Türk Ceza Kanunu 20. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 20- (1) Ceza sorumluluğu şahsidir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.
(2) Tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz. Ancak, suç dolayısıyla kanunda öngörülen güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımlar saklıdır.
Kast
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
262 karar eşleşti
3. Ceza Dairesi, 2021/1841 E., 2024/9382 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesi
Türk Ceza Kanuunda müsadere TCK’nın 20, 54, 55 ve 60. maddeleri ile 6415 sayılı Kanuun 4/5.
3. Ceza Dairesi 2021/1841 E. , 2024/9382 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesi
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma, Silahlı terör örgütüne yardım etme
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi kararı, İstinaf başvurusunun esastan reddi, İlk Derece Mahkemesinin hükmünün kaldırılarak mahkumiyet
TEMYİZ EDENLER : Sanıklar müdafileri ve katılanlar vekili
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Esastan Ret, Bozma
İlk Derece Mahkemesince sanıklar hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine ve güvenlik tedbirlerine yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; ... sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir oldukları, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
Suçtan doğrudan zarar gören ve katılma sıfatını alabilecek TMSF Başkanlığına Bölge Adliye Mahkemesi kararının tebliğ edilmediğinin görülmesi karşısında temyiz aşamasında ilgili karar tebliğe çıkarılmış, kararın tebliği üzerine TMSF Başkanlığı vekili aracılığıyla bünyesinde bulunan şirket vekillerinin temyizlerini de kapsar şekilde ...-... Grup Şirketlerine ilişkin verilen müsadere yönünden kararı aleyhe temyiz etmiş olup, hakkında TCK'nın 55/2 maddesi uyarınca müsadere kararı verilen sanık Ş.. S..'nin malvarlığı ile ilgili aleyhe yapılmış bir temyiz talebinin bulunmadığı, yine katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar gördüğü anlaşılan ...İnşaat A.Ş.'nin ... sayılı Kanun'un 237 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davaya katılmasına karar verilerek, aynı Kanun'un 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca hükmü temyiz ... bulunduğu belirlenerek yapılan incelemede:
Sanıklar müdafilerinin duruşmalı inceleme taleplerinin, ... sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
A. ... 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.09.2018 tarihli ve 2017/71 E., 2018/491 K. sayılı kararında;
1-Sanık A.. K.. hakkında;
Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun (3713 sayılı Kanun) 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları, 55 inci maddesinin ikinci fıkrası, 55 inci maddesinin ikinci fıkrası, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası, 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye karar verilmiştir.
2-Sanık M.. K.. hakkında;
Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları, 55 inci maddesinin ikinci fıkrası, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası, 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye karar verilmiştir.
3-Sanık Ş.. S.. hakkında;
Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları, 55 inci maddesinin ikinci fıkrası, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası, 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye karar verilmiştir.
4-Sanık A.. K.. hakkında;
Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 221 inci maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 221 inci maddesinin beşinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları, 55 inci maddesinin ikinci fıkrası, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası, 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye karar verilmiştir.
B.... Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin 18.04.2019 tarihli ve 2019/1 E., 2019/602 K. Sayılı kararında;
1-Sanık Ş.. S.. yönünden; ... sayılı Kanun'un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
2-Sanık A.. K.. yönünden; ... sayılı Kanun'un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir.
3-Sanık M.. K.. yönünden; ... sayılı Kanun'un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ilk derece mahkemesinin hükmünün kaldırılarak silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etmek suçundan 5237 sayılı Kanun'un 314 üncü maddesinin üçüncü fıkrası ve 220 inci maddesinin yedinci fıkrası yollamasıyla 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 220 inci maddesinin yedinci fıkrası, 3713 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 62 inci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları, 55 inci maddesinin ikinci fıkrası ve 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye karar verilmiştir.
4-Sanık A.. K.. yönünden; ... sayılı Kanun'un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesinin hükmünün kaldırılarak silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan 5237 sayılı Kanun'un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 221 inci maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 221 inci maddesinin beşinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları, 55 inci maddesinin ikinci fıkrası, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası, 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz istemi;
Sanık A.. K.. yönünden; etkin pişmanlık indiriminin alt hadden uygulanması gerektiğine, temel ceza belirlenirken alt sınırdan uzaklaşılarak hüküm kurulması gerektiğine,
Sanık M.. K.. yönünden; sanığın eylemlerinin silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturduğuna ilişkindir.
B. Katılan Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu(kayyım tarafından yönetilen katılan şirketler dahil) temyiz istemleri;
Davaya katılmalarına karar verilerek re'sen tespit edilecek sebeplerle ve müsadere yönünden hukuka aykırı kararın bozulmasına ilişkindir.
C. Sanık A.. K.. müdafiilerinin temyiz istemleri;
1.Sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine,
2.Alt sınırdan uzaklaşılmasını hukuka aykırı olduğuna,
3.Müsadere kararı verilmesi ve şirketlere denetim kayyımı tedbiri uygulanmasının mülkiyet hakkını sınırladığına,
4.İlk derece ve istinaf aşamalarından sonra dosyaya giren yeni delillerin kendilerine tebliğ edilmediğine,
5.İstinaf mahkemesinin duruşma açmaksızın karar verdiğine,
6.Sanığın örgüt üyesi olma veya yardım etme kastıyla hareket ettiğine, talimat aldığına, talimat verdiğine, eylem içinde bulunduğuna ilişkin delil bulunmadığına,
7.Bilirkişi raporlarının usule uygun olmadığına, subjektif değerlendirmeler içerdiğine, her türlü şüpheden uzak kesin sonuçlara ulaşmadığına,
8.... ailesine ait şirketlerin kuruluşunda örgütün hiçbir ilişkisi ve bağı olmadığına,
9.Sanığın 17-25 Aralık olaylarından sonra yapıdan kopmaya başladığının dikkate alınmadığına, 2015 yılının Kasım ... yapıya karşı sosyal medya paylaşımlarının bulunduğuna, isminin geçtiği bylock yazışmalarından da yapıyla bağının koptuğunun belli olduğuna,
10.Sanığın insani yardım kastıyla yaptığı yardımların, ...'deki sembolik hissesinin, 17-25 Aralık olaylarından önce gerçekleşen toplantılara katılımının, yurtdışı ve yurtiçi seyahatlarının, ... Üniversitesi mütevelli heyeti üyesi olmasının, ... Eğitim, Sağlık ve Spor Vakfının kurucusu olmasının, Bankasya hesaplarının ve bu hesaplardaki işlemlerinin örgüt üyeliğine delil teşkil etmeyeceğine, örgütle iltisaklı okullarda okuyan çocuklara burs sağladığı, örgütün şirketlerini, basın yayın kuruluşlarını, vakıf ve derneklerini desteklediği iddiasının gerçeği yansıtmadığına,
Ve sair temyiz sebeplerine ilişkindir.
D. Sanık Ş.. S.. müdafiilerinin temyiz istemleri;
1.Sanığın örgüt üyesi olduğunu ortaya koyacak nitelikte bir delil bulunmadığına,
2.Dinlenmesini talep ettikleri tanıklar dinlenmeyerek savunma haklarının kısıtlandığına,
3.Sanığın ... Üniversitesi ve ... Eğitim ve Spor Vakfı mütevelli heyeti üyesi olmasının; Bankasya hesap hareketlerinin örgütsel saikle olmadığına,
4.Müsadere kararına dayanak yapılan raporların usule uygun olmadığına ve tutarsız olduğuna,
5.TCK'nın 62. maddesi uyarınca indirim yapılmamasının makul bir nedeninin bulunmadığına,
Ve sair temyiz sebeplerine ilişkindir.
E.Sanık M.. K.. müdafiilerinin temyiz istemleri;
1.Sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine,
2.17/25 Aralık olaylarından önceki bir tarihte ...derneğine kurban bağışı yapılmasının hükme esas alınamayacağını, sanığın başka vakıf ve derneklere de bağış yaptığını,
3.Sanığın ... ile arasındaki mesajlaşmaların hepsinin 17/25 Aralık olaylarından önceki tarihte gerçekleştiğinin ve ...'ın davetlerini türlü bahanelerle geri çevirdiğinin dikkate alınmadığına,
4.Usule uygun olmayan bilirkişi raporuna dayanılarak karar verildiğine,
5.Müsaderenin hukuka aykırı olduğuna,
6.Sanığın... isimli derneği ziyaret etmediğine, hiçbir zaman örgütle iltisaklı kurum ve kuruluşlara üye olmadığını,
7.Tanıkların asılsız beyanda bulunduklarına ve sanık ile arasında husumet olduğunun dikkate alınması gerektiğine, sanığın örgüt mütevellisinde olduğuna ilişkin beyanın sadece gizli tanık Zaman'ın beyanında geçtiğine
8.Yurtdışı seyahatlerinin örgütsel saikle yapılmadığına,
Ve sair temyiz sebeplerine ilişkindir.
F. Sanık A.. K.. müdafiilerinin temyiz istemleri;
1.Sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğine,
2.Alt sınırdan uzaklaşmanın hukuka aykırı olduğuna,
3.Tanık beyanlarının gerçeği yansıtmadığına,
4.Usule uygun alınmayan ve çelişkili olan bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulduğuna,
5.Müsaderenin hukuka aykırı olduğuna, sanığın şirketlerinin örgütle ilişkisinin olmadığına,
6.Suçun unsurlarının oluşmadığına,
Ve sair temyiz sebeplerine ilişkindir.
G. Katılan ...İnşaat A.Ş.'nin temyiz istemleri;
Tedbir kararı nedeniyle zarar gördüğünü belirterek bu yönden temyiz istemine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A.İlk Derece Mahkemesi'nin Kabulü;
1.Sanık A.. K.. Yönünden;
Sanığın ülke çapında ve uluslararası faaliyet gösteren ... merkezli şirketlere sahip bir işadamı olduğu, gözaltına alındığı tarihten sonra kollukta müdafii eşliğinde vermiş olduğu ifadesinde etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istediğini beyan ederek örgüt mensubiyetine ve bağlantılarına dair bildiklerini anlatıp, örgüt üyeliğine dair ikrar içeren beyanını yargılama sonuna kadar devam ettirdiği izlenmiştir.
... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nce tanzim edilen 21/02/2018 tarihli ... Raporunda;
SMS Mesajlarının inbox (gelen kutusu) bölümünde, ... adı ile kayıtlı şahıs tarafından 21/11/2013 tarihinde sanığa gönderilen "Şahit olun, bugüne kadar verdiğim oylar da, ettiğim dualar da haram olsun. Bir daha bu adama oy verirsem ellerim kırılsın. Üstadımızın, Hocaefendinin, ...abinin, binlerce öğretmenin, talebenin, emek veren herkesin ... için ben hakkımı helal etmiyorum. Hocamızı ağlatanlar Allah dünyada ahirette güldürmesin. Şahit olun diye yazdım. ..." şeklinde,
SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, ... adı ile kayıtlı ... sanık tarafından 19/11/2013 tarihinde gönderilen "çok değerli başkanım edip abi hayırlı günler işlerinizde kolaylıklar dilerim gündemde dershanelerle ilgili Başbakanımızla görüşün anlatın lütfen dershane okuma salonları öğrenci evlerini kapatma kararını bir daha gözden geçirsin birkaç sene ertelensin biliyorsunuzki buralarda zararlı şer yok ülkemize kaliteli imanlı bilgili insanlar yetişsin diye halkımızın büyük çoğunluğu bu müesseselere ibadet niyetiyle maddi manevi yardımlar yapmakta destek olmaktadır bu hizmetleri günlük siyasi mesele yapıp ki bunların hiçbir şekilde aslı yoktur. Fitnedir fesattır. Böyle bir kanunun çıkması büyük vebal olur tam da seçimler arefesinde milletin kafasını karıştırmanın ne anlamı var arz ederim. ... yağ ... A.. K.." şeklinde,
SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, ... Cep adı ile kayıtlı ... sanık tarafından 18/11/2013 tarihinde gönderilen "çok değerli başbakanım hayırlı .... Dersane okuma salonları öğrenci evlerini kapatma kararını bir daha gözden geçirin lütfen buralarda zararlı şer yok ülkemize kaliteli imanlı bilgili insanlar yetişsin diye halkımızın büyük çoğunluğu bu müesseselere ibadet niyetiyle maddi manevi yardımlar yapmakta destek olmaktadır bu hizmetleri günlük siyasi mesele yapıp ki bunun hiçbir şekilde aslı yoktur fitnedir fesattır. Böyle bir kanunun çıkması büyük vebal olur tam da seçimler arefesinde milletin kafasını karıştırmanın ne anlamı var arz ederim. ... yağ ... A.. K.." şeklinde,
SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, ... adı ile kayıtlı ... sanık tarafından 18/11/2013 tarihinde gönderilen "çok değerli başbakanım hayırlı .... Dersane okuma salonları öğrenci evlerini kapatma kararını bir daha gözden geçirin lütfen buralarda zararlı şer yok ülkemize kaliteli imanlı bilgili insanlar yetişsin diye halkımızın büyük çoğunluğu bu müesseselere ibadet niyetiyle maddi manevi yardımlar yapmakta destek olmaktadır bu hizmetleri günlük siyasi mesele yapıp ki bunun hiçbir şekilde aslı yoktur fitnedir fesattır. Böyle bir kanunun çıkması büyük vebal olur tam da seçimler arefesinde milletin kafasını karıştırmanın ne anlamı var arz ederim. ... yağ ... A.. K.." şeklinde,
SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, ... ... abi adı ile kayıtlı ... sanık tarafından 18/11/2013 tarihinde gönderilen "... abi çok rica etsem msjımı ... bakanıma çok acil diye okutabilirmisin bakanlar kurulundan önce" şeklinde,
SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, ... ... abi adı ile kayıtlı ... sanık tarafından 18/11/2013 tarihinde gönderilen "çok değerli ... bakanım hayırlı günler işlerinizde kolaylıklar dilerim gündemde olan dersanelerle ilgili Başbakanımızla görüşün anlatın lütfen Dersane okuma salonları öğrenci evlerini kapatma kararını bir daha gözden geçirsin birkaç sene ertelensin buralarda zararlı şer yok ülkemize kaliteli imanlı bilgili insanlar yetişsin diye halkımızın büyük çoğunluğu bu müesseselere ibadet niyetiyle maddi manevi yardımlar yapmakta destek olmaktadır bu hizmetleri günlük siyasi mesele yapıp ki bunun hiçbir şekilde aslı yoktur fitnedir fesattır. Böyle bir kanunun çıkması büyük vebal olur tam da seçimler arefesinde milletin kafasını karıştırmanın ne anlamı var arz ederim. ... yağ ... A.. K.." şeklinde,
SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, ... adı ile kayıtlı ... sanık tarafından 16/11/2013 tarihinde gönderilen "çok değerli bakanım hayırlı günler dilerim gündemde olan dersanelerle ilgili Başbakanımızla görüşün anlatın lütfen Dersane okuma salonları öğrenci evlerini kapatma kararını bir daha gözden geçirsin birkaç sene ertelensin buralarda zararlı şer yok ülkemize kaliteli imanlı bilgili insanlar yetişsin diye halkımızın büyük çoğunluğu bu müesseselere ibadet niyetiyle maddi manevi yardımlar yapmakta destek olmaktadır bu hizmetleri günlük siyasi mesele yapıp ki bunun hiçbir şekilde aslı yoktur fitnedir fesattır. Böyle bir kanunun çıkması büyük vebal olur tam da seçimler arefesinde milletin kafasını karıştırmanın ne anlamı var arz ederim. ... yağ ... A.. K.." şeklinde,
SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, ... ... adı ile kayıtlı ... sanık tarafından 16/11/2013 tarihinde gönderilen "çok değerli başkanım hayırlı günler dilerim gündemde olan dersanelerle ilgili Başbakanımızla görüşün anlatın lütfen Dersane okuma salonları öğrenci evlerini kapatma kararını bir daha gözden geçirsin buralarda zararlı şer yok ülkemize kaliteli imanlı bilgili insanlar yetişsin diye halkımızın büyük çoğunluğu bu müesseselere ibadet niyetiyle maddi manevi yardımlar yapmakta destek olmaktadır bu hizmetleri günlük siyasi mesele yapıp ki bunun hiçbir şekilde aslı yoktur fitnedir fesattır. Böyle bir kanunun çıkması büyük vebal olur tam da seçimler arefesinde milletin kafasını karıştırmanın ne anlamı var arz ederim. ... yağ ... A.. K.." şeklinde,
SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, ... adı ile kayıtlı ... sanık tarafından 15/11/2013 tarihinde gönderilen "çok değerli bakanım hayırlı ... Başbakanımızla görüşün anlatın lütfen Dersane okuma salonları öğrenci evlerini kapatma kararını bir daha gözden geçirsin buralarda zararlı şer yok ülkemize kaliteli imanlı bilgili insanlar yetişsin diye halkımızın büyük çoğunluğu bu müesseselere ibadet niyetiyle maddi manevi yardımlar yapmakta destek olmaktadır bu hizmetleri günlük siyasi mesele yapıp ki bunun hiçbir şekilde aslı yoktur fitnedir fesattır. Böyle bir kanunun çıkması büyük vebal olur tam da seçimler arefesinde milletin kafasını karıştırmanın ne anlamı var arz ederim. ... yağ ... A.. K.." şeklinde,
SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, ... adı ile kayıtlı ... sanık tarafından 15/11/2013 tarihinde gönderilen "çok değerli bakanım hayırlı ... Başbakanımızla görüşün anlatın lütfen Dersane okuma salonları öğrenci evlerini kapatma kararını bir daha gözden geçirsin buralarda zararlı şer yok ülkemize kaliteli imanlı bilgili insanlar yetişsin diye halkımızın büyük çoğunluğu bu müesseselere ibadet niyetiyle maddi manevi yardımlar yapmakta destek olmaktadır bu hizmetleri günlük siyasi mesele yapıp ki bunun hiçbir şekilde aslı yoktur fitnedir fesattır. Böyle bir kanunun çıkması büyük vebal olur tam da seçimler arefesinde milletin kafasını karıştırmanın ne anlamı var arz ederim. ... yağ ... A.. K.." şeklinde,
SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, ... adı ile kayıtlı ... sanık tarafından 15/11/2013 tarihinde gönderilen "çok değerli bakanım hayırlı ... Başbakanımızla görüşün anlatın lütfen Dersane okuma salonları öğrenci evlerini kapatma kararını bir daha gözden geçirsin buralarda zararlı şer yok ülkemize kaliteli imanlı bilgili insanlar yetişsin diye halkımızın büyük çoğunluğu bu müesseselere ibadet niyetiyle maddi manevi yardımlar yapmakta destek olmaktadır bu hizmetleri günlük siyasi mesele yapıp ki bunun hiçbir şekilde aslı yoktur fitnedir fesattır. Böyle bir kanunun çıkması büyük vebal olur tam da seçimler arefesinde milletin kafasını karıştırmanın ne anlamı var arz ederim. ... yağ ... A.. K.." şeklinde,
SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, Başbakan şeklinde kayıtlı ... sanık tarafından 15/11/2013 tarihinde gönderilen "çok değerli başbakanım hayırlı ... Dersane okuma salonları öğrenci evlerini kapatma kararını bir daha gözden geçirin lütfen buralarda zararlı şer yok ülkemize kaliteli imanlı bilgili insanlar yetişsin diye halkımızın büyük çoğunluğu bu müesseselere ibadet niyetiyle maddi manevi yardımlar yapmakta destek olmaktadır bu hizmetleri günlük siyasi mesele yapıp ki bunun hiçbir şekilde aslı yoktur fitnedir fesattır. Böyle bir kanunun çıkması büyük vebal olur tam da seçimler arefesinde milletin kafasını karıştırmanın ne anlamı var arz ederim. ... yağ ... A.. K.." şeklinde,
SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, ... gür abi adı ile kayıtlı ... sanık tarafından 15/11/2013 tarihinde gönderilen "... abi hayırlı .... Başbakanımızla sizin hukukunuz çok. Değerli ... ... sizleri dinler lütfen şu dershane okuma salonları öğrenci evlerini kapatma kararını bir daha gözden geçirsin buralarda zararlı şer yok ülkemize kaliteli imanlı bilgili insanlar yetişsin diye halkımızın büyük çoğunluğu bu müesseselere ibadet niyetiyle maddi manevi yardımlar yapmakta destek olmaktadır bu hizmetleri günlük siyasi mesele yapıp ki bunun hiçbir şekilde aslı yoktur fitnedir fesattır. Böyle bir kanunun çıkması büyük vebal olur tam da seçimler arefesinde milletin kafasını karıştırmanın ne anlamı var arz ederim. ... yağ ... A.. K.." şeklinde,
SMS Mesajlarının inbox (gelen kutusu) bölümünde, 0542 ... Numaralı hat üzerinden 05/11/2013 tarihinde sanığa gönderilen "Enişte ben .... Yarın sadece ... hocamla baş başa sabah kahvaltısı yapacağız ve bundan sonra kendisine de söyledim her hafta buluşacağız. Sizlere bundan sonra her şeyi bilgi vereceğim dediğim için bilgi vermek için aramıştım. İyi akşamlar" şeklinde,
SMS Mesajlarının inbox (gelen kutusu) bölümünde, ... adı ile kayıtlı şahıs tarafından 02/11/2013 tarihinde sanığa gönderilen "Üstadımızın talebelerinden ... ... ağabeyimiz (...) hakka yürümüştür. Cenazesi ikindi namazına müteakip DEÜ İlahiyat Fakültesi camisinden kaldırılacaktır......" şeklinde,
SMS Mesajlarının inbox (gelen kutusu) bölümünde, Zaman ...adı ile kayıtlı şahıs tarafından 31/10/2013 tarihinde sanığa gönderilen "Abi Salı günü ... Dergisi'nin ön kapak içinde tam sayfa ücretsiz ilan yayınladık size. Bilginize sunarım" şeklinde,
SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, sanık tarafından ... abi adı ile kayıtlı ... 25/10/2013 tarihinde gönderilen "... hocam yoldayız cumaya yetişiriz inşallah" şeklinde,
SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, sanık tarafından ... adı ile kayıtlı ... 25/10/2013 tarihinde gönderilen "... hocam yoldayız cumaya yetişiriz inşallah" şeklinde,
SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, sanık tarafından İbrahim dönmez adı ile kayıtlı ... 02/10/2013 tarihinde gönderilen "Çok değerli dostlarım kıymetli ... bu akşam sizi ağırlamaktan büyük onur duycam. Zaman ayırıp katılabilirseniz çok mutlu olurum. Saat 19:30 ... ... ... ..." şeklinde,
SMS Mesajlarının inbox (gelen kutusu) bölümünde, ... adı ile kayıtlı şahıs tarafından 02/10/2013 tarihinde sanığa gönderilen "Çok değerli dostlarım kıymetli ... bu akşam sizi ağırlamaktan büyük onur duycam. Zaman ayırıp katılabilirseniz çok mutlu olurum. Saat 19:30 ... ... ..." şeklinde,
SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, sanık tarafından ... adı ile kayıtlı ... 29/09/2013 tarihinde gönderilen "H.efendinin son kitabı Kendi ruhumuzu ararken/ 100 ad temin edelim soruştur bilgi ver" şeklinde,
SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, sanık tarafından... adı ile kayıtlı ... 21/09/2013 tarihinde gönderilen "Hizmetin kerameti bizde ne olur" şeklinde,
SMS Mesajlarının inbox (gelen kutusu) bölümünde, ... adı ile kayıtlı şahıs tarafından 21/09/2013 tarihinde sanığa gönderilen "Yav abi valla iltifat değil bu ... sizi çok seviyor her yerde ciddi bir ağırlığınız var" şeklinde,
SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, sanık tarafından... adı ile kayıtlı ... 21/09/2013 tarihinde gönderilen "Oooo yeni abiler ikramdalar sağolsunlar" şeklinde,
SMS Mesajlarının inbox (gelen kutusu) bölümünde, ... adı ile kayıtlı şahıs tarafından 18/09/2013 tarihinde sanığa gönderilen "Dinimiz islam. Dünyada kesilen kurbanların Ahirette bizi sırat köprüsünden sırtında geçireceğini buyurur. Yurtdışındaki okullarımız için isminize kesilecek 21 kurban bağışlarsanız sevinirim. Allah kabul etsin (21 * 550 TL = 11550 TL)" şeklinde,
SMS Mesajlarının inbox (gelen kutusu) bölümünde, ... ... adı ile kayıtlı şahıs tarafından 18/09/2013 tarihinde sanığa gönderilen "....e 60.000 tl bağış k.baydan okey mi" şeklinde,
SMS Mesajlarının sent (giden kutusu) bölümünde, sanık tarafından Dr. ... adı ile kayıtlı ... 09/09/2013 tarihinde gönderilen "Arada HİZMETİN ve senin hatırın olmasaydı medyaya verip dava açacaktık fatma 26 yaşında dişleri döküldü takma diş kullanmazsa kendini kaybediyor elektro şok tedavisi bitirdi kızımı sorumlusu da doktorunuz ... atamandır. Yarın fatmanın tedavisi var doktor iğnesini atarken videosunu çekip yollayacağım dayım bize inanın ALLAH şahidimizdir" şeklinde mesajlaşmaların bulunduğu,
Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından gönderilen SS20170012548M Barkod numaralı bulgu poşeti içerisinde bulunan WD marka WCC4M3CDNCLL seri numaralı 2 TB kapasiteli harddisk içerisinde yapılan incelemede;
E-postalar bölümünde yer alan klasörde, "Abiler gelecek, Abilerle Gezi Programı, Abiler Gezi Programı, Abilerle toplantı varmış, Abk, Abla ara, ... para" isimli dosyaların bulunduğu ancak dosyaların içeriğine erişelemediği,
Yine aynı klasörde, ... isimli dosyanın bulunduğu ancak dosyanın içeriğine ulaşılamadığı, FETÖ/PDY terör örgütü içerisinde üst düzey yönetici olarak faaliyette bulunan ... isimli kişinin dosyada adı geçen ... isimli kişi ile aynı şahıs olabileceği,
Yine aynı klasörde,... ... isimli dosyanın bulunduğu ancak dosyanın içeriğine ulaşamadığı, klasörde geçen ... ibaresinin FETÖ/PDY ile iltisaklı ... İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu (...) ile alakalı olabileceği,
Grafikler klasörü içerisinde, ..._0337 adıyla dosya bulunduğu, dosya açıldığında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri ...'e ait bir görüntünün olduğu,
Yine aynı klasörde, ..._0667 adıyla dosya bulunduğu, dosya açıldığında Uluslararası Dil ve Kültür Festivali Etiyopya etkinliğine ait görüntü olduğu ve devamında bu etkinliğe ait resimlerin yer aldığı,
Yine aynı klasörde, File91652 adıyla dosya bulunduğu, dosya açıldığında
"Değerli Bakanım,
İzmirli çok değerli bir ... adamı Sn. A.. K.., geçmişte P.Y destek verdiği kanaati ile çeşitli mali denetimlere tabi tutulmaktadır. Bu da sanayicimizi tedirgin etmektedir.
... ..., P.Y ile alakası yoktur. Hatta ... ve ... Üni gibi kurumlarla da alakasını kesmiştir. Ama buna rağmen valilik protokolünden çıkarılmış, hatta davet edildiği bir akşam yemeğinden (Cumhurbaşkanımızın sivil toplumla buluşma yemeği idi) kapıdan geri çevrilmiştir.
Bu durumu başbakanımıza ve maliye bakanımıza anlattım. Maliye bakanımız zat-ı alinize de konunun aktarılmasının faydalı olacağını ifade etti.
Bu ... adamıyla alakalı yanlış kanaatin düzeltilmesi hususunda ilginizi beklerim. Saygılarımla" şeklinde 08/09/2015 tarihli ... imzası ile el ile yazılmış bir metin görüntüsü olduğu,
Yine aynı klasörde, ..._1144 isimli dosya bulunduğu, dosya açıldığında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri ...'e ait 02.25 dakikalık video kaydı olduğu,
KINGMAX-SSD-32GB > OCR Grafikler içerisinde; ... (...) başlığı altında Twitter konuşmaları olduğu değerlendirilen görüşme dökümlerinin incelenmesinde,
12/04/2015 tarihinde ...'e "O biliyor zaten ben gazetelere çıkınca panik yapmış, ... 30 gün ramazanda onun tvsinde canlı yayına çıktı" şeklinde,
Aynı gönderici tarafından ...'e 12/04/2015 tarihinde "Bana dediki sende A.. K..la ilgili bilgi varmı dedi bana basın danışmanı ilhan bey rica etti böyle bir şey varsa bilelim önceden müdahale edelim demiş çünkü A.. K..la nejdet hocayı görüşmelere ben götürüyordum" şeklinde,
... tarafından 12/04/2015 tarihinde "He ..." şeklinde mesajlaşmaların olduğu,
Tespit edilmiştir.
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu İştirakler ve Gayrimenkuller Daire Başkanlığı'nın 11/07/2018 tarihli cevabi yazısı ekinde gönderilen... Sanayi A.Ş. Yönetim Kurulunun Görevlendirilmesi Kapsamında Hazırlanan Bilgi Sistemleri Altyapı İnceleme Raporunun incelenmesinde; sanık A.. K.. ile... ... isimli şahsın 18 Şubat 2015 tarihli karşılık e-posta ile kurmuş oldukları iletişime dair mesajlaşmaların içeriğinde... ... tarafından sanığa "Yok bu paraları himmet ediyor oluyoruz. Geri bir şey almıyoruz" şeklinde e-postanın,
FETÖ'nün kadim abisi ... Yağları sahibi ...! başlıklı 14 Kasım 2016 tarihli ... ... tarafından ... (İç Satış Pazarlama Koordinatörü... ve Deterjan San. A.Ş) isimli ... gönderilen "ne güzel konu başlığı koymuşsun abi Cuma gecesi geldi bu link bana" şeklinde e-postanın,
... tarafından ...@... isimli e-posta adresine 19 Mart 2016 tarihinde "..." şeklinde Excel dosyasının e-posta olarak gönderildiği, gönderilen bu Excel dosyası içeriğinde ... İktisadi İşletmesi Şişli Vergi Dairesi, ...Day. ve Yrd. Derneği ... Şubesi ... Vergi Dairesi, ... Medya Dağıtım A.Ş ... Kurumlar Vergi Dairesi şeklinde kayıtların olduğu görülmüştür.
Dosyada mevcut 22/08/2016 tarihli İnceleme Tutanağı ile; sanık A.. K..'ın telefonunda galerici... ABD olarak yazılı +120122... Numaralı hattı kullanan şahsın A.. K..'dan "Kurban sezonu açıldı. Kimseye söz verme. Kurbanlarına talibim" , "... ...... ... ... sinem birsen (vacip)" şeklindeki mesajlaşmalarla kurban bağışı istediğinin, bu mesaj kaydından sonra sanık A.. K..'ın telefonunda... Tr olarak kayıtlı olan 0533 ... GSM hattı ile yaptıkları Whatsapp mesajlaşmasında A.. K..'ın kurban için onay verdiği, 3 adet kurban göndereceğini ayrıca ... için liste göndereceğini, 2014 yılında 7 adet kurban bağışladığını belirttiği, 0533 ... Numaralı GSM hattının abone bilgisi sorgulandığında... Deterjan Sanayi A.Ş adına kayıtlı olduğunun, sanığın gözetim altında tutulduğunda yakınlarına haber verilen kişi listesinde bu numaranın sanığın oğlu olan... ...'a ait olduğunun ve... Tr olarak mesajlarda kayıtlı şahsın sanığın oğlu... ... olduğunun tespit edildiği anlaşılmıştır.
Sanığın dijital materyallerinden elde edilen sonuçların incelenmesinde;
Ülkenin eğitim sistemindeki kronik problemlerden ortaya çıkan FETÖ/PDY'nin ülke çapında etkinlik kazanmasını sağlayan özel dershane kurumlarının kapatılarak eğitim sisteminde reform yapılmasına yönelik mevzuat değişikliklerin engellenmesi amacıyla sanığın ekonomik gücünden kaynaklanan siyasi nüfuzunu kullanarak siyasetçilere ve kabine üyelerine ulaşmaya çalıştığı,
Burada sivil toplum faaliyeti ya da ülkenin eğitim sistemine yönelik bir baskı grubunu temsilen yapılan kulis faaliyetinden daha farklı bir boyut taşıdığı,
Sanığın sahibi olduğu herhangi bir özel eğitim kurumu bulunmadığı, 15/11/2013, 16/11/2013, 18/11/2013 ve 19/11/2013 tarihli mesajların iktidar yetkililerine ulaşma amacıyla gönderildiği, söz konusu tarihlerin örgütün fiilen örgütsel yüzünü tüm kamuoyuna gösterdiği 17/25 Aralık olaylarından 1 ay öncesine ait olduğu, daha sonra halihazırda FETÖ/PDY örgüt yöneticiliği suçundan aranan ... isimli şahıstan gönderilen mesajın sanığın yürüttüğü kulis faaliyetinin olumsuz neticelenmesi sonrasında örgütsel ritüel olarak kullanılan bedduanın mesaj olarak gönderilerek sanığın bilgilendirildiği, gönderilen diğer mesajların sanığın Ege Bölge imamı olarak halihazırda yakalamalı olarak aranan ... tarafından organize edilen örgütsel sohbetlere katıldığı ve örgüte maddi yardımda bulunduğunu gösterir nitelikte olduğu,
Siber incelemeden çıkan diğer sonuçlar olan Twitter direkt mesajlaşmalarının örgütün gerçek yüzünü gösterdiği 17/25 Aralık olayları sonrası 2015 yılında yapıldığı, bu tarihte dahi sanığın örgüt içerisinde kalmaya devam ettiğini gösterir nitelikte olduğu,
Anlaşılmaktadır.
Tanıklar S.. Ç.., Ö.. B.., M.. A.., K.. G.., İ.. A.., B.. G.., U.. A.., M.. B.., Y.. S.., Ü.. Ö.., Ö.. K.., ..., N.. M.., A.. T.. Ve Gizli Tanıklar ..., ... Ve ... beyanlarında özetle; sanığın örgütün üyesi olarak ... bir şekilde faaliyet gösterdiğini, toplantılara katıldığını, örgüte maddi ve manevi destekte bulunduğunu, daha sonrasında da örgüt içerisinde kalmaya devam ettiğini, FETÖ/PDY bağlantısı sebebiyle KHK ile kapatılan ... Üniversitesi'nin mütevelli heyetinde yer alarak diğer sanık A.. K.. ile birlikte üniversiteyi örgüt adına yönettiklerini beyan ettikleri,
Bu beyanlardan tanık ...'un beyanının sanığın eşinin sohbetlere katıldığına dair olması, sanığa dair somut bir beyanda bulunulmaması sebebiyle suçta ve cezada şahsilik ilkesi göz önüne alınarak sanık aleyhine değerlendirilmediği,
Tanıklar Z.. Ç.., C.. U.., K.. D.. ve G.. S..'in ... Emniyet Müdürlüğü'nde görev yapmış olan emniyet mensupları olduğu, sanığın 17/25 Aralık olayları sonrasında örgüt ile irtibatını kesip kesmediğine dair beyanlarında; sanığın ... Emniyet Müdürlüğü'ne 2014 yılında geldiğinde ve 2015 yılında sanığın işyerine bilgi amacıyla gidilip kendisine örgütün devlet tarafından terör örgütü olarak algılandığını, buna dair bilgi vermesinin doğru bir hareket olacağını sanığa bizzat ifade etmelerine rağmen sanığın örgütü savunmaya devam ettiğini ve kendilerine örgüte dair bilgi vermediğini beyan ettikleri, tanıkların bu beyanlarının örgütün kamuoyunda gerçek yüzünü gösterdiği 17/25 Aralık olayları sonrasında dahi sanığın örgüte bağlı kalmaya devam ettiğini gösterdiği ilk derece mahkemesince kabul edilmiştir.
... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu'nun 14/05/2018 tarihli cevabi yazısı ekinde gönderilen ... ID numaralı H.. K.., ... ID numaralı H.. Y.. ve 248649 ID numaralı M.. E.. isimli ByLock kullanıcılarının sanıklar A.. K.. ve A.. K.. ile ilgili bölümlerinin incelenmesinde;
... ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ... ID numaralı ByLock kullanıcısına 19/01/2016 tarihinde "A.. K..da ciddi sıkıntı var" şeklinde,
... ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ... ID numaralı ByLock kullanıcısına 19/01/2016 tarihinde "bu aralar isim verdiğini düşünüyoruz" şeklinde,
... ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ... ID numaralı ByLock kullanıcısına 19/01/2016 tarihinde "3 saat sonra aleyhine konuşmuş, ona vazife vermişler bütün tuskona ulaşma gibi, boydaklara ulaşma vs, baha abinin kafasını karıştırmış, çok ciddi endişeliyim" şeklinde,
17/02/2016 tarihli H.. Y.. isimli kişi adına kayıtlı ancak aslında ... tarafından kullanılan telefon ile örgütün ... Eyalet imamı olduğu gerekçesi ile yargılamasına devam edilen H.. K..'ün yaptığı ByLock yazışmasında; "Konu: FW: ..., 13/02/2016, 00:09 yazdı?: ... ...(12/02/2016 - 10:38) : A. ... İLE ALAKALI. ...abi dun zeki sakman abi ile goruştum. Ziyaret güzel geçmiş, daha durgun ve rahat gordum dedi sanki uzerindeki baskılar bitmiş gibi diyor. Ufak tefek ... sert tavrı vs gibi daha yumuşak olabilirdi demiş birazda ... içel gibi bazıları zamanında para almış biraz borç vs gibi. İade etmemişler. Suistimal edildiğini düşündüğünü ifade etmiş. Ama hizmet hocaefendi ile ilgili fikri bir problem yok diyor. Hatta ayrılırken bize düşen bir şey var mı diye de ifade etmiş. Tabi bunlar zeki abiye saygısını nezaketinden de yapmış olabilir ama yine de durum biraz daha iyi görünüyor gibi abi" şeklinde mesajlaşmaların bulunduğu,
Örgütün gizli haberleşme aracı olarak kullandığı ByLock programında yer alan mezkur yazışmaların sanığın halen örgüt üyesi olarak faaliyet gösterdiğine, örgüt içerisinde önem verilen bir kişi olduğuna, 2016 Şubat ayı itibariyle örgüte ve örgüt liderine bağlılığını sürdürdüğüne dair somut delil niteliği taşıdığı,
Söz konusu yazışmaların 19/01/2016 ve 17/02/2016 tarihlerine ait olmasının sanığın bu tarihlerde dahi örgüt içerisinde olduğunu ve irtibatını koparmadığını gösterdiği,
Tüm sanıkların baz kayıtlarında ve beyanlarda ismi yoğun olarak geçen ... hakkında başka dosyada tanık sıfatı ile bilgi ve görgüsüne başvurulan Ü.. Ö.. ifadesinde; "... üniversitesi kurumsal olarak 2010 yılında faaliyete girdiğinde, üniversitenin ... ili içerisinde örgütsel faaliyetlerinin devam edebilmesi, Devlet ile olan ilişkilerini düzenleyebilmesi ve ekonomik açıdan daha iyi bir duruma gelmesi için ... isimli eski hastane imamı olan şahsın kamu görevlilerinden sorumlu protokol imamı olarak aynı yıl göreve başladığını, Üniversite açıldıktan sonra ...’ın sıra ile ... Valisi ..., ... Buca ...Hastanesinin eski başhekimi ...dahil o dönemde bir çok yönetici ile ... hastanesinin 2. Katındaki yöneticilerin bulunduğu bölümde olan toplantı salonunda mesai saatlerinden sonra örgütsel toplantılar yaptığını, bu toplantıların gece geç saatlere kadar sürdüğünü ve gizlilik içerisinde yapıldığını, toplantıların ...’ın talimatı ve katılımıyla ... tarafından düzenlendiğini, Vali ...’ın toplantılara makam arabasıyla gelmediğini, onu ...’ın özel bir araç ile bizzat alıp hastaneye getirdiğini, bu toplantıların tamamına yakınına şahitlik ettiğini, Vali bey önünden geçerken kendisinin defaten ayağa kalkıp hoş geldiniz Sayın Valim dediğini, toplantılara ... Üniversitesi Tıp Fakültesi dekanı ..., Rektör ..., Genel Sekreter ... ..., A.. K.., A.. K.., ...gibi isimlerin katıldığını..." şeklinde beyanda bulunduğu, ...'ın örgüt hiyerarşisi içerisindeki Ege Bölge İmamı Yardımcısı olduğu ve sanığın bu şahısla olan irtibatının örgütsel olduğu,
Sanığın kolluk ifadesinde "Bu toplantılara sorumlu imam olarak o dönemde cemaatin ... sorumlusu olarak belirtilen ... isimli kişi gelirdi. Yardımcılığını yani sekretaryalığını ise ... ve ... isimli sorumlu kişiler yapardı. Bu toplantıların organizasyonları sorumlu imam tarafından belirlense de bizlere bu hususu ya telefonla yada yüz yüze aktaran kişi ...‘dır" şeklinde ikrarda bulunduğu,
Sanık A.. K.. hakkında Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı'nca tanzim edilen 04/05/2018 tarihli raporda özetle;
23/07/2012 tarihinde ... Üniversitesi'nin ... Katılım Bankası hesabından A.. K..'ın ...'taki hesabına "... Üniversitesi Borç Ödemesi" açıklaması ile 223.000,00 TL gönderildiği, para gönderenler arasında yer alan ... hakkında Devletin Birliğini ve Ülke Düzenini Bozma, FETÖ terör örgütü üyesi olma, pasaport iptali ve ... dosyası şeklinde adli işlemlerin bulunduğu,
Sanığın ayrıca ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfının yöneticiliğini yaptığı, ...ve İşadamları Federasyonu Derneği'ne üye olduğu, ... İşadamları Derneği'ne üye olduğu, söz konusu dernek ve vakıfların FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle kapatılan dernek ve vakıflardan olduğu,
Sanığın ve hissesine sahip olduğu şirketlerce, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen dernek ve vakıflar ile bunların iktisadi işletmelerine toplam 1.297.995,01 TL ve 19.116,00 Euro gönderildiği,
Sanığın ve hissesine sahip olduğu şirketlerce, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen eğitim kurumlarına toplam 652.552,03 TL gönderildiği,
Sanığın ve hissesine sahip olduğu şirketlerce, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen basın ve yayın kuruluşlarına toplam 3.018.454,80 TL gönderildiği,
Sanığın ve hissesine sahip olduğu şirketlerce, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen şüpheli şahıslara toplam 570.743,20 TL ve 8,282,97 ... gönderildiği,
Sanığın ortaklığı olan şirketlerin, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen şahıslardan/şirketlerden toplam 195.374,65 TL tahsil etmiş olduğu,
...'in (kamuoyunda bilinen adıyla ...) kapatılan ...'de yemek programı yaptığı ve kendisi hakkında ulusal basında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatlı olduğuna ilişkin haberler yer aldığı, bu çerçevede söz konusu ...... ve Deterjan San. A.Ş tarafından 2014 ve 2015 yıllarında gönderilen 168.437,50 TL'nin şüpheli işlem olarak değerlendirilmesi gerektiği, sanığın ... hakkındaki açıklamaları da göz önüne alındığında ...'e gönderilen bedellerin ...'yi desteklemek amaçlı olarak gönderildiği,
... Yağ ve Deterjan San. A.Ş tarafından 2014, 2015 ve 2016 yıllarında sanık A.. K.. adına fatura edilen toplam 479.418,72 TL'lik malın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü aidiyeti, iltisakı veya irtibatı bulunan dernek ve vakıflara bağışlanma ihtimali yüksek olduğundan söz konusu işlemlerin şüpheli işlem olarak değerlendirilmesi gerektiği,
Gerek ...'tan gelen krediler gerekse ... bankasındaki ... A.Ş'nin hesabından gelen tutarların dövize çevrilerek 07/01/2014 tarihinde 5.310.000,00 ..., 10/01/2014 tarihinde 5.000.000,00 ... ve 13/02/2014 tarihinde 5.000.000,00 ... yatırılarak katılım hesabı açıldığı,
... Yağ ve Deterjan Sanayi A.Ş tarafından Arap Türk Bankasında yer alan hesaplarından 06/09/2016 tarihinde ... vergi numaralı ... Reklam Pazarlama San ve Tic. Ltd. Şti'nin ... Bankası ve ... Bankası hesaplarına ... işlemi ile toplam 7.168.500,00 TL reklam gideri olarak gönderildiği, söz konusu ödemenin gerçekte reklam gideri olmadığı ve ... A.Ş'nin ticari faaliyeti ile ilgili olmadığı, şirketin mal varlığını azaltıcı bir işlem olduğu,
Kayyım heyeti tarafından ... Grubunun en büyük grubu olan... ve Deterjan Sanayi A.Ş'nin kanuni defter ve belgelerine ulaşılamadığının bildirildiği,
2007 - 2013 yılları arasında ... İşadamları ve Sanayicileri Konfederasyonu İktisadi İşletmesine (...) ... Katılım Bankası aracılığı ile toplam 397.970,89 TL gönderildiği, cari hesaplarda yapılan incelemede ... ...A.Ş tarafından... A.Ş adına faturaların düzenlendiği ve bu faturaların... A.Ş tarafından gider olarak dikkate alındığı ancak faturaların gerçek bir ticari ilişkiyi, hizmeti yansıtıp yansıtmadığının yapılacak bir vergi incelemesi ile ortaya konulabileceği, 2010 yılındaki faturalardan 79.713,72 TL'lik kısmın sponsorluk harcaması olarak düzenlendiği,
Yurtdışı ihracata ilişkin fuar organizasyonlarında ... ...A.Ş'nin aracı kılındığı, 2011 - 2013 yılları arasında 107.802,72 TL ödeme yapıldığı,
Yurtdışı ihracat gezilerinde ... ... İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu İktisadi İşletmesinin aracı kılındığı, ... Yağ ve Deterjan San. A.Ş'nin kanuni defterlerinde yer alan 2490406918 vergi numaralı Çevre Koruma ve Araştırma Vakfı tarafından... ve Deterjan San ve Tic. A.Ş adına faturaların düzenlendiği ve bu faturaların... ve Deterjan San ve Tic. A.Ş tarafından gider olarak dikkate alındığı, ancak faturaların gerçekte bir ticari ilişkiyi, hizmeti yansıtıp yansıtmadığı yapılacak bir vergi incelemesi ile ortaya konulabileceği, 2007 - 2013 yılları arasında 44.695,27 TL ödeme yapıldığı,
... A.Ş'nin dökümü yapılan 2007 ve 2008 yıllarında ... A.Ş, ... A.Ş ve ... A.Ş'ye ait kurumlardan gelen tutarların mal ve hizmet satışından kaynaklandığına ilişkin kayıt tespit edilmediği, yapılan araştırmalarda ... A.Ş'nin bayileri olan İtina Gıda İçecek ve Temizlik Mad. San. Tic ve Paz. A.Ş ... Gıda Paz. Ltd. Şti ve ... Gıda ve İth. Mad. Paz. Ltd. Şti'nin aldığı çekleri ciro etmesi nedeniyle yapılan tahsilatlar olduğunun anlaşıldığı, söz konusu işlemlerin mal ve hizmet hareketine dayanıp dayanmadığının ancak vergi incelemesi ile tespit edilebileceği, adı geçen kurumların tamamının FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan kurumlar olduğu,
... Katılım Bankası A.Ş'deki hesap hareketlerinden FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ... Haber Ajansı'ndan 2006 yılında mal ve hizmet aldığı,
... "A.. K.. - ... ... - S.. G.." ortak hesabından ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfı'na A.. K.. taahhüt bedeli açıklaması ile 12/08/2009 tarihinde 5.000 TL, 04/09/2009 tarihinde ... Lisesi'ne A.. K.. 2009/2010 Öğ. Yıl. Ok. Üc açıklaması ile 12.500 TL, ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfı'na A.. K.. taahhüt bedeli açıklaması ile 12/10/2009 tarihinde 5.000 TL, ... İşadamları Derneği'ne 18/01/2012 tarihinde A.. K.. yıllık aidat açıklaması ile iki kez 750 TL ... ile gönderildiği,
... Bankası'nda bulunan... A.Ş'nin hesabına ... Üniversitesi İktisadi işletmesi tarafından 15/09/2003 tarihinde 300.000,00 ... gönderildiği, söz konusu yıla ait kanuni defter ve belgeler ibraz edilmediğinden gelen tutarın mal ve hizmet satışından kaynaklanıp kaynaklanmadığının tespit edilemediği,
... Bankası'nda bulunan... A.Ş'nin hesabına ...Derneği tarafından 22/08/2011 tarihinde 93.139,20 ... gönderildiği, ... Yağ A.Ş'nin yurt dışına yaptığı Ayçiçek yağı ihracatını ...Derneği'nin finanse ettiği, yevmiye kaydında adına fatura düzenlenen... adlı şahsın açık kaynaklarda FETÖ/PDY'nin Somali imamı olduğunun ifade edildiği,
... Bankası'nda bulunan sanık A.. K..'ın hesabından KHK ile kapatılan ... İşadamları Derneği'ne 09/03/2007 tarihinde 2007 aidat bedeli 400 TL, ... Sigorta A.Ş'ye sermaye arttırım bedeli olarak 01/08/2008 tarihinde 3.383,80 TL, 11/01/2013 tarihinde 2013 yıllık aidat açıklaması ile ... İşadamları Derneği'ne 750 TL, ... İşadamları Derneği'ne 11/04/2013 tarihinde 500 TL ve ... İşadamları Derneği'ne 06/11/2014 tarihinde 750 TL ... yaptığı,
... Yağ ve Deterjan San. A.Ş'nin 2005 - 2016 yılları arasında 800.528.758,46 ..., ... Bitkisel Yaplar San ve Tic. A.Ş'nin 2010 - 2016 yılları arasında 41.194.241,64 ... ihracat tutarının olduğu, toplam ihracatın %63'ünün 6 ülkeye gerçekleştiği, birinci sırayı Irak ülkesinin aldığı ve ihracatın %17'sinin bu ülkeye yapıldığı, diğer ülkeler ise sırasıyla ihracatın %11'i Ürdün'e, %11'i İsrail'e, %9'u İtalya'ya, %8'i Libya'ya ve %6'sı Birleşik Arap Emirlikleri'ne yapıldığı, toplam ihracatın en büyük payı %65,76 oranı ile ... kıtasının aldığı, onu %15,78 oranı ile Afrika kıtasının izlediği, ihracatın %82'sinin ... ve Afrika kıtasındaki ülkelere yapıldığı, sanığın açıklamaları ile Milli İstihbarat Teşkilatı tespitleri göz önüne alındığında... A.Ş'nin yurt dışı ihracatlarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yurt dışı yapılanmasındaki okulların etkin rol aldığı, ihracatın artışında etkin rol oynayan ve bağlantıyı sağlayan bir diğer kuruluşun ise ... olduğu, ... A.Ş'nin ...'a bağışlarının olduğu, yurt dışı ihracata ilişkin fuar organizasyon katılımlarında ... ...A.Ş'nin aracı kılındığı, yurt dışı ihracat gezilerinde ... ... İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu İktisadi İşletmesinin aracı kılındığı, yapılan tespit ve açıklamalardan anlaşılacağı üzere sanığın ortaklık payına sahip olduğu ve ihracat yapan şirketlerin 2014 yılına kadar her yıl ihracat rakamlarında artış olduğu, artan ihracat rakamlarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yurt dışı yapılanmasındaki okullar ile yurt içi yapılanmasındaki ... ve ...'a bağlı kuruluşların etkin rol oynadığı,
2009 - 2016 yılları arasında ... grubuna bağlı firmalar tarafından Amerika'da faaliyet gösteren ... firmasından yaklaşık 258 milyon Dolar ithalat yapıldığı,
... ili, Menemen ilçesi, ... beldesinde bulunan ve tapu kayıtlarında 273 ada, 6 parsel numarasında kayıtlı olan 32.280,00 m² yüzölçümlü arsa kişi başı 1/7 hissesinin ..., Ş.. S.., ..., ... ..., A.. K.. ve A.. K.. tarafından 3.290.000 YTL bedelle 04/07/2005 tarihinde TMSF'den satın alındığı, söz konusu gayrimenkulun 08/06/2006 tarihinde kuruluş nedeniyle ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfı adına tescil edildiği, ... Üniversitesi'nin öğretime başlama izni alındıktan sonra bir yıl içinde ... Vakfı Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı A.. K.. tarafından yerleşkeye bir konferans salonu yapılmasının taahhüt edildiği, ... Üniversitesi'nin cari giderlerini karşılamak üzere sanık tarafından her ay 5.000.00 TL bağışlamayı taahhüt ettiğinin tespit edildiği, söz konusu tespitlerin banka hareketlerindeki tespitlerle... A.Ş'nin kanuni defter ve belgelerinde yapılan inceleme sonucunda tespit edilen hususlarla uyuştuğu,
Gerek Savcılık makamının değerlendirmeleri gerekse nakit varlıkların kaynağının açıklanamaması sonucu, 01/09/2016 tarihi itibariyle güncellenmiş toplu rakamları verilen yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit bulunmayan belirsiz nakit varlıklar olarak nitelendirilen 85.648.096,10 TL, 14.262.891,08 ..., 2.181.049,15 Euro ve 415.000 Japon Yeni'nin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından sanık A.. K.. ve ortaklık payına sahip olduğu şirketlere aktarıldığı kanaatine varıldığının bildirildiği,
Sanık A.. K.. hakkında Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı'nca tanzim edilen 04/05/2018 tarihli rapor ile; gerek ...'tan gelen krediler gerekse ... bankasındaki ... A.Ş'nin hesabından gelen tutarların dövize çevrilerek 07/01/2014 tarihinde 5.310.000,00 ..., 10/01/2014 tarihinde 5.000.000,00 ... ve 13/02/2014 tarihinde 5.000.000,00 ... yatırılarak ...'da katılım hesabı açıldığı bildirilmiştir. Sanığın kamuoyunda ...'nın kurtarılması amacıyla FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri ...'in ulusal medyaya yansıyan çağrısından sonra yukarıda anılan tarihlerde para yatırarak katılım hesabı açmasının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubiyetine dair sanık aleyhine somut bir delil niteliği taşıdığı kanaatine varıldığının bildirildiği,
Sanığın FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ... İşadamları Derneği,KHK ile kapatılan ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfı, KHK ile kapatılan ... ve KHK ile kapatılan ... üyeliklerinin bulunduğu,
KHK ile kapatılan ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfı'nın ... Üniversitesi'nin kurucusu olduğu, sanığın söz konusu üniversitenin kurucuları ve mütevelli heyeti üyeleri arasında yer aldığı, üniversitenin örgütün emir ve talimatları doğrultusunda kurdurulduğu ve öğretim üyeleri ile idari kadrosunun büyük çoğunluğunun FETÖ/PDY örgüt üyeliği suçundan soruşturma ve kovuşturmaların devam ettiği, bu hususta tanıklardan Ö.. K.., Ö.. B.. ve S.. Ç..'in beyanlarının olduğu,
FETÖ/PDY terör örgütünün önde gelen kurumları olan ...'nin, ... ilinde aynı yayın çizgisindeki yerel kanal olan ...'in (tanık N.. M..'un beyanları) ve ... Sigorta'nın ilk kuruluşlarında kurucu ve hissedarının sanık A.. K.. olduğu, sanığın bu hususu etkin pişmanlık içeren ifadesinde açıkça ikrar ettiği,
Sanığın savunmasında; ...'nın ilk kuruluşunda kurucu ortak olarak yer aldığını, bilahare buradaki hisselerini bedelsiz olarak örgüte terk ederek ayrıldığını, ... Sigorta'nın ilk kuruluşunda kurucu ortak olarak yer aldığını, bilahare buradaki hisselerini bedelsiz olarak örgüte terk ederek ayrıldığını, ...'nin ilk kuruluşunda kurucu ortak olarak yer aldığını, bilahare buradaki hisselerini bedelsiz olarak örgüte terk ederek ayrıldığını beyan ettiği,
Görülmüştür.
Yukarıda anlatılan delillere dayanılarak ilk derece mahkemesince yapılan değerlendirmede; sanığın kendi ikrarı ile örgüt üyeliğini kabul ediyor oluşu, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri ...'in çağrısından sonra ...'ya para yatırarak terör örgütüne finansal destek sağlamaya çalışması, örgütün emir ve talimatları doğrultusunda kurdurulan ve öğretim üyeleri ile idari kadrosunun büyük çoğunluğu hakkında FETÖ/PDY örgüt üyeliği suçundan soruşturma ve kovuşturmaların devam ettiği bilinen ... Üniversitesi'nin kurucuları ve mütevelli heyeti üyeleri arasında yer alması, FETÖ/PDY terör örgütünün önde gelen kurumları olan ...'nin, ... ilinde aynı yayın çizgisindeki yerel kanal olan ...'in, ...'nın ve ... Sigorta'nın ilk kuruluşlarında kurucu ve hissedar olarak yer alması, sonrasında hisselerini bedelsiz olarak örgüte terk ederek ortaklıktan ayrılmış olması, ülkenin eğitim sistemindeki kronik problemlerden ortaya çıkan FETÖ/PDY'nin ülke çapında etkinlik kazanmasını sağlayan özel dershane kurumlarının kapatılarak eğitim sisteminde reform yapılmasına yönelik mevzuat değişikliklerin engellenmesi amacıyla sanığın herhangi bir eğitim kurumu sahibi ve işletmecisi olmamasına rağmen ekonomik gücünden kaynaklanan siyasi nüfuzunu kullanarak kulis faaliyeti çerçevesinde siyasetçilere ve kabine üyelerine ulaşmaya çalışması, siber inceleme sonucu tespit edilen ve yukarıda detaylı olarak değinilen SMS'lere ilişkin tespitler göz önünde bulundurulduğunda sanığın örgütün talimatları ile hareket ediyor olması, yine sanığın Ege Bölge imamı olarak halihazırda yakalamalı olan ... tarafından organize edilen örgütsel sohbetlere katılması ve örgüte maddi yardımda bulunması, sanığın örgütün gerçek yüzünü gösterdiği 17/25 Aralık olayları sonrası dahi örgüt içerisinde kalmaya devam etmesi, tanıklar ve gizli tanıklar beyanlarına göre örgütün üyesi olarak ... bir şekilde faaliyet gösteren, toplantılara katılan, örgüte maddi ve manevi destekte bulunan, daha sonrasında da örgüt içerisinde kalmaya devam eden bir kişi olduğunun anlaşılmış olması, 17/25 Aralık olayları sonrası örgüt içerisinde kalmaya ve örgüte bağlılığına devam etmesinin tanıklar dönemin ... İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlar Şube Müdürü Z.. Ç.., dönemin ... İl Emniyet Müdürü C.. U.., dönemin ... İl emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürü G.. S.. ve dönemin ... İl Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürü K.. D..'in beyanları ile de anlaşılmış olması, yine bu minvalde ... ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ... ID numaralı ByLock kullanıcısına 19/01/2016 tarihinde "A.. K..da ciddi sıkıntı var" şeklinde, ... ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ... ID numaralı ByLock kullanıcısına 19/01/2016 tarihinde "bu aralar isim verdiğini düşünüyoruz" şeklinde, ... ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ... ID numaralı ByLock kullanıcısına 19/01/2016 tarihinde "3 saat sonra aleyhine konuşmuş, ona vazife vermişler bütün tuskona ulaşma gibi, boydaklara ulaşma vs, baha abinin kafasını karıştırmış, çok ciddi endişeliyim" şeklinde tespit edilen ve yine örgüt ileri gelenlerinden ... ve ... Eyalet İmamı H.. K.. arasında yapılan Şubat 2016 tarihli ByLock yazışmasında sanığın örgüte ve örgüt liderine bağlılığının devam ettiğinin "A. ... İLE ALAKALI. ...abi dun zeki sakman abi ile goruştum. Ziyaret güzel geçmiş, daha durgun ve rahat gordum dedi sanki uzerindeki baskılar bitmiş gibi diyor. Ufak tefek ... sert tavrı vs gibi daha yumuşak olabilirdi demiş birazda ... içel gibi bazıları zamanında para almış biraz borç vs gibi. İade etmemişler. Suistimal edildiğini düşündüğünü ifade etmiş. Ama hizmet hocaefendi ile ilgili fikri bir problem yok diyor. Hatta ayrılırken bize düşen bir şey var mı diye de ifade etmiş" şeklinde ifade edilmiş olması, sanığın halen örgüt üyesi olarak faaliyet gösteren ve örgüt içerisinde önem verilen bir kişi olduğunun anlaşılmış olması, sanığın ikrarında belirttiği üzere "Bu toplantılara sorumlu imam olarak o dönemde cemaatin Ege Bölge sorumlusu olarak belirtilen ... isimli kişi gelirdi. Yardımcılığını yani sekretaryalığını ise ... ve ... isimli sorumlu kişiler yapardı. Bu toplantıların organizasyonları sorumlu imam tarafından belirlense de bizlere bu hususu ya telefonla yada yüz yüze aktaran kişi ... ‘dır" ekonomik gücü ve nüfuzu ile bağlantılı olarak örgüt hiyerarşisi içerisinde ..., etkin ve yetkin bir rolünün bulunuyor olması, FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ... İşadamları Derneği, ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfı, ... ve ... üyeliklerinin bulunması, 2010 yılında sanığın Zaman gazetesine verdiği tam sayfa röportajda örgütün 80 ülkedeki okullarının bağlantıları sayesinde bu ülkelere ihracat yaptığını ikrar etmiş olması hususları dikkate alındığında sanığın üzerine atılı FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçunun sabit olduğu,
Her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 314/1 maddesi uyarınca FETÖ/PDY silahlı terör örgütü yöneticisi olmak suçundan kamu davası açılmışsa da, sanığın yönetici konumunda olduğunu gösterir somut bir delil tespit edilemediği, yalnızca ekonomik ve siyasi nüfuz sahibi olmasının örgüt içerisinde yönetici sayılmasını gerektirir bir kriter olmadığı, örgütün Ege Bölge imamı avukat ...'dan talimat alan kişi konumunda olarak örgütsel hiyerarşide daha altta yer aldığının sabit olduğu, bu durumda sanığın eylemlerinin kül halinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçuna vücut verdiği,
Sanığın suçun işleniş şekli, örgüt içerisindeki konumu, uzun yıllardır örgüt içerisinde yer alıyor olması, ...'nin, ... ilinde aynı yayın çizgisindeki yerel kanal olan ...'in, (tanık N.. M..'un beyanları) ...'nın ve ... Sigorta'nın ilk kuruluşlarında kurucu ve hissedar olarak yer almış olması, kastın yoğunluğu, örgüt içerisindeki üst düzey konumu göz önüne alınarak başkaca örgüt üyesiyle aynı seviye ve şartlarda değerlendirilmesinin adalete ve hakkaniyete aykırı olacağı kanaatine varılarak sanık hakkında ceza tayin edilirken alt sınırdan uzaklaşılması ve hakkaniyet ölçüsünde üst sınıra yakın bir ceza belirlenmesi gerektiği,
... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nün 11/01/2018 tarihli cevabi yazısı ekinde sanık A.. K..'ın etkin pişmanlık kapsamında vermiş olduğu ifadesinde adı geçen şahıslar ile ilgili olarak yapılan araştırma sonucu tanzim edilen raporun incelenmesinde; sanığın etkin pişmanlık kapsamında vermiş olduğu ifadesinden önce 43 şahıs hakkında soruşturmaya başlandığı, 8 şahıs hakkında sanığın ifadesi öncesinde alınan bilgiler doğrultusunda ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2016/29862 sayılı soruşturması kapsamında araştırmaların devam ettiği, yapılan araştırmalar sonucunda şahısların durumunun netlik kazanacağı, 7 şahıs hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne bağlılığı ve mensubiyetine dair soruşturma açılmasına değer bir bilgi bulunmadığı, halen milletvekili olarak görev yapan 2 şahıs hakkında herhangi bir araştırma yapılmadığı, 5 şahıs ile ilgili FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne bağlılığı ve mensubiyetlerine dair soruşturma açılmasına değer bir bilgi verilmediği, 6 şahıs hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne bağlılığı ve mensubiyetlerine dair soruşturma açılmasına değer bir bilgi verilmediği, 4 şahıs ile ilgili olarak FETÖ/PDY mensubiyetleri sebebiyle etkin bir soruşturma açılması için yeterli bilgi olmadığının değerlendirildiği, sanığın ifadesinde adı geçen 4 şahsın vefat ettiği, 1 şahsın açık kimlik bilgilerinin net olarak tespit edilemediği, 2 şahsın ise sanığa teşhis yaptırılması sonucu açık kimlik bilgileri hakkında net bir tespit yapılabileceğini, sanığın ifadesinden sonra soruşturmaya dahil edilen 2 şahsın ise bilerek ya da bilmeyerek FETÖ/PDY terör örgütüne finans sağladıkları şüphesi olduğundan dolayı şahıslar hakkında detaylı araştırma yapılabilmesi için ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nca soruşturmaya dahil edildiği, sanığın ifadelerinde adı geçen şahıslar ile ilgili istenilen hususlar yukarıda maddeler halinde yazılmış olup, şahsın özellikle polis ifadesinde ismini verdiği şahısların FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne mensubiyetleri, iltisakı ve irtibatı hakkında yeter bilgi vermeyip yüzeysel olarak bilgi verdiği, ismini verdiği şahısların FETÖ/PDY terör örgütüne finans sağlayıp sağlamadığı hakkında bilgi vermediği, genelde şahısların katıldığı toplantılar hakkında bilgi verdiği, bu haliyle şahsın verdiği bilgiler ayrıntılı olmasa da kısmen ek delil mahiyetinde kullanılabileceğinin bildirildiği,
Sanık A.. K..'ın yakalandıktan hemen sonra etkin pişmanlıktan faydalanma talebinde bulunup örgütsel bağlantısını kronolojik olarak anlatarak çok sayıda isim verdiği, İl Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğü cevabi yazısında bildirildiği üzere, toplam 84 kişi yönünden bilgi verdiği ve verdiği bilgilerin ek delil niteliği taşıdığı, işadamı kimliği ile ekonomik gücü ve sosyal statüsüne bağlı olarak kendisinden beklenecek örgütsel ve sosyal çevresi dikkate alındığında verdiği isimlerin hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına yeterli sayıda olduğu, kaldı ki halen bir kısım kişiler hakkında soruşturma başlatılmadığının bildirildiği, bu durumda sanık hakkında TCK 221/4-2.cümlesinin uygulanma koşullarının oluştuğu,
Sanık hakkında TCK 221/3 veya 221/4-1.cümlesinin uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin olarak, sanık hakkında henüz bir soruşturma başlamadan önce sanığın dönemin il emniyet müdürü ve ilgili şube müdürleri tarafından iki kez örgüt hakkında isim ve bilgi vermesi konusunda ikna edilmeye çalışıldığı ancak ilgili müdürlerin tanık sıfatıyla verdikleri beyanlardan da anlaşılacağı üzere sanığın isim ve bilgi vermekten kaçındığı ve örgütü silahlı bir terör örgütü olarak görmediğini ilgili müdürlere ifade ettiği ancak sanığın hakkında soruşturma başlatılıp gözaltına alınmasından sonra örgüte dair bildiklerini anlattığı dikkate alındığında sanık hakkında TCK 221/3 maddesinin veya 221/4-1.cümlesinin uygulanma koşullarının bulunmadığı,
Sanığın, örgüt içerisindeki faaliyetlerini ikrar ederek yargılamaya katkıda bulunması, kendisi hakkında ve örgüt hakkında etkin pişmanlık kapsamında beyanlarda bulunması, sanığa verilecek cezanın geleceği üzerindeki olası etkileri ve sabıkasız geçmişi lehine takdiri hafifletici sebep kabul edilerek sanığın cezasından TCK'nın 62. Maddesinde düzenlenen takdiri indirimin sanık hakkında uygulanması gerektiği ilk derece mahkemesince kabul edilmiştir.
Sanık A.. K.. hakkında Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı'nca tanzim edilen 04/05/2018 tarihli rapor ile; sanığın mal varlığının incelendiği, toplam mal varlığının 668.000.000,00 TL civarında olduğu, bunun %35'inin (yaklaşık 234.000.000,00 TL) özkaynak, geriye kalanının banka kredisi ve örgüt parası olduğu, mal varlığı içerisinde toplam 85.648.096,10 TL, 2.181.049,15 Euro, 14.262.891,08 ...'nin kaynağının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü olduğunun bildirildiği anlaşılmakla, FETÖ/PDY kaynaklı olduğu 3 kişilik ... yetkili bilirkişilerce oybirliği ile tespit edilen bu rakamların güncellenme tarihi olan 01/09/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 55/2. maddesi gereğince ilk derece mahkemesince müsaderesine karar verilmiştir.
Sanığın şirketlerine kayyım atandığı ve kayyımın şirketleri yönettiği görülmüş, ... raporunda sanığın mal varlığının 668.000.000,00 TL olduğu, bu miktardan 85.648.096,10 TL, 2.181.049,15 Euro, 14.262.891,08 ...'nin FETÖ kaynaklı olduğu, belirtilen Euro ve Dolarların karar tarihindeki kurdan TL'ye çevrilmesi ve TL olarak belirlenen 85.648.096,10 TL ile toplanması halinde yaklaşık 185.000.000,00 TL'lik bir rakama tekabül ettiği, bu durumda sanığın 668.000.000,00 TL'lik mal varlığından 185.000.000,00 TL'sinin kaynağının FETÖ/PDY olduğu, geriye kalan 483.000.000,00 TL'sinin kaynağının temiz olduğu anlaşılmış, sanığın mal varlığının suç kaynaklı kısmı yüzdeye oranlandığında %72,4'ünün kaynağının meşru, %27,6'sının ise FETÖ/PDY kaynaklı olduğu anlaşılmış, mal varlığının meşru kısmının meşru olmayan kısmının yaklaşık 3 katı olduğu dikkate alınarak mal varlığı üzerindeki yönetim kayyımlığının denetim kayyımlığına çevrilmesine karar verilmiş, müsaderesine karar verilen miktarın sanık tarafından kaçırılmaması için denetim kayyımlığının şirketteki görevlerinin denetleyici olarak devam etmesinin uygun olacağı ilk derece mahkemesince kabul ve takdir kılınmıştır.
2.Sanık A.. K.. yönünden;
Sanığın ülke çapında faaliyet gösteren ... merkezli şirketlere sahip bir ... adamı olduğu,
... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu'nun 20/11/2017 tarihli ve 2015/59367 CBS sayılı yazısı ekinde ... ...'nın ByLock yazışma içeriklerinde adı geçen sanık A.. K..'a ilişkin kısımların incelenmesinde;
... ...'nın ByLock USERID'sinin 65600 olduğu, tespit ve değerlendirme tutanağında "Endonezya Sorumlusu" olarak gösterildiği,
... ... tarafından 52347 ID numaralı ByLock kullanıcısına 15/12/2015 tarihinde "Abi, bir şekilde görüşmemiz lazım, üniversite mütevelli ve vakıf mütevelliden ayrılmalar var. Bunların yerlerine ikame edeceğiniz kişileri ist etmemiz lazım, ... Bey düşündüğü şeyleri paylaşmak istiyor. ... ... AVM'de görüşebiliriz diye düşünüyorum. Abicim ben acilen yurtdışına çıktım da siz bu mevzuyu ... ve ... beylerle halledin ins" şeklinde,
143288 ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ... ...'ya 10/12/2015 tarihinde "abi ... Bey'e demiştim daha önce ... sordu sizi, mütevelli ve vakıfta değişiklik düşünüyor, istişare etmek istiyor" şeklinde,
... ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ... ...'ya 15/12/2015 tarihinde "... bey düşündüğü şeyleri paylaşmak istiyor. ... ... AVM'de görüşebiliriz diye düşünüyorum" şeklinde,
... ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ... ...'ya 18/12/2015 tarihinde "... ... bey ile görüştüm, ... abinin hem vakıf hem de üniversite mütevelli heyetlerine bir iki yeni isim teklifi varmış, bizden haber bekliyorlar, bu konuyu kim kime sorup da cevap verecek" şeklinde mesajların gönderildiği anlaşılmıştır.
... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu'nun 14/05/2018 tarihli cevabi yazısı ekinde ... imamı olarak görev yapıp sonrasında da örgüt içinde ... olarak görev yapan H.. K..'ün dosyamız sanıkları A.. K.. ve A.. K.. ile ilgili ByLock yazışma içeriklerinin incelenmesinde;
... ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından 248649 ID numaralı ByLock kullanıcısına 29/10/2015 tarihinde "A.. K..'larla ders yapıyoruz" şeklinde mesaj gönderdiği anlaşılmıştır.
Örgütün gizli haberleşme aracı olarak kullandığı ByLock programında yer alan mezkur yazışmaların sanığın örgüt üyesi olarak faaliyet gösterdiğine, örgüt içerisinde etkin bir kişi olduğuna dair somut delil niteliği taşıdığı,
Yazışma yapılan kişilerden birinin FETÖ/PDY ... imamı olduğu iddia edilen H.. K.., diğeri olan ... ...'nın ise FETÖ/PDY'nin Endonezya sorumlusu şahıslar olduğu,
Sanığın görüşmelerini sözlü olarak örgüt içerisinde üst konumdaki kişilerle gerçekleştirerek talimatların bu şekilde alınıp verilmiş olmasının sanığın örgütteki konumunun önemini ve derecesini gösterir nitelikte delil olduğu ilk derece mahkemesince kabul edilmiştir.
Tanıklar S.. Ç.., Ö.. B.., M.. A.., B.. G.., M.. B.., Y.. S.., Ü.. Ö.., Ö.. K.., ..., N.. M.., T.. B.. ve Gizli tanıklar ... ile ... beyanlarında özetle; sanığın örgütün üyesi olarak ... bir şekilde faaliyet gösterdiğini, toplantılara katıldığını, örgüte maddi ve manevi destekte bulunduğunu, 17/25 Aralık sonrasında da örgüt içerisinde kalmaya devam ettiğini, sanığın FETÖ/PDY adına KHK ile kapatılan örgüte ait ... Üniversitesi'ni mütevelli heyeti başkanı sıfatıyla yönettiğini beyan ettikleri,
Tanık Ö.. B..'ın beyanında; ... Üniversitesi'ndeki FETÖ/PDY yapılanması ile mücadele kapsamında üniversite genel sekreteri (aynı zamanda FETÖ/PDY'nin ... Üniversitesi imamı) olan ...'ın üniversitedeki genel sekreterlik görevinden el çektirilmesi üzerine sanık A.. K..'un kendi şirketinde bu ... ... verdiğini, 2016 yılının başlarına kadar sanık ile örgütün üniversite yapılanmasının temizlenmesi konusunda tartışma yaşadığını beyan ettiği,
Yine tanıklardan ... Üniversitesi'nin eski rektörü olan S.. Ç..'in üniversitede kritik bir birim olan İdari ve Mali İşler Daire Başkanlığına örgütün eğitim kurumu olan ... Dershaneleri'nde çalışan bir şahsın getirilmesini sanığın sağladığını beyan ettiği, Üniversitenin işleyişi ve teamülüne aykırı olarak atamanın yapılması için sanığın bizzat çaba göstermesinin örgütün üniversitedeki yapılanmasına ve kadrolaşmasına yönelik bir hareket olduğu ilk derece mahkemesince kabul edilmiştir.
Tanıklar M.. A.., Ü.. Ö.., M.. B.. ve ... ... beyanlarında; sanığın FETÖ/PDY Ege Bölge imamı olduğu suçlamasıyla firari olan ... tarafından örgütün üst kademeli üyelerine verilen sohbet toplantılarına katıldığını beyan ettikleri, tanık ... ... sanığın işyerinde de sohbet toplantılarının yapıldığını beyan ettiği, Diğer tanıklar B.. G.. ve Y.. S..'nun ise kendi katıldıkları sohbet toplantılarında sanığın örgütte örnek gösterilen bir mensup olarak anlatıldığını beyan ettikleri, B.. G..'in ayrıca sanık ile yaptığı konuşmada ... Üniversitesi'nde yapmış olduğu işlerin Allah yolunda cemaatin hizmeti için yapılmış işler olduğunu söyleyerek kendisini motive ettiğini beyan ettiği,
Tanıkların beyanlarının yukarıda yazılı ByLock yazışma içeriklerinde yer alan FETÖ/PDY ... imamı olduğu iddia olunan H.. K..'ün "A.. K..'larla ders yapıyoruz" şeklindeki mesajı ile örtüştüğü,
Bu hususlar dikkate alınarak sanığın örgütün düzenlediği sohbet ve toplantılara düzenli olarak katıldığı,
İlk derece mahkemesince sanıkların beyanları sanığın örgüte bağlılığını ve örgütsel amaçlarla faaliyet göstermesini somut olarak gösterir nitelikte delil olarak kabul edilmiş, dosyada bulunan ... kayıtları sanığın örgütün sohbet ve toplantılarına katıldığına dair tanıklar ve gizli tanıklar beyanlarını doğrulayan delil niteliği taşıdığı kanaatine varılmıştır.
... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu'nun 06/03/2017 tarih 2017/23708 C.B.S sayılı yazısı ile; FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ... Üniversitesi'nin kurucu vakfı olduğu bildirilen ... Eğitim ve Spor Vakfı'nın mütevelli heyetinde yer alan sanık A.. K.. hakkında ... Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nce düzenlenen 02/03/2017 tarihli Araştırma ve Tespit Tutanağı ile; ... Eğitim ve Spor Vakfı ile ilgili olarak Vakıflar Bölge Müdürlüğü ile yapılan yazışmalar neticesinde vakıf mütevellisinde görev yaptığı ve denetim raporundan sorumlu tutulduğunun bildirildiği anlaşılmıştır.
Sanığın FETÖ/PDY irtibat/iltisakı sebebiyle KHK ile kapatılan ... Üniversitesi ve ... Üniversitesi'nin kurucuları ve mütevelli heyetinde yer aldığı, ... Üniversitesi'nin mütevelli heyetinde yer aldığı ve mütevelli heyeti başkanı olduğu anlaşılmıştır. Sanığın örgütün özel önem verdiği vakıf üniversitelerinin kuruluş ve yönetim süreçlerinde etkin olarak yer alması aleyhine delil niteliği taşıdığı kanaatine varılmıştır.
Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı'nca düzenlenen 04/05/2018 tarihli rapor ile; sanığın 07/10/2015 tarihinde ... Üniversitesi'ne 150.000,00 TL, 07/10/2015 tarihinde 179.000,00 ..., 27/10/2015 tarihinde 90.000,00 ..., 27/10/2015 tarihinde 41.000,00 Euro ve 23/08/2012 tarihinde 750.000,00 TL hesaptan bağımsız isme yaptığı havalenin bulunduğu, yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit olmayan toplam 13.840.292,46 TL, 269.000,00 ... ve 41.000,00 EURO tutarında olduğu,
Sanık A.. K..'un yöneticisi olduğu ... vergi numaralı mükellef ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfı'nın 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 667 sayılı KHK ile milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlendiğinden kapatıldığı,
Yine sanık A.. K..'un üyesi olduğu ... vergi numaralı mükellef ... Sanayici ve İşadamları Derneği'nin 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 667 sayılı KHK ile milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlendiğinden kapatıldığı,
Sanık A.. K..'un ortaklığı olan firmalarca 2014 - 2016 yılları arasında Aralık 2013 ayı dahil ... Üniversitesi'nden toplam 869.148,42 TL, ... Üniversitesi'nden ise toplam 931.064,37 TL olmak üzere 1.800.212,79 TL mal ve hizmet satışından kaynaklı tahsilat yapıldığı, her iki üniversitenin Resmi Gazete'de yayımlanan 667 sayılı KHK ile milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlendiğinden kapatıldığı,
... Akaryakıt Otomotiv İnş. San ve Tic. A.Ş'de gerçekleştirilen işlemler doğrultusunda sanık A.. K..'un bu şirketteki birçok meblağın çeşitli nedenlerle...'a,...'a ve bazı ticari şirketlere aktarılmak, devredilmek ve satılmak suretiyle boşaltıldığı,
Yine ... Otomotiv İnş. San. Tic. A.Ş'de ortaklığı bulunan sanık A.. K..'un ... hesabı kullanılmak suretiyle ... ve...'a ödeme yapılarak sanığın bankada bulunan hesaplarının bu şirket kullanılarak aktarılmak suretiyle boşaltıldığı, devredilen otomobiller yine ... Otomotiv A.Ş'nin ... ... projesinin yüklenicisi olan ... Gayrimenkul Geliştirme A.Ş'nin taşeron firmalarına 18/08/2016 - 20/10/2016 tarihleri arasında 66 adet sıfır aracın 4.119.443,44 TL bedel ile devredildiği, yine sanığın akrabaları olan ..., ... ve ...'a toplam 818.132,71 TL tutarında sıfır araç devrettiği,
Sanığın hesaplarına kaynağı belirsiz nakitleri yatıran gerçek kişiler ile ilgili yapılan araştırmada listede 3 kişinin isminin bulunduğu, bu şahıslar ile ilgili yapılan sistem sorgulamasında FETÖ/PDY kapsamında kayyım atanan şirketlerde çalıştıkları,
Sanığın ortaklık payına sahip olduğu şirketlerce KHK ile milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ/PDY terör örgütüne irtibatı ve iltisakı olduğu belirlenen firmalardan (ağırlıklı olarak ... Üniversitesi'nden) 01/01/2007 - 31/12/2016 tarihleri arasında ticari faaliyet kapsamında 3.979.959,27 TL tahsilatlar yaptığı,
... Projesi için FETÖ/PDY terör örgütüne irtibatı ve iltisakı olduğu belirlenen ... tarafından sanığa gönderilen tutarların 1.050.000,00 TL olduğu,
FETÖ/PDY terör örgütüne irtibatı ve iltisakı olduğu belirlenen kişiler ile kapatılan kurum ve kuruluşlar mal ve hizmet alımlarında aynı yapı içerisinde bulunan kişiler veya bu kişilerin şirketlerine öncelik verilerek söz konusu kişi ve kurumların desteklendiği,
Silahlı terör örgütünün geçmiş dönemde kamu kurum ve kuruluşlarının il temsilcileri üzerinde etkinliğinin bulunduğu, kamu kurum ve kuruluşlarının il temsilcileri ile toplantılar düzenlendiği ve sanığın bu toplantılara iştirak ettiği, örgüt ile ilgili gayrimenkul işlemlerindeki bürokratik işlemlerin sanık tarafından çözüldüğü, örgütün kamu kurum ve kuruluşlarındaki etkinliğinden faydalanarak ortaklık payına sahip olduğu şirketler lehine imar değişiklikleri yaptırarak şirketlerin büyük rantlar elde etmesini sağladığı,
Yapılan tespitler ve açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde sanığın ortaklık payına sahip olduğu şirketlerin örgütün sunduğu mali, kamu ve özel imkanlar ile büyüdükleri ve her yıl sayılarının arttığı,
Dosyada mevcut bilirkişi raporu ve belgelerde nakit varlıkların kaynağının açıklanamaması sonucu, 01/09/2016 tarihi itibariyle güncellenmiş toplu rakamları verilen yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit bulunmayan belirsiz nakit varlıklar olarak nitelendirilen 79.003.493,03 TL, 272.827,91 ... ve 41.385,29 EURO'nun FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından sanık A.. K.. ve ortaklık payına sahip olduğu şirketlere aktarıldığı kanaatine varıldığı bildirilmiştir.
Sanığın ortaklık payına sahip olduğu şirketlerin FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ... Üniversitesi'ne toplam 2.816.065,00 TL olduğu, ...Derneği'ne 55.000,00 TL ve ...'a yaptığı nakit bağışlar toplamının 7.041,90 TL olduğu tespit edilmiştir. Bağış yapılan kurumlardan ...Derneği'ne yapılan bağışların derneğin örgütsel nitelikte olup KHK ile kapatıldığı dikkate alınarak, diğer bağışların ise sanığın söz konusu kurumlardaki rolü ve etkinliği ile bu kurumların FETÖ/PDY ile organik bağı ile hayır amaçlı olmamaları göz önüne alınarak aleyhe delil niteliği taşıdığı kanaatine varılmıştır.
... Otomotiv A.Ş tarafından ...'da 09/01/2014 tarihinde 672.000,00 TL, 10/07/2014 tarihinde 7.328,97 TL, 07/01/2015 tarihinde 6.585,66 TL, 07/07/2015 tarihinde 7.361,03 TL, 04/01/2016 tarihinde 8.124,68 TL, 04/07/2016 tarihinde 8.715,52 TL ve 22/07/2016 tarihinde 858,09 TL yatırılarak katılım hesabı açıldığı, hesapta bulunan paraların büyük bir çoğunluğunun firmanın başka bankalarda bulunan hesapları ile ... Akaryakıt A.Ş ve ... ... Gayrimenkul Geliştirme A.Ş'ye ... edildiği tespit edilmiştir. Sanığın şirketinin ...'da hesabının bulunması, yeni katılım hesapları açması ve hesap hareketleri olmasının sanık hakkındaki diğer deliller ile birlikte değerlendirildiğinde aleyhine delil niteliğini taşıdığı kanaatine varılmıştır.
Sanık A.. K..'un yöneticisi olduğu ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfı'nın ve üyesi olduğu ... Sanayici ve İşadamları Derneği'nin KHK ile kapatıldığı bildirilmiştir.
Yukarıda anlatılan delillere dayanılarak ilk derece mahkemesince yapılan değerlendirmede; FETÖ/PDY Ege Bölge İmamı yardımcısı konumunda olduğu iddia olunan ve adına tanımlanan 65600 USER ID numaralı ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında örgütün Endonezya Sorumlusu olarak nitelendirilen ... ...'nın ByLock yazışma içeriklerinde 15/12/2015 tarihinde "Abi, bir şekilde görüşmemiz lazım, üniversite mütevelli ve vakıf mütevelliden ayrılmalar var. Bunların yerlerine ikame edeceğiniz kişileri ist etmemiz lazım, ... Bey düşündüğü şeyleri paylaşmak istiyor. ... ... AVM'de görüşebiliriz diye düşünüyorum. Abicim ben acilen yurtdışına çıktım da siz bu mevzuyu ... ve ... beylerle halledin ins" şeklinde, 143288 ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ... ...'ya 10/12/2015 tarihinde "abi ... Bey'e demiştim daha önce ... sordu sizi, mütevelli ve vakıfta değişiklik düşünüyor, istişare etmek istiyor" şeklinde, 143288 ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ... ...'ya 15/12/2015 tarihinde "... bey düşündüğü şeyleri paylaşmak istiyor. ... ... AVM'de görüşebiliriz diye düşünüyorum" şeklinde, 52347 ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ... ...'ya 18/12/2015 tarihinde "... ... bey ile görüştüm, ... abinin hem vakıf hem de üniversite mütevelli heyetlerine bir iki yeni isim teklifi varmış, bizden haber bekliyorlar, bu konuyu kim kime sorup da cevap verecek" şeklinde mesajlar ile ... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu'nun 14/05/2018 tarihli cevabi yazısı ekinde ... imamı olarak görev yapıp sonrasında da örgüt içinde ... olarak görev yapan H.. K..'ün 29/10/2015 tarihinde "A.. K..'larla ders yapıyoruz" şeklindeki mezkur yazışmalar ile sanığın örgüt üyesi olarak faaliyet gösteren, örgüt içerisinde etkin olan bir kişi olduğunun anlaşılmış olması, tanıklar ve gizli tanıklar beyanlarına göre örgütün üyesi olarak ... bir şekilde faaliyet gösteren, örgütün üst kademeli üyelerine verilen sohbet toplantılarına katılan, işyerinde sohbet toplantıları düzenlenmesine imkan tanıyan, örgüte maddi ve manevi destekte bulunan, 17/25 Aralık sonrasında da örgüt içerisinde kalmaya devam eden, örgüt ile mücadele bağlamında idari olarak kamuda işine son verilmiş kişilere kendi şirketinde istihdam sağlayarak ve üniversitede nüfuzunu örgüt mensuplarının menfaatlerine kullanarak yapıya olan desteğini ve bağlılığını gösteren, örgüt adına örgüte ait KHK ile kapatılan ... Üniversitesi'ni mütevelli heyeti başkanı sıfatıyla yöneten bir kişi olduğunun anlaşılmış olması, sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri ...'in çağrısından sonra ...'ya para yatırarak terör örgütüne finansal destek sağlamaya çalışması, örgütün sohbet ve toplantılarına katıldığına dair tanıklar ve gizli tanıklar beyanlarını doğrulayan ... kayıtlarına göre diğer sanık A.. K..'a ilişkin delillerin değerlendirilmesi kısmında değinilen örgütsel toplantıları organize eden kişi konumundaki ... ile irtibatlı olması, FETÖ/PDY irtibat/iltisakı sebebiyle KHK ile kapatılan ... Üniversitesi ve ... Üniversitesi'nin kurucuları ve mütevelli heyetlerinde yer alması, sanığın ortaklık payına sahip olduğu şirketlerin FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan kurumlardan olan ... Üniversitesi'ne, ...Derneği'ne ve ...'a bağışlarda bulunması hususları dikkate alındığında sanığın üzerine atılı FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçunun sabit olduğu,
Her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 314/1 maddesi uyarınca FETÖ/PDY silahlı terör örgütü yöneticisi olmak suçundan kamu davası açılmışsa da, sanığın yönetici konumunda olduğunu gösterir somut bir delil tespit edilemediği, yalnızca ekonomik ve siyasi nüfuz sahibi olmasının örgüt içerisinde yönetici sayılmasını gerektirir bir kriter olmadığı bu durumda sanığın eylemlerinin kül halinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçuna vücut verdiği ilk derece mahkemesince kabul edilmiştir.
Sanığın örgütün ...'de ... Grubu olarak bilinen oluşumunda yer alan üst düzey pozisyonda olması, örgüte ait KHK ile kapatılan ... Üniversitesi mütevelli heyeti başkanı olarak örgüt adına üniversiteyi yönetmiş olması, mal varlığının önemli bir kısmının FETÖ/PDY kaynaklı olması dikkate alındığında, meydana getirebileceği tehlike ve zararın boyutu, suçun işleniş şekli, örgüt içerisindeki konumu ve kastın yoğunluğu göz önüne alınarak başkaca örgüt üyesiyle aynı seviye ve şartlarda değerlendirilmesinin adalete ve hakkaniyete aykırı olacağı kanaatine varılarak sanık hakkında ceza tayin edilirken alt sınırdan uzaklaşılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Sanığın duruşmalarda pişmanlığının gözlemlenmemesi, işlediği suç nedeniyle pişman olduğuna dair mahkememizde kanaat oluşmaması, nazara alınarak şartları oluşmadığı anlaşıldığından sanık hakkında TCK'nın 62. Maddesinde düzenlenen takdiri indirimin sanık hakkında uygulanmaması gerektiği vicdani kanaatine varılmıştır.
Sanık A.. K.. hakkında Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı'nca düzenlenen 04/05/2018 tarihli raporda özetle; toplu rakamları verilen toplam 79.003.493.03 TL, 272.827,91 ..., 41.385,29 Euro miktardaki paranın kaynağının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü olduğu anlaşılmakla, FETÖ/PDY kaynaklı olduğu 3 kişilik ... yetkili bilirkişilerce oybirliği ile tespit edilen bu rakamların güncellenme tarihi olan 01/09/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 55/2. maddesi gereğince ilk derece mahkemesi tarafından müsaderesine karar verilmiştir.
Sanığın şirketlerine kayyım atandığı ve kayyımın şirketleri yönettiği görülmüş, ... raporunda sanığın mal varlığının 675.000.000,00 TL olduğu, bu miktardan 79.003.493.03 TL, 272.827,91 ..., 41.385,29 Euro'nun FETÖ kaynaklı olduğu, belirtilen Euro ve Dolarların karar tarihindeki kurdan TL'ye çevrilmesi ve TL olarak belirlenen 79.003.493.03 TL ile toplanması halinde yaklaşık 82.000.000,00 TL'lik bir rakama tekabül ettiği, bu durumda sanığın 675.000.000,00 TL'lik mal varlığından 82.000.000,00 TL'sinin kaynağının FETÖ/PDY olduğu, geriye kalan 593.000.000,00 TL'sinin kaynağının temiz olduğu anlaşılmış, sanığın mal varlığının suç kaynaklı kısmı yüzdeye oranlandığında %88'inin kaynağının meşru, %12'sinin ise FETÖ/PDY kaynaklı olduğu anlaşılmış, mal varlığının meşru kısmının meşru olmayan kısmının yaklaşık 7,5 katı olduğu dikkate alınarak mal varlığı üzerindeki yönetim kayyımlığının denetim kayyımlığına çevrilmesine karar verilmiş, müsaderesine karar verilen miktarın sanık tarafından kaçırılmaması için denetim kayyımlığının şirketteki görevlerinin denetleyici olarak devam etmesinin uygun olacağı ilk derece mahkemesince kabul ve takdir kılınmıştır.
3.Sanık M.. K.. yönünden;
Sanığın, diğer sanıklardan A.. K..'un oğlu olduğu ve işadamı olarak bilindiği,
... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nün 27/04/2018 tarihli cevabi yazısı ile; sanıktan elkonulan dijital materyaller içerisinde yapılan inceleme sonucu ... isimli şahıs ile mesajlaşmasında ismi geçen ve Amerika ülkesinde bulunduğu anlaşılan ... ... Derneği'nin www.turkicamericanalliance.org isimli web sitesinin Gölbaşı Sulh Ceza Hakimliği'nin 30/07/2016 tarih ve 2016/834 D.... sayılı kararına istinaden erişimin engellendiği bildirilmiştir.
... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nce tanzim edilen 15/01/2018 Tarihli ... Raporu ile; sanıktan elkonulan dijital materyaller içerisinde yapılan inceleme sonucu, sanığın cep telefonu rehberinde ... olarak kayıtlı ... numaralı GSM hattı kullanıcısı ile olan mesajlaşmalarda ...'ın "Amerika'daki ... ... derneğindeyiz tanıdığın var mı" şeklindeki mesajına sanığın "Kimseyi tanımıyorum ama ofislerine çok gittim" şeklinde cevap verdiği, ... ... derneği ile ilgili yapılan açık kaynak araştırmalarında ... ... derneğinin internet sitesinin BTK tarafından korunma tedbiri uygulandığından siteye erişimin sağlanamadığı,
...Derneği'nden 16/10/2013 tarihinde "Derneğimize bağışlamış olduğunuz kurbanınız kesilip ihtiyaç sahiplerine dağıtılmaya başlanmıştır. Allah kabul etsin. ...Derneği" şeklinde,
16/01/2015 tarihinde "Değerli bağışçılarımız, ... SMS hattımız açılmıştır. Sadece ... abonesi bağışçılarımız SMS bağışı yapabilmektedir. Diğer operatörleri kullanan bağışçılarımız kurumsal web sitemiz kimseyokmu.org.tr üzerinden iyilik projelerimize online bağış yapabilirler" şeklinde mesajların gönderilmiş olduğu,
Telefon rehberinden ... olarak kayıtlı ... numaralı GSM hattını kullanan ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen 2016/29862 sayılı soruşturma kapsamında firari şüpheli olan ... ile olan mesajlaşmalarda,
18/09/2013 tarihinde gelen kutusunda "Dinimiz islam. Dünyada kesilen kurbanların Ahirette bizi sırat köprüsünden sırtında geçireceğini buyurur. Bir büyük kurban bağışlarsanız sevinirim. Allah kabul etsin" şeklinde,
28/08/2013 tarihinde ... isimli şahıs tarafından gönderilen "Sayın hocam 17 eylül salı günü ... misafiri olacaz etçi naci ustada. Lütfen randevularınızı ayarlayın eksik olmayalım diyoruz" şeklindeki mesaja sanık tarafından "tamamdır hocam" şeklinde cevap verildiği,
28/08/2013 tarihinde ... isimli şahıs tarafından "Aksam saat 19.00 da birinci kordonboyu balık pişiricisi ... ... yerinde olcaz. Geç kalma olmazsa sevinirim" şeklindeki mesaja sanık tarafından "hocam ben katılamıyorum saygılarımla" şeklinde cevap verildiği,
26/08/2013 tarihinde ... isimli şahıs tarafından "Sayın hocam çarşamba sizin misafiriniz olalım mı" şeklindeki mesaja sanık tarafından "Sayın hocam, çarşambaları hanımlayım hamile olduğu için bir bakmam lazım duruma" şeklinde cevap verildiği ve mesajlaşmanın devamında "hocam ayarlarsanız sevinirim ayda 1 toplanıyoruz zaten, sayın hocam ulaşamadım ev sahibi olacakmısınız" şeklindeki mesaja da sanık tarafından "hocam ben bahsettiğim gibi gelemeyebilirim çünkü eşimin yanına gidiyorum" şeklinde cevap verildiği,
26/06/2013 tarihinde ... isimli şahıs tarafından "saat 19:00 Tavaci geldik bekliyoruz" şeklindeki mesaja sanık tarafından "tamam hocam 19:30 ben" şeklinde cevap verildiği,
Sanık tarafından 16/05/2013 tarihinde ... isimli ... "Sayın hocam babam sizle mi?, hocam kandiliniz mübarek olsun hocam, ... hocamla beraber değil miydiniz, hayırlı geceler bana bol dua edin hocam" şeklinde,
18/02/2013 tarihinde ... isimli şahıs tarafından "Değerli arkadaşlar yarın öğleyin... ... çocuğu için öğle yemeğine gitcez 1 saatlik, yarımda uygunsanız bekliyorum" şeklindeki mesaja sanık tarafından "uygun hocam" şeklinde cevap verildiği,
12/11/2013 tarihinde "İnşaat müh. ... ... dokuz eylül mezunu tecrübesi var nur cemaatinden çalışkan biri, telefonu : 0553 979 28 52. İyi çalışmalar, ..." şeklinde mesajlaşmanın bulunduğu,
Ayrıca "... - Polis Memuru - Derecesi 4.1, Terfi Derecesi : İleri Derece, Notları : 90 Artı 90 Artı, İkinci Doğu Görevine Gidecek, Şubat ... Form Dolduracak Nereye Gideceği Mayıs ... Kendisine Bildirilecek, Gitmek İstediği İller : Malatya Merkez, Sivas Merkez, Erzincan Merkez, Sicil Numarası : ..., Halen ... Merkezde ... Şubede Çalışıyor, Çalıştığı İller : ..., ..., ..." şeklinde bilgi notunun bulunduğunun tespit edildiği anlaşılmıştır.
EGM KOM Daire Başkanlığı'nın 02/03/2018 tarihli cevabi yazısı ile; kamuoyunda mahrem imam operasyonu olarak bilinen operasyonda ele geçen flash bellekte, sanık M.. K..'tan elkonulan dijital materyallerinin incelenmesi sonucu sunulan raporda hakkında ayrıntılı bilgi notu çıkan ... (... sicil no) isimli polis memurunun bizzat FETÖ/PDY tarafından "Emniyet içindeki FETÖ yapılanmasının etki alını dışındaki kişileri tanımladığı" şeklinde bir tanıma karşılık gelen AD kodu ile fişlendiğinin tespit edildiği anlaşılmıştır.
Sanığın dijital materyallerinden elde edilen sonuçlara göre hakkında bilgi notu çıkan ... hakkında FETÖ/PDY üyeliğinden soruşturma ya da kovuşturma olmadığı anlaşılmakla ilk derece mahkemesince buna ilişkin tespit sanık aleyhine değerlendirilmemiştir.
Sanıktan elkonulan dijital materyaller içerisinde yapılan inceleme sonucu tanzim edilen siber raporunda dökümü yapılan 16/05/2013 tarihli "Sayın hocam babam sizle mi?, hocam kandiliniz mübarek olsun hocam, ... hocamla beraber değil miydiniz, hayırlı geceler bana bol dua edin hocam", "12/11/2013 tarihinde "İnşaat müh. ... ... dokuz eylül mezunu tecrübesi var nur cemaatinden çalışkan biri, telefonu : 0553 979 28 52. İyi çalışmalar, ..." şeklinde ... olarak mesajlaştığı ... hakkında yukarıda A.. K.. ile ilgili kısımda değinildiği üzere FETÖ/PDY'nin Ege Bölge İmamı olduğu iddia edilen ...'ın yardımcısı konumunda olan ...'a babası (sanık A.. K..) ile birlikte olup olmadığını aracı kılmaksızın sorup kendisi ile samimi olarak irtibat kurabiliyor olması ilk derece mahkemesince terör örgütü üyeliğine ilişkin delil olarak kabul edilmiştir.
Siber incelemeden çıkan sonuçlardan sanığın FETÖ/PDY örgüt üyeliğinden firari olarak aranan ... ile ... olarak mesajlaştığı, kendisinin sürekli sohbete çağrıldığı ve kurban bağışı istendiği görülmektedir. Mesajlardan 18/09/2013 tarihli mesaj kurban bağışına ilişkin olup bu mesajdan yaklaşık 1 ay sonra 16/10/2013 tarihinde örgütün yardım kuruluşu olarak faaliyet gösteren ve KHK ile kapatılan ...Derneği'nden kurban bağışının gerçekleşip dağıtımın tamamlandığına dair mesajın çakışıyor oluşuna ilk derece mahkemesince temas edilmiştir. Sanığın örgüt talimatı ile kurban bağışında bulunduğunu, örgütsel amaçlı olduğu anlaşılan sohbet ve toplantılara çağrıldığını, sanığın da mümkün olduğunca bu sohbetlere iştirak ettiği tüm bu hususların aleyhe delil niteliği taşıdığı ilk derece mahkemesince kabul edilmiştir.
Diğer elde edilen sonuçlardan... isimli dernek hakkında açık kaynaklarda yapılan araştırma ile bildirilen erişime engellenmesi şeklinde Sulh Ceza Hakimliği kararı dikkate alındığında FETÖ/PDY'nin yurtdışındaki kurumlarından biri olduğu, sanığın ABD ziyaretinde herhangi bir turistik ya da özel bağlantısı olmayan bu kurumu kendi deyişiyle birçok kere ziyaretinin diğer deliller ile beraber değerlendirilebilecek aleyhe delil niteliği taşıdığı, sanığın konsolosluk tarafından ilgili derneğe yönlendirildiği şeklindeki savunmasının hayatın olağan akışı içerisinde inandırıcı olmadığı kanaatine varılıp suçun sübutu yönünden bir delil olarak kabul edildiği anlaşılmıştır.
Tanık T.. B.. ile gizli tanıklar Zaman ve ... beyanlarında özet olarak; sanığın örgütün üyesi olarak ... bir şekilde faaliyet gösterdiğini, toplantılara ve sohbetlere katıldığını, örgüte maddi ve manevi destekte bulunduğunu, 17/25 Aralık sonrasında da örgüt içerisinde kalmaya devam ettiğini beyan etmişlerdir.
... Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nün 19/03/2018 tarihli cevabi yazısı ile; sanık ile birlikte Fransa'ya yolculuk eden şahısların açık kimlik bilgileri bulunmadığından FETÖ/PDY bağlantılarının araştırılamadığı bildirilmiş ise de, yazı ekinde bulunan yolcu listesinde sanık ile beraber seyahat eden kişiler arasında (... Büyükşehir eski Belediye Başkanı ...'ın damadı olan ve tahliyesi kamuoyunda infial yaratan, bilahare tekrar tutuklanmasına karar verilen FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi suçlamasıyla yargılaması süren) ... isimli işadamı olduğu anlaşılmış, hayatın olağan akışı içerisinde tesadüf olarak kabul edilemeyecek bu seyahat diğer deliller ile beraber değerlendirilebilecek yan delil olarak kabul edildiği anlaşılmıştır.
Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı'nca tanzim edilen 04/05/2018 tarihli rapor ile; sanığın ticari, mesleki ve zirai faaliyetlerinin bulunmadığı, sanığın ortaklık payına sahip olduğu şirketlere ilişkin 65.675.000,00 TL olduğu, şirketlerin tamamının 2016 yılındaki ticari faaliyetinden zarar beyan ettiği ve beyan edilen zararlar nedeniyle öz kaynaklar toplamının 31/12/2016 tarihi itibariyle - 5.416.808,41 TL'ye gerilediği, şirketlerin 31/12/2016 tarihindeki ... toplamının 280.694.398,32 TL olduğu, ... toplamın 71.177.044,59 TL'sinin dönen varlıklardan, 209.517.353,73 TL'sinin dönen varlıklardan oluştuğu, öz kaynakların negatife düşmesi nedeniyle ... toplamının tamamının yabancı kaynaklardan karşılandığı, sanığın şahsına ait ticari, zirai ve mesleki faaliyetinin bulunmadığı, sanığın üzerine kayıtlı gayrimenkul ve araç bulunmadığı, sanığın ortaklık payına sahip olduğu şirketlerin çoğunluğunda en büyük hissedarın babası olan diğer sanık A.. K.. olduğu, sanığın yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit olmayan nakit varlıklarının 01/09/2016 tarihi itibariyle nemalandırılmış toplam tutarının 2.162.714,37 TL ve 70.450,00 Euro olduğu, yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit olmayan ve sanığın şahsi banka hesabına gelen nakitlerin 1.376.456,78 TL'lik kısmının sanığın kredi kartı harcamaları nedeniyle kart borcu ödemelerinde kullanıldığı, kalan kısmı ... Gayrimenkul Geliştirme Ticaret ve San. A.Ş'ye aktarılarak şirketin finanse edildiği, yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit bulunmayan kaynağı belirsiz nakit varlıkların, kaynağının açıklanması imkanının sanık ve sanık müdafiine tanınmasına rağmen paraların kaynağının izah edilemediği, Sanığın nakit varlıkların kaynağını açıklayamaması nedeniyle, yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit bulunmayan kaynağı belirsiz nakit varlıkların FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından sanık ve ortaklık payına sahip olduğu şirketlere aktarıldığının değerlendirildiği, ...Projesinin müşteri listesindeki gerçek kişilerden, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen kişilerin ... Otomotiv İnşaat Ticaret ve San. A.Ş'ye yapmış oldukları ödemelerin toplam tutarı 8.064.338,00 TL olduğu, ... Otomotiv A.Ş'de söz konusu ödemeleri ...Projesinin yüklenici firması olan ve grup bünyesindeki ... Gayrimenkul Geliştirme A.Ş'ye olan ödemelerde kullandığı, şirketlerin örgütün parasını kabul edip etmediğinin tespitinde, şirketlerin örgütün parasıyla olağandışı büyüyen şirketlerden olup olmadığının tespitinde, şirket faaliyetlerinin örgütsel faaliyetlere özgülenmiş olup olmadığının tespitinde babası olan diğer sanık A.. K.. yönünden bu hususlarda yapılan tespitlerin dikkate alınması gerektiği, sanık tarafından 2009 - 2013 yılları arasında FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ...Derneği'ne toplam 5.860 TL, ...Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği'ne kredi kartından 1.080 TL'lik ödeme yaptığı, ... Vakfı'na kredi kartından 208,05 TL'lik ödeme yaptığı, nakit varlıkların kaynağının açıklanamaması sonucu 01/09/2016 tarihi itibariyle güncellenmiş toplu rakamları verilen yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit bulunmayan kaynağı belirsiz nakit varlıkların FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından sanığa ve ortaklık payına sahip olduğu şirketlere aktarıldığı kanaatine varıldığı ilk derece mahkemesince belirtilmiştir.
Sanığın dijital materyalleri içerisinde yapılan inceleme sonucu tanzim edilen raporda FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ...Derneği'nden gelen mesajların olduğu tespit edilmiş, sanığın anılan derneğe bağışta bulunduğu hem siber inceleme sonucu tanzim edilen rapordan hem de mali suçları araştırma kurulu başkanlığınca tanzim edilen rapordan anlaşılmakla bu husus suçun sübutu yönünden sanık aleyhine başka bir yan delil olarak kabul edilmiştir.
Sanığın FETÖ/PDY'nin finans kurumu olan ...'da hesabının bulunması suçun sübutu yönünden sanık aleyhine mahkumiyeti destekleyici bir yan delil olarak kabul edilmiştir.
Yukarıda anlatılan delillere dayanılarak ilk derece mahkemesince yapılan değerlendirmede; sanıktan elkonulan dijital materyaller içerisinde yapılan inceleme sonucu tanzim edilen siber raporunda dökümü yapılan 16/05/2013 tarihli "Sayın hocam babam sizle mi?, hocam kandiliniz mübarek olsun hocam, ... hocamla beraber değil miydiniz, hayırlı geceler bana bol dua edin hocam", "12/11/2013 tarihinde "İnşaat müh. ... ... dokuz eylül mezunu tecrübesi var nur cemaatinden çalışkan biri, telefonu : 0553 979 28 52. İyi çalışmalar, ..." şeklindeki mesajlaşmalara mahkememiz ayrıca dikkat çeker. Sanığın ... olarak mesajlaştığı ... hakkında yukarıda A.. K.. ile ilgili kısımda değinildiği üzere FETÖ/PDY'nin Ege Bölge İmamı olduğu iddia edilen ...'ın yardımcısı konumunda olan ...'a babası (sanık A.. K..) ile birlikte olup olmadığını aracı kılmaksızın sorup kendisi ile samimi olarak irtibat kurabiliyor olması, yine siber incelemeden çıkan sonuçlardan sanığın örgütsel sohbet toplantılarına iştirak eden, örgüt talimatı ile kurban bağışında bulunan ve FETÖ/PDY'nin yurtdışındaki kurumlarından biri olan... isimli herhangi bir turistik ya da özel bağlantısı olmayan bu derneğe birçok kez ziyarette bulunması, tanık ve gizli tanıklar beyanlarına göre örgütün üyesi olarak ... bir şekilde faaliyet gösteren, örgütsel sohbet toplantılarına katılan, örgüte maddi ve manevi destekte bulunan, 17/25 Aralık sonrasında da örgüt içerisinde kalmaya devam eden bir kişi olduğunun anlaşılmış olması, FETÖ/PDY şüphelileri ile yurtdışına seyahatinin bulunması, hesap hareketlerinden ortaklık payına sahip olduğu şirketlerin yasal ekonomik faaliyetleri sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit bulunmayan kaynağı belirsiz nakit varlıkların FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından sanığa ve ortaklık payına sahip olduğu şirketlere aktarıldığına ilişkin mali raporda yer alan tespitlerin bulunması, sanığın FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ...Derneği'ne bağışta bulunduğunun anlaşılmış olması ve FETÖ/PDY'nin finans kurumu olan ...'da hesabının bulunması hususları dikkate alındığında sanığın üzerine atılı FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçunun sabit olduğu mahkememizce kabul edilmiş, sanığın tamamen inkara yönelik olan savunmasına yukarıda açıklandığı üzere delillerin mahiyeti ve ispat gücü anlamında mahkememizde bir tereddüt yaşanmadığından itibar edilmemiştir.
Sanığın duruşmalarda pişmanlığının gözlemlenmemesi, işlediği suç nedeniyle pişman olduğuna dair mahkememizde kanaat oluşmaması nazara alınarak şartları oluşmadığı anlaşıldığından sanık hakkında TCK'nın 62. Maddesinde düzenlenen takdiri indirimin sanık hakkında uygulanmaması gerektiği vicdani kanaatine varılmıştır.
Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı'nca tanzim edilen 04/05/2018 tarihli raporda özetle; sanık M.. K..'un toplam 2.162.714,37 TL, 70.450,00 Euro miktardaki paranın güncellenme tarihi olan 01/09/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte kaynağının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü olduğu oybirliği ile tespit edilmiş, belirtilen bu rakamların 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 55/2. maddesi gereğince ilk derece mahkemesince müsaderesine karar verilmiştir.
Her ne kadar tüm sanıklar hakkında Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun'un 4/1 maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle örgüt üyeliğinin yanında ayrı bir kamu davası açılmış ise de, bu suçun silahlı terör örgütüne üye olma suçu içerisinde eriyeceği ve sanıklar hakkında ayrıca Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan ayrı ayrı mahkumiyetlerine karar verildiği anlaşılmakla yasal unsurları itibari ile oluşmayan Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanuna Muhalefet suçundan CMK 223/2-a maddesi uyarınca tüm sanıklar hakkında ayrı ayrı beraat kararı verilmiştir.
4.Sanık Ş.. S.. Yönünden;
Sanığın ... ilinde inşaat ve kuyumculuk alanında faaliyet gösteren çeşitli şirketlere sahip bir ... adamı olduğu,
Tanıklar A.. Y.., T.. Ö.., Y.. Ç.., Ü.. K.., A.. Ü.., T.. B.., ... ile Gizli tanıklar ... ve ...'un beyanlarında özetle; sanığın örgütün üyesi olarak ... bir şekilde faaliyet gösterdiğini, toplantılara katıldığını, örgüte maddi ve manevi destekte bulunduğunu, örgütün kasası olduğunu, örgütün parasını dükkanında sakladığını ve aklama faaliyetinde bulunduğunu, örgüt için maddi yardım ve kurban topladığını beyan ettikleri, Sanık A.. K..'ın etkin pişmanlık içeren ifadesinde sanık Ş.. S.. ile ilgili olarak ... Üniversitesi'nin kuruluş aşamasında sanık ve ağabeyi ... ...'nin ... rol oynadıklarını, üniversitenin kurucu vakfının Ege Bölge imamı olan ...'ın talimatı ile kurulduğunu, ...'ın sanıktan "bizim abilerden" şeklinde bahsettiğini beyan ettiği,
Tanıklar ve sanık A.. K..'ın beyanları sanık aleyhine delil, gizli tanık beyanları mahkumiyeti destekleyici yan delil olarak kabul edilmiştir.
Gizli Tanık ...'in; örgüt adına ...'de toplanılan paraların Ş.. S..'nin dükkanının bodrum katına getirildiğini, oradan da peyder pey yurtdışına aktarıldığını, sanığın Amerika'da ... ile görüştüğünü beyan etttiği,
Yine tanıklardan ...'nın, sanığın cemaate yüklü miktarda bağış yaptığını, bu bağış ile vakıf kurulduğunu, şahsın bir dönem Karşıyaka bölge mütevellisi olduğunu beyan ettiği,
Tanık A.. Ü..'in yurtiçi yurtdışı kurban kesimi için sanığın para topladığını beyan ettiği,
Tanık beyanları gizli tanığın beyanını doğruladığı sanığın örgütün mali yapılanmasında yer aldığını gösterir nitelikte aleyhe delil olarak kabul edilmiştir.
Tanık Y.. Ç.., örgüt üyesi olduğu iddia olunan ...'ın işyerinde düzenlediği örgütsel nitelikte kahvaltı toplantılarında sanığın yer aldığını beyan etmiş, tanıklardan T.. B.. sanığın ... öğrenci yurdunda düzenlenen sohbet toplantılarına gittiğini ve cemaat adına çalıştığını kendisinin açık açık anlattığını beyan etmiştir. Sanığın örgüt içerisinde ... olarak sohbet ve toplantılara katılan kişi olduğuna dair bu beyanlar aleyhe delil olarak kabul edilmiştir.
... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu'nun 06/03/2017 tarih 2017/23708 C.B.S sayılı yazısı ile; FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ... Üniversitesi'nin kurucu vakfı olduğu bildirilen ... Eğitim ve Spor Vakfı'nın kurucularından sanık Ş.. S.. hakkında ... Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nce düzenlenen 02/03/2017 tarihli Araştırma ve Tespit Tutanağı ile; ... Eğitim ve Spor Vakfı ile ilgili olarak Vakıflar Bölge Müdürlüğü ile yapılan yazışmalar neticesinde vakıf mütevellisinde görev yaptığı ve denetim raporundan sorumlu tutulduğunun bildirildiği anlaşılmıştır.
Sanığın ... Üniversitesi'nin kurucuları ve mütevelli heyeti üyeleri arasında yer aldığı, üniversitenin örgütün emir ve talimatları doğrultusunda kurdurulduğu ve öğretim üyeleri ile idari kadrosunun büyük çoğunluğunun FETÖ/PDY örgüt üyeliği suçundan soruşturma ve kovuşturmaların devam ettiği anlaşılmıştır.
Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı'nca tanzim edilen 04/05/2018 tarihli rapor ile; sanığın FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfı'nın kurucusu ve başkan yardımcısı olduğu, sanık hakkında düzenlenen mali analiz raporuna göre bir kısım şahısların sanığın ... Katılım Bankası nezdindeki hesaplarına gelen ... ve havale işlemlerine ilişkin tespitler başlıklı bölümüne göre 2014, 2015 ve 2016 yıllarında toplam 625.953,91 TL para akışı olduğu, sanığın ... Katılım Bankası'ndaki hesabını 2014 yılından itibaren ... olarak kullanmaya başladığı, 2014 yılında 175.082,16 TL, 2015 yılında 291.132,26 TL ve 2016 yılında 81.734,32 TL maaş ödemesi yaptığı, sanığın ... Katılım Bankası'nda bulunan bir diğer ödemenin ise kredi kartı borcu ödemesi olduğu, kredi kartı borcu ödemesinin Temmuz 2011'den Ağustos 2014'e kadar devam ettiği, toplam ödeme tutarının 176.209,97 TL olduğu, ayrıca hesabından 06/02/2014 tarihinde 10.000,00 ... ve 20/05/2014 tarihinde 8.000,00 Euro nakit çekildiği, çekle yapılan ödemeler nedeniyle de hesaptan 11 işlemde 815.258,17 TL tutarında çekişin gerçekleştiği bildirilmiştir. Sanığın örgüt liderinin çağrısının yapıldığı 2014 yılından itibaren ... hesabını ... olarak kullanmaya başlamasının sanığın örgüt üyeliğini gösterir aleyhe bir delil niteliği taşıdığı ilk derece mahkemesince kabul edilmiştir.
... Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nce tanzim edilen 20/04/2018 tarihli ... Raporu ile; sanıktan elkonulan iphone marka A1428 model ... IMEI numaralı cep telefonu içerisinde Image klasöründe ..._0230 isimli ... dosyası uzantılı ... haber sitesinden "... serbest bırakıldı" başlıklı, nefret operasyonları kapsamında tutuklanan ... serbest bırakıldı, kararı oğlu ... Twitter hesabından duyurdu" şeklinde habere ilişkin ekran alıntısı-5 numaralı görüntü,
WD_WXK1A20M6154/Resimler klasörü içinde ... dosyası uzantılı FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri ...'e ait resim,
Belgeler/Adobe belgeleri klasörü içerisinde PDF döküman uzantılı ...'dan ... yaptığına dair giden ... ibareli ekstreye ilişkin ekran alıntısı-2,
Belgeler/Adobe belgeleri klasörü içerisinde PDF döküman uzantılı ... Nakit İşlemler Dekont başlıklı dekont ekran alıntısı-8,
...Arşivler klasörü içinde MALİ VERİLER isimli zip arşivi çıkartıldığında içerisinde mizan isimli ve 2014 mizan isimli Excel dosyası içeriğinde mizana ilişkin ekran alıntısı 9-10,
Belgeler/Adobe belgeleri içerisinde PDF döküman uzantılı ... Platinium Card hesap ekstresi başlık bölümünü içeren ekran alıntısı - 11,
... / Fragments klasörü içerisinde görülen file 3849 isimli ... dosyası uzantılı "Rakamlarla Darbe Girişimi" başlıklı tutuklamalar, gözaltına almalar ve serbest kalanlar ile ilişkili rakamsal verileri içeren ekran alıntısı - 12,
Aynı klasör içerisinde file 54795 isimli ... dosyası uzantılı Zaman İsviçre gazetesine ait "Dünyanın Renkleri Almanya'da Buluştu" şeklindeki manşete ilişkin ekran alıntısı - 13,
Ş.. S../Belgeler/Adobe belgeleri içerisinde PDF döküman uzantılı ... Giden ... başlıklı makbuza ilişkin ekran alıntısı - 14,
... / Fragments klasörü içerisinde file 5050 isimli ... dosyası uzantılı FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri ...'in fotoğrafını içeren ekran alıntısı - 15,
İnceleme esnasında karşılaşılan yabancı dilde olan dosyaların çevirisinin yapılamadığının tespit edildiği anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesince sanığın dijital materyallerinde örgüt ile ilintili bir kısım resim ve yazılar çıkmasının suçun sübutu yönünden diğer deliller ile birlikte değerlendirilebilecek aleyhe bir yan delil niteliği taşıdığı kanaatine varılmıştır.
Dosyada mevcut 06/02/2017 tarihli ... Ön İnceleme Tutanağı ile; sanık Ş.. S..'nin FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün ... imamı ..., örgüt yöneticisi ..., sohbet imamı ... ile bireysel telefon irtibatının bulunduğu tespit edilmiştir. Bu husus yukarıda değerlendirilen tanık ifadeleri ile birlikte değerlendirildiğinde sanığın örgüt üyeliğine dair diğer delilleri destekleyen yan delil olarak kabul edilmiştir.
Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı'nca tanzim edilen 04/05/2018 tarihli rapor ile;
12/09/2011 - 20/07/2014 tarihleri arasında FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ... Özel Eğitim Yayıncılık Tic. A.Ş'ye kredi kartı aracılığıyla 49.750,00 TL ödemede bulunduğu,
13/09/2013 - 20/09/2013 tarihlerinde FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ... Üniversitesi'ne toplam 12.375,00 TL ödemede bulunduğu,
24/01/2013 - 20/02/2013 tarihlerinde FETÖ/PDY'ye ait ... Dershaneleri'ne toplam 7.370,00 TL ödemede bulunduğu, bununla birlikte ... Dershanesi tarafından sanığın kredi kartına 24/07/2013 tarihinde ve 12 aylık taksit halinde 3.350,00 TL geri ödemede bulunduğu,
11/02/2011 - 30/06/2013 tarihleri arasında FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan kurumların işletmecisi olan ... Özel Eğitim adına 24 işlemde toplam 34.320,00 TL ödemede bulunduğu,
Ayrıca sanık tarafından ... Bankası'nda adına açılmış olan hesaptan ... Özel Eğitim Yayıncılık Tic. A.Ş'ye kredi kartı aracılığıyla 44.660,00 TL ödemede bulunduğu,
09/08/2011 - 26/01/2015 tarihleri arasında ... Medya Dağıtım A.Ş'ye 2.915,57 TL ödemede bulunduğu,
03/10/2012 - 26/05/2016 tarihleri arasında ... Üniversitesi ... adı altında 6.050,00 TL ödemede bulunduğu,
12/11/2009 - 05/02/2010 tarihleri arasında ... Dershaneleri adı altında 1.800,00 TL ödemede bulunduğu,
Sanığın ödemede bulunduğu yukarıda adı geçen işletmelerin FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan işletmelerden olduğu,
Yine sanık tarafından ... Bankası'nda adına açılmış olan hesaptan 31/07/2004 - 20/08/2008 tarihleri arasında ... Eğitim Yayıncılık Tic. A.Ş'ye söz konusu kredi kartı aracılığıyla 13.409,00 TL ödemede bulunduğu,
14/11/2012 tarihinde ... Dershaneleri adı altında 3.400,00 TL ödemede bulunduğu,
27/03/2007 - 07/06/2010 tarihleri arasında ... Vakfı ... adı altında 370,00 TL ödemede bulunduğu,
07/06/2010 tarihinde ... Hastanesi ... ... adı altında 1.250,00 TL ödemede bulunduğu,
Sanığın ödemede bulunduğu yukarıda adı geçen işletmelerin FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan işletmelerden olduğu,
Sanığın Akbank'ta bulunan hesabına ... Üniversitesi tarafından 21/12/2012 tarihinde ...Ş.. S.. 39.875,00 TL, 03/12/2012 tarihinde 41.000,00 TL olmak üzere toplam 80.875,00 TL ... ile para gönderildiği, sanığın ve ortaklığı olduğu şirketlerin kanuni defter ve belgeleri üzerinde yapılan incelemede ... Üniversitesi'ne ticari satışlarının olmadığı, ... Üniversitesi'nin FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatıldığı,
Sanığa ait mali işlemlere ilişkin para hareketlerinin izinin sürülmeye çalışıldığı, sanığın çalışanlarının haftada 2-3 gün bankalara giderek sanığın ya da sanığa ait şirketlerin hesaplarından nakit para çektiği ya da bu hesaplara nakit para yatırdığı, hesaplarda nadiren eftt/havale işlemlerinin bulunduğu, bunun yerine daha zahmetli ve riskli olan nakit ödeme ya da tahsilat yöntemlerinin kullanıldığı, sanığın ve sanık çalışanlarının banka işlemleriyle alakalı verdikleri ifadelerde, işlemlerin ağırlıklı olarak nakit hareketlerle gerçekleştirilmesi konusunda genel olarak kuyumculuk sektörünün bu şekilde çalıştığı ifade edilse de pek çok bankanın pos cihazlarını kullanmakta olan ve büyük bir işlem hacmi olan böyle bir mükellefin, bankalara vereceği otomatik talimatlarla pos satışları sonucu pos hesaplarında biriken paraları başka hesaplara yatırmasının, paraların nakden çekilerek dolaştırılması esnasında göze alınan zaman kaybı ve güvenlik riskleri dikkate alındığında çok daha ve pratik bir yöntem olduğunun aşikar olduğu, bu nedenle işlemlerinin çoğunun nakit hareketlerle gerçekleştirilmesinin iktisadi, ticari ve teknik icaplara uygun olmadığı, bu şekilde hareket edilmesindeki maksadın nakit işlemlerle hesaplardaki paranın izinin sürülmesini zorlaştırmak olduğu kanaatine varıldığı,
Sanık tarafından ... isimli ... 10/02/2010 tarihinde 750.000,00 TL, 12/02/2010 tarihinde 750.000,00 TL olmak üzere toplamda 1.500.000,00 TL ... yapıldığı ve aynı şahsın Ş.. S..'nin ...Bankası'ndaki hesabına 24/03/2010 tarihinde 600.000,00 TL, ... Katılım Bankası'ndaki hesabına 14/04/2010 tarihinde 150.000,00 TL ... yaptığı, sanığın banka hesaplarının sorgulanması neticesinde küçük miktardaki icra alacak tahsilatlarının banka hesaplarına geldiğinin görüldüğü, gelen ... hareketlerinin bir kısmı için de iki farklı avukatın adına takip ettiği müşterilerden alacaklar sebebiyle borçluların gönderdiği tutarlar olduğunu ifade ettiği, buradan en küçük alacakları için bile icra yoluyla tahsil cihetine giden sanığın akrabası olsa dahi 750.000,00 TL'lik yüksek meblağ için paranın kendi uhdesine geçmesi dışında başka amacı yoksa parayı tahsil yoluna gitmemesinin düşünülemeyeceği, ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ve İstihbarat Şube Müdürlüğünce hazırlanan raporda ismi yer alan ...'e gönderilen 750.000,00 TL tutarındaki paranın sanığa geri dönmemesinin ticari ve teknik icaplara uygun olmadığı gibi konuya ilişkin olarak sanık tarafından net bir açıklama da yapılmamış olmasının bu paranın FETÖ/PDY yapılanmasına ilişkin toplantılara katıldığı doğrultusunda ifadeler bulunan şahıslara aktarılarak sistem dışına çıkarılmak istendiği ve paranın izinin yok edilmesinin amaçlandığını gösterdiği,
Sanığın FETÖ/PDY soruşturması kapsamında kapatılan ... Basın Yayın A.Ş'nin ortağı ve yöneticisi ... ...'tan arsa alışının bulunması, bu şahsın oğulları ... ve ... ... kardeşleri yanında çalıştırıp işyeri açmalarını sağladığı, sanığın ... Basın Yayın A.Ş'ye ait Değerli Öğrenci Yurdu'nda sohbetlere katıldığı iddiasının bulunduğu hususları dikkate alındığında, sanığın FETÖ/PDY yapılanması ile bağlantılı olabilecek kişi ve firmalarla ticari ve kişisel olarak ilişki içerisinde olduğu kanaatine varıldığı,
Sanığın ticari faaliyetinin esas kısmını oluşturan şahsi işletmesi ve ...Ltd. Şti firmasının 2008 yılı öncesine ilişkin yasal defter ve belgeleri ile banka hesap hareketlerine ilişkin veri temininin sağlanamamış olması nedeniyle sanığın şahsi ticari faaliyetinin ve ortağı ve yöneticisi olduğu firmaların FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından kurulup kurulmadığı konusunda görüş beyan edilemediği,
Sanığın yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit olmayan nakit varlıkların 01/09/2016 tarihi itibariyle nemalandırılmış toplam tutarın 17.848.564,81 TL, 55.642,82 EURO ve 44.343,85 ... olduğu,
Yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit bulunmayan kaynağı belirsiz nakit varlıkların, kaynağının açıklanması imkanı sanık ve sanık vekiline tanınmasına rağmen paraların kaynağının izah edilemediği,
Sanığın nakit varlıkların kaynağını açıklayamaması nedeniyle yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit bulunmayan kaynağı belirsiz nakit varlıkların, ayrıca yukarıda açıklanan gerekçeler nedeniyle POS işlemlerinden elde edilen hasılatın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından sanık ve ortaklık payına sahip olduğu şirketlere aktarıldığının değerlendirildiği,
FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatı ve iltisakı olduğu tespit edilen şahıslardan, sanığın ve analiz konusu firmaların gerçekleştirmiş olduğu inşaat projelerinden yapılan daire satışları karşılığında satış bedeli ve avans olarak alınan toplam tutarın 1.073.000,00 TL olduğu,
Sanık ve ortağı olduğu ...Ltd. Şti mal ve hizmet alımlarında aynı yapı içerisinde bulunan kişilere alt şirketlerden alımlara öncelik verilerek söz konusu kişi ve kurumların desteklendiği,
Şirket faaliyetlerinin tamamen olmasa da kısmen örgütsel faaliyetlere özgülendiğini gösterdiği,
Sanığın hakkında yürütülen soruşturmadan haberdar olduğunu, bu nedenle 2016 yılının Nisan ... mal varlıklarını elden çıkardığı,
Sanığın ...İnşaat A.Ş'deki hisselerini ... ... adlı ... devrinin gerçek bir devir olmadığı, muvazaalı bir devrin söz konusu olduğu kanaatine varıldığı,
Ayrıca tarafların imzaladıkları sözleşme gereği ... ili Çiğli ilçesi ... Mahallesi 21811 ada 2 parselde kayıtlı arsa üzerinde devam eden...isimli projenin yüklenicisi yani müteahhiti sadece ...İnşaat ve Sanayi A.Ş olmadığı aynı zamanda sanık ve ... ...'ın şahsi işletmelerinin de projenin müteahhiti olduğu,
Nakit varlıkların kaynağının açıklanamaması sonucu, 01/09/2016 tarihi itibariyle güncellenmiş toplu rakamları verilen yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit bulunmayan belirsiz nakit varlıklar olarak nitelendirilen 18.374.990,81 TL, 44.343,85 ... ve 55.642,82 Euro'nun FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından sanık Ş.. S.. ve ortaklık payına sahip olduğu şirketlere aktarıldığı kanaatine varıldığı bildirilmiştir. Sanığın bu şekildeki hesap hareketlerinin örgüt içerisinde kasa konumunda olduğuna dair iddiayı doğrulayan aleyhe delil niteliği taşıdığı, sanığın bu hususta ticari hayatın gereklerine uygun, inandırıcı bir savunma getiremediği kanaatine varılmıştır.
Bildirilen hesap hareketlerinden 2011 - 2015 yılları arasında ... Medya A.Ş'ye ödeme yapıldığı tespit edilmiştir. Söz konusu şirketin FETÖ/PDY basın yayın kuruluşlarının ana şirketi olduğu, aboneliklere dair yapılan ödemelerin bu şirket hesabına gönderildiği bilinmektedir. Sanığın 4 yıl boyunca bu şirkete düzenli ödeme yapıyor oluşunun örgütün yayın organlarından birine düzenli aboneliği olduğunu gösterdiği, bu hususun sanık aleyhine yan delil niteliği taşıdığı kanaatine varılmıştır.
Sanığın hesap hareketlerinden FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan özel eğitim kurumlarına ödeme yaptığı anlaşılmış, bu husus suçun sübutu yönünden sanık aleyhine yan delil olarak kabul edilmiştir.
Sanığın hesap hareketlerinden hakkında yürütülen soruşturmadan haberdar olduğu, bu nedenle 2016 yılının Nisan ... mal varlıklarını elden çıkardığı bildirilmiş, sanığın mal varlığını kaçırmaya yönelik bu hareketi sanık aleyhine yan delil olarak kabul edilmiştir.
Yukarıda anlatılan delillere dayanılarak ilk derece mahkemesince yapılan değerlendirmede; sanığın örgüt liderinin ...'nın kurtarılmasına yönelik çağrısının yapıldığı 2014 yılından itibaren ... hesabını ... olarak kullanmaya başlaması, tanıklar ve gizli tanıklar beyanlarına göre, sanığın örgütün üyesi olarak ... bir şekilde faaliyet gösteren, örgütsel sohbet toplantılarına katılan, örgüte maddi ve manevi destekte bulunan, örgütün kasası olan, örgütün parasını dükkanında saklayıp aklama faaliyetinde bulunan, örgüte ciddi miktarda bağış yapması, yurt içi ve yurt dışı kurban kesimi için para toplayan bir kişi olduğunun anlaşılmış olması, FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfı'nın kurucusu olduğu örgütün emir ve talimatları doğrultusunda kurdurulduğu ve öğretim üyeleri ile idari kadrosunun büyük çoğunluğunun FETÖ/PDY örgüt üyeliği suçundan soruşturma ve kovuşturmaların devam ettiği bilinen ... Üniversitesi'nin kurucuları ve mütevelli heyeti üyeleri arasında yer alması, sanıktan elkonulan dijital materyaller içerisinde örgüt ile ilintili bir kısım resim ve yazılar çıkmış olması, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün ... imamı ..., örgüt yöneticisi ... ve sohbet imamı ... ile bireysel telefon irtibatının bulunması, hesap hareketlerinden 2011 - 2015 yılları arasında FETÖ/PDY basın yayın kuruluşlarının ana şirketi olan ... Medya A.Ş'ye düzenli ödeme yaptığının, bu durumun her ne kadar inkar etse de sanığın örgütün yayın organlarına abone olduğunu gösterdiği, yine hesap hareketlerinden FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan özel eğitim kurumlarına ödeme yaptığının ve hakkında yürütülen soruşturmadan haberdar olması nedeniyle 2016 yılının Nisan ... mal varlıklarını elden çıkarmaya çalıştığının tespit edilmiş olması hususları dikkate alındığında sanığın üzerine atılı FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçunun sabit olduğu,
Her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 314/1 maddesi uyarınca FETÖ/PDY silahlı terör örgütü yöneticisi olmak suçundan kamu davası açılmışsa da, sanığın yönetici konumunda olduğunu gösterir somut bir delil tespit edilemediği, örgütte kasa görevini üstlenmesinin ve örgütün önde gelen kişileri ile irtibat halinde olmasının örgüt içerisinde yönetici sayılmasını gerektirir bir kriter olmadığı, bu durumda sanığın eylemlerinin kül halinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçuna vücut verdiği ilk derece mahkemesince kabul edilmiştir.
Sanığın suçun işleniş şekli, örgüt içerisindeki konumunun üst seviyelerde olması, örgüt içinde kasalık yapması ve kastın yoğunluğu göz önüne alınarak başkaca örgüt üyesiyle aynı seviye ve şartlarda değerlendirilmesinin adalete ve hakkaniyete aykırı olacağı kanaatine varılarak sanık hakkında ceza tayin edilirken alt sınırdan uzaklaşılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Sanığın duruşmalarda pişmanlığının gözlemlenmemesi, işlediği suç nedeniyle pişman olduğuna dair mahkememizde kanaat oluşmaması nazara alınarak şartları oluşmadığı anlaşıldığından sanık hakkında TCK'nın 62. Maddesinde düzenlenen takdiri indirimin sanık hakkında uygulanmaması gerektiği vicdani kanaatine varılmıştır.
Sanık Ş.. S.. hakkında Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı'nca tanzim edilen 04/05/2018 tarihli raporda özetle; mal varlığının incelendiği ve mal varlığında yer alan 18.374.990,81 TL, 44.343,85 ... ve 55.642,82 Euro'nun FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından sanık Ş.. S.. ve ortaklık payına sahip olduğu şirketlere aktarıldığı kanaatine varılmakla, bilirkişi raporuna göre belirlenen bu miktarların güncellenme tarihi olan 01/09/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 55/2. maddesi gereğince ilk derece mahkemesince müsaderesine karar verilmiştir.
Sanığın ... A.Ş şirketinin %50 hissedarı olduğu, hakkında ... bu dosyamızdan FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün kasası olduğu ve mal varlığını kaçırdığına yönelik ihbar üzerine soruşturma başlatılmasından aylar sonra ... A.Ş'deki hissesi ile inşaat yapım sözleşmesi imzaladığı, bu sözleşmede sanığın da imzasının bulunduğu, bilahare sanığın buradaki hissesini diğer ortağa devrederek ayrıldığı görülmüş, sanığın hakkındaki soruşturmanın başlamasından sonra yaptığı bu devrin gerçek bir devir mi olduğu yoksa mal kaçırmaya yönelik hileli bir işlem mi olduğu konusunda ... yetkili bilirkişilerden rapor alınmış, sunulan raporda bu devrin gerçek bir devir olmadığı, hileli bir işlem olduğu, sanığın bu devir karşılığında herhangi bir ücret almadığının tespit edildiği görülmüş, sanığın müsaderesine karar verilen malları yönünden belirtilen bu şirketteki hisseleri oranında da sorumlu olacağı anlaşılmakla ... A.Ş'nin sanığın hisseleri oranındaki tedbirin kaldırılmasına yönelik talepleri reddedilmiştir.
B.Bölge Adliye Mahkemesi'nin Kabulü;
Bölge Adliye Mahkemesi sanıklar Ş.. S.. ve A.. K.. yönünden duruşmasız, sanıklar A.. K.. ve M.. K.. yönünden ise duruşmalı olarak yaptığı inceleme neticesinde;
İlk derece mahkemesinin sanıklar Ş.. S.. ve A.. K.. yönünden kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığını tespit etmiş, ancak;
1.Sanık M.. K.. yönünden;
Sanık M.. K.. 'un ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen 2016/29862 sayılı soruşturma kapsamında firari şüpheli olan ... ile olan mesaj içeriklerinden anlaşılacağı üzere örgüt tarafından sürekli kurban bağışı istendiği, sanığında kurban bağışında bulunduğu, yine ...Derneği'nden 16/10/2013 tarihinde "Derneğimize bağışlamış olduğunuz kurbanınız kesilip ihtiyaç sahiplerine dağıtılmaya başlanmıştır. Allah kabul etsin. ... Derneği" şeklinde mesaj kaydından görüldüğü üzere iltisaklı kuruluşlara da kurban bağışı yaptığı ,
... ile yaptığı mesaj içeriklerinden anlaşıldığı üzere sürekli sohbetlere çağrıldığı , sanığın da mümkün olduğunca bu sohbetlere iştirak ettiği,
Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı'nca tanzim edilen 04/05/2018 tarihli rapor ile; Hesap hareketlerinden ortaklık payına sahip olduğu şirketlerin yasal ekonomik faaliyetleri sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit bulunmayan kaynağı belirsiz nakit varlıkların FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından sanığa ve ortaklık payına sahip olduğu şirketlere aktarıldığına ilişkin mali raporda yer alan tespitlerin bulunması,
Faaliyetlerinin, silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğunu gösterir biçimde çeşitlilik, devamlılık ve yoğunluluk içermemesi karşısında örgüt üyesi olarak kabul edilmesine yasal olanak bulunmadığı, ancak örgüt liderinin talimatı doğrultusunda amaca hizmet eden faaliyetlerin yardım suçu kapsamında kaldığı anlaşılmakla ilk derece mahkemesinin örgüt üyeliği suçundan verilen mahkumiyet kararının kaldırılarak ,silahlı terör örgütüne yardım etmek suçundan cezalandırılması yoluna gidilmiştir.
Her ne kadar sanık hakkında ilk derece mahkemesince dinlenen tanık T.. B.. ile gizli tanıklar Zaman ve ... beyanlarında özet olarak; sanığın örgütün üyesi olarak ... bir şekilde faaliyet gösterdiğini, toplantılara ve sohbetlere katıldığını, örgüte maddi ve manevi destekte bulunduğunu, para transferi yaptığını 17/25 Aralık sonrasında da örgüt içerisinde kalmaya devam ettiğini beyan etmiş iseler de; Tanık T.. B..'ın sanığın çocuğuna kısa bir dönem bakıcılık yaptığı, işten isteği dışında çıkarıldığı ,polise başvurarak ifade vermek istediği, elinde görüntülerin olduğunu söylediği, sonrasında görüntülerin silindiğini belirttiği, duruşma öncesinde sanık Metehan'a ve eşine ulaştığı ,sunulan yazışma içeriklerinden anlaşılacağı üzere işinden iftira ile atıldığını belirterek kendisini mahvedeceğini belirttiği yine ifadelerin çelişkili ve tutarsız olduğu ,Gizli tanık ...'in ... bizzat tanımadığı ,beyanlarını yanında çalışan birine dayandırdığı, gizli tanığın sanığın Kazakistan ve Afrika ülkelerine para transferi yaptığı iddiasının olduğu, yapılan araştırmalarda ve sunulan pasaport kayıtlarından anlaşılacağı üzere sanığın Kazakistan ve Afrika ülkelerine gittiği yönünde kayıt bulunamadığı iddianın doğrulanmadığı, Gizli tanık Zaman sanığı mütevelli sohbet toplantılarına katıldığını gördüğünü beyan ettiği, ne zaman sorusuna 5-6-7 yıl önce cevabını verdiği, sanığın 1986 doğumlu olduğu değerlendirildiğinde sanığı başka akrabaları ile karıştırmış olabileceği .hususları birlikte değerlendirildiğinde tanıkların beyanları sanık yönünden aleyhe değerlendirilmemiştir.
2.Sanık A.. K.. yönünden ise;
Sanık A.. K..'un, tanıklar S.. Ç.., Ö.. B.., M.. A.., B.. G.., M.. B.., Y.. S.., Ü.. Ö.., Ö.. K.., ..., N.. M.., ve Tanık Koruma Kanunu kapsamında açık kimlik bilgileri gizlenmiş olan tanıklar ... ve ...'in beyanlarına göre; FETÖ/PDY Terör Örgütü içinde olarak ... bir şekilde faaliyet gösterdiği, örgütün üst kademeli üyelerine terör örgütünün Ege Bölgesi yöneticisi ... tarafından bizzat yapılan sohbet toplantılarına katıldığı, işyerinde sohbet toplantıları düzenlenmesine imkan sağladığı, örgüte maddi ve manevi destekte bulunduğu, 17/25 Aralık sonrasında da örgüt içerisinde kalmaya devam ettiği, örgüt ile mücadele bağlamında idari olarak kamuda işine son verilmiş kişilere kendi şirketinde istihdam sağladığı, ... Üniversitesinde nüfuzunu örgüt mensuplarının menfaatlerine kullanarak örgüte olan desteğini ve bağlılığını gösterdiği, örgüt adına örgüte ait KHK ile kapatılan ... Üniversitesi'nin mütevelli heyeti başkanı sıfatıyla yönettiği,
KHK ile kapatılan ... Üniversitesi'nin kurucu vakfı olduğu bildirilen ... Eğitim ve Spor Vakfı'nın mütevelli heyetinde yer aldığı , ... Sanayici ve İşadamları Derneği'nin üyesi olduğu,
KHK ile kapatılan ... Üniversitesi ve ... Üniversitesi'nin kurucuları ve mütevelli heyetinde yer aldığı, ... Üniversitesi'nin mütevelli heyeti başkanı olduğu,
... Otomotiv A.Ş tarafından ...'da 09/01/2014 tarihinde 672.000,00 TL, 10/07/2014 tarihinde 7.328,97 TL, 07/01/2015 tarihinde 6.585,66 TL, 07/07/2015 tarihinde 7.361,03 TL, 04/01/2016 tarihinde 8.124,68 TL, 04/07/2016 tarihinde 8.715,52 TL ve 22/07/2016 tarihinde 858,09 TL yatırılarak katılım hesabı açıldığı, hesapta bulunan paraların büyük bir çoğunluğunun firmanın başka bankalarda bulunan hesapları ile ... Akaryakıt A.Ş ve ... ... Gayrimenkul Geliştirme A.Ş'ye ... edildiği ,bu şekilde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri ...'in çağrısından sonra ...'ya yüksek meblağlı para yatırarak terör örgütüne finansal destek sağladığı,
Sanığın örgütün sistemli olarak dini sohbet görünümünde yapmış olduğu toplantılara katıldığına dair tanıklar ve gizli tanıkların beyanlarını doğrulayan ... kayıtlarının olduğu, örgütsel toplantıları organize eden kişi konumundaki ... ile irtibatının olduğu, kullanmış olduğu telefon kayıtlarının yapılan incelemesinde terör örgütünün Ege Bölge imamı olan ..., bölge imam yardımcıları ... ..., ..., ..., ... imamı ..., il imam yardımcısı ..., ... imam yardımcısı ..., örgüt yöneticileri ..., ... İçel ve sohbet imamı ... ... ile telefon irtibatının bulunduğunun tespit edildiği,
FETÖ/PDY Ege Bölge İmamı yardımcısı konumunda olduğu iddia olunan ve adına tanımlanan ... USER ID numaralı ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında örgütün Endonezya Sorumlusu olarak nitelendirilen ... ...'nın ByLock yazışma içeriklerinde 15/12/2015 tarihinde "Abi, bir şekilde görüşmemiz lazım, üniversite mütevelli ve vakıf mütevelliden ayrılmalar var. Bunların yerlerine ikame edeceğiniz kişileri ist etmemiz lazım, ... Bey düşündüğü şeyleri paylaşmak istiyor. ... ... AVM'de görüşebiliriz diye düşünüyorum. Abicim ben acilen yurtdışına çıktım da siz bu mevzuyu ... ve ... beylerle halledin ins" şeklinde, ... ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ... ...'ya 10/12/2015 tarihinde "abi ... Bey'e demiştim daha önce ... sordu sizi, mütevelli ve vakıfta değişiklik Düşünüyor, istişare etmek istiyor" şeklinde, ... ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ... ...'ya 15/12/2015 tarihinde "... bey düşündüğü şeyleri paylaşmak istiyor. ... ... AVM'de görüşebiliriz diye düşünüyorum" şeklinde, ... ID numaralı ByLock kullanıcısı tarafından ... ...'ya 18/12/2015 tarihinde "... ... bey ile görüştüm, ... abinin hem vakıf hem de üniversite mütevelli heyetlerine bir iki yeni isim teklifi varmış, bizden haber bekliyorlar, bu konuyu kim kime sorup da cevap verecek" şeklinde mesajlar ile ... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu'nun 14/05/2018 tarihli cevabi yazısı ekinde ... imamı olarak görev yapıp sonrasında da örgüt içinde ... olarak görev yapan H.. K..'ün 29/10/2015 tarihinde "A.. K..'larla ders yapıyoruz" şeklindeki yazışma içerikleri olduğu,
Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı'nca düzenlenen 04/05/2018 tarihli rapor ile; sanığın 07/10/2015 tarihinde ... Üniversitesi'ne 150.000,00 TL, 07/10/2015 tarihinde 179.000,00 ..., 27/10/2015 tarihinde 90.000,00 ..., 27/10/2015 tarihinde 41.000,00 Euro ve 23/08/2012 tarihinde 750.000,00 TL hesaptan bağımsız isme yaptığı havalenin bulunduğu, yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit olmayan toplam 13.840.292,46 TL, 269.000,00 ... ve 41.000,00 EURO tutarında olduğu,
Sanığın ortaklık payına sahip olduğu şirketlerin FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ... Üniversitesi'ne toplam 2.816.065,00 TL, ...Derneği'ne 55.000,00 TL ve ...'a yaptığı nakit bağışlar toplamının 7.041,90 TL olduğu ,
Hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanık A.. K..'un silahlı terör örgütünün faaliyetlerine katıldığı örgütün hiyerarşik yapısı içinde yer aldığı, sanığın süreklilik, yoğunluk ve çeşitlilik gösteren faaliyetleri karşısında FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amaçlarını benimsediği örgüt bütünlüğü içerisinde ve hiyerarşik yapıya dahil olarak örgüt tarafından verilen görevleri her zaman için yerine getirmeye hazır vaziyette bekleyerek, kendi iradesiyle hareket etmeyip örgüt iradesini benimseyerek ve bunu kendi iradesinin önüne geçirmek suretiyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olmak suçunu işlediği anlaşılmıştır.
Her ne kadar ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda sanığın atılı suçtan cezalandırılması yönünde karar verilmiş isede ;
Anayasanın 138/1. maddesi hükmü, TCK'nın 61. maddesinde düzenlenen cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine ilişkin ölçütlerle aynı Kanunun 3/1. maddesinde düzenlenen orantılılık ilkesi çerçevesinde, suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, konusunun önem ve değeri, meydana gelen tehlike ile sanığın kasta dayalı kusurunun ağırlığı, güttüğü amaç ve saik de göz önünde bulundurularak; hukuka, vicdana, dosya kapsamına uygun bir cezaya hükmedilmesi gerekirken sanık hakkında teşdidin derecesinde yanılgıya düşülerek asgari hadden fazla uzaklaşılmak suretiyle fazla ceza tayin edilmiş olması ,
Sanık hakkında ilk derece mahkemesi tarafından hüküm kurulduktan sonra etkin pişmanlıktan faydalanmak istediğini belirterek beyanda bulunduğu, yeniden yapılan yargılama ve duruşma sırasında beyanlarınından dönmediği, pişmanlığını dile getirerek örgütte kaldığı süre ve konumuna uygun olarak katıldığı örgütsel toplantılar ve irtibatlı olduğu kişiler hakkında bilgiler verdiği ,verdiği bilgilerin doğruluğu açısından kolluk araştırmasının yapıldığı, suçun aydınlatılmasına katkıda bulunduğunun anlaşılması karşısında, hakkında 5237 sayılı TCK'nın 221/4-2 cümlesinde yazılı etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasının gerektiği,
Şeklinde gerekçelere yer verilerek sanık M.. K.. hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan hüküm kaldırılarak silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan hüküm kurulmuş; Sanık A.. K.. yönünden ise 5237 sayılı Kanun'un 61 inci maddesi uyarınca temel ceza yeniden belirlenerek aynı Kanun'un 221 inci maddesinin 4 üncü fıkrasının 2 inci cümlesi uyarınca etkin pişmanlık nedeniyle cezada indirim yoluna gidildiği görülmüştür.
IV. GEREKÇE
A.SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ KURMA VEYA YÖNETME SUÇU
Terör örgütünü yönetme suçu ile ilgili yasal düzenlemeler şöyledir:
5237 sayılı TCK uyarınca;
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma
Madde 220- (1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.
(5) Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır
Silahlı örgüt
Madde 314- (1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.
3713 sayılı TMK uyarınca;
Terör örgütleri
Madde 7 – (Değişik: 29/6/2006-5532/6 md.)
Cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır.
Doktrin ve yerleşik uygulamalara göre;
Terör örgütünü yönetmek örgüt hiyerarşisinin çeşitli basamaklarında örgütü amaçlarına ve yöntemlerine uygun biçimde örgüt faaliyetlerini sevk ve idare etmek olarak tanımlanabilir. Yönetici suç ortaklığına komuta eden ve örgütün kurallarını gösteren kişidir. (...,op.cit.s 257 aktaran ... Terör Amaçlı Örgütlenme Suçu sh.269)
Suç veya terör örgütünü yönetmek; onu sevk ve idare etmek, kısmen veya tamamen, bölgesel, yerel veya genel olarak yönetip yönlendirmek, hiyerarşik yapıya ve varsa işbölümüne uygun olarak emir ve talimat vermek, bunların yerine getirilmesini bekleyip denetlemek, gerekli olduğunda da emrine veya örgütün talimatlarına riayet etmelerini cezalandırmaktadır. Kişinin somut olayda yönetme kudretine, sevk ve idare yeteneğine fiilen sahip olup olmadığına bakılmalıdır (... E.-... S.Suç Örgütü sh.107).
Fail, hiyerarşik olarak örgüt üyeleri üzerinde bulunuyor, geniş bir alanda ... bölümü yapabiliyor, örgüt üyeleri üzerinde sevk ve idarede bulunabiliyor, örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda, icrasında; harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol üstlenebiliyor, bu faaliyetleri denetleyebiliyor ise yönetici olarak kabul edilebilecektir.
Örgüt yönetmek; örgütün amaçları doğrultusunda örgütü idare etmeyi, emir ve direktif vermeyi, örgüt içinde inisiyatif ve karar verme gücüne sahip olmayı gerektirir. Örgütün varlığının, etkinliğinin ve gelişiminin sağlanması, hedeflerinin belirlenmesi, program ve stratejilerinin saptanmasını ifade eder. Ancak örgütün faaliyetleri çerçevesinde sadece belirli bir suçun işlenmesini organize edenler bu suçun işlenmesini planlayıp yönetenler örgüt yöneticisi olarak kabul edilemez.
Geniş bir alanda faaliyet yürüten örgütlerin yöneticileri, örgüt yapılanması da dikkate alınarak somut olayın özelliklerine, bu kişilerin örgütün hiyerarşik yapısı içerisindeki konum ve görevlerine göre belirlenmelidir. Bu tür örgütlenmelerde her yöneticinin örgütün tamamını yönetmesi mümkün olmadığından, örgütün bölge, il, ilçe sorumlularının yönetici olup olmadıklarının sorumluluk sahalarındaki örgütsel faaliyetlerin yoğunluğu da gözetilerek belirlenmesi gerekir.
Örgüt yöneticileri, hiyerarşik açıdan emir ve talimat vermeye yetkili olduğu mensupların, örgütün amaçları doğrultusunda işledikleri suçlardan dolaylı fail olarak sorumludurlar (TCK 220/5m.) (Dairenin 18.07.2017 tarih, 2016/7162- 2017/4786 sayılı kararından ).
Failin örgüt yöneticisi olup olmadığı, örgütün organizasyon yapısı, hiyerarşisi ve kişilere verilen görevlerin önemi esas alınmak suretiyle belirlenecektir (Baltacı Vahit Terör Suçları ve Yargılaması sh.183). Bu tespitte belirleyici olan, failin örgüt hiyerarşisi içindeki sıfatı değil ve fakat yönetip yönlendirdiği faaliyetlerin, örgütün amaç ve etkinliği bakımından önemidir. Bu nedenle failin hiyerarşik konumu, üstlendiği görevler esas alındığında dahi belli bir hiyerarşik seviyenin üstünde bulunan kişilerin yönetici olarak kabulünde zaruret vardır. Zira gerek kanun koyucunun aynı cezai yaptırımı öngörerek örgüt yöneticiliğini, örgüt kurma fiili ile aynı ağırlıkta bir ihlal olarak görmesi, gerek mülga 765 sayılı TCK'nın 168 maddesinde yer alan, "silahlı çetede amirliği ve kumandayı haiz olmak" ve 141. maddesindeki, "cemiyetlerin faaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare etmek" kavramları ile mer'i 3713 sayılı Kanunun 7/1 maddesinde yer verilen "örgütün faaliyetlerini düzenleyenlerin de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılacağına" dair kavramlar gerekse örgütle kurulan "organik bağın" sonucu olarak her seviyede belli ölçüde talimat alma-verme, astları yönetme olgusunun, örgütlü suçların doğasında mündemiç bulunması birlikte değerlendirildiğinde, yöneticilikten maksadın hiyerarşik yapının belli seviyede üst katlarını ifade ettiğini kabul etmek gerekir. Bu görüş Yüksek Yargıtayın istikrar kazanmış uygulamalarında da benimsenmiştir. Nitekim silahlı terör örgütlerinin kırsalda faaliyet gösteren tim, manga, bölük sorumluları ile faaliyet yoğunluğu bulunmayan kimi il sorumluları örgüt yöneticisi olarak değil, örgüt üyesi olarak cezalandırılmaktadır.
TCK m.220/1'de düzenlenen örgütü yönetme suçu niteliği gereği devamlılık gerektirdiğinden, mütemadi bir suçtur.
Suç işlemek üzere kurulmuş bir örgütü yönetme saikine dayanan doğrudan kastla işlenebilen bir suçtur. Bu suç olası kast ile işlenemez. Suç örgütünün varlığı için suç işlemek amacının açık bir şekilde ortaya konulmuş olması gerekir. Bir oluşumun çekirdeğini oluşturan kişiler suç işlemek amacıyla hareket etmekle birlikte, oluşumun içinde yer alan fakat bu amaçtan habersiz olan kişiler, suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüte üye olmaktan veya bu örgütü yönetmekten sorumlu tutulamazlar. Bu halde sorumluluk, TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen "hata" kurumuna göre çözüme kavuşturulmalıdır.(Dairenin 18.07.2017 tarih, 2016/7162- 2017/4786 sayılı kararından )
Kişi hak ve hürriyetlerinden hiç birisinin, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamayacağına dair Anayasanın 14. maddesinde de açıkça vurgulandığı üzere, bu suç herhangi bir hukuka uygunluk sebebi kapsamında işlenemez. Hiç bir devlet, hiç kimseye birliği ve ülke bütünlüğünü, anayasal düzenini bozacak bir hukuk düzeni kurmaz.
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 16-956 sayılı Kararı ile onanarak kesinleşen Dairemizin 24.04.2017 tarih 2015/3- 2017/3 sayılı kararında açıklandığı üzere FETÖ'nün dikey yapılanması şöyledir;
Örgütün sorumlu yöneticisi “imam” olarak isimlendirilir. Hiyerarşi içerisinde yer alan örgütün yöneticisi, raporları toplayan ve emirleri veren kişidir. Kainat imamı, kıta imamı, ülke imamı, bölge imamı, şehir imamı, semt ve mahalle imamı, kurum imamı gibi bir çok değişik pozisyonu vardır.
Örgütün lideri, mensuplarınca kainat imamı, mehdi, mesih olarak kabul edilmektedir. Kainat imamına bağlı olarak üst kurullar örgütün birimlerini yönetmekte faaliyetlerini düzenlemektedirler. Bu kurullar “istişare kurulu”, “mollalar”, “tayin heyeti” ve “özel hizmet” birimleridir.
Örgütün yurt içi yapılanmasında ise, “... imamı”, “bölge imamları”, “il imamları”, “küçük il ve bölge imamları”, “ilçe imamları”, “semt imamları”, “mahalle imamları”, “ev imamları (abileri)”, “talebe imamları”, “serrehberler”, “belletmenler” şeklinde hiyerarşik bir yapı izlenmekte ve örgüt tabana yayılmaktadır.
Örgüt içi hiyerarşide itaat ve teslimiyet, katı bir kuraldır. Teslimiyet hem örgüte hem de liderin emrine ona atfen verilen göreve adanmışlıktır. Örgüt sivil toplumu kendi haline bırakmayıp, kendine hizmet eden bağlı unsurlara dönüştürmektedir. Kadrolaşma ile yargı, ordu, emniyet ve bakanlık birimleri bu gücün denetimine girip, örgütsel amaçlar doğrultusunda kullanılabilmektedir.
Örgütün hiyerarşik yapılanmasındaki tabaka sistemi kat sistemine dayanır. Katlar arasında geçişler mümkündür ama dördüncü tabakadan sonrasını önder belirler. Katlar şu şekildedir;
-Birinci Kat, Halk Tabakası: Örgüte iman ve gönül bağı ile bağlı olanlar, fiili ve maddi destek sağlayanlardan oluşur. Bunların birçoğu örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmayan bilinçli veya bilinçsiz hizmet ettirilen kesimdir. Genellikle faaliyetlerden habersizdirler. Bu katmandakileri örgüte bağlayan ana unsur istismar edilen İslami duyarlılık ve din duygularıdır.
-İkinci Kat, Sadık Tabaka: Okul, dershane, yurt, banka, gazete, vakıf ve kurum görevlilerinden oluşan sadık gruptur. Bunlar örgüt sohbetlerine katılır, düzenli aidat öder, az veya çok örgüt ideolojisini bilen kişilerdir.
-Üçüncü Kat, İdeolojik Örgütlenme Tabakası: Gayri resmi faaliyetlerde görev alırlar. Örgüt ideolojisini benimseyen ve ona bağlı çevresine propaganda yapan kişilerden oluşur.
-Dördüncü Kat, Teftiş Kontrol Tabakası: Bütün hizmeti (legal ve illegal)denetler. Bağlılık ve itaatte dereceye girenler buraya yükselebilir. Bu tabakaya girenler örgütte çocuk yaşta kazandırılanlardan seçilir. Örgüte sonradan katılanlar genellikle bu katta ve daha üst katlarda görev alamazlar.
-Beşinci Kat, Organize Eden ve Yürüten Tabaka: Üst düzey gizlilik gerektirir. Birbirlerini çok az tanırlar. Örgüt lideri tarafından atanır. Devletteki yapıyı organize edip yürüten tabakadır. Evliliklerinin örgüt içinden olması zorunludur.
-Altıncı Kat, Has Tabaka: ... ile alt tabakaların irtibatını sağlar. Örgüt içi görev değişiklikleri yapar. Azillere bakar. Örgüt liderince bizzat atanırlar.
-Yedinci Kat, Kurmay Tabaka: Örgüt lideri tarafından doğrudan seçilen 17 kişiden oluşan örgütün en seçkin kesimidir.
Yedi katmanın en üstünde “Sözde Fethullah Hoca arşı” yer almaktadır. Beşinci, altıncı ve yedinci katmanlar örgütü yöneten katmanlardır. Altıncı ve yedinci katmandakilerinin örgütten kopmalarına kesinlikle izin verilmez. Altıncı katmandakiler örgüt liderinin bildiği ve takip ettiği hayati önemi haiz gördükleri hizmetleri yapan kişilerdir. Beşinci katmanda çok nadir halde örgütten kopma olmuştur. Bu katmanda olup örgütten ayrılanlar takip edilerek etkisiz hale getirilmiştir. Dördüncü katman örgütü bir arada tutar ve alt katmandakilerin teftiş ve kontrolünü yapar. Hizmet denen işleri ise ilk üç katmandakiler yürütmektedir.
Şu hale göre; anılan örgüt yönünden, örgütün lideri ... ile beşinci, altıncı ve yedinci katmanlarda yer alanların, bu cümleden olarak kıta imamı, ülke imamı, “... imamı” ve “bölge imamlarının”, her halükarda örgütün üst düzey yöneticisi olduklarında kuşku yoktur. Ancak örgütü bir arada tutan ve alt katmanlardakilerin teftiş ve kontrolünü yapan dördüncü katman örgüt mensupları ile ilgili olarak, il ve ilçe sorumluları/imamları ile kamu kurumları imamlarının yönetici olup olmadıkları, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, somut olayın özellikleri, bu kişilerin örgütün hiyerarşik yapısı içerisindeki konum ve görevleri, sorumluluk sahalarında sevk ve idare ettiği örgütsel faaliyetlerin örgütün amaç ve etkinliği bakımından önem ve yoğunluğu ile kontrol ettikleri kamu personelinin devletin güvenliği bakımından ifade ettiği stratejik değer de gözetilerek belirlenmelidir. Örgüt yöneticisinin mutlaka illegal faaliyetleri yönetmesi gerekmez. Örgütün amacına ve varlığının devamına katkı sunan sözde legal faaliyetleri sevk ve idare etmek de bu kapsamda değerlendirilmelidir.
B.SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNE ÜYE OLMA SUÇU
Örgüte üye olanlar, örgütte kurucu ya da yönetici konumunda olmayan, örgütün amacına yönelik nedensel hareketi olan, örgüt disiplinine bağlı, örgüt hiyerarşisi içinde yer alan kişilerdir. (Özek, Organize Suç, Syf. 241)
Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir.Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneteticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.
Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir. (Evik, Cürüm işlemek için örgütlenme, Syf 383 vd.)
Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de, örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir. Üyelik mütemadi bir suç olması nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden yoğunluk aranır.
Doktrinde farklı görüşler olsa da istikrar kazanmış uygulamaya (Yargıtay Ceza Genel Kurulun 10.06.2008 tarih ve 2007/9-270-164 sayılı kararı vb.) göre, tek taraflı irade beyanıyla örgüte üye olmak imkanı bulunmamaktadır. Örgüt yönetiminin açık ya da zımni bir kabulü olmalıdır. Örgüt yöneticilerinin, örgüt faaliyeti kapsamında işledikleri bütün suçlardan asli fail olarak sorumlu tutuldukları (TCK 220/5 md) bir sistemin, tek taraflı irade beyanı ile kendi içinde gizlilik, disiplin ve mutlak sadakat gibi zorunlu kuralları barındıran, dış dünyaya kapalı bir yapıya üye olunabileceğini de kabul etmesi beklenemez.
Dairemizce de benimsenen, istikrar kazanmış yargısal kararlarda da; silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasada ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir.
Temadi eden suçlardan olan örgüt üyeliği, hukuki veya fiili kesinti gerçekleşinceye kadar tek suç sayılır. Örgüt üyeliği, yakalanma, örgütün dağılması, örgütten ihraç ya da kendiliğinden örgütten ayrılma gibi sebeplerden sona erer. Yakalanmayan sanık hakkında düzenlenen iddianame temadi eden suç için hukuki kesinti oluşturmaz. Örgüt üyeliğinden mahkum olduktan sonra tekrar örgütle hiyerarşik bağ kurup süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren faaliyetlere katılması halinde yeniden üyelik suçu oluşacaktır.
Örgüt faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur. (TCK. 220/4) Örgüt kurma ve yönetme ya da üye olmak fiillerinin cezalandırılabilmesi için örgütün amacı doğrultusunda ve faaliyeti çerçevesinde bir suç işlenmesi şart değildir. Ancak bu kapsamda bir suç işlenirse bu düzenleme doğrultusunda gerçek içtima kurallarına göre cezalandırılacaklardır.
Suçun manevi unsuru,doğrudan kast ve "suç işlemek amacı/saiki"dir. Örgüte giren kişinin, girdiği örgütün suç işleyen, suç işlemeyi amaçlayan bir örgüt olduğunu bilmesi gerekir.
Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin "suç işlemek amacı" olması aranır.
Tüm faillerin kastının suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüte katılmak olması gerekirken hepsinin de aynı suçları işlemek amacında olması gerekmez. Bir oluşuma dahil olan kişinin bu oluşumun suç işlemek amacında olduğunun bilincinde olması aranır.
C.SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNE YARDIM ETME SUÇU
Türk Ceza Hukukunda silahlı terör örgütlerine yardım suçu, aşağıdaki sistematik içinde düzenlenmiştir.
01.06.2005 tarihinden itibaren yürürlükte olan TCK'nın 314/3, 220/7, 314/2. maddelerinde düzenlenen silahlı terör örgütüne genel nitelikte yardım suçu,
01.06.2005 tarihinden itibaren yürürlükte olan TCK'nın 315. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütüne silah sağlama suçu,
18.07.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5532 sayılı Kanun ile yeniden düzenlenen ve 16.02.2013 tarihine kadar yürürlükte kalan 3713 sayılı Kanunun 8. maddesinde yer alan ve 16.02.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunun 4. maddesinde düzenlenen terörizmin finansmanı suçu.
Bu çerçeve içerisinde, terör örgütlerine silah sağlamak veya finansman sağlamak suçunun, terör örgütlerine yardım suçunun özel bir düzenleniş şekli olduğu anlaşılmaktadır.
Silahlı terör örgütlerine yardım suçunda yardım fiili, örgütün bizzat kendisi veya mensupları lehine gerçekleştirilebilir. Ceza Genel Kurulunun 31.10.2012 tarih ve 2012/1234 Esas, 2012/1825 sayılı kararında da belirtildiği gibi, yardımın mutlaka örgüte ulaşması, sonuç vermesi gerekmez ve her bir fail, örgütçe verilen veya kendiliğinden üstlenilen görev kapsamında kendi fiilinin gerçekleştirilmesinden sorumlu olacaktır.
Silahlı terör örgütü üyesi olmayıp, örgütün faaliyetlerinde kullanılmak maksadıyla bunların amaçlarını bilerek, bu örgütlere üretmek, satın almak veya ülkeye sokmak suretiyle silâh temin eden, nakleden veya depolayanların TCK'nın 315. maddesi;
Terör örgütlerine veya mensuplarına para veya değeri para ile temsil edilebilen taşınır veya taşınmaz, maddi veya gayri maddi her türlü mal, hak, alacak ile bunları temsil eden her türlü belgeyi sağlayan veya toplayan kişilerin 6415 sayılı Kanunun 4. maddesi;
Örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte, örgüte veya örgüt üyelerine bilerek ve isteyerek yukarıda sayılanlar dışında barındırma, nakletme, istihbari bilgi sağlama, örgüt mensuplarının araştırılmasını, yakalanmasını engellemeye yönelik imkan sağlama gibi her türlü yardım TCK'nın 314/3, 220/7. maddeleri yollamasıyla 314/2. maddesi kapsamında kalacaktır." şeklindeki hukuki yoruma Dairemizce de iştirak edilmektedir.
Örgüte yardım suçunda kast unsuru yönünden öğretideki görüşler incelendiğinde;
Bir suçun kanuni tanımında "bilerek", "bildiği halde", "bilmesine rağmen" gibi ifadelere açıkça yer veren suçlar olası kastla işlenemez.
Kişi, örgütün işlediği somut fiili bilmese de terör örgütü olduğunu, sağladığı yardımın örgütün yararına kullanılacağını bilmeli ve bu irade ile hareket etmelidir. İnsani mülahazalarla yapılan yardımlar örgüte yardım suçunu oluşturmaz. Yapılacak her türlü yardımın suç olarak değerlendirilmemesi gerekir.
Örgüte yardım suçunda manevi unsurun oluşması için genel kasıt yeterli değildir. Özel kasıt ile işlenen bir suçtur. Fail örgütün amacını gerçekleştirmesine katkı sağlamak kastı ile hareket etmelidir.
Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte bilerek ve isteyerek yardım edilmiş olması gerekir. Başka bir ifadeyle, yardım fiilinin örgütün suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüt olduğu bilinerek gerçekleştirilmiş olması gerekir. Fıkra metninde geçen "bilerek" ibaresi doğrudan kastı ifade eder. Doğrudan örgüte değil de örgüt mensuplarına yardım edilmesi halinde, yardım edilen kişilerin suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüt mensubu olduklarının da bilinmesi gerekmektedir. Örgüt mensuplarına yapılan yardım, aynı zamanda örgüte yapılan yardım olarak değerlendirmek gerekir. Ancak, bu yardımın örgütün amacını gerçekleştirmeye hizmet eden bir yardım olması gerekmektedir.
Dairemizce de benimsenen,yerleşik yargısal uygulamalara ( Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 05.11.2009 tarih ve 2009/10374 E- 2009/11111 K. ) göre de, sanığın, örgütün amacını ve faaliyetlerinde kullanılacağını bilerek yardımda bulunması gerekir.
Yukarıda yer verilen öğretideki görüşler ve istikrar kazanmış Yargıtay uygulamaları göz önüne alındığında; suç örgütleri veya silahlı terör örgütlerine yardım suçunun ancak doğrudan kastla işlenebileceği, yardımın örgütün amacını gerçekleştirmeye hizmet etmesi gerektiği, örgüt üyelerine yapılan yardımın da örgüte yapılmış gibi kabul edilmekle birlikte örgüt üyesinin mensup olduğu örgütün bilinmesi ve bu yardımın da insani mülahazalarla değil örgütün amaçlarını gerçekleştirme gayesiyle yapılması hususunda ortak bir kanaat mevcuttur.
D.ETKİN PİŞMANLIK
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.04.2008 tarih ve 9-1878 sayılı kararında açıklandığı üzere; etkin pişmanlık hükümlerinin amacı, bir yandan terör ve örgütlü suçlarla mücadale bakımından stratejik önemi nedeniyle en etkili bilgi edinme ve mücadele araçlarından olan örgütün kendi mensuplarını kullanmak, diğer taraftan da suç işlemeyi önlemek, mensup olduğu yasa dışı örgütün amaçladığı suçun işlenmesine engel olanları ve işlediği suçtan pişmanlık duyanları cezalandırmayarak ya da cezalarında belli oranlarda indirim yaparak yeniden topluma kazandırmaktır.
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme, örgüte üye olma, üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme veya örgüte bilerek isteyerek yardım etme suçlarında etkin pişmanlık, şahsi cezasızlık veya cezadan indirim yapılması gereken haller olarak kabul edilmiştir.
Şahsi cezasızlık nedeni olarak; sanığın amaç suçun işlenişine iştirak etmeksizin, hakkında bir soruşturma başlamadan önce örgütten gönüllü olarak ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi (TCK’nın 221/2 maddesi), hakkında soruşturma başladıktan sonra, gönüllü olarak teslim olup, örgütün yapısı ve faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili samimi ve faydalı bilgi vermesi (TCK’nın 221/4 maddesinin ilk cümlesi), yakalandıktan sonra pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının önemli ölçüde yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi (TCK’nın 221/3 maddesi) hallerinde sanık hakkında cezaya hükmolunmayacaktır.
Amaç suça elverişli vahim nitelikte sayılan eylemler gerçekleştirilmeden yakalanan, örgüt kuran, yöneten, örgüte üye olan, üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek isteyerek yardım edenlerin örgütün yapısı ve faaliyetleri hakkında bilgi vermesi halinde ise cezadan indirim yapılacaktır (TCK’nın 221/4 maddesinin ikinci cümlesi).
Kanun vazıının, etkin pişmanlığı şahsi cezasızlık sebebi olarak kabul ettiği durumlarda, örgütten ayrılma veya güvenlik güçlerine teslim olma bakımından “gönüllülük” esasını benimsediği görülmektedir. Gönüllülük, Türk Dil Kurumu sözlüğünde; “bir ... yapmayı hiçbir yükümlülüğü yokken üstlenen” olarak tanımlanmıştır.
Örgütten ayrılma bağlamında gönüllülük,örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde kalması imkanını ortadan kaldıran veya zorlaştıran bir dış etken bulunmaksızın kendi hür iradesiyle gönüllü olarak örgütten ayrılmasıdır. (... - H. ..., Suç Örgütü 2018 Baskı syf 346)
E.TERÖRİZMİN FİNANSMANI:
1-Genel Olarak:
Terör; şiddet unsurunu içeren, ideolojik yönü olan, içinde gerçekleştiği toplumu korkutmayı ve sindirmeyi hedeflemenin yanı sıra siyasi iktidarın gücünü zayıflatmayı ya da tamamen ortadan kaldırmayı, sosyal yapıya zarar vermeyi ve hedef aldığı toplum içinde karşıt kutupların oluşmasını, hatta alınan önlemler karşısında devlet ile halkı karşı karşıya getirmeyi amaçlayan bir yapı ve örgütlenme biçimidir. Dolayısıyla terör, kısaca politik, ideolojik ya da dinsel hedeflere ulaşabilmek amacıyla gerçekleştirilen planlı şiddet hareketleridir.
Ülkemizde de terörizm, uzun bir süredir gündemimizde önemli bir yeri işgal etmektedir. Uzun yıllardır yaygın bir şiddet uygulayan, toplumun belirli bir kesimini baskı altına almak suretiyle etkinlik alanı sağlamaya çalışan PKK, MLKP, DHKP – C, TİKKO ve DEAŞ gibi terör örgütleri, ülkemizde kapanması mümkün olmayan pek çok yara açmıştır.
Bu gibi örgütlerin yanında; toplumun dinamiklerini kullanarak ve değer yargılarını sömürerek, devlet içerisinde gizli bir şekilde yapılanan ve sahte mehdilik temeline dayanan bir terörist yapılanma da bulunmaktadır. Bu yapılanma talimatlar yoluyla kolektif biçimde mobilize olmuş, anayasal kurumlara örgüt üyelerini yerleştirmek suretiyle devletin tamamını ele geçirme refleksiyle hareket etmiştir. Mülkiye, adliye, emniyet, eğitim ve ordu içerisinde kendi özel hiyerarşisi ile illegal şekilde kadrolaşmış, devletin tüm kurumlarına yerleştirdiği örgüt üyeleri ile devleti kendisine hizmet eder hale getirmiş ve adeta devlet içerisinde ayrı bir devlet yapısı oluşturmuştur. Uzun süredir bu konuda faaliyet gösteren ve bu durum deşifre olunca, bir darbe girişimine yeltenen FETÖ/PDY örgütü, terör ve organize suçlulukla mücadeleyi farklı bir boyutu ile ülke gündemine yeniden taşımıştır.
Asıl amaçları gelir elde etmek olmayan ve çoğu zaman siyasal hedefleri bulunan terör örgütlerinin, her açıdan varlıklarını devam ettirebilmek için mali kaynağa ihtiyaçları olduğu konusunda herhangi bir şüphe bulunmamaktadır. Dolayısıyla terör örgütleri de mali kaynak bulma çabası içerisine girmektedirler. Günümüzde yabancı devletlerin terör örgütlerine eskisi kadar rahat yardım yapamaması, terör örgütlerinin kendi mali kaynaklarını yaratma ihtiyacını daha fazla hissetmelerine neden olmuştur.
2-Terörün Finans Kaynakları
a-Örgüte yapılan mali yardımlar: Terör örgütleri propaganda yoluyla örgüt üyelerinden veya örgüte üye olmamakla birlikle örgüte yardım edenlerden örgüte yardım toplamaktadır. Örgüte yapılan mali yardımlar örgüte doğrudan gelir aktarmak şeklinde olabildiği gibi örgütle organik bağı olan ve yasal görünümlü dernek, vakıf, şirket vb. gibi tüzel kişiler üzerinden dolaylı şekilde de gerçekleşebilmektedir.
b-Vakıf ve derneklerin kullanımı: Kar amacı gütmeyen vakıf ve derneklerden, terör örgütleri ile organik bağı bulunanların kamuoyuna yansıtılan meşru amaçlarının arkasına gizlenen gerçek amacın örgüte finans yaratmak olduğu, günümüzde bilinen bir gerçek olup yasal görünümlü vakıf ve dernekler üzerinden terör örgütlerine kaynak aktarılması en sık başvurulan yöntemlerden biridir.
Kâr amacı gütmeyen tüzel kişilikler, örgütler tarafından oluşturulup yasal kazançların aktarılması ile de terör örgütlerine destek verilebileceği gibi, Mali Eylem Görev Gücü (...) raporlarında belirtildiği üzere, örgüt tarafından oluşturulmasa da bu kurum ve kuruluşların örgüt tarafından suistimal edilmeleri de mümkündür. Mali Eylem Görev Gücü’nün “Dokuz Özel Tavsiye” olarak bilinen değerlendirmesinde bu husus şu şekilde açıklanmış ve ülkelere birtakım tedbirlerin alınması yönünde tavsiyelerde bulunulmuştur:
“Kar amacı gütmeyen kuruluşlar özellikle istismara açıktır ve ülkeler bunların;
Terörist örgütler tarafından yasal varlık süsü verilerek,
Varlıkların dondurulması önlemlerinden kaçmak amacı da dâhil olmak üzere,terörizmin finansmanının sağlanması amacıyla kendi çıkarları doğrultusunda kullanılarak,
Yasal amaçlı fonların el altından terörist örgütlere saptırılmasını gizleyerek veya saklayarak, kötüye kullanılmasını engelleyecek tedbirleri almalıdır.”
Bu gibi durumlarda, kâr amacı gütmeyen kuruluşlar doğrudan örgütle ilişkili olmasa da,bu kurumlarda çalışan ya da yönetici gibi pozisyonlardaki örgüt üyelerine para aktarılmış olmakta ve bu şekilde terörle ilişkilendirilemeyecek ve denetlenemeyecek bir fon sağlanması amaçlanmaktadır
c-Basın ve yayın araçları: Terör örgütleri, basın ve yayın yoluyla propagandalarını yaptıkları gibi, bu organlar sayesinde önemli bir gelir kaynağı da elde edebilmektedirler.
d-Ticari faaliyetler: Terör örgütlerinin propaganda sonucu sağladığı fonlar sayesinde toplanan sermayenin bir kısmı yasal görünüm kazandırılması amacıyla ticari faaliyetlere aktarılabilmektedir. Terör örgütlerinin bu yöntemi kullanmasının nedeni ticari işletmeler ile terör örgütleri arasındaki bağlantının kamu otoritesince tespitinde yaşanan zorluklardır. Yine ticari faaliyet sırasında çeşitli dolambaçlı yöntemler kullanılarak, elde edilen meşru ticari kazanç ile örgüte sağlanan fon arasında geçişkenlik, perdeleme ve karartma uygulanmasının mümkün olması bu yöntemin terör örgütlerince kullanılmasının en önemli nedenlerindendir. Ticari faaliyet maksadıyla kurulan şirketlerin doğrudan terör örgütünün elde ettiği fonlar ile kurulması mümkün olduğu gibi başlangıçta meşru kaynak ve sermaye ile kurulmuş olmasına karşın zaman içerisinde örgütle kurulan organik bağ sonucu örgütün faaliyetlerine tahsis edildiği de bilinen ve yaşanan bir gerçekliktir.
e-Sosyal etkinlikler: Düzenlenen konser, şölen, sergi ve gösteri gibi sosyal etkinlikler yoluyla da terör örgütleri tarafından yüksek tutarlı paralar toplanabilmektedir.
f-Örgütün suç faaliyetlerinden elde ettiği gelirler: Terör örgütleri büyük çaplı uyuşturucu kaçakçılığı, insan ticareti, göçmen kaçakçılığı, yağma ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama gibi suçlardan gelir elde etmektedir. İşlenen suçlar örgütün yapısına göre değişiklik ve çeşitlilik gösterebilmektedir. Terör örgütleri büyüdükçe ve güçlendikçe işledikleri suçların ve bu suçlardan elde ettikleri gelirlerin boyutu da büyümektedir.
3-Terörizmin Finansmanı Suçu Bağlamında FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün gelir kaynakları;
FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün finans sağlama ve mali kaynak kullanımı açısından geleneksel anlamdaki terör örgütlerinden farklılaşması ve yeni nesil bir terör örgütü olması nedeniyle sadece 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun yönünden değerlendirmek bütünü görme ve tedbir alma açısından yeterli olmayabilir. Bunun yanında örgüt üyesi gerçek ve tüzel kişiler ortaklaşa hareket etmekte ve yalnızca örgüt üyesi olma sebebiyle elde ettikleri pek çok kazanç bulunmaktadır. Hatta örgüt ilişkili şirketler, örgütün sızmış olduğu kamu kurumları vasıtasıyla pek çok avantaj elde etmekte ve örgüt menfaatleri adına varlıklarını sürdürmeleri ve kazançlarını arttırmalarını sağlamaktadır. Bunlar terörizmin finansmanı ile yakın ilişkili olmakla birlikte örgüt ilişkili şirket yöneticilerinin örgüt üyesi olma sebebiyle elde ettikleri suç gelirleri altında düşünülmelidir.
Finansal kaynakları nazara alındığında örgütün kendine özgü bir yapı oluşturduğu görülmektedir. Bir yandan, “himmet” adı altında ve bağış, burs, zekât, fitre şeklinde örgüte yapılan yardımlar, diğer yandan doğrudan örgütün finansmanı için oluşturulan veya örgütün amacına tahsis edilen ticari şirketler bu örgüte sabit bir finansal kaynak sağlamıştır. Bu türden yapılan yardımlar, örgüt mensuplarından ve örgüt mensubu olmayıp çeşitli yollardan baskılarla adeta “haraç” gibi toplanarak sağlanmaktadır. Himmet şeklindeki zorunlu kesintiler; örgüt iltisaklı şirketler için aylık bağış ve sponsorluklar, örgüt üyesi kişiler için maaşlarının bir kısmı olmaktadır.
Öte yandan örgüt, sabit olmayan gelirler de elde etmektedir. Bunlar da özellikle örgüte yakın olmasa da örgütün kamusal ve ... hayatındaki gücünden yararlanmak isteyen kişilerin örgüte sağlamış olduğu doğrudan ya da dolaylı kazançlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca örgüt, kamu kurumlarındaki örgütlü insan gücünü kullanarak kamu kaynaklarından da pek çok gelir elde etmiş ve bunlar sayesinde finansmanı için kurduğu ya da kendisini finanse eden ticari şirketlerin gelirlerini arttırmıştır. Gelirleri katlanan ticari şirketler ise kazançlarının bir kısmını kendi uhdelerinde tutarken büyük kısmını da örgüte veya örgütün amaçları doğrultusunda kurulan başka kurumlara aktarmışlardır.
FETÖ/PDY, zamanla faaliyetlerini birçok alanda genişletmiş ve ...’nin yanı sıra yüz elliyi aşkın ülkede yaygınlaştırmıştır. Ülke içindeki pek çok şirket örgütün yurtdışı faaliyetlerini finanse eder duruma gelmiştir. Ayrıca söz konusu yapılanmanın yurt içinde ve yurt dışında eğitim, sağlık, medya, finans, ticaret, sivil toplum gibi farklı alanlarda faaliyet gösteren çok sayıda kuruluşu bulunmaktadır.
FETÖ/PDY’nin dünya çapında tahmin edilen sermaye değeri 150 milyar dolardır. Bu sermaye birikimi başta özel sektör olmak üzere kamu sektörü ve sivil toplum kuruluşlarından gerek emri vaki yöntemlerle gerekse ekonomik faaliyetlerle oluşturulmuştur. Fakat finansman açısından “himmet” gibi öyle örnekler vardır ki halkın iyi niyetinin suistimal edilmesiyle özellikle tüm İslam aleminin dini bayramı olan kurban bayramında, kapı kapı dolaşarak hayvan derilerinin toplanması, yardım, bağış, burs, zekat, fitre, camii yaptırma, okul yaptırma adı altında köylerde ve kentlerden elde edilen gelirler finansman açısından daha önce başka terör örgütlerinde görülmeyen örneklerdir. Yine FETÖ/PDY’nin Türkçe Olimpiyatları organizasyonları ile milli duygular üzerinden yapılan suistimaller ulusal ve uluslararası arenada örgüt sempatizanlarının artmasına neden olmuş, bu durum bağışları ve diğer destekleri artırmıştır. Örgüt eliyle kamuya yerleşen kişiler, ilk maaşlarının tamamını ve sonrasında diğer maaşlarının %10 ile %20 arasında değişen oranını örgüte ödemişlerdir. Aynı şekilde örgütün kamu ihalelerinde yolsuzluk yaparak ihaleleri yandaş şirketlerin kazanmasına vesile olduğu da bilinmektedir. Yaklaşık olarak ...’de 1700, yurt dışında 2500 ilkokul, ortaokul ve lise; ...’de 15, yurt dışında 10 üniversite; ...’de 450, yurt dışında 200 yurt; 1 banka, 1000 dershane, 3 haber ajansı, 16 televizyon kanalı, 23 radyo istasyonu, 45 gazete, 15 dergi, 29 yayınevi; ...’de 35, yurt dışında 15 hastane; ...’de 1200, yurt dışında 1500 dernek ve vakıf ve ...’de 8 bin, yurt dışında 3000 şirketiyle devasa bir yapı haline gelmiştir. FETÖ/PDY içerisindeki ticari yapılanma, elde ettiği finansal getirisinin yanı sıra örgütün insan kaynağının yetiştirilmesinde de faydalanılmıştır. “Başka bir ifadeyle parasal girdi, örgüt çarkı içinde insan çıktısı üretecek şekilde dizayn edilmiştir.” Örgütün dışarıdan görünen yüzünün sempatikleştirilmesi, sözde hoşgörü, barış ve demokrasiye dayanan söylemleri, pek çok kişiye moral ve umut vaadederek kendi safına çekmeyi sağlamıştır.
...’nin şimdiye kadar gördüğü klasik terör örgütü algısını yıkan ve terör, terörizm terimlerine yeni bir boyut kazandıran örgüt, suç dünyasından da himmet adı altında haraç almış, himmet vermek istemeyenlerin kamu gücünü kullanarak tepesine binmiş, himmet verenlerin ise önünü açarak işlerini kolaylaştırmıştır. Bu noktada aslında devleti her zaman kötü olarak görmüş ve “düşman devletten kaçır, himmete yatır” sloganıyla hareket ederek kendisini güçlendirip devleti zayıflatmak istemiş, yine kamu kurumlarındaki örgüt elemanları sayesinde birçok ihaleyi yanlısı olduğu şirketlere kazandırarak vergi muafiyeti sağlatmış, bu yönüyle ise kamu gelirlerini azaltıp ve kamu bütçesini zarara uğratarak kendini finanse etmiştir.
FETÖ paralel devlet yapılanması faaliyetlerinden hareketle kuruluşundan bu yana ele geçirdiği tüm sektörler birbirini destekleyerek örgüt faaliyetlerini kolaylaştırmış ve devleti ele geçirmeye çalışan devasa bir örgüte dönüştürmüştür.
Örgütün mali yapıya sızma amacının;
- Kamu destek ve teşviklerini grup şirketlerine yönlendirme,
- Mali Denetim faaliyetlerinden haberdar olma ve denetimleri yönlendirme, Kamu ihalelerini örgütle bağlantılı şirketlere verme,
- Bilişim altyapısı ve kurum arşivini örgütle bağlantılı kişilerin ve şirketlerin menfaatine kullanma olarak özetlenmesi mümkündür.
FETÖ/PDY’nin özel sektör yapılanması temelde iki faaliyet için kullanılmıştır. Bunlardan birincisi ekonomik gelir elde etme, ikincisi ise kara para aklayarak fon transferlerini kolaylaştırma şeklindedir.
Emniyet Genel Müdürlüğü’nün hazırlamış olduğu rapora göre, örgüt, şirketlerinin binlercesi üzerinden elde ettikleri kazançları ticaret gibi göstererek bankacılık sistemine sokmaktadırlar. Bunu yaparken kendine bağlılığı konusunda tereddüt yaşamayacağı ... adamlarının bireysel hesapları üzerinden sisteme para sokmakta fakat söz konusu ... adamının mal varlığı, ürettiği katma değer ve diğer nakit mevcudiyetleri incelendiğinde örgüt kaynağına birebir ulaşılamasa da kişinin sahip olduğu değerlerin yasadışı olduğu sonucuna varılmaktadır.
FETÖ/PDY basın yayın ve medya kuruluşlarının efektif etkisinin her zaman farkında olmuş, amaçlarına ulaşmak için algı yönetimi politikalarını bu kuruluşlar üzerinden yapmaya çalışmıştır. Örgütün basın yayın, medya kuruluşları incelenecek olursa; ... ve ... gazeteleri, ... Radyo ve ... TV ile öne çıkan FETÖ/PDY’nin hedefi dindar-muhafazakâr olmayan kesime hitap etmektir. ... Medya Grubu bu anlamda ... Gazetecilik’i tamamlar niteliktedir.
FETÖ’nün mali anlamda büyüklüğünü anlatabilmek için faaliyetlerini “yatay büyüme” teorisiyle açıklamak faydalı olacaktır. Bu teori aslen bir işletmenin ürettiği mal veya hizmeti, ara mallarını ve parçalarını da üretmek üzere genişlemesidir. Örgüt, topladığı himmet gelirleri ile okullar, yurtlar ve dershaneler açarak eğitim sektörüne yatırım yapmıştır. Daha sonrasında yine eğitim sektöründe şirketler kurarak faaliyetlerini bu şirketler üzerinde yürütmüştür. Bu sistem içerisinde kendi matbaasını ve okulları için kılık kıyafet firmalarını, kırtasiye ve kargo şirketlerini kurarak bir ticaret döngüsüne girmiştir. Sonuç olarak örgüt dış alımlarını olabildiğince azaltmış ve iç alımlar ile parayı kendi şirketlerini güçlendirmekte kullanmıştır. Bu bağlamda eğitim alanında başlayan ticari ilişki, basın, yayın, taşımacılık, tekstil, gıda hatta sağlık ve finans gibi sektörlere uzanmıştır. 1990’lı yıllardan sonra sistemli şekilde gelişme ve genişleme dönemi yaşanmış bazı sektörler hedef olarak özellikle seçilmiştir.
FETÖ/PDY İle İlişkili Şirketler;
Örgüt Şirketleri: Örgüt sermayesi ile kurulan ve örgütü ... olarak destekleyen şirketlerdir.
Bağlantılı Şirketler: Örgüt ile hareket etmekte olup, kuruluş sermayesi örgüte ait olmamakla birlikte ilerleyen süreçte şirketlerin örgütün amacına tahsis edilen şirketlerdir. Bu şirketlerin bir kısmı örgüte maddi destek sağlamakla birlikte bir kısmı ise tümüyle örgüt kontrolüne girmiştir.
Diğer Şirketler: Bu şirketler, bağlantılı şirketler gibi doğrudan ilişkide bulunmamakla birlikte örgüte kaynak sağlayan şirketlerdir.
Örgüt tarafından 2005 yılında, kendisine bağlı ... adamlarını bir araya getirmek amacıyla kurulan ..., 7 federasyon ve 211 üye dernek ve 2014 yılı itibariyle 55.000 üye ... adamı ve girişimci ile örgütün ekonomi üzerinde ne kadar etkin olduğunu gözler önüne sermektedir. ... içerisinde yer alan “... İşadamları Derneği” örgütün himmet paralarını aklaması bakımından önemli bir sivil toplum kuruluşudur. ...'a bağlı federasyon, dernek yöneticisi ve üyesi 7595 kişi, ...Derneği’nin şubelerindeki yönetici ve üyeleri 895 kişi, ... Eğitimciler Sendikasının temsilcisi 140 kişi ve örgüte bağlı derneklerin üye ve yöneticisi 1164 kişi olduğu tespit edilmiştir.
Örgütle ilişkili şirketlerin genel özelikleri şöyledir:
-Örgüte ait ve örgütle bağlantılı şirketlerin ortaklık yapısı belirsiz ve karmaşıktır.
-Çokça şüpheli hisse devirleri gerçekleştirilmiştir. Söz konusu hisse devirlerinin gerçekleşmesinde bedellerin ödenmesine ilişkin kayıtlara rastlanılmamaktadır.
-Şirketlerin kayıt dışı para giriş çıkışını kolaylaştırabilmek için ortaklarına yüklü miktarda borçlandırıldığı görülmüştür.
-Aynı sermayenin ürünü şirketlerin aralarında mal ve hizmet alımına dayanmayan yüklü miktarda fiktif işlem yoluyla para transferlerinin gerçekleştirildiği tespit edilmiştir.
-Gerçekte şirket ortağı olmayarak görünürde şirket ortağı olan “Emanetçi Ortaklık” ilişkileri bulunmaktadır.
-Şirketlerin birbiri ile olan faaliyetlerinde transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımına gidilmiştir. Bu durumun sonucu olarak yüksek miktarlarda kaynak aktarımları görülmektedir.
-Kâr dağıtımı yapmamışlardır.
-Personel maaş ödemeleri ve bilançoda gider olarak gösterilen kalemleri, geri toplayarak bu paraları örgütün finansmanında kullanmışlardır.
-Şirketlerin bütün işlemlerini örgüte dahil olan diğer şirketler ile gerçekleştirdiği, örgütsel bir yapılanma içerisinde daha önce bahsedilen yatay büyüme konusuyla ilişkili olduğu bilinmektedir. Şirketlerin mal ve hizmet alışlarıın çok büyük çoğunlukla örgüte mensup kişilere ait şirketlerden gerçekleştirildiği, ... ilişkilerinde ağırlıklı olarak örgütle iltisakı şirketlerin tercih edildiği, gözlemlenmiştir.
-Şirketler tarafından örgüte ait kâr amacı gütmeyen kuruluşlara ve yurtdışı okullarına yardım ve bağış adı altında para transferi yapılmaktadır.
-FETÖ/PDY diğer terör örgütlerinden belirli özellikleri ile ayrılmakta, özellikle üyelerinin kamu kurumlarına sızması ve kamu kurumlarının sahip olduğu kamu gücünü örgüt lehine yönlendirmeleri ve kurumlardaki gizli bilgi ve belgeleri örgütün kullanımına açmaları suretiyle örgüte avantaj sağladıkları da bilinen bir gerçekliktir.
-Himmet olarak toplanan paralar öncelikle şirketlerin faaliyet konularıyla ilişkilendirilmekte sonra ise bu paralarla gazete, dergi vs. aboneliği yapılarak döndürülmektedir.
-Üniversite öğrencilerinin yaşadığı ve yönetimi örgüt tarafından yapılan aynı zamanda kendi içerisinde sürekli denetlenen ... evleri 1970’lerden itibaren örgüte hizmet etmektedir. Bu evlerde yetişen her örgüt üyesi “takiyye” prensibiyle hareket etmektedir. Takiyye, Arapça kökenli bir kelime olup, “kişinin canına veya malına yönelik bir tehlike karşısında inancını gizleyip gerektiğinde aksini söylemesi”anlamında bir terimdir. Söz konusu evlerden seçilmiş öğrenciler örgütün amacına giden yolda kritik süreçlerde ... rol oynamaktadırlar. Örgüt militanları bu evlerde tam bir hücre yapılanması gerçekleştirmiş, örgütlenme stratejisini tüm ayrıntılarıyla öğrenmiş ve FETÖ/PDY’nin kullandığı İslami metaforlara ve terminolojilere alıştırılmışlardır. Bunlar ... ve örgüt üyeleri arasında kimsenin anlayamayacağı şifreli haberleşme teknikleridir. Kamunun kritik noktalarına alınacak elemanlar bu evlerden seçilmiş, örgüte karşı duran kişiler ya işlerinden edilmiş ya da sindirilmiştir. Farklı devlet kademelerine ve üniversitelere öğrenci alımlarını sağlayan ... ölçekli kritik kurum sınavları dershanelerdeki ve evlerdeki birçok potansiyel örgüt militanına servis edilmiştir. Soruları örgüt mensuplarına servis edildiği belirlenen sınavlar içinde 1986 Askeri Liselere Giriş Sınavı, 1998 Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS), 2000 yılı sonrası bütün askeri okul sınavları, 2007 Polis Meslek Yüksekokulu Giriş Sınavı (PMYO), 2010 Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) ve 2012 Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı (ALES) yer almaktadır. Yine ... Bankalar Birliği’nin yayımladığı bir rapora göre; ... 2010 KPSS sorularının çalınması yönünde talimat vermiş ve bu talimat doğrultusunda çalınan ve dağıtılan sorular sayesinde devletin önemli kurumlarında kadrolaşmaya gidilmiştir. Ayrıca, 2010 KPSS sınavındaki yolsuzluk davasını yürüten savcı Y.E. bu operasyon nedeniyle örgüt tarafından ölümle tehdit edilmiştir.Üstelik kamuya soktuğu kişilerin maaşlarının bir kısmına el koymakta kendisini bu yolla finanse etmektedir.
EGM’nin FETÖ/PDY Raporu’nda örgütün üniversitelerdeki faaliyetleri konusunda şu ifadelere yer verilmektedir: “Akademik kadro örgütün sonradan oluşturduğu bir birimdir. Üniversiteler üzerindeki çalışmaları akademik kadro imamlar aracılığı ile yürütülmektedir. Örgüt bu tür çalışmalarla tüm üniversitelerin işleyişi hakkında bilgi sahibi olmaktadır. Örgüt Akademik kadrodaki imamları aracılığı ile örgüte müzahir şahısların üniversitelere personel olarak yerleştirilmesi ve öğrencilere yönelik propaganda çalışmalar organize edilmektedir. Ayrıca üniversitelerde teknokent adı altında faaliyet yürüten ve büyük ihalelerle ... yapan şirketleri de bu kadro ile kontrol altında tutmak ve takip etmek mümkün olmaktadır. Her üniversitede bir akademik sorumlu imam vardır.
-15 Temmuz darbe girişimi sonrasında 667 Sayılı KHK ile FETÖ’ye ait yada örgütle iltisaklı yada irtibatlı olmak üzere 2351 kurum ve kuruluş, 668 sayılı KHK ile 42 özel radyo ve televizyon kuruluşu, 89 gazete dergi ve yayınevi ve dağıtım kanalları olmak üzere toplam da 131 kurum ve kuruluş kapatılmıştır. Yine OHAL kapsamında FETÖ mensubu olduğu tespit edilen pek çok kişi meslekten çıkarılmış, yapılan inceleme sonrasında bunların bir kısmı görevlerine iade edilmiştir. Bunun yanı sıra tehdit ve şantajlarıyla bilinen örgüt, özellikle istihbarat alanında kadrolaşmaya giderek operasyonlarının temellerini atmıştır. Kendi şirketleri dışındaki diğer şirketlere adli ve idari para cezaları uygulatılarak sindirilmesi ve pasifize edilmesi ya da bu firmaların batırılması yoluyla elde edilen gelirler söz konusu olmuştur.
-FETÖ/PDY’nin en büyük gelir kaynaklarından birini de kamu ihaleleri oluşturmaktadır. Örgüt bu ihalelerden himmetini alırken, kamu içerisindeki örgüt üyeleri aracılığı ile yüksek fiyata ihalelere girerek yüksek kârlar elde etmektedir. İhalelere giren diğer şirketleri türlü şekillerde alt edip neredeyse her ihaleyi mutlak kazanan olarak almaktadır. Zaman zaman yasa dışı dinlemeler yaparak, ya da ihalenin şekil şartları açısından yapılan usulsüzlükler sonucu piyasadaki rekabet koşulları bozulmaktadır. Bu durum sonucu olarak örgüt kasası doldurulmakta fakat devlet hazinesi ciddi zararlara uğramaktadır.
Kamu kurum ve kuruluşlarında teşviklerin kullandırılmasına dair olan yetkiler geniş takdir hakkına sahiptir. Buradan yola çıkarak kurumlardaki örgüt üyeleri söz konusu “teşvikleri” örgüt şirketlerine kullandırarak bu kurumlardan gelir elde etmişlerdir. Bunun yanı sıra bazı projeler aynı teşvik türünden birden fazla teşvik almış, bu durumun denetlenemediği ortaya çıkmıştır. Yine teşvik verilen basit projeler, kamu idaresini ve kamu bütçesini olumsuz etkilemiştir. Teşvikler konusunun sosyolojik boyutuna baktığımızda ise örgüt faaliyetleri yüzünden kamu kurumlarına güvenin sarsıldığını ve girişimcilik faaliyetlerinin azalarak devam ettiği sonucu görülmektedir.
Örgüt, kamu kurumlarına sızmak amacıyla temel olarak “kamu personeli seçme” sınavlarını kullanmıştır. ...’nin öğrenci seçme ve yerleştirme merkezi olan (ÖSYM) kurumda kadrolaşarak işe başlamış, kurum bünyesinde yapılan bir kısım sınavların sorularını çalarak örgüt üyelerine servis etmişlerdir. Örgütün okulları, dershaneleri ve test merkezleri dahil olmak üzere her türlü eğitim–öğretim kurumunda bu sorular dağıtılmış sonuç olarak memur adayları arasında fırsat eşitsizliği yaratılmıştır. Böylece, örgüt üyeleri yüksek puanlar ile stratejik kamu kurumlarında kendilerine kadro yaratmışlardır.
Himmet benzeri gönüllülük esaslı diğer gelirler:
-Dini bayramlar öncesi, özellikle Kurban Bayramı, ... adamları ve esnaflardan toplanan “Kurbanlık” paraları ve kurban derileri,
-Zekat ve burs adı altında ... adamlarından toplanan paralar,
-Devlet kurumlarına yerleştirilen memurların ilk maaşlarını örgüte bağışlamasıyla elde edilen gelirlerdir.
F.TERÖRİZMİN FİNANSMANI SUÇU:
Terörizmin finansmanıyla mücadeleyi ve özellikle terörizmin finansmanının suç haline getirilerek bu suçların suçun ağırlığına uygun şekilde cezalandırılması için gerekli ulusal düzenlemelerin yapılması ve devletler arasında işbirliğinin sağlanmasını hedefleyen birtakım uluslararası belge ve sözleşmeler ortaya konulmuştur.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda 09.12.1999 tarihinde kabul edilerek 10.01.2000 tarihinde imzaya açılan ve ... Cumhuriyeti tarafından 27.09.2001 tarihinde imzalanan “Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme" terörizmin finansmanıyla mücadele konusundaki ayrıntılı düzenlemeler içermektedir. Anılan Sözleşmenin, ülkemiz tarafından 17.01.2002 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4738 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun'la onaylanması uygun bulunmuş, Bakanlar Kurulunun 01.03.2002 tarih ve 2002/3801 sayılı kararıyla onaylanmasının ardından sözleşme 01.04.2002 tarihli ve 24713 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu Sözleşme çerçevesinde, "Terörün finansmanı suçu" ilk kez 18.07.2006 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5532 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la 3713 sayılı Kanun'un 8. maddesinde düzenlenmiştir.
16.02.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun'la, anılan uluslararası sözleşme çerçevesinde terörizmin finansmanının önlenmesi konusu yeniden düzenlenmiş ve aynı Kanun'un 18. maddesiyle de 3713 sayılı Kanun'un 8. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
6415 sayılı Kanun'un “Tanımlar” başlıklı 2. maddesi;
“1) Bu Kanunun uygulanmasında;
a) Başkanlık: Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığını,
b)Değerlendirme Komisyonu: Malvarlığının Dondurulmasını Değerlendirme Komisyonunu,
c)Fon: Para veya değeri para ile temsil edilebilen taşınır veya taşınmaz, maddi veya gayri maddi her türlü mal, hak, alacak ile bunları temsil eden her türlü belgeyi,
ç)(Değişik:27/12/2020-7262/35 md.) Malvarlığı: Bir gerçek veya tüzel kişinin;
1)Mülkiyetinde veya zilyetliğinde bulunan ya da doğrudan veya dolaylı olarak kontrolünde olan fon ve gelir ile bunlardan elde edilen veya bunların birbirine dönüştürülmesinden hasıl olan menfaat ve değeri,
2)Adına veya hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişinin mülkiyetinde ya da zilyetliğinde bulunan fon ve gelir ile bunlardan elde edilen veya bunların birbirine dönüştürülmesinden hasıl olan menfaat ve değeri,
d)Malvarlığının dondurulması: Malvarlığının ortadan kaldırılmasının, tüketilmesinin, dönüştürülmesinin, transferinin, devir ve temlik edilmesinin ve sair tasarrufi işlemlerin önlenmesi amacıyla, malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisinin kaldırılması veya kısıtlanmasını, ifade eder.” şeklinde düzenlenerek başta "fon" olmak üzere, bu Kanun'da geçen terimlerin tanımlarına yer verilmiş,
Aynı Kanun'un "Fon sağlanması veya toplanması yasak fiiller” başlıklı 3. maddesinde;
“(1) Aşağıda sayılan fiillerin gerçekleştirilmesi amacıyla fon sağlanması veya toplanması yasaktır:
a)Bir halkı korkutmak veya sindirmek ya da bir hükûmeti veya uluslararası kuruluşu herhangi bir eylemi gerçekleştirmeye veya gerçekleştirmekten kaçınmaya zorlamak amacıyla, kasten öldürme veya ağır yaralama fiilleri.
b)12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında terör suçu olarak kabul edilen fiiller.
c)...’nin taraf olduğu;
1)Uçakların Kanun Dışı Yollarla Ele Geçirilmesinin Önlenmesi Hakkında Sözleşmede,
2)Sivil Havacılığın Güvenliğine Karşı Kanun Dışı Eylemlerin Önlenmesine İlişkin Sözleşmede,
3)Diplomasi Ajanları da Dahil Olmak Üzere Uluslararası Korunmaya Sahip Kişilere Karşı İşlenen Suçların Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşmede,
4)Rehine Alınmasına Karşı Uluslararası Sözleşmede,
5)Nükleer Maddelerin Fiziksel Korunması Hakkında Sözleşmede,
6)Sivil Havacılığın Güvenliğine Karşı Kanun Dışı Eylemlerin Önlenmesine İlişkin Sözleşmeye Munzam, Uluslararası Sivil Havacılığa Hizmet Veren Havaalanlarında Kanun Dışı Şiddet Olaylarının Önlenmesine İlişkin Protokolde,
7)Denizde Seyir Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Sözleşmede,
8)Kıta Sahanlığında Bulunan Sabit Platformların Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Protokolde,
9)Terörist Bombalamalarının Önlenmesine İlişkin Uluslararası Sözleşmede yasaklanan ve suç olarak düzenlenen fiiller.” şeklinde, terörizmin finansmanının önlenmesi amacıyla fon sağlanması veya toplanması yasaklanan fiiller sayılmış,
“Terörizmin finansmanı suçu” başlıklı 4. maddesinde ise;
“(1) 3 üncü madde kapsamında suç olarak düzenlenen fiillerin gerçekleştirilmesinde tümüyle veya kısmen kullanılması amacıyla veya kullanılacağını bilerek ve isteyerek belli bir fiille ilişkilendirilmeden dahi bir teröriste veya terör örgütlerine fon sağlayan veya toplayan kişi, fiili daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2)(Ek:27/12/2020-7262/36 md.)(1) Birinci fıkrada sayılan fiillerin, örgütü kuran veya yöneten ya da örgüt üyesi tarafından gerçekleştirilmesi hâlinde bu kişiler hakkında örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları uyarınca verilecek ceza üçte birine kadar artırılır.
(3)Birinci fıkra hükmüne göre ceza verilebilmesi için fonun bir suçun işlenmesinde kullanılmış olması şartı aranmaz.
(4)Bu madde kapsamına giren suçların kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5)Suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
(6)Suçun, yabancı bir devlet veya uluslararası bir kuruluş aleyhine işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturma yapılması Adalet Bakanının talebine bağlıdır.
(7)3713 sayılı Kanunun soruşturmaya, kovuşturmaya ve infaza ilişkin hükümleri, bu suç bakımından da uygulanır.
(8)(Ek: 14/4/2016-6704/29 md.) Bu suç bakımından ... sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun;
a)133 üncü maddesinde yer alan şirket yönetimi için kayyım tayini,
b)135 inci maddesinde yer alan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması,
c)139 uncu maddesinde yer alan gizli soruşturmacı görevlendirilmesi,
ç)140 ıncı maddesinde yer alan teknik araçlarla izleme, tedbirlerine ilişkin hükümler uygulanabilir. (Ek cümle:27/11/2020-7262/36 md.) Ayrıca, 13/11/1996 tarihli ve 4208 sayılı Kanunda yer alan hükümlere göre kontrollü teslimat tedbirine karar verilebilir. ” şeklinde, terörizmin finansmanı suçunun unsurlarına, tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine, bu suçların soruşturma, kovuşturma ve infazına ilişkin hükümlere yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere "fon"; 3713 sayılı Kanun'un suç tarihinden sonra yürürlükten kaldırılan 8. maddesinin ikinci fıkrasında "para veya değeri para ile temsil edilebilen her türlü mal, hak, alacak, gelir ve menfaat ile bunların birbirine dönüştürülmesinden hasıl olan menfaat ve değer" olarak, 6415 sayılı Kanun'un 2. maddesinin (c) bendinde ise, "para veya değeri para ile temsil edilebilen taşınır veya taşınmaz, maddi veya gayri maddi her türlü mal, hak, alacak ile bunları temsil eden her türlü belge" olarak tanımlanmıştır. Her iki kanuna göre de fon; para veya değeri para ile temsil edilebilen her türlü değer veya menfaat olduğundan, maddi değeri olan her şey fon olabilmektedir. Bu bakımdan, fonun para veya eşya olması zorunlu olmayıp “alacak ...” gibi bir ekonomik değer ihtiva etmesine rağmen eşya niteliği taşımayan şeyler olması da mümkündür.
6145 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasında; aynı Kanun'un 3. maddesi kapsamına giren suçların işlenmesinde tümüyle veya kısmen kullanılması amacıyla veya kullanılacağı bilinerek, terör örgütlerine veya bir teröriste fon sağlanması veya toplanması yasaklanmakta ve yaptırıma bağlanmaktadır. Bu düzenlemeye göre, terörizmin finansmanı suçunun oluşabilmesi için, 3713 sayılı Kanun'un 3 ve 4. maddelerinde düzenlenen terör suçlarında veya 6415 sayılı Kanun'un 3. maddesinde belirtilen suçların işlenmesinde kullanılacağını bilerek ve isteyerek belli bir fiille ilişkilendirilmeden dahi bir teröriste veya terör örgütüne fon sağlanması veya toplanması yeterlidir.
Aynı maddenin üçüncü fıkrasında ise; terörizmin finansmanı suçundan ceza verilebilmesi için, fonun bir suçun işlenmesinde kullanılmış olması şartı aranmamakta, fonun sağlanması veya toplanması yeterli kabul edilmektedir. Bu bakımdan, terörizmin finansmanı suçu bir tehlike suçudur. Zira, fonun sağlanması veya toplanmasının yarattığı tehlike cezalandırılmakta ve başkaca bir zarar ya da netice öngörülmemektedir.
Fon sağlamayı; failin kendi mal varlığından veya başkasının mal varlığından fon sayılabilecek ekonomik bir değeri örgüte aktarma veya terör örgütünün finansmanında kullanılacak fonun temin edilmesine yönelik her türlü faaliyet olarak, fon toplamayı ise; failin başkalarından temin edilen fonları örgüte aktarma konusunda aracılık yapması olarak tanımlamak mümkündür.
Terörizmin finansmanı suçunun oluşması açısından, toplanan ya da sağlanan fonun miktarının ya da toplama veya sağlama yönteminin herhangi bir önemi yoktur. Ancak fon sağlama ya da toplama eylemlerinin belli yoğunluk ve süreklilik arz ettiği durumlarda, diğer koşulların varlığı halinde, failin eyleminin TCK'nın 314. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen silahlı terör örgütü üyesi olmak suçunu oluşturacağı gözetilmelidir.
Terörizmin finansmanı suçunun manevi unsuru bilme ve istemeden ibaret olan kasttır.
Terörizmin finansmanı suçu, silahlı terör örgütüne yardım etme suçunun özel bir hâli olduğundan, bu suçun faili terör örgütünün kurucusu, yöneticisi ya da üyesi olmayan her gerçek kişi olabilir. Failin kamu görevlisi olması ve suçun kamu görevlisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi ise, 6145 sayılı Kanun'un 4. maddesinin dördüncü fıkrasında nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir.
Anılan maddenin beşinci fıkrasına göre, bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde terörizmin finansmanı suçunun işlenmesi hâlinde, tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacaktır. Aynı maddenin altıncı fıkrasında suçun, yabancı bir devlet veya uluslararası bir kuruluş aleyhine işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturma yapılması Adalet Bakanının talebine bağlı kılınmıştır. Söz konusu maddenin yedinci fıkrası ile Terörle Mücadele Kanunu'nun soruşturmaya, kovuşturmaya ve infaza ilişkin hükümlerinin, bu suç bakımından da uygulanacağı hususu düzenlenmiştir.
Terörizmin finansmanı suçu yapısı ve mücadele yöntemleri bakımından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 283. maddesinde düzenlenen suç gelirlerinin aklanması (karapara aklama) suçu ile bağdaştırılmakta hatta terörizmin finansmanı suçu kimi zaman “tersine kara para aklama” olarak nitelendirilmektedir.
-Terörizmin finansmanında kullanılan gelirler suç işlenerek elde edildiği gibi, tamamen yasal yollardan da elde edilebilmektedir. Suç gelirlerinin aklanmasında ise suçun konusunu oluşturan gelir daima yasadışı bir faaliyet olan öncül suça dayanmaktadır.
-Terörizmin finansmanı için elde edilen gelirlerin yasallaştırılmasına gerek bulunmamaktadır. Burada gerekli olan paranın terörist hücrelere dağıtımının ve aktarımının yapılabilmesidir. Önemli olan husus finansman zincirinin belli bir noktada kırılması ve parayı gönderenin ortaya çıkmamasının sağlanmasıdır.
-Suç gelirlerinin aklanması gelirin kaynağı ile gelir arasındaki bağın koparılması ile başlayıp elde edilen gelirlerin meşrulaştırılmasıyla sona ererken terörizmin finansmanı gelirin elde edilmesi ile başlayıp bunun dağıtılması ile sona ermektedir. Suç gelirlerini aklamanın ve terörizmin finansmanının esas amaçları dışarıda tutulduğunda her ikisinin de ortak araçları kullandıkları görülmektedir.
Terör örgütlerinin aklama suçu ile olan bağlantısı daha ziyade terör amaçlı kullanılması amaçlanan fonların varlığı halinde ortaya çıkacaktır. Terör örgütleri yasal merciiler tarafından takip edildiklerinin tüm hareketlerinin izlendiğinin farkındadırlar. Bu nedenle de terör örgütüne fon aktarımı da doğal olarak açık şekilde değil bir takım örtülü işlemlerle gerçekleştirilir. Örneğin: arka planda terör örgütünün olduğu bir vakıf veya dernek oluşturulur ve bu kanallarla fonlar örgüte aktarılır.
Dolayısıyla kaynağı yasal veya yasadışı olsun teröre aktarılan fonlar aktarımın yapıldığı süreçte hileli işlemlere tabii tutulur. Diğer bir ifade ile tersine bir aklama sürecine gidilir. Aklama suçunda gizlenen şey suç geliri ile bu gelirin elde edildiği suç arasındaki irtibattır. Terörün finansmanında gizlenen şey ise gelir ile bu gelirin yöneldiği yer arasındaki bağlantıdır. Yani aklama suçunda fonun nereden geldiği, terörün finansmanı suçunda ise fonun nereye gittiği gizlenir.
Bu amaçla bankalarda çok sayıda işlemler yapılarak kaynak gizlenmeye çalışılmakta. Çeşitli ... bankacılık yöntemleri ile kimlik tespiti yapılması engellenmekte, kar amacı gütmeyen kuruluşlar oluşturulmak ya da suistimal edilmek suretiyle kullanılmakta, kimi zaman nakit ödemeler örgütle ilişkili kuryeler aracılığıyla yapılmakta, örgütle doğrudan ilişkilendirilemeyen örgüt üyeleri ile yakın ilişkili (aile, akraba, yakın dost gibi) kişilerin üzerinden fon sağlama gerçekleştirilebilmektedir.
-Ayrıca terörizmin finansmanı suçu aklama suçunun önsuçu niteliğini de taşımaktadır. Çünkü terörizmin finansmanı ülkemizde alt sınırı bir yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtur ve terörün finansmanı suçuna konu gelir de suç geliri niteliğini taşır.
I.MÜSADERE
...(... ... – Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesine Yönelik Mali Eylem Görev Gücü); ... suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin aklanması, terörizmin ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı ile mücadelede uluslararası standartların oluşturulması ve sözkonusu standartlara uyumlu kanuni ve kurumsal tedbirlerin alınması, ve bu tedbirlerin operasyonel açıdan etkili bir şekilde uygulanmasının teşvik edilmesi amacıyla G7 devletleri tarafından 1989 yılında Paris’de kurulan hükümetler arası bir organizasyondur. Organizasyonun 39 üyesi mevcut olup ... bu organizasyona 1991 yılında üye olmuştur. ...’ın görev süresi 2019 yılının Nisan ... alınan bir kararla süresiz hale getirilmiştir. ... 1990 yılında suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama ile mücadele amacıyla 40 tavsiye kararını bildiren bir rapor yayınlamış anılan 40 tavsiye 1996,2001,2003 ve 2012 yıllarında güncellenmiştir. ... 40 tavsiyeyi oluştururken BM Viyana, BM Palermo ve BM New York sözleşmesini esas almış; ancak suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklamanın suç haline getirilmesine ek olarak önleyici tedbirlere yoğunlaşmıştır. Bundan sonra da yeni raporlarla çalışmalarını güncelleştirmektedir. ...’nin de üyesi bulunduğu ...’ın 40 tavsiye kararından dördüncüsü müsadere ve geçici tedbirlere ilişkindir.
Buna göre: Devletler yasal tedbirler dahil olmak üzere Viyana, Palermo Sözleşmesi ve Terörün finansmanı konvansiyonu ile getirilen tedbirlerin benzerlerini uygulamalıdırlar. Bu tedbirler; iyiniyetli üçüncü kişilerin haklarını ihlal etmeksizin aklanan malvarlığının, suçtan kaynaklanan malvarlığının öncül suçların işlenmesinde kullanılan vasıtaların ve bu vasıtalardan elde edilen mal varlığının terörist organizasyonlarda veya terörist eylemlerde veya terörizmin finansmanında kullanılan, tahsis edilen, kullanılmasına niyet edilen vasıtaların, malvarlıklarının, gelirlerin veya buna karşılık gelen malvarlıklarının dondurulması, el konulması ve müsaderesidir. Bunları mümkün kılacak düzenlemeler gerçekleştirilmelidir.
Uygulama birimlerine müsadereye tabi mal varlığını ve mal varlığı gelirlerini belirleme, bu tür malvarlığının elden çıkarılması, ticareti ve devrinin önlenmesi için dondurma ve el koyma gibi geçici tedbirler alma, müsadereye tabi mal varlığına el konulma, dondurulma ve müsadere edilme yeteneğine zarar veren, ortadan kaldıran eylemlerle işlemleri hükümsüz kılacak tedbirleri alma ve uygun soruşturma tedbirlerini alma yetkisi verilmelidir.
Devletler kendi iç hukukuna uygun olarak müsadereye tabii malvarlığının bir mahkumiyet şartı olmaksızın müsadere edilmesini veya sanık tarafından söz konusu malvarlığının meşru kaynağını göstermesini gerektirecek tedbirleri alabilirler.
Terörist eylemlerin finansmanının önlenmesi ve durdurulmasına ilişkin Birleşmiş Milletler Kararları uyarınca, her ülke terörizmin ve terörist örgütlerin finanse edilmesinde kullanılan paraların veya diğer malvarlıklarının gecikmeksizin dondurulması için gerekli önlemleri uygulamalıdır. Her ülke, terörizmin, terörist eylemlerin veya terörist örgütlerin finansmanına ait veya bunların finansmanında kullanılan ya da kullanılması tasarlanan malvarlığına elkonulması ve bu malvarlığının müsaderesi için yetkili otoritelere imkan sağlayan yasal önlemleri de içeren önlemler benimsemeli ve yürürlüğe koymalıdır. Tavsiye Kararının metninden ve açıklamasından, hükmün iki yükümlülükten oluştuğu görülmektedir. Birincisi spesifik Birleşmiş Milletler Kararlarının uygulanması, ikincisi ise genel olarak elkoyma ve müsaderedir. Birinci yükümlülük önleyici nitelikte iken, ikinci yükümlülük ise önleyici ve bastırıcı niteliktedir. Bu Tavsiye Kararı özellikle terörün finansmanında önleyici tedbirin önemini vurgulamaktadır. Bu Karara tam uyumun sağlanabilmesi için, ülkeler tarafından gerekli otoritenin kurulması, standart ve prosedürlerin belirlenmesi gerekir.
...’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme’nin 8. maddesi ve Suç Gelirlerinin Aklanması, Araştırılması, El Konulması, Müsaderesi ve Terörizmin Finansmanına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin(Varşova Sözleşmesi) 2. maddesine göre taraf devletlerden her birinin meşru veya gayrimeşru bir yolla elde edilmiş olup kısmen veya tamamen terörizmin finansmanı için herhangi bir şekilde kullanılan veya kullanılmak için tahsis edilen malın veya bu suçtan elde edilen gelirim araştırılmasını, takip edilmesini, belirlenmesini, dondurulmasını, el konulmasını ve müsaderesini temin edecekleri belirtilmiştir.
Mahkemenin bir eşya veya malvarlığı değeri bakımından müsadereye karar vermesi halinde o eşya veya malvarlığı üzerindeki mülkiyet ... sürekli olarak sona erer. Kişinin sahip olduğu malvarlığı üzerinde serbestçe tasarruf etme hakkına ancak belirli koşullarla ve üstün menfaatlerin korunması amacıyla sınırlama getirilebilir. Anayasamıza göre mülkiyet ... ancak kanunla ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilir. AHİS çerçevesinde mülkiyet ... “İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’ye Ek 1 numaralı Protokol” 1. maddesi (EK P1 m.1) ile koruma altına alınmıştır. Protokol’ün 1. maddesinin 1.fıkrasının 2.cümlesine (EK P1 m.1, c.2) göre “Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.” AİHM “kamu yararı” veya “genel yarar” kavramlarını tanımlamaktan kaçınmakta ve neyin genel yarara uygun olduğu konusunu belirlemeyi devletlere bırakmaktadır. Örneğin, Mahkeme İtalya’ya ilişkin kararlarında organize suçluluğun ciddi bir sorun haline gelmesine işaret ederek, suçla mücadele bakımından devletlerin bu konuda geniş bir takdir marjına sahip olduklarını vurgulamaktadır. Yıldırım/İtalya kararında, insan ticareti ve göçmen kaçakçılığında kullanılan aracın müsaderesinin, suçla mücadele meşru amacına dayandığı ve devletlerin bu alanda başvurabilecekleri yaptırımlar ve yaptırımların sonuçlarının genel yarar açısından haklı kılınabilir olup olmadığının tayininde geniş bir takdir yetkisi olduğu belirtilmiştir. .../İtalya kararında ise AİHM hükümetin ileri sürdüğü yasadışı faaliyetlerden elde edilen mülkün, toplumun aleyhine olacak biçimde başvurucuya veya suç örgütüne avantaj sağlamamasının güvenceye alınmasındaki genel yarara hizmet ettiğini kabul etmiştir. İtalya’da yaşayan ve inşaat alanında girişimcilik yapan başvurucu ... ...’nun hakkında mafya tipi örgüte üyelik suçundan 8 Ekim 1985 tarihinde başlatılan dava sırasında 16 gayrimenkulü ile 6 aracına tedbiren elkonulmuş (13 Mayıs 1985), 16 Ekim 1985 tarihli kararla başvurucu ve eşine ait bazı binalar ile 4 aracın “bunların hukuka uygun bir biçimde elde edildiğinin ispatlanamamış olduğu” gerekçesi ile müsaderesine karar verilmiştir. Karar 9 Kasım 1985 itibariyle ilgili sicile kaydedilmiştir. Catanzaro İstinaf Mahkemesi önleyici tedbirlerin şaşırtıcı bir biçimde rastgele uygulanmasının başvurucunun medeni ve ekonomik ölümüne sebep olacağı gerekçesiyle müsadere ve diğer tedbirlerin iptaline karar vermiştir (4 Temmuz 1986). Karar 9 Ağustos 1991 tarihinde sicile kaydedilmiştir. Yargılama 30 Ocak 1986’da delil yetersizliğinden beraatle sonuçlanmış, istinaf yargılaması sonucunda 16 Ocak 1987’de karar onaylanmıştır. Başvurucu her ne kadar temyiz başvurusu sonuçlanmadan uygulamaya konulmasa da müsadere kararının resmi kayıtlara geçmiş olmasının aslında kararın bir çeşit uygulaması olduğunu ve 1.Ek Protokol’ün 1. maddesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu, müsadere kararının kesinleşmeden önce mülkiyetin devrinin yapılamayacağı yönündeki İtalyan içtihatlarını da ortaya koymuştur. Mahkeme İtalyan Hükümetinin mafya ile mücadelesinin zorluğuna dikkat çektikten sonra, sözkonusu örgütün özellikle uyuşturucu ticareti neticesinde gayrimenkul sektöründe geniş bir ... hacmine sahip olduğuna dikkat çekmiştir. Müsadere, şüpheli sermayenin hareketlerini engellemek için tasarlanmış olup, bu kansere karşı mücadelede etkili ve gerekli bir silahtır ve güdülen amaca ulaşmak bakımından orantılıdır. ... davasından farklı olarak başvuran hakkında müsadere yargılaması dışında ayrı bir ceza davasının açılmadığı ancak başvuranın suç geçmişi bulunduğu Arcuri/İtalya kararında ise AİHM, devletin takdir marjını biraz daha genişleterek “müsadere kararının, hukuka aykırı yollardan elde edildiği ispatlanamamış olan malvarlığının toplum için tehlikeli olabilecek biçimde yasadışı kullanımını önlemeye dönük bir işlevi olduğu” sonucuna varmıştır. AİHM bir başka kararında müdahalenin orantılı olup olmadığını değerlendirirken, “Devlet, hem uygulanacak yöntemi seçmek, hem de belirlenen hukuksal amaca ulaşmak için kullanılan yöntemlerin genel çıkarlar açısından haklı olup olmadığını değerlendirmek konusunda geniş bir takdir hakkına sahiptir. Adil dengenin kurulması, mülk sahibinin davranışlarında gösterdiği kusur veya özenin derecesi de dahil olmak üzere, bir çok etkene dayanmaktadır” şeklinde karar vermiştir. (.../İngiltere, Başvuru no: 9118/80, Tarih: 24.10.1986, par. 54, Ayrıca bkz. .../..., par. 66. ) AİHM müsadere konusundaki kararları devletlere geniş takdir yetkisi bırakma yönündedir. Örgütlü suçla mücadele amacı, zaten hali hazırda dar olan ölçülülük testini iyice zayıflatmakta ve kullanılan sınırlama araçlarının seçiminde kamu makamlarına çok kuvvetli bir takdir marjı bırakmaktadır.Yine de müsaderenin Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkına dokunulmaksızın düzenlenmesi ve infaz edilmesi zorunludur. Bu hak ancak kamu yararı gerekçesiyle ve kanunla sınırlandırılabilir. Gerek 35. maddede gerekse AİHS’da geçen kamu yararı nedeniyle sınırlandırmanın müsadere bakımından gerekçesi, müsadere edilecek eşya veya değerlerin bir suçla bağlantılı olması ve toplumun suçtan korunmasıdır.
Genel müsadere, öğretide suçlunun taşınabilir ve taşınmaz bütün malvarlığı üzerindeki mülkiyetini ortadan kaldıran ve bunu devlete geçiren bir ceza olarak ifade edilmektedir. (.../..., C.II, s. 710, par.) Öğretide hemen bütün yazarlar genel müsadereyi tanımlarken, müsaderenin failin tüm malvarlığına ilişkin olarak gerçekleştirilmesine vurgu yapmaktadırlar. Genel müsaderenin varlığından sözedebilmek için kişinin bir suç işlemesi yeterli olup, müsadere edilecek olan eşyanın suçla ilgisinin bulunması aranmaz. Fail, malvarlığının bir kısmını veya bir eşyasını suçta kullanmış, suça özgülemiş veya suçtan elde etmişse, sadece sözkonusu eşya veya malvarlığı değeri değil, bütün malvarlığı müsadere ediliyorsa genel müsadereden sözedilebilir. Başka bir deyişle genel müsadereyi, suç işleyen kimsenin suçla ilgili olmayan malvarlığını da kapsayacak biçimde tüm malvarlığının müsaderesi olarak tanımlamak gerekir.
Suç işleyen kimsenin tabiri caizse tüm malvarlığını söz konusu suçun işlenmesine tahsis etmesi veya suçun işlenmesinde kullanması durumunda suçun işlenmesine tahsis edildiği veya suçun işlenmesinde kullanıldığı belirlenen eşyaların tüm malvarlığını kapsaması halinde dahi malvarlığının tamamının müsadere edilmesi genel müsadere yasağına aykırılık oluşturmayacaktır. Zira artık suçla ilgisi olmayan bir eşyanın müsaderesi söz konusu değildir.
Türk Ceza Hukukunda bir suçun karşılığında uygulanabilecek yaptırımlar, cezalar ve güvenlik tedbirleri olarak belirlenmiştir. Bir suçun karşılığında uygulanacak yaptırım olarak cezalar hapis ve adli para cezasından( TCK madde 45) ibarettir. Güvenlik tedbirleri ise belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma(TCK madde 53), eşya müsaderesi (TCK madde 54), kazanç müsaderesi (TCK madde 55), çocuklara özgü güvenlik tedbirleri (TCK madde 56), akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri (TCK madde 57), mükerrir ve özel tehlikeli suçlulara özgü güvenlik tedbirleri (TCK madde 58), tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerinden (TCK madde 60) ve TCK’nın 60. maddesini daha da genişleten 6415 sayılı Kanunun 4/5. maddesinde hüküm altına alınan tedbirlerden oluşmaktadır.
Türk Ceza Kanuunda müsadere TCK’nın 20, 54, 55 ve 60. maddeleri ile 6415 sayılı Kanuun 4/5. maddesinde düzenlenmiştir.
Türk Ceza Kanununun Cezaların Şahsiliği başlıklı 20. maddesinde;
“(1) Ceza sorumluluğu şahsidir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.
(2)Tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz. Ancak, suç dolayısıyla kanunda öngörülen güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımlar saklıdır.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Türk Ceza Kanununun Eşya Müsaderesi başlıklı 54. maddesinde;
“(1) İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/11 md.) Eşyanın üzerinde iyiniyetli üçüncü kişiler lehine tesis edilmiş sınırlı ayni hakkın bulunması hâlinde müsadere kararı, bu hak saklı kalmak şartıyla verilir.
(2)Birinci fıkra kapsamına giren eşyanın, ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin başka bir surette imkansız kılınması halinde; bu eşyanın değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilir.
(3)Suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir.
(4) Üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya, müsadere edilir.
(5) Bir şeyin sadece bazı kısımlarının müsaderesi gerektiğinde, tümüne zarar verilmeksizin bu kısmı ayırmak olanaklı ise, sadece bu kısmın müsaderesine karar verilir.
(6)Birden fazla kişinin paydaş olduğu eşya ile ilgili olarak, sadece suça iştirak eden kişinin payının müsaderesine hükmolunur.” şeklinde hükümlere yer verilmiştir.
TCK'nın 54. maddesinde esasen suçta kullanılan suça tahsis edilen veya suç işlemek için hazırlanan eşyanın bir güvenlik tedbiri olarak devlete geçirilmesi, bir başka deyişle müsaderesi ifade edilmektedir.
Türk Ceza Kanunun Kazanç Müsaderesi başlıklı 55. maddesinde;
“(1) Suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesine karar verilir. Bu fıkra hükmüne göre müsadere kararı verilebilmesi için maddi menfaatin suçun mağduruna iade edilememesi gerekir.
2) Müsadere konusu eşya veya maddi menfaatlere elkonulamadığı veya bunların merciine teslim edilmediği hallerde, bunların karşılığını oluşturan değerlerin müsaderesine hükmedilir.
(3)(Ek: 26/6/2009 – 5918/2 md.) Bu madde kapsamına giren eşyanın müsadere edilebilmesi için, eşyayı sonradan iktisap eden kişinin 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun iyiniyetin korunmasına ilişkin hükümlerinden yararlanamıyor olması gerekir.” şeklinde hükümlere yer verilmiştir.
Kazanç müsaderesini düzenleyen TCK’nın 55. maddesi mülga 765 sayılı TCK’da yer almayan bir hüküm olup bir güvenlik tedbiri olarak suçtan elde edilen gelirin müsaderesi ifade edilmektedir.
Türk Ceza Kanunun Tüzel Kişiler Hakkında Güvenlik Tedbiri başlıklı 60. maddesinde;
“(1) Bir kamu kurumunun verdiği izne dayalı olarak faaliyette bulunan özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcilerinin iştirakiyle ve bu iznin verdiği yetkinin kötüye kullanılması suretiyle tüzel kişi yararına işlenen kasıtlı suçlardan mahkûmiyet halinde, iznin iptaline karar verilir.
(2)Müsadere hükümleri, yararına işlenen suçlarda özel hukuk tüzel kişileri hakkında da uygulanır.
(3)Yukarıdaki fıkralar hükümlerinin uygulanmasının işlenen fiile nazaran daha ağır sonuçlar ortaya çıkarabileceği durumlarda, hakim bu tedbirlere hükmetmeyebilir.
(4) Bu madde hükümleri kanunun ayrıca belirttiği hallerde uygulanır.” şeklinde hükme yer verilmiştir.
6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’un 4. maddesinin 5. fıkrasında ise “Suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.” şeklinde hükme yer verilmiştir.
Tüzel kişi, kendisine özgü fiziksel varlığı bulunmamakla birlikte, varlığına hukuksal bir sonuç bağlanan ve hukuk tarafından tanınan, belli ve sürekli bir amacı gerçekleştirmek üzere bağımsız bir şekilde bir araya gelen kişilerin ya da kurumların örgütlenmesinden veya bu amaca tahsis edilen malların bir araya getirilmesinden oluşan topluluklardır.
Özel hukuk tüzel kişileri, kuruluşu, organları, sorumlulukları, sona ermesi özel hukuk hükümlerine göre belirlenen, kanunda sınırlı sayıda düzenlenen tiplere uygun olarak ortaya çıkan tüzel kişilerdir. Özel hukuk tüzel kişileri, kamu hukuku tüzel kişilerinden farklı olarak bir hukuki işlem neticesinde kurulur.
Türk hukukunda, özel hukuk tüzel kişileri, Dernekler, Vakıflar, Ticaret şirketleri, Kooperatifler , Sendikalar, Siyasi Partiler’den oluşmaktadır.
Anonim şirket, sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan, borçlarından dolayı yalnız malvarlığıyla sorumlu bulunan şirkettir.
Bir ticari ortaklığın paylarına sahip olan gerçek ve tüzel kişiler, aslında o payın miktarıyla ve niteliğiyle orantılı olarak ortaklığın sahibi konumundadırlar. Ticari ortaklıklar hem mülkiyet hakkının hem de bazı diğer hakların öznesi konumundadırlar. Buna göre, ticari ortaklık niteliğindeki tüzel kişiler, hukuken kişi olmalarına rağmen aynı zamanda eşya statüsündedir. Zira bunların paylarına diğer gerçek ve tüzel kişiler sahip olabilir. Teoride pay kavramı; “sermayeyi temsil eden bir bölümü, senede bağlanmış payı, ortaklık statüsünü ve hak sahipliğini” barındıran birden fazla anlamda kullanılmaktadır. Paya bağlanan ikinci anlam ise; pay itibari değere sahip ve kıymetli evrak niteliğine haiz pay senetleri özelliğini ifade etmektedir.
TCK'nın 60. maddesinde bir güvenlik tedbiri olarak müsadere hükümlerinin yararına işlenen suçlarda özel hukuk tüzel kişileri hakkında da uygulanacağı belirtilmesine karşın 6415 sayılı Kanun’un 4/5. maddesinde uygulama alanını daha da genişletici şekilde suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi yeterli görülmüştür.
Ceza hukukunda çok eski devirlerden beri uygulanan bir müeyyide türü olarak hemen hemen bütün hukuk düzenlerinde rastlanmakta olan müsadere işlenen bir suçtan dolayı belirli kanuni şartlar altında kişinin bir şey üzerindeki mülkiyet hakkına son verilerek mülkiyetin kamusal karakter taşıyan bir teşekküle geçmesini sonuçlayan bir yaptırımdır.
Bir başka deyişle müsadere suçun icrasında kullanılan suçun işlenmesine tahsis edilen veya suçun işlenmesinden meydana gelen eşya ile suç işlemek suretiyle veya suç işlemek dolayısıyla elde edilen malvarlığı değerlerinin failin elinden alınarak devletin mülkiyetine geçmesini sağlayan bir ceza hukuku yaptırımıdır. Suç teşkil eden fiille bir bağlantı halinde bulunan bu malvarlığı değerlerinin failin, bazı koşulların gerçekleşmesi halinde de üçüncü kişinin elinden alınmasına yol açan müsadere kurumunun amacı öncelikle suçların işlenmesini önlemektir.
Müsadere yaptırımının uygulanabilmesi için ilk şart kasten işlenen bir suçun varlığıdır. Bunun yanı sıra işlenen suç ile müsadereye konu eşya veya malvarlığı değerleri arasında bir ilginin de bulunması gerekir.
Türk Ceza Kanununda müsadere eşya müsaderesi(TCK madde 54) ve kazanç müsaderesi (TCK madde 55) olmak üzere ikili bir ayrım çerçevesinde düzenlenmiştir.
Eşya müsaderesi suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine özgülenen, suçun işlenmesinden meydana gelen veya niteliği itibariyle kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olup suçta kullanılmak üzere hazırlanan eşyanın mülkiyetinin, eşyanın ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin başka surette imkansız kılınması halinde bu eşyanın değeri kadar para tutarının devlete geçmesini amaçlayan bir güvenlik tedbiridir.
TCK 54 ve devamı maddeleri uyarınca müsadere kararı, suçun işlenmesinde kullanılan eşyanın yanında ayrıca, suça tahsis edilen ve suçtan meydana gelen eşyalar hakkında verilebilecektir. Bu bakımdan, suçun işlenmesine tahsis edilen eşyalar da müsadereye tabidir.
"Tahsis” kelimesi sözlükte, bir şeyi bir kimseye veya bir yere ayırma, “tahsis etmek” ise ayırmak, özgülemek anlamlarına gelmektedir. Suçun işlenmesinde kullanılan eşya genellikle kısa süreli ve geçici bir amaçla kullanılırken suça tahsis edilen eşyada bir süreklilik ve devamlılık söz konusudur.
Müsadere hükümleri uygulanırken uyulması gereken “Orantılılık İlkesi” ya da “Müsaderenin Hakkaniyete Aykırı Olmaması İlkesi” uyarınca işlenen suç ile uygulanacak yaptırım arasında haklı bir oran ve denge bulunmalıdır. Sanık aleyhine hakkaniyete aykırı olacak ölçüye varacak şekilde müsadereye hükmedilemeyecektir. Ancak “orantılılık ilkesi” yalnızca suçta kullanılan eşya bakımından kabul edilmiştir. Yoksa; suçun işlenmesine tahsis edilen, suçtan meydana gelen eşya ile üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya açısından orantılılık ilkesi geçerli olmayacaktır.
Nitekim orantılılık ilkesinin yalnızca suçta kullanılan eşya bakımından uygulanacağı ve suçun işlenmesine tahsis edilen eşya bakımından geçerli olmayacağı hususu, TCK'nın 54. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "Suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir." ifadesiyle açıkça hüküm altına alınmıştır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu suç işlemenin bir kazanç kaynağı olarak görülemeyeceği ve suçtan elde edilen gelirin kişinin yanında kar olarak kalamayacağı düşüncesiyle çıkar amacına yönelik olarak işlenen suçlarda suçun işlenmesi suretiyle veya dolayısıyla elde edilen gelirlerin müsadere edilmesi esasını benimsemiştir. Türk Ceza Kanunun 55. maddesinde bir güvenlik tedbiri olarak kazanç müsaderesi düzenlenmiştir. Bu yolla suç işlemek suretiyle veya suç işlemek dolayısıyla elde edilen tüm ekonomik kazançlar kişinin elinden alınacaktır. Bu kazançlar faile bırakılmayıp elinden alınacağı için toplumun diğer fertleri de suçun bir kazanç kapısı olmadığını görmüş olacaklardır. Böylece suç işleyerek ... olma hayali kuranlar bakımından kazanç müsaderesi bu hayalin akim kalmasına yol açacağı gibi bu amaçla suç işlemeyi düşünen toplumun diğer fertleri bakımından da caydırıcılık fonksiyonu ifa edecektir.
Kazanç müsaderesinin en önemli amaçlarından birisi de örgütlü suçlulukla mücadeleye katkı sağlamasıdır. Kazanç müsaderesinin etkin şekilde uygulanmasıyla bir taraftan örgüte başka suçların işlenmesine yönelik olarak sermaye sağlanmasının önüne geçilmiş, diğer taraftan kişilerin devamlı suç işlemek suretiyle kalıcı şekilde kazanç beklentisinin mümkün olmayacağı gösterilmiş olacaktır.Kuşkusuz bu durum bu suçların işlenmesi bakımından yüksek bir genel önleme etkisi de meydana getirecektir.
Kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan kazançlar suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançlardır.
Kazanç müsaderesine hükmedilebilmesinin iki koşulu bulunmaktadır. Bunlar kasıtlı bir suçun işlenmiş olması ve bu suçun işlenmesi ile bağlantılı olarak bir kazancın elde edilmesidir.
Kişinin meşru yollarla elde ettiği kazancıyla bir terör örgütüne maddi yardımda bulunarak destek sağlaması halinde bu kişinin sorumluluğu duruma göre örgüt üyeliği, örgüte yardım etme ya da terörün finansmanı suçu bağlamında bir değerlendirmeye tabii tutulacaktır. Bu suçların işlendiğinin belirlenmesi halinde terör örgütü mesuplarına sağlanan ekonomik yardımların yardım sağlanan kişilerden kazanç müsaderesi kapsamında müsadere edileceğinde şüphe bulunmamaktadır. Keza terör örgütü üyesi olduğu belirlenen kişiler örgüt mensuplarından örgütün faaliyeti kapsamında suç işlemek amacıyla maddi bir yardım almış iseler bunların da kazanç müsaderesine konu olacağı açıktır.
Bunun karşısında terörizmin finansmanı suçunun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlendiği durumlarda, örgütün mensuplarından topladığı bağışlar neticesinde oluşturduğu fonun veya başka yöntemlerle elde ettiği haksız kazançların vakıf, dernek, şirket vb yasal görünümlü kurumlar kullanılarak kayıtdışı paralar kayıt altına alınıp aklandıktan sonra yeniden örgütün finansmanında ve faaliyetlerinde kullanıldığı halde ise artık bu faaliyete tahsis edilen tüzel kişi hakkında suça tahsis edilen eşya hakkındaki müsadere hükümlerine göre müsadere yapılmalıdır.
Ülkemizde terörizmin finansmanı suçu, 6415 sayılı Kanun ile özerk bir normatif alana kavuşturulmuş, bu düzenleme ile terörizmin finansmanı ve mücadelesinde öngörülen “malvarlığının dondurulması” ile suç ve yaptırımların esas ve usullerine de yer verilmiştir. Terörizmin finansmanı ile mücadele, BM sözleşmesi uyarınca, taraf ülkelerin yerine getirmesi sorumluluk olarak karşımıza çıkmakta; suçluların cezalandırılması, terörü finanse eden gerçek kişi ve tüzel kişiler hakkında şartların varlığı halinde malvarlıklarının dondurulması ve müsadere hükümlerinin uygulanması ile terörle mücadele edilmesi gerekliliği bulunmaktadır. Nitekim günümüzde artık terör, uluslararası bir sorun haline gelmiş ve bu uluslararası sorunun sona erdirilmesi için terörizmin can damarı olan ekonomik kaynakların kurutulması gerekliliği belirmiştir.
Ekonomik bir değeri olan, edinmeye elverişli her şey eşya olarak kabul edildiğinden, şirket hukuken kişi olmasına rağmen aynı zamanda bir eşya statüsündedir.
Bir eşya statüsünde olan bir şirketin suçun işlenmesine tahsis edilmesi ile kast edilen, şirketin tümüyle suç olarak tanımlanan hareketin gerçekleştirilmesine, katkı sağlanmasına, kolaylaştırılmasına, kullanılmasına, işletilmesine, yönetilmesine ayrılması, özgülenmesidir. Şirketin tehlikeliliği, şirketin yönetiminin/kontrolünün failde bulunmasının failde yaratabileceği subjektif tehlikeliliktir. Suçun işlenmesinde ve suçun finansmanın bir vasıtası olarak kullanılan şirkete el konulmadan ve müsadere edilmeden etkin mücadelenin sağlanması mümkün değildir.
İ. SOMUT OLAYIN DEĞERLENDİRİLMESİ;
Tüm dosya kapsamı, mahkeme kabulü, incelenen ... Raporları, bilirkişi raporları, dijital veri inceleme tutanakları, tanık beyanları nazara alınarak;
1-Müsadere Kararı yönünden yapılan değerlendirmede;
Hakkında TCK'nın 55/2 maddesi uyarınca müsadere kararı verilen sanık Ş.. S..'nin malvarlığı ile ilgili aleyhe yapılmış bir temyiz talebinin bulunmadığının anlaşılması karşısında, sanık Ş.. S.. hakkındaki müsadere kararı mevcut durum kapsamında değerlendirilmiştir.
A-Sanık Ş.. S.. hakkındaki müsadere kararının incelenmesinde;
Oluş, iddia, mahkeme kabulü ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında;
Mahkemenin gerekçesinde belirttiği, malvarlığında yer alan 18.374.990,81 TL, 55.642,82 Euro, 44.343,85 ... miktardaki paranın kaynağının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü olduğuna yönelik kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, güncellenme tarihi olan 01/09/2016 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte 5237 sayılı Türk Ceza Kanun'un 55/2 maddesi uyarınca verilen müsadere kararı hukuka uygun bulunmuştur.
B- A.. K.., A.. K.. ve M.. K.. hakkındaki müsadere kararlarının incelenmesinde;
a) Sanık A.. K.. ve ... Şirketleri ile ilgili delillerin değerlendirilmesinde;
16.02.2016 tarihinde C. Savcılığına hitaben yazılan ihbar mektubu üzerine sanık hakkındaki soruşturmaya başlandığı,
İlgili ihbar mektubunun "...A.. K.. FETÖ'ye yaptığı himmetler nedeniyle kollanmış, hayali ihracat yapmasına izin verilmiştir. Yurtdışında kurmuş olduğu paravan şirketlerle ticaret yapıyormuş gibi işlemler gerçekleştirerek çok ciddi kazançlar elde etmiştir... Bu kişinin normalde kapsamlı bir ticaret işlemi yoktur. Kurumlardaki, kamudaki paralelciler vasıtasıyla hayali ihracat gerçekleştirerek çok ciddi kazançlar elde etmiştir" şeklinde olduğu,
Sanığın, etkin pişmanlıktan yararlanma talebi ile kollukta verdiği ve aşamalarda tekrarladığı ifadelerinde örgütle 1980'li yıllardan itibaren tanıştığına, dini faaliyetler kapsamında bu yapıyla birlikte hareket ettiğine, örgütün talimatlarıyla ..., ... ve ... gibi STK'ların kurulduğuna, kendisinin de bu kuruluşlara ve faaliyetlerine katıldığına, ..., ... Sigorta ve ...'nin ilk kuruluşunda kurucu ortak olarak yer aldığına, bilahare buradaki hisselerini bedelsiz olarak örgüte terk ederek ayrıldığına, örgütün talimatıyla diğer sanıklarla birlikte ... Vakfının ve akabinde ... Üniversitesinin kuruluşunda yer aldığına, ... kapsamında düzenlenen bölgesel bazdaki bazı fuar ve toplantılara katıldığına, 2010-2013 yılları arasında ... Otel'de haftanın her Salı günü yapılan ve sorumlu imam olarak o dönemde cemaatin ... sorumlusu olarak belirttiği ...'ın geldiği, yardımcılığını ... ve ... isimli kişilerin yaptığı toplantılara katıldığına, kendisiyle birlikte bu toplantılara katılanlar arasında sanık A.. K..'un da bulunduğuna, bu şekilde örgüt içinde diğer sanıklar A.. K.. ve Ş.. S.. ile birlikte mütevelli üyesi olarak yer aldığına, bu kapsamda parasal yardımlarda bulunduğuna, örgütün talimatıyla ...'in kurulmasına katıldığına ilişkin ikrar içeren savunmalarının bulunduğu,
Ele geçirilen dijital meteryaller üzerinde yapılan incelemede tespit edilen mesajlarda örgütle iltisaklı olduğu belirlenerek kapatma kararı verilen kurumlara bağış yapılması, yardım adı altında para toplanması, tapu işlemlerinin halledilmesi, Kasım 2013 tarihinde birçok siyasi yetkiliye FETÖ okullarının ve dershanelerinin kapatılmasının doğru olmadığını belirten ve bundan vazgeçilmesi önerilerini içeren mesajların ve 2 Ocak 2015 tarihli Şirket muhasebe kodlarının silinmesiyle ilgili mail içeriğinin tespit edildiği,
2013-2016 yılları arasında sanığın örgütün ... ilindeki üst düzey üyeleri ile değişik tarih ve yerlerde bir arada olduğuna, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Ege Bölge İmamı ..., Ege Bölge İmamı Yardımcısı ... ..., Ege Bölge İmamı Yardımcısı ..., Ege Bölge İmamı Yardımcısı ..., Örgüt Yöneticisi ..., ... İmamı Yardımcısı ..., Buca Sohbet İmamı ... isimli şahıslar ile bir araya geldiğine ve bireysel telefon irtibatlarının bulunduğuna ilişkin ... ve Baz istasyonu tespitleri bulunduğu,
Tanık M.. K..'ın beyanında 1975 yılında abisi ... ... ile ...'de ... Yağ fabrikasının olduğu yerde Yasemin sabun ve yağ fabrikasını kurduklarına, daha sonra abisi ve sanığın da babası olan... ...'ın, akabinde...'in çocukları sanık A.. K.. ve ... ...'ın fabrikada çalışmaya başladıklarına, sanığın küçük bir hisse ile ortak olarak şirkete girdiğine, bu şekilde 14-15 yıl çalıştıktan sonra yapılan hisse devirleriyle sanığın %50,1 hisseye sahip olarak şirketin yönetimini ele geçirdiğine, daha o yıllarda sanığın ve ailesinin ... ile irtibatlı olduklarını ve örgütün temsilciliğini yaptığını bildiğine, kendisine bu konuda yaptığı uyarıları sebebiyle aralarında anlaşmazlık çıktığını, örgütün Ege sorumlusu ...ve ...'nun gelerek hisselerini sanığın babası...'e devretmesini söylediklerine, hisselerini sanık ve babasına devrettiğine, sonrasında sanık ve babasının daha fazla hisse sahibi olarak şirketin yönetimini ele geçirdiklerine, kendisinin ortaklıktan ayrıldığına, gelinen süreçte sanık ve babasının işlerinin epeyce büyüdüğüne, sanığın örgüte yüklü miktarlarda himmet adı altında para verdiğine ilişkin anlatımlarda bulunduğu,
Gizli Tanık Zaman'ın; soruşturma ve kovuşturma aşamalarındaki beyanlarında; "... Eyaleti altında ... Büyük Bölge İmamı ... isimli kişiydi. Bu kişi kesinlikle yardımcı ya da kasa diye tabir edilen görevlileri kullanmazdı. Bütün işleri kendisi bizzat takip ederdi. Toplu yapılan mütevelli toplantılarına ekibiyle birlikte kesinlikle katılmazdı. Bu kişinin mütevellisinde bulunanlar ise ...'in önde gelen sayılı işadamlarından oluşurdu. Bu grup FETÖ yapılanmasında ... ilinin ... Grubu olarak anılır. Bu ... Grubunda 8 kişi bulunur. Bunlar ise ...... ... sahibi A.. K.., ... Yağlarının sahibi A.. K.., ... isimli kişilerdir. Ancak 8. kişinin ismini ve soy ismini hatırlayamadım. Bu kişinin kuyumcu olduğunu biliyorum. ...A.. K.. isimli ... Yağlarının sahibi olan şahsın cemaat ilişkilerini ve cemaatin bürokratlarını kullanarak yurtdışı ticaretini gümrükler başta olmak üzere hiçbir engelleme ya da zorlukla karşılaşmadan büyüttüğünü biliyorum. Tüm şirketlerini FETÖ yapılanmasına maddi kaynak ve medya desteği sağlamak için kullandığını, bunun karşılığında da ticari hayatta ve devlet bürokrasisinde çok kuvvetli bir konum sağlayarak kendi mali durumunu da kat kat arttırdığını ben ve tüm cemaat bilir. Bunun yanında ... şirketinin FETÖ yapılanmasına sağladığı maddi desteğini, FETÖ yapılanmasına ait vakıfların mütevelli heyetlerinde yer aldığını, hatta FETÖ yapılanmasının parasını kendi üzerine ya da şirketleri üzerine almış olduğu gayrimenkuller vasıtasıyla sakladığını da basit bir araştırmayla öğrenebilirsiniz. ...'deki cemaatin en önde gelen gizli kasalarındandır. ..." şeklinde anlatımlarda bulunduğu,
Gizli Tanık ...'nın mahkemede alınan beyanında" …Bunun dışında ... yağlarının sahiplerinin, ... şirketlerinin sahiplerinin ... cemaate çok büyük yardımlar yaptığının ve büyük mütevelli grubunda olduklarının ve bunlara bizzat ... tarafından sohbet verildiğinin bütün cemaat mensuplarınca bilindiğine" ilişkin anlatımlarda bulunduğu,
Tanık E.. E..'un soruşturma ve kovuşturma aşamalarındaki beyanlarında A.. K.. ve A.. K..'ı tanıdığını, A.. K..'ın yanında 20 yıldır reklam ve halkla ilişkiler müdürü olarak görev yaptığını, A.. K..’ın ... cemaatiyle iyi ilişkiler içerisinde olduğunu gördüğünü, Firmada çalışmaya başladığı günden beri belirli aralıklarla fabrika içerisinde veya A.. K..’ın evinde gizlilik içerisinde ... adamlarının katıldığı toplantılar düzenlendiğini, bu toplantılara ... ... adamı A.. K..,..., ... ..., ... cemaatinin il imamı olarak bildiği Avukat ..., ...‘ın yardımcısı olarak bildiği ..., yine ...’ın yardımcısı olarak bildiği ..., ... Üniversitesi Rektörü ...'in katıldığını, ... bazı zamanlarda A.. K..’ın Kemalpaşa’da bulunan çiftliğinde toplanıldığını, firma ile ilgili reklam verileceği zaman A.. K..’ın reklam ile ilgili ayrılan tüm bütçeyi ... isimli televizyon kanalına ayırdığını, öğrenci yurdu ve benzeri yerlerin yapımında A.. K..'dan yardım istendiğini ve yardım edildiğini, ayrıca her kurban bayramında ...'ın bir hedef koyduğunu duyduğunu, A.. K..’ın da kendisine hedef konulan sayıda kurban parasını çıkartıp verdiğin, ...'ın kurban parası haricinde her hangi bir konuda yardım yapılacak yeri A.. K..'a söylediğini zaman A.. K..'ın ...’ın söylediklerini kesinlikle karşılıksız bırakmadığı, ... A.. K..’ın belli aralıklarla Amerika’ya gidip geldiğini, geldiğinde Hoca Efendi diyerekten ... ile görüştüklerini etrafına anlattığını belirttiği,
Tanık B.. G.. beyanlarında "Cemaatin ... ili yapılanması içerisinde en üstte ... isimli avukat vardır, işadamları olarak en büyük abilerden A.. K.. ve A.. K..'ın cemaate maddi destek verdiğini biliyorum. Hatta himmet toplantılarında bizlere ... abi ve ... abi örnek gösterilirdi. Şöyle ki; ... abi ve ... abinin cemaate himmet olarak trilyonları bağışladığı ancak bizlerin vermiş olduğu küçük miktarlardaki himmetlerin Allah katında daha değerli olduğu bizlere hep söylenirdi" şeklindeki anlatımlarda bulunduğu, tanık A.. S.. ve gizli tanık ...'in aynı doğrultuda anlatımlarının olduğu,
Tanık Ü.. Ö.. beyanlarında "..... ... adına ...‘in ayrı bir yeri olması ve bu ili başkentleri gibi görmesi sebebiyle ... ilindeki bürokrasi ve ... adamları üzerinde ayrı bir önemi bulunmaktadır. Bu önemi de şurdan biliyorum. Benim ... hastanesindeki çalışma odam binanın 2. Katında bulunmaktadır. Bu odanın yanındaki odada ise ... ... adına cemaatin bölge ve mütevelli gruplarının sohbet ve toplantıları olmaktaydı. Bu toplantılara o dönemin ... Valisi de katılırdı, ayrıca ...'in önemli ... adamlarından ... yağların sahibi ve ortakları olan A.. K.. ile ... ...’ın, ... Petrollerinin sahibi ve ortağı olan A.. K..’un, ... ... il abisi ...'ın ... da katıldıklarını biliyorum. Bu toplantılar halen devam etmektedir. ... ... il imamı ...’ın o dönem ... Valisinin üzerinde önemli bir etkisi bulunmaktaydı. Bu sayede istedikleri yerleri çok rahatlıkla almış ve istedikleri kişileri de ...‘in belli yerlerine göreve getirterek ileride cemaat adına yapmak istedikleri faaliyetler için hazırlık yapmaktadırlar." şeklinde anlatımlarda bulunduğu,
Tanık A.. T.. beyanlarında "2011 yılı Ocak ayı idi. O gün ... Yağları Fabrikasında bir toplantı yapıldı. ... Yapılan bu toplatıda A.. K.. ve ... MEMUR bana ve abime, ticari faaliyetlerinden dolayı kendilerine el altından bazı önemli bilgilerin geldiğini, bu bilgiler doğrultusunda hareket edersek yüklü miktarlarda kar elde edeceğimizi, bunun içinde daha önceden kurulan bazı firmalar ile yeni kuracak oldukları bazı firmalara ortak olarak katılmamız gerektiğini söylediler. Bu söylemlerinden sonra da bir arsa, bir otel ve bir binaya ilişkin önemli bilgilerin olduğunu, bu yerlerin alınması için firmaların kurulması gerektiğini ve satacak olan kişilerle yüz yüze gidilerek görüşülmesi gerektiğini söylediler. Akabinde ... İnş. San. Ve Tic. Ltd. Şti. ünvanlı firmaya ... ... 'i ortak ettiler. Benim ise bu firmayla herhangi bir bağım bulunmaktaydı. Hatta ben ve abimin daha önceden yaptığımız ticari ilişkiden dolayı münasebetimiz bulunan Halit Tatari isimli şahsın Balçova‘da bulunan arsasının satılacağını, bu arsadan da iyi kar elde edileceğini söyledik. Bu arsa üzerinde... Üniversitesi Hastanesinin kamulaştırma şerhi olduğunu, icra yoluyla satışının yapılamadığını, ortaklaşa bu arsa alımına girilirse güzel kar edileceğini söyledik. O esnada A.. K.. ve ... Memur bu arsadan bilgileri olduğunu, zaten ilk olarak bu arsanın icradan alınacağını, arsanın çok değerli olduğunu ve yüksek karlar bırakacağını söylediler" şeklinde anlatımlarda bulunduğu,
Tanık S.. G.. beyanlarında; "Sanığın örgüte maddi destekte bulunduğuna, FETÖ'nün önemli bir finansörü olduğuna, bu sebeple aralarının bozulduğuna, ...'teki hissesinin örgütün ve sanığın baskılarıyla bağış yoluyla elinden alındığına, A.. K..'la ortaklığı döneminde ...'in aylık giderleri için yani bir nevi harçlık olarak A.. K.., A.. K.. tarafından özel kurye ile ...'e düzenli şekilde para gönderildiğini duyduğuna, sanık ...'in zaman zaman bu paraları nakit olarak alıp Pensilvanya'ya götürdüklerini kendisine ifade ettiklerine" ilişkin anlatımlarda bulunduğu,
Tanık Z.. H.. beyanlarında; "Sanık A.. K..'a gümrükte çalıştığı yıllarda yurt dışından mal geliyordu. Sürekli bize cemaate yardım amaçlı kantardan eksik tartım yaptırıyordu. Kantar görevlisiydim. 1 ton beyan fazlası mallarını bize usulsüz bir şekilde geçirttiriyordu, kendi fabrikasına. Benim çekimle beraber benden geçen tonajın bitiminde beyanname kapatıyor. Bize sürekli işte cemaat adında, cemaatin biz ne olduğunu da bilmiyorduk, sürekli eksik çekim yaptırdı bize. Eksik para ödüyordu"şeklinde anlatımlarda bulunduğu,
Sanığın tedbir uygulanan şirketlerine ait defter ve kayıtları üzerinde yapılan detaylı incelemeler neticesinde 04.05.2018 tarihli Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı müfettişlerince düzenlenen bilirkişi raporunda yapılan tespitler şu şekilde olduğu;
*Şüpheli İşlemler:
-... Üniversitesine Şirket Hissesi Bağışı: S.. G..'in ... AŞ'de hisse sahibiyken 20.5.2010 tarihinde adına kayıtlı hisselerinin tamamını %80 hissesine sahip olduğu ... Emlak.. AŞ ye bağış yoluyla devrettiği, ... AŞ'nin de 8.6.2010 da ...'teki bu hisselerini bağış yoluyla ... Üniversitesine devrettiği, ... Üniversitesinin de 24.8.2010 tarihinde ...'teki bu hisseleri sanık A.. K..'a 695.000 TL bedelle devrettiği, sanığın kolluk savunmasında bu durumu ikrar ettiği, bu yolla Sahip Selim'in hisselerini doğrudan sanığa devretmek yerine önce ... AŞ'ye devrettiği, ...'ün ... Üniversitesine bağış yaptığı, ... Üniversitesinin de sanığa çok düşük bedelle satış yaptığının anlaşıldığı.
-...'e aktarılan tutarlar: ...'in (kamuoyunda bilinen adıyla ...) kapatılan ...'de yemek programı yaptığı ve kendisi hakkında ulusal basında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatlı olduğuna ilişkin haberler yer aldığı, bu çerçevede söz konusu ...... ve Deterjan San. A.Ş tarafından 2014 ve 2015 yıllarında gönderilen (sponsor ve reklam desteği adı altında) 229.687 TL'nin şüpheli işlem olarak değerlendirilmesi gerektiği, sanığın ... hakkındaki açıklamaları da göz önüne alındığında ...'e gönderilen bedellerin ...'yi desteklemek amaçlı olarak gönderildiği,
-Yağ Bağışları: ... Yağ ve Deterjan San. A.Ş tarafından 2014, 2015 ve 2016 yıllarında sanık A.. K.. adına fatura edilen toplam 479.418,72 TL'lik malın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü aidiyeti, iltisakı veya irtibatı bulunan dernek ve vakıflara bağışlandığı, söz konusu işlemlerin şüpheli işlem olarak değerlendirilmesi gerektiği,
Kayyım heyeti tarafından ... Grubunun en büyük grubu olan... ve Deterjan Sanayi A.Ş'nin kanuni defter ve belgelerine ulaşılamadığının bildirildiği, sanığın ortaklığı bulunan şirketlerin 2007 yılından önceki defter ve bilgileri istenmesine rağmen 2007'den önceki defterlerini imha edilmiş olması sebebiyle ibraz etmemelerine karşın, sanığın ortaklığı olmayan 1978 yılında kurulan sanığın ve ailesinin 2008 yılından sonra devraldığı ... AŞ ye ait devri alınmadan önceki defterlerinin imha edilmemiş olduğu ve teslim ettikleri,
İhraca İlişkin Tespitler: Yıllık ihracat toplamının dolar bazlı olarak 2005-2012 arasında altı katına çıktığı, 2014'den itibaren ihracat rakamlarının düşerek en son 2016'da 2005'teki tutarın 3,5 katına gerilediği, ... Yağ ve Deterjan San. A.Ş 'nin 2005-2016 yılları arasında 800.528.758,46 ..., ... Bitkisel Yağlar San ve Tic. A.Ş'nin 2010-2016 yılları arasında 41.194.241,64 ... ihracat tutarının olduğu, toplam ihracatın %63'ünün 6 ülkeye gerçekleştiği, birinci sırayı Irak ülkesinin aldığı ve ihracatın %17'sinin bu ülkeye yapıldığı, diğer ülkelerin ise sırasıyla ihracatın %11'i Ürdün'e, %11'i İsrail'e, %9'u İtalya'ya, %8'i Libya'ya ve %6'sı Birleşik Arap Emirlikleri'ne yapıldığı, toplam ihracatın en büyük payının %65,76 oranı ile ... kıtasının aldığı, onu %15,78 oranı ile Afrika kıtasının izlediği, ihracatın %82'sinin ... ve Afrika kıtasındaki ülkelere yapıldığı, (Meclis Darbeyi Araştırma Komisyonunun raporundaki örgütün yurt dışı yapılanma şekliyle ilgili anlatımlarla bu durumun uyumlu olduğu). Sanığın açıklamaları ile Milli İstihbarat Teşkilatı tespitleri göz önüne alındığında... A.Ş'nin yurt dışı ihracatlarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yurt dışı yapılanmasındaki okulların etkin rol aldığı, ihracatın artışında etkin rol oynayan ve bağlantıyı sağlayan bir diğer kuruluşun ise ... olduğu, ... A.Ş'nin ...'a bağışlarının olduğu, yurt dışı ihracata ilişkin fuar organizasyon katılımlarında ... ...A.Ş'nin aracı kılındığı, yapılan tespit ve açıklamalardan anlaşılacağı üzere sanığın ortaklık payına sahip olduğu ve ihracat yapan şirketlerin 2014 yılına kadar her yıl ihracat rakamlarında artış olduğu, artan ihracat rakamlarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yurt dışı yapılanmasındaki okullar ile yurt içi yapılanmasındaki ... ve ...'a bağlı kuruluşların etkin rol oynadığı,
2009-2016 yılları arasında ... grubuna bağlı firmalar tarafından Amerika'da faaliyet gösteren ... firmasından yaklaşık 258 milyon Dolar ithalat yapıldığı, ... firmasının sanık ve kardeşi ... ...'a ait olduğu (ithal edilen malların tamamına yakınının ABD dışındaki ülkelerden geldiği, buna karşılık mal bedellerinin ABD deki ... firmasının hesabına gönderildiği, ABD'de nasıl bir işlem yapıldığının bilinemediği, malların yoğun olarak Rusya'dan geldiği,
... Eğitim Vakfı ve ... Üniversitesi İle İlgili Tespitler: ... ili, Menemen ilçesi, ... beldesinde bulunan ve tapu kayıtlarında 273 ada, 6 parsel numarasında kayıtlı olan 32.280,00 m² yüzölçümlü arsa kişi başı 1/7 hissesinin ..., Ş.. S.., ..., ... ..., A.. K.. ve A.. K.. tarafından 3.290.000 YTL bedelle 04/07/2005 tarihinde TMSF'den satın alındığı, söz konusu gayrimenkulun 08/06/2006 tarihinde kuruluş nedeniyle ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfı adına tescil edildiği, bu arsa üzerinde kurulu 11.764 m2 kapalı alana sahip prefabrik okul ve müştemilatının 2006'da Vakıf yönetim kurulu kararı ve mütevelli heyetinin 2008 tarihli kararı ile ... Üniversitesine bağışlandığı, ... Üniversitesinin öğretime başlama izni alındıktan sonra bir yıl içinde ... Vakfı Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı A.. K.. tarafından yerleşkeye bir konferans salonu yapılmasının taahhüt edildiği, ... Üniversitesi'nin cari giderlerini karşılamak üzere sanık tarafından her ay 5.000.00 TL bağışlamayı taahhüt ettiğinin tespit edildiği, söz konusu tespitlerin banka hareketlerindeki tespitlerle... A.Ş'nin kanuni defter ve belgelerinde yapılan inceleme sonucunda tespit edilen hususlarla uyuştuğu,
Bazı taşınmazların kamu yetkilileri nezdindeki bağlantılar kullanılarak çok ucuz fiyatlara sanık ve şirketleri tarafından alındığı, sonradan yapılan imar değişiklikleriyle alışının çok üstündeki fiyatlarla satılarak rant elde edildiği,
23/07/2012 tarihinde ... Üniversitesi'nin ... Katılım Bankası hesabından A.. K..'ın ...'taki hesabına "... Üniversitesi Borç Ödemesi" açıklaması ile 223.000,00 TL gönderildiği, para gönderenler arasında yer alan ... hakkında Devletin Birliğini ve Ülke Düzenini Bozma, FETÖ terör örgütü üyesi olma suçlarından soruşturmaların bulunduğu,
Sanığın ayrıca ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfının yöneticiliğini yaptığı, ...ve İşadamları Federasyonu Derneği'ne üye olduğu, ... İşadamları Derneği'ne üye olduğu, söz konusu dernek ve vakıfların FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle kapatılan dernek ve vakıflardan olduğu,
Sanığın ve hissesine sahip olduğu şirketlerce, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen dernek ve vakıflar ile bunların iktisadi işletmelerine toplam 1.297.995,01 TL ve 19.116,00 Euro gönderildiği,
Sanığın ve hissesine sahip olduğu şirketlerce, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen eğitim kurumlarına toplam 652.552,03 TL gönderildiği,
Sanığın ve hissesine sahip olduğu şirketlerce, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen basın ve yayın kuruluşlarına toplam 3.018.454,80 TL gönderildiği,
Sanığın ve hissesine sahip olduğu şirketlerce, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen şüpheli şahıslara toplam 570.743,20 TL ve 8,282,97 ... gönderildiği,
Sanığın ortaklığı olan şirketlerin, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen şahıslardan/şirketlerden toplam 195.374,65 TL tahsil etmiş olduğu,
... Yağ ve Deterjan Sanayi A.Ş tarafından Arap Türk Bankasında yer alan hesaplarından 06/09/2016 tarihinde ... vergi numaralı ... Reklam Pazarlama San ve Tic. Ltd. Şti'nin ... Bankası ve ... Bankası hesaplarına ... işlemi ile toplam 7.168.500,00 TL reklam gideri olarak gönderildiği, söz konusu ödemenin gerçekte reklam gideri olmadığı ve ... A.Ş'nin ticari faaliyeti ile ilgili olmadığı, şirketin mal varlığını azaltıcı bir işlem olduğu,
2007-2013 yılları arasında ... İşadamları ve Sanayicileri Konfederasyonu İktisadi İşletmesine (...) ... Katılım Bankası aracılığı ile toplam 397.970,89 TL gönderildiği, cari hesaplarda yapılan incelemede ... ...A.Ş tarafından... A.Ş adına faturaların düzenlendiği ve bu faturaların... A.Ş tarafından gider olarak dikkate alındığı, 2010 yılındaki faturalardan 79.713,72 TL'lik kısmın sponsorluk harcaması olarak düzenlendiği, Yurtdışı ihracata ilişkin fuar organizasyonlarında ... ...A.Ş'nin aracı kılındığı, 2011-2013 yılları arasında 107.802,72 TL ödeme yapıldığı,
Yurtdışı ihracat gezilerinde ... ... İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu İktisadi İşletmesinin aracı kılındığı, ... Yağ ve Deterjan San. A.Ş'nin kanuni defterlerinde yer alan 2490406918 vergi numaralı Çevre Koruma ve Araştırma Vakfı tarafından... ve Deterjan San ve Tic. A.Ş adına faturaların düzenlendiği ve bu faturaların... ve Deterjan San ve Tic. A.Ş tarafından gider olarak dikkate alındığı, 2007-2013 yılları arasında 44.695,27 TL ödeme yapıldığı,
... A.Ş'nin dökümü yapılan 2007 ve 2008 yıllarında ... A.Ş, ... A.Ş ve ... A.Ş'ye ait kurumlardan gelen tutarların mal ve hizmet satışından kaynaklandığına ilişkin kayıt tespit edilemediği, yapılan araştırmalarda ... A.Ş'nin bayileri olan İtina Gıda İçecek ve Temizlik Mad. San. Tic ve Paz. A.Ş ... Gıda Paz. Ltd. Şti ve ... Gıda ve İth. Mad. Paz. Ltd. Şti'nin aldığı çekleri ciro etmesi nedeniyle yapılan tahsilatlar olduğunun anlaşıldığı, adı geçen kurumların tamamının FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan kurumlar olduğu,
... Katılım Bankası A.Ş'deki hesap hareketlerinden FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ... Haber Ajansı'ndan 2006 yılında mal ve hizmet alındığı,
... "A.. K.. - ... ... - S.. G.." ortak hesabından ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfı'na A.. K.. taahhüt bedeli açıklaması ile 12/08/2009 tarihinde 5.000 TL, 04/09/2009 tarihinde ... Lisesi'ne A.. K.. 2009/2010 Öğ. Yıl. Ok. Üc açıklaması ile 12.500 TL, ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfı'na A.. K.. taahhüt bedeli açıklaması ile 12/10/2009 tarihinde 5.000 TL, ... İşadamları Derneği'ne 18/01/2012 tarihinde A.. K.. yıllık aidat açıklaması ile iki kez 750 TL ... ile gönderildiği,
... Bankası'nda bulunan... A.Ş'nin hesabına ... Üniversitesi İktisadi işletmesi tarafından 15/09/2003 tarihinde 300.000,00 ... gönderildiği, söz konusu yıla ait kanuni defter ve belgeler ibraz edilmediğinden gelen tutarın mal ve hizmet satışından kaynaklanıp kaynaklanmadığının tespit edilemediği,
... Bankası'nda bulunan... A.Ş'nin hesabına ...Derneği tarafından 22/08/2011 tarihinde 93.139,20 ... gönderildiği, ... Yağ A.Ş'nin yurt dışına yaptığı Ayçiçek yağı ihracatını ...Derneği'nin finanse ettiği, yevmiye kaydında adına fatura düzenlenen... adlı şahsın açık kaynaklarda FETÖ/PDY'nin Somali imamı olduğunun ifade edildiği,
... Bankası'nda bulunan sanık A.. K..'ın hesabından KHK ile kapatılan ... İşadamları Derneği'ne 09/03/2007 tarihinde 2007 aidat bedeli 400 TL, ... Sigorta A.Ş'ye sermaye arttırım bedeli olarak 01/08/2008 tarihinde 3.383,80 TL, 11/01/2013 tarihinde 2013 yıllık aidat açıklaması ile ... İşadamları Derneği'ne 750 TL, ... İşadamları Derneği'ne 11/04/2013 tarihinde 500 TL ve ... İşadamları Derneği'ne 06/11/2014 tarihinde 750 TL ... yaptığı,
Gerek ...'tan gelen krediler gerekse ... bankasındaki ... A.Ş'nin hesabından gelen tutarların dövize çevrilerek 07/01/2014 tarihinde 5.310.000,00 ..., 10/01/2014 tarihinde 5.000.000,00 ... ve 13/02/2014 tarihinde 5.000.000,00 ... yatırılarak ...'da katılım hesabı açıldığı, Sanığın kamuoyunda ...'nın kurtarılması amacıyla FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri ...'in ulusal medyaya yansıyan çağrısından sonra yukarıda anılan tarihlerde para yatırarak katılım hesabı açıldığı,
Belirtilerek sonuç olarak;
1979 yılında mükellefiyet kaydı açılan ... grubunun lokomotif firması olan... ve Deterjan AŞ nin ve...Gıda A.Ş. nin 2007'den önceki defter ve belgeleri ibraz edilmediğinden, Şirketlerin FETÖ tarafından kurulmuş olup olmadığı hususunda bir görüş beyan edilemediği,
Şirketlerin örgütün parasını kabul edip etmediği hususunda; Yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit bulunmayan nakit varlıklar olan 1.9.2016 tarihi itibarıyla nemalandırılmış tutarının 54.915.750,43 TL, 13.962.891,08 ..., 2.181.049,15 Euro, 415.000 TL japon yeni olduğu, sanığın şahsi hesaplarına gelen nakit paraların büyük çoğunluğunun ortalık payına sahip olduğu şirketlere, faizsiz borç verme, vb, sermaye şeklinde aktarılarak şirketlerin finanse edildiğinin anlaşıldığı, sanık ve müdaflerine verilen süreler içinde bu işlemlerin kaynağına yönelik açıklama yapılmadığı, ayrıca Şirketlerin hesaplarına FETÖ ile iltisaklı olduğu için kapatılan ... Üniversitesinden gönderilen ..., ...Derneğinden şirket hesaplarına gönderilen tutarların şüpheli işlemler olarak değerlendirilerek bu miktarlara eklendiği,
Örgütün parasıyla olağan dışı büyüyen şirketlerden olup olmadığına ilişkin olarak; Sanığın ortaklık payına sahip olduğu ve ihracat yapan şirketlerin 2014 yılına kadar her yıl ihracat rakamlarında artışlar olduğu, bu rakamların artışında FETÖ'nün yurt dışı yapılanmasındaki okullar ile yurt içi yapılanmasındaki ... ve buna bağlı kuruluşların etkin rol oynadığının anlaşıldığı, sanığın örgüt içinde bulunduğu konum ve bu örgütün kamu kurum ve kuruluşlarındaki etkinliğinden faydalanarak, ortaklık payına sahip olduğu...AŞ lehinde ... Vakıflar Bölge Md. nce yapılan takas ihalesinde rayiç bedelinden düşük değerle ... Yağ fabrika sahası içinde bulunan kamu arsalarını takas yoluyla edindiği, bunun dışında çalışanı ve firması aracılığıyla ... Limanı ve Geri Sahasına bitişik arazileri satın aldığı ve ... Belediyesi Meclisinin olağanüstü toplanmasını sağlayarak "... Tarım Ürünleri San ve Tic AŞ ... ve ... Geri Sahası Alanı" olarak imar değişikliği yaptırıldığı ve kamu imkanlarının şirketlerin lehine kullanarak rantlar elde edildiği, ihracat rakamlarının artmasında ... ve buna bağlı kuruluşların etkin rol oynadığı, Yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit bulunmayan tutarların da, sanığın ortaklık payına sahip olduğu şirketlere sermaye ve borç para verilerek yine şirketlerin finansmanı için kullanıldığı, yine FETÖ örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenerek kapatılan kurum ve kuruluşlar, mal ve hizmet alımlarında aynı yapı içerisinde bulunan kişiler veya bu kişilerin şirketlerine öncelik verilerek söz konusu kişi ve kurumların desteklendiği anlaşılmakla, netice itibarıyla sanığın ortaklık payı bulunan şirketlerin örgütün sunduğu mali, kamu ve özel imkanlar ile büyüdükleri kanaat ve sonucuna varıldığı belirtilmiştir.
b) Sanıklar A.. K.., M.. K.. ve ... Şirketleri ile ilgili delillerin değerlendirilmesinde;
... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosuna posta yolu ile gelen ve örgüt mensubu olan ... adamları hakkında bilgiler içeren "... Orkidenin sahibi ... ..., Kavukların sahibi A.. K..... Bunlar örgüte yardımın yanı sıra Hocalarından fetva alarak her türlü yolsuzluğu yapıyorlar... Bu bahsettiğim ..., (cemaatte ... diye bilinen ) 17 aralık öncesi bir araya gelirler, sohbet, kahvaltı, yemek adı altında toplantı yaparlar, burada pensilvanyadan gelen talimatları istişare ederler, örgütün menfaati doğrultusunda istişare kararı alırlardı. Bunlarda para çok olduğu için cemaatte sözü geçen insanlardır. Bu toplantılarını zaman zaman Bornovada'ki Şifanın üst katında Pazar sabah kahvaltısı şeklinde, zaman zaman da örgüte ait yurtlarda ve ... kolejinde yaparlardı. Bazen bu toplantılara bölge imamı ... katılırken bazen de (çoğunun bölgesi ... olduğundan ) ... imamı ... ev sahipliği yapardı. Bunların finansal işlerinin takibini, finansal ... derken örgüte aktarılan veya örgüt adına aklanan paraları kastediyorum önceleri ... ..., sonrada bir ara ... takip etti. Bu toplantılara zaman ve duruma göre bu adamlar aralarında üst düzey bürokratların, kamu görevlilerinin ve üst düzen emniyet mensuplarını bir araya getirirlerdi. Burada kamu ihaleleri ve devlet desteği alabilecek yatırımlara yönlendirilirler bunların da kamuda tayin atama gibi talepleri de karşılaştıkları sorunları iletme imkanı olurdu. Bir dönem Afrika kıtası imamı olan Nejdet hoca da (... İçel) bu toplantılara katılırdı. Dini sohbetler eder ve bir takım özel hizmetler için para alışverişinde bulunurdu. ... zaman zaman kuryelik yaptığını bildiğim ...... kuryelik yapar evrak, not, para getir götür işini yapardı...” şeklinde iddialara yer verilmesi üzerine ... İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce soruşturmaya başlandığı,
Sanığın aşama savunmalarında; "Uzun yıllardır ticaretle uğraştığını, tamamen hayır amaçlı olarak ... vakfını diğer arkadaşlarıyla kurduğunu, bu bağlamda ... Üniversitesinin kuruluşunda yer aldığını, ..., ... gibi örgütün üst düzey üyeleriyle ticari faaliyetleri ve belirttiği hayır işleri vesilesiyle tanıştığını, bu kişilerle birlikte katıldığı toplantıların örgütsel toplantılar olduğunu 17/25 aralık sürecinden sonra öğrendiğini, o tarihten sonra da bu kişilerle ve cemaatle olan bağlantılarını sonlandırdığını söyleyerek suçlamaları inkar ettiği,
İlk Derece Mahkemesi hükmüne yönelik istinaf başvurusunda bulunduktan sonra Bölge Adliye Mahkemesinde yapılan yargılama aşamasında etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanma talebi çerçevesinde alınan beyanlarında ise "örgüt mensuplarıyla sohbet toplantılarına katıldığını, ... ... ile birlikte ... Üniversitesinin kuruluşuna katıldığını, bu amaçla oluşturulan vakfın üyesi olduğunu, bu üniversitenin cemaate ait olduğunu bildiğini, A.. K.. ile birlikte her ay Üniversiteye maddi yardımda bulunduğunu, bu amaçla A.. K.. ile birlikte 20 milyon TL kredi kullandıklarını, Üniversitenin mütevelli heyeti başkanlığını yaptığını, Üniversiteye yurt dışından gelen öğrencilerin FETÖ'nün yurt dışında okuyan öğrencileri olduğunu, örgütün ... otelde yapılan toplantılarına katıldığını, kurban bağışlarında bulunduğunu, 2015 yılında FETÖ'nün yurt dışındaki okullarına ziyarete gittiğini, 2015 Haziranından sonra mütevelli heyetinden ayrıldığını, örgütle ilişkilerini bu tarihten sonra bitirdiğini anlatarak örgüt içinde tanıdığı bazı kişilerin isimlerini verdiği,
Başka örgüt mensuplarının ByLock görüşme içeriklerinde sanığın örgüt toplantılarına katıldığından söz edildiği,
... ve baz istasyonu tespitlerinden 27.01.2013-18.09.2014 tarihleri arasında örgütün üst düzey üyeleri ile bir araya geldiğinin ve bu kişilerle bireysel telefon irtibatının bulunduğunun belirlendiği,
Sanık A.. K..'ın aşama ifadelerinde; "..., ... ve ... ile ... Üniversitesinin ve bağlı olduğu vakfın Örgütün talimatıyla kurulduğunu, bu kuruluşta Sanık Ş.. S.. ve sanık ...'ın da bulunduğunu, Spor Salonunun A.. K.. tarafından yaptırıldığını, arsa ve üzerindeki binaların ... kardeşler tarafından 3.000.000,00 TL‘ye icra yoluyla alındığını, bu üniversitenin inşaat işlerini A.. K..‘un yaptırdığını, ... Üniversitesinin Mütevelli Üyesi olduğunu, Mütevelli heyeti olarak adlandırılan grubun toplantılarına katıldığını, bu grubun başındaki ... mütevelli imamı, katılanlara ise şakirt denildiğini, bu toplantıların genelde merkezi konumda bulunan ... Otelin en üst katında yapıldığını, toplantıya katılan ... adamları içinde sanığın da bulunduğunu" anlattığı,
Gizli Tanık Zaman'ın aşama anlatımlarında; "Sanığın örgütün ...'de bulunan mütevelli grubu içinde yer aldığını, bu gruba ... grubu denildiğini, sanığın FETÖ yapılanmasının parasını kendi üzerine ya da şirketleri üzerine almış olduğu gayrimenkuller vasıtasıyla sakladığını, ...‘deki cemaatin en önde gelen gizli kasalarından olduğunu, cemaatin gücünü kullanarak kısa süre içinde maddi olarak büyüdüğünü" söylediği,
Tanık S.. Ç..'in; "... vakfının örgütün güdümünde kurulduğunu, sanığın vakfı ekonomik olarak ayakta tutan kişilerden olduğunu, örgütün talimatıyla ...'da yurt yaptırdığını, her hafta örgütün üst düzey mensubunun yönetiminde farklı yerlerde toplantılar yaptıklarını, ... oteldeki toplantılara katıldığını, Üniversite mütevelli heyetinde tüm sorumluluğun A.. K..'ta olduğunu, hem mütevelli heyetinin hem de vakfın başkanlığını yaptığını, Örgütsel olarak tüm talimatları ...'dan aldığını, böylelikle vakıf ve üniversitenin örgütün kontrolünde olduğunu" dile getirdiği,
Tanık S.. G..'in aşama beyanlarında; "...'i sanık A.. K.. ile birlikte kurduklarını, kanalda FETÖ güdümünde yayın yapılmasına karşı çıktığı için ortaklıktan çıkması için baskıya maruz kaldığını, sanık A.. K..'a Kanaldaki hisselerini bağışlamak zorunda kaldığını, dönemin önemli bürokratlarının, politikacılarının, mülkü amirlerinin sık sık yanlarına gelip gittiklerini, Maliyede etkili olabildiklerini bildiğini, ...'nin o konjüktöründe bu durumu anlatacağı bir mercinin bulunmadığını, kendi hisselerini bağışladıktan sonra sanığın çok cüzi bir bedelle A.. K..'a devrettiğini, ...'in aylık giderleri için A.. K.., A.. K.. tarafından özel kurye ile ...'e düzenli şekilde para gönderildiğini duyduğunu" anlattığı,
Tanık Ö.. B..'ın; "... Üniversitesinin örgütün talimatıyla kurulduğunu, buradaki en öndeki sorumlunun sanık olduğunu, örgütle bağlantıyı onun sağladığını, örgüt liderinin talimatlarını aynen yerine getirdiğini" söylediği,
Tanık İ.. Ö..'nin aşama beyanlarıyla; "A.. K..'un cemaatte ... olduğunu bildiğini, sanığın cemaatin ... ilindeki parasını tutan ve kullanan kasalardan biri olduğunu bildiğini" belirttiği,
Tanık A.. S..'in; "... A.Ş. nin işlerini kendisinin takip ettiğini, A.. K.. ve...'un şirketlerini ayırarak devlete bir kuruş vergi ödemediklerini, işleri kitabına uydurarak yüklü miktarda kar ettiklerini" söylediği,
Tanık ...; "Örgüte ait ... hastanesinin yapıldığı arazinin örgüt üyesi ...'ın girişimiyle ... Hastanesine peşkeş çekildiğini, bu bağlamda bazı bürokratik işlemlerin de sanık tarafından gerçekleştirildiğini, ... hastanesinde örgütün üst düzey mensupları ve bazı kamu görevlilerinin katılımıyla periyodik olarak toplantılar yapıldığını, bu toplantılara sanığın ve A.. K..'ın katıldığını, örgütün kamu kesimindeki mensupları vasıtasıyla istedikleri yerleri çok cüzi bedellerle aldıklarını" söylediği,
Tanık Y.. S..'nun aşama anlatımlarında; "Sanığın örgütsel toplantılara katıldığını, çok yüksek miktarda bağışlar verdiğini" söylediği,
Tanık Z.. B..'ın; "... Üniversitesi kurucu vakfının ... Eğitim ve Spor Vakfı olduğunu, bu vakfın kurucularının da FETÖ/PDY terör örgütü üyeleri olduğunu ve örgüte sağlam maddi kaynak sağladıklarını bildiğini, bunların örgüt yapısında ...'in önde gelen işadamları olduğunu, özellikle A.. K.. ve A.. K..'un bu vakfa ve üniversiteye FETÖ/PDY örgütü adına sağlam maddi kaynak sağlayan isimlerden olduğunu" söylediği,
Tanık Ö.. K..'ın aşama anlatımlarında; "A.. K.. ve A.. K..'ın FETÖ örgütünün ... ilindeki en büyük finansörlerinden olduğunu, görev yaptığı dönemde üst düzey bürokratlarla ... Üniversitesi içerisinde toplantılar yapıldığını, örgütün üniversitedeki hakimiyetini ...'ın talimatı ile A.. K.., A.. K.. ve ... aracılığı ile yaptırdığını, Üniversitenin işleyişindeki üç önemli birimin Genel Sekreterlik, İdari Mali İşler Daire Başkanlığı ve Spor Kültür Sağlık Daire Başkanlığı olduğunu, bu üç önemli birime de örgütün kendi elemanlarını bizzat ...'ın bilgisi dahilinde A.. K.. ve A.. K.. aracılığı ile üniversiteye yerleştirdiğini" bildirdiği,
Aynı soruşturma kapsamında, etkin pişmanlıktan yararlanma talebi çerçevesinde ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılan...'un ifadesinde; "1983 yılında Malatya'dan babamla birlikte ...'e geldik. ... A.. K.. da bir süre sonra geldi ve otomotiv işine girdik. ... Grup altında 13 şirket altında faaliyetlerimizi sürdürüyorduk. ..2006 yılından itibaren ... adlı kişi aracılığıyla dini sohbetlere katılmaya başladım, 4-5 toplantıdan sonra bir daha gitmedim. ..2010 yılından sonra 2012 tarihinde 6-7 kez ...'nun ...'de bulunan ... mağazasının 3. Katında yemekli sohbet toplantılarına katıldım. Bu toplantılarda İ.. Ö.., ... ..., ...vardı. Bu sohbetlerde ..., ..., ... adlı kişiler hocalık yapıyordu. 2013'ten sonra bu sohbet grubu dağıldı. Sebebi de Cumhurbaşkanı ile cemaatin arasının açılmasıdır. Sohbete gittiğim dönemlerde benden kurban parası istiyorlardı. 10-25 arası değişen rakamlarda para yardımı yaptım. ..... A.. K.. büyüğüm olduğundan mali konuları o yürütürdü. Ben akaryakıt kısmındaki şirketlerle ilgilenirdim. A.. K.. ... üniversitesinin kuruluşunda mali yardımlar yaptı. Bunları da şirket gideri olarak kayıtlara aldı. Sadece 2010 ya da 2011 de 200.000 TL kadar bir para şirketten gider olarak düşülemedi. Ben 2013'ten sonra bu yapının dini kullanarak insanları kandırdığını anlayınca abimi de uyardım. Hatta üniversiteden ayrılmasını söyledim. ... ... adlı kişiyi 3-4 kez abimin yanına gelip gittiğinden gördüm. Ona imam derlerdi.... A.. K.. abimdir, bu yapıyla 2005 yılında tanıştığını biliyorum. En büyüğümüz olduğu için baba yerine koyardık. Ben yapıdan ayrıldığım sıralarda abimin ... üniversitesi işi çıktığından abimin ilişkisi devam etmiş olabilir" şeklinde beyanda bulunduğu,
Tanık...'in soruşturma beyanında; "3.8.2018 tarihli ihbar dilekçesi bana aittir. Ben 2013 senesinde ... adlı kişinin sahibi olduğu ... mühendislik adlı şirkette çalışmaya başladım. Bu şirkette çalışanlara ... cemaatinin sohbetlerine katılmaları hususunda baskı yapıldığını gördüm. Sonrasında bu işyerinden ayrıldım. ... Üniversitesinde çalışmaya başladım. Burada da FTÖ faaaliyetleri olduğunu gördüm. Burada sohbetler verildiğini, ...'in ünlü işadamlarının bu sohbetlere katıldığını, sohbetlere katılanların arasında A.. K.., A.. K.., Ş.. S.., ... ...'nin de olduğunu, ... Üniversitesi dekanı ...'in bu sohbetlerin yapılmasını istemediği için sohbete katılanlarla ve ... Üniversitesi yönetimi ile ters düştüğünden buradan ayrılmak zorunda kaldığını, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra bu kişilerin ... Mühendisliğe ait malzeme depolarını boşalttığını, yaklaşık 250-300 trilyon TL parayı bir gecede hesaplardan çekerek yok ettiklerini duyduğunu" söylediği,
Soruşturma sırasında düzenlenen Vergi Müfettişliği Raporunda; ... Endüstriyel ... San. Ltd Şti'ne, Üniversal ... San Tic. Ltd Şti. tarafından 2011-2016 döneminde düzenlenen faturaların gerçek bir alım satıma dayanmadığının, düzenlenen çeklerin gerçek bir alışverişe dayanmadığının, çeklerin ... hesabından tahsil edildikten ... Üniversal ... San. Şirketinin kasasına girdiğinin, Üniversal ... San'nin yasal defterlerinde nazım hesabı ve ortaklara borçlar şeklinde yapılan kayıtların 213 sayılı Kanunun 359. maddesinde belirtilen suçu oluşturduğunun, ... Beton ve diğer şirketlere yapılan ödemelerin firmalarla herhangi bir hizmet alım satımı gibi bir ticari ilişkiye dayanmadığının, bu şekilde şirketin kasasının boşaltıldığının belirtildiği,
Sanığın tedbir uygulanan şirketlerine ait defter ve kayıtları üzerinde yapılan detaylı incelemeler neticesinde 04.05.2018 tarihli Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı müfettişlerince düzenlenen bilirkişi raporunda yapılan tespitler şu şekildedir:
Sanığın örgütle iltisaklı olduğu için kapatılan kuruluşlara farklı zamanlarda ve farklı miktarlarda ödemeler (bağış adı altında) (07/10/2015 tarihinde ... Üniversitesi'ne 150.000,00 TL, 07/10/2015 tarihinde 179.000,00 ..., 27/10/2015 tarihinde 90.000,00 ..., 27/10/2015 tarihinde 41.000,00 Euro ve 23/08/2012 tarihinde 750.000,00 TL ) hesaptan bağımsız isme yaptığı havalenin bulunduğu, yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit olmayan bu işlemelerin toplam olarak 13.840.292,46 TL, 269.000,00 ... ve 41.000,00 EURO tutarında olduğu, bu ödemelerle sanığın şahsi banka hesaplarına gelen nakitlerin büyük çoğunluğunun hissesine sahip olduğu şirketlere faizsiz olarak borç verme ve sermaye şeklinde aktarılarak şirketlerin finanse edildiğinin tespit edildiği,
Yapılan tespitler sonucunda, Sanığın yöneticisi olduğu ... Eğitim Sağlık ve Spor Vakfı'nın 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 667 sayılı KHK ile milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlendiğinden kapatıldığı,
Sanığın üyesi olduğu ... Sanayici ve İşadamları Derneği'nin 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 667 sayılı KHK ile milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlendiğinden kapatıldığı,
Sanığın ortaklığı olan firmalarca 2014-2016 yılları arasında Aralık 2013 ayı dahil ... Üniversitesi'nden toplam 869.148,42 TL, ... Üniversitesi'nden ise toplam 931.064,37 TL olmak üzere 1.800.212,79 TL mal ve hizmet satışından kaynaklı tahsilat yapıldığı, her iki üniversitenin Resmi Gazete'de yayımlanan 667 sayılı KHK ile milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlendiğinden kapatıldığı,
... Akaryakıt Otomotiv İnş. San ve Tic. A.Ş'de sanık hakkındaki soruşturmanın başladığı Nisan 2016'dan sonra gerçekleştirilen işlemler doğrultusunda sanık A.. K..'un bu şirketteki birçok meblağın çeşitli nedenlerle...'a,...'a ve bazı ticari şirketlere aktarılmak, devredilmek ve satılmak suretiyle boşaltıldığı, 31.12.2016 tarihli bilançoda şirketlerin ortakları tarafından işletmelere konulmuş ödenmiş sermaye toplamı 106.712.497 TL iken, sermayenin büyük çoğunluğunun yok olarak öz kaynaklar toplamının 14.129.963 TL'ye gerilediği, bunun nedeninin şirketlerin 2016'da beyan ettiği toplam 82.592.000 TL zarardan kaynaklandığı, Şirketlerin tamamının 2016'da zarar beyan ettikleri, bunun 47 milyon TL'sinin sanığın ortaklık payı bulunan ... ... Gayrimenkul AŞ olduğu,
... Otomotiv İnş. San. Tic. A.Ş'de ortaklığı bulunan sanık A.. K..'un ... hesabı kullanılmak suretiyle ... ve...'a ödeme yapılarak sanığın bankada bulunan hesaplarının bu şirket kullanılarak aktarılmak suretiyle boşaltıldığı, yine ... Otomotiv A.Ş'nin ... ... projesinin yüklenicisi olan ... Gayrimenkul Geliştirme A.Ş'nin taşeron firmalarına 18/08/2016-20/10/2016 tarihleri arasında 66 adet sıfır aracın 4.119.443,44 TL bedel ile devredildiği, yine sanığın akrabaları olan ..., ... ve ...'a toplam 818.132,71 TL tutarında sıfır araç devrettiği,
Sanığın hesaplarına kaynağı belirsiz nakitleri yatıran gerçek kişiler ile ilgili yapılan araştırmada listedeki üç kişinin FETÖ/PDY kapsamında kayyım atanan şirketlerde çalıştıkları,
Sanığın ortaklık payına sahip olduğu şirketlerce KHK ile milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ/PDY terör örgütüne irtibatı ve iltisakı olduğu belirlenen firmalardan (ağırlıklı olarak ... Üniversitesi'nden) 01/01/2007-31/12/2016 tarihleri arasında ticari faaliyet kapsamında 3.979.959,27 TL tahsilatlar yapıldığı,
... Projesi için FETÖ/PDY terör örgütüne irtibatı ve iltisakı olduğu belirlenen ... tarafından sanığa gönderilen tutarların 1.050.000,00 TL olduğu,
FETÖ/PDY terör örgütüne irtibatı ve iltisakı olduğu belirlenen kişiler ile kapatılan kurum ve kuruluşların mal ve hizmet alımlarında aynı yapı içerisinde bulunan kişiler veya bu kişilerin şirketlerine öncelik verilerek söz konusu kişi ve kurumların desteklendiği,
Silahlı terör örgütünün geçmiş dönemde kamu kurum ve kuruluşlarının il temsilcileri üzerinde etkinliğinin bulunduğu, kamu kurum ve kuruluşlarının il temsilcileri ile toplantılar düzenlendiği ve sanığın bu toplantılara iştirak ettiği, örgüt ile ilgili gayrimenkul işlemlerindeki bürokratik işlemlerin sanık tarafından çözüldüğü, örgütün kamu kurum ve kuruluşlarındaki etkinliğinden faydalanarak ortaklık payına sahip olduğu şirketler lehine imar değişiklikleri yaptırılarak şirketlerin büyük rantlar elde etmesinin sağlandığı, bu bağlamda;
... projesinden zeytinlik olarak tapuda kayıtlı birden fazla arazinin 13.05.2008'de imar uygulamasına tabi tutulması sonucu arsa vasfına dönüştürüldüğü, ... Yapı Kooperatifi kapsamındaki bu yerlerin projelerinin daha önce yetkili mercilerce iptal edildiği, sanık ve ailesi tarafından alınmasından sonraki 2004 ve sonraki süreçte imar değişiklikleri ile inşaat projesi yapılarak satıldığı ve milyonlarca TL gelir elde edildiği, projenin maliyetinin 25 milyon TL olduğu, buradan sanığın elde ettiği kazancın 31 milyon TL civarında olduğu,
... projesi kapsamında, sanığın sahip ve ortağı olduğu şirketlerce 3.200.000 TL'ye alındıktan sonra 2008'de imar planı değişikliği yapılarak yaklaşık 10 milyon TL kar elde dildiği,
... AŞ'den 2008'de 277.425 dolara mal edilen taşınmazların arazinin yapılan imar değişikliğiyle 2013 yılında 2.908.915 dolara satıldığı,
Yapılan tespitler ve açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde sanığın ortaklık payına sahip olduğu şirketlerin örgütün sunduğu mali, kamu ve özel imkanlar ile büyüdükleri ve her yıl sayılarının arttığı,
... Otomotiv A.Ş tarafından ...'da 09/01/2014 tarihinde 672.000,00 TL, 10/07/2014 tarihinde 7.328,97 TL, 07/01/2015 tarihinde 6.585,66 TL, 07/07/2015 tarihinde 7.361,03 TL, 04/01/2016 tarihinde 8.124,68 TL, 04/07/2016 tarihinde 8.715,52 TL ve 22/07/2016 tarihinde 858,09 TL yatırılarak katılım hesabı açıldığı, hesapta bulunan paraların büyük bir çoğunluğunun firmanın başka bankalarda bulunan hesapları ile ... Akaryakıt A.Ş ve ... ... Gayrimenkul Geliştirme A.Ş'ye ... edildiği,
Sanığın ortaklık payına sahip olduğu şirketlerin FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle KHK ile kapatılan ... Üniversitesi'ne toplam 2.816.065,00 TL, ...Derneği'ne 55.000,00 TL ve ...'a yaptığı nakit bağışlar toplamının 7.041,90 TL olduğu,
Sanığın ortaklık payına sahip olduğu şirketlerin bilançoları ve muhasebe değerleri ile birleştirilmiş hali göz önüne alındığında; Gelir İdaresi Başkanlığı'na beyan edilen bilançoların konsolide edilmiş halinden görüleceği üzere 31/12/2016 tarihli bilançoda şirketlerin ortakları tarafından şirketlere konulan ödenmiş sermaye toplamının 106.712,497,67 TL olduğu, söz konusu sermayenin büyük bir çoğunluğunun yok olarak özkaynaklar toplamının 31/12/2016 tarihi itibariyle 14.129.964,71 TL'ye gerilediği, özkaynakların söz konusu tutara düşmesinin nedeninin 2016 yılında beyan edilen toplam 82.592.609,00 TL'lik zarar olduğu, şirketlerin tamamının 2016 yılında zarar beyan ettikleri, 47.950.459,51 TL'lik zarar ile ... ... Gayrimenkul Geliştirme A.Ş'nin birinci sırayı aldığı, ... grubuna ait şirketlerin 31/12/2016 tarihli konsolide bilançolarında ... toplamlarının 675.003.686,74 TL olduğu, ... toplamının 328.869.096,08 TL'sinin dönen varlıklardan, 346.134.590,66 TL'sinin duran varlıklardan oluştuğu, bu açıklamalar ışığında ... grubundaki tüm ortakların şirketlere koyduğu ödenmiş sermayenin 31/12/2016 tarihindeki toplam tutarının 106.712.497,67 TL, 2016 yılında beyan edilen zararlar dolayısıyla eriyen ödenmiş sermayenin de içinde bulunduğu özkaynakların toplam tutarının ise 14.129.964,71 TL olduğu, bu durumda şirketlerin toplam varlığının %0,09'unun özkaynaklardan karşılandığının anlaşıldığı, geri kalan varlığı karşılayan yabancı kaynakların ise 660.873.722,03 TL olduğunun tespit edildiği, bu işlemlerin şüpheli işlemler olarak değerlendirildiği,
01/01/2007-31/12/2016 tarihleri arasında yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit olmayan nakit varlıkların nemalandırılmış tutarlarının 20.587.535,17 TL, 272.827,91 ..., 41.385,29 EURO şeklinde olduğu, bu hususun açıklanması imkanının sanık A.. K.. ve sanık vekiline tanınmasına rağmen paraların kaynağının izah edilemediği,
... Otomotiv A.Ş'nin gerçekleştirdiği ...projesinden 2016 yılı itibariyle ciddi miktarda zarar ettiğinin görüldüğü, projenin yüklenici firmasının yine grup bünyesinde olan ... Gayrimenkul Geliştirme A.Ş olduğu, yapılan araştırmada ...projesi arasında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne aidiyeti, irtibatı veya iltisakı bulunan kişi veya bu kişilerin yakın akrabalarının olduğunun anlaşıldığı, diğer taraftan ...projesinin müşterilerinden bir kısmının yaklaşık 2 yıl sonra başlayan ... ... Projesinin de müşterisi olduğunun tespit edildiği, ... Otomotiv A.Ş'nin resmi defter kayıtlarından tespit edildiği üzere 31/12/2016 tarihinde ... ... projesinden yaklaşık 14.000.000,00 TL zarar edildiği, projenin tamamlanması durumunda ise tahmini zararın 40.000.000,00 TL'nin üzerinde olacağı, dairelerin aynı metrekare olduğu varsayımında daire başına ortalama 110.000,00 TL zarar edildiği sonucuna varıldığı, tüm bu değerlendirmeler ışığında ve olağanüstü ekonomik dalgalanmanın olmadığı hususu da göz önüne alındığında, ...projesinin taşeron firmalarının bir kısmının mal kaçırma işlemleri içerisinde bulunduğu ve aynı zamanda bu projeden zarar edildiği, proje müşterileri içerisinde FETÖ/PDY terör örgütüne aidiyeti, iltisakı ve irtibatı olduğu tespit edilen kişi veya bu kişilerin yakın akrabalarının olması ve müşterilerin ödedikleri tutarın çok üzerinde maliyete mal olan evlere sahip olacak olması nedeniyle proje müşterilerinin bir kısmının aynı grubun gerçekleştirdiği ... ... projesinin de müşterisi olduğu, bu projede yer alan müşteri listesindeki şahıslar ile ilgili yapılan araştırmada şahıslardan bazıları hakkında adli işlem yapıldığı, bir kısmının FETÖ/PDY ile iltisaklı dernek üyeliklerinin bulunduğu, bir kısmının ortaklığı bulunan şirketlere yönelik FETÖ/PDY kapsamında yapılan adli işlemlerin bulunduğu, bir kısım şahısların terör örgütü lideri ...'in ...'ya para yatırın talimatından sonra hesaplarında artış gözlendiği, proje kapsamında taşeron firmaların ortaklarının listesindeki şirketlerin sahibi olan şahıslar ile ilgili yapılan araştırmada 46 şirket ve ortaklarının bilgisinin bulunduğu, bir kısmının FETÖ/PDY kapsamında kayyım atanan ... Otomotiv İnş. San ve Tic. A.Ş'de çalıştıklarına dair SGK kayıtlarının olduğu, bu müşterilerin ... Otomotiv İnş. Tic. San. A.Ş'ye yapmış oldukları ödemelerin toplam tutarının 8.064.338,00 TL olduğu, bu nedenle ...projesinde gerçekleştirilen işlemlerin şüpheli işlem olarak değerlendirildiği,
Nakit varlıkların kaynağının açıklanamaması sonucu, 01/09/2016 tarihi itibariyle güncellenmiş toplu rakamları verilen yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit bulunmayan belirsiz nakit varlıklar olarak nitelendirilen 79.003.493,03 TL, 272.827,91 ... ve 41.385,29 EURO'nun FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından sanık A.. K.. ve ortaklık payına sahip olduğu şirketlere aktarıldığı kanaatine varıldığının bildirildiği,
Sonuç olarak;
Sanığın en eski firması ... Otomotiv ... İnş Ltd Şti'nin 1986'da, ... Otomotiv İnş. Sanayi A.Ş'nin 1991'de, ... Akaryakıt Otomotiv AŞ'nin ise 2000'de kurulduğu, yapılan incelemelerde 2007 tarihi ve öncesine ait defter ve bilgiler temin edilemediğinden, Şirketlerin Terör örgütü tarafından kurulup kurulmadığı hususunda görüş beyan edilemediği,
Şirketlerin örgütün parasını kabul edip etmediğine yönelik olarak; Rapor içeriğinde detaylı olarak açıklanan örgütle iltisaklı kişi ve kurumlarla yapılan kaynağı yasal olarak belgelendirilemeyen şüpheli işlemlerin örgütsel olarak değerlendirilerek bu işlemlerin toplam tutarları olan miktarın 20.587.535,17 TL, 272.872,91 ..., 41.385,29 Euro olduğu,
Örgütün parasıyla olağandışı büyüyen şirketlerden olup olmadığına yönelik olarak; Sanığın örgüt içinde ... Grubu mütevellisi olduğu ve etkin bir rol oynadığının anlaşıldığı, dosya kapsamındaki tanık anlatımlarından örgütün geçmiş dönemde kamu kurum ve kuruluşlarının il temsilcileri üzerinde etkinliğinin bulunduğu, sanık ...'ın da bunların bulunduğu toplantılara katıldığı, özellikle örgütle ilgili gayrimenkul işlemlerindeki bürokratik işlemlerin sanık tarafından çözüldüğü, örgütün kamu kurum ve kuruluşları üzerindeki etkinliği ve sanığın Büyükşehir Belediye Meclis Üyeliğinin sağladığı etkinliği kullanarak raporda özetlenen imar değişikliklerini ortaklık payına sahip olduğu şirketler lehine kullanarak büyük rantlar elde ettiği, elde edilen rantların bir kısmının sanık tarafından kayıt dışı olarak şahsına ait banka hesaplarına aktarıldığı, bu tutarların ise şirketin ... ailesine mensup ortakları tarafından şirketlere sermaye olarak ve borç verilerek yine şirketlerin finansmanında kullanıldığ, yine örgüte aidiyeti, iltisakı ve irtibatı belirlenerek kapatılan kurum ve kuruluşlar, mal ve hizmet alımlarında aynı yapı içerisinde bulunan kişiler veya bu kişilerin şirketlerine öncelik verilerek söz konusu kişi ve kurumların desteklendiğinin tespit edildiği, söz konusu tespitler ve açıklamalar birlikte değerlendirirliğinde sanığın ortaklık payına sahip olduğu şirketlerin örgütün sunduğu mali, kamu ve özel imkanlar ile büyüdükleri ve her yıl sayılarının arttığı kanaatine varıldığı,
Şirket faaliyetlerinin örgütsel faaliyetlere özgülenmiş olup olmadığının tespitine yönelik olarak; Sanığın ortaklık payına sahip olduğu şirketlerin;
-17/25 Aralık 2013 sürecinden önce ve sonrasında ... Katılım Bankası hesaplarını yoğun olarak kullandıkları,
-... Katılım Bankasının mali krize girmesi nedeniyle örgüt liderinin talimatı üzerine özellikle 10.01.2014 tarihinde olağan para hareketleri dışında hesaplara para girişi olduğu ve katılım hesapları açıldığı,
-Şirketlerin ağırlıklı olarak ... Üniversitesi olmak üzere FETÖ örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen kurumlara yüksek miktarlı nakdi ve aynı bağışlar yaptığı,
Dikkate alındığında şirket faaliyetlerinin tamamen olmasa da kısmen örgütsel faaliyetlere özgülendiğini göstermekte olduğunun belirtildiği anlaşılmıştır.
c) Sonuç Olarak;
Bu kapsamda tüm deliller bir bütün halinde değerlendirildiğinde;
Her ne kadar mahkeme kabulünde;
"Sanık A.. K.. hakkında, toplam malvarlığının 668 milyon TL civarında olduğu, bunun %35'inin (yaklaşık 234 milyon) öz kaynak, geriye kalanın banka kredisi ve örgüt parası olduğu, malvarlığı içerisinde toplam 85.648.096,10 TL, 14.262.891,08 ..., 2.181.049,15 Euro'nun,
Sanıklar A.. K.. hakkında, yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit bulunmayan belirsiz nakit varlıklar olarak nitelendirilen 79.003.493,03 TL, 272.827,91 ... ve 41.385,29 Euro'nun,
M.. K.. hakkında ise, yasal ekonomik faaliyetler sonucunda elde edildiğine ilişkin tespit bulunmayan 2.162.714,37 TL, 70.450,00 Euro2.162.714,37 TL, 70.450,00 Euro'nun,
Kaynağının FETÖ/PDY Silahlı terör örgütüne ait olduğu kabul edilerek güncellenme tarihi olan 01/09/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 55/2. maddesi gereğince müsaderesine karar verilmiş ise de;
Şirketlerin; terör örgütü ile irtibatlı şirket olması, para transferinde bulunması, örgütün amacına özgülendiğinin örgütün yurt dışı yapılanmalarına para gönderdiğinin, örgütün amacına hizmet eder nitelikte sistematik şekilde para havaleleri gerçekleştirdiğinin, silahlı terör örgütünün ... içerisinde ve yurt dışında en önemli finans kaynaklarından biri haline geldiğinin, örgütün amaç ve faaliyetleri doğrultusunda hareket ettiğinin, bu yönde ... haline geldiğinin, terör örgütlerinin devamlılığını sağlamaya yönelik finansal destek çabalarının bulunduğunun ve örgütün kontrolüne girdiğinin anlaşılması halinde bütün olarak müsaderesi yasal olarak mümkün ve gereklidir.
FETÖ/PDY’nin gelir kaynakları somut dosya ve örgütle irtibat ve iltisakı tespit edilen sanıklar bakımından birlikte bir değerlendirme yapıldığında sanıkların sahip olduğu ekonomik değerleri örgüt faaliyetine özgüledikleri ve suç işlenmesine tahsis ettikleri, örgütün finansmanında ... konumuna geldiklerini söylemek isabetsiz olmayacaktır.
Yukarıda yapılan hukuki açıklamalar ve tespitler ışığında; FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün finansman kaynakları da nazara alındığında somut dosyada suça tahsis edilen eşya hükümleri ile kazanç müsaderesi hükümleri iç içe girmiş durumdadır. Şirketlerin suça tahsis edildikleri nazara alınarak şirketlerin suça tahsis edilen eşya hükümlerine göre müsaderesine karar verilmesi gerekecektir.
Sanıkların FETÖ/PDY terör örgütünün ... İl yapılanmasında "... Grubu" olarak isimlendirilen üst düzeydeki mütevellilerinin en önde gelen üyeleri oldukları, örgütün il imamının yönetimindeki periyodik mütevelli toplantılarına katıldıkları, bu toplantılarda kendilerine verilen görev ve talimatlara sorgulamaksızın itaat ettikleri, örgütün belirtilen bu talimatları doğrultusunda;
Himmet vermek suretiyle örgüte gelir sağladıkları, örgüte ait olan Üniversite, Vakıf, Medya, Banka ve sivil toplum kuruluşu görünümündeki kurumların oluşumunda ... görev aldıkları ve üyesi oldukları, bu kuruluşlar aracılığıyla örgüt adına zekât, burs, kurban ve himmet adı altında gelir topladıkları,
Başlangıçta küçük hacimli işletmeler çerçevesinde başladıkları ticari hayatlarını, 1980'li yıllardan itibaren FETÖ yapılanmasıyla irtibat kurduktan sonra FETÖ'nün Mülkiye, Maliye, Yargı gibi Devletin içerisindeki paralel örgütlenmesinden doğan gücünü kendileri ve şirketleri yararına kullanarak şirketlerinin hacimlerini kat kat büyüttükleri, örgüt ile iltisaklı okullarda okuyan çocuklara burs sağladıkları, örgütün diğer şirketlerine, basın yayın kuruluşlarına, vakıflarına ve derneklerine reklam, fuar, bağış, burs ve benzeri işlemlerle maddi destek sağladıkları, örgüt adına ticari faaliyet görünümü altında sağlanan gelirleri ev ve işyerlerinde saklayarak, farklı zaman ve yollarla yurtdışına çıkartarak örgütü finanse ettikleri, Mevzuat çerçevesinde kurulmuş şirket görünümündeki oluşumlarını örgütün nihai hedef ve amacını gerçekleştirmek üzere örgüte sundukları, ticari faaliyetlerini üyesi oldukları terör örgütünün amaçlarına özgüledikleri "örgüt üyesi olma suçunun işlenmesinde kullandıkları ve suçun işlenmesine tahsis ettikleri, "suçun işlenmesine tahsis edilen ve suçtan meydana gelen eşya açısından orantılılık ilkesinin geçerli olamayacağı" da gözününde bulundurularak, anılan şirketleri ve bunlarla bağlantılı olarak elde ettikleri malvarlıklarını silahlı terör örgütü üyesi olma suçunda adeta "suç eşyası" olarak kullandıkları anlaşılmaktadır.
Yukarıdaki bilgiler ve tespitler ışığında sanıkların örgütsel faaliyet ve konumları ile şirketler üzerinden yürütülen faaliyetler nazara alındığında 5237 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca MÜSADERESİNE, HÜKÜMLE BİRLİKTE ŞİRKETLER ÜZERİNDEKİ YÖNETİM KAYYIMLARININ DENETİM KAYYIMLARINA DEĞİŞTİRİLMESİ DE GÖZETİLEREK, YÖNETİM VE DENETİM KAYYIMLARININ VERDİĞİ İZİNLER KAPSAMINDA İYİ NİYETLİ ÜÇÜNCÜ KİŞİLERİN HAKLARININ SAKLI TUTULMASINA karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı şekilde sanıklar yönünden sadece TCK'nın 55/2 maddesi gereğince kazanç müsaderesine yönelik hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.
2-Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde;
a. Sanıklar ..., ... ve ... yönünden;
Mahallinde hukuka uygun olarak ikame olunup usulünce tartışılan delillere ve dosya kapsamına göre, Bölge Adliye Mahkemesinin kararında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, sanıklar hakkında;
Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak eksiksiz yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla; Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı ve sanıklar müdafiilerinin yukarıda ilgili bölümde ileri sürdüğü temyiz sebepleri ve sair hususlar yerinde görülmemekle, sanık hakkında kurulan hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
b. Sanık ... yönünden;
Oluş, iddia, mahkeme kabulü ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında;
Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesinde, "sanığın faaliyetlerinin, silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğunu gösterir biçimde çeşitlilik, devamlılık ve yoğunluk içermemesi karşısında, örgüt üyesi olarak kabul edilmesine yasal dayanak bulunmadığını, eylemlerinin örgüt liderinin talimatı doğrultusunda amaca hizmet eden eylemler olup yardım suçu kapsamında kaldığını" kabul etmiş ise de;
Sanığın aşama savunmaları, örgüt üyesi olan babası sanık ... ile birlikte hissedarı olduğu şirketlerin faaliyetleri çerçevesindeki konumu, sanıktan elkonulan dijital materyaller içerisindeki FETÖ/PDY'nin Ege Bölge İmamı olduğu bilinen ...'ın yardımcısı konumunda olan ... ile örgütsel toplantılara katıldığına, yurtdışı seyahatlerinde ABD'de bulunan ve FETÖ terör örgütü ile iltisaklı olduğu bilinen ... adlı Dernekle irtibatının bulunduğuna ilişkin mesaj içerikleri, örgüte müzahir ve 15 Temmuz 2016'da gerçekleşen darbe girişiminden sonra haklarında kapatma kararı verilen ... Derneği gibi kuruluşlar aracılığıyla kurban ya da himmet parası adı altında periyodik olarak bağışlar yapmak suretiyle örgüte maddi destek sağladığına, sanığın babası ve diğer örgütün üst düzey üyelerinin katıldığı toplantılara iştirak ettiğine, babası ...'ta toplanan örgütsel paraların sanık ... ya da yanında çalıştırdığı kişilerce ... üzerinden ya da nakit olarak yurt dışındaki örgüte ait kuruluşlara gönderildiğine yönelik tanık anlatımları, hissedarı olduğu şirketler aracılığıyla örgütsel faaliyetler neticesinde gelir elde edildiğine ilişkin MASAK yetkilileri tarafından hazırlanan bilirkişi raporları birlikte değerlendirildiğinde, öncelikle sanığın örgüt üyesi olup olmadığına ilişkin şüphelerin ortadan kaldırılması amacıyla, gizli tanıkların ifadelerinde belirtilen hususlarda araştırılarak, gerekirse ilgili açık ve gizli tanıklar yeniden dinlenmek suretiyle sanığın örgütün mütevelli toplantılarına katılıp katılmadığı, katılmışsa zaman aralığı, kurban, himmet toplanması ile ticari faaliyet görünümü altındaki eylemlerle örgüt lehine toplanan paranın yurt dışındaki örgütün kuruluşlarına ulaştırılmasında aracılık yapıp yapmadığının tespiti ile, bu hususların doğrulanması halinde sübut bulan ve çeşitlilik, süreklilik, yoğunluk gösteren eylemlerinin silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturacağı, şayet tespitinin mümkün olmaması halinde sanığın eyleminin 6415 sayılı Yasanın 4. maddesinde düzenlenen ve yardımın özel hali olan terörizmin finansmanı suçunu oluşturup oluşturmayacağının karar yerinde tartışmasız bırakılması,
Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı ve sanık müdafiinin yukarıda ilgili bölümde ileri sürdüğü temyiz sebepleri ve sair hususlar yerinde görülmekle,
Hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
A. SANIKLAR YÖNÜNDEN;
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle;
1. Sanıklar ..., ... hakkında silahlı terör örgütü üyesi olmak, sanık ... hakkında ise silahlı terör örgütü üyesi olmak ve müsadere kararına yönelik kurulan hükümler yönünden;
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18 Ceza Dairesinin, 18.04.2019 tarihli, 2019/1 Esas ve 2019/602 Karar sayılı kararında Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, katılan ... Deri İnşaat A.Ş. vekili ve sanıklar müdafilerince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN AYRI AYRI ONANMASINA
2. Sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne yardım etme, sanıklar ..., ... ve ... hakkında verilen müsadere kararlarına yönelik kurulan hükümler yönünden;
Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısının, katılan Tasarruf Mevduat sigorta Fonu vekillerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18 Ceza Dairesinin, 18.04.2019 tarihli, 2019/1 Esas ve 2019/602 sayılı Kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, özellikle müsadereye ilişkin bozma kararı gözetilerek 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İzmir 13. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
19.07.2024 tarihinde karar verildi.
Diğer kararlar (4)
3. Ceza Dairesi, 2022/18087 E., 2023/2215 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Türk Ceza Kanuunda müsadere TCK’nın 20, 54, 55 ve 60 ıncı maddeleri ile 6415 sayılı Kanuun 4/5 inci maddesinde düzenlenmiştir.
3. Ceza Dairesi 2022/18087 E. , 2023/2215 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇLAR : Silahlı terör örgütüne üye olma, Örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme, Vergi Usul Kanununa muhalefet, Sermaye Piyasası Kanunu'na (6362 sayılı Kanun) muhalefet, Özel Belgede Sahtecilik
HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı
TEMYİZ EDENLER :Katılanlar vekilleri, Sanıklar müdafiileri ve sanık ...
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İade, Temyiz talebinin reddi, Temyiz istemlerinin esastan reddi ile onanması, Düzelterek Onama
İlk Derece Mahkemesince sanıklar ..., ... hakkında Özel Belgede Sahtecilik suçundan; sanıklar ... ve ... hakkında 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefet suçundan; sanık ... hakkında 29.09.2016 tarih ve 2016-A-1717/50 sayılı vergi suçu raporu ile sahte fatura kullanma suçundan verilen beraat kararları atılı suçun kanunda öngörülen üst sınırı ile istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen esastan ret kararı dikkate alındığında Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendi uyarınca temyizinin mümkün olmadığı;
Sanıklar ..., ..., ..., ... hakkında Vergi Usul Kanunu'na muhalefet suçlarından, sanık ... hakkında 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefet suçundan hükmolunan cezaların tür ve miktarları ile istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen esastan ret kararları dikkate alındığında, 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca hükümlerin temyizi kabil bulunmadığı;
Silahlı terör örgütüne üye olma ve silahlı terör örgütüne yardım etme suçlarından zarar görmeyen katılanların bu suçlar yönünden temyiz hak ve yetkisi bulunmadığı belirlenmiştir.
İlk Derece Mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, sanıklar Ebru Şedele, ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne yardım etme, sanık ... Hakkında 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefet suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir oldukları, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
Sanıklar müdafilerinin duruşmalı inceleme taleplerinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
A- ...Ağır Ceza Mahkemesinin 23.09.2021 tarihli ve 2017/44 E., 2020/5 K. sayılı kararında;
1) Sanık ... hakkında;
1) Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun (3713 sayılı Kanun) 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5327 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası, 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 11 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
2) Sermaye Piyasası Kanununa muhalefet suçundan, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 110 maddesinin 1. fıkrası yollamasıyla 5237 sayılı Kanun'un 155 nci maddesinin 2 nci fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 52 nci maddesinin bir ve dördüncü fıkraları, 53 üncü maddesinin bir, iki ve üçüncü fıkraları ve 63 üncü maddesi uyarınca 6 yıl 3 ay hapis ve 250.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
3) Özel belgede sahtecilik suçundan; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun'unun 223 üncü maddesinin 2-a fıkrası uyarınca beraat kararı verilmiştir.
4) Vergi Usul Kanununa muhalefet suçlarından;
a- 29.09.2016 tarih 2016-A-1717/50 sayılı Vergi Suçu Raporu ile ilgili 2013 yılı vergilendirme dönemine ilişkin sahte fatura düzenlemeye iştirak suçundan 5237 sayılı Kanun'un 37 inci maddesinin birinci fıkrası delaletiyle 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 359 ncu maddesinin b fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 43 ncü, 62 nci maddesinin 1. fıkrası, 53 üncü maddesinin bir, iki ve üçüncü fıkraları ve 63 üncü maddesi uyarınca 4 yıl 8 ay 7 ... hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
b- 29.09.2016 tarih 2016-A-1717/50 sayılı Vergi Suçu Raporu ile ilgili 2014 yılı vergilendirme dönemine ilişkin sahte fatura düzenlemeye iştirak suçundan; 5237 sayılı Kanun'un 37 maddesinin birinci fıkrası delaletiyle 213 sayılı Vergi Usul Kanunu' nun 359 uncu maddesinin b fıkrası, TCK'nun 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin bir, iki, ve üçüncü fıkraları ve 63 üncü maddesi uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
c- 29.09.2016 tarih 2016-A-1717/50 sayılı Vergi Suçu Raporu ile ilgili 2012, 2014 ve 2015 yılları vergilendirme dönemlerine ilişkin sahte fatura kullanmaya iştirak suçlarından; 5237 sayılı Kanun'un 37 maddesinin birinci fıkrası delaletiyle 213 sayılı Vergi Usul Kanunu' nun 359 uncu maddesinin b fıkrası, TCK'nun 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin bir, iki, ve üçüncü fıkraları ve 63 üncü maddesi uyarınca ayrı ayrı 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
d- 29.09.2016 tarih 2016-A-1717/50 sayılı Vergi Suçu Raporu ile ilgili 2013 yılı vergilendirme dönemine ilişkin sahte fatura kullanmaya iştirak suçundan; 5237 sayılı Kanun'un 37 inci maddesinin birinci fıkrası delaletiyle 213 sayılı Vergi Usul Kanunu' nun 359 ncu maddesinin b fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 43 ncü, 62 nci maddesinin 1. fıkrası, 53 üncü maddesinin bir, iki ve üçüncü fıkraları ve 63 üncü maddesi uyarınca 3 yıl 1 ay 15 ... hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
e- Sanığın 05.06.2017 tarih 2017-A-2623/49 sayılı Vergi Suçu Raporu ile ilgili 2012 yılı vergilendirme dönemine ilişkin sahte fatura düzenleme suçundan; 5237 sayılı Kanun'un 37 inci maddesinin birinci fıkrası delaletiyle 213 sayılı Vergi Usul Kanunu' nun 359 ncu maddesinin b fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 43 ncü, 62 nci maddesinin 1. fıkrası, 53 üncü maddesinin bir, iki ve üçüncü fıkraları ve 63 üncü maddesi uyarınca 3 yıl 1 ay 15 ... hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
f- 05.06.2017 tarih 2017-A-2623/43 sayılı Vergi Suçu Raporu ile ilgili 2011 yılı vergilendirme dönemine ilişkin sahte fatura düzenleme suçundan; 5237 sayılı Kanun'un 37 inci maddesinin birinci fıkrası delaletiyle 213 sayılı Vergi Usul Kanunu' nun 359 ncu maddesinin b fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 43 ncü, 62 nci maddesinin 1. fıkrası, 53 üncü maddesinin bir, iki ve üçüncü fıkraları ve 63 üncü maddesi uyarınca 3 yıl 51 ay 20 ... hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
g- 09.09.2016 tarih 2016-A-1707/33 sayılı Vergi Suçu Raporu ile ilgili 2013 yılı vergilendirme dönemine ilişkin sahte fatura kullanmak suçundan; 5237 sayılı Kanun'un 37 inci maddesinin birinci fıkrası delaletiyle 213 sayılı Vergi Usul Kanunu' nun 359 ncu maddesinin b fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 43 ncü, 62 nci maddesinin 1. fıkrası, 53 üncü maddesinin bir, iki ve üçüncü fıkraları ve 63 üncü maddesi uyarınca 4 yıl 9 ay 15 ... hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
h- 09.09.2016 tarih 2016-A-1707/33 sayılı Vergi Suçu Raporu ile ilgili 2014 yılı vergilendirme dönemine ilişkin sahte fatura kullanmak suçundan; 5237 sayılı Kanun'un 37 inci maddesinin birinci fıkrası delaletiyle 213 sayılı Vergi Usul Kanunu' nun 359 ncu maddesinin b fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 43 ncü, 62 nci maddesinin 1 inci fıkrası, 53 üncü maddesinin bir, iki ve üçüncü fıkraları ve 63 üncü maddesi uyarınca 4 yıl 9 ay 15 ... hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
ı- 05.06.2017 tarih 2017-A-2623/43 sayılı Vergi Suçu Raporu ile ilgili 2011 yılı vergilendirme dönemine ilişkin sahte fatura düzenleme suçu yönünden; TCK'nın 37/1 inci maddesi delaletiyle 213 sayılı Vergi Usul Kanunu' nun 359/b, TCK'nın 43, 62/1, 53/1-2-3, 63 üncü maddeleri uyarınca 3 yıl 5 ay 20 ... hapis cezası, hak yoksunluğu
2- Sanık ... hakkında;
a-Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5327 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası, 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
bSermaye Piyasası Kanununa muhalefet suçundan, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 110 maddesinin 1. fıkrası yollamasıyla 5237 sayılı Kanun'un 155 nci maddesinin 2 nci fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 52 nci maddesinin bir ve dördüncü fıkraları, 53 üncü maddesinin bir, iki ve üçüncü fıkraları ve 63 üncü maddesi uyarınca 4 yıl 2 ay hapis ve 104.100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
3- Sanık ... hakkında;
Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5327 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası, 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 9 yıl 4 ay 15 ... hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
4- Sanık ... hakkında,
a-Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5327 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası, 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 9 yıl 4 ay 15 ... hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
b-Özel Belgede Sahtecilik suçundan;5271 sayılı Kanunun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının a bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.
5- Sanık ... hakkında;
a-Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5327 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası, 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 9 yıl 4 ay 15 ... hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
b-6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefet suçundan; 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fırkasının a bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.
c-29.09.2016 tarih 2016-A-1717/50 sayılı Vergi Suçu Raporu ile ilgili 2013 yılı vergilendirme dönemine ilişkin sahte fatura düzenleme suçundan; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu' nun 359 ncu maddesinin b fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 43 ncü, 62 nci maddesinin 1 inci fıkrası, 53 üncü maddesinin bir, iki ve üçüncü fıkraları ve 63 üncü maddesi uyarınca 4 yıl 8 ay 7 ... hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
d-29.09.2016 tarih 2016-A-1717/50 sayılı Vergi Suçu Raporu ile ilgili 2014 yılı vergilendirme dönemine ilişkin sahte fatura düzenleme suçundan; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu' nun 359 ncu maddesinin b fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin 1. fıkrası, 53 üncü maddesinin bir, iki ve üçüncü fıkraları ve 63 üncü maddesi uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
e-29.09.2016 tarih 2016-A-1717/50 sayılı Vergi Suçu Raporu ile ilgili 2012, 2014 ve 2015 yılları vergilendirme dönemlerine ilişkin sahte fatura kullanma suçlarından; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu' nun 359 ncu maddesinin b fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin 1 inci fıkrası, 53 üncü maddesinin bir, iki ve üçüncü fıkraları ve 63 üncü maddesi uyarınca ayrı ayrı 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
f-Sanığın 29.09.2016 tarih 2016-A-1717/50 sayılı Vergi Suçu Raporu ile ilgili 2013 yılı vergilendirme dönemine ilişkin sahte fatura kullanma suçundan; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu' nun 359 ncu maddesinin b fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin 1. fıkrası, 53 üncü maddesinin bir, iki ve üçüncü fıkraları ve 63 üncü maddesi uyarınca ayrı ayrı 3 yıl 1 ay 15 ... hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
6-Sanık ... hakkında;
Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5327 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası, 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
7- Sanık ... hakkında;
a-6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefet suçundan; 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının a bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.
b-29.09.2016 tarih 2016-A-1717/50 sayılı Vergi Suçu Raporu ile ilgili 2013 yılı vergilendirme dönemine ilişkin sahte fatura düzenleme suçundan; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu' nun 359 ncu maddesinin b fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 43 ncü, 62 nci maddesinin 1. fıkrası, 53 üncü maddesinin bir, iki ve üçüncü fıkraları ve 63 üncü maddesi uyarınca 4 yıl 8 ay 7 ... hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
c-29.09.2016 tarih 2016-A-1717/50 sayılı Vergi Suçu Raporu ile ilgili 2014 yılı vergilendirme dönemine ilişkin sahte fatura düzenleme suçundan; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu' nun 359 ncu maddesinin b fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin 1. fıkrası, 53 üncü maddesinin bir, iki ve üçüncü fıkraları ve 63 üncü maddesi uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
d-29.09.2016 tarih 2016-A-1717/50 sayılı Vergi Suçu Raporu ile ilgili 2012, 2014 ve 2015 yılları vergilendirme dönemlerine ilişkin sahte fatura kullanma suçlarından; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu' nun 359 ncu maddesinin b fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin 1 inci fıkrası, 53 üncü maddesinin bir, iki ve üçüncü fıkraları ve 63 üncü maddesi uyarınca ayrı ayrı 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
e-29.09.2016 tarih 2016-A-1717/50 sayılı Vergi Suçu Raporu ile ilgili 2013 yılı vergilendirme dönemine ilişkin sahte fatura kullanma suçundan; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu' nun 359 ncu maddesinin b fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 43 ncü, 62 nci maddesinin 1. fıkrası, 53 üncü maddesinin bir, iki ve üçüncü fıkraları ve 63 üncü maddesi uyarınca 3 yıl 1 ay 15 ... hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
8-Sanıklar Sanık ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında;
Silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan 5237 sayılı Kanun'un 220 inci maddesinin yedinci fıkrası delaletiyle 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 220 inci maddesinin yedinci fıkrasının ikinci cümlesi, 3713 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 62 inci maddesinin birinci fırkası, 53 üncü maddesinin bir, iki ve üçüncü fıkraları ve 63 üncü maddesi uyarınca ayrı ayrı 1 yıl 13'er ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
9-Sanık ... hakkında;
a- Silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan 5237 sayılı Kanun'un 220 inci maddesinin yedinci fıkrası delaletiyle 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 220 inci maddesinin yedinci fıkrasının ikinci cümlesi, 3713 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 62 inci maddesinin birinci fırkası, 53 üncü maddesinin bir, iki ve üçüncü fıkraları ve 63 üncü maddesi uyarınca 1 yıl 13 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
b-29.09.2016 tarih 2016-A-1717/50 sayılı Vergi Suçu Raporu ile ilgili 2015 yılı vergilendirme dönemine ilişkin sahte fatura kullanma suçundan;5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının e bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.
c-29.09.2016 tarih 2016-A-1717/50 sayılı Vergi Suçu Raporu ile ilgili 2013 yılı vergilendirme dönemine ilişkin sahte fatura düzenleme suçundan; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 359 ncu maddesinin b fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 43 ncü, 62 nci maddesinin 1. fıkrası, 53 üncü maddesinin bir, iki ve üçüncü fıkraları ve 63 üncü maddesi uyarınca 4 yıl 8 ay 7 ... hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
d-29.09.2016 tarih 2016-A-1717/50 sayılı Vergi Suçu Raporu ile ilgili 2014 yılı vergilendirme dönemine ilişkin sahte fatura düzenleme suçundan; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu' nun 359 ncu maddesinin b fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin 1. fıkrası, 53 üncü maddesinin bir, iki ve üçüncü fıkraları ve 63 üncü maddesi uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
e-29/09/2016 tarih 2016-A-1717/50 sayılı Vergi Suçu Raporu ile ilgili 2014 yılları vergilendirme dönemlerine ilişkin sahte fatura kullanma suçundan; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu' nun 359 ncu maddesinin b fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin 1 inci fıkrası, 53 üncü maddesinin bir, iki ve üçüncü fıkraları ve 63 üncü maddesi uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
f-Sanığın 29.09/.2016 tarih 2016-A-1717/50 sayılı Vergi Suçu Raporu ile ilgili 2013 yılı vergilendirme dönemine ilişkin sahte fatura kullanma suçundan; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu' nun 359 ncu maddesinin b fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 43 ncü, 62 nci maddesinin 1. fıkrası, 53 üncü maddesinin bir, iki ve üçüncü fıkraları ve 63 üncü maddesi uyarınca 3 yıl 1 ay 15 ... hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
10- Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF)'na devredilen tüm şirketlerde sanıklar ..., ...,..., ... ve ...'nun payları oranındaki hisselerinin TCK'nın 54 üncü maddesi gereğince müsaderesine karar verilmiştir.
B. ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 27.04.2020 tarihli ve 2020/786 E., 2021/749 K. Sayılı kararında; İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanıklar müdafiileri ile katılanlar vekillerinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun'un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının a bendinin ikinci cümlesi ve 303 üncü maddesinin birinci fıkrasının h bendi uyarınca düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A.Katılan ... vekilinin temyiz istemleri;
1.Zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna, suç konusu eylemlerin tamamen birbirinden farklı olduğuna, suç işleme kararları arasında birlik olmadığı gibi aynı suçun tek fiille de işlenmediğine, mağdurların birbirinden farklı olduğuna ve sair hususlara ilişkindir.
B.Katılan Şirketler vekillerinin temyiz istemleri;
1.Sanık ... hakkında 5237 sayılı Kanunun 155 inci maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen cezanın üst sınırından verilmesi ve takdiri indirimin kaldırılması gerektiğine,
2.Sanıkların tüm şahsi mallarının müsaderesine karar verilmesi gerektiğine,
3.Sanıklara hükmolunan cezalardan 5237 sayılı Kanunun 62 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca takdiri indirim uygulanmaması gerektiğine,
4.Beraat eden sanıklar hakkında mahkumiyet kararı verilmesi gerektiğine ve sair hususlara ilişkindir.
C. Sanık ... müdafiilerinin temyiz istemleri;
1.Sanığın ve şirketlerin terör örgütüyle irtibatlarını ortaya koyan delil bulunmaması ve lehe delillerin dikkate alınmaması nedenlerine dayanarak silahlı terör örgütüne üye olma suçunun unsurlarının oluşmadığına,
2.Silahlı terör örgütü üyeliği ve terörizmin finansmanı suçlarının oluştuğunu ortaya koyan delil bulunmadığından müsaderenin dayanaksız olduğuna,
3.Bilirkişi görevlendirmelerinin usule uygun olmadığına,
4.Bir kısım tanık beyanlarının usule uygun alınmadığına,
5.Sanığın medya şirketleri yönünden sorumluluğu bulunmadığına,
6.Sermaye Piyasası Kanununa Muhalefet suçu yönünden özel yargılama usulüne aykırı davranıldığına,
7.Sermaye Piyasası Kanunu uyarınca örtülü kazanç aktarımı fiilinin işlenmediğine ve güveni kötüye kullanma suçunun oluşmadığına,
8.Asliye Hukuk Mahkemesi nezdindeki derdest dosyada sanığın gıda bankacılığı konusunda sorumluluğunun olmadığına dair bilirkişi raporuna göre sanığın suçlu olmadığına,
9.Vergi Usul Kanununa mualefet suçunun sübut bulmadığına,
10.Soruşturmanın başlangıcı safhasında bilirkişi ... tarafından düzenlenen rapor ile Masak tarafından düzenlenen 04.05.2016 tarihli raporların tespitlerinin çeliştiğine,
11....Madencilik A.Ş.'nin satın alınmasının örgütle bağlantısının bulunmadığına,
12.Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkumiyete esas alınan eylemlerinin gerçeği yansıtmadığına ve suçun unsurlarının oluşmadığına,
13.Sermaye Piyasası Kanununa muhalefet suçu yönünden özel yargılama usulüne aykırı davranıldığına, görevli mahkemenin Asliye Ceza Mahkemesi olduğuna, güveni kötüye kullanma suçunun unsurlarının oluşmadığına,
14.Sermaye Piyasası Kanununa Muhalefet suçunun uzlaşmaya tabii olduğuna,
15.Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıklarının Çözüm Merkezinin kararının uygulanmadığına,
16.5237 sayılı Kanunun 58. Maddesinin uygulanması bakımından ek savunma hakkı tanınmadığına,
17.Basın Kanunu 11 ve 26 ncı maddelerine aykırı hüküm kurulduğuna ve sair hususlara ilişkindir.
D. Sanık ... müdafiinin temyiz istemleri;
1.Bölge Adliye Mahkemesinin kararının gerekçe içermediğine,
2.Sermaye Piyasası Kanununa muhalefet suçunda görevli mahkemenin Asliye Ceza Mahkemesi olduğuna,
3.Soruşturmanın başlangıcı safhasında bilirkişi ... tarafından düzenlenen rapor ile Masak tarafından düzenlenen 04.05.2016 tarihli raporların tespitlerinin çeliştiğine,
4.İlk derece mahkemesince 30.03.2016 tarih 2015-19-3, 04.05.2016 tarih 2015-19-4, 2015-19-5, 2015-19-6 sayılı Masak raporlarını hazırlayanlar hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü soruşturma ve kovuşturmalarından dolayı esasta dikkate alınmamasının fahiş bir hata olduğuna,
5.Holding ve iştiraklerinin örgütle herhangi bir bağı olduğuna ilişkin delil bulunmadığına, grup şirketlerinin büyümesine dair mahkeme gerekçesinin hatalı olduğuna,
6.Tanık beyanlarının duyuma dayalı ve çelişkili olduğuna, tanık ... dışında sanık ...'i tanıyan hiç bir tanığın bulunmadığına, tanıkların lehe anlatımlarına gerekçede yer verilmediğine,
7.... Davetiyenin 2003 yılında halka arzıyla ilgili öncesinde düzenlenen raporlar ve beraate ilişkin kesinleşmiş yargı kararları bulunmasına rağmen bu konunun hükme esas alınmasının hukuka aykırı olduğuna, şirketlerin büyümesinde kullanılan paranın himmet parası olduğu kabulünün dayanaksız ve hatalı olduğuna,
8.Gruba ait yayın kuruluşlarının bağımsız yayın organları olduğuna,
9.Sanığın hesabına yatan paraların himmet parası olmadığı gibi kaynağının belli paralar olduğunu ortaya koyan raporlar bulunduğuna,
10.Bankasya hesabına para yatırmasının talimat ile olmadığını,
11.Sermaye Piyasası Kanununa muhalefet suçunun oluşmadığına,
12.Sanığın örgütsel ilişkisi bulunmadığına ve sair hususlara ilişkindir.
E. Sanık ... müdafiinin temyiz istemleri;
1.Sanığın örgütle ilişkisi olmadığına,
2.Örgüt üyesi olduğunu gösteren delil tespit edilemediğine,
3. ... Holding'e bağlı kuruluşlarda yönetici olmasının hükme esas alınamayacağına, yönetim kurulu üyeliği yaptığı süreçte gerçekleşen işlemlerin mevzuata uygun olduğunu,
4.04.05.2016 tarihli Masak raporunda lehe tespitler bulunduğuna,
5 ....Vakfına üyeliğin örgüt üyeliğinin delili olmadığına,
6. Yayın kuruluşlarının yayın politikaları ile ilgili sanığın bir dahlinin ve talimatının olmadığını, Basın Kanununa göre herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığına,
7. Bölge Adliye Mahkemesinin kararının gerekçesiz olduğuna ve sair hususlara ilişkindir.
F. Sanık ... müdafiinin temyiz istemleri;
1.Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan her türlü şüpheden uzak somut delil bulunmadığı halde cezalandırılmasına karar verilmesine,
2.Sanığın yayın politikası ile ilgili müdahale etme ve talimat verme yetkisinin bulunmadığına, yönetim kurulu üyeliğine (B) grubu yetkilisi olarak seçilmekle, sadece RTÜK, Meslek Birlikleri, Kültür Bakanlığı gibi organlar ve mahkemeler nezdinde şirkete uygulanacak her türlü cezai müeyyide karşısında şirketi temsile yetkili olduğuna,
3. 2009 yılı öncesindeki faaliyetleri nedeniyle FETÖ/PDY terör örgütü üyesi kabul edilemeyeceğine,
4.Bank ... hesabının 1999 yılından itibaren olduğuna ve hesabın rutin bankacılık hareketleri içerdiğine,
5. ... delilinin hukuka aykırı olduğuna, sanığın ... kullanıcısı olduğunu gösteren tespit ve değerlendirme tutanağının bulunmadığına, ID tespiti yapılamadığına,
6.Alt sınırdan uzaklaşılarak cezaya hükmolunması için yeterli gerekçe gösterilmediğine ve sair hususlara ilişkindir.
G. Sanık ... müdafinin temyiz istemleri;
1.Bölge Adliye Mahkemesinin kararının gerekçesiz olduğuna,
2. ...'ün sanığın Genel Müdürlüğünü yaptığı otelde kalmasının örgüt üyeliğinin delili olarak kabul edilemeyeceğine, konaklamanın 30.06.2013-08.08.2013 tarihleri arasında gerçekleşip 17-25 Aralık operasyonlarından önceki bir tarihte olduğuna, talimatın sanık tarafından verildiğine ilişkin bir delil bulunmadığına,
3.Sanığı ... User ID tespitinin yapılamadığına, yalnızca cgnat kayıtlarına dayanılamayacağına,
4. ... Üniversitesi mütevelli heyetinde görev almasının örgüt üyeliğine delil olamayacağına,
5.Silahlı terör örgütüne üye olma suçunun işlendiğine dair somut hiç bir delil bulunmadığına ve sair hususlara ilişkindir.
H. Sanık ... ve müdafiinin temyiz istemleri;
1.Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesiz olduğuna,
2.Sanığın şirketlerde payının bulunmamasının ve icracı bir yetkisinin bulunmamasının dikkate alınmadığına, ...Tv'de B grubu imza yetkisinin olduğuna, haberlere ilişkin talimat vermesinin mümkün olmadığına, Basın Kanunu bağlamında bir sorumluluğunun bulunmadığına, Sermaye Piyasası Kanununa muhalefet suçundan beraat etme gerekçesinin... Akademideki konumunun icracı olmadığına dayanırken medya kuruluşlarındaki konumunun delil olarak kabul edilmesinin hatalı olduğuna,
3. ... TV (...TV A.Ş.)'den kayyım tayin edilmesinden 3 yıl önce 22.11.2012 tarihinde ayrıldığının dikkate alınmadığına, ... TV yönetim kurulu üyeliğinden ise kayyım atanmadan yaklaşık 6 ay önce 05.05.2015 tarihinde istifa ettiğine,
4.Silahlı terör örgütüne üye olma suçunun unsurlarının oluşmadığına,
5.TMSF'ye devredilen hiçbir şirkette hisse payı bulunmamasının dikkate alınmadığına,
6.Vergi Usul Kanununa muhalefet suçu örgüt üyeliğine dayanak gösterildiğinden dosyanın topyekün bozulması gerektiğine ve sair hususlara ilişkindir.
I. Sanık ... müdafiinin temyiz istemleri;
1.Sanığın ..Tedarik A.Ş.'de Genel Müdür olduğuna ilişkin kabulün hatalı olduğuna, dosyaya sunulan belgelerden bu hususun tespit edilebileceğine, hiçbir zaman Genel Müdür olarak çalışmadığına ve imza yetkisinin bulunmadığına,
2.Vergi muafiyetleriyle üniversitenin çıkar sağlaması için araştırma yaptığının kabul edilmesi karşısında dosya eki ve mail incelendiğinde rahatlıkla konunun transfer fiyatlandırması (ilişkili şirketlerin kendi aralarındaki mal veya hizmet transferlerinde bu ürün veya hizmetler için belirledikleri fiyatlandırma) ile ilgili olduğunun belirlenebileceğine, söz konusu mailin herhangi bir kanuna aykırı talimat içermediğine,
3. Örgüte müzahir derneğe maddi bağış yaptığı suçlamasının gerçeği yansıtmadığına,
4.Fuatavni twitter hesabını takip etmesinin delil olmayacağına,
5.Himmetdede tesisinin yapım işi ile alakalı örtülü kazanç aktarımına herhangi bir dahlinin bulunmadığına,
6.Sanığa isnad edilen eylemlerin tümünün 17-25 Aralık 2013 tarihinden önceki eylemler olduğunu bu nedenle 5237 sayılı Kanunun 30. Maddesi uyarınca hata hükümlerinin uygulanması gerektiğine,
7.Örgütle hiç bir bağının bulunmadığına ve sair hususlara ilişkindir.
İ. Sanık ... müdafiinin temyiz istemleri;
2.Sanığın hayatının hiç bir döneminde FETÖ terör örgütü ile irtibatı ve iltisakının olmadığına,
3.Bankasya hesabının rutin bankacılık faaliyeti kapsamında kredi kullanmak için açıldığına,
4.Şirket defterlerinin noter tasdiksiz olduğu iddiasının ortadan kalktığına,
5.Hükme esas alınan bir kısım deliller yönünden duruşmada sanığın savunmasının alınmadığına,
6.Vakfın kuruluş aşamasında görev aldıktan sonra 06.07.2009 tarihinde istifa ettiğinin dikkate alınmadığına, 2011 yılındaki genel kurulda bilgisi olmaksızın ve görevi bulunmaksızın denetim kurulu raporuna denetim kurulu üyesi olarak yazıldığına ilgili genel kurul kararında imzasının bulunmadığının gözardı edildiğine,
7.2014 yılının Temmuz ayında ... Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyeliğine gelen sanığın Kasım 2015'de görevinden istifa ettiği gözetilerek gayrimenkul satışlarının sanığın istifasından sonra gerçekleştiğinin dikkate alınması gerektiğine,
8.Akın...'e ait olduğu iddia edilen ... dökümünde sanığın isminin açıkça zikredilerek cemaatle ilgisi olmadığının açıkça zikredilmesinin örgütle bağlantısının olmadığına ispat olduğuna,
9.Örgüte yardım suçunu oluşturacak somut bir eylem gösterilmediğine, suçun unsurlarının oluşmadığına,
10.Süpheden sanık yararlanır ilkesi gereği sanığın beraatine karar verilmesi lüzumuna ve sair hususlara ilişkindir.
J. Sanık ... müdafiinin temyiz istemleri;
1.Kararların gerekçesiz olduğuna,
2.Şirketlerde temsilci sıfatıyla yönetim kurulu üyeliği görevinde bulunduğu, holding ve holdinge bağlı hiç bir şirkette ortaklığının bulunmadığına, ... Altın İşletmeleri Genel Müdürlüğü görevine kayyım atandıktan sonra da devam ettiğine, Genel Müdür olarak tek başına harcama ve ödeme yetkisinin olmadığına, harcama yetkilerinin Holding’in yönetim kurulu başkanı ve yardımcısında olduğuna
3.Sanık hakkında delil bulunmadığına, SPK, Vergi Denetim Kurulu, Masak raporlarında sanığın isminin geçmediğine,
4.Sanığın terör örgütüne yardımının bulunmadığına, suçun unsurlarının oluşmadığına ve sair hususlara ilişkindir.
K. Sanık ... müdafiilerinin temyiz istemleri;
1.Bölge Adliye Mahkemesinin kararının gerekçesiz olduğuna,
2.Örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçunun unsurlarının oluşmadığına, hayatının hiçbir döneminde FETÖ terör örgütüne karşı hiçbir sempatisi, ilgisi dahi bulunmayan, örgütle hiçbir bağlantısı olmayan sanığın FETÖ terör örgütüne yardım etmekle suçlanması ve hakkında hüküm kurulması açıkça hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğuna,
3.Vergi Usul Kanununa muhalefet suçunun unsurlarının oluşmadığına,
4.Bank ... hesabının rutin hesap olduğuna, TMSF'ye devir kararından sonra kullanılmaya devam edildiğine,
5.Şüpheden sanık yararlanır ilkesi gözetilerek beraat kararı verilmesi gerektiğine ve sair hususlara ilişkindir.
L. Sanık ... müdafiinin temyiz istemleri;
1.Bölge Adliye Mahkemesinin kararının gerekçesiz olduğuna,
2.Sanığın geçimini temin için ücretli çalışan karar ve yönetim yetkisi olmayan kişi olduğuna, Genel Müdürlük gibi bir pozisyonda çalışmadığına, suç konusu bir eylem ve işleminin bulunmadığına ve sair hususlara ilişkindir.
M. Sanık ... müdafiinin temyiz istemleri;
1.Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesiz olduğuna,
2.Anayasal hakkı olan çalışma özgürlüğü kapsamında şirketlerde görev yaptığına, yöneticilik pozisyonunda bulunmadığına, terör örgütü ile ilişkilendirilebilecek bir faaliyetinin olmadığına,
3.Kimden geldiği belli olmayan bir mailin delil olamayacağına,
4.2014 yılında Holding Bünyesindeki şirketlerin üniversiteye ve vakfa bağış yapmalarının kanuni bir işlem olduğuna,
5. ... Televizyon ve Radyo Prodüksiyon A.Ş.'nin yönetim kurulu üyeliği yapmasının 2006 yılında gerçekleştiğine,
6. ... İpek Eğitim Sağlık Hizmet Yardım Vakfı’nın mütevelli heyetinde yer aldığı kabulünün gerçeği yansıtmadığına, İpek Üniversitesi mütevelli heyet üyeliğinden 19.11.2015 yılında kendi isteğiyle ayrıldığına,
7. İş hukuku kuralları çerçevesinde hizmet akdiyle çalışan, işverenin talimatlarına ve verdiği görevleri yerine getirmekten başka hiçbir maddi eylemi olmayan, terör örgütüyle hiçbir gönül bağı olmayan sanığın terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmek suçundan cezalandırılmasının hukuka aykırı olduğuna,
8.KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen rapor hariç, Yerel mahkemenin kararının gerekçesinde dayanak yaptığı SPK tarafından yapılan suç duyurularına konu denetleme raporlarında, Vergi Denetim Kurulu Başkanlığınca düzenlenen vergi suçu raporlarında, Cumhuriyet Başsavcılığınca görevlendirilen bilirkişiler tarafından düzenlenen raporlarda ve Vakıflar Genel Müdürlüğünde görevli Müfettişler tarafından hazırlanan raporların hiç birinde sanığın adının geçmediğine,
9.Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçunun unsurlarının oluşmadığına ve sair hususlara ilişkindir.
N. Sanık ... müdafiinin temyiz istemleri;
1.Kararların gerekçesiz olduğuna,
2.Örgütle hiç bir bağlantısının olmadığına,
3.Şirketlerde hiç bir zaman aktif rolünün olmadığına,
4.Örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçunun unsurlarının oluşmadığına,
5.Şüpheden sanık yararlanır ilkesi dikkate alınarak kararın bozulması gerektiğine,
6.Adli kontrol tedbirinin kaldırılması gerektiğine
7.Müsadere gerekçesinin hukuka aykırı olduğuna ve müsadere kararının kaldırılması gerektiğine ve sair hususlara ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A.SORUŞTURMANIN BAŞLAMASI:
Hamdi Akın..., ..., ..., Pelin Zenginer, Nevin... ve Ebru...'in kurucu ortağı oldukları ... - İpek Holding bünyesinde faaliyet gösteren bir kısım şirketlerdeki mali usulsuzlükler ile ilgili olarak Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı tarafından düzenlenmiş olan 04.08.2014 ... 2014/AR (71 ) -1 sayılı raporun 05.09.2014 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi ile soruşturmaya başlanılmıştır.
Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından düzenlenen 03.03.2015 tarihli değerlendirme raporunda ...-İpek Holding bünyesinde faaliyet gösteren şirketlerin fikir ve eylem birliği içerisinde ... Terör Örgütüne finansman sağlamak, söz konusu terör örgütünün mali kaynaklarını gizlemek ve yurt dışına aktarmak, sahip oldukları yazılı ve görsel medya organları vasıtasıyla örgüt propagandası yapmak amacıyla bir kısmı paravan ve şemsiye şirketler kurarak gerçeğe aykırı işlemler yapıldığı hususunda kuvvetli suç şüphelerinin bulunduğu belirtilmiştir.
Her iki raporda belirtilen suç iddialarının açıklığa kavuşturulması amacı ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi doğrultusunda ve Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliğinin 2015/3353 sayılı değişik iş kararı gereğince 01.09.2015 tarihinde ... -İpek Holding A.Ş. bünyesindeki şirketler ile şüpheli Hamdi Akın...' in ikametgahında arama yapılmıştır.
... - İpek Holding A.Ş. bünyesindeki şirketlerde yapılan aramalarda ele geçirelen tüm defterler, belgeler , faturalar ve mali içerikli dökümanlar ile dijital kayıtlar üzerinde inceleme yapmak üzere alanında uzman üç bilirkişi Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından rapor hazırlamak üzere görevlendirilmiştir.
Bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 16.10.2015 tarihli bilirkişi raporunda özetle; muvazaalı ve peçelemeli işlemlerin bulunduğu, hukuka aykırı işlemlerin şirketin yönetim kademesinin bilgisi dahilinde ve ortaklık yapıları aynı olan şirketler arasında gerçekleştirildiği, şirketlerin bağlantılı vakıflara yardım ve bağış adı altında ödemeler yapıldığı, sivil toplum kuruluşları bünyesinde toplanan paraların denetimi yeterince sağlanamadığından yardım ve bağışların ne şekilde kullanıldığının belirlenemediği, dijital kayıtlarda üst düzey yöneticiler tarafından yapılan yazışmalarda bağışların sahte faturalarla sistemden çıkışı ve vergiden indirim hususunda talimatlar verildiği, bir takım ödemelerin önce ...... Eğitim Sağlık Vakfına akabinde oradan... Üniversitesine yapılmasının şüpheli işlem niteliğinde olduğu, şirketlerin sürekli olarak alımları kendi ilişkili kuruluşlarından yaptıkları, bu şekilde büyük meblağların kendi muhasebe sistemleri içinde bir döngüye tabii tutulduğu, harici kurumlardan yapılan alımlarla ilgili sahtecilik ve para aklama eylemlerinin tespit edildiği, olmayan bir üretim için fiktif maliyet şişirmesi ve dolayısıyla üretim rakamlarında oynamaya kadar varan bir silsile meydana getirildiği, şirketler ve şahıslar arasında uluslararası bir para aklama yöntemi olan şirinler köyü (smurf village) yönteminin kullanıldığı, tüm şirketlerin ayrı bir tüzel kişiliği olmasına rağmen tümünün ortaklık yapısının aynı kişi ve kurumların bir araya gelmesinden oluştuğu, bir çok şirketin 2000 yılından sonra kurulduğu, ... Altın İşletmeleri A.Ş.’nin İngiltere’de kurmuş olduğu ... Ltd adlı şirketin gerçekte ne yaptığı, kurulduğu günden bugüne kadar ne gibi madencilik faaliyetlerinde bulunduğuna dair net ve açık bilgilere rastlanılamadığı, ... Altın İşletmeleri A.Ş.'nin 16 Mart 2015 tarihinde KAP’a yaptığı açıklamada Kanada’da bulunan Medgold Resource Corp. ile ortak iş yapma anlaşması imzaladıklarını bildirdiği ancak 21 Temmuz 2015 tarihinde KAP’a yaptığı açıklamada karşılıklı olarak anlaşmayı fesh ettiklerinin bildirilmesine rağmen bu iş için yurtdışına aktarılan parasal değerin akıbetine ilişkin bir tespit yapılamadığı, elde edilen belge ve dijital kayıtlardan bahsedilen paranın şirkete geri döndüğünün tespit edilemediği, iç yazışmalarda ... Altın İşletmeleri A.Ş'ye ait muhasebe kayıtlarında muhasebe hilelerinin yapıldığı, gayriresmi harcamaların belli dönemler itibariyle yasal defterlere yansımayacak şekilde ikincil defterlerde kayıt altına alınarak yasal olmayan bir muhasebe sistemi oluşturulduğu, dijital kayıtlarda FETÖ/PDY ile ilgili verilerin tespit edildiği, altın üretimi konusunda gerçek üretim ve bildirilen üretim arasında şüpheli rakamların olduğu, yoğun bir smurf village parasal hareketliliğinin olduğu, mali iz takibini ortadan kaldıracak şekilde iç içe geçmiş kurumsal belge hareketliliğinin bulunduğu, yapılan bağış ve yardımların toplumsal ve ticari hayatın olağan akışına, ticari teknik ve icaplara uygun olmadığı, peçeleme ve muvazaa marifetiyle örtülü kazanç sağlandığı, örgüt aleyhinde olabilecek kişilerle ilgili dökümanlar hazırlandığı bildirilmiştir.
Ankara Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yapılan incelemeler neticesinde düzenlenen 19.10.2014 tarihli raporda özetle; ...... Holding bünyesinde bulunan şahısların sosyal medyada örgütü yücelten paylaşımlarda bulundukları, bağış, zekat, fitre, kurban adı altında para topladıkları parayı dernek ve vakıflar üzerinden akladıkları, Hamdi Akın...'in kendi el yazısıyla yazdığı değerlendirilen “Himmetin gururundansa, Himmetin ızdırabı makbuldür-1 ferdi etmek için 1000 hükmet silinmez-Hoca değil abla olmak lazım- Yad-ı cemil olarak anılmak çok önemli-Hizmetler zaten oluyor-Herkes gönlü kadar hizmet eder-Beraber iş yapmaktan çok beraber maneviyat daha önemli-Oraya insanların dışında insanlar kadar melekler geliyordur-lmamı taklidi olanların imanını tahkikiye çevirir-Gazete abone her hizmet önemli her kapıya gidin ki gelmişlerdi desinler-Şad-i Eren mesnevi üzerinde notlar Said döneminde fidanlık- Allahım gürül gürül akan bu hizmetin önüne bir kumolacaksam al beni bu hizmetten-Allahım bu şahsı bir veda olsam Allahım beni bu hizmetten ayırma-Ben size yaptığımız işin büyüklüğünü anlatamam HE-Her hafta arkadaşlarımızın kurulu saat gibi hizmete kurmalıyız-Kabenin yanında ashabı-ı suffa fethullah HE ye dua ettim” şeklinde yazının ele geçirildiği, FETÖ/PDY terör örgütü lideri ...’ den almış olduğu talimatlar doğrultusunda hareket eden Hamdi Akın...’in ise kurmuş olduğu paravan şirketler aracılığı ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne finansal kaynak sağladığı, yazılı görsel ve medya organları vasıtasıyla FETÖ/PDY terör örgütünün propagandasını yaptığı tespitleri yapılmıştır.
Alınan raporlardaki tespitlere dayanarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ...... Holding bünyesindeki şirketlere 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunun 133/1. Maddesi uyarınca kayyım atanması için Sulh Ceza Hakimliğinden talepte bulunulmuştur.
Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliği 26.10.2015 tarihinde ...... Holding bünyesindeki şirketlere yönetim kurulu yetkilerine sahip olacak şekilde 5271 sayılı Kanunun 133/1. Maddesi uyarınca kayyım ataması yapmıştır.
674 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 19/1. Maddesi uyarınca ...... Holding bünyesinde bulunan ve kayyım yönetiminde olan şirketler Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliğinin 06.09.2016 tarih ve 2016/4628 D.İş sayılı kararı ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna(TMSF) devredilmiştir.
B. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KABULÜ
1.FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ:
a.Genel Olarak
FETÖ/PDY silahlı terör örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı haline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; "Altın Nesil" adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür.
İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan FETÖ/PDY silahlı terör örgütü “gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek, gerçeği inkâr etmek” üzerine kuruludur. Örgüt, kamu kurum ve kuruluşlarına yerleştirdiği personelin aile yaşamlarına dahi müdahale ederek şahısların kiminle evleneceğine de karar vermektedir.
Örgüt, kamu kurumlarında sayısı beş kişiyi geçmeyen bir örgüt abisine bağlı hücreler şeklinde yapılanmıştır. Hücreler birbirinden haberdar değildir. Bu şekilde bir hücre açığa çıksa bile diğer hücrelerin faaliyetlerine devam ederek deşifre olmaları engellenmektedir. İçlerinde katı bir askeri disiplin hakimdir.
Örgütün bütünlüğü üzerinde tek hakim ve önder ... olup, örgüt içerisinde kainat imamı olarak görülmektedir. Diğer yöneticiler onun verdiği yetkiyle onun adına görev yaparlar.
Kainat imamı inancı ve yedi katlı piramidal yapılanmaya sahip FETÖ/PDY silahlı terör örgütünde, örgüt içi hiyerarşide itaat ve teslimiyet katı bir kuraldır. Teslimiyet hem örgüte hem de liderin emrine ona atfen verilen göreve adanmışlıktır.
Örgütün hiyerarşik yapılanması tabaka-kat sistemine dayanır. Katlar arasında geçişler mümkün ise de, dördüncü kattan sonrasındaki geçişleri önder belirlemektedir.Örgütün deşifre olmaması ve Devletin örgüt yapısını çözmekte zorlanması için örgüt hücre tipinde yatay yapılanmaya özen göstermiştir. Hücreler genellikle en fazla beş kişiden oluşan ve bir abla veya abiye bağlı birimlerdir. Hücredeki kişi sayısı bazı kurumlarda üç, TSK gibi bazı kurumlarda ise birebirdir. Her hücreden sorumlu bir imam vardır.
FETÖ/PDY'nin asli unsuru müntesipler, ışık evi, yurtlar, okullar, dershaneler olan hizmet birimlerinde yetiştirilmektedir. Bu kurumların temel amacı bu örgüte müntesip yetiştirmektir. İlk ve öncelikli kuruluş gayesi eğitim değil, insan kaynağı sağlamaktır. Örgüte ait özel okul ve yurt gibi yerler toplantı ve himmet toplama amaçlı da kullanılmaktadır. Örgüt, elemanlarını genel olarak genç yaştaki öğrencilerden seçmekte ise de, kamu personelini de sonradan örgüte kazandırabilmektedir. Bütün terör örgütleri gibi FETÖ/PDY de eleman bulma, buldukları elemanları örgüt amacına göre eğitme, örgütsel olarak onlara nasıl davranılması gerektiğini öğretip uygulatma üzerine kuruludur. Örgütsel bağlılığın temini bakımından; kod adı kullanma, gizlilik ve tedbir uygulanması, kişiler hakkında istihbarat toplayıp özel bilgi edinmek, sorunsuz işleyen bir emir ve rapor zincirinin varlığı, devletten ve aileden önde gelen örgüt aidiyeti, devlet hiyerarşisinde daha üstte olsa bile örgüt hiyerarşisi asıl olduğundan daha ast birinden emir alınması, hizmet kardeşliği ve örgüt içi dayanışma nedeniyle illegal olsa dahi talimatın sorgulanmaması, psikolojik tehdidin etkisiyle özgür iradenin kaybedilmesi hususları önem taşımaktadır.
Örgütten ayrılmak kural olarak mümkün değildir. Örgütsel disipline uymayan kişiler örgütten kovulma yerine pasifize edilmektedir. Bu düşüncede olan kişiler önce korkutulur, manevi baskının yanında maddi yaptırımlar da uygulanır. Tüm yaptırımlara rağmen ayrılmakta ısrar eden, itaatsizlikte devam eden kişinin örgütle ilişkisi kesilir. Örgüt bu kişiyi hain ilan ettiğinden her türlü cezalandırma metodu uygulanır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihai hedefi bulunan FETÖ/PDY, söz konusu ele geçirme süreci tamamlandıktan sonra devlet, toplum ve fertlere dair ne varsa ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn ederek oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç haline gelmek amacıyla hareket etmektedir.
FETÖ/PDY, küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzerine kurulan bir maşa olarak; Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkıp ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt, kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri ... tarafından belirlenen ideoloji doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek için hareket etmiştir. Gerçekleştirilen eylemlerde kullanılan yöntem, bir kısım örgüt mensuplarının silah kullanma yetkisini haiz resmi kurumlarda görevli olması, örgüt mensuplarının bu silahlar üzerinde tasarrufta bulunma imkanlarının var olması ve örgüt hiyerarşisi doğrultusunda emir verilmesi halinde silah kullanmaktan çekinmeyeceklerinin anlaşılması karşısında; tasarrufunda bulunan araç, gereç ve ağır harp silahları bakımından 5237 sayılı TCK'nun 314. maddesi kapsamında bir silahlı terör örgütütür.
b.Örgütün Sivil Toplum Kuruluşları Yapılanması
i-Vakıflar: Örgütün kuruluş aşamasında ilk kurduğu vakıf Akyazılı Eğitim Vakfıdır. Bu vakıf bizzat örgüt liderinin talimatı ile örgütün çekirdek kadrosu tarafından kurulmuştur. Örgütün bir çok üst düzey yöneticisi bu vakfa bağlı yurtta yetişmiştir. Örgüt kurucularından İlhan İşbilen bir dönem bu vakfın yöneticiliğini yapmıştır. İzmirde örgütün kuruluş yıllarında kurulan bir diğer vakıfta Türkiye Öğretmenler Vakfıdır. Örgüte ait ilk dergi olan Sızıntı dergisi bu vakfa bağlı olarak çıkarılmıştır. Örgüt yönünden en önemli vakıflardan birisi de Türkiye Gazeteciler ve Yazarlar Vakfıdır. Örgütün dışa açılımı bu vakıf aracılığıyla yapılmıştır. Örgütün resmi sözcüsü konumundaki vakıf örgüt lideri Fetullah Gülen’in resmi kayıtlarda yer aldığı tek kuruluş olup örgüt lideri vakfın onursal başkanı olarak takdim edilmektedir. Örgütün Dinlerarası Diyalog faaliyetleri ve Abant Toplantıları bu vakıf tarafından organize edilmektedir.
FETÖ/PDY kuruluş aşamasından itibaren vakıf kurmaya başlamış ilk olarak öğrenci yurtları açabilmek amacıyla vakıf kurulmuştur. Örgüt tarafından başlangıçta elaman temin etme ve finans sağlama amacıyla kurulan vakıflar örgütün büyümesi ile orantılı olarak değişik örgüt amçlarını gerçekleştirmek amacıyla da kurulmaya devam edilmiştir. Örgüt tarafından kurulan vakıfların başına "Türk ve Türkiye" ifadelerini getirilerek resmi bir devlet kurumu algısı oluşturularak toplum yanıltılmaktadır. Örgüt tarafından kurulan vakıfların isimlerinde genellikle sağlık, kültür ve eğitim kelimelerinin bulunduğu tespit edilmiştir Örgüte bağlı bazı vakıflar aracılığıyla örgüte ait üniversiteler kurulmuştur.
Örgütün 96 vakıf ile faaliyet yürüttüğü anlaşılmıştır. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası örgüte ait vakıflar kapatılmıştır. Bu vakıflardan kamuoyu tarafından en çok bilinenler; Uludağ Kültür ve Eğitim, İpek Kültür ve Eğitim, Turgut Özal Düşünce ve Hamle, Sistem Eğitim ve Kültür, Başarı, Tanrıverdi, Gevher Sultan, Sipahi Eğitim Sağlık ve Spor Vakfı, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Akyazılı Eğitim Vakfı, Anadolu Eğitim Vakfı, Türkiye Öğretmenler Vakfı, Türkiye Tabipler Vakfı, GÖHAS Vakfı Serhat Eğitim Vakfı, Merve Vakfı, Memurlar vakfı, Burç Eğitim Vakfı, Çukurova Eğitim ve Kültür Vakfı, Güvenilir Gıdalar Vakfı ... vb.
ii.Dernekler: FETÖ/PDY Türkiye'de sivil toplum tarafından kurulan derneklere paralel şekilde sanat, spor, kültür, eğitim, yardım gibi her alanda dernekler kurmuş olup örgüt toplam 902 derneğin sahibidir. Uluslararası Türkçe Öğretim Derneği (Türkçeder), Kimse Yok Mu, Tuskon ve bağlı dernekleri bilinen en meşhurlarıdır.
Türkiye İş Adamları ve Sanayiciler Konfederasyonu (TUSKON) 2005 yılında kurulmuştur. TUSKON kendisine bağlı 7 federasyon ve bunlara bağlı 211 üye dernekle faaliyet göstermektedir. 2014 yılı itibariyle bu derneklere üye iş adamı ve girişimci sayısı 55 bin civarındadır. Genç İşadamları dernekleri Tuskon’a bağlıdır.
Uluslararası Türkçe Öğretim Derneği (TÜRKÇEDER); FETÖ/PDY tarafından büyük bir imaj vesilesi olan Türkçe Olimpiyatları bu dernek tarafından organize edilmektedir. Ayrıca yurtdışı eğitim kurumlarının kuruluşu, personel ve diğer ihtiyaçlarının karşılanması gibi işlerde bu dernek tarafından icra edilmektedir
Kimse Yok Mu Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği; Örgüt tarafından özellikle muhtaç kişi ve ailelere yardım toplama, yurtdışındaki yoksullara yardım gibi konularda faaliyet gösteren diğer derneklere paralel şekilde kurulmuştur. İnsanların manevi duygularına hitap edilerek para ve yardım toplandığı ve dernek tarafından yapılan yardımların örgüt medyasındaki yayınlarla her kesime duyurulduğu derneğin dolayısıyla örgütün reklamının yapıldığı, bu sayede birçok zengin iş adamından örgüt menfaatine de para toplandığı anlaşılmıştır. Derneğin koordinesinde yurtiçi-yurtdışı kurban bağışları, zekat ve yardım toplama faaliyetleri organize edilmiştir. Örgüte bağlı holdingler ve şirketler tarafından toplanan kayıtsız himmet paralarının sisteme sokulmasında kamuya yararlı dernek olması nedeniyle bu derneğe bağış uygulaması yöntemi uygulanmıştır.
c.Örgütün Medya Yapılanması:
FETÖ/PDY medya yapılanması Türkiye imamına bağlı olarak medya imamı ve ona bağlı olarak yazılı medyadan sorumlu imam ve görsel medyadan sorumlu imam altında örgütlenmiştir. Yazılı medyadan sorumlu imama örgüte ait tüm gazeteler, dergiler ve yazılı basın yayın kuruşları bağlıdır. Görsel medyadan sorumlu imama televizyon kanalları, radyolar ve internet siteleri ile ilgili kuruluşlar bağlıdır. Örgütün her il yapılanmasında il imamına bağlı Zaman gazetesi temsilciliği bulunmaktadır. Bazı il yapılanmalarında Zaman gazetesi yanında Cihan Haber Ajansı temsilciliği de bulunmaktadır. Örgütün teşkilat yapılanmasına göre medya imamları Türkiye imamına bağlı olarak görülse de tıpkı Mahrem Hizmetler İmamları gibi örgüt lideri ile doğrudan görüşerek bilgi verme, talimat alma ayrıcalığına sahip üst düzey örgüt yöneticileri olarak kabul edilmektedir. Örgüt lideri Fetullah Gülen’in örgütün genişleme süreci ile birlikte medyaya olan yoğun ilgi ve sevgisi ve medyanın örgüt için önemi nedeniyle yazılı ve görsel medya kuruluşlarının yayın politikaları ve faaliyetleri, gazete manşetlerinden dizi senaryolarına kadar birçok konu ile bizzat ilgilendiğinden medya imamları ile çok sıkı bağları mevcuttur.
FETÖ/PDY'na bağlı gazeteler, televizyon kanalları, dergiler, radyolar vasıtasıyla örgüt propagandası yapılarak örgüt lehine kamuoyu algısı oluşturulduğu gibi örgüte karşı yürütülen her türlü soruşturma veya diğer kesimden gelen eleştirilere karşılık verilmektedir. Örgüte bağlı bütün basın yayın organlarında örgüt liderinden “Muhterem Fetullah Gülen Hoca Efendi” diye bahsedilmektedir. Örgüt liderinin kutsal bir kişilik olduğu, abartılarak anlatılmaktadır. Örgüte ait televizyon kanallarında örgüt liderinin sohbet programları yayınlanmaktadır. Örgüt lideri tarafından bu sohbetlerde dini bir konu anlatılıyormuş gibi yapılıp gerçekte siyasi, ekonomik ve örgüt ile ilgili konular işlenmektedir. Örgütle ilgili soruşturmalarda tutuklanan veya dava açılanlara cesaret verici, örgütün arkalarında olduğunun anlatıldığı konuşmalar yapılmaktadır. Örgüt tarafından özellikle 2006-2014 yıllarında yapılan tüm operasyonlarda örgütün medya yapılanması, yargı ve emniyet yapılanması ile birlikte müşterek hareket ederek örgüte karşı güçlerin tasfiyesinde önemli rol oynamıştır. Örgütün medya yapılanması tamamen örgüt stratejisi ve politikaları doğrultusunda hareket etmektedir. Örgütün amaçları doğrultusunda kamuoyu yönlendirilmekte ve algı oluşturulmaktadır. FETÖ/PDY’nin emniyet yapılanması vasıtasıyla usulsüz dinlemeler yapılarak elde edilen ses kayıtları yine devletin gizli toplantıları, telefon görüşmeleri dinlenilerek kayıt altına alınması ve bir kısım devlete ait gizli belgelerin ele geçirilmesinden sonra devleti ve hükumeti itibarsızlaştırmak, kamu görevlileri ve bürokratları yıpratmak adına ses kayıtları ve bilgiler örgüt tarafından bir kısım internet siteleri ile sosyal paylaşım sitelerinde yayınlanmış, daha sonrada bunların haber olarak örgüte ait basın yayın organlarında yayınlanarak örgütün hedef aldığı kişilerin kamuoyunda itibarının zedelenmesine ve suçlu olarak görülmesine yol açacak algı oluşturulmuş, ardından örgütün yargı yapılanması vasıtasıyla bu kişiler hakkında soruşturmalar yapılmıştır. Bu şekilde örgüt elindeki basın yayın organları vasıtasıyla örgüte karşı çıkan kişi veya kurumları korkutup sindirmek için asılsız haberler veya maksatlı yayınlar yaparak kamuoyu algısı oluşturulmuştur. Ayrıca örgüte yönelik soruşturmalar örgüte ait basın yayın organları vasıtasıyla itibarsızlaştırılmaya, soruşturmaları yapan kamu görevlileri ve hakimlerin isimleri yazılı, görsel ve sosyal medya hesapları üzerinden yayınlanarak yargılamanın etkilenmeye çalışıldığı, tehdit mesajları ve gerçek dışı iftiralar ile itibarsızlaştırılma girişimlerinde bulunulduğu görülmüştür. FETÖ/PDY sahibi olduğu basın yayın araçlarını kullanarak örgüt propagandası yapmaktadır. Örgütün faaliyetleri abartılarak reklamının yapıldığı, örgütün yasal zeminde hareket ettiği, örgüt üyelerinin hiçbir suç işlemediği, yapılan operasyonlarda örgütün herhangi bir kabahatinin bulunmadığı, devletin örgüte yönelik soruşturma ve davalarda örgüt üyelerine haksızlık yapıldığı hususları örgüt medyasında sıklıkla tekrarlanarak örgüt lehine algı oluşturulmaya çalışılmıştır. Ayrıca, örgüt soruşturma ve davalarda ya da devletin aldığı kararlara karşı dayanışmaya çağrılmakta, örgüte yönelik yapılan soruşturmalara karşı protesto eylemleri yapılması, devletin yaptığı işlemlere karşı kitlesel olarak karşı çıkılması ve direnilmesi bu kapsamda toplantı ve gösteriler yapılması, sivil toplum kesimlerinden muhalif partiler ve medya kuruluşlarından destek sağlanması doğrultusunda örgüt propagandasına ilişkin yayınlar yapılmıştır. Kamuoyu algısını yönetmek için çok iyi kurgulanmış iyi ve kötünün karıştırıldığı yayınlar defalarca tekrarlanıp örgüt yöneticilerinin emirleri genel talimat olarak basın yayın üzerinden alt birimlere ulaştırılmaktadır. Özellikle örgüte ait televizyon kanalları ve basın yayın organları örgüt tarafından yönetim kadrosu ile örgüt hücreleri arasında doğrudan iletişim aracı olarak kullanılmaktadır. Örgüt, kitlesini bir arada tutmak ve amacına hizmet ettirmek için medya kuruluşlarını etkin bir şekilde kullanmaktadır.
FETÖ/PDY’nin kuruluş aşamasında ilk olarak kurduğu medya organı 1979 yılında örgüte ait Öğretmenler Vakfı aracılığıyla çıkarmış olduğu “Sızıntı” dergisidir. Örgütün daha sonra medya alanındaki en büyük atılımı “Zaman” gazetesinin alımı ile olmuştur. Zaman gazetesi, FETÖ/PDY için bir gazeteden çok daha fazla işlevler görmüştür. Medyaya hayati derecede önem veren örgütün adeta resmi yayın organı olan Zaman Gazetesi için her büyük bölgede bir 'Zaman Gazetesi Sorumlusu' bulunmaktadır. Bu kişinin görevi, mütevelli esnaflar üzerinden gazeteye abone bulmak ve abonelerin takibini yapmaktır. Her mütevellinin belirli bir 'gazete aboneliği' hedefi vardır. Tiraj önemli olduğu için gazetelerin okunup okunmadığının önemi yoktur. Hatta bir kişinin gazeteye abone olması için 'okuryazar' olmasına dahi gerek yoktur. Abonelikler 'yıllık' yapılır. Çoğunlukla kredi kartıyla yapılan bu abonelikleri 'iptal etmek' de mümkün değildir. Öğrenci evlerinde ev imamları, evde kalan her öğrenciyi abone yapmakla mükelleftirler. Bu uygulama, dershanelerdeki öğrenciler ve bunların velilerine kadar yaygınlaştırılabilmektedir. Hatta bir dönem, zorunlu abonelik 'Sızıntı Dergisi' için de söz konusu olmuştur.
Türkiye’nin birçok il ve ilçesinde açılan Zaman gazetesi temsilcilikleri örgütün idare merkezleri olarak da kullanılmıştır. Örgütün sivil yapılanmasında önemli bir yer tutan Zaman gazetesi ve temsilciliği, bir çok örgüt yöneticisinin yasal kılıf ile örgüt faaliyetlerini rahatlıkla yapmasına imkan sağlamıştır. Örgüt FETÖ/PDY’nin medya alanında çıkarmış olduğu dergi ve gazetelerin örgüte sağladığı katkıları görmesi üzerine, bu alanda hızlı bir şekilde büyümeye ve yayılmaya başlamış, örgüte bağlı olarak birçok dergi ve gazete çıkarmıştır. Örgüt, devlet tarafından özel televizyon kurulmasına izin verilmesinden sonra televizyon yayıncılığına da el atmış, ilk önce Samanyolu TV kurulmuş, daha sonra arkasından birçok TV kanalı açılmıştır. Örgüt, çağın gelişimine uygun olarak internet medyasına da el atmış, örgüte bağlı bir çok internet sitesi kurulmuştur. Örgüt tarafından gazete, dergi, matbaa, TV kanalı, radyo gibi kuruluşlar genellikle örgüt mensupları tarafından oluşturulan şirketler vasıtasıyla kurulmuştur. Bu şekilde, söz konusu medya kuruluşları özel hukuk tüzel kişisi olarak görülmekte, bu şirketlerin sahipleri ise esasında örgüt mensuplarından oluşmaktadır. Söz konusu medya kuruluşları örgüt tarafından toplanan himmet paraları ve yardımları ile kurulmuştur. Söz konusu paralar örgüt tarafından belirlenen örgüt mensuplarına aktarılmış, onlar tarafından önce bu alanda faaliyet yürütecek şirketler oluşturulmuş, daha sonra da bu şirketlere bağlı olarak medya kuruluşları kurulmuştur. Bu şekilde, örgütsel bağ gizlenmeye çalışılsa da söz konusu medya kuruluşlarının tamamının örgüt lideri Fetullah Gülen’in emir ve talimatları doğrultusunda faaliyet yürüttüğü, söz konusu medya kuruluşlarının yayın politikalarının örgüt lideri tarafından belirlendiği, gazetede atılacak manşetlerden TV’de yayınlanacak dizi senaryosuna kadar yayınla ilgili bir çok hususa örgüt lideri tarafından karar verilmektedir. Örgüt liderinden habersiz veya onun onayı olmadan örgüte ait medya kuruluşlarında herhangi bir yayın yapılması mümkün değildir. FETÖ/PDY’ye bağlı basın yayın ve medya kuruluşları yapılanması, medyanın faaliyet yürüttüğü alanlara göre oluşturulmuş olup görsel medya, yazılı medya ve dijital medya yapılanması şeklinde oluşturulmuştur. FETÖ/PDY’nin ulusal çapta yayın yapan medya kuruluşları olduğu gibi yerel bazda yayın yapan medya kuruluşları da söz konusudur. Örgütün çeşitli şehirlerde yerel bazda yayın yapan TV kanalları, radyo kanalları ile yerel bazda yayınlanan gazete ve dergiler çıkardığı, yerel bazda basın yayın eğitim şirketleri oluşturduğu anlaşılmıştır. Bu kapsamda Eskişehir, Aydın, Bursa, İzmir, Van, Çorum, Amasya, Samsun, Kırklareli, Giresun, Kütahya, Sivas gibi şehirlerde yerel bazda yayın yapan radyo, TV kanalları dergiler gazeteler bulunduğu anlaşılmıştır. Örgütün ayrıca, basın yayın sektöründe kitap, dergi basımı ile ilgili bir çok yerel bazda da matbaa ve basım işletmeleri kurduğu anlaşılmıştır.
FETÖ/PDY sahibi olduğu, basın yayın araçları, televizyon kanalları, gazeteler ve dergileri ile kamuoyunu örgüt amaçları doğrultusunda yönlendirmekte, algı operasyonları yapmaktadır. Örgütün özellikle 2006 yıllarında başlayan ve kamuoyunu uzun süre meşgul eden davalar ve soruşturmalar sırasında örgüt medyası vasıtasıyla örgüt tarafından yapılan operasyonlara ilişkin önemli faaliyetlerde bulunmuştur. 2006 – 2014 yılları arasında örgütün emniyet ve yargı yapılanması mensupları vasıtasıyla yürütülen soruşturmalar ve davalar sırasında örgüt medyası örgüt amaçları doğrultusunda sürekli yayınlar yaparak kamuoyu algısı oluşturmuştur. Örgütün medya aracılığıyla giriştiği algı operasyonları ise üç ayakta gerçekleşmektedir. Birinci aşamada, hukuka aykırı yollarla edinilmiş ses kayıtları kamuoyunda tanınan yazarlar tarafından 'iddia' şeklinde ana hatlarıyla duyurulmakta; ikinci aşamada, bu iddialar basın yayın kuruluşları aracılığı ile haberleştirilerek, ülke genelinde 'tartışılır' hale getirilmekte; üçüncü aşamada ise konuya ilişkin bilinçaltı algısı oluşturulmuş kitlelere yönelik olarak sosyal medya ve basın yayın organları üzerinden algı operasyonları yapılmaktadır. Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, Askeri Casusluk soruşturmaları ve 1725 Aralık Darbe girişimi sürecinde bu yöntem profesyonelce uygulanmıştır. Yine "MİT Tırları" örneğinde de örgüt; devletin gizli bilgilerini, gizli toplantılarını gizli telefon görüşmelerini ele geçirip montajlayarak; Twitter, Facebook, Youtube gibi sosyal paylaşım sitelerinde dolaşıma sokmuş, bu yolla teröre destek veren ülke imajı yaratıp, uluslararası arenada ülkemizin itibarını zedeleme ve zor duruma düşürme gayreti sergilemiştir.
Bu dönemde yapılan soruşturmalar örgütün emniyet yapılanması tarafından yapılan usulsüz dinlemeler ve fiziki takipler sonucu elde edilip medya yapılanmasına verilen usulsüz görüntülerin, örgüt elemanları tarafından kurulan internet sitelerinde yayınlanması ve sosyal medyada paylaşılmasıyla ilgili kişilere yönelik iddiaların gündeme getirildiği, daha sonra örgütün görsel ve yazılı medyasında bu iddialar doğruymuş gibi algı oluşturacak şekilde haber ve yorumlar yayınlanarak toplumun yapılacak soruşturmalara hazırlandığı, akabinde örgütün emniyet ve yargı mensupları tarafından yapılan soruşturmalarda elde edilen bilgilerle soruşturmaların gizli olmasına rağmen örgüt medyasında yayınlanarak yapılan soruşturmaların doğru ve haklı olduğu algısının oluşturulmaya çalışıldığı, diğer bir yöntem olarak da asılsız ihbar ve bilgilerin örgüt medyası tarafından haberleştirilerek soruşturmalara zemin hazırlandığı görülmüştür.
Örgüt, medya kuruluşlarını kullanmak suretiyle örgüte karşı olan kişi ve kurumları itibarsızlaştırmak için karalama kampanyaları başlatmıştır. Örgüt aleyhine olacak herhangi bir kararın alınması veya politik uygulamanın yapılması halinde örgütün hemen savunmaya geçtiği, medya organları vasıtasıyla alınan kararların yapılan uygulamaların yanlışlığı konusunda algı operasyonlarına başladığı görülmüştür. Hükumetin dershanelerin kapatılmasına yönelik kararı örgütün aleyhine sonuç doğurduğundan buna şiddetle karşı çıkılmış, örgüt medyası sürekli dershanelerin gerekliliği, alınan kararın yanlışlığı hususlarını yoğun bir propaganda faaliyeti ile yürütmüş; hükumetin aleyhine yayınlarına sürekli devam etmiştir. Bundan bir netice alınamaması üzerine, bu kez örgütün emniyet ve yargı yapılanması ile medya yapılanmasının işbirliğinde 17-25 Aralık soruşturmaları gündeme getirilmiştir. Örgüt elindeki basın yayın araçlarını kullanarak hukuka aykırı olarak elde edilmiş ses kayıtlarını önce internet siteleri üzerinden sonra da TV kanalları ve gazeteler üzerinden yayınlayarak bir kamuoyu algısı oluşturmaya çalışmıştır. Soruşturmayı yürüten örgütün emniyet ve yargı yapılanması desteklenmiş ve savunulmuştur. Örgüte ait TV kanallarında bu soruşturmaların desteklenmesi için örgüt mensubu birçok yazarın katıldığı açık oturumlar ve haber programları düzenlenmiştir. Örgüt 17-25 Aralıkta amacına ulaşamayınca bu kez takip eden dönemde örgütün emniyet ve yargı mensupları tarafından sızdırılan bilgileri sürekli yayınlamaya ve işlemeye devam etmiş hükumeti ve başbakanı hedef alan, kamu görevlilerini hedef alan birçok yayın yapmıştır. Bu kapsamda, Dışişleri Bakanlığındaki 13.03.2014 tarihindeki çok gizli bir toplantının örgütün emniyet yapılanmasındaki mensupları tarafından dinlenip kaydedildiği, daha sonra bunların örgütün medya yapılanması tarafından yayınlandığı; MİT tırlarının durdurulması olayı gibi benzer mahiyette bir çok olayda hükumeti ve devleti yıpratmaya yönelik maksatlı yayınlar yapılmıştır.
Örgüt lideri Fetullah Gülen'in herkul.org internet sitesinde yayınlanan 05.10.2015 tarihli konuşmasında "...ilk basıldığı zaman on beş bin mi basmıştı, 20 bin mi basmıştı? Zaman gazetesi zamanla bir milyonu aştı. Tahribat ve kırılmalarda bir yönüyle mesele ona da belki aksetti, ama ben öyle inanıyorum ki, bu işe sahip çıkan kardeşlerime bunlar her şeyi bırakırlar, abone yapma döneminde mevsiminde bu iş için küheylan gibi koşarlar. Bugüne kadar bir yapıyorlarsa, bundan sonra on yaparlar, Allah’ın izni inayetiyle. Bir iki fasıl onu aşağıya indirmeye mukabil, olduğunun bir iki fasıl üstüne çıkarırlar. Onu (Zaman gazetesini kastediyor) ve Bugün Gazetesi’ni diğerlerinin aleyhinde olma demek değildir, falandan kopun bize gelin demek değildir, esasen dünya kadar doğruyu, hakkı, hakikati, adaleti, evrensel insanî değerleri öğrenmeye iştiyak duyan ihtiyacı olan insan vardır, kahvede, lokalde pastanelerde bunları bularak, her bir arkadaşımız bunları bularak, bunu bir manevî cihat sayarak, günümüzün manevi cihadı budur! Doğru düşüncenin, doğru yorumun, birleştirici düşüncenin, birleştirici felsefenin toplumun her kesimine yayılması için, bunun mutlaka katlanarak devam etmesi lazım..." “.... Bir kere ısırıldı, iki kere ısırıldı, üç kere ısırılmasın, dört kere ısırılmasın artık. Mevsimi gelmişken bunu gazetenin abone mevsimi mi eyi o zaman siz duydunuz bunu duyurursunuz zannediyorum. Evet, biri on yapma, bir milyon olduğu zaman da birileri böyle sevincinden uçacak hale gelmişlerdi, öyle mi diye filan, hakkaten heyecandan böyle nerdeyse bayılacak hale gelmişlerdi Allah’ın izni inayetiyle. Sıkın dişinizi; bir buçuk milyon yapın onu; gelecek sene de iki milyon yapın Allah’ın izni inayetiyle." şeklinde beyanlarda bulunmuştur.
d.Örgütün Mali Yapılanması:
FETÖ/PDY’nin mali yapılanması Türkiye mütevellisine bağlı olarak yapılandırılmıştır. Örgütün Türkiye’deki coğrafi yapılanmasına esas alınarak örgüt sorumlusu Türkiye imamı, bölge imamı, il imamı, ilçe imamı şeklinde yapılanmaya bağlı olarak Türkiye mütevellisinin altında bölge mütevelli heyeti, onun altında il mütevelli heyeti, onun altında ilçe mütevelli heyeti, onun da altında sohbet grupları olmak üzere hiyerarşik bir şekilde yapılanma oluşturulmuştur.
Örgüt bu hedefe ulaşmak için gerekli olan finans kaynaklarını ise büyük oranda himmet gelirinden sağlamıştır. Örgütün devletin mali yapısına sızması ve kadrolaşmasında temel amacı; İhracatta kolaylık ve öncelik sağlama, Kamu destek ve teşviklerini grup şirketlerine yönlendirme, Mali denetim faaliyetlerinden haberdar olma ve denetimleri yönlendirme, Kamu ihalelerini örgütle bağlantılı şirketlere verme, bilişim altyapısı ve kurum arşivini örgütle bağlantılı şirketlerin menfaatine kullanmaktır.
Örgütün mali yapısı zaman içerisinde örgütlenmesine paralel olarak Türkiye başta olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinden gelir ve gider kalemleri olmak üzere son derece geniş bir ağ haline gelmiştir. Örgüt bu alanda zaman içerisinde profesyonelleşmiş bünyesinde bankası, holdingleri, basın yayın kuruluşları, eğitim kurumları, ticari işletmeleri, hastaneleri, STK'ları, çok sayıda kurum ve kuruluşu olup milyar dolarlar ile ifade edilen gelir gider rakamlarına ulaşan büyük bir organizasyon haline gelmiştir.
Örgütün himmet yolu ile elde ettiği gelirler genellikle mütevelli heyetleri vasıtasıyla toplanmaktadır. Örgütün sohbet gruplarında yer alan kişilerden sohbet toplantılarında düzenli olarak verilen görevleri yerine getiren, örgütün verdiği talimatları sorgulamaksızın itaat edip yerine getiren ve maddi gücü yerinde olan kişiler arasından örgüt tarafından mütevelli heyeti üyeleri seçilmektedir. Sohbet gruplarında zekat, burs, kurban ve himmet adı altında paralar toplanırken, mütevelli heyeti üyesi kişiler ayrıca bir ışık evinin maddi ihtiyaçlarını karşılamakla da sorumlu tutulmaktadır. Mütevelliler topladıkları parayı sohbet hocasının yanında getirdiği muhasebecilere vermektedir. Her il imamlığında bir muhasebeci bulunmakta, örgütün mali kayıtları il genelinde bu muhasebecide toplanmaktadır. Mütevellide yer alanlar arasından her 3 mütevelli heyetinden bir mali heyet teşkil edilecek şekilde isimler seçilmektedir. Mali heyetler yurt dışında bulunan örgüte ait yurt ve okulların yapımı için ihtiyaç duyulan paranın hangi mütevelli heyetinden ne kadar toplanacağına karar vermektedir. Mali heyet toplantıları dünyanın her yerinde salı günleri sabah namazından sonra gerçekleştirilmekle bu toplantılara mütevelli heyet, sohbet hocaları da katılmaktadır. İlçe imamlarının sorumluluğu altındaki mütevelli heyetlerinin üstünde il imamlarının sorumluluğundaki mütevelli heyeti yer almaktadır. İl genelinde ne kadar para toplanacağına ise ilin bağlı olduğu bölge toplantısında karar verilmektedir. Burada alınan karar mütevelli heyeti toplantısı adı altında yılda bir kez yapılarak örgüt mensuplarına aktarılmaktadır. Kişilerden alınan himmet vaadi, nakit, çek, senet karşılığı olarak tahsil edilmektedir. Çek ve senetlerin ödenmemesi halinde icra yoluna başvurulmaktadır.
İl imamının koordinesinde yılda en az bir kez mütevelli heyetinin katılımıyla kamplar düzenlenmektedir. Kamplar esnasında dini duygular istismar edilerek himmet, zekat, kurban ve öğrenci bursu adı altında toplanan paraların arttırılması sağlanmakta, toplanan paralar karşılığının cennet ile mükafatlandırılmak olacağı vurgulanmaktadır. Mütevelli heyet mensupları iş adamlarının kurduğu sivil toplum kuruluşlarına üye yapılmakta, kimin hangi kuruluşa üye olacağı sohbet abisi tarafından belirlenmektedir. Örgüt sivil toplum kuruluşu veya meslek kuruluşlarından başkan ve üye seçimlerinde böylelikle söz sahibi olmayı ve hükumete sivil kuruluşlar yoluyla baskı yapmayı hedeflemektedir.
Örgütün bağış ve himmet gelirleri de ikiye ayrılmaktadır. Şahıslardan alınan bağış ve himmet gelirleri, bu da esnaf ve alt gelir gruplarından toplanan himmet ve örgüt üyesi memurların maaşlarından alınan himmet olarak ikiye ayrılmaktadır. İş adamlarından alınan himmet ve bağış gelirleri de TUSKON üyesi olan şirketlerden alınan bağış ve himmetler, TUSKON üyesi olmayan şirket ve iş adamlarından alınan bağış ve himmetler şeklinde ikiye ayrılmaktadır. Örgütün mali kaynakları arasında kamu kaynaklarından elde ettiği gelirler de önemli bir yer tutmaktadır.
Örgütün gelir kaynakları şunlardır;
- Kamu kaynaklarından elde edilen gelirler (Borsa Spekülasyonları, Devlet ihaleleri, Teşvik ve Hibeler),
- İşadamlarından sağlanan gelirler (Şantaj, Tehdit),
-Gönüllülük esaslı sağlanan gelirler (Himmet, Kurban),
-Örgüte ait şirket, holding, banka, vakıf ve dernek faaliyetlerinden elde edilen gelirler,
- Eğitim faaliyetleri gelirleri (Dershaneler, Özel Okullar, Öğrenci Yurtları, Yardımcı Sınav Kitapları),
- Örgüte ait basın ve yayın organlarına verilen reklam ve aboneliklerden elde edilen gelirler,
- STK'lardan sağlanan gelirler,
i.Kamu Kaynaklarından Elde Edilen Gelirler;
- Kamu ihalelerinin örgütle bağlantılı firmalara verilmesi,
-Örgütle ilişkili firmaların rakipleri hakkında adli ve idari işlemler yaparak piyasanın örgüt firmalarına teslim edilmesi,
- Kurumların gizli kalması gereken finansal ve yatırım planlamaları bilgilerinin ilişkili firmalara sızdırılması,
- Kamu arazi tahsislerinin örgütle ilişkili vakıf, dernek veya eğitim kurumlarına bedelsiz devredilmesi,
- Belediyelerce yapılan imar değişikliklerinin, örgütle ilişkili vakıf, dernek veya şirketler lehine yapılması,
- Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı'nda görevli mensupları vasıtasıyla iş adamlarının yurt dışı iş bağlantılarını sağlama karşılığında örgüt adına kendilerinden para alınması,
- Kamu hibe, destekleme ve teşviklerinin takibi ve proje kabullerinde örgüte bağlı firmalarının kayrılması,
ii.İş adamlarından Sağlanan Gelirler;
-İş adamlarından, adli ve idari süreçlerdeki işlemlerini iş adamları lehine sonuçlandırma karşılığı alınan paralar,
- İş adamlarının özel hayatları ile ilgili çeşitli zaafiyetlerini "ses ve görüntü" kaydına aldırarak tehdit ve şantaj yoluyla alınan paralar,
- İş adamlarından, iş bağlantılarını sağlama karşılığı alınan paralar.
iii.Sivil Toplum kuruluşlarından Sağlanan Gelirler;
-TUSKON ve bağlı Federasyon, Dernek, Şirket ile Vakıflardan toplanan aidatlar,
- Yazılı ve görsel medya sektöründen sağlanan gelirler,
- Kimse Yok Mu Derneği, benzeri bağlı STK'lar aracılığı ile yardım adı altında vatandaşlardan toplanan paralar,
- Ticaret Odası yönetimlerinin ele geçirilerek, kamu hizmet alımlarındaki rayiç bedel belirlemelerinde örgütle ilişkili vakıf, dernek ve firmalar lehine hareket edilmesi yoluyla sağlanan menfaatler.
iv.Gönüllülük Esaslı Sağlanan Gelirler;
- Kurban Bayramı öncesi iş adamlarından firmalardan ve esnaftan, adlarına kurban kesileceğini belirterek 'Kurban' adı altında toplanan paralar,
- İ1 ve ilçelerde iş adamlarının katıldığı mütevelli heyetleri oluşturarak zekât ve burs adı altında toplanan paralar,
- Memur maaş ve ödüllendirmelerinden %5 - % 20 arasında değişen miktarlardaki 'HİMMET' adı altında yapılan kesintilerden toplanan paralar,
- Devlet kurumlarına yerleştirilen örgüt mensuplarının ilk maaşlarını örgüte vermeleri ile elde edilen paralar.
v.Eğitim Faaliyetleri Gelirleri;
-Yaklaşık 160 ülkede bulunan örgütle ilişkili eğitim kurumlarında okuyan öğrencilerden alınan okul ücretleri, kitap kırtasiye kıyafet ücretleri,
-Yurt içinde faaliyet gösteren örgütle ilişkili eğitim kurumlarında okuyan öğrencilerden alınan okul ücretleri paralar, kitap kırtasiye kıyafet ücretleri,
- Eğitim kurumlarında okutulan öğrencilerden ücret alındığı halde, fakir öğrencilerin okutulacağından bahisle 'BURS' adı altında toplanan paralar.
2. İPEK AİLESİNE AİT ŞİRKETLER, ÜNİVERSİTE VE VAKIF HAKKINDAKİ TESPİT VE DEĞERLENDİRMELER
Ortaklık yapıları birbiriyle bağlı olan 20 sermaye şirketi, ... - İpek Eğitim Sağlık Hizmet Yardım Vakfı ve bu vakıf tarafından kurulan... Üniversitesi... Ailesi mensuplarının kontrolü altındadır. ... Grubu içerisinde yer alan şirketlerin ortaklık yapıları incelendiğinde holding yapılanmasına uygun olarak, hakim şirketin bağlı şirketlere iştirak etmesi yoluyla bir hakimiyet yapısının oluşturulduğu ve bu yapı içerisinde yer alan şirketlerin altın madenciliğinden, enerji, gıda, medya, bilişim, sigorta, tedarik, turizm, seyahat sektörlerine kadar pek çok farklı alanda faaliyet gösterdiği anlaşılmıştır.
... Grubu bünyesinde 2015 yıl sonu itibariyle faaliyet gösteren toplam 20 şirket bulunmaktadır. Şirketlerin ortakları ve yönetim kurulu şu şekildedir;
-...... Holding Anonim Şirketi'nin;
2010-2016 yılları arasındaki ortaklık yapısı;
Hamdi Akın... (%20),
... (%20),
... (%20),
Pelin Zenginer (%20),
Nevin... (%10),
Ebru... (%10) şeklindedir.
Şirketin 2010 yılından kayyım atandığı tarihe kadar yönetim kurulu üyeleri ise; Hamdi Akın..., ... ve Pelin Zenginerdir.
-İpek Doğal Enerji Kaynakları Araştırma ve Üretim Anonim Şirketi'nin;
2010-2016 yılları arasındaki ortaklık yapısı;
...... Holding A.Ş. (%61,49),
... (%0,19),
Hamdi Akın... (%0,19),
... (%0,19),
Pelin Zenginer (%0,19)
Halka arz (%37,75) şeklindedir.
Şirketin 2010 yılından kayyım atandığı tarihe kadar yönetim kurulu üyeleri ise; Hamdi Akın..., ..., ..., ... (...... Holding A.Ş. Adına üye), İsmet Kasapoğlu ve Yusuf Köycedir.
-... Anadolu Metal Anonim Şirketi'nin
2010-2016 yılları arasındaki ortaklık yapısı;
...... Holding A.Ş. (%2,65),
... (%0,03),
Hamdi Akın... (%0,03),
... (%0,03),
Pelin Zenginer (%0,03),
İpek Doğal Enerji A.Ş. (%52,25)
Halka arz (%45) şeklindedir.
Şirketin 2010 yılından kayyım atandığı tarihe kadar yönetim kurulu üyeleri ise; Hamdi Akın..., ..., ..., ... (...... Holding A.Ş. Adına üye), İsmet Kasapoğlu ve Yusuf Köycedir.
-ATP İnşaat ve Ticaret Anonim Şirketi'nin
2010-2016 yılları arasındaki ortaklık yapısı;
... Anadolu Metal Maden İşletmeleri A.Ş. (%99,04),
...... Holding A.Ş. (%0,92),
... (%0,01),
Hamdi Akın... (%0,01),
... (%0,01),
Pelin Zenginer (%0,01) şeklindedir.
Şirketin 2010 yılından kayyım atandığı tarihe kadar yönetim kurulu üyeleri ise; Hamdi Akın..., ... ve Melek İpekdir.
-ATP Havacılık ve Ticaret Anonim Şirketi'nin;
2010-2016 yılları arasındaki ortaklık yapısı;
ATP İnşaat ve Ticaret A.Ş. (%99,00),
...... Holding A.Ş. (%0,96),
... (%0,01),
Hamdi Akın... (%0,01),
... (%0,01),
Pelin Zenginer (%0,01) şeklindedir.
Şirketin 2010 yılından kayyım atandığı tarihe kadar yönetim kurulu üyeleri ise; Hamdi Akın..., ... ve Pelin Zenginerdir.
-ATP ... Turizm Seyehat ve Ticaret Anonim Şirketi'nin
2010-2016 yılları arasındaki ortaklık yapısı;
ATP İnşaat Ticaret A.Ş. (%99,99),
Hamdi Akın... (4.015 adet),
... (4.015 adet),
... (4.015 adet)
Pelin Zenginer(4.015 adet) şeklindedir.
Şirketin 2010 yılından kayyım atandığı tarihe kadar yönetim kurulu üyeleri ise; Hamdi Akın..., ..., ... ve Pelin Zenginerdir.
-...... Basın ve Basım Sanayi Ticaret Anonim Şirketi'nin
2011-2015 yılları arasındaki ortaklık yapısı;
ATP İnş. ve Tic. A.Ş. (%99,99),
... (%0,00002)
Ayhan Yurttaş (%0,00001) şeklindedir.
Şirketin kayyım atandığı tarihe kadar yönetim kurulu üyeleri ise; Hamdi Akın... (03.10.2011-25.02.2014), ... (03.10.2011-25.02.2014), ... (03.10.2011-04.12.2012), ... (04.12.2012-26.10.2015), ... (25.02.2014-26.10.2015) ve Ayhan Yurttaştır. (25.02.2014-26.10.2015)
-Yaşam Televizyon Yayın Hizmetleri Anonim Şirketi'nin;
2013-2016 yılları arasındaki ortaklık yapısı;
ATP İnş. ve Tic. A.Ş. (%99,99),
... (%0,000005)
Ayhan Yurttaş (%0,000005) şeklindedir.
Şirketin kayyım atandığı tarihe kadar yönetim kurulu üyeleri ise; Hamdi Akın... (17.09.2008-29.05.2009), ... (18.09.2008-29.05.2009), ... (22.11.2012-26.10.2015), ... (14.05.2008-17.09.2008, 29.05.2009-26.10.2015), ... (14.05.2008-16.09.2008, 29.05.2009-22.11.2012) ve Ayhan Yurttaştır (14.05.2008-26.10.2015)
-Rek-Tur Reklam Pazarlama ve Ticaret Limited Şirketi'nin;
2010-2016 yılları arasındaki ortaklık yapısı;
Yaşam Televizyon Yayın Hizmetleri A.Ş. (%99,99)
Ayhan Yurttaş (%0,01) şeklindedir.
Şirketin 2010 yılından kayyım atandığı tarihe kadar yönetim kurulu üyeleri ise; Ayhan Yurttaş ve Şaban Yörüklüdür.
-... Prodüksiyon ve Ticaret Anonim Şirketi'nin;
2015-2016 yılları arasındaki ortaklık yapısı;
Yaşam Televizyon Yayın Hizmetleri A.Ş. (%99,72),
... (% 0,28) şeklindedir.
Şirketin kayyım atandığı tarihe kadar yönetim kurulu üyeleri ise; Ayhan Yurttaş, ... ve Harun Ekincidir.
-İpek Online Bilişim Hizmetleri Limited Şirketi'nin;
2015-2016 yılları arasındaki ortaklık yapısı;
Yaşam Televizyon Yayın Hizmetleri A.Ş. (%99,9875)
Ayhan Yurttaş (%0,0125)
Şirketin 2010 yılından kayyım atandığı tarihe kadar yönetim kurulu üyeleri ise;Ayhan Yurttaş ve Şaban Yörüklüdür.
-Bugün Televizyon ve Radyo Prodüksiyon Anonim Şirketi'nin;
2013-2016 yılları arasındaki ortaklık yapısı;
ATP İnş. ve Tic. A.Ş. (%99,88),
... (%0,06)
Ayhan Yurttaş (%0,14) şeklindedir.
Şirketin kayyım atandığı tarihe kadar yönetim kurulu üyeleri ise; Hamdi Akın... (09.12.2006-09.06.2008), ... (09.12.2006-09.06.2008), ... (09.12.2006-09.06.2008), Pelin Zenginer (09.12.2006-09.06.2008) ... (22.11.2012-26.10.2015), ... (24.01.2006-09.12.2006 ve 09.06.2008-26.10.2015), ... (22.11.2012-04.05.2015), Selda Önen (24.01.2006-09.12.2006 ve 09.06.2008-22.11.2012), ... (24.01.2006-30.03.2006), Halil Demirel (24.01.2006-09.12.2006 ve 09.06.2008-22.11.2012) ve Ayhan Yurttaştır (24.01.2006-09.12.2006) ve 09.06.2008-26.10.2015)
-... Altın İşletmeleri Anonim Şirketi'nin;
2010-2016 yılları arasındaki ortaklık yapısı;
ATP İnşaat ve Ticaret A.Ş. (%45),
...... Holding A.Ş. (%25),
... (%0- 20 adet),
Hamdi Akın... (%0- 20 adet),
... (%0- 20 adet),
Pelin Zenginer (%0- 20 adet)
Halka arz (%30) şeklindedir.
Şirketin 2010 yılından kayyım atandığı tarihe kadar yönetim kurulu üyeleri ise; Hamdi Akın..., ..., ..., Pelin Zenginer, Işık Özpeker ve Yusuf Köycedir.
-Özdemir Antimuan Madenleri Anonim Şirketi'nin;
2014-2016 yılları arasındaki ortaklık yapısı;
ATP İnşaat ve Ticaret A.Ş. (%99,99)
...... Holding A.Ş. (%0,01)
... (%0,00-1 adet) şeklindedir.
Şirketin 2010 yılından kayyım atandığı tarihe kadar yönetim kurulu üyeleri ise; ATP İnşaat ve Tic. A.Ş'yi temsilen ... ve Şaban Yörüklüdür.
-...... Tedarik Danışmanlık ve Araç Kiralama Ticaret Anonim Şirketi'nin;
2013-2016 yılları arasındaki ortaklık yapısı;
... Altın İşletmeleri A.Ş. (%44,00)
... Anadolu Metal A.Ş. (%28,00),
İpek Doğal Enerji A.Ş. (%28,00) şeklindedir.
Şirketin kayyım atandığı tarihe kadar yönetim kurulu üyeleri ise; Hamdi Akın..., ... ve ... Altın İşletmeleri A.Ş.'yi temsilen Şaban Yörüklüdür.
-İK Akademi Anonim Şirketi'nin;
2014-2016 yılları arasındaki ortaklık yapısı;
İpek Üniversitesi (%100) şeklindedir.
Şirketin kayyım atandığı tarihe kadar yönetim kurulu üyeleri ise; Hamdi Akın... (28.09.2011-23.02.2012), ... (28.09.2011-23.02.2012), ... (28.09.2011-23.02.2012), ... (23.02.2012-21.01.2015), Ali Fuat Bilkan (21.01.2015-2016), ... (23.02.2012-2016) ve Ali Serdar Hasırcıoğludur. (23.02.2012-2016)
-... LTD'nin;
2015-2016 yılları arasındaki ortaklık yapısı;
... Altın A.Ş. (%99,999997),
Hamdi Akın... (%0,000001-1 adet),
... (%0,000001-1 adet) şeklindedir.
Şirketin kayyım atandığı tarihe kadar yönetim kurulu üyeleri ise; Hamdi Akın..., ... ve Pelin Zenginerdir.
Şirketler dışında... ailesinin kontolünde olan Vakıf ve Üniversite bulunmaktadır.
-... – İpek Eğitim Sağlık Hizmet Yardım Vakfı;
21.04.2012 tarihinde tescil edilmiştir.
Yönetim kurulu;
Hamdi Akın... (kuruluş-16.01.2016),
... (kuruluş-28.06.2016),
... (kuruluş-28.06.2016),
Pelin Zenginer (kuruluş-28.06.2016),
... (kuruluş-24.02.2011),
... (24.02.2011-28.06.2016),
Osman Zenginer (16.01.2016-28.06.2016) şeklidedir.
Mütevelli Heyeti;
Hamdi Akın... (kuruluş-23.07.2016),
... (kuruluş-23.07.2016),
... (kuruluş-23.07.2016),
Pelin Zenginer (kuruluş-23.07.2016),
... (kuruluş-24.02.2013),
... (kuruluş-26.02.2016) şeklindedir.
-İpek Üniversitesi Mütevelli Heyeti ise;
Hamdi Akın... (kuruluş-17.11.2015),
... (kuruluş-22.04.2016),
... (18.04.2011-19.11.2015),
... (23.11.2013-19.11.2015),
... (18.06.2014-19.11.2015),
... (18.06.2014-19.11.2015),
... (17.11.2015-kapanış),
Serkan Hasırcıoğlu(17.11.2015-kapanış) şeklindedir.
İpek ailesi fertleri şirketlerin tümünde doğrudan veya dolaylı olarak hakim ortak konumunda oldukları gibi medya şirketleri haricindeki şirketlerde yönetim kurulunda da söz sahibidirler. Vakıf ve Üniversite'nin yönetimi de... ailesi fertlerinin kontrolü altındadır. Medya şirketlerinde sanıklar Hamdi Akın..., ..., ... ve Pelin Zenginer'in haricinde ortaklık anlamında olmasa da yönetimsel anlamda sanıklar ..., ..., Ayhan Yurttaş ve ...'nün de söz sahibi olduğu görülmüştür.
a.Şirketlerin Büyümesi Süreci
i.Genel Olarak
İpek ailesinin 2003-2006 yılları arasında şirketlerini büyüterek madencilik sektörüne girme aşamalarının şaibeli olduğu, 2007 ve 2008 yıllarında tanzim edilen SPK uzmanlık raporları bağlamında Hamdi Akın...'in 2003 yılında ... Davetiye'nin halka arz gelirlerini şirketin amacı dışında üçüncü kişilere aktardığı, çoğu akrabası ve şirketinin bayisi olan üçüncü kişilerin de bu paralarla ... Davetiye hisse senetlerinde manipülatif işlemler yaptıkları, bu suretle... ailesinin, şirketlerinin hisse senetlerinin değer kazanması nedeniyle haksız kazanç elde ettikleri, yine FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün sağladığı maddi destekleri şirketlerine sermaye artışı ve borç olarak aktarmak suretiyle şirketleri büyüttükleri, bu paralarla önce ETİ Gümüş A.Ş.'yi, daha sonra bu şirketteki hisselerini satıp Normandy Madencilik A.Ş.'yi satın alarak altın madeni sektörüne girdikleri, bu süreçten sonra büyümenin hızlandığı, söz konusu büyümenin halka arz gelirleri ile hisse senetlerinde yapılan manipülatif işlemler ve FETÖ/PDY'nin himmet paraları ile ... Grubu şirketlerin FETÖ/PYD silahlı terör örgütünün tamamen hakimiyeti altına girdiği ilk derece mahkemesi tarafından kabul edilmiştir.
- ...... Holding ve diğer grup şirketlerinin gelişim sürecinin incelendiği 04.08.2014 tarihli MASAK raporunda özetle şu tespit ve değerlendirmelere yer verilmiştir;
İpek Grubu 2004 yılı içinde şirketlere sermaye ve borç olarak yaklaşık 14,8 milyon TL para aktarmışlardır.
Yine 2005 yılı içinde şirketlere sermaye ve borç olarak yaklaşık 8,3 milyon TL para aktarmışlardır. ...-İpek Holding'in uzun vadeli ticari borçları yaklaşık 6,5 milyon TL, ATP İnşaat'ın ticari borçları ise 20,9 milyon TL seviyesindedir.
Ayrıca 2005 yılında madenin satın alınması için... Ailesi tarafından 23,5 Milyon TL ödeme yapılmıştır.
Süreçte... grubu tarafından bir çok şirket satın alınmış, satın alınan şirketlerin sermayelerinin her yıl kademeli olarak arttırılmıştır. Şirketlere ödenen sermaye tutarının 750 Milyon TL seviyelerindedir.
Medya şirketleri sürekli zarar açıkladığı halde sermaye artışı yoluyla şirket zararlarının finansmanı sağlanmıştır.
...... Holding A.Ş'nin ana ortağı olduğu Atlantik Eğitim Yayın Taş. Bilgisayar Tic. A.Ş isimli firmasının çalışanlarının ABD'ye dikkat çekici para transferleri yaptıkları tespit edilmiştir.
Tespit edilen hususların ve şüpheli para hareketlerinin bir organizasyon çerçevesinde haksız şekilde elde edilmiş olabileceği değerlendirilmektedir.
ii.Borsa Manipülasyonları:
Sanık Hamdi Akın...'in ... Davetiye'nin halka arz gelirlerinin aktarıldığı banka hesabından çekilen paraları Şimşek Grubu üyeleri olan Yasin Şimşek, Tanju Güldoğan, Tarkan Güldoğan, Haydar Uğur Siber, Mehmet Emin Şimşek adlı şahısların muhtelif aracı kurumlar nezdindeki hesaplarına transfer edilmesi talimatını verdiği,
Adı geçen şahıslardan dönen paraların şirket kasasından çıkış yapmış gibi gösterilerek banka hesabına kaydedildiği, şahıslara kullandırılan paranın şirketin halka arz gelirleri olduğu, yine... İnşaata sermaye olarak konulan ... Davetiye'nin halka arz gelirlerinden oluşan 5 Trilyon TL'nin (rapor tarihi itibariyle eski para birimine göre) şirket hesabından Hamdi Akın...'in talimatı ile Bülent Açılmış tarafından 4,5 Trilyon TL para çekilmiş görülmekle birlikte bu paranın 2 Trilyonunun derhal... Matbaacılık'ın hesabına tekrar yatırıldığı, 2,2 Trilyonunun ise Hamdi Akın...'in borcunu ödemek amacıyla Kemal Altunkaynak'ın hesabına gönderildiği,
Şimşek Grubunun söz konusu hisse alım satımlarını Hamdi Akın...'in şirketin halka arzından elde ederek gönderdiği gelirlerle yaptıkları, Şimşek Grubu ile Hamdi Akın...'in uzaktan akraba oldukları, aynı zamanda Şimşek Grubunun ... Davetiye'nin bayiliğini yaptıkları hususları bir arada değerlendirildiğinde Hamdi Akın...'in bilgisi dışında bu gelirlerin hisse manipülasyonunda kullanılmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu gerekçeleri ile halka arz gelirlerinin üçüncü kişilerin hesaplarına gönderildiği ilk derece mahkemesi tarafından kabul edilmiştir.
16.08.2007 tarihli uzmanlar Faruk Bostancı ve Eyüp Kadıoğlu tarafından tanzim edilen XVIII-I/24-7, XVIII-1/43-6 sayılı raporda;
"... Davetiye'nin halka arzından elde edilen toplam yaklaşık 12 Trilyon TL gelirin 5,5 Trilyon TL'sinin ... Davetiye Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Akın...'in talimatları ile kayden çekildiği ve 5,1 Trilyon TL'sinin muhtelif şahısların hesabına gönderilmek suretiyle, Hamdi Akın...'in talimatı ile ... Davetiye hesabından... İnşaat'ın hesabına sermaye iştirak tutarı olarak gönderilen 4,5 Trilyon TL'nin 4,2 Trilyon TL'sinin başka hesaplara gönderilmesi suretiyle toplam yaklaşık 10 trilyon TL'nin ... Davetiye'nin hesaplarından çıkarıldığı ve bu tutarın 9,3 Trilyon TL'sinin muhtelif hesaplara gönderildiği, dolayısıyla ... Davetiye'nin malvarlığının amacı dışında kullanıldığı, bu durumun 765 sayılı TCK'nın 508. maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğu,
... Davetiye'nin 2003 yılı Şubat ayında halka arz edilerek halka açık bir şirket haline geldiği, halka açılma sırasında ... Davetiye'ye ortak olmak isteyen yatırımcıların, pay bedellerini ödedikleri, halka arzdan gelen paranın ... Davetiye'nin malvarlığı olduğunun açık olduğu, yapılan incelemede halka arz gelirlerinin sanki ... Davetiye tarafından çeşitli şekillerde kullanılmış gibi gösterildiği ancak ... Davetiye'nin banka hesapları üzerinde yapılan incelemelerde, halka arzdan gelen paraların ... Davetiye yönetim kurulu başkanı ve ortağı Hamdi Akın...'in talimatı ile şirket çalışanlarınca çekilerek amacı dışında başka şahısların hesaplarına gönderildiği, bu şahıslar tarafından hesaplarına gelen bu paraların amacının Hamdi Akın...'ten alınan borç veya daha önce alınan borcun geri ödemesi olduğunun ifade edildiği, dolayısıyla ... Davetiye'nin malvarlığının başkalarının menfaatine sarf ve istihlak edilmesi sonucunda suçun maddi unsurunun oluştuğu,
... Davetiye'nin halka arz gelirlerinin amacı dışında kullanılmasının bilerek ve istenerek gerçekleştirildiği, zira halka arz gelirlerinin Hamdi Akın...'in talimatları çerçevesinde başkalarına transfer edildiği, olayın gizlenmesi amacıyla kayıtlara farklı yansıtıldığı ve kurulumuza bu yönde bilgilerin verildiği,
... Davetiye ve... Matbaacılık'ın yasal defter kayıtlarına ilişkin incelemede; yasal kayıtlara göre... Matbaacılık'ın banka hesaplarından çekilerek kasa hesabına nakledilmiş gibi gösterilen bir kısım tutarların gerçekte... Matbaacılık'ın kasasına nakledilmediği ve çeşitli şahıslara gönderildiği, yasal kayıtlara göre... Matbaacılık'ın kasasından alınarak banka hesaplarına yatırılmış gibi gösterilen bir kısım tutarların, gerçekte... Matbaacılık'ın kasasından nakledilmediği, çeşitli şahıslar tarafından gönderilen tutarlar olduğu, bu şekilde... Matbaacılık'ın kasasında gösterilen tutarların çeşitli şekillerde... Matbaacılık'ın faaliyetleri dışında kullanıldığı, İpek Matbaacılık tarafından ... Davetiye'ye kullandırılan nakitlerin şirketin yasal kayıtlarında "100-Kasa" hesabında gösterildiği, İpek Matbaacılık'ın 2002 ve 2003 hesap dönemlerinde yasal defter kayıtlarında kasa hesabında gösterilen nakit tutarların bir kısmının gerçekte şirketin kasasında bulundurulmadığı, ... Davetiye'nin halka arz gelirlerinin "yurtdışına yapılacak işler sipariş avansı", "İpek Matbaacılıkın cari hesabına mahsuben yapılan ödeme", "gayrimenkul alımı için verilen sipariş avansı" hesaplarında gösterildiği, bununla birlikte halka arz gelirlerinin bir kısmının muhtelif şahısların hesaplarına transfer edildiği, ... Davetiye yasal kayıtlarında göründüğü kadar... İnşaat'a sermaye konulmadığı, banka hesap hareketlerinin incelenmesinden... İnşaat üzerinden alınan Özdemir Antimuan unvanlı şirkete ödenmiş gösterilen paraların tekrar... Matbaacılık ve Kemal Altunkaynak'ın hesaplarına gönderildiğinin anlaşıldığı, ... Davetiye'nin banka hesaplarından çekilerek başkalarına aktarılan paraların yasal kayıtlara ... Davetiye'nin kasasına girmiş ve kasada tutulmuş gösterildiği, eyleminin yasal kayıtlara gerçeğe aykırı bir şekilde yansıtma suçunu oluşturduğu,
Bu nedenlerle Hamdi Akın... hakkında 765 sayılı TCK'nın 508 ve 510. maddeleri ve SPK'nın 47/I-B-2 maddesi gereğince suç duyurusunda bulunulmasına," şeklinde tespit ve değerlendirilmelerde bulunulmuştur.
24.08.2007 tarihli uzman Eyüp Kadıoğlu tarafından tanzim edilen XVIII-11/44-7 sayılı raporda;
... Davetiye hisse senedinin halka arzı sonrasında... Matbaacılık tarafından yapılan işlemlerin hisse senedinin fiyatını yükselttiği iddia edildiğinden hissenin borsada işlem görmeye başladığı tarihten sonraki üç aylık dönemde hisse senedinde gözlenen fiyat ve miktar hareketleri incelenmiştir.
İnceleme konusu dönemde ... Davetiye hisse senedinde en çok işlemin Orhan Kuzu isimli şahsın hesapları aracılığıyla yapıldığı; ayrıca Cem Hüseyin Şimşek, Mehmet Emin Şimşek, Haydar Uğur Siber, Bülent Açılmış, Tarkan Güldoğan ve Ramazan Gürdal isimli şahısların hesapları aracılığıyla da alım satım işlemleri yapıldığı görülmüştür.
Cem Hüseyin Şimşek, Mehmet Emin Şimşek, Haydar Uğur Siber, Bülent Açılmış, Tarkan Güldoğan ve Ramazan Gürdal isimli şahıslar arasındaki akrabalık ilişkileri, yüksek tutarlı para transferleri, İpek Matbaacılık ve/veya ... Davetiye ile yakın ticari ilişkilerinin bulunması, hesap açılış tarihleri ile halka arz tarihlerinin birbirine yakın olması, satışların yaklaşık %50'sinin yine kendileri tarafından karşılanması nazara alındığında adı geçen şahıslar ile... Matbaacılığın birlikte hareket ettikleri;
Grupla ilişkisi kurulamayan Orhan Kuzu'nun hesaplarından gerçekleştirilen işlemlerin incelenmesinde, 20.02.2003-20.05.2003 döneminde ... Davetiye hisse senedinde gerçekleşen tüm alımların %18,04'ünün, tüm satımların ise %17,75'inin Orhan Kuzu'nun hesapları aracılığıyla gerçekleştirildiği;
Orhan Kuzu'nun ve yukarıda belirtilen grubun hesaplarından iletilen emirlerin ... Davetiye hisse senedinin işlem miktarının artırılması ve aktif piyasa izlenimi yaratma amacıyla verildiği;
Bu sebeplerle Grubun ve Orhan Kuzu'nun hesaplarına ait işlemlerin bir kısmının amacının kar elde etmek veya bir zararı bertaraf etmek olmayıp ... Davetiye hisse senedinin işlem miktarını artırmak olması nedeniyle SPK'nın 47/A-2 maddesinde belirtilen yapaylık unsurunu taşıdığı, aynı zamanda "aktif piyasa izlenimi yaratma amacıyla" yapılan işlemler olduğu, SPK'nın 47/A-2 maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği;
Orhan Kuzu ve Faruk Doğancı hakkında suç duyurusunda bulunulması;
Grup üyeleri Tarkan Güldoğan, Mehmet Emin Şimşek, Cem Hüseyin Şimşek, Haydar Uğur Siber, Bülent Açılmış, Yasin Şimşek, İpek Matbaacılık, Ramazan Gürdal, Tanju Güldoğan'ın ifadelerinin alınmasının ardından yapılacak değerlendirilmeye göre müeyyide uygulanması gerektiği bildirilmiştir.
28.12.2007 tarihli uzmanlar Levent Özkul ve Şevki Özgür Altındaş tarafından tanzim edilen XVIII-10/31-7 sayılı raporda;
Grubu oluşturan hesapların sahiplerinden açıklama istendiği;
Açıklama yazılarında;
Yasin Şimşek'in; işlemlerini kendisinin gerçekleştirdiğini, kendisinin yönlendirmesi ile bir kısım yakınlarının da işlem gerçekleştirdiklerini, Hamdi Akın...'in 'kriz ortamı' nedeniyle kendisine ve kendisinin gönderdiği birkaç kişinin hesaplarına gönderdiği emanet paraların bir kısmı ile kar elde etmek amacıyla hisse senedi işlemleri gerçekleştirdiklerini, sadece KOZAD ve... işlemi gerçekleştirdiklerini beyan ettiği;
Hüseyin Şimşek'in; hesabını amcasının oğlu olan Yasin Şimşek'in yönlendirmesiyle açtığını, hesabından gerçekleştirilen işlemlere ilişkin emirleri kendisinin verdiğini, alım satım kararlarında Yasin Şimşek'in etkili olduğunu, işlemlerinden Yasin Şimşek dışında kimsenin haberdar olmadığını beyan ettiği;
Haydar Uğur Siber'in; alım satım kararlarında Yasin Şimşek'in etkili olduğunu, bu kişiyi şirketin bayisi olması nedeniyle tanıdığını, kardeşi Mehmet Emin Şimşek ile de birkaç kez karşılaştığını, diğer şahısların hiçbirini tanımadığını, hisse işlemleri gerçekleştirdiğini yalnızca Yasin Şimşek'in bildiğini, hesabından gerçekleştirilen işlemlere ilişkin emirleri kendisinin verdiğini beyan ettiği;
Mehmet Emin Şimşek'in; hesabını ağabeyi Yasin Şimşek'in yönlendirmesi ile açtırdığını, yapılan işlemlerin ağabeyi Yasin Şimşek tarafından gerçekleştirildiğini, işlem emirlerini ya ağabeyinin ya da onunla görüştükten sonra kendisinin verdiğini, ağabeyi ile olan bu ilişkisi dışında kimseye vekalet vermediğini, hesabındaki hisse senedi işlemlerinin tamamen Yasin Şimşek tarafından gerçekleştirildiğini beyan ettiği;
Ramazan Gürdal'ın; yatırım hesaplarını eşinin akrabası olan Yasin Şimşek'in yönlendirmesi ile açtığını, emirleri bizzat kendisinin verdiğini, hisse senedi alım satım kararlarında Yasin Şimşek'in etkisinin olduğunu beyan ettiği;
Tarkan Güldoğan'ın; yatırım hesaplarını kendisinin açtığını, emirleri bizzat kendisinin telefonla verdiğini ancak eniştesi Yasin Şimşek'in tavsiye ve yönlendirmeleri ile alım satım kararları da verdiğini, Hamdi Akın...'in 2003 yılı mali krizi nedeniyle kendisine emaneten gönderdiği parayı eniştesi Yasin Şimşek ile birlikte KOZAD hisse senedinde değerlendirdiklerini beyan ettiği;
Tanju Güldoğan'ın; hesaplarını ablasının eşi Yasin Şimşek'in yönlendirmesi ile açtığını, Yasin Şimşek ile yaptıkları istişare ve görüşmeler neticesinde ... Davetiye ve... Matbaacılık hisse senetlerinde işlem yapmanın karlı ve mantıklı olacağını düşündüklerini, emirleri kendisinin verdiğini ancak işlemlerinde eniştesi Yasin Şimşek ile görüşmelerinin etkili olduğunu beyan ettiği;
Yasin Şimşek'ten ek açıklamalar istenildiği, Yasin Şimşek tarafından yapılan ek açıklamada; Hamdi Akın... tarafından hesabına para gönderilmesini işaret ettiği şahısların Cem Hüseyin Şimşek ve Tanju Güldoğan olduklarını, şahısları bizzat kendisinin belirlediğini, diğer şahıslar (Mehmet Emin Şimşek, Hüseyin Şimşek, Ramazan Gürdal, Tanju Güldoğan ve Tarkan Güldoğan) açısından ise hesaplarına para girdikten sonra yapılan işlemlerde etkisinin olduğunu, ... Davetiye'nin madencilik sektöründe faaliyet gösteren bir şirketin hisselerinin çoğunluğunu alması nedeniyle fiyatının zaman içinde yükseleceğini tahmin ettiğini ve buna bağlı olarak kendisi ve bir kısım arkadaşlarıyla bu hisse senedinde alım satım yapmanın karlı olacağını düşündüğünü, bu kişilerin kendisinin tavsiyesi doğrultusunda işlem yaptıklarının doğru olduğunu, arkadaşlık ve akrabalık ilişkisi nedeniyle bazen onlar adına işlem yaptığını veya ne miktarda işlem yapacaklarını bildirdiğini, Cem Hüseyin Şimşek, Mehmet Emin Şimşek, Ramazan Gürdal, Tanju Güldoğan ve Tarkan Güldoğan adlı şahısların hesaplarının açılmasında etkili olduğunun doğru olduğunu, hangi fiyattan ve ne miktarda hisse senedi alıp satmaları gerektiğini kendisinin belirlediğin ancak bu şahısların birbirlerinin işlem gerçekleştirdiklerinden haberdar olmadıklarını, hatta kardeşinin emirlerinin tamamına yakınının kendisinin verdiğini ancak Haydar Uğur Siber isimli yatırımcı ile kişisel tanışıklık dışında pek ilişkisinin ve samimiyetinin olmadığını, adı geçen şahsa tavsiyede bulunduğunu hatırlamadığını, belirtilen kişiler dışında kimseye tavsiyede bulunmadığını, belirtilen kişilerin hangi fiyattan ve ne miktarda hisse senedi alıp satmaları gerektiğini kendisinin belirlediğini, emirlerinin kısa süreler içerisinde yön değiştirmesiyle ilgili olarak hesaplarına emanet olarak giren veya borç olarak alınmış paraların para sahibi haberdar olmaksızın kısa vadede alım satımlarla kar elde edilebileceği düşüncesiyle işlem gerçekleştirdiğinden her zaman tereddütlü olduğunu, bu nedenle paranın her an istenebileceği veya gündelik ekonomik veya siyasi krizler nedeniyle uzun vadeli yatırım yerine günlük verilere ve değişen şartlara dayalı sıklıkta alım satım işlemleri gerçekleştirdiğini, kendisinin yönlendirmeleri ile işlem gerçekleştiren şahısların hesaplarında da aynı şeyin söz konusu olduğunu, hisse senedi işlemlerinden meydana gelen zararı kendisinin üstlendiğini, hesap bazında ayrı ayrı kar veya zarar edilip edilmediğini hatırlamadığını, hisse senedi işlemlerinden bu şahsın haberdar olmaması nedeniyle emanet olarak alınan paraların Hamdi Akın...'in söylediği hesaplara istediği zamanlarda iade edildiğini, sadece beklentiye dayalı kısa süreli yatırımlar gerçekleştirdiğini beyan ettiği,
Hamdi Akın...'in, ... Davetiye'nin yöneticisi ve ortağı olması hususu da göz önünde bulundurularak Şimşek Grubu işlemlerinde etkisinin ve sorumluluğunun olup olmadığına dair yapılan incelemede; Hamdi Akın... ile Şimşek Grubu üyeleri arasında doğrudan bir nakit ilişkisinin bulunmadığı ancak... Matbaacılık personeli Hüseyin Altunışık (nadiren... Matbaacılık personeli Yunus Altunışık) ile grup üyeleri arasında nakit hareketlerinin gerçekleştirildiğinin görüldüğü,
Hamdi Akın...'in; adı verilen şahısları hem şirket bayileri olmaları hem de akrabalık nedeniyle tanıdığını, 2003 yılının ülke açısından 2001 yılı mali krizinin etkilerinin sürdüğü finans sektöründeki kırılmaların devam ettiği yıllar olması nedeniyle bir kriz ortamının oluşması halinde riskin dağıtılması amacıyla yakınen tanıdığı ve güvendiği adı geçen kişilerin hesaplarına bir kısım nakitleri gönderdiğini, ayrıca aralarındaki yakın ilişkiler nedeniyle aynı şahıslara maddi destek amacıyla değişik tarihlerde değişik tutarlarda borç da verdiğini, gönderilen nakitlere ilişkin net tutarları şu anda hatırlayamadığını, gönderilen nakitlerin bu kişilerce nasıl kullanıldığını bilmediğini, adı geçen kişilerce bu konuda kendisine herhangi bir bilgi verilmediğini, şahısların borsa işlemi yapıp yapmadıkları konusunda herhangi bir bilgisinin bulunmadığını, dolayısıyla adı geçen şahıslara KOZAD hisse senetleri üzerinde işlem yapmaları hususunda tavsiye, telkin veya talimat vermesinin mümkün olmadığını beyan ettiği,
Hamdi Akın...'in, değişik tarihlerde Şimşek Grubu üyelerine nakit gönderdiğini kabul ettiği, Şimşek Grubu üyelerinin bu durumu teyit ettiği, bu anlamda Hamdi Akın...'in göndermiş olduğu nakdin manipülasyon suçunun işlenmesinde kullanıldığı anlaşılmakla birlikte söz konusu nakdin manipülasyon suçunun işlenmesi saikiyle gönderildiğine dair somut herhangi bir veriye ulaşılamadığı, diğer yandan Şimşek Grubu üyelerinin Hamdi Akın...'in kendilerine emaneten ve borç olarak para verdiğini belirtmeleri, işlemleri gerçekleştiren ve işlemlere ilişkin yatırım kararlarında etkili olan şahısların Hamdi Akın...'in hisse senedi işlemi gerçekleştirdiğinden haberdar olmadıklarını belirtmeleri, Hamdi Akın...'in ifadelerinin de bu ifadelerle paralel olması, Şimşek Grubu üyelerinin inceleme dönemi öncesinde ve sonrasında da Hamdi Akın...'le nakit ilişkilerinin olduğunun görülmesi, ayrıca akrabalık, arkadaşlık ve bayilik ilişkisi nedeniyle adı geçen şahıslar arasında borç alışverişinin mümkün olabileceği hususları göz önünde bulundurulduğunda inceleme döneminde ... Davetiye hisse senedi işlemi gerçekleştirmemiş olan Hamdi Akın...'in, Şimşek Grubu'nun kararlarında ve işlemlerinde etkisinin olduğu yönünde kesin bir kanaate ulaşmasının mümkün olmadığı,
Bu nedenlerle,
... Davetiye hisse senedinde 20.02.2003-20.05.2003 döneminde SPK'nın 47/I-A-2 maddesinde tanımlanan yapay fiyat ve yapay piyasa oluşturulmasına ilişkin suçun maddi ve manevi unsurlarını içeren fiilleri nedeniyle Yasin Şimşek, Bülent Açılmış ve Haydar Uğur Siber hakkında Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulması,
Yasin Şimşek'in yönlendirmeleriyle alım satım emirleri veren ancak suçun manevi unsurunu taşıdıkları yönünde kesin bir bilgi veya kanaate ulaşılamayan ayrıca Grup işlemlerinin tamamından haberdar olmadıkları için suçun oluşumunu tahmin edemeyecek durumda olan Tarkan Güldoğan, Mehmet Emin Şimşek, Hüseyin Şimşek, Ramazan Gürdal ve Tanju Güldoğan'ın manipülatif nitelikte sonuçlar doğurabilecek işlemler gerçekleştirmemeleri konusunda bir defaya mahsus olmak üzere uyarılmaları, gerektiği bildirilmiştir.
iii.Atlantik Eğitim Yayın Taş. Bilgisayar A.Ş. İle Ortaklık Ve Şüpheli Para Transferleri:
İpek ailesine ait olan... İnş. ve Tic. A.Ş.'nin 31.07.2003 tarihinde 930.000.000.000 TL bedelli 18.600 adet hisse ile Atlantik Eğitim Yayın Taş. Bilgisayar Tic. A.Ş.'ye ortak olduğu,
Daha sonra bu ortaklığın yönetim kurulu kararıyla (Hamdi Akın..., ..., ... ve Pelin Zenginer) 31.01.2005 tarihinde yine... ailesine ait olan ...... Holding'e devredildiği,
26.06.2015 tarihinde ise ...... Holding A.Ş.'nin, yönetim kurulu kararıyla (Hamdi Akın..., ... ve Pelin Zenginer) Atlantik Eğitim Yayın Taş. Bilgisayar Tic. A.Ş.'de sahip olduğu hisselerini Turgut Özal Üniversitesine bağışladığı,
04.08.2014 tarihli MASAK raporunda belirtildiği üzere; İpek ailesinin 2004 yılı içerisinde ETİ Gümüş A.Ş.'yi satın almak için ve çeşitli nedenlerle sahip oldukları şirketlere sermaye ve borç olarak yaklaşık 14,8 milyon TL para aktardıkları,
2005 yılı içerisinde... Ailesinin ...-İpek Holding A.Ş.'ye sermaye artışı olarak aktardıkları paranın yaklaşık 8,3 milyon TL olduğu,
Aynı yıl içinde ... Davetiyeciliğin, İpek Matbaacılığın sermaye artışına gittiği ve... İnşaat, ... Davetiyecilik, İpek Matbaa ve ...... Holdingin şirketlerinde ortakları ve iştiraklerinden alacak ve borçlar hesaplarının ve bunlar gibi bazı hesapların çok hareketli olduğu, 2005 yılı içerisinde hiçbir ticari faaliyeti olmayan yani cirosu sıfır olan ...-İpek Holding’in uzun vadeli ticari borçlarının yaklaşık 6,5 milyon TL olmasının çok dikkat çekici olduğu, 2005 yılı içerisinde satışların maliyetinin yaklaşık 25 milyon TL olduğu, ticari alacaklarının 0,18 milyon TL ve ticari mallarının olmadığı ve fakat kısa vadeli ticari borçlarının yaklaşık 10.9 milyon TL ve uzun vadeli ticari borçlarının yaklaşık 10 milyon TL (toplamda yaklaşık 20.9 Milyon TL) olan... İnşaat firmasının bilançosundaki bu kalemlerin çok dikkat çekici olduğu, ayrıca Normandy Madencilik isimli firmanın satın alınması için toplamda 23,7 milyon TL’lik tutarın... ailesi tarafından 2005 yılında ödendiği belirtilmekle bu şirketlere kaynağı belli olmayan yüksek tutarlı para girişlerinin olduğu,
05.10.2016 tarih ve 2016/MAR 17-12/3 sayılı Masak Raporunda Abdullah Demir, Şadi Uçan ve Mahmut Yağmur isimli kişilerin yurtdışında bulunan FETÖ/PDY ile irtibatlı kurum ve kişilere gelirleriyle uyumsuz olacak şekilde para gönderdiklerinin, yüksek miktarda çek tahsilatı yaptıklarının tespit edildiği, ayrıca Abdullah Demir, Şadi Uçan ve Mahmut Yağmur isimli şahısların ortak noktasının Atlantik Eğitim Yayın Taş. Bilgisayar Tic. A.Ş.'de çalışmaları olduğu, Abdullah Demir ve Şadi Uçan'ın, Selami Tuğrul'un emir ve talimatları doğrultusunda hareket ettiği, yurt dışı para transferlerini de bu doğrultuda gerçekleştirdikleri hususunda güçlü kanaat uyandığı, yine Abdullah Demir ve Şadi Uçan'ın, Selami Tuğrul ile aynı işyerinde çalışmaya başlamadan önce ya da işten ayrıldıktan sonra yurt dışı para transferlerinin bulunmaması, her iki şahsın da transferlerinin karşı taraflarının aynı olduğu, para transferlerinin muhataplarının FETÖ'ye aidiyeti olan kurum, kuruluş ya da şahıslar olduğu dikkate alınarak Abdullah Demir ve Şadi Uçan'ın yurt dışı para transferlerini Selami Tuğrul'un emir ve talimatları doğrultusunda gerçekleştirdiğine ilişkin tespitlerde bulunulduğu,
Abdullah Demir, Şadi Uçan ve Mahmut Yağmur'un FETÖ/PDY silahlı terör örgütü adına himmet paraları topladıkları ve bu toplanan paraları, çeşitli yöntemlerle sisteme soktukları, tanık ...'nin soruşturma ve kovuşturma aşamasında alınan beyanı, da dikkate alınarak Abdullah Demir ve Şadi Uçan'ın, Selami Tuğrul'un emir ve talimatları ile hareket ettiği, Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/13 esas sayılı dosyasında Selami Tuğrul'un ortağı olduğu Aksiyon Güvenlik Hizmetleri A.Ş. çalışanlarının ve ortaklarının himmet toplayıp bu himmetleri ticari faaliyet gibi sisteme dahil etmeleri eylemi ile ilgili yapılan yargılamada, Selami Tuğrul ve Mahmut Yağmur'un yakalanmamaları nedeniyle haklarında tefrik kararı verildiği, ancak bu şirketin diğer ortakları Süleyman Savat, Tamer Tıbık ile çalışanları olan diğer sanıklar hakkında 2018/127 karar numarasıyla verilen karara ilişkin gerekçede; sanıkların himmet parası topladıkları, himmet olarak toplanan çek ve senetlerin tahsilatını yaptıkları, ticari şirket geliri gibi çek ve senet bedellerini tahsil ettirip şirketin kuruluşlarına aktardıkları gerekçesiyle şirket çalışanları hakkında terör örgütüne üye olmak, şirket ortakları Tamer Tıbık ve Süleyman Savat hakkında silahlı terör örgütü yöneticiliği suçlarından mahkumiyetlerine karar verildiği, yine söz konusu dosyada şirket çalışanları Selami Şavlığ ve Özcan Şahin'in soruşturma aşamasında verdikleri ifadelerinde tahsilatını yaptıkları söz konusu çekleri genellikle Selami Tuğrul, Tamer Tıbık ve Süleyman Savat'ın verdiğini beyan ettikleri, Mahmut Yağmur'un Selami Tuğrul'a bağlı olduğunu, Selami Tuğrul ve Süleyman Savat'ın da İsmet Aksoy'a bağlı olduğunu beyan ettikleri göz önüne alındığında Selami Tuğrul'un FETÖ'nün topladığı himmet paralarını sisteme sokma görevini üstlenen üst düzey muhasebecilerinden olduğu, Abdullah Demir, Mahmut Yağmur ve Şadi Uçan'ın da, Selami Tuğrul'un altında görev yaptıkları,
... Holding bünyesinde finans müdürü olarak görev yapan sanık ...'in 07.03.2016 tarihinde müdafii huzurunda alınan ifadesinde Selami Tuğrul isimli şahsın zaman zaman şirketlere gelerek Akın... ile görüştüğünü ancak ne görüştüklerini bilmediğini beyan ettiği,
Selami Tuğrul'a bağlı olarak çalışan Abdullah Demir'in 01.04.2013-20.06.2014 tarihleri arasında, Şadi Uçan'ın 11.06.2005-15.12.2005 tarihleri arasında, Mahmut Yağmur'un 04.06.2005-31.03.2006 tarihleri arasında Atlantik Eğitim Kurumları A.Ş.'de çalıştıkları,
İpek ailesine ait şirketlerin söz konusu şirkette 31.07.2003-21.08.2015 tarihleri arasında ortaklığının bulunduğu,
Sanık Hamdi Akın...'in kullanımında olan ... üzerinden 03.02.2016 tarihinde "hocam atlantiki devrettik. İncek ole ilgili tekrar uyaracağım ins." içerikli attığı mesaj göz önüne alındığında hisselerin devir tarihinin 26.06.2015 tarihi olduğu, FETÖ/PDY'ye örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hale geldiği, üst düzey hükümet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda “paralel yapı” veya “terör örgütü” olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten sonraki zaman dilimine denk geldiği, yine söz konusu şirketlere yapılacak operasyondan yaklaşık 2 ay önce gerçekleştiği,
Abdullah Demir isimli şahsın Atlantik Eğitim kurumlarında çalıştığı dönemde (01.04.2013-20.06.2014) 16.01.2014 tarihinde tek seferde 10.147,63 TL havale aldığı, buna karşılık 12.12.2013-15.05.2014 tarihleri arasında 54 işlemde toplam 3.778.687,98 TL havale gönderdiği, şahsın işçi sıfatıyla çalıştığı kuruma toplamda bu kadar yüksek meblağ göndermesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu,
Yine Atlantik Eğitim Yayın Taş. Bilgisayar Tic. A.Ş.'nin, Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. nezdinde hesaplarının bulunduğu, uzun süredir hareketsiz olan hesaplarına yüksek tutarda girişlerin olduğu, akabinde RUBLE alımı yapıldığı, döviz havale ile Rusya'ya gönderildiği, yine uzun süredir hareketsiz olan hesaplarına ...... Holding A.Ş. unvanlı firmadan yüksek tutarda döviz girişinin olduğu, Atlantik Eğitim Yayın Taş. Bilgisayar Tic. A.Ş.'nin aldığı SWİFT bilgilerinden şirkete, "...... HOLDİNG" tarafından 2012 yılında ABD'den toplam 1.165.378,30 TL, yine "...... HOLDİNG" tarafından Türkiye'den 2012, 2013 ve 2015 yıllarında toplam 7.831.653,68 TL SWİFT gönderildiği, Atlantik Eğitim Yayın Taş. Bilgisayar Tic. A.Ş.'nin SWİFT bilgileri incelendiğinde; Birleşik Krallığa 2014 ve 2015 yıllarında toplam 101.548,63 TL, Rusya Federasyonuna 2011, 2012, 2013, 2014 ve 2015 yıllarında toplam 8.819.532,16 TL SWİFT gönderdiği hususları göz önüne alındığında ...... Holding tarafından bu kuruma gönderilen paraların gönderildiği yerlerin Rusya ve Amerika olduğu, bu kurumun çalışanı Abdullah Demir'in de Rusya ve Amerika'ya para havaleleri yaptığı göz önüne alındığında ...... Holding'in gönderdiği SWİFT'lerin FETÖ/PDY'nin yurt dışı yapılanmasına aktarıldığı, ...... Holding'in söz konusu Atlantik Eğitim kurumlarının yarısına sahip olduğu, bu nedenle kendi bilgisi dışında bu paraların aktarılamayacağı,
Nazara alınarak;
İpek Ailesi tarafından şirketlere kaynağı belli olmayan yüksek tutarlı kaynak aktarımı yapıldığı, bu paraların kaynağının "himmet" paraları olduğu, Selami Tuğrul ve beraber hareket ettiği şahıslar aracılığıyla... ailesine "himmet" paralarının sermaye olarak verildiği, İpek ailesinin de bu paraları sermaye artışı ve borç olarak şirketlere aktardığı, bu suretle şirketlerin büyüdüğü, FETÖ/PDY'nin insanların dini duygularını sömürmek suretiyle elde ettiği himmet paralarının şirket geliri elde edilmiş gibi ticari bir faaliyetten elde edildiği izlenimi yaratarak sisteme sokulduğu söz konusu faaliyetler sırasında ...... Holding'in Atlantik Eğitim Yayın Taş. Bilgisayar Tic. A.Ş.'nin yarısına sahip olduğu, ortaklık anlamında şirketi hakimiyeti altında bulundurduğu, dolayısıyla söz konusu eyleminin... ailesinin bilgisi ve onayı dahilinde yapıldığı Atlantik Eğitim Yayın Taş. Bilgisayar Tic. A.Ş. üzerinden himmet paralarının aklanarak sisteme sokulduğu, yine şirketler tarafından bu kurum üzerinden örgüte "himmet" aktarımı yapıldığı, bu kurum ile... ailesine ait şirketler arasındaki bağlantıyı koparmak için hisseleri bağış yoluyla Turgut Özal Üniversitesine ( yine FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatı nedeniyle kapatılan bir kurum ) aktardıkları ilk derece mahkemesi tarafından kabul edilmiştir.
05.10.2016 tarih ve 2016/MAR 17-12/3 sayılı mali analiz raporuna göre;
"Abdullah Demir hakkında;
Abdullah Demir isimli şahsın 01.04.2013-20.06.2014 tarihleri arasında Atlantik Eğitim Yayın Taş. Bilgisayartic. A.Ş.'de çalıştığı, şahsın çalıştığı kurumdan sadece 16.01.2014 tarihinde tek seferde 10.147,63 TL havale aldığı, buna karşılık 12.12.2013-15.05.2014 tarihleri arasında 54 işlemde toplam 3.778.687,98 TL havale gönderdiği, Atlantik Eğitim Yayın Taş. Bilgisayartic. A.Ş.'nin ortakları incelendiğinde ...... Holding A.Ş.'nin %42.86 hisse ile şirketin (Atlantik Eğitimin) ortağı olduğu,
Abdullah Demir'in 2006 (34.679,00 TL) ve 2007 (76.877,00) yılında gönderdiği EFT'lerin tespit edilen geliri ile uyumsuz olduğu, gönderdiği EFT'lerin detayları incelendiğinde bazı şahıslara düzenli EFT gönderimi yaptığı ve EFT'lerin açıklama kısımlarında "Kira Bedeli", "BRS Erzak", "BRS'ler için", "BRS" gibi açıklamaların yer aldığı,
Abdullah Demir'in GİB/SWİFT verilerinden, 2013 yılında Japonya'ya 148.000 USD SWİFT gönderdiği,
Abdullah Demir'in TCMB/yurt dışı transfer verilerinden; 01.04.2005-27.10.2005 tarihleri arasında yurt dışına (303.178,00 USD Japonya'ya, 6.000,00 USD ABD'ye olmak üzere) 15 işlemde toplam 309.178,00 USD para gönderdiği,
Abdullah Demir'in yurt dışı transferlerinin gönderilen adres bilgilerinde "Serkan Caglar", "Horızan Gakuen", "Selami Abdullah. Tuğrul Demir", "Gakkou Houjın Horızon Gakuen", "Bahaur Education" ve "Baharu Education Corporation" şeklinde bilgilerin yer aldığı, yapılan açık kaynak araştırmalarında; "Baharu Education" ve "Horizon (Ufuk)"un içeriğinden Fetullah Gülen'e ait olduğu anlaşılan web sitesinde adının geçtiği, söz konusu sitede yer alan bilgilere göre "Baharu Education" ve "Horizon (Ufuk)"un Japonya'da Türk iş adamlarının kurduğu vakıf oldukları, "Gakkou Houjın Horızon Gakuen"in; "Horızon Japan International School" öğrencilerinin yaz okulu ücretlerinin ödenmesi için belirtilen hesap bilgilerinde yer aldığı, "Horızon Japan International School"un "SDÜ'deki paralelciliğin uluslararası boyutları" başlıklı habere göre Japonya'da açılışını Horızon (Ufuk) Vakfının yaptığı Türk okulu olduğu, "Baharu Education Corporation"'ın Fetullah Gülen'in yurt dışındaki eğitim kurumlarının listelendiği "Lıst Of Gulen Schools (Run By Fetullah Gülen Movement) Araund The World" başlıklı bir internet sitesinde yer aldığı görülmüş ve şirket hakkında yapılan araştırmada Japonya'da kurulu eğitim alanında faaliyet gösteren (1-5 yaş aralığındaki çocuklara okul öncesi ve anaokulu eğitimi veren) bir eğitim kurumu olduğu ve 4 adet şubesinin bulunduğu, "Serkan Çağlar hakkında yapılan araştırmada Baharu Education Corporation'ın iletişim bilgilerinde e-mail adresi olarak "serkan.cağlar@ablic.ip" bilgisinin yer aldığı, Serkan Çağlar'ın "Türkiye Japonya Kültürel Diyalog Derneği"nin başkan yardımcısı olduğu bilgilerine rastlanıldığı,
Abdullah Demir'in, gönderilen adresi bilgilerinde Serkan Çağlar'ın yer aldığı yurt dışı transferlerinden 1 tanesinin ABD'ye, diğerlerinin ise Japonya'ya yapıldığı, ancak transferlerin hepsinin Japon bankası olan "Mızuho Bank" nezdindeki 2366909 numaralı hesaba yapıldığı, transferlerin yapıldığı banka ve hesap bilgileri ile Serkan Çağlar hakkındaki açık kaynak bilgileri birlikte değerlendirildiğinde transferlerin Japonya'da kurulu Türk okulları hesabına gönderilmiş olabileceğinin değerlendirildiği,
Şahsın banka hesaplarından bazılarının ... sonu bakiyelerinin yüksek tutarlara ulaştığı, ... Katılım Bankası nezdindeki TR600020800208000375210054 IBAN numaralı hesabına 2014 ve 2015 yıllarında yüksek tutarlı nakit giriş ve çıkışların olduğu,
Şahsın 2013 yılında, keşidecisi Ercan Yayla, toplam tutarı 63.920,00 TL olan 10 adet bloke çeki tahsil ettiği, GİB kayıtlarına göre Abdullah Demir'in tahsil ettiği çeklerin sahibi olarak gözüken Ercan Yayla ile Abdullah Demir arasında herhangi bir mal ya da hizmet alım satımına rastlanılmadığı, diğer yandan Abdullah Demir'in çek tahsilatı yaptığı dönemde çalıştığı kurum olan "Atlantik Eğitim Yayın Taş. Bilgisayartic. A.Ş." ile Ercan Yayla arasında ya da Ercan Yayla'nın GİB verileri üzerinden yapılan araştırmada tespit edilen ortak olduğu şirketler ile Abdullah Demir ve "Atlantik Eğitim Yayın Taş. Bilgisayartic. A.Ş." arasında da mal veya hizmet alım satım ilişkisine rastlanılmadığı,
Abdullah Demir'in 2013 yılında 55.887,00 TL havale gönderdiği Brooklyn Amıty School'un adının FETÖ/PDY ile ilişkili "soruşturmalara konu şirketler listesi" içerisinde yer aldığı,
Atlantik Eğitim firmasında çalıştıklarını beyan eden İsmail Uysal ve Dilaver Dede'nin ... Katılım Bankası A.Ş. Çukurambar Şubesi nezdinde hesaplarının bulunduğu, Dilaver Dede'nin hesabına 1.856,00 TL maaş ödemesi yapıldığı, 31.10.2014 tarihinde Dilaver Dede'nin hesabına 450.735,00 TL, İsmail Uysal'ın hesabına 450.000,00 TL nakit yatırıldığı, 04.11.2014 tarihinde Dilaver Dede'nin hesabından 448.650,00 TL, İsmail Uysal'ın hesabından 450.000,00 TL'nin nakit olarak çekildiği, müşterilerin gelir bilgileri ile uyumsuz yüksek tutarlı nakit işlemler yaptıkları,
Cemil Koca isimli şahsın Atlantik Eğitim Yayın Taş.Bilgisayartic.A.Ş. isimli şirkette ortaklığının bulunduğu, bu şirketin Mehmet Rasim Kuseyri ve Mahir Şahin ile para transfer ilişkisinin olduğu, şirketin, "Burç Kreş Gündüz Bakımevi-Bahçeli Kreş kira ödemesi" 2012-2014 yılları arasında gerçekleşen 7 işlemde toplam 64.500 TL'yi Rahmi Bıyık'a gönderdiği, Rahmi Bıyık tarafından da "rahmi bıyık taahhüt edilmiş sermaye ödemesi" işlem açıklamaları ile 1.085.403,85 TL ve 55.000,00 EUR tutarında paranın söz konusu şirkete gönderildiği, Rahmi Bıyık'ın 27.12.2012 tarihinde gerçekleşen tek işlemde 12.807,00 TL'yi Osman Ferhan isimli şahsa gönderdiği, Atlantik Eğitim Yayın Taş.Bilgisayartic.A.Ş. isimli şirkette sigortalı olarak çalışan kaydı bulunduğu anlaşılan Osman Ferhan'a, Rahmi Bıyık tarafından yapılan para transferinin dikkat çekici bulunduğu, yine Rahmi Bıyık'ın, 27.03.2012 tarihinde gerçekleşen tek işlemde 20.500,00 TL'yi Hamide Öztürk isimli şahsa gönderdiği, söz konusu tarih itibariyle Atlantik Eğitim Yayın Taş.Bilgisayartic.A.Ş. İsimli şirkette asgari ücret seviyesinde aylık kazanç ile çalıştığı anlaşılan Hamide Öztürk'e, Rahmi Bıyık tarafından yapılan para transferinin dikkat çekici bulunduğu,
Atlantik Eğitim Yayın Taş. Bilgisayartic. A.Ş.'nin, Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. nezdinde hesaplarının bulunduğu, uzun süredir hareketsiz olan hesaplarına yüksek tutarda girişlerin olduğu, akabinde RUBLE alımı yapıldığı, döviz havale ile Rusya'ya gönderildiği, yine uzun süredir hareketsiz olan hesaplarına ...... Holding A.Ş. unvanlı firmadan yüksek tutarda döviz girişinin olduğu,
Atlantik Eğitim Yayın Taş. Bilgisayartic. A.Ş.'nin aldığı SWİFT bilgilerinden şirkete, "...... HOLDİNG" tarafından 2012 yılında ABD'den toplam 1.165.378,30 TL, yine "...... HOLDİNG" tarafından Türkiye'den 2012, 2013 ve 2015 yıllarında toplam 7.831.653,68 TL SWİFT gönderildiği,
Atlantik Eğitim Yayın Taş. Bilgisayartic. A.Ş.'nin SWİFT bilgileri incelendiğinde; Birleşik Krallığa 2014 ve 2015 yıllarında toplam 101.548,63 TL, Rusya Federasyonuna 2011, 2012, 2013, 2014 ve 2015 yıllarında toplam 8.819.532,16 TL SWİFT gönderdiği,
Selami Tuğrul hakkında;
Selami Tuğrul'un 02.05.2013-10.12.2015 döneminde "Türkiye Tabipler Vakfı Şifa Tıp Merkezi İktisat İşletmesi"nde çalıştığı anlaşılan şahsın 05.06.2013-07.10.2015 döneminde çalıştığı kurumdan 28 işlemde toplam 115.198,17 TL havale aldığı ancak 04.12.2014-03.07.2015 döneminde bu kuruma 2 işlemde toplam 159.000 TL havale gönderdiği,
Şahsın işçi sıfatıyla çalışmış olduğu kuruma çalışmış olduğu dönemde para göndermesi -hem de 2 seferde 159.000 TL gibi yüklü miktarda- hayatın olağan akışına aykırı ve dolayısıyla izaha muhtaç bir durum olarak değerlendirilmektedir.
Şahsın EFT kayıtlarının detaylarına bakıldığında farklı kişilere düzenli EFT gönderdiği, gönderilen EFT'lerin açıklama kısımlarında "kira", "kira ödemesi", "kira bedeli" gibi açıklamaların bulunduğu,
Şadi Uçan hakkında;
Şadi Uçan'ın yıllar itibariyle elde ettiği prime esas kazanç tutarlarına bakıldığında yıllık en fazla elde ettiği prime esas kazanç tutarının 28.800,00 TL (2013 ve 2014 yıllarında) olduğu görülmektedir. VEDOP ve GİB kayıtlarından 16.12.2009 tarihinden itibaren "Mor Çizgi Eğitim Danışmanlık Teks. İnş. Gdtur. San. Tic. Ltd. Şti unvanlı firmanın %50 hisse ile ortağı olduğu görülmüştür. Adı geçen firmanın 2009 (7.248,04 TL) ve 2010 (21.949,63 TL) yıllarında cüzi miktarda kar, 2011 yılından itibaren ise zarar beyan ettiği görüldüğü,
Şahsın 17.10.2014 tarihinde Tolerans Özel Eğitim Öğretim Yayıncılık Gıda S.T.A.Ş.'ye tek seferde 100.000 TL, Zafer Özel Eğit.Öğr.Yay. Paz.Dağ.Tic.VeSan.A.Ş.'ye 12.03.2015-11.09.2015 tarih aralığında 4 seferde toplam 50.165,00 TL havale gönderdiği,
GİB verileri üzeinden yapılan araştırmada gerek Şadi Uçan ile Tolerans Özel Eğitim Öğretim Yayıncılık Gıda S.T.A.Ş. ve Zafer Özel Eğit.Öğr.Yay. Paz.Dağ.Tic.VeSan.A.Ş. arasında gerekse bu kurumlarla Şadi Uçan'ın ortak olduğu Mor Çizgi Eğitim Danışmanlık Teks. İnş. Gdtur. San. Tic. Ltd. Şti arasında herhangi bir mal ya da hizmet alım satım ilişkisine rastlanılmadığı,
Tolerans Özel Eğitim Öğretim Yayıncılık Gıda S.T.A.Ş. ve Zafer Özel Eğit.Öğr.Yay. Paz.Dağ.Tic.VeSan.A.Ş.'nin 667 sayılı KHK ile FETÖ'ye aidiyeti, iltisakı veya irtibatı bulunduğu gerekçesi ile kapatılan kurum ve kuruluşlar listesinde yer aldığı,
Şadi Uçan'ın havale ve EFT işlemlerinde yıllar itibariyle dalgalanmaların ve yüksek tutarlı işlemlerin bulunduğu, gönderdiği EFT'lerin bazılarının açıklama kısımlarında "kira bedeli", "program için gönderilen", "yemek ve konaklama ücreti" gibi açıklamaların yer aldığı,
Şahsın nakit işlem bilgileri incelendiğinde hesaplarında tespit edilen gelirine kıyasla yüksek tutarlı nakit giriş ve çıkış işlemlerinin gerçekleştiği,
TCMB/yurt dışı para transfer verileri üzerinden yapılan araştırmada şahsın 05.01.2006-31.01.2007 tarihleri arasında yurt dışına 23 işlemde toplan 1.007.000,00 USD para transferi gerçekleştirdiği tespit edilmiştir. Transfer işlemlerinin detaylarına bakıldığında ise transferlerin 22 adetinin Japonya ülkesine 1 adetinin ise ABD ülkesine gönderildiği,
Şadi Uçan'ın yurt dışı transferlerinin gönderilen adres bilgilerine bakıldığında Abdullah Demir'in yurt dışı transferlerinde yer alan gönderilen adres bilgileri ile benzer/aynı bilgilerin yer aldığı tespit edilmiştir. Bu kuruluşların açık kaynaklarda Japonya'da kurulu, Fetullah Gülen ile bağlantılı vakıf/eğitim kurumu olduğu bilgileri yer almaktadır. Şahsın ABD'ye yaptığı transferde açık kaynaklarda yapılan araştırmada Japonya'da eğitim alanında faaliyet gösteren kurum olduğu anlaşılan "Baharu Education Corporation"ın yer aldığı yine gönderilen banka bilgilerinde de "Bank Of Tokyo-Mıtsubishıltdthe Head" bilgisinin yer aldığı, Japonya'ya yapılan transferlerde kullanılan hesap numarası ile aynı hesap numarasına (3907878) transfer yapıldığı,
Şadi Uçan'ın 2013, 2014 ve 2015 yıllarında toplam tutarı 285.628,36 TL olan 28 adet bloke çekin tahsilatını yaptığı tespit edilmiştir ve tahsil edilen çeklere ilişkin detay bilgilerine bakıldığında çeklerin 11 farklı ildeki ya da bu illerin ilçelerindeki banka şubelerinden verildiği, tahsilatların ise 27 adedinin Bank ... Siteler, Etlik, ve Eskişehir şubelerinde, kalan 1 adet çekin ise Kuveyt Türk Katılım Bankası Cebeci/Ankara şubesinden tahsil edildiği,
Gib/... Ba-Bs verileri üzerinden yapılan araştırmada; Şadi Uçan ya da ortağı olduğu "Mor Çizgi Eğitim Danışmanlık Teks. İnş. Gdtur. San. Tic. Ltd. Şti" ile Şadi Uçan'ın tahsil ettiği çeklerin sahibi olarak gözüken gerçek ve tüzel kişiler arasında mal ya da hizmet alım satım ilişkisine rastlanılmadığı,
Şadi Uçan'ın, çek tahsilatlarını yaptığı dönemde çalıştığı işyerleri (Mustafa Erhan Gülcan Muhasebe Bürosu ve İlyas Özkan Avukatlık Bürosu) ile çek sahibi kişiler arasında da mal ya da hizmet alım satım ilişkisine rastlanılmadığı,
Şadi Uçan'ın 2013 ve 2014 yıllarında toplam tutarı 38.800,00 TL olan 15 adet senet tahsilatını yaptığı tespit edilmiştir. Senet tahsilat işlemlerinin detay bilgilerine bakıldığında ise tamamının ... Katılım Bankası A.Ş.'nin Etlik şubesinden tahsil edildiği,
Şadi Uçan'ın ortağı olduğu "Mor Çizgi Eğitim Danışmanlık Teks. İnş. Gdtur. San. Tic. Ltd. Şti" ile Şadi Uçan'ın tahsil ettiği senetlerin sahibi olarak gözüken gerçek ve tüzel kişiler arasından mal ya da hizmet alım satım ilişkisinin bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla GİB/... Ba-Bs verileri üzerinden yapılan araştırmada "Mor Çizgi Eğitim Danışmanlık Teks. İnş. Gdtur. San. Tic. Ltd. Şti"nin mal veya hizmet alım satım bilgilerinde tahsil edilen senetlerin sahibi olarak gözüken kişilerin adına rastlanılmadığı,
Şadi Uçan'ın 2009/04-2010/09 döneminde 143 seferde toplam 529.167,64 TL'lik hesaba bağlı çek tahsilatı yaptığı, 2009/04-2013/06 döneminde 199 seferde toplam 399.040,62 TL'lik hesaba bağlı senet tahsilatı yaptığı, yine aynı dönemde 77 seferde toplam 185.447,93 TL'lik hesaba bağlı senet ödemesi yaptığı,
Şahsın 2009/01-2010/03 döneminde 4 seferde toplam 20.404,13 TL'lik HBO Çek Tahsilatı işlemi gerçekleştirdiği, 2012/10-2013/06 döneminde ise 6 seferde toplam 15.000,00 TL'lik HBO senet tahsilatı işlemi gerçekleştirdiği,
Şahsın 11.06.2005-15.12.2005 döneminde Atlantik Eğitim Yayın Taş. Bilgisayartic. A.Ş.'de çalıştığı,
Mahmut Yağmur hakkında;
Mahmut Yağmur'un yıllar itibariyle elde ettiği prime esas kazanç tutarlarının tetkikinden; şahsın 2004-2015 döneminde yılda en fazla elde ettiği prime esas kazanç tutarının 21.980,73 TL (2015 yılı) olduğu,
VEDOP ve GİB kayıtları üzerinden yapılan araştırmada şahsın 05.06.2002-10.09.2009 tarihleri arasında "Can İnş. Müh. Elekt. Telekom. Bil. Optiksan. Tic. Ltd. Şti.'nin %20 hisse ile ortağı olduğu, adı geçen firmanın beyannamelerinin tetkikinden firmanın ya zarar ettiği ya da cüzi miktarda kar ettiği (beyan edilen en yüksek kar 2005 yılında 9.037,91 TL),
Şahsın havale kayıtlarının tetkikinden aldığı yüksek tutarlı havale işlemlerine rastlanıldığı,
Şahsın 2012-2015 dönemindeki kredi kartı harcamalarının tespit edilen gelirinden daha fazla olduğu,
Şahsın banka hesaplarında yüksek tutarlı nakit giriş ve çıkışların olduğu,
Mahmut Yağmur'un 2012, 2013 ve 2014 yıllarında toplam tutarı 1.248.977,90 TL olan 57 adet bloke çekin tahsilatını yaptığı, tahsil edilen çeklere ilişkin detay bilgilerine bakıldığında çeklerin 25 farklı ilin ... ya da bu illerin ilçelerindeki banka şubelerinden verildiği, tahsilatların ise 46 adetinin Bank ... Çukurambar ve Etlik şubelerinde, kalan 11 adet çekin ise diğer bankalarda tahsil edildiği,
Mahmut Yağmur'un 2009/04-2010/12 döneminde 64 seferde toplam 392.974,00 TL'lik hesaba bağlı çek tahsilatı, yine aynı dönemde 2 seferde toplam 8.032,00 TL'lik hesaba bağlı çek ödemesi gerçekleştirdiği ve şahsın 2010/07-2009/03 döneminde 2 seferde toplam 22.500,00 TL'lik HBO çek tahsilat işlemi gerçekleştirdiği,
Mahmut Yağmur'un 04.06.2005-31.03.2006 döneminde Atlantik Eğitim Yayın Taş. Bilgisayartic. A.Ş.'de çalıştığı,
Analiz Konusu Kişilerin Ortak Noktaları;
Abdullah Demir'in 01.04.2013-20.06.2014, Şadi Uçan'ın 11.06.2005-15.12.2005, Mahmut Yağmur'un 04.06.2005-31.03.2006 tarihleri arasında adı geçen Atlantik Eğitim Yayın Taş. Bilgisayartic. A.Ş.'de çalıştıkları,
Abdullah Demir ve Şadi Uçan'ın her ikisinin de Japonya (büyük çoğunluğu bu ülkeye olmak üzere) ve ABD'ye para transfer ettiği,
Abdullah Demir ve Şadi Uçan'ın göndermiş oldukları yurt dışı transferlerin gönderilen adres bilgilerinde aynı/benzer bilgilerin bulunduğu tespit edilmiştir. Söz konusu bilgilerin Japonya'da kurulu, Fetullah Gülen ile bağlantılı vakıf/eğitim kurumlarına ait olduğunun belirlendiği,
Abdullah Demir'in 01.04.2005-30.06.2005 döneminde, Selami Tuğrul'un ise 02.08.2001-30.06.2005 döneminde muhasebe bürosu mahiyetindeki "Erdal Babadağ" ünvanlı şahıs işletmesinde çalıştığı,
Abdullah Demir'in yurt dışı transferleri incelendiğinde şahsın ilk yurt dışı transferinin Selami Tuğrul'un çalıştığı Muhasebe Bürosu mahiyetindeki Erdal Babadağ şahıs işletmesinde işe başladığı 01.04.2005 tarihinde gerçekleştirdiği,
Daha sonra Abdullah Demir ve Selami Tuğrul aynı tarihte (30.06.2005) muhasebe bürosu mahiyetindeki Erdal Babadağ şahıs işletmesinden ayrılarak yine ikisi birlikte aynı tarihte (01.07.2005) muhasebe bürosu mahiyetindeki "Mustafa Erhan Gülcan" unvanlı şahıs işletmesinde çalışmaya başladıkları,
Abdullah Demir en son 27.10.2005 tarihinde yurt dışı transferini gerçekleştirmiş, 10.03.2006 tarihinde Mustafa Erhan Gülcan muhasebe bürosundaki işinden ayrıldığı, Abdullah Demir işten çıkmadan birkaç ay önce 13.12.2005 tarihinde Şadi Uçan'ın da aynı işyerinde çalışmaya başladığı, Şadi Uçan'ın işe girmesiyle birlikte 05.01.2006 tarihinden itibaren yurt dışı para transferlerini Şadi Uçan'ın yapmaya başladığı,
Bu hususlar bağlamında; Abdullah Demir yurt dışı transfer işlemlerini gerçekleştirmeye, Selami Tuğrul'un 02.08.2001 tarihinden itibaren çalıştığı muhasebe bürosu mahiyetindeki "Erdal Babadağ" şahıs işletmesinde çalışmaya başladığı 01.04.2005 tarihinde başlamıştır. Daha sonra bu iki şahıs (Selami Tuğrul ve Abdullah Demir) birlikte 30.06.2005 tarihinde işten ayrılmıştır. İşten ayrıldıktan bir ... sonra (01.07.2005 tarihinde) yine birlikte muhasebe bürosu mahiyetindeki "Mustafa Erhan Gülcan" şahıs işletmesinde işe başlamışlardır. Abdullah Demir'in yurt dışı para transfer işlemleri 27.10.2005 tarihine kadar devam etmiştir. 13.12.2005 tarihinde Şadi Uçan'da bu iş yerinde çalışmaya başlamıştır. Şadi Uçan'ın da burada çalışmaya başlamasıyla birlikte artık yurt dışı para transferlerini Abdullah Demir değil, 05.01.2006 tarihinden itibaren Şadi Uçan'ın gerçekleştirmeye başladığı, Abdullah Demir'in 10.03.2006 tarihinde adı geçen işyerinden ayrıldığı, Şadi Uçan'ın ise Selami Tuğrul ile çalışmaya devam ettiği dönem içerisinde 31.07.2007 tarihine kadar yurt dışı para transferlerinin devam ettiği görülmekle;
Abdullah Demir ve Şadi Uçan'ın, Selami Tuğrul'un emir ve talimatları doğrultusunda hareket ettiği, yurt dışı para transferlerini de bu doğrultuda gerçekleştirdikleri hususunda güçlü kanaat uyandığı, yine Abdullah Demir ve Şadi Uçan'ın, Selami Tuğrul ile aynı işyerinde çalışmaya başlamadan önce ya da işten ayrıldıktan sonra yurt dışı para transferlerinin bulunmaması, her iki şahsın da transferlerinin karşı taraflarının aynı olduğu, para transferlerinin muhataplarının FETÖ'ye aidiyeti olan kurum, kuruluş ya da şahıslar olduğu tespitleri de Abdullah Demir ve Şadi Uçan'ın yurt dışı para transferlerini Selami Tuğrul'un emir ve talimatları doğrultusunda gerçekleştirdiği değerlendirilmiştir.
Yine Mahmut Yağmur'un 2012, 2013 ve 2014 yıllarında toplam tutarı 1.248.977 TL olan 57 adet bloke çekin tahsilatını yaptığı tespit edilmiştir. Tahsil edilen çeklerin detay bilgilerine bakıldığında çeklerin 25 farklı ilin ... ya da bu illerin ilçelerindeki banka şubelerinden verildiği, tahsilatların ise 46 adetinin Bank ... Çukurambar ve Etlik şubelerinde, kalan 11 adet çekin ise diğer bankalarda tahsil edildiği anlaşılmıştır. 09.01.2010 tarihinde Mahmut Yağmur'un, Selami Tuğrul'un ortak olduğu Aksiyon Güvenlik Hizmetleri Anonim Şirketinde çalışmaya başladığı, şahsın çek tahsilatlarını yaptığı dönemde Aksiyon Güvenlik Hizmetleri Anonim Şirketinde çalıştığı döneme denk geldiği, dolayısıyla işçi sıfatıyla çalışan bir şahsın toplam tutarı 1.248.977,90 TL olan 57 adet bloke çek tahsilatı yapmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, Mahmut Yağmur'un da Abdullah Demir ve Şadi Uçan gibi Selami Tuğrul'un emir ve talimatları doğrultusunda hareket ettiği değerlendirilmiştir.
Selami Tuğrul ile Süleyman Savat arasındaki ilişki;
Selami Tuğrul'un, GİB verileri üzerinden tespit edilen ortaklığı bulunan firmalardan İnkatem İnsan Kaynakları Toplama ve Eğit.Merk.Temiz.GıdaSağ.Med.Oto.Bil.İth.İhr.San.ve Tic.A.Ş., Yeni Baran Yemek Gıda Temz.Taş.M.İ.İ.San. ve Tic. A.Ş., Aksiyon Güvenlik Hizmetleri Anonim Şirketi unvanlı firmalarda Selami Tuğrul ve Süleyman Savat'ın ortaklığının bulunduğu,
Süleyman Savat'ın "serbest muhasebeci", "mali müşavirlik" ve "yeminli mali müşavirlik" alanında faaliyet gösterdikleri,
Selami Tuğrul'un bir dönem muhasebe bürosu mahiyetindeki şahıs işletmelerinde çalışmış olması,
bir arada değerlendirildiğinde bu iki şahsın birlikte hareket ettiği kanaati hasıl olmaktadır."
tespitlerine yer verilmiştir.
Sanık ...'nin 14.02.2017 tarihinde soruşturma aşamasında avukat huzurunda alınan ifadesinde özetle; FETÖ örgütünün mali yapısı örgüt üyelerinin yapmış olduğu bağışlardan oluştuğunu, mali sorumlusu ve yardımcılarının Ankara'da Selami Tuğrul, Tamer Tıbık ve Abdullah Demir olduğunu, bu şahısları örgüt içerisinde kullanmış oldukları kod isimleri ile tanıdığını ancak sonraları gerçek ismini öğrendiğini, yine bu şahısların yanında gördüğü ancak soy isimlerini hatırlamadığı Ahmet ve Mehmet isimli şahıslar olduğunu, Cemil Koca isimli şahsı tanıdığını, 2009 yılından sonra kendilerine tavır almaları nedeniyle kendisini dışladıklarını, kendisini birkaç kez yurt dışında düzenlenen programlara davet ettiklerini ancak katılmadığını, Abdullah Demir isimli şahsı tanıdığını, kendisinden birkaç kez burs himmet istediğini ancak kendisinin para vermediğini, Selami Tuğrul isimli şahsı tanıdığını, Cemil Koca isimli şahsın yanında gördüğünü, birkaç sefer bulundukları ortamda kendisinden burs, himmet istediğini ancak kendisinin para vermediğini, bir de kendisinden ... grubunun güvenlik ve temizlik işlerinin kendilerine verilmesi yönünde taleplerinin olduğunu, beyan ettiği,
Sanık ...'in 07.03.2016 tarihinde soruşturma aşamasında avukat huzurunda alınan ifadesinde özetle;..... Holding'te finans müdürü olarak görev yaptığını, Selami Tuğrul isimli şahsı tanıdığını, bu şahsın 2014 yılına kadar Akın...'in ortağı olduğu Atlantik Eğitim Taş. Bil. A.Ş. isimli şirkette çalıştığını bildiğini, zaman zaman Akın...'in yanına ...... A.Ş.'ye gelip Akın...'le görüştüğünü ancak hangi konularda görüştüğü konusunda bilgi sahibi olmadığını beyan ettiği,
...'nin 18.11.2015 tarihinde Mali Suçlarla Şube Müdürlüğünce bilgi sahibi sıfatıyla alınan ifadesinde özetle; üniversite sınavlarına Fetullah Gülen ile irtibatlı olan Maltepe dershanesinde hazırlandığını, üniversite hayatı boyunca Fetullah Gülen ile bağlantılı ev ve yurtlarda kaldığını, Bursa'da öğrenci imamlığı ve abiliği yaptığını, okuldan mezun olduktan sonra askere gittiğini, 2004 yılında Ankara iline geldikten sonra 2004-2007 yılları arasında kendisine toplanacak para listesini veren Samsun nüfusuna kayıtlı Abdullah Demir, Sivas nüfusuna kayıtlı Ankara doğumlu Şadi Uçan ve bunların her ikisinin üzerinde olan Selami Tuğrul isimli şahısların vermiş oldukları listeler doğrultusunda çantacılık yaptığını, yani Fetullah Gülen adına belirtilen isimlerden bölgesi içerisinde olan Cebeci kod adı verilen bölge yani Çankaya, Ostim, Ulus içerisine alan bölgede bulunan esnaf, memur ve vakıflardan himmet, burs, kurban, bağış vb. isimler altında para topladığını, o dönemlerde aylık 100.000 TL civarında para topladığını, toplamış olduğu paraları Abdullah Demir, Selami Tuğrul ve Şadi Uçan'a elden nakit olarak verdiğini, bu toplanan paraların %10-15 civarının öşür adı altında Amerika'ya şahıslar aracılığıyla fon olarak gönderildiğini, %20-25 civarındaki kısmının öğrenci evlerine harcandığını, yaklaşık %70'inin de nakit olarak FETÖ terör örgütünün Ankara ilinin muhasebe imamı olan Selami Tuğrul'a kendisinin nakit ve adını hatırlayamadığı çok sayıda esnaflara ait müşteri çek ve senetleri verildiğini, bu topladığı paralar gibi yaklaşık İç Anadolu Bölgesinden 27 ilden şahıs, kurum, dershane ve vakıflardan toplanan paraların ilk başta Selami Tuğrul adına ancak yardımcıları olan Adıyaman nüfusuna kayıtlı Mahmut Yağmur ve Kayseri nüfusuna kayıtlı Ali Tekin olarak hatırladığı iki şahsın Bank ... bankalarında bulunan hesaplarına para yatırıldığını, bu paraların bir kısmını da elden Selami Tuğrul'a verdiğini, Selami Tuğrul'un söylediği kadarıyla toplanan yaklaşık 500.000.000 USD paranın çek ve senetlerle ilgili olan kısmının nakit paraya çevrilmek için Bank ... aracılığıyla ve Akın...'in sahibi olduğu şirketlerin hesapları üzerinden nakde çevrilip yurt dışında Fetullah Gülen'le bağlantılı okullara, hastanelere, üniversitelere, yaptıkları inşaatlara büyük paralar aktarıldığını, ayrıca Akın...'in cemaate verdiği şahsi parasını ise Selami Tuğrul aracılığıyla bir kısmını elden bir kısmını da banka aracılığıyla Fetullah Gülen ile irtibatlı olan dernek, vakıf, okul gibi yerlere gönderildiğini beyan ettiği,
...'nin tanık sıfatıyla 23.05.2019 tarihinde duruşmada alınan beyanında; 2006-2008 yılı ağustos ayına kadar 2.5 yıl cemaatte muhasebe işleri dedikleri kayıtları topladığını, insanların, esnafların, küçük esnafların himmetlerini topladığını, zekatını, fitresini, şunu bunu topladığını, öğrenci işleri olduğunu, öğrencilerin giderlerini karşılayıp bir kısmını orada kendilerinin sorumlu oldukları abiye verdiğini, bu dava ile alakalı Akın... ile alakalı kısmı verdiğim ifadeyle hatırladığım kadarıyla şunu söylemek istediğini, bir ortamda işte abiye size çek veriyoruz siz nasıl yurt dışına gönderiyorsunuz dediğini, onun da kendilerine "biz çekleri Akın...'in şirketine veriyoruz, götürüyoruz çekleri veriyoruz karşılığında nakit para alıyoruz" dediğini, Akın... ile, şirketlerle alakalı bildiği söylediği başka bir şey olmadığını, bunu bir defa mı yaptıklarını, kendisinin mi götürdüğünü, başkası ile mi götürdüğünü, bir defa mı 3 defa mı 5 defa mı sürekli mi bilmediğini, Akın...'i hayırsever bir iş adamı olarak bildiklerini, hala da öyle bildiklerini, kendilerinin büyük iş adamı olduğu için para verdiğini, Selami Tuğrul'un kendisinin aldığını, Selami Tuğrul'a çekler ne oluyor diye sorduğunda, 'çeki götürüyoruz oradan nakite çeviriyoruz' dediğini, doğru mu yanlış mı sürekli mi olup olmadığını bilmediğini, bunu söyleyenin de Selami Tuğrul olduğunu, ikinci olarak da Akın... büyük çaplı bir insan olduğu için tabi benim gibi küçük insanlara al sana milyon diye para vermediğini, ama Selami Tuğrul'un, genel en yetkili kişi olduğu için kendisinden (Akın...'ten) gidip alıyorum dediğini, Selami Tuğrul'un İç Anadolu Bölgesi'nin muhasebe sorumlusu olduğunu, sadece himmet değil dershanelerin kolejlerin paraları da o adamın idare ettiğini, Selami Tuğrul, Abdullah Yağmur, Mahmut Yağmur ve Şadi Uçan'ın kendisinin üstü olduğunu, Mahmut ve Şadi'nin, Selami'nin yardımcıları olduğunu beyan ettiği,
Tanık Raşit Levent Kışlal 01.10.2015 tarihli ifadesinde özetle; kızının ortaokul öğrencisiyken Akın...'in soyadının verildiği... Kız Kolejinde öğrenci olduğunu, bu kolej binasının eski apartman yapılarından olduğunu, bu okulun sadece isminin... ailesiyle ilgili olduğunu, gelirinin ise Gülen cemaatine ait olduğunu, Akın...'in o tarihlerde ... davetiyelerinin basımı ile uğraşan bir işletme sahibi olduğunu, kendisini 1997 veya 1998 yıllarında Ayrancı/Hoşdere caddesi üzerinde bulunan Samanyolu kolejleri binasında bulunan bir himmet toplantısında tanıdığını, o tarihlerde Akın...'in himmet toplantılarında eşinin bütün ziynet eşyasını bir poşet içerisinde bağışladığı sözünün mütevellilerde kulaktan kulağa fısıldanır olduğunu, isminin parlatılmaya çalışıldığını, genelde kimsenin ne kadar himmet verdiği söylenmez iken Akın...'in adı ortaya atılarak isminin parlatıldığını, yine bu tarihlerde cemaatin Fatih Üniversitesinin merkezini Ankara'ya taşımak istediğini, üniversite kampüs binası olarak o sıralarda Hacı Ali Demirel'in sahibi olduğu Yükseliş Koleji binasını satın almak hedefi koyduklarını, Türkiye genelinde tüm mütevellilere bu binanın satın alınması için para toplanacağının duyurulduğunu, bina için öngörülen bedelin o tarihlerde çok yüksek olduğunu, tam rakamı hatırlamamakla beraber birkaç yüz trilyon olarak ifade edildiğini, katıldığı mütevellilerde kendisi de inşaatçı olduğu için bu paranın çok yüksek olduğunu, bu bedel ile o yapı gibi birkaç tane satın alınabileceğini belirttiğini, şahsen kendisinin de 100 ABD doları katkı yaptığını, mütevelli imamına teslim ettiğini, birkaç ay içerisinde paranın toplandığını ancak alımdan vazgeçildiğini, gerekçe olarak da Hacı Ali Demirel'e baskı yapılarak bu satıştan vazgeçirildiğinin iddia edildiği, paranın akıbetini sorduklarında Samanyolu TV'nin kiralık uydu kanalından yayın yaptığını, toplanan bu para ile kanalın satın alınacağını söylediklerini, bu konudaki bilgileri Gaziosmanpaşa imamından aldığını, bu olaydan sonra Akın...'in adının daha sık duyulduğunu, kulaktan kulağa toplanan paranın işletilmek üzere Akın...'e teslim edildiğinin söylenmeye başladığını, bu söylemden bir süre sonra vazgeçildiğini, Akın...'in annesinin şirketleri zor durumdayken Akın...'ten gelininin altınlarını emanet olarak kendisine vermesini istediği, Akın...'in ise annesine "ben onları çok hayırlı bir işe yatırdım, himmet ettim" şeklinde cevap verdiği şeklinde bir söylemin anlatılmaya başlandığı, Akın...'in altınlarını verdiğini, Allah'ın da ona altın madenleri verdiği şeklinde bir anlatımın olduğunu, kanaatine göre Akın...'in sahip olduğu ekonomik gücün kaynağının Gülen cemaatinin Türkiye genelinde topladığı himmet paraları olduğunu, diğer kulaktan kulağa söylenenlerin ise himmeti teşvik amacına yönelik olduğunu beyan ettiği,
...'nın 23.05.2019 tarihli duruşmada tanık sıfatıyla alınan ifadesinde özetle; bu dosyada sadece Hamdi Akın... ve ...'i tanıdığını, bunları cemaat içerisinde herkesin tanıdığını, bu yapının yani cemaat yapısının içerisinden aldığı bilgilere göre cemaatin toplanan özellikle gayri meşru toplanan himmetlerinin bu yapı üzerinden aklandığını, piyasaya sürüldüğünü o zamanlar duyduğunu, her ne kadar 99 yılında bu yapıdan ayrıldıysa da yapı içerisinde kendisinin eleştirilerini haklı görüp oradan kendisine bilgi aktaranların çok olduğunu, Hamdi Akın... ve ......, ... Altın gibi şirketlerin de bu çerçevede kullanıldığını bir çok kişinin kendisine ilettiğini, bu konuyla ilgili bilgilerinin olduğunu, özellikle toplanan himmetlerin Hamdi Akın... kanalıyla hem altın hem de kağıt piyasasına... ... davetiyeleri de onun meşrulaştırdığını bildiğini, çünkü toplanan paraların himmetlerin özellikle gayrı meşru toplandığı için yani kanunlara aykırı toplandığı için o paranın bir şekilde sisteme girmesi gerektiğini, onun gibi bir çok iş adamı zaten o iş adamları hepsi üzerinden bu işi yaptıklarını beyan ettiği,
... Yıldız'ın soruşturma aşamasında vergi müfettişleri nezaretinde müşteki sıfatıyla 06.08.2015 tarihinde emniyet mali suçlarla şube müdürlüğünde alınan ifadesinde; Yıldızlar SSS isimli holdingin sahibi olduğunu, Hamdi Akın...'i 2004 yılında ticari ilişkisinden dolayı tanıdığını, ETİ Gümüş A.Ş.'nin özelleştirilmesi sürecinde kısa bir ortaklıklarının olduğunu, 2004 yılında KSS Madencilik isimli firmayı kurduklarını, bu firmanın %49 hissesinin Hamdi Akın...'e geri kalan %51 hissesinin kendisine ait olduğunu, bu şirketin yönetim kurulu başkanının Hamdi Akın... olduğunu, her iki tarafın da koymayı taahhüt ettiği miktarın 10.300.000 $ olduğunu, kendisinin söz konusu parayı koyduğunu ancak o dönem Akın...'in parası olmadığı için onun koyması gereken parayı borç olarak Akın...'e verdiğini, Akın...'in... İnşaat üzerinden KSS Madencilik A.Ş.'ye ortak olduğunu, bu parayı ... grubunda borç olarak göstereceğini, bununla ilgili aralarında sözleşme hazırladıklarını ancak Akın...'in bu sözleşmeyi imzalamadığını, kendisine olan borcunu da ödemediğini, Hamdi Akın... bu sözleşmeyi imzalamama sebebi olarak söz konusu parayı sermaye olarak ... Grubuna eklediğini, bunu da SPK'ya bildirdiğini, borç olarak göstermesi halinde SPK'nın kendisine ceza uygulayacağını söyleyerek imzalamadığını, daha sonra da borcunu ödemediğini, ETİ Gümüş A.Ş.'nin ilk özelleştirme ihalesinde 40.000.000 USD teklif vererek ihaleyi kazandığını, paranın yarısını nakit hazırladığını, geriye kalan parayı da kredi çekmek istediğini ancak kredi alamadığını, bu sebeple ihale şartlarını yerine getiremediğini, yaklaşık bir ay sonra yapılan ihaleye yine girdiğini, 41.200.000 USD teklifle ihalenin kendilerine kaldığını, elinde ihale bedelinin yarısı olan 20.600.000 USD nakdi olduğunu, bu süre içerisinde bankalardan kredi alamayacağı düşüncesiyle ortak aramaya başladığını, şirketinin mali müşaviri aracılığıyla Hamdi Akın...'le tanıştıklarını, Akın...'in kendisinde para olmadığını, bu krediyi bankalarla ipotek vererek sağlayabileceğini söylediğini, kendisinin de Akın...'in koyacağı parayı nakit olarak vereceğini söylediğini ancak karşılığında ETİ Gümüş A.Ş.'yi devir aldıktan sonra kendisinin şirketine hasılat kirası vereceği şeklinde anlaştıklarını, hasılat kirasıyla önce banka kredi borcunun kapatılacağını, daha sonra ise ... grubuna borç verdiği 10.300.000 $ borcun onların kira payından kendisine ödeneceğini ancak ... Grubun sözleşmeyi imzalamadığını, bu ortaklığın sonlanmasında en büyük nedenin %100 sahibi oldukları bir şirkete ETİ Gümüş A.Ş.'yi kiraya vereceklerini, bu kira hasılatıyla da kendisinin ... grubuna borç olarak verdiği paranın ödeneceğini ancak sözleşme imzalanmadığı için ortaklıklarının son bulduğunu, 12.000.000 USD ödeyerek hisseleri devraldığını, Akın...'e borç olarak verdiği 10.300.000 USD paranın resmi kayıtlarda görünmemesi ve şahsın borcunu ödemeyeceğini söylemesi nedeniyle mahsuplaşma yapmayarak hisseleri alabilmek için kendisine parayı ödediğini, elinde 10.300.000 USD'ı alacak herhangi bir belge olmadığını, söz konusu borcu Söğütsen isimli şirketinden borç olarak aldığını, parayı ... grubunda müşavir olarak çalışan ... isimli şahsa elden teslim ettiğini, aralarında güven ilişkisi olduğu için %49'luk... İnşaat adına olan sermaye payını tescil ettiğini, ortaklıktan ayrıldıktan sonra kendisiyle hiçbir irtibatının olmadığını, hisseleri almak için Akın...'e ödediği 12.000.000 USD parayı şahsın Bergama Altın isimli firmayı satın almak için kullandığını bildiğini, olay nedeniyle kimseden davacı ... şikayetçi olmadığını beyan ettiği,
iv.... Altın İşletmeleri A.Ş'nin Gruba Katılması Sonrası Gelişim:
İpek ailesinin şirketlerin halka arzı ile elde edilen arz sermaye ile yapılan borsa manipülasyonları ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün maddi yardımlarıyla ... Altın'ı grubun bünyesine kattıktan sonra altının dünya piyasasında fiyatının yükselmesinin de etkisiyle ... Altın A.Ş. üzerinden yüksek miktarda kar yapmaya başladığı, bu şekilde uhdesindeki şirketleri büyütüp medyadan turizme, sigortacılıktan havacılığa kadar farklı sektörlerde faaliyet yürütmek üzere yeni şirketler de kurdukları, ayrıca 2009 yılında ...... Sağlık, Eğitim ve Hizmet Vakfını, bu vakfa bağlı olarak da 2011 yılında... Üniversitesi isimli vakıf üniversitesini kurdukları ilk derece mahkemesince kabul edilmiştir.
...... Holding ve diğer grup şirketlerinin gelişim sürecinin incelendiği 04.08.2014 tarihli MASAK raporunun ilgili bölümüne göre;
"İpek grubunun... HAVACILIK TİCARET A.Ş. şirketini kurdukları devamlı sermaye arttırdıkları ve 2013 yılında sermayenin 63.000.000,00 TL olduğu, şirketin 2013 yılı itibariyle % 99 hissesine... İnşaat ve Tic. A.Ş.’nin sahip olduğu,
İpek grubunun... ... GIDA TARIM HAY. SAN.VE TİC. A.Ş. şirketini kurdukları devamlı sermaye arttırdıkları ve 2013 yılında sermayenin 55.000.000,00 TL olduğu, şirketin 2013 yılı itibariyle % 99,99 hissesine... İnşaat ve Tic. A.Ş.’nin sahip olduğu,
İpek grubunun KEYLAND TURİZM SEYAHAT VE TİCARET A.Ş. (Yeni unvanı; ATP ... TURİZM SEYAHAT VE TİC. A.Ş.) şirketini satın aldıkları, devamlı sermaye arttırdıkları ve 2013 yılında sermayenin 212.000.000,00 TL olduğu, şirketin 2013 yılı itibariyle % 99,99 hissesine... İnşaat ve Tic. A.Ş.’nin sahip olduğu,
İpek grubunun BUGÜN TELEVİZYON VE RADYO PRODÜKSİYON A.Ş. (Eski unvanı; ...... ENERJİ A.Ş.) şirketini kurdukları devamlı sermaye arttırdıkları ve 2013 yılında sermayenin 24.500.000,00 TL olduğu, şirketin 2013 yılı itibariyle %99,72 hissesine... İnşaat ve Tic. A.Ş.’nin sahip olduğu, şirketin 2009 yılından itibaren her yıl zarar ettiği ve zararın toplamda yaklaşık 24 milyon TL’ye ulaştığı, şirket sürekli faaliyet zararı vermesine ve sürekli zarar etmesine karşın faaliyetini devam ettirmek için her yıl sürekli sermaye artışına gidilmiş olup zarar etmesine itibar edilmeden sermaye artışı ile faaliyetinden elde edilen zararlar finanse edilmiş olduğu,
İpek grubunun ...... BASIN VE BASIM SANAYİ TİCARET A.Ş. şirketini kurdukları devamlı sermaye arttırdıkları ve 2013 yılında sermayenin 39.500.000,00 TL olduğu, şirketin 2013 yılı itibariyle % 99,58 hissesine... İnşaat ve Tic. A.Ş.’nin sahip olduğu,
İpek grubunun YAŞAM TELEVİZYON YAYIN HİZMETLERİ A.Ş. unvanlı şirketi 2008 yılında satın aldıkları, ... Davetiyenin Bağlı ortaklığı... İnşaat ve Ticaret A.Ş. tarafından Kanaltürk TV, Kanaltürk Radyo ve internet sitesini bünyesinde bulunduran yayın grubuna ait, Yaşam Televizyon Yayın Hizmetleri A.Ş.’nin %99,99 hisselerine tekabül eden payların tümü ve bu şirketin sahibi olduğu Yaşam Haber Ajansı Ticaret LTd. Şti., Rektur Reklam Pazarlama Ltd. Şti. ve Gökcan Prodüksiyon ve Ticaret A.Ş. şirketlerinin tüm malvarlıkları, televizyon ve radyo yayın lisansları ve marka hakları da dahil olmak üzere toplam 30.000.000 USD bedelle devir ve satın alındığı, yukarıda adı geçen şirketlerin tahakkuk etmiş vergi ve SSK borçları ile birlikte personel ve diğer piyasa borçlarının satın alma bedeline dahil olduğu ve tüm borçların bu bedelden karşılanacağı bilgilerine yer verildiği,
Şirketin devamlı sermaye arttırdıkları ve 2013 yılında sermayenin 165.000.000,00 TL olduğu, 2008-2013 arası toplam zararının yaklaşık 110 milyon TL olduğu ve şirket (özellikle 2008-2013 arası) sürekli faaliyet zararı vermesine ve sürekli zarar etmesine karşın faaliyetini devam ettirmek için her yıl sürekli sermaye artışına gidilmiş olup zarar etmesine itibar edilmeden sermaye artışı ile faaliyetinden elde edilen zararlar finanse edilmiş olduğu,
GÖKCAN PRODÜKSİYON VE TİC. A.Ş. unvanlı şirketin 2013 yılı itibarıyla %99,72 hissesine tekabül eden payların tümü bu şirketin sahibi olduğu Yaşam Televizyon Yayın Hizmetleri A.Ş.’ye ait olduğu, devamlı sermaye arttırdıkları ve 2013 yılında sermayenin 6.000.000,00 TL olduğu,
REK-TUR REKLAM PAZARLAMA VE TİC. LTD. ŞTİ. unvanlı şirketin 2013 yılı itibarıyla %99,99 hissesine Yaşam Televizyon Yayın Hizmetleri A.Ş.’nin sahip olduğu, devamlı sermaye arttırdıkları ve 2013 yılında sermayenin 25.000.000,00 TL olduğu, 2008-2013 arası toplam zararının yaklaşık 29.000.000 TL olduğu,
ATLANTİK EĞİTİM YAY.TAS.BİL.TİC.A.Ş.’nin 2013 yılı itibarıyla %48,10 oranındaki hissesine ...... Holding A.Ş.’nin, %16,98 oranındaki hissesine Ömer AKGÜL adlı şahsın sahip olduğu, Atlantik Eğitim Yay.Tas. Bil. Tic.A.Ş.’nin Rusya Federasyonunda Atlantik Coo Ltd. şirketinin % 99,50 hissesine sahip olduğu, şirketin devamlı sermaye arttırdığı ve 2013 yılında sermayenin 64.800.000,00 TL olduğu,
İK AKADEMİ İNŞAAT PROJE VE TAAHHÜT A.Ş.’nin 2013 yılı itibarıyla %100 oranındaki hissesine... Üniversitesi’nin sahip olduğu, 2013 yılında sermayenin 500.000 TL olduğu,
...... SİGORTA ARACILIK HİZMETLERİ A.Ş.’nin 2013 yılı itibarıyla %100 oranındaki hissesine ...... Tedarik Danışmanlık A.Ş.’nin sahip olduğu, 2013 yılında sermayenin 150.000,00 TL olduğu,
...... TEDARİK DANIŞMANLIK ARAÇ KİRALAMA TİC. A.Ş.’nin %44 oranındaki hissesine ... Altın İşletmeleri A.Ş.’nin, %28 oranındaki hissesine... Doğal Enerji Kaynakları A.Ş.’nin ve %28 oranındaki hissesine ... Anadolu Metal Madencilik A.Ş.’nin sahip olduğu, 2013 yılında sermayenin 350.000,00 TL olduğu,
AE... DANIŞMANLIK PROJE REK. VE ORG.HİZM.TİC. A.Ş.’nin 2013 yılı itibarıyla %50 oranındaki hissesine Muhammed Ali... adlı şahsa, %25 oranındaki hissesine Esra... adlı şahsa, %25 oranındaki hissesine Esma... adlı şahsa ait olduğu, şirketin 2011 yılında kurulduğu, 2013 yılında sermayesinin 11.050.000,00 TL olduğu, şirketin 2011 ile 2013 yılları arasında yaklaşık 12 Milyon TL kâr elde ettiği, şirketin 2011 yılında ...... Holdingin %0,33 hissesine sahip olduğu,
AZ... DANIŞMANLIK PROJE REK. ve ORG.HİZM.TİC. A.Ş.’nin 2013 yılı itibarıyla %50 oranındaki hissesinin Metin Ali... adlı şahsa, %25 oranındaki hissesine Alara... adlı şahsa, %25 oranındaki hissesine Zeynep Nur... adlı şahsa ait olduğu, şirketin 2011 yılında kurulduğu, 2013 yılında sermayesinin 11.050.000 TL olduğu, şirketin 2011 ile 2013 yılları arasında yaklaşık 12 Milyon TL kâr elde ettiği, şirketin 2011 yılında ...... Holdingin %0,33 hissesine sahip olduğu,
BB... DANIŞMANLIK PROJE REK. ve ORG.HİZM.TİC. A.Ş.’ııin 2013 yılı itibarıyla %66,67 oranındaki hissesinin Burak ZENGİNER adlı şahsa, %33,33 oranındaki hissesinin Betül ZENGİNER adlı şahsa ait olduğu, şirketin 2011 yılında kurulduğu, 2013 yılında sermayesinin 8.287.500,00 TL olduğu, şirketin 2011 ile 2013 yılları arasında yaklaşık 9 Milyon TL kâr elde ettiği, şirketin 2011 yılında ...... Holdingin %0,25 hissesine sahip olduğu,
KONAKLI METAL MADENCİLİK SANAYİ TİCARET A.Ş.’nin 2013 yılı itibarıyla %59 oranındaki hissesinin ... Anadolu Metal A.Ş.’ye, %40 oranındaki hissesinin Teck Madencilik Sanayi Ve Tic’e ait olduğu, 2013 yılında sermayesinin 8.700.000,00 TL olduğu,
Doğu Anadolu Maden Arama ve Sondaj A.Ş.’nin (Eski Unvanı; ...... Gazetecilik ve Yayıncılık A.Ş.) 2010 yılında... İnşaat ve Tic. A.Ş. % 83,76 hissesine ve ...... Holding A.Ş. % 16,22 hissesine sahip olduğu, 2011 yılında % 99,984 oranındaki hissesine ... Altın İşletmeleri A.Ş.’nin sahip olduğu, şirketin devamlı sermaye arttırdığı ve 2011 yılında sermayenin 110.000.000,00 TL olduğu, şirketin 2004-2011 arası her yıl zarar elde ettiği ve 2004-2011 arası toplam zararının yaklaşık 93 Milyon TL olduğu,
Tespit ve değerlendirmeleri düşünüldüğünde;
İpek grubunun birçok şirketi satın aldığı veya kurduğu bu firmaların bazılarının sermayelerinin her yıl kademeli olarak artırıldığı ve artışların yüksek tutarları bulduğu ve toplamda şirketlere konan sermayesinin yaklaşık 750 Milyon TL olduğu, bazı şirketlerin (bu firmalar özellikle televizyon, gazete gibi sektörlerde faaliyet gösteren firmalar) sürekli ve ciddi zararlar elde etmesine karşın sermaye artışı ile şirket zararlarının finansmanının sağlanmasının dikkat çekici olduğu, ayrıca şirketlerin bazılarının halka açık olduğundan sermayenin bir kısmının sermaye piyasasından karşılanabileceği değerlendirilmekte ve şirketlere konan sermayelerden... ailesi tarafından karşılanan tutarın daha detaylı bir inceleme ile ortaya konulmasının, sürekli zararlara katlanılmasının arkasındaki gerçeklerin ortaya konulmasının uygun olacağı değerlendirilmektedir"
b- İpek Ailesine Ait Şirketler İle ...... Eğitim, Sosyal Hizmet Ve Yardım Vakfı Ve... Üniversitesinin Örgütle İlişkisi Ve Finanse Edilmeleri
i.Genel Olarak
İpek Üniversitesi genel sekreteri olarak görev yapan ...'nin ... tespit ve değerlendirme tutanağında FETÖ/PDY'ye ait diğer üniversitelerin kayıtlı olduğu grupta yer aldığı, kendisini gruba ekleyenlerin, şahsa "ipekilhan", "ilhankoza", "gsipek ilhanb", "ipek", "Gs ipk ilhan" gibi isimler verdikleri ayrıca Ankara 28. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/53 Esas sayılı dosyasında yargılanan ...'nin ... kullanıcısı olduğu gerekçesiyle silahlı terör örgütü üyeliği suçundan mahkum edildiği,
... isimli şahsın ... programı üzerinden yaptığı yazışmalar incelendiğinde 421968 ID numaralı ... hesabının, ...'nin kullanımında olan 397142 ID numaralı ... hesabına gönderdiği 11.01.2016 tarihli mesajın içeriğinin Akın...'in şirketlerine kayyım atanması ile ilgili olduğu, Hamdi Akın...'e iletilecek hususların normal yollardan değil ... üzerinden iletilmesini, kayyım atama işlemiyle ilgili olarak ulusal ve uluslararası alanda yapılabilecekleri, Akın...'in bu konuda neler yapması gerektiğini konuştukları,
Akın...'in şirketleri ile ilgili kayyım atanması sürecinin münhasıran örgüt üyelerinin kullanımında olan ... isimli gizli haberleşme programı üzerinden konuşulması, bu konuda Akın...'in yapması gereken hususların belirtilmesi söz konusu şirketlerin örgütün hakimiyetinde olduğunu gösterdiği,
Sanık Hamdi Akın... tarafından kullanıldığı belirtilen 101941 ID numaralı ... hesabının yazışma içerikleri incelendiğinde sanık Hamdi Akın...'in kendisine ait olan ve kendisinin kullanımında olan "akinipek01" isimli twitter hesabı açtığından bahsettiği, sanıklar ... ve Tekin...'ten annem ve kardeşim diye bahsettiği, kendisine ait olan şirketlerle ilgili konuştuğu,
Sanık Hamdi Akın...'e ait olduğu belirtilen söz konusu ... mesaj içeriklerinde; sanığın şirketlerine kayyım atanması süreciyle ilgili olarak yapılacaklar konusunda FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri Fetullah Gülen'den "HE" şeklinde hitap ederek bu kişinin tavsiye ve telkinlerini almaya çalıştığı, sürekli olarak örgüt liderinin konuşulan konularla ilgili ne düşündüğünü, neyi uygun gördüğünü sorduğu, örgüt liderinin talimatlarıyla yapılacakları belirlediği hususları göz önüne alındığında söz konusu şirketlerin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri Fetullah Gülen'in emir ve talimatları doğrultusunda yönetildiği, bu şirketlerin örgüt kontrolünde olduğu anlaşıldığı,
FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri Fetullah Gülen'in, İpek ailesine şirketlerine yönelik soruşturma sürecinde çeşitli açıklamalar yaptığı, bu açıklamalarında “Mesela bir yerde haksız, hiç yok yere bir baskın yaparlar ve hiçbir şey de elde edemezler. Maarif yuvalarına baskın yaparlar. Gül gibi yerler.. ve gül kokularıyla kokan insanlar yetiştiriyor.", "Yakında, hiçbir sebep yokken, zerre kadar haksızlık, kanunsuzluk yapmamış olan Akın Bey’e gadrettiler. Akın..., Melek oğlu bir melektir. Şayet Türkiye’de, mizandan geçerken “Sen geçebilirsin, lüzum yok seni sigaya çekmeye!” denilebilecek, adeta kırmızı pasaportlu bin tane insan varsa, biri de odur.", "İpek Ailesi’nin madenlerine, şirketlerine, gazetelerine ve televizyonlarına el koydular. Fakat kanunen hiçbir suçları yok.", "İpek ve ... aileleri öyle hayırlar yaptılar ki, şayet dağıtılsaydı, onlara zulmedenlere bile yeterdi!.." gibi beyanlarda bulunduğu, sanıkların alınan savunmalarında hiçbir bağlantılarının olmadığını iddia ettikleri FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, kurucusu ve lideri olan şahsın söz konusu şirketlerde yapılan arama el koyma işlemleri ile kayyım atanma işlemlerinden bu denli rahatsız olmasının, henüz soruşturma aşamasında kanunen hiçbir suçlarının olmadığını beyan etmesinin söz konusu şirketlerin örgüte ait olduğunu, örgüt tarafından örgütün amaçları doğrultusunda kullanıldığını gösterdiği,
Yine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/68532 sayılı soruşturma dosyasında gizli tanık Garson kod adlı şahıstan ele geçirilen dijital materyallerden birinde örgüt lideri Fetullah Gülen'e ...... soruşturması hakkında bilgi verildiği, iddianamenin ne zaman düzenlenebileceğinin, hangi konular hakkında soruşturma yürütüldüğünün ayrıntılı belirtildiği, bu soruşturmayla ilgili gelen bilgi ve belgelerin aktarıldığı hususları göz önüne alındığında örgüt liderinin kendi kontrolünde ve örgütünün amaçlarına özgülenmiş, örgütünün faaliyetlerini finanse eden bu şirketlerin akıbetiyle birebir yakından ilgilendiği, bu konuyla ilgili yapılacakları belirlediğinin anlaşıldığı,
2013 ve 2014 tarihlerinde değeri yaklaşık 5.000.000 TL olan 10.000.000 adet gazetenin Holding adına fatura edildiği, söz konusu gazetelerin Holdinge gelmediği, gazetelerin gerçek alıcısı Holding olmadığı halde gerçek alıcısından başka bir alıcıya (...... Holding) fatura edildiği, söz konusu gazetelerin %93'ünden fazlasının... ailesine ait olan medya şirketlerinden Bugün gazetesine ait olduğu, gazetelerin bedelinin Holding tarafından ödendiği, Holdingin de yansıtma faturaları ile grup şirketlerine yansıttığı, söz konusu yansıtma faturalarının %95'inin ... Altın A.Ş. üzerinde kaldığı, yani gazetelerin bedelini ... Altın'ın ödediği, gider olarak düştüğü, kurum kazancından indirdiği ancak gazetelere ilişkin bir gelir elde edemediği gibi zarar ettiği,
Ayrıntısı Ankara 24. Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/1 esas sayılı dosyasında anlatıldığı üzere bu gazetelerin şirket çalışanları tarafından abonelik vasıtasıyla kişilere satılması suretiyle örgüt tarafından abonelik üzerinden gelir elde edildiği, söz konusu gazetelerin bedelinin halka açık şirket ... Altın A.Ş. tarafından ödendiği göz önüne alındığında kayıtlı olarak ödenen bedelin kayıt dışı bir gelire dönüştüğü,
İpek Ailesine ait medya şirketlerinin sistematik ve sürekli olarak örgüt amaçlarına yönelik bir yayın politikası uyguladığı bu gazetelerin abonelikler vasıtasıyla dağıtılması suretiyle de örgüt propagandasının kamuoyuna yayıldığı, örgütün kendi politikalarını okuruna benimsetme fırsatı yakaladığı ve bu suretle örgütün meşruiyetini artırma fırsatı yakaladığı,
Gazetelerin tirajının yükselmesi sonucu Basın İlan Kurumu'nun kamu reklamları için bu gazetelere daha fazla reklam verdiği, bu suretle haksız yere fazladan Basın İlan Kurumundan gelir elde edildiği,
Gazete bedellerinin halka açık şirket ... Altın A.Ş.'ye yansıtılması suretiyle halka açık şirketlere bir fayda sağlamayan giderlerin yansıtılarak halka açık şirketin piyasa teamülleri, ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine aykırı olarak zarara uğradığı ve örtülü kazanç aktarımı suçunun oluştuğu,
İpek ailesinin örgüt menfaatine halka açık şirketleri kullandıkları, örgütün amacını gerçekleştirmek için gerçek alıcısı kendisi olmadığı halde gazete almış gibi kendisine fatura kestirdiği, gerçek alıcısından başka bir alıcıya kesilen faturanın sahte olması dolayısıyla kesilen bu faturayı kullanmaları nedeniyle sahte fatura kullanma suçunu işledikleri, söz konusu gazeteleri örgüt amaçları doğrultusunda abonelikler vasıtasıyla halka yaydıkları, bu suretle örgüte hem gelir sağladıkları hem de örgütün propagandasını yapmak suretiyle kamuoyu nezdinde meşruluğunu artırmasına hizmet ettikleri, bunun için de halka açık şirketin karını kullandıkları,
FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından yapıldığı yargı kararlarıyla sabit olan pek çok soruşturmanın savcısı konumunda görev alan başka dosya sanığı Zekeriya Öz isimli şahsın... ailesine ait olan Angel's Peninsula isimli otelde Hasan Sezer ismiyle konakladığı, 30.06.2013 tarihinde atılan bilgi notunda bu şahsın rezervasyonunun ...'dan olduğunun belirtildiği, "Hasan Sezer" ibaresinin bulunduğu, ücret alınmayacağının belirtildiği, tanık ...'nın da kovuşturma aşamasında alınan beyanında bu hususu doğruladığı
Bir otelin, kendisine konaklayan müşteriyi sahte isimle kaydetmesinin normal bir durum olmadığı, Otelin CEO'su olan kişinin bu durumun bizzat bilgi notuyla talimatını verdiği, söz konusu şahsın otel masraflarının ise ...... Holding tarafından ödendiği,
FETÖ/PDY silahlı terör örgütü yıllarca kendisini gizleyerek ve inkar ederek yapılanmasını oluşturmuş, gerek kendisine hizmet eden şirketlerin sahiplerini gerek devleti ele geçirmek ve toplumu dizayn etmek için yaptıkları sansasyonel soruşturma ve kovuşturmalarda görev alan kamu görevlisinin bu aileye ait otelde sahte bir isimle konaklamasının, otel masraflarının da aileye ait holdingten ödenmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, bu şahısların örgütsel anlamda birbirlerinin bağlantılarını gizlemek amacıyla Zekeriya Öz isimli şahsın sahte isimle otele giriş yaptığı bunun talimatının da sanık ... tarafından verildiği ilk derece mahkemesince kabul edilmiştir.
421968 ID numaralı ... kullanıcının... Üniversitesi genel sekreteri olarak görev yapan ...'nin kullanımında olan 397142 ID numaralı ... hesabına 11.01.2016 tarihinde gönderdiği mesajda; "abi bazı tavsiyeler var benim vaktim az ve her an imkan bulmadığımdan bu notu çok inceleyemedim. Siz ne isteniyor afuat bey ve ilhan beyle görüşüp akinbabiye nasıl iletilecekse iletseniz. ... irtibatları yoksa biz hallederiz. Normal yoldan akın abiye iletmesinler. Bir de nottan istnn maddeleri bire cümle ile maddeleştirebilip bana da atarmisiniz. 07.01.2016 19:2, Bakanlar Kurulunun 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun uyarınca böyle bir karar alma yetkisi var ancak kanun Bakanlar Kuruluna gizli karar alma yetkisi vermiyor. Kanunun 11. Maddesinde açıkça Bakanlar Kurulunun bu Kanun hükümlerine göre aldığı malvarlığının dondurulması kararlarının Resmi gazetede yayımlanacağı emredici şekilde kaleme alınmıştır. Bu kararda kimin hakkında verildiği, sebepleri, kapsamı, süresi, karara karşı başvurulabilecek kanun yolları gösterilmelidir. Yine kanunun12/1 maddesinde malvarlığı dondurulma kararının resmi gazetede yayımlanması ile sonuç doğuracağı A belirtilmektedir.A kanun bu karara karşı dava açılıp açılmayacağı konusunda bir hükme yer vermemiş ancak idarenin her türlü eylem ve işlemleri yargı denetimine açık olduğundan idari yargıya başvurulabilmeli.Danıştaydan ivedi şekilde teyid alınmalı bu hususta ve hemen dava açılmalı. Her ne kadar bu işlem bakanlar kurulu kararı ise de; bu konu suç konusu olduğu iddia edilen bir eşyaya el koyma hususu ile ilgili olduğu için adli yargıyı ve uluslararası hukuku ilgilendirmektedir.A bu nedenle uluslararası hukuk alanında çalışan akademisyenlerden ayrıca görüş alınmasında yarar var.A normalde bir ülke bakanlar kurulu kararı bir başka ülke için anlam ifade etmez. Ancak mevzu terör finansmanı olunca,A birleşmiş mill.gk kararları incelenebilir. Ama yine de siyasi anlam dışında bir şey ifade edeceğini zdüşünmüyoruz. Onlar mevzuyu uluslararası teröre sokmak isteyebilirler.A Kanaatimiz, böyle bir kararı sadece Dubai ve Gana yerine getirebilir. Diğer ülkeler ise sadece güler. Bu ülkelerde normalde BMGK'nun 1373 sayılı kararı gereğince A Türkiye ile işbirliği yapmak zorunda ama ülkeler diğer ülkelerden gelecek böyle taleplerde çok dikkatli hareket ediyor. Bunlar büyük olasılıkla nezaketen bu tlebinizi adli yardımlaşma yoluyla iletin diyeceklerdir.AİHS'e taraf olan ABD ve Kanada dışındaki ülkeler Türkiye'nin bu şekilde hukuksuz talebini yerine getirdiklerinde AİHM'de tazminat ödeyeceğini çok iyi biliyorlar A Bakanlar Kurulunun bu konuda gizli karar alma yetkisinin olmadığı ayrıca Büyükelçiliklere Bakanlar Kurulu kararına atıfta bulunmayın diye talimat yetkisi olmadığı gibi hususlar basında işlenmeli. Todays zamanda haber konusu edilmeli. Akın... uluslararası kuruluşlara basın aracılığıyla açık mektup gönderip bu hukuksuzlukları açıklamalı."
"hocam bu not önemli imis.dikkatle değerlendirebilrmisiniz. Bende uğrayacağım bugün ins." içerikli bir mail attığı tespit edilmiştir.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2017/68532 sayılı soruşturma dosyasında gizli tanık Garson kod adlı şahıstan ele geçirilen dijital materyallerde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri Fetullah Gülen'e özel bilgi notu haline getirilmiş word belgelerinin içinde;
"Muhterem Efendim
konu : ...... grubu ile ilgili gelişmeler
açıklama : ... grubu ile ilgili masak tarafından yapılan incelemelerde kara para aklama suçundan sonuç alınamayacağı kanaati oluştuğundan terörizmin finansmanı üzerinden rapor hazırlanmaya çalışılıyor. ancak bu konuda da ellerinde net bulgular bulunmamakta. ayrıca halen... ailesi ile şirket yönetiminde olan bazı kişiler hakkında adli olarak dinleme yapılmaya devam ediyor.
.... Akın bey hakkındaki, terör örgütü yöneticisi olmak ve terörizmin finansmanı konusu tefrik edilerek serdar coşkun’a gönderilmiş. (akın bey çatı dosya kapsamında da şüpheli) aile hakkındaki terör örgütü üyeliği ve terörizmin finansmanı konusu ile akın bey ve aile hakkındaki diğer konular (spk, evrakta sahtecilik ve örgüt propagandası vs) konusunda dosya halen musa yücel’de devam ediyor. musa yücel ile yapılan görüşmede spk'daki konular hakkındaki raporlar gelince vereceğini ve avukatlar tarafından cevap verilmeden gözaltı vs. herhangi bir işlem yapmayacağını ifade etmiş. ayrıca, savcıya spk’nın soruları şirketlere sorduğunu ve cevabın kayyımlarca verildiğini, asıl cevap vermeleri gereken müvekkillere ise hiçbir şey sorulmadan hazırlanan raporun kendisine gönderildiği ifade edildi. bu durumun doğru olmadığı da belirtildi.
SPK'daki konuların en az 4-5 ay tamamlanacak olması, el konulan dijital verilen incelenmesinin ve tv yayınlarının çözümü ve analizlerinin de aynı sürede tamamlanabilmesi ihtimali nedeniyle haziran veya temmuz ayından önce iddianamenin tamamlanmasının mümkün olmadığı değerlendiriliyor.
Arz ederim."
içerikli ...... soruşturması ile ilgili örgüt liderine bir bilgilendirme yazısı yazıldığı tespit edilmiştir.
İpek ailesine ait şirketlere yönelik soruşturma sürecinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri Fetullah Gülen'in yaptığı konuşmalar;
FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri ... ...... Holding bünyesinde bulunan şirketlerde yapılan aramalar ile ilgili olarak aynı ... Herkul.org sitesinde yayınlanan video mesajında;
“Mesela bir yerde haksız, hiç yok yere bir baskın yaparlar ve hiçbir şey de elde edemezler. Maarif yuvalarına baskın yaparlar. Gül gibi yerler.. ve gül kokularıyla kokan insanlar yetiştiriyor. Şimdiye kadar sigarayı dudaklarına götürmemiş, uyuşturucunun semtine uğramamış, bir sinek kanadı kadar vatana ihanet etmemiş, en temiz vatan evladını yetiştiren müessesat-ı hayriyye. Onlara ardı arkası kesilmeyen tasallutlar, tecavüzler, saldırılar yapılıyor. Morali ne kadar yüksek olursa olsun, insan bunlar karşısında o şok hadiselerin tesiriyle olumsuz şeyler diyebilir. Belki bazılarının dilinin ucuna kadar da geliyordur: “Eğer hakikaten sizin bu müesseselere isnat ettiğiniz şeyler varsa, Allah o müesseseleri yerin dibine batırsın. Yoksa, o emir verenler, o kanunsuz emre uyanlar, silahla o baskınları yapanlar.. Allah yuvalarını başlarına yıksın!..” Bakın, siz bile “âmin” diyorsunuz! Demek ki Türkiye’de genel hissiyat bu istikamette cereyan ediyor. Dolayısıyla siz karakterinize göre hareket etmiyorsunuz. Çünkü o cümlelerin sonunda şöyle diyecektim: Aman, sakın böyle demeyin. Belki bunların içinde Allah’a inanan insan da vardır. O öyle güçlü bir fasl-ı müşterektir ki!.. Yalandan namaz kılsalar, her halleriyle nifak tavrı sergileseler, kâfirlerin yapmadıklarını yapsalar, Hitler’in, Stalin’in, Sezar’ın yapmadığını yapsalar da içlerinde Allah’a inanan bazıları vardır. İşte umumunu birden nazar-ı itibara alarak öyle bir şey söylemek insaflı mümine yakışmaz...”
Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliğince ...... Holding bünyesindeki şirketlere kayyım atanması üzerine Örgüt lideri ...’in, 17.11.2015 tarihli açıklamasında;
“Kayyûm, Allah’ın ismidir; fânîler ancak kayyım olabilir. Milletin malına çökenlere de dense dense denî haydut denir. Dünyanın dört bir yanında “usûl-i hamse” bugün ayaklar altında. Dine, imana, insanlığa hizmet etmeye çalışıyorsunuz, her yana dini düşüncenizi götürmek için himmet yapıyorsunuz, onun üzerine geliyorlar. Rica ederim, böyle bir işin üzerine gelmenin, Amnofis’in Hazreti Musa’nın üzerine gitmesinden farkı var mı?!. Yakında, hiçbir sebep yokken, zerre kadar haksızlık, kanunsuzluk yapmamış olan Akın Bey’e gadrettiler. Akın..., Melek oğlu bir melektir. Şayet Türkiye’de, mizandan geçerken “Sen geçebilirsin, lüzum yok seni sigaya çekmeye!” denilebilecek, adeta kırmızı pasaportlu bin tane insan varsa, biri de odur. Fakat düşünün ki, bir şakî muamelesine, annesi de istintak edilip bir şakî muamelesine, kardeşi de bir şakî muamelesine tabi tutuluyor. Yanlış tabirle “kayyum” diyorlar. Hâlbuki “Kayyûm”, Cenâb-ı Hakk’ın ismidir. Hukuk sisteminde, bir malın idaresi veya belli bir işin görülmesi için mahkemece tayin edilen insana “kayyım” denir. “Âyetü’l-Kürsî” içinde her zaman “Hayy” ve “Kayyûm” isimlerini zikrediyoruz. Kayyûm; Cenâb-ı Hakk’ın, kendi zâtıyla kâim bir müstağnî-i mutlak, bütün cihanlar ve içindekilerin varlık ve bekalarının da biricik dayanağı olduğunu ifade eden bir ism-i âzamdır. Zavallı, fanî, yarın nalları dikebilecek bir insana Cenâb-ı Hakk’ın mübarek bir ismini vererek “kayyum” diyorlar. Özür dilerim, nezaket sınırlarını aşıyorum; bu mülahazalarla hareket eden ve iffetli, ismetli, alnının teriyle kazanmış insanların mallarına çöreklenen kimselere dense dense “denî haydut” denir. İpek Ailesi’nin madenlerine, şirketlerine, gazetelerine ve televizyonlarına el koydular. Fakat kanunen hiçbir suçları yok. Araştıranlar da diyorlar ki, “Bunca zengin ve servet sahibi olanın bir kısım eksiği gediği olur. Burada kanuna aykırı hiçbir şey olmadığına göre, sende bir yanlışlık var!..” Nasıl bir mantıksa bu?!. Firavunlar böyle bir mantıkla hareket etmemişlerdir.”
şeklinde beyanda bulunduğu,
Örgüt liderinin bu açıklamalarının ardından Hamdi Akın... olduğu değerlendirilen @akinipek01 isimli twitter hesabından yayınlanan bir gönderide "örgüt liderinin duasının içine su serptiğini" beyan ettiği tespit edilmiştir.
15.03.2016 tarihli görüntü çözümleme tutanağına göre ...'in "Siz hepiniz, kiminiz ayrılıp hicret ederken, kiminiz arkadan destek olurken, burs verirken, kimisi okul yaptı, yurtlar yaptı, kimisi oraya giden öğretmenler... Devletin imkanlarıyla gitmediler, aidatı mestureyle, TİKA'larla gitmediler, geniş imkanlarla gitmediler, çoğunu ben biliyorum. Gittikleri zaman belki bir ay, iki ay maaşları geriden gitti. İşçilik yaptılar, amelelik yaptılar. Kurmak istedikleri müesseselerde çıraklar, ırgatlar gibi çalıştılar. Sıvasını yaptılar, sıralarını yaptılar, okulları kendileri inşa ettiler. Dünyada eşini emsalini göstermek mümkün değildir. Misyoner Cemiyetleri bu işi yaptılarsa arkalarındaki süper güçler yaptı onu. Ama Anadolu insanı, fedakar evladı yapılacak şeyi "bir şey yapılacaksa Allah'ın izniyle onu ben yaparım" dedi ve Allah'ın izni inayetiyle tekrara lüzum yok, dünya çapında çok olumlu, çok pozitif Meleği alanın sakinleri tarafından alkışlanabilecek bir şeye muvaffak oldular Allah'ın izni inayetiyle. Şimdi varsın birileri onların verdikleri o burslara terör örgütüne yardım falan desinler. Terör örgütüne... Efendim okul filan desinler. Dini, diyaneti milli mefküresi atalarından tevarüs ettiği yüksek gayeyi, hayali rearzetmeye (konuşması tam anlaşılmıyor) çalışan insanlar. Onlar biliyorlardı ki bencillikten sıyrılmanın yolu kendini başka hizmetlere adamadan geçer. Kendimizi böyle ulvi, yüksek gayelere adamazsak bi yönüyle kendi benliğimize tapmaya başlarız. HafizenAllah Frenk ifadesiyle böyle kaskatı bir egoist oluruz. Egosantrist oluruz. Narsist oluruz" dediği ve akabinde görüntü açısının ve sesin değiştiği, bu açıdan bakıldığında ekranın sol alt köşesinde bir şahsın kafasının üst kısmının gözüktüğü görülmüş, konuşmasının devamında "Gayeyi hayalleri oldu. O hayali takip ettiler. Atalarının bıraktığı bi iz vardı. Kahraman Anadolu insanının bıraktığı bi iz vardı. Kürdüyle Türküyle değişik ırktan olan insanlarıyla, değişik anlayışlı olan insanlarıyla. Madem bu iş bize emanet edildi. Onların bıraktığı yerden bu işi alıp daha ileriye götürmek bize düşüyor, dediler. Akın... bunu yaptı. Boydaklar bunu yaptılar ve öyle şeyler yaptılar ki Allah'ın izni inayetiyle Efendimiz SAV Müslümi şerifte: Maizde ve gamidiyeli kadınla alakalı bir şey anlatır. Öyle bir tövbe etti, öyle bir sevap kazandı ki yani Medine'nin bir tarafındaki tepe, öbür tarafındaki tepe. Bu iki mübarek tepe arasında bulunan insanlara dağıtılsaydı, o teveccühün, o tövbenin, o övbenin, o inabenin sevabı hepsini kurtarırdı. Akın... öyle bir hayır yaptı, öyle bir sevap yaptı ki zannediyorum, imanları varsa kendilerine zulm eden insanlara bile tevzi edilse onların bile kurtulmasına vesile olur. Boydaklar öyle sevaplar yaptılar ki kimse görmeden, bilmeden, Hadisi Şerifte ifade edildiği gibi, bir ellerinin verdiğini diğer elinden sakladılar. Biliyorum bunları ve bunlara kalkıp siz terör örgütüne yardım ediyorsunuz diyorlar. Devletin yaptığı kadar tek başlarına hayır yaptılar. Onca insana burs verdiler. Onca acı doyurdular. Onca insanı, binlerce insanı maaş vererek çalıştırdılar. Bunların yaptıkları sevap, elde ettikleri sevap, kendilerine zulm eden insanlar, şayet imanları varsa onlara tevzi edilse, ihtimal ki onlarda o sevapla kurtulurlar. Bir tarafta onlar var, bir tarafta onlar var. Allah bizi sevabı tevzi edildiğinde başkalarının da kurtulabileceği o zumreye ilhak buyursun." denildiğinde aynı ortamda bulunan şahıslar tarafından AMİN deniliyor, diğer zeleme, fecere, feseka, ğaddar, hattar insanların durumuna düşmekten bizleri muhafaza buyursun dediği anda aynı ortamda bulunan şahısların da amin sesleri ile görüntü sona eriyor"
şeklindeki konuşması tespit edilmiştir.
ii.Medya Şirketlerinin Örgütle İlişkisi
Medya kuruluşlarının tamamen örgütün kontrolünde olduğu, bu medya kuruluşlarında yapılan yayınların FETÖ/PDY'nin amaçlarına hizmet ettiği, sistematik ve devamlılık arz ettiği, yine söz konusu medya organlarında köşe yazarlığı yapan ya da yorumcu olarak programlara katılan kişilerin genellikle örgüte müzahir kişiler olduğunun yargı kararlarıyla sabit olduğu, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından yapıldığı yargı kararlarıyla sabit olan 2007-2015 yılları arasında kamuoyunun gündemini meşgul eden soruşturma ve kovuşturmalarda örgütün amaçları doğrultusunda manipülatif yayınlar yapıldığı, bu soruşturma ve kovuşturmalarla ilgili kamuoyu algısının örgütün amaçlarını gerçekleştirmesine yardım edecek şekilde yönlendirildiği, örgüte ait diğer medya kuruluşlarından Zaman Gazetesi, STV Haber gibi yayın kuruluşlarında da... Grubuna ait medya kuruluşlarıyla benzer mahiyetli yayın politikasının uygulandığı, bu durumun da söz konusu yayın kuruluşlarının içeriklerinin tek bir merkezden yönlendirildiğini gösterdiği, RTÜK ihlal kararlarında görüleceği gibi söz konusu yayınlarda özel hayatın gizliliği, soruşturmanın gizliliği, hukukun üstünlüğü ilkelerinin ihlal edildiği, bu sebeple bu medya kuruluşlarına pek çok idari para cezasının uygulandığı, yayın yasakları ve RTÜK ihlal kararlarına rağmen söz konusu medya kuruluşlarının yayınlarına kayyım atanana kadar yayın politikasına aynı şekilde devam ettikleri, bu yayın içeriklerinde FETÖ/PDY amaçlarını içeren eylemlerin hukuka uygun olduğu izlenimi yaratılmak suretiyle izleyici kitlesi tarafından bir terör faaliyeti olarak algılanmasının perdelenmeye çalışıldığı, tanıklar ... ve ...'ın duruşmada alınan beyanlarında... ailesinin medya sektörüne örgütün talimatıyla girdiklerini, bu yayın organlarının örgütün kontrolünde olduğunu beyan ettikleri, 04.08.2014 tarihli MASAK raporunda görüleceği üzere... ailesinin pek çok medya kuruluşunu satın almak için nabız yokladıkları, bu süreçte ilgilendikleri televizyon ve gazetelerden Doğan grubuna ve Tuncay Özkan'a ait olan yayın kuruluşlarının vergi denetiminden geçtikleri, bu medya gruplarının vergi denetimleri sürecinde kendilerine kesilen vergi cezalarından dolayı ellerindeki yayın kuruluşlarını elden çıkarmak istedikleri, İpek Grubunun da bundan yararlanarak söz konusu yayın kuruluşlarını satın almak için girişimde bulundukları ve Kanaltürk Televizyonunu böyle bir sürecin sonunda satın aldıkları, sürekli zarar etmelerine rağmen bu sektörde faaliyet gösterdikleri, zarara katlandıkları hususları bir arada değerlendirildiğinde söz konusu yayın organlarının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ait olduğu, yapılan yayınlarda gazetecilik faaliyeti kapsamında gerçekleştirilen makale ve konuşmaların eleştiri içeren muhtevasından ayrık olarak örgüt amaçlarının gerçekleştirilmesine yönelik yayın politikasının uygulandığı, İpek ailesinin örgüt talimatı çerçevesinde medya sektörüne girdiği, medya sektöründe faaliyetlerini genişletmek ve yeni medya kuruluşları satın almak istedikleri sırada çok dikkat çekici bir şekilde vergi incelemeleri suretiyle medya kuruluşlarının sahipleri üzerinde baskı oluşturarak bu kişilerin ellerindeki medya kuruluşlarını satmaya zorladıkları, İpek ailesinin medya kuruluşlarını böyle bir sürecin sonunda satın aldığı, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yapısı, maliye yapılanması, medyaya verilen önem ve sonrasında yapılan yayınlar da birlikte değerlendirildiğinde... Grubunun medya sektörüne FETÖ/PDY'nin emriyle girdiği ve terör örgütünün amaçları doğrultusunda hareket ettiği,
Her ne kadar sanıklar savunmalarında Basın Kanunu madde 11 gereğince söz konusu yayınlar nedeniyle eser sahibi, sorumlu müdür, genel yayın yönetmeninin sorumlu olabileceğini, kendilerinin herhangi bir sorumluluklarının olmadığını beyan etmişlerse de; bu yayınlarda münferit olarak kişilerin ifade özgürlüğü kapsamında beyanda bulunmalarından, gazete ve televizyon haberi vermelerinden ziyade bir silahlı terör örgütünün amaçlarını gerçekleştirmek için amaç ve eylem birliği kapsamında yayın politikası izlendiği, söz konusu yayınlarda atılan manşetler, verilen haber içerikleri, yapılan yorumlar göz önüne alındığında bu amacın gerçekleşmesini sağlamak için yayınlar yapıldığı, bu yayınların sistematik ve sürekli hal aldığı göz önüne alındığında medya şirketlerinin terör örgütünün güdümünde, terör örgütünün amaçları doğrultusunda faaliyette bulunduğu,
Söz konusu medya kuruluşlarında yapılan haberler, yorumlar münferit olarak değerlendirilmediğinden Basın Kanununun 11. ve 26. maddesinde yer alan hükümler uygulanmayıp medya kuruluşlarının, terör örgütünün amaçları doğrultusunda, sistematik şekilde devamlılık arzeden yayın politikası gütmeleri nedeniyle pay sahipleri ve yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna gidildiği ilk derece mahkemesince kabul edilmiştir.
İpek Medya Grubuna ait yazılı ve görsel medya organlarında yer alan haberlere ilişkin ilk derece mahkemesinin değerlendirmeleri şu şekildedir;
"FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün; devletin gizli toplantılarını, Başbakanı, Bakanları ve üst düzey bürokratları Anayasaya ve CMK'ya aykırı olarak iletişimin dinlenmesi ve ortam dinlemesi yoluyla dinleyerek elde ettiği tapeleri önce internete yaydığı, daha sonra söz konusu yayınlarda nereden elde edildiği, doğru olup olmadığı belli olmayan bu tapelerden ve ortam dinlemesi yoluyla elde edilen kayıtlardan bahsedildiği görülmüştür. Söz konusu dinleme olaylarıyla ilgili olarak Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/343 esas sayılı dosyasında yargılanan sanıklar hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla ele geçirme, haberleşmenin gizliliğini ihlal suçlarından mahkumiyetlerine karar verilmiştir. FETÖ/PDY mensupları tarafından yapıldığı ortaya konulan bu dinlemeler yoluyla elde edilen görüşmelerin... ailesine ait medya grubunda yayın yasağı olmasına rağmen konuşulduğu ve yayınlandığı görülmüştür.
FETÖ/PDY örgüt üyeleri tarafından yapıldığı yargı kararlarıyla sabit olan kamuoyunca 17-25 Aralık Operasyonları olarak bilinen soruşturmayla ilgili olarak bu soruşturma dosyasında yer alan bilgi, belge ve tapelerin bu yayın organlarında yayınlandığı, henüz soruşturma aşamasında olan bir dosya hakkında "masumiyet karinesi" ilkesi çiğnenerek insanların peşinen suçlu gibi gösterildiği, "yolsuzluk" ve "hırsızlık" kavramları üzerinden algı operasyonu yapıldığı, yayın yasakları olmasına ve özel hayatın gizliliğini, haberleşmenin gizliliğini ve soruşturmanın gizliliğini ihlal içermesine rağmen... ailesine ait medya kuruluşlarında söz konusu dosyayla ilgili konuşulduğu, delillerin ortaya döküldüğü, peşin hükümler verildiği görülmüştür. Söz konusu 17-25 Aralık operasyonlarını yapan kişiler hakkında İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/366 Esas sayılı dosyasında yapılan yargılama sonucunda sanıkların, hükümeti yıkmaya teşebbüs, haberleşmenin gizliliğini ihlal, özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarından mahkumiyetlerine karar verilmiştir.
FETÖ/PDY örgüt üyeleri tarafından Suriye'ye giden MİT'e ait tırlar Hatay ve Adana'da durdurulmuş, burada MİT Kanununa aykırı olarak tırlarda arama yapılmak istenmiş, MİT görevlileri göz altına alınmaya çalışılmıştır. Bu olayla ilgili söz konusu medya organlarında hükümetin Suriye'de faaliyet gösteren terör örgütlerine silah gönderdiği iddia edilmiş, devletin terör örgütlerine yardım ettiği gibi bir algı oluşturularak uluslararası arenada devlet zor bir duruma sokulmaya çalışılmıştır. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2019/4 karar sayılı kararıyla söz konusu tırları durdurmaya çalışan, MİT görevlilerini göz altına almaya çalışan savcılar, emniyet ve jandarma görevlileri hakkında yapılan yargılama sonucunda bu kişilerin FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak, devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri temin etmek ve bunları açıklamak suçlarından mahkumiyetlerine karar verilmiştir.
FETÖ/PDY örgüt üyeleri tarafından yapıldığı yargı kararlarıyla sabit olan söz konusu kumpas soruşturmalarda görev alan kişilere yönelik yapılan soruşturma sürecinde bu medya organlarında "sahur operasyonu", "özgür medyaya operasyon", "hırsızlar serbest onları yakalayanlar içeride" gibi ifadeler kullanıldığı, algının bu sefer örgüt tarafından 2007-2014 yıllarında yapılan operasyonların aksine operasyon yapılan kişilerin masum oldukları, suçsuz yere göz altına alındıkları ve tutuklandıklarına yönelik yapıldığı, örgüt tarafından yapılan operasyonlarda hiç kullanmadıkları "masumiyet karinesinin", FETÖ/PDY örgüt üyelerine yönelik operasyonlarda akıllarına geldiği, örgüte yönelik yapılan operasyonlarla ilgili "hukuksuzluk" algısının yayılmaya çalışıldığı görülmüştür.
Yine söz konusu medya organlarında yapılan yayınlarda FETÖ/PDY'den "hizmet hareketi" olarak bahsedildiği, faaliyetlerinin övüldüğü, lideri Fetullah Gülen'den "hocaefendi" diyerek bahsedildiği, bilerek ve isteyerek sistematik bir şekilde ve devamlı surette örgütün amacına hizmet eden yayınlar yapıldığı tespit edilmiştir."
Tanık ... 23.05.2019 tarihli duruşmada alınan beyanında özetle; Fetullah Gülen'in medyaya olan ilgisinin 1980'lere kadar dayandığını, o zaman ki konuşmalarında da keşke şu Hürriyeti satın alabilseydik dediğini, yani medyanın gücünü çok eskiden beri önemseyen biri olduğunu, onun gücünü çok iyi bildiğini, 28 Şubat'ta Erbakan'ın yıkılmasının da medya gücüyle olduğunu, Akın...'in bu medyaya yönelmesini Fetullah Gülen'in emriyle gerçekleştirdiğini, Akın...'in Fetullah Gülen istemeden hiçbir şekilde medya yapılanmasına girmeyeceğini, Bugün Gazetesi, Bugün Tv'si, Tuncay Özkan'dan aldıkları Kanaltürk, onların hepsini cemaatin aldığını, Akın...'in sadece orada bir maske olarak kullanıldığını, kadronun hepsinin Zaman gazetesinden, STV'den oraya gittiğini, yani genel müdüründen yayın yönetmenine kadar hepsi cemaat içerisinden gitme kişiler olduğunu, şimdi hepsinin de kaçak olduğunu beyan etmiştir.
Tanık ... 08.08.201 tarihli duruşmada alınan beyanında; Akın...'e ait medyanın tamamen örgütün medyası olduğunu, Kazım Avcı ve Fetullah Gülen'in kardeşleri ile beraber uzun süre çalıştığını, dolayısıyla onların konuşmalarından anlatmalarından bu medyanın tamamen örgütün medyası olduğuna şahitlik ettiğini, bu konuda kesin olarak duyumları olduğunu, aynı zamanda Tarık'ın FETÖ'nün askeri mahrem imamlarından birisi olduğunu, Ankara'da üniversitede okurken aynı dönem beraber okuduklarını, dolayısıyla FETÖ'nün bir TSK imamını alıp Bugün Televizyonunda gazetesinde önemli yerlere getirmek ancak örgütün emir ve talimatı ile olacağını beyan etmiştir.
...... Holding ve diğer grup şirketlerinin gelişim sürecinin incelendiği 04.08.2014 tarihli MASAK raporuna göre;
"Kanaltürk TV, Kanaltürk Radyo ve internet sitesini bünyesinde bulunduran yayın grubunu bünyesinde bulunduran Yaşam Televizyon Yayın Hizmetleri A.Ş.'nin Mayıs 2008’de İpek Grubu tarafından satın alındığı,
Basında;
İpek grubunun 2005 yılında Star Gazetesi ile ilgilendiği, Star Gazetesinin ihalesine girebilmek için ihale şartnamesini aldığı, ihaleye katılan olmadığından iptal edilen ihale ile ilgili gelişmeleri takip ettikleri bilgilerine yer verildiği,
... Davetiye Mağaza İşletmeleri ve İhracat A.Ş’nin bağlı ortaklığı... İnşaat'ın da hissedarları arasında bulunduğu Marma Radyo Televizyon Gazetecilik ve Yayıncılık A.Ş'nin, ATV-Sabah Ticari ve İktisadi Bütünlüğü'nün ihale yoluyla satışına ilişkin olarak Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun (TMSF) açtığı ihalede ön yeterlilik almak ve bilgi odasında incelemelerde bulunmak için başvuruda bulunduğu, Avrupa'nın en büyük ticari televizyon yayıncısı olan RTL Group, İpek Matbaacılık'm ... Davetiye üzerinden dolaylı bağlı ortaklığı... İnşaat ve Sancak İnşaat ile birlikte ATV-Sabah ihalesi için ön yeterlilik almak ve veri odasında incelemelerde bulunmak üzere başvuruda bulunduğunu, Sabah-ATV ihalesinin 3 taliplisinden 2'sinin ihaleye teklif vermeyeceklerini duyurduğu, Nurol-Carlyle ortaklığı ile RTL-...-Sancak girişiminin ihaleye katılmayacaklarını duyurduğu, Sabah-ATV ihalesinin tek talibinin kaldığı,
2009 yılında Doğan Grubu’na 4,8 milyar liralık vergi cezası çıkarıldığı, çıkarılan cezanın Doğan Yayın Holding’in kat be kat üzerinde olduğu, Doğan Grubunun satış planı yaptığı, Alman Axel Springer'in maliye ile yaşanan sorunun çözülmesi şartıyla Doğan Yayın Holding’in % 29 hissesine talip olduğu, İpek Grubunun ise böyle bir şart öne sürmeksizin Milliyet, Vatan ve Star TV’yi satın almaya yöneldiği, İpek Grubunun, Milliyet, Vatan ve Star TV için 250 milyon dolar peşin, 200 milyon doları da 8 yıl vadeli bir ödeme planı teklif ettiği, ... Grubunun yaptığı incelemelerin ardından Star TV, Milliyet ve Vatan gazetesinin zararda olduğunu ve ticari olarak 'ölü' yatırım olduğu gerekçesiyle 3 medya kuruluşunu almaktan kesin olarak vazgeçtiği,
Tespit ve değerlendirmeleri düşünüldüğünde;
... grubunun Star Gazetesi, ATV, Sabah Gazetesi, Star TV, Milliyet ve Vatan Gazetesinin satışları ile ilgilenmesi, Doğan grubuna kesilen vergi cezası sonrası Star TV, Milliyet ve Vatan Gazetesini satın almak için son aşamaya kadar gelinmesi ve basına göre değerinin altında bir fiyat ile satın alınma aşamasına gelinmesi, 3 firmanın zararda (şirket satın alma görüşmelerinde şirketin defterlerinin incelendiği düşünülmekte olup şirketlerin zarar ettiğinin baştan bilinildiği düşünülmekte ve gerekçenin dikkat çekici olduğu) olduğu gerekçesi ile ... grubu tarafından satın alınmaktan vazgeçilmesinin dikkat çekici olduğu, Kanaltürk’ün vergi incelemesi sonrası satın alınması, satış öncesi ve sonrası yaşananların dikkat çekici olduğu ve grubun televizyon, gazete gibi kitlelere hitap eden, kitleleri etkileyebilen sektördeki firmalarla sürekli ilgilendiği, bu sektörlerdeki sahip olduğu firmalarında zararlarına katlandığı değerlendirilmekte olup bu hususların araştırılmasının uygun olacağı değerlendirilmektedir," şeklinde tespitlere yer verilmiştir.
iii....... Eğitim, Sosyal Hizmet Ve Yardım Vakfı İle... Üniversitesinin Örgütle İlişkisi
(1)....... Eğitim, Sosyal Hizmet ve Yardım Vakfı:
...... Sağlık, Eğitim ve Hizmet Vakfı, İpek ailesi tarafından 2009 yılında kurulmuştur. Vakfın yönetiminin ve mütevelli heyetinin tıpkı şirketlerde olduğu gibi Hamdi Akın..., ..., ... ve Pelin Zenginer'in kontrolünde olduğu,
İpek ailesi tarafından kurulan ...... Eğitim Sosyal Yardım Hizmet vakfına, yine bu aileye ait olan şirketler tarafından gıda paketleri bağışı yapıldığına ilişkin faturalar kesildiği, bu faturaların ... Altın, ...... Holding ve Özdemir Antimuan tarafından düzenlendiği, vakıf tarafından da bu gıda paketlerinin köylere dağıtılmak üzere muhtarlara verildiğine ilişkin teslim tesellüm tutanakları bulunduğu ancak ... Altın İşletmeleri çalışanları tarafından tanzim edilen 03.10.2016 tarihli tutanağa göre söz konusu şirkette yapılan temizlik esnasında 2013 yılına ait 22 adet evrak bulunduğu, söz konusu evrakların ...... Eğitim Sağlık Hizmet Yardım Vakfı adına maden çevresinde bulunan köylerin muhtarları üzerinden köy sakinlerine dağıtılacak yardım paketleri için düzenlenmiş evraklar olduğu, söz konusu evrakların 3 adet Çağlayan Köyü muhtarı ... imzalı mühürlü, tarih ve miktar kısmı boş 2013 yılına ait ...... Vakfı yardım evrakı, 6 adet Ovacık köyü muhtarı Niyazi Girgin imzalı mühürlü, tarih ve miktar kısmı boş 2013 yılına ait ...... Vakfı yardım evrakı, 4 adet Çamköy muhtarı Emin Candan imzalı mühürlü, tarih ve miktar kısmı boş 2013 yılına ait ...... Vakfı yardım evrakı, 4 adet Çukuralan muhtarı ... imzalı mühürlü, tarih ve miktar kısmı boş 2013 yılına ait ...... Vakfı yardım evrakı, 5 adet Nebiler muhtarı ... imzalı mühürlü, tarih ve miktar kısmı boş 2013 yılına ait ...... Vakfı yardım evrakı bulunduğunun belirtildiği, muhtarların alınan beyanlarında bu gıda paketlerini almadıklarını, bu evrakların daha önceden kendilerine boş olarak imzalatıldığını beyan ettikleri, şirket çalışanlarının arasındaki maillerde gıda yardımlarının vakıf üzerinden nasıl geçirileceğine ilişkin tespitlerin olduğu, şirkette bulunan tarih ve adet kısmı boş ıslak imzalı tutanakların da bu durumu doğruladığı, bu konuyla ilgili vergi müfettişleri tarafından vakfa bağışlanmadığı halde bağışlanmış gibi gösterilmek suretiyle sahte fatura düzenlendiği gerekçesiyle ilgili şirketlerin icrai yetkiye sahip yönetim kurulu üyeleri hakkında vergi suçu ve vergi tekniği raporları düzenlendiği, tanık ...'un soruşturma ve kovuşturma aşamalarında alınan ifadelerinde kendisine gıda maddeleri içeren yardım paketlerinin verildiğini, bunları Fetullah Gülen cemaatine ait yurtlara ve evlere götürüp bıraktığını beyan ettiği;
İpek ailesinin söz konusu şirketler üzerinden kendilerine ait vakfa yaptıkları gıda paketi bağışlarını köylülere dağıtılmış gibi göstermek için sahte tutanaklar tanzim ettikleri, köylülere dağıtılmayan bu gıda paketlerinin örgüte ait evlere, yurtlara dağıtıldığı, bu suretle örgütün eğitim faaliyetlerinin, insan kaynağını temin etme faaliyetlerinin devam etmesinin sağlandığı,
FETÖ/PDY'nin amaçlarını gerçekleştirmesine yardım etmek için yaptıkları bu eylemle ... Müfettişliği tarafından ...... Eğitim Sağlık Hizmet Yardım Vakfı hakkında hazırlanan 02.09.2016 tarihli denetim raporu ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2016/111909 soruşturma dosyasında tanzim edilen vakıflarla ilgili bilirkişi raporunda da belirtildiği gibi gıda bankacılığı kapsamında toplam 1.260.661,16 TL'lik ayni yardım yapılmadığı halde yapılmış gibi belge düzenleyerek/düzenleterek vakfı zarara uğrattıkları,
...'ın soruşturma ve kovuşturma aşamalarında tanık sıfatıyla alınan ifadelerinde; ... Altın Genel Müdür Yardımcısı Cemalettin Çetin ile Ovacık madeni satın alma şefi olarak çalışan Fazlı Atak'ın FETÖ/PDY adına faaliyet yürüttüklerini, himmet topladıklarını, Cemalettin Çetin'in cemaatin bölge abisi olduğunu beyan ettiği,
Cemalettin Çetin hakkında İzmir 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/17 esas sayılı dosyasında silahlı terör örgütü üyeliğinden mahkumiyet kararı verildiği, söz konusu dosyaya ilişkin gerekçeli kararda gizli tanık Yeğen ile diğer tanıkların beyanlarına ve gizli tanık Yeğen tarafından teslim edilen MUHTAKİP programında yer alan bilgilere dayanıldığı, gizli tanık Yeğen'in beyanında “.... Bekir BAZ 'eğer maden bu yurdun giderlerini karşılamayacak ise hemen bu yurdu boşaltın, cemaatin bu tür şeyler için vereceği parası yoktur' talimatını verir. Bunun üzerine durum Akın...’e bildirilir ve Akın... bu konuya bakan avukat ve sorumlu kişiler ile görüşür, resmi yoldan bir kılıf bulunur. Yurt Müdürüne geri dönüş yapılır, siz şirket olarak bize fatura kesin faturaya “yurtta kalan öğrencilerin barınma, yeme ve içme giderleri” yazılır ve her ay düzenli Beyza Özel Eğitim Şirketi, ... Altın İşletmeleri A.Ş. adına 54.000TL bedelli fatura keser, Faturayı Yurt Müdürü Mustafa... Maden Müdürü Cemalettin ÇETİN’e her ay düzenli olarak verir. ... Akın...’in 'Cemalettin biz Bergama ilçesindeki hizmet hareketlerine bir yardımda bulunuyormuyuz' dediğini, Cemalettin Çetin’in ise 'hayır efendim bulunmuyoruz' dediğini, bunun üzerine Akın...’in ise 'çok ayıp etmişiz, bir yol bulun ve Bergama hizmet hareketine yardımda bulunun, bunun için ne gerekiyorsa yapın' dediğini söyledi. Nazmi PEKER daha sonra Cemalettin ÇETİN ile görüşüp “biz size bir şirketten fatura kestirelim, siz ödemeyi o şirkete yapın biz o şirketten tahsil ederiz” diye konuştuklarını, bunun üzerine ilçe İmamı Nazmi PEKER, Hasan KAYA ile görüştüğünü, ... Altın İşletmeleri A.Ş. Ovacık Altın Madeni Şirketi adına her ay düzenli olarak 30.000TL. (Otuz Bin Türk Lirası) fatura kesmesini söylediğini, Ovacık Altın Madeni Şirketi tarafından Yörükoğulları Ticaret Limited Şirketinin hesabına yatırılacak olan 30.000TL paranın kendileri tarafından elden alındığını biliyorum. ...." şeklinde anlatımlarda bulunduğu,
Gizli tanık Yeğen tarafından teslim edilen FETÖ/PDY'nin Bergama ilçesindeki maddi yardımlara ilişkin kayıtların yer aldığı MUHTAKİP (Muhasebe Takip Programı) kayıtlarına göre sanık Cemalettin ÇETİN'in Yurt kodu altında Mustafa... referansı ile kurban listesinde adının yer aldığı, kendi adına kestirdiği, vacip olduğu ve İzmir ilinde kesildiği, Bergama maden, 2013 yılı Nakit, çek, senet ile çadır gelirlerinin kaydedildiği tabloda Maden isimli şahsın ... Altın İşletmeleri Ovacık Altın Maden İşletmesi olduğu, müdürünün sanık Cemalettin ÇETİN olduğu, 2014 yılı toplamı 20.000 TL (Yörükoğlu), 08/2014 toplamı 40.000 TL (Yörükoğlu) şeklinde ödeme yaptığı, 10/2013 toplamı 18.150 TL, 2014 toplamı 18.975 TL şeklinde maden işletmesi tarafından ödeme yapıldığı, ödemelerin bu şekilde kaydedildiğinin anlaşıldığı,
Bununla birlikte 26.09.2016 tarihli 2016-A-1707/35 sayılı vergi tekniği raporunda görüldüğü gibi ... Altın İşletmeleri tarafından 2013-2014 yıllarında Ali... Öğrenci yurdu için her ay 54.000 TL bedelli fatura kesildiği, yine 26.09.2016 tarihli 2016-A-1707/35 sayılı vergi tekniği raporuna ve 10.03.2017 tarihli 2017-A-1707/23 sayılı vergi tekniği raporlarında görüldüğü gibi vakfa bağışlanmış gibi fatura kesilen gıda paketlerinin çoğunun alındığı yerin Yörükoğulları Limited Şirketine ait olduğu, bu şirket tarafından ... Altın İşletmelerine gıda paketi satıldığına ilişkin fatura kesildiği, ... Altın İşletmeleri A.Ş. tarafından söz konusu gıda paketlerinin vakfa bağışlandığına ilişkin fatura tanzim edildiği, vakıf tarafından da bu gıda paketlerinin köylülere dağıtılmak üzere ilgili köy muhtarlarına teslim edildiğine ilişkin tutanak tanzim edildiği ancak ... Altın İşletmeleri çalışanları tarafından tanzim edilen 03.10.2016 tarihli tutanağa göre söz konusu şirkette yapılan temizlik esnasında 2013 yılına ait 22 adet evrak bulunduğu, söz konusu evrakların ...... Eğitim Sağlık Hizmet Yardım Vakfı adına maden çevresinde bulunan köylerin muhtarları üzerinden köy sakinlerine dağıtılacak yardım paketleri için düzenlenmiş ıslak imzalı tarih ve adet kısmı boş evraklar olduğu, söz konusu evrakların 3 adet Çağlayan Köyü muhtarı ... imzalı mühürlü, tarih ve miktar kısmı boş 2013 yılına ait ...... Vakfı yardım evrakı, 6 adet Ovacık köyü muhtarı Niyazi Girgin imzalı mühürlü, tarih ve miktar kısmı boş 2013 yılına ait ...... Vakfı yardım evrakı, 4 adet Çamköy muhtarı Emin Candan imzalı mühürlü, tarih ve miktar kısmı boş 2013 yılına ait ...... Vakfı yardım evrakı, 4 adet Çukuralan muhtarı ... imzalı mühürlü, tarih ve miktar kısmı boş 2013 yılına ait ...... Vakfı yardım evrakı, 5 adet Nebiler muhtarı ... imzalı mühürlü, tarih ve miktar kısmı boş 2013 yılına ait ...... Vakfı yardım evrakı bulunduğunun belirtildiği, vergi suçlarıyla ilgili kısımda ayrıntılı anlatıldığı üzere bu gıda paketlerinin muhtarlara teslim edilmediği, muhtarların alınan beyanlarında kendilerine boş kağıtların imzalatıldığı, bahsedilen yardım paketlerini almadıklarını beyan ettikleri, ... Altın İşletmelerinde bulunan tutanakların da bu durumu doğruladığı hususları bir arada değerlendirildiğinde; İzmir 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/17 esas sayılı dosyasında gerekçeli kararda belirtilen hususların 26.09.2016 tarihli 2016-A-1707/35 sayılı vergi tekniği raporu ve 10.03.2017 tarihli 2017-A-1707/23 sayılı vergi tekniği raporlarıyla doğrulandığı, söz konusu gıda paketlerinin bir kısmının gerçekten alınıp vakıf üzerinden köylere bağışlanmış gibi gösterilip FETÖ'nün evlerine, yurtlarına dağıtıldığı, bir kısım faturaya ilişkin ise hiç gıda paketi alınmadığı halde alınmış gibi fatura kesilerek gider gösterildiği, faturada yer alan miktarın da FETÖ'ye "himmet" olarak aktarıldığı,
... Altın Genel Müdür Yardımcısı Cemalettin Çetin'in İzmir 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/17 esas sayılı dosyasında, Ovacık madeni satın alma şefi olarak çalışan Fazlı Atak'ın Gümüşhane Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/89 esas sayılı dosyasında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan mahkum oldukları, her iki şahıs hakkında yazılan gerekçede de; şahısların FETÖ/PDY adına faaliyetleri yürüttükleri, himmet topladıkları, himmet verdikleri, toplantılar organize ettikleri, çalıştıkları ... Altın İşletmeleri A.Ş.'nin nüfuzunu kullanarak örgüte hizmet ettiklerinin belirtildiği, tanık ...'ın duruşmada alınan beyanında "bu kişilerin ... Altın'ın Bergama bölgesindeki maddi imkanlarını örgüt üyelerinin kalkınması için kullandıklarını, bu yönde çalışmalar yaptıklarını bildiğini, buraya getirdikleri adamlar örgütten adamları koyduklarını, cemaat üyelerine paralar kazandırmak için bölgede çalışmalar yaptıklarını, ..., Fazlı Atak'ın örgüt adına himmet toplaması nedeniyle bu olaydan sonra ...'in o dönem için bölüm müdürü olduğunu, kendisine gittiğini, Fazlı Atak'ın örgüt adına Bergama'da yardım topladığını, bunu engellemesini durdurmasını söylediğini, Özlem Hanımın kendisinden süre istediğini, bir kaç ... sonra yanına çağırdığını, ne yaptınız diye sorduğunu, Özlem hanımın da 'ben bir şey yapamıyorum, Cemaleddin Çetin tarafından getirilmiş, örgütün adamı, benim personelim de olsa söz geçiremiyorum, yetkim yok' dediğini, görüşmenin bundan ibaret olduğunu" beyan ettiği göz önüne alındığında, ...'in ...'a verdiği cevaba bakıldığında bu şahısların örgüt talimatıyla şirkette belli birimlere getirildiği, şirket hiyerarşisinde üst konumda yer alan genel müdür yardımcısının alt konumunda çalışan bir kişiye söz geçiremediği, hiyerarşinin olmadığı, şirketlerin sahibi konumunda olan... ailesinin bu durumu bilmemesinin mümkün olmadığı, şahısların şirketlerin sağladığı nüfuzu kullanarak FETÖ/PDY'ye hizmet ettikleri, şahısların örgüt tarafından bu göreve getirildikleri, dolayısıyla söz konusu şirketlerinin kontrolünün örgütün güdümünde olduğu, çalışacak personeli bile örgütün belirlediği, şirketlerin örgütün amaçları için kullanıldığı ilk derece mahkemesince kabul edilmiştir.
...'ın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında 17.09.2015 tarihinde tanık sıfatıyla alınan ifadesinde özetle; ... Altın İşletmelerinde satın alma uzmanı olarak yaklaşık 11 yıl çalıştığını, şirketlerde çalışan personelden bir kısmının Fetullah Gülen cemaatinin evlerinde yapılan sohbetlere katıldıklarını, Sızıntı Dergisi ile Zaman Gazetesine abone olanların çok hızlı yükseldiklerini, ayrıca şirketlerle iş yapan esnaftan Fetullah Gülen cemaati adına himmet paraları toplandığını, Ovacık madeni satın alma şefi Fazlı Atak'ın cemaat adına esnaflardan para toplayan kişi olduğunu, şu an halen Gümüşhane maden işletmesi genel müdür yardımcısı olduğunu, duyduğu kadarıyla bu himmet toplama işine Gümüşhane'de devam ettiğini, Fazlı Atak Ovacık'ta çalışırken Mustafa Malgaz isimli esnaftan himmet aldığını, bunu kendisine Mustafa Malgaz'ın söylediğini, hatta nakit parası olmadığı için çek veya senet verdiğini söylediğini, şirket içerisinde en kritik görevlerin Fetullah Gülen cemaatiyle bağlantılı kişilere verildiğini, Cemalettin Çetin'in ... Altın İşletmeleri Genel Müdür Yardımcısı olduğunu, Fetullah Gülen cemaatinin abisi olarak bilindiğini beyan etmiştir.
...'ın tanık sıfatıyla 23.05.2019 tarihli duruşmada alınan beyanında özetle; 2005 yılında ... Altın İşletmelerinde çalışmaya başladığını, yaklaşık 15 yıldır çalıştığını, Akın...'e vatan haini dediği gerekçesiyle 2015 yılının Eylül ayında işten çıkarıldığını, Mit tırları davasında şirketin gazeteleri Bugün gazetesinin IŞID'e giden silahlar Akçakale'den diye bir manşet attıklarını, değerlendirmesine göre bu durumun kendi vatanına ihanet etmek olduğunu, madenin girişlerinde gazetelerin personele ücretsiz dağıtıldığını, bir disiplin süreci başlatıldığını, disiplin kurulunda o zamanın Genel Müdürü Cemaleddin Çetin'in olduğunu, şahsın bölge imamı olduğunu, Akın Bey hakkındaki fikirlerini sorduğunu, kendisinin de İngiltere'ye kaçtığı günden itibaren vatana ihanet ile yargılanması gereken bir insandır dediğini, sen ve senin gibiler de bu suçtan yargılanmalıdır bana göre dediğini, akabinde tazminatsız olarak işten atıldığını, Bergama bölgesi küçük bir bölge olduğu için herkesin herkesi bilip tanıdığını, kendisinin oturup kalktığı insanlar yaptığı faaliyetler onlarla irtibat halinde olduğu insanlardan duyduğu öğrendiği bilgilerle Cemalettin Çetin'in üst düzey bir yönetici olduğunu bu bölge için üst düzey olduğunu duyduğunu, bu kişilerin ... Altın'ın Bergama bölgesindeki maddi imkanlarını örgüt üyelerinin kalkınması için kullandıklarını, bu yönde çalışmalar yaptıklarını bildiğini, buraya getirdikleri adamlar örgütten adamları koyduklarını, cemaat üyelerine paralar kazandırmak için bölgede çalışmalar yaptıklarını, kendisi de satın almada çalıştığı için bu çalışmalara şahit olduğunu, o dönem satın almanın başına getirilen örgüt mensubu Fazlı Atak bölgedeki esnafı dolaşarak zaman gazetesine abone olmaları yönünde baskı yaptığını, ayrıca madenden iş vermemekle tehdit ederek yardım, bağış, himmet topladığını, bunlardan birisinin de Mustafa Malgaz olduğunu, kendisinden yardım aldığını duyduğunu, bu arkadaşın da FETÖ'cülerle bir irtibatı olmadığını, kendisini tanıdığını, hemen yanına gittiğini, doğru mu bu diye sorduğunu, Fazlı Atak'ın yardım aldığı doğru dediğini, niye verdiğini sorduğunu, ne aldığını sorduğunu, senet aldı dediğini, neden verdiğini sorduğunu, adam madene bir daha iş yaptırmayız diye tehdit etti, işimiz yoğundu o dönem ben de vermek zorunda kaldım dediğini, bu olaydan sonra ...'in o dönem için bölüm müdürü olduğunu, kendisine gittiğini, Fazlı Atak'ın örgüt adına Bergama'da yardım topladığını, bunu engellemesini durdurmasını söylediğini, Özlem Hanımın kendisinden süre istediğini, bir kaç ... sonra yanına çağırdığını, ne yaptınız diye sorduğunu, Özlem hanımın da "ben bir şey yapamıyorum, Cemaleddin Çetin tarafından getirilmiş, örgütün adamı, benim personelim de olsa söz geçiremiyorum, yetkim yok" dediğini, görüşmenin bundan ibaret olduğunu beyan etmiştir.
Cemalettin Çetin hakkında İzmir 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/17 esas sayılı dosyasında örgüt üyeliğinden verilen mahkumiyet kararının gerekçesi;
"Gizli Tanık Yeğen kod adlı şahsın ifadesinde; Ali... Erkek Öğrenci Yurdu, ... Altın İşletmeleri A.Ş. Ovacık Altın Madeni İşletmesinin Müdürü Cemalettin ÇETİN isimli şahsın sorumluluğundaydı. Cemalettin beyden habersiz yurttan bir çivi sökülmez ve çakılmazdı. Bütün yapılan iş ve işlemlerle ilgili yurt müdürü Mustafa... önce maden müdürü Cemalettin ÇETİN’e bilgi verirdi. Onun talimatları doğrultusunda hareket ederdi. Yurt öğrenci kayıtlarını aldıktan sonra, öğrencilerden gelen para ile yurdun masrafları karşılanamıyordu ve yetersiz kalıyordu. Bu durum Bergama İlçe İmamı Nazmi PEKER isimli şahsa Mustafa... tarafından iletildi ve Nazmi PEKER ise Bergama Mütevelli Heyetinin ekonomik gücü bunu karşılamaz bu konuyu sen git maden müdürü Cemalettin ÇETİN’e aktar dediğini biliyorum. Mustafa... bu konuyu maden müdürü Cemalettin ÇETİN’e anlatır. Cemalettin Bey ise bu konuda yapabileceğimiz bir şey yok der. Bunun üzerine Yurt Müdürü Mustafa..., İlçe İmamı Nazmi PEKER ve Karşıyaka İl İmamı Numan Kod adlı Nadir OKŞİT (Dönemin Karşıyaka İmamı) ile birlikte konuyu Avukat abi Kod adlı Ege Bölgesi İmamı Bekir BAZ isimli şahsa bildirir. Bekir BAZ “eğer maden bu yurdun giderlerini karşılamayacak ise hemen bu yurdu boşaltın, cemaatin bu tür şeyler için vereceği parası yoktur” talimatını verir. Bunun üzerine durum Akın...’e bildirilir ve Akın... bu konuya bakan avukat ve sorumlu kişiler ile görüşür, resmi yoldan bir kılıf bulunur. Yurt Müdürüne geri dönüş yapılır, siz şirket olarak bize fatura kesin faturaya “yurtta kalan öğrencilerin barınma, yeme ve içme giderleri” yazılır ve her ay düzenli Beyza Özel Eğitim Şirketi, ... Altın İşletmeleri A.Ş. adına 54.000 TL bedelli fatura keser, Faturayı Yurt Müdürü Mustafa... Maden Müdürü Cemalettin ÇETİN’e her ay düzenli olarak verir. Akın... bunun dışında FETÖ/PDY terör örgütü adına Bergama ilçesinde kurban yardımı yapar, bunun ile ilgili isimler mevcuttur. Ayrıca Akın... ramazan aylarında ramazan çadırı adı altında yardımda bulunurdu. Bu yardımları Akın... hep elden nakit olarak ödenmesini ister, Bölgeci Ahmet KUŞDEMİR isimli şahıs Maden Müdürü Cemalettin ÇETİN’den bizzat elden teslim alırdı. Nazmi PEKER bir toplantıda, Akın...’in ölen babası Ali... adına yaptırdığı Yurdun inşaatı öncesi Bergama ilçesine yaptığı ziyaret sırasında kendisinin ve Ovacık Altın Madeni Müdürü Cemalettin ÇETİN ile görüştüğünü, akabinde dediğini söyledi. Akın...’in 'Cemalettin biz Bergama ilçesindeki hizmet hareketlerine bir yardımda bulunuyormuyuz' dediğini, Cemalettin Çetin’in ise 'hayır efendim bulunmuyoruz' dediğini, bunun üzerine Akın...’in ise 'çok ayıp etmişiz, bir yol bulun ve Bergama hizmet hareketine yardımda bulunun, bunun için ne gerekiyorsa yapın' dediğini söyledi. Nazmi PEKER daha sonra Cemalettin ÇETİN ile görüşüp “biz size bir şirketten fatura kestirelim, siz ödemeyi o şirkete yapın biz o şirketten tahsil ederiz” diye konuştuklarını, bunun üzerine ilçe İmamı Nazmi PEKER, Hasan KAYA ile görüştüğünü, ... Altın İşletmeleri A.Ş. Ovacık Altın Madeni Şirketi adına her ay düzenli olarak 30.000TL. (Otuz Bin Türk Lirası) fatura kesmesini söylediğini, Ovacık Altın Madeni Şirketi tarafından Yörükoğulları Ticaret Limited Şirketinin hesabına yatırılacak olan 30.000TL paranın kendileri tarafından elden alındığını biliyorum. Bu yolla ödenen paranın Ali... Erkek Öğrenci Yurdunun açılışı olan 2012 yılına kadar böyle devam ettiğini ve kayıtları dönemin Bergama ilçesinde örgütün muhasebe kayıtlarını tutan Abdullah Turgut şu an Bergama ilçesi Çarşı Bölgesinde mütevelli üyesidir. Aynı zamanda Bergama ilçesinde Uşaklılar Giyim isimli işyerinin sahibi ve örgüte ciddi anlamda maddi yardımda bulunan kişidir. Bergama ilçesinin muhasebe kayıtlarını tutan kişidir şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür. Gizli tanık Yeğen tarafından devlete teslim edilen FETÖ/PDY'nin Bergama ilçesindeki maddi yardımlara ilişkin kayıtların yer aldığı MUHTAKİP (Muhasebe Takip Programı) kayıtlarının incelenmesinde; sanık Cemalettin ÇETİN'in Yurt kodu altında Mustafa... referansı ile kurban listesinde adının yer aldığı, kendi adına kestirdiği, vacip olduğu ve İzmir ilinde kesildiği, Bergama maden, 2013 yılı Nakit, çek, senet ile Çadır gelirlerinin kaydedildiği tabloda Maden isimli şahsın ... Altın İşletmeleri Ovacık Altın Maden İşletmesi olduğu, müdürünün sanık Cemalettin ÇETİN olduğu, 2014 yılı toplamı 20.000 TL (Yörükoğlu), 08/2014 toplamı 40.000 TL (Yörükoğlu) şeklinde ödeme yaptığı, 10/2013 toplamı 18.150 TL, 2014 toplamı 18.975 TL şeklinde maden işletmesi tarafından ödeme yapıldığı, ödemelerin bu şekilde kaydedildiği anlaşılmıştır. Sanığın, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün Bergama ilçesindeki yapılanması içerisinde kurban, burs, himmet adı altında örgüte maddi yardımda bulunduğuna ilişkin MUHTAKİP kayıtları suçun sübutu yönünden sanık aleyhine mahkumiyeti destekleyici bir delil olarak kabul edilmiştir. Yukarıda anlatılan deliller ve mahkememizce yapılan değerlendirmeler sonucunda; sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri ...'in çağrısından sonra Bank Asyaya para yatırarak terör örgütüne finansal destek sağlamaya çalışması, aleyhe gizli tanık ve tanıkların beyanları ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün Bergama ilçesindeki yapılanması içerisinde kurban, burs, himmet adı altında örgüte maddi yardımda bulunduğuna ilişkin MUHTAKİP kayıtları, sanığın FETÖ/PDY'nin önemli isimlerinden olan ve halen firari olan Akın...'e ait ...... şirketinin sahibi olduğu Bergama altın madeninin müdürlüğünü yapan, bu şekilde belirtilen yetkisi ile Bergama'daki örgüt yapılanmasına sürekli destek olan bir kişi olduğunun anlaşılmış olması dikkate alındığında sanığın üzerine atılı FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçunun sabit olduğu mahkememizce kabul edilmiştir." şeklinde karar verildiği görülmüştür." şeklindedir.
Fazlı Atak hakkında Gümüşhane Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/89 esas sayılı dosyasında örgüt üyeliğinden verilen mahkumiyet kararının gerekçesi; "Tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirildiğinde, sanığın 2014 Ocak ayında Bank Asyaya para yatırdığı, Bank Asyada 2014 Ocak ayındaki bu işlemin BDDK'nın Bank Asyanın faaliyetlerine ilişkin raporda dikkate alınarak Fetö/pdy terör örgütünün üyelerine verdiği talimat sonucu gerçekleştirdiği,
Sanığın uzun yıllar FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ait şirketlerde çalıştığı, örgütün mensubu olmayan kişileri kurumlarında çalıştırmadığı husus nazara alındığında bu durumun sanığın örgüt mensubiyetini ortaya koyduğu,
Sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün Gümüşhane il yapılanması içerisinde oluşturulan mütevelli heyeti üyesi olduğu, mütevelli heyeti üyesi olarak örgütün il imamı tarafından organize edilen gizli toplantılarına katıldığı, bu toplantılarda örgütün ildeki faaliyetlerinin değerlendirildiği, örgütün ilde izleyeceği yol, himmet, örgütsel toplantılar, örgüte ait okul, yurt, dershanelerin işletilmesi hususlarının görüşülüp karara bağlandığı,
Sanığın ikametinde yapılan aramada örgütsel doküman ele geçirildiği,
Sanığın çalıştığı ... Altın İşletmeleri A.Ş.'nin sağladığı nüfuzu da kullanarak örgütün il imamı ile Gümüşhaneli işadamlarını tanıştırıp, işadamlarının örgüte üye olmalarını sağlamaya, bu suretle örgüte eleman kazandırma faaliyetinde bulunduğu,
Sanığın örgüt üyeleri arasındaki kaynaşmayı sağlamak, örgüt propagandası yapmak ve örgüt bağını kuvvetlendimek amacıyla düzenlenen gezilere katıldığı, bu geziler sırasında örgüte ait okul ve diğer kurumları gezdirildiği,
Sanığın de aralarında bulunduğu mütevelli heyeti üyelerinin örgüt adına Ahmet Çimen'den bina kiralayıp, örgüte ait yurt binası olarak kullanılmasını sağladıkları,
Sanığın sohbet adı altında düzenlenen örgütsel toplantılara katıldığı, bu toplantılarda örgüt elebaşının emir ve talimatlarını içerir videoların izletildiği, örgüte verilen himmetin arttırılması yönünde emir ve talimatlar verildiği,
Sanığın 2015 yılı Şubat ayında örgüt içerisinde BTM, ev abisi olarak görev yapan örgüt üyeleri arasındaki kaynaşmayı sağlamak, örgüt mensubiyetlerini kuvvetlendirmek amacıyla Kral Park Tesislerinde yemek organizasyonu düzenlediği,
Sanığın ... Altın İşletmeleri A.Ş'de çalışanlar ile bu firma ile taşeron olarak iş yapanlardan kurban parası adı altında himmet toplayıp örgüte aktardığı,
Sanığın ... Altın İşletmeleri A.Ş'de çalışanlara yönelik örgütsel toplantılar organize ettiği, bu toplantılarda örgüt elebaşının emir ve talimatlarını içerir videoların izletildiği, ayrıca himmet adı altında para toplanıp örgüte aktarıldığı,
Sanığın ... Altın İşletmeleri Gümüşhane tesislerinin bulunduğu bölgedeki köylerde görev yapan imamlara yönelik Ahmet Ziyaeddin Yurdu'nda düzenlenen örgütsel toplantıları organize ettiği, bu toplantılarda il imanının önce örgüt propagandası yaptığı, akabinde imamlardan köylerinde bulunan zeki ve fakir öğrencileri örgüte ait yurt, okul ve dershanelere yönlendirmelerini istediği, bu suretle de örgütün eleman ihtiyacının karşılanmasının amaçlandığı,
Sanığın il imamı tarafından yılda bir kez Ahmet Ziyaeddin Yurdu'nda düzenlenen büyük himmet toplantılarına katılıp, bu toplantılarda örgüte ... Altın İşletmeleri A.Ş. Adına yıllık 50.000,00 TL himmet vermeyi vaat ettiği,
Sanığın kapanıncaya kadar çocuklarını örgüte ait özel okullara gönderdiği,
Sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı Gümüşhaneli Genç İşadamları Derneği yönetim kurulu üyesi olduğu dikkate alındığında tüm bu hususlar sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçuna vücut verdiğini göstermekte olup sübut ve mahkememizce oluş bu şekilde kabul edilmiştir. Bir kısım tanıklar kovuşturma aşamasında çelişkili beyanlarda bulunmuş ise de tanıkların soruşturma aşamasındaki beyanlarının olayın hemen akabinde alınması, kovuşturma aşamasındaki çelişki beyanlarının hayatın olağan akışına aykırı şekilde kendi içinde mantıklı olmaması, benzer davalardaki tanıkların tamamına yakının sanıkla yüzleştiği duruşmada önceki beyanları ile çelişkili beyanlarda bulunmaları ve soruşturma aşamasındaki beyanlarını reddederek kabul etmemeleri dikkate alındığında tanıkların soruşturma aşamasındaki dosya içeriğine uygun beyanlarına itibar edilmiştir. Gizli tanık kovuşturma aşamasından sanığı tanımadığını beyan etmekle gizli tanığın soruşturma aşamasındaki beyanlarına itibar edilmeyerek kovuşturma aşamasındaki beyanı hükme esas alınmıştır. Sanık savunmasında üzerine atılı suçlamaları kabul etmemiş ise de; sanığın savunması kendisini cezadan kurtarmaya yönelik olup mahkememizce itibar edilmemiş sübut ve mahkememizce oluş bu şekilde kabul edilmiştir." şeklindedir.
... Müfettişliği tarafından ...... Eğitim Sağlık Hizmet Yardım Vakfı hakkında hazırlanan 01.09.2016 tarihli denetim raporunda;
Altın ... Üniversitesi araç sigorta gideri 2.995,00 ve kira gideri 4.071,00 TL'nin 25.11.2011-260 sayılı yevmiyeye gider kaydedildiği halde belgelerinin olmadığı ancak banka kayıtlarından üniversite hesabına aktarıldığının anlaşıldığı,
30.07.2013-164 sayılı yevmiyedeki vekaleten iş yaptırılan Erdoğan Gürdal'a yapılan 5.000 TL'lik bağışın sebebinin anlaşılamadığı, konuya ilişkin vakıf yöneticilerinin cevabından, adı geçenin parayı 02.08.2013 tarihli tutanakla Emre Işık'a Çiçekli Camii imam odasının onarımı için verildiğinin anlaşıldığı,
Gıda bankacılığı kapsamında toplam 912.267,62 TL'lik ayni yardımın ihtiyaç sahiplerine dağıtılmak üzere İzmir/Bergama/Ayvatlar muhtarı ...'a teslim beyanı karşılığında yardım yapıldığının kayıtlara alındığı ancak 04.08.2012 ve 24.07.2013 tarihliler haricindeki 845.578,54 TL'lik yardımın yapılmadığının ilgilinin beyanından anlaşıldığı, yevmiye ekinde yer alan teslim tutanaklarının incelenmesinde bazılarının fotokopi, bazılarının da sonradan ekleme yapılmak suretiyle değişmiş ya da renkli fotokopiden eklemeli şüphesi uyandırdığı, yine gıda bankacılığı kapsamında toplam 332.480,22 TL'lik ayni yardımın, yardımı aldığına teslim beyanı karşılığında İzmir/Dikili/Nebiler muhtarı ...'e, ihtiyaç sahiplerine dağıtmak üzere yapıldığının kayıtlara alındığı ancak 04.08.2012 ve 24.07.2013 tarihliler haricindeki 267.373,82 TL'lik yardımın yapılmadığının ilgilinin beyanından anlaşıldığı, yevmiye ekinde yer alan teslim tutanaklarının incelenmesinde imzanın doğruluk payının yüksek olmasıyla beraber içeriğinin sonradan başka kimseler tarafından doldurulduğu şüphesi uyandırdığı, muhtarın adı "Safa" olmasına rağmen "Sefa" olarak geçtiği, köyün ismi de "Nebiler" olmasına rağmen "Nebiller" olarak yazıldığı, yine gıda bankacılığı kapsamında toplam 132.413,80 TL'lik ayni yardım aldığına ilişkin teslim beyanı karşılığında İzmir/Dikili/Çukuralan muhtarı ...'a ihtiyaç sahiplerine dağıtılmak üzere yapıldığının kayıtlara alındığı ancak belirtilen 132.413,80 TL'lik yardımın yapılmadığının adı geçenin beyanından anlaşıldığı, yevmiye ekinde yer alan teslim tutanaklarının incelenmesinde bazılarının fotokopi olduğu, hiç imza bulunmadığı, imza kalemi ile diğer el yazılarına ilişkin kalemin farklı olduğu, yine gıda bankacılığı kapsamında 03.10.2011 tarihinde İzmir/Bergama/Pınarköy muhtarı Alaattin Ceylan'a teslim edilen 15.295,00 TL'lik ayni yardımın, adı geçen ile yapılan telefon görüşmesindeki beyanına göre yapılmadığının anlaşıldığı, yine İzmir/Bergama/Pınarköy eski muhtarı Mehmet Özkan ise iki defa yardım alıp dağıttığını beyan etmesine rağmen herhangi bir detay bilgi vermediği,
26.11.2013 tarihli yevmiyede 108 adet kurbanlık hayvanın 43.650,00 TL'ye alınıp dağıtıldığının kaydedilmesine rağmen kurban alımına ilişkin faturanın bulunmadığı, bunun yerine 53.460,00 TL'lik Hacı Osman Yardımcı'ya ödeme yapıldığını gösterir 15.10.2013 tarihli tutanağın sunulduğu, fatura ya da fatura yerine geçen belge sunulmadığı,
31.12.2013 tarihli yevmiyede kayıtlı 14.350,00 TL'lik toplu yardımın detay bilgilerinin bulunmadığı, konuya ilişkin vakıf yöneticileri tarafından 61 kişilik imzasız bir listenin gönderildiği,
Levent Çalkın tarafından dağıtılan toplam 148.535,28 TL'lik ayni ve gıda çeki yardımlarına ilişkin dağıtım listelerinin olmaması üzerine konu hakkında istenen görüşe cevaben gönderilen yazı ve belgelerin incelenmesinden 117.950,00 TL'lik bölümünün harcama ve/veya teslim belgelerinin olmadığı, şeklinde tespitler yapılmıştır.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/111909 soruşturma dosyasında bulunan vakıflarla ilgili bilirkişi raporunda;
...... Eğitim Sağlık Hizmet ve Yardım Vakfı hakkında ... tarafından yapılan olağan teftiş sonucu düzenlenen rapora göre,
-Gıda bankacılığı kapsamında toplam 1.260.661,16 TL'lik ayni yardım yapılmadığı halde yapılmış gibi belge düzenleyerek/düzenleterek vakfı zarara uğrattıkları,
-Vakıf faaliyetlerine ilişkin detaylı yönetim kurulu kararları olmadığı için yardımların yönetim kurulu kararları bağlantısının kurulamadığı,
-31.12.2013 tarihli yevmiyede kayıtlı 14.350 TL'lik toplu yardımın ayrıntılı bilgileri olmadığından imzasız liste ile yapılan yardım tutarının vakıf sorumlularından tazmin edilmesi gerektiği,
-Eğitim yardımlarından 13 öğrenciye yapılana ilişkin olarak öğrenci belgeleri ibraz edilmediğinden bu kişilere ödenen toplam 18.000 TL'nin vakıf yöneticilerinden tahsilinin talep edildiği,
-Levent Çalkın tarafından dağıtılan toplam 148.535,28 TL'lik ayni ve gıda çeki yardımlarına ilişkin dağıtım listelerinin olmadığı,
-Vakıf yönetim kurulu üyesi ... ile aynı soyada sahip Burak Aksöyek'e herhangi bir yönetim kurulu kararı olmadan toplam 27.000 TL eğitim yardımı yapıldığı, herhangi bir yönetim kurulu kararı olmadan Gülçin Saraçyakupoğlu'na toplam 80.000 TL elden nakdi yardım yapıldığı, herhangi bir yönetim kurulu kararı olmadan toplam 21.500 TL yardım yapılan Faysal Erdem ile ilgili herhangi bir bilginin bulunmadığı, bu nedenle söz konusu tutarların vakıf yöneticilerinden tahsilinin gerektiği,
-Vergi müfettişi Barış Özelmacıklı'nın 17.05.2016-50 sayılı raporu ile ilgili olarak... Üniversitesi tarafından vakıftan bağış yolu ile alınan taşınmazların satışına ilişkin yürütülen inceleme sonucu hazırlanan 01.06.2016 tarihli raporda üniversiteden taşınmaz satın alan Emre Genç, Harun Reşit Coşkun, Kübra Filiz ve Hasan Konaktaş'ın FETÖ/PDY soruşturmalarına konu olduğu, farklı 48 kişi adına Hüsamettin Altıntaş tarafından üniversiteye arsa bedeli ödendiğinden bahsedildiği, ayrıca Eyüp Burnaz, Mehmet Akman, Bayram Gökhan Türkoğlu ve Şahin Onur Erdoğan'ın arsa ödemelerine aracı olduklarının belirtildiği,
söz konusu rapora bilirkişi heyetince de iştirak edildiği şeklinde tespitlerine yer verilmiştir.
Tanık ... bilgi sahibi sıfatıyla 14.12.2015 tarihinde alınan ifadesinde özetle; ...... Holdingte şoför olarak çalıştığını, 26.10.2015 tarihinde kayyumların göreve başlamasından önce eve gitmek üzereyken Serkan Beyin kendisine gereğini yapması için bir evrak verdiğini, evrakı incelediğinde ... Altın İşletmelerinin Akbank hesabından... Üniversitesine 20.000.000 TL paranın bağış yapıldığına dair bir belge olduğunu, verdiği evrakın noter tasdiki yapılması gereken bir evrak olduğunu, yarın bu evrakın gereğini yaptıktan sonra bana getir dediğini, bunun üzerine kendisinin 27.10.2015 tarihinde Maltepe 18. Noter'e giderek işlemlerini yaptırdığını ve tasdik ettirdiğini, evrakı götürerek Serkan Beye teslim ettiğini, 27.10.2015 tarihinde kayyımın gelerek göreve başladığını, 2014-2015 eğitim öğretim dönemi başladığında 2014 yılı Eylül ve Ekim ayları içerisinde (ayda iki kez olmak üzere) toplam dört kez, 2015 yılında ise Ocak ayından itibaren düzenli olarak eğitim ve öğretim bitinceye kadar ayda iki kez olmak üzere ...... Holding binasının yanında bulunan Cepgross market isimli iş yerinden düzenli olarak yiyecek ve içecek olmak üzere alışveriş yapıldığını, kendilerine irsaliye verildiğini, verilen irsaliyede belirtilen yerlere talimata istinaden malzemeleri teslim ettiklerini, bu malzemeleri teslim ettikleri yerlerin kız yurdu olması sebebiyle içeri almadıklarını, yemekhanenin kapı kısmına malzemeleri bırakıp ayrıldıklarını, bu malzemeleri götürdüğü kurumların Fetullah Gülen cemaatine ait kurum olduğunu, burada kalanların da cemaate üye insanlar olduğunu düşündüğünü, bu malzemeleri götürürken bir kez fatura gördüğünü, faturanın ... Altın İşletmelerine ait olduğunu, bu adreslerden bazılarının Gölbaşı Yükseköğrenim Kız Öğrenci Yurdu, Özel Bahar Yüksek Öğrenim Kız Öğrenci Yurdu, Residans Yüksek Öğrenim Kız Öğrenci Yurdu, Özel Sude Yükseköğrenim Kız Öğrenci Yurdu olduğunu, ...... Holdingin çalışanlarına hiç yardım etmediğini, kesinlikle görmediğini ancak Fetullah Gülen cemaat evlerine her ay düzenli olarak yiyecek gönderdiğini, kendilerinin de bu malzemeleri taşıyıp ilgili yerlere götürdüklerini beyan etmiştir.
Tanık ... 05.04.2018 tarihli duruşmada alınan beyanında; Holdingde alt kademede şöför olarak çalıştığını, şirketlerine kayyum atandığını, yurtlara okullara erzak dağıtımı olduğunu, alışveriş yapılan marketlerde ... altın işletmeleri adına kesilen faturada kendisinin adının yazdığını, yurtlara ne amaçla gönderildiğini ne için gönderildiğini bilmediğini, şöför olarak götürüp teslim edip geldiğini, kayyımın atandığı ... kendisine bir evrak verildiğini, içeriğinin ne olduğunu bilmediğini, sadece 20 milyon TL yi gördüğünü, şoför olarak alt kademede çalıştığı için götüreceği şeylerin kapalı zarfta olduğunu, nereye gidicekse götürüp getirirdiğini, genellikle bakanlıklara gittiklerini beyan etmiştir.
26.09.2016 tarihli 2016-A-1707/35 sayılı vergi tekniği raporunda;
"30.03.2013-08.12.2014 tarihleri arasında Beyza Özel Eğit. Hiz. Basım Yay. Bil. Gıda Turz. Tic. A.Ş. tarafından mükellef kurum ... Altın İşletmeleri A.Ş.'ye tanzim edilen ve muhteviyatlarında "kurumsal kimlik projesi kapsamında Bergama Ali... Erkek Öğrenci Yurdu binasında kalan ekli listedeki öğrencilerin barınma, içme ve yeme vs. giderlerine karşılık katkı tutarı" yazan faturaların her ay 54.000 TL bedelli olduğu, ... Altın İşletmeleri A.Ş. Tarafından her ay Ali... erkek öğrenci yurduna 54.000 TL para ödendiği, bu ödemelerin karşılıksız olduğu" tespitlerine yer verilmiştir.
26.09.2016 tarihli 2016-A-1707/35 sayılı vergi tekniği raporuna ve 10.03.2017 tarihli 2017-A-1707/23 sayılı vergi tekniği raporlarına göre;
"Yörükoğlu Mark. ve İnş. Ltd. Şti'nin, ... Altın İşletmeleri A.Ş.'ye 2011, 2012 ve 2013 dönemlerinde malın cinsi olarak "çeşitli gıda maddeleri" şeklinde belirtilen faturalar tanzim ettiği, bu faturaların bedellerinin genellikle 10.000 TL ya da 30.000 TL'den oluştuğu" tespitlerine yer verilmiştir.
(2). İpek Üniversitesi
Üniversitenin 03.03.2011 tarih ve 27863 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 17.02.2011 tarih ve 6114 sayılı kanunla Altın ... Üniversitesi adıyla kurulduğu, Mütevelli heyetinde, şirketleri ve vakfı kontrol altında tutan Hamdi Akın... ile ...'in olduğu,
11.10.2016 ve 17.10.2016 tarihli görüntü çözüm tutanaklarına göre; Hamdi Akın...'in, FETÖ/PDY lideri Fetullah Gülen'in yanına gittiği, Akın...'in diz çökmüş vaziyette yanında oturduğu, örgüt lideri Fetullah Gülen'in "tesisi var mı bunun" şeklinde bir soru sorduğu, Hamdi Akın...'in de "biraz var efendim, doğrudur ... imal işimiz genelde şey haline geldi böyle bir, burda herhalde dekanlığının odası olsa (anlaşılmıyor) sınıflarımızda böyle efendim, yaptık bu" şeklinde cevap verdiği, Hamdi Akın...'in sorulan soruya verdiği cevapta "dekanlığının odası olsa, sınıflarımızda böyle efendim, yaptık bu" şeklinde verdiği cevaptan Akın...'in, İpek Üniversitesinin inşaat projesiyle ilgili örgüt liderine sunum yaptığı, üniversitenin projesinin bizzat örgüt lideri tarafından takip edildiği, örgüt liderinin projeyle birebir ilgilendiği,
Vakıflar Meclisi Başmüfettiş ve Rehberlik ve Teftiş Başkanlığınca hazırlanan raporda belirtildiği gibi ...... Eğitim Sosyal Yardım Hizmet Vakfı tarafından Üniversiteye bağışlanan taşınmazların üniversite tarafından 2016 yılı içerisinde 4 ay gibi kısa bir sürede elden çıkarıldığı, Yükseköğretim Denetleme Kurulu tarafından tanzim edilen 26.08.2016 tarihli raporda belirtildiği üzere bu taşınmazların satışından üniversitenin 23.02.2016 tarihinden başlayarak toplamda 6.691.790,00 TL zarara uğratıldığının belirtildiği, söz konusu bağışlardan dolayı vakfın da zarara uğradığı, yine Vakıflar Meclisi Başmüfettiş ve Rehberlik ve Teftiş Başkanlığınca hazırlanan rapora göre Turgut Özal Üniversitesi tarafından da aynı yöntemin uygulandığı, bu üniversitenin bağlı olduğu vakıf tarafından üniversiteye bağışlanan taşınmazların kısa süre içerisinde rayiç değerinin altında elden çıkarıldığı, FETÖ ile iltisaklı olduğu için KHK ile kapatılan iki üniversitenin de gerçekleştirdiği bu satımların, FETÖ/PDY'ye örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hale geldiği, üst düzey hükümet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda “paralel yapı” veya “terör örgütü” olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten sonraki zaman dilimine denk geldiği,
... kullanıcısı olduğu gerekçesiyle silahlı terör örgütü üyeliği suçundan mahkum olan... Üniversitesi genel sekreteri ...'nin kullanımında olan "İpek Üniversitesi" adına kayıtlı 0530 041 9102 numaralı GSM hattına ilişkin tanzim edilen ... tespit ve değerlendirme tutanağına göre söz konusu GSM hattının kullanıcısının 397142 numaralı ID'yi kullandığı, kullanıcı adının "elmaaa" olduğu, şifresinin "qwert" olduğu sadece örgüt üyelerinin haberleşmek için kullanımına münhasır olan ... isimli gizli haberleşme programını kullandığı, tanığın bu program üzerinden 56532-Turgut Özal Üniversitesi, 143288 Gediz Üniversitesi, 114665-Fatih Üniversitesi", 397141-Mevlana Üniversitesi, 397547-Melikşah Üniversitesi gibi kişilerle aynı sohbet grubunda kayıtlı olduğu, grupta yer alan kişilerin FETÖ/PDY'ye ait diğer üniversitelerin yetkilileri olduğu, bu durumun da söz konusu üniversitelerin örgüt talimatıyla yönetildiğini gösterdiği, ...'nin bu grupta 12.11.2015 tarihinde "bu araziler yd ortaklı bir vakfa bağışlanabilir mi?" "veya yurtdışından bir vakfa bağışlanabilir mi?" şeklinde bir mesaj aldığı göz önüne alındığında örgüt üyelerinin üniversitelere bağışlanan vakıf arazilerinin satışıyla ilgili konuştukları, söz konusu satışların örgüt talimatıyla yapıldığını gösterdiği, yapılan satışların mesajın atıldığı tarih olan 12.11.2015 tarihinden sonraya denk geldiği hususunun da bu durumu desteklediği, yine hem Turgut Özal Üniversitesi hem de... ailesine ait üniversitenin aynı zaman döneminde aynı yöntemi uyguladıkları, farklı vakıflara ait iki üniversitenin aynı zaman diliminde aynı şekilde hareket etmesinin tesadüf olamayacağı, iki üniversitenin de FETÖ/PDY'ye müzahir olması nedeniyle KHK kapsamında kapatıldığı, her iki üniversitenin örgüt talimatıyla bu satımları yaptığı, bu satımları yapmaktaki amacın da FETÖ/PDY'ye yönelik örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığı, örgüt kontrolündeki şirketlere kayyım atanan süreçten sonra mal kaçırmak amacıyla yapıldığı,
Üniversiteye bağışlanan taşınmazların satışı dolayısıyla rayiç bedelinin altında satılan bu taşınmazların vakıf tarafından satılması halinde rayiç değerinden satılarak gelirinin üniversiteye bağışlanabileceği, böylelikle daha az taşınmaz satmak suretiyle üniversitenin ihtiyaçları karşılanabilecek iken vakıf üzerinden üniversiteye bağışlanan taşınmazları ivedilikle elden çıkardıkları, muhtemel el koyma işlemlerine karşı ellerinde malvarlığı bırakmak istemedikleri, bu amaçla da üniversiteye aktardıkları, bu suretle vakfı da zarara uğrattıkları ilk derece mahkemesince kabul edilmiştir.
11.10.2016 tarihli emniyet tarafından tanzim edilen tutanakta;
11.10.2016 tarihinde saat 11:35'te Ankara Emniyet Müdürlüğü TEM Şube Müdürlüğünde açık kaynak sosyal paylaşım sitesi youtube isimli arama motorunda 20.08.2016 tarihli https://www.youtube.com/watch?v=TcPY457okA linkte yapılan aramada incelenen görüntünün ne zaman ve nerede çekildiği belli olmayıp sadece 20.08.2016 tarihinde "Ünlü Türk Hacker grubu Ayyıldız Tim, FETÖ terör örgütünün finansörü olan Akın...'in FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'le birarada..." ibareli görüntü bulunmuş, açıldığında ekranın sol alt köşesinde Akın...'in Fetullah Gülen ile çekilen videosu-izle ile hemen altında abc haber ibareli 31 saniyelik görüntüde ekranın solunda oturur vaziyette önünde kürsü bulunan ve diz kısmı battaniye ile örtülü, gözlüklü ve şapkalı şahsın FETÖ/PDY örgütü elebaşı Fetullah Gülen, görüntülerin çekildiği yerin FETÖ/PDY elebaşı Fetullah Gülen'in her hafta konuşma/röportajlarının yayınlandığı www.herkul.org isimli linkte geçen yer olduğu, ekranın sağında diz çökmüş/oturur vaziyette koyu giyimli ve şapkalı ikinci şahsın ise yapılan açık kaynak çalışmalarından, yazılı ve görsel medyada yer alan haberlerden ve yayınlanan video/fotoğraf eşleştirmeleri doğrultusunda Hamdi Akın... isimli şahıs olabileceği değerlendirilmiştir.
tespitlerine yer verildiği,
17.10.2016 tarihli TEM Şube görevlileri tarafından tanzim edilen görüntü çözüm tutanağına göre;
F.G. :Tesisi var mı bunun
Akın... : Biraz var efendim, doğrudur ... imal işimiz genelde şey haline geldi böyle bir, burda herhalde dekanlığının odası olsa (anlaşılmıyor) sınıflarımızda böyle efendim, yaptık bu"
şeklinde 30 saniyelik konuşma olduğu görülmüştür.
tespitlerine yer verildiği,
Başka dosya sanığı Verdal Hosta'nın soruşturma aşamasında vermiş oluğu beyanlara benzer mahiyette UYAP başka birimden gerekçeli karar sorgulama ekranından yapılan sorguda Verdal Hosta isimli şahsın Ankara 18. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/45 esas sayılı dosyasında silahlı terör örgütü üyeliği suçundan yargılandığı ve mahkum edildiği görülmüştür. Bu karara ilişkin gerekçeli kararda;
"sanık Verdal Hosta'nın duruşmada alınan beyanında '....2013 senesinde Akın... ile birlikte ...'i ziyaretimiz, efendim o ziyarete biz yine savcılıkta arz ettim birlikte çıktığımız bir seyahatte Avrupa'dan sonra kendisi oraya gitmeyi teklif etti, onun özel uçağı ile gittik biz oraya kıramazdım oraya kadar gidince spontone olarak gelişti oraya gitmeyi teklif etti, o atmosfer içerisinde benim ona hayır demem mümkün olmadı birlikte refakat ettim gittik, o görüşme toplam zannediyorum beş ila on dakika ya sürdü ya sürmedi, o videolarda da var kendisi yaptırdığı üniversite ile ilgili kendisine bir sunum yapıyor efendim bende orada kenarda oturuyorum, tabi o odanın içerisinde o nasıl kayda alındı, kim aldı, nasıl servis yaptı orası da bir soru işareti, o zamandan bu zamana ben yüksek heyetinizin çok vaktini almak istemiyorum ama belki anlatacağım konuşacağım çok şey var yani bunlar nasıl bu güncel meselelerde birileriyle uğraşıp bir takım tuzaklar kumpaslar kuruluyorsa adeta birileri de bu tuzağı kumpası kuruyor diye düşünüyorum işin doğrusu, çünkü ben bunun acısını 2000 yılında müflis olarak yaşadım, aradan bu kadar zaman geçtikten sonra o masumane yapılmış bir ziyaret bence orada hedef Akın... değildi bendim çünkü o zaten maruf birisi...." şeklinde ifadesine yer verildiği,
" .... sanığın sosyal paylaşım sitesinde yayınlanan videoda örgütün tepe yöneticilerinden olan Hamdi Akın... ile birlikte örgüt başı ...'i ABD'de ziyarete gittiği, Hamdi Akın...'in örgüt başına sunum yaparken sanığında yanında bulunduğunun video kayıtlarından görüldüğü,...." tespitlerine yer verildiği,
Vakıflar Meclisi Başmüfettiş ve Rehberlik ve Teftiş Başkanlığınca hazırlanan raporlarda;
"2016 yılı içerisinde 4 aylık sürede vakıf tarafından üniversiteye devredilen ve üniversite tarafından hızlı bir şekilde satılan taşınmazlar dikkat çekici bulunmuştur. Üniversitenin ihtiyaçları için devredildiği intibaı verilen taşınmazların, mali yönden denetimin olmadığı ya da oldukça zayıf olduğu üniversite tarafına geçirilip buradan da hızlı bir şekilde elden çıkarılmak istendiği açık ve net olarak anlaşılmaktadır. Gerçek amaç üniversitenin nakit/parasal ihtiyacının karşılanması olsaydı, taşınmazlar vakıf tarafından mevzuatın aradığı koşullara uyularak satılır, ihtiyacı olan para üniversiteye gönderilirdi. Vakıfça satılması halinde, taşınmazlar rayiç değerinden satılacağından, daha az taşınmaz satılmak suretiyle üniversitenin ihtiyacı karşılanmış olabilecek, satılması gerekmeyenler de vakfın mülkiyetinde kalmış olacaktı. Dolayısıyla söz konusu satımların muvazaalı olduğu kanaatine varıldığı,"
tespitlerine yer verildiği,
Yükseköğretim Denetleme Kurulu tarafından tanzim edilen 26.08.2016 tarihli raporda;
İpek Üniversitesine kurucu vakıf tarafından bağışı yapılan gayrimenkullerin çok kısa sürede üniversite yönetimi tarafından satışa çıkarıldığı, bu taşınmazların rayiç fiyatından ve/veya rayicin altında bir fiyattan peyderpey satıldığı, üniversitenin 23.02.2016 tarihinden başlayarak elden çıkardığı arsaların satışından toplamda 6.691.790,00 TL zarara uğratıldığı kanaatine varılmıştır.
Vakıflar Meclisi Başmüfettiş ve Rehberlik ve Teftiş Başkanlığınca hazırlanan raporlarda; Turgut Özal Düşünce ve Hamle Vakfınca, Turgut Özal Üniversitesine bağışlanan arazilerin de bir ... gibi kısa bir zaman diliminde ve yoğun bir şekilde satılması (31.10.2014 tarihinde 6 adet, 29.02.2016 tarihinde 67 adet) olağan bir durum olmadığı, bu arazilerden 115270-1 numaralı parselin en az 61.370 TL zarara satıldığının açık olduğu, diğerlerinin de araştırılması gerektiği, gerçek amaç üniversitenin nakit/parasal ihtiyacının karşılanması olsaydı, taşınmazlar vakıf tarafından mevzuatın aradığı koşullara uyularak satılır, ihtiyacı olan para üniversiteye gönderileceği, Vakıfça satılması halinde, taşınmazlar rayiç değerinden satılacağından, daha az taşınmaz satılmak suretiyle üniversitenin ihtiyacı karşılanmış olabilecek, satılması gerekmeyenler de vakfın mülkiyetinde kalmış olacağı, dolayısıyla söz konusu satımların muvazaalı olduğu kanaatine varılmıştır.
...... Eğitim Sağlık Hizmet ve Yardım Vakfı tarafından... Üniversitesine bağışlanan taşınmazlarla ilgili olarak Rehberlik ve Teftiş Kurulu Başkanlığınca tanzim edilen 30.05.2016 tarihli raporda; 2016 yılı içerisinde 4 aylık sürede vakıf tarafından üniversiteye devredilen ve üniversite tarafından hızlı bir şekilde satılan taşınmazların üniversitenin ihtiyaçları için devredildiği intibaı verildiği, söz konusu taşınmazları mali yönden denetimin olmadığı ya da oldukça zayıf olduğu üniversite tarafına geçirildiği, buradan da hızlı bir şekilde elden çıkarılmak istendiği, gerçek amacın üniversitenin nakit/parasal ihtiyacının karşılanması olması halinde taşınmazların vakıf tarafından mevzuatın aradığı koşullara uyularak satılacağını, ihtiyacı olan paranın üniversiteye gönderileceğini, vakıfça satılması halinde taşınmazlar rayiç değerlerinden satılacağından, daha az taşınmaz satılmak suretiyle üniversitenin ihtiyacının karşılanmış olabileceğini, dolayısıyla somut olaydaki muvazzalı olduğu anlaşılan satışların vakıf aleyhine olduğu, vakfı zarara uğratma kastıyla yapıldığı kanaatine varılmıştır.
...'nin tanık sıfatıyla 23.05.2019 tarihli duruşmada alınan ifadesinde özetle; (0530) (...) (..) (..) numarayı kendisinin kullandığını, İpek Üniversitesi genel sekreteri olduğunu, bu telefonu kendisinin kullandığını ancak bu telefona ... programını yüklemediğini ve kullanmadığını, daha önce Atlantik Eğitim kurumlarında 8 yıl çalıştığını, vakıftan üniversiteye bağışlanıp satılan mallarla ilgili özellikle son dönemde üniversite ihtiyaçlarının artması, personel giderlerini karşılayamamaktan dolayı vakfın böyle bir tasarrufu olduğunu, üniversiteye aktarılmış olan arazilerin peyderpey piyasaya çıkılarak satıldığını ve üniversitenin özellikle personel giderlerine harcandığını, çünkü o dönem maaş veremez pozisyona geldiklerini beyan etmiştir.
Tanık ...'nin ilk derece mahkemesince alınan beyanında kendisinin kullanımında olduğunu kabul ettiği "İpek Üniversitesi" adına kayıtlı 0530 041 9102 numaralı GSM hattına ilişkin tanzim edilen ... tespit ve değerlendirme tutanağına göre söz konusu GSM hattının kullanıcısının 397142 numaralı ID'yi kullandığı, kullanıcı adının "elmaaa" olduğu, şifresinin "qwert" olduğu, bu hattın bağlı olduğu ID'yi ekleyenlerin söz konusu ID'ye "ipekilhan", "ilhankoza", "gsipek ilhanb", "ipek", "Gs ipk ilhan" gibi isimler verdikleri, söz konusu ID'nin katıldığı gruplarda 56532-Turgut Özal Üniversitesi, 143288 Gediz Üniversitesi, 114665-Fatih Üniversitesi", 397141-Mevlana Üniversitesi, 397547-Melikşah Üniversitesi gibi kişilerin kayıtlı olduğu tespit edilmiştir.
Söz konusu ... isimli gizli haberleşme programında 12.11.2015 tarihinde 421968 numaralı ID'nin 397142 numaralı ID'ye "bu araziler yd ortaklı bir vakfa bağışlanabilir mi?" "veya yurtdışından bir vakfa bağışlanabilir mi?" içerikli bir mesaj attığı, tespitlerine yer verildiği görülmüştür.
iv.Vakıf, Üniversite Ve Medya Şirketlerinin... Ailesi Şirketleri Tarafından Finanse Edilmeleri
FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amaçlarına özgülendiği kabul edilen... ailesine ait olan medya şirketleri ile üniversite ve vakıfın, İpek ailesine ait olan şirketler tarafından bağış, hisse satın alma, sermaye artırımı gibi nedenlerle sistematik ve sürekli olarak fonlandığı, bu kuruluşların faaliyetlerini ilgili şirketler tarafından yapılan aktarımlar sayesinde sürdürdüğü, 2008-2015 döneminde halka açık ... Grubu şirketlerince... Üniversitesi’ne 218.570.823 TL, Vakfa 9.774.656 TL; Holding tarafından ise... Üniversitesi’ne 34.133.027 TL, Vakfa 22.387.015 TL tutarlarında bağış yapıldığı, medya şirketlerine ise 2007-2015 dönemleri boyunca sürekli olarak sermaye ödemeleri veya cari hesap ilişkisi yoluyla fon/kaynak aktarıldığı, ilgili dönemler boyunca halka açık grup şirketlerinden medya şirketlerine aktarılan fonların ve medyaya yapılan toplam yatırımların tutarının nominal olarak yaklaşık 489 milyon TL’ye, paranın zaman değeri dikkate alındığında 01.12.2016 tarihi itibariyle yaklaşık 850 milyon TL’ye ulaştığı,
Emsallerine uygunluk, piyasa teamülleri, ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine aykırı olarak yapıldığı tespit edilen bağış ve para aktarımlar yoluyla halka açık şirketlerin zarara uğratıldığı, dolayısıyla şirket yatırımcılarının da zarara uğradığı, halka açık şirketlerin elde ettiği kazançların aktarımı suretiyle medya şirketlerinin, üniversitenin ve vakfın faaliyetlerini sürdürdüğü,
İpek ailesinin kazanç sağlayan halka açık şirketleri (özellikle ... Altın İşletmeleri) üzerinde sahip oldukları pay ortaklığı ve yönetim hakimiyetini kötüye kullanarak halka açık şirketlerin içini boşaltıp FETÖ/PDY'nin amaçlarına özgülenmiş vakıf, üniversite ve medya şirketlerini finanse etmek suretiyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün faaliyetlerinin devamlılığının sağlandığı ilk derece mahkemesince kabul edilmiştir.
Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı tarafından tanzim edilen 02.05.2017 tarih ve 2017/MAR.84/15 sayılı raporunda;
"SPK Başkanlığının XXI-5/32-6, XXI-15/52-4 sayılı Denetleme Raporuna (SPK Raporu) göre; ... Grubu şirketleri açısından finansman kaynakları irdelendiğinde, temel olarak ... Altın tarafından üretilen artı değerlerin kar olarak ... Altın hissedarlarına dağıtıldığı, ... Altın hakim ortağı konumundaki... İnşaat’ın ise bu dağıtılan karları hakim ortağı ve halka açık şirket ... Anadolu’ya dağıtmayarak, diğer grup şirketlerini fonladığı, bu sayede... İnşaat’ın doğrudan hakim ortağı ... Anadolu ve dolaylı hakim ortağı... Enerji ortakları by-pass edilerek ... Altın tarafından kar dağıtımı yoluyla sağlanan fonun doğrudan... Ailesinin insiyatifine kaldığı anlaşılmıştır. ATP İnşaat’ın bağlı ortaklıkları konumunda olan diğer ... Grubu şirketlerinin ise öncelikle grup içi krediler yoluyla fonlandığı, sonrasında borç olarak verilen tutarların verildikleri şirketlerin sermaye artırımlarına mahsuben elimine edildiği, bu yöndeki fon tahsisinden mahrum bırakılan... Enerji ve ... Anadolu’nun ise Holding yoluyla verilen kredilerle fonlanarak, devamında artırılan sermaye miktarı ile bu fonların elimine edilmesinin sağlandığı görülmüştür. Bu çerçevede fonlamanın ana kaynağını ... Altın tarafından sürdürülen faaliyetler dolayısıyla elde edilen karlar ve bu karların dağıtımı teşkil etmekte, ikincil bir unsur olarak da halka açık şirketler... Enerji ve ... Anadolu’nun sermaye artırımlarına dışarıdan katılmak durumunda bulunan halka açık payları temsil eden ortakların artırımları katkı sağlamaktadır.
SPK Raporundan, halka açık ... Grubu şirketleri içerisinde en yukarıda bulunan halka açık şirket... Enerji’nin konsolide büyüklüklerine bakıldığında; 2015 yıl sonu itibariyle aktif toplamının yaklaşık 2,5 milyar TL’yi, satışlarının 966 milyon TL’yi, net karının ise 94 milyon TL’yi bulduğu, benzer durumların ... Anadolu ve... İnşaat’ın konsolide verilerinde de görüldüğü, ... Altın hariç, İpek Enerji, ... Anadolu ve... İnşaat’ın solo verilerinde aktif büyüklükleri ve karlılık durumlarının konsolide verilerde yer alanlardan oldukça düşük olduğu öğrenilmiştir.
SPK Raporunda, halka açık ... Grubu şirketlerinin aktif büyüklüğü ile satış ve karlılık verilerinin çok büyük bir kısmını madencilik sektörünün oluşturduğu, diğer sektörlerin oldukça düşük kaldığı, ... Altın’ın konsolide aktiflere katkısının %75, konsolide satışlara katkısının ise %85-90 arasında olduğu, madencilik hariç diğer sektörlerden zarar edilmekte olduğu, konsolide karın ise madencilikten elde edilen karlardan oluştuğu ifade edilmiştir. Halka açık ... Grubu şirketlerinin 2008-2015 döneminde hemen hepsinin ciddi bir özsermaye büyümesi gerçekleştirdiği, ... Altın’ın net karının %30’undan fazlasını kar payı olarak dağıttığı, ATP İnşaat’ın özsermaye büyümesinin %74 oranında ... Altın’ın dağıttığı karlardan alınan paylarla ve %20 oranında ana ortakların sermaye artırımı ile gerçekleştiği, elde edilen kar payları ve nakit sermayenin, bağlı şirketlere aktarıldığı, ... Anadolu ve... Enerji’nin özsermaye büyümelerinin ise elde edilen karlara değil, ortakların nakit sermaye ödemelerine dayandığı anlaşılmıştır.
Öte yandan, halka açık olmayan Holding’in özsermaye büyümesinin tamamının ... Altın’dan kaynaklandığı ve Holding varlıklarının neredeyse tamamının bağlı şirketlerin paylarından oluştuğu, Holding... Enerji’yi fonlarken, aslında ... Altın’dan elde ettiği kar paylarını veya ... Altın halka arzından elde ettiği geliri kullandığı, benzer şekilde... Enerji’nin özkaynak büyümesinin tamamen Holding’in sermaye ödemeleri ve halka arz gelirlerinden oluştuğu, ... Anadolu’nun özsermaye büyümesinin de ana ortak... Enerji’nin sermaye ödemeleri ve halka arz gelirlerinden oluştuğu, ATP İnşaat özsermaye büyümesinin yaklaşık %20’sinin ... Anadolu’nun sermaye ödemelerinden kaynaklandığı, ...... ve ... Anadolu’nun esas fon kaynağının ... Altın olduğu dikkate alındığında, ATP İnşaat’ın hemen hemen tüm fon kaynağının sadece ... Altın olduğu SPK Raporunda görülmektedir.
Dolayısıyla, grubun amiral gemisinin ... Altın olduğu; konsolide varlıkların büyük kısmının ... Altın’a ait olduğu; satışların çok büyük bir kısmının, karlılığın ise tamamının ... Altın’dan kaynaklandığı; ATP İnşaat ve bağlı ortaklıklarının, ... Altın’ın ürettiği nakdi tüketen ve konsolide anlamda karlılığı olumsuz etkileyen bir konumda oldukları, grubun altın madenciliği hariç basın, taşımacılık, turizm, gıda, diğer madencilik alanındaki faaliyetlerinin esasen ... Altın’ın ürettiği nakit ve halka arz gelirlerinden fonlandığı anlaşılmaktadır.
... Grubu Şirketlerinin Yaptığı Bağış İşlemleri :
SPK Başkanlığının XXI-5/32-6, XXI-15/52-4 sayılı Denetleme Raporunda (SPK Raporu) temel olarak ... Grubu şirketlerince gerçekleştirilen bağış işlemleri incelenmiş olup, Raporda elde edilen tespitlere aşağıda özet olarak yer verilmiştir:
SPK Raporuna göre, ... Grubu şirketleri yasal kayıtları üzerinde 2008-2015 dönemini kapsayacak şekilde yapılan incelemede, ... Grubu şirketleri tarafından gerçekleştirilen bağışların toplam bağış tutarının 349.296.568 TL olduğu (halka açık ... Grubu şirketlerince gerçekleştirilen tutar 243.340.320 TL) tespit edilmiş olup, bağış yapan şirketlere bakıldığında, 2008- 2015 döneminde ... Grubu şirketlerinden 13’ü tarafından bağış gerçekleştirildiği tespit edilmiştir. Bu şirketler Holding, ... Altın, ... Anadolu, İpek Enerji, ATP İnşaat, ...... Basın, ATP ... Turizm, Özdemir Antimuan, ...... Tedarik, ... Pordüksiyon, Rek-tur, Yaşam TV ve... Online’dır.
Diğer yandan, SPK raporuna göre, BİST 100 Endeksinde yer alan şirketlerin 01.01.2009-30.09.2015 döneminde kamuya açıklanan finansal tablo dipnotları üzerinde yapılan inceleme neticesinde, ... Grubu şirketleri dışında 51 şirketin finansal tablo dipnotlarında bağış yaptıklarına ilişkin bilginin yer aldığı, İpek Enerji, ... Metal ve ... Altın’ın 2009-2015/9 döneminde kümülatif bağış/kümülatif aktif oranlarının en yakın şirketin oranının 2 katından fazla olduğu ve ilk üç sırada yer aldıkları görülmekte olup, halka açık ... Grubu şirketlerinin kümülatif bağış/kümülatif aktif oranlarının, 51 şirketin kümülatif bağış/kümülatif aktif oranının ortalaması olan %0,1008’den oldukça yüksek olduğu hususuyla birlikte değerlendirildiğinde halka açık ... Grubu şirketlerinin kümülatif bağış/kümülatif aktif oranlarının diğer halka açık şirketlere göre bariz şekilde yüksek olduğu anlaşılmaktadır.
... Altın’ın bağışları 2012, 2013 2014 ve 2015 yıllarında sırasıyla %57, %90, %95 ve %99’luk pay oranları ile yıllar itibariyle gittikçe artan oranda ilk sırada yer alırken, 2011 yılında Holding %47 pay ile (... Altın %26 pay oranı ile ikinci sırada yer almaktadır) ilk sırada yer almaktadır. ... Grubu şirketlerine kayyum atandığı 26.10.2015 tarihi ile 01.01.2015 tarihleri arasındaki 10 aylık sürede diğer dönemlere nazaran yaklaşık 3 katı bir artış gerçekleşmiş olup, Raporda... Üniversitesi inşaatının 2015 yılı öncesinde tamamlanması ve 2015 yılı içerisinde ... Grubu şirketlerinde kayyum atanması ile noktalanan süreç değerlendirildiğinde, bu durum yapılan bağışların bağış amacı dışında yapılmış olabileceği yönünde kuvvetli şüpheye yol açtığı, ... Altın’a kayyum atandığı 26.10.2015 tarihinde ... Altın tarafından... Üniversitesi’ne yapılan 20.000.000 TL’lik bağış tutarının bu şüpheleri somutlaştırdığı belirtilmiştir.
SPK Raporuna göre, ... Grubu şirketlerince Vakfa 2011-2015 döneminde yapılan bağış toplamı 32.161.671 TL (9.774.656 TL’lik kısmı halka açık ... Grubu şirketleri aracılığıyla) olup,
Holding’in bağışları 2010, 2013 ve 2015 yıllarında sırasıyla %100, %56 ve %66’lık pay oranları ile en yüksek paya sahip olup, 2014 yılında %87 ile... İnşaat, 2011 ve 2012 yıllarında ise ... Altın sırasıyla %64 ve %60’lık pay oranı ile Vakfa yapılan bağışlarda ilk sırada yer almaktadır. SPK Raporuna göre, bağışların ayni veya nakdi olarak yapılabildiği, ayrıca bazı kalemlerin de bağış olarak ele alınması gerektiği, örneğin ... Altın tarafından faturalar karşılığı alınan bazı mal ve hizmetlerin Vakfa teslim edildiği ve bunun karşılığında Vakıf tarafından ilgili yerlere dağıtımların bağış makbuzları karşılığı gerçekleştirildiği, dolayısıyla bu şekilde Vakıf adına mal ve hizmet alımları şeklinde gerçekleşip de yasal kayıtlarda... Üniversitesi ve Vakıf dışındaki kişi ve kurumlara yapılmış olarak gözüken bağışların da Vakfa yapılmış olarak değerlendirilmesinin gerektiği, bu şekilde 01.02.2011-12.07.2015 tarihleri arasında 59 kalemde dana eti, gıda yardım paketi, kurbanlık canlı koyun, ramazan ziyafet paketi açıklamalarıyla toplam 2.109.114 TL tutarında ayni bağışın ... Altın tarafından Vakfa gerçekleştirildiği ifade edilmiştir.
Son olarak, ... Grubu şirketlerince muhtelif kişi ve kurumlara 2008-2015 döneminde yapılan bağış toplamı 63.790.101 TL (14.353.895 TL’si halka açık şirketler tarafından) olup, en yüksek bağışın Holding tarafından gerçekleştirildiği, genel olarak muhtelif bağışların yıllar itibariyle yatay bir seyir izlediği ifade edilmiştir.
SPK Raporunda, muhtelif kişi ve kuruluşlara ilişkin verilen detaylar bağlamında Holding tarafından 23.07.2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazete’de ilan edilen 667 sayılı KHK ile FETÖ/PDY aidiyeti, iltisakı veya irtibatı nedeniyle kapatılan kuruluşlardan Kimse Yok mu Derneği ve Turgut Özal Üniversitesine bazı bağışların yapıldığı görülmüştür. Buna göre, Holding 2012’de “Kimse Yokmu Dern.Arakan Akbank Hsdan Eft” açıklamasıyla 300.000 TL, 26.06.2015 tarihinde ise “Turgut Özel Ünv.20.08.15/65802398-17 Sayılı Bağş.Hisse Devri” açıklamasıyla 38.297.936 TL bağış yapmıştır. Turgut Özal Üniversitesi’ne bağışlanan değerin ... Grubu şirketleri içerisinde bir dönem bağlı ortaklık olarak yer alan Atlantik Eğitim AŞ’ye ait payların bağışlanmasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
Özetle, SPK tarafından yapılan incelemede, 2008-2015 döneminde halka açık ... Grubu şirketlerince... Üniversitesi’ne 218.570.823 TL, Vakfa 9.774.656 TL; Holding tarafından ise... Üniversitesi’ne 34.133.027 TL, Vakfa 22.387.015 TL ve ayrıca 667 sayılı KHK ile kapatılan Turgut Özal Üniversitesi’ne 38.297.936 TL ve Kimse Yok Mu Derneğine 300.000 TL tutarlarında bağış yapıldığı, İpek Üniversitesi ve Vakfa yapılan bağışların 2010 ve 2011 yılı hariç neredeyse tamamının halka açık ... Grubu şirketlerince gerçekleştirilen bağışlar yoluyla yapıldığı, söz konusu tutarlara ilaveten adat toplamlarının da dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.
... Grubu Şirketlerinin Yaptığı Örtülü Kazanç Aktarımı İşlemleri :
SPK tarafından yapılan incelemeye göre, kamuoyunda... Medya Grubu olarak bilinen ...... Grubu bünyesindeki medya şirketleri, temelde Yaşam TV unvanlı şirket bünyesinde faaliyet gösteren Kanaltürk TV ve Kanaltürk Radyo, Bugün TV unvanlı şirket bünyesinde faaliyet gösteren Bugün TV, ... Basın Basım unvanlı şirket bünyesinde faaliyet gösteren Bugün ve Millet gazeteleridir. Bundan başka Yaşam TV bünyesinde faaliyet gösteren üç bağlı ortaklık daha vardır ki bunlar sadece yapım ve reklamcılık alanlarında grup içi hizmet veren şirketler şeklindedir.
SPK tarafından yapılan incelemede, öncelikle ...... Grubunun en tepesinde yer alan ...... Holding A.Ş. (Holding) bünyesinde 2006 yılı başı itibariyle faaliyetlerine başlayan medya şirketlerinin, 2007 ve 2008 yıllarında grubun halka açık kısmına devredildiği, söz konusu şirketlerin tüm faaliyet dönemleri boyunca sürekli zarar ettikleri, çoğunlukla brüt kar dahi elde edemedikleri, diğer bir ifade ile satışlardan elde ettikleri gelirlerin, maliyetlerini bile karşılamadığı, karlılık rakamlarının hem diğer grup şirketleri hem de sektörde faaliyet gösteren diğer şirketlerle karşılaştırılması sonucunda diğer şirketlere oranla çok daha az karlı olduğu, faaliyetlerine devam edebilmeleri için kaynak bulmak zorunda oldukları, söz konusu kaynağın yabancı kaynak olarak değil, ana ortak... İnşaat’ın sermaye ödemesi yoluyla temin edildiği, bu bağlamda halka açık grup şirketlerinden bu şirketlere 2007-2015 dönemleri boyunca sürekli olarak sermaye ödemeleri veya cari hesap ilişkisi yoluyla fon/kaynak aktarıldığı, ilgili dönemler boyunca halka açık grup şirketlerinden medya şirketlerine aktarılan fonların ve medyaya yapılan toplam yatırımların tutarının nominal olarak yaklaşık 489 milyon TL’ye, paranın zaman değeri dikkate alındığında 1.12.2016 tarihi itibariyle yaklaşık 850 milyon TL’ye ulaştığı, gelinen noktada ise 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası, bu şirketlerin Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) aidiyet, iltisak veya irtibatları nedeniyle, tüm varlık ve haklarının Hazine’ye devredilmesi sonucu, medya şirketlerine yapılan bu yatırım tutarının, grup bünyesinden çıkarak, halka açık şirketlerin en az bu tutarda malvarlığı kaybına uğratıldığı ve halka açık şirket kaynaklarının terör faaliyetlerinde kullanılmış olduğu anlaşılmıştır.
Buna göre, ...... Grubu’nun en karlı şirketi ve nakit üreten hemen tek birimi ... Altın olup, Grup içerisinde zarar eden şirketleri bünyesinde barındıran... İnşaat’ın en önemli fon kaynağı, ... Altın’ın temettü ödemeleridir. ATP İnşaat’ın ikinci büyük fon kaynağı 2010 yılında sahibi olduğu ... Altın paylarının halka arz edilmesinden elde ettiği gelirleridir. Üçüncü fon kaynağı... İnşaat’a %100 oranında iştirak eden halka açık ... Anadolu’nun, ATP İnşaat’a yaptığı sermaye ödemeleri olup, dördüncü ve son büyük fon kaynağı, grup şirketleri ile girdiği cari hesap ilişkisi sonucu elde ettiği kaynağa karşılık grup şirketleri nezdinde oluşan alacaklardır. ATP İnşaat’ın elde ettiği söz konusu fonları medya ve medya dışı şirketlerdeki yatırımlarına harcadığı anlaşılmış olup, 29.09.2007-26.10.2015 tarihleri arasındaki dönemde; ATP İnşaat’ın medya sektöründe faaliyet gösteren bağlı ortaklıklarına sermaye ödemeleri yoluyla 411.835.136 TL ve cari hesap ilişkisi yoluyla 11.515.501 TL tutarında fon aktardığı (toplam aktarılan fon tutarı 423.350.637 TL) ve bu şirketlere ilişkin üçüncü şahıslardan hisse devirleri için 65.562.394 TL tutarında bedel ödediği, böylece... İnşaat’ın medya sektöründe faaliyet gösteren bağlı ortaklıkları için toplamda 488.913.031 TL tutarında kaynak harcadığı görülmektedir.
SPK tarafından yapılan incelemeye göre, ATP İnşaat’ın 2008 yılında üçüncü şahıslardan Yaşam TV paylarını satın alması hariç diğer olayların tamamı, ilişkili taraflarla gerçekleşmiş olup, medya sektörüne yapılan toplam yatırım tutarı olan 488.913.031 TL’den, üçüncü şahıslardan yapılan Yaşam TV pay alım tutarı olan 37.920.000 TL düşülürse, geriye kalan 450.993.031 TL, ATP İnşaat’ın medya şirketlerini fonlamasında ilişkili taraflarla gerçekleştirdiği işlem tutarını vermektedir. Diğer taraftan, 29.9.2007-26.10.2015 tarihleri arasındaki dönemde, ATP İnşaat tarafından sermaye ödemeleri ve cari hesap ilişkisi yoluyla Yaşam TV’ye aktarılan 231.779.141 TL tutarındaki fonun bir kısmının Yaşam TV tarafından kendi bağlı ortaklıklarına aktarıldığı, bu kapsamda Yaşam TV'nin bağlı ortaklıklarına sermaye ödemeleri yoluyla 57.576.373 TL ve cari hesap ilişkisi yoluyla 332.145 TL tutarında fon aktardığı (toplam aktarılan fon tutarı 57.908.518 TL) ve bu şirketlere ilişkin hisse devirleri için 5.100 TL tutarında bedel ödediği, böylece Yaşam TV'nin bağlı ortaklıkları için toplamda 57.913.618 TL tutarında kaynak harcadığı tespit edilmiştir. Paranın zaman değeri dikkate alındığında, 2007-2015 arasında nominal değeri 65.562.394 TL olan hisse devirleri ve şirket satın almalarının 1.12.2016 tarihi itibariyle değeri 162.813.054 TL, sermaye ödemelerinin değeri 674.563.100 TL ve cari hesap borçlarının değeri ise 12.984.879 TL olmakta, böylelikle medya yatırımlarının 1.12.2016 tarihi itibariyle gerçek değeri toplamda 850.361.033 TL olarak hesaplanmaktadır. İlişkili taraflarla girilen işlemlerin tutarının bugünkü değeri ise, ATP İnşaat’ın 2008 yılında Yaşam TV sermayesini temsil eden payları üçüncü şahıslardan satın alırken ödediği bedelin toplam bedelden düşülmesi suretiyle elde edilen toplam 762.359.124 TL’dir.
Son olarak, SPK tarafından yapılan incelemeye göre, İpek Medya Grubu şirketlerinin, 668 sayılı KHK’da konu edilen terör örgütüne aidiyet, irtibat ve iltisakı gibi hususlar tamamen göz ardı edilerek, bu şirketler sadece sıradan birer ticari işletme olsalardı, genel kabul görmüş ekonomi ve finans yöntemleri ile değerlerinin ne olacağını tespit etmek, söz konusu sektöre yapılan yatırımların yine ekonomik ve finansal açıdan anlamlılığına ilişkin kanaat elde etmek açısından faydalı olabileceğinden, İpek Medya Grubu Şirketlerinin genel kabul görmüş finansal yöntemler olan İndirgenmiş Nakit Akımı (İNA), çarpan, defter değeri vb. yöntemler ile finansal değerinin ne olacağı da incelenmiştir. Suç duyurusu dilekçesi ekindeki Denetleme Raporu'nda yer alan bu incelemeye göre, İpek Medya Şirketlerinin toplam değerine bakıldığında, elde edilen en iyi sonuçlar dikkate alınarak, 2014 yıl sonu itibariyle Yaşam TV’nin konsolide değerinin yaklaşık 116,27 milyon TL, Bugün TV değerinin yaklaşık 5,7 milyon TL ve ... Basım’ın değerinin ise yaklaşık 26,5 milyon TL olduğu varsayımı altında, grubun toplam değerinin yaklaşık 148,5 milyon TL olacağı sonucuna ulaşılmıştır. 2007 yılından bu yana medya grubuna halka açık ... Anadolu’nun bağlı ortaklığı... İnşaat tarafından toplamda 489 milyon TL (paranın zaman değeri dikkate alınırsa 850 milyon TL) yatırım yapıldığı dikkate alındığında, bu şirketlerin terör bağlantısı olmasaydı da olağan ticari işletmeler gibi hareket etselerdi dahi, yapılan yatırımın ancak %30’u (paranın zaman değeri dikkate alındığında % 18’i) oranında bir değer oluşturdukları, bu noktada yapılan yatırımın %70’inin (paranın zaman değeri dikkate alındığında % 82’sinin) ise kaybedildiği açıkça görülmektedir.
Sonuç :
İpek Üniversitesi, Vakıf, Turgut Özal Üniversitesi ve Kimse Yok mu Derneği ile... Medya Grubu Şirketlerinin (Yaşam TV (Kanaltürk TV ve Kanaltürk Radyo), Bugün TV, ... Basın Basım (Bugün ve Millet gazeteleri) Türk Milleti adına TBMM tarafından verilen OHAL yetkisine dayanılarak çıkarılan 667 ve 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelere istinaden milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ/PDY’ye aidiyeti, iltisakı veya irtibatı bulunduğundan dolayı kapatılmış olmasının, mezkur tüzel kişilerin FETÖ/PDY’nin malvarlığı kapsamında örgütün bir parçası olduğu, terör suçlarının işlendiği bir odak haline geldiği, teröristleri barındıran kuruluşlar olduğu, vb. durumları gösterdiğinin değerlendirilmesi halinde, bu kuruluşlara yapılan fon aktarma eylemlerinin 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunun 4’üncü maddesi ve/veya 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun mülga 8’inci maddesinde tanımlı terörizmin finansmanı suçu kapsamında ele alınabileceği,
Birinci bentte belirtilen hususlar çerçevesinde, 2008-2015 döneminde halka açık ... Grubu şirketlerince (Holding, ... Altın, ... Anadolu, İpek Enerji, ATP İnşaat, ...... Basın, ATP ... Turizm, Özdemir Antimuan, ... Prodüksiyon ve Yaşam TV) İpek Üniversitesi’ne 218.570.823 TL, Vakfa 9.774.656 TL; Holding tarafından ise... Üniversitesi’ne 34.133.027 TL, Vakfa 22.387.015 TL, Turgut Özal Üniversitesi’ne 38.297.936 TL ve Kimse Yok Mu Derneğine 300.000 TL tutarlarında yapılan bağış işlemleri hakkında, takdir hakkı adli mercilerde olmak üzere, gerek 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunun 4’üncü maddesinde, gerekse de 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun mülga 8’inci maddesinde tanımlı terörizmin finansmanı suçunun oluşabileceği,
Birinci bentte belirtilen hususlar çerçevesinde, İpek Enerji, ... Anadolu ve ... Altın tarafından 2007-2015 yılları arasında... Medya Grubu şirketlerine (Yaşam TV (Kanaltürk TV ve Kanaltürk Radyo), Bugün TV, ... Basın Basım (Bugün ve Millet gazeteleri) 01.12.2016 tarihi itibariyle en az 450.993.031 TL (paranın bugünkü değeri göz önüne alındığında 762.359.124 TL) tutarındaki sermaye ödemeleri veya cari hesap ilişkisi yoluyla fon/kaynak aktarma işlemleri hakkında, takdir hakkı adli mercilerde olmak üzere, gerek 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunun 4’üncü maddesinde, gerekse de 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun mülga 8’inci maddesinde tanımlı terörizmin finansmanı suçunun oluşabileceği,
sonuç ve kanaatine varılmıştır."
Şeklinde tespitlere yer verilmiştir.
Profesör Doktor Rauf Karasu, Profesör Doktor Süphi Aslanoğlu, İbrahim Kubilay Temuçin ve Doktor Fatih Kaplanhan tarafından hazırlanan 21.12.2018 tarihli bilirkişi raporunda;
"Halka açık ... Altın A.Ş., İpek Enerji A.Ş. ve ... Anadolu A.Ş. ile bunların bağlı ortaklıkları halka açık olmayan... İnşaat A.Ş., ...... Basın Basım A.Ş., ATP ... Turizm A.Ş., Özdemir Antimuan Maden A.Ş., Yaşam Televizyon A.Ş. ve ... Prodüksiyon A.Ş. tarafından 2011-2015 döneminde ilişkili tarafları teşkil edilen... Üniversitesi ve ...... Vakfına toplamda 228.345.480,35 TL bağış olarak verildiği, sanıklar Hamdi Akın..., ..., ... ve Pelin Zenginer'in bağış yapan şirketlerin yönetim kurulları ve genel kurulları üzerinden bağış yapma kararları almaları ve bağışları aktarmaları, bağış yapılan kurumlarda da yönetici olarak bulunmaları sebepleriyle 6362 sayılı Kanun'un 110/1-c maddesinde düzenlenen örtülü kazanç aktarımı suçunu oluşturduğu,
...-İpek Grubunun bünyesinde bulunan halka açık ... Anadolu A.Ş.'nin doğrudan ve halka açık... Enerji A.Ş.'nin dolaylı bağlı ortaklığı... İnşaat tarafından 2007-2015 döneminde hisse satın alma, sermaye ödemesi yapma ve cari hesapla borç verme yöntemleriyle ilişkili tarafları teşkil eden Bugün Televizyon A.Ş.'ye 43.739.030 TL, Yaşam Televizyon A.Ş.'ye 231.779.441 TL ve ...... Basın Basım A.Ş.'ye 90.030.265 TL, ...... Gazetecilik A.Ş.'ye 85.444.295 TL olmak üzere aktarılan fonların toplamda 450.993.031 TL olduğu, ...... Grubunun tüm şirketleri ve kuruluşları üzerinde gücü, kontrolü ve hakimiyeti elinde bulunduran sanıklar Hamdi Akın..., ... ve ...'in, halka açık şirketler ... Anadolu A.Ş. ve... Enerji A.Ş.'nin bağlı ortaklığı... İnşaat A.Ş. yönetim kurulu ve yönetimi üzerinden 2011-2015 döneminde hisse satın alma, sermaye ödemeleri yapma ve cari hesapla nakit borç verme yollarıyla fon aktarımı gerçekleştirmek suretiyle ilişkili taraflar olan grubun medya şirketlerine ve kuruluşlarına doğru toplam 450.993.031 TL örtülü kazanç aktarımı yaptıkları, eylemlerinin 6362 sayılı Kanun'un 110/1-c maddesinde düzenlenen örtülü kazanç aktarımı suçunu oluşturduğu,
Halka açık ... Altın A.Ş. Tarafından 23.07.2012-02.12.2013 tarihleri arasında ilişkili taraf İK Akademi A.Ş.'ye Himmetdede Altın Madeni Tesisi inşaatı işinin ihalesi ve sonrasında yapılan avans ödemelerinin toplamının KDV hariç 116.559.689,27 USD olduğu, İK Akademi A.Ş.'nin ise bu tesis inşaatı dolayısıyla yüklendiği toplam maliyetin 49.279.712,09 USD'ı olduğu, halka açık ... Altın A.Ş.'nin üzerinde gücü, kontrolü ve hakimiyeti elinde bulunduran... ailesi fertleri sanıklar Hamdi Akın... ve ...'in ... Altın A.Ş. yönetimi üzerinden Himmetdede Altın Madeni Tesisi inşası işinde maliyetin çok üzerinde avans ödemeleri yapmak suretiyle İK Akademi A.Ş.'ye 67.279.977,82 USD'ı örtülü kazanç aktarımı yaptıkları, aktarılan bu örtülü kazanç meblağının İK Akademi A.Ş. tarafından inşası yapılan... Üniversitesinin inşaatında kullanıldığı, sanıkların eylemlerinin 6362 sayılı Kanun'un 110/1-c maddesinde düzenlenen örtülü kazanç aktarımı suçunu oluşturduğu,"
bildirilmiştir.
c.Şirket Çalışanı ...'in... Ailesine Para Transferleri
... ve ...'in ifadelerinde... ailesinin hesaplarından ... tarafından para çekilip kredi kartı borçlarının ödendiği, üçüncü kişilere ödemeler yapıldığı arta kalan paranın da aile üyelerinin hesabına yatırıldığı veya elden teslim edildiği bildirilmiş ise de;
...'in, sanık ...'in hesabına 14.08.2014 tarihinde 100.000 CHF, sanık ...'in hesabına 08.08.2014 tarihinde 406.000 Euro, 25.08.2014 tarihinde 700.000 Euro, 26.08.2014 tarihinde 372.000 Euro yatırdığı, aynı tarihlerede bu paraların Hollanda Garanti Bank International NV hesabına gönderildiği, günümüz teknolojik imkanları göz önüne alındığında... ailesinin kredi kartı borçlarının, banka borçlarının, üçüncü kişilere olan borçlarının internet bankacılığı yoluyla rahatlıkla ödenebileceği, bu kadar yüksek meblağları şirket çalışanına vermek suretiyle elden ödenmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu,
...'in, ... ve ...'in hesaplarına yatırdığı paranın oldukça yüksek olduğu, sanık ...'in hesabına 08.08.2014 tarihi ile 26.08.2014 tarihleri arasında 18 günlük zaman dilimi içinde üç ayrı işlemde toplam 1.500.000 Euro para yatırdığı, sanık ...'in hesabına 14.08.2014 tarihinde 110.000 Dolar para yatırdığı, İpek ailesinin borçlarını ödemek için çektiği paralardan arta kalan paraların bu kadar yüksek olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu,
Sanık Hamdi Akın...'in örgüt üyelerinin gizli olarak haberleşmek için kullandıkları ... isimli program üzerinden gönderdiği 12.02.2016 tarihli mesajlarının "... mutemet şaban bilir", "sorun var mı", "tamam", 16.02.2015 tarihinde "... mutemet" "o konu mu", "sorun kaldı mı" şeklindeki içerikleri dikkate alındığında ... ile ilgili sorun olup olmadığını sorduğu, dolayısıyla bu kişinin birtakım şüpheli işlemlerde rol oynadığı, Akın...'in de bu sebeple bir sorun yaşanıp yaşanmadığını sorduğu, bu durumu takip ettiği,
sanık ...'in, tanık ...'in hesaplarından para çekmesi için bankalara talimat yazdığı, bu talimatlarda hesaplarından 06.03.2014 tarihinde 250.000 Euro, 16.06.2014 tarihinde 175.000 TL, 04.08.2014 tarihinde 650.000 TL, 05.08.2014 tarihinde 725.000 Euro, 06.08.2014 tarihinde 250.000 Euro, 07.08.2014 tarihinde 607.000 Euro ödenmesine ilişkin yazılı emirler verdiği, ... beyanında... ailesinin yazılı talimatlarıyla hesaplarından para çekip kredi kartı borçlarını ödediği ve söyledikleri üçüncü kişilerin hesaplarına havale/eft yaptığını beyan etmişse de; birbirini takip eden günlerde bu kadar yüksek meblağlar çekip ailenin borçlarını ödemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, üçüncü kişilere verdiklerini söyledikleri paralarla ilgili olarak herhangi bir yazılı belgenin dosyaya sunulmadığı, ...'in de beyanında bu üçüncü kişilerin kim olduğunu hatırlamadığını beyan ettiği, 04.08.2014 ile 07.08.2014 tarihleri arasında toplamda yaklaşık 1.600.000 Euro ve 650.000 TL çektiği, birbirini takip eden 4 ... içinde bir şirket çalışanının, şirketin sahiplerinden birinin hesabından bu kadar yüksek para çekmesinin kredi kartı borcu ödemekle açıklanamayacağı, söz konusu paraların nereye gittiğine ilişkin de yazılı bir bilgi belgenin sanık ... tarafından sunulmadığı,
Nazara alınarak;
Yüksek miktardaki meblağların kaynağı belirsiz FETÖ/PDY'nin dini duyguları sömürmek suretiyle topladığı himmet paralarının sisteme aktarılması amacıyla sanıkların hesaplarına yatırıldığı, daha sonra paraların aynı ... yurt dışına çıkarılarak örgüte aktarıldığı, paranın parçalara bölünerek FETÖ/PDY'nin amaçları doğrultusunda "himmet" olarak dağıtıldığı, yine sanık Hamdi Akın...'in örgüt üyelerinin gizli olarak haberleşmek için kullandıkları ... isimli program üzerinden 12.02.2016 tarihinde "... mutemet şaban bilir", "sorun var mı", "tamam", 16.02.2015 tarihinde "... mutemet" "o konu mu", "sorun kaldı mı" içerikli mesajları da dikkate alındığında ... ile ilgili sorun olup olmadığını sorduğu, dolayısıyla bu kişinin birtakım şüpheli işlemlerde rol oynadığı, Akın...'in de bu sebeple bir sorun yaşanıp yaşanmadığını sorduğu, bu durumu takip ettiği hususları bir arada değerlendirildiğinde söz konusu paranın kaynağının şirketlerden, yönetim kurulu üyelerine ödenen finansal menfaatlerden elde edilen gelirler olduğu, sanık ...'in halka açık şirketten 21.12.2018 tarihli bilirkişi raporunda belirtildiği üzere emsallerine göre bariz şekilde yüksek miktarda para aldığı, bu suretle örtülü kazanç aktarımı suçundan da mahkum edildiği göz önüne alındığında şirketlerin elde ettiği karın yönetim kurulu üyeleri üzerinden örgütün amaçları için kullanıldığı ilk derece mahkemesince kabul edilmiştir.
Sanık ... soruşturma aşamasında avukat huzurunda alınan 07.03.2016 tarihli ifadesinde özetle; ... Holding'te finans müdürü olarak görev yaptığını, şahsı adına hiç yurt dışı para transferi yapmadığını ancak çalışmakta olduğu şirkette Hamdi Akın... ve ...'in kendisine sözlü olarak vermiş oldukları talimatları doğrultusunda para transferlerini yazılı hale getirip kendilerine imzalatarak ilgili bankanın şubesine faks çektiğini, sonradan evrakın aslını gönderdiğini, bu işlemleri internet bankacılığı ile değil doğrudan bankaların şubeleri üzerinden yaptığını, ...'i tanıdığını, kendisinin ... Holdingte Finans bölümünde çalıştığını, yaklaşık 10 yıldır beraber çalıştıklarını, İpek ailesinden aldığı talimatları gerçekleştirmekte kendisine yardım ettiğini, Hamdi Akın...'in hesaplarından para çekilmesi talimatını kendisinin verdiğini, kendisine de bu talimatları patronlarının sözlü olarak verdiğini, kendisinin de bunları yazılı hale dökerek ...'e verdiğini, ...'in yatırılması gereken paraları yatırdıktan sonra kalan paraları kendisine elden teslim ettiğini, bu kalan paraların da 50.000 TL civarında olduğunu, bu kalan paraların kendi yeğenlerine, dayılarına, çeşitli akrabalarına, ev harcamalarına, kredi kartlarına harcandığını, bu harcamaların da patronlarının talimatıyla olduğunu, Nevin... ve ...'in hesaplarından çekilen paralarla ilgili talimatları ...'e kendisinin verdiğini, paranın ne amaçla kimlere gönderildiği hususunda bilgi sahibi olmadığını, ... ve Nevin...'in talimatlarıyla söz konusu paraları personeli aracılığıyla gönderdiğini, yine Pelin Zenginer'in hesabından çekilen paraların da Pelin Zenginer'in talimatıyla parça parça çekilmiş paralar olduğunu, paranın akıbetini bilmediğini, ...'in parayı Pelin Zenginer'e elden teslim ettiğini, Pelin Zenginer'in harcamalarını kendisinin yaptığını, Selami Tuğrul isimli şahsı tanıdığını, bu şahsın 2014 yılına kadar Akın...'in ortağı olduğu Atlantik Eğitim Taş. Bil. A.Ş. isimli şirkette çalıştığını bildiğini, zaman zaman Akın...'in yanına ...... A.Ş.'ye gelip Akın...'le görüştüğünü ancak hangi konularda görüştüğü konusunda bilgi sahibi olmadığını beyan etmiştir.
Tanık ... şüpheli sıfatıyla avukat huzurunda alınan 01.03.2016 tarihli ifadesinde özetle; 2003 yılında ... Holdingte finans sorumlusu olarak işe başladığını, halen orada çalıştığını, yurt dışına kendi adına herhangi bir para transferi gerçekleştirmediğini ancak çalıştığı kurum adına yurt dışına para transferi gerçekleştirmiş olabileceğini, hangi kurum/şahıs adına para transferi yaptığını hatırlamadığını, ... Holdingte çalışırken finans müdürü ...'in talimatı doğrultusunda Hamdi Akın..., ..., Pelin Zenginer, Ebru..., Nevin..., Muhammed Ali..., Metin Ali..., Esra..., Esma..., Alara..., Zeynep Nur... isimli şahısların hesaplarına zaman zaman para yatırdığını, Hamdi Akın...'in değişik bankalardaki hesaplarından 5.579.505,00 TL parayı ... tarafından bankaya yazılmış talimat ile çektiğini, çekilen bu paralarla Akın..., ..., Pelin Zenginer, ..., Ebru... ve Nevin...'in kredi kartı borçlarını yatırdığını, yine ...'in talimatı doğrultusunda kendisinin tanımadığı ancak Akın..., ... ve diğer aile üyelerinin tanıdığı ya da alışveriş yaptığı yerlere para havale ettiğini ancak kime veya hangi kuruma para havale ettiğini hatırlamadığını, çektiği paraların elde kalması durumunda ...'e verdiğini, Nevin...'in değişik bankalardaki hesaplarından toplamda 1.689.560,00 TL'lik miktarı çekerek Nevin...'in kredi kartını yatırdığını, kendisinin tanımadığı ancak ...'in talimatı ile Nevin...'in tanıdığı şahıslara para havale ettiğini, kalan parayı Nevin...'in kendisine elden teslim ettiğini, ...'in de değişik bankalardaki hesaplarından toplamda 22.541.032,49 TL'lik miktarı kendisinin tanımadığı ancak ...'in talimatı ile ...'in tanıdığı şahıslara para havale/EFT yaptığını, kalan parayı ...'e elden teslim ettiğini, hatırladığı kadarıyla Kimse Yok mu derneğine Bank ...'dan hesabını hatırlamadığı bir miktar para gönderdiğini, Pelin Zenginer'in değişik bankalardaki hesaplarından toplamda 11.620.187,94 TL parayı da ...'in talimatı ile Pelin Zenginer'e elden teslim ettiğini, Şadi Uçan, Mahmut Yağmur, Abdullah Demir, Selami Tuğrul ve Ali Tekin isimli şahısları tanımadığını, sadece aile üyelerinin ve ...'in talimatları doğrultusunda hareket ettiğini beyan etmiştir.
Tanık ... 08.08.2019 tarihli duruşmada alınan beyanında özetle; ...... Holding bünyesinde Mahir Bey'in elemanı olarak çalıştığını, orada Mahir Bey'in vermiş olduğu talimatlarla bankadan para çektiğini, Tekin Bey'den de, Akın Bey'den de çektiğini, onların hesaplarından para çektiğini, çünkü şirket hesaplarından da para çektiği için bankaya gittiğinde onlardan da çektiğini, hesaplarından parayı çekip varsa kredi kartını yatırdığını Mahir Bey'in talimatı ile, yoksa Mahir Bey'e verdiğini, bazen Melek Hanım'a bazen Ebru Hanım'a bu şirkete gelmediği için kendilerine götürdüğünü, geri kalanı da Mahir Bey'e verdiğini, onun da Tekin Bey ve Akın Bey'e verdiğini, Hüseyin Altınışık ile beraber gidip geldiklerini, kredi kartı borcunun zaten çok olmadığını, kredi kartını yatırdığını, geri kalanını direk Mahir Bey'e verdiğini, yardım amaçlı gönderdiği paranın 500 lira 400 lira bir şey olduğunu, yani yardım amaçlı gönderdiği şahısları tanımadığını, bazen hepsini çekip verdiğini, sadece parayı çek getir diyordu çekip götürdüğünü, Mahir Bey bu doları şunun hesabına yatır eşlerinin ya da Nevin Hanım'ın hesabına ya da al gel dediğini, alıp kendisine verdiğini, onun da Tekin Bey ya da Akın Bey'e verdiğini, şirkete geldiğinde hesaplardan bakiyeleri aldığını, şirketin hesapları şifresi olduğunu, bakiyeleri aldığını, ayrıyetten de Mahir Bey'e bilgi verdiğini, Mahir Bey'in de kendisini çağırdığını, şuradan 10 bin lira çekeceksin Tekin Bey'den, Akın Bey'den şu kadar çekçeksin işte ... Altın'dan bu kadar çekeceksin şunu yapacaksın şeklinde talimatlar verdiğini, varsa çek tahsilatı onu yaptığını, ondan sonra getirdiğini, ...'ten çektiği zaman da bazen ...'in evine götürdüğünü, kendisi şirkette olmadığı için Mahir Bey "oraya bırak gel" dediğini, bırakıp geri geldiğini, ama Tekin Bey ve Akın Bey'in tüm paralarını Mahir Bey'e verdiğini, hazırlık beyanında paraları elden teslim ediyordum derken hesap sahiplerine teslim ettiğini anlatmaya çalıştığını beyan etmiştir.
03.05.2016 tarih ve 2016/SVT-13.84/6 sayılı rapora göre;
Sanıklar ..., ..., Ebru..., Hamdi Akın..., Nevin... ve Pelin Zenginer'in hesap hareketlerinin araştırıldığı, hesaba gelen ve hesaptan giden para trafiğinin kaynağının incelendiği, buna göre genellikle hesaplarına gelen paraların kaynağı şirket ortaklığı nedeniyle aldıkları temettü ve aile üyelerinin birbirlerinin hesaplarına yolladıkları paralar olmakla birlikte;
14.08.2014 tarihinde ... isimli şahsın ...'in hesabına 100.000 CHF tutarında para yatırdığı dolayısıyla; sanık ...'in Birleşik Krallık Banco Bılbao Vızcaya Argentaria S.A.'da bulunan hesaba gönderilen 110.168,68 USD paranın kaynağının ...'in 909450 numaralı hesabına ... tarafından yatırıldığı, sanık ...'in 08.08.2014 tarihinde Türkiye Garanti Bankası hesabına ... isimli şahsın 406.000 EURO yatırdığı ve sonrasında bu paranın Hollanda Garanti Bank International NV hesabına gönderdiği, dolayısıyla 08.08.2014 tarihinde Hollanda Garanti Bank International NV'de bulunan hesaba gönderilen 544.588 USD paranın kaynağının ... isimli şahıs tarafından yatırılan 406.000 Euro olduğu tespit edilmiştir. Yine sanık ...'in 25.08.2014 tarihinde Türkiye Garanti Bankası hesabına ... isimli şahsın 700.000 EURO, 26.08.2014 tarihinde Türkiye Garanti Bankası hesabına ... isimli şahsın 372.000 EURO yatırdığı, sonrasında aynı günler bu paranın Hollanda Garanti Bank International NV hesabına gönderildiği, dolayısıyla 25.08.2014 ve 26.08.2014 tarihlerinde Hollanda Garanti Bank International NV'de bulunan hesaba gönderilen 923.965 USD ve 491.207 USD paranın kaynağının ... tarafından aynı tarihlerde yatırılan para olduğu tespit edilmiştir. (16 Numaralı Yazışma Klasörü-Soruşturma Dosyası)
... tarafından bankalara ... isimli şahsa, hesaplarından 06.03.2014 tarihinde 250.000 EURO, 16.06.2014 tarihinde 175.000 TL, 04.08.2014 tarihinde 650.000 TL, 05.08.2014 tarihinde 725.000 EURO, 06.08.2014 tarihinde 250.000 EURO, 07.08.2014 tarihinde 607.000 EURO ödenmesine ilişkin yazılı talimatlar gönderildiği,
Tespit edilmiştir.
Sanık Hamdi Akın...'in kullanımında olan 101941 ID numaralı, kullanıcı adı "alicicek", şifresi "ac123456@" olan ... hesabı üzerinden attığı mesajlar incelendiğinde;
12.02.2016 tarihinde "... mutemet şaban bilir", "sorun var mı", "tamam"
16.02.2015 tarihinde "... mutemet" "o konu mu", "sorun kaldı mı"
içerikli mesajlar attığı,
Profesör Doktor Rauf Karasu, Profesör Doktor Süphi Aslanoğlu, İbrahim Kubilay Temuçin ve Doktor Fatih Kaplanhan tarafından hazırlanan 21.12.2018 tarihli bilirkişi raporuna göre; ... Altın A.Ş. üzerinde gücü, kontrolü ve hakimiyeti bulunduran... ailesi fertleri yönetim kurulu üyeleri sanıkların yönetim, denetim ve kontrolünde bulunan halka açık ... Altın A.Ş. Tarafından 2010-2015 döneminde finansal menfaatler (ücret+ikramiye+kar payı) ödenmesi yoluyla ilişkili tarafları teşkil eden yönetim kurulu üyeleri Hamdi Akın..., ..., ... ve Pelin Zenginer'in kendilerine emsallerine göre bariz şekilde yüksek olarak genel toplamda 90.980.843 TL tutarında örtülü kazanç aktarımı yaptıkları, halka açık ... Altın A.Ş.'nin 90.980.843 TL tutarında sermaye veya malvarlığı kaybına uğramasına sebep olan Hamdi Akın..., ..., ... ve Pelin Zenginer'in yönetim kurulu üyeleri olarak genel kurula kar dağıtım önerisinde bulunmaları ve hakim ortaklar sıfatlarıyla da bu önerileri genel kurulda kendileri ve/veya temsilcileri vasıtasıyla onaylayarak kendilerine fahiş miktarda maddi finansal fayda-menfaat sağlamaları nedeniyle 6362 sayılı Kanun'un 110/1-c maddesinde düzenlenen örtülü kazanç aktarımı suçunun failleri oldukları, tespitlerine yer verilmiştir.
3.SERMAYE PİYASASI KANUNUNA MUHALEFET SUÇU:
... Grubu temel olarak Hamdi Akın..., ..., Pelin..., ..., Ebru... ve Nevin...’in en az ikisinin ortak olduğu veya yönetim kontrolü altında bulundurduğu ve 2015 yıl sonu itibariyle 20 sermaye şirketini, 1 vakfı ve vakfa bağlı bir özel üniversiteyi ifade etmektedir. Bu haliyle ... Grubu şirketleri, hakim ortak Holding ve Holding’in de hakimi... Ailesi olmak üzere, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 195’inci maddesinde yer verilen bir ticaret şirketinin diğer bir ticaret şirketini doğrudan veya dolaylı olarak oy hakları veya yönetim yoluyla hakimiyet altında tutabilmesi olarak ifade edilebilecek şirketler topluluğuna benzer bir şekilde faaliyet göstermektedir. ... Grubu içerisinde yer alan şirketlerin ortaklık yapıları incelendiğinde holding yapılanmasına uygun olarak, hakim şirketin bağlı şirketlere iştirak etmesi yoluyla bir hakimiyet yapısının oluşturulduğu ve bu yapı içerisinde yer alan şirketlerin altın madenciliğinden, enerji, gıda, medya, bilişim, sigorta, tedarik, turizm, seyahat sektörlerine kadar pek çok farklı alanda faaliyet gösterdiği anlaşılmıştır.
...... Grubu şirketlerinin en tepesinde, Holding’in yönetim kontrolünü elinde bulunduran... Ailesi bulunmaktadır. Ailenin altında ikili bir yapının bulunduğu, bunlardan ilkinin... Vakfı ve buna bağlı... Üniversitesi, diğerinin ise şirketlerin en tepesinde yer alan Holding olduğu, Holding’in altında ise halka açık şirketler... Enerji ve ... Anadolu’nun bulunduğu, diğer bir halka açık şirket olan ... Altın’ ın ise ... Anadolu’nun bağlı ortaklığı konumunda olan ve halka açık olmayan... İnşaat AŞ’nin ve doğrudan Holding’in yönetim hakimiyeti altında bulunduğu, ... Altın dahil grup şirketlerinden 12 tanesinin... İnşaat’ın doğrudan veya dolaylı olarak bağlı ortaklıkları konumunda olduğu görülmektedir.
Vakfın yapısı içerisinde en yüksek karar organı olan mütevelli heyetin gerçek kişiler Hamdi Akın..., ..., ... ve Pelin Zenginer ile Holding, ATP İnşaat ve ... Altın tüzel kişilerinin vakıf temsilcilerinden oluşmakta olduğu, vakfın kurucularının ... Altın, Holding, ATP İnşaat, Hamdi Akm..., ..., ... ve Pelin Zenginer olduğu ve ayrıca yönetiminin... Ailesinin kontrolünde olduğu, yönetim kurulu başkan ve üyelerinin çeşitli dönemler itibariyle Hamdi Akın..., ..., ..., Pelin Zenginer, ... ve ... olduğu görülmektedir. İpek Üniversitesi’nin yapısına bakıldığında ise kurucu vakfının ...... Eğitim Sağlık Hizmet Yardım Vakfı (Vakıf) olduğu, Vakfın kurucularının ise yukarıda belirtildiği üzere ... Altın, Holding, ATP İnşaat, Hamdi Akın..., ..., ... ve Pelin Zenginer olduğu belirtilmektedir.
Holding ise, %62,12’lik sermaye payıyla halka açık... Enerji’yi kontrol etmektedir. İpek Enerji unvanlı halka açık şirketin, %28’lik sermaye payıyla ...... Tedarik unvanlı bir iştiraki ve %52,25’lik sermaye payı ile kontrolünde bulundurduğu ... Anadolu unvanlı halka açık bir şirket vardır. ... Anadolu’ya gelince, bu şirketin bir adet iştiraki, iki adet ise yönetim kontrolünü elinde bulundurduğu bağlı ortaklığı vardır. ... Anadolu’nun iştiraki konumundaki şirket ...... Tedarik’tir. Bağlı ortaklıkları ise, %71,19 sermaye payıyla Konaklı Metal ve %99,04 sermaye payıyla... İnşaat’tır. Konaklı Metal bünyesinde başkaca bir iştirak veya bağlı ortaklık bulunmazken, ... Anadolu’nun ikinci bağlı ortaklığı konumundaki... İnşaat bünyesinde, grubun en büyük şirketi olan ... Altın dahil olmak üzere, turizm, madencilik, gıda, havacılık ve medya sektörlerinde faaliyet gösteren doğrudan ve dolaylı bağlı ortaklık konumunda 12 adet şirket bulunmaktadır. Görüldüğü üzere, grubun çeşitli alanlarında faaliyet gösteren şirketleri esas olarak... İnşaat bünyesinde toplanmıştır. Yukarıdan aşağıya doğru... İnşaat ve bağlı ortaklıklarına varıncaya kadar, İpek Ailesi bütün şirketlerin doğrudan veya dolaylı olarak hakimi durumundadır. Hakimiyet silsilesi, Holding üzerinden... Enerji, İpek Enerji üzerinden ... Anadolu, ... Anadolu üzerinden... İnşaat ve... İnşaat üzerinden ise ... Altın ve diğer grup şirketleri şeklinde tesis edilmiştir.
...... Grubu şirketlerinin ana faaliyet konuları, 26.10.2015 tarihi itibariyle ortaklık ve sermaye yapıları ile 01.01.2009 tarihinden itibaren yönetim kurulu üyelerine ilişkin bilgiler incelendiğinde, Hamdi Akın... ve ...’in ... Grubu içerisindeki bir çok şirkette sırasıyla yönetim kurulu başkanı ve yönetim kurulu üyesi olduğu, doğrudan yönetim kurulu başkanı ve yönetim kurulu üyesi olmadıkları grup şirketlerinin ise Holding ve diğer hissedar şirketler üzerinden yöneticisi konumunda oldukları, bu nedenle Hamdi Akın... ve ...’in hemen hemen tüm şirketlerde doğrudan veya dolaylı yönetici konumunda olduğu; bu itibarla, ... Grubu şirketleri ve... İnşaat ve bağlı ortaklıkları üzerinde hakim teşebbüsün başta Hamdi Akın... ve ... olmak üzere... ailesi olduğunu, İpek ailesinin tüm şirketler üzerinde doğrudan veya dolaylı şekilde (gerek oy hakkı gerekse yönetim biçiminde) hakimiyet tesis ettiğini; ...... Grubunun TTK anlamında bir şirketler topluluğu olduğu ve altın madenciliğinden başlayarak, diğer madencilik, enerji, gıda, turizm, hava taşımacılığı ve medya sektörlerinde faaliyet gösterdiği anlaşılmakla;
Halka açık şirketler ile... ailesi üyesi sanıklar Hamdi Akın..., ..., Pelin..., ..., Ebru... ve Nevin...’in, üniversitenin ve vakfın doğrudan ve dolaylı olarak ilişkili olduğu, başka bir deyişle Sermaye Piyasası Kanunu. 21.madde hükmünün aradığı anlamda bir “ilişki”nin bulunduğu anlaşılmıştır.
a....... Grubunda Bulunan Halka Açık Şirketlerde Sermaye Piyasası Kanununa Göre Yapılan İnceleme Neticesinde;
i- ... Altın’ın %100 bağlı ortaklığı olarak İngiltere merkezli kurulan ... Ltd. unvanlı şirkete ilişkin iş ve işlemlerin incelendiği 03.02.2016 tarih ve XXI-5/27-1, XXI-15/49-1 sayılı Denetleme Raporu ve konuya ilişkin 04/02/2016 tarih ve 4/145 sayılı suç duyurusu kararı,
ii- ...... Grubu yöneticilerine ödenen ücret ve kar paylarına ilişkin 24.02.2016 tarih ve XXI-17/17-1, XXVI-12/9-1 sayılı Denetleme Raporu ve konuya ilişkin 04/03/2016 tarih ve 8/259 sayılı suç duyurusu kararı,
iii- ...... Grubu şirketlerince gerçekleştirilen bağışlara ilişkin 24.02.2016 tarih ve XXI-17/17-1, XXVI-12/9-1 sayılı Denetleme Raporu ile 06.12.2016 tarih ve XXI-5/32-6, XXI-15/52-4 sayılı Denetleme Raporu ve konuya İlişkin 04.03.2016 Tarih ve 8/259 Sayılı suç duyurusu kararı,
iv- Himmetdede Altın Madeni Tesisi İnşaatı işinin, ilişkili taraf İK Akademi A.Ş. unvanlı firmaya verilerek, İpek Üniversitesi İnşaatının muvazaalı bir biçimde fonlanmasına ilişkin 19.04.2016 tarih ve XXI-5/29-3, XXI-15/50-2, XXVI-12/10-2 sayılı Denetleme Raporu ve konuya ilişkin 21/04/2016 tarih ve 13/458 sayılı suç duyrusu kararı,
v- İpek Medya Grubu Şirketlerinin (Kanaltürk, Bugün TV, Bugün ve Millet Gazeteleri) fonlanmasına ilişkin 06.12.2016 tarih ve XXI-5/31-5, XXI-15/51-3 sayılı Denetleme Raporu ve konuya İlişkin 09.12.2016 Tarih ve 34/1235 sayılı suç duyurusu kararı,
vi- ...... Holding AŞ tarafından içeriği gider yansıtması olarak düzenlenen faturalar yoluyla halka açık ... Grubu şirketleri ve bağlı ortaklıklarınca yüklenilen giderlerin, holding hakimiyetinin hukuka aykırı olarak kullanılıp kullanılmadığının tespitine ilişkin 05/05/2017 tarih ve XXI-5/35-3 sayılı Denetleme Raporu ve konuya ilişkin 10/05/2017 tarih ve E-5947 sayılı suç duyurusu kararı,
f- Yaşam Tv'ye özel koruma sağlanan personel giderleriyle ilgili düzenlenen 27.12.2018 tarih ve E-686 sayılı Denetleme Raporu ve konuya İlişkin 27.12.2018 tarih ve E-686 sayılı suç duyurusu kararı düzenlenmiştir.
b.Konuya İlişkin Düzenlenen Masak Raporlarında;
i.Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı’nca düzenlenmiş olan 04.08.2014 tarih, 2014/AR (71 ) -1 sayılı raporda özetle; ... Altın A.Ş tarafından İngiltere merkezli ... Ltd'nin seçim sonuçlarından hemen sonra kurulması ve madenlerden gelen paranın bu iştirake konularak yurtdışına çıkarılacağı ihtimalini doğurduğu bildirilmiştir.
ii.Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı’nca düzenlenmiş olan 05/05/2017 tarih ve e-9496 sayılı değerlendirme raporunda özet olarak ;
Halka açık ... Grubu şirketlerince... Üniversitesi ve Vakfa, Holding tarafından ise... Üniversitesi, Vakıf ve Turgut Özal Üniversitesine [ve Kimse Yok mu Demeğine] yapılan bağışlar, İpek Enerji, ... Anadolu ve ... Altın tarafından 2007-2015 yılları arasında... Medya Grubu şirketlerine (Yaşam TV(Kanaltürk TV ve Kanaltürk Radyo), Bugün TV, ... Basın Basım (Bugün ve Millet gazeteleri) 01.12.2016 tarihi itibariyle en az 450.993.031 TL (paranın bugünkü değeri göz önüne alındığında 762.359.124 TL) tutarındaki sermaye ödemeleri veya cari hesap ilişkisi yoluyla fon/kaynak aktarma işlemleri,
2008-2015 döneminde halka açık ... Grubu şirketlerince (Holding, ... Altın, ... Anadolu, İpek Enerji, ATP İnşaat, ...... Basın, ATP ... Turizm, Özdemir Antimuan, ... Prodüksiyon ve Yaşam TV) İpek Üniversitesi’ne 218.570.823 TL, Vakfa 9.774.656 TL; Holding tarafından ise... Üniversitesi’ne 34.133.027 TL, Vakfa 22.387.015 TL, Turgut Özal Üniversitesi’ne 38.297.936 TL ve Kimse Yok Mu Demeğine 300.000 TL tutarlarında yapılan bağış işlemleri,
hakkında milli güvenliğe tehdit oluşturan bir terör örgütüne aidiyeti, irtibatı veya iltisakı olan yapılara aktarılmasını ihtiva etmesi hasebiyle, söz konuşa işlemlerin 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun hükümleri kapsamında değerlendirilmesi kanaatinin bildirildiği anlaşılmıştır.
c.İlk Derece Mahkemesince görevlendirilen bilirkişi heyeti incelemeleri neticesinde hazırladıkları 17.12.2018 tarihli bilirkişi kurulu raporunda;
i. ... Altın’ın %100 bağlı ortaklığı olarak İngiltere merkezli kurulan ... Ltd. unvanlı şirkete ilişkin iş ve işlemlerin incelendiği 03.02.2016 tarih ve XXI-5/27-1, XXI-15/49-1 sayılı denetleme raporuna konu iddialarla ilgili yapılan bilirkişi incelemesinde İngiltere merkezli kurulan ... Ltd. unvanlı şirketin tüm malvarlığının yönetiminin piyasa teamülleri, ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine aykırı şartlar içeren anlaşmalar veya ticari uygulamalarla, 11.09.2015 tarihinde ... Altın’la sermaye ve yönetim bakımından ilişkili olan sanıklar Hamdi Akın... ve ...’e verilerek ... Ltd.’deki yönetim kontrolünün kaybedilmesine yol açtığı, Halka açık ... Altın A.Ş üzerinde 26.10.2015 tarihine kadar gücü, kontrolü ve hakimiyeti elinde bulunduran... Ailesi Fertleri ve Yetkili Yöneticileri Sanıklar Hamdi Akın... ve ... tarafından ... LTD. Şirketinde 11.09.2015 tarihinde tesis edilen yönetim imtiyazları yoluyla kendilerine doğru aktarılan örtülü kazanç miktarının 60.000.000,00 GBP olduğu, 11.09.2015 tarihi için TCMB’ce 1 GBP’un efektif satış kuru olarak belirlenen ve ilan edilen 4,7050 ₺ üzerinden 60 milyon GBP’un ₺ karşılığının 282.300.000,00 ₺ olduğu, buna göre, Sanıklar tarafından halka açık ... ALTIN AŞ’nin karında ve malvarlığında 60 milyon GBP (=11.09.2015 tarihi itibariyle 282,3 milyon ₺) tutarında azalmaya yol açıldığı ve/veya bu tutarda zarara sebebiyet verildiği, bu eylemden sorumluluğun sanıklar Hamdi Akın... ve ...’te olduğunun belirtildiği anlaşılmaktadır.
ii. ...... Grubu yöneticilerine ödenen ücret ve kar paylarına ilişkin 24.02.2016 tarih ve XXI-17/17-1, XXVI-12/9-1 sayılı denetleme raporuna konu iddialarla ilgili yapılan bilirkişi incelemesinde ... Altın A.Ş üzerinde gücü, kontrolü ve hakimiyeti elinde bulunduran... Ailesi Fertleri Yönetim Kurulu Üyeleri Sanıkların yönetim, denetim ve kontrolünde bulunan halka açık ... ALTIN AŞ tarafından, 2010-2015 döneminde finansal menfaatler (ücret + ikramiye + kar payı) ödenmesi yoluyla ilişkili tarafları teşkil eden Yönetim Kurulu Üyeleri Sanıklar Hamdi Akın..., ..., ... ve Pelin ZENGİNER (İPEK)’in, kendilerine icracı yöneticiler için 14.900.499,-TL ve icracı olmayan yöneticiler için de 748.682,-TL tutarlarındaki emsallerine göre bariz şekilde yüksek olarak sırasıyla 15.816.864,-TL, 15.776.429,-TL, 29.691.859,-TL ve 29.695.691,-TL olmak üzere genel toplamda 90.980.843,-TL tutarında örtülü kazanç aktarımı yaptıkları, buna göre örtülü kazanç aktarım meblağının ve zarar tutarının 90.980.843,-TL olduğu, sonuçta halka açık ... ALTIN AŞ ‘in karında ve malvarlığında 90.980.843,-TL tutarında azalmaya yol açıldığı ya da bu tutarda zarara uğratıldığı, yönetim kurulu üyelerine yöneticilik sıfatları nedeniyle kardan pay verilmesi işlemlerinde, Sanıklar Hamdi Akın..., ..., ... ve Pelin Zenginer'in, yönetim kurulu üyeleri olarak genel kurula kar dağıtım önerisinde bulunmaları ve hakim ortaklar sıfatlarıyla da bu önerileri genel kurulda kendileri ve/veya temsilcileri vasıtasıyla onaylayarak kendilerine meblağlarını kabul ettikleri fahiş miktarlarda maddi finansal fayda - menfaat sağlamaları sebepleriyle bu eylemden sorumluluğun sanıklar Hamdi Akın... ve ...’te olduğunun belirtildiği anlaşılmaktadır.
iii. ...... Grubu şirketlerince gerçekleştirilen bağışlara ilişkin 24.02.2016 tarih ve XXI-17/17-1, XXVI-12/9-1 sayılı denetleme raporu ile 06.12.2016 tarih ve XXI-5/32-6, XXI-15/52-4 sayılı denetleme raporlarına konu iddialarla ilgili yapılan bilirkişi incelemesinde Halka açık ... Altın A.Ş, İpek Enerji A.Ş ve ... Anadolu A.Ş’nin doğrudan ve dolaylı toplam 228.345.480,35 ₺ tutarında sermaye veya malvarlığı kaybına uğramasına sebep olan ilişkili taraflar... Üniversitesi’ne ve ...-İpek Vakfı’na 2011-26.10.2015 döneminde bağışlar yapılması işlemlerinde, Sanıklar Hamdi Akın..., ..., ... ve Pelin Zenginer (İpek)’in; bağış yapan Şirketlerin Yönetim Kurulları ve Genel Kurulları üzerinden bağış yapma kararlarını almaları ve bağışları aktarmaları / aktartmaları ile bağış yapılan Kurumlarda da Yöneticiler olarak bu bağışları kullanmaları sebepleriyle, İddianamede yer alan Mülga 2499 sayılı SPKn.’nun 47/I-A-6 ve Meri 6362 sayılı Kanun'un 110/1-c maddelerindeki örtülü kazanç aktarımı suçunu işledikleri, diğer bir ifadeyle 2499 sayılı SPKn.’nun 47/I-A-6 ve 6362 sayılı Kanun'un 110/1-(c) maddelerindeki örtülü kazanç aktarımı suçunun faillerinin, halka açık ... Altın A.Ş’nin 26.10.2015 tarihine kadar Yönetim Kurulu Üyeleri olan Sanıklar Hamdi Akın..., ..., ... ve Pelin Zenginer olduğunun belirtildiği anlaşılmaktadır.
iv. Himmetdede Altın Madeni Tesisi İnşaatı işinin, ilişkili taraf İK Akademi A.Ş. unvanlı firmaya verilerek, İpek Üniversitesi İnşaatının muvazaalı bir biçimde fonlanmasına ilişkin 19.04.2016 tarih ve XXI-5/29-3, XXI-15/50-2, XXVI-12/10-2 sayılı denetleme raporuna konu iddialarla ilgili yapılan bilirkişi incelemesinde halka açık ... Altın AŞ tarafından 23.07.2012- 02.12.2013 tarihleri arasında ilişkili taraf İK AKADEMİ AŞ’ye Himmetdede Altın Madeni Tesisi İnşaatı İşinin ihalesi ve sonrasında yapılan avans ödemelerinin toplamının KDV hariç 116.559.689,91 ABD Doları (=Hak ediş olarak: 97.698.437,64 $ + Avans olarak: 18.861.252,27 $) olduğu, İK AKADEMİ AŞ’nin ise bu Tesis İnşaatı dolayısıyla yüklendiği toplam maliyetin 49.279.712,09 ABD Doları olduğu, bu durumda halka açık ... ALTIN AŞ tarafından ilişkili taraf İK AKADEMİ AŞ’ye aktarılan kazanç tutarının veya İK AKADEMİ AŞ tarafından halka açık ... ALTIN AŞ’den sağlanan kazanç tutarının 67.279.977,82 ABD Doları (=116.559.689,91 $ - 49.279.977,82 $) olduğu, örtülü kazanç miktarının son hak ediş fatura tarihi olan 31.03.2014 tarihinde netleştiği ve kesinleştiği dikkate alındığında, bu tarihteki Gösterge Niteliğindeki TCMB döviz kurlarındaki ABD Dolarının ‘efektif satış kuru’olan 2,1628 ₺ (1,-$ = 2,1628 ₺) üzerinden örtülü kazanç miktarı 67.279.977,82 ABD Doları tutarın ₺ karşılığının 145.513.136,02 ₺ olduğu,
Halka açık ... ALTIN AŞ’nin doğrudan faiz hariç nominal 67.279.977,82 ABD Doları (=145.513.136,02 ₺) tutarında sermaye veya malvarlığı kaybına uğramasına sebep olan Himmetdede Altın Madeni Tesisi İnşası İşinin ilişkili taraf İK AKADEMİ AŞ’ye ihale edilmesinde ve sonrasında 10.08.2012 tarih ve 2012/24 sayılı Yönetim Kurulu Kararını imzalayan ve hak ediş bedellerini ödeme gerekçesiyle para aktarmaya yol açan 127 avans ödeme talimatlarını imzalayıp yazılı onay vererek avans ödemelerini gerçekleştiren Sanıklar Hamdi Akın... ve ...’in; gerek ana Şirket ... ALTIN AŞ’deki ve gerekse ilişkili Şirket İK AKADEMİ A.Ş üzerindeki yönetim, kontrol ve hakimiyet yetkilerini kullanarak konuyla ilgili tüm işlemleri ve uygulamaları yapmaları ve/veya yaptırtmaları sebebiyle İddianamede yer alan 6362 sayılı Kanun'un 110/1-(b) ve 110/1-(c) maddesindeki örtülü kazanç aktarımı suçunu işledikleri, diğer bir ifadeyle 6362 sayılı Kanun'un 110/1-(b) ve 110/1-(c) maddesindeki örtülü kazanç aktarımı suçunun faillerinin Sanıklar Hamdi Akın... ve ... olduğu,
Buna karşılık İddianamede, bu örtülü kazanç aktarımı suçu nedeniyle 6362 sayılı Kanun'un 110/1 inci maddesi kapsamında cezalandırılması talep edilen İK AKADEMİ AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Sanık ... ve Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Sanık ...’in; İPEK Ailesi Fertleriyle akrabalık bağı olmasına rağmen ...-İPEK sermaye Grubu içinde bulunmamaları, İK AKADEMİ AŞ unvanlı bağlı yavru şirkette ve grubun bünyesindeki diğer şirket ve kuruluşlarda güven bağına dayalı olarak bir tür profesyonel Yönetici konumunda görev yapmaları, yavru Şirketin önemli kararlarının tamamen ana Şirketteki... Ailesi Fertleri Sanıklar Hamdi Akın... ve ... tarafından kontrol ve hakimiyet ilişkisi yoluyla verilmesi, yavru şirkette yönetici olan sanıklar ... ve ...’in iradi kararlarıyla herhangi bir önemli karar verme ve uygulama konumlarının olmaması, halka açık ana şirketin karını veya malvarlığını azaltacak karar, işlem, uygulama yapmaya yavru şirketin yöneticileri olan bu sanıkların hukuken ve fiilen hak ve yetkilerinin bulunmaması, somut olayda hakim ortak statüsü ve konumunda bulunmayan bu sanıkların örtülü kazanç aktarımı suçunu işleme ehliyetlerinin olmaması ve örtülü kazanç aktarımı eylemine ve işlemlerine karar veren, yapan ve yaptırtan hakim ortak sanıklar Hamdi Akın... ve ...’in ilişkili tarafı teşkil eden İK AKADEMİ AŞ’ye örtülü olarak aktardıkları kazancın, İK AKADEMİ AŞ’nde Yönetici konumunda bulunan sanıklar ... ve ...’in şahsi servetlerine – şahsi malvarlıklarına aktarılmamış bulunması hususları bir bütün olarak dikkate alındığında, sanıklar ... ile ...’in eylemlerinin 6362 sayılı Kanun'un 110/1 inci maddesi kapsamına girmediğinin mütalaa edildiği belirtilmiştir.
v. İpek Medya Grubu Şirketlerinin (Kanaltürk, Bugün TV, Bugün ve Millet Gazeteleri) fonlanmasına ilişkin 06.12.2016 tarih ve XXI-5/31-5, XXI-15/51-3 sayılı denetleme raporuna konu iddialarla ilgili yapılan bilirkişi incelemesinde Halka açık ... ANADOLU A.Ş ve... ENERJİ AŞ’nin bağlı Ortaklığı... İNŞAAT AŞ’nin ve dolayısıyla halka açık ... ANADOLU AŞ ve... ENERJİ AŞ’nin toplam nominal 450.993.031,-TL tutarında sermaye veya malvarlığı kaybına uğramasına sebep olan ilişkili taraflar Medya Şirketleri BUGÜN TELEVİZYON A.Ş, YAŞAM TELEVİZYON A.Ş, ...... BASIN BASIM AŞ ve ...... GAZETECİLİK AŞ’ne hisse satın alma, sermaye ödemesi yapma ve borç verme yöntemleriyle yapılan fon / kaynak aktarımı işlemlerinde, Sanıklar Hamdi Akın..., ... ve ...’in; fon aktaran Şirkette Yönetim Kurulu Üyeleri olarak fon aktarım yapma kararlarını almaları ve fonun aktarımını yaptırmaları ile fon aktarılan Medya Kuruluşlarının (Bugün TV, Kanaltürk TV, Bugün ve Millet Gazeteleri) Yönetimlerini kontrol etmeleri sebepleriyle İddianamede yer alan Mülga 2499 sayılı SPKn.’nun 47/I-A-6 ve Meri 6362 sayılı Kanun'un 110/1-b ve c maddelerindeki örtülü kazanç aktarımı suçunu işledikleri, diğer bir ifadeyle 2499 sayılı SPKn.’nun 47/I-A-6 ve 6362 sayılı Kanun'un 110/1-b ve c maddelerindeki örtülü kazanç aktarımı suçunun faillerinin, Şirketlerin 26.10.2015 tarihine kadar Yönetim Kurulu Üyeleri olan Sanıklar Hamdi Akın..., ... ve ... olduğu, belirtilmiştir.
vi. ...... Holding AŞ tarafından içeriği gider yansıtması olarak düzenlenen faturalar yoluyla halka açık ... Grubu şirketleri ve bağlı ortaklıklarınca yüklenilen giderlerin, holding hakimiyetinin hukuka aykırı olarak kullanılıp kullanılmadığının tespitine ilişkin 05/05/2017 tarih ve XXI-5/35-3 sayılı denetleme raporuna konu iddialarla ilgili yapılan bilirkişi incelemesinde Halka açık ... ALTIN AŞ ve... ENERJİ AŞ ile bunların bağlı Ortaklıkları ÖZDEMİR ANTİMUAN A.Ş, ATP İNŞAAT A.Ş, ATP HAVACILIK AŞ ve ...... SİGORTA AŞ’nin toplam nominal 20.372.770,73 ₺ tutarında sermaye veya malvarlığı kaybına uğratılarak 31.12.2012 – 26.10.2015 dönemindeki yansıtma faturalarıyla özel – şahsi ve halka açık Şirketlere fayda ve katkı sağlamayan harcamaların - giderlerin ilişkili taraf ...... HOLDİNG AŞ’ne aktarım işlemlerinde, Sanıklar Hamdi Akın..., ... ve Pelin ZENGİNER (İPEK)’in; gerek yansıtma faturalarını düzenleyen ...... HOLDİNG AŞ’nin Yönetim Kurulu Üyeleri / Yöneticileri olarak yansıtma faturalarını düzenlettirerek giderleri halka açık Şirketlere yükletmeleri, gerekse Grubun halka açık Şirketleri ile bağlı Ortaklıklarının Yönetim Kurulu Üyeleri / Yöneticileri olarak bu giderlerin Şirketlerce üstlenmelerini sağlayarak bedellerini ...... HOLDİNG A.Ş’ye aktartmaları sebepleriyle İddianamede yer alan6362 sayılı Kanun'un 21. ve 110/1-(b) ve (c) maddelerindeki örtülü kazanç aktarımı suçunu işledikleri, diğer bir ifadeyle 6362 sayılı Kanun'un 21. ve 110/1-(b) ve (c) maddelerindeki örtülü kazanç aktarımı suçunun faillerinin, Şirketlerin 26.10.2015 tarihine kadar Yönetim Kurulu Üyeleri olan Sanıklar Hamdi Akın..., ... ve Pelin ZENGİNER (İPEK) olduğu belirtilmiştir.
d. Tüm bu hususlar çerçevesinde ilk derece mahkemesinin kanaati;
...... Grubu şirketlerince... Üniversitesi ve ...... Vakfı'na gerçekleştirilen bağışlar, Himmetdede Altın Madeni Tesisi İnşaatı işinin, ilişkili taraf İK Akademi A.Ş. unvanlı firmaya verilerek, İpek Üniversitesi İnşaatının muvazaalı bir biçimde fonlanması ve... Medya Grubu Şirketlerinin (Kanaltürk, Bugün TV, Bugün ve Millet Gazeteleri) fonlanmasının Fetö/pdy silahlı terör örgütünün faaliyetlerinin devamlılığına ilişkin olduğunun tespit edildiği,
... Altın A.Ş'nin ... Ltd. Vasıtası ile 60.000.000,00 GBP zarara uğratılması eyleminin ... Grubu şirketlerin soruşturulmaya başlanması sonrasında, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün faaliyetlerine devam edebilmesi, varlığını sürdürmesi vb. amaçlarla yurtdışına aktarıldığı,
... Altın A.Ş. üzerinde gücü, kontrolü ve hakimiyeti bulunduran... ailesi fertleri yönetim kurulu üyeleri sanıkların yönetim, denetim ve kontrolünde bulunan halka açık ... Altın A.Ş. Tarafından 2010-2015 döneminde finansal menfaatler (ücret+ikramiye+kar payı) ödenmesi yoluyla ilişkili tarafları teşkil eden yönetim kurulu üyeleri Hamdi Akın..., ..., ... ve Pelin Zenginer'in kendilerine emsallerine göre bariz şekilde yüksek olarak kar payı ödemesi aldıkları ve bu kar paylarının FETÖ/PDY'nin amaçları doğrultusunda "himmet" olarak dağıtıldığı bu suretle şirketlerin elde ettiği karın yönetim kurulu üyeleri üzerinden örgütün amaçları için kullanıldığı tespitinin yapıldığı,
İpek ailesinin örgüt menfaatine halka açık şirketleri kullandıkları, örgütün amacını gerçekleştirmek için gerçek alıcısı kendisi olmadığı halde gazete almış gibi kendisine fatura kestirdiği, söz konusu gazeteleri örgüt amaçları doğrultusunda abonelikler vasıtasıyla halka yaydıkları, bu suretle örgüte hem gelir sağladıkları hem de örgütün propagandasını yapmak suretiyle kamuoyu nezdinde meşruluğunu artırmasına hizmet ettikleri, bunun için de halka açık şirketin karını kullandıkları tespitlerinin yapıldığı,
... Grubu şirketlerin ve... ailesinin kontrolünde olan vakıf ile vakfa bağlı üniversitenin Fetö/pdy silahlı terör örgütü bağlantısının ortaya konulduğu,
...... Holding'in ortağı olduğu Atlantik Eğitim Kurumları vasıtası ile himmet akladığının ortaya konulduğu,
Anlaşılmakla;
Herşeyden önce Sermaye Piyasası Kanununa muhalefet suçları bakımından denetime konu olan ve yargılama konusu yapılan halka açık şirketlerin... ailesinin yönetim ve sermaye bakımından kontrolünde ve dolayısı ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hizmetinde olduğu, sanıkların sermaye piyasası kanuna muhalefet etmelerinin tek başına bireysel bir eylem olmayıp örgüt talimatı doğrultusunda gerçekleşen sistematik ve süregelen bir eylem niteliğinde olduğu kanaatine varılmıştır.
i. ... Ltd'nin ... Altın A.Ş'nin %100 bağlı ortaklığı olarak 24.03.2014 tarihinde İngiltere merkezli olarak kurulduğu ve 30 Mart 2014 yerel seçimlerinden bir ... sonra yani 31.03.2014 tarihinde 60.000.000,00 GBP tutarındaki sermayenin ... Altın A.Ş'nin Garanti Bankası Ankara Ticari Şubesindeki hesaplarından BBVA adlı bankanın Londra Şubesinde açılan hesaplarına ödendiği, kuruluştan hemen sonra ödenen bu sermayenin yaklaşık 2 yıl boyunca ilgili bankanın hesaplarında nakit olarak bekletildiği, sanıklar hakkında yapılan soruşturma kapsamında ortağı oldukları ...... Holding A.Ş ve bağlı şirketlerde gerçekleştirilen 01.09.2015 tarihli aramadan hemen sonra 11.09.2015 tarihinde sanıklar Hamdi Akın... ve ...'in ... Altın A.Ş'nin yönetim kurulu kararı olmaksızın ... Ltd'nin 24.03.2014 tarihli esas sözleşmesinde değişikliğe giderek 2 adet A grubu beheri 1 GBP olan imtiyazlı pay yarattıkları ve ... Ltd'nin ana ortağı olan ... Altın A.Ş'nin 11.09.2015 tarihli yazılı onayının 26.09.2015 tarihinde İngiliz Ticaret Siciline sunulduğu, ... Altın A.Ş adına yazılı onayın yönetim kurulu üyeleri sanıklar Hamdi Akın... ve ... tarafından imzalandığı, 02.11.2015 tarihinde de ... Ltd'nin sermayesinin 2 GBP artırıldığının tescil ve ilan edildiği, ... Ltd'nin 26.09.2015 tarihinde tescil edilen yeni 26. maddesine göre şirketin yönetimi, idaresi, temsili ve tasfiyesinin A grubu pay sahiplerinin onayının şart koşulduğu, böylelikle ana ortak olan ... Altın A.Ş'nin yönetim kurulu kararı olmaksızın yaratılan imtiyazla yönetime katılma ve malvarlığında tasarruf etme imkanının ortadan kaldırıldığı, bu işlem nedeniyle halka açık ... Altın A.Ş ve pay sahiplerinin 31.03.2014 tarihi itibariyle toplamda 60.000.000 GBP yani yaklaşık 214.000.000,00 TL zarara uğratıldığı ve bu parayı örtülü olarak sanıklar Hamdi Akın... ve ...'in kendilerine aktardıkları, netice olarak ... Altın A.Ş'nin %100 bağlı ortaklığı olarak İngiltere merkezli kurulan ... Ltd. unvanlı şirketin tüm malvarlığının yönetiminin piyasa teamülleri, ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine aykırı şartlar içeren anlaşmalar veya ticari uygulamalarla sanıklar Hamdi Akın... ve ...'in eline geçtiği, yönetim imtiyazı ihdası işlemlerinin sanıklar Hamdi Akın... ve ...’in talimatları ve yazılı onaylarıyla gerek ana şirket ... Altın AŞ’deki ve gerekse bağlı - yavru Şirket ... Ltd.’deki yönetim yetkileri kullanılarak yapıldığı anlaşılmakla her ne kadar sanık ... üzerine atılı suçlamayı kabul etmemişse de mali suçları araştırma kurulu başkanlığı’nca düzenlenmiş olan 04.08.2014 tarih, 2014/AR (71 ) -1 sayılı rapor ve 17.12.2018 tarihli bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde ilk derece mahkemesince sanığın savunmalarının kendisini suçtan kurtarmaya yönelik olduğu anlaşıldığından itibar edilmemiş ve sanık ...'in üzerine atılı 6362 sayılı Kanun'un 110/1-c maddesindeki örtülü kazanç aktarımı yasağını ihlal ederek maddenin atıf yaptığı TCK'nın 155/2 maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçunu işlediği vicdani kanaatine varılmıştır.
ii.... Altın A.Ş'nin yönetiminin asıl itibariyle... ailesinde olduğu, sanıklar Hamdi Akın... ve Cafer Tekin'in icracı yöneticiler, sanıklar ... ve Pelin Zenginer(İpek)'in ise icracı olmayan yönetici konumunda oldukları, diğer sanıkların yönetim kurulu üyeliklerinin ise sembolik olduğu, şirketi dışa karşı temsil ve ilzamın sanıklar Hamdi ve Cafer'in münferit ya da birlikte imzaları ile olduğu, 2010-2015 döneminde finansal menfaatler (ücret + ikramiye + kar payı) ödenmesi yoluyla ilişkili tarafları teşkil eden yönetim kurulu üyeleri sanıklar Hamdi Akın..., ..., ... ve Pelin Zenginer’in, kendilerine icracı yöneticiler için 14.900.499,-TL ve icracı olmayan yöneticiler için de 748.682,-TL tutarlarındaki emsallerine göre bariz şekilde yüksek olarak sırasıyla 15.816.864,-TL, 15.776.429,-TL, 29.691.859,-TL ve 29.695.691,-TL olmak üzere genel toplamda 90.980.843,-TL tutarında örtülü kazanç aktarımı yaptıkları, halka açık ... Altın A.Ş ‘nin karında ve malvarlığında 90.980.843,-TL tutarında azalmaya yol açıldığı ya da bu tutarda zarara uğratıldığı, yönetim kurulu üyelerine yöneticilik sıfatları nedeniyle kardan pay verilmesi işlemlerinde, sanıklar Hamdi Akın..., ..., ... ve Pelin Zenginer'in, yönetim kurulu üyeleri olarak genel kurula kar dağıtım önerisinde bulunmaları ve hakim ortaklar sıfatlarıyla da bu önerileri genel kurulda kendileri ve/veya temsilcileri vasıtasıyla onaylayarak kendilerine meblağlarını kabul ettikleri fahiş miktarlarda maddi finansal fayda - menfaat sağlamaları sebepleriyle sorumluluğun kendilerinde olduğu anlaşılmakla her ne kadar sanıklar Cafer ve Melek üzerlerine atılı güveni kötüye suçlamasını kabul etmemişseler de SPK denetleme raporu ve 17.12.2018 tarihli bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde ilk derece mahkemesince sanıkların savunmalarının kendilerini suçtan kurtarmaya yönelik olduğu anlaşıldığından itibar edilmemiş ve üzerlerine atılı 6362 sayılı Kanun'un 110/1-c maddesindeki örtülü kazanç aktarımı yasağını ihlal ederek maddenin atıf yaptığı TCK'nın 155/2 maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçunu işlediği vicdani kanaatine varılmıştır.
iii. 2008-2015 tarihleri arasında halka açık ... Altın A.Ş, İpek Enerji A.Ş ve ... Anadolu A.Ş tarafından ilişkili olan ve olmayan tarafların tümüne aynı dönemde yaptığı bağışların toplamının 243.340.320,90 tl olduğu, bu meblağın 228.345.480,35 tl'lik kısmının ise ilişkili taraflar... Üniversitesi ve ...... Eğitim Sağlık Hizmet Yardım Vakfı'na yapıldığının anlaşıldığı,"B" harfi ile başlayan bölümde ayrıntısı açıklandığı üzere İpek Üniversitesi’nin yapısına bakıldığında kurucu vakfının ...... Eğitim Sağlık Hizmet Yardım Vakfı (Vakıf) olduğu, Vakfın kurucularının ise ... Altın, Holding, ATP İnşaat, Hamdi Akın..., ..., ... ve Pelin Zenginer olduğu, ...... Eğitim Sağlık Hizmet Yardım Vakfının yapısı içerisinde en yüksek karar organı olan mütevelli heyetin gerçek kişiler Hamdi Akın..., ..., ... ve Pelin Zenginer ile Holding, ATP İnşaat AŞ ve ... Altın A.Ş. tüzel kişilerinin vakıf temsilcilerinden oluşmakta olduğu ve yönetiminin... Ailesinin kontrolünde olduğu görülmektedir. İpek Üniversitesinin FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün eğitim ayağını oluşturmak üzere inşa edildiği, inşaat maliyetinin de İK Akademi AŞ'ye aktarılan örtülü kazanç aktarımı ile fonlandığı, görsel medyada ifşa olan bazı video görüntülerinde üniversitenin tanıtımının sanık Hamdi Akın... tarafından bizzat FETÖ elebaşısına yapıldığı, ...... Eğitim Sağlık Hizmet Yardım Vakfı'nın kurucuları ve mütevelli heyetinde bulunan sanıklar ... ve ... hakkında Fetö silahlı terör örgütüne üyelikten mahkumiyet verilmiş olması, ... Altın A.Ş ve... İnşaat A.Ş'nin de yukarı ki kısımlarda anlatıldığı üzere fetö silahlı terör örgütüne özgülenmiş olması dikkate alındığında anılan gerçek kişiler ve tüzel kişilerin kurucusu oldukları vakıf ve vakıf tarafından kurulan... Üniversitesi'nin Fetö silahlı terör örgütü ile aidiyetli, iltisaklı ve irtibatlı olduğu yönündeki 667 sayılı KHK ile kapatıldığı, ...... Grubunun bünyesinde bulunan halka açık ... Altın A.Ş, halka açık... Enerji A.Ş, halka açık ... Anadolu A.Ş ile bunların bağlı ortaklıkları halka açık olmayan... İnşaat A.Ş, ...... Basın Basım A.Ş, ATP ... Turizm A.Ş, Özdemir Antimuan Maden A.Ş, Yaşam Televizyon A.Ş ve ... Prodüksiyon A.Ş tarafından 2011-2015 yılları döneminde ilişkili tarafları teşkil eden... Üniversitesine ve ...... Vakfına doğru yapılan bağışlar sırasıyla 190.766.774,47 TL, 2.000.000 TL, 4.228.285.35 TL, 25.230.542,08 TL, 835.710,19 TL, 289.137,53 TL, 4.350.000,00 TL, 597.788,00 TL VE 47.242,73 TL olmak üzere toplamda 228.345.480,35 ₺ olduğu, bu tutarın 218.570.823,93 TL'sinin... Üniversitesi'ne, 9.774.656,42 TL'sinin ... İpek Eğitim Sağlık Hizmet Yardım Vakfı'na bağış olarak verildiği, İpek Üniversitesi ve ...... Eğitim Sağlık Hizmet Yardım Vakfı'na yapılan toplam 228.345.480,35 ₺ tutarında bağışın emsalinin ise 55.173.830,39 tl olduğu, emsalden farklı olarak yapılan bu bağışlar sebebiyle 173.171.649, 96 tl tutarında kar veya malvarlığında azalmaya neden olunduğu, ...... Grubunun halka açık olan ... Altın A.Ş, İpek Enerji A.Ş ve ... Anadolu A.Ş ile bunların bağlı ortaklıkları halka açık olmayan şirketler kullanılarak sürekli fon ihtiyacı içinde bulunan kuruluşlar olan Üniversite ve Vakfa sürekli ve artan miktarda kardan veya malvarlıklarından aktarımlarda bulunarak halka açık bu şirketlerin doğrudan ya da dolaylı olarak karlarının ya da malvarlıklarının azaltıldığı ya da zararlarının arttığı, her ne kadar biraz önce emsal bedel karşılaştırılması yapılmak suretiyle ...... Grubunun halka açık şirketlerinin 2008-2015 yılları arasında ilişkili bulundukları... Üniversitesi ve ...... Eğitim Sağlık Hizmet Yardım Vakfı'na emsalin çok üzerinde bağışlar yaparak örtülü kazanç aktardıkları belirtilmişse de... Üniversitesi ve ...... Eğitim Sağlık Hizmet Yardım Vakfı'nın biraz önce de açıklandığı üzere FETÖ silahlı terör örgütünün eğitim ayağında kullanılmak üzere kurulmuş ve örgütün nihai amacı doğrultusunda örgüte özgülenmiş kuruluşlar olduğu değerlendirmesi ve kabulü karşısında söz konusu bağışların bu örgütün eğitimsel faaliyetlerine özgülenmiş olduğu, İpek ailesinin ilişkili tarafı olmasa idi bu bağışların yapılmasının mümkün olmaması da dikkate alındığında burada uygulanacak olan emsal değerin sıfır(0) olduğu anlaşılmakla halka açık ... Altın A.Ş, İpek Enerji A.Ş ve ... Anadolu A.Ş’nin doğrudan ve dolaylı toplam 228.345.480,35 ₺ tutarında sermaye veya malvarlığı kaybına uğramasına sebep olan ilişkili taraflar... Üniversitesi’ne ve ...-İpek Vakfı’na 2011-26.10.2015 döneminde bağışlar yapılması işlemlerinde, sanıklar Hamdi Akın..., ..., ... ve Pelin Zenginer’in; bağış yapan Şirketlerin Yönetim Kurulları ve Genel Kurulları üzerinden bağış yapma kararlarını almaları ve bağışları aktarmaları / aktartmaları ile bağış yapılan Kurumlarda da Yöneticiler olarak bu bağışları kullanmaları sebepleriyle sorumlu oldukları anlaşılmakla her ne kadar sanıklar ... ve ... üzerlerine atılı güveni kötüye suçlamasını kabul etmemişseler de ilk derece mahkemesince SPK denetleme raporu ve 17.12.2018 tarihli bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde sanıkların savunmalarının kendilerini suçtan kurtarmaya yönelik olduğu anlaşıldığından itibar edilmemiş ve üzerlerine atılı 6362 sayılı Kanun'un 110/1-c maddesindeki örtülü kazanç aktarımı yasağını ihlal ederek maddenin atıf yaptığı TCK'nın 155/2 maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçunu işlediği vicdani kanaatine varılmıştır.
iv.Halka açık ... Altın A.Ş İpek Enerji A.Ş ve ... Anadolu A.Ş’nin doğrudan ve dolaylı olarak toplam 67.279.977,82 ABD Doları tutarın ₺ karşılığının 145.513.136,02 ₺ zarara uğratılması işlemlerine ilişkin yapılan değerlendirmede ... Altın A.Ş'nin 10.08.2012 tarih ve 2012/24 sayılı Yönetim Kurulu Kararı ile Himmetdede Altın Madeni Tesisi İnşası İşinin ilişkili taraf İK Akademi AŞ’ye ihale edildiği, mali, teknik ve personel anlamında yetersiz olduğu anlaşılan İK Akademi A.Ş'ye ihale edilmesinin tesis inşasına ilişkin ihalenin gerçek bir ihale olmayıp kurgu olduğunu gösterdiği, tesisin ihale sürecinde ihale dosyası gönderilen dört farklı şirket ile bu ihale öncesinde ve sonrasında herhangi bir ticari ilişki kurulmadığı, bazı ihaleci firmaların ihaleye iştirak etmedikleri ve fiyat teklifi yapmadıklarını resmi yazı ile bildirmeleri ihalenin kurgu olduğunu destekler mahiyette olduğu, her ne kadar ihale fiyatının adil ve makul olduğuna dair Denet Ymm tarafından rapor düzenlenmişse de Değerleme Raporunun ciddi hatalar içermesi ve buradaki değerin emsal olarak alınmasının mümkün bulunmaması, İK Akademi A.Ş ile imzalanan Sözleşmenin daha sonraki bir tarihte düzenlenmesi, Tesis inşaatının mühendislik, satın alma ve yapımının – imalatının tamamına yakınının ... Altın AŞ ve ...... Tedarik A.Ş bünyesinde gerçekleştirilmiş olması, İK Akademi A.Ş’nin yasal muhasebe defterlerinin bile ... Altın A.Ş ile aynı binada faaliyet gösteren ...... Holding A.Ş bünyesinde tutulması, Himmetdede Tesisinin inşaatının görünüşte İK Akademi AŞ üzerinden yürütülüp fiilen ... Altın A.Ş bünyesinde devam ederken işin tamamının finansmanının da doğrudan ... Altın A.Ş tarafından yüklenilmesi, finansmanın yanı sıra mali risklerin tamamının da ... Altın A.Ş tarafından üstlenilmesi, ... Altın A.Ş’nin bu iş için olağanın ötesinde mali riskler üstlenmesi, Sözleşme bedelinin maliyetin çok üzerinde olması, Tesis inşaatı için İK Akademi A.Ş’nin katlandığı maliyetlerin Sözleşme bedelinin oldukça fazla altında kalması, İK Akademi A.Ş hesaplarına göre maliyetin 49.279.712,09 ABD Doları tutarında gerçekleşirken bu maliyete ilişkin hak ediş fatura bedelinin KDV hariç 97.698.437,64 ABD Doları olması, yani ... Altın A.Ş’nin KDV hariç 97.698.437,64 ABD Doları bedelle satın aldığı hizmetin maliyetinin aslında 49.279.712,09 ABD Doları olması, İK Akademi A.Ş’ye maliyetin üzerinde fazladan yapılan aktarım ile... Üniversitesi binalarının inşaatının fonlanması hususları bir bütün olarak dikkate alındığında, halka açık ... Altın A.Ş tarafından İK Akademi A.Ş’ye maliyetin üzerinde aktarılan faiz hariç toplam 67.279.977,82 ABD Doları (=145.513.136,02 ₺) tutarındaki meblağın tamamının emsallerine uygunluk ilkesine aykırı olarak aktarıldığı, bu aktarımın piyasa teamülleri ve ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine de aykırı olduğu, bu yolla halka açık ... Altın A.Ş’nin karının veya malvarlığının doğrudan, ... Altın A.Ş’nin doğrudan ve dolaylı ortakları olan halka açık... Enerji A.Ş ve ... Anadolu A.Ş’nin karının veya malvarlığının ise dolaylı olarak faiz hariç nominal 67.279.977,82 ABD Doları (=145.513.136,02 ₺) tutarında azaltılmış olduğu anlaşılmakla her ne kadar sanık ... üzerine atılı suçlamayı kabul etmemişse de ilk derece mahkemesince SPK denetleme raporu ve 17.12.2018 tarihli bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde sanığın savunmalarının kendisini suçtan kurtarmaya yönelik olduğu anlaşıldığından itibar edilmemiş ve sanık ...'in 6362 sayılı Kanun'un 110/1-(b) ve 110/1-(c) maddesindeki örtülü kazanç aktarımı yasağını ihlal ederek maddenin atıf yaptığı TCK'nın 155/2 maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçunu işlediği vicdani kanaatine varılmıştır.
Her ne kadar iddianame ile atılı örtülü kazanç aktarımı suçu nedeniyle 6362 sayılı Kanun'un 110/1 inci maddesi kapsamında cezalandırılması talep edilen İK Akademi A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Sanık ... ve Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Sanık ...’in; İpek Ailesi Fertleriyle akrabalık bağı olmasına rağmen ...-İpek sermaye Grubu içinde bulunmamaları, İK Akademi AŞ unvanlı bağlı – yavru şirkette ve Grubun bünyesindeki diğer şirket ve kuruluşlarda güven bağına dayalı olarak bir tür profesyonel yönetici konumunda görev yapmaları, yavru şirketin önemli kararlarının tamamen ana şirketteki... ailesi fertleri sanıklar Hamdi Akın... ve ... tarafından kontrol ve hakimiyet ilişkisi yoluyla verilmesi, yavru şirkette yönetici olan sanıklar ... ve ...’in iradi kararlarıyla herhangi bir önemli karar verme ve uygulama konumlarının olmaması, halka açık ana şirketin karını veya malvarlığını azaltacak karar, işlem, uygulama yapmaya yavru şirketin yöneticileri olan bu sanıkların hukuken ve fiilen hak ve yetkilerinin bulunmaması, somut olayda hakim ortak statüsü ve konumunda bulunmayan bu sanıkların örtülü kazanç aktarımı suçunu işleme ehliyetlerinin olmaması ve örtülü kazanç aktarımı eylemine ve işlemlerine karar veren, yapan ve yaptırtan hakim ortak sanıklar Hamdi Akın... ve ...’in ilişkili tarafı teşkil eden İK Akademi A.Ş’ye örtülü olarak aktardıkları kazancın, İK Akademi A.Ş’nde yönetici konumunda bulunan sanıklar ... ve ...’in şahsi servetlerine, şahsi malvarlıklarına aktarılmamış bulunması hususları bir bütün olarak dikkate alındığında, sanıklar ... ile ... bakımından atılı suçun yasal unsurları oluşmadığından CMK'nın 223/2-a maddesi gereğince ayrı ayrı beraatlerine karar verilmiştir.
v. 2007-2015 yılları arasında... İnşaat A.Ş'nin doğrudan ve dolayısı ile bağlı olduğu Halka açık ... Anadolu A.Ş ve... Enerji A.Ş ile bağlı ortaklığı halka açık ... Altın A.Ş'den elde etmiş olduğu 927.412.419 TL'nin 450.993.031 TL'sini grubun medya şirketleri olan BUGÜN TELEVİZYON A.Ş, YAŞAM TELEVİZYON A.Ş, ...... BASIN BASIM AŞ ve ...... GAZETECİLİK AŞ’ne hisse satın alma, sermaye ödemesi yapma ve borç verme yöntemleriyle aktardığı, anılan medya şirketlerinin... İnşaat A.Ş'nin %100 bağlı ortaklığı olduğu bu minvalde ilişkili şirketler olduğu, medya şirtkelerinin nakit gelir üretemediği ve her yıl zarar ettikleri, işletme sermayesine ihtiyaçlarının bu nedenle... İnşaat A.Ş tarafından karşılandığı, medya şirketlerine yönetenler ile... İnşaatını yönetenlerin ve karar alıcı konumunda bulunan kişilerin aynı veya birlikte hareket eden kişiler olduğu, medya şirketlerinden alınan sermaye artırımı kararının ardından ana ortak... İnşaat A.Ş yönetim kurulunda da bu yönde karar alınmasının şirketlerin birlikte ve tek bir elden yönetildiğini gösterdiği, ...-İpek grubunun medya şirketlerinin değerinin 148.500.000 tl olduğu, medya şirketlerine aktarılan örtülü kazanç miktarı ile medya şirketlerinin değeri kıyaslandığında arada büyük bir fark olduğu, bu kadar zarar eden ve hiçbir gelir getirmeyen medya şirketlerinin her yıl sermaye artırımı, borç verme ve hisse satın alma yoluyla desteklenmesinin gerekçesinin yukarıda medya şirketleri bölümünde ayrıntılı şekilde anlatıldığı üzere Fetö terör örgütünün nihai amacı doğrultusunda yapıldığının anlaşıldığı, ...-İpek grubunun medya şirketlerinin fetö terör örgütü bağlantısı nedeni ile 668 sayılı KHK ile kapatılmalarına karar verildiği, ATP İnşaat A.Ş'nin grubun medya şirketlerine aktardığı kazanç miktarının emsallerine uygunluk ve ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkeleri karşısında uygulanacak emsal değerin ötgüt bağlantısı sebebiyle "0" olduğu, ancak medya şirketlerinin terör bağlantısı sebebiyle kapatılmasına karar verilmeseydi bile aktarılan paranın emsal değerleri nazara alındığında toplam 256.693.147 TL'nin emsal değeri aşacağı belirlendiğinden bu miktarda örtülü kazanç aktarımının gerçekleşeceği anlaşılmakla hiçbir net gelir üretemeyen ve sürekli zarar eden medya şirketlerinin ana ortak... İnşaat A.Ş tarafından desteklenmesi suretiyle 26.10.2015 tarihi itibariyle aktarılan toplam 450.993.031 TL nedeniyle... İnşaat A.Ş'nin ortağı olan Halka açık ... Anadolu A.Ş ve... Enerji A.Ş’nin pay sahipleri ve yatırımcılarının bu miktar kardan faydalanamadığı ve zarar gördüğü kanaatine varılmakla kaynak aktarımı işlemlerinde Hamdi Akın..., ... ve ...’in; fon aktaran Şirkette Yönetim Kurulu Üyeleri olarak fon aktarım yapma kararlarını almaları ve fonun aktarımını yaptırmaları ile fon aktarılan Medya Kuruluşlarının (Bugün TV, Kanaltürk TV, Bugün ve Millet Gazeteleri) Yönetimlerini kontrol etmeleri sebepleriyle sanıklar ... ve ...'in sorumluluğu bulunduğu anlaşılmakla her ne kadar sanıklar ... ve ... üzerlerine atılı güveni kötüye suçlamasını kabul etmemişseler de SPK denetleme raporu, Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı’nca düzenlenmiş olan 05.05.2017 tarih ve E-9496 sayılı değerlendirme raporu ve 17.12.2018 tarihli bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde sanıkların savunmalarının kendilerini suçtan kurtarmaya yönelik olduğu anlaşıldığından itibar edilmemiş ve sanıkların üzerlerine atılı Mülga 2499 sayılı SPKn.’nun 47/I-A-6 ve Meri 6362 sayılı Kanun'un 110/1-b ve c maddelerindeki örtülü kazanç aktarımı suçunu işledikleri, diğer bir ifadeyle 2499 sayılı SPKn.’nun 47/I-A-6 ve 6362 sayılı Kanun'un 110/1-b ve c maddelerindeki örtülü kazanç aktarımı yasağını ihlal derek maddenin atıf yaptığı TCK'nın 155/2 maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçunu işlediği vicdani kanaatine varılmıştır.
vi. Halka kapalı olan ...... Holding A.Ş tarafından 2012-2015 yılları arasında düzenlenen toplam 24.214.295.57 TL tutarındaki faturalardan halka açık grup şirketlere bir artı değer sağlamayan ve herhangi bir faydanın karşılığını teşkil etmeyen toplam 20.372.770,73 TL'lik kısmının yansıtılmaması gerektiği halde yansıtıldığı, yansıtılmaması gereken fatura tutarlarının ... Altın A.Ş için 19.068.682.07 TL, İpek Enerji A.Ş için 119.367,64 TL, Özdemir Antimuan A.Ş için 378.784,31 TL, ATP İnşaat A.Ş için 619.414,79 TL, ATP Havacılık A.Ş için 183.416,03 TL ve ...... Sigorta A.Ş için 3.105,88 TL olduğu, yansıtılmaması gereken 4.259 adet faturanın tetkik edilmesinde lüks giyim mağazalarından alınan giysiler, yönetim kurulu üyelerinin çocuklarının hususi kullanımları sırasında kesilen trafik cezaları, holding ile yönetimsel bağı olmayanların düğün törenleri için yapılan giderler, medya grubu yönetici ve misafirlerinin yedikleri yemek bedelleri, kedi mamaları, yönetim kurulu üyelerinin seyahat ve konaklama masrafları, bir şahsa ait çiftliğe muhtelif malzeme alımları, İstanbul'da... ailesinin özel kullanımına özgülenmiş yalının özel işleri için kullanılan taksi ücretleri, çok sayıda toplu ve günlük Bugün ve Millet gazeteleri alımları, İpek Üniversitesi tarafından ...... Holding A.Ş'den kiralanan mülkün tahsil edilmeyen kira bedelleri gibi pekçok farklı alanda şahsi ve özel olması gereken giderlerden oluştuğunun anlaşıldığı, yukarıda miktarı belirtildiği üzere bu giderlerin büyük bir bölümünün ...... Grubunun nakit gelir üreten halka açık ... Altın A.Ş'ye, geri kalan kısmın ise halka açık... Enerji A.Ş ve ... Anadolu A.Ş ile bunların bağlı Ortaklıkları Özdemir Antimuan A.Ş, ATP İnşaat A.Ş, ATP Havacılık A.Ş ve ...... Sigorta A.Ş'ye yansıtılarak halka açık şirketlerin karında veya malvarlığında doğrudan veya dolaylı olarak toplam nominal 20.372.770,73 ₺ tutarında sermaye veya malvarlığı kaybına uğratıldığı, 31.12.2012- 26.10.2015 dönemindeki yansıtma faturalarıyla özel – şahsi ve halka açık Şirketlere fayda ve katkı sağlamayan harcamaların - giderlerin ilişkili taraf ...... HOLDİNG AŞ’ne aktarım işlemlerinde, yansıtma faturaların ilk kesildiği tarih olan 31.12.2012 ile 26.10.2015 tarihine kadar ...... Holding A.Ş'nin yönetim kurulu üyelerinin sanıklar Hamdi Akın..., ... ve Pelin Zenginer olduğu dolayısıyla sanıkların yönetim ve sermaye bakımından ilişkili kurum niteliğinde olan ...... Holding A.Ş ve grubun halka açık şirketleri arasında ticari hayatın basiret ve dürüstlük kurallarına aykırı şekilde fatura yansıtarak örtülü kazanç aktarımı yaptıkları ve bu minvalde halka açık şirketlerin karında veya malvarlığının azalmasına yol açtıkları anlaşılmakla her ne kadar sanık ... üzerine atılı suçlamayı kabul etmemişse de sanığın savunmalarının kendisini suçtan kurtarmaya yönelik olduğu anlaşıldığından itibar edilmemiş ve sanık ...'in 6362 sayılı Kanun'un 110/1-b ve c maddelerindeki örtülü kazanç aktarımı yasağını ihlal derek maddenin atıf yaptığı TCK'nın 155/2 maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçunu işlediği vicdani kanaatine varılmıştır.
vii. Yaşam Tv'ye özel koruma sağlanan personel giderleriyle ilgili düzenlenen 27.12.2018 tarih ve E-686 sayılı Denetleme Raporu ile ilgili mahkememize birleştirme talepli dava açılmış ve mahkememizin 2019/279 Esas ve 2019/242 Karar sayılı ilamı ile işbu dava ile bağlantı bulunması gerekçesiyle birleştirme kararı verilmiş, Halka açık ortaklık olan ... Altın A.Ş ile AKG Güvenlik arasında 20.03.2013 ve 11.06.2014 tarihinde imzalanan 01.04.2013-31.12.2014 tarihleri arasında geçerli olacağı kararlaştırılan güvenlik sözleşmeleri ile 668 sayılı KHK ile kapatılan Yaşam TV'ye özel koruma olarak sağlanan 1 adet personel maliyetinin ... Altın tarafından karşılanması ile ilgili olarak, tüzel kişiliklerin kendisini meydana getiren şahıslara bağlı olmayıp onlardan ayrı bağımsız bir varlığa sahip olması ve hem iç ilişkilerde hem de üçüncü kişilerle olan dış ilişkilerde ayrı bir varlığın, tüzel kişiliğin zorunlu olması anlamındaki şirketlerin bağımsızlık vasfı gereği ile çeliştiğinden, yukarıda "9" numaralı başlık altında medya şirketlerinin üstlendiği rol ve özgülendiği amacın ayrıntılı anlatımından anlaşılacağı üzere Yaşam TV'nin FETÖ/PDY'ye aidiyeti, iltisakı veya irtibatı bulunduğundan ve bu kapsamda üstlenmesi gereken yakın koruma güvenlik görevlisi giderlerinin ... Altın tarafından olağan ticari hayatın icaplarına ve basiretli tacir kavramına aykırı olarak üstlenilmesi nedeniyle 18.09.2018 tarihi itibarıyla en az 188.796,74 TL (adat hariç 114.404,43 TL) ... Altın'ın sermaye ve/veya malvarlığı kaybına uğratıldığı, söz konusu maliyetin ... Altın A.Ş tarafından üstlenilmesinin maliyet avantajı sağlaması amacıyla tek bir sözleşme ile yüklenilerek daha sonrasında ilgili şirketlere yansıtılması makul bir yaklaşım olarak değerlendirilebilecek iken somut olayda muhasebe kayıtları üzerine yapılan incelemede Yaşam TV'ye yansıtılmış bir gider kalemine rastlanılmadığı gibi ... Altın A.Ş yetkililerinin de gider yansıtılmasına ilişkin bu yönde bir beyanlarının bulunmadığı anlaşılmakla her ne kadar sanık ... üzerine atılı suçlamayı kabul etmemişse de sanığın savunmalarının kendisini suçtan kurtarmaya yönelik olduğu anlaşıldığından itibar edilmemiş ve sanık ...'in 6362 sayılı Kanun'un 110/1-b ve c maddelerindeki örtülü kazanç aktarımı yasağını ihlal derek maddenin atıf yaptığı TCK'nın 155/2 maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçunu işlediği vicdani kanaatine varılmıştır.
Yukarıda Yaşam Tv'ye özel koruma sağlanan personel giderleriyle ilgili düzenlenen 27.12.2018 tarih ve E-686 sayılı Denetleme Raporuna konu eylemin TCK'nın 43.maddesinin kapsamında kaldığından ayrıca bu hususta bilirkişi incelemesi yaptırılmasına gerek görülmemiştir.
Sanıklar ... ve ...'in işlediği sabit görülen eylemler neticesinde cezaların belirlenmesi ve bireyselleştirilmesi;
Sanık ...'in işlediği sabit görülen eylemler nedeniyle 6362 sayılı Kanun'un 110/1-b ve c maddelerinin atıf yaptığı 5237 sayılı TCK'nın 155/2 maddesi gereğince cezalandırılması yoluna gidilmiş, sanık hakkında subüt görülen eylemleri nedeniyle suçun işleniş biçimi, suç konusunun önem ve değeri, kastın yoğunluğu, fetö/pdy silahlı terör örgütünün amaçlarını gerçekleştirmeye yönelik eylemlerindeki tehlikenin ağır olması dikkate alınarak teşdiden ceza tayin edilmiş, sanığın tek bir suç işleme kararının icrası kapsamında aynı eylemi birden fazla kez işlemesi nedeniyle ilk derece mahkemesince sanık ... hakkında TCK'nın 43/1 maddesi gereğince zincirleme suç hükümleri uygulanmış ve temel cezasında 1/2 oranında artırım yapılmış, sanığın duruşmalardaki iyi hali nedeni ile öngörülen cezasında TCK'nın 62/1 maddesi gereğince 1/6 oranında takdiri indirim uygulanmıştır.
Sanık ...'in işlediği sabit görülen eylemler nedeniyle6362 sayılı Kanun'un 110/1-b ve c maddelerinin atıf yaptığı 5237 sayılı TCK'nın 155/2 maddesi gereğince cezalandırılması yoluna gidilmiş, sanık hakkında subüt görülen eylemleri nedeniyle suçun işleniş biçimi, suç konusunun önem ve değeri, kastın yoğunluğu, fetö/pdy silahlı terör örgütünün amaçlarını gerçekleştirmeye yönelik eylemlerindeki tehlikenin ağır olması dikkate alınarak teşdiden ceza tayin edilmiş, sanığın tek bir suç işleme kararının icrası kapsamında aynı eylemi birden fazla kez işlemesi nedeniyle ilk derece mahkemesince sanık hakkında TCK'nın 43/1 maddesi gereğince zincirleme suç hükümleri uygulanmış ve temel cezasında 1/4 oranında artırım yapılmış, sanığın duruşmalardaki iyi hali nedeni ile öngörülen cezasında TCK'nın 62/1 maddesi gereğince 1/6 oranında takdiri indirim uygulanmıştır.
Sanıklar Hamdi Akın... ve Pelin Zenginer hakkında kaçak olmaları sebebiyle atılı suç yönünden herhangi bir hüküm kurulmamış ve sanıklar hakkındaki dosya tefrik edilerek ilk derece mahkemesinin başka bir esasına kaydedilmiştir.
4.MÜSADERE
İpek ailesinin sahip oldukları şirketler, vakıf ve üniversite üzerinden yaptıkları faaliyetler göz önüne alındığında;
a.Halka açık şirketlerin halka arz gelirlerinin manipülatif işlemlerde kullanılması suretiyle elde edilen haksız kazancı ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün maddi yardımlarını kullanarak ... Altın A.Ş.'yi satın aldıkları ve büyüdükleri,
b.... Altın A.Ş.'nin elde ettiği karla medya sektörüne girdikleri, Bugün TV, Kanaltürk TV, Bugün Gazetesi ve Millet Gazetesini kurdukları ve/veya satın aldıkları, söz konusu medya kuruluşları vasıtasıyla örgütün amaçları doğrultusunda yayın politikası izledikleri,
c.... Altın A.Ş.'nin elde ettiği karla vakıf kurdukları, daha sonra bu vakfa bağlı bir üniversite kurdukları, FETÖ/PDY'nin legal görünümü olan eğitim ve vakıf faaliyetleri üzerinden örgüte hizmet ettikleri,
d.... Altın A.Ş., ...... Holding ve Özdemir Antimuan A.Ş. isimli şirketler üzerinden ...... Eğitim Hizmet Sosyal Yardım Vakfına gıda paketleri bağışlamış gibi faturalar tanzim ettikleri, vakıf üzerinden de köylere dağıtmış gibi tutanak tanzim ettikleri ancak söz konusu gıda paketlerini vakfa bağışlamadıkları, bir kısım faturalarda yer alan gıda paketlerini örgüte ait evler ve yurtlara gönderdikleri, bir kısım faturalarda yer alan gıda paketleri ise hiç alınmadığı halde bağışlanmış gibi fatura düzenleyerek faturada yer alan miktarı örgüte aktardıkları,
e.Himmetdede inşaatının yapımı işini vakıflarına bağlı... Üniversitesine ait olan İK Akademi isimli şirkete ihale ettikleri, normal şartlarda 50.000.000 ABD dolarına yapılacak inşaati 140.000.000 ABD dolarına ihale etmek suretiyle üniversiteye yaklaşık 90.000.000 ABD doları gizli aktarım yaptıkları ve bu suretle halka açık şirket ... Altın'ı zarara uğratmak suretiyle örtülü kazanç aktarımı suçunu işledikleri, aradaki farkı ise yukarıda ayrıntı şekilde anlatıldığı ve kabul edildiği üzere FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün eğitim kurumları arasında yer alan... Üniversitesine aktarılmak suretiyle örgütünün finanse edildiği.
f.Himmetdede inşaatını İK Akademiye ihale etmelerine rağmen söz konusu inşaatı fiilen ... Altın A.Ş.'nin yaptığı, dolayısıyla İK Akademinin yapmış gibi göründüğü inşaat üzerinden gerek İK Akademiye kesilen faturaların gerekse de İK Akademinin kestiği faturaların sahte olduğu,
g.2013 ve 2014 yıllarında yaklaşık 10.000.000 tane gruba ait Bugün ve Millet gazetesi Holding adına satın aldıkları, faturalar holding adına kesilmişse de söz konusu gazetelerin holdinge gelmediği, gerçek alıcısının holding olmadığı, gerçek alıcısından başka bir alıcıya kesildiği için söz konusu faturaların sahte olduğu, Holdingin bu sahte faturaları defterlerine yansıtarak sahte fatura kullandığı, bu gazetelerin üçüncü kişilere abonelik vasıtasıyla dağıtıldığı, bu abonelik gelirleri üzerinden örgüte gelir sağlandığı, söz konusu gazetelerde yoğun ve sistematik olarak örgüt propagandasının yapıldığı hususu da göz önüne alındığında örgütün sesinin bu gazeteler aracılığıyla toplumun geniş kesimlerine duyurulduğu, yine bu gazetelerin tirajı yüksek gösterilmek suretiyle Basın İlan Kurumundan haksız yere gelir sağlandığı, gazetelerin holding tarafından alınmış gibi gösterilerek parası holding tarafından ödenmişse de yansıtma faturalarıyla söz konusu gazetelerin maliyetinin ... Altına yansıtıldığı ve bu suretle halka açık şirket ... Altın'ı zarara uğratmak suretiyle örtülü kazanç aktarımı suçunu işledikleri,
h.Sanıklar ... ve ...'in emsal şirketlerden daha yüksek bedellerde kar payı, ücret, ikramiye aldıkları, bu suretle halka açık şirketleri zarara uğratarak örtülü kazanç aktarımı suçunu işledikleri, tanık ...'in de ...'in hesabına yatan bu şirket gelirlerinden birbirini takip eden günlerde yüklü miktarlarda paralar çektiği, bu çekilen paraların örgüte parçalanmak suretiyle aktarıldığı, sanık ...'in halka açık şirketleri zarara uğratarak aldığı emsallerinden yüksek miktardaki kar paylarını örgüt amaçları için kullandığı,
ı.26.06.2015 tarihine kadar yarısına sahip oldukları Atlantik Eğitim Kurumları üzerinden örgütün topladığı himmet paralarını şirketin ticari faaliyetinden elde edilmiş gibi sisteme soktukları,
i.26.06.2015 tarihine kadar yarısına sahip oldukları Atlantik Eğitim Kurumlarına, kendilerine ait Holdingten SWİFT işlemleri yapmak suretiyle para aktardıkları, bu aktarılan paraların da ABD ve Rusya'da faaliyet gösteren FETÖ/PDY ile irtibatlı kurum ve kuruluşlara gönderildiği,
j.Halka açık şirketler üzerinden emsallerinden yüksek miktarda üniversiteye ve vakfa bağış yapıldığı, yine medya kuruluşlarına fon/kaynak aktarımı yapılmak suretiyle üniversite, vakıf ve medya kuruluşlarının faaliyetlerinin devam etmesini sağladığı, söz konusu kuruluşların halka açık şirketlerden elde ettiği gelirlerle ayakta durabildiği, bu suretle halka açık şirketlerin zarara uğratıldığı, örtülü kazanç aktarımı suçunun işlendiği yapıldığı ilk derece mahkemesince sabit görülmüştür.
Sanıklar Hamdi Akın..., ..., Pelin Zenginer ve ...'in kontrolünde olan şirketlerin özellikle maden sektörüne girmek suretiyle sahip oldukları ekonomik gücü büyütmelerinde hisse manipülasyonları yoluyla elde ettikleri haksız kazanç ve örgütün kaynaklarından sağlanmış olan parasal kaynakları kullandıkları, sanıkların söz konusu şirketler üzerinde sahip oldukları payların kendilerine sağladığı yönetim ve hakim ortak statüsünü kullanarak şirketleri örgütün talimatlarıyla yönettikleri, şirketlerin elde ettiği gelirleri örgütün amaçları doğrultusunda kullandıkları, bu amaçlar uğruna vergi usul kanunu kapsamında sahte fatura düzenleme ve kullanma suçlarını işledikleri, yine halka açık şirketlerin elde ettiği gelirleri söz konusu şirketleri zarara uğratarak örgüt amaçları doğrultusunda kullandıkları, bu amaçlar uğruna örtülü kazanç aktarımı suçlarını işledikleri, dolayısıyla sanıkların yönetim kontrolünde olan şirketlerin faaliyetleri itibariyle teröre ve terör örgütlerine tahsis edildiği ilk derece mahkemesince kabul edilmiştir.
Sanıkların söz konusu şirketleri, vakfı ve üniversiteyi örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesine tahsis ettikleri, vakfı ve üniversiteyi şirketin gelirleriyle finanse ettikleri, şirketlerin kaynaklarının örgüt faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi için kullanıldığı, şirketlerin büyümesi sürecinin de gerek SPK kapsamında hisse manipülasyonları gerekse de FETÖ/PDY'nin maddi destekleriyle gerçekleştiği, terör örgütünün ve sermaye piyasası usulsüzlüklerinin katkılarıyla büyüyen şirketlerin büyüdükten sonraki aşamada ise örgüt amaçlarını gerçekleştirmeye özgülenmesi ve örgütün amaçlarını finanse etmesi nedeniyle sanıkların şirketlerdeki paylarının sağladığı hakimiyeti örgüt talimatları ile örgüt amaçları doğrultusunda kullanmaları ve bu durumun süreklilik arz etmesi nedeniyle yukarıda belirtilen Anayasa, İnsan Hakları Sözleşmesi ve Kanunların ilgili maddeleri dikkate alınarak demokratik anayasal düzene, temel hak ve hürriyetler ile milli güvenliğe yönelik oluşturduğu tehlikenin başka suretle de giderilememesi nedeniyle payları oranındaki hisselerinin tamamının müsadere edilmesine karar verilmiştir.
5.SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNE ÜYE OLMA SUÇU BAĞLAMINDA SANIKLARIN HUKUKİ DURUMLARININ TESPİTİ
a.Sanık ... Yönünden:
Sanığın şirketlerin borsa manipülasyonları ve FETÖ/PDY'nin mali destekleri ile büyüdüğü süreçte şirketlerde ortak, yönetim kurulu üyesi, icrai yetkiye sahip yönetim kurulu üyesi olarak dahlinin bulunduğu, şirketleri FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amaçlarını gerçekleştirmek için yöneten kişilerden biri olduğu, örgüt amaçları doğrultusunda medya şirketleri, vakıf ve üniversite kurduğu, bu kuruluşlarla örgüt amaçlarının gerçekleştirilmesine yönelik faaliyetlerde bulunduğu, bu kuruluşları halka açık şirketlerin elde ettiği gelirlerle finanse ettiği, bu kararlarda yönetim kurulu üyesi ve hakim ortak olarak imzasının bulunduğu, ...... Holding'in yarısına sahip olduğu Atlantik Eğitim Kurumları üzerinden ...... Holding tarafından bağış adı altında "himmet" paraları aktarılması işlemlerine yönetim kurulu üyesi olarak imza attığı, şirketler üzerindeki hakimiyetini örgüt amaçları doğrultusunda örgüt talimatıyla kullandığı, örgütün kuruluşundan itibaren kendisine hedef koyduğu devleti ele geçirme amacını gerçekleştirmek için yaptığı faaliyetlerini finanse ettiği, bu amaçla faaliyetler yürütüğü ve sahibi olduğu şirketleri, vakfı ve üniversiteyi örgütün amaçlarına özgülediği kabul edilen sanığın, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2019/8209 esas ve 2019/8039 karar sayılı, 2019/4294 esas ve 2019/7267 sayılı kararında " ... Ancak yardım teşkil eden faaliyetlerde devamlılık, çeşitlilik veya yoğunluk var ise örgüt üyesi olarak da kabul edilebilecektir..." denildiği üzere eylemlerindeki çeşitlilik, yoğunluk ve süreklilik itibariyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu hususunda ilk derece mahkemesince tam vicdani kanaate varılmakla, sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkumiyetine,
Şirketlerdeki paylarının sağladığı hakim ortaklık ve yönetim kurulu üyeliği sayesinde örgüt amaçları doğrultusunda şirketleri yönetmesi, örgüt talimatlarıyla alınan kararları uygulaması, şirketleri FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amaçlarına tahsis etmesi nedeniyle şirketlerdeki payları oranındaki hisselerinin TCK'nın 54/1 maddesi gereğince müsaderesine karar verilmiştir.
b. Sanık ... Yönünden:
Sanığın şirketlerin borsa manipülasyonları ve FETÖ/PDY'nin mali destekleri ile büyüdüğü süreçte şirketlerde ortak, yönetim kurulu üyesi, icrai yetkiye sahip yönetim kurulu üyesi olarak dahlinin bulunduğu, şirketleri FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amaçlarını gerçekleştirmek için yöneten kişilerden biri olduğu, örgüt amaçları doğrultusunda medya şirketleri, vakıf ve üniversite kurduğu, bu kuruluşlarla örgüt amaçlarının gerçekleştirilmesine yönelik faaliyetlerde bulunduğu, bu kuruluşları halka açık şirketlerin elde ettiği gelirlerle finanse ettiği, bu kararlarda yönetim kurulu üyesi ve hakim ortak olarak imzasının bulunduğu, ... tarafından hesabına "himmet" parası olduğu kabul edilen yüklü miktarda nakit paralar yatırıldığı, yatırılan bu paraları aynı ... yurt dışındaki hesaplarına aktardığı ve bu suretle paranın izinin kaybedildiği, yine tanık ... tarafından hesabından birbirini takip eden günlerde yüklü miktarda paralar çekildiği, çekilen bu paraların sanığın talimatları doğrultusunda üçüncü kişilere verildiği, tanık anlatımları dikkate alınarak bu paraların da "himmet" olarak örgüte aktarıldığının kabul edildiği,
MASAK tarafından tanzim edilen 20.03.2018 tarihli rapora göre FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ait Bank ... isimli bankaya örgüt liderinin bankanın kurtarılması talimatını vermesinden sonra 07.02.2014 tarihinde açtığı hesaba 2014 yılının Şubat ayında 100.000 TL para yatırarak bankanın kurtarılması için bankaya maddi destek sağladığı, hesabını örgüt liderinin talimatı sonrası açması nedeniyle ilk derece mahkemesince rutin hesap hareketleri olarak değerlendirilmediği, sanığın şirketler üzerindeki hakimiyetini örgüt amaçları doğrultusunda örgüt talimatıyla kullandığı,
Örgütün kuruluşundan itibaren kendisine hedef koyduğu devleti ele geçirme amacını gerçekleştirmek için yaptığı faaliyetlerini finanse ettiği, bu amaçla faaliyetler yürütttüğü ve sahibi olduğu şirketleri, vakfı ve üniversiteyi örgütün amaçlarına özgülediği kabul edilen sanığın, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2019/8209 esas ve 2019/8039 karar sayılı, 2019/4294 esas ve 2019/7267 sayılı kararında " ... Ancak yardım teşkil eden faaliyetlerde devamlılık, çeşitlilik veya yoğunluk var ise örgüt üyesi olarak da kabul edilebilecektir... " denildiği üzere eylemlerindeki çeşitlilik, yoğunluk ve süreklilik itibariyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu hususunda ilk derece mahkemesince tam vicdani kanaate varılmakla, sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkumiyetine,
Şirketlerdeki paylarının sağladığı hakim ortaklık ve yönetim kurulu üyeliği sayesinde örgüt amaçları doğrultusunda şirketleri yönetmesi, örgüt talimatlarıyla alınan kararları uygulaması, şirketleri FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amaçlarına tahsis etmesi nedeniyle şirketlerdeki payları oranındaki hisselerinin TCK'nın 54/1 maddesi gereğince müsaderesine karar verilmiştir.
c.Sanık ... Yönünden:
1980 yılında... Matbaacılıkta işe giren, 1997 yılında ... Davetiye'nin genel müdürü olan, 2005 yılında ise ... Davetiye'nin yönetim kurulu üyesi olan, daha sonraki süreçte ise medya şirketlerinin yönetim kurullarında görev alan sanığın... ailesine ait medya şirketlerinde yönetim kurulu üyesi olduğu, Bugün TV isimli şirkette 09.06.2008-26.10.2015 tarihleri arasında yönetim kurulu üyesi olduğu, 29.06.2010 tarihinden sonra ise münferid imzası ile şirketi temsil ve ilzam yetkisine sahip olduğu, Yaşam TV (KanalTürk TV) isimli şirkette 29.05.2009-26.10.2015 tarihleri arasında yönetim kurulu üyesi olduğu ve şirketi temsil ve ilzama yetkili şahıs olduğu, ... Basın Basım A.Ş.'nin 25.02.2014-26.10.2015 tarihleri arasında yönetim kurulu üyesi olduğu ve şirketi temsil ve ilzama yetkili olduğu görülmekle söz konusu medya şirketlerinin yönetiminde söz sahibi olduğu örgüt amaçları doğrultusunda medya şirketlerini yönettiği, bu tür yayınların devamlılık ve süreklilik arz etmesine rağmen yayın politikasına müdahale etmediği, yayın politikasından sorumlu personele yönelik bu tür yayınlar nedeniyle herhangi bir girişimde bulunmadığı, örgüt talimatı doğrultusunda şirketleri yönettiği,
FETÖ/PDY'nin amaçlarına özgülenen vakıf ve üniversitenin 2009-2011 yılları arasında vakıf yönetim kurulunda, 2009-2013 yılları arasında ise vakıf mütevelli heyetinde, 2011-2015 yılları arasında vakfa bağlı... Üniversitesi'nin mütevelli heyetinde görev aldığı, örgütün kuruluşundan itibaren kendisine hedef koyduğu devleti ele geçirme amacını gerçekleştirmek için yaptığı faaliyetlere hizmet eden en önemli unsurlardan biri olan medya yapılanmasında görev aldığı, medya üzerinden örgütün amaçlarına hizmet ettiği, örgüt emir ve talimatları doğrultusunda medya şirketlerini yönettiği kabul edilen sanığın, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2019/8209 esas ve 2019/8039 karar sayılı, 2019/4294 esas ve 2019/7267 sayılı kararında " ... Ancak yardım teşkil eden faaliyetlerde devamlılık, çeşitlilik veya yoğunluk var ise örgüt üyesi olarak da kabul edilebilecektir..." denildiği üzere eylemlerindeki çeşitlilik, yoğunluk ve süreklilik itibariyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu hususunda ilk derece mahkemesince tam vicdani kanaate varılmakla, sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkumiyetine,
Şirketlerden bazılarında sanık ...'nün de paylarının olduğu ancak sanığın söz konusu payları... ailesinin mensubu olan Hamdi Akın..., ..., ... ve Pelin Zenginer'in kontrolüne bıraktığı, bu payların da örgüt amaçları doğrultusunda kullanıldığı, örgüt amaçlarına tahsis edildiği mahkememizce değerlendirildiğinden bu paylar oranındaki hisselerin de TCK'nın 54/1 maddesi gereğince müsaderesine karar verilmiştir.
d.Sanık ... Yönünden:
Sanığın... grubunda 2007 yılında çalışmaya başladığı... ailesine ait medya şirketlerinde yönetim kurulu üyesi olduğu, Bugün TV isimli şirkette 22.11.2012-26.10.2015 tarihleri arasında icrai yetkiye sahip yönetim kurulu üyesi olduğu, Yaşam TV (KanalTürk TV) isimli şirkette 22.11.2012-26.10.2015 tarihleri arasında yönetim kurulu üyesi olduğu, ... Basın Basım A.Ş.'nin 04.12.2012-26.10.2015 tarihleri arasında yönetim kurulu üyesi olduğu, 25.02.2014 tarihinden itibaren şirketi icrai yetkiye sahip olduğu görülmekle söz konusu medya şirketlerinin yönetiminde söz sahibi olduğu, örgüt amaçları doğrultusunda medya şirketlerini yönettiği, bu tür yayınların devamlılık ve süreklilik arz etmesine rağmen yayın politikasına müdahale etmediği, yayın politikasından sorumlu personele yönelik bu tür yayınlar nedeniyle herhangi bir girişimde bulunmadığı, tüm bu hususların sanığın örgüt talimatı doğrultusunda şirketleri yönettiğini gösterdiği,
14.02.2017 tarihinde soruşturma aşamasında avukat huzurunda verdiği ifadesinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lideri Fetullah Gülen'i tanıdığını, 2004 yılında yanına gittiğini, 2006-2009 yılları arasında FETÖ/PDY'ye burs ve kurban adı altında bağış verdiğini, 2006-2009 yılları arasında yaptığı bağış miktarının kurban ve burs ücreti olarak yaklaşık 100.000 TL olduğunu, 2009 yılı öncesinde adını hatırlamadığı komşularını Zaman Gazetesine abone yaptırdığını, bu aboneliklerin ücretinin kendileri tarafından ödendiğini, 5-6 yıl sürdüğünü ikrar ettiği,
MASAK tarafından tanzim edilen 20.03.2018 tarihli raporda da görüleceği gibi FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ait Bank ... isimli bankaya örgüt liderinin bankanın kurtarılması talimatını vermesinden sonra 04.10.2006 tarihinde doğan oğlu Burhan Emre Ekinci adına 26.09.2014 tarihinde hesap açtığı, bu hesaba 2014 yılının Eylül ayında 19.895,00 TL para yatırdığı,
18.07.2019 tarihli bilirkişi raporuna göre sanık adına kayıtlı 0533 718 84 82 numaralı GSM hattına 14.08.2014-02.04.2016 tarihleri arasında BTK verilerinden alınan HIS-CGNAT kayıtlarına göre söz konusu telefon hattı üzerinden ... sunucuları sistemlerine ait olduğu bilinen 9 adet hedef IP adres arasında yer alan 46.166.160.137 IP numarası ile 47 farklı günde toplam 945 defa iletişim kurduğu, 0533 718 84 82 numaralı GSM hattının 14.08.2014-09.02.2017 tarihleri arasında GPRS kayıtları ile 14.08.2014-02.04.2016 tarihleri arası HIS-CGNAT (internet trafik) kayıtları karşılaştırıldığında sinyal alınan baz istasyonu kayıtları ile HIS-CGNAT kayıtlarındaki baz istasyonu bilgilerinin genel olarak birbirleriyle uyumlu olduğu, GPRS ve HIS-CGNAT kayıtları esnasındaki iletişimin sağlanması için GSM operatörü sistemleri tarafından atanan Kaynak IP ve Özel IP değerlerinin tam olarak eşleştiği, HIS-CGNAT bağlantılarının GPRS-DATA kullanım süresi esnasındaki bağlantı saat ve süresi içinde kaldığı, HIS-CGNAT ile GPRS-DATA kayıtlarının teknik olarak uyumlu olduğu, yaptığı bağlantı sayısının da bu durumu doğruladığı, yine HIS-CGNAT ile GPRS-DATA kayıtlarının uyumlu olduğu mahkememizce değerlendirilmekle yukarıda yer alan diğer deliller de dikkate alınarak sanığın örgüt üyelerinin münhasıran kullanımında olan ... programını kullandığı, örgütün kuruluşundan itibaren kendisine hedef koyduğu amacını devleti ele geçirme gerçekleştirmek için yaptığı faaliyetlere hizmet eden en önemli unsurlardan biri olan medya yapılanmasında görev alan sanığın medya üzerinden örgütün amaçlarına hizmet ettiği, örgüt emir ve talimatları doğrultusunda medya şirketlerini yönettiği de anlaşılan sanığın, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2019/8209 esas ve 2019/8039 karar sayılı, 2019/4294 esas ve 2019/7267 sayılı kararında " ... Ancak yardım teşkil eden faaliyetlerde devamlılık, çeşitlilik veya yoğunluk var ise örgüt üyesi olarak da kabul edilebilecektir..." denildiği üzere eylemlerindeki çeşitlilik, yoğunluk ve süreklilik itibariyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu hususunda ilk derece mahkemesince tam vicdani kanaate varılmakla, sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkumiyetine karar verilmiştir.
e.Sanık ... Yönünden:
İpek ailesine ait olan Angel's Peninsula isimli otelin CEO'luğu görevini yapan sanık ...'ın, FETÖ/PDY'nin kamuoyuna mal olmuş soruşturma ve kovuşturmalarında görev alan şu an firari konumda bulunan Zekeriya Öz isimli şahsın Hasan Sezer sahte ismiyle otelde kalmasını sağladığı, konaklama ücretinin ...... Holding tarafından ödendiği,
Sanığın alınan savunmalarında kendisinin kullanımında olduğunu beyan ettiği 0532 452 82 11 numaralı GSM hattıyla ilgili olarak aldırılan 30.07.2019 tarihli bilirkişi raporuna göre... İnşaat A.Ş. adına kayıtlı 0532 452 82 11 numaralı GSM hattına 01.01.2014-31.12.2016 tarihleri arasında BTK verilerinden alınan HIS-CGNAT kayıtlarına göre söz konusu telefon hattı üzerinden ... sunucuları sistemlerine ait olduğu bilinen 9 adet hedef IP adres arasında yer alan 46.166.160.137 IP numarası ile 70 farklı günde toplam 8284 defa Ankara (6339 defa), Balıkesir (48 defa), Bolu (49 defa), Diyarbakır (171 defa), İstanbul (1091 defa), İzmir (37 defa), Kayseri (201 defa), Kırıkkale (6 defa), Kırşehir (31 defa), Kocaeli (17 defa), Muğla (220 defa), Nevşehir (22 defa), Niğde (18 defa) illerindeki adreslerde kurulu olan baz istasyonlarından sinyal alarak iletişim kurduğu, HIS-CGNAT internet trafik kayıtlarının analizine göre ... sunucularına ait IP'lere ilk iletişim tarihinin 11.08.2014 tarihi olduğu, söz konusu hattın 23.08.2014-10.10.2014 tarihleri arasında Ankara ili Yenimahalle ilçesi, Gayret Mahallesinde bulunan baz istasyonlarından baz aldığı, sanığın ikamet kayıtlarında yer alan Aden Konutları Gayret Mahallesi İstiklal Caddesi No: 5-A D:46 Yenimahalle/Ankara ve Gayret Mahallesi Oruç Reis Sokak No:5A D:46 Yenimahalle/Ankara ikamet adres kayıtları ile eşleşen 825 CGNAT kaydının olduğu, 20.08.2014 tarihinde Ankara ili Çankaya ilçesi Nenehatun Caddesinde bulunan baz istasyonundan baz aldığı, bu baz kaydının ...'ın ikamet kayıtlarında yer alan Nenehatun Caddesi No:105 Gaziosmanpaşa/Ankara ikamet adres kaydıyla eşleştiği, söz konusu hattı ...'ın kullandığı yönünde kanaatin hasıl olduğunun belirtildiği, yaptığı bağlantı sayısının da bu durumu doğruladığı, yine HIS-CGNAT ile GPRS-DATA kayıtlarının uyumlu olduğu dikkate alınarak sanığın örgüt üyelerinin münhasıran kullanımında olan ... programını kullandığı,
FETÖ/PDY'nin amaçlarına özgülendiği kabul edilen... ailesine ait üniversitenin 23.11.2013-19.11.2015 tarihleri arasında mütevelli heyetinde görev aldığı, örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hale geldiği, üst düzey hükümet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda “paralel yapı” veya “terör örgütü” olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten sonra da bu görevine devam ettiği belirlenerek sanığın, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2019/8209 esas ve 2019/8039 karar sayılı, 2019/4294 esas ve 2019/7267 sayılı kararında " ... Ancak yardım teşkil eden faaliyetlerde devamlılık, çeşitlilik veya yoğunluk var ise örgüt üyesi olarak da kabul edilebilecektir..." denildiği üzere eylemlerindeki çeşitlilik, yoğunluk ve süreklilik itibariyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu hususunda ilk derece mahkemesince tam vicdani kanaate varılmakla, sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkumiyetine karar verilmiştir.
f.Sanık ... Yönünden:
...'in yeğeni olup Akın... ve ...'in de kuzeni olan, İK Akademi'nin 2012-2016 yılları arasında icrai yetkiye sahip yönetim kurulu üyesi, aynı zamanda vakfa bağlı... Üniversitesinin 18.06.2014-19.11.2015 tarihleri arasında mütevelli heyeti üyeliği görevinde bulunan sanığın... ailesine ait medya şirketlerinde yönetim kurulu üyesi olduğu, Bugün TV isimli şirkette 22.11.2012-05.05.2015 tarihleri arasında yönetim kurulu üyesi olduğu ve şirketi münferid imzası ile temsil ve ilzam yetkisine sahip olduğu, Yaşam TV (KanalTürk TV) isimli şirkette 29.05.2009-22.11.2012 tarihleri arasında yönetim kurulu üyesi olduğu,
Medya şirketlerinin yönetiminde söz sahibi olduğu, örgüt amaçları doğrultusunda medya şirketlerini yönettiği, bu tür yayınların devamlılık ve süreklilik arz etmesine rağmen yayın politikasına müdahale etmediği, yayın politikasından sorumlu personele yönelik bu tür yayınlar nedeniyle herhangi bir girişimde bulunmadığı, örgüt talimatı doğrultusunda şirketleri yönettiği,
2012-2016 yılları arasında İK Akademi A.Ş. isimli şirkette yönetim kurulu başkanlığı yaptığı, Himmetdede inşaatının yapımı sürecinde inşaatı İK Akademi A.Ş.'ye ihale ettikleri halde ... Altın A.Ş.'nin yaptığının anlaşıldığı, İK Akademi A.Ş., inşaatı yapmadığı halde yapmış gibi sahte hak ediş faturaları tanzim ettiği, bunun sonucunda FETÖ/PDY ile ilişkili üniversiteye yaklaşık 100.000.000 ABD dolarını gizli aktarım yaparak finansman sağladıkları, sanığın bu süreçte İK Akademinin yönetim kurulu başkanı olması nedeniyle görev aldığı, sahte faturalar düzenleyip kullandığı, bu nedenle sahte fatura düzenlemek ve kullanmak suçlarından mahkum edildiği,
Vakfa bağlı... Üniversitesinin 18.06.2014-19.11.2015 tarihleri arasında mütevelli heyeti üyeliği görevinde de bulunduğu söz konusu sahte faturaların ve gizli para aktarımı hususlarının amacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne finansman sağlanması amacıyla devamlı ve sürekli bir şekilde yapıldığı değerlendirildiğinde, örgütün kuruluşundan itibaren kendisine hedef koyduğu devleti ele geçirme amacını gerçekleştirmek için yaptığı faaliyetlere hizmet eden en önemli unsurlardan biri olan medya yapılanmasında görev aldığı medya üzerinden örgütün amaçlarına hizmet ettiği, örgüt emir ve talimatları doğrultusunda medya şirketlerini yönettiği kabul edilen sanığın, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2019/8209 esas ve 2019/8039 karar sayılı, 2019/4294 esas ve 2019/7267 sayılı kararında " ... Ancak yardım teşkil eden faaliyetlerde devamlılık, çeşitlilik veya yoğunluk var ise örgüt üyesi olarak da kabul edilebilecektir..." denildiği üzere eylemlerindeki çeşitlilik, yoğunluk ve süreklilik itibariyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu hususunda ilk derece mahkemesince tam vicdani kanaate varılmakla, sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkumiyetine,
g.Sanık ... Yönünden:
Sanık ...'ın yıllar itibariyle Eurogold, Normandy ve son olarak 2005 yılında ... Altın A.Ş olarak değişen şirkette 2008 yılında satın alma görevlisi olarak çalışmaya başladığı ve 2012 yılında ... Tedarik A.Ş'de Genel Müdür olarak görev yürüttüğü, genel müdürlük görevini kayyım atanma tarihi olan 26.10.2015 tarihine kadar sürdürdüğü,
... Grubu şirketlerin ve özelde ... Altın A.Ş'nin özgülendiği amaç ve yapılan hukuka aykırı işlemler sebebiyle ayrıca suç oluşturduğu değerlendirilen ve tespit edilen eylemlerle ilgili yaşanan süreçte sanık ... ile ilgili;
Kom İnceleme Raporu-1 başlıklı D-59 nolu tutanakta sanık ...'ın dosyası tefrik edilen Ali Kılıçarslan'a göndermiş olduğu 27.10.2013 tarih ve "üniversitesi denetim raporları" konulu mail incelendiğinde vakıf üniversitesine sağlanan vergi muafiyeti ile ilgili araştırma yaptıkları ve bunu FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne özgülendiği sabit olan... Üniversitesi üzerinden gerçekleştirme yoluna gidildiği tespitine yer verildiği,
Kom İnceleme Raporu-1 D-64 nolu tutanakta dosyası tefrik edilen Ali Kılıçarslan'ın sanık ...'ye gönderdiği dosya dışı Haydar Erkoç isimli şahsın da sanıklar ..., ..., dosya dışı Gürkan Atamal, Didem Güneri ve dosyası tefrik edilen Ali Kılıçarslan'a gönderilen 03.10.2014 tarih ve "teşekkür ve dua" konulu mail incelendiğinde fetö/pdy silahlı terör örgütüne aidiyeti sabit görülen Kimse Yok Mu Derneği'ne yapılan kurban bağışlarının derneğe yapılması sebebiyle teşekkür mesajının yer aldığı, yine sanık ...'ın dosyası tefrik edilen Ali Kılıçarslan'a göndermiş olduğu 10.09.2012 tarih ve "kurban bağışları hk" konulu mail incelendiğinde de sanık ...'in kendisine gelen maile "kendimiz kesmiycez mi? danaya giriyoruz yani di mi? bende sucuk yapmaya niyetlenmiştim etten..." şeklinde cevaplayarak derneğe yapılan kurban bağışına katıldığı ve sanık ... ve diğer ... Altın A.Ş çalışanlarının bu şekilde örgütlenerek örgüte müzahir derneğe maddi destek sağladıklarının tespitine yer verildiği,
Kom İnceleme Raporu-2 başlıklı D-152 nolu tutanakta sanık ...'ın masasında bulunan bilgisayarda "... local data" klasöründe yer alan pictures klasöründe kamuoyunda Fetö/pdy silahlı terör örgütü lehine algı oluşturması ile bilinen "fuatavni" isimli twitter hesabını takip ederek "Cemaatin müesseselerinde çalışanlar ve Cemaat mensubu diye fişlenenler teknik ve fizik takibe alınacak" şeklindeki twite djital olarak kopyaladığı tespitine yer verildiği,
İK Akademi İnşaat Vergi Denetim Raporu başlıklı Vergi Tekniği Raporunda ... Altın İşletmeleri A.Ş'nin Himmetdede Altın Madeni Tesis İnşaatının İK Akademi A.Ş'ye yaptırmasına ilişkin iş ve işlemlerin incelendiği ve raporun 41 ve 42. Sayfalarında yer alan sanık ...'ın sanık ...'e göndermiş olduğu 15.08.2012 tarih ve "IK akademi sözleşmesi" konulu mail; sanık ...'ın sanık ...'e göndermiş olduğu 15.08.2012 tarih ve "EK7 YAPIM SÖZLEŞME" konulu mail; raporun 43. Ve 44. sayfalarında yer alan dosya dışı Nevzat Esmer'in sanıklar ..., Fikre Şayan ve dosyası tefrik edilen Ali Kılıçarslan'a göndermiş olduğu 17.09.2012 tarih ve "IK akademi sözleşmesi" konulu mail; dosyası tefrik edilen Ali Kılıçarslan'ın sanıklar ... ve ...'a göndermiş olduğu 20.09.2012 tarih ve "ik akademi himmetdede sözleşmesi" konulu mail; raporun 47., 48., 49., 50., 51., 52., 53. ve 54. sayfalarında yer alan sanık ...'ın dosya dışı Serhan Umurhan'a göndermiş olduğu ve bilgi olarak da sanık ...'e gönderilen 14.08.2012 tarih ve "himmetdede ekipman satınalma hk." konulu mail, dosya dışı Emre Erkan'ın dosyası tefrik edilen Ali Kılıçarslan'a gönderdiği ve bilgi olarak da dosya dışı Serhan Umurhan ile sanıklar ... ve ...'a göndermiş olduğu 23.11.2012 tarih ve "Himmetdede Projesi Bantlar, Karbon Fırını ve Electroliz Cell'leri" konulu mail; dosyası tefrik edilen Ali Kılıçarslan'ın sanıklar ..., ... ve dosya dışı Serhan Umurhan, Selçuk Ayşakar, Nejat Kaya ve Ali Rıza Tunç'a bilgi olarak göndermiş olduğu 04.09.2012 tarih ve "himmetdede hlp ihalesi hk." konulu mail; sanık ...'ın sanık ..., dosya dışı Serhan Umurhan ve dosyası tefrik edilen Ali Kılıçarslan'a göndermiş olduğu 27.02.2012, 29.02.2012 tarihli ve "Himmetdede Joemembran alımı" konulu mailler hep birlikte değerlendirildiğinde ... Altın A.Ş ile İK Akademi A.Ş arasında daha öncesinde imzalanmış olması gereken sözleşmenin sonradan değişiklikler yapılarak ilişkili kurumları temsil eden kişiler arasında yapılan görüşmeler sonucunda zuhule getirildiği ve mail içeriklerinden sanık ...'ın bu sözleşmenin düzenlenmesi aşamalarında yer alarak sanığın tamamen kurgu olarak ilişkili taraflar arasında gerçekleştirilen ihale ve sözleşmede dahlinin bulunduğu ve sanığın şirket hiyerarşisi içinde aldığı talimatları yerine getirerek sonrasında yapılan örtülü kazanç aktarımına zemin hazırladığı,
Tüm bu hususlar ile sanığın şirketler içerisindeki konumu dikkate alındığında her ne kadar sanık ... aşamalarda alınan savunmalarında Fetö/pdy silahlı terör örgütüne üye olmadığını ve yardımda bulunmadığını beyanla üzerine atılı suçlamayı kabul etmemişse de sanığın ... Altın A.Ş' de satın alma şefliği ve ...... Tedarik A.Ş'de Genel Müdür olarak görev yaptığı süreçte ... Grubu şirketlerinin özgülendiği amaç doğrultusunda işlemesinde rol üstlendiği ve hukuka aykırı eylemlerden (örtülü kazanç aktarımları ve finansal destek) haberdar olarak talimatları şirket hiyerarşisi içinde yerine getirdiği, şirketlerde herhangi bir hissesi bulunmayan ya da hisseyi temsil etmeyen sanığın örgütün hiyerarşisi içinde yer aldığına dair herhangi bir delil mahkememize yansımamışsa da yukarıda yer verilen mailler ve ... Grubu şirketlerin Fetö/pdy silahlı terör örgütünün finans odağı haline gelmesi ve silahlı terör örgütünün bir parçası haline gelmelerini medya şirketleri aracılığı ile alenen ilan ettiklerine dair yapılan değerlendirmeler de dikkate alındığında sanığın ... grubu şirketlerin özgülendiği amacı bilerek çalışmaya devam etmesinin tek başına bireysel ve aile yükümlülüğünün yerine getirilmesi kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmadığı, bu sebeplerle sanığın bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hale geldiği, üst düzey hükümet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda “paralel yapı” veya “terör örgütü” olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçte sonrasında da ... grubu şirketlerin özgülendiği amacı bilerek çalışmaya devam etmesi ve bu minvalde ( kurban bağışı) örgüte maddi destek sağladığına dair yapılan tespitler dikkate alındığında sanığın kendisini suçtan kurtarmaya yönelik savunmalarına itibar edilmemiş, sanığın yukarıda tespitleri yapılan eylemlerinin bir bütün olarak örgüte yardım mahiyetinde olduğu anlaşıldığından sanığın örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte örgüt menfatine konu ve işlemlerde örgüte bilerek ve isteyerek hizmet etmek ve maddi destek vermek şeklinde gerçekleştiği ilk derece mahkemesince sabit görülen eylemi nedeniyle sanığın 5237 sayılı TCK'nın 220/7 nci maddesi delaletiyle aynı kanunun 314/2, 3713 sayılı yasanın 5/1 nci maddesi, 53/1-2-3, 58/9. maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Sanığın ... Altın A.Ş'de satın alma görevlisi olarak çalışmaya başladığı ve 2012 yılında ... Tedarik A.Ş'de Genel Müdür olarak görev yürüttüğü, sanığın genel müdürlük görevini kayyım atanma tarihi olan 26.10.2015 tarihine kadar görevine devam ettiği FETÖ/PDY'ye örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hale geldiği, üst düzey hükümet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda “paralel yapı” veya “terör örgütü” olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçte ve sonrasında sanığın şirkette sahip olduğu pozisyon da dikkate alındığında ... grubu şirketlerin fetö/pdy silahlı terör örgütünün amacına özgülendiğini bilmemesi mümkün olmadığından hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümleri ilk derece mahkemesince uygulanmamıştır.
h.Sanık ... Yönünden:
Sanık ...'in ... Grubu şirketlerden... Matbaacılıkta başladığı çalışma ... Altın A.Ş'de Yönetim Kurulu Genel Sekreterliği görevi ile devam ettiği, bu görevi kayyım atanma tarihi olan 26.10.2015 tarihine kadar sürdürdüğü,
... Grubu şirketlerin ve özelde ... Altın A.Ş'nin özgülendiği amaç ve yapılan hukuka aykırı işlemler sebebiyle ayrıca suç oluşturduğu değerlendirilen ve tespit edilen eylemlerle ilgili yaşanan süreçte sanık ... ile ilgili;
Kom İnceleme Raporu-2 başlıklı D-135 nolu tutanakta ozdemir@....com.tr isimli kullanıcının sanık ...'e göndermiş olduğu 02.12.2014 tarih ve "Akin Beye iletilecek Lütven" konulu mail incelendiğinde Fetö/pdy silahlı terör örgütüne yönelik başlatılan adli operasyonların firari sanık Hamdi Akın...'den bahsedilerek tepki gösterildiği, bu mailin sanık ...'e gönderilmesinin sanığın şirket içinde ve örgütsel bağlılık bakımından firari sanık Hamdi Akın...'e kolay ulaşabilecek konuma sahip olduğunu gösterdiği,
Sanığın ...... Eğitim Sağlık Hizmet Yardım Vakfı denetim kurulu üyeliği (kuruluş-06.07.2009, 24.02.2011-27.02.2013) ve... Üniversitesi mütevelli heyetinde (18.06.2014-19.11.2015) görev yapmış olması sanığın FETÖ/PDY terör örgütüne özgülendiği kabul edilen ... Grubu şirketleri içinde etkinliğini ve önemini ortaya koyduğu,
Tüm bu hususlar ile sanığın şirketler içerisindeki konumu dikkate alındığında her ne kadar sanık ... aşamalarda alınan savunmalarında Fetö/pdy silahlı terör örgütüne yardımda bulunmadığını beyanla üzerine atılı suçlamayı kabul etmemişse de sanığın örgütün finans desteği ile holdingleşme ve evrilme aşamalarında adı geçen şirketlerde alınan kararlardan haberdar olarak icraya konulmasını bu suretle örgütün devamlılığını sağladığı ve... Ünivesitesi'nin Mütevelli Heyeti ile ...... Eğitim Sağlık Hizmet Yardım Vakfı denetim kurulu üyeliğinde görev alan sanığın örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte örgüt menfatine konu iş ve işlemlerde örgüte bilerek ve isteyerek yardımda bulunma şeklinde gerçekleştiği ilk derece mahkemesince sabit görülen eylemi nedeniyle sanığın 5237 sayılı TCK'nın 220/7 nci maddesi delaletiyle aynı kanunun 314/2, 3713 sayılı yasanın 5/1. Maddesi, 53/1-2-3, 58/9. maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Sanığın ... Grubu şirketlerden... Matbaacılıkta başladığı çalışma ... Altın A.Ş'de Yönetim Kurulu Genel Sekreterliği görevi ile devam ettiği, sanığın bu görevini kayyım atanma tarihi olan 26.10.2015 tarihine kadar sürdürdüğü, FETÖ/PDY'ye örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hale geldiği, üst düzey hükümet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda “paralel yapı” veya “terör örgütü” olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçte ve sonrasında sanığın şirkette sahip olduğu pozisyon da dikkate alındığında ... grubu şirketlerin fetö/pdy silahlı terör örgütünün amacına özgülendiğini bilmemesi mümkün olmadığından hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümleri uygulanmamıştır.
ı.Sanık ... Yönünden:
Sanık ...'nun yıllar itibariyle Eurogold, Normandy ve son olarak 2005 yılında ... Altın A.Ş olarak değişen şirkette Genel Müdür olarak görev yaptığı, bu görevi kayyum atanma tarihi olan 26.10.2015 tarihine kadar sürdürdüğü,
... Anadolu Metal Madencilik, İpek Doğal Enerji A.Ş, Konaklı Metal Madencilik A.Ş gibi şirketlerde Yönetim Kurulu üyeliği görevlerinde bulunduğu,
... Grubu şirketlerin ve özelde ... Altın A.Ş'nin özgülendiği amaç ve yapılan hukuka aykırı işlemler sebebiyle ayrıca suç oluşturduğu değerlendirilen ve tespit edilen eylemlerle ilgili yaşanan süreçte sanık ... ile ilgili;
Kom İnceleme Raporu-1 başlıklı 19.10.2015 tarihli inceleme raporu içeriğinde fişlemeler ve özel hayatın gizliliğini ihlal etme başlığı altında sanık ...'nun odasında yapılan aramada ele geçirilen belgelerde sanığın kendi personeli hakkında kişisel verileri takip edip bu verileri liste haline getirdiği ve dijital ortamda sakladığının tespit edildiği, ayrıca sanığın ...... Grubuna bağlı maden sahalarının bulunduğu ilçelerin 2014 yılı yerel seçimlerini kazanan belediye başkanlarını "bizden değil, uç solcu" vb. şeklinde tespitler yapıldığı,
Kom İnceleme Raporu-1 başlıklı D-18 nolu tutanakta dosya dışı Hasan Günay'ın sanık ... ve dosya dışı Hayri Öğüt, Serhan Umurhan ile Zafer Kara'ya gönderdiği 28.09.2011 tarihli mail incelendiğinde Gümüşhane Sanayici ve İş Adamları derneği başkanının yaptığı açıklamada Gümüşhane Mastra Altın Madeni işletmecisi ... Altın A.Ş'nin Gümüşhane'de kalıcı bir yatırım yapmadığını, yurtlarla ilgili yapılan yardımın camaate yapıldığını ve Gümüşhane'ye bir faydası olmadığı şeklindeki değerlendirmelerin halk nezdinde şirketleri bakımından olumsuz bir hava oluşturduğu bilgisi verildiği,
Kom İnceleme Raporu-1 başlıklı D-20 nolu tutanakta ... Altın İşletmeleri Halkla ilişkiler şefi Nuri Doğru'nun sanık ...'na ve dosya dışı Hayri Öğüt'e göndermiş olduğu 15.09.2011 tarihli mail içeriği incelendiğinde Mastra Altın Madeninin bulunduğu bölgede Demirkaynak köyü muhtarı Alim Dabağ, Dibekli köyü muhtarı Mustafa Doğan, Övündü köyü muhtarı Hakkı Özdemir, İkisi köyü muhtarı Ali Temel Kalaycı ve Mescitli köyü muhtarı Cenk İnce isimli muhtarlar hakkında çalışma yaparak bilgi aktardığı ve kendilerine muhalif olan kişileri hedef gösterdiği, ... Altın İşletmelerinin maden sahalarının bulunduğu ilçelerde kendilerine engel olabilecek ya da kendilerine destek olabilecek kişileri gerek siyasi anlamda gerekse özel hayat anlamında fişlediğinin tespit edildiği,
İK Akademi İnşaat Vergi Denetim Raporu başlıklı Vergi Tekniği Raporunda ... Altın İşletmeleri A.Ş'nin Himmetdede Altın Madeni Tesis İnşaatının İK Akademi A.Ş'ye yaptırmasına ilişkin iş ve işlemlerin incelendiği ve raporun 42.sayfasında sanık ... tarafından sanık ...'na ve dosya dışı Serhan Umurhan'a gönderilen mail içeriği incelendiğinde ... Altın A.Ş ile İK Akademi A.Ş arasında daha öncesinde imzalanmış olması gereken sözleşmenin değişikliklerine ilişkin bilgi verildiği ve imzalanması için onay istenildiği, mailin "İsmet Bey" diye başlaması da bizzat onayın sanık ...'ndan beklendiğini gösterdiği, dosya içerisinde yer alan mail içerikleri ve Himmetdede Altın Madeni tesisi inşaat işleri ile ilgili düzenlenen vergi ve SPK raporlarında sanığın Himmetdede inşaat işleriyle ilgili yapılan usulsüzlüklere vakıf olduğu ve bu sürece dahil olduğu,
Tüm bu hususlar ile sanığın şirketler içerisindeki konumu dikkate alındığında her ne kadar sanık ... aşamalarda alınan savunmalarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmadığını ve yardımda bulunmadığını beyanla üzerine atılı suçlamayı kabul etmemişse de ... Altın A.Ş genel müdürü olarak ... Grubu şirketlerin özgülendiği amaç doğrultusunda işlemesinde rol üstlendiği ve hukuka aykırı eylemlerden haberdar olarak talimatları şirket hiyerarşisi içinde yerine getirdiği veya yerine getirilmesini sağladığı, şirketlerde herhangi bir hissesi bulunmayan ya da hisseyi temsil etmeyen sanığın örgütün hiyerarşisi içinde yer aldığına dair herhangi bir delil yansımamışsa da yukarıda ... Grubu şirketlerin Fetö/pdy silahlı terör örgütünün finans odağı haline gelmesi ve silahlı terör örgütünün bir parçası olduklarını medya şirketleri aracılığı ile alenen ilan ettiklerine dair yapılan değerlendirmeler ile sanığın sahip olduğu ticari tecrübe, deneyim ile şirketlerin özgülendiği amacı bilmemesinin beklenemeyeceği hususları hep birlikte değerlendirildiğinde örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte örgüt menfatine konu ve işlemlerde örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek şeklinde gerçekleştiği ilk derece mahkemesince sabit görülen eylemi nedeniyle sanığın 5237 sayılı TCK'nın 220/7 nci maddesi delaletiyle aynı kanunun 314/2, 3713 sayılı yasanın 5/1 inci maddesi, 53/1-2-3, 58/9 uncu maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Sanık ...'nun ... Altın A.Ş'de Genel Müdür olarak görev yaptığı, sanığın bu görevine kayyım atanma tarihi olan 26.10.2015 tarihine kadar görevine devam ettiği, ayrıca sanığın yargılamaya konu ... Anadolu Metal Madencilik, İpek Doğal Enerji A.Ş, Konaklı Metal Madencilik A.Ş gibi şirketlerde Yönetim Kurulu üyeliğini görevlerinde bulunduğu anlaşılmakla FETÖ/PDY'ye örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hale geldiği, üst düzey hükümet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda “paralel yapı” veya “terör örgütü” olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçte dahi sanığın şirketlerdeki üst pozisyonda çalışmaya devam ettiği, sanığın şirkette sahip olduğu pozisyon da dikkate alındığında ... grubu şirketlerin fetö/pdy silahlı terör örgütünün amacına özgülendiğini bilmemesi mümkün olmadığından hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümleri uygulanmamıştır.
i.Sanık ... Yönünden:
Sanık ...'nun ... Grubu şirketlerde uzun süreli çalıştığı, İK Akademi A.Ş'de 2012-2014 yılları arasında %0,0004 oranında payı ile ortaklığı bulunduğu, aynı şirkette 23.02.2012-21.01.2015 tarihleri arasında yönetim kurulu üyeliği görevinde bulunduğu, sanığın ortağı olduğu ve yönetim kurulu üyeliği yaptığı bu şirkette çalıştığı zaman zarfında vergi usul kanununa muhalefet suçlarından ilk derece mahkemesince mahkumiyetine karar verildiği, sanık ... ve diğer mahkumiyetlerine karar verilen sanıkları, sanık ...'in azmettirdiği, ayrıca yakalamalı sanık Hamdi Akın...'in de azmettirdiğinin iddia edildiği, sanığın ortak olarak ve yönetim kurulu üyesi olarak ticari icaplara göre hareket etmesi gerekirken sanıklar ... ve yakalamalı sanık Hamdi Akın...'in talimatları doğrultusunda hareket ettiği dolayısı ile yönetim kurulu üyesi olmasının sağladığı hakları gibi fetö/pdy silahlı terör örgütünün amacı doğrultusunda kullanılmasına yol açtığı, şirketin ortağı ve yönetim kurulu üyesi olması nazara alındığında vergi usul kanununa muhalefet suçunu işlemesinin yanı sıra İK Akademi A.Ş'nin kurulması, Himmetdede Altın Madeni Tesisi işinin kurgu bir ihale ile alınması ve sonraki süreçte örtülü kazanç aktarımları yapılmasından haberdar olduğu, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hale geldiği, üst düzey hükümet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda “paralel yapı” veya “terör örgütü” olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten sonra da yönetim kurulu üyeliğinin sembolikte olsa devam ettirdiği, ... Grubu şirketlerin özgülendiği amaç ve yapılan hukuka aykırı işlemler sebebiyle ayrıca suç oluşturduğu değerlendirilen ve tespit edilen eylemlerle ilgili yaşanan süreçte sanığın bulunduğu konumda dikkate alındığında yapılan iş ve işlemlerin amacının ne olduğunu bilmemesinin hayatın olağan akışıyla uyumlu olmadığı bu suretle savunmalarının cezadan kurtulmaya yönelik olduğu tespit edilerek örgütün devamlılığı sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek örgüte yardımda bulunduğu ilk derece mahkemesince kabul edilen sanığın eylemine uyan 5237 sayılı TCK'nın 220/7. del. aynı kanunun 314/2,3713 sayılı Kanun'un 5/1 inci maddesi, 53/1-2-3, 58/9 uncu maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Sanığın ... Grubu şirketlerde uzun süreli çalıştığı, İK Akademi A.Ş'de 2012-2014 yılları arasında %0,0004 oranında payı ile ortaklığı bulunduğu, aynı şirkette 23.02.2012-21.01.2015 tarihleri arasında yönetim kurulu üyeliği görevinde bulunduğu, FETÖ/PDY'ye örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hale geldiği, üst düzey hükümet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda “paralel yapı” veya “terör örgütü” olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçte ve sonrasında sanığın şirkette sahip olduğu pozisyon da dikkate alındığında ... grubu şirketlerin fetö/pdy silahlı terör örgütünün amacına özgülendiğini bilmemesi mümkün olmadığından hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümleri uygulanmamıştır.
j.Sanık ... Yönünden:
Sanık ...'in 1980 yılından itibaren ... Grubu şirketlerinde çalıştığı ve son olarak ...... Holding A.Ş'de Finans İşleri Müdürlüğü görevini yürüttüğü, ... Grubu şirketlerin özgülendiği amaç ve yapılan hukuka aykırı işlemler sebebiyle ayrıca suç oluşturduğu değerlendirilen ve tespit edilen eylemlerle ilgili yaşanan süreçte sanık ... ile ilgili;
Kom İnceleme Raporu-2 başlıklı D-109 nolu tutanakta sanık ...'in dosya dışı Nevzat Esmer'e göndermiş olduğu 05.12.2011 tarih ve "... Altın Bağış Y.K kararı" konulu mail incelendiğinde Fetö silahlı terör örgütüne özgülenen ...... Vakfına emsalin üzerinde bağış yapılmak suretiyle örgüte eleman temininde yardımda bulunulduğu, sözü edilen bağışların sanıklar Hamdi Akın... ve ... tarafından verilen emir ve talimat ile yapıldığında duraksama yok ise de, şirkette genel müdür olan sanık ... ve genel müdür yardımcısı sanık ...'in sözü edilen bağışların vakfa aktarılmasında rol aldıkları,
Sanık ...'in tanık ...'e verdiği talimatlar ile söz konusu yüksek miktardaki meblağların kaynağı belirsiz FETÖ/PDY'nin dini duyguları sömürmek suretiyle topladığı himmet paralarının sisteme aktarılması amacıyla... ailesi üyeleri sanıkların hesaplarına yatırıldığı, daha sonra paraların aynı ... yurt dışına çıkarılarak örgüte aktarıldığı mahkememizce kabul edilmesi ve sanık ...'in 07.03.2016 tarihinde soruşturma aşamasında avukat huzurunda alınan ifadesinde; "....... Holding'te finans müdürü olarak görev yaptığını, Selami Tuğrul isimli şahsı tanıdığını, bu şahsın 2014 yılına kadar Akın...'in ortağı olduğu Atlantik Eğitim Taş. Bil. A.Ş. isimli şirkette çalıştığını bildiğini, zaman zaman Akın...'in yanına ...... A.Ş.'ye gelip Akın...'le görüştüğünü ancak hangi konularda görüştüğü konusunda bilgi sahibi olmadığını..." beyan etmesi birlikte değerlendirildiğinde sanığın örgütsel nitelikteki bu eyleme almış olduğu talimatlar ve vermiş olduğu talimatlar ile yardımda bulunduğu, yapılan iş ve işlemlerin hangi amaca yönelik yapıldığı hususunu bilmediği yönündeki savunmalarının ise yukarıda yapılan anlatımlar ile bulunduğu konum karşısında gerçeği yansıtmadığı,
Tüm bu hususlar ile sanığın şirketler içerisindeki konumu dikkate alındığında her ne kadar sanık ... aşamalarda alınan savunmalarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yardımda bulunmadığını beyanla üzerine atılı suçlamayı kabul etmemişse de vakfın ve üniversitenin Fetö/pdy silahlı terör örgütünün amacına özgülendiği ve bu doğrultuda kurulup yönetildiklerine ilişkin tespitler ile sanığa bu doğrultuda verilen görevler ile tanık ... ile olan ilişkisinin mahiyeti nazara alındığında örgütün finans desteği ile holdingleşme ve evrilme aşamalarında adı geçen şirketlerde alınan kararlardan haberdar olarak icraya konulmasını bu suretle örgütün devamlılığını sağladığı anlaşıldığından sanığın kendisini suçtan kurtarmaya yönelik savunmalarına ilk derece mahkemesince itibar edilmemiş, eylemlerinin bir bütün olarak örgüte yardım mahiyetinde olduğu, bilerek ve isteyerek örgüte yardım ettiği kabul edilerek sanığın eylemine uyan 5237 sayılı TCK'nın 220/7 nci del. aynı kanunun 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1.maddesi, 53/1-2-3, 58/9. maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Sanığın 1980 yılından itibaren yargılamaya konu ... grubu şirketlerinde çalıştığı ve son olarak ...... Holding A.Ş'de Finans İşleri Müdürlüğü görevini yürüttüğü, FETÖ/PDY'ye örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hale geldiği, üst düzey hükümet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda “paralel yapı” veya “terör örgütü” olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçte ve sonrasında sanığın şirkette sahip olduğu pozisyon da dikkate alındığında ... grubu şirketlerin FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amacına özgülendiğini bilmemesi mümkün olmadığından hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümleri uygulanmamıştır.
k.Sanık ... Yönünden:
Sanık ...'nun 2000 yılında ...... Matbacılık Sanayi ve Ticaret A.Ş'de Muhasebe ve Mali İşler Müdürlüğünde görevine başladığı ve ...... Holding A.Ş'de Muhasebe ve Mali İşler Müdürlüğü görevini 21.07.2016 tarihine kadar yürüttüğü, ... Grubu şirketlerin özgülendiği amaç ve yapılan hukuka aykırı işlemler sebebiyle ayrıca suç oluşturduğu değerlendirilen ve tespit edilen eylemlerle ilgili yaşanan süreçte sanık ... ile ilgili;
Kom İnceleme Raporu-2 başlıklı D-115 nolu tutanakta dosya dışı Hüsamettin Altıntaş'ın dosyası tefrik edilen Naci Bolat, Selçuk Karataş ve dosya dışı Fatma Kınsun'a gönderdiği, bilgi olarak da sanık ...'na gelen 17.08.2014 tarihli mail içeriği incelendiğinde... Üniversitesi ve Vakfa yapılan yüksek miktardaki bağışların vergiden düşerek bu paraları Fetö/pdy silahlı terör örgütünün kullanımına sundukları, bu organizasyondan sanık ...'nun bilgi sahibi olduğu,
Sanık ...'nun 24.01.2006-30.03.2006 tarihleri arasında Bugün Televizyon ve Radyo Prodüksiyon A.Ş.'nin yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığı, ...... Eğitim Sağlık Hizmet Yardım Vakfının mütevelli heyetinde kuruluştan itibaren 26.02.2016 tarihine kadar bulunduğu, İpek Üniversitesi mütevelli heyetinde 18.06.2014-19.11.2015 tarihleri arasında bulunduğu,
Tüm bu hususlar ile sanığın şirketler içerisindeki konumu dikkate alındığında her ne kadar sanık ... aşamalarda alınan savunmalarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yardımda bulunmadığını beyanla üzerine atılı suçlamayı kabul etmemişse de yukarıda 10 numaralı başlık altında ayrıntısı ile anlatıldığı üzere vakfın ve üniversitenin FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amacına özgülendiği ve bu doğrultuda kurulup yönetildiklerine ilişkin tespitler ile sanığa bu doğrultuda verilen görevler nazara alındığında sanığın örgütün finans desteği ile holdingleşme ve evrilme aşamalarında adı geçen şirketlerde alınan kararlardan haberdar olarak icraya konulmasını bu suretle örgütün devamlılığını sağladığı anlaşıldığından sanığın kendisini suçtan kurtarmaya yönelik savunmalarına ilk derece mahkemesince itibar edilmemiş, sanığın yukarıda tespitleri yapılan eylemlerinin bir bütün olarak örgüte yardım mahiyetinde olduğu, ve bilerek ve isteyerek örgüte yardım ettiği kabul edilerek sanığın eylemine uyan 5237 sayılı TCK'nın 220/7. del. aynı Kanun'un 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1 inci maddesi, 53/1-2-3, 58/9 uncu maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Sanığın 2000 yılında ...... Matbacılık Sanayi ve Ticaret A.Ş'de Muhasebe ve Mali İşler Müdürlüğünde görevine başladığı ve son olarak ...... Holding A.Ş'de Muhasebe ve Mali İşler Müdürlüğü görevini 21.07.2016 tarihine kadar yürüttüğü, FETÖ/PDY'ye örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hale geldiği, üst düzey hükümet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda “paralel yapı” veya “terör örgütü” olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçte ve sonrasında sanığın şirkette sahip olduğu pozisyon da dikkate alındığında ... grubu şirketlerin fetö/pdy silahlı terör örgütünün amacına özgülendiğini bilmemesi mümkün olmadığından hakkında TCK'nın 30 uncu maddesinde düzenlenen hata hükümleri uygulanmamıştır.
l. Sanık ... yönünden;
Sanığın ...... Holding A.Ş'nin altı(6) kurucu ortağından biri olarak %10 oranında hissesinin bulunduğu, bunun haricinde sanığın ... Grubu şirketlerinde herhangi bir hissesi ya da ortaklığı bulunmadığı gibi yönetim kurulu üyeliğinin de bulunmadığı ancak sanığın Holding kurucu ortaklığı vasıtası ile sahip olduğu %10 hisse ile holding ve bağlı şirketlerinden elde edilen kar ve zarara hissesi oranında dolaylı olarak ortak olduğu,
İpek ailesinin doğrudan ya da dolaylı olarak kontrolünde olan ... Grubu Şirketlerinin Fetö silahlı terör örgütünün amacına özgülenmesi ve örgütün nihai amacına ulaşması gayesi ile finans sağlaması ve bu doğrultuda sürekli zarar eden medya şirketlerinin fonlanması, örtülü kazanç aktarımları ve ortaklığı bulunduğu şirket vasıtası ile himmet paralarının aklanması olaylarının yaşandığı süreçte hisselerin sahipliğinin sanığa ait olduğu ve hisselerinin kullanımından, devrinden vb. kendisinin sorumlu ve hak sahibi olduğu, genel ceza ilkesi olan ceza sorumluluğunun şahsiliği nazarında sanık ... İpek'in holdingin ve bağlı şirketlerin elde ettiği gelirden doğrudan ya da dolaylı olarak yararlandığı ve yararlandırıldığının anlaşılması karşısında hisseyi temsilen sorumluluğunun bulunduğunda duraksama bulunmaması ve... ailesinin bir üyesi olarak ... Grubu şirketlerin özgülendiği amacı bilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olması, başka bir deyişle ... Grubunun FETÖ silahlı terör örgütünün finans ayağını oluşturması, 15 Temmuz 2016 öncesinde grubun medya şirketleri aracılığıyla basın ve yayın araçları ile FETÖ silahlı terör örgütünü alenen savunduğunun açık olması karşısında sanığın sahip olduğu hisselerinin de örgütün yararına kullanıldığını bildiği ve bu irade ile hareket ettiği ilk derece mahkemesince kabul edilerek sanığın örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte örgütün devamlılığını sağlayacak nitelikteki söz konusu yardımların yapıldığını bildiğinin kabulü ile sanığın örgüt üyesi olmamakla birlikte bilerek ve isteyerek örgüte yardımda bulunduğunun kabulü ile üzerine atılı müsnet suçu işlediği gerekçeleri ile sanığın eylemine uyan TCK'nın 220/7 nci maddesinin yollamasıyla, TCK'nın 314/2, 3713 sayılı yasanın 5/1.maddesi,53/1-2-3,58/9. maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Sanığın... ailesine mensubiyeti, ...... Holding'de bulunan kurucu hissesi ve aile bireyi olarak yapılan iş ve işlemlerden habersiz olmamasının beklenilememesi, FETÖ/PDY'ye örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hale geldiği, üst düzey hükümet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda “paralel yapı” veya “terör örgütü” olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçte dahi sanığın holdingdeki ortaklığını devam ettirdiği hususu hep birlikte değerlendirildiğinde sanığın ... grubu şirketlerin fetö/pdy silahlı terör örgütünün amacına özgülendiğini bilmemesi mümkün olmadığından hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümleri uygulanmamıştır.
B.BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNİN KABULÜ
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik bulunmadığına karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
A.SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ KURMA VEYA YÖNETME SUÇU
Terör örgütünü yönetme suçu ile ilgili yasal düzenlemeler şöyledir:
5237 sayılı TCK uyarınca;
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma
Madde 220- (1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.
(5) Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır
Silahlı örgüt
Madde 314- (1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.
3713 sayılı TMK uyarınca;
Terör örgütleri
Madde 7 – (Değişik: 29/6/2006-5532/6 md.)
Cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır.
Doktrin ve yerleşik uygulamalara göre;
Terör örgütünü yönetmek örgüt hiyerarşisinin çeşitli basamaklarında örgütü amaçlarına ve yöntemlerine uygun biçimde örgüt faaliyetlerini sevk ve idare etmek olarak tanımlanabilir. Yönetici suç ortaklığına komuta eden ve örgütün kurallarını gösteren kişidir. (Simeone I ReatiAssociativi,op.cit.s 257 aktaran Turinay Faruk Terör Amaçlı Örgütlenme Suçu sh.269)
Suç veya terör örgütünü yönetmek; onu sevk ve idare etmek, kısmen veya tamamen, bölgesel, yerel veya genel olarak yönetip yönlendirmek, hiyerarşik yapıya ve varsa işbölümüne uygun olarak emir ve talimat vermek, bunların yerine getirilmesini bekleyip denetlemek, gerekli olduğunda da emrine veya örgütün talimatlarına riayet etmelerini cezalandırmaktadır. Kişinin somut olayda yönetme kudretine, sevk ve idare yeteneğine fiilen sahip olup olmadığına bakılmalıdır (Şen E.-Eryıldız S.Suç Örgütü sh.107).
Fail, hiyerarşik olarak örgüt üyeleri üzerinde bulunuyor, geniş bir alanda iş bölümü yapabiliyor, örgüt üyeleri üzerinde sevk ve idarede bulunabiliyor, örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda, icrasında; harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol üstlenebiliyor, bu faaliyetleri denetleyebiliyor ise yönetici olarak kabul edilebilecektir.
Örgüt yönetmek; örgütün amaçları doğrultusunda örgütü idare etmeyi, emir ve direktif vermeyi, örgüt içinde inisiyatif ve karar verme gücüne sahip olmayı gerektirir. Örgütün varlığının, etkinliğinin ve gelişiminin sağlanması, hedeflerinin belirlenmesi, program ve stratejilerinin saptanmasını ifade eder. Ancak örgütün faaliyetleri çerçevesinde sadece belirli bir suçun işlenmesini organize edenler bu suçun işlenmesini planlayıp yönetenler örgüt yöneticisi olarak kabul edilemez.
Geniş bir alanda faaliyet yürüten örgütlerin yöneticileri, örgüt yapılanması da dikkate alınarak somut olayın özelliklerine, bu kişilerin örgütün hiyerarşik yapısı içerisindeki konum ve görevlerine göre belirlenmelidir. Bu tür örgütlenmelerde her yöneticinin örgütün tamamını yönetmesi mümkün olmadığından, örgütün bölge, il, ilçe sorumlularının yönetici olup olmadıklarının sorumluluk sahalarındaki örgütsel faaliyetlerin yoğunluğu da gözetilerek belirlenmesi gerekir.
Örgüt yöneticileri, hiyerarşik açıdan emir ve talimat vermeye yetkili olduğu mensupların, örgütün amaçları doğrultusunda işledikleri suçlardan dolaylı fail olarak sorumludurlar (TCK 220/5m.) (Dairenin 18.07.2017 tarih, 2016/7162- 2017/4786 sayılı kararından ).
Failin örgüt yöneticisi olup olmadığı, örgütün organizasyon yapısı, hiyerarşisi ve kişilere verilen görevlerin önemi esas alınmak suretiyle belirlenecektir (Baltacı Vahit Terör Suçları ve Yargılaması sh.183). Bu tespitte belirleyici olan, failin örgüt hiyerarşisi içindeki sıfatı değil ve fakat yönetip yönlendirdiği faaliyetlerin, örgütün amaç ve etkinliği bakımından önemidir. Bu nedenle failin hiyerarşik konumu, üstlendiği görevler esas alındığında dahi belli bir hiyerarşik seviyenin üstünde bulunan kişilerin yönetici olarak kabulünde zaruret vardır. Zira gerek kanun koyucunun aynı cezai yaptırımı öngörerek örgüt yöneticiliğini, örgüt kurma fiili ile aynı ağırlıkta bir ihlal olarak görmesi, gerek mülga 765 sayılı TCK'nın 168 maddesinde yer alan, "silahlı çetede amirliği ve kumandayı haiz olmak" ve 141. maddesindeki, "cemiyetlerin faaliyetlerini tanzim veya sevk ve idare etmek" kavramları ile mer'i 3713 sayılı Kanunun 7/1 maddesinde yer verilen "örgütün faaliyetlerini düzenleyenlerin de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılacağına" dair kavramlar gerekse örgütle kurulan "organik bağın" sonucu olarak her seviyede belli ölçüde talimat alma-verme, astları yönetme olgusunun, örgütlü suçların doğasında mündemiç bulunması birlikte değerlendirildiğinde, yöneticilikten maksadın hiyerarşik yapının belli seviyede üst katlarını ifade ettiğini kabul etmek gerekir. Bu görüş Yüksek Yargıtayın istikrar kazanmış uygulamalarında da benimsenmiştir. Nitekim silahlı terör örgütlerinin kırsalda faaliyet gösteren tim, manga, bölük sorumluları ile faaliyet yoğunluğu bulunmayan kimi il sorumluları örgüt yöneticisi olarak değil, örgüt üyesi olarak cezalandırılmaktadır.
TCK m.220/1'de düzenlenen örgütü yönetme suçu niteliği gereği devamlılık gerektirdiğinden, mütemadi bir suçtur.
Suç işlemek üzere kurulmuş bir örgütü yönetme saikine dayanan doğrudan kastla işlenebilen bir suçtur. Bu suç olası kast ile işlenemez. Suç örgütünün varlığı için suç işlemek amacının açık bir şekilde ortaya konulmuş olması gerekir. Bir oluşumun çekirdeğini oluşturan kişiler suç işlemek amacıyla hareket etmekle birlikte, oluşumun içinde yer alan fakat bu amaçtan habersiz olan kişiler, suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüte üye olmaktan veya bu örgütü yönetmekten sorumlu tutulamazlar. (Özgenç, Suç Örgütleri sh.21,22) Bu halde sorumluluk, TCK'nın 30 uncu maddesinde düzenlenen "hata" kurumuna göre çözüme kavuşturulmalıdır.(Dairenin 18.07.2017 tarih, 2016/7162- 2017/4786 sayılı kararından )
Kişi hak ve hürriyetlerinden hiç birisinin, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamayacağına dair Anayasanın 14. maddesinde de açıkça vurgulandığı üzere, bu suç herhangi bir hukuka uygunluk sebebi kapsamında işlenemez. Hiç bir devlet, hiç kimseye birliği ve ülke bütünlüğünü, anayasal düzenini bozacak bir hukuk düzeni kurmaz.
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 16-956 sayılı Kararı ile onanarak kesinleşen Dairemizin 24.04.2017 tarih 2015/3- 2017/3 sayılı Kararında açıklandığı üzere FETÖ'nün dikey yapılanması şöyledir;
Örgütün sorumlu yöneticisi “imam” olarak isimlendirilir. Hiyerarşi içerisinde yer alan örgütün yöneticisi, raporları toplayan ve emirleri veren kişidir. Kainat imamı, kıta imamı, ülke imamı, bölge imamı, şehir imamı, semt ve mahalle imamı, kurum imamı gibi bir çok değişik pozisyonu vardır.
Örgütün lideri, mensuplarınca kainat imamı, mehdi, mesih olarak kabul edilmektedir. Kainat imamına bağlı olarak üst kurullar örgütün birimlerini yönetmekte faaliyetlerini düzenlemektedirler. Bu kurullar “istişare kurulu”, “mollalar”, “tayin heyeti” ve “özel hizmet” birimleridir.
Örgütün yurt içi yapılanmasında ise, “Türkiye imamı”, “bölge imamları”, “il imamları”, “küçük il ve bölge imamları”, “ilçe imamları”, “semt imamları”, “mahalle imamları”, “ev imamları (abileri)”, “talebe imamları”, “serrehberler”, “belletmenler” şeklinde hiyerarşik bir yapı izlenmekte ve örgüt tabana yayılmaktadır.
Örgüt içi hiyerarşide itaat ve teslimiyet, katı bir kuraldır. Teslimiyet hem örgüte hem de liderin emrine ona atfen verilen göreve adanmışlıktır. Örgüt sivil toplumu kendi haline bırakmayıp, kendine hizmet eden bağlı unsurlara dönüştürmektedir. Kadrolaşma ile yargı, ordu, emniyet ve bakanlık birimleri bu gücün denetimine girip, örgütsel amaçlar doğrultusunda kullanılabilmektedir.
Örgütün hiyerarşik yapılanmasındaki tabaka sistemi kat sistemine dayanır. Katlar arasında geçişler mümkündür ama dördüncü tabakadan sonrasını önder belirler. Katlar şu şekildedir;
-Birinci Kat, Halk Tabakası: Örgüte iman ve gönül bağı ile bağlı olanlar, fiili ve maddi destek sağlayanlardan oluşur. Bunların birçoğu örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmayan bilinçli veya bilinçsiz hizmet ettirilen kesimdir. Genellikle faaliyetlerden habersizdirler. Bu katmandakileri örgüte bağlayan ana unsur istismar edilen İslami duyarlılık ve din duygularıdır.
-İkinci Kat, Sadık Tabaka: Okul, dershane, yurt, banka, gazete, vakıf ve kurum görevlilerinden oluşan sadık gruptur. Bunlar örgüt sohbetlerine katılır, düzenli aidat öder, az veya çok örgüt ideolojisini bilen kişilerdir.
-Üçüncü Kat, İdeolojik Örgütlenme Tabakası: Gayri resmi faaliyetlerde görev alırlar. Örgüt ideolojisini benimseyen ve ona bağlı çevresine propaganda yapan kişilerden oluşur.
-Dördüncü Kat, Teftiş Kontrol Tabakası: Bütün hizmeti (legal ve illegal)denetler. Bağlılık ve itaatte dereceye girenler buraya yükselebilir. Bu tabakaya girenler örgütte çocuk yaşta kazandırılanlardan seçilir. Örgüte sonradan katılanlar genellikle bu katta ve daha üst katlarda görev alamazlar.
-Beşinci Kat, Organize Eden ve Yürüten Tabaka: Üst düzey gizlilik gerektirir. Birbirlerini çok az tanırlar. Örgüt lideri tarafından atanır. Devletteki yapıyı organize edip yürüten tabakadır. Evliliklerinin örgüt içinden olması zorunludur.
-Altıncı Kat, Has Tabaka: ... ile alt tabakaların irtibatını sağlar. Örgüt içi görev değişiklikleri yapar. Azillere bakar. Örgüt liderince bizzat atanırlar.
-Yedinci Kat, Kurmay Tabaka: Örgüt lideri tarafından doğrudan seçilen 17 kişiden oluşan örgütün en seçkin kesimidir.
Yedi katmanın en üstünde “Sözde Fethullah Hoca arşı” yer almaktadır. Beşinci, altıncı ve yedinci katmanlar örgütü yöneten katmanlardır. Altıncı ve yedinci katmandakilerinin örgütten kopmalarına kesinlikle izin verilmez. Altıncı katmandakiler örgüt liderinin bildiği ve takip ettiği hayati önemi haiz gördükleri hizmetleri yapan kişilerdir. Beşinci katmanda çok nadir halde örgütten kopma olmuştur. Bu katmanda olup örgütten ayrılanlar takip edilerek etkisiz hale getirilmiştir. Dördüncü katman örgütü bir arada tutar ve alt katmandakilerin teftiş ve kontrolünü yapar. Hizmet denen işleri ise ilk üç katmandakiler yürütmektedir.
Şu hale göre; anılan örgüt yönünden, örgütün lideri Fetullah Gülen ile beşinci, altıncı ve yedinci katmanlarda yer alanların, bu cümleden olarak kıta imamı, ülke imamı, “Türkiye imamı” ve “bölge imamlarının”, her halükarda örgütün üst düzey yöneticisi olduklarında kuşku yoktur. Ancak örgütü bir arada tutan ve alt katmanlardakilerin teftiş ve kontrolünü yapan dördüncü katman örgüt mensupları ile ilgili olarak, il ve ilçe sorumluları/imamları ile kamu kurumları imamlarının yönetici olup olmadıkları, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, somut olayın özellikleri, bu kişilerin örgütün hiyerarşik yapısı içerisindeki konum ve görevleri, sorumluluk sahalarında sevk ve idare ettiği örgütsel faaliyetlerin örgütün amaç ve etkinliği bakımından önem ve yoğunluğu ile kontrol ettikleri kamu personelinin devletin güvenliği bakımından ifade ettiği stratejik değer de gözetilerek belirlenmelidir. Örgüt yöneticisinin mutlaka illegal faaliyetleri yönetmesi gerekmez. Örgütün amacına ve varlığının devamına katkı sunan sözde legal faaliyetleri sevk ve idare etmek de bu kapsamda değerlendirilmelidir.
B.SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNE ÜYE OLMA SUÇU
Örgüte üye olanlar, örgütte kurucu ya da yönetici konumunda olmayan, örgütün amacına yönelik nedensel hareketi olan, örgüt disiplinine bağlı, örgüt hiyerarşisi içinde yer alan kişilerdir. (Özek, Organize Suç, Syf. 241)
Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir.Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneteticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.
Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir. (Evik, Cürüm işlemek için örgütlenme, Syf 383 vd.)
Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de, örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir. Üyelik mütemadi bir suç olması nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden yoğunluk aranır.
Doktrinde farklı görüşler (Özgenç, Suç örgütleri, Syf. 22, Sözüer, Gökçen, vb.) olsa da istikrar kazanmış uygulamaya (Yargıtay Ceza Genel Kurulun 10.06.2008 tarih ve 2007/9-270-164 sayılı kararı vb.) göre, tek taraflı irade beyanıyla örgüte üye olmak imkanı bulunmamaktadır. Örgüt yönetiminin açık ya da zımni bir kabulü olmalıdır. Örgüt yöneticilerinin, örgüt faaliyeti kapsamında işledikleri bütün suçlardan asli fail olarak sorumlu tutuldukları (TCK 220/5 md) bir sistemin, tek taraflı irade beyanı ile kendi içinde gizlilik, disiplin ve mutlak sadakat gibi zorunlu kuralları barındıran, dış dünyaya kapalı bir yapıya üye olunabileceğini de kabul etmesi beklenemez.
Dairemizce de benimsenen, istikrar kazanmış yargısal kararlarda da; silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasada ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir.
Temadi eden suçlardan olan örgüt üyeliği, hukuki veya fiili kesinti gerçekleşinceye kadar tek suç sayılır. Örgüt üyeliği, yakalanma, örgütün dağılması, örgütten ihraç ya da kendiliğinden örgütten ayrılma gibi sebeplerden sona erer. Yakalanmayan sanık hakkında düzenlenen iddianame temadi eden suç için hukuki kesinti oluşturmaz. Örgüt üyeliğinden mahkum olduktan sonra tekrar örgütle hiyerarşik bağ kurup süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren faaliyetlere katılması halinde yeniden üyelik suçu oluşacaktır.
Örgüt faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur. (TCK. 220/4) Örgüt kurma ve yönetme ya da üye olmak fiillerinin cezalandırılabilmesi için örgütün amacı doğrultusunda ve faaliyeti çerçevesinde bir suç işlenmesi şart değildir. Ancak bu kapsamda bir suç işlenirse bu düzenleme doğrultusunda gerçek içtima kurallarına göre cezalandırılacaklardır.
Suçun manevi unsuru,doğrudan kast ve "suç işlemek amacı/saiki"dir. Örgüte giren kişinin, girdiği örgütün suç işleyen, suç işlemeyi amaçlayan bir örgüt olduğunu bilmesi gerekir.
Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin "suç işlemek amacı" olması aranır. (... özel kısım syf. 263-266, Alacakaptan Cürüm İşlemek İçin Örgüt syf. 28, Özgenç Genel Hükümler syf. 280)
Tüm faillerin kastının suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüte katılmak olması gerekirken hepsinin de aynı suçları işlemek amacında olması gerekmez. Bir oluşuma dahil olan kişinin bu oluşumun suç işlemek amacında olduğunun bilincinde olması aranır.
C.SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNE YARDIM ETME SUÇU
Türk Ceza Hukukunda silahlı terör örgütlerine yardım suçu, aşağıdaki sistematik içinde düzenlenmiştir.
01.06.2005 tarihinden itibaren yürürlükte olan TCK'nın 314/3, 220/7, 314/2 nci maddelerinde düzenlenen silahlı terör örgütüne genel nitelikte yardım suçu,
01.06.2005 tarihinden itibaren yürürlükte olan TCK'nın 315 inci maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütüne silah sağlama suçu,
18.07.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5532 sayılı Kanun ile yeniden düzenlenen ve 16.02.2013 tarihine kadar yürürlükte kalan 3713 sayılı Kanunun 8 inci maddesinde yer alan ve 16.02.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinde düzenlenen terörizmin finansmanı suçu.
Bu çerçeve içerisinde, terör örgütlerine silah sağlamak veya finansman sağlamak suçunun, terör örgütlerine yardım suçunun özel bir düzenleniş şekli olduğu anlaşılmaktadır.
Silahlı terör örgütlerine yardım suçunda yardım fiili, örgütün bizzat kendisi veya mensupları lehine gerçekleştirilebilir. Ceza Genel Kurulunun 31.10.2012 tarih ve 2012/1234 Esas, 2012/1825 sayılı Kararında da belirtildiği gibi, yardımın mutlaka örgüte ulaşması, sonuç vermesi gerekmez ve her bir fail, örgütçe verilen veya kendiliğinden üstlenilen görev kapsamında kendi fiilinin gerçekleştirilmesinden sorumlu olacaktır.
Silahlı terör örgütü üyesi olmayıp, örgütün faaliyetlerinde kullanılmak maksadıyla bunların amaçlarını bilerek, bu örgütlere üretmek, satın almak veya ülkeye sokmak suretiyle silâh temin eden, nakleden veya depolayanların TCK'nın 315 inci maddesi;
Terör örgütlerine veya mensuplarına para veya değeri para ile temsil edilebilen taşınır veya taşınmaz, maddi veya gayri maddi her türlü mal, hak, alacak ile bunları temsil eden her türlü belgeyi sağlayan veya toplayan kişilerin 6415 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi;
Örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte, örgüte veya örgüt üyelerine bilerek ve isteyerek yukarıda sayılanlar dışında barındırma, nakletme, istihbari bilgi sağlama, örgüt mensuplarının araştırılmasını, yakalanmasını engellemeye yönelik imkan sağlama gibi her türlü yardım TCK'nın 314/3, 220/7 nci maddeleri yollamasıyla 314/2 nci maddesi kapsamında kalacaktır." şeklindeki hukuki yoruma Dairemizce de iştirak edilmektedir.
Örgüte yardım suçunda kast unsuru yönünden öğretideki görüşler incelendiğinde;
Bir suçun kanuni tanımında "bilerek", "bildiği halde", "bilmesine rağmen" gibi ifadelere açıkça yer veren suçlar olası kastla işlenemez. (Prof.Dr. İzzet ÖZGENÇ, TCK Genel Hükümler, 7. Baskı, syf. 241)
Kişi, örgütün işlediği somut fiili bilmese de terör örgütü olduğunu, sağladığı yardımın örgütün yararına kullanılacağını bilmeli ve bu irade ile hareket etmelidir. İnsani mülahazalarla yapılan yardımlar örgüte yardım suçunu oluşturmaz. Yapılacak her türlü yardımın suç olarak değerlendirilmemesi gerekir. (Prof. Dr. A. Caner YENİDÜNYA - Arşt. Görv. Zafer İÇER, Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma, 1. Baskı, syf. 56)
Örgüte yardım suçunda manevi unsurun oluşması için genel kasıt yeterli değildir. Özel kasıt ile işlenen bir suçtur. Fail örgütün amacını gerçekleştirmesine katkı sağlamak kastı ile hareket etmelidir. (Yrd. Doç. Dr. Namık Kemal TOPÇU, Örgütlü Suçlar ve Terör Suçları, syf. 164)
Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte bilerek ve isteyerek yardım edilmiş olması gerekir. Başka bir ifadeyle, yardım fiilinin örgütün suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüt olduğu bilinerek gerçekleştirilmiş olması gerekir. Fıkra metninde geçen "bilerek" ibaresi doğrudan kastı ifade eder. Doğrudan örgüte değil de örgüt mensuplarına yardım edilmesi halinde, yardım edilen kişilerin suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüt mensubu olduklarının da bilinmesi gerekmektedir. Örgüt mensuplarına yapılan yardım, aynı zamanda örgüte yapılan yardım olarak değerlendirmek gerekir. Ancak, bu yardımın örgütün amacını gerçekleştirmeye hizmet eden bir yardım olması gerekmektedir. (Prof.Dr.İzzet ÖZGENÇ, Suç Örgütleri, 7. Baskı, s. 38-39)
Dairemizce de benimsenen,yerleşik yargısal uygulamalara ( Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 05.11.2009 tarih ve 2009/10374 E- 2009/11111 K. ) göre de, sanığın, örgütün amacını ve faaliyetlerinde kullanılacağını bilerek yardımda bulunması gerekir.
Yukarıda yer verilen öğretideki görüşler ve istikrar kazanmış Yargıtay uygulamaları göz önüne alındığında; suç örgütleri veya silahlı terör örgütlerine yardım suçunun ancak doğrudan kastla işlenebileceği, yardımın örgütün amacını gerçekleştirmeye hizmet etmesi gerektiği, örgüt üyelerine yapılan yardımın da örgüte yapılmış gibi kabul edilmekle birlikte örgüt üyesinin mensup olduğu örgütün bilinmesi ve bu yardımın da insani mülahazalarla değil örgütün amaçlarını gerçekleştirme gayesiyle yapılması hususunda ortak bir kanaat mevcuttur.
D.ETKİN PİŞMANLIK
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.04.2008 tarih ve 9-1878 sayılı kararında açıklandığı üzere; etkin pişmanlık hükümlerinin amacı, bir yandan terör ve örgütlü suçlarla mücadale bakımından stratejik önemi nedeniyle en etkili bilgi edinme ve mücadele araçlarından olan örgütün kendi mensuplarını kullanmak, diğer taraftan da suç işlemeyi önlemek, mensup olduğu yasa dışı örgütün amaçladığı suçun işlenmesine engel olanları ve işlediği suçtan pişmanlık duyanları cezalandırmayarak ya da cezalarında belli oranlarda indirim yaparak yeniden topluma kazandırmaktır.
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme, örgüte üye olma, üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme veya örgüte bilerek isteyerek yardım etme suçlarında etkin pişmanlık, şahsi cezasızlık veya cezadan indirim yapılması gereken haller olarak kabul edilmiştir.
Şahsi cezasızlık nedeni olarak; sanığın amaç suçun işlenişine iştirak etmeksizin, hakkında bir soruşturma başlamadan önce örgütten gönüllü olarak ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi (TCK’nın 221/2 maddesi), hakkında soruşturma başladıktan sonra, gönüllü olarak teslim olup, örgütün yapısı ve faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili samimi ve faydalı bilgi vermesi (TCK’nın 221/4 maddesinin ilk cümlesi), yakalandıktan sonra pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının önemli ölçüde yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi (TCK’nın 221/3 maddesi) hallerinde sanık hakkında cezaya hükmolunmayacaktır.
Amaç suça elverişli vahim nitelikte sayılan eylemler gerçekleştirilmeden yakalanan, örgüt kuran, yöneten, örgüte üye olan, üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek isteyerek yardım edenlerin örgütün yapısı ve faaliyetleri hakkında bilgi vermesi halinde ise cezadan indirim yapılacaktır (TCK’nın 221/4 maddesinin ikinci cümlesi).
Kanun vazıının, etkin pişmanlığı şahsi cezasızlık sebebi olarak kabul ettiği durumlarda, örgütten ayrılma veya güvenlik güçlerine teslim olma bakımından “gönüllülük” esasını benimsediği görülmektedir. Gönüllülük, Türk Dil Kurumu sözlüğünde; “bir iş yapmayı hiçbir yükümlülüğü yokken üstlenen” olarak tanımlanmıştır.
Örgütten ayrılma bağlamında gönüllülük,örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde kalması imkanını ortadan kaldıran veya zorlaştıran bir dış etken bulunmaksızın kendi hür iradesiyle gönüllü olarak örgütten ayrılmasıdır. (Ersan Şen - H. Sefa Eryıldız, Suç Örgütü 2018 Baskı syf 346)
E.TERÖRİZMİN FİNANSMANI:
1-Genel Olarak:
Terör; şiddet unsurunu içeren, ideolojik yönü olan, içinde gerçekleştiği toplumu korkutmayı ve sindirmeyi hedeflemenin yanı sıra siyasi iktidarın gücünü zayıflatmayı ya da tamamen ortadan kaldırmayı, sosyal yapıya zarar vermeyi ve hedef aldığı toplum içinde karşıt kutupların oluşmasını, hatta alınan önlemler karşısında devlet ile halkı karşı karşıya getirmeyi amaçlayan bir yapı ve örgütlenme biçimidir. Dolayısıyla terör, kısaca politik, ideolojik ya da dinsel hedeflere ulaşabilmek amacıyla gerçekleştirilen planlı şiddet hareketleridir.
Ülkemizde de terörizm, uzun bir süredir gündemimizde önemli bir yeri işgal etmektedir. Uzun yıllardır yaygın bir şiddet uygulayan, toplumun belirli bir kesimini baskı altına almak suretiyle etkinlik alanı sağlamaya çalışan PKK, MLKP, DHKP – C, TİKKO ve ... gibi terör örgütleri, ülkemizde kapanması mümkün olmayan pek çok yara açmıştır.
Bu gibi örgütlerin yanında; toplumun dinamiklerini kullanarak ve değer yargılarını sömürerek, devlet içerisinde gizli bir şekilde yapılanan ve sahte mehdilik temeline dayanan bir terörist yapılanma da bulunmaktadır. Bu yapılanma talimatlar yoluyla kolektif biçimde mobilize olmuş, anayasal kurumlara örgüt üyelerini yerleştirmek suretiyle devletin tamamını ele geçirme refleksiyle hareket etmiştir. Mülkiye, adliye, emniyet, eğitim ve ordu içerisinde kendi özel hiyerarşisi ile illegal şekilde kadrolaşmış, devletin tüm kurumlarına yerleştirdiği örgüt üyeleri ile devleti kendisine hizmet eder hale getirmiş ve adeta devlet içerisinde ayrı bir devlet yapısı oluşturmuştur. Uzun süredir bu konuda faaliyet gösteren ve bu durum deşifre olunca, bir darbe girişimine yeltenen FETÖ/PDY örgütü, terör ve organize suçlulukla mücadeleyi farklı bir boyutu ile ülke gündemine yeniden taşımıştır.
Asıl amaçları gelir elde etmek olmayan ve çoğu zaman siyasal hedefleri bulunan terör örgütlerinin, her açıdan varlıklarını devam ettirebilmek için mali kaynağa ihtiyaçları olduğu konusunda herhangi bir şüphe bulunmamaktadır. Dolayısıyla terör örgütleri de mali kaynak bulma çabası içerisine girmektedirler. Günümüzde yabancı devletlerin terör örgütlerine eskisi kadar rahat yardım yapamaması, terör örgütlerinin kendi mali kaynaklarını yaratma ihtiyacını daha fazla hissetmelerine neden olmuştur.
2-Terörün Finans Kaynakları
a-Örgüte yapılan mali yardımlar: Terör örgütleri propaganda yoluyla örgüt üyelerinden veya örgüte üye olmamakla birlikle örgüte yardım edenlerden örgüte yardım toplamaktadır. Örgüte yapılan mali yardımlar örgüte doğrudan gelir aktarmak şeklinde olabildiği gibi örgütle organik bağı olan ve yasal görünümlü dernek, vakıf, şirket vb. gibi tüzel kişiler üzerinden dolaylı şekilde de gerçekleşebilmektedir.
b-Vakıf ve derneklerin kullanımı: Kar amacı gütmeyen vakıf ve derneklerden, terör örgütleri ile organik bağı bulunanların kamuoyuna yansıtılan meşru amaçlarının arkasına gizlenen gerçek amacın örgüte finans yaratmak olduğu, günümüzde bilinen bir gerçek olup yasal görünümlü vakıf ve dernekler üzerinden terör örgütlerine kaynak aktarılması en sık başvurulan yöntemlerden biridir.
Kâr amacı gütmeyen tüzel kişilikler, örgütler tarafından oluşturulup yasal kazançların aktarılması ile de terör örgütlerine destek verilebileceği gibi, Mali Eylem Görev Gücü (FATF) raporlarında belirtildiği üzere, örgüt tarafından oluşturulmasa da bu kurum ve kuruluşların örgüt tarafından suistimal edilmeleri de mümkündür. Mali Eylem Görev Gücü’nün “Dokuz Özel Tavsiye” olarak bilinen değerlendirmesinde bu husus şu şekilde açıklanmış ve ülkelere birtakım tedbirlerin alınması yönünde tavsiyelerde bulunulmuştur:
“Kar amacı gütmeyen kuruluşlar özellikle istismara açıktır ve ülkeler bunların;
Terörist örgütler tarafından yasal varlık süsü verilerek,
Varlıkların dondurulması önlemlerinden kaçmak amacı da dâhil olmak üzere,terörizmin finansmanının sağlanması amacıyla kendi çıkarları doğrultusunda kullanılarak,
Yasal amaçlı fonların el altından terörist örgütlere saptırılmasını gizleyerek veya saklayarak, kötüye kullanılmasını engelleyecek tedbirleri almalıdır.”
Bu gibi durumlarda, kâr amacı gütmeyen kuruluşlar doğrudan örgütle ilişkili olmasa da,bu kurumlarda çalışan ya da yönetici gibi pozisyonlardaki örgüt üyelerine para aktarılmış olmakta ve bu şekilde terörle ilişkilendirilemeyecek ve denetlenemeyecek bir fon sağlanması amaçlanmaktadır
c-Basın ve yayın araçları: Terör örgütleri, basın ve yayın yoluyla propagandalarını yaptıkları gibi, bu organlar sayesinde önemli bir gelir kaynağı da elde edebilmektedirler.
d-Ticari faaliyetler: Terör örgütlerinin propaganda sonucu sağladığı fonlar sayesinde toplanan sermayenin bir kısmı yasal görünüm kazandırılması amacıyla ticari faaliyetlere aktarılabilmektedir. Terör örgütlerinin bu yöntemi kullanmasının nedeni ticari işletmeler ile terör örgütleri arasındaki bağlantının kamu otoritesince tespitinde yaşanan zorluklardır. Yine ticari faaliyet sırasında çeşitli dolambaçlı yöntemler kullanılarak, elde edilen meşru ticari kazanç ile örgüte sağlanan fon arasında geçişkenlik, perdeleme ve karartma uygulanmasının mümkün olması bu yöntemin terör örgütlerince kullanılmasının en önemli nedenlerindendir. Ticari faaliyet maksadıyla kurulan şirketlerin doğrudan terör örgütünün elde ettiği fonlar ile kurulması mümkün olduğu gibi başlangıçta meşru kaynak ve sermaye ile kurulmuş olmasına karşın zaman içerisinde örgütle kurulan organik bağ sonucu örgütün faaliyetlerine tahsis edildiği de bilinen ve yaşanan bir gerçekliktir.
e-Sosyal etkinlikler: Düzenlenen konser, şölen, sergi ve gösteri gibi sosyal etkinlikler yoluyla da terör örgütleri tarafından yüksek tutarlı paralar toplanabilmektedir.
f-Örgütün suç faaliyetlerinden elde ettiği gelirler: Terör örgütleri büyük çaplı uyuşturucu kaçakçılığı, insan ticareti, göçmen kaçakçılığı, yağma ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama gibi suçlardan gelir elde etmektedir. İşlenen suçlar örgütün yapısına göre değişiklik ve çeşitlilik gösterebilmektedir. Terör örgütleri büyüdükçe ve güçlendikçe işledikleri suçların ve bu suçlardan elde ettikleri gelirlerin boyutu da büyümektedir.
3-Terörizmin Finansmanı Suçu Bağlamında FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün gelir kaynakları;
FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün finans sağlama ve mali kaynak kullanımı açısından geleneksel anlamdaki terör örgütlerinden farklılaşması ve yeni nesil bir terör örgütü olması nedeniyle sadece 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun yönünden değerlendirmek bütünü görme ve tedbir alma açısından yeterli olmayabilir. Bunun yanında örgüt üyesi gerçek ve tüzel kişiler ortaklaşa hareket etmekte ve yalnızca örgüt üyesi olma sebebiyle elde ettikleri pek çok kazanç bulunmaktadır. Hatta örgüt ilişkili şirketler, örgütün sızmış olduğu kamu kurumları vasıtasıyla pek çok avantaj elde etmekte ve örgüt menfaatleri adına varlıklarını sürdürmeleri ve kazançlarını arttırmalarını sağlamaktadır. Bunlar terörizmin finansmanı ile yakın ilişkili olmakla birlikte örgüt ilişkili şirket yöneticilerinin örgüt üyesi olma sebebiyle elde ettikleri suç gelirleri altında düşünülmelidir.
Finansal kaynakları nazara alındığında örgütün kendine özgü bir yapı oluşturduğu görülmektedir. Bir yandan, “himmet” adı altında ve bağış, burs, zekât, fitre şeklinde örgüte yapılan yardımlar, diğer yandan doğrudan örgütün finansmanı için oluşturulan veya örgütün amacına tahsis edilen ticari şirketler bu örgüte sabit bir finansal kaynak sağlamıştır. Bu türden yapılan yardımlar, örgüt mensuplarından ve örgüt mensubu olmayıp çeşitli yollardan baskılarla adeta “haraç” gibi toplanarak sağlanmaktadır. Himmet şeklindeki zorunlu kesintiler; örgüt iltisaklı şirketler için aylık bağış ve sponsorluklar, örgüt üyesi kişiler için maaşlarının bir kısmı olmaktadır.
Öte yandan örgüt, sabit olmayan gelirler de elde etmektedir. Bunlar da özellikle örgüte yakın olmasa da örgütün kamusal ve iş hayatındaki gücünden yararlanmak isteyen kişilerin örgüte sağlamış olduğu doğrudan ya da dolaylı kazançlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca örgüt, kamu kurumlarındaki örgütlü insan gücünü kullanarak kamu kaynaklarından da pek çok gelir elde etmiş ve bunlar sayesinde finansmanı için kurduğu ya da kendisini finanse eden ticari şirketlerin gelirlerini arttırmıştır. Gelirleri katlanan ticari şirketler ise kazançlarının bir kısmını kendi uhdelerinde tutarken büyük kısmını da örgüte veya örgütün amaçları doğrultusunda kurulan başka kurumlara aktarmışlardır.
FETÖ/PDY, zamanla faaliyetlerini birçok alanda genişletmiş ve Türkiye’nin yanı sıra yüz elliyi aşkın ülkede yaygınlaştırmıştır. Ülke içindeki pek çok şirket örgütün yurtdışı faaliyetlerini finanse eder duruma gelmiştir. Ayrıca söz konusu yapılanmanın yurt içinde ve yurt dışında eğitim, sağlık, medya, finans, ticaret, sivil toplum gibi farklı alanlarda faaliyet gösteren çok sayıda kuruluşu bulunmaktadır.
FETÖ/PDY’nin dünya çapında tahmin edilen sermaye değeri 150 milyar dolardır. Bu sermaye birikimi başta özel sektör olmak üzere kamu sektörü ve sivil toplum kuruluşlarından gerek emri vaki yöntemlerle gerekse ekonomik faaliyetlerle oluşturulmuştur. Fakat finansman açısından “himmet” gibi öyle örnekler vardır ki halkın iyi niyetinin suistimal edilmesiyle özellikle tüm İslam aleminin dini bayramı olan kurban bayramında, kapı kapı dolaşarak hayvan derilerinin toplanması, yardım, bağış, burs, zekat, fitre, camii yaptırma, okul yaptırma adı altında köylerde ve kentlerden elde edilen gelirler finansman açısından daha önce başka terör örgütlerinde görülmeyen örneklerdir. Yine FETÖ/PDY’nin Türkçe Olimpiyatları organizasyonları ile milli duygular üzerinden yapılan suistimaller ulusal ve uluslararası arenada örgüt sempatizanlarının artmasına neden olmuş, bu durum bağışları ve diğer destekleri artırmıştır. Örgüt eliyle kamuya yerleşen kişiler, ilk maaşlarının tamamını ve sonrasında diğer maaşlarının %10 ile %20 arasında değişen oranını örgüte ödemişlerdir. Aynı şekilde örgütün kamu ihalelerinde yolsuzluk yaparak ihaleleri yandaş şirketlerin kazanmasına vesile olduğu da bilinmektedir. Yaklaşık olarak Türkiye’de 1700, yurt dışında 2500 ilkokul, ortaokul ve lise; Türkiye’de 15, yurt dışında 10 üniversite; Türkiye’de 450, yurt dışında 200 yurt; 1 banka, 1000 dershane, 3 haber ajansı, 16 televizyon kanalı, 23 radyo istasyonu, 45 gazete, 15 dergi, 29 yayınevi; Türkiye’de 35, yurt dışında 15 hastane; Türkiye’de 1200, yurt dışında 1500 dernek ve vakıf ve Türkiye’de 8 bin, yurt dışında 3000 şirketiyle devasa bir yapı haline gelmiştir. FETÖ/PDY içerisindeki ticari yapılanma, elde ettiği finansal getirisinin yanı sıra örgütün insan kaynağının yetiştirilmesinde de faydalanılmıştır. “Başka bir ifadeyle parasal girdi, örgüt çarkı içinde insan çıktısı üretecek şekilde dizayn edilmiştir.” Örgütün dışarıdan görünen yüzünün sempatikleştirilmesi, sözde hoşgörü, barış ve demokrasiye dayanan söylemleri, pek çok kişiye moral ve umut vaadederek kendi safına çekmeyi sağlamıştır.
Türkiye’nin şimdiye kadar gördüğü klasik terör örgütü algısını yıkan ve terör, terörizm terimlerine yeni bir boyut kazandıran örgüt, suç dünyasından da himmet adı altında haraç almış, himmet vermek istemeyenlerin kamu gücünü kullanarak tepesine binmiş, himmet verenlerin ise önünü açarak işlerini kolaylaştırmıştır. Bu noktada aslında devleti her zaman kötü olarak görmüş ve “düşman devletten kaçır, himmete yatır” sloganıyla hareket ederek kendisini güçlendirip devleti zayıflatmak istemiş, yine kamu kurumlarındaki örgüt elemanları sayesinde birçok ihaleyi yanlısı olduğu şirketlere kazandırarak vergi muafiyeti sağlatmış, bu yönüyle ise kamu gelirlerini azaltıp ve kamu bütçesini zarara uğratarak kendini finanse etmiştir.
FETÖ paralel devlet yapılanması faaliyetlerinden hareketle kuruluşundan bu yana ele geçirdiği tüm sektörler birbirini destekleyerek örgüt faaliyetlerini kolaylaştırmış ve devleti ele geçirmeye çalışan devasa bir örgüte dönüştürmüştür.
Örgütün mali yapıya sızma amacının;
- Kamu destek ve teşviklerini grup şirketlerine yönlendirme,
- Mali Denetim faaliyetlerinden haberdar olma ve denetimleri yönlendirme, Kamu ihalelerini örgütle bağlantılı şirketlere verme,
- Bilişim altyapısı ve kurum arşivini örgütle bağlantılı kişilerin ve şirketlerin menfaatine kullanma olarak özetlenmesi mümkündür.
FETÖ/PDY’nin özel sektör yapılanması temelde iki faaliyet için kullanılmıştır. Bunlardan birincisi ekonomik gelir elde etme, ikincisi ise kara para aklayarak fon transferlerini kolaylaştırma şeklindedir.
Emniyet Genel Müdürlüğü’nün hazırlamış olduğu rapora göre, örgüt, şirketlerinin binlercesi üzerinden elde ettikleri kazançları ticaret gibi göstererek bankacılık sistemine sokmaktadırlar. Bunu yaparken kendine bağlılığı konusunda tereddüt yaşamayacağı iş adamlarının bireysel hesapları üzerinden sisteme para sokmakta fakat söz konusu iş adamının mal varlığı, ürettiği katma değer ve diğer nakit mevcudiyetleri incelendiğinde örgüt kaynağına birebir ulaşılamasa da kişinin sahip olduğu değerlerin yasadışı olduğu sonucuna varılmaktadır.
FETÖ/PDY basın yayın ve medya kuruluşlarının efektif etkisinin her zaman farkında olmuş, amaçlarına ulaşmak için algı yönetimi politikalarını bu kuruluşlar üzerinden yapmaya çalışmıştır. Örgütün basın yayın, medya kuruluşları incelenecek olursa; Millet ve Bugün gazeteleri, Bugün TV, BGN News, Kanaltürk Radyo ve Kanaltürk TV ile öne çıkan FETÖ/PDY’nin hedefi dindar-muhafazakâr olmayan kesime hitap etmektir. İpek Medya Grubu bu anlamda Feza Gazetecilik’i tamamlar niteliktedir.
FETÖ’nün mali anlamda büyüklüğünü anlatabilmek için faaliyetlerini “yatay büyüme” teorisiyle açıklamak faydalı olacaktır. Bu teori aslen bir işletmenin ürettiği mal veya hizmeti, ara mallarını ve parçalarını da üretmek üzere genişlemesidir. Örgüt, topladığı himmet gelirleri ile okullar, yurtlar ve dershaneler açarak eğitim sektörüne yatırım yapmıştır. Daha sonrasında yine eğitim sektöründe şirketler kurarak faaliyetlerini bu şirketler üzerinde yürütmüştür. Bu sistem içerisinde kendi matbaasını ve okulları için kılık kıyafet firmalarını, kırtasiye ve kargo şirketlerini kurarak bir ticaret döngüsüne girmiştir. Sonuç olarak örgüt dış alımlarını olabildiğince azaltmış ve iç alımlar ile parayı kendi şirketlerini güçlendirmekte kullanmıştır. Bu bağlamda eğitim alanında başlayan ticari ilişki, basın, yayın, taşımacılık, tekstil, gıda hatta sağlık ve finans gibi sektörlere uzanmıştır. 1990’lı yıllardan sonra sistemli şekilde gelişme ve genişleme dönemi yaşanmış bazı sektörler hedef olarak özellikle seçilmiştir.
FETÖ/PDY İle İlişkili Şirketler;
Örgüt Şirketleri: Örgüt sermayesi ile kurulan ve örgütü aktif olarak destekleyen şirketlerdir.
Bağlantılı Şirketler: Örgüt ile hareket etmekte olup, kuruluş sermayesi örgüte ait olmamakla birlikte ilerleyen süreçte şirketlerin örgütün amacına tahsis edilen şirketlerdir. Bu şirketlerin bir kısmı örgüte maddi destek sağlamakla birlikte bir kısmı ise tümüyle örgüt kontrolüne girmiştir.
Diğer Şirketler: Bu şirketler, bağlantılı şirketler gibi doğrudan ilişkide bulunmamakla birlikte örgüte kaynak sağlayan şirketlerdir.
Örgüt tarafından 2005 yılında, kendisine bağlı iş adamlarını bir araya getirmek amacıyla kurulan TUSKON, 7 federasyon ve 211 üye dernek ve 2014 yılı itibariyle 55.000 üye iş adamı ve girişimci ile örgütün ekonomi üzerinde ne kadar etkin olduğunu gözler önüne sermektedir. TUSKON içerisinde yer alan “TUSKON Genç İşadamları Derneği” örgütün himmet paralarını aklaması bakımından önemli bir sivil toplum kuruluşudur. Tuskon'a bağlı federasyon, dernek yöneticisi ve üyesi 7595 kişi, Kimse Yok Mu Derneği’nin şubelerindeki yönetici ve üyeleri 895 kişi, Aktif Eğitimciler Sendikasının temsilcisi 140 kişi ve örgüte bağlı derneklerin üye ve yöneticisi 1164 kişi olduğu tespit edilmiştir.
Örgütle ilişkili şirketlerin genel özelikleri şöyledir:
-Örgüte ait ve örgütle bağlantılı şirketlerin ortaklık yapısı belirsiz ve karmaşıktır.
-Çokça şüpheli hisse devirleri gerçekleştirilmiştir. Söz konusu hisse devirlerinin gerçekleşmesinde bedellerin ödenmesine ilişkin kayıtlara rastlanılmamaktadır.
-Şirketlerin kayıt dışı para giriş çıkışını kolaylaştırabilmek için ortaklarına yüklü miktarda borçlandırıldığı görülmüştür.
-Aynı sermayenin ürünü şirketlerin aralarında mal ve hizmet alımına dayanmayan yüklü miktarda fiktif işlem yoluyla para transferlerinin gerçekleştirildiği tespit edilmiştir.
-Gerçekte şirket ortağı olmayarak görünürde şirket ortağı olan “Emanetçi Ortaklık” ilişkileri bulunmaktadır.
-Şirketlerin birbiri ile olan faaliyetlerinde transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımına gidilmiştir. Bu durumun sonucu olarak yüksek miktarlarda kaynak aktarımları görülmektedir.
-Kâr dağıtımı yapmamışlardır.
-Personel maaş ödemeleri ve bilançoda gider olarak gösterilen kalemleri, geri toplayarak bu paraları örgütün finansmanında kullanmışlardır.
-Şirketlerin bütün işlemlerini örgüte dahil olan diğer şirketler ile gerçekleştirdiği, örgütsel bir yapılanma içerisinde daha önce bahsedilen yatay büyüme konusuyla ilişkili olduğu bilinmektedir. Şirketlerin mal ve hizmet alışlarıın çok büyük çoğunlukla örgüte mensup kişilere ait şirketlerden gerçekleştirildiği, iş ilişkilerinde ağırlıklı olarak örgütle iltisakı şirketlerin tercih edildiği, gözlemlenmiştir.
-Şirketler tarafından örgüte ait kâr amacı gütmeyen kuruluşlara ve yurtdışı okullarına yardım ve bağış adı altında para transferi yapılmaktadır.
-FETÖ/PDY diğer terör örgütlerinden belirli özellikleri ile ayrılmakta, özellikle üyelerinin kamu kurumlarına sızması ve kamu kurumlarının sahip olduğu kamu gücünü örgüt lehine yönlendirmeleri ve kurumlardaki gizli bilgi ve belgeleri örgütün kullanımına açmaları suretiyle örgüte avantaj sağladıkları da bilinen bir gerçekliktir.
-Himmet olarak toplanan paralar öncelikle şirketlerin faaliyet konularıyla ilişkilendirilmekte sonra ise bu paralarla gazete, dergi vs. aboneliği yapılarak döndürülmektedir.
-Üniversite öğrencilerinin yaşadığı ve yönetimi örgüt tarafından yapılan aynı zamanda kendi içerisinde sürekli denetlenen Işık evleri 1970’lerden itibaren örgüte hizmet etmektedir. Bu evlerde yetişen her örgüt üyesi “takiyye” prensibiyle hareket etmektedir. Takiyye, Arapça kökenli bir kelime olup, “kişinin canına veya malına yönelik bir tehlike karşısında inancını gizleyip gerektiğinde aksini söylemesi”anlamında bir terimdir. Söz konusu evlerden seçilmiş öğrenciler örgütün amacına giden yolda kritik süreçlerde aktif rol oynamaktadırlar. Örgüt militanları bu evlerde tam bir hücre yapılanması gerçekleştirmiş, örgütlenme stratejisini tüm ayrıntılarıyla öğrenmiş ve FETÖ/PDY’nin kullandığı İslami metaforlara ve terminolojilere alıştırılmışlardır. Bunlar Gülen ve örgüt üyeleri arasında kimsenin anlayamayacağı şifreli haberleşme teknikleridir. Kamunun kritik noktalarına alınacak elemanlar bu evlerden seçilmiş, örgüte karşı duran kişiler ya işlerinden edilmiş ya da sindirilmiştir. Farklı devlet kademelerine ve üniversitelere öğrenci alımlarını sağlayan Türkiye ölçekli kritik kurum sınavları dershanelerdeki ve evlerdeki birçok potansiyel örgüt militanına servis edilmiştir. Soruları örgüt mensuplarına servis edildiği belirlenen sınavlar içinde 1986 Askeri Liselere Giriş Sınavı, 1998 Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS), 2000 yılı sonrası bütün askeri okul sınavları, 2007 Polis Meslek Yüksekokulu Giriş Sınavı (PMYO), 2010 Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) ve 2012 Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı (ALES) yer almaktadır. Yine Türkiye Bankalar Birliği’nin yayımladığı bir rapora göre; Fetullah Gülen 2010 KPSS sorularının çalınması yönünde talimat vermiş ve bu talimat doğrultusunda çalınan ve dağıtılan sorular sayesinde devletin önemli kurumlarında kadrolaşmaya gidilmiştir. Ayrıca, 2010 KPSS sınavındaki yolsuzluk davasını yürüten savcı Y.E. bu operasyon nedeniyle örgüt tarafından ölümle tehdit edilmiştir.Üstelik kamuya soktuğu kişilerin maaşlarının bir kısmına el koymakta kendisini bu yolla finanse etmektedir.
EGM’nin FETÖ/PDY Raporu’nda örgütün üniversitelerdeki faaliyetleri konusunda şu ifadelere yer verilmektedir: “Akademik kadro örgütün sonradan oluşturduğu bir birimdir. Üniversiteler üzerindeki çalışmaları akademik kadro imamlar aracılığı ile yürütülmektedir. Örgüt bu tür çalışmalarla tüm üniversitelerin işleyişi hakkında bilgi sahibi olmaktadır. Örgüt Akademik kadrodaki imamları aracılığı ile örgüte müzahir şahısların üniversitelere personel olarak yerleştirilmesi ve öğrencilere yönelik propaganda çalışmalar organize edilmektedir. Ayrıca üniversitelerde teknokent adı altında faaliyet yürüten ve büyük ihalelerle iş yapan şirketleri de bu kadro ile kontrol altında tutmak ve takip etmek mümkün olmaktadır. Her üniversitede bir akademik sorumlu imam vardır.
-15 Temmuz darbe girişimi sonrasında 667 Sayılı KHK ile FETÖ’ye ait yada örgütle iltisaklı yada irtibatlı olmak üzere 2351 kurum ve kuruluş, 668 sayılı KHK ile 42 özel radyo ve televizyon kuruluşu, 89 gazete dergi ve yayınevi ve dağıtım kanalları olmak üzere toplam da 131 kurum ve kuruluş kapatılmıştır. Yine OHAL kapsamında FETÖ mensubu olduğu tespit edilen pek çok kişi meslekten çıkarılmış, yapılan inceleme sonrasında bunların bir kısmı görevlerine iade edilmiştir. Bunun yanı sıra tehdit ve şantajlarıyla bilinen örgüt, özellikle istihbarat alanında kadrolaşmaya giderek operasyonlarının temellerini atmıştır. Kendi şirketleri dışındaki diğer şirketlere adli ve idari para cezaları uygulatılarak sindirilmesi ve pasifize edilmesi ya da bu firmaların batırılması yoluyla elde edilen gelirler söz konusu olmuştur.
-FETÖ/PDY’nin en büyük gelir kaynaklarından birini de kamu ihaleleri oluşturmaktadır. Örgüt bu ihalelerden himmetini alırken, kamu içerisindeki örgüt üyeleri aracılığı ile yüksek fiyata ihalelere girerek yüksek kârlar elde etmektedir. İhalelere giren diğer şirketleri türlü şekillerde alt edip neredeyse her ihaleyi mutlak kazanan olarak almaktadır. Zaman zaman yasa dışı dinlemeler yaparak, ya da ihalenin şekil şartları açısından yapılan usulsüzlükler sonucu piyasadaki rekabet koşulları bozulmaktadır. Bu durum sonucu olarak örgüt kasası doldurulmakta fakat devlet hazinesi ciddi zararlara uğramaktadır.
Kamu kurum ve kuruluşlarında teşviklerin kullandırılmasına dair olan yetkiler geniş takdir hakkına sahiptir. Buradan yola çıkarak kurumlardaki örgüt üyeleri söz konusu “teşvikleri” örgüt şirketlerine kullandırarak bu kurumlardan gelir elde etmişlerdir. Bunun yanı sıra bazı projeler aynı teşvik türünden birden fazla teşvik almış, bu durumun denetlenemediği ortaya çıkmıştır. Yine teşvik verilen basit projeler, kamu idaresini ve kamu bütçesini olumsuz etkilemiştir. Teşvikler konusunun sosyolojik boyutuna baktığımızda ise örgüt faaliyetleri yüzünden kamu kurumlarına güvenin sarsıldığını ve girişimcilik faaliyetlerinin azalarak devam ettiği sonucu görülmektedir.
Örgüt, kamu kurumlarına sızmak amacıyla temel olarak “kamu personeli seçme” sınavlarını kullanmıştır. Türkiye’nin öğrenci seçme ve yerleştirme merkezi olan (ÖSYM) kurumda kadrolaşarak işe başlamış, kurum bünyesinde yapılan bir kısım sınavların sorularını çalarak örgüt üyelerine servis etmişlerdir. Örgütün okulları, dershaneleri ve test merkezleri dahil olmak üzere her türlü eğitim–öğretim kurumunda bu sorular dağıtılmış sonuç olarak memur adayları arasında fırsat eşitsizliği yaratılmıştır. Böylece, örgüt üyeleri yüksek puanlar ile stratejik kamu kurumlarında kendilerine kadro yaratmışlardır.
Himmet benzeri gönüllülük esaslı diğer gelirler:
-Dini bayramlar öncesi, özellikle Kurban Bayramı, iş adamları ve esnaflardan toplanan “Kurbanlık” paraları ve kurban derileri,
-Zekat ve burs adı altında iş adamlarından toplanan paralar,
-Devlet kurumlarına yerleştirilen memurların ilk maaşlarını örgüte bağışlamasıyla elde edilen gelirlerdir.
F.TERÖRİZMİN FİNANSMANI SUÇU:
Terörizmin finansmanıyla mücadeleyi ve özellikle terörizmin finansmanının suç haline getirilerek bu suçların suçun ağırlığına uygun şekilde cezalandırılması için gerekli ulusal düzenlemelerin yapılması ve devletler arasında işbirliğinin sağlanmasını hedefleyen birtakım uluslararası belge ve sözleşmeler ortaya konulmuştur.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda 09.12.1999 tarihinde kabul edilerek 10.01.2000 tarihinde imzaya açılan ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından 27.09.2001 tarihinde imzalanan “Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme" terörizmin finansmanıyla mücadele konusundaki ayrıntılı düzenlemeler içermektedir. Anılan Sözleşmenin, ülkemiz tarafından 17.01.2002 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4738 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun'la onaylanması uygun bulunmuş, Bakanlar Kurulunun 01.03.2002 tarih ve 2002/3801 sayılı kararıyla onaylanmasının ardından sözleşme 01.04.2002 tarihli ve 24713 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu Sözleşme çerçevesinde, "Terörün finansmanı suçu" ilk kez 18.07.2006 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5532 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la 3713 sayılı Kanun'un 8. maddesinde düzenlenmiştir.
16.02.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun'la, anılan uluslararası sözleşme çerçevesinde terörizmin finansmanının önlenmesi konusu yeniden düzenlenmiş ve aynı Kanun'un 18. maddesiyle de 3713 sayılı Kanun'un 8. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
6415 sayılı Kanun'un “Tanımlar” başlıklı 2 nci maddesi;
“1) Bu Kanunun uygulanmasında;
a) Başkanlık: Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığını,
b)Değerlendirme Komisyonu: Malvarlığının Dondurulmasını Değerlendirme Komisyonunu,
c)Fon: Para veya değeri para ile temsil edilebilen taşınır veya taşınmaz, maddi veya gayri maddi her türlü mal, hak, alacak ile bunları temsil eden her türlü belgeyi,
ç)(Değişik:27/12/2020-7262/35 md.) Malvarlığı: Bir gerçek veya tüzel kişinin;
1)Mülkiyetinde veya zilyetliğinde bulunan ya da doğrudan veya dolaylı olarak kontrolünde olan fon ve gelir ile bunlardan elde edilen veya bunların birbirine dönüştürülmesinden hasıl olan menfaat ve değeri,
2)Adına veya hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişinin mülkiyetinde ya da zilyetliğinde bulunan fon ve gelir ile bunlardan elde edilen veya bunların birbirine dönüştürülmesinden hasıl olan menfaat ve değeri,
d)Malvarlığının dondurulması: Malvarlığının ortadan kaldırılmasının, tüketilmesinin, dönüştürülmesinin, transferinin, devir ve temlik edilmesinin ve sair tasarrufi işlemlerin önlenmesi amacıyla, malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisinin kaldırılması veya kısıtlanmasını, ifade eder.” şeklinde düzenlenerek başta "fon" olmak üzere, bu Kanun'da geçen terimlerin tanımlarına yer verilmiş,
Aynı Kanun'un "Fon sağlanması veya toplanması yasak fiiller” başlıklı 3. maddesinde;
“(1) Aşağıda sayılan fiillerin gerçekleştirilmesi amacıyla fon sağlanması veya toplanması yasaktır:
a)Bir halkı korkutmak veya sindirmek ya da bir hükûmeti veya uluslararası kuruluşu herhangi bir eylemi gerçekleştirmeye veya gerçekleştirmekten kaçınmaya zorlamak amacıyla, kasten öldürme veya ağır yaralama fiilleri.
b)12.4.1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında terör suçu olarak kabul edilen fiiller.
c)Türkiye’nin taraf olduğu;
1)Uçakların Kanun Dışı Yollarla Ele Geçirilmesinin Önlenmesi Hakkında Sözleşmede,
2)Sivil Havacılığın Güvenliğine Karşı Kanun Dışı Eylemlerin Önlenmesine İlişkin Sözleşmede,
3)Diplomasi Ajanları da Dahil Olmak Üzere Uluslararası Korunmaya Sahip Kişilere Karşı İşlenen Suçların Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşmede,
4)Rehine Alınmasına Karşı Uluslararası Sözleşmede,
5)Nükleer Maddelerin Fiziksel Korunması Hakkında Sözleşmede,
6)Sivil Havacılığın Güvenliğine Karşı Kanun Dışı Eylemlerin Önlenmesine İlişkin Sözleşmeye Munzam, Uluslararası Sivil Havacılığa Hizmet Veren Havaalanlarında Kanun Dışı Şiddet Olaylarının Önlenmesine İlişkin Protokolde,
7)Denizde Seyir Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Sözleşmede,
8)Kıta Sahanlığında Bulunan Sabit Platformların Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Protokolde,
9)Terörist Bombalamalarının Önlenmesine İlişkin Uluslararası Sözleşmede yasaklanan ve suç olarak düzenlenen fiiller.” şeklinde, terörizmin finansmanının önlenmesi amacıyla fon sağlanması veya toplanması yasaklanan fiiller sayılmış,
“Terörizmin finansmanı suçu” başlıklı 4 üncü maddesinde ise;
“(1) 3 üncü madde kapsamında suç olarak düzenlenen fiillerin gerçekleştirilmesinde tümüyle veya kısmen kullanılması amacıyla veya kullanılacağını bilerek ve isteyerek belli bir fiille ilişkilendirilmeden dahi bir teröriste veya terör örgütlerine fon sağlayan veya toplayan kişi, fiili daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2)(Ek:27/12/2020-7262/36 md.)(1) Birinci fıkrada sayılan fiillerin, örgütü kuran veya yöneten ya da örgüt üyesi tarafından gerçekleştirilmesi hâlinde bu kişiler hakkında örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları uyarınca verilecek ceza üçte birine kadar artırılır.
(3)Birinci fıkra hükmüne göre ceza verilebilmesi için fonun bir suçun işlenmesinde kullanılmış olması şartı aranmaz.
(4)Bu madde kapsamına giren suçların kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5)Suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
(6)Suçun, yabancı bir devlet veya uluslararası bir kuruluş aleyhine işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturma yapılması Adalet Bakanının talebine bağlıdır.
(7)3713 sayılı Kanunun soruşturmaya, kovuşturmaya ve infaza ilişkin hükümleri, bu suç bakımından da uygulanır.
(8)(Ek: 14/4/2016-6704/29 md.) Bu suç bakımından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun;
a)133 üncü maddesinde yer alan şirket yönetimi için kayyım tayini,
b)135 inci maddesinde yer alan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması,
c)139 uncu maddesinde yer alan gizli soruşturmacı görevlendirilmesi,
ç)140 ıncı maddesinde yer alan teknik araçlarla izleme, tedbirlerine ilişkin hükümler uygulanabilir. (Ek cümle:27/11/2020-7262/36 md.) Ayrıca, 13/11/1996 tarihli ve 4208 sayılı Kanunda yer alan hükümlere göre kontrollü teslimat tedbirine karar verilebilir. ” şeklinde, terörizmin finansmanı suçunun unsurlarına, tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine, bu suçların soruşturma, kovuşturma ve infazına ilişkin hükümlere yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere "fon"; 3713 sayılı Kanun'un suç tarihinden sonra yürürlükten kaldırılan 8. maddesinin ikinci fıkrasında "para veya değeri para ile temsil edilebilen her türlü mal, hak, alacak, gelir ve menfaat ile bunların birbirine dönüştürülmesinden hasıl olan menfaat ve değer" olarak, 6415 sayılı Kanun'un 2. maddesinin (c) bendinde ise, "para veya değeri para ile temsil edilebilen taşınır veya taşınmaz, maddi veya gayri maddi her türlü mal, hak, alacak ile bunları temsil eden her türlü belge" olarak tanımlanmıştır. Her iki kanuna göre de fon; para veya değeri para ile temsil edilebilen her türlü değer veya menfaat olduğundan, maddi değeri olan her şey fon olabilmektedir. Bu bakımdan, fonun para veya eşya olması zorunlu olmayıp “alacak hakkı” gibi bir ekonomik değer ihtiva etmesine rağmen eşya niteliği taşımayan şeyler olması da mümkündür.
6145 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasında; aynı Kanun'un 3 üncü maddesi kapsamına giren suçların işlenmesinde tümüyle veya kısmen kullanılması amacıyla veya kullanılacağı bilinerek, terör örgütlerine veya bir teröriste fon sağlanması veya toplanması yasaklanmakta ve yaptırıma bağlanmaktadır. Bu düzenlemeye göre, terörizmin finansmanı suçunun oluşabilmesi için, 3713 sayılı Kanun'un 3 ve 4. maddelerinde düzenlenen terör suçlarında veya 6415 sayılı Kanun'un 3. maddesinde belirtilen suçların işlenmesinde kullanılacağını bilerek ve isteyerek belli bir fiille ilişkilendirilmeden dahi bir teröriste veya terör örgütüne fon sağlanması veya toplanması yeterlidir.
Aynı maddenin üçüncü fıkrasında ise; terörizmin finansmanı suçundan ceza verilebilmesi için, fonun bir suçun işlenmesinde kullanılmış olması şartı aranmamakta, fonun sağlanması veya toplanması yeterli kabul edilmektedir. Bu bakımdan, terörizmin finansmanı suçu bir tehlike suçudur. Zira, fonun sağlanması veya toplanmasının yarattığı tehlike cezalandırılmakta ve başkaca bir zarar ya da netice öngörülmemektedir.
Fon sağlamayı; failin kendi mal varlığından veya başkasının mal varlığından fon sayılabilecek ekonomik bir değeri örgüte aktarma veya terör örgütünün finansmanında kullanılacak fonun temin edilmesine yönelik her türlü faaliyet olarak, fon toplamayı ise; failin başkalarından temin edilen fonları örgüte aktarma konusunda aracılık yapması olarak tanımlamak mümkündür.
Terörizmin finansmanı suçunun oluşması açısından, toplanan ya da sağlanan fonun miktarının ya da toplama veya sağlama yönteminin herhangi bir önemi yoktur. Ancak fon sağlama ya da toplama eylemlerinin belli yoğunluk ve süreklilik arz ettiği durumlarda, diğer koşulların varlığı halinde, failin eyleminin TCK'nın 314 üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen silahlı terör örgütü üyesi olmak suçunu oluşturacağı gözetilmelidir.
Terörizmin finansmanı suçunun manevi unsuru bilme ve istemeden ibaret olan kasttır.
Terörizmin finansmanı suçu, silahlı terör örgütüne yardım etme suçunun özel bir hâli olduğundan, bu suçun faili terör örgütünün kurucusu, yöneticisi ya da üyesi olmayan her gerçek kişi olabilir. Failin kamu görevlisi olması ve suçun kamu görevlisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi ise, 6145 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir.
Anılan maddenin beşinci fıkrasına göre, bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde terörizmin finansmanı suçunun işlenmesi hâlinde, tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacaktır. Aynı maddenin altıncı fıkrasında suçun, yabancı bir devlet veya uluslararası bir kuruluş aleyhine işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturma yapılması Adalet Bakanının talebine bağlı kılınmıştır. Söz konusu maddenin yedinci fıkrası ile Terörle Mücadele Kanunu'nun soruşturmaya, kovuşturmaya ve infaza ilişkin hükümlerinin, bu suç bakımından da uygulanacağı hususu düzenlenmiştir.
Terörizmin finansmanı suçu yapısı ve mücadele yöntemleri bakımından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 283 üncü maddesinde düzenlenen suç gelirlerinin aklanması (karapara aklama) suçu ile bağdaştırılmakta hatta terörizmin finansmanı suçu kimi zaman “tersine kara para aklama” olarak nitelendirilmektedir.
-Terörizmin finansmanında kullanılan gelirler suç işlenerek elde edildiği gibi, tamamen yasal yollardan da elde edilebilmektedir. Suç gelirlerinin aklanmasında ise suçun konusunu oluşturan gelir daima yasadışı bir faaliyet olan öncül suça dayanmaktadır.
-Terörizmin finansmanı için elde edilen gelirlerin yasallaştırılmasına gerek bulunmamaktadır. Burada gerekli olan paranın terörist hücrelere dağıtımının ve aktarımının yapılabilmesidir. Önemli olan husus finansman zincirinin belli bir noktada kırılması ve parayı gönderenin ortaya çıkmamasının sağlanmasıdır.
-Suç gelirlerinin aklanması gelirin kaynağı ile gelir arasındaki bağın koparılması ile başlayıp elde edilen gelirlerin meşrulaştırılmasıyla sona ererken terörizmin finansmanı gelirin elde edilmesi ile başlayıp bunun dağıtılması ile sona ermektedir. Suç gelirlerini aklamanın ve terörizmin finansmanının esas amaçları dışarıda tutulduğunda her ikisinin de ortak araçları kullandıkları görülmektedir.
Terör örgütlerinin aklama suçu ile olan bağlantısı daha ziyade terör amaçlı kullanılması amaçlanan fonların varlığı halinde ortaya çıkacaktır. Terör örgütleri yasal merciiler tarafından takip edildiklerinin tüm hareketlerinin izlendiğinin farkındadırlar. Bu nedenle de terör örgütüne fon aktarımı da doğal olarak açık şekilde değil bir takım örtülü işlemlerle gerçekleştirilir. Örneğin: arka planda terör örgütünün olduğu bir vakıf veya dernek oluşturulur ve bu kanallarla fonlar örgüte aktarılır.
Dolayısıyla kaynağı yasal veya yasadışı olsun teröre aktarılan fonlar aktarımın yapıldığı süreçte hileli işlemlere tabii tutulur. Diğer bir ifade ile tersine bir aklama sürecine gidilir. Aklama suçunda gizlenen şey suç geliri ile bu gelirin elde edildiği suç arasındaki irtibattır. Terörün finansmanında gizlenen şey ise gelir ile bu gelirin yöneldiği yer arasındaki bağlantıdır. Yani aklama suçunda fonun nereden geldiği, terörün finansmanı suçunda ise fonun nereye gittiği gizlenir.
Bu amaçla bankalarda çok sayıda işlemler yapılarak kaynak gizlenmeye çalışılmakta. Çeşitli alternatif bankacılık yöntemleri ile kimlik tespiti yapılması engellenmekte, kar amacı gütmeyen kuruluşlar oluşturulmak ya da suistimal edilmek suretiyle kullanılmakta, kimi zaman nakit ödemeler örgütle ilişkili kuryeler aracılığıyla yapılmakta, örgütle doğrudan ilişkilendirilemeyen örgüt üyeleri ile yakın ilişkili (aile, akraba, yakın dost gibi) kişilerin üzerinden fon sağlama gerçekleştirilebilmektedir.
-Ayrıca terörizmin finansmanı suçu aklama suçunun önsuçu niteliğini de taşımaktadır. Çünkü terörizmin finansmanı ülkemizde alt sınırı bir yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtur ve terörün finansmanı suçuna konu gelir de suç geliri niteliğini taşır.
G.SERMAYE PİYASASINDA ÖRTÜLÜ KAZANÇ AKTARIMI
6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun;
"Örtülü Kazanç Aktarımı Yasağı" başlıklı 21 inci maddesi şu şekildedir;
"(1) Halka açık ortaklıklar ve kolektif yatırım kuruluşları ile bunların iştirak ve bağlı ortaklıklarının; yönetim, denetim veya sermaye bakımından doğrudan veya dolaylı olarak ilişkide bulundukları gerçek veya tüzel kişiler ile emsallerine uygunluk, piyasa teamülleri, ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine aykırı olarak farklı fiyat, ücret, bedel veya şartlar içeren anlaşmalar veya ticari uygulamalar yapmak veya işlem hacmi üretmek gibi işlemlerde bulunmak suretiyle kârlarını veya malvarlıklarını azaltarak veya kârlarının veya malvarlıklarının artmasını engelleyerek kazanç aktarımında bulunmaları yasaktır.
(2) Halka açık ortaklıklar ve kolektif yatırım kuruluşları ile bunların iştirak ve bağlı ortaklıklarının, esas sözleşmeleri veya iç tüzükleri çerçevesinde basiretli ve dürüst bir tacir olarak veya piyasa teamülleri uyarınca kârlarını ya da malvarlıklarını korumak veya artırmak için yapmaları beklenen faaliyetleri yapmamaları yoluyla ilişkili oldukları gerçek veya tüzel kişilerin kârlarının ya da malvarlıklarının artmasını sağlamaları da örtülü kazanç aktarımı sayılır.
(3) Halka açık ortaklıklar ve kolektif yatırım kuruluşları, ilişkili taraf işlemlerinin emsallerine, piyasa teamüllerine, ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine uygun şartlarda gerçekleştirilmiş olduğunu belgelemek ve bu durumu tevsik edici bilgi ve belgeleri en az sekiz yıl süre ile saklamak zorundadırlar. Birinci fıkrada belirtilen ilkelere aykırılığın tespitinde izlenmesi gereken usul ve esaslar Kurul tarafından belirlenir.
(4) Kazanç aktarımının Kurulca tespiti hâlinde halka açık ortaklıklar, kolektif yatırım kuruluşları ile bunların iştirak ve bağlı ortaklıkları, Kurulca belirlenecek süre içinde kendilerine kazanç aktarımı yapılan taraflardan, aktarılan tutarın kanuni faizi ile birlikte mal varlığı veya kârı azaltılan ortaklığa veya kolektif yatırım kuruluşuna iadesini talep eder.
Kendilerine kazanç aktarımı yapılan taraflar Kurulca belirlenecek süre içinde aktarılan tutarı kanuni faizi ile birlikte iade etmek zorundadır. Örtülü kazanç aktarımı yasağının ihlali ile ilgili 94 üncü ve 110 uncu maddeler ile ilgili mevzuatta öngörülen hukuki, cezai ve idari yaptırımlar saklıdır"
"Güveni kötüye kullanma ve sahtecilik" başlıklı 110. Maddesi ise;
"(1) Aşağıdaki fiiller güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli hâlini oluşturur; ancak bu durumda 5237 sayılı Kanunun 155 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre hükmolunacak ceza üç yıldan az olamaz:
a) Yatırım kuruluşuna, 58 inci madde kapsamındaki fon kuruluna ve 59 uncu madde kapsamındaki teminat sorumlularına; sermaye piyasası faaliyetleri sebebiyle veya emanetçi sıfatıyla veya idare etmek için veya teminat olarak veya her ne nam altında olursa olsun, kayden veya fiziken tevdi veya teslim edilen sermaye piyasası araçları, nakit ve diğer her türlü kıymeti kendisinin veya başkasının menfaatine satmak, kullanmak, rehnetmek, gizlemek veya inkâr etmek
b) Yönetim, denetim veya sermaye bakımından dolaylı veya dolaysız olarak ilişkili bulunduğu diğer bir teşebbüs veya şahısla emsallerine göre bariz şekilde farklı fiyat, ücret ve bedel uygulamak (…) örtülü işlemlerde bulunarak halka açık ortaklıkların kârını veya mal varlığını azaltmak
c) Halka açık ortaklıklar ve kolektif yatırım kuruluşları ile bunların iştirak ve bağlı ortaklıklarının, yönetim, denetim veya sermaye bakımından doğrudan veya dolaylı olarak ilişkide bulundukları gerçek veya tüzel kişiler ile emsallerine uygunluk, piyasa teamülleri, ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine aykırı olarak farklı fiyat, ücret, bedel, şartlar içeren anlaşmalar veya ticari uygulamalar yapmak veya işlem hacmi üretmek gibi işlemlerde bulunarak kârlarını veya malvarlıklarını azaltmak veya kârlarının veya malvarlıklarının artmasını engellemek
(2) Yatırım kuruluşu, 58 inci madde kapsamındaki fon kurulu ve 59 uncu madde kapsamındaki teminat sorumluları bünyesinde tutulan kayıtları bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan kişiler, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin günden on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılırlar. Ancak 5237 sayılı Kanunun belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümlerinden mahkûmiyete bağlanan kanuni sonuçlar, bu suçtan mahkûm olanlar hakkında da uygulanır.
(3) Birinci fıkranın (b) ve (c) bentleri kapsamına giren güveni kötüye kullanma suçunu işleyen kişi, etkin pişmanlık göstererek 21 inci maddenin dördüncü fıkrasında yer alan ödemenin yanı sıra bunun iki katı parayı Hazineye;
a) Henüz soruşturma başlamadan önce ödediği takdirde, hakkında cezaya hükmolunmaz,
b) Soruşturma evresinde ödediği takdirde, verilecek ceza yarısı oranında indirilir,
c) Kovuşturma evresinde hüküm verilinceye kadar ödediği takdirde, verilecek ceza
üçte biri oranında indirilir" şeklinde düzenlenmiştir.
6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 1 inci maddesinde Kanunun amacının; sermaye piyasasının güvenilir, şeffaf, etkin, istikrarlı, adil ve rekabetçi bir ortamda işleyişinin ve gelişmesinin sağlanması, yatırımcıların hak ve menfaatlerinin korunması için sermaye piyasasının düzenlenmesi ve denetlenmesi olduğu hususu açıkça belirtilmiştir.
Tasarrufların etkin ve verimli biçimde milli ekonomiye aktarımının sağlanarak bu yolla iktisadi kalkınmanın sağlanması hedefine ancak sağlıklı işleyen bir sermaye piyasası sistemi ile ulaşılabilir. Bu bakımdan ülkelerin kalkınmasında etkin, verimli, şeffaf ve güvenilir biçimde işleyen bir sermaye piyasası sistemi oldukça önemlidir.. Tüm Dünya olduğu gibi Ülkemizde de sermaye piyasalarının sağlıklı işlemesine ayrı bir önem verilmiş; piyasaların idari denetim ve gözetimini (regülasyon) gerçekleştirme konusunda öncelikle bağımsız düzenleyici kuruluş sıfatıyla Sermaye Piyasası Kurumu yetkili kılınmıştır. Kanun koyucu anılan piyasaların sağlıklı işlemesine verdiği hayati önem sebebiyle belirtilen amacı ihlale yönelik bazı önemli fiilleri ortadan kaldırma gayesine yönelik olmak üzere son çare (ultima ratio) olmak üzere ceza hukuku araçlarına başvurarak bazı fiilleri de suç olarak tanımlamıştır. Bu anlamda, halka açık ortaklıklarda yatırımcıların haklarının yönetimsel fiillerle zarara uğratılması riskini önlemeye özel bir önem atfedilmiştir. Nitekim, Türk Ceza Kanunu'ndaki güveni kötüye kullanma suçu ve Türk Ticaret Kanunu'nda yer verilen yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna ilişkin kurallar dışında "‘örtülü kazanç aktarımı yasağı" adı altında özel normlar getirilerek anılan fiillere karşı yatırımcıların korunması ve dolayısıyla sermaye piyasası sisteminin sağlıklı şekilde işlemesi, özel bir suç tipiyle sağlanan cezai korumayla gerçekleştirilmeye çalışılmıştır.
Sermaye Piyasası Kanunu'nun örtülü kazanç aktarımını yasaklayan hükümleri, söz edilen amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Halka açık anonim ortaklıklarda kontrolü elinde bulunduran kişi veya grubun dışında kalan pay sahiplerinin haklarını ve menfaatlerini zedeleyen, anonim ortaklığın karlarını veya malvarlıklarını azaltan veya artmasını engelleyen özel yönetimsel uygulamalara işlemlere karşı, şirket-yatırımcı pay sahipleri söz edilen normlarla korunmaktadır.
Örtülü kazanç aktarımı suçunun oluşabilmesi için;
1.Kazanç/mal varlığı aktaranın halka açık anonim ortaklık ya da onun iştirak veya bağlı ortaklığı olması gerekir. Halka açık anonim ortaklık, Sermaye Piyasası Kanunu m. 3/e’de, "payları halka arz edilmiş olan veya halka arz edilmiş sayılan anonim ortaklıklar" şeklinde tanımlanmaktadır. Sermaye Piyasası Kanunu m. 16/1 uyarınca halka arz olunmuş sayılma, " payları borsada işlem gören ortaklıklar ile pay sahibi sayısı beş yüzü aşan anonim ortaklıklar.." için söz konusu olan bir statüdür. Kaynak aktarımının halka açık anonim ortaklık tarafından bizzat ve/veya doğrudan yapılması şart değildir.Sermaye Piyasası Kanunu m. 21 uyarınca, örtülü kazanç aktarımı halka açık şirketlerin bağlı ortaklığı ve/veya iştiraki tarafından bizzat ya da iştirak ve/veya bağlı ortaklıklar üzerinden de olabilir. Buna göre doğrudan bir kazanç aktarımı yanında, grup ilişkisi (TTK m. 195 vd.; TSY m. 105/1) çerçevesinde yapılan dolaylı işlemler sonucunda halka açık bir şirketten kaynak aktarımının gerçekleşmiş olması halinde de, Sermaye Piyasası Kanunu m. 21 hükmünde yer alan yasak ihlal edilmiş olmaktadır.
2.Kazanç aktarılan kişinin, halka açık şirket veya halka açık şirketin iştirak veya bağlı ortaklığı ile yönetim, denetim veya sermaye bakımından dolaylı veya dolaysız olarak ilişkili olması gerekir. Yönetim denetim ve sermaye ile kast edilen teknik anlamda belirleyici yönetim, denetim veya sermaye ilişkisidir. Kazanç aktarılan şirketin yönetim kurulunda olunması, sermaye iştiraki bu anlamda ilişkinin maddi varlığını tesis eder. Ancak esasen bu noktada önemli olan, halka açık şirketlerde gücü elinde bulunduranların doğrudan veya dolaylı, aracılı işlemlerle kazanç aktarmasıdır. Kontrolün varlığı için, yönetim kurulu üyelerinin çoğunluğunun belirlenmesi gücüne sahip olunması yeterlidir.
3. İlişkili şirketler arasındaki kazanç aktarımının örtülü işlem(ler) aracılığıyla gerçekleştirilmiş olması lazımdır. Aktif örtülü kazanç aktarımının, halka açık anonim şirketlerin ya da iştirak veya bağlı ortaklıkların ilişkide bulundukları gerçek veya tüzel kişiler ile;
a. emsallerine uygunluk,
b. piyasa teamülleri,
c. ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine aykırı olarak farklı fiyat, ücret, bedel veya şartlar içeren anlaşmalar veya ticari uygulamalar yapmak veya işlem hacmi üretmek gibi (örtülü) işlemlerde bulunmak suretiyle kârlarını veya malvarlıklarını azaltarak veya kârlarının veya malvarlıklarının artmasını engelleyerek gerçekleştirilmesi gerekir. Örtülü işlem, olması gerekenden düşük veya yüksek bir bedel ödenmesi şeklinde gerçekleşiyorsa, farkın bariz olması, örtülü işlemin varlığının belirlenebilmesi açısından olağandır.İlişkisiz taraflar arasında gerçekleştirilen işlemlerle karşılaştırma yapıldığında bedeller arasındaki farkın fazlalığı örtülü kazanç aktarımının varlığına işaret edebilecektir.
4. Örtülü işlem sonucunda halka açık anonim ortaklığın kârı ve/veya mal varlığının azalması ya da artmasının aktif yahut pasif tutumla engellenmesi gerekir. İlişkili şirketle/şahısla yapılan örtülü işlem sonucunda, halka açık anonim ortaklığın ya da onun iştirak veya bağlı ortaklığının maddi bir zarara uğramış olması ve bu kapsamda kârı ve/veya mal varlığı toplamının/unsurlarının azalması veya kârlarının veya malvarlıklarının artmasını engelleyerek kazanç aktarımında bulunulması gerekmektedir. Halka açık ortaklıklar ile bunların iştirak ve bağlı ortaklıklarının, kârlarını ya da malvarlıklarını korumak veya artırmak için yapmaları beklenen faaliyetleri yapmamaları yoluyla ilişkili oldukları gerçek veya tüzel kişilerin kârlarının ya da malvarlıklarının artmasını sağlamaları da örtülü kazanç aktarımı sayılır.
H.İFADE ve BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ
AİHS 10 uncu maddesi şu şekildedir;
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izine tabi tutmalarına engel değildir.
2.Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
Sözleşme’nin 17 nci maddesi ise aşağıdaki gibidir:
“Bu Sözleşmenin hiçbir hükmü, herhangi bir Devlete, gruba ya da kişiye, bu Sözleşme’de düzenlenen herhangi bir hakkı ve özgürlüğü tahrip etmeye yahut bu Sözleşme’de öngörülenden daha geniş kapsamlı sınırlamalar getirilmesini amaçlayan herhangi bir faaliyette bulunmaya ya da eylemi/tasarrufu gerçekleştirmeye yönelik herhangi bir hak sağlar olarak yorumlanamaz.”
Medyanın her ne kadar, özellikle de başkalarının itibar ve haklarının korunmasıyla ilgili olarak, bazı sınırları aşmaması gerekse de, görev ve sorumluluklarının bilincinde olarak kamu yararını ilgilendiren her konuyu iletme görevi vardır. Ancak, bilgi verme görevi, zorunlu olarak “vazife ve sorumluluklar” ile birlikte medya kuruluşlarının kendiliğinden uymaları gereken sınırları içermektedir. (bk. Couderc and Hachette Filipacchi Associés, yukarıda anılan, § 89; ve Von Hannover (no. 2), yukarıda anılan, § 102).
Basının, kamuoyunun bilgi ve fikir alma ve verme hakkını kolaylaştırması ve teşvik etmesindeki hayati rolü, AİHM tarafından defalarca tanınmıştır. Medyanın bilgi ve fikirleri aktarma görevinin yanı sıra kamunun da söz konusu bilgi ve fikirleri alma hakkı vardır. Aksi takdirde, medya vazgeçilmez “bekçi köpeği” rolünü oynayamazdı (bk., diğerleri arasında, Magyar Helsinki Bizottság/Macaristan [BD], no. 18030/11, § 165, 8 Kasım 2016, AİHM 2016).
İfade özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı sorusuna ilişkin temel ilkeler, AİHM'in yerleşik içtihadında belirtilmektedir (bk., diğer kararlar arasında, Delfi AS/Estonya [BD], no. 64569/09, § 131-132, AİHM 2015, daha fazla atıfla birlikte). AİHM davayı bir bütün olarak ele alıp söz konusu müdahalenin “takip edilen meşru amaca denk olup olmadığı" ve gerekli olduğunu savunmak için devlet yetkilileri tarafından gösterilen sebeplerin “uygun ve yeterli” olup olmadığı konularında karar verir.
Gruplar veya kişiler bağlamında 17 nci maddenin amacı, Sözleşme’nin, kapsamında belirtilen hak ve özgürlükleri yok etme amacı taşıyan bir faaliyette veya eylemde bulunma hakkı verdiği biçiminde yorumlanmasını engellemektir: “...dolayısıyla, hiçbir kişi, Sözleşme’de yer alan hükümlerden, bahsi geçen hak ve özgürlükleri yok etme amacı taşıyan eylemlerde bulunma amacıyla faydalanamaz...” (bk., Lawless/İrlanda, 1 Temmuz 1961, § 7, Seri A no. 3). Bu amaca ulaşmak için Sözleşme metnine ve özüne aykırı faaliyetlerde bulunan grup ve kişileri, güvence altına alınan haklarının hepsinden mahrum bırakmak gerekli olmasa da, AİHM, 9, 10 ve 11 inci maddelerce güvence altına alınan din, ifade ve toplantı özgürlüklerinin 17 nci maddenin kapsamında olduğuna kanaat getirmiştir (bk., diğer kararlar arasında, W.P. ve diğerleri/Polonya (k.k.), no. 42264/98, AİHM 2004-VII (alıntılar); Garaudy/Fransa (k.k.), no. 65831/01, AİHM 2003-IX (alıntılar); Pavel Ivanov/Rusya (k.k.), no. 35222/04, 20 Şubat 2007; ve Hizb ut-Tahrir ve Diğerleri/Almanya (k.k.), no. 31098/08, §§ 72-75 ve78, 12 Haziran 2012).
AİHM 17 nci maddeyi, diğerleri arasında yukarıda anılan Garaudy/Fransa (k.k.) davasında uygulamış ve başvuranın 10 uncu maddeye ilişkin şikâyetini, Sözleşme’nin hükümleriyle konu bakımından bağdaşmadığına (ratione materiae) karar vermiştir. Bu davada başvuran, Naziler tarafından Yahudi toplumuna karşı işlenen suçları sistematik şekilde inkâr eden bir kitabın yazarıdır. Mahkeme, kararını, başvuranın kitabının ana içeriğinin ve genel anlamının ve dolayısıyla amacının belirgin biçimde tarihi yeniden yazma olduğu ve bu nedenle Sözleşme’nin ve demokrasinin, adalet ve barış gibi temel değerlerine aykırı olduğu görüşüne dayandırmış ve bu görüşten başvuranın, ifade özgürlüğü hakkını Sözleşme metni ve özüne aykırı amaçlar için kullanarak 10. maddeyi asıl amacından saptırma çabasında olduğu sonucuna varmıştır (bk., Witzsch/Almanya (k.k.), no. 4785/03, 13 Aralık 2005).
I.MÜSADERE
FATF(Financial Action Task Force – Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesine Yönelik Mali Eylem Görev Gücü); FATF suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin aklanması, terörizmin ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı ile mücadelede uluslararası standartların oluşturulması ve sözkonusu standartlara uyumlu kanuni ve kurumsal tedbirlerin alınması, ve bu tedbirlerin operasyonel açıdan etkili bir şekilde uygulanmasının teşvik edilmesi amacıyla G7 devletleri tarafından 1989 yılında Paris’de kurulan hükümetler arası bir organizasyondur. Organizasyonun 39 üyesi mevcut olup Türkiye bu organizasyona 1991 yılında üye olmuştur. FATF’ın görev süresi 2019 yılının Nisan ayında alınan bir kararla süresiz hale getirilmiştir. FATF 1990 yılında suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama ile mücadele amacıyla 40 tavsiye kararını bildiren bir rapor yayınlamış anılan 40 tavsiye 1996,2001,2003 ve 2012 yıllarında güncellenmiştir. FATF 40 tavsiyeyi oluştururken BM Viyana, BM Palermo ve BM New York sözleşmesini esas almış; ancak suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklamanın suç haline getirilmesine ek olarak önleyici tedbirlere yoğunlaşmıştır. Bundan sonra da yeni raporlarla çalışmalarını güncelleştirmektedir. Türkiye’nin de üyesi bulunduğu FATF’ın 40 tavsiye kararından dördüncüsü müsadere ve geçici tedbirlere ilişkindir.
Buna göre: Devletler yasal tedbirler dahil olmak üzere Viyana, Palermo Sözleşmesi ve Terörün finansmanı konvansiyonu ile getirilen tedbirlerin benzerlerini uygulamalıdırlar. Bu tedbirler; iyiniyetli üçüncü kişilerin haklarını ihlal etmeksizin aklanan malvarlığının, suçtan kaynaklanan malvarlığının öncül suçların işlenmesinde kullanılan vasıtaların ve bu vasıtalardan elde edilen mal varlığının terörist organizasyonlarda veya terörist eylemlerde veya terörizmin finansmanında kullanılan, tahsis edilen, kullanılmasına niyet edilen vasıtaların, malvarlıklarının, gelirlerin veya buna karşılık gelen malvarlıklarının dondurulması, el konulması ve müsaderesidir. Bunları mümkün kılacak düzenlemeler gerçekleştirilmelidir.
Uygulama birimlerine müsadereye tabi mal varlığını ve mal varlığı gelirlerini belirleme, bu tür malvarlığının elden çıkarılması, ticareti ve devrinin önlenmesi için dondurma ve el koyma gibi geçici tedbirler alma, müsadereye tabi mal varlığına el konulma, dondurulma ve müsadere edilme yeteneğine zarar veren, ortadan kaldıran eylemlerle işlemleri hükümsüz kılacak tedbirleri alma ve uygun soruşturma tedbirlerini alma yetkisi verilmelidir.
Devletler kendi iç hukukuna uygun olarak müsadereye tabii malvarlığının bir mahkumiyet şartı olmaksızın müsadere edilmesini veya sanık tarafından söz konusu malvarlığının meşru kaynağını göstermesini gerektirecek tedbirleri alabilirler.
Terörist eylemlerin finansmanının önlenmesi ve durdurulmasına ilişkin Birleşmiş Milletler Kararları uyarınca, her ülke terörizmin ve terörist örgütlerin finanse edilmesinde kullanılan paraların veya diğer malvarlıklarının gecikmeksizin dondurulması için gerekli önlemleri uygulamalıdır. Her ülke, terörizmin, terörist eylemlerin veya terörist örgütlerin finansmanına ait veya bunların finansmanında kullanılan ya da kullanılması tasarlanan malvarlığına elkonulması ve bu malvarlığının müsaderesi için yetkili otoritelere imkan sağlayan yasal önlemleri de içeren önlemler benimsemeli ve yürürlüğe koymalıdır. Tavsiye Kararının metninden ve açıklamasından, hükmün iki yükümlülükten oluştuğu görülmektedir. Birincisi spesifik Birleşmiş Milletler Kararlarının uygulanması, ikincisi ise genel olarak elkoyma ve müsaderedir. Birinci yükümlülük önleyici nitelikte iken, ikinci yükümlülük ise önleyici ve bastırıcı niteliktedir. Bu Tavsiye Kararı özellikle terörün finansmanında önleyici tedbirin önemini vurgulamaktadır. Bu Karara tam uyumun sağlanabilmesi için, ülkeler tarafından gerekli otoritenin kurulması, standart ve prosedürlerin belirlenmesi gerekir.
Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme’nin 8 inci maddesi ve Suç Gelirlerinin Aklanması, Araştırılması, El Konulması, Müsaderesi ve Terörizmin Finansmanına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin(Varşova Sözleşmesi) 2. maddesine göre taraf devletlerden her birinin meşru veya gayrimeşru bir yolla elde edilmiş olup kısmen veya tamamen terörizmin finansmanı için herhangi bir şekilde kullanılan veya kullanılmak için tahsis edilen malın veya bu suçtan elde edilen gelirim araştırılmasını, takip edilmesini, belirlenmesini, dondurulmasını, el konulmasını ve müsaderesini temin edecekleri belirtilmiştir.
Mahkemenin bir eşya veya malvarlığı değeri bakımından müsadereye karar vermesi halinde o eşya veya malvarlığı üzerindeki mülkiyet hakkı sürekli olarak sona erer. Kişinin sahip olduğu malvarlığı üzerinde serbestçe tasarruf etme hakkına ancak belirli koşullarla ve üstün menfaatlerin korunması amacıyla sınırlama getirilebilir. Anayasamıza göre mülkiyet hakkı ancak kanunla ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilir. AHİS çerçevesinde mülkiyet hakkı “İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’ye Ek 1 numaralı Protokol” 1. maddesi (EK P1 m.1) ile koruma altına alınmıştır. Protokol’ün 1. maddesinin 1.fıkrasının 2.cümlesine (EK P1 m.1, c.2) göre “Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.” AİHM “kamu yararı” veya “genel yarar” kavramlarını tanımlamaktan kaçınmakta ve neyin genel yarara uygun olduğu konusunu belirlemeyi devletlere bırakmaktadır. Örneğin, Mahkeme İtalya’ya ilişkin kararlarında organize suçluluğun ciddi bir sorun haline gelmesine işaret ederek, suçla mücadele bakımından devletlerin bu konuda geniş bir takdir marjına sahip olduklarını vurgulamaktadır. Yıldırım/İtalya kararında, insan ticareti ve göçmen kaçakçılığında kullanılan aracın müsaderesinin, suçla mücadele meşru amacına dayandığı ve devletlerin bu alanda başvurabilecekleri yaptırımlar ve yaptırımların sonuçlarının genel yarar açısından haklı kılınabilir olup olmadığının tayininde geniş bir takdir yetkisi olduğu belirtilmiştir. Raimondo/İtalya kararında ise AİHM hükümetin ileri sürdüğü yasadışı faaliyetlerden elde edilen mülkün, toplumun aleyhine olacak biçimde başvurucuya veya suç örgütüne avantaj sağlamamasının güvenceye alınmasındaki genel yarara hizmet ettiğini kabul etmiştir. İtalya’da yaşayan ve inşaat alanında girişimcilik yapan başvurucu Guiseppe Raimondo’nun hakkında mafya tipi örgüte üyelik suçundan 8 Ekim 1985 tarihinde başlatılan dava sırasında 16 gayrimenkulü ile 6 aracına tedbiren elkonulmuş (13 Mayıs 1985), 16 Ekim 1985 tarihli kararla başvurucu ve eşine ait bazı binalar ile 4 aracın “bunların hukuka uygun bir biçimde elde edildiğinin ispatlanamamış olduğu” gerekçesi ile müsaderesine karar verilmiştir. Karar 9 Kasım 1985 itibariyle ilgili sicile kaydedilmiştir. Catanzaro İstinaf Mahkemesi önleyici tedbirlerin şaşırtıcı bir biçimde rastgele uygulanmasının başvurucunun medeni ve ekonomik ölümüne sebep olacağı gerekçesiyle müsadere ve diğer tedbirlerin iptaline karar vermiştir (4 Temmuz 1986). Karar 9 Ağustos 1991 tarihinde sicile kaydedilmiştir. Yargılama 30 Ocak 1986’da delil yetersizliğinden beraatle sonuçlanmış, istinaf yargılaması sonucunda 16 Ocak 1987’de karar onaylanmıştır. Başvurucu her ne kadar temyiz başvurusu sonuçlanmadan uygulamaya konulmasa da müsadere kararının resmi kayıtlara geçmiş olmasının aslında kararın bir çeşit uygulaması olduğunu ve 1.Ek Protokol’ün 1. maddesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu, müsadere kararının kesinleşmeden önce mülkiyetin devrinin yapılamayacağı yönündeki İtalyan içtihatlarını da ortaya koymuştur. Mahkeme İtalyan Hükümetinin mafya ile mücadelesinin zorluğuna dikkat çektikten sonra, sözkonusu örgütün özellikle uyuşturucu ticareti neticesinde gayrimenkul sektöründe geniş bir iş hacmine sahip olduğuna dikkat çekmiştir. Müsadere, şüpheli sermayenin hareketlerini engellemek için tasarlanmış olup, bu kansere karşı mücadelede etkili ve gerekli bir silahtır ve güdülen amaca ulaşmak bakımından orantılıdır. Raimondo davasından farklı olarak başvuran hakkında müsadere yargılaması dışında ayrı bir ceza davasının açılmadığı ancak başvuranın suç geçmişi bulunduğu Arcuri/İtalya kararında ise AİHM, devletin takdir marjını biraz daha genişleterek “müsadere kararının, hukuka aykırı yollardan elde edildiği ispatlanamamış olan malvarlığının toplum için tehlikeli olabilecek biçimde yasadışı kullanımını önlemeye dönük bir işlevi olduğu” sonucuna varmıştır. AİHM bir başka kararında müdahalenin orantılı olup olmadığını değerlendirirken, “Devlet, hem uygulanacak yöntemi seçmek, hem de belirlenen hukuksal amaca ulaşmak için kullanılan yöntemlerin genel çıkarlar açısından haklı olup olmadığını değerlendirmek konusunda geniş bir takdir hakkına sahiptir. Adil dengenin kurulması, mülk sahibinin davranışlarında gösterdiği kusur veya özenin derecesi de dahil olmak üzere, bir çok etkene dayanmaktadır” şeklinde karar vermiştir. (Agosi/İngiltere, Başvuru no: 9118/80, Tarih: 24.10.1986, par. 54, Ayrıca bkz. Silickee/Litvanya, par. 66. ) AİHM müsadere konusundaki kararları devletlere geniş takdir yetkisi bırakma yönündedir. Örgütlü suçla mücadele amacı, zaten hali hazırda dar olan ölçülülük testini iyice zayıflatmakta ve kullanılan sınırlama araçlarının seçiminde kamu makamlarına çok kuvvetli bir takdir marjı bırakmaktadır.Yine de müsaderenin Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkına dokunulmaksızın düzenlenmesi ve infaz edilmesi zorunludur. Bu hak ancak kamu yararı gerekçesiyle ve kanunla sınırlandırılabilir. Gerek 35. maddede gerekse AİHS’da geçen kamu yararı nedeniyle sınırlandırmanın müsadere bakımından gerekçesi, müsadere edilecek eşya veya değerlerin bir suçla bağlantılı olması ve toplumun suçtan korunmasıdır.
Genel müsadere, öğretide suçlunun taşınabilir ve taşınmaz bütün malvarlığı üzerindeki mülkiyetini ortadan kaldıran ve bunu devlete geçiren bir ceza olarak ifade edilmektedir. (Dönmzer/Erman, C.II, s. 710, par.) Öğretide hemen bütün yazarlar genel müsadereyi tanımlarken, müsaderenin failin tüm malvarlığına ilişkin olarak gerçekleştirilmesine vurgu yapmaktadırlar. Genel müsaderenin varlığından sözedebilmek için kişinin bir suç işlemesi yeterli olup, müsadere edilecek olan eşyanın suçla ilgisinin bulunması aranmaz. Fail, malvarlığının bir kısmını veya bir eşyasını suçta kullanmış, suça özgülemiş veya suçtan elde etmişse, sadece sözkonusu eşya veya malvarlığı değeri değil, bütün malvarlığı müsadere ediliyorsa genel müsadereden sözedilebilir. Başka bir deyişle genel müsadereyi, suç işleyen kimsenin suçla ilgili olmayan malvarlığını da kapsayacak biçimde tüm malvarlığının müsaderesi olarak tanımlamak gerekir.
Suç işleyen kimsenin tabiri caizse tüm malvarlığını söz konusu suçun işlenmesine tahsis etmesi veya suçun işlenmesinde kullanması durumunda suçun işlenmesine tahsis edildiği veya suçun işlenmesinde kullanıldığı belirlenen eşyaların tüm malvarlığını kapsaması halinde dahi malvarlığının tamamının müsadere edilmesi genel müsadere yasağına aykırılık oluşturmayacaktır. Zira artık suçla ilgisi olmayan bir eşyanın müsaderesi söz konusu değildir.
Türk Ceza Hukukunda bir suçun karşılığında uygulanabilecek yaptırımlar, cezalar ve güvenlik tedbirleri olarak belirlenmiştir. Bir suçun karşılığında uygulanacak yaptırım olarak cezalar hapis ve adli para cezasından (TCK madde 45) ibarettir. Güvenlik tedbirleri ise belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma(TCK madde 53), eşya müsaderesi (TCK madde 54), kazanç müsaderesi (TCK madde 55), çocuklara özgü güvenlik tedbirleri (TCK madde 56), akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri (TCK madde 57), mükerrir ve özel tehlikeli suçlulara özgü güvenlik tedbirleri (TCK madde 58), tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerinden (TCK madde 60) ve TCK’nın 60. maddesini daha da genişleten 6415 sayılı Kanunun 4/5. maddesinde hüküm altına alınan tedbirlerden oluşmaktadır.
Türk Ceza Kanuunda müsadere TCK’nın 20, 54, 55 ve 60 ıncı maddeleri ile 6415 sayılı Kanuun 4/5 inci maddesinde düzenlenmiştir.
Türk Ceza Kanununun Cezaların Şahsiliği başlıklı 20. maddesinde;
“(1) Ceza sorumluluğu şahsidir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.
(2)Tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz. Ancak, suç dolayısıyla kanunda öngörülen güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımlar saklıdır.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Türk Ceza Kanununun Eşya Müsaderesi başlıklı 54 üncü maddesinde;
“(1) İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/11 md.) Eşyanın üzerinde iyiniyetli üçüncü kişiler lehine tesis edilmiş sınırlı ayni hakkın bulunması hâlinde müsadere kararı, bu hak saklı kalmak şartıyla verilir.
(2)Birinci fıkra kapsamına giren eşyanın, ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin başka bir surette imkansız kılınması halinde; bu eşyanın değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilir.
(3)Suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir.
(4) Üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya, müsadere edilir.
(5) Bir şeyin sadece bazı kısımlarının müsaderesi gerektiğinde, tümüne zarar verilmeksizin bu kısmı ayırmak olanaklı ise, sadece bu kısmın müsaderesine karar verilir.
(6)Birden fazla kişinin paydaş olduğu eşya ile ilgili olarak, sadece suça iştirak eden kişinin payının müsaderesine hükmolunur.” şeklinde hükümlere yer verilmiştir.
TCK'nın 54 üncü maddesinde esasen suçta kullanılan suça tahsis edilen veya suç işlemek için hazırlanan eşyanın bir güvenlik tedbiri olarak devlete geçirilmesi, bir başka deyişle müsaderesi ifade edilmektedir.
Türk Ceza Kanunun Kazanç Müsaderesi başlıklı 55 inci maddesinde;
“(1) Suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesine karar verilir. Bu fıkra hükmüne göre müsadere kararı verilebilmesi için maddi menfaatin suçun mağduruna iade edilememesi gerekir.
2) Müsadere konusu eşya veya maddi menfaatlere elkonulamadığı veya bunların merciine teslim edilmediği hallerde, bunların karşılığını oluşturan değerlerin müsaderesine hükmedilir.
(3)(Ek: 26/6/2009 – 5918/2 md.) Bu madde kapsamına giren eşyanın müsadere edilebilmesi için, eşyayı sonradan iktisap eden kişinin 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun iyiniyetin korunmasına ilişkin hükümlerinden yararlanamıyor olması gerekir.” şeklinde hükümlere yer verilmiştir.
Kazanç müsaderesini düzenleyen TCK’nın 55 inci maddesi mülga 765 sayılı TCK’da yer almayan bir hüküm olup bir güvenlik tedbiri olarak suçtan elde edilen gelirin müsaderesi ifade edilmektedir.
Türk Ceza Kanunun Tüzel Kişiler Hakkında Güvenlik Tedbiri başlıklı 60 ıncı maddesinde;
“(1) Bir kamu kurumunun verdiği izne dayalı olarak faaliyette bulunan özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcilerinin iştirakiyle ve bu iznin verdiği yetkinin kötüye kullanılması suretiyle tüzel kişi yararına işlenen kasıtlı suçlardan mahkûmiyet halinde, iznin iptaline karar verilir.
(2)Müsadere hükümleri, yararına işlenen suçlarda özel hukuk tüzel kişileri hakkında da uygulanır.
(3)Yukarıdaki fıkralar hükümlerinin uygulanmasının işlenen fiile nazaran daha ağır sonuçlar ortaya çıkarabileceği durumlarda, hakim bu tedbirlere hükmetmeyebilir.
(4) Bu madde hükümleri kanunun ayrıca belirttiği hallerde uygulanır.” şeklinde hükme yer verilmiştir.
6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’un 4. maddesinin 5. fıkrasında ise “Suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.” şeklinde hükme yer verilmiştir.
Tüzel kişi, kendisine özgü fiziksel varlığı bulunmamakla birlikte, varlığına hukuksal bir sonuç bağlanan ve hukuk tarafından tanınan, belli ve sürekli bir amacı gerçekleştirmek üzere bağımsız bir şekilde bir araya gelen kişilerin ya da kurumların örgütlenmesinden veya bu amaca tahsis edilen malların bir araya getirilmesinden oluşan topluluklardır.
Özel hukuk tüzel kişileri, kuruluşu, organları, sorumlulukları, sona ermesi özel hukuk hükümlerine göre belirlenen, kanunda sınırlı sayıda düzenlenen tiplere uygun olarak ortaya çıkan tüzel kişilerdir. Özel hukuk tüzel kişileri, kamu hukuku tüzel kişilerinden farklı olarak bir hukuki işlem neticesinde kurulur.
Türk hukukunda, özel hukuk tüzel kişileri, Dernekler, Vakıflar, Ticaret şirketleri, Kooperatifler , Sendikalar, Siyasi Partiler’den oluşmaktadır.
Anonim şirket, sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan, borçlarından dolayı yalnız malvarlığıyla sorumlu bulunan şirkettir.
Bir ticari ortaklığın paylarına sahip olan gerçek ve tüzel kişiler, aslında o payın miktarıyla ve niteliğiyle orantılı olarak ortaklığın sahibi konumundadırlar. Ticari ortaklıklar hem mülkiyet hakkının hem de bazı diğer hakların öznesi konumundadırlar. Buna göre, ticari ortaklık niteliğindeki tüzel kişiler, hukuken kişi olmalarına rağmen aynı zamanda eşya statüsündedir. Zira bunların paylarına diğer gerçek ve tüzel kişiler sahip olabilir. Teoride pay kavramı; “sermayeyi temsil eden bir bölümü, senede bağlanmış payı, ortaklık statüsünü ve hak sahipliğini” barındıran birden fazla anlamda kullanılmaktadır. Paya bağlanan ikinci anlam ise; pay itibari değere sahip ve kıymetli evrak niteliğine haiz pay senetleri özelliğini ifade etmektedir.
TCK'nın 60 ıncı maddesinde bir güvenlik tedbiri olarak müsadere hükümlerinin yararına işlenen suçlarda özel hukuk tüzel kişileri hakkında da uygulanacağı belirtilmesine karşın 6415 sayılı Kanun’un 4/5 inci maddesinde uygulama alanını daha da genişletici şekilde suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi yeterli görülmüştür.
Ceza hukukunda çok eski devirlerden beri uygulanan bir müeyyide türü olarak hemen hemen bütün hukuk düzenlerinde rastlanmakta olan müsadere işlenen bir suçtan dolayı belirli kanuni şartlar altında kişinin bir şey üzerindeki mülkiyet hakkına son verilerek mülkiyetin kamusal karakter taşıyan bir teşekküle geçmesini sonuçlayan bir yaptırımdır.
Bir başka deyişle müsadere suçun icrasında kullanılan suçun işlenmesine tahsis edilen veya suçun işlenmesinden meydana gelen eşya ile suç işlemek suretiyle veya suç işlemek dolayısıyla elde edilen malvarlığı değerlerinin failin elinden alınarak devletin mülkiyetine geçmesini sağlayan bir ceza hukuku yaptırımıdır. Suç teşkil eden fiille bir bağlantı halinde bulunan bu malvarlığı değerlerinin failin, bazı koşulların gerçekleşmesi halinde de üçüncü kişinin elinden alınmasına yol açan müsadere kurumunun amacı öncelikle suçların işlenmesini önlemektir.
Müsadere yaptırımının uygulanabilmesi için ilk şart kasten işlenen bir suçun varlığıdır. Bunun yanı sıra işlenen suç ile müsadereye konu eşya veya malvarlığı değerleri arasında bir ilginin de bulunması gerekir.
Türk Ceza Kanununda müsadere eşya müsaderesi(TCK madde 54) ve kazanç müsaderesi (TCK madde 55) olmak üzere ikili bir ayrım çerçevesinde düzenlenmiştir.
Eşya müsaderesi suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine özgülenen, suçun işlenmesinden meydana gelen veya niteliği itibariyle kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olup suçta kullanılmak üzere hazırlanan eşyanın mülkiyetinin, eşyanın ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin başka surette imkansız kılınması halinde bu eşyanın değeri kadar para tutarının devlete geçmesini amaçlayan bir güvenlik tedbiridir.
TCK 54 ve devamı maddeleri uyarınca müsadere kararı, suçun işlenmesinde kullanılan eşyanın yanında ayrıca, suça tahsis edilen ve suçtan meydana gelen eşyalar hakkında verilebilecektir. Bu bakımdan, suçun işlenmesine tahsis edilen eşyalar da müsadereye tabidir.
"Tahsis” kelimesi sözlükte, bir şeyi bir kimseye veya bir yere ayırma, “tahsis etmek” ise ayırmak, özgülemek anlamlarına gelmektedir. Suçun işlenmesinde kullanılan eşya genellikle kısa süreli ve geçici bir amaçla kullanılırken suça tahsis edilen eşyada bir süreklilik ve devamlılık söz konusudur.
Müsadere hükümleri uygulanırken uyulması gereken “Orantılılık İlkesi” ya da “Müsaderenin Hakkaniyete Aykırı Olmaması İlkesi” uyarınca işlenen suç ile uygulanacak yaptırım arasında haklı bir oran ve denge bulunmalıdır. Sanık aleyhine hakkaniyete aykırı olacak ölçüye varacak şekilde müsadereye hükmedilemeyecektir. Ancak “orantılılık ilkesi” yalnızca suçta kullanılan eşya bakımından kabul edilmiştir. Yoksa; suçun işlenmesine tahsis edilen, suçtan meydana gelen eşya ile üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya açısından orantılılık ilkesi geçerli olmayacaktır.
Nitekim orantılılık ilkesinin yalnızca suçta kullanılan eşya bakımından uygulanacağı ve suçun işlenmesine tahsis edilen eşya bakımından geçerli olmayacağı hususu, TCK'nın 54. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "Suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir." ifadesiyle açıkça hüküm altına alınmıştır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu suç işlemenin bir kazanç kaynağı olarak görülemeyeceği ve suçtan elde edilen gelirin kişinin yanında kar olarak kalamayacağı düşüncesiyle çıkar amacına yönelik olarak işlenen suçlarda suçun işlenmesi suretiyle veya dolayısıyla elde edilen gelirlerin müsadere edilmesi esasını benimsemiştir. Türk Ceza Kanunun 55 inci maddesinde bir güvenlik tedbiri olarak kazanç müsaderesi düzenlenmiştir. Bu yolla suç işlemek suretiyle veya suç işlemek dolayısıyla elde edilen tüm ekonomik kazançlar kişinin elinden alınacaktır. Bu kazançlar faile bırakılmayıp elinden alınacağı için toplumun diğer fertleri de suçun bir kazanç kapısı olmadığını görmüş olacaklardır. Böylece suç işleyerek zengin olma hayali kuranlar bakımından kazanç müsaderesi bu hayalin akim kalmasına yol açacağı gibi bu amaçla suç işlemeyi düşünen toplumun diğer fertleri bakımından da caydırıcılık fonksiyonu ifa edecektir.
Kazanç müsaderesinin en önemli amaçlarından birisi de örgütlü suçlulukla mücadeleye katkı sağlamasıdır. Kazanç müsaderesinin etkin şekilde uygulanmasıyla bir taraftan örgüte başka suçların işlenmesine yönelik olarak sermaye sağlanmasının önüne geçilmiş, diğer taraftan kişilerin devamlı suç işlemek suretiyle kalıcı şekilde kazanç beklentisinin mümkün olmayacağı gösterilmiş olacaktır.Kuşkusuz bu durum bu suçların işlenmesi bakımından yüksek bir genel önleme etkisi de meydana getirecektir.
Kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan kazançlar suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançlardır.
Kazanç müsaderesine hükmedilebilmesinin iki koşulu bulunmaktadır. Bunlar kasıtlı bir suçun işlenmiş olması ve bu suçun işlenmesi ile bağlantılı olarak bir kazancın elde edilmesidir.
Kişinin meşru yollarla elde ettiği kazancıyla bir terör örgütüne maddi yardımda bulunarak destek sağlaması halinde bu kişinin sorumluluğu duruma göre örgüt üyeliği, örgüte yardım etme ya da terörün finansmanı suçu bağlamında bir değerlendirmeye tabii tutulacaktır. Bu suçların işlendiğinin belirlenmesi halinde terör örgütü mesuplarına sağlanan ekonomik yardımların yardım sağlanan kişilerden kazanç müsaderesi kapsamında müsadere edileceğinde şüphe bulunmamaktadır. Keza terör örgütü üyesi olduğu belirlenen kişiler örgüt mensuplarından örgütün faaliyeti kapsamında suç işlemek amacıyla maddi bir yardım almış iseler bunların da kazanç müsaderesine konu olacağı açıktır.
Bunun karşısında terörizmin finansmanı suçunun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlendiği durumlarda, örgütün mensuplarından topladığı bağışlar neticesinde oluşturduğu fonun veya başka yöntemlerle elde ettiği haksız kazançların vakıf, dernek, şirket vb yasal görünümlü kurumlar kullanılarak kayıtdışı paralar kayıt altına alınıp aklandıktan sonra yeniden örgütün finansmanında ve faaliyetlerinde kullanıldığı halde ise artık bu faaliyete tahsis edilen tüzel kişi hakkında suça tahsis edilen eşya hakkındaki müsadere hükümlerine göre müsadere yapılmalıdır.
Ülkemizde terörizmin finansmanı suçu, 6415 sayılı Kanun ile özerk bir normatif alana kavuşturulmuş, bu düzenleme ile terörizmin finansmanı ve mücadelesinde öngörülen “malvarlığının dondurulması” ile suç ve yaptırımların esas ve usullerine de yer verilmiştir. Terörizmin finansmanı ile mücadele, BM sözleşmesi uyarınca, taraf ülkelerin yerine getirmesi sorumluluk olarak karşımıza çıkmakta; suçluların cezalandırılması, terörü finanse eden gerçek kişi ve tüzel kişiler hakkında şartların varlığı halinde malvarlıklarının dondurulması ve müsadere hükümlerinin uygulanması ile terörle mücadele edilmesi gerekliliği bulunmaktadır. Nitekim günümüzde artık terör, uluslararası bir sorun haline gelmiş ve bu uluslararası sorunun sona erdirilmesi için terörizmin can damarı olan ekonomik kaynakların kurutulması gerekliliği belirmiştir.
Ekonomik bir değeri olan, edinmeye elverişli her şey eşya olarak kabul edildiğinden, şirket hukuken kişi olmasına rağmen aynı zamanda bir eşya statüsündedir.
Bir eşya statüsünde olan bir şirketin suçun işlenmesine tahsis edilmesi ile kast edilen, şirketin tümüyle suç olarak tanımlanan hareketin gerçekleştirilmesine, katkı sağlanmasına, kolaylaştırılmasına, kullanılmasına, işletilmesine, yönetilmesine ayrılması, özgülenmesidir. Şirketin tehlikeliliği, şirketin yönetiminin/kontrolünün failde bulunmasının failde yaratabileceği subjektif tehlikeliliktir. Suçun işlenmesinde ve suçun finansmanın bir vasıtası olarak kullanılan şirkete el konulmadan ve müsadere edilmeden etkin mücadelenin sağlanması mümkün değildir.
İ.SOMUT OLAYIN DEĞERLENDİRİLMESİ;
Tüm dosya kapsamı, mahkeme kabulü, incelenen Masak Raporları, SPK Raporları, bilirkişi raporları, dijital veri inceleme tutanakları, ... görüşme içerikleri ve tanık beyanları nazara alınarak;
1.Grup şirketlerinin tümü... Ailesinin kontrolünde ve ortaklık yapısı olarak iç içe geçmiş durumdadır. Aile yeni şirketlerin satın alınması ve mevcut şirketlerin sermayelerinin arttırılması sürecinde şirketlere kaynağı belli olmayan yüksek miktarda para transferlerinde bulunmuştur. Ticari hayatın bir gereği olarak şirketlerin kar etmesi ve mevcut karlarıyla birlikte büyüyerek bünyelerine yeni şirketler katmaları ve mevcut şirketlerin sermayelerini arttırmaları olağan bir durum ise de, büyümenin öz kaynaklarından veya belirli dış kaynaklardan olduğunun açıklanamaması, raporlarda şirketlerin işleyişi ile ilgili pek çok şüpheli işlem ve eylem tespit edilmesinin yanı sıra şirket kurucusu Hamdi Akın...'in FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün elebaşı Fethullah Gülenle olan ilişkisi ve konumu, Atlantik Eğitim Yayın Taş. Bilgisayar Tic. A.Ş. İle ortaklık ve bu şirketin çalışanlarının himmet toplama ve toplanan himmetleri sisteme sokma faaliyetleri nazara alındığında şirketlerin sermaye büyümesinde himmet paralarının da kullanıldığı değerlendirilmiştir.
2.Dairemizin 22.06.2022 tarih ve 2021/1375 E., 2022/3727 K. sayılı Naksan Holding Kararında ve 23.01.2023 tarih ve 2021/2528 E., 2023/182 K. sayılı ... Holding kararlarında da anlatıldığı üzere; örgüte sürekli olarak finansman sağladığı kabul edilen bu şirketlerin bulundukları illerde FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amaçlarına hizmet etmek üzere Vakıf ve Vakıf Üniversitesi kurma yoluna gittikleri görülmüştür. Üniversitelerin kuruluş talimatlarının doğrudan örgüt elebaşısı ... tarafından verilmesi, üniversitelerin kuruluş aşamaları ve tam olarak aynı yöntemle olmasa da farklı iş ve işlemlerle şirketler üzerinden fonlanması birbiriyle benzerlik göstermektedir. Örgüte tahsis edildiği kabul edilen tüm bu şirketlerin benzer yöntemlerle şirketler üzerinden fon sağlamak suretiyle örgütün eleman yetiştirme amacına hizmet eden üniversiteler kurmasının bütün bu organizasyonun tek bir yerden koordine edildiğini göstermektedir. Üniversitelerin kurulduktan sonraki süreçte gerek idari gerekse akademik kadrosundaki örgütsel hiyerarşik yapılanma, örgütsel toplantılar, örgüte bağış adı altında yardım toplanması gibi örgütsel faaliyetlerde de benzerlik bulunmaktadır. İpek ailesi tarafından kurulan... Üniversitesinin de bu anlamda ... Üniversitesi ve Melikşah Üniversitesi gibi örgütün kurumu olma özelliği gösterdiğinin kabulünde isabetsizlik bulunmamaktadır.
3. ... Eğitim Yayın Taş. Bilgisayar Tic. A.Ş.'nin çalışanlarının himmet toplama ve sisteme sokma faaliyetlerinde bulunduklarına ilişkin Masak Raporları başka dosya sanıklarının ifadeleri ile doğrulanmaktadır. ... Holding A.Ş'nin Atlantik Eğitim Yayın Taş. Bilgisayar Tic. A.Ş.'deki hisselerini yine örgüte ait kurumlardan .... Üniversitesine bağışlamasının, ...'in münhasıran örgütün kullanımında olan ... sistemindeki yazışmalarında bu konudan bahsedilmesi de dikkate alındığında, .... Eğitim Yayın Taş. Bilgisayar Tic. A.Ş.'nin hisselerinin ... Holding A.Ş tarafından alınıp daha sonra da bağışlanmasının tamamen örgütün emir ve talimatıyla olduğu kanaatine varılmıştır.
4.Şirketlere yönelik soruşturmaların başlaması ve tedbir kararlarının verilmesi üzerine doğrudan örgüt elebaşısı ...'in Hamdi Akın... ve şirketleri savunan açıklamaları örgütün yayın organlarından paylaşılmıştır. Yapılan açıklamaların içeriği şirketin örgüt için olan önemini ortaya koymaktadır.
5.Halka açık şirketlerden örtülü kazanç aktarımı yapıldığına ilişkin SPK Raporları ve bağımsız bilirkişi raporlarının birbirleri ile çelişmedikleri, detaylı somut tespitler içerdikleri dosyada bulunan diğer delillerin bu tespitleri destekler nitelikte olduğu ve raporlardaki tespitleri çürütecek inandırıcı delil bulunmadığı anlaşıldığından, halka açık şirketlerin örtülü kazanç aktarımı yaptığının kabulünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
5271 sayılı Kanun'un 253 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerektiği hükme bağlanmıştır. 6362 sayılı Kanun'un 110 uncu maddesinin birinci fıkrasının ceza hükmü açısından 5237 sayılı Kanun'un 155 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmüne atıf yaptığı, güveni kötüye kullanmanın nitelikli hali olarak 6362 sayılı Kanun'unda özel düzenlemelere yer verilerek suç tasnif ve nitelemesi yapıldığı, dolayısıyla atılı suçun unsurları itibariyle Sermaye Piyasası Kanunu'nda düzenlendiği, özel kanunlarda yer alan suçlar bakımından uzlaşma yoluna gidilebilmesi için özel bir düzenleme olması gerektiği, 6362 sayılı Kanun'unda ise böyle bir düzenleme olmadığı dikkate alındığında, 6362 sayılı Kanun'un 110 uncu maddesi hükmünde düzenlenen örtülü kazanç aktarımı suçu açısından uzlaşma kurumunun tatbiki mümkün değildir.
5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 11 inci maddesi; " Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, sulh ceza (Ek ibare: 18.06.2014-6545 S.K./49. md) hâkimliği ve ağır ceza mahkemelerinin görevleri dışında kalan dava ve işlere asliye ceza mahkemelerince bakılır." hükmüne amirdir.
Aynı kanunun 12 nci maddesi " Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, Türk Ceza Kanununda yer alan yağma (m. 148), irtikâp (m. 250/1 ve 2), resmî belgede sahtecilik (m. 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m. 158), hileli iflâs (m. 161) suçları, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (318, 319, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç) ve 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır ceza mahkemeleri görevlidir. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler, askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler ile çocuklara özgü kovuşturma hükümleri saklıdır." düzenlemesini içerir.
5271 Kanun'un 8 inci maddesinin " (1) Bir kişi, birden fazla suçtan sanık olur veya bir suçta her ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunursa bağlantı var sayılır. " hükmü ile,
9 uncu maddesinin "Bağlantılı suçlardan her biri değişik mahkemelerin görevine giriyorsa, bunlar hakkında birleştirilmek suretiyle yüksek görevli mahkemede dava açılabilir." hükmüne göre Sermaye Piyasasına Kanunu'na muhalefet suçunun silahlı terör örgütüne üye olma suçu yanında örgütsel amaçla işlendiği de dikkate alındığında somut dosyanın özellikleri itibariyle Sermaye Piyasası Kanununa muhalefet suçuna bakmakla görevli mahkeme ağır ceza mahkemesidir.
6. Örgüt 2007 yılından itibaren "... Casusluk, Şike, 17-25 Aralık, MİT Tırları, MİT müsteşarının ifadeye çağırılması" gibi kumpas soruşturma ve kovuşturmalar başlatmak suretiyle hem devlet içinde klik noktalara gelebilmek için kendi önünde engel olarak gördüğü kişileri tasfiye etme hem de kendisine muhalif şahısları etkisiz hale getirme fırsatı bulmuştur. Nitekim kamuoyunun yıllarca gündemini meşgul eden ... operasyonlarıyla TSK'dan rütbeli pek çok askeri tasfiye etmişler, onlardan boşalan yerlere "ışık evlerinde" yetiştirdikleri, zamanında askeriyeye soktukları örgüt elemanlarını getirme fırsatı bulmuşlardır. Örgüt bu elemanları vasıtasıyla 15 Temmuz 2016 tarihinde yarım asırlık amacı olan devlete hakim olup demokrasiyi ortadan kaldırmak ve dikta rejimi kurmak için haince darbe girişiminde bulunmuş, kendi devletinin kurumlarını, kendi vatandaşını düşman askeri gibi bombalamış ve ihanette sınır tanımadığını göstermiştir. Örgüt söz konusu kumpas soruşturma ve kovuşturmalar hakkında medya organlarında sistematik olarak kara propaganda yapmış, "milli irade", "demokrasi", "darbecilerle mücadele", "yolsuzlukla mücadele" gibi kavramları kullanmış, "algı"yı bu kavramlar üzerinden yerleştirmiş, olgunun görülmesinin önüne geçmiş, söz konusu operasyonların hukuka uygun olduğu izlenimiyle kamuoyunu yanıltmıştır.
Kamuoyunda 17/25 Aralık soruşturmaları olarak bilinen dosyalarda .... Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verildiği, bu soruşturmalardaki usulsüzlükler konusunda İstanbul 13. ve 14. Ağır Ceza Mahkemelerinde yapılan yargılamalar neticesinde verilen kararlar halihazırda Dairemiz de incelemede olup ilgili dosyalar incelendiğinde;
İlk Derece Mahkemelerinin gerekçelerinde; örgütün emniyet ve yargıya sızmış elemanları vasıtasıyla, kamu görevlisi olmayan kişilerden ve yurtdışından alınan talimatlarla, çoğunlukla örgüt elemanları veya örgütün amacını bilmeden hareket eden kamu görevlileri veya şahıslar kullanılarak yasama dokunulmazlığı olan kişilerin mevzuata aykırı olarak dinlendiği, hukuka aykırı nitelikteki delillerle yasama dokunulmazlığına sahip Bakanlar ve milletvekilleri hakkında özel soruşturma usullerine aykırı şekilde yürütülen soruşturmalar neticesinde fezlekeler düzenleyen FETÖ/PDY silahlı terör örgütünü elamanlarının seçilmiş hükümeti istifaya zorlayarak yıkmak istedikleri gerekçeleri ile 5237 sayılı Kanunun 312 inci maddesi uyarınca mahkumiyet kararları verildiği görülmüştür.
...... Grubuna ait medya kuruluşlarının doğrudan örgüte ait basın yayın kuruluşları olan ..., ..., ...., ....,... gibi kuruluşlarla ortak bir yayın politikası benimseyerek FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün nihai amaçları doğrultusunda gerçekleştirdiği operasyonel eylemlerindeki hukuka aykırılıkları ve bu kapsamda işlenen suçları kamuoyuna bir kahramanlık gibi yansıtıp örgütün hukuka aykırı yöntemlerle elde ettiği bilgileri bilerek ve isteyerek organize bir yayın politikası çerçevesinde kamuoyuna yanlı ve yanlış bilgi verdiği anlaşılmıştır. Tanık beyanları ve raporlara göre medya kuruluşlarının satın alınma süreci ile organize ve tek yanlı yayın politikaları dikkate alındığında sahibi ... Grubu olan medya kuruluşlarının örgütün emir ve talimatları doğrultusunda faaliyet yürüttükleri kabul edilmiştir. Medya kuruluşlarının örgütün gerçekleştirdiği operasyonel eylemlerdeki hukuka aykırılıkları ve bu kapsamda işlenen suçları kamuoyunda bambaşka bir algı oluşturacak şekilde kuruluş amacına da uygun olarak örgütsel bir tavırla sergilemesinin ifade ve basın hürriyeti kapsamında değerlendirilemeyeceği kanaatine varılmıştır. Ayrıca medya kuruluşlarının yaptığı haberler yalnızca içeriği itibariyle değerlendirilmeyip içerikle birlikte şirketlerin örgütün emir ve talimatı doğrultusunda yayın politikası izlediği kabul edildiğinden Basın Kanunu hükümlerinin uygulanmamasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
7. Örtülü kazanç aktarımlarının örgütün talimatıyla kurulduğu anlaşılan... Üniversitesi ve ...... Eğitim Vakfını ve diğer örgütle bağlantılı kurumları finanse etmek, İpek Üniversitesinin inşaatının yapımı ve medya şirketlerinin devamlılığının sağlanması için fon sağlamak amacıyla kullanıldığı anlaşılmıştır. Doğrudan örgütün amacına hizmet eden bu kurumlara fon sağlanması dışında örtülü kazanç aktarımlarının yurtdışına sermaye kaçırmak amacıyla da kullanıldığı tespit edilmiştir.
8.Yapılan örtülü kazanç aktarımları yoluyla örgütün finanse edilmesi, hem terör örgütünün devamlılığına yönelik parasal destek sağlamış hem de sermaye piyasasına güvenerek borsada halka açık şirketlere yatırım yapan kişilerin hakkını zedelemiştir. Bu anlamda yapılan örtülü sermaye aktarımı ile hem terörizm finanse edilmiş hem de sermaye piyasalarına olan güveni sarsan ve yatırımcıyı tedirgin eden bir durum yaratılmıştır. Şüphesiz bu eylemin Türkiye Cumhuriyeti'ndeki ekonomik ve kamu düzenine yönelik ciddi sonuçlar doğurma tehlikesi bulunmaktadır.
9.Şirketin; terör örgütü ile irtibatlı şirket olması, para transferinde bulunması, örgütün amacına özgülendiğinin örgütün yurt dışı yapılanmalarına para gönderdiğinin, örgütün amacına hizmet eder nitelikte sistematik şekilde para havaleleri gerçekleştirdiğinin, silahlı terör örgütünün Türkiye içerisinde ve yurt dışında en önemli finans kaynaklarından biri haline geldiğinin, örgütün amaç ve faaliyetleri doğrultusunda hareket ettiğinin, bu yönde odak haline geldiğinin, terör örgütlerinin devamlılığını sağlamaya yönelik finansal destek çabalarının bulunduğunun ve örgütün kontrolüne girdiğinin anlaşılması halinde bütün olarak müsaderesi yasal olarak mümkün ve gereklidir.
FETÖ/PDY’nin gelir kaynakları somut dosya ve örgütle irtibat ve iltisakı tespit edilen sanıklar bakımından birlikte bir değerlendirme yapıldığında sanıkların sahip olduğu ekonomik değerleri örgüt faaliyetine özgüledikleri ve suç işlenmesine tahsis ettikleri, örgütün finansmanında ODAK konumuna geldiklerini söylemek isabetsiz olmayacaktır.
Yukarıda yapılan hukuki açıklamalar ve tespitler ışığında; FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün finansman kaynakları da nazara alındığında somut dosyada suça tahsis edilen eşya hükümleri ile kazanç müsaderesi hükümleri iç içe girmiş durumdadır. Şirketlerin suça tahsis edildikleri nazara alınarak şirketlerin suça tahsis edilen eşya hükümlerine göre müsaderesine karar verilmesi gerekecektir.
...... Holding Anonim Şirketi'nin, ... Doğal Enerji Kaynakları Araştırma ve Üretim Anonim Şirketi'nin, ... Metal Anonim Şirketi'nin,... İnşaat ve Ticaret Anonim Şirketi'nin, ATP Havacılık ve Ticaret Anonim Şirketi'nin, ATP ... Turizm Seyehat ve Ticaret Anonim Şirketi'nin, ...... Basın ve Basım Sanayi Ticaret Anonim Şirketi'nin, Yaşam Televizyon Yayın Hizmetleri Anonim Şirketi'nin, Rek-Tur Reklam Pazarlama ve Ticaret Limited Şirketi'nin, ... Prodüksiyon ve Ticaret Anonim Şirketi'nin, İpek Online Bilişim Hizmetleri Limited Şirketi'nin, Bugün Televizyon ve Radyo Prodüksiyon Anonim Şirketi'nin, ... Altın İşletmeleri Anonim Şirketi'nin, Özdemir Antimuan Madenleri Anonim Şirketi'nin, ...... Tedarik Danışmanlık ve Araç Kiralama Ticaret Anonim Şirketi'nin, İK Akademi Anonim Şirketi'nin FETÖ/PDY silahlı terör örgütünü finanse ettiği, örgütün amaç ve faaliyetlerine özgülenip örgüte tahsis edildiği kabul edilmekle, 5237 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca tamamının müsaderesine ve iyi niyetli pay sahipleri ile üçüncü kişilerin haklarının saklı tutulmasına karar verilmesi gerekmektedir.
10.Sanıklar ..., ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan hükümler yönünden; sanıkların örgütün amaç ve faaliyetlerine özgülenip örgüte tahsis edilen şirketler üzerinden yoğun ve sürekli olarak FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün finanse edilmesi organizasyonuna dahil olup etkin bir katkı sunacak sorumluluk edindikleri kanaatine varıldığından silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkumiyetlerine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamakla;
Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, temyiz dilekçesinde ileri sürülen savunmaların özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, suçun işleniş şekli, sanıkların örgüt içerisindeki konumları, eylemlerinin yoğunluğu ve suç kastı dikkate alınarak yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla kurulan hükümlerde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
11.Sanıklar ..., ..., ..., Ebru Şedele ve ... hakkında silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan kurulan hükümler yönünden;
Sanıklar ..., ... ve ...'nun eylemlerinin silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturduğu gözetilmeden delillerin hatalı değerlendirilmesi suretiyle suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması, 5237 sayılı Kanunun 314 üncü maddesinin üçüncü fıkrası ve 220 inci maddesinin yedinci fıkrası maddelerindeki atfın niteliği ve aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılamamıştır.
Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla kurulan hükümlerde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
12.Sanıklar ..., ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan hükümler yönünden; Sanıkların örgütün amaç ve faaliyetlerine özgülenip örgüte tahsis edilen şirketler üzerinden yoğun ve sürekli olarak FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün finanse edilmesi organizasyonuna dahil olup etkin bir katkı sunacak sorumluluk edindikleri kanaatine varıldığından silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkumiyetlerine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmasa da;
Anayasa'nın 138 inci maddesinin birinci fıkrası hükmü, 5237 sayılı Kanun'un 61 inci maddesinde düzenlenen cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine ilişkin ölçütler ile, 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen orantılılık ilkesi çerçevesinde, suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, konusunun önem ve değeri, meydana getirdiği zarar ve tehlikenin ağırlığı ile kasta dayalı kusurun ağırlığı, güttüğü amaç ve saik de göz önünde bulundurularak işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde hakkaniyete uygun bir cezaya hükmedilmesi gerekirken teşditin derecesinin tayininde yanılgıya düşülmek suretiyle fazla ceza tayin edilmesi yönünden hukuka aykırı bulunmuş, diğer temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir.
13. Sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan hüküm yönünden; Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından onanarak kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 E., 2017/3 sayılı Kararında ... iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde, kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olduğunun kabul edildiği dikkate alınarak, somut dosyada sanığın ... kullanıcısı olup olmadığının atılı suçun sübutu açısından belirleyici nitelikte olması karşısında; ... kullanıcısı olduğunu kabul etmeyen sanığın ... kullanıcısı olup olmadığının atılı suçun sübutu açısından belirleyici delil niteliğinde olması karşısında; ilgili birimlerden ayrıntılı ... tespit ve değerlendirme raporunun araştırılıp getirtilmesi, sanık hakkında örgütlü suçlar bilgi bankasında başkaca ifade yahut beyan bulunup bulunmadığı da araştırıldıktan sonra sonucuna göre tüm beyan ve belgelerin CMK'nın 217 inci maddesi uyarınca duruşmada okunup tartışılmasından sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuştur.
14.Sanıklar ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan kurulan hükümler yönünden; Sanıkların ilk derece mahkemesince değerlendirilen deliller ile ilişkilendirilerek kabul edilen eylemlerinin silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturmayacağı cihetle, sanıklar hakkında mahkumiyet kararı verilmesi nedeniyle kurulan hükümler hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
A. SANIKLAR YÖNÜNDEN;
1. Sanıklar ..., ... hakkında Özel Belgede Sahtecilik suçundan; Sanıklar ... ve ... hakkında 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefet suçundan; sanık ... hakkında sahte fatura kullanma suçundan verilen beraat kararları ile sanıklar ..., ..., ..., ... hakkında Vergi Usul Kanunu'na muhalefet suçundan, sanık ... hakkında 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefet suçundan kurulan mahkumiyet hükümleri yönünden;
Ön inceleme bölümünde açıklanan nedenlerle 5271 sayılı Kanun'un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
2. Sanıklar ... ve ... Hakkında silahlı terör örgütüne üye olma Suçundan; Sanık ... Hakkında Sermaye Piyasası Kanununa Muhalefet Suçundan; Sanıklar Ebru Şedele, ..., ..., ... ve ... Hakkında Silahlı Terör Örgütüne Yardım Etme Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden;
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle.... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 27.04.2021 tarihli, 2020/786 Esas ve 2021/749 sayılı Kararında katılanlar vekili ve sanıklar müdafilerince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,
3. Sanıklar ..., ..., ... ve ... Hakkında Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma Suçundan; Sanıklar ... ve ... hakkında Silahlı Terör Örgütüne Yardım Etme Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden;
Gerekçe bölümünde 12 nci 13 üncü ve 14 üncü benlerde açıklanan nedenle sanıklar müdafilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Hükmolunan ceza miktarı ve tutuklulukta geçirilen süre dikkate alınarak ..., ..., ...'nın tahliye talebinin REDDİ ile tutukluluk hallerinin devamına,
B.MÜSADERE YÖNÜNDEN; Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle katılanlar vekillerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 27.04.2021 tarihli, 2020/786 Esas ve 2021/749 sayılı Kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 303 üncü maddesi gereği hüküm fıkrasında müsadere ile ilgili J-1 fıkrasının tümüyle hükümden çıkarılarak yerine; “FETÖ/PDY silahlı terör örgütünü finanse eden, örgütün amaç ve faaliyetlerine özgülenip örgüte tahsis edildiği kabul edilen ... Holding Anonim Şirketi'nin, ... Enerji Kaynakları Araştırma ve Üretim Anonim Şirketi'nin, ... Anadolu Metal Anonim Şirketi'nin, ATP İnşaat ve Ticaret Anonim Şirketi'nin, ATP Havacılık ve Ticaret Anonim Şirketi'nin, ATP ... Turizm Seyehat ve Ticaret Anonim Şirketi'nin, ... Basın ve Basım Sanayi Ticaret Anonim Şirketi'nin, .... Televizyon Yayın Hizmetleri Anonim Şirketi'nin, ... Reklam Pazarlama ve Ticaret Limited Şirketi'nin, ... Prodüksiyon ve Ticaret Anonim Şirketi'nin, İpek Online Bilişim Hizmetleri Limited Şirketi'nin, Bugün Televizyon ve Radyo Prodüksiyon Anonim Şirketi'nin, ... Altın İşletmeleri Anonim Şirketi'nin, ...Madenleri Anonim Şirketi'nin, ...... Tedarik Danışmanlık ve Araç Kiralama Ticaret Anonim Şirketi'nin, İK Akademi Anonim Şirketi'nin iyi niyetli pay sahipleri ile üçüncü kişilerin hakları saklı kalmak kaydıyla 5237 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca müsaderesine” ibaresinin yazılması suretiyle, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca .... Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise ...Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
14.04.2023 tarihinde karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2019/620 E., 2021/523 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Kanun koyucu, TCK’nın 20/1 maddesinde yer alan “cezaların şahsiliği" ilkesini de gözeterek örgüt mensuplarının örgütteki konumu ve fiilinin niteliğine göre ayrı ayrı suç tanımlamaları yaparak ceza adaleti bakımından dengeli bir sorumluluk rejimi belirlemiştir.
Ceza Genel Kurulu 2019/620 E. , 2021/523 K.
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : (Kapanan) 16. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ceza Dairesi
Sayısı 2773-1808
Sanık ... hakkında Anayasayı ihlal suçuna yardım etme suçundan Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.05.2018 tarihli ve 1-222 karar sayılı kararıyla TCK’nın 309/1, 3713 s.y.'nin 5/1, TCK'nın 39/1-2-c, 58/9, 53, 63. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin hükme yönelik sanık müdafisi, Cumhuriyet savcısı ve katılanlar vekillerince yapılan istinaf başvurusunun Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 01.11.2018 tarihli ve 2773-1808 sayılı kararıyla esastan reddine karar verilmiş, bu kararın da aynı taraflarca temyizi üzerine Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 19.07.2019 tarihli ve 3288-5054 sayılı ilamıyla sanık hakkında Anayasayı ihlal suçuna yardım etme suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün düzeltilerek onanmasına karar verilmiş, bu karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yasal süresi içinde itiraz edilerek ONAMA kararının kaldırılıp hükmün BOZULMASINA karar verilmesi talep edilmiştir.
I) YARGILAMA SÜRECİ:
A) İLK DERECE MAHKEMESİ;
Mahkeme mahkumiyet gerekçesinde özetle; ‘’sanık ...'nin olay tarihinde Malatya 2. Ordu Komutanı olarak görev yaptığı, Yurtta Sulh Konseyi tarafından yayınlanan sıkıyönetim mesaj emrinde "2.Ordu Komutanlığı görevine devam" şeklinde tekrar görevlendirildiği, sıkıyönetim mesaj emrinin karargaha ulaşması üzerine sanıklar ..., ..., ... ve ...'ün sanığın konutuna gittikleri, gelen mesaj emrini sanığa arz ettikleri, sanığın mesaj emrinin imza kısmına bakarak mesajın geçersiz olduğunu, ancak yine de karargaha geçmeyi emrettiği, bu esnada sanığın koruma subayı ...'nın da konuta geldiği, hep birlikte saat 23:20 sıralarında 2.Ordu Karargahına geldikleri, sanığın karargaha gelirken araçta emir Subayı ... vasıtası ile bir kısım askeri birlik komutanları ile görüşüp gelen yazının geçersiz olup emir komuta zincirinden çıkmamalarını emrettiği, 23:30 sıralarında karargahtaki makam odasına geçtiği, bir müddet sonra fiilen darbeye teşebbüs eylemi içinde oldukları anlaşılan Tuğgeneraller ... ve ...'ın askeri nizama uygun bir şekilde sanığın odasına girip çıktıkları, ardından yine darbe teşebbüsü eylemi içinde aktif olarak bulunduğu anlaşılan Albay ...'nin de yine askeri nizama uygun olarak sanığın makam odasına girerek "Başımıza geçirseniz mutlu oluruz" demesi üzerine sanığın "Oğlum ben Ordu Komutanıyım, zaten başınızdayım, siz kimden emir alıyorsunuz?" diyerek bu teklifi reddettiği, ...'nin kararlı olup bu işin dönüşü olmadığını söylediği, gecenin devamında sanığın Emir Subayı Binbaşı ...'nın darbe teşebbüsünde aktif rol oynayan kişileri öldürmeyi teklif ettiği, ancak sanığın ilk kurşunu atanların kendilerinin olmayacağını, sorunu kansız biçimde çözeceklerini söyleyerek ateş edilmesi için emir vermediği, darbe teşebbüsünde aktif rol oynayan 2 Tuğgeneral ve 1 Albayın sanığın odasına silahlı girmeye çalışmaları üzerine Emir Subayı ... tarafından silahlarının alındığı, bu aşamada darbe teşebbüsünde aktif rol oynayan bu kişilerin kolaylıkla etkisiz hale getirilme imkanı bulunmasına rağmen sanığın yine bu kişileri etkisiz hale getirmeye yönelik emir vermeyerek, bu kişileri darbeci diğer subayları ikna etmek üzere Nizamiye bölgesine gönderdiği, bu zaman diliminde Malatya Valisi'nin 2.Ordu bölgesinde bir sorun olup olmadığını sormasına rağmen darbe teşebbüsü içinde olduğu anlaşılan kişilerin ismini bildirmeyerek ufak sorunlar olduğunu söyleyip basit bir problem varmış gibi lanse ettiği, olay tarihinde Van Jandarma Asayiş Komutanı ...'in sanık ile telefonla görüştüğü, "Komutanım hiyerarşiyi bozmayalım, darbe karşıtı bildiri yayınlayalım" dediği, sanığın bunu kabul etmesine rağmen zamanında bu bildiriyi yayınlamadığı, bu şekilde Fetö/Pdy silahlı terör örgütü üyesi olmamasına rağmen darbe teşebbüsünde aktif rol oynayanların etkisiz hale getirilmesi için zamanında etkin karar vermeyerek karargahtaki darbe teşebbüsü eylemindeki sürecin uzamasına neden olduğu, böylelikle darbeye teşebbüs eylemine katılan sanıkların darbe teşebbüsüne yönelik eylemlerinin icrası sırasında onları engellemeyerek suça yardım mahiyetinde hareketlerde bulunduğu sanığın ihmali nitelikteki eylemlerinin olayın üzerindeki hakimiyetine vücut vermediği, dolayısıyla sanığın ihmali nitelikteki davranışlarının müşterek fail olarak değerlendirilemeyeceği, ancak ihmali davranışları sebebiyle sanığın eyleminin suça yardım kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, sanığın eylemlerinin olmaması halinde darbe eyleminin gerçekleşmeyeceğini söylemek mümkün değil ise de; sanığın ihmal niteliğindeki eylemlerinin olmaması halinde eylemin gerçekleştiği şekilde gerçekleşmeyeceğinin belli olduğu, zira sanığın ihmali eylemlerin bulunmaması halinde darbe fiilinin 16 Temmuz 2016 tarihi saat 12:00'a kadar uzamayacağının açık olduğu, sanığın fiillerinin özellikle TCK 39/2-c maddesinde düzenlenen suçun işlenmesi sırasında yardımda bulunmak suretiyle eylemini kolaylaştırmak şeklindeki yasal düzenleme içerisinde değerlendirilmesi gerektiği gerekçesi ile sanık ...'nin; TCK'nın 309/1, 3713 s.y'nin 5/1, TCK'nın 39/1-2-c, 53, 58/9, ve 63. maddeleri gereğince 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir’’ şeklinde açıklanan gerekçeyle sanığın Anayasayı ihlal suçuna yardım etme suçundan mahkumiyetine karar verilmiştir.
B)BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ;
Bölge Adliye Mahkemesi kararında özetle; İlk Derece mahkemesi kararına karşı sanık müdafisi, katılanlar vekilleri ile Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi tarafından sanık hakkında kurulan hükümlere yönelik istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
C) YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI TEBLİĞNAMESİ;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı görüşünde özetle; sanığın olay tarihinde Malatya 2. Ordu Komutanı olarak görev yaptığı, sanığın askeri nizama ilişkin mevzuatın ve bulunduğu konumun gereği olarak birincil görevinin Anayasal düzeni korumak olduğu ve bu hususta özel bir hukuki yükümlülük altında bulunduğu, bu yönüyle Anayasal düzeni korumak hususunda garantörlük yükümlülüğünün bulunduğu, somut olayda sanığın bu yükümlülüğünü bilerek ve isteyerek yerine getirmemesi şeklinde gerçekleşen ihmali hareketi sonucu diğer sanıkların suça konu vahim eylemleri gerçekleştirdikleri, bu nedenle sanığın müşterek fail olarak TCK'nın 309. maddesi gereğince Anayasayı ihlal suçundan cezalandırılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmasından bahisle bozma talebinde bulunulmuştur.
D) YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ KARARI;
Özel Daire kararında ise; ''....Öncelikle, anayasal düzene karşı suçların unsur ve nitelikleri, bu suçlar yönünden eski ve yeni ceza yasanın mukayesesi,teşebbüs sorunu, illiyet bağı, iştirak hükümleri ve sanıklarınsavunmada ileri sürülen hukuki kurumlar ile kusurluluğu etkileyen nedenlerin genel değerlendirilmesi yapılacaktır.
Anayasayı İhlal Suçu
5237 sayılı TCK'nın 309/1. maddesinde tanımlanan anayasal düzene karşı suçta, tipik eylem, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir. Görüldüğü üzere, cebir ve şiddet bu suçun unsurunu oluşturmaktadır. Bu nedenle Anayasal düzenin değiştirilmesine yönelik teşebbüsün ancak cebir ve şiddet kullanılarak, yani bireylerin iradeleri zorlanmak suretiyle ifsat edilerek gerçekleştirilmesi gerekir. Kanunun aradığı cebrilikten maksadın fiziki/maddi cebir olduğu açıktır.
Fiziki güce dayanan elverişli ve cebri eylemin, Anayasayı ihlal/Hükûmeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçunu oluşturacağı konusunda doktrin ve uygulamada ortak görüş mevcuttur.
5237 sayılı TCK’nın hazırlık çalışmaları sürecinde de,Hükûmet tasarısında anayasayı ihlal suçunu düzenleyen 363. maddesi “koruyucu doktrin”in benimsediği görüş doğrultusunda formüle edilmişti, ancak, tasarının Mecliste ki görüşmelerinde;"Manevi cebir kavramı, mehaz kanun bakımından Faşizmin, Türk Ceza Hukuku yönünden ise meşru siyasi iktidarın yargılanmasına gerekçe arayan 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra o gün iktidarda olanları yargılamak amacıyla kurulan Yüksek Adalet Divanı’nın eseridir." gerekçesi ile, bu tasarı kabul görmemiş, yasa metninde açıkça “cebir ve şiddet” unsuruna yer verilmiş, cebrin de fiziki/maddi cebir olduğu gerekçede açıklığa kavuşturularak, hatta cebir kavramının yanına şiddet eklenmek suretiyle maddi cebir vurgulanarak, özgürlükçü çağdaş demokratik hukuk devleti ilkelerine uygun düzenleme yapılmıştır.
Suçun İhmali Davranışla İşlenmesi:
Hukuk normları, ya yasaklayıcı norm ya da emredici norm olarak ortaya çıkarlar. Yasaklayıcı norm, belli bir hareketin yapılmasını yasaklar. Zira yasaklanan hareketin yapılması halinde bir hak ihlali söz konusu olacaktır. Ceza kanunlarındaki suçların çoğu yasaklayıcı normun ihlal edilmesiyle işlenmektedir. Yasaklayıcı normun ihlali ancak icraî bir hareketle gerçekleştirilebilir. Emredici norm ise, belli bir hareketin yapılmasını emreder. Bu hareket yapılmadığında bir hak ihlal edilmiş olacaktır. Bu nedenle ihmali suçlar cezayı gerektiren emredici normlara karşı gelmek suretiyle işlenebilir. Bu doğrultuda Ceza Kanunumuzun özel kısmında suçlar çeşitli şekillerde tasnif edilirken, ayrımlardan birisi de gerçekleştirilen hareketin şekline göredir. Bunlar icrai suç ve ihmali suç olarak ayrıma tabi tutulmuştur.
İhmal, Türkçe sözlükte; “gereken ilgiyi göstermeme, boşlama, savsaklama, savsama, önem vermeme” olarak, Osmanlıca-Türkçe büyük lügatta da “ehemmiyet vermemek, yapılması lazım işi sonraya bırakma, dikkatsizlik, başlayıp bırakmak, terk etmek” şeklinde açıklanmaktadır.
"İhmali ifade etmek üzere; olumsuz, menfi, negatif hareket; icrai ifade etmek üzere de olumlu, müspet, pozitif hareket terimlerine rastlanmaktadır" (Hakan Hakeri, Kasten Öldürme Suçları, 2006 baskı, s. 69)
Hukuksal yararlara saygı gösterilmesi gereği iki şekilde ihlal edilebilir. İlki, bir hukuki yarara tecavüz teşkil edilen bir hareketin yapılması, ikinci olarak da hukuki yararı koruyan hareketin yapılmaması suretiyle (Gössel, 323). Bununla beraber garantörsel ihmali suçları da bu ayrıma dahil ederek üçüncü bir ayrım yapılabilir. Nitekim icra ve ihmal ile işlenebilen suçların yanısıra hem icrai hem de ihmali hareketlerle işlenebilen suçlar da söz konusu olabilir. (Hakeri, age, s. 70)
İhmali suçlar iki gruba ayrılmaktadır. Birinci grup, gerçek ihmali suçlar olup “ihmali hareketin bizzat suç tipinde gösterildiği suçlardır.” Bu suçlarda tipiklik, kanunda tarif edilen belli bir emredici normun kasten yerine getirilmemesiyle gerçekleşir. İhmali davranışın sonucunda ayrıca bir neticenin meydana gelmesi bu suçların oluşması için zorunlu değildir. Gerçek olmayan ihmali suçlar ise “tipe uygun bir neticenin engellenmemesi suretiyle gerçekleştirilen suçlardır.” Fakat bunun için failin özel bir hukuki yükümlülük (garantörlük) altında bulunması gerekir. Ancak garantör olan bir kimse gerçek olmayan ihmali suçun faili olabileceğinden, bu suçlar gerçek özgü suçlardır. Ceza kanununda düzenlenen her suç, hem icrai hem de ihmali hareketle işlenebilir. Kural olarak icrai hareketle işlenebilen bir suçun ihmali hareketle de işlenebilmesine gerçek olmayan ihmali suç denmektedir. Keza bir suçun kanuni tanımında belli bir davranışta bulunma veya belli bir neticeye sebebiyet verme cezalandırılmaktadır. Gerçek olmayan ihmali suçlar, neticeli suçlardır. Bu suçlarda, mutlaka neticeyi önleme yönünden hukuki yükümlülük bulunması gereklidir.
Öğretide icrai hareketle işlenebilen bir suçun ihmali davranışla da işlenebildiğinin kabulü için, görünüşte ihmali suçlara ilişkin bir düzenlemenin genel hükümlere konulmasında zorunluluk olduğu görüşü şu gerekçe ile ileri sürülmüştür: "...icrai hareketle işlenen suçların hangi koşullarda ihmali hareketle de işlenebileceğinin, yani ihmalin icraya eşdeğerlik koşulunun kanunun genel hükümler kısmında yapılacak bir düzenleme ile belirlenmesi gerekirdi. Ancak yeni TCK'da ihmali hareketin icrai harekete eşdeğer sayılacağı haller belirli bazı suçlarda sınırlı olarak öngörülmüştür. Bunlar, kasten öldürme, kasten yaralama ve işkence suçlarıdır. Bunların dışında kalan suçların ihmali bir hareketle işlenmesi durumunda failin cezalandırılıp cezalandırılmayacağı hususu tartışmalı hale gelmiştir. Kanaatimizce kanunilik ilkesi açısından, görünüşte ihmali suçlara ilişkin bir düzenlemenin genel hükümlere konulmasında zorunluluk vardır. Mevcut düzenlemeye göre, ihmali hareketle işlenebileceği açıkça belirlenemeyen suçların ihmali hareketle işlenmesi mümkün değildir. Kanun koyucu sadece bu suçların kanuni tanımında açıkça ihmali hareketi icrai harekete eşdeğer gördüğünü belirtilmiştir. Dolayısıyla bunların dışında kalan suçların ihmali hareketle işlenebileceğini kabul etmek kanunilik ilkesine aykırı olabileceği gibi, kanun koyucunun iradesiyle de çelişecektir." (Koca-Üzülmez, TCK. Genel Hükümler, 9. baskı, s. 381-382; atfen, Öztürk/Erdem, kn. 171, 5237 sayılı TCK, s. 180; Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler. 12. basım, s. 145)
Gerçek olmayan ihmali suçların tamamlanabilmesi için tipe uygun neticenin meydana gelmesi gerekir. Ancak, netice de faile objektif olarak isnat edilebilmelidir. İcrai suçlarda objektif isnadiyet, failin neticeye sebebiyet vermesini gerektirmektedir. İhmali suçlarda da nedensellik bağı ve objektif isnadiyet sorumluluk için şarttır. Ancak, icrai suçlarda olduğu gibi netice hareketin fiziki bir sonucu olmasından ziyade, hukuken beklenen hareket yapılmış olsaydı tipe uygun neticenin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine bakılmalıdır. Başka bir deyişle, ihmali hareket olmasaydı, yani icrai bir hareket yapılsaydı netice meydana gelmeyecekti denilebiliyorsa, ihmali hareketle netice arasında nedensellik bağı vardır. Aksi taktirde ihmali hareketten doğan sorumluluğun sınırlarının aşırı şekilde genişletilmesi söz konusu olacaktır.
Sanığın eylemi/araç suç ile amaç suç arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığı sorunu;
Hiç kimse, kendi hareketinin neden olmadığı bir sonuçtan sorumlu tutulamaz. Bir neticeden dolayı sorumlu tutulabilmenin temelini, hareket ile netice arasındaki sebep-sonuç ilişkisini ifade eden nedensellik bağı oluşturur. Fail'in sorumluluğu bakımından, suçun kanuni tanımında hareketin yanı sıra neticeye yer verilmişse illiyet bağının bulunması zorunludur. Esasen illiyet bağı her neticeli suçta bulunması gereken doğal bir olay olmakla birlikte, doğa bilmi temelinde nedensellik, isnadiyet propleminin çözümünde sadece bir hareket noktası ve dış bir çerçeve oluşturabilir. Bir kimsenin davranışı nedensel olabilir ancak ona isnad edilmiyebilir, nedensel bağının varlığı failli tek başına sorumlu tutmak için yeterli değildir, ayrıca neticenin failede objektif olarak isnad edilebilmelidir.
Öğretide illiyet bağının tespitinde birçok teori ortaya atılmıştır. 765 sayılı Türk Ceza Kanununun uygulandığı dönemde genel olarak kabul gören ve uygun illiyet teorisini esas alan “karma uygunluk teorisi”ne göre; neticenin isnat edilebilirliği bakımından, nedensellik bağı gerekli fakat yeterli değildir. Neticenin sanığa isnat edilebilmesi için eyleminin, neticeyi meydana getirmeye uygun ve elverişli olmasının yanında, meydana gelen neticenin faile objektif olarak isnat edilebilmesi gereklidir. Objektif isnadiyetten bahsedebilmek için netice, “failin eseri olmalıdır.” Objektif isnadiyette, hareketin yapıldığı koşullara gidilir ve o anki somut koşullara göre üçüncü kişinin bilgi ve tecrübesine göre gerçekleştirilen hareketin söz konusu neticeyi oluşturmaya elverişli olup olmadığı belirlenir. Subjektif isnadiyet ise, failin iç durumu ile onun ile fiil arasındaki ilişkiyi ifade eder, failin, fiilini kast veya taksirle işleyip işlemediğinin araştırılmasını gerektirir. Failin kişisel bilgisi ve tecrübesi araştırılır, objektif ve subjektif bakımdan sonucu öngörebiliyorsa yani her iki değerlendirme uyumlu ise hem nedensellik bağı hem de kusurluluk meselesi çözülmüş olacaktır. Objektif değerlendirme ile sübjektif tasavvur birbiri ile uyumlu değil ise, eğer fail objektif olarak öngörülmeyen bir neticeyi öngörmüşse nedenselliğin varlığı kabul edilecek, objektif olarak öngörülen husus sanık tarafından öngörülmemiş hareket ile netice arasındaki öngörmeme durumunda sanığın kusuru mevcut ise fail neticeden sorumlu kabul edilecek, aksi halde neticenin tahmininde sanığın kusuru yoksa cezalandırma söz konusu olmayacaktır.
20. yüzyılın ikinci yarısında geliştirilen objektif isnadiyet teorisi, şart teorisini esas almakla birlikte, şart teorisinde olduğu gibi neticeye neden olan her hareketi eşit derecede görmez, netice bakımından etkin olan bazı hareketlerin faiile yüklenemeyeceği sonucuna ulaşır, keza neticeye sebebiyet veren her hareket eşit derecede değildir. Netice faile, ancak hareketin suçun konusu üzerinde hukuken tasvip edilmeyen önemli bir tehlike (veya risk) yaratması ve kendini tipik olarak neticede gerçekleştirmiş olması halinde objektif olarak yüklenebilir. Bir başka ifade ile fail, tipik neticeyi gerçekleştiren hukuken önemli bir tehlikeye ya da risk yaratmışsa , netice faile objektif olarak isnad edilebilir. Özet olarak, netice failin eseri olmalı,üçünçü kişinin veya rastlantının eseri olmamalıdır.
1.Hareket ile netice arasında nedensellik bağı bulunmalıdır.
2.Her türlü hayat tecrübesinin dışında kalan atipik bir gelişme olmamalıdır.
3.Fail olayın gelişimine egemen olabilmelidir.
4.Fail tarafından yaratılan tehlike tipte öngörülen neticede gerçekleşmiş olmalıdır.
5.Netice normun koruma alanının dışında olmamalıdır. Bu koşularının gerçekleşmesi durumunda illiyet bağının varlığı kabul edilecektir.
İlliyet bağının, örgütlü suçlar/terör örgütleri bağlamında değerlendirilmesine gelince; her halde suçun oluşması için, failin amaca yönelik işlediği vahim eylem/elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekir.
Kanun koyucu, TCK’nın 20/1 maddesinde yer alan “cezaların şahsiliği" ilkesini de gözeterek örgüt mensuplarının örgütteki konumu ve fiilinin niteliğine göre ayrı ayrı suç tanımlamaları yaparak ceza adaleti bakımından dengeli bir sorumluluk rejimi belirlemiştir.
Terör örgütlerinin her kademesindeki mensuplarının, hatta yardım edenlerinin bile, örgütün “devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozmak ya da anayasal düzenini ortadan kaldırmak" şeklindeki nihai amacını bildiklerinde şüphe olmadığı halde, örgüte yardım eden, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen, örgütün üyesi, yöneticisi veya kurucusu olanlar arasında hiçbir ayrım yapmaksızın her eylemin amaç suç olan TCK’nın 302 ve 309. maddelerinde düzenlenen suçlardan cezalandırılması gerekeceği gibi bir sonuca ulaşmak mümkün değildir. Yüksek Yargıtayın yerleşik uygulamaları da bu yöndedir.
İçtima sorunu:
Araç fiilin işlenmesine yönelik icra hareketi, hem araç suçun hem de tehlike suçu niteliğindeki amaç suçun icra hareketini oluşturduğundan sanık hukuki anlamda tek bir fiil ile kanunun birden fazla hükmünü ihlal etmekle, Türk Ceza Kanununun 44. maddesinin uygulanması gerekmekte ise de, TCK'nın 309/2. maddesindeki düzenleme, fikri içtima uygulanma kuralına istisna getirdiğinden, araç ve amaç suçlar yönünden her olayda kural olarak gerçek içtima hükümleri uygulanacaktır.
Türk Ceza Kanununun 311. maddesinin gerekçesi de gözetildiğinde bu suçun işlenmesi sırasında kasten öldürme, nitelikli yaralama veya kamu mallarına zarar verme gibi suçların işlenmesi halinde amaç suç yanında ayrıca bu suçlardan da cezaya hükmolunacaktır. Ancak, suçun unsuru olarak sayılan "cebir ve şiddet"in basit hallerinin işlendiği araç suçlar yönünden, cezalandırılan amaç suçla birlikte ayrıca mahkumiyet hükmü kurulamayacaktır.
Araç suçlar bakımından içtimaya ilişkin genel hükümlerin uygulanması mümkündür. Hukuki ve fiili kesintiye kadar gerçekleştirilen birden fazla araç suç için bir kez Anayasayı ihlal suçu oluşur.
Anayasayı ihlal suçunun, aynı anda yasama organına karşı ve hükûmete karşı suçla birlikte işlenmesi halinde her bir suçtan ayrı ayrı cezalandırma yoluna gidilip gidilemeyeceği hususuna gelince;
Türk Ceza Kanununun 311. maddesinin gerekçesinde; "Anayasayı ihlal suçu, Anayasa düzenine hakim olan ve sistemleri koruma amacını güderken; bu madde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluşturduğu üç güçten birini ve yasama gücünü oluşturan Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Anayasa kurallarına uygun bir biçimde görevlerini yerine getirilebilmesi yeteneğini korumaktadır. Anayasa düzenini ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirme veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önleme amacını gerçekleştirmek için Türkiye Büyük Millet Meclisine yönelen saldırılar, Anayasayı ihlal suçunu oluşturur. Bu madde kapsamında tanımlanan suç, bu amaçlar dışında Türkiye Büyük Millet Meclisinin Anayasaya uygun bir şekilde görevlerini yerine getirmesini engelleme hallerinde oluşacaktır." denilerek konuya yeterince açıklık getirilmiştir.
Bu nedenle, aynı hukuki değerleri koruyan ve kapsamı itibariyle eylemlerin haksızlık muhtevasını tamamen ortadan kaldıran Anayasayı ihlal suçunun tüm unsurlarıyla gerçekleştiği durumlarda sanıkların ayrıca, Türk Ceza Kanununun 311 ve 312. maddelerinde düzenlenen suçlardan cezalandırılmaları cihetine gidilemeyecektir.
765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemdeki uygulama ve doktrindeki görüşler de bu doğrultudadır. Örneğin “... fail anayasayı ihlal edecek fiilini ika ederken, parlementonun fonksiyonunu tecavüz teşkil edecek bir hukuka aykırı yolu geçmiş olursa, faile tek ceza mı yoksa iki fiilden dolayı mı ceza verilecektir. …Aynı şekilde askeri bir hükümet darbesi halinde parlementoyu fesh eden ve parlementer sisteme son veren hareket; Anayasayı ihlal etmiş ve Meclisin fonksiyonunu engellemiş olacaktır. Kanaatimizce bu durumda faile tek ceza vermek gereklidir. Zira fail parlementonun fonksiyonuna tecavüz ederken gaye olarak Anayasayı ihlali göz önünde bulundurmaktadır. Bu durumda parlementoya karşı fiil, Anayasaya karşı fiilin icrai hareketi olmaktadır. Anayasaya karşı fiilin cezalandırılması için icra hareketine başlanması kafi olduğuna göre, meclislere karşı bir fiilin belirli maksatla yapılması halinde, failin tamamlanmış bir suç varmış gibi Anayasayı ihlalden cezalandırılması icap edecektir. Bu durumda ortaya müterakki bir suç çıkmaktadır. ...Meclislere karşı fiil, Anayasayı ihlal suçunun icra hareketini teşkil etmesi yönünden faile tek ceza verilmesi gereklidir. Aynı sonucu icra organına karşı işlenebilen 147 ve 149. maddeler (5237 TCK 312, 313 m.) bakımından da varmak gereklidir.” (Özek, age, 1967 İst. bası, s. 160)
Anayasayı ihlal, hükûmete karşı suç, ve TBMM'ye karşı suçlar yönünden tipik eylemde hukuka aykırılık ve kusurluluğu etkileyen haller bağlamında hukuka aykırı ve fakat bağlayıcı bir emrin yerine getirilmesi sorunu:
TCK'nın 24. maddesinin 2, 3 ve 4. fıkralarında hukuka aykırı fakat bağlayıcı emrin yerine getirilmesi, kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep olarak düzenlenmiştir. Madde gerekçesinde işaret edildiği üzere hukuka aykırı olan ve emri verenin hukuki sorumluluğunu kaldırmayan bir emrin yerine getirilmesinin hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilmesi mümkün değil ise de Devlet tarafından yerine getirilen kamu hizmetinin yürütülmesinde amirin emrini yerine getirmek durumunda kalan ast yönünden bu durumun bir sorumsuzluk nedeni olarak kabul edilmesinde zaruret bulunmaktadır.
Kural olarak hukuka aykırı emre muhatap olan kamu görevlisinin bu emri denetlemesi, sorgulaması, hukuka aykırı olduğu kanaatinde ise amirin yazılı emri ve ısrarı olmadan yerine getirmemesi gerekir. Ancak Anayasının 137/3. maddesinde "Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunda gösterilen istisnaların saklı" olduğu belirtilerek, yapılan işin mahiyeti, kamu düzeni ve kamu güvenliği nedeniylebazı istisnalara yer verildiği de görülmektedir. Muadil düzenleme TCK'nın 24/4. maddesinde de yeralmaktadır.
Anayasanın 137/2. maddesinde konusu suç teşkil eden bir emrin yerine getirilmesi halinde sadece emri yerine getirenin sorumluluktan kurtulamayacağı belirtilmiş ise de böyle bir emri verenin sorumlu olacağı da muhakkaktır. Şayet emrin konusu suç teşkil ediyorsa Anayasanın 137/2 ve TCK'nun 24/3. maddeleri gereğince böyle bir emrin yerine getirilmesinden emri veren azmettiren, yerine getiren ise fail olarak sorumlu tutulacaktır. (Koca-Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, s. 331)
211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun ilgili hükümleri astı, üst ve amirlerine mutlak surette itaate mecbur tutmaktadır. Nitekim 211 sayılı Kanunun 14/1. maddesi, astı amirlerine, kanun ve nizamlarda gösterilen hallerde de üstlerine mutlak itaate mecbur kılmaktadır. Buna göre ast, askeri hizmete dair olduğuna bakmaksızın amirinden aldığı her emre mutlak surette itaat etmek zorundadır. Astın, verilen emrin hukuka uygunluğunu sorgulama ve değerlendirme yetkisi bulunmamaktadır. 211 sayılı Kanunun 14/2. maddesi gereğince verilen emir hukuka aykırı ise sorumluluk emri verene aittir.
Verilen emrin suç teşkil etmesi durumunda ise emri veren ve yerine getirenin sorumluluğu aynı Kanunun İştirak başlıklı 41/2. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre amirin emri suç teşkil ediyorsa ve ast, amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadı ihtiva eden bir fiile müteallik olduğunu biliyorsa hem emri veren hem de emri yerine getiren, sonuçtan iştirak hükümlerine göre sorumlu olacaktır.
Astın cezai sorumluluğu, ancak emrin hizmete müteallik olmaması, suç işlemek maksadıyla verilmesi ve bu maksadın ast tarafından bilinmesi halinde sözkonusu olabilecektir. (Koca-Üzülmez, age, s. 332)
Sonuç olarak; gerek Anayasanın 137/2, gerek TCK'nun 24/3 ve gerekse 211 sayılı Kanunun 41/3. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez, yerine getiren kimse de sorumluluktan kurtulamaz.
Ancak konusu suç teşkil eden emirlerin yerine getirilmesi bakımından hata hali ile de karşılaşılabilir. Bu durumun iki şekilde karşımıza çıkması mümkündür. Nitekim emri yerine getiren verilen emir üzerine işlediği fiilin haksızlık teşkil ettiğinin bilincinde olmayabilir ya da emrin yerine getirilmesinde öngörülen hukuka uygunluk sebeplerinin tüm şartlarının gerçekleştiğini düşünebilir. İlk halde TCK'nın 30/4. maddesinde yer alan haksızlık hatası, ikinci halde ise TCK'nın 30/1. maddesinde yer alan hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında hata sözkonusu olacaktır.
Hata (yanılma); Genel olarak kişinin tasavvuru zihinden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi, normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şey olduğundan farklı bir biçimde algılanması halinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi halinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası bir algılama hatası olduğu halde; yasak hatası bir değerlendirme hatasıdır. (Koca, Üzülmez TCK. Genel Hükümler-7. bası 239. sayfa)
Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır.
Suçun maddi unsurlarında (...30/1), suçun nitelikli hallerinde (mad.30/2), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (mad.30/1-3) hata halleri kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (mad.30/3) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (mad.30/4) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir. (mad.27/1)
Yargıtay eski uygulamalarında haksızlık yanılgısını kast kapsamında ele alarak çözüm yoluna gitmiştir. (CGK. 24.12.1996, E:1996/8-286, K: 1996/296) Doktrin ve uygulamadaki bu görüş 2003 tarihli TCK. tasarısına da aynen yansıyarak "kanunun bağlayıcılığı" başlığını taşıyan 2. maddesi "ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz" şeklinde bir düzenleme ihtiva etmekteydi. Yine aynı etkiyle tasarıda "hata" başlığını taşıyan 23. maddesinde "fiili hata" ifadesi kullanılmıştır.
Suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı):
TCK'nın 30/1. maddesinde “suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlara ilişkin bilgisizliğin kastı ortadan kaldıracağı” belirtilmiştir. Unsur yanılgısının konusunu suçun maddi unsurları oluşturmaktadır. Unsur yanılgısı kastı ortadan kaldırdığına göre, böyle bir yanılgı ancak kastın kapsamında kalan konular hakkında olabilir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilinmesini gerektirdiğinden, maddi unsurların bilinmemesi halinde kasten işlenen bir haksızlıktan bahsedilemez.
Unsur yanılgısı, içerik itibariyle somut olayda suçun maddi unsurlarına ilişkin konulardaki bilgisizliği, eksik veya yanlış tasavvuru ifade etmektedir. Failin somut olaya ilişkin tasavvuru gerçekle bağdaşmamaktadır. Buna karşılık, suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlardan birisinin varlığı hakkında düşülen şüphe, emin olmama hali hata değildir. Aksine olası kastın veya bilinçli taksirin varlığını gösterir. (Koca, Üzülmez age.s.241)
Unsur yanılgısı; haksızlığa temel teşkil eden, haksızlığı tipikleştiren objektif unsurlarda, yani suçun maddi unsurlarında yanılgıdır. Bu durumda haksızlığın kasten işlendiğinden söz edilemez. Fiilin taksirle işlenmiş şekli suç olarak tanımlanmış ise fail ancak taksirli suçtan sorumlu olur. (Göktürk, Haksızlık Yanılgısının Ceza Sorumluluğuna Etkisi, Seçkin Yayınları, 2017 baskı)
Unsur yanılgısında kısacası, fail somut olayda ne yaptığının bilincinde değildir. Somut olayın gerçekleşme koşullarında yanılmaktadır. Failin iradesi suçun yasal tanımında yer alan unsurların gerçekleşmesine yönelik değildir. Esasen unsur yanılgısında kaçınabilirlik önemli değildir. Zira her iki halinde kastı bertaraf edici etkisi bulunmaktadır.
Unsur yanılgısının haksızlık yanılgısından farkı ise fail suçun yasal tanımında yer alan maddi unsurların somut olayda gerçekleştiğinin bilincindedir. Fail somut olayda ne yaptığını bilmekte, fakat davranışının hukuka aykırılığında yanılmaktadır. Bu nedenle haksızlık yanılgısının tipiklik üzerinde herhangi bir etkisi yoktur. Failin kastını ortadan kaldırmaz. Fiil kasten icra edilen haksızlık olma özelliğini muhafaza eder. Dolayısıyla unsur yanılgısından farklı olarak haksızlık yanılgısı, failin kastını bertaraf ederek taksirli işlenen suçtansorumlu tutulması sonucunu doğurmaz. Fail somut olayda kasten hareket etmesine rağmen fiilin bir haksızlık teşkil ettiğini bilmeyebilir. Bu nedenle ne kastı ne de fiili bertaraf edici değildir. Sadece kusur üzerinde etkilidir. Haksızlık yanılgısı kaçınılmaz ise failin kasta dayalı kusuru tamamen ortadan kalkar ve faile kasten işlediği suçun cezası verilmez; buna karşılık yanılgı kaçınılabilir ise fail kasten işlediği suçtan sorumludur. Ancak, yanılgının kusur üzerindeki etkisine göre cezada indirim yapılması gerekmektedir. (Göktürk, age. s:76,77)
Suçun maddi unsurları içerisine; suçun konusu, fail, mağdur, fiil, netice ve nedensellik bağı girmektedir. Suçun oluşması için failin bu unsurları bilerek hareket etmesi şarttır. Bilgisizlik veya yanlış tasavvur, (unsur yanılgısı) failin kastını kaldırır.
Hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında hata:
Hukuka uygunluk hallerinin maddi şartlarında hatanın, kast kapsamında mı, yoksa kusur kapsamında mı değerlendirilmesi gerektiği doktrinde tartışmalı olup bu konuda birçok teori ortaya atılmış ise de, ceza kanunumuzdaki düzenleme katı kusur teorisine göre çözümlenmesi gerekmektedir.
TCK'nın 30/3. maddesinde; "ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ilişkin koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi bu hatasından yararlanır." denilerek, hukuka uygunluk nedenleri ile kusurluluğu etkileyen haller birlikte düzenlenmiştir. Hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarındaki hatayı bu kapsamda değerlendirmek gerekecektir. Madde metinde hatanın kaçınılmaz olması şartı aranmıştır.
Kaçınılmazlık, failin hataya düşmesindeki kişisel kusurun değerlendirilmesi ile ilgilidir. Failin, yaşı, mesleği, bilgisi, görgüsü, somut olaydaki durumu dikkate alınarak hatanın kaçınılmaz olup olmadığı bu değerlendirmede göz önünde bulundurulacaktır.
Hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın aşılması:
TCK'nın 27/1 maddesinde; kanunun hükmünü yerine getirme (m.24/1), meşru savunma (m.25/1), hakkın kullanılması (m.26/1) ve ilgilinin rızası (m.26/2) gibi hukuka uygunluk nedenlerinde, sınırın kast olmaksızın aşılması halinde sorumluluk statüsü belirlenmiştir. Kasten, sınırın aşılması halinde ceza sorumluluğu değişmeyecektir. Ancak sınırın aşılmasındaki yanılgı failin taksirinden ileri geliyorsa veeylemin taksirleişlenmesisuç olarak cezalandırılabiliyorsa, taksirden dolayı sorumlu olacaktır. Buradaki yanılgı sadece kastı ortadan kaldıracaktır.
Astın konusu suç oluşturan emri haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşerek bu emri yerine getirmesi somut olay çerçevesinde, astın bilgi düzeyi, olayın özellikleri, tecrübe, rütbe ve konumu gibi olgular nazara alınarak TCK'nın 30/4 maddesi bağlamında değerlendirilmelidir.
Keza astın emrin askeri hizmet alanında verildiği, amirin yetkili olduğu ve zorunluluk teşkil ettiği hususlarında yanılgıya düşerek, konusu suç teşkil eden emri yerine getirmesi halinde yapılan değerlendirme neticesinde TCK'nın 30/1 maddesi gereğince kasten hareket etmediği neticesine varılabilir. (Prof. Dr. F. S. Mahmutoğlu-Av. S. Karadeniz TCK'nun Genel Hükümler Şerhi Syf.480-482)
İştirak sorunu:
a-Genel olarak suça iştirak:
“5237 sayılı Türk Ceza Kanununda suça iştirakte, faillik ve şeriklik ayırımı öngörülmüş, azmettirme ve yardım etme şeriklik kavramı içinde değerlendirilmiştir. TCK'nın 37. maddesindeki; "(1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur. (2) Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin cezası, üçte birden yarısına kadar artırılır" şeklindeki hüküm ile maddenin birinci fıkrasında müşterek faillik, ikinci fıkrasında ise dolaylı faillik düzenlenmiştir.
Kanunda suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak halinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK’nın 37/1. maddesinde düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır.
Öğretideki görüşler de dikkate alındığında müşterek faillik için iki şartın birliktegerçekleşmesi gerekmektedir:
1- Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır.
2- Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır.
Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı “fail” konumundadır. Müşterek faillik; suçun icrai hareketlerinin birlikte gerçekleştirilmesidir. Fiil üzerinde ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının, suçun işlenmesinde yaptıkları katkının, diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda da müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre her müşterek fail, suçun icrasına ilişkin etkin, fonksiyonel bir katkıda bulunmaktadır. Fiilin başarı ile tamamlanması açısından yapılan iş bölümü doğrultusunda bizzat fiili icra etmeyen diğer kişinin katkısı önemli bir fonksiyon icra etmişse, bu kişi de müşterek faildir.
Suçun işlenişine katkıda bulunanların müşterek fail sayılabilmesi için mutlaka suçun işlendiği yerde olması gerekli değildir. Olay mahallinde bulunmamakla birlikte uzaktan suçun birlikte işlenişini etkileyen önemli bir katkıda bulunulması halinde müşterek faillik söz konusu olur. Uzak bir pozisyondan olay yerinde etkili bir konumda olan fail telefon ve telsiz gibi iletişim araçlarıyla koordine eden veya suçun işlenişi anında telefonla talimat veren kişi de bizzat müşterek faildir (Roxin, 2 s. 25, kn 200 Atfen, Koca -Üzülmez age. 440 syf; Özgenç, Gazi şerhi, genel hükümler, 3. baskı, s.493).
Suçun icrası açısından müstakil bir fonksiyonu olmayan bir katkı müşterek faillik için yeterli değildir. Suçun işlenişine bulunulan katkı hazırlık hareketlerinden ibaretse, suç üzerinde müşterek hakimiyet kurulduğundan bahsedilemez, bu durumda suça yardım eden olarak katılmak söz konusu olacaktır. (Özgenç, age, s. 499)
765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemde de suça asli iştirak ve fer-i iştirak ayrımındaki kiriterler Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Ceza Dairelerinin kararlarına konu teşkil etmiştir. Benzer nitelikteki bazı kararlarda; "suça asli olarak iştirak etmek ile fer'i şekilde katılma arasındaki kriterler belirlenirken; suçu doğrudan doğruya beraber işleyenlerle, fer'i maddi faillerin durumları sıksık birbirine karıştırılmaktadır. Esas itibariyle suçu doğrudan doğruya birlikte işleyen faillerin hareketleri ne suçun unsuru, ne de şiddet sebebi olmayıp fer'i niteliktedirler. Fakat maddi şekilleri, suçun icrası ile aynı oluşları ve suçun icrasında birinci derecede etkili bulunuşları nedeniyle bu hareketleri gerçekleştirenler asli fail olarak kabul edilmişlerdir. Fer'i iştirakte ise suça ikinci derece katılma söz konusu olup, asli maddi failin suç teşkil eden hareketleri ile yardımcısı durumundaki fer'i failin hareketleri arasında bir bağlantı vardır." (CGK, 23.11.1981 gün ve 214-385 sayılı kararı)
"Fer'i faillik halleri yasa metninde tek tek sayılmıştır. Yasaya göre, suçun işlenmesinde asli maddi faile vasıta tedarik etmek ve suçun işlenmesini kolaylaştırıcı yardımda bulunmak fer'i fail olarak cezalandırılmayı gerektirmektedir. Bu anlamda destekleme (müzaharet) ve yardım (muavenet) suçun icrasını kolaylaştırıcı hareketler yapmak şeklinde anlaşılmalıdır. Yeni yapılan düzenleme ile suçun işlenmesini sağlayan hareket üzerinde hakimiyet kuran herkes fail sayılabilecektir. Hareket üzerinde hakimiyet kurmak birlikte irtikap etme şeklinde gerçekleşebileceği gibi zımni veya açık bir işbölümüne dayalı olarak hareketi birlikte gerçekleştirmeyi de kapsayabilir. Fakat bir başkasının bu hakereti yapması için gereken ortamı hazırlayanlardan herbirisi de fail sayılabilecektir." (CGK 20.01.2009 gün 1/232-2 sayılı kararı)
"Fiil üzerinde ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının saptanmasında suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem gözönünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının suçun işlenmesinde yaptıkları katkının, diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre, her müşterek fail suçun icrasına ilişkin etkin, fonksiyonel bir katkıda bulunmaktadır." (CGK 10.05.2011 gün ve 1/59-85 sayılı kararı)
Suça iştirak şekillerinden olan faillik ile yardım etme şeklinde gerçekleşen şeriklik arasındaki önemli farklardan birisi de, suç işlenmezden önce alınan birlikte suç işleme kararı önem arz etmektedir. "Mağdur ...'nın cep telefonlarını yağmalama eylemleri sırasında mağdura yönelik herhangi bir davranışta bulunmamaları ve olay öncesinde yağma suçunu işleme konusunda aralarında anlaştıkları yolunda bir kanıtın olmaması karşısında birlikte suç işleme kararının olmaması ve fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulmaması nedeniyle sanıkların TCK'nın 37/1. maddesi kapsamında müşterek fail olarak kabulü olanaklı değildir... Ancak suçu icra eden sanıkların yanlarında bulunmaları, yağma eylemini gerçekleştiren sanıkların bu eylemlerine taraftar olmadıklarını gösterecek şekilde engelleyici bir söz söylememeleri ve bu yönde bir davranışta bulunmamaları, aksine olayın başından itibaren sanıkların yanında yer almaları gözönüne alındığında suçun işlenmesinden önce ve işlenmesi sırasında suçun icrasını kolaylaştırmak suretiyle yardım ettiklerinden TCK'nın 39/2-c. maddesi gereğince sorumlu tutulmaları gereklidir." (CGK 17.05.2011 gün, 6/76-100 sayılı Kararı)
"Yardım etme" ise 5237 sayılı TCK'nın 39. maddesinde; "(1) Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez.
(2) Aşağıdaki hâllerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur:
aa-Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek.
bb-Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak.
cc-Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak" şeklinde, seçimli hareketlere yer verilmiştir.
Bağlılık kuralı da aynı Kanunun 40. maddesinde;
"(1) Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır.
(2) Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur.
(3) Suça iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmek için ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir" biçiminde düzenlenmiştir.
Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına “şerik” denilmekte olup, 5237 sayılı TCK’da şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden 5237 sayılı Kanunun 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır.
TCK'nın 39/2. maddesindeki düzenlemeye göre, yardım etme; maddi yardım ve manevi yardım olarak ikiye ayrılmaktadır.
1- Bir suçun işlenmesine maddi yardımda bulunma çok çeşitli şekillerde ortaya çıkmakla birlikte anılan maddede maddi yardım;
aa)Suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek,
bb)Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak olarak sayılmış,
2- Manevi yardım ise;
aa)Suç işlemeye teşvik etmek,
bb)Suç işleme kararını kuvvetlendirmek,
cc)Suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vaad etmek,
dd)Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek şeklinde belirtilmiştir.
Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin belirlenmesi için, eylemin bir aşamasındaki durumu değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira "yardım etme" yi müşterek faillikten ayıran en önemli unsur, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hakimiyetinin bulunmamasıdır. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2014/l-558-480 sayılı kararı).
Örgütlü Suçlarda İştirak:
Örgüt kurma suçu çok failli bir suçtur. Suçun oluşumu için en az üç kişinin bir araya gelmesi zorunludur.
Suça iştirakten bahsedebilmek için de birden fazla kişiye ihtiyaç vardır. Bir suçun icrasına iştirak eden suç ortaklarının, suçun işlenişine bulundukları katkılar göz önünde bulundurularak sorumluluk statüleri belirlenir.
Örgüt kurma suçunun iştirakten farkı, örgütün devamlılığı ve belirlenmemiş sayıda suç işlemek amacıyla bir birleşmenin söz konusu olmasıdır. Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her fail diğerlerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır.
TCK’nın 220/5. maddesinde “Örgüt yöneticileri, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır.” denilerek örgüt yöneticileri hakkında özel faillik düzenlemesi ile TCK’nın 20. maddesindeki “ceza sorumluluğunun şahsiliği” ve faillik bakımından “fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurma” ilkelerine istisna getirilmiştir.
Faillik, birlikte suç işleme kararı yanında, fiil üzerinde ortak hakimiyet kurmayı da gerektirir. Zira örgütlü suçlarda nihai amaçta birleşme nedeniyle birlikte suç işleme kararının varlığı kabul edilse dahi fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurulmadığından, gerçekleşen suçlar bakımından örgüt yöneticileri dışında kalan örgüt mensuplarının, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen her suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulamayacağında tereddüt yoktur.
TCK'nın 39. maddesinde düzenlenen suça iştirak kapsamındaki yardım etme ile aynı Kanunun 220/7. maddesinde tanımlanan örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek eylemleri nitelik itibariyle birbirlerinden farklıdır. Sanığın örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenecek somut bir suça dair kasta dayanan ve yardım teşkil eden eyleminin, hem yardım edilen suç bakımından şeriklik kapsamında hem de şartları varsa amaç suç yönünden faillik kapsamında değerlendirilmesi gerekirken somut bir olaya dayanmayan ancak örgüt faaliyeti kapsamında kullanılmak/değerlendirilmek üzere gerçekleştirilen yardımların TCK’nın 220/7. maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı gözetilmelidir.
Anayasayı ihlal, Hükûmete karşı suç ve TBMM’ye karşı suçlar yönünden iştirak sorunu:
Suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında Türk Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden iştirakin her şeklinin uygulanması mümkündür. (Eren Toroslu, Özel Hükümler, s. 74; Hafızoğulları, Türk Ceza Kanununun 302. maddesi, s. 559; Kangal s. 55; Akdoğan s. 31; Gözübüyük, s. 10; Yard. Doç. Dr. Namık Kemal Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 200) Yüksek Yargıtayın istikrar kazanmış uygulamalarına göre ise (Yargıtay CGK'nın 10.12.1990 tarih ve 9-301/329 sayılı kararı, Yargıtay 9. CD'nin 24.03.2011 tarih ve 869-187, 15.07.2009 tarih ve 2008/21722, 2009/8587, 1999/1673, 2000/345 sayılı kararları) elverişli nitelikteki belirli bir araç fiilin işlenişine katkı sunmakla birlikte, sunduğu katkı tek başına vahamet arz etmiyorsa ve fail, fiilin işlenişi üzerinde müşterek hakimiyet kurmamışsa niceliği ve niteliği itibariyle bu gibi suçlarda fer'i iştirak hükümlerinin uygulanması mümkün olmadığından, failin sorumluluğunun TCK'nın 309. maddesine yardım etmek olarak değil ve fakat konumu, eylemin niteliği ve delil durumu itibariyle TCK'nın 314/2 ya da 220/6 veya 220/7 maddesi delaletiyle 314/2 veya 315. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Mensup olduğu örgütle kurduğu bağ nedeniyle örgütsel faaliyet kapsamında işlenen anayasayı ihlal suçuna ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan haberdar olmak suretiyle darbeye teşebbüs suçunu sevk ve idare edenler tarafından verilen emirleri /görevleri kabullenerek ülke çapındaki icra hareketleriyle illi bir değer taşıyan icra hareketlerini gerçekleştirenlerden ya da görev paylaşımı bağlamındahenüz sırası gelmemiş icra hareketleri için gerekli hazırlıkları yapanların (Özgenç İ, age, s. 332) bu suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulmaları gerekmektedir.
5237 sayılı TCK'nın 220/5. maddesi gerekçesi ile birlikte değerlendirildiğinde, yönettiği örgütün gücünden yararlanarak talimat alanın iradesi üzerinde hakimiyet kuran yöneticinin, serbest iradesi ile hareket etmeyen ve bir suç örgütü mensubu olarak suç işleme kararının varlığının kabulünde zorunluluk bulunan fail arasında azmettiren-azmettirilen ilişkisinden bahsetme imkanı da bulunmamaktadır. Kanunun kabul ettiği sistemde, yöneticinin örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlardan dolaylı fail olarak sorumlu tutulduğu görülmektedir.
Müşterek faillik ile TCK'nın 39/2-c maddesinde düzenlenen, suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak şeklinde ortaya çıkan şerikliğin, her olayın özelliğine göre; suçun işlenişine bulunulan katkının arzettiği önem, zaruret göz önünde bulundurularak hakim tarafından ayırt edileceği kabul edilmektedir. Müşterek faillikte/fiil hakimiyetinde, fiilin icrası veya akim kalması müşterek faillerden her birisinin elinde bulunmaktadır. Yardım eden şerik suçun icrasını failin inisiyatifine havale etmektedir. (Özgenç İ, Suç örgütleri, s. 332; Türk Ceza Hukuku s. 490)
Türk Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen suça iştirakten bahsedebilmek için sadece araç fiil/suç bakımından değil, ayrıca, amaç suç bakımından da iştirak iradesinin varlığı aranmalıdır.
Bir kişinin maddede belirtilen amaçlara yönelik bir örgütün kurucusu ya da üyesi olması, tek başına TCK'nın 309. maddesindeki suça iştirak ettiği anlamına gelmez. (Özek, Silahlı Çete, s. 366-374; Akbulut, Ülke Bölücülüğü, s. 130) Bu fiiller, TCK'nın 314. maddesinde bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir. Bu sıfatları haiz kişilerin TCK'nın 309. maddesindeki suça iştirakten sorumlu tutulabilmeleri için; örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli nitelikteki belirli bir araç fiil bakımından, hem iştirak iradelerini ortaya koymaları hem de maddi veya manevi nitelikte nedensel bir katkıda bulunmaları gerekmektedir. Bu kişilerin maddede sayılan amaçları gerçekleştirmek için salt bir örgütün çatısı altında bir araya gelmeleri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen araç suçlara da iştirak etmiş sayılmaları anlamına gelmeyecektir. (Yard. Doç. Dr. Namık Kemal Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 202)
Suça iştiraktan söz edebilmek için amaca yönelik bir fiil işleme hususunda iştirak iradelerini ortaya koyan kişilerin hepsinin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olması da gerekmez.
Fiilin işleneceği konusundaki bilginin iştirak bakımından önemi yoktur. 1960 darbesi sonrasında 20-21 Mayıs olayları ile ilgili yapılan yargılamalarda; Mamak 1 nolu Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 963/1 sayılı 5 Eylül 1963 tarihli kararı ile faillerin bir kısmı, ihtilal müteşebbislerinin bu konudaki hareketlerini bilmesi ve hazırlık hareketlerine katılması nedeniyle sorumlu tutulmuşlardır. Diğer bir deyişle failin, fiilin ika edileceği konusundaki bilgisi, iştirak iradesinin mevcudiyeti, fiile iştirak ettiğinin delili sayılmıştır. Bu karar temyiz edilmekle Askeri Yargıtay Dava Daireleri Kurulunun 15 Ocak 1964 tarih ve 1963/2548 E, 1964/1 sayılı kararı ile “icra hareketi ile iştirak mefhumunun birbirine karıştırıldığı” gerekçesi ile bozulmuştur. Doktrinde de aynı görüş savunulmuştur. Failin fiil hakkındaki bilgisi iştirak iradesini sağlamaya yeterli değildir. Olsa olsa bildiğini ihbar etmemekten doğan sorumluluk veya hazırlık hareketlerine katılma nedeniyle (mülga 765 sayılı) TCK 168 ve 171. maddelerindeki (5237 sayılı TCK'nın 314, 316. maddelerindeki) suçlar tahakkuk edebilir. (Özek, age, s. 172)
Bu Yaklaşımlar Işığında İlk Derece Ve Bölge Adliye Mahkemesince de Kabul Edildiği Şekliyle Somut Olay İrdelendiğinde;
15 Temmuz 2016 günü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askerî personel tarafından savaş uçakları dâhil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, darbe girişimine karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250 'den fazla kişi şehit edilmiş, 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır.
1.Olay:Malatya ilinde bulunan 2. Ordu karargahında görevli sanık yüzbaşı ...’in, sanıklar Kurmay Albay ... ve Tuğgeneral ... tarafından saat 21.00 sıralarında kışlanın 2 nolu nizamiyesinde görevlendirilmesiyle darbe eylemine başlanılmıştır. O gün itibariyle kışla komutanı olan sanık üsteğmen ... “silahlı kuvvetlerin yönetime el koyduğunu bildiren’’ sanık ...’in emrine girmiş, ... nizamiyeden giriş çıkışları yasaklamış, bir terör saldırısı ihtimalinden bahsederek kışla servisi ve bir kısım tanık ve sanıkları da kışlaya almamıştır.
Darbe girişiminin başlayacağından haberdar olan ve sözde sıkıyönetim direktifini bekleyen sanıklar Kurmay Albay ..., Tuğgeneral ... ve Tuğgeneral ...’ın göreve yeni başlayan Kara Havacılık Alay Komutanı Albay ...’i ziyaret ettikten sonra karargaha geri döndükleri ve o gün itibariyle görevini devreden eski kara havacılık alay komutanı sanık Kurmay Albay ...’ın da bir süre karargah harekat merkezinde bulunduktan sonra karargahtan ayrıldığı anlaşılmıştır. Ordu Harekat Merkezinde görevli sanık Kurmay Albay ...’un ısrarla Genelkurmay Başkanlığından gelecek emri sorduğu saatte 2. Ordu Komutanı sanık Orgeneral ... vekurmay başkanı sanık Tümgeneral ... mesaiyi terk etmiş olup konutlarında bulunmaktadır.
22.40’da Ordu Harekat Merkezine gelen sözde sıkıyönetim direktifi sanık Kurmay Albay ... tarafından kurmay başkan yardımcısı ...’ye iletilmiştir. Sanıklar ..., ... ve ... yanlarına emir astsubayları ve icra subayı Binbaşı ... olduğu halde saat 23.00 sıralarında yasadışı emri konutunun önünde sanık Orgeneral ...’ye arz etmişlerdir. Emirdeki imzaların yetkisiz olduğunu belirten sanık ... karargaha gitme emri vermiş, emir subayı Binbaşı ... ve emir astsubayı Başçavuş ...’la beraber23.25’te Ordu Karargahına gelmişlerdir.
Bu esnada evi sanık Binbaşı ... ve bir kısım asker tarafından kuşatılmış bulunan ve bu sanık tarafından ölümle tehdit edilen sanık Tümgeneral ... evine hapsedilmiştir.
Sözde sıkıyönetim direktifinde, ... 2. Ordu Komutanlığı görevine devam edeceği, Kurmay başkanı tümgeneral ...’un Malatya ili sıkıyönetim komutanı olarak görevlendirildiği yer almıştır.
Karargaha intikal sonrası sanık ...’nin üç ana ast birlik komutanı olan Van Asayiş Kolordu Komutanı, Diyarbakır 7. Kolordu Komutanı ve Adana 6. Mekanize Piyade Tümen Komutanlarına, birliklerine sahip olmaları, emir komuta zincirini bozmamaları yönünde emirler verdiği, 23.50’de görüştüğü Malatya Valisine darbe girişimine karşı devletin yanında olduğunu bildirdiği, evinde esir tutulan Kurmay Başkanı sanık ...’un karargaha gelmesinin sağlanmasını sanık ...’ye emrettiği anlaşılmaktadır. Saat 00.04’de ... karargaha gelmiştir. Darbe girişimini yönettiği anlaşılan sanık ...’nin, sanık ...’ye "başlarına geçerlerse mutlu olacakları" yönündeki teklifine karşılık sanık ... tarafından "Ordu komutanı olarak zaten başınızdayım, siz kimden emir alıyorsunuz?" şeklinde cevap verdiği, emir subayı ... ve üç silahlı emir astsubayı Başçavuşlar ..., ... ve ... komutanın odasının önünde silahlı nöbete başladıkları, gece boyu darbecilerin ordu komutanının odasına silahla girmesini engellemeye çalıştıkları anlaşılmaktadır.
00.20’de sanık ..., sanıklar ... ve ... vasıtasıyla, Kara Havacılık Alayında sanık ...’ın Alay Komutanlığına devam edeceği ve insanlı keşif uçağının uçuşa hazırlanması yönünde iki yazılı emir gönderilmiştir. Kurmay Başkanının emriyle karargaha gelen sanıklar Binbaşı ... ve Yarbay ..., sanık ...’nin komutanı Ankara’ya götürmemiz lazım dediğini duymuş ve sanık ... izinde bulunan komutanı Özay Şahin’e komutanı Ankara’ya kaçıracaklar şeklinde mesaj göndermiştir. Darbecilerin İnsanlı Keşif Uçağı talebinin amacının ordu komutanını Ankara’ya götürmek olduğu anlaşılmaktadır.
00.45’de darbeciler ve sanık ... ordu komutanının odasından çıkmışlar ve ... sanık Yarbay ...’tan birliğin emir komutasını devralmasını emretmiştir, sanık ... ise nizamiyede karargah destek komutanlığında görevli bulunmayan sanık ...’in bulunduğunu ve emirlerini dinlemediğini bildirir. Sanık ...’un ısrarlı ve sert şekilde ...’ye nizamiyede bulunan sanık ...’i kastederek Adamını Çek şeklinde verdiği emre karşılık, sanık ...’nin silahını çekerek ...’a doğrulttuğu, ...’un emir astsubayı ... tarafından koluna girilerek komutanın odasına götürüldüğü görüntüler ve beyanlardan anlaşılmaktadır. Darbeciler sanıklar ... ve ...’yu da önce kelepçelemiş, sonradan kelepçeleri açmış ancak gözaltında tutmaya devam etmişlerdir.
2. Ordu Komutanı sanık ... ve kurmay başkanı sanık ...’un iletişimleri darbeciler tarafından kısmen kesilmiştir, 6. Mekanize Tümen Komutanı Tümgeneral ... ordu komutanına ulaşamadığını beyan etmektedir. Yine Vali komutanla toplantı bahanesiyle görüştürülmemektedir. Kara Havacılık Komutanı ... İKU talebini yerine getirmemiş ve bu talebi takip etmek amacıyla alaya gelen ...’e oyalayıcı cevaplar verilmiştir. Sanık ... tarafından sanık ...’a silah çekildiğini görerek komuta katından uzaklaşan karargah nöbetçi subayı ... dışarıda görüştüğü subayları bilgilendirmiş, Merkez Komutanı Albay ....’de durumdan haberdar edilmiştir. Bu tanık İl Jandarma Alay Komutanı tanık Yarbay ...’a karargahtaki durumu aktarmıştır. Kurmay Başkanı da görüştüğü kişilere kendisine silah çekilerek ordu komutanının odasında kalmaya mecbur bırakıldığını ifade etmiştir. Aramaları ısrarla bağlanmayan İl Valisi operasyon yapılacağı tehdidiyle sonunda sanık ...’yle telefonda görüşmeyi başarmış, görüşmede, sanık ..., Valiye darbe girişimine katılan kişiler ve eylemlerinden bahsetmeyerek küçük bir pürüz bulunduğundan söz etmiştir. Jandarma Alay Komutanının aktarımları ve görüşmede yaşadığı zorluk nedeniyle darbe girişiminin gerçek boyutunun gizlendiğini düşünen ve halkın 2. Ordu’nun niçin açıklama yapmadığını sorgulayan tavrını, 2. ordunun devletten yana olduğunu belirterek yatıştırmaya çalışan Vali, durumu yerinde görmek için Ordu Karargahına doğru hareket etmiştir.
02.56’da Ordu Komutanının darbe girişimine karşı yazılı açıklaması Valiye ulaşmış ve akabinde Anadolu Ajansı tarafından yayınlanmıştır. Sanık yüzbaşı ..., Komutanla görüşmek isteyen İl Valisine izin vermeyerek, konuşma esnasında mevzi al şeklinde bağırmış, Vali ve beraberindekiler nizamiyeden uzaklaştırılmıştır. ... ayrıca jandarmaya ait üç aracın lastiklerini ateş açarak patlatmıştır. Ordu Komutanı kendisini canlı yayına almak isteyen iki TV kanalına zaten bir açıklama yaptığı gerekçesiyle olumlu yanıt vermemiştir. Darbeci ... Ordu komutanının hatlarının kesilmesini emretse de, muhabere şube, Kurmay Başkanının emriyle hatları kesmemiş ve Komutanın iletişimini açık bırakmıştır.
03.00’den sonra sanık ... aldığı tutumdan memnun olmadığı sanık ...’ye emirlerine uymayacağını söyleyerek silah çekmiş, bunun üzerine emir subayı ... ...’nin silahını almış, akabinde ...’nin silahını da aldıktan sonra odadan dışarı çıkarak komutanın hatlarını kesmeye çalışan ...’ın silahını da boğuşma sırasında yardıma çağırdığı ... almıştır. Silahları alınan darbeciler suçun icrai hareketlerine katılan diğer arkadaşlarını da ikna edeceklerini belirterek komuta katından ayrılmışlardır. Kurmay başkanının emriyle sanık ...’ın da kelepçe aramaya başladığı anlaşılmaktadır.
04.00’e doğru sanık ... ve diğer sanıkların karşı çıkması sonucu darbeciler teslim olmaktan vazgeçmişler ve yeniden silahlanarak komuta katına bu kez sanık Binbaşı ...‘yle birlikte geri dönmüşlerdir. Kat girişi silahlandırılmış askerlerle kapatılmıştır. Koğuşlara girerek askerleri uyandıran darbecilerden Üsteğmen ... ve Binbaşı ... silahlandırdıkları askerleri nizamiye bölgesine konuşlandırmışlardır. Erlerin kontrolünü ele geçiren darbeciler saat 04.00 itibariyle nöbetçi heyetten hiçbir direniş görmeden, tüm kışlanın kontrolünü ele geçirerek aldıkları çatışma ve direniş kararını uygulama aşamasına geçmişlerdir. Sanıklar ... ve ... ise darbeciler ve emir astsubayı ... tarafından kelepçelenerek sanık ...’ün odasına götürülmüş ve Binbaşı ...’ün kontrolü altına bırakılmışlardır.
05.00’den sonra kışlayı kuşatan polis ve jandarma ile darbeciler ve kontrol altında tuttukları askerler arasında çatışma başlamıştır. İletişimi açık olan sanık ... ve emir subayı ... güvenlik güçlerinin operasyon yapmamasını istemiş, ... ordu komutanının şehit olacağını söyleyerek operasyona karşı çıkmıştır. İl Jandarma Alay Komutan vekili ...’da ilk anda erlerin zarar görmesini istemediğinden yalnızca kalkışmacı ...’e nişan alarak ateş etmiş ve onu vurmuştur.
Yine darbeciler emirlerini yerine getirmeyen 1 nolu nizamiyede nöbetçi olan Astsubay ...’ı da kelepçeleyerek ...’ün odasına almışlardır. 07.00 sıralarında kurmay başkanı ... karargahta izleme biriminde görev yapan astsubay ...’ndan karargahta kimin bulunduğunu bir kağıda yazarak kendisine getirmesini istemiştir. Hazırladığı listeyi kurmay başkanına götürmek üzere komuta katına gelen ..., sanık ... tarafından sorgulanıp akabinde kelepçelenerek yine ...’ün odasına götürülmüştür. Bu olaydan hemen sonra sanık ... sanık ... tarafından “kendilerine karşı çalıştığı” gerekçesiyle silahla tehdit edilerek komutanın odasından çıkartılıp kelepçelenerek, ...’ın refakatinde şeref salonuna kapatılmıştır.
Saat 08.00’den sonra darbeci subay Binbaşı..... açılan ateş sonucu öldürülmüştür. ...’nin çağrısı üzerine istihkam alayından çıkarak gelen 2 ZPT’den birikışlanın duvarını yıkarak içeri girmeye çalışsa da başarılı olamamış ve duvarda asılı kalmıştır, sanık Yarbay ... ZPT’den polis ve jandarmaya ateş açmıştır, kışlaya girmek isterken darbecilerin emri ile hareket eden ve kışlaya giren kişilere ateş edilmesi emri alan erler tarafından bacaklarından vurularak yaralanmıştır. Bu olay üzerine Vali, Ordu Komutanına kendilerini oyaladığını belirterek operasyon başlatacağını söylemiş, Ordu komutanı ise Vali ve akabinde görüştüğü Cumhuriyet Başsavcısına operasyon yapılmamasını, darbecileri ikna edeceğini bildirmiştir. ...’in yaralı halde karargah binasına çekilmesi sonucu kışla içindeki askerler de teslim olmaya başlamışlar, darbe girişiminde yer alan ... yaralı olarak yakalanmış, sanık ... da teslim olmuştur. Karargah binasının içine girmeye yönelik bir operasyonun yapılmadığı anlaşılmaktadır. Çatışmalar sonucunda ... isimli vatandaş, sanık ... tarafından karnından vurularak, iki er de kollarından vurularak yaralanmıştır. Yine darbeci ...’de yaralı halde teslim olmuştur. İcra subayı ...’ün odasında bulunanlar ve sanık ... ise ordu komutanının korumaları tarafından serbest bırakılmıştır.
09.38’de sanık Orgeneral ..., Genelkurmay Başkanı Orgeneral ... ile görüşmüştür, ... sanıktan, darbecilerin teslim olmalarını söylemesini istemiştir. Darbeciler, ateşin kesilmesi şartıyla teslim olacaklarını bildirmişlerdir. Ordu komutanının ateşin kesilmesi yönündeki girişimlerinden sonra Saat 12.00 sıralarında ..., ..., ..., ... ve ...’nin ..., ... ve komutanlık korumaları...., ... ve ... tarafından polise teslim edilmiştir. Daha sonra sıkıyönetim direktifinde isimleri geçen 2. Ordu Komutanı ... ile kurmay başkan ...’da gözaltına alınmışlardır.''
''Yukarıda açıklanan oluşa göre...
Sanık ...’nin hukuki durumu incelendiğinde;
Mahkeme gerekçesinde, ‘’sanığın Emir Subayı Binbaşı ...'nın darbe teşebbüsünde aktif rol oynayan kişileri öldürmeyi teklif etttiği, ancak sanığın ilk kurşunu atanların kendilerinin olmayacağını, sorunu kansız biçimde çözeceklerini söyleyerek ateş edilmesi için emir vermediği, darbe teşebbüsünde aktif rol oynayan 2 Tuğgeneral ve 1 Albayın sanığın odasına silahlı girmeye çalışmaları üzerine, Emir Subayı ... tarafından silahlarının alındığı, bu aşamada darbe teşebbüsünde aktif rol oynayan bu kişilerin kolaylıkla etkisiz hale getirilme imkanı bulunmasına rağmen, sanığınbu doğrultuda emir vermediği, bu kişileri darbeci diğer subayları ikna etmek üzere Nizamiye bölgesine gönderdiği, bu zaman diliminde Malatya Valisi'nin 2. Ordu bölgesinde bir sorun olup olmadığını sormasına rağmen darbe teşebbüsü içinde olduğu anlaşılan kişilerin ismini bildirmeyerek ufak sorunlar olduğunu söyleyip basit bir problem varmış gibi lanse ettiği, zamanın Van Jandarma Asayiş Komutanı ...'in sanık ile telefonla görüştüğü, "Komutanım hiyerarşiyi bozmayalım, darbe karşıtı bildiri yayınlayalım" dediği, sanığın bunu kabul etmesine rağmen zamanında bu bildiriyi yayınlamadığı, bu şekilde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olmamasına rağmen, darbe teşebbüsünde aktif rol oynayanların etkisiz hale getirilmesi için zamanında etkin karar vermediği, Karargahtaki darbe teşebbüsü eylemindeki sürecin uzamasına neden olduğu, böylelikle darbeye teşebbüs eylemine katılan sanıkların darbe teşebbüsüne yönelik eylemlerinin icrası sırasında onları engellemeyerek, suça müşterek fail olarak iştirak eden sanıkların hareketlerini kolaylaştırdığı kanaatine varılmıştır’’ ifadelerine yer verilmiştir.
Somut olayda; Hüküm tarihi itibariyle örgütsel bağı kesin olarak ortaya konamayan sanığın, icra hareketlerinden önce örgütsel organizasyon içinde yer alarak darbe girişiminden haberdar olduğu ve suç işleme karar ve iradesine katıldığı ispat edilememiştir. Suçun işlenişine icrai bir hareketle iştirak etmediği gibi bu doğrultuda astlarına bir emir vermediği de tespit edilmiştir. Bu nedenle darbeye teşebbüs suçunun müşterek faili olmadığına ilişkin yerel mahkemenin kabul ve uygulamasında isabetsizlik yoktur. Dosya kapsamında yer alan delil ve beyanlarauygunkabule göre; sanık ...’nin darbe girişimini olay gecesi saat 22.00 sıralarında öğrendiği, olayın mahiyetini anlamak için değişik görüşmeler yaptığı, durumun ciddiyetini kavrayarak karargaha gitmek için hazırlandığı sırada darbeci subayların konutunun önüne geldiği ve kendisine sıkıyönetim direktifini arz ettiği, sanığın direktifi imzalayanların yetkili olmadığını söylediği, ordu karargahına ancak 23.25’de varabildiği anlaşılmaktadır. Sanık sözde sıkıyönetim listesinde 2. Ordu Komutanı olarak göreve devam edeceği yazılıdır. Olay gecesi kendisiyle görüşen bağlı birliklerin komutanlarına kalkışma karşıtı emirler verdiği, İl Valisiyle telefonla görüştüğünde devletin yanında olduğunu ifade etmesine rağmen adli ve idari makamlara ordu karargahındaki kalkışmaya ilişkin fiil ve failler hakkında ayrıntılı bilgi vermediği, koruma subayı ...’nın teklifine rağmen darbeci subayları etkisiz hale getirilmeleri teklifini kabullenmemiş, darbe karşıtı subaylar aracılığıyla emrindeki askerleri uyandırıp karargahın güvenliğini sağlama yoluna gitmemiş, daha sonra karargahta ölüm ve yaralamayla sonuçlanan çatışma yaşanmıştır.
Anayasayı İhlal suçunda hal ve koşullara göre neticeyi önleme yönünden hukuki yükümlülügü bulunan sanığın, 2. Ordu komutanlığı gibi darbenin başarılı ya da başarısız olmasında stratejik önem taşıyan bir birimin başında olması, Anayasal düzene yönelik tehlike ve tehditleri ortaya çıktığında, farklı saiklerle çekimser kalınmasının görevle bağdaşmadığı, tehditi ortadan kaldırmak için zamanında ve isabetli karar vermek, uygulamada oluşabilecek riskleri üstlenmek zorunluluğu karşısında, yaşanan somut olayda, Komutan sorumluluğu çerçevesinde darbecilere karşı net tavır ortaya konulmaması ve bu tavrın vaktinde kamuoyu ile paylaşılmaması, İl valiliği ve diğer güvenlik güçleri ile işbirliği yapmada gecikme, karargahta kuvvet olarak darbecilere karşı güç olarak üstün olmalarına ve bir ara silahsızlandırılmalarına rağmen darbecilerin derdest edilmemesi neticesinde çatışma yaşanmasına, bu ihmali davranış sonucunda darbeye teşebbüs edenlerin fiiline doğrudan iştirak edilmemekle birlikte eylemleri kolaylaştırıldığından bahisle suça yardım eden olarak kabulünde isabetsizlik bulunmamakla, tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.''
''....
Bu açıklamalar kapsamında yapılan incelemede;
IV-Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında ki beraat hükümlerin, sanıklar ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olmak suçu dışında diğer suçlardan kurulan hükümlerin, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kurulan mahkumiyet hükümleri ile ilgili olarak;
Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımın kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı, beraat eden sanıklar bakımından ise atılı suçun sabit olmadığının gerekçeleri gösterilerek açıklandığı anlaşılmakla; Cumhuriyet savcısı, katılan ..., Cumhurbaşkanlığı ve TBMM vekilleri ile sanıklar ve müdafiilerinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler aşağıda belirtilen husus dışında yerinde görülmediğinden CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davalarının esastan reddine ancak;
Müsnet suçlardan davaya katılma hakkı bulunmayan ..., ..., Adalet ve Kalkınma Partisi'ni temsilen Malatya İl Başkanlığı, ..., ..., Battalgazi Belediye Başkanlığılehine vekalet ücretine hükmedilmesi,
Kanuna aykırı olup, Cumhuriyet savcısı, katılan ..., Cumhurbaşkanlığı ve TBMM vekilleri ile sanıklar ve müdafilerinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu nedenle BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmeden CMK'nın 303/1-c maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükmün katılanlar lehine vekalet ücretine hükmolunan bölümünden ‘’..., ..., Adalet ve Kalkınma Partisi'ni temsilen Malatya İl Başkanlığı, ..., ..., ...’’ ibarelerinin çıkarılması suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA'' karar verilmiştir.
E- YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI İTİRAZI;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 05.09.2019 tarihli ve 16-2019/11127 sayılı itirazıyla;
''İTİRAZ NEDENLERİ :
Cumhuriyet Başsavcılığımızın itirazı sanık ... hakkında "Anayasal Düzeni İhlale Yardım" suçundan kurulan hükme yönelik olarak vekalet ücretine ilişkin olarak verilen Düzeltilerek Onama kararına ilişkin olup; gerek sanık gerek diğer sanıklar hakkında kurulan diğer hükümlere ilişkin herhangi bir itiraz ve uyuşmazlık bulunmamaktadır.
İtirazın nedenleri genel olarak iki başlık altında toplanmaktadır;
1-Sanığın suç tarihinde 2. Ordu komutanı da olduğu nazara alındığında iddia ve kabul olunan eylemlerinin Anayasal düzeni ihlal suçuna yardım etme kapsamında mı yoksa neticeyi önleme (garantörlük) yükümlülüğü gereğini yerine getirmemekten kaynaklı müşterek fail olarak Anayasayı ihlal suçundan mı cezalandırılması gerektiğine ilişkin olup,
2-Kabule göre ise; suça konu eylemlerin, olası kasıtla Anayasal düzeni ihlal suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir.
Bu kapsamda gerek dosya gerek Yüksek Daire kararı incelendiğinde;
a-Suç tarihinde 2. Ordu komutanı olan sanığın Yurtta Sulh Konseyi tarafından yayınlanan sıkıyönetim mesaj emrinde "2.Ordu Komutanlığı görevine devam" şeklinde tekrar görevlendirilmiş olduğu, sıkıyönetim mesaj emrinin darbeci sanıklar; ..., ..., ... ve ... tarafından kendisine iletildiğinde mesajın kanunsuz olduğunu anlamasına rağmen ordu komutanı olarak darbenin önlenmesine yönelik herhangi bir emir ve talimat vermemesi, darbe teşebbüsü eylemi içinde aktif olarak bulunan Albay ...'nin sanığın makam odasına girerek "Başımıza geçirseniz mutlu oluruz" demesi üzerine sanığın "Oğlum ben ordu komutanıyım, zaten başınızdayım, siz kimden emir alıyorsunuz?" demekten başka bu şahsın etkisiz hale getirilmesi yönünde bir emir ve talimat vermediği, sanığın Emir Subayı Binbaşı ...'nın darbe teşebbüsünde aktif rol oynayan kişileri öldürmeyi teklif etmesine rağmen şahısların etkisiz hale getirilmesi için emir ve talimat vermediği, darbe teşebbüsünde aktif rol oynayan 2 Tuğgeneral ve 1 Albayın sanığın odasına silahlı girmeye çalışmaları üzerine emir Subayı ... tarafından silahlarının alındığı, bu aşamada darbe teşebbüsünde aktif rol oynayan bu kişilerin kolaylıkla etkisiz hale getirilme imkanı bulunmasına rağmen sanığın yine bu kişileri etkisiz hale getirmeye yönelik emir ve talimat vermeyerek, bu kişilerin eylemlerini devam ettirmelerini sağladığı Malatya Valisi'nin 2.Ordu bölgesinde bir sorun olup olmadığını sormasına rağmen darbe teşebbüsü içinde olduğu anlaşılan kişilerin ismini bildirmeyerek ufak sorunlar olduğunu söyleyip basit bir problem varmış gibi gösterdiği, suç tarihinde Van Jandarma Asayiş Komutanı olan ...'in sanık ile telefonla görüşerek, "Komutanım hiyerarşiyi bozmayalım, darbe karşıtı bildiri yayınlayalım" dediği, sanığın bunu telefonda kabul etmesine rağmen zamanında bu bildiriyi yayınlamadığı, 2. Ordu gibi büyük bir birlik komutanının bu bildiriyi erkenden yayınlaması halinde hem kendisine bağlı birlikler hemde ülke genelinde kalkışmanın yaşandığı tüm birlikler ve halk üzerinde oluşturacağı moral etkinin darbe girişiminin erkenden sonlandırılmasını sağlayacak nitelikte olmasına rağmen bildiriyi zamanında yayımlamayarak uzun süre "2.Ordu Komutanlığının darbecilerin yanında olduğu" algısının oluşmasına neden olduğu ve bu durumun darbecilerin vahim eylemlerine devam etmesini sağladığı; darbeye teşebbüs eylemine katılan sanıkların darbe teşebbüsüne yönelik eylemlerinin icrası sırasında onları engellemeye yönelik herhangi bir emir ve talimat vermediği gibi, bu yönde herhangi bir eylemde de bulunmadığı, ordu içerisinde darbe karşıtı pek çok rütbeli ve rütbesiz asker olmasına rağmen sanığın bu askerler yanında yer almayarak ve darbe teşebbüsünde aktif rol alan sanıkların etkisiz hale getirilmesi yönünde herhangi bir emir ve talimatta bulunmadığı gibi bizatihi icra i surette eylemde bulunmayarak ihmali hareketler ile darbe girişiminin sürdürülmesine neden olduğu sabittir.
b- Neticeyi önleme yükümlülüğü altında bulunan sanığın yükümlülük görevini kasten yerine getirmediği somut olayda; meydana gelen netice açısından dolaylı failliğinden değil işlenen söz konusu Anayasayı ihlal suçu bakımından bir değerlendirme yapılarak ihmal suretiyle icra i suç bakımından müşterek (doğrudan) fail olduğuna karar verilmesi gerektiğinin gözetilmediği,
c- Anayasal düzeni korumak hususunda garantörlük yükümlülüğü bulunan sanığın,bu yükümlülüğünü bilerek ve isteyerek yerine getirmemesi şeklinde gerçekleşen ihmali hareketi sonucu diğer sanıkların suça konu vahim eylemleri gerçekleştirdikleri, icra i hareketi doğrudan doğruya gerçekleştiren darbeci faillerin eylemleri ile bu eylemleri önleme yükümlülüğü altında bulunan sanığın eylemlerinin yukarıda ayrıntısı ile bahsedildiği üzere sanığın rütbesi, konumu ve müdahale etme durumu nazara alındığında etki dereceleri ile birbirinden bağımsız düşünülemeyeceği, bu nedenle; sanığın müşterek fail olarak TCK' nın 309. maddesi gereğince Anayasayı ihlal suçundan cezalandırılması gerektiğinin gözetilmediği,
d- Sanığın olay tarihinde Malatya 2. Ordu Komutanı olarak görev yaptığı, sanığın askeri nizama ilişkin kanuni mevzuat ve bulunduğu konumun gereği olarak birincil görevinin anayasal düzeni korumak olduğu ve bu hususta özel bir hukuki yükümlülük altında bulunduğu, müşterek faillik için sanığın önceden bir örgütsel bağının olmasının gerekmediği, önceden örgütsel bir bağ bulunmasa dahi Anayasayı ihlal suçuna müşterek fail olarak katılmanın mümkün olduğu; sanık her ne kadar icra hareketlerinden önce örgütsel organizasyon içinde yer almayıp darbe girişiminden önceden haberdar değil ise de darbe girişiminin daha ilk aşamasında darbeci subayların kendisine başlarına geçmelerini teklif etmesi ile darbeden haberdar olduğu ve bu aşama da darbe girişimini önleme imkanı varken karargahta sayı ve güç olarak darbecilere karşı üstün olan emrindeki astlarına emir vermeyerek suç işleme karar ve iradesini ortaya koyduğu; Anayasayı ihlal suçunun gerek niteliği gerek somut olayda sanık bakımından müşterek faillik için icrai bir hareketin zorunlu olmadığı, sanığın garantörlük yükümlülüğü nedeniyle ihmali hareketinin de müşterek fail olarak işlenen suçtan sorumlu tutulması için yeterli olduğunun kabulünün gerektiği;
Anayasal düzeni korumak hususunda garantörlük yükümlülüğü bulunan sanığın,bu yükümlülüğünü bilerek ve isteyerek yerine getirmemesi şeklinde gerçekleşen ihmali hareketi sonucu diğer sanıkların suça konu vahim eylemleri gerçekleştirdikleri, bu nedenle sanığın müşterek fail olarak TCK'nın 309. maddesi gereğince Anayasayı ihlal suçundan cezalandırılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde Anayasal düzeni ihlale yardım suçundan karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırılık teşkil etmiştir. Bu nedenle Yüksek Daire kararının ortadan kaldırılarak bozulmasına karar verilmesi lüzumu ortaya çıkmıştır.
Kabule Göre ise;
İtiraza konu Yüksek Yargıtay 16 Ceza Dairesinin aşağıdaki gerekçesi nazara alındığında da hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekmektedir;
Şöyle ki;
Yüksek Daire Kararında;
" Somut olayda; Hüküm tarihi itibariyle örgütsel bağı kesin olarak ortaya konamayan sanığın, icra hareketlerinden önce örgütsel organizasyon içinde yer alarak darbe girişiminden haberdar olduğu ve suç işleme karar ve iradesine katıldığı ispat edilememiştir. Suçun işlenişine icrai bir hareketle iştirak etmediği gibi bu doğrultuda astlarına bir emir vermediği de tespit edilmiştir. Bu nedenle darbeye teşebbüs suçunun müşterek faili olmadığına ilişkin yerel mahkemenin kabul ve uygulamasında isabetsizlik yoktur. Dosya kapsamında yer alan delil ve beyanlarauygunkabule göre; sanık ...’nin darbe girişimini olay gecesi saat 22.00 sıralarında öğrendiği, olayın mahiyetini anlamak için değişik görüşmeler yaptığı, durumun ciddiyetini kavrayarak karargaha gitmek için hazırlandığı sırada darbeci subayların konutunun önüne geldiği ve kendisine sıkıyönetim direktifini arz ettiği, sanığın direktifi imzalayanların yetkili olmadığını söylediği, ordu karargahına ancak 23.25’de varabildiği anlaşılmaktadır. Sanık sözde sıkıyönetim listesinde 2. Ordu Komutanı olarak göreve devam edeceği yazılıdır. Olay gecesi kendisiyle görüşen bağlı birliklerin komutanlarına kalkışma karşıtı emirler verdiği, İl Valisiyle telefonla görüştüğünde devletin yanında olduğunu ifade etmesine rağmen adli ve idari makamlara ordu karargahındaki kalkışmaya ilişkin fiil ve failler hakkında ayrıntılı bilgi vermediği, koruma subayı ...’nın teklifine rağmen darbeci subayları etkisiz hale getirilmeleri teklifini kabullenmemiş, darbe karşıtı subaylar aracılığıyla emrindeki askerleri uyandırıp karargahın güvenliğini sağlama yoluna gitmemiş, daha sonra karargahta ölüm ve yaralamayla sonuçlanan çatışma yaşanmıştır.
Anayasayı İhlal suçunda hal ve koşullara göre neticeyi önleme yönünden hukuki yükümlülüğü bulunan sanığın, 2. Ordu komutanlığı gibi darbenin başarılı ya da başarısız olmasında stratejik önem taşıyan bir birimin başında olması, Anayasal düzene yönelik tehlike ve tehditleri ortaya çıktığında, farklı saiklerle çekimser kalınmasının görevle bağdaşmadığı, tehdidi ortadan kaldırmak için zamanında ve isabetli karar vermek, uygulamada oluşabilecek riskleri üstlenmek zorunluluğu karşısında, yaşanan somut olayda, Komutan sorumluluğu çerçevesinde darbecilere karşı net tavır ortaya konulmaması ve bu tavrın vaktinde kamuoyu ile paylaşılmaması, İl valiliği ve diğer güvenlik güçleri ile işbirliği yapmada gecikme, karargahta kuvvet olarak darbecilere karşı güç olarak üstün olmalarına ve bir ara silahsızlandırılmalarına rağmen darbecilerin derdest edilmemesi neticesinde çatışma yaşanmasına, bu ihmali davranış sonucunda darbeye teşebbüs edenlerin fiiline doğrudan iştirak edilmemekle birlikte eylemleri kolaylaştırıldığından bahisle suça yardım eden olarak kabulünde isabetsizlik bulunmadığına"ilişkin gerekçesi nazara alındığında sanığın yardım eden sıfatıyla değil olası kastla Anayasayı İhlal suçunu işlediği sonucuna ulaşılması gerekirken, yardım eden sıfatıyla atılı suçu işlediğine ilişkin kabulüyle verilen kararın usul ve yasaya uygun bulunmadığı değerlendirilmiştir.
Çünkü;
Sanık, ihmal suretiyle icrai hareketinin belli bir neticeyi meydana getirebileceğini öngördüğü, kanuni tarife uygun neticenin gerçekleşmesini olayın seyrine bıraktığı, kanuni tarife uygun neticenin meydana geleceği muhtemel addedilmesine rağmen, ihmali suretiyle icrai eylemini işlemekten geri kalmadığı ve bu ihmali hareketi yapmaktan kaçınmadığının sabit olması karşısında;atılı Anayasal düzeni ihlal suçuna ilişkin sanığın tereddütsüz ve açık bir istemi yoksa da "istememiş olmama" istemi de bulunmadığı hususları nazara alındığında,sanığın TCK 309. maddesi kapsamındaki suçu TCK 21/2. maddesi kapsamında olası kast ile işlediğinin kabulü ile karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, ihmali davranış sonucunda darbeye teşebbüs edenlerin fiiline doğrudan iştirak edilmemekle birlikte eylemleri kolaylaştırdığından bahisle suça yardım eden olarak kabulüyle hüküm kurulması isabetli görülmediğinden itiraz yasa yoluna gidilmesi zarureti hasıl olmuştur.
NETİCE VE TALEP;
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-İtirazımızın kabulüyle;
2- Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 04/05/2018 tarih ve 2017/1 Esas - 2018/22 Karar sayılı kararınailişkin Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi'nin 01/11/2018 gün, 2018/2773 Esas - 2018/808 Karar sayılı Esastan Red kararına yönelik Yargıtay 16.Ceza Dairesinin 17/09/2019 gün ve 2019/3288 Esas - 2019/5054 Karar sayılı DÜZELTİLEREK ONAMA kararının kaldırılarak, hükmün BOZULMASINA karar verilmesi,
İtirazımızın kabul edilmemesi halinde ise itirazımız hakkında karar verilmek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi,
İtirazen arz ve talep olunur'' şeklindeki gerekçeyle karara itiraz etmiştir.
F-YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ KARARI;
CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesi 16.10.2019 tarihli ve 8067-6031 sayılı kararıyla;
''Dairemizin sanık ... hakkında Anayasal düzeni ihlale yardım suçundan kurulan düzelterek onama yönündeki hükme yönelik Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık hakkında atılı Anayasayı ihlal suçundan hüküm kurulması gerekçesiyle yapılan itiraz üzerine 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 308. maddesinin, 6352 sayılı Kanunun 99. maddesi ile eklenen 3. fıkrası gereğince yapılan incelemede;
İlk Derece Mahkemesi gerekçesinde,
"Sanığın Emir Subayı Binbaşı ...'nın darbe teşebbüsünde aktif rol oynayan kişileri öldürmeyi teklif etttiği, ancak sanığın ilk kurşunu atanların kendilerinin olmayacağını, sorunu kansız biçimde çözeceklerini söyleyerek ateş edilmesi için emir vermediği, darbe teşebbüsünde aktif rol oynayan 2 tuğgeneral ve 1 albayın sanığın odasına silahlı girmeye çalışmaları üzerine, Emir Subayı ... tarafından silahlarının alındığı, bu aşamada darbe teşebbüsünde aktif rol oynayan bu kişilerin kolaylıkla etkisiz hale getirilme imkanı bulunmasına rağmen, sanığınbu doğrultuda emir vermediği, bu kişileri darbeci diğer subayları ikna etmek üzere nizamiye bölgesine gönderdiği, bu zaman diliminde Malatya valisinin 2. Ordu bölgesinde bir sorun olup olmadığını sormasına rağmen darbe teşebbüsü içinde olduğu anlaşılan kişilerin ismini bildirmeyerek ufak sorunlar olduğunu söyleyip basit bir problem varmış gibi lanse ettiği, zamanın Van Jandarma Asayiş Komutanı ...'in sanık ile telefonla görüştüğü, "Komutanım hiyerarşiyi bozmayalım, darbe karşıtı bildiri yayınlayalım" dediği, sanığın bunu kabul etmesine rağmen zamanında bu bildiriyi yayınlamadığı, bu şekilde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olmamasına rağmen, darbe teşebbüsünde aktif rol oynayanların etkisiz hale getirilmesi için zamanında etkin karar vermediği, karargahtaki darbe teşebbüsü eylemindeki sürecin uzamasına neden olduğu, böylelikle darbeye teşebbüs eylemine katılan sanıkların darbe teşebbüsüne yönelik eylemlerinin icrası sırasında onları engellemeyerek, suça müşterek fail olarak iştirak eden sanıkların hareketlerini kolaylaştırdığı kanaatine varılmıştır’’ ifadelerine yer verilmekle;
Dairemizce incelenen olayla ilgili olarak ise anılan kararımızda;
''Hüküm tarihi itibariyle örgütsel bağı kesin olarak ortaya konamayan sanığın, icra hareketlerinden önce örgütsel organizasyon içinde yer alarak darbe girişiminden haberdar olduğu ve suç işleme karar ve iradesine katıldığı ispat edilememiştir. Suçun işlenişine icrai bir hareketle iştirak etmediği gibi bu doğrultuda astlarına bir emir vermediği de tespit edilmiştir. Bu nedenle darbeye teşebbüs suçunun müşterek faili olmadığına ilişkin yerel mahkemenin kabul ve uygulamasında isabetsizlik yoktur. Dosya kapsamında yer alan delil ve beyanlarauygunkabule göre; sanık ...’nin darbe girişimini olay gecesi saat 22.00 sıralarında öğrendiği, olayın mahiyetini anlamak için değişik görüşmeler yaptığı, durumun ciddiyetini kavrayarak karargaha gitmek için hazırlandığı sırada darbeci subayların konutunun önüne geldiği ve kendisine sıkıyönetim direktifini arz ettiği, sanığın direktifi imzalayanların yetkili olmadığını söylediği, ordu karargahına ancak 23.25’de varabildiği anlaşılmaktadır. Sanık sözde sıkıyönetim listesinde 2. Ordu Komutanı olarak göreve devam edeceği yazılıdır. Olay gecesi kendisiyle görüşen bağlı birliklerin komutanlarına kalkışma karşıtı emirler verdiği, İl Valisiyle telefonla görüştüğünde devletin yanında olduğunu ifade etmesine rağmen adli ve idari makamlara ordu karargahındaki kalkışmaya ilişkin fiil ve failler hakkında ayrıntılı bilgi vermediği, koruma subayı ...’nın teklifine rağmen darbeci subayları etkisiz hale getirilmeleri teklifini kabullenmemiş, darbe karşıtı subaylar aracılığıyla emrindeki askerleri uyandırıp karargahın güvenliğini sağlama yoluna gitmemiş, daha sonra karargahta ölüm ve yaralamayla sonuçlanan çatışma yaşanmıştır.
Anayasayı İhlal suçunda hal ve koşullara göre neticeyi önleme yönünden hukuki yükümlülügü bulunan sanığın, 2. Ordu komutanlığı gibi darbenin başarılı ya da başarısız olmasında stratejik önem taşıyan bir birimin başında olması, Anayasal düzene yönelik tehlike ve tehditleri ortaya çıktığında, farklı saiklerle çekimser kalınmasının görevle bağdaşmadığı, tehditi ortadan kaldırmak için zamanında ve isabetli karar vermek, uygulamada oluşabilecek riskleri üstlenmek zorunluluğu karşısında, yaşanan somut olayda, Komutan sorumluluğu çerçevesinde darbecilere karşı net tavır ortaya konulmaması ve bu tavrın vaktinde kamuoyu ile paylaşılmaması, İl valiliği ve diğer güvenlik güçleri ile işbirliği yapmada gecikme, karargahta kuvvet olarak darbecilere karşı güç olarak üstün olmalarına ve bir ara silahsızlandırılmalarına rağmen darbecilerin derdest edilmemesi neticesinde çatışma yaşanmasına, bu ihmali davranış sonucunda darbeye teşebbüs edenlerin fiiline doğrudan iştirak edilmemekle birlikte eylemleri kolaylaştırıldığından bahisle suça yardım eden olarak kabulünde isabetsizlik bulunmamakla, tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir." şeklindeki gerekçemizin; ayrıca,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazında yer alan;
1-Suçun ihmali davranışla işlendiğine ilişkin kabule yönelik itiraz bakımından; bozma kararında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, ihmali davranışla işlenen suçlarda, ihmali davranışın icrai davranışa eş değer kabul edilmesi için kişinin garantörlük yükümlülüğünün bulunması gereklidir. Görevi gereğince Anayasal düzeni korumak hususunda garantörlük yükümlülüğü bulunduğuna ilişkin kuşku bulunmayan sanığın, meydana gelen neticeden sorumlu tutulabilmesi için illiyet bağının varlığı araştırılmalıdır. Yani netice failin eseri olmalıdır. Sanık hal ve koşullara göre görevinin gereklerini yerine getirmediği için ölüm neticesinin gerçekleştiğinin kabulü halinde garantörlük sıfatı nedeniyle bu sonuçtan sorumlu tutulacağı, aksi takdirde yerel mahkemenin de kabul ettiği şekilde ihmali davranışı sonucu darbenin kolaylaştırılmasından sorumluluğu söz konusu olacaktır. Darbeye teşebbüs suçuna katılan askerlerin çatışma olmaksızın ikna suretiyle güvenlik güçlerine teslim olmalarını sağlamak amacıyla hareket ettiğine ilişkin savunma kapsamında, sanığın meydana gelen çatışmanın neticesi ölüme sebebiyet verme sonucunu öngöremeyeceğinden illiyet bağının varlığından söz edilemeyecektir.
2-Suçun olası kastla işlenip işlenmeyeceği bakımından; Dairemizin bir çok kararında vurgulandığı üzere Anayasayıl ihlal suçu doğrudan kastla işlenebilir. Bu suçun kast ve amaç olmak üzere iki manevi unsuru bulunmaktadır; fail "cebir ve şiddet" kastıyla hareket etmelidir. Ancak fail kasten kişilere cebir ve şiddet uygularken Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngönrdüğü düzeni ortadan kaldırmak, bu düzen yerine başka bir düzen getirmek veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek amacıyla hareket etmesi de zorunludur.
Olası kast TCK 21. maddesinin 2. fıkrasında "Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi" şeklinde tanımlanmıştır. Doğrudan kastta bilme unsurunun yerine olası kastta öngörme yeterli kabul edilmiş, istemenin ise gerekli olmadığı bunun yerine kabullenme yeterli görülmüştür.
Olası kast, kastın bir türü olduğuna göre bu kast şeklinde de tam olmasa da bilme ve isteme unsurları aranmaktadır. Tipikliğin gerçekleşmesinin muhtemel olarak öngörülmesi olası kastı bilme unsurunu, bu ihtimal öngörmesinin yanı sıra failin fiilinin sebebiyet verebileceği neticenin gerçekleşmesi kabullenmesi veya kayıtsız kalması ya da katlanması ise isteme unsurunu oluşturmaktadır. Olası kast netice ile belirlenir kuralı gereğince hangi netice gerçekleşmiş ise fail bundan sorumludur bu nedenle olası kastla işlenen suçlarda teşebbüs söz konusu olamaz, aksi takdirde failin, fiilinin muhtemel sebebiyet vereceği bir neticeden teşebbüs hükümlerine göre sorumlu tutulması halinde sorumluluk alanı katlanılmaz şekilde genişletilmiş olacaktır. Bu nedenle olası kastla Anayasayı ihlal suçunun işlenmesi mümkün bulunmadığından;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yukarıda ifade edilen itiraz gerekçelerine göre dairemiz kararının yerinde bulunduğu anlaşılmakla vaki İTİRAZIN REDDİNE, dosyanın itiraz konusunda karar verilmek üzere Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,'' şeklinde açıklanan gerekçeyle itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
İtiraz kapsamına göre inceleme, sanık ... hakkında Anayasayı ihlal suçuna yardım etme suretiyle iştirak etme suçundan kurulan mahkumiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık ...'nin eyleminin Anayasayı ihlal suçunu mu yoksa Anayasayı ihlal suçuna yardım etme suçunu mu oluşturacağına ilişkindir.
Uyuşmazlık konusunun sağlıklı şekilde çözümlenebilmesi için öncelikle 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi ve 2. Ordu karargahında gelişen maddi olaylara ilişkin kabul, Anayasayı ihlal suçunun unsurları, suça iştirak ve ihmali davranışla suç işleme kavramları değerlendirilecektir.
I-15.07.2016 TARİHİNDE GERÇEKLEŞTİRİLEN DARBE GİRİŞİMİ
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları da dahil olmak üzere 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanıldığı darbe girişimi esnasında Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edildiği, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi gibi birçok stratejik merkezin bombalandığı, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirildiği, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere Devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılması sonucunda 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil 250'den fazla kişinin şehit edildiği, 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere 2.735 kişinin de yaralandığı,
II-MALATYA 2. ORDU KARARGAHINDAKİ OLAYLAR;
2. Ordu Karargahında darbe girişiminin Yüzbaşı ...'in saat 21.00'de birlik nizamiyesine gelerek nöbetçilere TSK'nın yönetime el koyduğunu ve birliğe tüm giriş ve çıkışların yasaklandığını söylemesiyle başladığı, sözde sıkıyönetim direktifinin birliğe gelmesine yaklaşık iki saat olduğu, darbeci generaller ve ...'nin bu esnada göreve yeni başlayan Kara Havacılık Komutanını ziyaret edip karargaha döndükleri, 22.30 sıralarında birliğe gelen sıkıyönetim emrinin ...'ye verildiği, o sırada konutunda olan sanık ...'nin oğlunun araması üzerine İstanbul'da köprüye asker çıktığını öğrendiği, Ordu Harekat Merkezinden bilgi alamadığı, işin aslını öğrenip kendisine söylemelerini ve birliğe geleceğini söylediği, darbecilerin 23.05'te sanığın evinin önüne geldiği, ...'nin kanunsuz emri komutana arz ettiği, emri inceleyen komutanın emrin sonundaki imzaların yetkisiz olduğunu belirttiği ve karargaha doğru hareket ettikleri, darbecilerin bu esnada sanığa niyetlerini açıklamadıkları,
Bu esnada girişimi öğrenen Kurmay Başkanı ...'un evden çıkacağı sırada darbeci Binbaşı ... tarafından üzerine silah doğrultularak engellendiği, durumu öğrenen sanığın bilgisi olmadığını söyleyerek ...'ye ...'un derhal karargaha gelmesinin sağlanmasını emrettiği, sanığın karargaha gelirken ana ast birlik komutanları Korgeneral ... ve Tümgeneral ...'la konuştuğu ve emir komuta zinciri içinde kalmalarını, silah ve mühimmata sahip çıkmalarını ve güvenlik tedbirlerini arttırmalarını söylediği, aynı emirleri karargaha geldiğinde bağlantı kurduğu Korgeneral ...'e de söylediği, sanığın Malatya Valisine de ulaşarak olup bitenlerle ilgili edindiği bilgileri ve üstlerine ulaşamadığını beyan ettikten sonra 'anlaşıldığına göre bir kalkışma var, devletimin yanındayım' dediği, bu sırada odaya giren ...'nin 'bir işe başladıklarını, dönüşü olmadığını ve başlarına geçerse mutlu olacaklarını söylediği, sanığın bunun üzerine' ordu komutanı olarak zaten başınızdayım, siz kimden emir alıyorsunuz' dediği, koruma astsubayları ..., ... ve ...'nün sanığın odasının kapısının önünde silahlı şekilde beklemeye başladığı, emir subayı ...'nın onlara 'bir kalkışma olduğunu, komutanın içinde olmadığını, kendilerinden emir almadan birşey yapmamalarını' emrettiği, bu andan sonra darbecilerin sanığın odasına geldiği, ... ve ...'nın da orada bulunduğu, 00.45' e kadar gelişmeleri izledikleri,
00.45'de darbeciler ve ...'un komutanın odasından çıktıkları, ...'un odanın önünde bekleyen Karargah Destek Kıtaları Komutan Vekili Yarbay ...'a birliğin emir komutasını devralmasını emrettiği, ...'ın ...' den bahsederek kim olduğunu bilmediği bir karargah subayının emirlerini dinlemediğini söyleyince ...'un ...'liye ''adamını oradan çek'' dediği, itiraz eden ...'nin ''size birşey arzedebilir miyim?'' dediği, ...'un emri sert şekilde yinelediği, ...'nin bunun üzerine silahını çekip mekanizmasını kurarak ...'a doğrulttuğu ve odaya geçmesini söylediği, ...'un hamle yapmasına karşın başarılı olamadığı, Astsubay ...'ın bunun üzerine ...'un koluna girerek onu ...'nin odasına götürdüğü, sanık ...'nin olaya vakıf olduğu ancak herhangi bir emir vermediği, bu andan itibaren darbecilerin komuta katının kontrolünü ellerine aldığı, ... ve ...'un darbeci subayların gözetiminde makam odasında tutuldukları,
Darbecilerin sanık komutanı Ankara'ya götürmeyi planladığı, bunu öğrenen ...'nın komutana onu güvenli bir yere götürmeyi teklif ettiği ama sanığın görev yerinden ayrılmak istemediği, ...'nın komutana onu koruyacağına dair söz verdiği ve darbecileri etkisiz hâle getirmeyi teklif ettiği, sanık ordu komutanının ilk kurşunu kendilerinin sıkmayacağını belirterek teklifi kabul etmediği, bu süreçte Şırnak/Çakırsöğüt'teki tugayın darbe emrine göre Ankara'ya getirilmeye çalışıldığı, bu tugay komutanının sanığın aramalarına cevap vermediği ama 2. Ordudaki darbeci subaylardan ...'la görüştüğü, Korgeneral ...'in harekete geçen bu birliğin Cizre'deki tank taburu tarafından vurulmasını emrettiği, sanığın emri uygun bulduğu,bu sırada valilik önünde toplanan halkın 2. Ordunun niçin darbeye karşı açıklama yapmadığını sorguladığı, nöbetçi subay Yarbay ...'un Merkez Komutanı Albay Aykut Öncü'ye komutanların rehin alındığını haber verdiği, ...nün durumu il jandarma komutanı üzerinden il valisine ulaştırdığı, il valisinin ordu komutanıyla telefonda görüşmek istediği ama toplantıda olduğu bahanesiyle görüştürülmeyince operasyon emri vereceğini söylediği, bunun üzerine görüşebildiği sanığın küçük bir pürüz olduğundan söz ettiği ve olayların gerçek mahiyetinden bahsetmediği, valinin komutandan darbe karşıtı açıklama yapmasını istediği ve durumu yerinde görmek için 2. Ordu karargahına doğru hareket ettiği,
03.00 sıralarında İl Valisi ...'ın ildeki yöneticiler ve koruma polisleriyle birlikte 2. Ordu nizamiyesine geldiği ve içeri girerek komutanla görüşmek istediği, Yüzbaşı ...'in izin vermediği, vali ısrarcı olunca da askerlerine "mevzi al" diyerek bağırdığı, valinin korumalarınca nizamiyeden uzaklaştırıldığı, polis ve jandarmanın ilerleyen zamanda karargahı kuşattığı, 03.20'de Anadolu Ajansı'nın sanık ...'nin darbeye karşı yaptığı açıklamayı yayınladığı, bu sırada ...'nin silahını çekerek 'komutanım beni öldürün ama teslim etmeyin' diyerek ...'ye doğrultmak isteyince ...'nın ...'nin silahını aldığı, ...'nin de silahını aldıktan sonra dışarı çıktığı ve ...'ın silahını da ...'la birlikte boğuşarak aldıkları, sanık ...'nin darbecilerden teslim olmalarını istediği, darbecilerin kabul ettikleri, sanığın darbeye katılan diğer subayları da ikna etmelerini istediği, diğer darbecilerle konuşan generaller ve ...'nin daha genç ve rütbesi düşük darbecileri ikna edemediği, bunun üzerine yeniden silahlanan darbecilerin komuta katına geri döndükleri, darbeci ...'nin komuta katının girişini yanındaki sekiz askerle kapattığı, darbecilerin koğuşlarda uyuyan askerleri kaldırarak seferber ettiği ve karargahı tamamen ele geçirdiği, ...'nin silahla ...'nin yanına girmek istediği ancak ... tarafından engellendiği, bu andan itibaren ..., ... ve ...'nın komutan odasında kapalı kaldıkları, ...'nin de onlarla beraber kaldığı, ...'in jandarma komutanlığına ait kobra araçlarının lastiklerine ateş ederek patlattığı, nizamiyeye otobüs çekildiği, yurttaşların ordu komutanlığı çevresinde toplanarak protesto gösterisine başladığı, askerleri de kandırarak kendi saflarına çeken ve tüm karargahın kontrolüne ele geçiren darbecilerin güvenlik güçleriyle çatışmaya başladığı,
..., ... ve ...'nın dışarıda görüştükleri Jandarma Komutanı, Vali ve Başsavcı'ya içeriye operasyon yapılmamasını ve darbecileri teslim olmaya ikna edeceklerini söylediği, darbecilerin karargahta bulunan nöbetçiler ve diğer personelden de hiçbir direniş görmedikleri, silahlandırdıkları askerlere karargahtan dışarı ateş etmeleri için ısrarlı emirler verdikleri, Jandarma Komutanı ...'ın yapılacak bir operasyonda erlerin zarar göreceğinden endişe ettiği ama Yüzbaşı ....l'i vurmak için fırsat kolladığı, darbecilerin terör, karargahın basılacağı gibi yalanlarını fark eden ve darbeye katılmak istemeyen erlerin karargahın içindeki farklı odalarda saklandıkları, sabaha karşı şiddetlenen çatışmada saat 08.00 sıralarında darbeci subay ....ın keskin nişancılarca vurularak öldürüldüğü, istihkam alayından darbecilere destek için yola çıkan iki zırhlı askeri araçtan birinin yolda güvenlik güçlerince durdurulduğu ancak diğerinin karargaha kadar gelmeyi başardığı, kuşatılan nizamiyeden içeri giremeyince duvarı yıkarak geçmeye çalıştığı ama duvarda asılı kaldığı, ZPT'deki darbeci Yarbay ...'ın güvenlik güçlerine ateş açtığı, bu sırada karargaha girmeye çalışan herkese ateş açma emri alan nizamiyedeki askerler tarafından ayaklarından vurularak yaralandığı, ZPT'leri gören il valisinin sanık ...'ye kendilerini oyaladığı düşündüğü için kızdığı, Jandarma Komutanı ...'ın darbeci ...'i vurarak yaraladığı, darbeci Binbaşı ...'nin karargah önünde protestoya katılan vatandaş ...'ü nişan alarak ve kasten karnından vurarak ağır yaraladığı, ... ve ...'nin de çatışmalara katıldığı, yaranan ...'in 09.00 sıralarında karargaha geri çekildiği, bunun üzerine darbeci Üsteğmen ...'nın da askerlerle birlikte karargah önündeki güvenlik güçlerine teslim olduğu, karargaha operasyon yapılmamasının nedeninin emniyet ve jandarmanın yüksek kayıp riskinden ve suçsuz erlerin zarar görecek olmasından endişelenmesi olduğu, karargah komutanlık katına hiçbir şekilde operasyon yapılmadığı, karargaha çekilen darbecilerin sanık ...'ye eğer dışarıdan yapılan atışlar kesilirse teslim olacaklarını söylediği, atışlar kesilince il jandarma komutan vekili ve terörle mücadele şube müdürünün yanlarında iki polisle karargaha geldikleri, sanık ... ve korumalarınca kelepçelenen darbeciler ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ü götürdüğü, öğleden sonra karargaha geri gelen il jandarma komutan vekili ve terörle mücadele şube müdürünün ..., ... ve ...'yı da gözaltına aldıkları, zira darbe görevlendirmesinde göreve devam edeceği yazılı olan sanık komutan ... ve il sıkıyönetim komutanı olarak gösterilen ... hakkında saat 05.00'den itibaren gözaltı emri bulunduğu,
Anlaşılmaktadır.
Yargıtay 16.Ceza Dairesi de oluşa ilişkin kabulü; ''Hüküm tarihi itibariyle örgütsel bağı kesin olarak ortaya konamayan sanığın, icra hareketlerinden önce örgütsel organizasyon içinde yer alarak darbe girişiminden haberdar olduğu ve suç işleme karar ve iradesine katıldığı ispat edilememiştir. Suçun işlenişine icrai bir hareketle iştirak etmediği gibi bu doğrultuda astlarına bir emir vermediği de tespit edilmiştir. Bu nedenle darbeye teşebbüs suçunun müşterek faili olmadığına ilişkin yerel mahkemenin kabul ve uygulamasında isabetsizlik yoktur. Dosya kapsamında yer alan delil ve beyanlara uygun kabule göre; sanık ...’nin darbe girişimini olay gecesi saat 22.00 sıralarında öğrendiği, olayın mahiyetini anlamak için değişik görüşmeler yaptığı, durumun ciddiyetini kavrayarak karargaha gitmek için hazırlandığı sırada darbeci subayların konutunun önüne geldiği ve kendisine sözde sıkıyönetim direktifini arz ettiği, sanığın direktifi imzalayanların yetkili olmadığını söylediği, ordu karargahına ancak 23.25’de varabildiği anlaşılmaktadır. Sanık sözde sıkıyönetim listesinde 2. Ordu Komutanı olarak göreve devam edeceği yazılıdır. Olay gecesi kendisiyle görüşen bağlı birliklerin komutanlarına kalkışma karşıtı emirler verdiği, İl Valisiyle telefonla görüştüğünde devletin yanında olduğunu ifade etmesine rağmen adli ve idari makamlara ordu karargahındaki kalkışmaya ilişkin fiil ve failler hakkında ayrıntılı bilgi vermediği, koruma subayı ...’nın teklifine rağmen darbeci subayları etkisiz hale getirilmeleri teklifini kabullenmemiş, darbe karşıtı subaylar aracılığıyla emrindeki askerleri uyandırıp karargahın güvenliğini sağlama yoluna gitmemiş, daha sonra karargahta ölüm ve yaralamayla sonuçlanan çatışma yaşanmıştır.
Anayasayı İhlal suçunda hal ve koşullara göre neticeyi önleme yönünden hukuki yükümlülügü bulunan sanığın, 2. Ordu komutanlığı gibi darbenin başarılı ya da başarısız olmasında stratejik önem taşıyan bir birimin başında olması, Anayasal düzene yönelik tehlike ve tehditleri ortaya çıktığında, farklı saiklerle çekimser kalınmasının görevle bağdaşmadığı, tehditi ortadan kaldırmak için zamanında ve isabetli karar vermek, uygulamada oluşabilecek riskleri üstlenmek zorunluluğu karşısında, yaşanan somut olayda, Komutan sorumluluğu çerçevesinde darbecilere karşı net tavır ortaya konulmaması ve bu tavrın vaktinde kamuoyu ile paylaşılmaması, İl valiliği ve diğer güvenlik güçleri ile işbirliği yapmada gecikme, karargahta kuvvet olarak darbecilere karşı güç olarak üstün olmalarına ve bir ara silahsızlandırılmalarına rağmen darbecilerin derdest edilmemesi neticesinde çatışma yaşanmasına, bu ihmali davranış sonucunda darbeye teşebbüs edenlerin fiiline doğrudan iştirak edilmemekle birlikte eylemleri kolaylaştırıldığından bahisle suça yardım eden olarak kabulünde isabetsizlik bulunmamakla, tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir." şeklindedir.
Uyuşmazlık konusuna ilişkin suçun unsurları ve diğer hukuki müesselerin değerlendirilmesine gelince;
III) ANAYASAYI İHLAL SUÇU:
a) Genel olarak:
İnceleme konusu suç, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesinde "(1) Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar.
(2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.
(3) Bu maddede tanımlanan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur" şeklinde,
Mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 146. maddesinde ise "Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs edenler, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkûm olur.
65'inci maddede gösterilen şekil ve suretlerle gerek yalnızca gerek birkaç kişi ile birlikte kavli veya tahriri veya fiili fesat çıkararak veya meydan ve sokaklarda ve nasın toplandığı mahallerde nutuk irat veyahut yafta talik veya neşriyat icra ederek bu cürümleri işlemeye teşvik edenler hakkında, yapılan fesat teşebbüs derecesinde kalsa dahi ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur.
(Ek: 6/7/1960 - 15/1 md.) Birinci fıkrada yazılı suça ikinci fıkrada gösterilenden gayri surette iştirak eden fer'i şerikler hakkında beş seneden on beş seneye kadar ağır hapis ve amme hizmetlerinden müebbeden memnuiyet cezası hükmolunur" biçiminde düzenlenmiştir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesinin gerekçesinde "Anayasanın Başlangıç Kısmında aynen "Millet iradesinin mutlak üstünlüğü; egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk dışına çıkamayacağı; hiç bir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerini, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğin karşısında koruma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı" şeklindeki ifadeyle siyasal iktidarın kuruluş ve işleyişine egemen olması gereken ilkeler gösterilmiş bulunmaktadır.
5237 sayılı Kanun'un 309. maddesinde ifadesini bulan "bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek" tabiriyle mülga 765 sayılı Kanun'un 146. maddesindeki ifadesiyle "tağyir", "Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak" tabiriyle "ilga" ve "bu düzen yerine başka bir düzen getirmek" tabiriyle de "tebdil" kastedilmek istenmiştir. Dolayısıyla yönelik olduğu hareketler bakımından mülga 765 sayılı Kanun ile 5237 sayılı TCK arasında esaslı bir farklılık yoktur, ancak mülga 765 sayılı Kanun'un 146/2. fıkrasında ifade olunan "...gerek yalnızca gerek bir kaç kişi ile birlikte kavli veya tahriri veya fiili fesat çıkararak veya meydan ve sokaklarda ve nasın toplandığı mahallerde nutuk irat veyahut yafta talik veya neşriyat icra ederek bu cürümleri işlemeye teşvik edenler hakkında, yapılan fesat teşebbüs derecesinde kalsa dahi ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur Birinci fıkrada yazılı suça ikinci fıkrada gösterilenden gayri surette iştirak eden fer ’i şerikler hakkında beş seneden on beş seneye kadar ağır hapis ve amme hizmetlerinden müebbeden memnuiyet cezası hükmolunur" hükmüne 5237 sayılı TCK'nın ilgili maddelerinde haklı olarak yer verilmemiştir. Bu hüküm, özel iştirak hükümleri koymasının yanı sıra maddenin ikinci fıkrası gereği, "yapılan fesat teşebbüs derecesinde kalsa dahi ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur" ifadesiyle kalkışma suçunun "hazırlık hareketini" kalkışma suçunun cezasıyla cezalandırmaktadır.
Siyasal iktidarın kuruluşu ve işleyişine egemen olan bu ilkeleri içeren kuralların bütünü, Anayasal düzeni teşkil etmektedir. Bu madde ile korunmak istenen hukuki yarar, Anayasa düzenine egemen olan ilkelerdir.
Madde ile korunmak istenen hukuki yararın niteliği dikkate alınarak "Türkiye Cumhuriyet Anayasasının öngördüğü düzen" ibaresi kullanılmış, böylece korunmak istenen hukuki yarara açıklık getirilmiştir.
Maddede tanımlanan suçun oluşabilmesi için cebir veya tehdit kullanarak Anayasal düzenin değiştirilmesine teşebbüs edilmesi gerekir. Bu nedenle, cebir ve tehdit bu suçun unsurunu oluşturmaktadır. Cebir ve tehdit kavramlarının hukuki anlam ve içeriği bilinen bir husustur. Bu itibarla, Anayasal düzenin değiştirilmesine yönelik teşebbüsün ancak cebir veya tehdit kullanılarak, yani bireylerin iradeleri zorlanmak suretiyle ifsat edilerek gerçekleştirilmesi gerekir. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 146. maddesinin kaynağını oluşturan 1889 İtalyan Ceza Kanununun 118. maddesi, mezkur 146. maddede olduğu gibi cebir (Violentemente) unsurunu taşımaktaydı. Ancak, 1930 faşist İtalyan Ceza Kanunu'nun aynı konuyu düzenleyen 283. maddesinde cebir unsuru suç tanımından çıkartılmıştı. Faşizmin etkisiyle kaleme alınan 283. madde, bilahare 11.11.1947 tarihinde yeniden değiştirilerek suç tanımında tekrar cebir unsuruna yer verilmiştir.
Maddede maddi unsur olarak "teşebbüs edenler" ibaresi kullanılmış olduğundan, Anayasa'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen üzerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edilmesi cezalandırma için yeterlidir. Suç, hem idare edenler hem de idare edilenler tarafından işlenebileceğinden teşebbüste aranılacak elverişliliğin, suçun işleniş biçimi ve özellikle suçun bir tehlike suçu olduğu dikkate alınarak, kullanılan cebir veya tehdidin netice elde etmeye elverişli olup olmadığının hâkim tarafından takdir edilmesi gerekir.
1982 Anayasası'nın 2. maddesi ile Türkiye Cumhuriyetinin temel niteliği "hukuk devleti" olarak tayin edilmiştir. "Hukuk devleti; insan haklarına saygı gösteren ve bu hakları koruyucu adil bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeye kendini zorunlu sayan ve bütün faaliyetlerinde hukuka ve Anayasa'ya uyan devlettir." (Anayasa Mahkemesinin 11.10.1963 tarih ve 124-243 sayılı kararı)
Meşruluk, sitenin/devletin gözle görünmeyen barış meleğidir. (Ferraro) Hukuk devletinin meşruiyet kaynağı, hukuktur. Toplumun genelini ilgilendiren her olayın tarihi bir yanı varsa da hukuk devleti bağlamında olaylar hukuka uygun olup olmadıklarıyla değerlendirilirler. Hukuk devleti her alanda adil ve eşitliğe uygun bir hukuk düzeni kurarak, hukuka aykırı ve suç oluşturan her fiili, olay ve fail istisnasına tabi tutmaksızın, hukuk denetime alır.
Anayasal düzenin zorla değişmesiyle sonuçlanan eylem, hukuki açıdan bir darbe mi yoksa ihtilal midir ? Darbe ya da ihtilal olması suç vasfını değiştirecek midir? "İhtilal, toplum düzenini değiştirmek için zor kullanılarak yapılan yaygın halk hareketi, hükumet darbesi ise demokratik olmayan yollardan devlet yönetiminin ordu gücü ile ele geçirilmesi" (E.Teziç, Anayasa Hukuku, 20. Bası, s. 188) olarak tanımlandığına göre, sanıkların eylemlerinin ihtilal değil, Anayasal düzene karşı yapılmış açık bir darbe olduğunda kuşku yoktur. Kaldı ki her iki fiilde de Anayasayı ihlal suçu oluşacaktır. Öğretide atıf yapılan görüşlerde suçun "ihtilal" olarak isimlendirilmesi neticeye etkili olmayacaktır.
Ülkemizin çok partili siyasi hayata geçişinden sonra, köklü temelleri olmayan demokrasi serüveninde, henüz demokrasi kültürünün oluşmasına fırsat vermeden darbe yapma alışkanlığını sıradanlaştıranların, unvan ve statüleri ne olursa olsun, ihlal edilen hukuk düzeninin tesisi, toplumun demokratik geleceğinden emin olması, temel hak ve hürriyetlerinin ve ayrıca mukadderatını tayin hakkının korunması bakımından her suçlu gibi cezai bir yaptırıma tabi tutulması hukuk devleti olmanın gereğidir.
Hukuk kuralları koyma ve kamu gücünü kullanma tekeli devleti yönetenlerin elindedir. (Teziç, Anayasa Hukuku, 20. Bası, s. 128) Modern devletin maddi özünü cebir kullanma tekeline sahip bulunan siyasal iktidar oluşturmaktadır. (M. Erdoğan, Anayasal Demokrasi, 7. Bası, s. 327)
Devleti meydana getiren dinamik unsur siyasi iktidar olduğuna göre bir devletin mevcudiyeti ve devamı iktidarın himayesine bağlıdır. Bunun içindir ki, hukukun en eski günlerinden bu yana değişik sistemler içinde siyasi kuvvetler himaye edilmiştir. Devlet otoritesinin mevcudiyeti ancak siyasi iktidarın himayesiyle mümkündür. Devlet mefhumunun hukuki ve politik karakterini ortaya koyan siyasi iktidar realitesi, devleti diğer topluluklardan ayıran kriterdir. Ülke ve millet mefhumlarını bir birlik ve siyasi organizasyon halinde ortaya koyan unsur siyasi iktidardır. Bu bakımdan devletin varlığını tehlikelere ve fiili karşıt hareketlere karşı himaye edilmesi bir zaruretin icabıdır ve devlete devlet vasfını veren iktidar unsuru bu himayenin en önemli parçasını teşkil etmektedir. Fakat bu himaye demokrasilerde hiçbir zaman fikrin cezalandırılmasına hak vermez. (Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler, Özek, 1976, s. 50)
Mülga 765 sayılı TCK'nın 146. (5237 sy. TCK'nın 309.) maddesi, siyasi iktidar ve Anayasal düzeni himaye etmektedir. Düzen aleyhine maddi fiillerde icra hareketlerinin mevcudiyetini aramaktadır. Siyasi iktidar düzeni aleyhindeki fiiller, mevcut müesseseleşmiş prensiplere ve düzene karşıdır. Anayasal düzen aleyhine yapılacak bir fiil, tabii olarak ideolojik prensibin de ihlali anlamını taşıyacaktır. İktidarı ele geçirmek için yapılacak bir ihtilal, hem Anayasa'nın kabul ettiği iktidara geliş müessesesini ve hem de demokratik hayat ideolojisini ihlal etmiş olacaktır. (Özek, age, s. 51)
Anayasayı değiştirici kuvvet başarı kazanmış bir darbe olduğu takdirde durum ne olacaktır? Mahkemelerin darbeyle gelmiş iktidarları iktidarda bulundukları müddetçe yargılayabilmeleri imkanı yoksa da iktidarın sona ermesinden sonra bunların yargılanması mümkündür. (Özek, age, s. 71) Askerî darbenin maddi cebir içerdiği tartışmasız bir gerçektir. Bu itibarla darbe sonrası suçun tamamlanması yani zarar suçuna dönüşmesinde de eylem suç olma vasfını korur. Devletin kudret ve kuvvetini kullananlar da bu suçun faili olabilirler. Anayasal düzenin öngördüğü demokratik teamüller dışında sistemin değiştirilip yeni bir düzen kurulması hâlinde darbe yapanların, kendilerini hukukî yönden de takip edilmez kılmaya çalıştıkları bir vakıa olduğu gibi devlet kudretini kullanarak iktidarı ele geçirenleri yargılayamamak fiili bir durum oluştursa da eylemi suç olmaktan çıkarmayacaktır. Yargılama önündeki hukuki ve fiili engellerin kalkması hâlinde pekala yargılanmaları mümkündür. (Aynı görüş için bknz. Özek, age, s. 126)
b) Suçla Korunan Hukuki Değer:
Bu suçla korunan hukuki değer, millet iradesine dayanan demokratik rejimdir. (Prof. Dr. İ. Özgenç, Suç Örgütleri, 8. Bası, s. 224) Bu husus, madde gerekçesinde de siyasal iktidarın kuruluşu ve işleyişine egemen olan ilkeleri belirleyen kurallar bütünü olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzen ve bu düzene egemen olan ilkeler olarak belirtilmiştir.
c) Suçun Maddi Unsurları:
aa) Suçun konusu:
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzen ve devletin siyasi biçimini ve kuruluşunun dayandığı ideolojik esasları ifade eden temel ilkelerdir.
bb) Fiil:
Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir.
Bu suçun bu amaçla kurulmuş bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi, korunan amaçlara matuf fiillerin elverişliliğinin değerlendirilmesi bakımından önem taşımakta ise de bu hususun Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesinde düzenlenen suçun unsuru olmadığı kabul edilmektedir. (Kangal s. 40; Hafızoğulları, TCK madde 302, s. 509; Yard. Doç. Namık Kemal Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 75)
Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesinde yer alan amaçları gerçekleştirmeye yönelik araç suç, bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli olmak kaydıyla icrai ya da ihmali hareketle işlenebilir. (Eren-Toroslu, Özel Hükümler, s. 73; Soyaslan, Özel Hükümler, s. 582; Akdoğan s. 25; Akbulut s. 135; Vural-Mollamahmutoğulları, Türk Ceza Kanunu Yorumu, s. 1775; Hafızoğulları, TCK madde 302, s. 561; Yard. Doç. Namık Kemal Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 91) Ancak, ihmali fiillerle bu suçun işlenebilmesi, sanığın gerçekleştirilmekte olan icraî fiiller yönünden görevi gereği önleme yükümlülüğünün mevcudiyetine, başka bir deyişle garantör sıfatının bulunmasına bağlıdır.
Demokratik yöntemlere uygun seçim sistemini ve özgürlükler rejimini hukuk dışı yöntemlerle değiştirmeye yönelik her türlü cebrî fiilin bu kapsamda değerlendirilmesi gerekir.
Cebir ve şiddet kullanılarak elverişli bir ya da eş zamanlı bir çok hareketle Anayasa'nın öngördüğü düzeni, doğrudan doğruya, tanımlanan biçimde değiştirmeye yönelik bir fiilin icrasına başlandığı anda suç işlenmiş, yani suç yolu tüketilmiş olmaktadır. (Manzini, Trattato, IV, s. 489; Fiandaca-Musco, Diritoo penale, Ps., s. 11; Antolisei, Manuale, Ps., II, s. 1011; Erem, Ceza Hukuku, HH., s. 78; Yaşar-Gökcan-Artunç, Ceza Kanunu, VI, s. 8468, Z. Hafızoğulları-M. Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, s. 373)
Belirli bir plan içerisinde uygulamaya konulan, sistemli ve örgütlü bir bağlantı içinde organik bütünlük arz eden eylemler tehlike suçunun oluşması için yeterlidir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 23.11.1999 tarihli ve 9-274/284 sayılı kararı)
Suç, bir teşebbüs suçu ise de gerek yargısal kararlarda gerekse doktrinde duraksamasız biçimde kabul edildiği üzere fiilin, hazırlık hareketlerinden çıkıp icra aşamasına ulaşması gerekir. Korunan değerlere matuf tehlike oluşturmaya elverişli eylemlerin bu fiil kapsamında değerlendirilmesi nedeniyle suçun bir somut tehlike suçu olduğunun kabulü gerekir.
cc) Tipik eylemin amaç suç yönünden elverişlilik sorunu:
İşlenen araç suçun vahim eylem kabul edilmesi ve failin ayrıca amaç suç olan TCK'nın 309. maddesinden de cezalandırılabilmesi için eylemin bireysel bir amaçla/saikle değil, yasa maddesinde belirtilen amaçları gerçekleştirmek üzere kurulmuş bir örgütün faaliyeti kapsamında ika edilmiş olması gerekmektedir.
Cezalandırılan hareket, Anayasal düzeni tehlikeye koyan icra hareketleridir. Diğer birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de Devletin birliği ve bütünlüğü ile Anayasal düzenine karşı gerçekleştirilen fiiller, bu amaçla kurulmuş terör örgütlerinin faaliyeti çerçevesinde işlenmektedir. Bu tür terör örgütlerinin araç fiil olarak ifade edilen ve maddede belirtilen amaçlara yönelmiş olan adi suç niteliğindeki kasten öldürme, kasten yaralama, yağma, mala zarar verme gibi fiilleri işlemelerindeki gaye; kamu düzenini bozmak, kamu otoritesini zayıflatmak, toplumda kargaşa yaratmak, toplumun şiddet yoluyla siyasallaşmasının ve kutuplaşmasının yolunu açmak ve toplumun karşı koyma gücünü felce uğratmaktır. Fail için işlenen araç suçla ortaya çıkan somut zarar neticesi değil (yakın netice), bu fiilin toplum üzerinde meydana getirdiği etki (uzak netice) önem arz etmektedir. Fail, işlediği araç fiillerle devlet otoritesinin ülkede yaşayan halkın güvenliğini koruma görevini gerçekleştiremeyerek zayıfladığı ve işlerliğini yitirdiği imajını yaratmaya çalışmak suretiyle devlete olan güveni sarsmayı amaçlar. Ülkede yaşanan kaos ortamıyla toplumda ortaya çıkan korku ve endişe, yöneticilerde ve halkta istenileni vererek kaos ortamını bitirme iradesini doğurur, yöneticileri belli kararları almaya ya da politikalarını değiştirmeye zorlar ve bu da idari, siyasi, ekonomik ve toplumsal sistem değişikliklerini sonuçlar. Bu suretle de fail, esas gayesi olan Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma ya da Anayasal düzenini değiştirme amacına ulaşmaya çalışır. (N.K. Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 89-90; Dönmezer, Tedhişçilik, s. 56)
Söz konusu düzenlemeyle esas itibariyle cezalandırılmak istenen, amaçların gerçekleştirilmesine yönelik araç fiil ile ortaya çıkan yakın netice değil, araç fiilin işlenmesiyle suçun konusunun zarara uğraması tehlikesidir. Yasa koyucunun düzenlemenin ikinci fıkrasında amaca yönelik araç fiillerin ayrıca cezalandırılacağını kabul etmesi de bu hususu desteklemektedir. Anılan düzenlemenin içeriği dikkate alındığında araç fiilin işlenmesine yönelik icra hareketinin, hem zarar ya da tehlike suçu niteliğindeki araç fiilin (TCK'nın 309. maddesinin 2. fıkrası) hem de tehlike suçu niteliğindeki amaç suçun (TCK'nın 309. maddesinin 1. fıkrası) "fiil" unsurunu teşkil ettiği görülmektedir. (N.K. Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 89-90)
Kanuni tanımda yer alan araç fiilin, suç olması gerektiğinde kuşku yoktur. Müstakar uygulamaya göre araç suç, zarar ya da tehlike suçu (Yargıtay 9. CD'nin 26.06.2012 tarihli ve 2012/2855-8069 sayılı kararı; 15.01.2014 tarihli ve 2013/12441-2014/614 sayılı kararı; 30.03.2010 tarihli ve 2009/8654-2010/3632 sayılı kararı; 09.06.2011 tarihli ve 2011/4202-2011/3296 sayılı kararı vb.) olabilir. Ancak, suç teşkil eden her fiilin de amaç suçu oluşturmak için yeterli/elverişli olmadığı açıktır. Fiilin bu niteliği taşıyıp taşımadığı her olayın özelliğine göre; fiilin niteliği, işleniş biçimi, işlenme zamanı, toplumda meydana getirdiği etki, ortaya çıkan zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı, faaliyet alanı, ülke genelindeki organik bütünlüğü gibi ölçütler değerlendirilerek takdir edilecektir. Toplumda kaos ve tedirginlik oluşturacak, Devlet otoritesine olan güveni sarsacak, kamu düzenini ve toplum barışını bozarak Devletin Anayasal düzeni bakımından somut tehlike meydana getirecek yoğunluk ve ciddiyetteki eylemlerin amaç suç yönünden elverişli olduğu kabul edilmektedir. Güdülen amacın gereği olarak bu eylemlerin belli bir kişi ya da kitleye tevcih edilmesi gerekmez. Amaç tedhiş ortamı oluşturmak olduğuna göre hedefin muayyen veya gayrı muayyen olmasının da bir önemi yoktur.
Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebrî eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilirse mülga TCK'nın 146. maddesinin de hiçbir olaya uygulanamayacağı ortaya çıkar. Bu sebeple gerçekleştirilen eylemlerin ve bu eylemlerde kullanılan vasıtaların tehlikeyi doğuracak eylemin yapılmasına elverişli olup olmadığının takdiri yeterli kabul edilmiştir. (Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun 25.03.1983 tarihli ve 70-73 sayılı kararı)
dd) Tipik eyleminin hazırlık hareketi aşamasında kalıp kalmadığı sorunu:
Elverişli/vahim eylemin diğer tabirle araç suçun, hazırlık hareketi aşamasından icra hareketi safhasına geçmesi, en azından teşebbüs boyutuna ulaşması yani "amaçlanan sonucu doğurabilecek icra hareketi olarak belirginleşmesi gerekir." (Yargıtay CGK'nın 09.02.2010 tarihli ve 2009/9-103, 2010/22 sayılı kararı) Suç yolunda gerçekleştirilen hazırlık hareketlerinin tamamlanmış suç kabul edilip cezalandırılmadığı hâllerde eylemin hangi şartlarda icra hareketi sayılacağı sorunu ile karşılaşılır. Sorunun çözümü bağlamında ortaya konan ve TCK'nın 35. maddesinin gerekçesinde "Eğer failin kastının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı yolundaki sübjektif ölçüt kabul edilirse, kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacaktır. Çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesi mümkün olup, böyle bir ölçüt hazırlık–icra hareketleri ayrımı konusunu bir kanıtlama sorunu haline getirmektedir. ...Açıklanan bu nedenlerle, Tasarıdaki “kastı şüpheye yer bırakmayacak” ölçütü madde metninden çıkartılmış ve bunun yerine “doğrudan doğruya icraya başlama” ölçütü kabul edilmiştir. Böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması durumunda suçun icrasına başlanılmış sayılacaktır.” denilmekle benimsenen, (Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569-570; Centel/Zafer Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20; Prof. Dr. Mahmut Koca ve Prof. Dr. İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, s. 408) ve ayrıca Yargıtay tarafından da uygulanagelen (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.10.2010 tarihli ve 1-153/206 sayılı kararı vb.) objektif teori-Frank formülüne göre;
Suçun kanuni tarifinde unsur veya nitelikli hâl olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi hâlinde icra hareketlerinin başladığını kabul etmek gerekir. Gerçekleştirilen bir hareketin icra hareketi teşkil edip etmediğinin belirlenmesinde hareketin harici olarak değerlendirilmesiyle yetinilmemeli, özellikle bu hareketin suçun konusuyla yakın bağlantı içerisinde olup olmadığı ve suçun konusu bakımından tehlikeye sebebiyet verip vermediği de araştırılmalıdır. Bir hareket kısmi olarak tipik olmasa da mahiyeti itibariyle yapılan değerlendirmeye göre tipik harekete zorunlu olarak bağlı ise icra hareketi sayılmalıdır. (Prof. Fatih Selami Mahmutoğlu - Av. Serra Karadeniz-LLM, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümleri Şerhi, s. 792, 793, 794; İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 503 vd.; Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s. 569-570; Centel/Zafer Çakmut, (4), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20; Prof. Dr. Mahmut Koca ve Prof. Dr. İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, s. 408)
ee) Suçun ihmali davranışla işlenmesi:
Hukuk normları, ya yasaklayıcı norm ya da emredici norm olarak ortaya çıkarlar. Yasaklayıcı norm, belli bir hareketin yapılmasını yasaklar. Zira yasaklanan hareketin yapılması hâlinde bir hak ihlali söz konusu olacaktır. Ceza kanunlarındaki suçların çoğu yasaklayıcı normun ihlal edilmesiyle işlenen suçlardır. Yasaklayıcı normun ihlali ancak icrai bir hareketle gerçekleştirilebilir. Emredici norm ise belli bir hareketin yapılmasını emreder. Bu hareket yapılmadığında bir hak ihlal edilmiş olacaktır. Bu nedenle ihmali suçlar cezayı gerektiren emredici normlara karşı gelmek suretiyle işlenebilir. Bu doğrultuda Türk Ceza Kanunu'nun özel kısmında suçlar çeşitli şekillerde tasnif edilirken, ayrımlardan birisi de gerçekleştirilen hareketin şekline göredir. Bunlar icrai suç ve ihmali suç olarak ayrıma tabi tutulmuştur.
"İhmali ifade etmek üzere olumsuz, menfi, negatif hareket; icrai ifade etmek üzere de olumlu, müspet, pozitif hareket terimlerine rastlanmaktadır" (Hakan Hakeri, Kasten Öldürme Suçları, 2006 baskı, s. 69)
Hukuksal yararlara saygı gösterilmesi gereği, iki şekilde ihlal edilebilir. İlki, bir hukuki yarara tecavüz teşkil edilen bir hareketin yapılması, ikinci olarak da hukuki yararı koruyan hareketin yapılmaması suretiyle (Gössel, 323). Bununla beraber garantörsel ihmali suçları da bu ayrıma dahil ederek üçüncü bir ayrım yapılabilir. Nitekim icra ve ihmal ile işlenebilen suçların yanı sıra hem icrai hem de ihmali hareketlerle işlenebilen suçlar da söz konusu olabilir. (Hakeri, age, s. 70)
İhmal, Türkçe sözlükte "gereken ilgiyi göstermeme, boşlama, savsaklama, savsama, önem vermeme" olarak, Osmanlıca-Türkçe Büyük Lügat'ta da "ehemmiyet vermemek, yapılması lazım işi sonraya bırakma, dikkatsizlik, başlayıp bırakmak, terk etmek" şeklinde açıklanmaktadır.
İhmali suçlar iki gruba ayrılmaktadır. Birinci grup, gerçek ihmali suçlar olup "ihmali hareketin bizzat suç tipinde gösterildiği suçlardır". Bu suçlarda tipiklik, kanunda tarif edilen belli bir emredici normun kasten yerine getirilmemesiyle gerçekleşir. İhmali davranış sonucunda ayrıca bir neticenin meydana gelmesi bu suçların oluşması için zorunlu değildir. Gerçek olmayan ihmali suçlar ise "tipe uygun bir neticenin engellenmemesi suretiyle gerçekleştirilen suçlardır". Fakat bunun için failin özel bir hukuki yükümlülük (garantörlük) altında bulunması gerekir. Ancak garantör olan bir kimse gerçek olmayan ihmali suçun faili olabileceğinden, bu suçlar "gerçek özgü suçlar"dır. Ceza kanununda düzenlenen her suç, hem icrai hem de ihmali hareketle işlenebilir. Kural olarak icrai hareketle işlenebilen bir suçun ihmali hareketle de işlenebilmesine "gerçek olmayan ihmali suç" denmektedir. Keza bir suçun kanuni tanımında belli bir davranışta bulunma veya belli bir neticeye sebebiyet verme cezalandırılmaktadır. Gerçek olmayan ihmali suçlar, neticeli suçlardır. Bu suçlarda, mutlaka neticeyi önleme yönünden hukuki yükümlülüğün bulunması gereklidir.
“Kanunda serbest hareketli suç olarak tanımlanmış olan suçlar, icrai davranışla işlenebileceği gibi, ihmali davranışla da işlenebilir. (Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. baskı s.226)
Öğretide icrai hareketle işlenebilen bir suçun ihmali davranışla da işlenebildiğinin kabulü için, görünüşte ihmali suçlara ilişkin bir düzenlemenin genel hükümlere konulmasında zorunluluk olduğu görüşü şu gerekçe ile ileri sürülmüştür: "...icrai hareketle işlenen suçların hangi koşullarda ihmali hareketle de işlenebileceğinin, yani ihmalin icraya eşdeğerlik koşulunun kanunun genel hükümler kısmında yapılacak bir düzenleme ile belirlenmesi gerekirdi. Ancak yeni TCK'da ihmali hareketin icrai harekete eşdeğer sayılacağı haller belirli bazı suçlarda sınırlı olarak öngörülmüştür. Bunlar, kasten öldürme, kasten yaralama ve işkence suçlarıdır. Bunların dışında kalan suçların ihmali bir hareketle işlenmesi durumunda failin cezalandırılıp cezalandırılmayacağı hususu tartışmalı hale gelmiştir. Kanaatimizce kanunilik ilkesi açısından, görünüşte ihmali suçlara ilişkin bir düzenlemenin genel hükümlere konulmasında zorunluluk vardır. Mevcut düzenlemeye göre, ihmali hareketle işlenebileceği açıkça belirlenemeyen suçların ihmali hareketle işlenmesi mümkün değildir. Kanun koyucu sadece bu suçların kanuni tanımında açıkça ihmali hareketi icrai harekete eşdeğer gördüğünü belirtilmiştir. Dolayısıyla bunların dışında kalan suçların ihmali hareketle işlenebileceğini kabul etmek kanunilik ilkesine aykırı olabileceği gibi, kanun koyucunun iradesiyle de çelişecektir." (Koca-Üzülmez, TCK. Genel Hükümler, 9. baskı, s. 381-382; atfen, Öztürk/Erdem, kn. 171, 5237 sayılı TCK, s. 180; Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler. 12. basım, s. 145)
Gerçek olmayan ihmali suçların tamamlanabilmesi için tipe uygun neticenin meydana gelmesi gerekir. Ancak, netice de faile objektif olarak isnat edilebilmelidir. İcrai suçlarda objektif isnadiyet, failin neticeye sebebiyet vermesini gerektirmektedir. İhmali suçlarda da nedensellik bağı ve objektif isnadiyet sorumluluk için şarttır. Ancak, icrai suçlarda olduğu gibi netice hareketin fiziki bir sonucu olmasından ziyade hukuken beklenen hareket yapılmış olsaydı tipe uygun neticenin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine bakılmalıdır. Başka bir deyişle, ihmali hareket olmasaydı, yani icrai bir hareket yapılsaydı netice meydana gelmeyecekti denilebiliyorsa, ihmali hareketle netice arasında nedensellik bağı vardır. Aksi taktirde, ihmali hareketten doğan sorumluluğun sınırlarının aşırı şekilde genişletilmesi söz konusu olacaktır.
Neticenin önlenmesi hususundaki yükümlülük, "koruma yükümlülüğü" veya "gözetim yükümlülüğü" olarak adlandırılmaktadır. Garantörlük kavramı olarak ifade edilen bu durum; kanundan, sözleşmeden ve kendisinin yaratmış olduğu tehlikeli durumdan kaynaklanabilir.
TCK'nın 83. maddesinde gerçek ihmali suç olarak yer verilen ihmali davranışla ölüme sebebiyet verme suçu yönünden ihmali davranışın icrai davranışa eşdeğer kabul edilebilmesi için; failin, kanuni düzenlemelerden ya da sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması gerekmekte, önceden gerçekleştirilen davranışın başkalarının hayatıyla ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması gerekliliğine işaret edilmektedir. Ayrıca sorumluluk için nedensellik bağının da bulunması gereklidir. Yani fail, yükümlülüğünü yerine getirmesine rağmen neticeyi önleyemeyecek idiyse ihmali davranış sonrası gerçekleşen neticeden sorumlu tutulamayacaktır.
ff) Sanığın eylemi/araç suç ile amaç suç arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığı sorunu:
Hiç kimse, kendi hareketinin neden olmadığı bir sonuçtan sorumlu tutulamaz. Bir neticeden dolayı sorumlu tutulabilmenin temelini, hareket ile netice arasındaki sebep-sonuç ilişkisini ifade eden nedensellik bağı oluşturur. Failin sorumluluğu bakımından, suçun kanuni tanımında hareketin yanı sıra neticeye yer verilmişse illiyet bağının bulunması zorunludur. Esasen illiyet bağı her neticeli suçta bulunması gereken doğal bir olay olmakla birlikte, doğa bilimi temelinde nedensellik, isnadiyet propleminin çözümünde sadece bir hareket noktası ve dış bir çerçeve oluşturabilir. Bir kimsenin davranışı nedensel olabilir ancak ona isnat edilmiyebilir, nedensel bağının varlığı faili tek başına sorumlu tutmak için yeterli değildir, ayrıca netice faile de objektif olarak isnad edilebilmelidir.
Öğretide illiyet bağının tespitinde birçok teori ortaya atılmıştır. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun uygulandığı dönemde genel olarak kabul gören ve uygun illiyet teorisini esas alan “karma uygunluk teorisi”ne göre; neticenin isnat edilebilirliği bakımından, nedensellik bağı gerekli fakat yeterli değildir. Neticenin sanığa isnat edilebilmesi için eyleminin, neticeyi meydana getirmeye uygun ve elverişli olmasının yanında meydana gelen neticenin faile objektif olarak isnat edilebilmesi gereklidir. Objektif isnadiyetten bahsedebilmek için netice, “failin eseri olmalıdır.” Objektif isnadiyette hareketin yapıldığı koşullara gidilir ve o anki somut koşullara göre üçüncü kişinin bilgi ve tecrübesine göre gerçekleştirilen hareketin söz konusu neticeyi oluşturmaya elverişli olup olmadığı belirlenir. Subjektif isnadiyet ise failin iç durumu ile onun ile fiil arasındaki ilişkiyi ifade eder; failin, fiilini kast veya taksirle işleyip işlemediğinin araştırılmasını gerektirir. Failin kişisel bilgisi ve tecrübesi araştırılır, objektif ve subjektif bakımdan sonucu öngörebiliyorsa yani her iki değerlendirme uyumlu ise hem nedensellik bağı hem de kusurluluk meselesi çözülmüş olacaktır. Objektif değerlendirme ile sübjektif tasavvur birbiri ile uyumlu değil ise eğer fail objektif olarak öngörülmeyen bir neticeyi öngörmüşse nedenselliğin varlığı kabul edilecek, objektif olarak öngörülen husus sanık tarafından öngörülmemiş hareket ile netice arasındaki öngörmeme durumunda sanığın kusuru mevcut ise fail neticeden sorumlu kabul edilecek, aksi halde neticenin tahmininde sanığın kusuru yoksa cezalandırma söz konusu olmayacaktır.
20. yüzyılın ikinci yarısında geliştirilen objektif isnadiyet teorisi, şart teorisini esas almakla birlikte, şart teorisinde olduğu gibi neticeye neden olan her hareketi eşit derecede görmez, netice bakımından etkin olan bazı hareketlerin faiile yüklenemeyeceği sonucuna ulaşır, keza neticeye sebebiyet veren her hareket eşit derecede değildir. Netice faile, ancak hareketin suçun konusu üzerinde hukuken tasvip edilmeyen önemli bir tehlike (veya risk) yaratması ve kendini tipik olarak neticede gerçekleştirmiş olması halinde objektif olarak yüklenebilir. Bir başka ifade ile fail, tipik neticeyi gerçekleştiren hukuken önemli bir tehlikeye ya da risk yaratmışsa , netice faile objektif olarak isnad edilebilir. Özet olarak, netice failin eseri olmalı,üçünçü kişinin veya rastlantının eseri olmamalıdır.
1.Hareket ile netice arasında nedensellik bağı bulunmalıdır.
2.Her türlü hayat tecrübesinin dışında kalan atipik bir gelişme olmamalıdır.
3.Fail olayın gelişimine egemen olabilmelidir.
4.Fail tarafından yaratılan tehlike tipte öngörülen neticede gerçekleşmiş olmalıdır.
5.Netice normun koruma alanının dışında olmamalıdır. Bu koşularının gerçekleşmesi durumunda illiyet bağının varlığı kabul edilecektir.
İlliyet bağının, örgütlü suçlar/terör örgütleri bağlamında değerlendirilmesine gelince; her hâlde suçun oluşması için, failin amaca yönelik işlediği vahim eylem/elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekir.
Kanun koyucu, TCK’nın 20/1. maddesinde yer alan “cezaların şahsiliği" ilkesini de gözeterek örgüt mensuplarının örgütteki konumu ve fiilinin niteliğine göre ayrı ayrı suç tanımlamaları yaparak ceza adaleti bakımından dengeli bir sorumluluk rejimi belirlemiştir.
Terör örgütlerinin her kademesindeki mensuplarının, hatta yardım edenlerinin bile, örgütün “devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozmak ya da Anayasal düzenini ortadan kaldırmak" şeklindeki nihai amacını bildiklerinde şüphe olmadığı hâlde örgüte yardım eden, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen, örgütün üyesi, yöneticisi veya kurucusu olanlar arasında hiçbir ayrım yapmaksızın her eylemin amaç suç olan TCK’nın 302 ve 309. maddelerinde düzenlenen suçlardan cezalandırılması gerekeceği gibi bir sonuca ulaşmak mümkün değildir. Yüksek Yargıtayın yerleşik uygulamaları da bu yöndedir.
gg) Tipik eylemde cebrilik sorunu:
Tipik eylem, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir.
Görüldüğü üzere, cebir ve şiddet bu suçun unsurunu oluşturmaktadır. Bu nedenle Anayasal düzenin değiştirilmesine yönelik teşebbüsün ancak cebir ve şiddet kullanılarak yani bireylerin iradeleri zorlanmak suretiyle ifsat edilerek gerçekleştirilmesi gerekir.
Kanunun aradığı cebrilikten maksadın fiziki/maddi cebir olduğu açıktır.
Fiziki güce dayanan elverişli ve cebri eylemin, Anayasayı ihlal/Hükûmeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçunu oluşturacağı konusunda Fransız, İtalyan, Alman ve Türk hukukunda hiçbir hukukçunun itirazı yoktur. (Prof. Dr. Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Güncelleştirilmiş 11. Baskı, s. 779, 780, 781, 782)
Amaç suç yönünden elverişli/vahim olduğu takdirde silahlı bir örgütün veya silahlı kuvvetlere mensup unsurların Türkiye Büyük Millet Meclisini, Cumhurbaşkanlığını ya da benzer kurumları kuşatması hâlinde silah kullansın ya da kullanmasın fiziki cebrin mevcudiyetinde tereddüt edilemez. Harpte ülkeyi korumak veya gereğinde siyasi iktidarın inisiyatifiyle kamu düzenini sağlamak amacıyla verilen Devlete ait silah, tank ve uçağın kanuna aykırı bir şekilde, Anayasal düzeni yıkmak amacıyla kullanılması hâlinde tipik eylem gerçekleşmiş olacaktır.
Müsnet suçun, devlete ait kamu gücünün kullanılarak işlenmesi olarak ifade edilen "manevi cebir"le işlenip işlenemeyeceğine gelince; Türk doktrininde Özek, Erem, Toroslu ve Soyaslan (Prof. Dr. Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Güncelleştirilmiş 11. Baskı, s. 779, 780, 781, 782) tarafından benimsenen görüşe göre; cebir, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 146. maddesindeki suçun "müstakil bir maddi unsur"unu oluşturmamaktadır. Suçun oluşumu için "failin hukuka aykırı usullere veya cebre matuf bir iradesinin mevcudiyeti" yeterli olacaktır. Bu fikre göre cebir "faildeki kusurlu iradede de mevcut bulunabilir". "Mülga 765 sayılı TCK'nın 146. maddesinin cezalandırmak istediği husus, Anayasa iradesine aykırı iradelerdir". Buna göre, "Anayasa iradesine aykırı, netice olarak, hukuka aykırı bulunan her türlü vasıta ve usul cebir unsuruna dahil olmak gerekir". Mesela Anayasa'nın 4. maddesine göre Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmü ile laiklik ve demokratik olma gibi Cumhuriyetin nitelikleri ayrıca resmi dilin Türkçe olduğuna dair Anayasa hükmü değiştirilemez, değiştirilmesi dahi teklif edilemez. Anayasa'daki bu hükümlerin değiştirilmesine yönelik olarak bir milletvekili tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne bir kanun teklif vermesi 146. maddedeki suçu oluşturmayacaktır. Ancak bu değişiklik teklifinin "gündeme alınarak meclis müzakerelerine konu yapılması, 146. maddeyi ihlal edecek bir icra hareketi olur".
Bu görüşe göre, suçun oluşması için cebrin bilfiil tahakkuk etmesine de gerek yoktur. Suçun oluşabilmesi için "failin gayri hukuki vasıtalarla neticeye erişmek hususundaki kastının mevcudiyeti yeterlidir". Hatta kastın varlığını tespit için "objektif bir takım emarelerin, maddi delillerin mevcudiyeti dahi şart değildir". Daha da ileri gidilerek, Anayasal düzeni değiştirmek hususundaki "gayeye erişilmesi için cebrin mevcudiyeti veya düşünülmesi dahi gerekli görülmemiştir". Gayenin tahakkukunu engelleyebilecek reaksiyonları kırmak için kullanılacak hukuka aykırı usuller dahi yeterli sayılmaktadır.
Cebir kavramını bu şekilde geniş yorumlayan anlayışa göre, Anayasa'da öngörülmüş olan usule riayet etmeksizin bir anayasa veya kanun değişikliğinin yapılması teşebbüsünde bulunulması dahi, mülga 765 sayılı TCK'nın 146. maddesindeki suçu oluşturacaktır. Anayasal düzeni değiştirmek için başvurulan yolun Anayasa'da öngörülen usul ve esaslara aykırı olması, söz konusu suçun oluşumu açısından yeterli görülmektedir. Keza, "Anayasaya aykırılığı açık olan bir kanunun meclisçe çıkarılması da" 146. maddedeki suçu oluşturmaktadır. Bu anlayışa göre, 146. madde kapsamında düzenlenen suç, "görevin suistimali, yetki gaspı, hile, keyfi işlemler" yolu ile işlenebilir.
Bu görüşte olan yazarlardan Soyaslan, Anayasal düzeni değiştirmeye cebren teşebbüs suçunun ihmali bir davranışla da gerçekleşebileceği düşüncesindedir. Yazara göre, "Cumhurbaşkanının Anayasaya alenen aykırılığı sabit olan bir kanuna karşı Anayasa Mahkemesine gitmeyişi bu suçun ihmal suretiyle icra yoluyla işlenişinin tipik" örneğidir. (İzzet Özgenç, Suç Örgütleri, 8. Bası, s. 228, 229, 230, 231)
Doktrinde Prof. Dr. Doğan Soyaslan karşılaştırmalı hukuk açısından durumun, Fransız ve Alman hukukçuları için tartışmalı, İtalyan hukuku için tartışmasız olduğunu; Alman hukukunda Merkel, Haelshner, Von Liszt’in cebir şiddet terimini maddi cebir, Binding'in hukuka aykırılık olarak; Frank, Köhler, Von Calker’in tehdidin şiddetle yapılması olarak tanımlandığını (Ceza Hukuku Özel Hükümler, Güncelleştirilmiş 11. Baskı, s. 779, 780, 781, 782) nakletmektedir.
Ancak mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 146. maddesinin kaynağını oluşturan 1889 İtalyan Ceza Kanununun 118. maddesi, 146. madde de olduğu gibi cebir (Violentemente) unsurunu taşımaktaydı. Ancak, 1930 Faşist İtalyan Ceza Kanunu'nun aynı konuyu düzenleyen 283. maddesinde, suç tanımından cebir unsuru çıkarılmıştır. Faşizmin etkisiyle kaleme alınan bu 283. madde, bilahare 11.11.1947 tarihinde yeniden değiştirilerek, suç tanımında tekrar cebir unsuruna yer verilmiştir. (Madde gerekçesinden)
5237 sayılı TCK'nın hazırlık çalışmaları sürecinde de Hükûmet tasarısının Anayasayı ihlal suçunu düzenleyen 363. maddesinin "koruyucu doktrin"in benimsediği görüş doğrultusunda şu şekilde formüle edildiği görülmektedir:
"Madde 363- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının hükümlerine aykırı olarak ve Anayasanın müsaade etmediği usullerle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis ceza ile cezalandırılırlar".
Madde gerekçesi ise şöyledir:
"Anayasanın müsaade ettiği usul ve yollarla Anayasa düzenine aykırı bir netice doğduğunda Anayasa Mahkemesine başvurulmak suretiyle düzeltilmesi mümkün olan bu hallerin suç oluşturmayacağı göz önüne alınarak, yürürlükteki maddedeki (cebir) unsuru yerine (Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının hükümlerine aykırı olarak ve Anayasanın müsaade etmediği usullerle) ibaresi kullanılmış, böylece cebri de içine alan hukuka ve kanuna aykırı her türlü yollar ifade edilmiştir. Bu suretle ayrıca cebir unsurunun var olup olmadığı, maddi ve manevi cebir gibi, 27 Mayıs 1960'dan sonra ortaya çıkan tartışmaların da giderilmesi arzulanmıştır"
Ancak Meclis çalışmaları sırasında bu görüşten vazgeçilerek yasa metninde açıkça "cebir ve şiddet" unsuruna yer verilmiş, cebrin de fiziki/maddi cebir olduğu gerekçede açıklığa kavuşturulmuştur.
Manevi cebir kavramı, mehaz kanun bakımından Faşizmin, Türk Ceza Hukuku yönünden ise meşru siyasi iktidarın yargılanmasına gerekçe arayan 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra o gün iktidarda olanları yargılamak amacıyla kurulan Yüksek Adalet Divanı'nın eseridir. (Bknz. madde gerekçesi veProf. Dr. Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Güncelleştirilmiş 11. Baskı s. 779, 780, 781, 782) Bu nedenledir ki, özgürlükçü çağdaş demokratik hukuk devletinde bu görüşün savunulabilir bir tarafı yoktur.
d) Fail ve Mağdur:
Bu suçun faili, yöneten/yönetilen herkes olabilir. Suçun mağduru ise demokratik toplumu oluşturan her bir ferttir.
Bu suçun işlenmesi için önceden oluşturulmuş bir çete veya örgütün varlığı zorunlu değildir. Maddede "teşebbüs edenler" denilmiş olduğundan, suçun işlenmesi bakımından şahıs itibariyle ayırım yapılmadığı, korunan değeri zorla ihlal eden bir kimsenin konumuna bakılmaksızın bu suçun faili olabileceği görülmektedir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07.07.1998 tarihli ve 9-187/272 sayılı kararı)
Bu suçun, bu amaçla kurulmuş örgütün faaliyeti çerçevesinde örgütün kurucusu, yöneticisi, üyesi ve üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen bir kişi tarafından da işlenmesi mümkündür (Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 07.11.2014 tarihli ve 5688-11080 sayılı kararı). TCK'nın 220/5. maddesinde yer alan düzenleme nedeniyle örgüt yöneticisinin bu suçun faili olması bakımından elverişli fiilleri bizzat işlemesi zorunlu değildir.
e) Suçun Manevi Unsuru:
Suç, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak, bu düzen yerine başka bir düzen getirmek veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek amacına matuf doğrudan genel kast ile işlenebilen bir suçtur.
g) Suça teşebbüs sorunu:
Bu suç, düzenleniş itibariyle teşebbüs suçu olduğundan niteliği gereği teşebbüs mümkün değildir.
h) İçtima sorunu:
Araç fiilin işlenmesine yönelik icra hareketi, hem araç suçun hem de tehlike suçu niteliğindeki amaç suçun icra hareketini oluşturduğundan sanık hukuki anlamda tek bir fiil ile kanunun birden fazla hükmünü ihlal etmekle Türk Ceza Kanunu'nun 44. maddesinin uygulanması gerekmekte ise de TCK'nın 309/2. maddesindeki düzenleme, fikri içtima kurumunun uygulanmasının önlenmesine getirilen bir düzenleme olduğundan araç ve amaç suçlar yönünden her olayda kural olarak gerçek içtima hükümleri uygulanacaktır.
Türk Ceza Kanunu'nun 311. maddesinin gerekçesi de gözetildiğinde bu suçun işlenmesi sırasında kasten öldürme, nitelikli yaralama veya kamu mallarına zarar verme gibi suçların işlenmesi hâlinde amaç suç yanında ayrıca bu suçlardan da cezaya hükmolunacaktır. Ancak, suçun unsuru olarak sayılan "cebir ve şiddet"in basit hâllerinin işlendiği araç suçlar yönünden, cezalandırılan amaç suçla birlikte ayrıca mahkumiyet hükmü kurulamayacaktır.
Araç suçlar bakımından içtimaya ilişkin genel hükümlerin uygulanması mümkündür. Hukuki ve fiili kesintiye kadar gerçekleştirilen birden fazla araç suç için bir kez Anayasayı ihlal suçu oluşur.
Anayasayı ihlal suçunun, aynı anda yasama organına karşı ve hükûmete karşı suçla birlikte işlenmesi hâlinde her bir suçtan ayrı ayrı cezalandırma yoluna gidilip gidilemeyeceği hususuna gelince;
Türk Ceza Kanunu'nun 311. maddesinin gerekçesinde "Anayasayı ihlal suçu, Anayasa düzenine hakim olan ve sistemleri koruma amacını güderken; bu madde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluşturduğu üç güçten birini ve yasama gücünü oluşturan Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Anayasa kurallarına uygun bir biçimde görevlerini yerine getirilebilmesi yeteneğini korumaktadır. Anayasa düzenini ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirme veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önleme amacını gerçekleştirmek için Türkiye Büyük Millet Meclisine yönelen saldırılar, Anayasayı ihlal suçunu oluşturur. Bu madde kapsamında tanımlanan suç, bu amaçlar dışında Türkiye Büyük Millet Meclisinin Anayasaya uygun bir şekilde görevlerini yerine getirmesini engelleme hallerinde oluşacaktır" denilerek konuya yeterince açıklık getirilmiştir.
Bu nedenle, aynı hukuki değerleri koruyan ve kapsamı itibariyle eylemlerin haksızlık muhtevasını tamamen ortadan kaldıran Anayasayı ihlal suçunun tüm unsurlarıyla gerçekleştiği durumlarda sanıkların ayrıca Türk Ceza Kanunu'nun 311 ve 312. maddelerinde düzenlenen suçlardan cezalandırılmaları cihetine gidilemeyecektir.
765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemdeki uygulama ve doktrindeki görüşler de bu doğrultudadır. Örneğin "...fail anayasayı ihlal edecek fiilini ika ederken, parlamentonun fonksiyonunu tecavüz teşkil edecek bir hukuka aykırı yolu geçmiş olursa, faile tek ceza mı yoksa iki fiilden dolayı mı ceza verilecektir. …Aynı şekilde askeri bir hükumet darbesi halinde parlamentoyu fesh eden ve parlamenter sisteme son veren hareket; Anayasayı ihlal etmiş ve Meclisin fonksiyonunu engellemiş olacaktır. Kanaatimizce bu durumda faile tek ceza vermek gereklidir. Zira fail parlamentonun fonksiyonuna tecavüz ederken gaye olarak Anayasayı ihlali göz önünde bulundurmaktadır. Bu durumda parlamentoya karşı fiil, Anayasaya karşı fiilin icra i hareketi olmaktadır. Anayasaya karşı fiilin cezalandırılması için icra hareketine başlanması kafi olduğuna göre, meclislere karşı bir fiilin belirli maksatla yapılması halinde, failin tamamlanmış bir suç varmış gibi Anayasayı ihlalden cezalandırılması icap edecektir. Bu durumda ortaya müterakki bir suç çıkmaktadır. ...Meclislere karşı fiil, Anayasayı ihlal suçunun icra hareketini teşkil etmesi yönünden faile tek ceza verilmesi gereklidir. Aynı sonucu icra organına karşı işlenebilen 147 ve 149. maddeler (5237 TCK'nın 312, 313 maddeleri) bakımından da varmak gereklidir". (Özek, age, 1967 İst. bası, s. 160)
IV) SUÇA İŞTİRAK
1) Genel olarak:
Anayasayı ihlal suçuna ilişkin olarak 5237 sayılı TCK'da getirilmiş özel iştirak hükümleri yoktur. Bu sebeple TCK'da yer alan genel iştirak hükümleri bu suç yönünden de uygulanma kabiliyetini haizdir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda suça iştirakte, faillik ve şeriklik ayırımı öngörülmüş; azmettirme ve yardım etme, şeriklik kavramı içinde değerlendirilmiştir.
TCK'nın 37. maddesi;
"(1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur.
(2) Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin cezası, üçte birden yarısına kadar artırılır"
Şeklinde olup maddenin birinci fıkrasında müşterek faillik, ikinci fıkrasında ise dolaylı faillik düzenlenmiştir.
Kanun'da suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak hâlinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK'nın 37/1. maddesinde düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır.
Öğretideki görüşler de dikkate alındığında müşterek faillik için şu iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir:
i) Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır.
ii) Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır.
Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı "fail" konumundadır. Müşterek faillik, suçun icrai hareketlerinin birlikte gerçekleştirilmesidir. Fiil üzerinde ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının, suçun işlenmesine yaptıkları katkının, diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda da müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre, her müşterek fail, suçun icrasına ilişkin etkin ve fonksiyonel bir katkıda bulunmaktadır. Fiilin başarıyla tamamlanması açısından yapılan iş bölümü doğrultusunda fiili bizzat icra etmeyen diğer kişinin katkısı önemli bir fonksiyon icra etmiş ise bu kişi de müşterek faildir.
Suçun işlenişine katkıda bulunanların müşterek fail sayılabilmesi için mutlaka suçun işlendiği yerde olması gerekli değildir. Olay mahallinde bulunmamakla birlikte uzaktan suçun birlikte işlenişini etkileyen önemli bir katkıda bulunulması hâlinde müşterek faillik söz konusu olur. Uzak bir pozisyondan olay yerinde etkili bir konumda olan faili telefon ve telsiz gibi iletişim araçlarıyla koordine eden veya suçun işlenişi anında faile telefonla talimat veren kişi de bizzat müşterek faildir. (Roxin, 2 s. 25; kn 200 Atfen, Koca - Üzülmez, age, s. 440; Özgenç, Gazi şerhi, Genel Hükümler, 3. baskı, s. 493)
Suçun icrası açısından müstakil bir fonksiyonu olmayan bir katkı müşterek faillik için yeterli değildir. Suçun işlenişine bulunulan katkı hazırlık hareketlerinden ibaret ise suç üzerinde müşterek hakimiyet kurulduğundan bahsedilemez, bu durumda suça yardım eden olarak katılmak söz konusu olacaktır. (Özgenç, age, s. 499)
765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemde de suça asli iştirak ve feri iştirak ayrımındaki kriterler Yargıtay Ceza Genel Kurulunun ve Ceza Dairelerinin kararlarına konu teşkil etmiştir. Benzer nitelikteki bazı kararlarda;
"Suça asli olarak iştirak etmek ile feri şekilde katılma arasındaki kriterler belirlenirken suçu doğrudan doğruya beraber işleyenlerle, feri maddi faillerin durumları sık sık birbirine karıştırılmaktadır. Esas itibariyle suçu doğrudan doğruya birlikte işleyen faillerin hareketleri ne suçun unsuru ne de şiddet sebebi olmayıp feri niteliktedirler. Fakat maddi şekilleri, suçun icrası ile aynı oluşları ve suçun icrasında birinci derecede etkili bulunuşları nedeniyle bu hareketleri gerçekleştirenler asli fail olarak kabul edilmişlerdir. Feri iştirakte ise suça ikinci derece katılma söz konusu olup asli maddi failin suç teşkil eden hareketleri ile yardımcısı durumundaki feri failin hareketleri arasında bir bağlantı vardır" (Yargıtay CGK'nın 23.11.1981 tarihli ve 214-385 sayılı kararı)
"Feri faillik hâlleri yasa metninde tek tek sayılmıştır. Yasaya göre, suçun işlenmesinde asli maddi faile vasıta tedarik etmek ve suçun işlenmesini kolaylaştırıcı yardımda bulunmak feri fail olarak cezalandırılmayı gerektirmektedir. Bu anlamda destekleme (müzaharet) ve yardım (muavenet) suçun icrasını kolaylaştırıcı hareketler yapmak şeklinde anlaşılmalıdır. Yeni yapılan düzenleme ile suçun işlenmesini sağlayan hareket üzerinde hakimiyet kuran herkes fail sayılabilecektir. Hareket üzerinde hakimiyet kurmak birlikte irtikap etme şeklinde gerçekleşebileceği gibi zımni veya açık bir iş bölümüne dayalı olarak hareketi birlikte gerçekleştirmeyi de kapsayabilir. Fakat bir başkasının bu hareketi yapması için gereken ortamı hazırlayanlardan herbirisi de fail sayılabilecektir". (Yargıtay CGK'nın 20.01.2009 tarihli ve 1/232-2 sayılı kararı)
"Yasada suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla kişi tarafından iştirak hâlinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK'nın 37/1. maddesi kapsamında müşterek faillik söz konusu olacaktır.
Müşterek faillik için iki koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir;
a) Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır.
b) Suçun işlenişi üzerinde birlikte hakimiyet kurulmalıdır. Fiil üzerinde ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının saptanmasında suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının suçun işlenmesinde yaptıkları katkının, diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre, her müşterek fail suçun icrasına ilişkin etkin, fonksiyonel bir katkıda bulunmaktadır". (Yargıtay CGK'nın 10.05.2011 tarihli ve 1/59-85 sayılı kararı)
Suça iştirak şekillerinden olan faillik ile yardım etme şeklinde gerçekleşen şeriklik arasındaki önemli farklardan birisi mahiyetindeki suç işlenmezden önce alınan birlikte suç işleme kararı önem arz etmektedir.
"Mağdur ...'nın cep telefonlarını yağmalama eylemleri sırasında mağdura yönelik herhangi bir davranışta bulunmamaları ve olay öncesinde yağma suçunu işleme konusunda aralarında anlaştıkları yolunda bir kanıtın olmaması karşısında birlikte suç işleme kararının olmaması ve fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulmaması nedeniyle sanıkların TCK'nın 37/1. maddesi kapsamında müşterek fail olarak kabulü olanaklı değildir...Ancak suçu icra eden sanıkların yanlarında bulunmaları, yağma eylemini gerçekleştiren sanıkların bu eylemlerine taraftar olmadıklarını gösterecek şekilde engelleyici bir söz söylememeleri ve bu yönde bir davranışta bulunmamaları, aksine olayın başından itibaren sanıkların yanında yer almaları göz önüne alındığında suçun işlenmesinden önce ve işlenmesi sırasında suçun icrasını kolaylaştırmak suretiyle yardım ettiklerinden TCK'nın 39/2-c maddesi gereğince sorumlu tutulmaları gereklidir". (Yargıtay CGK'nın 17.05.2011 tarihli ve 6/76-100 sayılı kararı)
İşlenen icrai bir suça, ihmali davranışla müşterek fail olarak katılmanın mümkün olup olamayacağı doktrinde tartışılmıştır. Özgenç; “Kişi bir başkasının işlediği suçun icrasını önlememekle, bu yükümlülüğe aykırı hareket etmiş olmaktadır; dolayısıyla, bu yükümlülüğü yerine getirmeyen garantör,(görünüşte) ihmali suç işlemektedir. Bu kişi aynı zamanda bir başkasının suç işlemesini önlememekle ona yardımda bulunmaktadır. Böyle bir durumda faililiğin şerikliğe asliliği kuralı karşısında, asli tali norm ilişkin prensip gereğince, kişiyi görünüşte ihmali suç failli olarak sorumlu tutmak gerekecektir. Bu ihtimalde icra i davranış fail(ler)i ile ihmali davranışta bulunan garantör şahıs arasında bir irade birliğinin bulunmasına da gerek yoktur. Ancak, aralarında irade birliği oluşsa bile, sırf güvence yükümlülüğün yerine getirilmemesi suretiyle bir başkasının icra i suçuna müşterek fail olarak iştirak etmek mümkün değildir.”(Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler,11.baskı s.529)
Yardım etme, 5237 sayılı TCK'nın 39. maddesinde;
"(1) Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez..
(2)Aşağıdaki hallerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur:
a) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek.
b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak.
c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak"
Şeklinde düzenlemiş ve seçimli hareketlere yer verilmiştir.
Bağlılık kuralı da aynı Kanun'un 40. maddesinde;
"(1) Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır.
(2) Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur.
(3) Suça iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmek için ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir"
Biçiminde düzenlenmiştir.
Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına "şerik" denilmekte olup 5237 sayılı TCK'da şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden 5237 sayılı Kanun'un 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır.
TCK'nın 39/2. maddesindeki düzenlemeye göre yardım etme, maddi yardım ve manevi yardım olarak ikiye ayrılmaktadır.
Bir suçun işlenmesine maddi yardımda bulunma çok çeşitli şekillerde ortaya çıkmakla birlikte anılan maddede maddi yardım;
i)Suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek,
ii)Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak olarak sayılmış;
Manevi yardım ise;
i) Suç işlemeye teşvik etmek,
ii) Suç işleme kararını kuvvetlendirmek,
iii)Suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vaad etmek,
iv)Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek şeklinde belirtilmiştir.
Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığının, ulaşması hâlinde suça katılma düzeyinin belirlenmesi için eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira "yardım etme"yi müşterek faillikten ayıran en önemli unsur, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hakimiyetinin bulunmamasıdır. (Yargıtay CGK'nın 2014/l-558-480 sayılı kararı)
2) Örgütlü suçlarda iştirak:
Örgüt kurma suçu çok failli bir suçtur. Bu suçun oluşumu için en az üç kişinin bir araya gelmesi zorunludur.
Suça iştirakten bahsedebilmek için birden fazla kişiye ihtiyaç vardır. Bir suçun icrasına iştirak eden suç ortaklarının, suçun işlenişine bulundukları katkıları göz önünde bulundurularak sorumluluk statüleri belirlenir.
Örgüt kurma suçunun iştirakten farkı, örgütün devamlılığı ve belirlenmemiş sayıda suç işlemek amacıyla bir birleşmenin söz konusu olmasıdır. Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her fail diğerlerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır.
TCK'nın 220/5. maddesinde "Örgüt yöneticileri, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır" denilerek örgüt yöneticileri hakkında özel faillik düzenlemesiyle TCK'nın 20. maddesindeki "ceza sorumluluğunun şahsiliği" ve faillik bakımından "fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurma" ilkelerine istisna getirilmiştir.
Faillik, birlikte suç işleme kararı yanında fiil üzerinde ortak hakimiyet kurmayı da gerektirir. Zira örgütlü suçlarda nihai amaçta birleşme nedeniyle birlikte suç işleme kararının varlığı kabul edilse dahi fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurulmadığından, gerçekleşen suçlar bakımından örgüt yöneticileri dışında kalan örgüt mensuplarının örgüt faaliyeti kapsamında işlenen her suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulamayacağında tereddüt yoktur.
TCK'nın 39. maddesinde düzenlenen "suça iştirak kapsamındaki yardım etme" ile aynı Kanun'un 220/7. maddesinde tanımlanan "örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme" nitelik itibariyle birbirlerinden farklıdır. Sanığın örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenecek somut bir suça dair kasta dayanan ve yardım teşkil eden eyleminin, hem yardım edilen suç bakımından şeriklik kapsamında hem de şartları varsa amaç suç yönünden faillik kapsamında değerlendirilmesi gerekirken somut bir olaya dayanmayan ancak örgüt faaliyeti kapsamında kullanılmak/değerlendirilmek üzere gerçekleştirilen yardımların TCK'nın 220/7. maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı gözetilmelidir.
3) Anayasayı ihlal, Hükûmete karşı suç ve TBMM'ye karşı suçlar yönünden iştirak sorunu:
Suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden iştirakin her şeklinin uygulanması mümkündür. (Eren Toroslu, Özel Hükümler, s. 74; Hafızoğulları, Türk Ceza Kanununun 302. maddesi, s. 559; Kangal s. 55; Akdoğan s. 31; Gözübüyük, s. 10; Yard. Doç. Dr. Namık Kemal Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 200)
Yüksek Yargıtayın istikrar kazanmış uygulamalarına göre ise (Yargıtay CGK'nun 10.12.1990 tarihli ve 9-301/329 sayılı kararı; Yargıtay 9. CD'nin 24.03.2011 tarihli ve 869-187; 15.07.2009 tarihli ve 2008/21722, 2009/8587, 1999/1673, 2000/345 sayılı kararları) elverişli nitelikteki belirli bir araç, fiilin işlenişine katkı sunmakla birlikte sunduğu katkı tek başına vahamet arz etmiyorsa ve fail, fiilin işlenişi üzerinde müşterek hakimiyet kurmamışsa niceliği ve niteliği itibariyle bu gibi suçlarda feri iştirak hükümlerinin uygulanması mümkün olmadığından, failin sorumluluğunun TCK'nın 309. maddesine yardım etmek olarak değil ve fakat konumu, eylemin niteliği ve delil durumu itibariyle TCK'nın 314/2 ya da 220/6 veya 220/7 maddesi delaletiyle 314/2 veya 315. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Mensup olduğu örgütle kurduğu bağ nedeniyle örgütsel faaliyet kapsamında işlenen Anayasayı ihlal suçuna ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan haberdar olmak suretiyle darbeye teşebbüs suçunu sevk ve idare edenler tarafından verilen emirleri /görevleri kabullenerek ülke çapındaki icra hareketleriyle illi bir değer taşıyan icra hareketlerini gerçekleştirenlerin ya da görev paylaşımı bağlamında henüz sırası gelmemiş icra hareketleri için gerekli hazırlıkları yapanların bu suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulmaları gerekmektedir (Özgenç İzzet, age, s. 332).
5237 sayılı TCK'nın 220/5. maddesi gerekçesi ile birlikte değerlendirildiğinde, yönettiği örgütün gücünden yararlanarak talimat alanın iradesi üzerinde hakimiyet kuran yöneticinin, serbest iradesiyle hareket etmeyen ve bir suç örgütü mensubu olarak suç işleme kararının varlığının kabulünde zorunluluk bulunan fail arasında azmettiren/azmettirilen ilişkisinden bahsetme imkanı da bulunmamaktadır. Kanunun kabul ettiği sistemde, yöneticinin örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlardan dolaylı fail olarak sorumlu tutulduğu görülmektedir.
Müşterek faillik ile TCK'nın 39/2-c maddesinde düzenlenen suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak şeklinde ortaya çıkan şerikliğin, her olayın özelliğine göre suçun işlenişine bulunulan katkının arz ettiği önem ve zaruret göz önünde bulundurularak hâkim tarafından ayırt edileceği kabul edilmektedir. Müşterek faillikte/fiil hakimiyetinde, fiilin icrası veya akim kalması müşterek faillerden her birisinin elinde bulunmaktadır. Yardım eden şerik, suçun icrasını failin inisiyatifine havale etmektedir (Özgenç İ, Suç örgütleri, s. 332; Türk Ceza Hukuku s. 490).
Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesinde düzenlenen suça iştirakten bahsedebilmek için sadece araç fiil/suç bakımından değil, ayrıca amaç suç bakımından da iştirak iradesinin varlığı aranmalıdır.
Bir kişinin maddede belirtilen amaçlara yönelik bir örgütün kurucusu ya da üyesi olması, tek başına TCK'nın 309. maddesindeki suça iştirak ettiği anlamına gelmez (Özek, Silahlı Çete, s. 366-374; Akbulut, Ülke Bölücülüğü, s. 130). Bu fiiller, TCK'nın 314. maddesinde bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir. Bu sıfatları haiz kişilerin TCK'nın 309. maddesindeki suça iştirakten sorumlu tutulabilmeleri için örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli nitelikteki belirli bir araç fiil bakımından hem iştirak iradelerini ortaya koymaları hem de maddi veya manevi nitelikte nedensel bir katkıda bulunmaları gerekmektedir. Bu kişilerin maddede sayılan amaçları gerçekleştirmek için salt bir örgütün çatısı altında bir araya gelmeleri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen araç suçlara da iştirak etmiş sayılmaları anlamına gelmeyecektir (Yard. Doç. Dr. Namık Kemal Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 202).
Suça iştirakten söz edebilmek için amaca yönelik bir fiil işleme hususunda iştirak iradelerini ortaya koyan kişilerin hepsinin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olması da gerekmez.
Fiilin işleneceği konusundaki bilginin iştirak bakımından önemi yoktur. 1960 darbesi sonrasında 20-21 Mayıs olayları ile ilgili yapılan yargılamalarda Mamak 1 Nolu Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 963/1 sayılı 05.09.1963 tarihli kararı ile faillerin bir kısmı, ihtilal müteşebbislerinin bu konudaki hareketlerini bilmesi ve hazırlık hareketlerine katılması nedeniyle sorumlu tutulmuşlardır. Diğer bir deyişle failin, fiilin ika edileceği konusundaki bilgisi, iştirak iradesinin mevcudiyetinin ve fiile iştirak ettiğinin delili sayılmıştır. Bu karar temyiz edilmekle Askeri Yargıtay Dava Daireleri Kurulunun 15.01.1964 tarihli ve 1963/2548 Esas 1964/1 Karar sayılı kararı ile "icra hareketi ile iştirak mefhumunun birbirine karıştırıldığı" gerekçesi ile bozulmuştur. Doktrinde de aynı görüş savunulmuştur. Failin fiil hakkındaki bilgisi iştirak iradesini sağlamaya yeterli değildir. Olsa olsa bildiğini ihbar etmemekten doğan sorumluluk veya hazırlık hareketlerine katılma nedeniyle mülga 765 sayılı TCK 168 ve 171. maddelerindeki (5237 sayılı TCK'nın 314 ve 316. maddelerindeki) suçlar tahakkuk edebilir (Özek, age, s. 172).
TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen suç, bir somut tehlike suçu olduğundan suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır. Bu itibarla sanığın amaca matuf eylemi ve/veya işlediği elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemler ile amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemez. Ancak her hâlükarda ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da araç suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği görülmektedir.
15.07.2016 tarihindeki somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı ve senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icra i harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olduklarının kabulünde zorunluluk vardır.
Doğrudan kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan, somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde -faillerle birlikte- fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, suç organizasyonu içinde bir iş bölümünün gereği olarak görevlendirilmeleri nedeniyle ika edildiği kanıtlanamayan ancak suçun icrasına başlanmasından sonra katılma iradesini açıkça ortaya koyan, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştirenlerin eylemlerinin ise 5237 sayılı TCK'nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasayı ihlal suçuna yardım etme suçunu oluşturacağı gözetilerek hukuki durumlarının buna göre takdir ve tayin edilmesi gerekmektedir.
Özel Dairenin, Anayasal düzene karşı suçun unsurları, suça iştirak şekilleri, bu suçun ihmali davranış ile işlenebilme koşullarına dair açıklamalarında isabetsizlik görülmemiştir.
V)UYUŞMAZLIĞIN DEĞERLENDİRİLMESİ;
İkinci Ordu komutanı olan sanığın eylemini belirleyen oluşa ilişkin kabul hususunda Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında uyuşmazlık bulunmayıp oluşan uyuşmazlık, suçun hukuki nitelendirilmesi ile ilgilidir. Uyuşmazlık konusu itiraz gerekçelerine göre; suç tarihinde 2. Ordu komutanı olan sanığın eyleminin Anayasayı ihlal suçuna iştirak şeklinin müşterek faillik mi yoksa suça yardım etme düzeyinde mi kaldığı ve ayrıca olası kasıtla Anayasayı ihlal suçunun işlenmesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesi şeklinde iki alt başlık altında incelenecektir.
A) Sanığın darbe teşebbüsünü önleme (garantörlük) yükümlülüğü kapsamındaki ihmali davranışlarının icrai davranışa eşdeğer kabul edilerek, müşterek fail olarak Anayasayı ihlal suçundan cezalandırılması gerektiğine yönelik uyuşmazlık konusu bakımından;
Ayrıntısı yukarıda açıklandığı üzere; görünüşte ihmali suçlarda, ihmali davranışın suç oluşturabilmesi için kişinin garantörlük yükümlülüğünün bulunması gerekir. "Neticenin önlenmesi hususundaki garantörlük'' olarak ifade edilen bu kavramın getirdiği sorumluluk kanundan, sözleşmeden veya sanığın kendisinin yaratmış olduğu tehlikeli durumdan kaynaklanmaktadır. Anayasayı ihlal suçunda hâl ve koşullara göre neticeyi önleme yönünden hukuki yükümlülüğü olan sanığın, gerçek olmayan ihmali suça ilişkin gerçekleşen neticeden sorumlu tutulabilmesi için ihmali hareketi ile netice arasında illiyet bağının kurulması gereklidir. İhmali suçlarda nedensellik bağı ve objektif isnadiyet sorumluluk için şarttır. Yani ihmali suçlarda icrai suçlarda olduğu gibi netice hareketin fiziki bir sonucu olmasından ziyade, hukuken beklenen hareket yapılmış olsaydı tipe uygun neticenin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine bakılması gerekir, bir diğer deyişle ihmali hareket olmasaydı, yani icrai bir hareket yapılsaydı netice meydana gelmeyecekti denilebiliyorsa, ihmali hareketle netice arasında nedensellik bağından söz edilebilir. Özetle “netice failin eseri olmalıdır” Aksi taktirde, ihmali hareketten doğan sorumluluğun sınırlarının aşırı şekilde genişletilmesi söz konusu olacaktır.
Müşterek faillik için failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmasının yanında suçun işlenişi üzerinde birlikte hakimiyet kurulması gerektiği, bunun için eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekmekte olup "suça yardım etme"yi müşterek faillikten ayıran en önemli unsur, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hakimiyetinin bulunup bulunmamasıdır. Bununla birlikte, müşterek faillik ve yardım etme arasındaki önemli farklardan birisi de suç işlenmeden önce alınan birlikte suç işleme kararıdır. Buna göre, birlikte suç işleme kararı alan ve fiil üzerinde birlikte hakimiyet kuran kişiler müşterek fail olarak kabul edilecektir. Örgütsel bağı ortaya konamayan ve darbe girişiminden haberi bulunmayan sanık ile darbe girişimine iştirak eden subaylar arasında ortak bir suç işleme kararından hâlihazırda söz edilemeyecektir. Zira sanığın temsil ettiği emir komuta zincirini lağveden darbeci subaylar henüz sanığın haberi bile olmadan darbe girişimine başlamışlar, karargah giriş çıkışlarını kapatmışlar ve kurmay başkanını evine hapsetmişlerdir. İlerleyen saatlerde kurmay başkanını bir kez daha silahla tehdit ederek, sanık ve kurmay başkanını sanığın makam odasında kalmaya mecbur bırakmışlardır. Darbecilerin başlarına geçmesi yönündeki tekliflerini kabul etmeyen sanık, astlarına emir komuta zinciri içinde kalmalarını emretmiş olmakla somut olayda birlikte suç işleme kararı ve ortak hakimiyetten yani müşterek faillik durumundan söz edilemeyecektir.
Olay gecesi Malatya 2. Ordu karargahında sanık tarafından darbecilerin derdest edilmesi suretiyle silahlı çatışmaları engelleme imkanının varlığına rağmen bu neticeyi öngörüp engellememiş ise ihmali davranışın icrai davranışa eşdeğer olduğu kabul edileceğinden, ihmali davranışla öldürme ve öldürmeye teşebbüs eylemlerinden sorumlu olacağına kuşku yoktur.
Koruma subayının üst rütbedeki darbecilerin derdest edilmesine yönelik teklifini kabul etmeyen ve silahları alındığı anda dahi güç kullanarak etkisiz hâle getirmeyi tercih etmeyen ve çatışmasız teslim olmalarını bekleyen sanığın bu ihmali eylemi sonucunda, karargah tamamen darbecilerin kontrolüne geçmiş, darbe girişimi uzamış, sanığın muhatap olduğu subay ve generaller teslim olmayı kabul etmişken, emir dinlemeyen ve teslim olmayı kabullenmeyen düşük rütbedeki askerler silahlarını teslim etmemiş ve darbe teşebbüsünü engellemeye çalışan güvenlik güçleriyle çatışmaya girmişlerdir. Yaşanan çatışmada bir darbeci subay öldürülmüş, biri yaralanmış, darbe girişimine direnen bir vatandaş da darbeci subaylar tarafından vurularak ağır yaralanmıştır. Sanığın ihmali davranışının darbecilerin eylemlerini kolaylaştırdığı anlaşılmakta ise de garantör sıfatıyla meydana gelen neticelerden sorumlu tutulabilmesi için neticenin gerçekleşmesi tamamen sanığın yapması gerekeni yapmamasının sonucu olmalıdır. Halbuki darbe teşebbüsüne katılan üst rütbeli subayların teslim olma kararları ve telkinine karşı gelip çatışmayı başlatan FETO/PDY mensubu genç subaylardır. Sanık istese mevcut koşullarda dahi bu darbecileri engelleme olanağının olduğu söylenememektedir. Dolayısıyla sanığın nedensellik bağının yokluğu nedeniyle garantörlük sıfatından dolayı müşterek fail olarak cezalandırması mümkün görülmemiştir.
Bu açıklamalar ışığında, ''Anayasayı ihlal suçunda hal ve koşullara göre neticeyi önleme yönünden hukuki yükümlülüğü bulunan sanığın, 2. Ordu komutanlığı gibi darbenin başarılı ya da başarısız olmasında stratejik önem taşıyan bir birimin başında olması, Anayasal düzene yönelik tehlike ve tehditler ortaya çıktığında, farklı saiklerle çekimser kalınmasının görevle bağdaşmadığı, vaki tehdidi ortadan kaldırmak için zamanında ve isabetli karar vermek ve uygulamada oluşabilecek riskleri üstlenmek zorunluluğu karşısında, yaşanan somut olayda, komutan sorumluluğu çerçevesinde darbecilere karşı net tavır ortaya konulmaması ve bu tavrın vaktinde kamuoyu ile paylaşılmaması, İl valiliği ve diğer güvenlik güçleri ile işbirliği yapmada gecikme, karargahta kuvvet olarak darbecilere karşı gerekli önlemleri almakta zafiyet gösterilmesi şeklinde gerçekleşen ihmali davranışlar, darbeye teşebbüs edenlerin fiiline doğrudan iştirak kapsamında olmamakla birlikte, darbecilerin eylemleri kolaylaştırıldığından suça yardım eden olarak kabulünde isabetsizlik bulunmadığı'' şeklindeki Özel Dairenin kabulü isabetli bulunduğundan bu uyuşmazlık konusu bakımından itirazın reddine karar verilmelidir.
B) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ikinci itiraz gerekçesi ise Özel Daire kabulüne göre suça konu eylemlerin olası kastla Anayasayı ihlal suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir.
Anayasayı ihlal suçuna ilişkin yapılan açıklamalarda da vurgulandığı üzere atılı suç genel kastla işlenebilecek bir suçtur. Bu suçun failinin amacı, Anayasal düzeni ortadan kaldırarak yerine kendi ideolojisine göre bir düzen getirmek veya mevcut düzenin uygulanmasını engellemektir.
Doğrudan kastın tanımını oluşturan bilme ve isteme yerine olası kastta öngörme kavramı getirilmiştir. Olası kast TCK’nın 21. maddesinin 2. fıkrasında "Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi" şeklinde tanımlanmıştır. Doğrudan kastta bilme unsurunun yerine olası kastta öngörme yeterli kabul edilmiş, istemenin ise gerekli olmadığı bunun yerine muhtemel sonucun kabullenilmesi yeterli görülmüştür. İtirazı değerlendiren Özel Daire kararında da vurgulandığı üzere;
Olası kastta tipikliğin gerçekleşmesinin muhtemel olarak öngörülmesi olası kastın bilme unsurunu, bu ihtimali öngörmesinin yanı sıra failin, fiilinin sebebiyet verebileceği neticenin gerçekleşmesini kabullenmesinin veya kayıtsız kalmasının ya da katlanmasının ise isteme unsurunu oluşturmakta, "olası kast netice ile belirlenir" kuralı gereğince, olayda hangi netice gerçekleşmiş ise fail bundan sorumlu tutulmaktadır. Bu nedenle olası kastla işlenen suçlarda teşebbüsün söz konusu olamayacağı açıktır. Aksi takdirde failin, fiilinin muhtemelen sebebiyet vereceği bir neticeden teşebbüs hükümlerine göre sorumlu tutulması durumunda, sorumluluk alanı gerçekleşmemiş olasılıklar üzerinden katlanılmaz şekilde genişletilmiş olacağından, özü itibariyle teşebbüs suçu olan Anayasayı ihlal suçunun olası kastla işlenmesi mümkün bulunmadığı anlaşılmakla, bu nedene dayanan itirazın da reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu üyesi; Sanığın eyleminin Anayasayı ihlal suçunu oluşturduğu ve hakkında TCK'nın 39. maddesinin uygulanma imkanı bulunmadığını ifade ederek karşı oy kullanmıştır.
C)Sanık hakkında TCK'nın 62. maddesinde düzenlenen takdiri indirimin uygulanmaması hususu;
Lehe hükümlerin uygulanması talebinde bulunan sanık hakkında hükmün gerekçe bölümünde ''cezanın failin üzerindeki olası etkileri nazara alındığında TCK 62 maddesinin uygulanmasına yer olmadığına '', hüküm fıkrasında ise '' Yargılama süresince pişmanlığının gözlemlenmemesi nedeniyle hakkında TCK 62/1 maddesinin uygulanmasına takdiren YER OLMADIĞINA'' şeklinde ifade edilen gerekçelerle takdiri indirim uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiş olmakla söz konusu gerekçenin yasal ve yeterli olup olmadığının değerlendirilmesinde;
5237 sayılı TCK'nın “Takdiri indirim nedenleri” başlıklı 62. maddesi;
“Fail yararına cezayı hafifletecek takdiri nedenlerin varlığı halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine, müebbet hapis; müebbet hapis cezası yerine, yirmibeş yıl hapis cezası verilir. Diğer cezaların altıda birine kadarı indirilir.
Takdiri indirim nedeni olarak, failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar göz önünde bulundurulabilir. Takdiri indirim nedenleri kararda gösterilir şeklinde düzenlenmiştir.
5237 sayılı TCK’nın 62. maddesinin ikinci fıkrasında takdiri indirim nedenleri sayıldıktan sonra “gibi” denilmek suretiyle takdiri indirim nedenlerinin Kanun'da sayılanlarla sınırlı olmadığı, aksine bunların örnek olarak belirtildiği açıkça vurgulanmıştır. Burada sayılan failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri” gibi nedenler, uygulamada hâkimi sınırlayıcı değil yol gösterici nitelikteki gerekçelerdir. Bunun sonucu olarak da 5237 sayılı TCK’nın, takdiri indirim nedenleri yönünden sınırlayıcı sistemi değil, serbest değerlendirme sistemini benimsediği kabul edilmektedir.
Serbest takdir sisteminin bir gereği olarak da olayda sanık yararına takdiri indirim uygulanmasını gerektiren nedenlerin varlığını veya yokluğunu belirleme yetkisi yargılamayı yapan hâkime ait olacaktır. Zira yargılama süreci boyunca maddi gerçeğe ulaşma ve adaleti sağlama yolunda çaba harcayan hâkim, sanığı birebir gözlemleyen ve bu bağlamda takdiri indirim nedenlerinin varlığını ya da yokluğunu en iyi tespit edebilecek konumdaki kişidir. Hâkim; failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkilerinin yanında, her somut olaya göre değişebilecek ve önceden öngörülemeyecek nedenleri de birlikte değerlendirerek bu hususta hak, adalet ve nesafet kurallarına uygun biçimde uygulama yapacaktır.
07.06.1976 tarihli ve 3–4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile bu doğrultudaki birçok Ceza Genel Kurulu kararında açıkça vurgulandığı üzere; kanun koyucu, hâkime takdiri indirim hükmünün uygulanması konusunda geniş bir takdir yetkisi tanıyarak uygulamada çıkabilecek olan ve önceden öngörülme imkânı bulunmayan çeşitli hâlleri kapsayacak bir kalıp bulmanın zorluğu karşısında hâkimin bu yetkisini sınırlamaktan özenle kaçınmış, bu tavrını 5237 sayılı TCK’da da devam ettirmiştir.
Ancak, hâkimin bu konudaki takdir yetkisi sınırsız değildir. Bütün kararlarda olduğu gibi takdiri indirim uygulanmasına veya uygulanmamasına ilişkin kararlar da gerekçeli olmalıdır. Bununla birlikte, gösterilen gerekçelerin hak, adalet ve nesafet kuralları ile dosya içeriğine uygunluğunun Yargıtay denetimine tabi olacağında da şüphe bulunmamaktadır.
Anayasamızın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34. maddeleri uyarınca bütün mahkeme kararlarının gerekçeli yazılması zorunludur. Gerekçe, verilen hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun olarak izah edilmesidir. Yasal ve yeterli olmayan, dosya içeriğine uymayan bir gerekçeyle karar verilmesi hem kanun koyucunun amacına uygun düşmeyecek hem de tarafları tatmin etmeyerek keyfiliğe yol açacaktır.
Bu açıklamalar kapsamında sanık hakkında TCK'nın 62. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar veren mahkemenin gerekçeleri irdelendiğinde, orgeneral rütbesiyle ikinci ordu komutanlığı görevinde iken 15.07.2016 tarihinde yaşanan darbe girişimi sonrası tutuklanan sanığın atılı suçlamanın tam aksine darbe girişiminde bulunanlara karşı Anayasal düzeni koruma görevini yerine getirdiğini savunduğu, bu savunmasına göre pişmanlığının hâlihazırda gözlemlenebileceği, hükmün gerekçe bölümünde yer alan ''cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri'' ifadesinin ise takdiri indirimin uygulanmamasına gerekçe gösterilemeyeceği zira özünde, suçlunun ıslahını ve bir daha suç işlememesini amaçlanan ceza adalet sisteminin sanığın ıslah olmayacağına ilişkin peşin hükümlü bir yaklaşımı kabul edemeyeceği; bunun yanı sıra ''cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri'' şeklinde gösterilen gerekçenin ise ancak cezada indirim yapılması hâlinde uygulanabileceği değerlendirildiğinden sanık hakkında takdiri indirimin uygulanmasına yer olmadığına karar veren mahkeme karar gerekçelerinin, dosya içeriğiyle uyumlu, yasal ve yeterli olmadığı kabul edilmeli ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu üyesi; TCK'nın 62. maddesinde düzenlenen takdiri indirimin uygulanmasına yer olmadığına karar veren mahkemenin gerekçesinin yasal ve yeterli olduğu yönünde oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne,
2-Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 19.07.2019 tarihli ve 3288-5054sayılı ilamında sanık ... hakkında verilen düzeltilerek onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi'nin 01.11.2018 tarihli ve 2773-1808 sayılı kararının sanık ... bakımından, sanığın "Anayasayı ihlal suçuna yardım" etme suçundan cezalandırılmasına karar verilirken yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeksizin takdiri indirim uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi nedeniyle istinaf başvurusunun kabulü yerine esastan reddine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın, Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 03.11.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
16. Ceza Dairesi, 2019/11749 E., 2020/3651 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
maddeleri gereğince ağır hapis cezası hapse tahvil olunarak, 3713 sayılı Kanunun 5, TCK'nın 59, 31 ve 20. maddeleri gereğince 3'er sene 9'ar ay hapis cezası ile 3’er sene müddetle kamu hizmetlerinden yasaklanmasına karar verilmiştir.
16. Ceza Dairesi 2019/11749 E. , 2020/3651 K.
"İçtihat Metni"
I-TALEP:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 13.12.2019 tarih ve 2019/123421 sayılı yazısı ile; yasadışı silahlı terör örgütüne yardım ve yataklık suçundan sanık ...'in, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 169, 59 ve 3713 sayılı Kanun'un 5. maddeleri gereğince 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/05/2006 tarihli ve 2006/7 esas, 2006/35 sayılı kararının Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 07/04/2009 tarihli ve 2007/8927 esas, 2009/4018 karar sayılı ilâmı ile onanmak suretiyle kesinleşmesini müteakip, adı geçen hükümlünün memnu haklarının iadesine dair Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/05/2019 tarihli ve 2006/7 esas, 2006/35 sayılı ek kararını kapsayan dosya incelendi.
Dosya kapsamına göre, Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesince hükümlünün talebinin kabulü ile memnu hakların iadesine karar verilmiş ise de, anılan karara dayanak teşkil eden 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu 13/A maddesinde yer alan, ''5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkumiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilir. Bunun için; Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla, a) Mahkum olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması, b) Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması gerekir.'' şeklindeki düzenleme dikkate alındığında, memnu hakların iadesi kararı verilebilmesi için infazın tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık sürenin geçmiş olmasının gerekmesi karşısında, hükümlünün mahkum olduğu 3 yıl 9 ay hapis cezasının ek karar tarihi itibariyle infaz edilmediği anlaşılmakla, yasaklanmış hakların iadesine karar verilemeyeceği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir.
5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 03/12/2019 gün ve 94660652-105-44-15949-2019-Kyb sayılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak Dairemize gönderilmiştir.
II-OLAY:
Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığının 2004/8895 hazırlık sayısına kayden yürütülen, 14.10.2004 tarih 2004/34 esas sayılı görevsizlik kararı ile 5190 sayılı Kanun ile yetkili Malatya Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilerek 2004/257 hazırlık sayılı soruşturma dosyası ile birleştirilmesine karar verilmesine müteakip 02.11.2004 tarih, 2004/256 hazırlık sayılı karar ile bir kısım şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen soruşturma kapsamında; yasa dışı terör örgütü PKK/KONGRA-GEL örgütü mensubu olmak ve örgüte yardım, yataklık yapmak ve yasak yayın bulundurmak suçlarından ..., . hakkında 5190 sayılı Kanun ile yetkili Malatya Cumhuriyet Başsavcılığının 02.11.2004 tarihli 2004/250 hazırlık, 2004/61 esas ve 2004/47 numaralı, Malatya 3 no'lu Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına tanzim edilen iddianamesi ile şüpheliler ... ve ...'ın yasa dışı PKK/KONGRA-GEL örgütünün sair efradı oldukları, diğer şüphelilerin ise örgüte yardım ve yataklık yaptıkları iddiası ile şüpheliler ... ile ...'in 765 sayılı mülga TCK'nın 168/2, 31, 33, 40 ve 3713 sayılı TMK'nın 5; diğer şüphelilerin ise 765 sayılı mülga TCK'nın 169, 31, 40 ve 3713 sayılı TMK'nın 5 maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istenilmiştir.
5190 sayılı Kanun ile yetkili Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/238 esasına kayden yürütülen ve sanıklar ...'in atılı eylemleri bilerek ve isteyerek yaptıklarına dair delil bulunmadığından unsurları nedeni ile oluşmayan müsnet suçtan beraatlerine, sanıklar ... ve ...'in ise eylemlerine uyan TCK'nın 169, 3713 sayılı Kanunun 5. maddesi, TCK'nın 31, 33, 40 maddeleri gereğince cezalandırılmalarının iddia makamınca mütalaa olunduğu anlaşılan yargılama sonunda, CMK'nın 250. maddesine göre görevli Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.06.2005 tarih, 2004/238 esas, 2005/71 karar sayılı kararı ile özetle; sanıklar ... ..., 'in beraatlerine; sanıklar ... ve ...'in ise eylemlerine uyan ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'ya göre daha lehe hüküm içeren 765 sayılı TCK'nın 169, 5252 sayılı Yürürlük Kanununun 6, 3713 sayılı TMK'nın 5, TCK'nın 59, 31, 40 maddeleri gereğince 3'er sene 9'ar ay hapis cezası ile 3'er sene müddetle kamu hizmetlerinden yasaklanmalarına dair verilen kararın, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 20.12.2005 tarihli ilamı ile tanıkların beyanlarını içeren ve hükme esas alınan 13.12.2004 tarihli duruşma tutanağının bazı sayfalarında naip hakim imzasının bulunmaması nedeni ile sair yönler incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda 2006/7 esas, 2006/35 karar sayılı 04.05.2006 tarihli kararı ile özetle; beraat eden sanıklar hakkında beraat hükmü temyiz edilmeksizin kesinleştiğinden ayrıca karar ittihazına yer olmadığına, sanıklar ... ve ...'in eylemlerine uyan ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'ya göre daha lehe hüküm içeren 765 sayılı TCK'nın 169 ve
5252 sayılı Yürürlük Kanununun 6. maddeleri gereğince ağır hapis cezası hapse tahvil olunarak, 3713 sayılı Kanunun 5, TCK'nın 59, 31 ve 20. maddeleri gereğince 3'er sene 9'ar ay hapis cezası ile 3’er sene müddetle kamu hizmetlerinden yasaklanmasına karar verilmiştir.
Hükmün ilgili kısmı; "765 sayılı TCK'nun 31 ve 20 ncı maddesi gereğince ve sanıklara tertip olunan hürriyeti bağlayıcı cezanın tahvil öncesi niteliği süresi ve cezanın nevindeki değişikliği yürürlük yasasından kaynaklandığı göz önü edilerek sanıkların 3’er sene müddetle kamu hizmetlerinden yasaklanmasına," şeklindedir.
Karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 07.04.2009 tarih 2007/8927 esas ve 2009/4018 karar sayılı onama ilamı ile kesinleşmiştir.
Süreçte sanık müdafiinin kanun yararına bozma ve karar düzeltme/itiraz istemlerinin reddedildiği ayrıca emanet eşyaların müsaderesine dair 03.02.2012 tarihli ek kararın verilerek kesinleştiği görülmüştür.
Malatya Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim edilen 24.09.2009 tarihli yerine getirme fişinde hükümlü ... hakkında "3 yıl kamu hizmetlerinden geçici yasaklılık kararının" 17.08.2009 tarihinde yerine getirildiğinin, hükümlüler hakkında tanzim edilen kesinleşme şerhlerinde ise 07.04.2009 tarihi yerine 07.04.2008 tarihinin yazıldığı görülmüştür.
Tutanaklarda illegal yollardan yurt dışına çıktığı bilgisinin alındığı belirtilen ve Cumhuriyet Başsavcılığınca çıkartılan 2012/1-101 sayılı yakalama emrinin infaz edilemediği anlaşılan hükümlü hakkında, Malatya Cumhuriyet Başsavcılığının hükmolunan cezanın infaz edilmemesine karar verilmesine yönelik istemi doğrultusunda Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.05.2019 tarih, 2019/577 değişik iş sayılı kararı ile özetle; "Kapatılan Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.05.2006 tarih ve 2006/7-35 E-K sayılı kararı ile yasadışı silahlı örgüt mensuplarına hal ve sıfatlarını bilerek yardım etmek suçundan 765 sayılı TCK'nun 169 maddesi uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, kararın Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 07.04.2008 tarih ve 2007/9927 Esas, 2009/4018 Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği, hükmün infaza verildiği, hükümlünün atılı suç nedeniyle 13.10.2004 ile 13.01.2005 tarihleri arasında tutuklulukta kaldığı, hükmün infaza verilmesi sonrasında hükümlünün bakiye cezasının infazı hakkında yakalama emri çıkartıldığı, 5237 sayılı TCK'nın ceza zamanaşımını düzenleyen 68. maddesine göre ceza zamanaşımının gerçekleşmesi, infaza konu mahkumiyet hükmünü ortadan kaldırmayıp, sadece mahkumiyet hükmünün infaz edilmesini engellemediği, dosya kapsamına göre kesinleşme tarihinden itibaren zamaşımını kesen herhangi bir işlem bulunmadığından, infaz edilemeyen, bakiye ceza miktarı itibariyle (TCK 68) ceza zamanaşımının 10 yıl olduğunu, onama tarihinden itibaren dolduğu görüldüğünden talebin kabulüne" karar verilerek, bakiye cezasının ceza zamanaşımının dolması nedeniyle infaz edilmemesine dair itiraz yolu açık olmak üzere 23.05.2019 tarihinde kesinleşen karar verilmiştir.
Sanık müdafiinin 24.05.2019 tarihli dilekçesi ile memnu hakların iadesine karar verilmesi talebinde bulunulması üzerine; Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin
28.05.2019 tarihli ek kararı ile Cumhuriyet savcısının mütalası doğrultusunda özetle; "hükümlünün cezasının ceza zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle infaz edilmemesine dair karar verildiği ve kararın kesinleştiği, dolayısıyla hükümlü hakkındaki hak mahrumiyetine neden olan yasaklılıkların da tüm hukuki sonuçları ile birlikte ortadan kalkacağı anlaşılmakla talebin kabulüne karar verildiği" belirtilerek, Kapatılan Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.05.2006 tarih ve 2006/7 esas, 2006/35 karar sayılı ilamı ile verilen tüm yasaklanmış hakların geri verilmesine, itiraz yolu açık olmak üzere karar verilmiştir. Karar hükümlü müdafiine kalemde tebliğ edilmiş ve 11.06.2019 tarihinde kesinleşmiştir.
Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünün 26.08.2019 tarihli yazısında, 5352 sayılı Kanunun 13/A maddesi uyarınca cezanın infaz edilmemesine yönelik karar verildiği, ceza zamanaşımı süresi hesaplandığında ve infaz tarihinin 07.04.2018 olduğu dikkate alındığında, kanunda öngörülen 3 yıllık sürenin geçmemesi sebebi ile yasaklanmış hakların iadesine karar verilemeyeceğinden ek karar ile ilgili gereğinin yapılması hususunda Malatya Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulunulmuştur.
Malatya Cumhuriyet Başsavcılığının 25.09.2019 tarihli görüşü ile Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne ek kararın kanun yararına bozulması hususunda başvuruda bulunması üzerine, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 03.12.2019 tarihli talebi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından kesinleşen ek kararın kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşılmıştır.
III-KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI:
Kesinleşen mahkumiyet hükmüne yönelik ceza zamanaşımı süresinin dolması nedeni ile bakiye cezasının infaz edilmemesine karar verilen hükümlünün memnu haklarının iadesine dair verilen ek kararda hukuka aykırılık bulunup bulunmadığına ilişkindir.
IV-HUKUKSAL DEĞERLENDİRME:
01.06.2005 tarihinde ceza adalet sisteminde temel yasalar değiştirilmek suretiyle yeni bir dönem başlatılmıştır. 5352 sayılı Kanunun 13/A maddesinin gerekçesinde de açıklandığı üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda, belli bir suçu işlemekten dolayı cezaya mahkumiyetin sonucu olarak ömür boyu devam edecek bir hak yoksunluğu düşünülmediği için, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 121-124. maddeleri ile 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 416-420. maddelerinin yerine ikame olmak üzere yasaklanmış hakların geri verilmesi müessesesine ilişkin bir düzenleme yapılmamıştır.
Ancak, 5352 sayılı Adlî Sicil Kanununun geçici 2. maddesinde, diğer kanunlardaki kasıtlı bir suçtan dolayı belirli süreyle hapis cezasına veya belli suçlardan dolayı bir cezaya mahkum olan kişilerin, belli hakları kullanmaktan süresiz olarak yoksun bırakılmasına ilişkin hükümleri saklı tutulmuş, Anayasanın 76. maddesi ile özel kanunlarda sayılan suç ve mahkûmiyetlerin arşiv bilgilerinin silinmesi kabul edilmemiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki çeşitli kanunlardaki süresiz hak yoksunluğu doğuran bu hükümlere rağmen, yasaklanmış hakların geri verilmesi
yolunun kapalı tutulması, uygulamada ciddi sorunlara yol açtığından, 06.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 38. maddesiyle 5352 sayılı Adli Sicil Kanununa 13/A maddesi eklenmek suretiyle yasaklanmış hakların geri verilmesi/memnu hakların iadesi müessesesi yeniden Türk ceza adalet sistemindeki yerini almıştır.
5352 sayılı Kanunun "Yasaklanmış hakların geri verilmesi" kenar başlıklı 13/A maddesi şöyledir:
"(1)5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilir. Bunun için; Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla,
a)Mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması,
b)Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması gerekir.
(2)Mahkûm olunan cezanın infazına genel af veya etkin pişmanlık dışında başka bir hukukî nedenle son verilmiş olması halinde, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilmesi için, hükmün kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl geçmesi gerekir. Ancak, bu süre kişinin mahkûm olduğu hapis cezasına üç yıl eklenmek suretiyle bulunacak süreden az olamaz.
(3)Yasaklanmış hakların geri verilmesi için, hükümlünün veya vekilinin talebi üzerine, hükmü veren mahkemenin veya hükümlünün ikametgâhının bulunduğu yerdeki aynı derecedeki mahkemenin karar vermesi gerekir.
(4)Mahkeme bu husustaki kararını, dosya üzerinde inceleme yaparak ya da Cumhuriyet Savcısını ve hükümlüyü dinlemek suretiyle verebilir.
(5)Yasaklanmış hakların geri verilmesi talebi üzerine mahkemenin verdiği karara karşı, hükümle ilgili olarak Ceza Muhakemesi Kanununda öngörülen kanun yoluna başvurulabilir.
(6)Yasaklanmış hakların geri verilmesine ilişkin karar, kesinleşmesi halinde, adlî sicil arşivine kaydedilir.
(7)Yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna başvurulması nedeniyle oluşan bütün masraflar hükümlü tarafından karşılanır."
Kanun maddesinin sarahatine ve gerekçesinde işaret olunan amaç ve kapsamına nazaran, her ne kadar 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda, belli bir suçu işlemekten dolayı cezaya mahkumiyetin sonucu olarak ömür boyu devam edecek bir hak yoksunluğuna yer verilmemiş ise de, Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilecektir. Burada hükümlünün mahkumiyetinin, mülga 765 sayılı ya da mer'i 5237 sayılı Ceza Kanunlarına veya ceza öngören özel kanunlara dayanmasının bir önemi bulunmamaktadır. İadesine karar verilecek yasaklanmış haklar, Anayasanın 76.
maddesi gibi, belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı süresiz hak yoksunluklarına ilişkindir.
Bunun için; Türk Ceza Kanununun 53'üncü maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla,
a)Mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması,
b)Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması gerekir.
Diğer taraftan ceza zamanaşımını düzenleyen mülga 765 sayılı TCK ve mer'i 5237 sayılı TCK'nın ilgili maddeleri ise şu şekildedir:
765 sayılı mülga TCK
Madde 112 – Bu maddede yazılı cezalar aşağıdaki müddetlerin müruriyle ortadan kalkar:
...
4-Beş seneye kadar ağır hapis veyahut hapis veya muvakkat sürgün veya muvakkaten hidematı ammeden memnuiyet cezalariyle ağır cezayı nakdi hükümleri on sene... geçmesiyle ortadan kalkar.
Madde 115 – (Değişik: 11.6.1936-3038/1 md.)
Amme hizmetlerinden muvakkat memnuiyet yahut diğer bir ıskatı ehliyet cezası veya bir meslek ve sanatın tatili icrası sair cezalara zam ve ilave edildiği veyahut bir hüküm neticesi olduğu takdirde ıskatı ehliyet ve tatili meslek ve sanat cezaları, onlar için muayyen olan müddetin iki misline muadil bir müddet geçmedikçe sakıt olmazlar ve işbu müruru zaman aslı mücazatın sakıt olduğu tarihten itibaren cereyana başlar.
Madde 122 – (Değişik : 11.6.1936 - 3038/1 md.)
(Değişik birinci fıkra : 21.11.1990 - 3679/6 md.) Yukarıdaki maddede yazılı ceza, şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezaya bağlı olduğu halde, buna mahkum olan ve işlemiş olduğu cürümden dolayı pişmanlık duyduğunu ihsas edecek surette iyi hali görülen kimse, asıl cezasını çektiği veya ceza af ile ortadan kalktığı tarihten itibaren üç ve zamanaşımı ile düşmüş olduğu surette düştüğü tarihten itibaren beş yıl geçtikten sonra memnu haklarının iadesini talep edebilir.
Eğer bu mahrumiyet ve ıskatı ehliyet cezaları diğer bir cezaya ilaveten tertib olunmamış ise memnu hakların iadesi ancak hüküm ilamının kat'ileştiği tarihten itibaren beş sene sonra istenebilir.
5237 sayılı TCK
Ceza zamanaşımı
Madde 68- (1) Bu maddede yazılı cezalar aşağıdaki sürelerin geçmesiyle infaz edilmez:
...
e) Beş yıla kadar hapis ve adlî para cezalarında on yıl.
Ceza zamanaşımı ve hak yoksunlukları
Madde 69- (1) Cezaya bağlı olan veya hükümde belirtilen hak yoksunluklarının süresi ceza zamanaşımı doluncaya kadar devam eder.
Silahlı terör örgütüne yardım etmek suçundan hükümlü ...'in, eylemine uyan ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'ya göre daha lehe hüküm içeren 765 sayılı TCK'nın 169, 3713 sayılı Kanunun 5, TCK'nın 59, 31 ve 20. (5252 sayılı Yürürlük Kanununun 6. maddeleri gereğince ağır hapis cezası hapse tahvil olunarak) maddeleri gereğince 3 sene 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 3 sene müddetle kamu hizmetlerinden yasaklanmasına dair 5190 sayılı Kanun ile yetkili Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/7 esas, 2006/35 karar sayılı 04.05.2006 tarihli kararının Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 07.04.2009 tarih, 2007/8927 esas ve 2009/4018 sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiğinin görülmesine,
Beş yıla kadar hapis ve adlî para cezalarında ceza zamanaşımının, gerek 5237 sayılı TCK'nın 68/1-e gerekse 765 sayılı TCK'nın 112/4 maddelerinde on yıl olarak belirlenmiş olmasına ve fakat kamu hizmetlerinden yasaklanma hükmü yönünden, 765 sayılı TCK'nın 122. maddesi gereğince memnu haklarının iadesinin talep edilebilmesi için asıl cezanın zamanaşımı ile düşmüş olduğu surette düştüğü tarihten itibaren beş yıl geçmiş olması aranırken 5237 sayılı TCK'nın 69/(1). maddesine göre; cezaya bağlı olan veya hükümde belirtilen hak yoksunluklarının süresinin ceza zamanaşımı dolunca sona ereceğinin hükme bağlanmış bulunmasına, 5252 sayılı Kanunun 9/(3) maddesinde; "Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir." denilmekle birlikte, uyarlama yargılamasında sonuç cezanın belirlenmesi bakımından ceza zamanaşımına ilişkin hükümlerin tatbik imkanının bulunmaması nedeniyle ceza zamanaşımı ve buna bağlı olarak hak yoksunluklarına dair lehe yasa belirlemesinde, iş bu cezanın tespit edildiği 765 sayılı TCK hükümlerinden bağımsız olarak, bir yönüyle infaz hukukuna taalluk eden 5237 sayılı TCK normlarının uygulanmasının "karma uygulama yasağı" kapsamında değerlendirilemeyeceği, aksi halin sonuç cezayı belirleyecek olan İlk Derece Mahkemesini ceza zamanaşımı ve buna bağlı olarak hak yoksunlukları yönünden daha lehe hüküm içeren ceza kanununa göre bir uygulama yapmaya zorlayarak, TCK'nın 61. maddesinde öngörülen ilkelerin göz ardı edilmesini sonuçlayacağının anlaşılmasına nazaran;
Kamu hizmetlerinden yasaklanma hükmü bakımından 5237 sayılı TCK'nın 69/(1). maddesinin, 765 sayılı TCK'nın 122 maddesine göre açıkça lehe düzenleme içermesi ve bu düzenleme ile cezaya bağlı olan veya hükümde belirtilen hak yoksunluklarının süresinin ceza zamanaşımı doluncaya kadar devam edeceğinin hükme bağlanmış olması, somut olay yönünden, 11.06.2019 tarihinde kesinleşen Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 28.05.2019 tarihli, "hükümlünün cezasının ceza zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle infaz edilmemesine dair karar verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmakla tüm yasaklanmış hakların geri verilmesine," dair kararında hukuka aykırılık bulunmaması karşısında yerinde görülmeyen talebin reddine karar verilmiştir.
V-SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 13.12.2019 tarih ve 2019/123421 sayılı kanun yararına bozma talebinin REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2017/747 E., 2020/310 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
Örgüt yönetici olmayan ve şiddet olaylarına iştirak ettiğine dair hiçbir delil elde edilemeyen sanığın basın açıklamısından ibaret eyleminden yaklaşık 2 gün sonra başlayan şiddet olaylarından sorumlu tutulması; TCK'nın 20 maddesinde açıklanan ve Anayasanın 38 maddesi ile güvence altına alınan 'cezaların şihsiliği prensibine' aykırı olacağı tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır.
Ceza Genel Kurulu 2017/747 E. , 2020/310 K.
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 16. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Sayısı : 483-129
Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçundan sanık ...’ın TCK’nın 302/1. maddesi, 3713 sayılı Kanun’un 5/1. maddesi, TCK’nın 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Muş Ağır Ceza Mahkemesince verilen 10.05.2016 tarihli ve 483-129 sayılı karar tarihi ve ceza miktarı yönünden resen de temyize tabi hükmün sanık müdafisi tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 16. Ceza Dairesince 31.01.2017 tarih ve 6118-361 sayı ile;
“...
TCK'nın 302. maddesinde düzenlenen Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçu amaç suç olup, cebir ve şiddet suçun unsurudur. Bu suçu gerçekleştirmek gayesiyle örgüt mensupları tarafından araç suçlar da işlenebilir. Bu suçların amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli (vahim nitelikte eylem) kabul edilebilmesi için; hareketin özel veya genel ceza yasalarında suç olarak tanımlanması, failin örgüt mensubu veya örgüte mensup olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi olması, suçun kanuni tanımında cebir ya da şiddet unsuruna yer verilmiş olması ve amaç suçu gerçekleştirmeye matuf olması zorunludur.
Sanığın basın açıklaması yoluyla ifade ettiği öz yönetim açıklaması TCK'nın 217. maddesi kapsamında ‘halkı kanunlara uymamaya tahrik’ suçunu oluşturmaktadır. Zira bu suçun oluşumu için; failin ‘halkı’ kanunlara uymamaya tahrik etmiş olması gerekir. Halk belli bir bölge veya çevrede yaşayanların bütününü anlatmak için kullanılan bir tabirdir. Halk deyince, belirsiz sayıdaki kimselerin anlaşılması gerekir. O hâlde belirli kimselerin kanuna karşı gelmeye tahrik bu suçu oluşturmayacaktır. Fail, halkı kanuna uymamaya tahrik etmelidir. Kanunun tümü veya bir kısmına karşı gelmeye, koyduğu kurallara uymamaya, kanunun koyduğu ilkelere veya zorunluluklara aykırı tahrik söz konusu olacaktır. Tahrik, kışkırtma, harekete geçirme, sevk etme, akılda olan veya olmayan bir hususun fiiliyata dökülmesi için uyarma anlamlarına gelmektedir. Tahrik edilen eylemlerin gerçekleşmiş olup olmamasının önemi yoktur. Bir kimsenin diğer kişileri etkilemesi ve bu saik ile hareket etmesi yeterlidir. Bu açıklamalar doğrultusunda sanığın öz yönetim açıklaması içeriğinde herhangi bir suçun işlenmesi için çağrı söz konusu olmadığına göre, eylemin kanunlara uymamaya tahrik olarak değerlendirilmesi gereklidir.
Bu suçun yukarıda açıklanan kriterler yerleşik içtihatlar doğrultusunda vahim eylem olarak kabul edilmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Aksi kabul halinde, PKK/KCK silahlı terör örgütünün her kademesindeki mensupları hatta yardım edenler dâhil olmak üzere, nihai amacın ‘Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısımını Devlet idaresinden ayırmak’ olduğuna göre, öz yönetim çağrısının, malumun ilanından ibaret olması karşısında, örgüte yardım eden, örgüt mensubu olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen, örgütün üyesi, yöneticisi ve kurucusu arasında hiçbir ayrım yapmaksızın amaç suç olan TCK'nın 302. maddesinden cezalandırılması gerekeceği gibi bir sonuç ortaya çıkacaktır ki, kanun koyucu örgüt mensuplarının örgütteki konumu ve fiiline göre ayrı ayrı suç tanımlaması yaparak, bu nitelendirmeyi kabul etmediği iradesini açıkça ortaya koymuştur. Yüksek Yargıtayın yerleşik uygulamaları da bu yöndedir. Bu yorum ‘Ceza sorumluluğu şahsidir. Kimse, başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.’ biçiminde, Ceza Kanunu genel hükümlerinde 20/1 maddesin de ifadesini bulan temel ilkeye de uygun olacaktır.
Öz yönetim açıklamasının ifade hürriyeti ya da siyasi parti faaliyeti kapsamında kabul edilip edilmeyeceği:
Siyasi partiler Anayasamızın 68/2. maddesinde vurgulandığı gibi, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Siyasi partiye üye olma ve bir siyasi partinin çatısı altında siyasi faaliyetlerde bulunma örgütlenme özgürlüğü kapsamında iken, özgürlüğün topluca kullanımı bağlamında ifade özgürlüğü ile de ilişkilidir. Demokrasilerde özgürlüklerle doğrudan ilişkili olan ve yüksek bir meşruiyete sahip bulunan siyasi partilere üye olma ve siyasi faaliyette bulunma özgürlüğünün, başka özgürlükler gibi; terör örgütlerince kötüye kullanılmak istenebileceği açıktır. Nitekim birtakım siyasi faaliyetteki asıl hedef ve amaçların, açıklanan hedef ve amaçlardan daha başka olabileceği gibi asıl hedef ve amaçların gizlenebileceği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ‘yazar ve diğerleri’ kararında da vurgulanmıştır.
Anayasamızın 68. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11. maddesi ile tanınan siyasi partilere üye olma ve siyasi faaliyette bulunma özgürlüğünün kötüye kullanımı Anayasamızın 14/2. maddesinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 17. maddesi uyarınca yasaklanmıştır.
Bir faaliyetin siyasi faaliyet/örgütlenme özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilmesi ve Anayasa ile sözleşmenin korunmasından yararlanabilmesi için gerçekleştirilmekte olduğu bağlam ile birlikte cebir ve şiddet ile ilişkisi, kullanılan yöntem ve takip edilen amacın hukuk ve demokrasi kurallarına uygun olup olmadığı ve bir terör örgütü ile amaç veya yöntem bakımından ya da yapısal bir bağlantısının bulunup bulunmadığına bakılmalı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 17.07.2001 tarihli ‘Sadak ve diğerleri’ kararında yaptığı ayrım da dikkate alınmalıdır.
Dairemizin ve geçmişte terör suçlarına bakan dairelerin yerleşik kararlarında yer aldığı üzere; PKK/KONGRA-GEL silahlı terör örgütünü, bir devlet sistemi gibi yapılandırmayı hedefleyip birimlerini ve üyelerini sistematik bir yapıya kavuşturmayı amaçlayan örgütün yasama meclisi KONGRA-GEL tarafından kabul edilip sistemin anayasası olarak nitelendirilen KCK (Koma Civaken Kürdistan) sözleşmesinde, KCK ile PKK’nın ideolojik, ahlaki, felsefi ve örgütsel bağlantısının açıkça vurgulandığı, KCK yapılanması bakımından PKK’nın amaç ve stratejisinin benimsendiği tespitinden sonra KCK’nın PKK ile organik bağlantısı açıklanan amaç ve stratejisi hiyerarşik yapısı üye sayısı sahip olduğu silah ve zorlayıcı gücü itibarıyla Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısımını Devlet idaresinden ayırmaya yönelik amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli silahlı terör örgütü niteliğinde bulunduğu sonucuna varılmıştır. KCK yapılanması ile Devletin egemenliği altında bulunan bir kısım topraklarda Paralel Devlet yapısı oluşturulmaya çalışılmıştır. Belediyelerin yasa çerçevesinde kurdukları legal nitelikteki kent konseylerinin bir kısmı örgüt amaçları doğrultusunda illegal faaliyette bulundukları anlaşılmaktadır. Hiçbir yasa kanuna karşı hile ve kötü niyeti korumaz. Bu doğrultuda sanığın eyleminin ifade özgürlüğü ya da siyasi parti faaliyeti olarak değerlendirilmesine olanak bulunmamaktadır.
Yukarıda ayrıntılarına yer verilen gerekçeler ışığında; dosya kapsamındaki tüm delillere göre; sanığın, fiili ile meydana gelen netice açısından illiyet bağının kurulamaması, suça iştirak koşullarının gerçekleşmemesi ve örgüt yöneticisi olmayan sanığın, örğüt mensuplarınca işlenen fiilerden fail sıfatı ile sorumlu tutulmasına yasal imkân olmaması karşısında; sanığın gerçekleştirdiği basın açıklamasının içeriğinde, somut bir suçun işlenmesine yönelik teşvik ifadesi geçmemekte ise de halkın bir kısmını yasalar çerçevesinde atanan kamu görevlilerini tanımama ve itatsizliğe çağrıda bulunmasının TCK'nın 217. maddesinde tanımlanan suçu oluşturacağı doğrultusunda verilen emir ve talimatları sorgulamaksızın yerine getirmeye hazır bulunmayı da ifade eder. PKK/KCK sözde yürütme konseyinin öz yönetimden başka seçenek kalmadığına yönelik çağrısı üzerine yapılan basın açıklamaları sonrasında, terör örgütünün amaca ulaşmak için gerçekleştirdiği stratejik hamlelerden en önemlilerinden birisi olan, yoğun olarak Güneydoğu Anadolu Bölgesinde ve ülkemizin değişik yörelerinde hâkimiyet alanları oluşturmak için güvenlik güçlerine ve kamu binalarına topluca saldırı girişiminde bulunma eylemi arefesinde, kendisinin güvenemeyeceği örgüt hiyerarşisine dâhil olmayan kişilere görev verip öz yönetim açıklaması yaptırmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu gibi sanığın da bu görevi üslenmeyeceği, olay öncesinde de terör örgütü ile bağlantısının bulunduğuna dair somut deliller olduğu anlaşılan sanığın örgüt üyesi olduğunun kabulu gerekeceği, bu suç sebebiyle hüküm kurulurken, TCK'nın 61/1. maddesindeki kriterler nazara alınarak; suçun işlendiği yer ve zaman, ortaya çıkan zarar ve tehlikenin ağırlığı gözetilip, işlenen suçun kanuni tanımındaki alt ve üst sınırlar arasında temel cezanın üst sınıra yakın takdir edilebileceği, TCK'nın 302. maddesindeki suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, suç vasıfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabul ve uygulamaya göre de; silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan hüküm yönünden;
Failin, fiili ile netice arasında nedensellik bağı kurulmasına rağmen araç suçlar açısından gereğinin takdir ve ifa edilmemesi,
TCK’nın 302/1. maddesinde düzenlenen Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçunun; faili, mağduru, izlediği süreci, ihlal ettiği hukuki yararı aynı olan ve daha hafif neticesi kendi neticesiyle birlikte aynı kasta bağlı harekete tek bir nedensellik bağı ile bağlı bulunan silahlı terör örgütüne üye olma suçu bakımından geçitli bir suç olması ve devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçundan açılan davaya ilişkin olarak ayrıca bir hüküm kurulmaması gerekirken yazılı şekilde beraat kararı verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 14.03.2017 tarih ve 248905 sayı ile;
“..
Somut olayda özerklik ilanında bulunan sanığın sıradan biri olmayıp, PKK silahlı terör örgütünün sözde Anayasası niteliğindeki KCK sözleşmesi ile kurulmuş organlardan olan ve görevi az yukarıda açıklanan Demokratik Kent Meclislerinin Varto ilçesi açısından eş başkanı olduğu ve açıklamayı bu organ adına yaptığı hususu sabittir. Sanığın, Dairenizce de kabul edilen terör örgütüne üye olma durumu ise, Varto Demokratik Kent Meclisinin Eş Başkanı olmasına, eylemi ve etkilerine göre sıradan bir üyelik olmayıp Varto ilçesi açısından yöneticilik olarak kabul edilmesi; bu nedenlerle sanığın yaptığı özerklik ilanının da basit bir basın açıklamasından ibaret olmayıp, sonrasında ilçe genelinde meydana gelen terör faaliyetleri ve eylemleri, yine benzer şekilde öz yönetim ilan edilen diğer yerleşim birimlerindeki öz yönetim açıklamaları ve açıklamalar üzerine meydana gelen terör faaliyetleri ve eylemleri ile birlikte bir bütün olarak değerlendirildiğinde, PKK/KCK silahlı terör örgütünün nihai olarak hedeflediği devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozma ve hatta ortadan kaldırma yolundaki eylem stratejisinin devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya yönelmiş bir parçası olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda sanığın yaptığı özerklik ilan açıklaması ile ilçede meydana gelen terör faaliyet ve eylemleri arasında bir nedensellik bağı aramanın veya meydana gelen terör olayları ve terör eylemleri bakımından iştirak kurallarına göre bir sonuca ulaşmaya çalışmanın, dosyaya konu olaya özgü olarak, hukuki ve fiili açıdan yerinde bir yaklaşım olmadığı; dosya özelinde yapılan değerlendirmede ilçede yaşayıp terör örgütüne destek vermeyen halk kesimi için dehşet verici, korkutucu, tehdit teşkil edici, yıldırmaya, sindirmeye ve hayatı çekilmez hale getirmeye elverişli, ülkemizin diğer bölgelerinde yaşayan toplum kesimini ise endişeye ve infiale sevk eden bu açıklamanın, açıklamayla birlikte ilçede meydana gelen terör olayları, yukarıda değinilen diğer yerlerdeki özerklik açıklamaları ve terör olayları ile birlikte değerlendirildiğinde kendisinin başlı başına vahamet arz ettiği; özellikle açıklamayı yapan sanığın sıfatı, terör örgütünün sözde Anayasası niteliğindeki KCK sözleşmesine göre oluşturulmuş yapılanmadaki konumu, bu konuma göre terör örgütü PKK/KCK'nın Varto ilçesi açısından yöneticisi olarak kabul edilmesi gerekliliği, açıklamanın yapıldığı yer, zaman ve örgüt üyeleri ile milisleri için talimat, harekete geçme emri ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile organları ve güvenlik kuvvetleri için başkaldırı ve deyim yerindeyse kafa tutma niteliğindeki içeriği, terör örgütünün ilçedeki ve kırsalındaki üyeleri ile milisleri üzerinde oluşturduğu etki ve yukarıda değinilen terör eylem ve olaylarının bütünlüğü içindeki yeri dikkate alındığında TCK'nın 302. maddesinde düzenlenen Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak suçunun oluşumu için aranan unsurlardan, 'Devletin bağımsızlığını zayıflatmaya veya birliğini bozmaya veya Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya' matuf ve buna elverişli vahim bir fiil olarak kabul edilmesi gerektiği; dosyaya özgü olay adaletinin bu kabulü zorunlu kılıp, yerel mahkemenin sanık hakkında TCK'nın 302. maddesi gereğince yaptığı uygulamanın yerinde ve hukuka uygun olduğu; bu nedenlerle ve Yerel Mahkemenin hükmünü dayandırdığı, oluşa ve dosya kapsamına uygun gerekçelerle yerinde görülen hükmün onanmasına karar verilmesi gerektiği" düşünceleriyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesince 20.03.2017 tarih ve 1024-1159 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı suçun niteliğinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından,
PKK/KCK silahlı terör örgütüne müzahir internet siteleri ve diğer internet siteleri üzerinde yapılan açık kaynak araştırmalarında; “Bestanuce” isimli internet sitesinde 08.08.2015 tarihinde ''KJK: AKP'nin saldırılarını durdurmanın tek yolu topyekûn direniştir'' başlığı ile haber yapıldığı ve devamında ''Öz savunmayı geliştirmek her zamankinden elzemdir, …KJK, halkımız faşizmin bu hamlesine büyük bir direniş hamlesi ile yanıt vermelidir. Varlığını koruma ve özgürleştirme temelinde örgütlenerek her türlü saldırıya ve saldırı girişimine karşı kendini savunmalıdır. Bütün yaşam alanlarının mevcut durumda tehdit altında olduğunun bilinciyle hareket etmelidir. Gerekirse 24 saat nöbet tutmalıdır.'' şeklinde alt başlıkların açıldığı; “ANF News” isimli internet sitesinde 12.08.2015 tarihinde, ''KCK Kürt halkı için öz yönetimden başka çare kalmadı'' başlığıyla haber yapıldığı, ''KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanlığı, Kürdistan’daki Halk Meclislerinin öz yönetim ilanlarını destekleyerek AKP iktidarının ulus devlette ısrarı karşısında Kürt halkı için öz yönetimden başka seçenek kalmadığını duyurdu'' şeklinde alt başlıkların açıldığı; “ANF News” isimli internet sitesinde 13.08.2015 tarihinde, ''KJK öz yönetim ilanı demokratikleşme yolunda önemli bir adımdır'' başlığı ile ''KJK Şırnak, Cizre, Silopi ve Nusaybin'de öz yönetim ilanında ortaya konulan irade, demokratikleşme yolunda önemli bir adım olarak anlaşılmalı ve desteklenmelidir.'' şeklinde bazı il ve ilçelerde bu özerklik ilanlarının benimsenmesi, özendirilmesi ve artırılması yönünde talimat niteliğinde haberlerin yapıldığı,
13.08.2015 tarihinde sanık ...’ın basın açıklaması niteliğindeki duyurusunun; Devletin ve AK Parti hükûmetinin topluma yönelik topyekûn saldırılarına karşı demokratik direniş temelinde, kendi öz irade ve yönetimlerinin geliştirmeyi acil görev gördüklerini, “Kendimizi ve kentimizi yönetmek istiyoruz, bizler merkezden dayatılan, Ankara'dan toplumla uyuşmayan herşeyi yapmak zorunda değiliz. Bizler devletin atadığı vali ve kaymakamlar tarafından yönetilmek istemiyoruz. Bizler Kürt halkı olarak demokratik ve meşru yöntemlerle kendimizin seçtiği yönetimler tarafından yönetilmek istiyoruz. Bu nedenle biz artık kendimizi ve kendimizi öz yönetimimizle yönetmek istiyoruz. Rejim ve kurumlarını meşru görmüyoruz, Devlet mahkeme ve hukukuyla adaleti sağlamak yerine meşru taleplerini dile getiren herkesi terörize ederek cezalandırıyorsa, Anayasayla farklılıkları korumak yerine yok sayarak tasfiye ediyorsa, doğuştan gelen ana dil ve öz kimlikleri reddederek bölünme paranoyasına dönüştürüyorsa, bu rejim bizleri kapsamamakta ve temsil etmemektedir. Bizleri temsil etmeyen bu rejim ve tüm kurumlarını meşru görmediğimizi açıkça beyan ediyoruz. Bugünden itibaren kendimizi yönetiyoruz, Bizler Varto'da yaşayan seçilmiş Demokratik Kent Meclisi olarak, faşizan ve meşru olmayan rejime karşı toplumun öz yönetimi olarak kendimizi beyan ediyoruz. Seçilmiş kent meclisi olarak halkımıza yönelik geliştirilen topyekûn imha rejimine karşı tutum alarak bugünden itibaren kentimizi öz irade ve öz yönetimimizle yöneteceğimizi ilan ediyoruz" şeklinde olduğu,
“haberler.com” isimli internet sitesinde 13.08.2015 tarihinde; ''KCK talimat verdi, 3 gün içinde 7 ilçede öz yönetim ilan etti'' başlığı ile haberin yayımlandığı, haberin devamında Varto’da öz yönetim ilan edildiğinin, Muş'ta bir günde 2 ilçede öz yönetim ilan edildiğinin belirtildiği, yine aynı tarihli örgüte müzahir “ANF News” ve “Bestanuce” isimli internet sitelerinde Varto'daki özerklik ilanının duyurulduğu, sanık ...'ın açıklamasındaki bazı bölümlerin de haberlere eklendiği,
Sanık ...'ın 13.08.2015 tarihinde yaptığı özerklik ilanından hemen sonra Varto İlçe Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen 18.08.2015 tarihli tutanağa göre;
15.08.2015 tarihinde;
- Saat 20.50 sıralarında Muş Caddesi üzerinde bulunan 2 sabit, 1 hareketli MOBESE kamerasının uzun namlulu silahlar ile etkisiz hâle getirildiği,
- Saat 20.55 sıralarında Aktaş Market civarında yol üstüne tüp içerisine yerleştirilmiş bomba düzeneği yerleştirildiği,
- Saat 21.00 sıralarında Öğretmenevi ile Yalçın Market arasında bölücü terör örgütü PKK/KCK silahlı terör örgütü mensuplarınca beyaz renkli Dacia marka bir otomobilin yol ortasına kapıları açık vaziyette bırakıldığı,
- Halk Bankası inşaatı civarının çeşitli patlayıcı ve molotoflar ile ateşe verildiği,
- Esnafın kepenk indirerek koşarak uzaklaştıkları,
- Ortaya çıkan yüzleri kapalı ellerinde uzun namlulu silah ve bomba düzeneği olabileceği değerlendirilen ve büyük mutfak tüpleri olan şahıslar tarafından yolun trafiğe kapatılarak silahla çevreye ateş edildiğine yönelik görüntülerin tespit edildiği,
- Saat 21.00 sıralarında Varto İlçe Haber Merkezini arayan bir erkek şahsın “...” plaka sayılı Kartal marka aracının kendisinde olmadığını, başkalarının kullandığını ihbar ettiği,
- Saat 21.00 sıralarında alınan bilgilere göre Tedaş Kavşağı, Cumhuriyet Caddesi, Aktaş Market civarı ve ilçe merkezinde birkaç noktada eli silahlı leşker kıyafetli örgüt mensuplarının bulunduğu,
-Saat 21.06 sıralarında gelen patlama sesi sonrası ilçe genelinde elektriklerin kesildiği,
-Saat 21.15 sıralarında örgüt mensuplarının Çaylar Yolu üzeri Hz. Osman Camisi civarını kepçe ile kazdıkları,
- Saat 21.35 sıralarında örgüt mensuplarının 155 Polis İmdat Hattını arayarak “Geliyoruz” diye telefon ettikleri,
16.08.2015 tarihinde;
- Saat 08.30 sıralarında kent güvenliğinin sağlanması için Muş Valiliği tarafından Varto İlçe Merkezinde ikinci bir emre kadar sokağa çıkma yasağının ilan edildiği,
- Varto İlçe Merkezinde örgüt mensuplarınca kazılan hendekler arkasına mevzilenmiş eli silahlı grupların görüntüsünün alındığı, Akcan Market civarında 2, Eski Devlet Hastanesi civarında 4 terör örgütü mensubunun tespit edildiği,
- Jandarma Özel Harekât (JÖH) ve Polis Özel Harekât (PÖH) kuvvetlerinin zırhlı araçları ile ilçe merkezinde hendekler civarında gerekli görevlerini ifa ettikleri esnada örgüt mensuplarıyla Vedaş Kavşağında kısa süreli çatışma yaşandığı,
- Saat 12.55 sıralarında Kolan Mevkisinden, Varto ilçe merkezine mühimmat sevkiyatı yapıldığı bilgisinin edinildiği ve yapılan çalışmaların ardından saat 15.00 sıralarında Kolan Mevkisinden ilçe merkezine geliş istikametinde bulunan Alagöz köyü civarında mühimmat yüklü “34 PRD 39” plaka sayılı beyaz renkli Ford Connect marka araç içinde; 9 adet Kalaşnikof marka uzun namlulu silah, 5 adet roketatar başlığı, çok sayıda Bixi (700 Adet) ve Kaleşnikof mermisi (4500 Adet), örgütsel dokümanlar, leşker kıyafetlerinin ele geçirildiği,
- İlçe merkezine takviye güvenlik güçlerinin gelmesini engellemek amacıyla kepçe ile kazılan hendek içlerinde yapılan çalışmalarda hendeklerin 12 kg mutfak tüpü ile tuzaklanmış olduğu,
- Akcan Market civarında bulunan hendek ile Yalçın Market civarında bulunan hendeğin, Özel Harekât Şube Müdürlüğüne ait kobra unsurları ile, ilçe girişinde bulunan diğer hendeklerin Van İl Emniyet Müdürlüğüne ait bomba imhada kullanılan robot ile etkisiz hâle getirildiği,
- Saat 19.00 sıralarında bölücü terör örgütü mensupları tarafından ateş edilmesi sonucu güvenlik güçlerince karşılık verilmesi üzerine çıkan çatışmada 4 örgüt mensubunun ölü olarak ele geçirildiği, terör örgütü mensupları ile birlikte 1 adet roketatar başlığı, 1 adet roket, 4 adet AK-47 Kalaşnikof marka uzun namlulu silah, 7 adet Kalaşnikof şarjörü, 200 adet Kalaşnikof mermisi, 1 adet el bombasının ele geçirildiği,
İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünün dosya arasında bulunan 24.11.2015 tarihli raporuna göre, PKK/KCK silahlı terör örgütünün 24.07.2015 sonrası süreçte bilinçli bir şekilde Demokratik Özgürlük söylemini gündemde tutmaya çalışarak, özgüre müzahir basın yayın araçları üzerinden "Kürtler için özerlikten başka seçenek kalmadı" şeklinde açıklamalarda bulunulduğu, 09.08.2015 tarihinde Mardin ili, Nusaybin ilçesinde, 10.08.2015 tarihinde Şırnak il merkezinde, 12.08.2015 tarihinde Hakkari ili, Yüksekova ilçesinde, 13.08.2015 tarihinde Muş ilinin, Bulanık ve Varto ilçelerinde, 14.08.2015 tarihinde Hakkari il merkezinde, 14.08.2015 tarihinde Van ilinin, Merkez İpekyolu ve Edremit ilçelerinde, 15.08.2015 tarihinde Batman il merkezinde, 15.08.2015 tarihinde Diyarbakır ili, Sur ilçesinde, 16.08.2015 tarihinde Diyarbakır ili, Silvan ilçesinde, 17.08.2015 tarihinde Şırnak ili, Cizre ilçesinde, 18.08.2015 tarihinde Diyarbakır ili, Lice ilçesinde, 18.08.2015 tarihinde Ağrı ili, Doğubeyazıt ilçesinde, 19.08.2015 tarihinde Bitlis ili, Hizan ilçesinde, 28.08.2015 tarihinde Adana ili, Seyhan ilçesi, Fırat Mahallesinde, 08.09.2015 tarihinde Adana ili, Seyhan ilçesi, Gülbahçe Mahallesinde, 16.09.2015 tarihinde Adana ili, Seyhan ilçesi, İsmet Paşa Mahallesinde, 08.10.2015 tarihinde Ağrı il merkezinde, 12.10.2015 tarihinde Van ili, Erciş ilçesinde öz yönetim ilanında bulunulduğu, özerklik ilanında bulunan şahısların halk meclisi, kent meclisi, demokratik toplum meclisi, demokratik halk meclisi isimlerini kullanarak bu eylemlerini gerçekleştirdikleri, bu tabirlerin PKK/KCK silahlı terör örgütünün örgütsel yapılanması kapsamında faaliyet gösteren birimler olduğu ayrıca bu eylemlerin sadece özerklik ilanı ile kalmadığı, 2015 yılının Ağustos ayı içerisinde özellikle ve devam eden aylarda, şehir merkezlerine terör örgütü mensuplarının indiği, bir savaş hâlinin yaratılmaya çalışıldığı, hendekler kazıldığı, kazılan bu hendeklere, yollara, güvenlik güçlerinin geçiş güzergâhlarına, çok sayıda bomba döşenilerek patlatıldığı, bunlara ilişkin yapılan operasyonlarda pek çok güvenlik kuvveti personelinin şehit olduğu,
Anlaşılmaktadır.
Sanık aşamalarda; HDP partisinin Varto ilçe teşkilatı yöneticisi olduğunu, 13.08.2015 tarihinde Varto İlçe Merkezinde parti teşkilatı binası önünde, yaşanan ölüm olayları nedeniyle tutuklamaların, baskıların, çatışma ortamının ve ölümlerin olmaması için o gün okunan metni hazırlayarak parti binası önünde okuduğunu, bu metni kendisinin hazırladığını, metnin içeriğinde Devleti tanımamak gibi herhangi bir ibarenin bulunmadığını, basın açıklamasının belediye yani il özel idaresi ve siyasal partilerin şeffaf bir şekilde yönetilmesi amacıyla yapıldığını, Devlete karşı herhangi bir başkaldırıyı amaçlamadığını, metni hazırlarken hiçbir şekilde terör örgütünün herhangi bir yönlendirmesi ve talimatının olmadığını, Türkiye'nin diğer illerinde yapılan özerklik basın açıklamalarını yaptığı bu açıklamadan 2 gün sonra basından öğrendiğini, diğer il ve ilçelerde yapılan basın açıklamalarının 13.08.2015 tarihinde yaptığı basın açıklamasıyla bir irtibatının bulunmadığını, basın açıklamasında herhangi bir şekilde özerklik veya öz savunma ibarelerini içeren bir beyanının olmadığını, sadece yerel yönetimlerin etkin ve şeffaf bir şekilde işlemesi amacıyla açıklama yaptığını, Varto’da Kent Meclisi Konseyinin olmadığını, 21.08.2015 tarihinde evinde yapılan arama neticesinde ele geçirilen “Adalet Komisyonuna Sunmak Üzere Hazırlanmış Rapor Metni” sorulduğunda, bu raporun HDP merkezinde bulunan adalet komisyonuna seçim sonucu hususunda durum tespiti amacıyla kendisinin hazırladığı bir metin olduğunu, 13.08.2015 tarihinde yapılan basın açıklamasından sonra Varto İlçe Merkezinde meydana gelen terör örgütü mensuplarının hendek kazma ve silahlı çatışma eylemleri ile hiçbir irtibatının bulunmadığını, olayların meydana geldiği tarihte Yeşildağ Köyü’nde olduğunu, basın açıklaması yaptıktan sonra evine gittiğini, Varto ilçe merkezinde 16.08.2015 tarihinde meydana gelen olaydan sonra HDP milletvekillerinin geldiği gün Kaymakam ile görüşmek için geldiğini, bunun haricinde ilçeye gelmediğini, örgütün bu internet sitelerinde yapılan düşünce ve talimatlarından herhangi bir haberinin bulunmadığını, 21.08.2015 tarihinde yapılan ev aramasında ele geçirilen “İbrahim Çetin geçen yıldan beri aklımızdasın gerilla örgütü arkanıza alarak bizi köyden sürdünüz sen ve senin gibilerin peşindeyiz görüşürürüz” şeklindeki kâğıdın, parti yöneticisi olduğu için zaman zaman gelen taleplerden olduğunu, gelen bu yazının hangi tarihte ve kim tarafından verildiğini de hatırladığını, atılı suçlamaları kabul etmediğini, savunmuştur.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümlenmesi için öncelikle Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçuna değinmekte yarar bulunmaktadır.
Devletin varlığı ya da bütünlüğü öncelikle Anayasa'da teminat altına alınan değerdir. Anayasa'nın 3. maddesinde, Türk Devleti'nin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğu ifade edilmiş, 14. maddesinde, Anayasa'da yer alan hak ve özgürlüklerin, Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmak amacıyla kullanılamayacağı, üçüncü fıkrasında ise, bu amaca aykırı faaliyetlerin yaptırımlarının yasa ile belirleneceği hüküm altına almıştır.
Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak suçu ise 5237 sayılı TCK'nun 302. maddesinde;
“(1) Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymaya veya Devletin bağımsızlığını zayıflatmaya veya birliğini bozmaya veya Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya yönelik bir fiil işleyen kimse, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.
(3) Bu maddede tanımlanan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.” şeklinde düzenlenmiştir.
Madde gerekçesi ise;
“Madde, Devletin ülkesine, egemenliğine ve birliğine karşı cürümlerden en ağırını cezalandırmaktadır; korunan hukukî yarar Devletin ülkesinin bütünlüğü ve egemenliğidir. Söz konusu suç, serbest hareketli bir suçtur.
Bu suçun oluşabilmesi için belli amaca yönelik fiillerin işlenmesi gerekir.
Bu amaç, madde metninde,
1.Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymak,
2.Devletin birliğini bozmak,
3.Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmak,
4.Devletin bağımsızlığını zayıflatmak, olarak belirlenmiştir.
Söz konusu suçun oluşabilmesi için, işlenen fiilin bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli olması gerekir. Bu bakımdan, fiillerin söz konusu neticeleri yaratabilecek nitelikte bulunması, suçun oluşması için şarttır. Devletin birliğini bozmak, topraklarının bir kısmını veya tamamını başka bir devletin egemenliği altına koymak, topraklarından bir kısmını Devlet egemenliğinden ayırmak, Devletin bağımsızlığını azaltmak sonuçlarını doğurması mümkün bulunmayan bir fiil suçun maddî unsurunu oluşturmayacaktır. Fiilin bu niteliği taşıyıp taşımadığı ise olayların özelliğine göre takdir edilecektir.
Bu fiillerin, cebrî nitelikli olması gerekir. Maddede ayrıca ‘yönelik cebrî fiiller’ denilmesi gereksiz (lüzumsuz, zait) sayılmıştır; zira maddede belirtilen maksatlar çerçevesinde, fiillerin kendisinin nitelikleri gereği cebrî olması icap ettiği aşikârdır.
Suçun oluşabilmesi için, maddede yazılı hedeflerin gerçekleşmiş bulunmasına ihtiyaç yoktur. Belirtilen amaçlara yönelik fiillerin işlenmiş bulunması yeterlidir.
Bu suçun işlenmesi sırasında örneğin kişiler öldürülmüş, kasten yaralanmış ya da kişilerin veya kamu mallarına zarar verilmiş olabilir. Maddenin ikinci fıkrasında, bu suçlardan dolayı da ayrıca cezaya hükmolunacağı kabul edilmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasına göre, bir ve ikinci fıkrada yer alan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacaktır.” şeklinde olup, 01.06.2005 tarihinden önce bu maddenin karşılığını oluşturan 765 sayılı TCK’nın 125. maddesinden farklı olarak, suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan da cezaya hükmolunması gerekeceği belirtilmiştir. Böylelikle, TCK'nın 302. maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan amaç suçun işlenmesi sırasında işlenen araç suçlardan dolayı TCK'nın 302. maddesinin ikinci fıkrası gereği ayrıca cezaya hükmolunacağı kabul edilmiştir.
Her devlet siyasal fonksiyonu kapsamında, ülke, egemenlik ve millet/ulus unsurlarını, anayasal düzenini ve bu düzenin işleyişini koruma altına alır. Anayasa'nın 3. maddesine göre, Türkiye Cumhuriyeti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Kişi hak ve hürriyetlerinden hiçbirisi Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz (Anayasa madde 14). Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini korumak devletin/siyasal iktidarın temel amaç ve görevlerindendir (Anayasa madde 5). 5237 sayılı TCK'nın 302. maddesinde düzenlenen Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak suçu, bu temel görevin hukuki zeminini oluşturmaktadır.
Suçta korunan hukuki yarar; Devletin birliği, ülke ve ulus bütünlüğü ile egemenliği, suçun konusu; Devletin ülkesi, egemenliği ve milli birliği, suçun faili; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olsun ya da olmasın, yöneten veya yönetilen herkes, suçun mağduru; Devletin millet/ulus unsurunu oluşturan her bir bireyi olup söz konusu suçun oluşabilmesi için, işlenen fiilin cebri nitelikte olması ve bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli bulunması gerekirse de, maddede yazılı hedeflerin gerçekleşmesine ihtiyaç yoktur. Fiilin cebri niteliğinden, maddi cebrin anlaşılması gerekmektedir. Cezalandırılan hareket devletin hayatını tehlikeye koyan icra hareketleridir.
Devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma suçu bir kalkışma suçu olarak, peşinen tamamlandığı kabul edilen suçlardandır. Kalkışma suçlarında öngörülen zarar neticelerinin gerçekleşmesine yönelik elverişli, uygun hareketlerin yapılmasıyla oluşmaktadır. Kanun koyucu, çok önemli gördüğü bazı hukuksal değerlerin zarar görmesini önlemek için bu değerlere zarar tehlikesi meydana getirilmesini dahi tamamlanmış suç gibi cezalandırmaktadır. Suçun oluşması için zarar neticesinin gerçekleşmesi aranmamakta, suçun oluşması için failin hareketinin söz konusu neticenin gerçekleşmesine yönelik olması ve hareketinin o neticeyi gerçekleştirmeye elverişli olması yeterli olacaktır (“Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozma Suçu” konulu makale, Doç Dr. Vesile Sonay Evik, s.1733.).
Araç fiilin işlenmesine yönelik icra hareketinin, hem zarar ya da tehlike suçu niteliğindeki araç suçun (TCK 302/2) hem de tehlike suçu niteliğindeki amaç suçun (TCK 302/1) “fiil” unsurunu teşkil ettiği görülmektedir. Buna göre elverişli/vahim eylemin diğer tabirle araç suçun, hazırlık hareketi aşamasından icra hareketi safhasına geçmesi, en azından teşebbüs boyutuna ulaşması amaçlanan sonucu doğurabilecek icra hareketi olarak belirginleşmesi gerekmektedir (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.02.2010 tarihli ve 103-22 sayılı kararı). Fiilin elverişli/vahim niteliği taşıyıp taşımadığı ise her olayın özelliğine göre; örgütün amacı, faaliyet alanı, ülke genelindeki organik bütünlüğü, fiilin niteliği, işleniş biçimi, işlenme zamanı, toplumda meydana getirdiği etki, ortaya çıkan zarar ve tehlikenin ağırlığı gibi ölçütler değerlendirilerek takdir edilecektir. Toplumda kaos ve tedirginlik oluşturacak, Devlet otoritesine olan güveni sarsacak, kamu düzenini, toplum barışını bozarak amaç suçun gerçekleşmesi için elverişli tehlike ortamını hazırlayacak vahim eylemler bu suçun oluşmasında kriter olarak dikkate alınmaktadır.
Suç tamamlandığında eylemlerin cezalandırılamayacak olması ve teşebbüsün oluşumu için minimum gerekenlerin zaten suçun tamamlanması için yeterli olmasından dolayı kalkışma suçlarından olan Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçuna teşebbüs mümkün değildir. (Antolisei, 633; Fiandaca-Musco, 12; Lattanzi-Lupo, 20; Dolcini-Marinucci, 1834 ten alıntı Erem Faruk-Toroslu Nevzat, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Savaş Yayınevi, Ankara, 1983, s 74.).
Diğer taraftan uyuşmazlığın çözümü için ceza hukukunda “Tipiklik” ve “Nedensellik bağı” kavramlarının da ayrıca açıklanması gerekmektedir.
Suç teşkil eden haksızlığın temelini kanuni tipin gerçekleştirilmesi oluşturur. Fiilin haksızlık içeriği tipteki unsurlar içinde ifade edilmiştir. Olay hareket ve netice bakımından ifade ettiği değersizlik soyut olarak tipte gösterilmiştir. İşte bir davranışın kanuni tipteki haksızlığın tanımıyla örtüşmesi hâlinde, tipiklik gerçekleşmiş olur. Tipiklik kavramıyla suçta kanunilik ilkesi arasında çok yakın bir ilişki bulunmaktadır. Anayasa (m. 38/1) ve Ceza Kanununda (m. 2/1) yer alan “kanunsuz suç olmaz” ilkesi, cezalandırılabilirliğin bağlantı noktasının kanundaki bir suç tipi olduğunu ortaya koymaktadır. Kanunilik ilkesi gereğince kanun koyucu hangi fiillerin suç teşkil ettiğini açık bir şekilde kanunda göstermelidir. Kanunda suç olarak tanımlanmayan bir fiilden dolayı kimsenin cezalandırılması mümkün değildir. Böylece ceza hukuku bakımından önem taşıyan hareketleri, önem taşımayanlardan ayırmak, tipikliğin önde gelen görevini oluşturmaktadır. Bunun önemli sonucu olarak, ceza hukukunu ilgilendiren hareketlerin belli normlar tarafından tarif edilmesi, hukuk düzeninin değerlendirme faaliyetinin bir parçasıdır. Bir başka deyişle, her bir suç tanımının yarattığı soyut hareket tipi, hukuk düzeninin bunlar hakkında yaptığı olumsuz değerlendirmenin konusunu oluşturur. Kısacası hareket, tipiklik yargısının konusudur (Koca Mahmut – Üzülmez İlhan, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, SeçkinYayınevi, Ankara, 2018, s 107.).
Keza hukuka aykırılık ve normatif anlamda kusurluluk yargılarının konusu da yine harekettir. Suçun bir unsuru olarak kastedilen tipiklik ise dar anlamda tipikliktir (haksızlık tipi). Her bir suça kendi özelliğini veren ve onun haksızlık içeriğini karakterize eden tanımdaki unsurlar dar anlamda tipikliği oluşturur. Haksızlık tipinin (dar anlamda tipikliğin) fonksiyonu, yasaklanmış davranışın tipik haksızlık içeriğini belirleyen, özel suç tiplerine şekil ve biçim veren unsurları göstermektir. Kanundaki her bir suç tanımı, cezayı gerektiren haksızlığın özel bir biçimini, yani “haksızlık tipini” oluşturur. Suçun kanuni tarifi (kanuni tip), bir fiilin tipik haksızlık içeriğini somutlaştıran unsurları bir araya getirme fonksiyonuna sahiptir. Böylece suç tipleri, kanun koyucunun cezaya layık olarak gördüğü davranış şekillerini belirler. Tipiklik, burada, vatandaşların tipleştirilen emir ve yasaklara göre kendilerini yönlendirmeleri fonksiyonunu yerine getirir. Buna “tipikliğin uyarı fonksiyonu” denir (Appellfunktion des tatbestandes ten alıntı Koca Mahmut – Üzülmez İlhan, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, SeçkinYayınevi, Ankara, 2018, s 108.).
Tipiklik, insan hareketlerinin soyut kavramlarla tanımlanmasıdır. Şayet somut hareket, daha önce yapılan bu soyut tanıma uygunsa, bu hareketin tipe uygunluğundan bahsedilir. Hareketin suç tipindeki fiile, hareket edenin de suç tipindeki faile uygun olması gerekir. Bu itibarla tipiklik, ceza kanununun özel kısmında tanımlanan tüm suçların taşıdıkları özellikleri bu suçlardan soyutlayarak gösteren, yani her suça uyabilen soyut, çerçeve bir model olmaktadır. Tipiklik, sadece bir suç tipinin değil, tüm suçların özelliklerini taşıyan soyut bir kavramdır. Failin tipe uygun davranmasıyla tipik haksızlık da gerçekleşmiş olur. Çünkü kanunda tanımlanan her bir suç, bu somut tanımıyla, tipik haksızlığı oluşturan davranış tarzlarını ortaya koymuş olmaktadır.
Nedensellik bağı kavramına gelince;
Dış dünyada meydana gelen değişikliğin (neticenin) bir kimseye yüklenebilmesi ve dolayısıyla onun sorumlu olabilmesi, söz konusu neticenin o kimsenin hareketinden meydana gelmesine bağlıdır. Diğer bir deyişle, hareket ile netice arasında bir nedensellik bağı, bir sebep-sonuç ilişkisi bulunmalıdır. Şayet hareket ile netice arasında böyle bir ilişki yoksa netice hareketten meydana gelmemişse, kısaca nedensellik bağlantısı bulunmuyorsa neticenin faile yüklenebilmesi mümkün değildir. (Artuk-Gökcen, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Turhan Kitapevi, Ankara-2007, s 412.). Hiç kimse, kendi hareketinin neden olmadığı, kendi hareketinin sonucu olmayan bir neticeden sorumlu tutulamaz. Bir neticeden dolayı sorumlu tutulabilmenin temelini, hareket ile netice arasındaki sebep-sonuç ilişkisini ifade eden nedensellik bağı oluşturur. Sırf hareket suçlarında, suçun oluşması için hareketin yapılması yeterli olduğundan, bu suçlarda nedensellik bağı problemi ortaya çıkmaz. Nedensellik bağı, kanuni tanımında hareketin yanı sıra neticeye de yer verilen suçlarda gerekli olan bir olgudur (Koca Mahmut – Üzülmez İlhan, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, SeçkinYayınevi, Ankara, 2018, s 131.).
Neticeli suçlarda, tamamlanmış bir suçun kabulü, tipe uygun neticenin gerçekleşmesine bağlıdır. Ancak bu suçlarda, sadece hareketin varlığının ve neticenin gerçekleştiğinin belirlenmesi yeterli olmayıp, hareket ile netice arasında belli bir bağın bulunması da gerekir. Şayet hareketle netice arasında nedensellik bağı yoksa, o netice faile yüklenemez.
Nedensellik bağı, neticeli suçlarda, suçun kanunda tanımlanmayan unsurları arasında yer almaktadır. Nedensellik bağı konusu, ceza hukukunda çoğu zaman bir sorun olarak karşımıza çıkmaz. Bu yüzden, ceza kanunları, genelde, nedensellik bağıyla ilgili olarak bir düzenlemeye gitmezler. Esasen bu konuda bir düzenlemeye gidilmesi gerekli de değildir. Zira nedensellik bağı, her neticeli suçta mutlaka bulunması gereken doğal bir olaydır. Bir başka deyişle, hareket ile netice arasındaki bağı ifade eden nedensellik, hukuki bir konu ve kavram olmayıp, doğa kanunlanna göre belirlenecek bir husustur. Nitekim hem mülga 765 sayılı TCK’da, hem de 5237 sayılı yeni TCK’da nedensellik bağına ilişkin genel bir hükme yer verilmemiştir. Özel kısımda yer alan suçların çoğunda da nedensellik bağına vurgu yapan bir açıklamaya rastlanmaz. Bununla birlikte, bazı suçların (netice sebebiyle ağırlaşmış yaralama, kasten yaralama.) tanımında bu bağı belirten kelimelere yer verilmektedir. (Koca Mahmut – Üzülmez İlhan, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, SeçkinYayınevi, Ankara, 2018, s 132.). Türk Ceza Hukuku sistematiğinde nedensellik bağlantısının tespitinde, sonuca etkili olan her şart dikkate alınmalı ve bu şartlar arasında neticeyi meydana getirmeye elverişli olan, en etkili şartla nedensellik bağı (maddi nedensellik) kurulmalıdır (Artuk-Gökcen, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Turhan Kitapevi, Ankara-2007, s 425.).
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümlenmesinde ifade özgürlüğüne ilişkin düzenlemelere de değinilmesinde fayda bulunmaktadır.
Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Öğretide değişik tanımlara rastlanmakla birlikte, genel bir kabulle ifade/düşünce hürriyeti, insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkân ve özgürlüğüdür. Demokrasinin "olmazsa olmaz şartı" olan ifade hürriyeti, birçok hak ve özgürlüğün temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin de kaynağıdır. İşte bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti, temel hak ve hürriyetler kapsamında değerlendirilerek, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda da ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmuştur.
Bu bağlamda;
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19. maddesinde;
"Herkesin görüş ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, karışmasız görüş edinme ve herhangi bir yoldan ve hangi ülkede olursa olsun bilgi ve düşünceleri arama, alma ve yayma özgürlüğünü içerir.",
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 10. maddesinin birinci fıkrasında;
"Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir." hükümlerine yer verilmiştir.
Anayasamıza bakıldığında;
25. maddesinde "Düşünce ve kanaat hürriyeti" başlığı altında;
"Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz."
26. maddesinde, AİHS’nin 10. maddesinin birinci fıkrasındaki düzenlemeye benzer şekilde;
"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir." hükümleri yer almıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi konuya ilişkin olarak; "İfade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur. İfade özgürlüğü, 10. maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen 'haber' ve 'düşünceler' için değil, ama ayrıca Devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz. Bu demektir ki, başka şeyler bir yana, bu alanda getirilen her 'formalite', 'koşul', 'yasak' ve 'ceza', izlenen meşru amaçla orantılı olmalıdır." şeklinde görüş belirtmiştir (Handyside/ Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 07.12.1976.). Görüldüğü gibi, Sözleşme'nin 10. maddesinin birinci fıkrası ile Anayasa’nın 25 ve 26. maddelerinde ifade (düşünce) hürriyeti en geniş anlamıyla güvence altına alınmıştır.
Öte yandan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçu kapsamında Sözleşme’nin 10. maddesi ile koruma altına alınan ifade özgürlüğüne ilişkin müdahalenin haklı olup olmadığını; gerçekleştirilen müdahalenin yasayla öngörülmüş olup olmadığı, “müdahalenin meşru amaçlara dayanıp dayanmadığı” ve “müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı" temelinde incelemektedir.
Kanunla öngörülmüş olma ölçütü, devletin müdahalesine dayanak oluşturan yasal düzenlemenin erişilebilir ve öngörülebilir olması anlamına gelmektedir. Kanunla öngörülme hususunda önemli olan yasanın hukuki niteliğidir. Meşru amaç, 10. maddenin 2. fıkrasında sayılan ve orada belirtilenlerin korunması uğruna ifade özgürlüğüne müdahalede bulunulmasına imkân tanıyan değer veya çıkarlardır. Sınırlamanın demokratik toplumlarda gerekli olması ise; ifade özgürlüğüne yapılacak müdahale açısından bu ihtiyaca cevap vermek için başvurulan araç ile bireyin ifade özgürlüğü arasında adil veya orantılı bir dengenin bulunması gerekmektedir. AİHM’ye göre gerçekleşen müdahale zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaçtan kaynaklanmalıdır. Zorlayıcı toplumsal ihtiyacın mevcut olup olmadığının değerlendirilmesinde ve bu ihtiyacın giderilmesi amacıyla alınacak önlemlerin seçiminde ulusal makamların takdir hakkı bulunmaktadır.
Öte yandan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda suça iştirakte, faillik ve şeriklik ayrımı öngörülmüş, azmettirme ve yardım etme şeriklik kavramı içinde değerlendirilmiştir.
TCK'nın 37. maddesindeki; "(1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur.
(2) Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin cezası, üçte birden yarısına kadar artırılır" şeklindeki hüküm ile maddenin birinci fıkrasında müşterek faillik, ikinci fıkrasında ise dolaylı faillik düzenlenmiştir.
Kanunda suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak hâlinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK'nın 37. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır.
Öğretideki görüşler de dikkate alındığında müşterek faillik için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir:
1) Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır.
2) Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır.
Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı "fail" konumundadır. Fiil üzerinde ortak hâkimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde, suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının, suçun işlenmesinde yaptıkları katkının, diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda da müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre her müşterek fail, suçun icrasına ilişkin etkin, fonksiyonel bir katkıda bulunmaktadır.
"Yardım etme" ise 5237 sayılı TCK'nın 39. maddesinde; "(1) Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez.
(2) Aşağıdaki hâllerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur:
a) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek.
b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak.
c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak" şeklinde düzenlenmiştir.
Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına "şerik" denilmekte olup, 5237 sayılı TCK'nda şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden 5237 sayılı Kanun'un 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır.
TCK'nın 39. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenlemeye göre, yardım etme; maddi yardım ve manevi yardım olarak ikiye ayrılmaktadır.
1) Bir suçun işlenmesine maddi yardımda bulunma çok çeşitli şekillerde ortaya çıkmakla birlikte anılan maddede maddi yardım;
a-) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek,
b-) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak,
Olarak sayılmıştır.
2) Manevi yardım ise;
a-) Suç işlemeye teşvik etmek,
b-) Suç işleme kararını kuvvetlendirmek,
c-) Suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vaad etmek,
d-) Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek,
Şeklinde belirtilmiştir.
Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin belirlenmesi için, eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira "yardım etme"yi müşterek faillikten ayıran en önemli unsur, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hâkimiyetinin bulunmamasıdır.
Görüldüğü üzere, 5237 sayılı TCK'nın 37 ve 39. maddelerindeki açık düzenlemeler uyarınca suçun kanunî tanımında yer alan fiili gerçekleştirenler "fail" olarak kabul edilirken, suçun kanunî tanımında yer alan fiili gerçekleştirmeyen, ancak suç işlemeye teşvik eden veya suç işleme kararını kuvvetlendiren veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat eden, suçun nasıl işleneceği hususunda yol gösteren veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlayan, suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştıran kimseler ise "suça yardım eden" olarak sorumlu tutulmaktadır.
Suçun işlenilmesi için gerekli olan araçların başkası tarafından temin edilmesi hâlinde, bu araçları sağlayan kişi maddi yardım eden olarak ve şerik sıfatıyla cezalandırılır. Hırsızlık suçunda çalınan malların taşınması için taşıt verilmesi, kilidi açmak için maymuncuk temin edilmesi, adam öldürme suçunda kullanılması için tabanca verilmesi gibi yardım eylemleri bu kapsamdadır. Temin edilen araçların suçta kullanılmaya elverişli olması ve kullanılması da gerekir (Osman Yaşar, Hasan Tahsin Gökcan, Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 1. Cilt, Ankara, 2014, s. 1158).
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
PKK/KCK silahlı terör örgütüne müzahir internet siteleri ve yapılan açık kaynak araştırmalarında; “Bestanuce” isimli internet sitesinde 08.08.2015 tarihinde ''KJK: AKP'nin saldırılarını durdurmanın tek yolu topyekun direniştir'' başlığı ile “ANF News” isimli internet sitesinde 12.08.2015 tarihinde; ''KCK Kürt halkı için öz yönetimden başka çare kalmadı'' başlığıyla, “ANF News” isimli internet sitesinde 13.08.2015 tarihinde; ''KJK öz yönetim ilanı demokratikleşme yolunda önemli bir adımdır'' başlığı ile ''KJK Şırnak, Cizre, Silopi ve Nusaybin'de öz yönetim ilanında ortaya konulan irade, demokratikleşme yolunda önemli bir adım olarak anlaşılmalı ve desteklenmelidir.'' şeklinde bazı il ve ilçelerde bu özerklik ilanlarının benimsenmesi, özendirilmesi ve artırılması yönünde talimat niteliğinde haberlerin yapılması üzerine, 13.08.2015 tarihinde sanık ..., Devletin ve AK Parti hükûmetinin topluma yönelik topyekûn saldırılarına karşı demokratik direniş temelinde, kendi öz irade ve yönetimlerinin geliştirmeyi acil görev gördüklerini, “Kendimizi ve kentimizi yönetmek istiyoruz, bizler merkezden dayatılan, Ankara'dan toplumla uyuşmayan herşeyi yapmak zorunda değiliz. Bizler devletin atadığı vali ve kaymakamlar tarafından yönetilmek istemiyoruz. Bizler Kürt halkı olarak demokratik ve meşru yöntemlerle kendimizin seçtiği yönetimler tarafından yönetilmek istiyoruz. Bu nedenle biz artık kendimizi ve kentimizi öz yönetimimizle yönetmek istiyoruz. Rejim ve kurumlarını meşru görmüyoruz, Devlet mahkeme ve hukukuyla adaleti sağlamak yerine meşru taleplerini dile getiren herkesi terörize ederek cezalandırıyorsa, Anayasayla farklılıkları korumak yerine yok sayarak tasfiye ediyorsa, doğuştan gelen ana dil ve öz kimlikleri reddederek bölünme paranoyasına dönüştürüyorsa, bu rejim bizleri kapsamamakta ve temsil etmemektedir. Bizleri temsil etmeyen bu rejim ve tüm kurumlarını meşru görmediğimizi açıkça beyan ediyoruz. Bugünden itibaren kendimizi yönetiyoruz, Bizler Varto'da yaşayan seçilmiş Demokratik Kent Meclisi olarak, faşizan ve meşru olmayan rejime karşı toplumun öz yönetimi olarak kendimizi beyan ediyoruz. Seçilmiş kent meclisi olarak halkımıza yönelik geliştirilen topyekün imha rejimine karşı tutum alarak bugünden itibaren kentimizi öz irade ve öz yönetimimizle yöneteceğimizi ilan ediyoruz" şeklindeki açıklama metnini okuduğu, örgüte müzahir “ANF News” ve “Bestanuce” isimli internet sitelerinde Varto'daki özerklik ilanının duyurulduğu, sanık ...'ın açıklamasından bazı bölümlerin de haberlere eklendiği ve bu açıklamanın yapıldığı günden sonra Varto ilçesinde 15.08.2015 tarihinde MOBESE kameralarının uzun namlulu silahlar ile etkisiz hâle getirildiği, yol üstüne tüp içerisine bomba düzeneği yerleştirildiği, Halk Bankası inşaatı civarının çeşitli patlayıcı ve molotoflar ile ateşe verildiği, yüzleri kapalı ellerinde uzun namlulu silah ve bomba düzeneği olabileceğini değerlendirilen kişilerin yolu trafiğe kapatarak silahla çevreye ateş edildiğine yönelik görüntüler elde edildiği, ilçe merkezinde birkaç noktada eli silahlı leşker kıyafetli örgüt mensuplarının bulunduğu, 16.08.2015 tarihinde saat 08.30 sıralarında kent güvenliğinin sağlanması için Muş Valiliği tarafından Varto İlçe merkezinde ikinci bir emre kadar sokağa çıkma yasağının ilan edildiği, aynı tarihte ilçe merkezinde örgüt mensuplarınca kazılan hendekler arkasına mevzilenmiş eli silahlı grupların görüntüsü alındığı ve 4 terör örgütü mensubunun etkisiz hâle getirildiği, ilçe merkezinde Hendekler civarında kısa süreli çatışma yaşandığı, yine durdurulan bir araç içinde; 9 adet Kalaşnikof marka uzun namlulu silah, 5 adet roketatar başlığı, çok sayıda Bixi (700 Adet) ve Kalaşnikof mermisi (4500 Adet), örgütsel dokümanlar ile leşker kıyafetlerin ele geçirildiği olayda;
Sanık ... tarafından "Öz yönetime davet" olarak isimlendirilen açıklamaların bu süreçte örgüte müzahir sitelerden yapılan çağrılar üzerine birçok il ve ilçede yapılması, bu açıklamaların aynı şekilde bu sitelerde “Varto'daki özerklik ilanının duyurulduğu” şeklindeki haberlerle de ilan edilmesi, Öz yönetim çağrılan sonunda il ve ilçelerde meydana gelen terör eylemleri ve bu açıklamalar ile eylemler arasındaki organik bütünlük Emniyet Genel Müdürlüğünün bilgi notunda KCK yapılanmasının bir organı olduğu belirtilen Kent Meclisi oluşumunda sanığın konumu, açıklamalardan 2 gün sonra Varto ilçesinde PKK/KCK silahlı terör örgütünün şehirlerdeki milisleri ve kırsal alandaki örgüt mensuplarının silahları ile şehir merkezlerine gizlice girerek halkın arasına karışmaları, zaman zaman bir kısım belediyelerin araç ve gereçleri kullanmak suretiyle insanların yoğun olarak yaşadıkları sokaklara, mahallelere hendekler kazılarak el yapımı bomba ve düzenekleri yerleştirmeleri, umumun kullandığı kara yollarına ise mayın döşenerek patlamaya hazır hâle getirmeleri, ele geçirilen malzemeler ve sanığın açıklamasının içeriği de gözetildiğinde; sanığın eyleminin suç olarak değerlendirilmesinin demokratik toplum için zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaçtan kaynaklandığı ve bu hâliyle ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği, zarar neticesinin gerçekleşmesi aranmayan, failin hareketinin söz konusu neticenin gerçekleşmesine yönelik ve o neticeyi gerçekleştirmeye elverişli olmasının yeterli olacağı anlaşılan Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçu yönünden “Devletin bağımsızlığını zayıflatmaya veya birliğini bozmaya veya Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya” yönelik kanuni unsuru bakımından açıklama sonrasında gelişen olaylarla birlikte bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde; sanığın eylemi ile Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma neticesi bakımından nedensellik bağını meydana getirmeye yeterli tüm şartların oluştuğu kabul edilmeli, öte yandan sanığın amacı suç olan Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçu ile bu suç kapsamında işlenilen araç suçlara iştirakinin, TCK'nın 37. maddesi kapsamında "müşterek faillik mi" yoksa TCK'nın 39. maddesi kapsamında "yardım eden" niteliğinde mi olduğu hususu, Özel Dairece değerlendirilmelidir.
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne, Özel Dairenin bozma kararını kaldırılmasına, sanığın hukuki durumunun tespiti amacıyla dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurulu Üyesi ...;
"Sanık ... DOĞRU hakkında; TCK’nın 302/1. maddesi uyarınca verilen mahkûmiyet hükmünün temyiz incelemesi sonucunda bozulmasına ilişkin Yargıtay 16. Ceza Dairesinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından eylemin niteliğine yönelik olarak itiraz edilmesi üzerine itirazın kabulüne dair kararına karşı aşağıda arz ve izah edilecek sebeplerle iştirak edilmemiştir.
Suç tarihinde DBP Varto il yöneticisi olarak görev yapmakta olan sanığın, Varto ilçe merkezinde bulunan DBP partisine ait bina önünde özet olarak 'Devlete ait kurumları tanımama, kendi öz yönetim şeklini kurma...' şeklindeki basın açıklamasından ibaret eyleminin TCK’nın 302. maddesindeki suçu oluşturup oluşturmayacağına hususunda Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu ile aramızda uyuşmazlık doğmuştur.
Uyuşmazlığın çözümü için, öncelikle sanığın örgüt yöneticisi ya da kurucusu olup olmadığı, özet olarak Devletin Anayasal kurumlarını tanımama şeklindeki basın açıklamasından ibaret eyleminin vahamet oluşturup oluşturmadığı, basın açıklaması ile daha sonra ilçede meydana gelen şiddet olayları arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığının belirlenmesinden sonra TCK’nın 302. maddesindeki koşulların irdelenerek; TCK'nın 20. maddesindeki cezaların şahsiliği prensibi ile TCK’nın 3. maddesindeki hakkaniyet ve orantılılık gibi hukukun evrensel ilkeleri ile ilişkilendirilmesi, buna göre de TCK’nın 302. maddesindeki suçun unsurları itibariyle oluşup oluşmadığının yasal düzenleme, yargı kararları ve öğretideki görüşlerden yararlanılarak ortaya konması gerekmektedir.
TCK’nın 302. maddesinin birinci fıkrasında değişiklikten önce anılan maddede sayılan eylemleri işlemek amacına yönelik 'elverişli bir fiil' tanımına yer verilirken, 29/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun'un 36. maddesi ile 'elverişli' ibaresi madde metninden çıkarılırken; 765 sayılı TCK’nın 125. maddesinin madde metninde bulunmamakla birlikte uygulamada bu suçun oluşabilmesi için 'işlenen fiillerin belirtilen amacı gerçekleştirmeye elverişli olması aranmaktadır. Bu nedenle, elverişli ibaresine madde metninde yer verilmesine gerek görülmemiştir' şeklinde gerekçe ileri sürülmüştür.
Prof. Dr. İzzet Özgenç; 'söz konusu suçun oluşabilmesi için, işlenen fiilin bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli olması gerekir. Bu bakımdan, fiillerin söz konusu neticeleri yaratabilecek nitelikte bulunması, suçun oluşması için şarttır. Fiilin bu niteliği taşıyıp taşımadığı ise olayların özelliğine göre takdir edilecektir' (Türk Ceza Kanunu-Gazi Şerhi- sayfa1027).
Prof. Dr. Zeki Hafızoğulları- Prof. Dr.Muharrem Özen; 'Ülkenin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak şeklindeki madde başlığı yanlıştır, çünkü kalkışma suçunu ifade etmemektedir. Doğrusu Ülkenin birliğini ve bütünlüğünü bozmaya kalkışmak' ifadesidir.
Madde başlığının, kısmen gerekçenin çağrıştırdığı düşüncenin aksine, suç, ne bir zarar, nede bir zarar tehlikesi suçudur, fiilin niteliğinden ötürü tehlike suçudur, bizzat kalkışma fiilinin kendisi tehlikeli sayılmaktadır. Böyle olunca, '....' ya yönelik bir fiil ifadesinden, tasavvur, düşünce aleminde kalmamış olan, hazırlık hareketi olmaktan çıkmış, yapıldığı koşulda, kuşkuya yer bırakmayacak bir biçimde, açıkça ihlale yönelmiş bulunan, ihlali sağlamaya elverişli bir davranış anlaşılmaktadır. Gerçekten doktrinde, ' muayyen bir maksada matuf ve muayyen neticeleri tevlide elverişli fiilin işlenmiş olması halinde madde hükmü tatbik edilmelidir' (Prof. Dr. Zeki Hafızoğulları-Prof. Dr.Muharrem Özen-Türk Ceza Hukuku-Özel Hükümler-Kişilere Karşı Suçlar- sayfa320).
Madde metninden elverişli ibaresinin çıkarılmasına karşın, öğretide olduğu gibi gerek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun gerekse Yargıtay 9. Ceza Dairesinin aşağıda örnek olarak açıklanan içtihatlarında, araç suçların TCK’nın 302. maddesindeki amaç suçun işlenmesine elverişli olmaları gerektiği hususunda herhangi bir duraksama bulunmamaktadır.
Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 2017/351 karar sayılı ilâmında;
'Sanığın PKK terör örgütünün milis grubunda yer aldığı ve söz konusu planlı eylemin gerçekleştirilmesi için örgüt mensubu diğer kişilerle birlikte hareket etiği, bomba yüklü aracın nakline ve bölgede görev yapan güvenlik görevlilerine gözdağı vererek çalışmalarını engelleyip devletin otoritesini yok etmek amacıyla altı asker ile bir sivil vatandaşı öldürmek suretiyle gerçekleştirilen vahim eyleme, Türk Telekom'a ait yağmalanan aracı teslim almaları için örgüt mensubu iki şahsı Çiçekli köyü yoluna götürmek, öğle vakitlerinde bu şahısları almak ve erzak götürmek için kırsal alana tekrar gitmek, saat 16.30 sıralarında kırsal alana yeniden giderek bu şahıslardan birisini aracına alıp, bomba düzeneği kurulu aracın patlatma noktasına götürülmesine öncülük ederek muhtemel bir kontrolde yakalanmasını önlemek, patlatılan bomba düzeneği kurulu aracı olay mahalline bırakan örgüt mensubunu olay yerinden aracına almak ve kaçmaları için her iki örgüt mensubunu kırsal alanda bırakmak şeklinde gerçekleştirdiği olay öncesinde, olay sırasında ve olay sonrasında sergilediği davranışlar birlikte değerlendirildiğinde, diğer örgüt mensubu şahıslar ile aldıkları birlikte suç işleme kararının icrası kapsamında, eylem ve irade birliği içerisinde hareket edip fiil üzerinde diğer şahıslarla birlikte hakimiyet kurduğu açıkça anlaşılan sanığın eyleminin, 5327 sayılı TCK’nun 302. maddesindeki suçu oluşturduğunun kabulü gerekmektedir'.
Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 2010/22 karar sayılı ilâmında;
Elverişli/vahim eylemin diğer tabirle araç suçun, hazırlık hareketi aşamasından icra hareketi safhasına geçmesi, en azından teşebbüs boyutuna ulaşması, 'amaçlanan sonucu doğurabilecek icra hareketi olarak belirginleşmesi gerekir.'
Yargıtay Yüksek 9. Ceza Dairesinin 2014/11080 karar sayılı ilâmında;
'Somut olayda; örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduklarına dair delil bulunmayan sanıkların, silahlı terör örgütü PKK/KCK'nın eylem çağrıları doğrultusunda, güvenlik güçleri ile girdiği çatışma sonucu öldürülen örgüt mensubunun 20.10.2010 günü yapılan cenaze töreninde, hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanan katılan il emniyet müdür yardımcısı Hikmet Bulak'a bıçak, tekme ve taşlarla saldıran grup içerisinde yer alıp, suçun icrası sırasında fiil üzerinde hakimiyet kurarak, etkin ve fonksiyonel biçimde katılanın direncini kırmak suretiyle tekme ve taşla vurarak iştirak halinde öldürmeye teşebbüs suçunu işledikleri dosya kapsamı ile sabit olmakla, anılan suçun amaç suçu işlemeye elverişli vahamet arz eder nitelikteki eylemlerden olup TCK’nın 302/1. maddesine uygun suçu oluşturduğu ve iddianame kapsamına göre sanıklar hakkındaki fiilin bu şekilde anlatıldığı gözetilerek, sanıklara CMK'nın 226. maddesince ek savunma hakkı verilmek suretiyle TCK'nın 302/1. maddesi uyarınca cezalandırılmalarına karar vermek gerekirken anılan suçtan açılan dava konusunda hukuki yanılgıya düşülerek örgüt adına suç işleme suçundan mahkumiyet kararı verilmesi',
Yukarıda örnek olarak açıklanan içtihatlarda açıklandığı üzere, amaç suç olan TCK’nın 302. maddesindeki suçun oluşabilmesi için, araç suçların, amaç suçu işlemeye elverişli vahamet arz eder nitelikte eylemlerden olması gerekmektedir. Somut olayımızda; öz yönetim açıklamasının, TCK’nın 302/1. maddesindeki amaç suçu oluşturacak düzeyde elverişli vahamet arz eder nitelikteki eylemlerden olmadığı tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır.
Silahlı terör örgütü yöneticisi olmayan sanığın, basın açıklamasından sonra gerçekleşen şiddet eylemlerinden sorumlu tutulabilmesi için, şiddet olayları ile basın açıklaması arasında illiyet bağının bulunması zorunludur.
Uyuşmazlığın daha iyi anlaşılabilmesi için ülkemiz uygulamasında etkisini devam ettiren uygun illiyet teorisi ile bunun bir türevi olan karma uygunluk teorisi üzerinde durulması gerekmektedir.
Prof. Dr. İzzet ÖZGENÇ; 'Uygun İlliyet Teorisi, suçun icrası cümlesinden olarak gerçekleştirilen hareketler arasında bir ayrım yapmaktadır. Bu ayrımda başvurulan yegane ölçü, gerçekleştirilen hareketin neticeyi meydana getirmeye elverişli olup olmadığıdır. Ancak bu elverişliliğin belirlenmesinde de bir ölçüte ihtiyaç duyulmaktadır. Bir hareketin hukuki anlamda nedensellik değeri taşıyabilmesi, o hareketin neticeyi meydana getirmeye uygun ve elverişli olmasına bağlıdır. Bu elverişliliğin tespitindeki ölçüt ne olacaktır?'
Uygun illiyet teorisini esas alan 'karma uygunluk teorisi'ne göre; icra edilen hareketin neticenin oluşumuna etkili olup olmadığı, normal ve olağan hayat şartları itibariyle yapılacak bir değerlendirmeyle tespit edilecektir. Bu belirlemede, hükmü verecek olan kişi, genillikle kendi bilgisi ve hayat tecrübelerine göre karar vermektedir. Fakat, bu değerlendirmenin daha sağlıklı olabilmesi için, somut olayda fail açısından da ayrıca bir araştırma yapılması gerekmektedir.
Buna göre objektif açıdan yapılan değerlendirmede, hareketin yapıldığı koşullara gidilir ve o anki somut koşullara göre üçüncü kişinin bilgi ve tecrübesine göre irdelenerek gerçekleştirilen hareketin söz konusu neticeyi oluşturmaya elverişli olup olmadığı belirlenir(objektif değerlendirme). Daha sonra ise, fail göz önünde bulundurularak sübjektif bir değerlendirmeye gidilir. Yani somut olayda meydana gelen neticeyi tahmin edebilme açısından failin kişisel bilgi ve tecrübesi araştırılır (sübjektif değerlendirme). Her iki değerlendirme uyumlu ise hem nedensellik bağı hem de kusurluluk meselesi çözülmüş olacaktır. Objektif değerlendirme ile subjektif tasavvur birbiri ile uyumlu değil ise eğer fail objektif olarak öngörülmeyen bir neticeyi öngörmüşse nedenselliğin varlığı kabul edilecek, objektif olarak öngörülen husus sanık tarafından öngörülmemiş hareket ile netice arasındaki öngörmeme durumunda sanığın kusuru mevcut ise fail neticeden sorumlu kabul edilecek, aksi halde neticenin tahmininde sanığın kusuru yoksa cezalandırma söz konusu olmayacaktır.
Ceza hukukumuzda kabul edilen karma uygunluk teorisine göre somut olayda nedensellik bağının varlığından sözedilebilmesi; 'öz yönetim' açıklamasının neticeyi meydana getirmeye uygun ve elverişli olmasına bağlıdır. Söz konusu açıklamanın ölüm ya da yaralama gibi suçları oluşturmayacağı tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Objektif isnadiyet teorisine göre failin sorumluluğunun kabul edilebilmesi için netice, 'failin eseri olmalıdır.' Üçüncü kişinin veya bir rastlantının eseri olmaması icap eder. Somut olayda basın açıklamasından sonra meydana gelen vahim nitelikteki şiddet olaylarına sanığın karıştığına dair hiçbir delil elde olunamadığı gibi bu hususta herhangi bir iddia dahi ileri sürülmemiştir. Örgüt yöneticisi olmayan sanığın, basın açıklaması yapmaktan ibaret eyleminin daha sonra gelişen vahim olayların nedeni olarak gösterilmesinin, sorumluluk alanını şart teorisinin de ötesine götürmek anlamına gelir ki! çağdaş hiçbir hukuk sisteminin buna izin vermesi beklenemez. Zaten şiddet olaylarının 13/08/2015 tarihindeki basın açıklamasından 2 gün sonra 15/08/2015 tarihinde başlaması da arada illiyet bağının bulunmadığının en açık göstergesidir.
Uyuşmazlığa konu olayda, örgütün amacı doğrultusunda öz yönetim çağrısı yapan sanığın iştirak hükümleri çerçevesinde, daha sonra meydana gelen şiddet olaylarından sorumlu tutulup tutulamayacağı ve bunun sonucuna bağlı olarak sanık açısından TCK’nın 302. maddesindeki suçun oluşup oluşamayacağının belirlenmesi gerekmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2015/203 karar sayılı ilâmında; 'yardım' türündeki iştirakin tüm şekillerini şöyle açıklamaktadır.
'Kanunda suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak halinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK’nun 37/1. maddesinde düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır.
Öğretideki görüşler de dikkate alındığında müşterek faillik için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir:
1- Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır.
2- Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır.
Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı 'fail' konumundadır. Fiil üzerinde ortak hâkimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının, suçun işlenmesinde yaptıkları katkının, diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda da müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre her müşterek fail, suçun icrasına ilişkin etkin, fonksiyonel bir katkıda bulunmaktadır.
TCK’nun 39/2. maddesindeki düzenlemeye göre, yardım etme; maddi yardım ve manevi yardım olarak ikiye ayrılmaktadır.
Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına 'şerik' denilmekte olup, 5237 sayılı TCK’da şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden 5237 sayılı Kanunun 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır.
Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin belirlenmesi için, eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira 'yardım etme'yi müşterek faillikten ayıran en önemli unsur, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hâkimiyetin bulunmamasıdır'.
TCK’nın 220/5 maddesinde ise örgüt yöneticilerinin örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan fail olarak cezalandırılacakları şeklindeki düzenlemeyle; TCK’nın 20 maddesindeki 'ceza sorumluluğunun şahsiliği' ilkesi ile failliğin zorunlu unsurlarından olan fiil üzeinde ortak hakimiyet kurma kuralına bir istisna getirilmiştir. Sanığın, fail olarak sorumlu tutulabilmesi için birlikte suç işleme kararı yanında; fiil üzerinde ortak hakimiyet kurmasının zorunlu olmasına karşın, örgütlü suçlarda nihai amaçta birleşme nedeniyle geniş anlamda birlikte suç işleme kararının varlığından söz edilse dahi fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulmadığı için müşterek faillikten bahsetmek mümkün olmayacaktır. Örgüt yöneticisi olmayan sanık hakkında TCK’nın 220/5 maddesinin uygulanma olanağıda bulunmamaktadır.
Ceza sorumluluğunun şahsiliği ceza hukukunun en temel kurallarındandır. Örgüt yönetici olmayan ve şiddet olaylarına iştirak ettiğine dair hiçbir delil elde edilemeyen sanığın basın açıklamısından ibaret eyleminden yaklaşık 2 gün sonra başlayan şiddet olaylarından sorumlu tutulması; TCK'nın 20 maddesinde açıklanan ve Anayasanın 38 maddesi ile güvence altına alınan 'cezaların şihsiliği prensibine' aykırı olacağı tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır.
Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında 'Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz… ', üçüncü fıkrasında 'Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur. ' denilerek suçun ve cezanın kanuniliği esası benimsenmiş; yedinci fıkrasında ise ceza sorumluluğunun şahsi olduğu belirtilmiştir.
Cezaların şahsiliğinden amaç, bir kimsenin işlemediği bir fiilden dolayı cezalandırılmamasıdır. Diğer bir anlatımla bir kimsenin yalnızca kendi eyleminden sorumlu olmasıdır. Bu ilkeye göre asli ve ferî failden başka kişilerin bir suç sebebiyle cezalandırılmaları mümkün değildir. Anayasa’nın 38. maddesinin yedinci fıkrası ile ilgili gerekçede de '…fıkra, ceza sorumluluğunun şahsi olduğu; yani failden gayri kişilerin bir suç sebebiyle cezalandırılamayacağı hükmünü getirmektedir. Bu ilke dahi ceza hukukuna yerleşmiş ve ‘kusura dayanan ceza sorumluluğu’ ilkesine dahil, terki mümkün olmayan bir temel kuralıdır. ' denilmektedir.
Yukarıda ayrıntılı bir şekilde açıklanan öğretideki görüşler ve uygulamadaki kararlar ışığında uyuşmazlığa konu somut olayımıza baktığımızda;
Örgüt yöneticisi olmayan sanığın, örgütün nihai amacı doğrultusunda öz yönetim çağrısı yapmaktan ibaret eyleminden yaklaşık 2 gün sonra meydana gelen şiddet olaylarına fail ya da şerik olarak katıldığına dair hiçbir delil elde olunamadığı gibi bu hususta herhangi bir iddia dahi ileri sürülmemiştir. Öz yönetim açıklamasının amaç suç olan TCK’nın 302. maddesinin oluşmasını sağlayacak elverişli vahim bir fiil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmayacağı gibi 2 gün sonra gerçekleşen şiddet olayları ile arada illiyet bağının bulunduğundan da söz etmek mümkün olmayacaktır. Zira bu şekilde bir açıklamanın yapılmadığı pek çok yerleşim yerinde benzer şiddet olaylarından çok daha vahim olayların meydana geldiği de kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır.
TCK’nın 302 maddesinde düzenlenen 'Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü' bozma suçu amaç suç olup, cebir ve şiddetin bu suçun unsuru olduğu, bu amaca yönelik olarak işlenen araç suçların, amacı gerçekleştirmeye elverişli vahim nitelikte eylem kabul edilebilmesi için gerçekleştirilen hareketlerin suç olarak tanımlanması ve failin de örgüt mensubu veya suç örgütüne mensup olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi olması, suçun kanuni tanımında cebir ya da şiddet unsuruna yer verilmesinin zorunlu olmasına karşın; cebir ya da şiddet içermediği gibi sonraki şiddet içeren eylemler ile illiyet bağı kurulamayan ancak TCK’nın 217. maddesi kapsamında 'halkı kanunlara uymamaya tahrik' suçunu oluşturabilecek nitelikte ki öz yönetim açıklaması ile 2 gün sonra gerçekleşen şiddet eylemleri arasında illiyet bağı kurulmasının Yargıtayın illiyet bağlı ile ilgili olarak hiç bir duraksamaya yer vermeksizin kabul ettiği kriterlere dayanarak oluşturduğu ve uzun yıllar içerisinde yerleşik uygulamaya dönüştürdüğü içtihatlarına aykırı olacağı gibi suç politikasında izlenen maddî adalet amacına ulaşmak için uyulması gereken başlıca ana ilkeler arasında yer alan kusursuz suç ve ceza olmaz ilkesi ve bunun doğal sonucu olarak hukuk devleti ilkesine de aykırı olacağı açıktır. Zira, cezanın, failin eyleminden dolayı kınanabilmesi durumunda uygulanabilmesini ifade eden kusur ilkesi, çağdaş ceza hukukunda ceza sorumluluğunun en önemli özelliğidir. Bu ilke, bir yandan kusursuz bir kimseye ceza verilemeyeceğini öngördüğü gibi, diğer yandan faile kusurundan daha ağır bir cezanın uygulanmasını da yasaklar. Kişinin kusuruna bakılmaksızın neticeden sorumluluğun (Erfolgshaftung) çağdaş ceza hukukunda yeri yoktur. 5237 sayılı yeni TCK.21. maddesi suçun oluşmasını kastın varlığına bağlı tutarak, bilerek ve istenerek suçun işlenmesini temel kusurluluk şekli olarak kabul etmiş, 22. maddesi ise taksirle işlenen eylemlerin ancak kanunun açıkça belirttiği durumlarda cezalandırılacağını öngörmüştür. Bunun gibi, sonuç nedeniyle ağırlaşmış suçlarda en azından taksir düzeyinde bir kusurun aranması (madde 23), kusur ilkesi bakımından yeni yasanın getirdiği çağdaş ceza hukukuna uygun önemli bir düzenleme olmuştur. Kusur ilkesinin doğal sonucu ceza sorumluluğunun bireyselliği ilkesi’ dir. İnsanları, başkalarının eylemlerinden dolayı cezalandıran hukuk sistemlerinin insanlığa getirdiği acı deneyimlerden sonradır ki, bir kimsenin yalnız kendi hareketinden sorumlu olabileceği esasının anayasalarda yer alması gerekli görülerek, 1982 Anayasamızın 38. maddesi sözü geçen ilkeye yer vermiştir. Yeni TCK'nın 20. maddesi ise 'Ceza sorumluluğu şahsîdir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz' hükmüyle ceza sorumluluğunun bireyselliğine ilişkin anayasal ilkeyi Ceza Kanunu kapsamına almıştır.
Gerek objektif sorumluluk esasına dayanan düzenlemelere yer veren 765 sayılı Kanun döneminde, gerekse kusurluluk esasına dayanan 5237 sayılı Kanun dönemindeki Yargıtay içtihatlarında; iştirak iradesi içerisinde hareket etmeyen failler sadece kendi hukuka aykırı hareketlerinden sorumlu tutulmuş, kendi iradesinin dışında işlenen suçlardan dolayı asla sorumlu tutulmamışlardır. Örneğin sahte evrakı düzenleyerek, başka bir kişiye veren sanık evrakın niteliğine göre sadece resmi evrakta sahtecilik yada özel evrakta sahtecilik suçundan sorumlu tutulurken, iştirak iradesi içerisinde hareket etmeyen diğer sanığın sahte evrakı kullanarak sağlamış olduğu haksız kazançtan sorumlu tutulmadığı gibi evrak içeriğinde yaptığı değişiklikten dolayı ağırlaşan suçtan dahi sorumlu tutulmamıştır. Aksine düşünce de; silah satıcılığı yapan sanığın sattığı silahlarla iştirak iradesi olmadığı gibi hiç tanımadığı şahıslar tarafından işlenen bütün suçlara, uyuşturucu madde ticareti yapan sanığın, kendisi tarafından yapılan satıştan sonra hiç tanımadığı failler tarafından gerçekleştirilen sonraki bütün satışlardan sorumlu tutulması gerekir ki... böylesine bir kabulün; çağdaş hiç bir ceza kanununun kabul etmediği şart teorisinin kabul edilmesi sonucunu doğuracağı ve buna bağlı olarak hukuk devleti ilkesinin zedeleneceği kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır.
Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun görüşüne iştirak etmemekle birlikte, bir an için sayın çoğunluğun görüşü doğrultusunda öz yönetim açıklamasının etkisi altında daha sonraki şiddet eylemlerinin gerçekleştiğinin kabul edilmesi halinde dahi gerçekten elverişli olmayan fiilin, somut olayda elverişli fiillerin gerçekleşmesine sebebiyet vermesi halinde de sanığın sorumluluğu cihetine gidilemeyecektir. Zira böyle bir kabulde, demokratik hukuk devletinin güvencesi altında yaşayan bir kişinin herhangi bir yasada suç olarak düzenlenmeyen ancak bulunduğu toplumda hoş karşılanmayan düşüncesini açıklamasından sonra meydana gelebilecek olumsuz sonuçlardan sorumlu tutulması anlamına gelir ki.. kusur ilkesine benimseyen hukuk sistemimizin böyle bir sorumluluğa izin vermesi beklenemez.
Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, örgüt adına hareket eden sanığın öz yönetim açıklaması ile silahlı terör örgütü üyeliğinden dolayı TCK’nın 61 maddesinin dikkate alınması suretiyle teşdit hükümlerinin uygulanması ile yetinilmesi gerekirken, daha sonra gerçekleşen şiddet eylemleri arasında illiyet bağının bulunduğundan bahisle TCK’nın 302 maddesindeki suçun oluşacağına dair sanık aleyhine itiraz eden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının red edilmesi gerekirken itirazın kabulüne dair sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir." görüşüyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer gerekçelerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 31.01.2017 tarihli ve 6118-361 sayılı sanık ... hakkında Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün bozulmasına ilişkin kararının KALDIRILMASINA,
3- Sanığın Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçuna iştirakinin, TCK'nın 37. maddesi kapsamında "müşterek faillik mi" yoksa TCK'nın 39. maddesi kapsamında "yardım eden" niteliğinde mi olduğu hususunda hukuki durumunun belirlenmesi için dosyanın Yargıtay 16. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 23.06.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Türk Ceza Kanunu’nun temel ilkelerinden biri olan "Ceza Sorumluluğunun Şahsiliği" ilkesi ile ilgili aşağıda verilen ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Bir kimse, aile bireylerinin işlediği suçlardan dolayı belirli şartlar altında hapis cezası ile cezalandırılabilir.
B) Tüzel kişiler hakkında, işledikleri suçlar nedeniyle hapis cezasına hükmedilebilir.
C) Hiç kimse başkasının fiilinden dolayı cezalandırılamaz.
D) Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi, sadece kasten işlenen suçlarda geçerlidir; taksirli suçlarda başkasının kusurundan sorumlu olunabilir.
E) Suç işleyen bir kimsenin ölümü halinde, hapis cezası mirasçılarına intikal eder.
Bu maddeyle ilgili 8 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.