduğundan hükmün, 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca bozulmasına, bu durum aynı Kanunun 322. maddesi gereğince yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, hükümde adli para cezasına ilişkin uygulama çıkartılarak yerine, 'TCK'nın 158/1-f-son maddesi uyarınca 85 gün, aynı Yasanın 62/1. maddesi ile 1/6 oranında indirilerek 70 gün karşılığı adli para cezasıyla cezalandırılmasına, TCK'nın 52. maddesi ile 1 gün karşılığı 20 TL'den hesaplanarak para cezasına çevrilmek suretiyle sonuç olarak 1.400 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına' cümlesi eklenmek suretiyle diğer yönleri usul ve yasaya uygun hükümlerin düzeltilerek onanmasına" karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 18.04.2012 gün ve 301549 sayı ile; "Sanığın aynı işyerinde çalışmaktan dolayı tanıdığı müştekiye ait nüfus cüzdanını ele geçirerek, müştekinin fotoğrafını çıkararak kendi fotoğrafını yapıştırarak müştekinin hesabının bulunduğunu bildiği banka şubesine gidip, kimliği göstermek suretiyle 850 TL para almak şeklinde gerçekleştiği iddia ve kabul olunan eylemde mahkemenin suç vasfına ilişkin kabulünde herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir. Ancak dolandırıcılık eyleminde kamu kurumu nüfus müdürlüğünün maddi varlıklarından olan nüfus cüzdanının kullanılması nedeniyle 5237 sayılı TCK'nun 158/1-d maddesinin uygulanmamasındaki isabetsizlik sonuca etkili görülmemiştir. Hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi nedeniyle yerel mahkeme tarafından nitelikli dolandırıcılık suçundan TCK'nun 158/1-f maddesi uyarınca verilen beş gün adli para cezasının Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 12.03.2012 gün ve 925-31455 sayılı ilamında belirtildiği şekilde seksenbeş güne yükseltilip yükseltilemeyeceği hususu itirazımızın özünü oluşturmaktadır. Yargıtay 15. Ceza Dairesinin dolandırıcılık suçundan sanığın eylemini TCK'nun 158/1-f maddesine uyacağına ilişkin kabulünde bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Ancak somut olayda kamu kurumu olan nüfus müdürlüğünün maddi varlığı olan nüfus cüzdanının kullanılması nedeniyle TCK'nun 158/1-d maddesinin uygulanmamasındaki isabetsizlik sonuca etkili görülmemiş, hüküm yalnız sanık tarafından temyiz edilmiştir. Bu nedenle aleyhe bozma yasağı devreye girmektedir. Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 06.04.2011 gün ve 86-90 sayılı kararında sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan hüküm kurulurken; gün para cezası olarak beş gün belirlenmiş, takdiri indirim neticesinde dört güne indirilmiş, günlüğü takdiren 20 TL'den 80 TL adli para cezasına çevrilmiş, ancak verilebilecek adli para cezası miktarı haksız menfaatin iki katından aşağı olamayacağından para cezası 1.700 TL'ye çıkartılmıştır. Mahkemenin hesaplaması yukarıda açıkladığımız hesaplamaya uygun değildir. Ancak, mahkemenin gün olarak beş gün belirlemesi ve aleyhe temyiz bulunmaması nedeniyle Yargıtay 15. Ceza Dairesinin itiraza konu ilamdaki gibi gün miktarını 85 güne çıkaramayacağı düşünülmektedir. Aksi takdirde sanığın belirlenen miktarı ödememesi durumunda 85 gün üzerinden infaz görecektir ki bu da aleyhine bir durum yaratacaktır. Bu nedenle Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 06.04.2011 gün ve 86-90 sayılı kararındaki, 'ancak verilebilecek adli para cezasının elde edilen menfaatin iki katından az olamayacağından 1.700 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına' hükmünün çıkartılarak, yerine; 'Ancak verebilecek adli para cezasının elde edilen menfaatin iki katından az olamayacağından ve takdiri indirimde gözetilerek 1.416 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına' ibaresi eklenmek suretiyle hükmün düzeltilerek onanması gerektiği düşünülmektedir. Arz edilen nedenlerle; itirazımızın kabulü ile; sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 12.03.2012 gün ve 925-31455 sayılı düzeltilerek onama kararının kaldırılması, Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 06.04.2011 gün ve 86-90 sayılı kararındaki 'ancak verilebilecek adli para cezasının elde edilen menfaatin iki katından az olamayacağından 1.700 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına' ilişkin hükmün hüküm fıkrasından çıkartılarak yerine 'ancak verilebilecek adli para cezasının elde edilen menfaatin iki katından az olamayacağından takdiri indirim de gözetilerek 1.416 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına' ibaresi eklenmek suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi" isteminde bulunmuştur. CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 15. Ceza Dairesince itiraz nedenlerinin yerinde görülmemesi üzerine dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hüküm onanmak suretiyle kesinleşmiş olup, itirazın kapsamına göre inceleme, nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır. Sanığın nitelikli dolandırıcılık suçundan sonuç olarak iki yıl altı ay hapis ve suçtan elde edilen menfaatin iki katı kadar adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilen olayda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Özel Daire arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; 5237 sayılı TCK'nun 158. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesindeki para cezasının nasıl hesaplanacağının belirlenmesine ilişkindir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 158. maddesi; "1) Dolandırıcılık suçunun; a) Dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle, b) Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle, c) Kişinin algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle, d) Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle, e) Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak, f) Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle, g) Basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle, h) Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında, i) Serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle, j) Banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla, k) Sigorta bedelini almak maksadıyla, İşlenmesi hâlinde, iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. 2) Kamu görevlileriyle ilişkisinin olduğundan, onlar nezdinde hatırı sayıldığından bahisle ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak, başkasından menfaat temin eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır" şeklinde iken, 29.06.2005 gün ve 5377 sayılı Kanunun 19. maddesiyle yukarıda belirtilen maddenin birinci fıkrasının sonuna; "Ancak (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hâllerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adlî para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz" cümlesi eklenmiştir. 5377 sayılı Kanunun 19. maddesinin gerekçesinde; "Maddenin birinci fıkrasında sayılan nitelikli dolandırıcılık hallerinden (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan suçların işlenmesi halinde verilecek hapis cezasının alt sınırının üç yıldan az olamayacağı, yine bu hallerde verilecek adlî para cezasının miktarının suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamayacağı hükme bağlanmaktadır. Bu değişikliğe göre, suçtan elde edilen gelir miktarının belli olması halinde de adli para cezasına hükmedilecektir. Ancak, Kanunun 52 ve 61 inci maddeleri hükümlerine göre hükmedilecek adli para cezasının miktarı, suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamayacaktır. Yapılan değişiklikle madde metnine eklenen hükme göre, suç tanımında belirlenen günün üst sınırından hesaplanan adli para cezasının miktarının, suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olmaması gerekmektedir. Bu itibarla, suçun işlenmesi suretiyle elde edilen menfaatin fazla olması halinde, madde metnindeki adli para cezasının unsurunu oluşturan gün bakımından getirilen sınırlamanın bir önemi kalmayacaktır"  açıklamasına yer verilmiştir. TCK'nun 5377 sayılı Kanunun 19. maddesiyle değişik 158. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde; "adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz" denildiğine göre, aynı Kanunun 3. maddesinin; "suç işleyen kişi hakkında fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur" şeklindeki düzenlemesi, cezaların caydırıcılığı ilkesi ve özellikle ekonomik suçlarda elde edilen haksız kazanç miktarları ile 5377 sayılı Kanunun 19. maddesinin gerekçesindeki "Kanunun 52 ve 61 inci maddeleri hükümlerine göre hükmedilecek adli para cezasının miktarı, suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamayacaktır" ibaresi göz önünde bulundurulduğunda, kanun koyucunun amacının "nitelikli dolandırıcılık suçlarında sonuç cezanın suçtan elde edilen haksız menfaatin iki katından az olamayacağı" şeklinde olduğu kabul edilmelidir. Türk Ceza Kanununun 52. maddesinin birinci fıkrası uyarınca; "adlî para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hâllerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından devlet hazinesine ödenmesinden ibarettir." Aynı Kanunun cezaların belirlenmesinde esas alınan 61. maddesine 5377 sayılı Kanunun 7. maddesi ile eklenen sekizinci fıkranın; "adlî para cezası hesaplanırken bu madde hükmüne göre cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine yönelik artırma ve indirimler, gün üzerinden yapılır. Adlî para cezası, belirlenen sonuç gün ile kişinin bir gün karşılığı ödeyebileceği miktarın çarpılması suretiyle bulunur" şeklindeki düzenlemeleri uyarınca sonuç ceza, gün olarak belirlenen para cezasının, bir günün karşılığı kanunda düzenlenen iki sınır arasında mahkemece takdir edilen miktarla çarpılması sonucu ulaşılan adli para cezasıdır. Bu durum karşısında 5377 sayılı Kanunun 19. maddesinin gerekçesi göz önüne alınarak, dolandırıcılık suçundan adli para cezasına karar verilirken, TCK'nun 158. maddesinin birinci fıkrası uyarınca hükmolunan gün karşılığı para cezası, şartların varlığı halinde takdiri indirim uygulaması da yapıldıktan sonra aynı Kanunun 52. maddesi uyarınca adli para cezasına çevrilecek, ulaşılan cezanın suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olması durumunda adli para cezası, anılan Kanunun 158. maddenin birinci fıkrasının son cümlesi uyarınca suçtan elde edilen menfaatin iki katına çıkarılacaktır. Somut olay bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde; Alt sınırdan ceza tayin eden yerel mahkemece, hapis cezasının yanında temel para cezası olarak belirlenen beş günün, TCK'nun 62. maddesindeki takdiri indirim hükmü uygulanmak suretiyle dört güne indirilmesi, aynı kanunun 52/1. maddesi uyarınca günlüğü 20 Liradan uygulama yapılarak 80 Lira adli para cezasına hükmolunması, ancak 158. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi uyarınca bu miktar suçtan elde edilen 850 Liralık haksız menfaatin iki katından az olamayacağından para cezasının 1.700 Liraya yükseltilmesi isabetli bir uygulamadır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca TCK'nun 158. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesindeki para cezası belirlenirken takdiri indirimin, haksız menfaatin iki katına çıkarılan sonuç ceza üzerinden yapılması gerektiğinin ileri sürülmesi karşısında; itirazın değişik gerekçeyle kabulü ile Özel Dairenin dolandırıcılık suçuna ilişkin düzeltilerek onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmelidir. Özel Daire uygulamasının isabetli olup olmadığına ilişkin oylamada çoğunluk görüşüne katılmayan beş Genel Kurul Üyesi; itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmış, Aynı konuda çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyeleri M. Sarıçam ve Ş. Aktı'nın karşı oy gerekçelerine ise aşağıda diğer oylamaya ilişkin karşı oyların yazıldığı bölümde yer verilmiştir. Özel Daire uygulamasının isabetsiz olduğuna karar verildikten sonra, yerel mahkemece yapılan uygulamanın mı, yoksa itirazda gösterilen yöntemin mi isabetli olduğuna ilişkin oylamada çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesi S. Bakıcı; "Ceza Genel Kurulunca çözümlenecek sorun, TCK.nun 158. maddesinin 1. fıkrasının (e), (f), (j) bentlerinde sayılan hallerde adli para cezasının ne şekilde belirleneceğine ilişkindir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda 'gün para cezası sistemi' kabul edilmiş olup yasada aksine hüküm bulunmayan hallerde 5 günden 730 güne, kanunda yazılı hallerde bu miktarlar gözetilerek TCK.nun 3 ve 61/1. maddeleri uyarınca tayin olunan gün sayısı ile TCK.nun 52/2. maddesine göre günlüğü 20 ila 100 liradan çarpılarak adli para cezasına hükmolunacaktır. 5377 sayılı Yasanın 19. maddesiyle TCK.nun 158/1. madde metnine eklenen hükümle, bu kurala istisna getirilmiş ve adli para cezasının elde edilen menfaatin iki katından az olamayacağı kabul edilmiştir. Ancak uygulamanın ne şekilde yapılacağı hususunda bir açıklık bulunmamaktadır. Bu gibi hallerde yasaların; hak, adalet ve yasa koyucunun amacına uygun şekilde yorumlanması Yargıtay'ın görevleri arasındadır. Yorum, bir yasa hükmünün anlamını, yasa koyucunun amacını, iradesini ortaya çıkarmaya yönelik zihin faaliyetidir. Yasada mevcut bir normun ne anlama geldiği hususunda düşünsel bir faaliyette bulunulmasıdır. Adaletsizlik yorumla giderilmelidir. Yargıtay'ın bir görevi de Ceza Yasasının bütünlüğü ve sistematiği içinde yasa koyucunun amacını, mevcut düzenlemeyi gözeterek sanık aleyhine yani genişletici yoruma neden olmayacak şekilde değerlendirme yapmaktır. Nitekim 765 sayılı TCK.nun 47. maddesinde yer alan 'diğer cezalar üçte birden yarıya kadar indirilir' hükmü uygulanırken en fazla yarı oranında indirim yapılması, müebbet ağır hapis ve idam cezasında yapılacak indirim dikkate alındığında sanık aleyhine sonuç doğurmaktadır. Örneğin ölünceye kadar ağır hapis cezası gerektiren suçlardan 47. maddeye göre 10 ila 15 yıl, buna karşılık temel cezanın daha az yani 24 yıl olması halinde 12 ila 16 yıl, temel ceza 30 yıl olduğunda 15 yıldan 20 yıla kadar (ağır) hapis cezası tayin olunacaktır. Diğer bir anlatımla, yaptırımı 24 ila 30 yıl ağır hapis olan TCK.nun 448. maddesinde yazılı suçu işleyen ve kısmen akıl hastası olup 47. maddeden yararlanan faile, TCK.nun 449. maddesinde yazılı ölünceye kadar ağır hapis cezasını gerektiren veya 450. maddede yazılı idam cezasıyla cezalandırılan nitelikli adam öldürme suçunu işleyip 47. maddeden yararlanan faile göre daha fazla ceza hükmolunacaktır. Böyle bir kabul hukuk mantığına, adalet ve nesafet kurallarına aykırıdır. Bu nedenle Ceza Genel Kurulunun 22.06.1981 gün 172/249, 14.10.1985 gün 276/521, 30.12.1985 gün 239/670, 04.05.1992 gün 118/140 sayılı kararlarında 47. maddede öngörülen 'diğer cezalar üçte birden yarıya kadar indirilir' hükmüne göre indirim oranının en az 1/2 en çok 2/3 olarak anlaşılması gerektiği kabul edilmiştir. 765 sayılı TCK.nun 450, 51 ve rıza ile kaçırıp serbest bırakmada ortaya çıkan adaletsizliğin giderilmesi için 432. maddeyle birlikte 59. maddenin uygulanması gerektiği Ceza Genel Kurulunun 23.09.1985 gün, 177/474 ve 06.07.1991 gün, 202/233 sayılı kararlarında açıklanmıştır. (Bkz. Sedat Bakıcı, 5237 sayılı Yasa Kapsamında Ceza Hukuku Genel Hükümleri, 2. Baskı, sh. 18-21) Adaletsizliği daraltıcı ve düzeltici yorumla gidermek, uygulayıcının başta gelen görevlerindendir. Yorum yapılırken birden fazla yorum yapılabiliyorsa, lehe olan yorum kabul edilmelidir. (İBK-30.06.1995-1/1) 5237 sayılı TCK.nun 2/3 maddesinde 'suç ve ceza içeren hükümlerin kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamayacağı' hükme bağlanmıştır. Bu itibarla, yapılacak yorum sanık aleyhine olmayıp yasa koyucunun iradesine, değişikliğin amacına, yargının adaletle uygulama yapma fonksiyonuna uygun olmalıdır. O halde TCK.nun 158/1-(e), (f), (j) bentlerinde sayılan hallerde adli para cezası nasıl belirlenmelidir? 1- 5237 sayılı Yasa ile maddeye eklenen cümlede, 'Ancak, (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hallerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz' hükmü yer almaktadır. Yasa koyucu, hapis cezasında alt sınırın üç yıldan az olamayacağını hükme bağladığından üç yıl hapis cezası temel cezadır. Yani TCK.nun 3 ve 61/1. maddeleri uyarınca 3 ila 7 yıl arasında hapis cezası tayin olunacaktır. Adli para cezasında ise, hapiste olduğu gibi alt sınırın, elde edilen menfaatin iki katından az olamayacağı kabul edilmemiştir. Çünkü böyle bir kabul, yasada kabul edilen gün para cezası sistemine aykırıdır. Maddenin değişiklik gerekçesinde de gün para cezası sisteminin devam ettiği, öncelikle 5000 güne kadar belirlenecek birim gün sayısı üzerinden adli para cezasının tayini gerektiği belirtilmiştir. Öte yandan temel cezanın, menfaatin iki katı olarak alınması halinde, bu miktar üzerinden TCK.nun 43. maddesinin uygulanması da olanaksızdır. Zira 'adli para cezasının miktarı, suçtan elde edilen çıkarın iki katından az olamaz' denildiğinden, bu şekilde bulunan adli para cezasının ayrıca 43. madde ile artırılması mümkün değildir. Bu itibarla, elde edilen menfaatin iki katının temel adli para cezası olarak kabulü ile bu miktar üzerinden artırma ve indirimlerin yapılması yasaya aykırıdır. 2- Maddede, tüm artırım ve indirimler yapıldıktan sonra sonuç cezanın, elde edilen menfaatin iki katından az olamayacağı hükme bağlanmadığından, sonuç cezanın bu şekilde tespiti ile sağlanan menfaatin iki katına çıkarılması da TCK.nun 2/3. maddesine aykırıdır. Sonuç adli para cezasının bu şekilde tespiti, madde içinde de çelişkiye neden olacaktır. Hapis cezasında TCK.nun 62. maddesi uygulandığı halde, adli para cezasında uygulanmaması kendi içinde bir çelişkidir. Ayrıca TCK.nun 168. maddesi gibi indirim nedeninin hapis cezasına tatbikine rağmen adli para cezasında nazara alınmayacağının kabulü de kararda çelişkiye neden olduğu gibi 168. maddenin amacına da aykırıdır. Etkin pişmanlıktan yararlanmayı da düşünüp zararı gideren sanığa 168. maddenin uygulanmaması da haksızlığa, adaletsizliğe neden olmaktadır. 3- Hapis cezasının alt sınırdan tayini halinde, adli para cezasına esas alınan birim gün sayısının da asgari hadden tayini zorunlu olmayıp, hapis cezasının tayinine ilişkin gerekçe dışında, bu gerekçeyle çelişmeyen, yasal ve dosya içeriğiyle örtüşen, ayrı bir gerekçe ile adli para cezasının alt sınırın üzerinde tayini mümkündür. (CGK 19.06.2007-108/152, 10.03.1998-36/117) Bu nedenle, hapis cezasının alt sınırdan tayin olunduğu hallerde dahi, TCK.nun 61/1. maddesinde yazılı cezanın bireyselleştirilmesindeki ölçütler ve doğan zararın miktarı ile TCK.nun 52/2. maddesine göre sanığın sosyal ve ekonomik durumu gözetilerek belirlenecek miktarın çarpımı ile bulunacak adli para cezasının, indirim nedenleri uygulanmadan önce sanık tarafından nitelikli dolandırıcılık suçu nedeniyle elde edilen menfaatin iki katından daha fazla olması halinde sorun yaşanmayacak ve birim gün sayısı adli para cezasına çevrilerek bu miktar üzerinden indirim yapılacaktır. 4- Suçun işlenmesiyle elde edilen çıkarın iki katının; maddede yazılı adli para cezasından fazla yani 5000 gün x 100 TL = 500000 TL'den, yahut birim gün sayısı ile bir gün karşılığı takdir edilen miktarın çarpımı ile bulunan miktardan fazla olması halinde ne yapılmalıdır sorusunun yanıtı da 'TCK.nun 2/3, yukarıda açıklanan İBK ve CGK kararları gözetilerek sanık lehine bir yorumda bulunulmalı' şeklinde olmalıdır. Maddenin değişiklik gerekçesinde açıklandığı üzere öncelikle hapis cezası yanında adli para cezasına esas alınacak birim gün sayısı takdir edilmeli, bu miktar üzerinden koşulları varsa TCK.nun 43. maddesi gibi artırım hükümleri uygulanmalı, sonrasında bir gün karşılığı 20 ila 100 lirayla çarpılmalıdır. Hesaplanan adli para cezası, elde edilen menfaatin iki katından az ise, adli para cezası bu miktara çıkarılmalı ve TCK.nun 168 ile 62. maddeler gibi indirim hükümleri uygulanmalıdır. (Sedat Bakıcı, 5237 sayılı Yasa Kapsamında Ceza Hukuku Özel Hükümleri 1, sh-471) Bu şekilde yapılan hesaplamanın gün para cezası ile nisbi para cezası sistemlerinin karma uygulanması olduğu ileri sürülebilirse de, bu durum yasanın düzenlenme biçimden kaynaklanmaktadır. Çünkü TCK.nun 158/1-son cümlesinde kabul olunan sistem, gün para cezası sistemi olmadığı gibi, bu sistem ortadan kaldırılıp nispi para cezası sistemi de müstakilen kabul edilmediğinden karma bir sistemdir. Yeni bir yasal düzenleme yapılıncaya kadar, hükmün düzenleniş şekline göre, sanık lehine yapılacak en lehe uygulamanın, yukarıda açıklanan biçimde olması nedeniyle çoğunluk görüşüne iştirak edilememiştir" düşüncesiyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyeleri Ş. Aktı, M. Erdoğan ve M. Sarıçam (Genel Kurul Üyesi M. Sarıçam bu oylamanın yapıldığı ikinci müzakereye katılmamış, ancak karşı oy gerekçesi birlikte yazıldığından bu bölüme konulmuştur); "İtiraza konu olayda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Dairemiz arasındaki uyuşmazlık, TCK'nun 158/1-son cümlesindeki adli para cezasının nasıl hesaplanacağı ve düzeltilerek onama kararının aleyhe bozmama kuralına aykırılık teşkil edip etmediğine ilişkindir. Usul yönünden; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29.01.2013 tarihli oturumunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı kabul edilmiş olup itiraz uyarınca karar verilmesi gerekirken 12.02.2013 tarihli oturumda itiraz dilekçesindeki taleple ilgisi olmayan mahkeme kararındaki hesaplama kabul edilerek itiraz konusunun dışına çıkılıp kabul edilmiş itirazın reddi sonucunu doğuracak şekilde karar verilmesi yerleşmiş uygulamaya ve usul kurallarına aykırılık teşkil etmektedir . Esas yönünden; A- Adli para cezasının hesaplanması: 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nun 158/1. fıkrasının son paragrafına göre '... Işlenmesi halinde, iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur' hükmü bulunmakta idi. TCK'nun yürürlüğe girmesinden sonra ve 29.06.2005 tarih ve 5377 sayılı Yasanın 19. maddesiyle son fıkraya 'Ancak (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hallerde hapis cezasının alt sınırı  üç yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz' şeklinde son cümle eklenmiştir. 5377 sayılı Kanunla maddenin değişiklik gerekçesinde; '... Bu değişikliğe göre, suçtan elde edilen gelir miktarının belli olması halinde de adli para cezasına hükmedileceği ancak, TCK'nun 52 ve 61. maddelerine göre hükmedilecek adli para cezasının miktarı suçtan elde edilecek olan menfaatin iki katından az olamayacaktır. Yapılan değişiklikle madde metnine eklenen hükme göre suç tanımında belirlenen günün üst sınırından hesaplanan adli para cezasının miktarının, suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olmaması gerekir. Bu itibarla, suçun işlenmesi suretiyle elde edilen menfaatin fazla olması halinde madde metnindeki adli para cezasının unsurunu oluşturan gün bakımından getirilen sınırlanmanın bir önemi kalmayacaktır' denilmektedir. Adli para cezasının hesaplanmasında sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için TCK 158/1-son cümlesindeki adli para cezasıyla ilgili olarak şu sorulara verilecek cevap önem arz etmektedir: A) Maddedeki adli para cezası nispi nitelikte midir? B) Maddedeki adli para cezası temel ceza mı, yoksa sonuç ceza mıdır? Hemen belirtmek gerekir ki; yeni TCK 52. maddesindeki tanımı ve hesaplama yöntemi ile nispi para cezasını benimsemediği gibi TCK'nun 158/1 son cümlesinin yazılış biçiminden bu maddedeki adli para cezasının nispi nitelikte olduğu sonucuna varılamaz. Her ne kadar bir kısım yazarların kanun metinlerine yaptığı açıklamalarda maddedeki adli para cezasının istisnai ve nispi olarak öngörüldüğü belirtilmiş ise de, meclis tutanaklarından alınan yukarıdaki gerekçede nispi para cezasından bahsedilmemiştir. Diğer taraftan 5237 sayılı TCK'nun 61/1. maddesi hükmü uyarınca temel cezanın belirleneceği, maddenin 5. bendinde temel ceza üzerinden artırım ve indirim hükümlerinin uygulanması sonucu cezanın belirleneceği vurgulanmakta, 29.06.2005 tarih ve 5377 sayılı Kanunun 7. maddesiyle 61. maddeye eklenen 8. bendinde de 'Adli para cezası hesaplanırken, bu  madde hükmüne göre cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine yönelik arttırma ve indirimler gün üzerinden yapılır. Adli para cezası belirlen
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 19 ]
Ceza Genel Kurulu 2005/8-155 E., 2005/164 K. Ceza Genel Kurulu 2005/8-155 E., 2005/164 K. - ARTTIRMA VE EKSİLTME NETİCESİ OLAN CEZA MİKTARI - RUHSATSIZ SİLAH TAŞIMAK- 5083 S. TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİN PARA BİRİMİ HAKK... [ Madde 2 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 24 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 36 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 50 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 51 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 52 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 59 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 61 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 19 ] - 5252 S. TÜRK CEZA KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ŞEKLİ ... [ Madde 4 ] - 6136 S. ATEŞLİ SİLAHLAR VE BIÇAKLAR İLE DİĞER ALETLER H... [ Madde 13 ] "İçtihat Metni" Ruhsatsız silah taşımak suçundan sanık ...... ....'nın, 6136 s.Y.nın 13/1. TCK'nın 59, 647 s.Y.nın 4, 5 ve 6. maddeleri uyarınca 3.756.085 TL ağır para cezası ile cezalandırılmasına, cezasının 10 eşit taksitte ödenmek üzere taksitlendirilmesine ve ertelenmesine, tabanca ve eklentilerinin TCK'nın 36. maddesi uyarınca müsaderesine ilişkin Bodrum Asliye Ceza Mahkemesince verilen 15.05.2003 gün ve 253-655 sayılı hüküm, sanığın temyizi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 29.09.2005 gün ve 156-8761 sayı ile onanmış, Yargıay C.Başsavcılığınca 10.11.2005 gün ve 134454 sayı ile; "Yerel Mahkeme kararından sonra 27.04.2005 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak 01.05.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5335 sayılı Yasanın 22. maddesi ile 5083 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Para Birimi Hakkında Yasanın 2. maddesine eklenen fıkranın "adli ve idari para cezalarının hesaplanmasında ve ödenmesinde, bir Yeni Türk Lirasının (1 YTL) altında kalan tutarların dikkate alınmayacağına" dair düzenlemesi karşısında, sanığa para cezası tayin edilirken her aşamada bir Yeni Türk Lirası küsurunun atılması zorunludur. Yargıtay Yüksek 8. Ceza Dairesi itiraza konu ilamdan sonra verdiği; suç tarihi ve uygulama maddeleri benzer olan 03.10.2005 gün ve 11990-8915 sayılı ilamında ise yukarıda belirtilen düzenlemeyi gözönüne alarak hükmün "düzeltilerek onanmasına" karar vermiştir," gerekçesiyle itiraz yasayoluna başvurularak, Özel Dairenin 29.09.2005 gün ve 156-8761 sayılı onama kararının kaldırılarak, Bodrum Asliye Ceza mahkemesinin 15.05.2003 gün 253-655 sayılı hükmünün bozulması, 5335 sayılı Yasanın 22.maddesi ile 5083 sayılı Yasanın 2. maddesine eklenen 3. fıkrası uyarınca sonuç ağır para cezasının 2.985.000.000 liraya (2.985 YTL.) indirilmesi suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi" isteminde bulunulmuştur. Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü. CEZA GENEL KURULU KARARI Sanık ...... ....'nın ruhsatsız silah taşımak suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, suçun sübutu ve nitelendirmesinde herhangi bir uyuşmazlık bulunmayıp, çözümlenecek sorun 5335 sayılı Yasa ile 5083 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Para Birimi Hakkında Kanun'un 2. maddesine eklenen 3. fıkrasındaki; "İlgili kanunları gereğince uygulanacak adlî ve idarî para cezalarının hesaplanmasında ve ödenmesinde, bir Yeni Türk Lirası'nın (1 YTL) altında kalan tutarlar dikkate alınmaz." hükmü uyarınca, hükmolunan para cezasının yeniden saptanmasına gerek bulunup bulunmadığı, ayrıca 1 YTL küsurunun atılması işleminin sonuç para cezasında mı yoksa, temel cezanın tayini aşamasından başlayan tüm hesaplama işlemlerinde mi, dikkate alınacağı noktalarında toplanmaktadır. Sanık hakkında ruhsatsız silah taşımak suçundan hükmolunan cezanın, 647 sayılı Yasanın 4, 5 ve 6. maddeleri uyarınca, paraya çevrilip, taksitlendirilmek suretiyle ertelendiği, bu maddelerin karşılığını oluşturan 5237 sayılı Yasanın 50, 51 ve 52. maddelerinin sanığın lehine olmadığı, yine aynı şekilde 765 sayılı TCK'nun 59. maddesinin karşılığını oluşturan 5237 sayılı 62. maddesinin de indirim oranları açısından lehe bir düzenleme içermediği saptanmakla, uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesine geçilmiştir. 765 sayılı TCK'nın 29. maddesinde; Yasanın belirli bir oranda cezayı arttırıp eksiltmeyi emrettiği hallerde, mevcut olan ağırlatıcı ve hafifletici nedenler nazara alınmaksızın, o fiil için ne ceza tayin edilecekse artırma ve indirme keyfiyetinin o ceza üzerinden uygulanacağı bir çok nedenin birleşmesi halinde arttırma ve eksiltme hususunun "ondan evvelki arttırma ve eksiltme neticesi olan ceza miktarı" üzerinden yapılacağı belirtilmiş, aynı ilkeler 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 61. maddesinde de vurgulanmıştır. 765 sayılı TCK'nın 4806 sayılı Yasa ile değişik 30. maddesinin 2. fıkrasında; "Muvakkat cezalar için bir günün ve para cezalarında bin liranın küsuru hesaba katılmaz" hükmüne yer verilmiş, aynı hüküm somut olayda uygulanma olanağı bulunmayan 5237 sayılı TCK'nın 61. maddesinde de "adli para cezası için bir Türk Lirasının arta kalanı hesaba katılmaz ve bu cezalar infaz edilmez." şeklinde tekrarlanmıştır. 5083 sayılı "Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Para Birimi Hakkında Kanun"un 2. maddesine 21.4.2005 gün ve 5335 sayılı Yasanın 22. maddesi ile eklenen 3. fıkrasında ise "İlgili kanunları gereğince uygulanacak adlî ve idarî para cezalarının hesaplanmasında ve ödenmesinde, bir Yeni Türk Lirası'nın (1 YTL) altında kalan tutarlar dikkate alınmaz." hükmüne yer verilmiştir. 28.7.1999 tarihinde kabul edilerek 1 Ağustos 1999 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 4421 Sayılı Yasa ile TCK'nın 19 ve 24. maddeleri, 647 Sayılı Cezaların İnfazı Hakkındaki Yasanın 4 ve 5.maddeleri değiştirilmiş, TCK'na 3506 sayılı Yasa ile eklenen Ek 1,2,4 ve Ek 5. maddelerinde değişiklik yapılarak, Yasaya Ek 6. madde eklenmiş, para cezala-rının belirlenmesinde uygulanan katsayı sisteminden vazgeçilerek "Yeniden Değerleme Oranı" kabul edilmiştir. Yasanın 1.maddesi ile TCK'nın 19. maddesindeki ağır para cezasının alt sınırı "altmış milyon, üst sınırı onbeş milyar liraya, 2. maddesi ile de TCK'nın 24. maddesinde belirtilen hafif para cezasının alt sınırı onbeşmilyon, üst sınırı birmilyar beşyüz milyon liraya yükseltilmiş, 4. madde ile TCK'nın Ek 1.maddesinin (a) ve (b) fıkraları değiştirilerek TBMM.nin kuruluşundan önce yürürlüğe giren ve daha sonra değiştirilmeyen kanun ve tüzüklerdeki para cezaları ile 31.12.1998 tarihine kadar yürürlüğe giren yasalardaki para cezaları 39300 ilâ 8 misli arttırılmış, 5. maddesinde ise; 1.8.1999 tarihine kadar yürürlüğe giren ve bu tarihten sonra kabul edilen yasalardaki para cezalarının her takvim yılı başından geçerli olmak üzere 213 Sayılı Yasanın Mükerrer 298.maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında arttırılarak uygulanacağı belirtilmiş, 6.madde ile Ek 4 ve Ek 5 nci maddelerde yer alan "Ek 2 nci maddeye göre bulunacak birim sayısıyla" ibaresi "Ek 2 nci maddeye göre uygulanan yeniden değerleme oranıyla" şeklinde değiştirilmiştir. Bu hükümler uyarınca, müteakip yıllarda TCK'nın 19. maddesinde düzenlenen ağır, 24. maddesinde belirtilen hafif, 647 sayılı Yasanın 4. maddesinin 1. fıkrasındaki özgürlüğü bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilme ve aynı Yasanın 5. maddesindeki mahsup miktarları yeni bir yasal düzenlemeye ihtiyaç duyulmaksızın, her yıl yeniden değerleme oranında arttırılmak suretiyle belirlenmiştir. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5252 sayılı "Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun"un 4. maddesi ile de, nisbi ve tazminat kabilinden para cezaları hariç olmak üzere, Özel Yasalar ile tüzüklerdeki para cezaları yüzkırkikibin sekizyüzaltmış kat ile iki kat arasında değişen miktarlarda arttırılmış, 5. maddesinin 2. fıkrasında ise, nisbi nitelikteki adli para cezaları hariç olmak üzere, adli para cezalarında, cezanın alt sınırının dörtyüzellimilyon, üst sınırının ise yüzmilyar Türk lirası olarak uygulanacağı belirtilmiş, bu şekilde Özel Yasalarda düzenlenmiş bulunup, adli para cezasını gerektiren suçlarda 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren para cezasının alt sınırı dörtyüzellimilyon liraya üst sınırı ise yüzmilyar liraya çıkartılmıştır. Para cezalarının hesaplanmasında ve ödenmesinde 1 Yeni Türk lirasının altında kalan tutarların dikkate alınamayacağı yönündeki 5083 sayılı Yasanın 2 ve 765 sayılı TCK'nın 2/2. maddesi hükmü karşısında, mevcut yasa değişikliğinin fail lehine olması nedeniyle, 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen suçlarda, Özel Yasalardaki para cezaları ile 647 sayılı Yasanın 4. maddesinde cürümler için öngörülen miktarların yeniden hesaplanıp belirlenmesi zorunlu hale gelmiştir. Bu yeni ilke doğrultusunda yapılan hesaplama sonucu adli para cezalarının alt ve üst sınırları; Yıl Alt sınır Üst Sınır 01.08.1999 60.- 15.000. YTL. 01.01.2000 91.- 22.815. YTL. 01.01.2001 141.- 35.591. YTL. 01.01.2002 216.- 54.525. YTL. 01.01.2003 343.- 86.694. YTL. 01.01.2004 440.- 111.401. YTL. 01.01.2005-31.05.2005 489.- 123.877. YTL. 01.06.2005 tarihinden itibaren 450.- 100.000. YTL. Şeklinde belirlenmiş ancak, 1.1.2005-31.5.2005 tarihinde işlenen suçlar açısından, sonradan yürürlüğe giren 5252 sayılı Yasa hükümlerinin lehe olması nedeniyle 1.1.2005-31.5.2005 tarihleri arasında işlenen suçlar açısından da para cezasının 450-100.000 YTL. olarak uygulanması zorunlu hale gelmiştir. Aynı ilkeler doğrultusunda 647 sayılı Yasanın 4. maddesi uyarınca; cürümler için, hürriyeti bağlayıcı cezaların, beher günü için esas alınması gereken miktarlar ise; Asgari oran Azami oranYıl (YTL) (YTL) 1.8.1999 2. 3. 1.1.2000 3. 4. 1.1.2001 4. 6. 1.1.2002 6. 9. 1.1.2003 9. 14. 1.1.2004 11. 17. 1.1.2005-31.5.2005 12. 18. Şeklinde saptanmıştır. Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; para cezalarında bir Yeni Türk lirasının altında kalan tutarların hesaba katılmayacağı yolundaki kural, gerek temel cezanın belirlenmesi ve takip eden arttırma ve eksiltme işlemleri ile sonuç ceza tutarına hükmedilmesi aşamalarının herbirinde, gerekse 647 sayılı Yasanın 4. maddesinin 1. fıkrasının 1 numaralı bendinde öngörülen hürriyeti bağlayıcı cezanın paraya dönüştürülmesi aşamasında bir güne karşılık tutulan para cezası miktarlarının belirlenmesinde gözönünde tutulması zorunludur. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanık hakkında, 6136 sayılı Yasanın 13/1. maddesi uyarınca temel cezanın 1 yıl hapis ve 343 YTL. adli para cezası olarak tayini, müteakip arttırma ve eksiltme işlemlerinin herbirinde de 1 YTL.nin altında kalan değerlerin hesaba katılmamak ve keza hürriyeti bağlayıcı cezanın günlüğünün 647 sayılı Yasanın 4. maddesi uyarınca 9 YTL.'den paraya çevrilmek suretiyle sonuç cezanın tayini gerekmektedir. Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulü ile Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün bu nedenlerle bozulmasına, ancak yeniden yargılama gerektirmeyen bu hususta 1412 sayılı CMUK'nun geçerliliği süren 322. maddesi uyarınca Ceza Genel Kurulunca da karar verilmesi olanaklı bulunduğundan, sair yönleri isabetli bulunan hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan iki kurul üyesi, 1 YTL'nin altında kalan değerlerin her aşamada değil, sonuç ceza aşamasında hesaba katılmaması gerektiği gerekçesiyle itirazın kabulü yönünde oy kullanmışlardır. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, 1-Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2-Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 29.9.2005 gün ve 156-8761 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA, 3-Yerel Mahkeme hükmünün TCK'nın 2/2 ve hükümden sonra yürürlüğe giren 5083 sayılı Yasa hükümleri karşısında sanığa fazla para cezası tayin edilmiş olması nedeniyle BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, CMUK'nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, Yerel Mahkeme hükmünün "sanık Mehmet Kaya'nın ruhsatsız silah taşımak suçundan 6136 sayılı Yasanın 13/1. maddesi uyarınca 1 yıl hapis ve 343 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına, TCK'nın 59. madde uyarınca cezasından 1/6 oranında indirim yapılarak 10 ay hapis ve 285 YTL. adli para cezasıyla cezalandırılmasına, kısa süreli özgürlüğü bağlayıcı cezanın 647 sayılı Yasanın 4. maddesi uyarınca günlüğü 9 YTL.den paraya çevrilmek suretiyle 2700 YTL. adli para cezası ile cezalandırılmasına, aynı cins para cezalarının toplanarak 2.985 YTL. adli para cezası ile cezalandırılmasına ve cezasının 647 sayılı Yasanın 5 ve 6. maddeleri uyarınca aylık 10 eşit taksitte ödenmek üzere taksitlendirilmesine ve ertelenmesine" karar verilmesi suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 13.12.2005 gününde gerekçede oyçokluğuyla, sonuçta oybirliği ile karar verildi.
11. Ceza Dairesi, 2014/21925 E., 2016/1170 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Ancak 5237 sayılı Yasanın 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra 29.06.2005 gün ve 5377 sayılı Yasanın 19. maddesi ile değişik TCK'nun 158/1.
11. Ceza Dairesi         2014/21925 E.  ,  2016/1170 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Resmi belgede sahtecilik, Nitelikli dolandırıcılık HÜKÜM : ... için her iki suçtan Mahkumiyet, ... için beraat I) Sanık ... hakkında kurulan hükme yönelik katılan vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; Katılan vekilinin yüzüne karşı 09.12.2010 tarihinde verilen hükmü, yasal süresinden sonra 17.12.2010 tarihinde temyiz ettiği anlaşıldığından vaki temyiz isteminin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 317. maddesi uyarınca REDDİNE, II) Sanık ... hakkında verilen kararlara karşı sanık ve müdafiinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin uygulanmasında, Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı iptal kararının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür. 5237 sayılı Yasa’da 765 sayılı Yasa’dan farklı olarak “gün para cezası sistemi” kabul edildiği için, bu sistemde nispi para cezasına yer verilmemiştir. Keza ilgili maddelerin gerekçe bölümlerinde de 5237 sayılı TCK'nun sisteminde nispi para cezasının öngörülmediği açıkça belirtilmektedir. Ancak 5237 sayılı Yasanın 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra 29.06.2005 gün ve 5377 sayılı Yasanın 19. maddesi ile değişik TCK'nun 158/1. fıkrasına eklenen “……Ancak, (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hallerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.” cümlesi ile 19.10.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 160. maddesinin 2. fıkrasında “suçun, zimmetin açığa çıkmasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi halinde faile on iki yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezası verilir; ancak, adli para cezasının miktarı bankanın uğradığı zararın üç katından az olamaz.” şeklindeki düzenlemeler de göstermektedir ki istisnai para cezası hesabı yeni ceza sisteminde bazı suç türleri için benimsenmiştir. 5377 sayılı Yasanın 19. madde ile getirilen yeni değişikliğe ilişkin gerekçesinde de belirtildiği üzere 158. maddenin 1. fıkrasına eklenen son cümledeki “…adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.” hükmünün uygulanabilmesi için öncelikle suçtan elde edilen haksız menfaat miktarının belli olması gerekmektedir. 5237 sayılı TCK'nun 52. maddesinin 1. fıkrası “Adli para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir.” şeklinde adli para cezasının tanımı yapıldıktan sonra aynı maddenin 3. fıkrasında “Kararda, adli para cezasının belirlenmesinde esas alınan tam gün sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ayrı ayrı gösterilir.” ve aynı Yasanın 61. maddesinin 8. fıkrasında ise “Adli para cezası hesaplanırken, bu madde hükmüne göre cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine yönelik artırma ve indirimler, gün üzerinden yapılır. Adli para cezası, belirlenen sonuç gün ile kişinin bir gün karşılığı ödeyebileceği miktarın çarpılması suretiyle bulunur.” hükümleri ile yasa koyucu adli para cezasının mutlaka gün üzerinden tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Bu açıklamalardan sonra 5237 sayılı TCK'nun 158. maddenin 1. fıkrasının (e), (f) ve (J) bentlerinde sayılan hallerde adli para cezasının tayininde öncelikle suçtan elde edilen haksız menfaat miktarının belli olup olmadığına bakılacaktır. Eğer somut olayda suçtan elde edilen haksız menfaat miktarı belli değil ise 5 ila 5.000 tam gün arasında TCK'nun 61. maddesi hükmü göz önünde bulundurularak takdir edilen gün sayısı üzerinden arttırma ve eksiltmeler yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuç gün sayısı ile bir gün karşılığı aynı Kanunun 52. maddesi 20-100 TL. arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesinde sonuç adli para cezası belirlenecektir. Eğer suçtan elde edilen haksız menfaat miktarı belli ise; o takdirde maddede öngörülen 5 ila 5.000 tam gün arasında belirlenecek gün sayısı üzerinden varsa artırım maddeleri uygulanarak tespit olunan sonuç gün ile bir gün karşılığı 20-100 TL. arasında takdir edilecek miktar çarpımı yapılacak ve bulunan miktar suçtan elde olunan haksız menfaatin iki katından az ise adli para cezası asgari bu miktara yükseltilerek bu miktar üzerinden indirimler yapılarak sonuç adli para cezası belirlenecektir. Somut olayımızda; 5237 sayılı Yasanın 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra 29.06.2005 gün 5377 sayılı Yasanın 19. maddesi ile değişik TCK'nun 158/1-e son bendi uyarınca para cezası tayin olunurken, 1000 tam gün üzerinden suç zincirleme olarak işlendiğinden 43. madde uyarınca mahkemece takdir olunan 1/4 oranında artırım yapıldığında ortaya çıkan 1250 gün ile bir gün karşılığı mahkemece takdir olunan 20 TL'nin çarpımı halinde hükmolunacak ceza miktarının 25.000 TL. olacağı bu miktarın sağlanan haksız çıkarın iki katından az olmadığı da gözetilerek, bu miktar üzerinden takdiri indirim maddesi olan 62. madde uygulanarak sonuç adli para cezasının belirlenmesi gerektiği gözetilmeyerek yazılı şekilde hüküm kurulması ve uygulamaya göre de; 1041 gün adli para cezasının TCK'nun 52/2 maddesi uyarınca günlüğü 20 TL'den paraya çevrilmesi neticesinde 20.820 TL olarak hesaplanması yerine hesap hatası sonucu 20.082 TL olarak belirlenmesi süretiyle eksik ceza tayini aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. Toplanan deliller karar yerinde incelenip yüklenen suçların sübutu kabul, soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin, cezayı artırıcı ve azaltıcı sebeplerin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde eleştiriler dışında bir isabetsizlik bulunmadığından sanık ve müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün istem gibi ONANMASINA, 17.02.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
11. Ceza Dairesi, 2012/28001 E., 2013/2051 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Ancak 5237 sayılı Yasanın 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra 29.06.2005 gün ve 5377 sayılı Yasanın 19. maddesi ile değişik TCK'nun 158/1.
11. Ceza Dairesi         2012/28001 E.  ,  2013/2051 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Memurun resmi belgede sahteciliği, Nitelikli dolandırıcılık HÜKÜM : 1-5237 Sayılı TCK'nun 158/1-e, 43, 50, 52, 158/1-e-son-2.cümle, 62/1, 52/4, 53/1. maddeleri gereğince 3 yıl 7 ay 22 gün hapis ve 26822TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, 2-5237 Sayılı TCK'nun 204/2, 43, 62/1, 53/1. maddeleri gereğince 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Sanık müdafiinin vaki duruşmalı inceleme isteminin hükmolunan cezanın süresine göre koşulları bulunmadığından 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 318. maddesi gereğince REDDİNE karar verilip incelenerek gereği görüşüldü. I) Sanık hakkında memurun resmi belgede sahteciliği suçundan kurulan hükme yönelik katılan vekili ile sanık müdafiinin temyiz itirazlarının incelenmesinde: Genel olarak "belge" hukuki bir hüküm ifade eden üzerinde bir hakkın doğumuna bir olayın kanıtlanmasına yarayan yazıların bulunduğu nesnedir. Resmi belge ise kamu görevlisi veya hukuken yetkili kabul edilen görevli tarafından yasa gereğince yerine getirdiği fonksiyona dayanılarak düzenlenen belgedir. Belgede sahtecilik suçu, bir belgenin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, gerçek bir belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya belgenin tamamen veya kısmen değiştirilmesi suretiyle oluşmaktadır. Bu suçun hukuki konusu kamunun güveni olup suçun oluşumu için genel kast ve zarar olasılığı yeterli olup suç işleyen kişinin bu işten yarar sağlamasına gerek yoktur. Somut olaya gelince; Kayseri Askeri Hastanesinde ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı olarak görev yapan doktor sanığın özel bir yaşlı bakımevinde kalan ... ve ... adına demans hastası olmadıkları halde, demans hastalığı teşhisi ile ilaç kullanımı ve hasta katılım payından muaf ilaç raporları düzenlediği iddia edildiği; ...'nun kızı tanık Leman Altay'ın babasının demans rahatsızlığının olmadığını, bu hastalığa ilişkin sağlık raporu almadıklarını, bakımevi tarafından rapor alındığına ilişkin bilgisinin olmadığını ve ...'in oğlu tanık Hüseyin Alırvermez'in babasının bunama (demans) hastalığının olmadığı, buna ilişkin sağlık raporu almadığı, babasının bu hastalığa ilişkin ilaç kullanmadığını, bakımevi tarafından rapor alındığına dair de bilgisinin olmadığını beyan etmeleri, ...'na ait 27.02.2009, ...'e ait 25.10.2008 tarihli bakımevi sözleşmeleri bulunup, şahıslar bakımevine girdikten sonra sırasıyla 29.05.2009 ve 21.11.2008 tarihli demans hastası olduklarına ilişkin sanık tarafından raporlar düzenlendiği, düzenlenen raporların geçerlilik süresinin 1 yıl olarak belirtilmesine rağmen ...için 27.01.2010, ...için 21.08.2009, 27.01.2010 tarihli aynı ilaçları içeren aynı teşhisli raporlar düzenlenmesi, soruşturma aşamasında Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 15.12.2010 tarihli psikiyatri uzmanlarından oluşan 3 kişilik heyet tarafından düzenlenen raporlarda adı geçen kişilerin kognitif fonksiyonlarının normal olduğunun tespit edilmesi ile demans hastası olmadıklarının anlaşılması karşısında; ... ve ...'in demans hastası olduklarına ilişkin sonradan alınan 15.03.2011 ve 31.05.2012 tarihli raporların, işlendiği tarihte oluşan suçu ortadan kaldırmayacağı cihetle tebliğnamedeki eksik incelemeye yönelen aksi düşünceye iştirak edilmemiştir. Toplanan deliller karar yerinde incelenip yüklenen suçun sübutu kabul, soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin, cezayı artırıcı, azaltıcı sebeplerin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan katılan vekili ile sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, II) Katılan vekili ile sanık müdafiinin nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarına gelince: 1) Ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı olarak görev yapan sanık tarafından, özel bir yaşlı bakımevinde kalan ... ve ... adına demans hastası olmadıkları halde, demans hastalığı teşhisi ile ilaç kullanımı ve hasta katılım payından muaf ilaç raporları düzenlendiği, bu raporlara istinaden düzenlenen reçeteler sebebiyle kamunun zarara uğratıldığının iddia ve kabul olunması karşısında gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak biçimde belirlenebilmesi bakımından, bakımevi sahibi hakkında kamu davası açılıp açılmadığı araştırılıp açılmış olması durumunda birleştirilip sonucuna göre sanığın dolandırıcılık suçunun unsuru olan "yararı" kendisi veya bir başkasına ne şekilde sağladığı ve bu suçun hangi suretle oluştuğu saptanıp karar yerinde açıklanarak ulaşılan sonuca göre hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden eksik soruşturma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, Kabul ve uygulamaya göre de: 2) 5237 sayılı Yasa’da 765 sayılı Yasa’dan farklı olarak “gün para cezası sistemi” kabul edildiği için, bu sistemde nispi para cezasına yer verilmemiştir. Keza ilgili maddelerin gerekçe bölümlerinde de 5237 sayılı TCK'nun sisteminde nispi para cezasının öngörülmediği açıkça belirtilmektedir. Ancak 5237 sayılı Yasanın 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra 29.06.2005 gün ve 5377 sayılı Yasanın 19. maddesi ile değişik TCK'nun 158/1. fıkrasına eklenen “……Ancak, (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hallerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.” cümlesi ile 19.10.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 160. maddesinin 2. fıkrasında “suçun, zimmetin açığa çıkmasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi halinde faile on iki yıldan az olamamak üzere hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezası verilir; ancak, adli para cezasının miktarı bankanın uğradığı zararın üç katından az olamaz.” şeklindeki düzenlemelerde göstermektedir ki istisnai para cezası hesabı yeni ceza sisteminde bazı suç türleri için benimsenmiştir. 5377 sayılı Yasanın 19. madde ile getirilen yeni değişikliğe ilişkin gerekçesinde de belirtildiği üzere 158. maddenin 1. fıkrasına eklenen son cümledeki “…adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.” hükmünün uygulanabilmesi için öncelikle suçtan elde edilen haksız menfaat miktarının belli olması gerekmektedir. 5237 sayılı TCK'nun 52. maddesinin 1. fıkrası “Adli para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir.” şeklinde adli para cezasının tanımı yapıldıktan sonra aynı maddenin 3. fıkrasında “Kararda, adli para cezasının belirlenmesinde esas alınan tam gün sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ayrı ayrı gösterilir.” ve aynı Yasanın 61. maddesinin 8. fıkrasında ise “Adli para cezası hesaplanırken, bu madde hükmüne göre cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine yönelik artırma ve indirimler, gün üzerinden yapılır. Adli para cezası, belirlenen sonuç gün ile kişinin bir gün karşılığı ödeyebileceği miktarın çarpılması suretiyle bulunur.” hükümleri ile yasa koyucu adli para cezasının mutlaka gün üzerinden tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Bu açıklamalardan sonra 5237 sayılı TCK'nun 158. maddenin 1. fıkrasının (e), (f) ve (J) bentlerinde sayılan hallerde adli para cezasının tayininde öncelikle suçtan elde edilen haksız menfaat miktarının belli olup olmadığına bakılacaktır. Eğer somut olayda suçtan elde edilen haksız menfaat miktarı belli değil ise 5 ila 5.000 tam gün arasında TCK'nun 61. maddesi hükmü göz önünde bulundurularak takdir edilen gün sayısı üzerinden arttırma ve eksiltmeler yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuç gün sayısı ile bir gün karşılığı aynı kanunun 52. maddesi 20-100 TL. arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesinde sonuç adli para cezası belirlenecektir. Eğer suçtan elde edilen haksız menfaat miktarı belli ise; o takdirde madde de öngörülen 5 ila 5.000 tam gün arasında belirlenecek gün sayısı üzerinden varsa artırım maddeleri uygulanarak tespit olunan sonuç gün ile bir gün karşılığı 20-100 TL. arasında takdir edilecek miktar çarpımı yapılacak ve bulunan miktar suçtan elde olunan haksız menfaatin iki katından az ise adli para cezası asgari bu miktara yükseltilerek bu miktar üzerinden indirimler yapılarak sonuç adli para cezası belirlenecektir.Somut olayımızda; 5237 sayılı Yasanın 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra 29.06.2005 gün 5377 sayılı Yasanın 19. maddesi ile değişik TCK'nun 158/1-e son bendi uyarınca para cezası tayin olunurken, 654 tam gün üzerinden suç, zincirleme olarak işlendiğinden 43. madde uyarınca mahkemece takdir olunan 1/4 oranında artırım yapıldığında ortaya çıkan 817 gün ile bir gün karşılığı mahkemece takdir olunan 20 YTL. nin çarpımı halinde hükmolunacak ceza miktarının 16340 TL. olacağı bu miktarın sağlanan haksız çıkarın iki katından az olduğu gözetilerek, temel adli para cezasının sağlanan haksız menfaatin en az iki katına yükseltilmesi bu miktar üzerinden 62. maddenin uygulanarak sonuç adli para cezasının belirlenmesi gerektiği gözetilmeyerek yazılı şekilde uygulama yapılarak fazla ceza tayini, Yasaya aykırı, katılan vekili ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, 11.02.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Hukuku Genel Hükümler

Yabancı kanunun üst sınırının dikkate alınması ilkesinin istisnası nedir?

A) Suçun gece işlenmesi.
B) Suçun Türkiye'nin güvenliğine karşı veya bir Türk vatandaşı zararına işlenmesi.
C) Suçun ekonomik suç olması.
D) Suçun bilişim suçu olması.
E) Suçun taksirle işlenmesi.

Bu maddeyle ilgili 6 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol