Türk Ceza Kanunu 211. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 211- (1) Bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın ispatı veya gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla belgede sahtecilik suçunun işlenmesi halinde, verilecek ceza, yarısı oranında indirilir.
İçtima
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
67 karar eşleşti
11. Ceza Dairesi, 2021/4894 E., 2023/166 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
5237 sayılı Kanun'un 211 inci maddesinin uygulanması gerektiğine,
11. Ceza Dairesi 2021/4894 E. , 2023/166 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
... 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 04.03.2016 tarihli ve 2014/891 Esas, 2016/168 Karar sayılı kararının katılan ... ... vekili, katılan ... vekili ve sanık müdafii tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde gereği düşünüldü:
Katılan ... ... vekilinin temyiz istemi yönünden; katılan vekilinin yokluğunda verilip 03.05.2016 tarihinde usûlüne uygun şekilde tebliğ edilen karara karşı, karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirlenen bir haftalık kanunî süre geçtikten sonra 12.05.2016 tarihinde temyiz isteğinde bulunulduğu belirlenmiştir.
Katılan ... vekilinin temyiz istemi yönünden; sahtecilik suçlarında suçtan zarar görenin, suçun maddi unsurunun hedef aldığı kişi olup suça konu belgelerin şikayetçiye karşı kullanılmaması nedeniyle yüklenen suçtan doğrudan zarar görmeyen şikayetçinin katılan sıfatının bulunmadığı, usulsüz olarak verilen katılma kararının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği hükmü temyize hak ve yetkisi vermeyeceği belirlenmiştir.
Sanık müdafiinin temyiz istemi yönünden; sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun'un 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı anlaşılmıştır.
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. ... 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 04.03.2016 tarihli ve 2014/891 Esas, 2016/168 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan 5237 sayılı ... Ceza Kanunu’nun 204 üncü maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü, 62 nci ve 53 üncü maddesi uyarınca 1 yıl 13 ... hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
2. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 23.02.2021 tarihli ve 2016/205226 numaralı, ret ve bozma görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Katılan ... ... Vekilinin Temyiz Sebepleri
Alt sınırdan ceza verildiğine, takdiri indirim uygulanmaması gerektiğine ve kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.
B. ... Jeofizik Mühendisleri Odası Vekilinin Temyiz Sebepleri
Cezada indirim yapılmaması, 5237 sayılı Kanun'un 204 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının uygulanması ve re'sen görülecek nedenlerle kararın bozulması gerektiğine ilişkindir.
C. Sanık Müdafiinin Temyiz Sebebileri
1. 5237 sayılı Kanun'un 32 nci maddesi kapsamında rapor alınması gerektiğine,
2. Belgelerin aldatıcılık niteliğinin gözlemlenmediğine ve fotokopi belge olduklarına,
3. 5237 sayılı Kanun'un 211 inci maddesinin uygulanması gerektiğine,
4. ... Jeofizik Mühendisleri Odasının davaya katılma hakkının bulunmadığına,
İlişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1. ... Mühendislik (...) Limited Şirketinde jeoloji mühendisi olarak çalışan sanığın, ... 75. Yıl Cumhuriyet İlköğretim Okulu 8 Ek Derslik binasının zemin etüt raporu ihalesine çalıştığı şirketin kaşesini ve şirketin temsilcisinin imzasını taklit ederek sahte teklif mektubu vermek suretiyle resmi belgede sahtecilik suçunu işlediğine dair kesin delillerin bulunmadığı ancak; suça konu "temel ve zemin etüdü raporları" ve "proje müellifi sicil durum belgelerini" Jeofizik Mühendisleri Odası ile Jeoloji Mühendisleri Odasının ... temsilciliği yetkilileri ile çalıştığı şirketin yetkililerinin imza ve kaşelerini taklit ederek düzenleyip ... sahiplerine vermek suretiyle resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği kabul edilerek temyiz incelemesine konu mahkûmiyet hükmünün kurulduğu anlaşılmaktadır.
2. Sanık, teklif mektubu hariç diğer belgeler yönünden suçunu ikrar etmiş, pişman olduğunu belirtmiştir.
3. Katılanlar ... ..., ..., ... ve ... adlarına atılı imzaların kendilerine ait olmadığını, sahte olarak atıldığını beyan etmişlerdir.
4. Suça konu etüt raporlarının adli emanete alındığı görülmekle birlikte, asıl belge olup olmadıkları dosya kapsamından anlaşılamamaktadır.
5. Suça konu sicil durum belgelerine ait adli emanet kaydının dosya arasında bulunmadığı ve belge asılları üzerinde Mahkemece gözlem yapılmadığı görülmüştür.
IV. GEREKÇE
A. Katılan ... ... Vekilinin Temyiz Sebebi Yönünden
Katılan vekilinin yokluğunda verilip 03.05.2016 tarihinde usûlüne uygun şekilde tebliğ edilen karara karşı, karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirlenen bir haftalık kanunî süre geçtikten sonra 12.05.2016 tarihinde temyiz isteğinde bulunulduğu, hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 305 inci maddesinin birinci fıkrası gereği re’sen temyize de tabi olmadığı anlaşılmakla, katılan ... ... vekilinin temyiz isteğinin, 1412 sayılı Kanun’un 317 nci maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
B. ... Jeofizik Mühendisleri Odası Vekilinin Temyiz Sebebi Yönünden
Sahtecilik suçlarında suçtan zarar görenin, suçun maddi unsurunun hedef aldığı kişi olup suça konu belgelerin şikayetçiye karşı kullanılmaması nedeniyle yüklenen suçtan doğrudan zarar görmeyen şikayetçinin katılan sıfatının bulunmadığı, usulsüz olarak verilen katılma kararının 5271 sayılı Kanun’un 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği hükmü temyize hak ve yetkisi vermeyeceği, hükmün, karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun'un 305 inci maddesinin birinci fıkrası gereği re’sen temyize de tabi olmadığı anlaşılmakla, adı geçen kurum vekilinin temyiz isteğinin 1412 sayılı Kanun’un 317 nci maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
C. Sanık Müdafiinin Temyiz Sebepleri Yönünden
1. Akıl Hastalığı Yönünden
Her ne kadar sanık müdafii, sanığın sorgusunda ve kovuşturma sırasında alınan savunmasında psikolojik açıdan zor bir dönem geçirdiğini, antidepresan ilaçlar kullandığını belirttiğini ifade ederek 5237 sayılı Kanun'un 32 nci maddesi kapsamında rapor alınması gerektiğini ... sürmüşse de; temyiz dilekçesi ekinde sunduğu Şifa Üniversitesi Bornova Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezine ait poliklinik kayıtlarına göre sanığın psikolojik durumu normal olarak belirtilip kontrol randevusunun verilmediğinin anlaşılması ve dosya kapsamında rapor alınmasını gerektirecek başkaca bir hususun da bulunmaması karşısında, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
2. Suça Konu Belgelerin Fotokopi Belge Olduğu ve Aldatıcılık Niteliğinin Belirlenmediği Yönünden
Suça konu belgelerden sadece ... Arabacıbaşı adına düzenlenen belge aslının dosya arasında bulunması, diğer kişiler adına düzenlenen belge asıllarının dosya arasına alınmaması ve adli emanete alınan belgelerin asıl belge olup olmadığının anlaşılamaması karşısında; belgede sahtecilik suçlarında aldatıcılık niteliğinin bulunup bulunmadığının takdiri mahkemeye ait olduğundan, suç konusu belge asıllarının getirtilip incelenmek suretiyle özelliklerinin duruşma tutanağına yazılması, bu gözlem sonucunda gerekçeli kararda aldatıcılık niteliğine sahip olup olmadığının tartışılması ve belge asıllarının denetime olanak verecek şekilde dosya arasında bulundurulması, belge asıllarının temin edilememesi veya ilgili kurum ve kişilere fotokopi olarak ibraz edilmiş olması halinde ise, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 14.10.2003 tarihli ve 232/250 sayılı kararında açıklandığı üzere, onaysız fotokopi niteliğinde olup suret belge özelliği taşımayan belgelerin hukuki sonuç doğurmaya elverişli nitelikte olmadığı da gözetilerek sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuştur.
3. 5237 sayılı Kanun'un 211 nci maddesinin Uygulanması İsteği Yönünden
Suça konu temel ve zemin etüt raporlarında imza sahteciliği yapılması nedeniyle içeriğinin gerçek olup olmadığının sonuca etkili olmaması ve suça konu sicil durumu belgelerinin ise tamamen sahte olarak oluşturulduğunun anlaşılması karşısında, 5237 sayılı Kanun'un 211 inci maddesine göre gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla sahtecilikten söz edilemeyeceğinden hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
4. ... Jeofizik Mühendislik Odasının Katılan Sıfatının Bulunmaması Yönünden
Gerekçenin (B) alt başlığında gösterilen nedenle temyiz isteğinin reddine karar verildiğinden sanık müdafiinin bu yöne değinen temyiz sebebinin yeniden incelenmesine gerek görülmemiştir.
5. Diğer Temyiz Sebebi Yönünden
a. ... Mühendislik (...) Limited Şirketinde jeoloji mühendisi olarak çalışan sanığın, suça konu etüt raporları ve sicil durum belgelerini bu şirketin ve Jeofizik Mühendisleri Odası ile Jeoloji Mühendislik Odasının ... temsilciliği yetkililerinin imza ve kaşelerini taklit etmek suretiyle düzenleyip ... sahiplerine verdiği olayda; 6235 sayılı ... Mühendis Mimar Odaları Birliği Kanunu ve bu kanuna dayalı olarak çıkarılan ana yönetmeliklerde her ne kadar Jeofizik Mühendisleri Odası ve Jeoloji Mühendisleri Odasının kamu kurumu niteliğinde olduğu belirtilmekte ise de; odalar adına onaylanan suça konu belgelerin resmi belge olduğu konusunda bir düzenlemenin bulunmaması karşısında; sanığa yüklenen suçun özel belgede sahtecilik suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde resmi belgede sahtecilik suçundan mahkûmiyet kararı verilmesi,
b. Sanık hakkında verilen sonuç hapis cezasının "2 yıl 1 ..." yerine "1 yıl 13 ..." şeklinde eksik belirlenmesi,
c. Sanığa yüklenen suçtan doğrudan zarar görmeyen şikayetçi ... Jeofizik Mühendisleri Odası lehine vekalet ücretine hükmedilmesi,
Hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
A. Katılan ... ... vekili ile ... Jeofizik Mühendisleri Odası vekilinin Temyiz İstekleri Yönünden
Gerekçe bölümünün (A) ve (B) alt başlıklarında açıklanan nedenlerle ... 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 04.03.2016 tarihli ve 2014/891 Esas, 2016/168 Karar sayılı kararına yönelik katılan ... ... vekili ve ... Jeofizik Mühendisleri Odası vekilinin temyiz isteklerinin, 1412 sayılı Kanun’un 317 nci maddesi gereği, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
B. Sanık Müdafiinin Temyiz Sebepleri Yönünden
Gerekçe bölümünün (C) alt başlığında açıklanan nedenlerle ... 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 04.03.2016 tarihli ve 2014/891 Esas, 2016/168 Karar sayılı kararına yönelik sanık müdafinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, temyiz edenin sıfatı gözetilerek 1412 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesinin son fıkrası uyarınca sonuç ceza miktarı bakımından sanığın kazanılmış hakkının DİKKATE ALINMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
17.01.2023 tarihinde karar verildi.
Diğer kararlar (4)
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 211 ]
Ceza Genel Kurulu 2005/6-38 E., 2005/63 K.
Ceza Genel Kurulu 2005/6-38 E., 2005/63 K.
- HUKUKİ NİTELENDİRME
- SUÇUN KANUNİ UNSURLARI
- SUÇUN SÜBUTA ERMESİ- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 204 ]
- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 211 ]
- 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 223 ]
- 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 338 ]
- 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 504 ]
- 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 80 ]
- 1412 S. CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) [ Madde 150 ]
- 1412 S. CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) [ Madde 163 ]
- 1412 S. CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) [ Madde 257 ]
"İçtihat Metni"
Dolandırıcılık suçundan sanık Sinem B..... ile resmi belgede zincirleme biçimde sahtecilik suçundan sanık Türker B.....'in beraatlerine ilişkin Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 16.04.2001 gün ve 217-79 sayılı hüküm C.Savcısı ile katılan vekili tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 04.11.2003 gün ve 15989-8110 sayı ile;
"Sanık Sinem hakkında, memur olan sanık Türker'in sahtecilik suçuna, sanık Türker hakkında da dolandırıcılık suçuna katılmaktan zamanaşımı içerisinde dava açılması olanaklı görülmüştür." belirlemesine yer verildikten sonra;
"Sanık Sinem B.....'in işletmekte olduğu Sağlık Eczanesinden ilaç alan emekli kişilere ait karneleri, bu kişilere, ilaçlarını yazdırma konusunda yardım etme bahanesiyle eczanede alıkoyup, sonra da bu karne sahiplerinin ihtiyaçları ve istekleri dışında eşi diğer sanık Dr. Türker B.....'in şeklen usulüne uygun ancak içeriği itibariyle sahte olarak düzenlediği, ayrıca kendisi yazıp başka doktorlara da imzalatarak elde ettikleri suça konu reçetelerin tutarlarını, adı geçen Eczane adına fatura ederek katılan kurumdan tahsil etmek suretiyle haksız çıkar elde ettikleri,
Adı geçen Eczanede, Ankara Eczacı Odası yetkililerince 26.6.1998 günlü yapılan denetleme sonu düzenlenen tutanak içeriğine, anılan Eczanede yakalanan karnelerin sahibi olan tanıkların ve suça konu karnelere ilaç yazan veya imzalayan doktorların müfettiş önündeki antlı anlatımlarına, Ankara'da ikamet eden bir kısım karne sahipleri adına sanık Türker tarafından düzenlenmiş çok sayıda reçetenin görev yaptığı İzmir Hava Hastanesi kayıtlarına işlenerek düzenlendiğine ilişkin kayıt ve belgeler karşısında, eylemlerinin sübuta erdiği gözetilerek sanık Türker'in TCK'nun 339/1, 80. maddeleri, sanık Sinem'in ise 504/7, 80. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları yerine yerinde ve yeterli olmayan gerekçe ile beraatlerine karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkeme; "18.10.2004 gün ve 93-325 sayı ile;
"Sanık Sinem B.....'in gerçeğe aykırı reçetelerde yazılı ilaçları hak sahiplerine vermediği halde vermiş gibi Emekli Sandığından tahsil etmek sureti ile haksız çıkar sağlayarak Emekli Sandığını dolandırdığı iddia edilmiş ise de, hak sahiplerinin reçetelerde yazılı ilaçların kendilerine teslim edildiği yönündeki beyanları ve Emekli Sandığının herhangi bir zararının bulunmaması karşısında, sanık Sinem'in dolandırıcılık suçundan beraetine karar verilmesi gerekmiştir.
Sanık Türker B..... hakkında, hastaları için tanzim ettiği reçeteleri İzmir Hava Hastanesi kayıtlarına işlediği yolunda iddiada bulunularak kamu davası açılmıştır. Sanık ise, Ankara'ya geldiğinde hastalarını muayene ettiğini, onlarla ilgili reçeteleri yazdığını, daha sonra İzmir'deki Hastanenin protokol defterine kaydettiğini savunmuştur. Sanığın açıklanan olayda resmi evrakta sahtecilik kastı ile hareket etmediği saptanmış, hastalarını İzmir Hava Hastanesinde kayda geçirip işlemler yapmasının disiplin, görevi ihmal ve görevi kötüye kullanma olarak değerlendirilebileceği, sonucuna varılmıştır. Sanığın gerçeğe aykırı reçete tanzim etmediği, hastaların ilaçlarını eczaneden alarak kullandıkları, kurumun da zararının bulunmadığı gözönüne alındığında sanığın sahtecilik kastı ile hareket etmemesi ve yüklenen resmi belgede sahtecilik suçunun oluşmaması nedeniyle sanığın beraatine karar verilmesi gerekmiştir." gerekçesi ile bir üyenin sanıkların yüklenen suçlardan mahkûmiyeti gerektiği yolundaki karşı oyu ve oyçokluğu ile önceki hükümlerde direnmiştir.
Bu hükümlerin de süresi içinde katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay C.Başsavcılığının "bozma" istekli 25.02.2005 günlü tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle Yargıtay Ceza Genel Kurulunda okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Kamu kurumu aleyhine dolandırıcılık suçundan sanık Sinem B..... ile resmi belgede zincirleme biçimde sahtecilik suçundan sanık Türker B.....'in beraatlerine karar verilen olayda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, sanıklara yüklenen suçların sabit olup olmadığına ilişkindir.
1- Konunun Genel Kurulda görüşülmesi sırasında sanık Sinem B.....'e yüklenen dolandırıcılık suçu yönünden dava zamanaşımının gerçekleştiği yolundaki saptamaya karşılık, Kurul Üyesi Orhan K.....'ın; iddianamedeki ifade ve tavsife göre, bu sanık yönünden hem dolandırıcılık hem de resmi belgede sahtecilik suçlarından dolayı kamu davası açıldığını, dolayısıyla bu sanığa yüklenen resmi belgede sahtecilik suçu yönünden de inceleme yapılması gerektiğini ileri sürmesi üzerine, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca bu husus ön sorun olarak ele alınıp incelenmiştir.
CYUY'nın 163. maddesindeki düzenlemeye göre, iddianamede, ceza davasının iki önemli unsuru olan fiile ve faile duraksamaya meydan bırakmayacak biçimde yer verilmelidir. Yasada fiil sözcüğü yerine kullanılan suç kavramı gözönünde bulundurulduğunda, bundan suç oluşturan eylemin amaçlandığı açıktır. Yine suçun kanuni unsurlarının da iddianamede gösterilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Öte yandan Yasanın 150. maddesine göre, soruşturma ve hüküm yalnız iddianamede beyan olunan suça ve zan altına alınan kişilere hasredilmelidir. Bu kural 257. maddede de benzer biçimde tekrarlanmıştır. Buna göre, hükmün konusu, iddianamede gösterilen fiilden ibarettir.
Görüleceği üzere bu iki maddede kamu davasının fiil yönünden sınırları açıkça gösterilmektedir. Fiil yönünden kamu davasının dışına çıkılması, dava olmadan hüküm verilmesi ya da var olan davaya rağmen karar verilmemesi anlamını taşır. Yargılama Yasasının emredici kuralları ise böyle bir kabule kesin engel oluşturur.
Nitekim Ceza Genel Kurulunun benzer hukuki sorunlar nedeniyle verdiği çeşitli kararlarında sürdürdüğü istikrarlı uygulamasına göre; "bir olayın açıklanması sırasında başka bir olaydan da söz edilmesi o olay hakkında dava açıldığını göstermez." İddianamede dava konusu yapılan eylemin bir başka olaya dayalı olmadan, bağımsız olarak açıklanması gerekir.
Bu açıklamalar ışığında, sanık Sinem B..... hakkındaki iddianameye bakıldığında;
Ankara C.Başsavcılığının 21.5.1999 günlü iddianamesinde suç adı olarak "dolandırıcılık" yazıldıktan sonra olay kısmında; "Sincan ilçesindeki Sağlık Eczanesini çalıştıran sanık Sinem B.....'in Emekli Sandığı ile sözleşmesinin bulunduğu, Sandığın sağlık yardımından yararlanmakta olan kişilerin sağlık karnelerini eczanesinde alıkoyarak daha sonra bunlara eşi Dr.Türker B..... veya başka doktorlara şeklen tamam ancak özü itibariyle gerçeği yansıtmayan reçeteler düzenlettiği, bu reçetelerde yazılı bir kısım ilaçları ilgililere vermediği ve bedellerini Emekli Sandığından tahsil ederek haksız çıkar sağladığı, Sandığı zarara uğrattığı," iddiasına yer verilip sanığın dolandırıcılık suçundan TCY'nın 504/7, 522 ve 80. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır.
Dolandırıcılık suçunu oluşturan eylem iddianamede açıklanırken, bu suçun iddianamede gösterilmesi zorunlu kanuni unsuru olan desise unsurundan, "gerçeği yansıtmayan reçete" biçiminde söz edilmesi, dolandırıcılık suçundan bağımsız olarak ayrıca belgede sahtecilik suçundan da kamu davası açıldığını göstermez.
Bu itibarla, sanık Sinem B..... hakkında sadece dolandırıcılık suçundan dava açıldığı, sahtecilik suçundan dolayı zamanaşımı süresi içinde kamu davası açılabilmesi olanağının bulunduğu, Kurul Üyesi Orhan K.....'ın karşı oyu ve oyçokluğu ile kararlaştırıldıktan sonra, sanık Sinem B.....'e atılı dolandırıcılık suçu yönünden yapılan incelemede;
Sanığa yüklenen ve mevcut kanıtlara göre başka bir suça dönüşmesi olanağı bulunmayan kamu kurumu zararına dolandırıcılık suçu 765 sayılı TCY'nın 504/7. madde ve fıkrasında tanımlanarak yaptırıma bağlanmıştır. Anılan maddede belirtilen yaptırımın türü ve cezanın azami süresi dikkate alındığında, bu suç bakımından TCY'nın 102/4. maddesinde öngörülen asli dava zamanaşımı süresi (5) yıldır. Suç tarihinden itibaren işlemeye başlayan bu süre, öncelikle iddianamenin düzenlenip mahkemeye tevdi edildiği tarihte, ardından da sanığın sorguya çekildiği 15.07.1999 tarihinde kesilip yeniden işlemeye başlamıştır. Diğer sanık hakkındaki kamu davasının bu dava ile birleştirilmesinden sonra sanık Sinem'in gereksiz olarak yeniden sorguya çekilmesi ve beraat kararının zamanaşımını kesici bir etkisinin bulunmaması karşısında, sürenin yeniden işlemeye başladığı tarih ile inceleme tarihi arasında dava zamanaşımı gerçekleşmiş bulunmaktadır.
Bu itibarla, sanık Sinem B..... hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan hükmün bozulmasına, ancak bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesinin yaptığı gönderme nedeniyle, 1412 sayılı CYUY'nın temyiz incelemesi yönünden halen uygulanması olanağı bulunan 322/1. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, bu suça ilişkin kamu davasının vaki zamanaşımı nedeniyle 765 sayılı TCY'nın 102/4. ve 5271 sayılı CMY'nın 223/8. maddesi uyarınca düşürülmesine karar verilmesi gerekmiştir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyesi Orhan K.....; "23.12.1999 günlü iddianame ile sanık Dr. Türker B..... için diğer sanık olan eşi Sinem'in eczanesinden aldığı sağlık karnelerine kişileri muayene etmeden reçete yazmaktan dolayı resmi belgede sahtecilik suçundan, 21.5.1999 günlü iddianamede ise sanık Türker'in eşi olup Sincan ilçesindeki Sağlık Eczanesini çalıştıran sanık Sinem B.....'in emekli sandığı ile sözleşmesinin bulunduğu, sağlık yardımından yararlanmakta olan kişilerin sağlık karnelerini alıkoyarak daha sonra bunları eşi Dr. Türker B..... ve başka doktorlara şeklen tamam, ancak özü itibariyle gerçeği yansıtmayan reçeteler düzenlettiği, bu reçetelerde yazılı bir kısım ilaçları ilgililere vermediği ve bedellerini emekli sandığından tahsil ederek haksız çıkar sağladığı, sandığı zarara uğrattığı iddiasıyla dolandırıcılık suçundan dava açılması üzerine yerel mahkemece beraat kararı verilmiş, 6. Ceza Dairesi de sanık Sinem hakkında, memur olan sanık kocası Türker'in sahtecilik suçuna katılmaktan ayrıca dava açılmasının olanaklı görüldüğünü belirterek sanık Sinem'in TCK 504/7, 80 maddeleri uyarınca cezalandırılması için hükmü bozmuş, yerel mahkeme ise yeniden sanığın beraatine karar vererek önceki kararında direnmiştir.
Kanaatimce ortada iki suç değil tek suç vardır. Dolandırıcılık suçu sahtecilik suçunun bir unsurudur. Zaten sahte reçete hiç kullanılmasaydı TCK 339 da belirtilen mazarrat doğmayacağı için suç hiç oluşmayacaktı. Sanık Sinem suçu, diğer sanık olan kocası ile birlikte işlediği için hakkında açılan dolandırıcılık suçunun 765 sayılı TCK.nun 79, Yeni TCK.nun ise 44. maddesine göre sahtecilik suçuna dönüşmesi ve ek savunma ile davanın sonuçlandırılması gerekirdi.
Yeni TCK. 212. madde de "sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunur" denmesine rağmen bu hüküm eski TCK.da olmadığı için uygulanmaması gerekir.
Genel Kuruldaki görüşmeler esnasında bu eylemin iki suç oluşturduğunun Yargıtayda istikrar kazandığı bazı konuşmacılar tarafından belirtilmiş ise de CGK.nun 3.7.2001 gün ve 2001/149-154 sayılı, oyçokluğuyla verilen kararı bu hususun doğru olmadığını ortaya koymaktadır. Nitekim bu kararda "Yasal olarak düzenlenmiş reçeteye ilaç ilavesi suretiyle emekli sandığından para alınması davasında genel kurul eylemin TCK 504/7 de belirtilen dolandırıcılık suçunu oluşturduğunu belirtmiş, muhalif iki 6. Ceza Dairesi üyesi ise eylemin TCK 342/1 maddesine mümas olup bu nedenle eksik soruşturmadan bozulan daire kararı yönünde oy kullanmışlardır.
İzah edilen nedenlerle sanık Sinem için verilen zamanaşımı sebebiyle ortadan kaldırma kararına katılmıyorum." biçimindeki gerekçeyle karşı oy kullanmıştır.
2- Sanık Türker B..... yönünden yapılan incelemede ise;
Hv. Tbp.Yzb. sanık Türker B.....'in Ankara Gülhane Askeri Tıp Akademisinde sürdürdüğü uzmanlık eğitimini 1997 yılı Aralık ayında bitirerek genel cerrah olarak İzmir Güzelyalı 600 Yataklı Hava Hastanesine atandığı, gerek 1997 yılı içinde Sincan ilçesinde kurulan bir özel polikliniğe ortak olması gerekse 1993 yılından bu yana Sincan'da Sağlık Eczanesini çalıştırmakta olan eşi Sinem B.....'in Ankara'da kalıp atamadan sonra da bu faaliyetini sürdürmesi nedeniyle sanığın hafta sonları ve resmi tatillerde Ankara'ya geldiği, bilahare dönerken Ankara'da oturan toplam 22 değişik kişiye ait sağlık karnelerini çeşitli tarihlerde İzmir'e götürerek bunları çalıştığı Askeri Hastanede muayene etmiş gibi gösterip poliklinik defterine kaydettiği, reçetelerini de yazarak onaylatıp mühürletmek suretiyle 26.01.1998 ilâ 23.06.1998 tarihleri arasında bu yöntemle toplam 30 adet reçete düzenlediği, bilahare müteakip hafta sonları Ankara'ya döndüğünde sağlık karnelerini iade ettiği, bu reçetelerde yazılı ilaçların sanığın eşi Sinem B.....'in Sincan'da bulunan Sağlık Eczanesinden alındığı, bedellerinin de Sinem B..... tarafından Emekli Sandığı Genel Müdürlüğüne fatura edilerek tahsil olunduğu, sanığın bu suretle zincirleme biçimde sahte resmi belge düzenlediği anlaşılmakta ise de;
Sahtecilik suçlarında (765 sayılı Türk Ceza Yasasının 339, 341, 342, 345. maddeleri ile 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 204 ve devamı maddeleri) failin gerçek bir durumun kanıtlanmasını sağlamak amacıyla hareket etmiş olması, gerek 765 sayılı TCY'nın 347. maddesinde, gerekse fiil ve hükümden sonra yürürlüğe girmiş bulunan 5237 sayılı TCY'nın 211. maddesinde ortak indirim nedeni olarak kabul edilmiştir. Anılan maddelerin uygulanabilmesi için, failin durumun gerçekliğine ve doğruluğuna inanması, bu inancın makûl ve meşru olması, failin haklı olduğu sübjektif inancı ile hareket etmesi gerekmektedir.
Somut olayda;
Sanık Türker B....., bu yöntemle reçete yazdığı kişileri hafta sonları gittiği Ankara'da kendisine ait özel hastanede muayene ettiğini, bu şekilde belirlediği ilaçları daha sonra İzmir Hava Hastanesinde resmi kayda geçirip reçete yazdığını, hastaların çoğunun yaşlı kimseler olduğunu, bu ilaçları sürekli olarak kullandıklarını savunmuş ise de;
Sanığın düzenlediği, yargılamaya konu 30 reçetenin 22 değişik kişiye ait olduğu, bunlardan yalnızca Akkız E....., Cevriye E....., Rana K......., Hasan G....., Ballı B..... ve Telli M.......'nın ifadelerine başvurulduğu, bu kişilerin reçete düzenlenen yakınları yönünden de beyanda bulundukları, ancak diğer reçetelerde ismi geçenlerden sanığın kayınpederi Orhan T..... ile Hatice A......, Fikret Ş..., Bahattin C....., Nuriye U...., İhsan D....., Merdane B......, Şükran U......, Bedriye Y....., Ş...gül C...... ve Cahide K...... isimli kişilerin beyanlarına başvurulmadığı anlaşılmaktadır.
O halde, sanığın savunmasında ileri sürdüğü hususların araştırılıp denetlenebilmesi bakımından soruşturmanın genişletilerek;
Öncelikle adıgeçen tanıkların dinlenilmesi, adlarına reçete düzenlenenlerin Emekli Sandığı mensubu veya mensup yakını olarak İzmir Güzelyalı 600 Yataklı Hava Hastanesinde muayene ve tedavi olma haklarının bulunup bulunmadığı, savunmada belirtildiği üzere bu kişilerin yaşlı ve bakıma muhtaç kişiler olup olmadığı, adlarına düzenlenen reçetelerdeki ilaçları sürekli kullanıp kullanmadıkları, suça konu reçetelerin düzenlenmesinden önce hangi doktora, nerede ve hangi tarihte muayene oldukları, ilaçları tam olarak alıp almadıkları, sağlık karnelerini sanığın eşinin eczanesine bırakıp bu ilaçlar için reçete yazdırmasını isteyip istemedikleri gibi hususların açıklığa kavuşturularak, toplanan tüm kanıtlar birlikte değerlendirilmek suretiyle, somut olayda 765 sayılı TCY'nın 347. veya benzer düzenleme içE..... 5237 sayılı TCY'nın 211. maddesinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının tartışılıp saptanması zorunludur.
Bu itibarla, Yerel Mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım Kurul Üyesi ise; mevcut kanıtların 765 sayılı TCY'nın 347. maddesinin uygulanması koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması bakımından yeterli olduğunu, bu yönden soruşturmanın genişletilmesine gerek bulunmadığını ileri sürerek karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;
1- Yerel Mahkemenin sanık Sinem B..... hakkındaki direnme hükmünün vaki zamanaşımı nedeniyle BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesinin yaptığı gönderme nedeniyle 1412 sayılı CYUY'nın temyiz incelemesi yönünden halen uygulanması olanağı bulunan 322/1. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, sanık Sinem B..... hakkında kamu kurumu zararına dolandırıcılık suçundan açılan kamu davasının gerçekleŞ... dava zamanaşımı nedeniyle 765 sayılı TCY'nın 102/4 ve 5271 sayılı CMY'nın 223/8. maddesi uyarınca DÜŞÜRÜLMESİNE,
2- Yerel Mahkemenin sanık Türker B.....'e atılı sahtecilik suçuna ilişkin direnme hükmünün, yukarıda açıklanan, TCY'nın 347. maddesinin uygulanması olanağının saptanabilmesi bakımından soruşturmanın genişletilmesine ilişkin nedenden dolayı BOZULMASINA,
Dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 14.06.2005 günü, kısmen tebliğnamedeki görüşe uygun olarak, her iki neden yönünden de oyçokluğu ile karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2016/1347 E., 2018/634 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
Resmî belgede sahtecilik suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanık ...'ın değişen suç vasfına göre açığa imzanın kötüye kullanılması suçundan TCK'nın 209/1, 211/1, 53/1 ve 54. maddeleri uyarınca 6 ay hapis cezası cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve suça konu senedin müsaderesine ilişkin İstanbul 17.
Ceza Genel Kurulu 2016/1347 E. , 2018/634 K.
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 23. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Sayısı : 252-270
Resmî belgede sahtecilik suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanık ...'ın değişen suç vasfına göre açığa imzanın kötüye kullanılması suçundan TCK'nın 209/1, 211/1, 53/1 ve 54. maddeleri uyarınca 6 ay hapis cezası cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve suça konu senedin müsaderesine ilişkin İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.11.2015 tarihli ve 252-270 sayılı hükmün sanık müdafisi ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 23. Ceza Dairesince 06.06.2016 tarih ve 8053-7255 sayı ile;
"...TCK'nın 53/1. maddesinde düzenlenen hak yoksunluklarının, Anayasa Mahkemesi'nin 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarihli, 2014/140 E, 2015/85 sayılı iptal kararı doğrultusunda uygulanmasının infaz aşamasında gözetilmesinin mümkün görüldüğü," eleştirisi ile onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 14.07.2016 tarih ve 34842 sayı ile;
"...Katılan ...'nın İstanbul Eminönü semtinde .....Eczanesi isimli bir işletmesinin olduğu, 2007 yılında bina mülkiyetini satın alması nedeniyle ekonomik sıkıntı içerisine girdiği ve kendisine ilaç temin eden depolardan ..... Ecza Deposu yetkilisi sanık ...'dan 2010 yılında binanın 1/2 hissesi karşılığında 1.650.000 TL para aldığı, ancak sanığın bu hukuki ilişki nedeniyle mülkün devredilmemesi ihtimaline binaen katılandan güvence olarak A4 kâğıdına katılanın imzası bulunan boş bir belge aldığı, katılanın eczane mülkünün 1/2 hissesi sanığa devir edilmesine rağmen, sanığın bu belgeyi katılana iade etmek yerine bilgisayar yardımıyla bono haline dönüştürerek 1.700.000 TL bedelli olarak katılan aleyhine 25.07.2013 tarihinde kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip talebinde bulunmak suretiyle sanığın açığa atılan imzanın kötüye kullanılması ve kamu kurum ve kuruluşlarını araç olarak kullanmak suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediği iddia edilen olayda; açığa imzanın kötüye kullanılması suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığı hususu itirazımızın özünü oluşturmaktadır.
İncelenen dosya içeriğinden;
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 05.09.2014 tarihli ve 2014/38600 Esas sayılı iddianamesi ile; ‘Müşteki ...'nın Eminönü’nde .....Eczanesi’nin 2004 yılında işleticisi ve sahibi olduğu, 2007 yılında eczanenin bulunduğu binayı komple satın alınca ekonomik sıkıntıya ve ödeme güçlüğüne girdiği, müştekinin sürekli ilaç alışverişi yaptığı ..... Ecza Deposu A.Ş. yetkilisi olan şüpheli ... ile maliki olduğu binanın 1/2'sinin satılması konusunda anlaştıkları, aralarında yapacakları protokolü yazıya dökmek üzere kendine şüpheli tarafından verilen boş bir A4 kâğıdının alt kısmına adını ve unvanını büyükçe yazarak müştekinin imzaladığı, ancak 05.08.2014 tarihinde şüpheli ...'ın iş bu imzalı olan iki sayfalık protokolü kendisine gönderdiğini, bu protokoldeki şartları kabul etmesinin mümkün olmadığını şüpheliye söyleyerek boş imzaladığı kâğıdın kendisine iade edilmesini istediği, ancak şüphelinin kendisini oyalayarak iade etmedikleri ve bu kâğıda bilgisayarda yazıcı ile boş kısmına metin kısmını doldurarak sahte bonoya dönüştürdüğü ve müştekiyi 1.700.000 TL borçlandırdığı, bu senedin icraya konduğu, bu konuda 2. Ticaret Mahkemesinde davanın sürmekte olduğu, bu dava sürerken 26.05.2014 tarihinde Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesince 4565 nolu rapor düzenlendiği, bu rapor içeriğine göre; inceleme konusu 1.700.000 TL tutarlı senet metin yazılarının bilgisayar yazıcısı ile yazılmış olduğu, ancak mevcut bulgularla metin yazılarının sonradan doldurulup doldurulmadığı hususunda bir tespite gidilemediği tespit edilmiştir.
Şüphelinin savunmasında atılı suçlamayı kabul etmediği, senedi müştekinin imzalayıp alacağına karşılık kendisine verdiğini beyan ettiği,
Şüphelinin bu şekilde resmî belgede sahtecilik yaparak müştekiyi dolandırdığı, müşteki iddiası, şüpheli savunması, Adli Tıp Kurumunun 26.05.2014 tarihli raporu ve tüm dosya kapsamından anlaşıldığı,
Şüphelinin açık yargılamasının yapılarak Türk Ceza Kanunu'nun 204/1 ve 158/1-d maddeleri gereğince cezalandırılmasına, inceleme yapılmak üzere 2. Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilen ve başka bir konu ile ilgili 2. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından özel soruşturma bürosuna gönderilen ve halen savcılığımıza teslim edilmeyen, 1.700.000 TL bedelli, 15.09.2010 tanzim, 15.09.2011 ödeme tarihli, alacaklısı ..., borçlusu ... olan İstanbul Emanet Memurluğunun 2013/22025 sırasına kayıtlı emanetin dosyada delil olarak bulundurulmasına karar verilmesi’ iddiasıyla kamu davası açıldığı,
İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.11.2015 tarihli ve 2014/252 Esas, 2015/270 Karar sayılı ilamı ile, ‘...Katılanın sanıkla aralarında yaklaşık 5-6 yıldır devam eden ticari ilişkilerinin olduğu, 2007 yılından 2010 yılına kadar katılanın maddi zorluklar yaşaması nedeniyle bankalardan kredi de alamadığından sanığa eczanenin mülkünün yarısını devredilmesi hususunda katılanla sanığın sözlü olarak anlaştığı, sanığın katılana kaparo olarak 150.000 TL para verdiği ve bu parayı banka hesabına yatırdığı, aralarında yazılı bir anlaşma olmaması nedeniyle sanığın verdiği kaparonun akabinde katılanın sözünden cayması endişesiyle aralarındaki anlaşmayı protokole bağlamak için sanığın katılandan beyaz bir kâğıda imza atmasını istediği ve katılanın da aralarında uzun zaman devam eden ticari ilişkinin doğurduğu güvenle hareket etmek suretiyle devam eden maddi sıkıntıların getirmiş olduğu müzayaka ve para kaynağı bulmanın verdiği heyecanla sanığın teklifini kabul ettiği ve boş bir A4 kâğıdına imza atarak sanığa teslim ettiği, sanığın bu kâğıdı bilahare dörde katladığı ve 2013 yılına kadar sakladığı, 2013 yılında sanığın bu kâğıdın üzerini katılanın borçlu, kendisinin alacaklı göründüğü bono olarak bilgisayar ortamında imzanın üzerine yazı gelecek şekilde düzenleyerek yazdırdığı, yazdırma işlemini yaparken kâğıdın altındaki imza ile yazıyı hizalamak maksadıyla kâğıdın ortasını kalem ile çizerek bono ebadında A4 kâğıdının üst kısmını kestiği ve katılan hakkında icra takibi başlatmasıyla katılanın bu bonodan haberdar olduğu; dosyada mevcut adli tıp raporu, katılanın samimi olduğu kanısına varılan beyanları, katılan tarafın dosyaya sunduğu katılanın 2010 ve 2011 yıllarına ait borçlarına dair dava konusu olmayan örnek bonolar ve dava konusu bonodan anlaşılmıştır.
Her ne kadar sanık söz konusu bonoyu katılanın bilgisayar yazısı olarak çıktısı alındıktan sonra okumak suretiyle sanıktan elden aldığı borçlar nedeniyle imzalayarak verdiğini beyan etmişse de; katılanın 2010 ve 2011 yıllarına ait borçlu olarak imzalarken şahsi ismini kullanmayarak şirket kaşesinin kullanıldığının görülmesi karşısında dava konusu bonoda katılanın isim soy isminin el yazısı olması, sanığın eczanenin devrini düzenleyen protokolün ayrıca düzenlenmiş olduğunu beyan etmesi karşısında, sanığın sunduğu protokolde sanığın imzası olmasıyla katılanın imzasının olmaması, A4 kâğıdından kesilerek bono ebadına getirilen kâğıdın sanığa verildiği anda A4 kâğıdı iken de katlanmış olduğunu gösteren adli tıp raporu (üst kenarın yaklaşık 1 cm altında yatay uzanan kat izi mevcut olduğu-kâğıt ortasında dikey uzanan ikinci bir kat izi mevcut olduğu), boş olarak imzalı kâğıdın üzerini yazı ile doldurulmak üzere çıktısı alınırken hizalamak amacıyla çizildiği değerlendirilen adli tıp raporunda tespit edilen üst kenar üzerinde mürekkepli kalem izlerinin mevcudiyeti ile bononun üst kenarının forme kesim olmaması (senet üst kenarının forme kesim olmadığı üst kenarda kesik kenara paralel uzanan mavi mürekkepli kaleme ait bakiyeler mevcut olduğu, muhtemelen kâğıt kesilirken oluşturulmuş çizgiye ait) hususları yanında katılanın maddi zorluklar içinde bulunması ile sanıkla aralarında yapılacak eczanenin devri sözleşmesi nedeniyle para kaynağı bulmuş olmasının getirdiği heyecan ile boş kâğıdı imzalamasının aralarında uzun zamandır devam eden ticari ilişkinin neticesi oluşan güven ile imzalayarak sanığa teslim etmiş olduğu değerlendirilerek sanığın savunmalarına itibar edilmemiştir.
Mahkememizce oluşan kanaat ve kabule göre her ne kadar sanık hakkında katılana yönelik dolandırıcılık eyleminde bulunmasından bahisle kamu davası açılmış ise de taraflar arasındaki uyuşmazlığın hukuki ihtilaf mahiyetinde kaldığı ve buna ilişkin olarak İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/230 esas sayılı dosyasında yargılamanın devam ettiği, bu sebeplerle dolandırıcılık suçunun unsurları oluşmadığından sanığın müsnet suçtan CMK'nın 223/2-a maddesi gereğince beraatine karar verilmesi gerekmiştir.
Dosya kapsamı, oluşan kanaat ve kabule göre sanığın katılandan aldığı boş imzalı A4 kâğıdını kambiyo senetlerinden bono haline getirme eylemi sabit olduğu, eylemin TCK'nın 209. maddesinde düzenlenen ‘açığa imzanın kötüye kullanılması’ suçunu oluşturduğu, bu sebeple sanığın eylemine uyan TCK'nın 209/1. maddesi gereğince cezalandırılmasının gerektiği, sanığın söz konusu eylemi gerçekleştirirken taraflar arasındaki hukuki ilişkiye dayanan alacağın ispatı amacıyla hareket ettiği kanaatine varılmış ve sanık hakkında TCK'nın 211. maddesinin uygulanmasının gerektiği kanaatine varılmıştır.
Sanığın dosyaya yansıyan kişiliği, yargılama sürecindeki tavır ve davranışları ve verilen hapis cezasının geleceği üzerindeki olası etkileri nazar alınarak sanık hakkında TCK'nın 62. maddesinin uygulanmasına takdiren yer olmadığına karar verilmiştir.
Sanığın 22.01.2015 tarihli duruşmada, işlediği iddia olunan suçu işlediğinin sabit görülmesi halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğini beyan etmesi nedeniyle sanık hakkında CMK'nın 231/5. maddesi hükmü uygulanmamıştır.
Sanığın atılı suç nedeniyle bir pişmanlığının olmayışı, sanığın sosyo-ekonomik durumu nazara alınarak sanık hakkında TCK'nın 50 ve 51. maddelerinin uygulanmasına takdiren yer olmadığına karar verilerek sanık hakkında aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur...’ denilerek açığa imzanın kötüye kullanılması suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuş ve kurulan bu hüküm Yüksek Yargıtay 23. Ceza Dairesinin 06.06.2016 tarihli ve 2016/8053 Esas, 2016/7255 Karar sayılı ilamı ile onanmıştır.
Konunun açıklığa kavuşması bakımından açığa imzanın kötüye kullanılması suçuna kısaca değinmekte yarar vardır.
5237 sayılı TCK’nın 209. maddesinde hükme bağlanan açığa imzanın kötüye kullanılması suçu, 765 sayılı TCK’nın 509. maddesinde hükme bağlanan suç tipine uygun olarak düzenlenmiştir.
Açığa imzanın kötüye kullanılması suçu 5237 sayılı TCK’nın 209. maddesinde;
‘(1) Belirli bir tarzda doldurulup kullanılmak üzere kendisine teslim olunan imzalı ve kısmen veya tamamen boş bir kâğıdı, verilme nedeninden farklı bir şekilde dolduran kişi, şikâyet üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) İmzalı ve kısmen veya tamamen boş bir kâğıdı hukuka aykırı olarak ele geçirip veya elde bulundurup da hukukî sonuç doğuracak şekilde dolduran kişi, belgede sahtecilik hükümlerine göre cezalandırılır.’ şeklinde hükme bağlanmıştır.
Açığa imzanın kötüye kullanılması suçları, ispat araçlarının her türlü sahtecilikten uzak olduğuna ve sözleşmelere ilişkin kamu güvenini zedelemektedir. Suçun düzenlendiği bölüm başlığından da anlaşıldığı üzere bu suçlarla korunmak istenen hukuksal yarar kamu güvenidir.
Maddede tanımlanan suçların maddi konusu, güvene dayalı olarak veya hukuka aykırı olarak elde edilen imzalı fakat kısmen veya tamamen boş olan ve bu haliyle ‘belge’ oluşturmayan bir kâğıttır. ‘Kısmen veya tamamen boş bir kâğıt’ ibaresini, belge oluşturmayan, tamamlanmış bir hukuki işlemi ifade etmeyen imzalı ve fakat kısmen veya tamamen boş bir kâğıt olarak anlamak gerekir. Maddenin birinci fıkrasındaki suçta fail, kendisine teslim edildiği anda ‘belge’ niteliğinde bulunmayan kâğıdı ‘belge’ haline getirmektedir. Burada imza sahibi suça konu olan imzalı ve kısmen veya tamamen boş bir kâğıdı kendi isteği ile ‘belirli bir tarzda doldurup kullanmak üzere’ faile teslim etmekte ancak fail bunu ‘verilme nedeninden farklı bir şeklide’ doldurmaktadır. Eğer suça konu olan kâğıt faile teslim edilmiş olmayıp da, fail bu kâğıdı hukuka aykırı herhangi bir yolla ele geçirmiş ve hukuki sonuç doğuracak şekilde doldurmuşsa bu durumda TCK'nın 209/2. maddesinde düzenlenen suçtan ve ayrıca belgenin ele geçiriliş biçimine göre dolandırıcılık veya yağma suçundan dolayı failin sorumluluğu söz konusu olmaktadır.
Açığa imzanın kötüye kullanılması suçuna ilişkin bu genel açıklamalardan sonra somut olaya baktığımızda; katılanın, senedin ödendiğine dair yazılı delil ibraz edememesi ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 24.03.1989 tarihli ve 1998/1 Esas, 1989/2 Karar sayılı içtihadında, senedin bedelsiz kaldığı ya da anlaşmaya aykırı olarak kullanıldığının yazılı delille ispatlanmasının zorunlu olduğunun belirtilmiş olması karşısında, sanığın atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı deliller elde edilemediğinden beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, dosya kapsamına uygun olmayan yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesinin yerinde olmadığı ve açığa imzanın kötüye kullanılması suçuna ilişkin mahkûmiyet hükmünün bu nedenle bozulması gerektiği,” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurulmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 23. Ceza Dairesince 10.10.2016 tarih ve 11643-8677 sayı ile itiraz nedenleri yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık hakkında kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan verilen beraat hükmü Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup, itirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında açığa imzanın kötüye kullanılması suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı açığa imzanın kötüye kullanılması suçuna konu senedin sanıkla katılan arasındaki anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu iddiasının yazılı delil ile ispatlanması mecburiyeti bulunup bulunmadığının ve buna bağlı olarak suçun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olup suçun sabit olduğunun kabulü halinde senedin müsadere edilmesine karar verilmesinin isabetli olup olmadığının da değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya içeriğinden;
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca; katılan ...'nın, Eminönü’nde bulunan ve işletmekte olduğu .....Eczanesi isimli iş yerine ait binanın mülkiyetini satın alması nedeniyle ekonomik sıkıntıya girdiği ve ticari ilişki içerisinde olduğu ..... Ecza Deposu A.Ş.nin yetkilisi olan sanık ... ile eczane binasının 1/2 hissesinin satılması konusunda anlaştığı, katılanın aralarında yapılacak protokolü yazıya dökmek üzere sanık tarafından kendisine verilen boş A4 kâğıdını alt kısmına adını ve unvanını yazarak imzaladığı, ancak daha sonra sanığın bu kâğıdı 1.700.000 TL bedelli sahte bonoya dönüştürerek katılan aleyhine icra takibi başlattığı iddiasıyla sanık hakkında kamu davası açılmıştır.
Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesi tarafından düzenlenen 26.05.2014 ve 03.08.2015 tarihli bilirkişi raporlarında; senet metin yazılarının bilgisayar yazıcısı ile yazılmış olduğu, senet üst kenarının forme kesim olmadığı, üst kenarda kesik kenara paralel uzanan mavi mürekkepli kaleme ait bakiyeler mevcut olduğu, senet yüzeyinde dağılmış biçimde toner partiküllerinin bulunduğu, gerek imzanın atıldığı kalem mürekkebinin akışkanlığı nedeniyle kâğıt liflerinin arasını doldurması, gerekse toner partiküllerinin kâğıt lifleri arasına ve yüzeyine dağılmış olması nedeniyle toner partiküllerinin imzanın altında veya üstünde olduğu ya da metin yazılarının sonradan doldurulup doldurulmadığı hususunda bir tespite gidilemediği,
Mahkemece alınan 12.05.2015 tarihli heyet bilirkişi raporunda; belgenin standart bir senet kağıdından oluşturulmadığı, A4 kâğıdı üzerine yazıcı yardımıyla oluşturulduktan sonra kesilmek suretiyle senet haline getirildiği, belgenin sağ üst kenar boyunca kısmen mürekkep bulaşığı bulunması nedeniyle kalemle çerçeve içine alınarak kesilmiş olduğu intibaını verdiği, belgenin tamamında yazıcı mürekkebinden kaynaklı toner damlacık sıçramaları ve kirliliği mevcut olduğu, bu sıçrama ve kirliliklerin imzanın üstünde mi yoksa altında mı olduğu yönünde sahip olunan imkanlarla bir karar verilemediği ve belgede ad, soyad ile imza dışında karşılaştırma yapılacak herhangi bir mürekkepli yazı olmadığından yazı yaşı analizi yapılamayacağı,
Katılan vekilinin isteği üzerine ve senet aslının icra dairesinde görülmek suretiyle düzenlendiği belirtilen "Bilimsel Mütalaa Beyanıdır" başlıklı ve 15.11.2013 tarihli raporda; suça konu senedin boş halde iken sağ alt bölümüne isim yazılarak imzalanmış bir A4 boyutlarındaki kâğıt üzerine lazer bilgisayar yazıcısı ile sonradan senet metni yazılması ve fazla olan üst bölümün kesilmesi suretiyle oluşturulduğu,
Bilgilerine yer verilmiştir.
Katılan ...; işlettiği eczanenin bulunduğu binanın mülkiyetini devir aldıktan sonra binaya yaptığı masraflar nedeniyle maddi sıkıntı içerisine girdiğini, borçlarını zamanında ödeyemeyince ilaç depolarından eczanesine ilaç alamadığını, bankalardan kredi de temin edemeyince bir süredir ticari ilişki içerisinde olduğu ..... Ecza Deposunun yetkilisi olan sanığın maddi yardım teklifinde bulunması üzerine 03.08.2010 tarihinde ecza deposunun idare merkezine gittiğini, sanık ve sanığın ortağı olan tanık ... ile görüştüğünü ve eczanesinin bulunduğu binanın yarısının devri karşılığında 1.650.000 TL istediğini, teklifini kabul ederek aynı gün 150.000 TL kaparo ödediklerini, kalan 1.500.000 TL'nin ise tapu devri sırasında ödenmesini kararlaştırdıklarını, ayrılacağı sırada “Verdiğimiz bu paranın karşılığında tapu devrini yapmaz isen biz ne yapacağız” demeleri üzerine yıllardır ticaret yaptıklarını ve karşılıklı güven içerisinde konuştukları şartlardan vazgeçmeyeceğini söylediğini, “Bir beyaz kâğıdın altına imza at, biz aramızdaki konuşmalara göre üstünü satış protokolü olarak doldururuz, hissenin devrinden sonra borcunu ödersen hisseyi de geri veririz” dediklerini, sanığın verdiği beyaz kâğıdın sağ alt köşesine adını yazarak imza attığını, bu sırada yanlarında sanığın ortakları olan ..., ..... ve .....ile kendisinin çalışanları olan ... ve Fatoş Aydın'ın bulunduğunu, 27.08.2010 tarihinde sanık ile birlikte tapu müdürlüğüne giderek eczane binasının yarı hissesini ..... Ecza Deposu Ticaret ve Sanayi A.Ş'ne devrettiğini, devirden sonra kalan 1.500.000 TL'yi istediğinde sanığın parasının olmadığını ve kredi çekeceğini söylediğini, birlikte bankaya gittiklerini, kendisinin kefil olduğu bir kredi çektiklerini ve anlaşma doğrultusunda 1.500.000 TL'nin tamamının kendisine ödendiğini, 23.07.2013 tarihine kadar ticari ilişkilerinin devam ettiğini, ancak bu tarihte sanık tarafından kendisi aleyhine icra takibi başlatıldığını öğrenince yaptığı araştırmada, icra takibine konu senedin açığa attığı imzanın bulunduğu kâğıdın bilgisayarda doldurularak oluşturulduğunu anladığını, sorduğunda ise sanığın senede konu parayı elden kendisine verdiğini söylediğini, ancak kendisinin kesinlikle bu şekilde bir para almadığını,
Savcılıkta ek olarak; maddi durumu düzeldiğinde iade edilmesi şartıyla eczane binasının yarı hissesini satmayı kendisinin önerdiğini, bu konu ile aralarındaki ilaç alım satım hususlarını yazılı hale getirecekleri sırada kendisinden yapılacak protokol için imzalı bir kâğıt istediklerini, güvendiği için verilen boş kâğıdın alt kısmına unvanını, adını ve soyadını yazarak imzalayıp verdiğini, iki gün sonra sanığın iki sayfalık bir protokol gönderdiğini, protokolde kabul edemeyeceği şartların yazıldığını ve kendisinin imzalamış olduğu kâğıdın da kullanılmadığını görünce sanığı aradığını, imzalı kâğıdının iadesini istediğini, sanığın “Veririz” dediğini, ancak oyalayarak kâğıdı vermediğini, 2013 yılı ortalarına doğru ..... ecza deposunun kendi eczanesi üzerinden aşırı derecede ilaç talebinde bulunması üzerine bu durumu engelleme kararı alması nedeniyle boş kâğıdın doldurularak icra takibi başlatıldığını, amaçlarının eczane binasının diğer hissesini de ele geçirmek olduğunu,
Tanık ...; 10 yıldır katılanın eczanesinde kalfa olarak çalıştığını, katılanın ilaç depolarına yüksek miktarda borcu olduğunu, katılan ile birlikte ..... Ecza Deposuna gittiklerinde eczane binasının yarısının devrine karşılık 1.650.000 TL'ye anlaşıldığını, peşin olarak 150.000 TL ödendiğini, sanığın verdiği paraya karşılık teminat istemesi üzerine katılanın sözlü olarak anlaştıklarını, başka bir şeye gerek olmadığını söylediği ve o sırada bir A4 kâğıdının sağ alt köşesine adını yazıp imzalayarak sanığa verdiğini, kâğıdın üzerinde herhangi bir şey yazmadığını ve kesinlikle senet olmadığını, katılanın daha önceki ticari ilişkilerinde açığa imza atarak birine kâğıt verdiğini hatırlamadığını,
Tanık Fatoş Aydın; katılanın yanında 2004 yılından beri kalfa olarak çalıştığını, aynı zamanda eczanenin gelir gideriyle de ilgilendiğini, olay tarihinde eczanenin maddi olarak sıkışıklığı bulunduğundan binanın yarısının satılmasına karar verildiğini, bu nedenle birlikte ..... Ecza Deposuna gittiklerinde yapılan pazarlık sonucu eczanenin yarısının devri için 1.650.000 TL'ye anlaşıldığını, 150.000 TL ödeme yapıldığını, sanığın katılana “Peki bu anlaşmamızdan vazgeçersen ne yapacağız” diye sorduğunu, katılanın da “Eğer güvenmiyorsan bir kâğıt imzalayarak size verebilirim” dediğini ve boş haldeki bir kâğıdın alt sağ kısmına adını yazıp imzaladığını, “Üstünü de protokol olarak doldurursunuz” dediğini, kâğıdı sanığın katlayarak aldığını, katılanın imzaladığı kâğıdın kesinlikle bir senet olmadığını,
Mahkemede farklı olarak; katılanın imzaladığı kâğıdın 150.000 TL ödemenin karşılığı olarak verildiğini, tapu devri yapıldıktan sonra bu kâğıdın yok edilecek olduğunu, çelişki nedeniyle sorulduğunda; katılanın kâğıdı “Bir şey olursa protokol olur, üstünü doldurursunuz” diyerek imzaladığını, asıl amacının ise “Ben size güveniyorum, siz de bana güvenin” mesajı vermek olduğunu,
Tanık ...; ..... Ecza Deposunun ortaklarından olduğunu ve sanık ile aynı odada oturduğunu, katılanın borç batağında olması nedeniyle yanlarına gelip gittiğini, ecza deposu ile katılanın eczanesi arasında 02.08.2010 tarihinde toplam 1.600.000 TL karşılığında eczane binasının mülkiyetinin ve işletmesinin yarısının devri konusunda bir ortaklık tesis edildiğini, sonrasında katılanın ortaklık sözleşmesi görüşmeleri sırasında beyan ettiği borcunun daha fazla olduğunun anlaşıldığını, katılanın belirttiği borç 2.500.000 TL civarında iken daha sonra yaklaşık 5.000.000 TL borcunun olduğunu tespit ettiklerini, sanığın da inisiyatif kullanarak katılanın ihtiyacı olan 1.700.000 TL'yi kırk gün içerisinde elden ödediğini, suça konu senedin de bu borç nedeniyle verilmiş olduğunu, suça konu senedi katılan ile sanığın birlikte bilgisayarda hazırladıklarını, sanığın yazıcıdan çıktı aldığını, katılanın da imzaladığını, boş kâğıda imza atılmadığını, senet düzenlendiği sırada kendilerinden başka kimsenin olmadığını,
Tanıklar ..... ve .....aynı yöndeki beyanlarında; sanığın katılana verdiği borç karşılığında senet aldığını bildiklerini, ancak senet düzenlendiği sırada orada olmadıklarını,
İfade etmişlerdir.
Sanık ...; ..... Ecza Deposunun ortağı olduğunu, katılan ile 2008 yılından itibaren ticari ilişki içinde olduklarını, katılanın 2009 yılı sonlarında ekonomik olarak zor durumda olduğunu söyleyip yardım talep ederek ortaklık teklifinde bulunduğunu, bu amaçla birçok kez iş yerine geldiğini, en son 2010 yılı Temmuz ayında çalışanı tanık ... ile birlikte iş yerine gelerek eczanesinin işletmesinin ortaklaşa yapılmasını ve borçlarını kapatmak için de 1.550.000 TL karşılığında eczane binasının yarı hissesini devretmeyi teklif ettiğini, kendisinin de bu durumu kabul ettiğini, ortaklık şartlarının sözleşme haline getirilmesi için şirket avukatlarına talimat verdiğini, ancak katılanın protokolü imzalamadığını, ortaklık görüşmesi sırasında kendilerinden gizlediği borçları için şahsen borç para istemeye başladığını, şahsi birikimlerinden ve elden vermiş olduğu 1.700.000 TL alacağına karşılık suça konu senedi katılanın imzalayarak verdiğini, bu sırada yanlarında ortağı tanık ... ile katılanın çalışanı tanık ...'nün de hazır bulunduklarını, o anda şirkette matbu senet olmadığı için bilgisayarda kendisinin hazırladığı senet çıktısını katılanın okuduktan sonra imzaladığını, ortaklık ilişkisi devam ettiğinden senedi işleme koymadığını, ancak 2013 yılı Temmuz ayında katılan haksız bir şekilde ortaklığı tek taraflı olarak bitirdiğini bildirince A4 kâğıdına almış oldukları çıktının üstten ve alttan fazlalık kısımları keserek senedin hükümsüz duruma gelmemesi için vadesinden üç yıl sonra icra takibi başlattığını, daha önceden başka ticari ilişkilerinde bilgisayar çıktısı olarak böyle bir senet düzenlemediğini,
Mahkemede farklı olarak; senedin düzenlendiği sırada odada sadece tanık ...'in olduğunu, tanık ...'nün daha önceki görüşmelerde hazır bulunduğunu, ancak senedi hazırladığı sırada yanlarında bulunmadığını,
Savunmuştur.
Açığa imzanın kötüye kullanılması suçu TCK’nın 209. maddesinde;
“(1) Belirli bir tarzda doldurulup kullanılmak üzere kendisine teslim olunan imzalı ve kısmen veya tamamen boş bir kâğıdı, verilme nedeninden farklı bir şekilde dolduran kişi, şikayet üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) İmzalı ve kısmen veya tamamen boş bir kâğıdı hukuka aykırı olarak ele geçirip veya elde bulundurup da hukuki sonuç doğuracak şekilde dolduran kişi, belgede sahtecilik hükümlerine göre cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmiştir.
Açığa imzanın kötüye kullanılması suçunun konusu belirli bir tarzda doldurulmak üzere imzalı ve kısmen veya tamamen boş bir şekilde verilen kâğıttır. Maddeyle, belirtilen biçimde verilen bir kâğıdı, teslim eden kişinin isteğine ve kâğıdı veriş nedenine aykırı olarak dolduran kimse cezalandırılmaktadır.
Birinci fıkradaki suçun oluşumu için bir kimsenin imzasının yer aldığı boş bir kâğıdı, diğerine belirli bir tarzda doldurulmak üzere vermesi, kâğıdı alan kimsenin de tevdi ve teslim nedeninden farklı bir şekilde bu kâğıdı doldurarak hukuki sonuç doğuracak bir belge hâline getirmesi gereklidir. Kâğıt üzerine atılan imzanın gerçek olması şarttır. Aksi takdirde belgede sahtecilik suçu söz konusu olur. Suçun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyet şartına bağlı tutulmuştur.
İkinci fıkrada, imzalı ve kısmen veya tamamen boş bir kâğıdı hukuka aykırı olarak ele geçirip veya elde bulundurup da hukuki sonuç doğuracak şekilde dolduran kişinin, belgede sahtecilik hükümlerine göre cezalandırılması öngörülmüştür. Bu fıkradaki suçun oluşması için faile imzalı kâğıt teslim veya tevdi edilmemiş olmalı, fail imzalı kâğıdı hukuka aykırı bir şekilde ele geçirerek veya elde bulundurarak doldurmalıdır. Fail, imzalı olarak verilen boş kâğıdı doldurduğunda meydana gelen belgenin niteliğine göre resmî veya özel belgede sahtecilik suçu hükümlerine göre cezalandırılacaktır.
Açığa imzanın kötüye kullanılması suçunun unsurları ile alâkalı bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlık konusu ile ilgili olarak suça konu senedin anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğunun ispatı açısından yazılı delil mecburiyeti bulunup bulunmadığı ve tanık dinlenip dinlenemeyeceği konusunda hangi usul hükümlerinin uygulanması gerektiğinin irdelenmesinde yarar bulunmaktadır.
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren ve suç tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 288. maddesinde; "Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri dörtyüz milyon lirayı geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir.
Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma (ibra) gibi herhangi bir sebeple dörtyüz milyon liradan aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz",
1086 sayılı Kanun'un 290. maddesinde ise, "Senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı defi olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler dörtyüz milyon liradan az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz" hükümleri yer almaktadır.
6100 sayılı HMK'nın "Senetle ispat zorunluluğu" başlıklı 200. maddesi ile; "(1) Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz.
(2) Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir",
Aynı Kanun'un "Senede karşı tanıkla ispat yasağı" başlıklı 201. maddesi ile de; "Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz" şeklinde düzenlemeler getirilmiştir.
Yerleşmiş yargısal kararlar ve öğretideki baskın görüşlerde de, senede müstenit olan her nevi iddiaya karşı ileri sürülecek savunmaların tanıkla ispatının mümkün olmadığı, ancak senetle ispat zorunluluğunun yalnız hukuki işlemler için olup hukuki fiillerin senetle ispat zorunluluğunun bulunmadığı, borcun ödenmesi, bir borcu sona erdirme amacına yönelik olduğu için bir hukuki fiil değil, hukuki işlem olduğundan, senede bağlı borçların ödendiğinin de tanıkla ispat olunamaması gerektiği belirtilmiştir. Somut olayda da, sanığın eylemi, anlaşmaya aykırı senet düzenlemek biçiminde gerçekleştirdiği iddia edilen bir hukuki işlemdir.
Senede karşı ileri sürülen hukuki işlemlerin değeri ne olursa olsun tanıkla ispat olunamayacağı kuralı 1086 sayılı HUMK'nın 290. maddesinde hükme bağlanmakla birlikte, aynı Kanun'da senetle ispatın istisnalarına da yer verilmiştir.
1086 sayılı HUMK'nın 293. maddesinde, "1 - Usul ve füru, birader ve hemşire veya karı koca ve kayınpeder ve valide ile damat ve gelin arasındaki muameleler,
2- Cürümden mütevellit olsun olmasın tazminatı müstelzim fiiller,
3- Yangın veya kazayı bahri veyahut düşman istilası gibi senet alınması gayrimümkün veya fevkalade müşkül hallerde yapılan muameleler.
4- Halin icabına ve iki tarafın vaziyetlerine nazaran senede raptı müteamil olmıyan muameleler,
5- Akitlerde hata, hile, gabin, cebir ve ikrah vukuu" hallerinde tanıkla ispat yapılabileceği hüküm altına alınmış,
Aynı Kanun'un 294. maddesinde de; "Nagehani bir hadise veya mücbir bir sebep ile senedin sahibi yedinde veyahut her ne suretle olursa olsun alelüsul tevdi olunan resmî memur nezdinde zayi olduğu hakkında kanaatbahş delil ve emareler mevcut olduğu takdirde" tanıkla ispat olunabileceği belirtilmiştir.
6100 sayılı HMK'nın "Senetle ispat zorunluluğunun istisnaları" başlıklı 203. maddesinde de bu husus, "(1) Aşağıdaki hâllerde tanık dinlenebilir:
a) Altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler.
b) İşin niteliğine ve tarafların durumlarına göre, senede bağlanmaması teamül olarak yerleşmiş bulunan hukuki işlemler.
c) Yangın, deniz kazası, deprem gibi senet alınmasında imkânsızlık veya olağanüstü güçlük bulunan hâllerde yapılan işlemler.
ç) Hukuki işlemlerde irade bozukluğu ile aşırı yararlanma iddiaları.
d) Hukuki işlemlere ve senetlere karşı üçüncü kişilerin muvazaa iddiaları.
e) Bir senedin sahibi elinde beklenmeyen bir olay veya zorlayıcı bir nedenle yahut usulüne göre teslim edilen bir memur elinde veya noterlikte herhangi bir şekilde kaybolduğu kanısını kuvvetlendirecek delil veya emarelerin bulunması hâli." biçiminde düzenlenmiştir.
Bu istisnalar dışında, imzalı boş kâğıdın senet haline dönüştürülmesine karşı borçlu tarafından ileri sürülen hususların senetle ispatı gerekmekte olup, bu nitelikte bir kâğıdı imzalayan bir kimse muhtemel tehlikelere ve onun hukuki sonuçlarına katlanmalı ve senede karşı savunmasını yazılı delillerle ispat etmelidir.
Bu aşamada Hukuk Muhakemeleri Kanunu yönünden açıklanmış bulunan "istisnalar dışında tanıkla ispatın mümkün olmadığı"na ilişkin kuralın 5237 sayılı TCK'nın 209. maddesinin birinci fıkrası yönünden ceza mahkemesinde de geçerli olup olmadığı konusu üzerinde durulması gerekmektedir.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 18. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 254. maddesi, "Mahkeme irat ve ikame edilen delilleri duruşmadan ve tahkikattan edineceği kanaate göre takdir eder.
Soruşturma ve kovuşturma organlarının hukuka aykırı şekilde elde ettikleri deliller hükme esas alınamaz",
Aynı Kanun'un 255. maddesi ise; "Bir fiilin suç olup olmaması, adi hukuka müteallik bir meselenin halline bağlı ise ceza mahkemesi bu meseleye dahi ceza işlerindeki usul ve deliller için mer'i kaidelere göre karar verir.
Bununla beraber mahkeme, muhakemeyi talik ve hukuk davası açılması için alakadarlara bir mehil verebilir.
Hukuk mahkemesinden bu babda bir hüküm çıkmasını da bekliyebilir.
Ceza mahkemelerinde son tahkikat esnasında suçtan zarar görenlerle maznunların yaşlarında ceza hükümleri bakımından lüzum görülecek tashihlerin Nüfus Kanunundaki usule göre icrası ceza mahkemesine aiddir. Bu babda verilecek karar esas hükümle birlikte temyiz olunabilir" şeklinde düzenlenmişken,
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren ve suç tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı CMK'nın 217. maddesinde;
"(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.
(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir",
Aynı Kanun'un 218. maddesinde ise, "(1) Yüklenen suçun ispatı, ceza mahkemelerinden başka bir mahkemenin görev alanına giren bir sorunun çözümüne bağlı ise; ceza mahkemesi bu sorunla ilgili olarak da bu Kanun hükümlerine göre karar verebilir. Ancak, bu sorunla ilgili olarak görevli mahkemede dava açılması veya açılmış davanın sonuçlanması ile ilgili olarak bekletici sorun kararı verebilir.
(2) Kovuşturma evresinde mağdur veya sanığın yaşının ceza hükümleri bakımından tespitiyle ilgili bir sorunla karşılaşılması halinde; mahkeme, ilgili kanunda belirlenen usule göre bu sorunu çözerek hükmünü verir." hükümlerine yer verilmiştir.
Buna göre, bir eylemin suç olup olmaması başka bir mahkemenin görev alanına giren bir sorunun çözümüne bağlı ise, ceza mahkemesi bu sorunu kendi çözümleyebileceği gibi, yargılamaya ara vererek hukuk davası açılması için ilgililere uygun bir süre verebilecek ve hukuk mahkemesinden bu konuda bir karar verilmesini de bekleyebilecektir. İlgililere süre verilerek hukuk mahkemesinden bir kararın çıkması beklendiği takdirde, örneğin anlaşmaya aykırı düzenlendiği iddia edilen senet ile ilgili değerlendirme yapan hukuk mahkemesi, ceza usulünde benimsenen serbest delil ilkesi hükümlerine göre değil, hukuk usulünde uygulanan "istisnalar dışında senede karşı iddiaların ancak senetle ispat edilebileceği" ilkesi uyarınca bir karar tesis edecek ve senet hakkında hukuk mahkemesince verilen karar ceza mahkemesini de bağlayacaktır. Görüldüğü üzere, ceza mahkemesi yüklenen suçun ispatı açısından ceza usulü kuralları içinde karara bağlamadığı bir sorunun hukuk mahkemesinde çözümüne imkan tanımışsa, artık hukuk mahkemesinden verilen kararla bağlı olacaktır. Başka bir mahkemenin görev alanına giren bir sorunu kendisi karara bağlamak istediği takdirde ise, yine aynı kuralları, yani hukuk usulünde benimsenen kuralları uygulaması gerekecektir. Aksi hâlin kabulünde çelişkili kararların tesisi ihtimali nedeniyle adalete olan güven sarsılacaktır. Bu durumda ceza mahkemesi, bir fiilin suç olup olmamasını değil, bir hukuki işlemin, yani senedin anlaşmaya aykırı düzenlenip düzenlenmediğini belirleyerek sonuca gideceğinden, açığa imzanın kötüye kullanılması suçunun sübutunu hukuk usulünde öngörülen kuralları uygulamak suretiyle çözümlemek zorundadır. Bu zorunluluk yalnızca senedin anlaşmaya aykırı düzenlendiği iddiasına ilişkin olup, sanığın kastı, senedi kullanıp kullanmadığı gibi diğer unsurları değerlendirirken ceza muhakemesindeki serbest delil ilkesine uygun şekilde takdirini kullanabilecektir.
Ceza ve hukuk mahkemelerinde, sübuta ilişkin bir sorunun çözümünde farklı usul kurallarının uygulanması farklı hukuki sonuçları ortaya çıkarabilecektir. İmzalı boş bir kâğıdın anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu iddiasının ceza mahkemesinde serbest delil usulü, hukuk mahkemesinde ise, istisnalar dışında sınırlı delil usulüne göre çözümünün ve bundan dolayı farklı sonuçların ortaya çıkmasının kabulü, adalet ve hakkaniyete aykırı düşecektir. Bu nedenle, senedin anlaşmaya aykırı düzenlenip düzenlenmediğine ilişkin sorunun çözümünde, ceza ve hukuk mahkemelerinden verilen farklı kararların uygulamada doğuracağı sakıncalarının önlenmesi bakımından, tanıkla ispat konusunda ceza mahkemesinin hukuk mahkemesinin bağlı olduğu usul kurallarını uygulaması gerekmektedir.
Diğer bir anlatımla, farklı usul hükümlerinin uygulanması nedeniyle imzalı boş bir kâğıdın anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu iddiasının ceza mahkemesinde sabit görülerek mahkûmiyet kararı verilmesi, buna karşılık hukuk mahkemesinde böyle bir iddianın yerinde olmadığının kabulü ile alacağın geçerli görülmesi durumunda, ceza mahkemesi kararı sonucu açığa imzanın kötüye kullanılması suçundan hakkında mahkûmiyet hükmü kurulan alacaklı, hukuk mahkemesi kararına göre alacağını icrada tahsil edebilecektir. Üstelik bu kabul, elinde gerçeğe ve hukuka uygun olarak düzenlenmiş senet bulunan alacaklının senede konu alacağını tahsil edememe tehlikesinin yanında, TCK'nın 209/1. maddesinde düzenlenen ceza tehdidi altında bulundurulmasına neden olacak, hatta Hukuk Muhakemeleri Kanunu, İcra İflas Kanunu ve Ticaret Kanunu hükümlerine güvenerek alacağını hukuki yönden güvende gördüğü için, işlemlerin yapılması sırasında tanık temini yoluna gitmeyen alacaklının kolayca mahkûm edilmesi sonucunu ortaya çıkaracak ve ekonomik hayatta güvensizliğe neden olacaktır. Bu tür sakıncalara ve böylesine çelişkili bir durumun ortaya çıkmasına hukuk mantığının izin vermeyeceği açıktır.
Nitekim, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun yürürlükte olduğu dönemde, benzer uyuşmazlık konularının değerlendirildiği 12.04.1933 tarihli ve 31-7 sayılı, 02.04.1941 tarihli ve 19-12 sayılı, 24.03.1989 tarihli ve 1-2 sayılı İçtihat Birleştirme Kararlarında ve Ceza Genel Kurulunun 05.02.2013 tarihli ve 1086-40 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmış olup, 1412 sayılı CMUK'nun 254 ve 255. maddeleri ile suç tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı CMK'nun 217 ve 218. maddelerinin uyuşmazlık konusunu ilgilendiren bölümleri itibariyle paralel hükümler içermeleri nedeniyle değişen ceza mevzuatı karşısında dahi söz konusu İçtihadı Birleştirme Kararları halen geçerliliklerini korumaktadır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanığın, boş ve imzalı olarak katılandan aldığı kâğıdı, aralarındaki anlaşmaya aykırı olarak 1.700.000 TL bedelli senet hâline getirerek katılan aleyhine icra takibi başlattığının iddia edildiği olayda; ceza yargılamasında hakimin delilleri serbestçe takdir edeceği açıklanmış ve ispat vasıtaları yönünden bir sınırlama getirilmemiş ise de, hukuki bir ilişkinin sonucu olup, aynı zamanda cezai sorumluluğu da gerektiren işlemlerde hukuk mahkemelerinde aranılan ispat şeklinin ceza mahkemelerinde de aranması gerektiği, ceza mahkemelerinden verilen mahkûmiyet hükümlerinin hukuk mahkemelerini de bağlayacağı, açığa imzanın kötüye kullanılması suçunun işlendiğinin tanıkla ispatı kabul olunduğu takdirde katılanın ceza ilamına dayanarak 1.700.000 TL bedelindeki senedin anlaşmaya aykırı olarak düzenlendiğini herhangi bir yazılı delile ihtiyaç olmadan ispat edebileceği, bunun da miktar itibarıyla tanıkla ispat edilemeyecek bir iddianın suç tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na aykırı olarak tanıkla ispatı sonucunu doğuracağı, dosyada mevcut bilirkişi raporlarındaki tespitlerin suça konu senedin katılan ile sanık arasındaki anlaşmaya aykırı olarak doldurulup doldurulmadığına yönelik olmadığı ve dolayısıyla katılanın hukuka uygun olarak sadece tanık deliline dayandığı anlaşıldığından, katılanın senedin anlaşmaya aykırı olarak düzenlendiği yönündeki yazılı bir delile dayanmayan iddiasının kabul edilmesinin ve sanığın mahkûmiyetine karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, senedin açığa imzanın kötüye kullanılması suretiyle düzenlendiği hususunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri uyarınca ispatlanamadığı ve elde edilen delillerin sanığın hükümlülüğüne yeter nitelik ve derecede bulunmadığı anlaşıldığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Ulaşılan bu sonuç karşısında, suça konu senedin müsadere edilmesine karar verilmesinin isabetli olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle,
1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2-Yargıtay (Kapatılan) 23. Ceza Dairesinin 06.06.2016 tarihli ve 8053-7255 sayılı açığa imzanın kötüye kullanılması suçuna ilişkin onama kararının KALDIRILMASINA,
3-İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 24.11.2015 tarihli ve 252-270 sayılı açığa imzanın kötüye kullanılması suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün, sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4-Dosyanın, mahalline iade edilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 11.12.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
11. Ceza Dairesi, 2011/13296 E., 2013/6918 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
HÜKÜM : TCK.nun 204/1, 211/1. maddeleri uyarınca hükmedilen 1 yıl hapis cezasının anılan Yasanın 51/1.
11. Ceza Dairesi 2011/13296 E. , 2013/6918 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : TCK.nun 204/1, 211/1. maddeleri uyarınca hükmedilen 1 yıl hapis cezasının anılan Yasanın 51/1. maddesi gereğince ertelenmesine dair.
1- Dosyada sureti mevcut olan suça konu belgenin heyetçe yapılan gözleminde, 15.11.2005 tarihli dilekçeye istinaden düzenlendiği belirtilmesine rağmen, belgenin üst kısmındaki düzenlenme tarihini gösteren kaşede "28 Ekim 2005" yazılı olduğu, belgenin ibrazında bu hususun dikkat çekeceği anlaşılmakla; belgede yer alan tarihler arasındaki uyumsuzluklara göre aldatma kabiliyetinin bulunmadığı gözetilmeden; bu hususu irdeleyip tartışmayan belge aslı üzerindeki gözleme ve kriminal polis laboratuvarı raporuna dayanarak aldatma yeteneği bulunduğunun kabulü ile yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması;
2- Kabule göre de;
Sanığın suç tarihi itibariyle katılan kuruma borcu bulunup bulunmadığına ilişkin ilgili kurumun 16.12.2008 ve 02.06.2008 tarihli yazıları arasında çelişki bulunduğu anlaşılmasına göre bu hususun açıklığa kavuşturularak çelişkinin giderilip, sanığın şirketinin katılan kuruma suç tarihi itibariyle borcu bulunup bulunmadığının kesin olarak belirlenmesinden sonra hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, eksik araştırma sonucu yazılı şekilde 5237 TCK.nun 211. maddesinin uygulanması;
3- Adli sicil kaydına göre tekerrüre esas geçmiş hükümlülüğü bulunan sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nun 58. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
Yasaya aykırı, sanık müdafii ile katılan kurum vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 30.04.2013 gününde oybirliği ile karar verildi
11. Ceza Dairesi, 2010/5552 E., 2012/19989 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
HÜKÜM : ...: 5237 sayılı TCK.nun 207/1, 211, 62, 50/1, 52/2. maddeleri gereğince 3.000.- YTL Adli Para Cezası ile cezalandırılması, 52/son maddesi uyarınca taksit uygulanması,
11. Ceza Dairesi 2010/5552 E. , 2012/19989 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ :Özel belgede sahtecilik
HÜKÜM : ...: 5237 sayılı TCK.nun 207/1, 211, 62, 50/1, 52/2. maddeleri gereğince 3.000.- YTL Adli Para Cezası ile cezalandırılması, 52/son maddesi uyarınca taksit uygulanması,
...: 5237 sayılı TCK.nun 207/1, 211, 62. maddeleri gereğince 5 Ay Hapis Cezası ile cezalandırılması, 51/1-3-6 maddesi uyarınca erteleme
Sanıkların, yöneticinin imzasını taklit ederek adlarına "sahte işten ayrılma bildirgeleri" düzenlediklerinin iddia olunması, sanıkların atılı suçu kabul etmemeleri, dosya içerisinde mevcut bilirkişi raporuyla sadece suça konu belgelerin altında kendilerine ait sütundaki imzaların sanıklara aidiyetlerinin saptandığı, gerek sanıkların gerekse suç tarihinde görevli yöneticinin belgelerdeki diğer hususlar yönünden yazı, rakam ve imza incelemesinin yapılmadığının anlaşılması karşısında, gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi bakımından; sanıkların ve eski yönetici olduğu belirlenen ...'ın yazı, rakam ve imza örneklerinin temin edilerek, suça konu belge üzerindeki imza, rakam ve yazıların kimin eli ürünü olduğu konusunda bilirkişi incelemesi yaptırılması, bu belgelerin Türk İş Kurumuna ne şekilde ve kim tarafından ulaştırıldığı hususu sorulup, buna ilişkin varsa belge getirtilip toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının takdir ve tayin edilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Yasaya aykırı, sanıklar müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 21.11.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.