5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 212

Türk Ceza Kanunu 212. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 212- (1) Sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunur. BEŞİNCİ BÖLÜM Kamu Barışına Karşı Suçlar Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

39 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2017/1153 E., 2021/203 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
Yukarıdaki açıklamalar ışığında ve TCK’nın 212. maddesi amir hükmü karşısında sanığın ‘Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması’ suçu ile birlikte ‘Özel belgede sahtecilik’ suçundan da cezalandırılmasına dair Yerel Mahkeme kararında yasaya aykırı bir durum olmadığı kanaatine varılarak a
Ceza Genel Kurulu         2017/1153 E.  ,  2021/203 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 8. Ceza Dairesi Mahkemesi :Asliye Ceza Sanık ... hakkında resmî belgede sahtecilik, sahte kredi kartı üretme ve sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçlarından açılan kamu davasında yapılan yargılama sırasında, İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesince 28.03.2013 tarih ve 269-107 sayı ile eylemlerin nitelikli dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik suçlarını oluşturabileceği gerekçesiyle verilen görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği İstanbul 21. Ağır Ceza Mahkemesince 22.04.2013 tarih ve 202-153 sayı ile karşı görevsizlik kararı verilerek olumsuz görev uyuşmazlığının çözümü için dosyanın gönderildiği Yargıtay 5. Ceza Dairesince 11.09.2013 tarih ve 11409-8447 sayı ile İstanbul 21. Ağır Ceza Mahkemesi kararındaki gerekçeye göre görevsizlik kararı kaldırılarak dosyanın tevdi edildiği İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesince 19.06.2014 tarih ve 374-196 sayı ile sanığın, sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçundan TCK’nın 245/3, 43 ve 52. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis ve 120 TL adli para cezası; özel belgede sahtecilik suçundan ise TCK’nın 207/1. maddesi uyarınca 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve her iki suç yönünden aynı Kanun’un 53. maddesi uyarınca hak yoksunluğuna karar verilmiş, bu hükümlerin sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 16.12.2015 tarih ve 13103-25869 sayı ile sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün onanmasına, özel belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün ise; “Sanığın, katılana ait aslı ele geçmeyen nüfus cüzdanı fotokopisiyle katılan adına bankaya kredi kartı talebiyle başvurup, başvuru formu ve sözleşmeler imzalayarak suça konu kredi kartını teslim alması eylemlerinin kül hâlinde zincirleme olarak kredi kartının sahte olarak üretilmesi suçunu oluşturduğu, yanlış vasıflandırmasıyla özel belgede sahtecilik suçunu oluşturduğundan bahisle yazılı şekilde hüküm kurulması” isabetsizliğinden, sanığın kazanılmış hakkı saklı kalmak kaydıyla bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 04.02.2016 tarih ve 267239 sayı ile; "Somut olayda sanığın, katılana ait aslı ele geçmeyen nüfus cüzdanı fotokopisiyle katılan adına bankaya kredi kartı talebiyle başvurup, başvuru formu ve sözleşmeler imzalayarak suça konu kredi kartını teslim aldığı ve bu kart ile birden fazla kez alışveriş yaptığı sabittir. Sanık hakkında sahte nüfus cüzdanı fotokopisi kullanmak suretiyle kredi kartı sözleşmesi ve tüketici sözleşmelerini imzalayarak ‘Özel belgede sahtecilik’ suçu yanında ‘Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması’ suçu kapsamında hem başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üreten sıfatı ile TCK’nın 245/2, hem de sahte üretilen bu kredi kartını kullanmak suçundan dolayı TCK’nın 245/3. maddesi gereğince cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmıştır. Yerel Mahkeme TCK’nın 245/2. maddesi gereğince açılan kamu davası hakkında bir karar vermemiş, sanık hakkında TCK’nın 245/3, 43 ve 207/1. maddeleri gereğince mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Yukarıdaki açıklamalar ışığında ve TCK’nın 212. maddesi amir hükmü karşısında sanığın ‘Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması’ suçu ile birlikte ‘Özel belgede sahtecilik’ suçundan da cezalandırılmasına dair Yerel Mahkeme kararında yasaya aykırı bir durum olmadığı kanaatine varılarak aksi yöndeki Yüksek Daire kararına itiraz etmek gerekmiştir." düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 15.11.2017 tarih ve 1906-12786 sayı ile itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanık ... hakkında sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme özel belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Sanığın TCK’nın 245/2. maddesi uyarınca cezalandırılması istemi ile açılan kamu davasına ilişkin olarak Yerel Mahkemece hüküm kurulup kurulmadığı, 2- Sanığın kredi kartı sözleşmesi ve ekinde yer alan belgede sahtecilik yapma eyleminin TCK'nın 212. maddesi delaletiyle sahte kredi kartı üretme suçunun yanında ayrıca aynı Kanun'un 207. maddesinde düzenlenen özel belgede sahtecilik suçunu oluşturup oluşturmayacağı, 3- Sanığın kredi kartı sözleşmesi ve ekinde yer alan belgede sahtecilik yapma eyleminin TCK'nın 212. maddesi delaletiyle sahte kredi kartı üretme suçunun yanında ayrıca aynı Kanun'un 207. maddesinde düzenlenen özel belgede sahtecilik suçunu oluşturmayacağı sonucuna ulaşılması hâlinde sanık hakkında bu eylemi nedeniyle sahte kredi kartı üretme suçu bakımından zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının mümkün olup olmadığı, Hususlarının belirlenmesine ilişkin olup dosya kapsamı ile UYAP sorgulamasına göre sanık ... hakkında; Kemal Karabulut kimlik bilgilerini kullanarak Finansbank Mecidiyeköy Şubesinden kredi kartı aldığı iddiası ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 02.01.2012 tarih ve 143402-9-1 sayı ile İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, suç tarihinin 08.08.2011 olarak gösterildiğinin, yine İbrahim Ünal kimlik bilgilerini kullanarak Finansbank Pendik Çarşı Şubesinden 4022 7801 …. 7307 numaralı kredi kartını aldığı iddiası ile İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca 27.03.2015 tarih ve 195698-15736-817 sayı ile İstanbul Anadolu 1. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, suç tarihinin 2011 yılı Ekim ayı olarak gösterildiğinin anlaşılması karşısında sanığın aynı bankaya yönelik eylemlerinin ayrı ayrı sahte kredi kartı üretme suçunu mu yoksa zincirleme şeklinde işlenen sahte kredi kartı üretme suçunu mu oluşturduğunun belirlenebilmesi bakımından söz konusu dava dosyalarının akıbetleri ile aynı bankaya yönelik sahte kredi kartı üretme suçundan sanık hakkında açılan başka dava bulunup bulunmadığı hususları araştırılıp aralarındaki bağlantı nedeniyle mümkün ise davaların birleştirilmesi sağlanarak aksi hâlde ilgili evrakın onaylı suretleri getirtilip deliller birlikte değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun tespitinin gerekip gerekmediği, bu bağlamda eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığı hususunun ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. İncelenen dosya kapsamından; Katılan ... AŞ’nin 22.09.2011 tarihli yazısı ekinde yer alan belgelere göre; 4022 7801 …. 5335 numaralı Finansbank kredi kartına ilişkin katılan ... adına 02.08.2011 tarihli banka/kredi kartı başvuru formu ve bankacılık işlemleri sözleşmesi ile aynı tarihli kredi kartı ve şifre teslim formunun imzalandığı, katılan ... adına 06.06.2007 veriliş tarihli, E11 603005 seri numaralı nüfus cüzdanı fotokopisinin ibraz edildiği, bahse konu kredi kartı ile 02.08.2011-08.08.2011 tarihleri arasında nakit çekim ve alışveriş yapılmak suretiyle 1.674,8 TL harcama yapıldığı, Sanık hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 07.03.2012 tarih ve 17687-6263 sayı ile resmî belgede sahtecilik, sahte kredi kartı üretme ve sahte kredi kartı kullanarak yarar sağlama suçlarından kamu davası açıldığı, bahse konu iddianamede sanığın eylemlerinin “Olay tarihinde yukarıda açık kimliği yazılı bulunan şüphelinin, müştekiye ait kimlik bilgileri içeren ve olaydan sonra imha ettiği sahte kimlik belgesi ibraz ederek Finansbank Mecidiyeköy Şubesinden 4022 7801 .... 5335 numaralı kredi kartını aldığı, sonrasında sahte belgeyle aldığı müşteki adına tanzim edilmiş kartla harcamalar yaptığı” şeklinde belirtildiği, TCK’nın 245/2-3, 204/1 ve 53. maddelerinin ise sevk maddeleri olarak gösterildiği, 10.02.2014 tarihli oturumda TCK’nın 207/1. maddesinin uygulanması ihtimaline binaen CMK’nın 226. maddesi uyarınca sanığa ek savunma hakkı verildiği, yapılan yargılama sonucunda İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesince 19.06.2014 tarih ve 374-196 sayı ile sanığın sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçundan TCK’nın 245/3, 43, 52 ve 53. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis ve 120 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına; özel belgede sahtecilik suçundan ise TCK’nın 207/1 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, hükmün gerekçe kısmında ise sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiilleri ile bunların nitelendirilmesinin “Yapılan yargılama safahatı ve dosya kapsamından sanığın suç tarihinde, müştekiye ait nüfus cüzdanını sahte olarak tanzim edip kendi fotoğrafını yapıştırmak suretiyle Finansbank TAŞ Şubesine başvurup kredi kartı başvuru formunu imzalayarak sözleşme yaptığı, kredi kartını alan sanığın alışveriş yaptığı, sanığın bankaya sözleşme için verdiği fotoğraf dışında müştekinin kimlik bilgilerini içeren sahte nüfus hüviyet cüzdanının ele geçirilemediği, katılanların zararının da karşılanmadığı, bu şekilde sanığın sahte nüfus cüzdanının ele geçirilememesi nedeniyle özel belgede sahtecilik ve banka ve diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bu kredinin açılmasını sağlamak maksadı ile dolandırıcılık suçlarını işlediği anlaşılmakla, sanığın müsnet suçları işlediği yolunda mahkememizde her türlü şüpheden uzak tam bir vicdani kanat hasıl olmakla sanığın müsnet suçlardan cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir.” şeklinde yapıldığı, UYAP sorgulaması ve dosya kapsamına göre sanık ... hakkında; Kemal Karabulut kimlik bilgilerini kullanarak Finansbank Mecidiyeköy Şubesinden kredi kartı aldığı iddiası ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 02.01.2012 tarih ve 143402-9-1 sayı ile İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, suç tarihinin 08.08.2011 olarak gösterildiği, yine İbrahim Ünal kimlik bilgilerini kullanarak Finansbank Pendik Çarşı Şubesinden 4022 7801 …. 7307 numaralı kredi kartını aldığı iddiası ile İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca 27.03.2015 tarih ve 195698-15736-817 sayı ile İstanbul Anadolu 1. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, suç tarihinin 2011 yılı Ekim ayı olarak gösterildiği, Anlaşılmaktadır. Katılan ... Savcılıkta; 02.08.2011 tarihinde adına kayıtlı olup kızı Mevla Karabulut tarafından kullanılan 0 542 ... 50 11 numaralı telefona Finansbank'tan mesaj geldiğini, mesajda “Sayın ..., CardFinans Gold başvurunuz onaylanmıştır. Kartınızı başvuruda bulunduğunuz şubeden teslim alabilirsiniz." yazılı olduğunu, reklam amaçlı gönderilmiş olabileceği düşüncesiyle mesajı dikkate almadığını, 11.08.2011 tarihinde İstanbul ilinde bulunan kızı Nesibe Aras’ın kendisini arayarak evlerine Finansbank'tan kredi kartı borcuna ilişkin ekstre geldiğini söylediğini, bahse konu bankaya kredi kartı veya herhangi bir işlem için başvurusunun olmadığını, Finansbank çağrı merkezini aradığında kimlik bilgilerinin kullanılarak adına kredi kartı çıkarıldığını ve çeşitli harcamalar yapıldığını öğrendiğini, aynı kişinin bilgilerini kullanarak aynı bankadan kredi başvurusunda da bulunmuş olduğunu, çağrı merkezinden öğrendiği kadarıyla başvurunun Finansbank Mecidiyeköy Şubesinden yapıldığını, başvuru için gerekli evrakın bazılarının da Ümraniye İlçe Nüfus Müdürlüğünden alındığını, adına kart çıkartarak kendisini zarara uğratacak şekilde işlemler yapan şahıs ya da şahıslardan şikâyetçi olduğunu, Mahkemede; kızının kullandığı cep telefonuna gelen mesajda adına düzenlenen kredi kartını şubeden alması gerektiğinin belirttiğini, ancak böyle bir başvurusu olmadığı için dikkate almadığını, İstanbul’da bulunan kızı Nesibe Aras’ın kendisini arayarak Finansbank’tan kredi kartı ekstresi geldiğini söylediğini, ardından bankaya gittiğini, adına kredi kartı çıkarıp kullanan ve 10.700 TL kredi alan şahıstan şikâyetçi olduğunu, davaya katılmak istediğini, İfade etmiştir. Sanık ... Savcılıkta; atılı suçlamaları kabul ettiğini, paraya ihtiyacı olduğu için katılan ...'un kimlik bilgileri ile Finansbank’a başvurup kredi kartı aldığını, ayrıca başvuru belgesinde ekli kimliği tamamen sahte olarak yaptırdığını, işi bitince de kimliği imha ettiğini, karttan ne kadar harcama yaptığını hatırlamadığını, bahse konu sahte nüfus cüzdanını Kemal isimli açık kimliğini bilmediği bir şahsa yaptırdığını, katılan ...’u tanımadığını, maddi sorunlardan dolayı böyle bir şey yaptığını, Mahkemede; maddi durumunun kötü olduğunu, Kemal olarak ismini bildiği arkadaşının kendisine sahte kimlik yapabileceğini söylediğini, kendisinin de bu teklifi kabul ettiğini, ardından aynı arkadaşının ... adına düzenlenmiş kimlik getirdiğini, bu kimlikle bankaya müracaat ettiğini, kredi kartı alıp alışveriş yaptığını, katılan ...’u tanımadığını, kredi kartı sözleşmesi ile şifre teslim formunda yer alan imzalar ile bankaya ibraz edilen nüfus cüzdan fotokopisindeki resmin de kendisine ait olduğunu, Savunmuştur. 1- Sanığın TCK’nın 245/2. maddesi uyarınca cezalandırılması istemi ile açılan kamu davasına ilişkin olarak Yerel Mahkemece hüküm kurulup kurulmadığı; Ceza muhakemesi hukukumuzda mahkemelerce bir yargılama faaliyetinin yapılabilmesi ve hüküm kurulabilmesi için yargılamaya konu edilecek eylemle ilgili, usulüne uygun olarak açılmış bir ceza davası bulunması gerekmektedir. CMK’nın 170/1. maddesi uyarınca ceza davası, dava açan belge niteliğindeki icra ceza mahkemesine verilen şikâyet dilekçesi, son soruşturmanın açılması kararı gibi istisnai hükümler dışında kural olarak Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenecek bir iddianame ile açılır. Anılan Kanun’un 170. maddesinin 4. fıkrasında da; “İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır.” düzenlemesine yer verilmiştir. CMK’nın 225. maddesinde de; “Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir.” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Bu madde gereğince hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise, ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilecektir. Anılan kanuni düzenlemelere göre, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu iddia olunan eylemin dışına çıkılması, dolayısıyla davaya konu edilmeyen fiil veya olaydan dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna açıkça aykırılık oluşturacaktır. Öğretide “davasız yargılama olmaz” ve “yargılamanın sınırlılığı” olarak ifade edilen bu ilke uyarınca hâkim, ancak hakkında dava açılmış bir fiil ve kişi ile ilgili yargılama yapabilecek ve önüne getirilen somut uyuşmazlığı hukuki çözüme kavuşturacaktır. Yine, CMK'nın 226. maddesinde ise “Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez. Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır. Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir. Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır.” hükmü getirilmiştir. Soruşturma aşamasında elde ettiği delillerden ulaştığı sonuca göre iddianameyi hazırlamakla görevli iddia makamı tarafından düzenlenen iddianame ile CMK’nın 225/1. maddesi uyarınca kovuşturma aşamasının sınırları belirlenmektedir. Bu bakımdan iddianamede, yüklenen suçun unsurlarını oluşturan fiil/fiillerin nelerden ibaret olduğunun hiçbir tereddüde yer bırakmayacak biçimde açıklanması zorunludur. Böylelikle sanık; iddianameden üzerine atılı suçun ne olduğunu hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde anlamalı, buna göre savunmasını yapabilmeli ve delillerini sunabilmelidir. CMK'nın 226. maddesindeki düzenlemeyle iddianamede anlatılan eylem değişmemiş olduğunda, kanun koyucu o eylemin hukuki niteliğinde değişiklik olmasını "yargılamanın sınırlılığı" ilkesine aykırı görmemiş, bu gibi hâllerde sanığa ek savunma hakkı verilerek değişen suç niteliğine göre bir hüküm kurulmasına imkân sağlamıştır. Bu düzenlemenin bir sonucu olarak mahkeme, eylemin hangi suçu oluşturacağına ilişkin nitelendirmede iddia ve savunmayla bağlı değildir. Örneğin, iddianamede kasten öldürmeye teşebbüs olarak nitelendirilen eylemin kasten yaralama suçunu oluşturacağı görüşünde olan mahkemece, sanığa ek savunma hakkı da verilmek suretiyle bahse konu suçtan hüküm kurulabilecektir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanık ...’ın, katılan ... adına düzenlenmiş üzerinde kendi fotoğrafı bulunan ve ele geçirilemeyen sahte nüfus cüzdanını kullanarak katılan ... AŞ’ye başvurduğu, kredi kartı başvuru formu ve bankacılık işlemleri sözleşmesi ile kredi kartı ve şifre teslim formunu imzaladığı, ardından düzenlenmesini sağladığı 4022 7801 …. 5335 numaralı kredi kartını 02.08.2011 tarihinde katılan banka görevlilerinden teslim aldığı anlaşılan olayda; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 07.03.2012 tarihli ve 17687-6263 sayılı iddianamesinde sanığın eylemlerinin “Olay tarihinde yukarıda açık kimliği yazılı bulunan şüphelinin, müştekiye ait kimlik bilgileri içeren ve olaydan sonra imha ettiği sahte kimlik belgesi ibraz ederek Finansbank Mecidiyeköy Şubesinden 4022 7801 .... 5335 numaralı kredi kartını aldığı, sonrasında sahte belgeyle aldığı müşteki adına tanzim edilmiş kartla harcamalar yaptığı” şeklinde belirtildiği, TCK’nın 245/2-3, 204/1 ve 53. maddelerinin ise sevk maddeleri olarak gösterildiği, 10.02.2014 tarihli oturumda TCK’nın 207/1. maddesinin uygulanması ihtimaline binaen CMK’nın 226. maddesi uyarınca sanığa ek savunma hakkı verildiği, yapılan yargılama sonucunda İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesince 19.06.2014 tarih ve 374-196 sayı ile sanığın sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçundan TCK’nın 245/3, 43, 52 ve 53. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis ve 120 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına; özel belgede sahtecilik suçundan ise TCK’nın 207/1 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, hükmün gerekçe kısmında ise sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiilleri ile bunların nitelendirilmesinin “Yapılan yargılama safahatı ve dosya kapsamından sanığın suç tarihinde, müştekiye ait nüfus cüzdanını sahte olarak tanzim edip kendi fotoğrafını yapıştırmak suretiyle Finansbank TAŞ Şubesine başvurup kredi kartı başvuru formunu imzalayarak sözleşme yaptığı, kredi kartını alan sanığın alışveriş yaptığı, sanığın bankaya sözleşme için verdiği fotoğraf dışında müştekinin kimlik bilgilerini içeren sahte nüfus hüviyet cüzdanının ele geçirilemediği, katılanların zararının da karşılanmadığı, bu şekilde sanığın sahte nüfus cüzdanının ele geçirilememesi nedeniyle özel belgede sahtecilik ve banka ve diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bu kredinin açılmasını sağlamak maksadı ile dolandırıcılık suçlarını işlediği” şeklinde gösterildiği, her ne kadar sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde sanığın eyleminin nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu belirtilmiş ise de bu hususun itiraz konusu yapılmadığı, sanığın sahte kredi kartı kulllanmak suretiyle yarar sağlama eylemi dışında kalan, ele geçirilemeyen sahte nüfus cüzdanını kullanarak katılan bankaya başvurup kredi kartı sözleşmesi imzaladıktan sonra düzenlenmesi sağlanan sahte kredi kartını teslim alması eyleminin ise Yerel Mahkemece bir bütün olarak TCK’nın 207/1. maddesinde düzenlenen özel belgede sahtecilik suçu olarak nitelendirildiği, bu anlamda iddianamede belirtilen ve sanığın TCK’nın 245/2. maddesi uyarınca cezalandırılması talep edilen eylemine ilişkin olarak hüküm kurulduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, bu uyuşmazlık konusu bakımından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. 2- Sanığın kredi kartı sözleşmesi ve ekinde yer alan belgede sahtecilik yapma eyleminin TCK'nın 212. maddesi delaletiyle sahte kredi kartı üretme suçunun yanında ayrıca aynı Kanun'un 207. maddesinde düzenlenen özel belgede sahtecilik suçunu oluşturup oluşturmayacağı; Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir hukuki çözüme ulaşılması bakımından TCK’nın 207/1. maddesinde düzenlenen “Özel belgede sahtecilik” suçu ile Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu'nun 37/2. maddesinde düzenlenen “Sözleşme ve eki belgelerde sahtecilik” suçları üzerinde durulması gerekmektedir. TCK’nın “Özel Belgede Sahtecilik” başlığını taşıyan 207. maddesi; "Bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bir sahte özel belgeyi bu özelliğini bilerek kullanan kişi de yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiştir. Özel belge, kamu görevlisinin görevi nedeniyle düzenledikleri dışında kalan, resmî belgeden sayılmayan, resmî bir işlem nedeniyle düzenlenmiş olmayan, ancak; doğrudan hukuken hüküm, sonuç meydana getiren, bir hakkın doğmasına veya kanıtlanmasına yarayan yazıdır (Kubilay Taşdemir, Belgelerde Sahtecilik Suçları, Ankara, 2013, s. 441.). Başka bir deyişle, resmî belgenin özelliklerini taşımayan tüm yazılar özel belge olarak nitelendirilebilir. Özel belgede sahtecilik suçunun seçimlik hareketleri gerçek bir belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi, belgenin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi veya sahte özel belgenin bu özelliği bilinerek kullanılması olarak gösterilmiştir. Bununla birlikte gerçek bir belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya belgenin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesine ilişkin seçimlik hareketlerin özel belgede sahtecilik suçunu oluşturabilmesi için bu belgelerin ayrıca kullanılması da gerekmektedir. Kullanmadan maksat, bu sahte belgenin herhangi bir hukuki ilişkide veya herhangi bir hukuki işlem tesisinde dikkate alınmasını sağlamaya çalışmaktır. Özel belgede sahtecilik suçunun oluşabilmesi için, sahteciliğe konu belgenin aldatma yeteneğinin de bulunması gerekir. Diğer taraftan 01.03.2006 tarihli ve 26095 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun "Amaç" başlıklı birinci maddesi; "Bu Kanunun amacı; banka kartları ve kredi kartlarının çıkarılmasına ve kullanımına ilişkin usûl ve esasları düzenlemek suretiyle kartlı ödemeler sisteminin etkin çalışmasını sağlamaktır.", “Gerçeğe aykırı beyan, sözleşme ve eki belgelerde sahtecilik” başlıklı 37. maddesinin ikinci fıkrası ise “Kredi kartı veya üye işyeri sözleşmesinde veya eki belgelerde sahtecilik yapanlar veya sözleşme imzalamak amacıyla sahte belge ibraz edenler bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına mahkûm edilirler.” şeklinde hüküm altına alınarak kartlı ödemeler sisteminin etkin bir şekilde çalışmasını sağlamak amacıyla TCK'da yer alan sahtecilik suçlarından ayrı olarak özel bir tür sahtecilik suçu düzenlenmiştir. Bu suçun oluşabilmesi için kredi kartı sözleşmesi, üye iş yeri sözleşmesi veya bunların ekinde yer alan belgelerde sahtecilik yapılması ya da bu sözleşmelerin düzenlemesini sağlamak amacıyla sahte belge ibraz edilmesi gerekmektedir. Buna göre kredi kartı sözleşmesi ve eki belgelerde sahtecilik yapılması durumunda TCK’nın 207. maddesinde düzenlenen özel belgede sahtecilik ve 5464 sayılı Kanun’un 37/2. maddesinde düzenlenen sözleşme ve eki belgelerde sahtecilik suçları arasında içtima sorunu ortaya çıkmaktadır. Tek fiille birden fazla suç normunun ihlali hâlinde, bu normlar arasındaki içtima ilişkisi ya "farklı neviden fikri içtima" ya da "görünüşte içtima" kapsamında kalmaktadır. Farklı neviden fikri içtima TCK'nın 44. maddesinde; “İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmiş olup bu hükmün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla farklı suçun oluşması gerekmektedir. Kanun koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilinin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde “non bis in idem” kuralı gereğince bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne geçilmesini amaçlamış, “erime sistemi”ni benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı ceza verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir. Görünüşte içtima ise çeşitli normların aynı fiille ilgili görünmelerine rağmen, aslında bunlardan yalnız birinin uygulanabilmesidir (Kayıhan İçel, Suçların İçtimaı, İstanbul, 1972, s. 167.). Görünüşte içtima kanunda düzenlenmemiştir, ancak ceza normlarının birbirleriyle olan ilişkisi ve bunların yorumundan aynı fiille ilgili görülen çeşitli normlardan sadece birinin uygulanabileceği sonucuna varmak mümkün olduğundan, kanun koyucunun görünüşte içtima şekillerine yer vermesi gerekmemektedir (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara Eylül 2015, 8. Bası, s. 519.). Fikri içtima ve görünüşte içtimanın ortak özelliği fiilin tek ve aynı olmasıdır. Ancak fikri içtima hükmünün uygulanabilmesi için görünüşte içtima hâllerinden birinin bulunmaması gerekmektedir. Bu nedenle, tek fiille ilgili suç tipleri arasında öncelikle görünüşte içtima ilişkisinin bulunup bulunmadığının tespiti gerekli olup görünüşte içtima ilişkisinin bulunması, fikri içtima hükmünün uygulanmasına engel teşkil eder. Fikri içtimanın görünüşte içtimadan en önemli farkı, fikri içtima hâlinde sebebiyet verilen suç tiplerine ilişkin normların hepsinin uygulanabilmesine karşılık görünüşte içtimada normlardan sadece birinin uygulanabilir olmasıdır. Başka bir deyişle, görünüşte içtima hâlinde gerçekte sadece bir norm ihlâl edilmekte olup diğer normların ihlâli sadece görünüştedir. Çünkü suç tiplerine ilişkin normların hepsi fiilin haksızlık muhtevasını tümü ile kapsamakla beraber gerçekte uygulanacak olan norm, haksızlık muhtevası itibarı ile diğer normları da tüketmekte, tüm normlar haksızlık ilişkisi bakımından tamamen örtüşmektedir. Dolayısıyla, normlardan sadece biri gerçekte uygulanma kabiliyetine sahiptir (Neslihan Göktürk, Fikri İçtima, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, s. 73-74.). Görünüşte içtima hâllerinde hangi hükmün uygulanması gerektiği, "tüketen-tüketilen norm ilişkisi", "yardımcı (tali) normun sonralığı" ve "özel normun önceliği" gibi ilkelere göre belirlenmektedir. Uyuşmazlık konusu ile ilgisi bakımından "özel normun önceliği" ilkesi üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır. Genel norm ile aynı hukuki yararı koruyan özel norm, genel normun tüm unsurlarını taşımakla birlikte genel normda yer almayan özel bazı unsurları da ihtiva etmektedir. Böyle bir durumda "özel normun önceliği" ilkesi uyarınca olaya genel norm değil özel norm uygulanacaktır. Suçun temel ve nitelikli hâlleri arasındaki ilişki, özgü suç ve genel suç arasındaki ilişki ile genel ve özel kanun arasındaki ilişki, özel-genel norm ilişkisi içinde değerlendirilmektedir (M. Emin Artuk-A. Gökçen-A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2014, s. 636; Veli Özer Özbek- Mehmet Nihat Kanbur-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 6. Bası, 2015, s. 612-613; Berrin Akbulut, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2016, s. 685-686; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 8. Bası, Ankara, 2015, s. 520.). Örneğin, 5237 sayılı Kanun'da zimmet suçunu düzenleyen 247. madde hükmü genel norm niteliğinde iken 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 160. maddesinde düzenlenmiş olan zimmet suçu özel norm niteliği taşıdığından, Bankacılık Kanunu kapsamındaki bir banka görevlisinin zimmet suçunu işlemesi durumunda özel normun önceliği ilkesi gereğince 5237 sayılı TCK'nın 247. maddesi değil Bankacılık Kanunu’nun ilgili hükmü uygulanmalıdır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Bir numaralı uyuşmazlık konusunda anlatıldığı şekilde gerçekleşen olayda; özel norm niteliğinde olan kredi kartı sözleşmesinde sahtecilik suçunun kartlı ödemeler sisteminin etkin bir şekilde çalışmasını sağlamak amacıyla TCK'da yer alan resmî ve özel belgede sahtecilik suçlarından ayrı özel bir tür sahtecilik suçu olarak 5464 sayılı Kanun'un 37. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlendiğinin anlaşılması karşısında sanığın kredi kartı sözleşmesi ve ekinde yer alan belgede sahtecilik yapma eyleminin TCK'nın 212. maddesi delaletiyle sahte kredi kartı üretme suçunun yanında ayrıca aynı Kanun'un 207. maddesinde düzenlenen özel belgede sahtecilik suçunu oluşturmayacağı kabul edilmelidir. Bu itibarla, bu uyuşmazlık konusu bakımından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. 3- Sanığın kredi kartı sözleşmesi ve ekinde yer alan belgede sahtecilik yapma eyleminin TCK'nın 212. maddesi delaletiyle sahte kredi kartı üretme suçunun yanında ayrıca aynı Kanun'un 207. maddesinde düzenlenen özel belgede sahtecilik suçunu oluşturmayacağı sonucuna ulaşılması karşısında sanık hakkında bu eylemi nedeniyle sahte kredi kartı üretme suçu bakımından zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının mümkün olup olmadığı; 08.07.2005 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun'un 27. maddesiyle 5237 sayılı TCK'nın "Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması" başlıklı 245. maddesine ikinci fıkra olarak; "Başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üreten, satan, devreden, satın alan veya kabul eden kişi üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır." hükmü eklenmiştir. Bu fıkrada seçimlik hareketlerden biri olarak düzenlenen sahte banka veya kredi kartı üretme eylemi tamamen yeni bir sahte kart oluşturulması veya gerçek bir kart üzerinde değişiklik yapılması şeklinde karşımıza çıkabilmektedir. Ancak bu suçun oluşumu için kartın sahte olarak düzenlenmesi eyleminin mutlaka fail tarafından gerçekleştirilmesine gerek yoktur. Failin sahte belgelerle başvurarak, başkası veya olmayan bir kimse adına bankaya kart düzenletmesi durumu da, bu fıkradaki üretim tabiri içinde değerlendirilecek ve diğer unsurların varlığı hâlinde bahsedilen suç oluşacaktır (Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, Yorumlu - Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s. 7348.). Nitekim Yargıtay uygulamaları da bu yöndedir. Bu aşamada uyuşmazlık konusu ile ilgili olduğu ölçüde "dolaylı faillik" kavramı üzerinde de durulması gerekmektedir. TCK'nın "Faillik" başlıklı 37. maddesi; "1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur. 2) Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin cezası üçte birden yarısına kadar artırılır." şeklinde hüküm altına alınarak birinci fıkrada müşterek faillik, ikinci fıkrada ise dolaylı faillik düzenlenmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasının gerekçesi ise "Kişi suçu bir başkasını araç olarak kullanmak suretiyle gerçekleştirebilir. Bu durumda dolaylı faillik söz konusudur. Dolaylı faillikte, arka plandaki kişi, suçun icraî hareketlerini gerçekleştiren şahsın ve hareketinin üzerinde hâkimiyet kurmaktadır ve bu hâkimiyet nedeniyle, fail olarak sorumlu tutulmaktadır. Suçun işlenmesinde kusur yeteneği olmayan kişilerin araç olarak kullanılması durumunda, dolaylı faile verilecek olan cezanın bu nedenle artırılması kabul edilmiştir. Zira bu durumda sadece bir suç işlenmemekte, kendisini yönlendirme yeteneği olmayan kişiler istismar da edilmektedir." şeklinde açıklanmıştır. Suç teşkil eden haksızlık bazen başka bir kişinin araç olarak kullanılması suretiyle gerçekleştirilebilir. Dolaylı faillik olarak tanımlanan bu durumda, arka plandaki kişi (dolaylı fail), görünüşte suçun icrasına doğrudan bir katkıda bulunmamakla birlikte, suçun icraî hareketlerini gerçekleştiren şahıs ile bu şahsın hareketleri üzerinde hâkimiyet kurmakta ve bu hâkimiyet nedeniyle de araç olarak kullanılan kişi, dolaylı failin işlemeyi kastettiği suçun kanuni tanımındaki hareketleri gerçekleştirmektedir. Bu durumda suçun icra hareketlerini gerçekleştiren kişi, azmettirilen veya müşterek failden farklı olarak, özgür iradesiyle hareket etmemekte adeta bir araç konumunda bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak da bir başkasını suçun işlenişinde araç olarak kullanan kişi, suçun faili olarak cezalandırılmaktadır. Kişinin iradesi üzerinde hâkimiyet kurulması, zorlama yoluyla, kusur yeteneği olmayan bir kişinin bu durumundan veya kişinin hatasından yararlanmak suretiyle gerçekleşebilir (M. Emin Artuk-A. Gökcen-M. Emin Alşahin-Kerim Çakır, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 13. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2019, s. 741.). Bu anlamda gerçeğe aykırı belgelerle yapılan başvuru üzerine banka görevlisinin hatasından yararlanılarak, diğer bir ifade ile banka görevlisinin araç olarak kullanılması suretiyle sahte kart üretilmesinin sağlanması hâlinde de bankaya başvuran kişinin sahte kart üretme suçu bakımından dolaylı fail olarak sorumlu olduğunun kabulü gerekmektedir (Berrin Akbulut, Bilişim Alanında Suçlar, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2017, s. 322.). TCK'nın 245. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçun konusu, sahte olarak üretilmiş banka veya kredi kartıdır. Bu nedenle sahteciliğin banka veya kredi kartında yapılmış olması gerekir. Kredi kartı sözleşmesinde sahtecilik eylemi, yapılan başvuru sonucunda sahte kartın banka tarafından düzenlenmesinin sağlanması hâlinde bu fıkra kapsamında aksi hâlde ise 5464 sayılı Kanun'un 37/2. maddesi kapsamında değerlendirilir. Nitekim Yargıtay uygulamaları da bu yönde gelişmiştir. TCK’nın 245/2. maddesinde yer alan suç bir tehlike suçu olarak düzenlenmiştir. Maddede sayılan hareketlerin gerçekleştirilmesiyle birlikte, herhangi bir zararın oluşup oluşmadığına bakılmaksızın salt zarar tehlikesi dikkate alınarak suçun oluştuğu kabul edilecektir. Bu bakımdan bahse konu suçun mağduru kart çıkaran banka veya diğer finansal kuruluştur (Mehmet Emre Yıldız, Banka veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması Suçu, Adalet Yayınevi, Ankara 2015, Birinci Baskı, s. 247-248; Veli Özer Özbek-Koray Doğan- Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 12. Baskı, Seçkin, Eylül 2017, s. 993.). Yargıtayın istikrar bulunan ve süregelen kararlarında da TCK’nın 245/2. maddesinde düzenlenen suçun mağdurunun kartı düzenleyen banka veya diğer finansal kuruluş olduğu kabul edilmiştir. Diğer taraftan uyuşmazlık konusu ile ilgisi bakımından görünüşte içtima hâllerinde hangi hükmün uygulanması gerektiği belirlenirken dikkate alınan ilkelerden "tüketen-tüketilen norm ilişkisi" üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır. Bir ceza normu bir veya daha fazla başka ceza normlarını bünyesine almış ise "tüketen-tüketilen norm ilişkisi"nden söz edilir. Bu durumda normları bünyesine alan ceza normu, diğer normları tüketmektedir. Bu takdirde fiile sadece tüketen norm uygulanabilecektir. TCK'nın 42. maddesinde "Biri diğerinin unsurunu veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suça bileşik suç denir. Bu tür suçlarda içtima hükümleri uygulanmaz." şeklinde hüküm altına alınan ve işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedileceğine ilişkin kuralın istisnalarından biri olan "bileşik suç" tüketen-tüketilen norm ilişkisinin tipik görünümlerinden birisidir. Öte yandan zincirleme suç, 765 sayılı Kanun'un 80. maddesinde; "Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır. Fakat bundan dolayı terettüp edecek ceza altıda birden yarıya kadar artırılır." şeklinde hüküm altına alınmıştır. Buna karşın 5237 sayılı Kanun'un 43. maddesinin ilk fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır." biçiminde düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır." denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima kurumu hüküm altına alınmış, üçüncü fıkrasında ise "Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz." düzenlemesi ile zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar belirtilmiştir. TCK'nın 43/1. maddesi düzenlemesinden anlaşılacağı üzere, zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hâllerde aslında işlenmiş birden fazla suç olmasına karşın, fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, buna karşın bir suçtan verilen ceza belirli bir miktarda arttırılmaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 43/1. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için; a) Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi, b) İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması, c) Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir. 765 sayılı TCK’da yer alan “muhtelif zamanlarda vaki olsa bile” ifadesi karşısında, aynı suç işleme kararı altında birden fazla suçun aynı zamanda işlenmesi durumunda diğer şartların da varlığı hâlinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi mümkündür. Nitekim, 765 sayılı TCK’nın yürürlüğü zamanında bu husus yargısal kararlarla kabul edilmiş ve uygulama bu doğrultuda yerleşmiştir. 5237 sayılı TCK'nın 43/1. maddesinde bulunan, “değişik zamanlarda” ifadesinin açıklığı karşısında, zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda öğreti ve uygulamada tam bir görüş birliği bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu hâlde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus TCK’nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde gözönüne alınabilecektir. Ayrıca, Kanun'da “aynı zaman” ve “değişik zaman” kavramları konusunda bir açıklık bulunmadığından ve önceden kesin saptamaların yapılması da mümkün olmadığından, bu husus her somut olayın özelliği göz önüne alınarak değerlendirilmeli ve eylemlerin “değişik zamanlarda” işlenip işlenmediği belirlenmelidir. Aynı suç 5237 sayılı TCK’nın 43. maddesinde; “Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır.” denilmek suretiyle açıklığa kavuşturulmuştur. Öğretide de “aynı suçtan anlaşılması gerekenin, aynı suç tipi olduğu”, kanunda düzenlenen suçların ismi aynı ise aynı suçtan söz edileceği, suçun ismi farklı ise artık aynı suçtan bahsedilemeyeceği kabul edilmektedir. Buna göre suçların ismi aynı ise aynı suçtan söz etmek mümkün iken, suçun ismi değiştiğinde artık aynı suçtan bahsetmek mümkün değildir. Örneğin dolandırıcılık ile nitelikli dolandırıcılık eylemleri aynı suç sayılır iken, dolandırıcılık ile güveni kötüye kullanma, hırsızlık ile dolandırıcılık, hırsızlık ile suç eşyasını satın alma aynı suç kavramı içerisinde değerlendirilemeyecektir. Aynı suç kavramına, suçun teşebbüs aşamasında kalmış hâli de dahildir. Zincirleme suç oluşturan eylemlerden bir kısmı tamamlanmış, bir kısmı da teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, işlenen suçların isimleri değişmediği sürece, aynı suç sayılacaktır (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku Genel Kısım, Savaş Yayınevi 18. Baskı, Ankara, 2012. s. 339; Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 1. Cilt, Ankara, 2014, s. 1241-1242; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, 8. bası, Ankara, 2015, s. 492-493; Türkan Sancar Yalçın, Yeni Türk Ceza Kanununda “Zincirleme Suç”, TBB Dergisi, sayı 70, Mayıs/Haziran 2007, s. 253.). Diğer taraftan TCK'da düzenlenen resmî ve özel belgede sahtecilik suçları bakımından özel bir içtima hükmü getiren aynı Kanun'un “İçtima” başlıklı 212. maddesi; “Sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunur.” şeklinde düzenlenmiş olup bu hükme göre, sahte resmî veya özel belgenin başka bir suçun işlenmesinde kullanılması durumunda, fail hem sahtecilik, hem de belgenin kullanıldığı suçtan dolayı sorumlu tutulacaktır. Başka bir anlatımla sahte belge başka suçun işlenmesi sırasında kullanıldığında fail, hem sahtecilik hem de belgenin kullanıldığı suçtan cezalandırılacaktır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Bir numaralı uyuşmazlık konusunda anlatıldığı şekilde gerçekleşen olayda; gerçeğe aykırı belgelerle yapılan başvuru üzerine banka görevlilerinin araç olarak kullanılması suretiyle sahte kart üretilmesinin sağlanması hâlinde bankaya başvuran kişinin sahte kart üretme suçu bakımından dolaylı fail olarak sorumlu olduğu ve TCK'nın 245. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca cezalandırılmasının gerektiği, 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu'nun 37. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen kredi kartı sözleşmesinde sahtecilik ve 5237 sayılı TCK'nın 245. maddesinin ikinci fıkrasında hüküm altına alınan banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçlarından biri diğerinin daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekli olmadığından TCK'nın 43. maddesinin birinci fıkrasında belirtildiği şekilde aynı suç sayılamayacakları, bu anlamda sanık hakkında kredi kartı sözleşmesi ve ekinde yer alan belgede sahtecilik yapma eylemi nedeniyle sahte kredi kartı üretme suçu bakımından zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığı, yine kredi kartı sözleşmesinde sahtecilik suçunun kartlı ödemeler sisteminin etkin bir şekilde çalışmasını sağlamak amacıyla TCK'da yer alan resmî ve özel belgede sahtecilik suçlarından ayrı özel bir tür sahtecilik suçu olarak 5464 sayılı Kanun'da düzenlenmesi karşısında resmî ve özel belgede sahtecilik suçları açısından TCK'nın 212. maddesinde hüküm altına alınan özel içtima hükmünün bu suç açısından uygulama yerinin bulunmadığı hususları bir bütün olarak dikkate alındığında; TCK'nın 245. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen sahte kredi kartı üretme suçunun 5464 sayılı Kanun'un 37. maddesinin ikinci fıkrasında hüküm altına alınan kredi kartı sözleşmesindeki sahtecilik suçunu bünyesine aldığı ve bu suçu tükettiği, diğer bir anlatımla bu durumda kredi kartı sözleşmesindeki sahtecilik suçunun sahte kredi kartı üretme suçunun unsuru olduğu, bu anlamda somut olayda sanık hakkında kredi kartı sözleşmesi ve ekinde yer alan belgede sahtecilik yapma eylemi nedeniyle sahte kredi kartı üretme suçu bakımından zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Dairenin bozma kararının birinci paragrafında yer alan “zincirleme olarak” ibaresinin çıkartılmasına karar verilmelidir. 4- Dosya kapsamı ile UYAP sorgulamasına göre sanık ... hakkında; Kemal Karabulut kimlik bilgilerini kullanarak Finansbank Mecidiyeköy Şubesinden kredi kartı aldığı iddiası ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 02.01.2012 tarih ve 143402-9-1 sayı ile İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, suç tarihinin 08.08.2011 olarak gösterildiğinin, yine İbrahim Ünal kimlik bilgilerini kullanarak Finansbank Pendik Çarşı Şubesinden 4022 7801 …. 7307 numaralı kredi kartını aldığı iddiası ile İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca 27.03.2015 tarih ve 195698-15736-817 sayı ile İstanbul Anadolu 1. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, suç tarihinin 2011 yılı Ekim ayı olarak gösterildiğinin anlaşılması karşısında sanığın aynı bankaya yönelik eylemlerinin ayrı ayrı sahte kredi kartı üretme suçunu mu yoksa zincirleme şeklinde işlenen sahte kredi kartı üretme suçunu mu oluşturduğunun belirlenebilmesi bakımından söz konusu dava dosyalarının akıbetleri ile aynı bankaya yönelik sahte kredi kartı üretme suçundan sanık hakkında açılan başka dava bulunup bulunmadığı hususları araştırılıp aralarındaki bağlantı nedeniyle mümkün ise davaların birleştirilmesi sağlanarak aksi hâlde ilgili evrakın onaylı suretleri getirtilip deliller birlikte değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun tespitinin gerekip gerekmediği, bu bağlamda eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığı; Ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delilerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. Gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı CMK; adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkanı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için, maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konuları değerlendirildiğinde; Bir numaralı uyuşmazlık konusunda anlatıldığı şekilde gerçekleşen olayda; TCK'nın 245. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçun mağdurunun kart çıkaran banka veya diğer finansal kuruluş olduğu, bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda aynı bankaya yönelik gerçekleşen eylemlere ilişkin olarak fail hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği, dosya kapsamı ile UYAP sorgulamasına göre de sanık ... hakkında; Kemal Karabulut kimlik bilgilerini kullanarak Finansbank Mecidiyeköy Şubesinden kredi kartı aldığı iddiası ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 02.01.2012 tarih ve 143402-9-1 sayı ile İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, suç tarihinin 08.08.2011 olarak gösterildiğinin yine İbrahim Ünal kimlik bilgilerini kullanarak Finansbank Pendik Çarşı Şubesinden 4022 7801 …. 7307 numaralı kredi kartını aldığı iddiası ile İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca 27.03.2015 tarih ve 195698-15736-817 sayı ile İstanbul Anadolu 1. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, suç tarihinin 2011 yılı Ekim ayı olarak gösterildiğinin anlaşılması karşısında sanığın aynı bankaya yönelik eylemlerinin ayrı ayrı sahte kredi kartı üretme suçunu mu yoksa zincirleme şeklinde işlenen sahte kredi kartı üretme suçunu mu oluşturduğunun belirlenebilmesi bakımından söz konusu dava dosyalarının akıbetleri ile sanık hakkında aynı bankaya yönelik sahte kredi kartı üretme suçundan açılan başka dava bulunup bulunmadığı hususları araştırılıp aralarındaki bağlantı nedeniyle mümkün ise davaların birleştirilmesi sağlanarak aksi hâlde ilgili evrakın onaylı suretleri getirtilip deliller birlikte değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun tespiti gerekirken eksik araştırma ile hüküm kurulduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Dairenin bozma kararının birinci paragrafında yer alan "suçunu oluşturduğu” ibaresinden sonra gelmek üzere de "ayrıca dosya kapsamı ile UYAP sorgulamasına göre sanık ... hakkında; Kemal Karabulut kimlik bilgilerini kullanarak Finansbank Mecidiyeköy Şubesinden kredi kartı aldığı iddiası ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 02.01.2012 tarih ve 143402-9-1 sayı ile İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, suç tarihinin 08.08.2011 olarak gösterildiğinin, yine İbrahim Ünal kimlik bilgilerini kullanarak Finansbank Pendik Çarşı Şubesinden 4022 7801 …. 7307 numaralı kredi kartını aldığı iddiası ile İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca 27.03.2015 tarih ve 195698-15736-817 sayı ile İstanbul Anadolu 1. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, suç tarihinin 2011 yılı Ekim ayı olarak gösterildiğinin anlaşılması karşısında sanığın aynı bankaya yönelik eylemlerinin ayrı ayrı sahte kredi kartı üretme suçunu mu yoksa zincirleme şeklinde işlenen sahte kredi kartı üretme suçunu mu oluşturduğunun belirlenebilmesi bakımından söz konusu dava dosyalarının akıbetleri ile aynı bankaya yönelik sahte kredi kartı üretme suçundan sanık hakkında açılan başka dava bulunup bulunmadığı hususları araştırılıp aralarındaki bağlantı nedeniyle mümkün ise davaların birleştirilmesi sağlanarak aksi hâlde ilgili evrakın onaylı suretleri getirtilip deliller birlikte değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun tespiti gerektiği gözetilmeden eksik araştırmayla ve” ibaresinin eklenmesine karar verilmelidir. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının; a) (1) ve (2) numaralı uyuşmazlık konuları bakımından REDDİNE, b) (3) ve (4) numaralı uyuşmazlık konuları bakımından değişik gerekçe ile KABULÜNE, 2- Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 16.12.2015 tarihli ve 13103-25869 sayılı bozma kararının birinci paragrafında yer alan “zincirleme olarak” ibaresinin çıkartılmasına, “suçunu oluşturduğu” ibaresinden sonra gelmek üzere de "ayrıca dosya kapsamı ile UYAP sorgulamasına göre sanık ... hakkında; Kemal Karabulut kimlik bilgilerini kullanarak Finansbank Mecidiyeköy Şubesinden kredi kartı aldığı iddiası ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 02.01.2012 tarih ve 143402-9-1 sayı ile İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, suç tarihinin 08.08.2011 olarak gösterildiğinin, yine İbrahim Ünal kimlik bilgilerini kullanarak Finansbank Pendik Çarşı Şubesinden 4022 7801 …. 7307 numaralı kredi kartını aldığı iddiası ile İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca 27.03.2015 tarih ve 195698-15736-817 sayı ile İstanbul Anadolu 1. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, suç tarihinin 2011 yılı Ekim ayı olarak gösterildiğinin anlaşılması karşısında sanığın aynı bankaya yönelik eylemlerinin ayrı ayrı sahte kredi kartı üretme suçunu mu yoksa zincirleme şeklinde işlenen sahte kredi kartı üretme suçunu mu oluşturduğunun belirlenebilmesi bakımından söz konusu dava dosyalarının akıbetleri ile aynı bankaya yönelik sahte kredi kartı üretme suçundan sanık hakkında açılan başka dava bulunup bulunmadığı hususları araştırılıp aralarındaki bağlantı nedeniyle mümkün ise davaların birleştirilmesi sağlanarak aksi hâlde ilgili evrakın onaylı suretleri getirtilip deliller birlikte değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun tespiti gerektiği gözetilmeden eksik araştırmayla ve” ibaresinin EKLENMESİNE, 3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 06.05.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Ceza Genel Kurulu, 2016/420 E., 2020/7 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
tam metni aç
2- Yukarıda metni gösterilen TCK'nın 212. maddesi sahtecilik suçlarının başka bir suçla birlikte işlenmesi hâlinde gerçek içtima kurallarının uygulanmasını zorunlu kılan bir düzenlemedir.
Ceza Genel Kurulu         2016/420 E.  ,  2020/7 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 8. Ceza Dairesi Mahkemesi :Asliye Ceza Sayısı : 53-462 Sanık ...'in, mağdur ... adına sahte nüfus cüzdanı düzenleme ve kullanma eylemine ilişkin resmî belgede sahtecilik suçundan TCK'nın 204/1 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis; mağdur ... adına sahte kredi kartı üretme suçundan TCK'nın 245/2. maddesi uyarınca 3 yıl hapis ve 90 gün karşılığı adli para cezası; mağdur ... adına düzenlenen sahte kredi kartını kullanmak suretiyle yarar sağlamak suçundan TCK'nın 245/3, 168/1, 62 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 1 yıl 1 ay 10 gün hapis ve 660 TL adli para cezası; inceleme dışı mağdur ... adına sahte nüfus cüzdanı düzenleme ve kullanma eylemine ilişkin resmî belgede sahtecilik suçundan TCK'nın 204/1 ve 62. maddeleri uyarıca 1 yıl 8 ay hapis; inceleme dışı mağdur ... adına sahte kredi kartı üretmeye teşebbüs suçundan TCK'nın 245/2, 35, 62 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 1 yıl 10 ay 15 gün hapis ve 1.100 TL adli para cezası; inceleme dışı mağdur ...'ın kimlik bilgilerini kullanarak internet üzerinden kredi kartı başvurusunda bulunma eylemine ilişkin olarak kredi kartı sözleşmesinde sahtecilik suçundan 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu'nun 37/2 ve TCK'nın 62. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, mağdur ... adına düzenlenen sahte kredi kartını kullanmak suretiyle yarar sağlamak suçu ile inceleme dışı mağdur ... adına sahte kredi kartı üretmeye teşebbüs suçu yönünden taksitlendirmeye, mağdur ... adına sahte kredi kartı üretme suçu dışında kalan suçlar yönünden hak yoksunluğuna ve bütün suçlar yönünden mahsuba ilişkin Bakırköy 12. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 09.09.2013 tarihli ve 53-462 sayılı hükümlerin sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 01.06.2015 tarih ve 34608-18030 sayı ile kredi kartı sözleşmesinde sahtecilik suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün onanmasına diğer hükümlerin ise; "... II- Sanık hakkında resmî belgede sahtecilik, mağdur ... sahte nüfus cüzdanı ile katılan bankadan sahte kredi kartı çıkartma, mağdur ... sahte nüfus cüzdanı ile katılan bankadan çıkarttığı sahte kredi kartını kullanma, mağdur ... sahte nüfus cüzdanı ile katılan bankadan sahte kredi kartı çıkartmaya teşebbüs suçlarından kurulan hükümlere yönelik yapılan temyiz incelemesinde; Yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak; 1- Sanık hakkında mağdur ... sahte nüfus cüzdanı ile katılan bankadan sahte kredi kartı çıkartma, mağdur ... sahte nüfus cüzdanı ile katılan bankadan çıkarttığı sahte kredi kartını kullanma ve mağdur ... adına sahte resmi belge düzenleme suçlarından kurulan hükümlerde; a- Sanığın ele geçirilemeyen mağdur ...'in kimlik bilgileri ile oluşturulmuş sahte nüfus cüzdanı ile internet üzerinden katılan Garanti Bankasına kredi kartı müracaatında bulunduğu, çıkartılan kartın ... sahte nüfus cüzdanını ibraz eden sanığa teslim edilip sözleşmenin imzalatıldığı, sanığın bu kartla değişik yer ve zamanlarda birden fazla kez kullanarak harcama yaptığı ve soruşturma aşamasında bankanın zararını giderdiği somut olayda; sanığın eyleminin TCK'nın 245/2, 43 ve 245/3, 43. madde ve fıkralarına uyduğu gözetilmeden, yazılı şekilde TCK'nın 204/1. maddesi uyarınca da mahkûmiyet kararı verilmesi, b- Sanık hakkında TCK'nın 245. maddesinin 5. fıkrası uyarınca aynı maddenin 3. fıkrasından kurulan hükümde, TCK'nın 168. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanamayacağının gözetilmemesi, c- Suça konu kartın değişik yer ve zamanlarda birden fazla kez kullandığının anlaşılması karşısında, tayin edilen cezaların TCK'nın 43. maddesi ile arttırılmaması, d- Temel cezalar tayin olunurken hapis cezaları alt sınırdan tayin olunduğu hâlde, aynı gerekçeyle adli para cezalarına esas alınan birim gün sayılarının alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi suretiyle çelişkiye neden olunması, e- Sanık hakkında diğer suçlardan kurulan hükümlerde TCK'nın 62. maddesi uygulandığı hâlde, mağdur ... sahte nüfus cüzdanı ile katılan bankadan sahte kredi kartı çıkartma suçundan kurulan hükümde herhangi bir gerekçe belirtilmeden takdiri indirim hükmünün uygulanmaması, f- Sanık hakkında mağdur ... sahte nüfus cüzdanı ile katılan bankadan sahte kredi kartı çıkartma suçundan kurulan hükümde, kasıtlı suçtan hapis cezasına mahkûm olan sanık hakkında TCK'nın 53/1. maddesinde düzenlenen hak yoksunluğuna hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, 2- Sanık hakkında mağdur ... sahte nüfus cüzdanı ile katılan bankadan sahte kredi kartı çıkartmaya teşebbüs ve mağdur ... adına sahte resmi belge düzenleme suçlarından kurulan hükümlerde; a- Sanığın ele geçirilen mağdur ...'in kimlik bilgileri ile oluşturulmuş sahte nüfus cüzdanı ile internet üzerinden katılan Garanti Bankasına kredi kartı müracaatında bulunduğu, bankaca henüz kart basılmadan, sahte başvuru yapıldığının tespiti ile sanığın yakalanabilmesi amacıyla yem kart bastığı ve teslim sırasında sanığın yakalandığı somut olayda; sanığın eyleminin TCK'nın 204/1, 43. madde ve fıkrasına uyduğu gözetilmeden yazılı şekilde hükümler kurulması, b- Temel ceza tayin olunurken hapis cezası alt sınırdan tayin olunduğu hâlde, aynı gerekçeyle adli para cezasına esas alınan birim gün sayısının alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi suretiyle çelişkiye neden olunması" isabetsizliklerinden cezayı aleyhe değiştirmeme yasağı gözetilmek suretiyle bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 11.07.2015 tarih ve 12018 sayı ile; "1- Sanığın ... kimliği ile yaptığı kredi kartı başvurusunun reddi nedeniyle eylemi 5464 sayılı Yasa'nın 37/2 maddesi kapsamında değerlendirilmiştir. ... sahte kimliğiyle yaptığı başvurunun sahte olduğu bankaca belirlendikten sonra, sırf failin yakalanabilmesini temin için kartın basılmış olması, Yüksek Daire'nin isabetle belirttiği gibi TCK'nin 245/2. maddesinde yazılı banka veya kredi kartının kötüye kullanılması suçuna teşebbüs olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Ancak eylem bu hâliyle 5464 sayılı Yasa'nın 37/2. maddesinde yazılı suçu oluşturmaktadır. ... adına yapılan başvuru ile ... adına yapılan başvuru arasında hiçbir fark bulunmamaktadır. Bu nedenle sanığın her iki eylemi TCK'nın 43/1. maddesi gereğince aynı mağdura, yani Garanti Bankasına gerçekleştirilen tek suç kabul edilmeli ve sanığa tayin edilen temel ceza TCK'nın 43/1. maddesi gereğince zincirleme suç hükümlerine göre arttırılmalıdır. 2- Yukarıda metni gösterilen TCK'nın 212. maddesi sahtecilik suçlarının başka bir suçla birlikte işlenmesi hâlinde gerçek içtima kurallarının uygulanmasını zorunlu kılan bir düzenlemedir. Sanığın ... sahte kimliği ile gerçekleştirdiği eylemlerden bu kişi adına sahte kredi kartı düzenlenmesi eylemi ile nüfus cüzdanında sahtecilik eylemini zincirleme tek suç saymak mümkün değildir. Zira TCK'nın 43/1. madde üçüncü cümledeki 'aynı suç' kavramına ait 'Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır.' tanımına her iki eylem uymadığı gibi Türk Ceza Kanunu içinde sahtecilik suçlarının 'Kamu Güvenine Karşı Suçlar' içinde 4. Bölümde, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçlarının ise 'Bilişim Alanında Suçlar' içinde 10. bölümde düzenlendiği, sahtecilik suçunda korunan hukuki yararın belgenin gerçekliğine duyulan kamu güveni olduğu, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunda ise hem malvarlığı değerleri hem de kamu güveni korunan hukuki yararlardır. Tüm bu olgular gözetildiğinde her iki suçun TCK'nın 43/1. maddesi anlamında aynı veya tek suç sayılması ve zincirleme suç hükümlerinin uygulanması mümkün görülmemiştir. Bu nedenle ... ve ... sahte nüfus cüzdanları kullanılarak kamuya yani aynı mağdura karşı farklı zamanlarda fakat aynı suç kastı ile gerçekleştirilen eylemlerin TCK'nın 204/1 ve 43. maddelerine temas eden tek zincirleme suçu, ... adına sahte kredi kartı üretilmesinin ise TCK'nın 245/2. maddesine temas eden banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunu oluşturacağı düşüncesine varılmıştır. Sonuç ve İstem : Yukarıda izah edilen nedenlerle; 1- Sanık hakkında Bakırköy 12. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 09.09.2013 gün ve 2012/53 esas, 2013/462 karar sayılı kararı ile verilen mahkûmiyet hükümlerinden 5464 sayılı Yasa'ya muhalefet suçundan verilen hükmün onanmasına, sahtecilik ve banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması (... kimliği ile işlenen TCK 245/2) suçlarından verilen mahkûmiyet hükümlerinin bozulmasına dair Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 01.06.2015 gün ve 2014/34608 esas, 2015/18030 karar sayılı kararının kaldırılması, 2- Sanığın ... ve ... sahte kimlikleri yaptığı kredi kartı başvurularına ait 5464 sayılı Yasa 37/2. maddesi gereği ve TCK'nın 245/2, 35/2. maddeleri uyarınca kurulan hükümlerin (1) no.lu itiraz nedeniyle bozulması, 3- Sanığın ... adına sahte kredi kartı düzenlenmesi eyleminde kullandığı sahte nüfus cüzdanı ile üzerinde yakalanan ... adına düzenlenmiş sahte nüfus cüzdanı hakkında kurulmuş mahkûmiyet hükümlerinin her iki eylemin kül hâlinde TCK'nın 204/1, 43. maddelerine temas etmesi nedeniyle bozulması, 4- ... sahte kimliği ile işlenen banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçlarından TCK'nın 245/2. maddesine temas eden eylem nedeniyle kurulan hükümle ilgili bozma nedenlerinden ilamın II-1-a maddesindeki eylemin sahtecilik suçu ile birlikte zincirleme suç teşkil ettiğine dair bozma nedeninin ilamdan çıkarılmak suretiyle diğer bozma nedenleri gözetilerek hükmün bozulması" gerektiği düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 24.02.2016 tarih ve 12225-2204 sayı ile; kredi kartı sözleşmesinde sahtecilik suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün onanmasına ve inceleme dışı mağdur ... adına sahte kredi kartı üretme suçuna teşebbüs ile sahte nüfus cüzdanı düzenleme ve kullanma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin ise bozulmasına ilişkin 01.06.2015 tarihli ve 34608-18030 sayılı Daire kararlarına yönelik itirazların kabulüyle inceleme dışı mağdur ... adına sahte nüfus cüzdanı düzenleme ve kullanma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün onanmasına, sanığın inceleme dışı mağdurlar ... ve ...'ın kimlik bilgilerini kullanarak internet üzerinden kredi kartı başvurusunda bulunma eylemlerinin bir bütün hâlinde zincirleme şekilde işlenen kredi kartı sözleşmesinde sahtecilik suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden kredi kartı sözleşmesinde sahtecilik ve inceleme dışı mağdur ... adına sahte kredi kartı üretme suçuna teşebbüsten kurulan mahkûmiyet hükümlerinin bozulmasına karar verilmiştir. Mağdur ... adına sahte nüfus cüzdanı düzenleme ve kullanma eylemine ilişkin resmî belgede sahtecilik suçu ile mağdur ... adına sahte kredi kartı üretme suçundan verilen mahkûmiyet hükümlerinin bozulmasına yönelik Daire kararı açısından ise itiraz nedenleri yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanığın inceleme dışı mağdur ... kimlik bilgilerini kullanarak yaptığı kredi kartı başvurusuna ilişkin sahte kredi kartını üretmeye teşebbüsten TCK’nın 245/2 ve 35. maddeleri; inceleme dışı mağdur ... kimlik bilgilerini kullanarak yaptığı kredi kartı başvurusuna ilişkin kredi kartı sözleşmesinde sahtecilik suçundan 5464 sayılı Kanun’un 37/2. maddesi; mağdur ... adına düzenlenen sahte kredi kartının kullanılması eylemine ilişkin sahte kredi kartının kullanılması suretiyle yarar sağlanması suçundan TCK’nın 245/3 ve 168/1. maddeleri uyarınca kurulan mahkûmiyet hükümleri Özel Dairece bozulmuş, inceleme dışı mağdur ... adına sahte nüfus cüzdanı düzenleme ve kullanma eylemine ilişkin resmî belgede sahtecilik suçundan TCK’nın 204/1. maddesi uyarınca kurulan mahkûmiyet hükmü ise Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanığın mağdur ... adına sahte nüfus cüzdanı düzenleme ve kullanma eylemine ilişkin resmî belgede sahtecilik suçu ile mağdur ... kimlik bilgilerini kullanılarak yapılan kredi kartı başvurusuna ilişkin sahte kredi kartı üretme suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; sanığın mağdur ... adına sahte nüfus cüzdanı düzenleme ve kullanma eylemine ilişkin resmî belgede sahtecilik suçu ile mağdur ...'e ait kimlik bilgilerini kullanarak yaptığı kredi kartı başvurusuna yönelik sahte kredi kartı üretme suçu bakımından zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; 1- Ceza Genel Kurulunun 09.05.2017 tarihli ve 211-259 sayılı kararı gözetilerek sahte oluşturulmasını sağladığı kredi kartını ayrıca kullanarak kendisine yarar sağlayan sanık hakkında TCK’nın 245/2 ve 245/3 maddeleri gereğince ayrı ayrı uygulama yapılmasının mümkün olup olmadığının, 2- Mağdur ... adına sahte nüfus cüzdanı düzenleme ve kullanma eylemine ilişkin olarak sanığa atılı resmî belgede sahtecilik suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının, Değerlendirilmesi gerekmektedir. İncelenen dosya kapsamından; Katılan Türkiye Garanti Bankası AŞ vekiline ait 23.12.2011 havale tarihli şikâyet dilekçesinde; katılan bankanın internet şubesi aracılığıyla 13.12.2011 tarihinde 88..... IP numarası üzerinden ...'e ait kimlik bilgileri kullanılarak kredi kartı başvurusu yapıldığının, bu başvuru üzerine banka tarafından 5549 ..... numaralı kredi kartı üretilerek başvuruda belirtilen Mareşal Fevzi Çakmak Mahallesi, 2. Sokak, Doğankent İş Merkezi, No: ... Bahçelievler/İstanbul adresinde bulunan kişiye kimlik ibrazı karşılığında teslim edildiğinin, yapılan incelemede söz konusu başvurunun başkasına ait kimlik bilgileri kullanılarak gerçekleştiğinin tespit edilmesi üzerine bağlantılı başvurulara ilişkin yapılan araştırma sonucunda aynı adresten ... ve ... adına da kredi kartı başvurusu yapıldığının, ... adına yapılan başvurunun reddedildiğinin, ... adına yapılan başvurunun failin yakalanabilmesi için onaylandığı, hâlihazırda söz konusu kredi kartının teslimat aşamasında olduğunun, söz konusu kredi kartı nedeniyle bankanın 4.891,36 TL zarara uğratıldığının belirtildiği, Kolluk tarafından düzenlenen 30.12.2011 tarihli tutanaklarda; sanığın yakalanabilmesi amacıyla katılan Garanti Bankası AŞ tarafından ... adına düzenlenen kredi kartının kolluk görevlilerince Aktif İleti ve Kurye Hizmetleri AŞ çalışanı...’ten teslim alındığının, aynı gün sanığın yakalanabilmesi için kredi kartı teslimat adresi olan İstanbul ili, Bahçelievler ilçesi, Mareşal Fevzi Çakmak Mahallesi, 2. Sokak, Doğankent İş... sayılı adrese gidildiğinin, kurye görünümünde adres zili çalındığının, ancak adreste kimsenin olmadığının belirtildiği, Olay yakalama ve muhafaza altına alma tutanağına göre; 02.01.2012 tarihinde ... adına düzenlenen kredi kartı kurye tarafından sanık ...’e teslim edildikten sonra sanığın teslimat adresi olan İstanbul ili, Bahçelievler ilçesi, Mareşal Fevzi Çakmak Mahallesi, 2. Sokak, Doğankent İş Merkezi, No.: 2, Kat: 5, Daire: 50 sayılı iş yerinin önünde yakalandığı, yapılan kaba üst aramasında üzerinde sanığın fotoğrafı bulunan ve inceleme dışı mağdur ... adına düzenlenmiş bir adet nüfus cüzdanı ile Aktif İleti ve Kurye Hizmetleri AŞ’ye ait ... adına düzenlenen çağrı kağıdının ele geçirildiği, Cumhuriyet savcısı tarafından verilen 02.01.2012 tarihli iş yeri arama emri ile aynı tarihli iş yeri arama ve el koyma tutanağına göre; Cumhuriyet savcısının yazılı emri doğrultusunda kredi kartı teslim adresi olan İstanbul ili, Bahçelievler ilçesi, Mareşal Fevzi Çakmak Mahallesi, 2. Sokak, Doğankent İş Merkezi, No.: 2, Kat: 5, Daire: 50 sayılı yerde yapılan aramada; söz konusu iş yerinin bir odadan oluşan ofis olduğu, içerisinde bir adet masa ve iki adet boş kitaplığın bulunduğu, masa üzerinde bulunan bir adet Casper marka 0001361703 seri numaralı dizüstü bilgisayara el konulduğu, başkaca suç unsuruna rastlanılmadığı, Bakırköy (Kapatılan) 6. Sulh Ceza Mahkemesince 03.01.2012 tarih ve 97 sayı ile; suça konu bir adet Casper marka, 0001361703 seri numaralı dizüstü bilgisayara el konulması işleminin CMK’nın 127. maddesi uyarınca onaylanmasına ve el konulan dijital materyaller üzerinde aynı Kanun’un 134. maddesi ile Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin 17. maddesi gereğince inceleme yapılmasına karar verildiği, Türk Telekomünikasyon AŞ’nin 03.01.2012 tarihli yazısında; 88.234.214.71 numaralı IP’nin 13.12.2011 tarihinde 09.23 ila 18.18 saatleri arasında 5440365 T.C. Kimlik Numaralı Sabri Tuğrul isimli abone tarafından kullanıldığının belirtildiği, İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 03.01.2012 tarihli ve BLG-2012/26 sayılı ekspertiz raporunda; ... adına düzenlenen, I-11/003821 seri numaralı nüfus cüzdanının tamamen sahte olarak düzenlendiği, orijinal nüfus cüzdanlarının tüm genel şekil şartlarını taşıdığı, sahteliğinin ilk bakışta ve kolaylıkla fark edilemeyecek nitelikte olduğu, bu itibarla inceleme konusu nüfus cüzdanının aldatma kabiliyetinin bulunduğunun belirtildiği, Kurye Net Motorlu Kuryecilik ve Dağıtım Hizmetleri AŞ’nin 05.01.2012 tarihli yazısı ile ekinde yer alan belgelere göre; 213480017601 takip numaralı kredi kartının 20.12.2011 tarihinde Mareşal Fevzi Çakmak Mahallesi, 2. Sokak, Doğankent İş Merkezi, No.: 2, Kat: 5, Daire: 50 sayılı adreste ...’e teslim edildiği ve teslimat detay aslının kayıp olması nedeniyle suretinin gönderildiği, 06.01.2011 tarihli fotoğraftan teşhis tutanağında; ilgili kurye şirketi çalışanı olan tanık ...’ın mağdur ... adına düzenlenen Garanti Bankası kredi kartını 20.12.2011 tarihinde kendisine fotoğrafı gösterilen sanık ...’e teslim ettiğini beyan ettiği, İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Bilişim Suçları ve Sistemleri Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen 12.01.2012 tarihli rapora göre; suça konu bir adet Casper marka, 0001361703 seri numaralı dizüstü bilgisayarın incelenmesi neticesinde; mağdur ... adına düzenlenen 5549 6002 0823 numaralı Garanti Bankası kredi kartı hesabına ait internet bankacılığında kullanılan web sayfasına erişim sağlandığı, ..., ..., ..., Fesih Demir ile farklı şahıslara ait nüfus cüzdanlarının taratılmış hâlleri ve bu şahıslara ait telefon numara bilgilerinin olduğu, Easy-PhotoPrint (Belge tarama) programı ve PhotoShop (Resim Düzenleme ve Açma) programlarının kurulu olduğu, İstanbul Emniyet Müdürlüğünün 16.01.2012 tarihli ve 8514 sayılı yazısında; suça konu dizüstü bilgisayarın incelenmesi sonucunda elde edilen kimlik bilgilerine ilişkin yapılan araştırmada Fesih Demir adına Akbank AŞ’ye kredi kartı başvurusunda bulunulduğu, teslimat adresinin yine Mareşal Fevzi Çakmak Mahallesi, 2. Sokak, Doğankent İş Merkezi, No.:2, Kat: 5, Daire: 50 Bahçelievler/ İstanbul olduğu, düzenlenen kredi kartının kurye firması tarafından şüpheli teslimat olarak değerlendirilip teslimatın yapılmadığı, Türkiye Garanti Bankası AŞ’nin 07.05.2012 tarihli yazısına göre; inceleme dışı mağdur ... adına 13.12.2011 tarihinde saat: 14.30’da, mağdur ... adına ise aynı gün saat 16.24’te, internet üzerinden, 88.234.214.71 IP numarası ile kredi kartı müracaatında bulunulduğu, inceleme dışı mağdur ...’a ilişkin yapılan başvurunun reddedilmesi nedeniyle kart düzenlenmediği, mağdur ... adına ise 5549 6002 0823 numaralı kredi kartının düzenlediği, bu karta ilişkin 17.01.2012 tarihinde 5.100 TL ödeme yapıldığı, inceleme dışı mağdur ... adına 21.12.2011 tarihinde saat 16.21’de, internet üzerinden, 85.102.214.222 IP numarası ile kredi kartı müracaatında bulunulduğu, bu başvuruya ilişkin düzenlenen kart numarasının 4043 0803 0816 olduğu, Türkiye Garanti Bankası AŞ’nin 16.08.2012 tarihli yazısı ile ekinde yer alan belgelere göre; mağdur ...’in Bankalar Birliğine hitaben yazılan 20.12.2011 tarihli dilekçesinde; kimlik bilgilerini kullanan bir şahıs tarafından internet üzerinden Türk Ekonomi Bankasına kredi kartı müracaatında bulunulduğunu ve bu doğrultuda yapılan bankacılık işlemlerinin engelenmesini talep ettiğinin öğrenilmesi üzerine ... kimliği kullanılarak yapılan başvuru ile bağlantılı başvurulara ilişkin yapılan araştırmada aynı iş yerinden ... ve ... kimlik bilgileri kullanılarak iki başvuru daha yapıldığı, ...’a ilişkin başvurunun reddedildiği, ...’e ilişkin başvurunun ise değerlendirilmek üzere beklediğinin tespit edildiği, her üç başvurunun da sahte başvuru olması nedeniyle faili yakalatmak amacıyla değerlendirmede beklemekte olan ...’e ilişkin başvuru işlemleri devam ettirilmekle kredi kartı basımı gerçekleştirildikten sonra durumun emniyete bildirildiği, ... adına düzenlenen kredi kartına ilişkin 4.831,36 TL harcama yapıldığı ve bu kredi kartına ilişkin sözleme aslının gönderildiği, ... adına düzenlenen kredi kartına ilişkin sözleşme bulunmadığından internetten doldurulan başvuru formuna ilişkin bilgisayar çıktılarının gönderildiği, ... adına düzenlenen karta ilişkin teslimat belgesi aslının Cumhuriyet Başsavcılığına daha önce kurye tarafından teslim edildiği, ... adına internetten yapılan başvuruya ilişkin işlem detaylarını gösteren bilgisayar çıktılarının da ayrıca gönderildiği, Anlaşılmaktadır. İnceleme dışı mağdur ... istinabe olunan Mahkemede; sanığı tanımadığını, olayla ilgili bilgisi olmadığını ve şikâyetinin bulunmadığını, İnceleme dışı mağdur ... istinabe olunan Mahkemede; olay ile ilgili bilgisi olmadığını, adına kredi kartı talebinde bulunan şahıslardan şikâyetçi olduğunu ancak davaya katılmak istemediğini, Mağdur ... aşamalarda; sanık ... ile sanığın savunmalarında geçen ... ... isimli şahsı tanımadığını, kimlik bilgilerinin ele geçirilmesi sonucunda adına Garanti Bankası tarafından kredi kartı düzenlendiğini, bu kart ile 4.891,36 TL’lik harcama yapıldığını, bu olay öncesinde Türk Ekonomi Bankası AŞ'den arandığını ve adına kredi kartı başvurusu yapıldığını öğrendiğini, bunun üzerine Bankalar Birliği ile Küçükçekmece Cumhuriyet Baysavcılığına şikâyet dilekçesi verdiğini ancak olayla ilgili şikâyetçi olmadığını, Tanık ... Savcılıkta; olay tarihinden iki gün önce daha öncesinde tanımadığı sanık ...’in yanına gelerek Mareşal Fevzi Çakmak Caddesi, ...Bahçelievler/İstanbul adresinde bulunan dükkânı kiralamak istediğini ancak anlaşamadıklarını, 19.12.2011 tarihinde yine sanığın telefon açarak kiralık dükkân için görüşmek istediğini, iş merkezinin kapısının önünde buluştuklarını, 300 TL kira, 300 TL de depozito verilmesi konusunda anlaştıklarını, kendisine 600 TL verdikten sonra “Kira sözleşmesini daha sonra yaparız.” diyerek iş yerinin anahtarını alıp gittiğini, kendisine tekstil işi yapacağını söylediğini, iş yerinin kapısına da “Beller Tekstil” diye bir yazı astığını, sanığın söz konusu iş yerini tek başına kiraladığını, Tanık ... aşamalarda; Kuryenet isimli şirkette dağıtım elemanı olarak yaklaşık 12 yıldır çalıştığını, Garanti Bankasına ait olup ... adına düzenlenen kredi kartını 20.12.2011 tarihinde teslimat detayı suretinde belirtilen adreste ... kimliğini ibraz eden şahsa imzası karşılığında teslim ettiğini, bu şahsın fotoğrafı kendisine gösterilen sanık ... olduğunu, İfade etmişlerdir. Kollukta susma hakkını kullanan sanık ... aşamalarda benzer şekilde; ismini ... soy ismini ... veya ... olarak bildiği şahıs ile 2001 yılında tesadüfen tanıştığını, bu şahıs ile ara sıra görüştüğünü, ancak kendisinin açık kimlik ve adres bilgisini bilmediğini, son olarak iki ay kadar önce kredi kartı suçundan cezaevinden çıktığında bu şahsın kendisini aradığını ve buluşma teklif ettiğini, yaptıkları görüşmede ... adına sahte belgeler ile sahte kredi kartı başvurusu yaptığını, bu kredi kartının Mareşal Fevzi Çakmak Mahallesi, 2. Sokak, Doğankent İş... Bahçelievler / İstanbul adresinden teslim almasını ve bunun karşılığında da 500 TL vereceğini söylediğini, ayrıca ... adına düzenlenmiş sahte nüfus cüzdanı ve büronun anahtarını da kendisine verdiğini, bu olaydan yaklaşık on gün geçtikten sonra da arayarak “Kredi kartı gelecek büroya git teslim al.” dediğini, bunun üzerine söz konusu adreste ... adına düzenlenmiş sahte nüfus cüzdanını ibraz ederek kredi kartını kuryeden teslim aldığını, daha sonra ...’ın gelerek kredi kartı ile ... adına düzenlenen nüfus cüzdanını kendisinden aldığını, ... adına yapılan kredi kartı başvurusundan haberi olmadığını, yine 02.01.2011 tarihinde ...’ın tekrar kendisini arayarak ... adına düzenlenmiş sahte nüfus cüzdanını verdiğini ve bankadan bu şahıs adına gelecek kredi kartı almasını istediğini, büroda beklediği sırada kurye kılığına girmiş sivil polislerin gelerek kredi kartı teslim tutanağını imzalattıktan sonra kendisini yakaladıklarını, ... adına düzenlenen kredi kartı ile kendisinin harcama yapmadığını bu kartı ... isimli şahsa verdiğini savunmuştur. Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır. 1- Ceza Genel Kurulunun 09.05.2017 tarihli ve 211-259 sayılı kararı gözetilerek sahte oluşturulmasını sağladığı kredi kartını ayrıca kullanarak kendisine yarar sağlayan sanık hakkında TCK’nın 245/2 ve 245/3. maddeleri gereğince ayrı ayrı uygulama yapılmasının mümkün olup olmadığı; 5237 sayılı TCK’nın hazırlanmasında "Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır." ilkesi esas alınmış olup Adalet Komisyonu raporunda da bu husus; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır’ şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır." şeklinde ifade edilmiştir (TBMM Adalet Komisyonu’nun 03.08.2004 tarihli ve 1/593-60 sayılı raporu.). 5237 sayılı TCK’nın birinci kitabının, ikinci kısmının, "Suçların İçtimaı"nı düzenleyen beşinci bölümünde yer alan “Bileşik Suç” başlıklı 42. maddesi; “Biri diğerinin unsurunu veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suça bileşik suç denir. Bu tür suçlarda içtima hükümleri uygulanmaz.”, “Zincirleme suç” başlıklı 43. maddesi; “(1) Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır. (2) Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır. (3) Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz.”, “Fikri içtima” başlıklı 44. maddesi ise; “İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.” şeklinde hüküm altına alınmış olup işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedileceğine ilişkin kuralın istisnaları belirtilmiştir. 01.03.2006 tarihli ve 26095 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun 3. maddesinde, banka kartının; "mevduat hesabı veya özel cari hesapların kullanımı dahil bankacılık hizmetlerinden yararlanmayı sağlayan kartı”, kredi kartının; "nakit kullanımı gerekmeksizin mal ve hizmet alımı veya nakit çekme olanağı sağlayan basılı kartı veya fizikî varlığı bulunmayan kart numarasını", kart hamilinin; "banka kartı veya kredi kartı hizmetlerinden yararlanan gerçek veya tüzel kişiyi" ifade ettiği belirtilmiştir. Banka kartının mülkiyet hakkı bankaya, kullanım hakkı ise kart hamiline aittir. Banka kartına sahip olabilmek için, kart hamilinin öncelikle bankada bir mevduat hesabının veya özel cari hesabının bulunması gerekli olup bu kart, kart hamilinin ATM üzerinden kendi hesabına ulaşmasını, hesabından para çekmesini, havale ve diğer bankacılık işlemlerini yapmasını sağlamaktadır. Kredi kartı ise, bankalar ve kart çıkarmaya yetkili kuruluşların müşterilerine belirli limitler dahilinde açtıkları krediler ile nakit kullanmaksızın mal veya hizmet alımı veya nakit kredi çekme olanağı sağlamak için verdikleri ödeme aracıdır. 765 sayılı TCK’da karşılığı bulunmayan “Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması” suçunu düzenleyen 5237 sayılı TCK’nın 245. maddesi; "1- Başkasına ait bir banka veya kredi kartını, her ne surette olursa olsun ele geçiren veya elinde bulunduran kimse, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın bunu kullanarak veya kullandırarak kendisine veya başkasına yarar sağlarsa, üç yıldan altı yıla kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır. 2- Sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlayan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, dört yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklinde iken, 08.07.2005 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun’un 27. maddesiyle; "(1) Başkasına ait bir banka veya kredi kartını, her ne suretle olursa olsun ele geçiren veya elinde bulunduran kimse, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın bunu kullanarak veya kullandırtarak kendisine veya başkasına yarar sağlarsa, üç yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. (2) Başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üreten, satan, devreden, satın alan veya kabul eden kişi üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. (3) Sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlayan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, dört yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. (4) Birinci fıkrada yer alan suçun; a) Haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin, b) Üstsoy veya altsoyunun veya bu derecede kayın hısımlarından birinin veya evlat edinen veya evlâtlığın, c) Aynı konutta beraber yaşayan kardeşlerden birinin, Zararına olarak işlenmesi hâlinde, ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmaz." şeklinde değiştirilmiş, 19.12.2006 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle de; "(5) Birinci fıkra kapsamına giren fiillerle ilgili olarak bu Kanunun malvarlığına karşı suçlara ilişkin etkin pişmanlık hükümleri uygulanır." fıkrası eklenmek suretiyle madde son hâlini almıştır. TCK'nın 245. maddesinin gerekçesinde; “Madde, banka veya kredi kartlarının hukuka aykırı olarak kullanılması suretiyle bankaların veya kredi sahiplerinin zarara sokulmasını, bu yolla çıkar sağlanmasını önlemek ve failleri cezalandırmak amacıyla kaleme alınmıştır...” denilmek suretiyle, bu suçun kanuna konulmasının amacı (ratio legis) açıklanmıştır. 5377 sayılı Kanun'un 27. maddesinin gerekçesinde ise "başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek üretilen sahte banka veya kredi kartlarının ticari amaçlı olarak piyasaya sürülmesi karşısında, bu fiilleri yaptırıma bağlamak amacıyla..." şeklindeki açıklama ile ikinci fıkranın maddeye eklendiği vurgulanmış olup kanun koyucu sahte kartların üretilmesi ve dolaşıma girmesine yönelik eylemleri de suç hâline getirip ayrıca cezalandırmak istemiştir. Anılan fıkrada seçimlik hareketli bir suç söz konusu olup buna göre; sahte banka veya kredi kartının üretilmesi, sahte üretilmiş banka veya kredi kartının sahte olduğu bilinerek satılması, devredilmesi, satın alınması ya da kabul edilmesi şeklinde belirlenen seçimlik hareketlerden en az birisinin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bir banka veya kredi kartının üretilmesi, tamamen yeni bir sahte kart oluşturulması veya gerçek bir kart üzerinde değişiklik yapılması şeklinde karşımıza çıkabilmektedir. Satmak, banka veya kredi kartını belli bir bedel veya değer karşılığı alıcıya vermek; satın almak, belli bir bedel karşılığı banka veya kredi kartını almak; devretmek, banka veya kredi kartını belli bir bedel almaksızın başkasına vermek; kabul etmek ise banka veya kredi kartını belli bir bedel ödemeksizin almak anlamlarına gelir. Dolayısıyla satma, satın almanın; devretme de kabul etmenin karşılığı olarak düzenlenmiştir. Kişinin gerçeğe aykırı bilgi veya belgelerle bankaya başvurarak sahte bir banka veya kredi kartı oluşturulmasını sağlaması hâlinde TCK'nın 245. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları anlamında sahte karttan söz edilemeyeceği öğretide savunulmuş ise de (Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Yetkin Yayınları, 10. Baskı, Ankara, 2014, s.721.) bu şekilde üretilen kartın içermiş olduğu bilgilerin gerçeğe aykırı olması nedeniyle sahte olduğu (Mehmet Emre Yıldız, Banka veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması Suçu, Adalet Yayınevi, Ankara, 2015, s.252-253.) ve gerçeğe aykırı belgelerle başvurulması sonucu bankaya sahte kart düzenletilmesi eyleminin de TCK'nın 245. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen üretim kavramı kapsamında değerlendirilerek diğer unsurların varlığı hâlinde suçun oluşacağı kabul edilmelidir (Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, Yorumlu - Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s.7348.). Nitekim Yargıtay uygulamaları da bu yöndedir. TCK'nın 245. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçun oluşabilmesi için sahte banka veya kredi kartının başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek üretilmesi veya bu şekilde üretilen kartın satılması, devredilmesi, satın alınması ya da kabul edilmesi gerekmektedir. Hiçbir banka hesabıyla ilişkilendirilmeyen bir kartın üretilmesi veya kendisine kart verilmeyen kişinin kendi hesabıyla irtibatlandırarak kart üretmesi hâllerinde bu suç oluşmayacaktır. Yine 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun “Tanımlar” başlıklı 3. maddesinde kart çıkaran kuruluş; “Banka kartı veya kredi kartı düzenleme yetkisini haiz bankalar ile diğer kuruluşları.”, Banka Kartları ve Kredi Kartları Hakkında Yönetmelik’in “Tanımlar” başlıklı 4. maddesinde diğer kuruluşlar; “Kredi kartı çıkarma yetkisini haiz banka dışında kalan kuruluşları... ifade eder.” şeklinde açıklanmış olup Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun “Faaliyet izni” başlıklı 4. maddesi ise; “Kartlı sistem kurma, kart çıkarma, üye işyerleri ile anlaşma yapma, bilgi alışverişi, takas ve mahsuplaşma faaliyetinde bulunmak isteyen kuruluşların Kuruldan izin almaları şarttır. Bu kuruluşların; a) Anonim şirket şeklinde kurulması, b) Kurucularının gerekli malî güç ve itibara sahip bulunması, işin gerektirdiği dürüstlük ve yeterliliğe sahip olması ve banka ortaklarında aranan diğer nitelikleri haiz olması, c) Hisse senetlerinin nakit karşılığı çıkarılması ve tamamının nama yazılı olması, tüzel kişi kurucuların yönetim ve denetimine sahip gerçek kişilerin kim olduğunun belgelenmesi, d) Nakden ve her türlü muvazaadan arî olarak ödenmiş olan sermayesinin altı milyon Yeni Türk Lirasından az olmaması, e) Ana sözleşmesinin bu Kanun hükümlerine uygun olması, f) Bu Kanun kapsamındaki işlemleri gerçekleştirebilecek yönetim, yeterli personel ve teknik donanıma sahip olması, şikâyet ve itirazlarla ilgili birimleri oluşturması, g) (d) bendinde belirtilen sermayenin yüzde beşi tutarındaki sisteme giriş payının Kurum hesabına yatırıldığına dair belgenin ibraz edilmesi, şarttır. Kuruluşların bu Kanun kapsamındaki faaliyetlerinin kurumsal yönetim hükümlerine uygunluğunu sağlaması zorunludur. Merkezi yurt dışında bulunan kartlı sistem kuruluşlarının Türkiye'de şube ya da kredi kartı sistemi kurmamak, kart çıkarmamak ve üye işyeri anlaşması yapmamak kaydıyla temsilcilik açmaları Kurulun iznine tâbidir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar Kurumca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” şeklinde hüküm altına alınarak bankaların yanında 5464 sayılı BKKKK'nın ilgili hükümlerine uygun hareket etmek kaydıyla diğer finansal kuruluşlarının da kredi kartı çıkarmaya yetkili oldukları belirtilmiştir. Bu fıkrada düzenlenen suç bir tehlike suçu olup belirtilen seçimlik hareketlerle elde edilen banka veya kredi kartının aynı zamanda kullanılmasına gerek yoktur. TCK'nın 245. maddesinin üçüncü fıkrasında ise sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartının kullanılması suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlama suçu düzenlenmiştir. Burada sözü edilen yararın, suçun işleniş şekli de göz önünde bulundurulduğunda ekonomik bir yarar olacağı söylenebilir. Bu fıkradaki suçun oluşması için ilk şart, banka veya kredi kartının sahte olarak üretilmiş veya üzerinde sahtecilik yapılmış olmasıdır. Bu sahtecilik ikinci fıkrada düzenlendiği şekilde bir sahtecilik olabileceği gibi bir banka hesabıyla ilişkilendirilmemiş bir kart üzerinde yapılan bir sahtecilik de olabilir. Bu fıkranın uygulanabilmesi için, sahte kartın kullanılmış olması da gerekir. Suçun tamamlanması için failin bu kullanımla, kendisine veya başkasına bir yarar sağlaması gerekir (Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, a.g.e., s.7350-7351.). Bu aşamada ilgisi nedeniyle "geçitli suç" kavramına da değinilmesi gerekmektedir. Failin bir suçu işlemek için aynı hukuki değeri koruyan daha hafif bir suçu işlemek zorunda kaldığı hâllerde "geçitli suç" söz konusu olur. Geçit suçları cezalandırılmayan önceki eylemlerin kapsamında sayılırlar ve bu nedenle bütün cezalandırılmayan önceki eylemlerle birlikte görünüşte içtimanın bir türünü oluştururlar. Bu tip görünüşte içtimada, bir suçun işlenmesi için daha hafif suçu basamak yapmak zorunluluğu vardır ve basamak durumunda bulunan suçu düzenleyen normun yardımcı norm oluşu nedeniyle, ağır suçu düzenleyen normun uygulanması ile yetinilir. Geçitli suçun söz konusu olabilmesi için, görünüşte içtima eden normlar arasında açık nitelikte asli-yardımcı norm ilişkisinin bulunmaması, ağır suç ile bu suça ulaşabilmek için aşılması zorunlu basamak durumunda bulunan hafif suçu düzenleyen normların korudukları hukuki değerlerin aynı nitelikte ve aynı türden olmaları, ağır suçun işlenmesi için mutlaka geçit durumundaki daha hafif bir suçun işlenmesinin gerekmesi, hafif suçun faili ve mağduru ile ağır suçun faili ve mağdurunun aynı kişiler olmaları, failin hareketi ile ağırlaşan neticeler arasında nedensellik bağının bulunması ve failin kastının başlangıçtan itibaren ağırlaşan neticeleri gerçekleştirmeye yönelmiş olması gerekir. TCK’nın 245/2 ve 245/3 arasında geçit suç ilişkisinin bulunduğunu söyleyebilmek için üçüncü fıkrada yer alan suçun mutlaka ikinci fıkrada yer alan seçimlik hareketlerden birisi gerçekleştirilerek işlenmesi gerekmektedir. Ancak TCK’nın 245. maddesinin ikinci fıkrasında seçimlik hareketlerden biri olarak belirtilen “kabul etmek” eylemi aynı fıkrada sayılan devretme eyleminin karşılığı olarak düzenlenmesi ve Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü'nde de; “Sunulan bir şeyi alma” şeklinde tanımlandığından, üzerinde hiçbir yazı ve logo bulunmayan ve beyaz plastik kart olarak adlandırılan kartın manyetik şeritlerine gerçek kart verileri yüklenmesi suretiyle oluşturulan sahte kartı yolda bularak kullanan failin eylemi kanunîlik ilkesi gereğince TCK’nın 245. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçu oluşturmaz iken aynı maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen suç oluşmuş olur. Yine banka dışında kalan diğer finans kuruluşlarının çıkarttıkları kredi kartlarında sahtecilik hâlinde başkasına ait banka hesabıyla ilişkilendirme söz konusu olamayacağından kanunîlik ilkesi gereğince aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen suç oluşmasa da daha geniş sahtecilik eylemlerini kapsayan aynı maddenin üçüncü fıkrasındaki suç oluşacaktır. Ayrıca fail her zaman üçüncü fıkrada düzenlenen suçu işlemek amacıyla hareket etmeyebilir, 5377 sayılı Kanun'un 27. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği gibi sahte kartları ticari amaçla piyasaya sürme saikiyle de hareket etmiş olabilir, yani failin amacı her zaman üçüncü fıkrada düzenlenen suçu işlemek olmayabilir. Bu anlamda TCK’nın 245/3. maddesinde düzenlenen suçun işlenebilmesi için ikinci fıkrada düzenlenen suçun işlenmesi zorunlu olmadığından bu iki suç arasında “geçitli suç” ilişkisi bulunmamaktadır. Yine TCK'nın 245/2-3 fıkralarının birlikte uygulanmalarının kabulünün ceza adaleti yönünden sorunlara yol açacağı açıktır. Şöyle ki, başkasına ait bir kredi kartını herhangi bir şekilde eline geçiren kişi, bu kartı kullanırken eylemini tamamlayamayıp teşebbüs aşamasında kalması hâlinde alabileceği hapis cezası, TCK’nın 245/3 ve 35. maddeleri uyarınca alt sınırdan ceza indiriminin yapılması hâlinde 3 yıl hapis cezası olabilecekken; başkalarına ait hesaplarla ilişkilendirilerek üretilen sahte kartı kullanmadan sadece üzerinde bulunduran kişi, TCK’nın 245/2. uyarınca altı sınırdan ceza verilse bile en az 3 yıl hapis cezası alacaktır. İlk durumda şüpheli teşebbüs aşamasında kalsa bile, suçu işlemeye yönelik bir irade de bulunmuş, suç işlemek ile işlememek arasındaki ahlaki çizgiyi aşarak suça eğilimi göstermiş olduğu hâlde; sahte kartı kabul eden ancak herhangi bir eylemde kullanıp kullanmayacağı veya suç işlemekten vazgeçip vazgeçmeyeceği belli olmayan bir şüpheliye, sadece sahte kartı bulundurduğu için asgari üç yıl hapis cezası verilmesi adil bir ceza uygulaması olarak görülmemektedir. Bu açıklamalar ışığında bir numaralı ön sorun değerlendirildiğinde; Sanığın, başkasına ait banka hesabıyla ilişkilendirilerek oluşturulmasını sağladığı sahte kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine çıkar sağlaması şeklinde gerçekleşen olayda; TCK’nın 245. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen eylemlerin aynı maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen eylemin hazırlık hareketleri niteliğinde olduğu ve kanun koyucu tarafından bağımsız suç olarak düzenlenmek suretiyle ayrıca cezalandırılmak istendiği, ortada tek bir fiil bulunmadığından fikri içtimadan söz edilemeyeceği gibi anılan suçların biri diğerinin unsuru veya ağırlaştırıcı nedeni olmadığından bileşik suçtan da bahsedilemeyeceği, yine failin her zaman üçüncü fıkrada düzenlenen suçu işlemek amacıyla hareket etmeyebileceği, diğer bir anlatımla 5377 sayılı Kanun'un 27. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği gibi sahte kartları ticari amaçla piyasaya sürme saikiyle de hareket etmiş olabileceği ve bununla birlikte üçüncü fıkradaki suçun işlenebilmesi için her koşulda ikinci fıkrada düzenlenen suçun işlenmesi zorunlu olmadığından her iki suç arasında “geçitli suç” ilişkisinin de bulunmadığı anlaşılmakla sanığın suça konu eylemleri nedeniyle TCK’nın 245. maddesinin üçüncü fıkrasının yanı sıra aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca da cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Sanığın mağdur ...’e ait kimlik bilgilerini kullanarak yaptığı kredi kartı başvurusu üzerine sahte kredi kartı üretilmesini sağlatıp daha sonra elde ettiği bu kredi kartını kullanarak yarar sağlaması biçiminde gelişen eyleminde, sanığın sadece TCK’nın 245/3. maddesinde düzenlenen sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlama suçundan cezalandırılmak gerekir. Çünkü somut olay bakımından TCK’nın 245/2. maddesi ile 245/3. maddelerinde düzenlenen suçlar arasında görünüşte içtima türlerinden tüketen-tüketilen norm ve geçit suç ilişkisi vardır. Ceza yasasında yer alan birden fazla ceza normundan birinin uygulanması diğerinin uygulanmasını gereksiz kılıyor ise görünüşte içtima söz konusu olur. Görünüşte içtima hâlinde, aslında suçların çokluğu söz konusu olmayıp, fail tarafından gerçekleştirilen eyleme uygulanacak tek bir norm bulunur. Suç çokluğu bulunmadığı ve gerçek anlamda bir suç birleşmesi söz konusu olmadığı için de bu duruma görünüşte içtima denilir. Ceza normları belirli bazı hukuksal değerleri korumak amacıyla düzenlenirler. Bazı durumlarda tek bir norm, farklı normlarla korunan hukuksal değerleri bir tek normun içinde ve bir bütün hâlinde korur ve dolayısıyla bu değerlere zarar veren eylemlere tek bir ceza verilmesini öngörür. İşte bu gibi durumlarda tüm hukuksal değerleri korumak suretiyle eyleme tek ceza verilmesini düzenleyen norm diğer normları da kapsar ve adeta diğer normları kendi içinde tüketir, bu durumda hukuksal değerleri ortak olarak koruyan normun uygulanması ile yetinilir, zira bu norm ortak korumayı sağlayarak kapsamına giren eylemlere diğer normların uygulanmasını önler (Doç. Murat Ülger ttp://www.hukukgunlugu.org/suclarin-birlesmesi/.). Görünüşte içtima türlerinden geçit suç kavramı ise öğretide şu şekilde açıklanmıştır. Failin bir suçu işlemek için aynı hukuki değeri koruyan daha hafif bir suçu işlemek zorunda kaldığı hâllerde ise 'geçitli suç' söz konusu olur. Geçit suçları cezalandırılmayan önceki eylemlerin kapsamında sayılırlar ve bu nedenle bütün cezalandırılmayan önceki eylemlerle birlikte görünüşte içtimanın bir türünü oluştururlar. Bu tip görünüşte içtimada, bir suçun işlenmesi için daha hafif suçu basamak yapmak zorunluluğu vardır ve basamak durumunda bulunan suçu düzenleyen normun yardımcı norm oluşu nedeniyle, ağır suçu düzenleyen normun uygulanması ile yetinilir. Geçitli suçun söz konusu olabilmesi için, görünüşte içtima eden normlar arasında açık nitelikte asli-yardımcı norm ilişkisinin bulunmaması, ağır suç ile bu suça ulaşabilmek için aşılması zorunlu basamak durumunda bulunan hafif suçu düzenleyen normların korudukları hukuki değerlerin aynı nitelikte ve aynı türden olmaları, ağır suçun işlenmesi için mutlaka geçit durumundaki daha hafif bir suçun işlenmesinin gerekmesi, hafif suçun faili ve mağduru ile ağır suçun faili ve mağdurunun aynı kişiler olmaları, failin hareketi ile ağırlaşan neticeler arasında nedensellik bağının bulunması ve failin kastının başlangıçtan itibaren ağırlaşan neticeleri gerçekleştirmeye yönelmiş olması gerekir (Kayıhan İçel, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl:7, Sayı:14, Güz 2008, s. 35-49; Kayıhan İçel, Suçların İçtimaı, Sermet Matbaası, İstanbul, 1972, s.226-238.). Uygulamada Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2015/8-960, 2019/467 sayılı 211-259 sayılı kararında açıklandığı üzere TCK'nın 245/3. maddesindeki sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlama suçunu işlemeyi kasteden failin öncelikle sahte oluşturulmuş veya üzerinde sahtecilik yapılmış bir banka veya kredi kartına ihtiyacı vardır. Bunun için de, sahte banka veya kredi kartını ya kendisi oluşturup üretmek, ya satın almak ya da kabul etmek suretiyle TCK'nın 245/2. maddesinde düzenlenen sahte banka veya kredi kartı üretme, satın alma veya kabul etme suçlarından birini işlemesi zorunludur. Bu nedenle TCK'nın 245/2. maddesindeki sahte banka veya kredi kartı üretme, satın alma veya kabul etme suçları aynı maddenin üçüncü fıkrasındaki suçu işlemeyi kasteden fail bakımından geçit suçu niteliğindedir. Öğretide de, benzer görüşler şu şekilde açıklanmıştır; 'Sahte banka veya kredi kartını üreten failin kartı kullanarak menfaat sağlaması hâlinde, kartın üretimi suçu, kartın kullanılarak menfaat sağlanması suçu içinde eriyecek, sahte kart üretimi suçu geçit suçu oluşturacak ve fail sadece sahte kart kullanma suçundan cezalandırılacaktır. Çünkü fail kullanarak yarar sağlamak için sahte kartı üretmiş olmaktadır. Aksi hâlde bir fiilden iki ceza verilmiş olurdu.' (Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Yetkin Yayınları, Ankara 2014, 10. Bası, s.725.), 'Buna karşılık, kartı kullanan kişi, aynı zamanda bunu sahte olarak oluşturan ya da üzerinde değişiklik yapan kişi ise, bu takdirde failin ayrıca TCK m. 245/2'den dolayı cezalandırılıp cezalandırılmayacağı sorunu ortaya çıkar. Bize göre TCK m. 245/2, m. 245/3'ün bir bakıma hazırlık hareketi niteliğinde olduğundan, her iki suç arasında tüketen-tüketilen norm ilişkisi olduğu söylenebilir.' (Durmuş Tezcan, Mustafa Ruhan Erdem, R. Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Seçkin Yayınları, 14. Baskı, sf. 1000.). Somut olayımızda; sanığın, ...’in kimlik bilgileri internet üzerinden katılan Garanti Bankası’na kredi kartı müracaatında bulunduğu, çıkartılan kartın sanığa teslim edilip sözleşme imzalatıldığı, sanığın bu kartı değişik yer ve zamanlarda kullanarak yarar sağladığı olayda; sanığın kastının başlangıçtan itibaren sahte oluşturulan kredi kartlarını kullanmak suretiyle kendisine yarar sağlama suçunu işlemeye yönelmiş olması, bu suçu işleyebilmek için daha hafif nitelikte olan TCK'nın 245/2. maddesindeki sahte kredi kartının üretilmesi suçunu işlemek zorunda kalması hususları birlikte değerlendirildiğinde, aynı maddenin üçüncü fıkrasındaki sahte oluşturulan kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine yarar sağlama suçunu işlemeyi kasteden sanık bakımından aynı maddenin ikinci fıkrasındaki sahte kredi kartı üretme suçunun geçit suçu niteliğinde olduğu", Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun, başkasının kimlik bilgileri ile almış olduğu sahte kredi kartını kullanarak para çeken sanığın eyleminin kül hâlinde TCK'nın 245/3 maddesindeki tek suçu mu? Yoksa TCK'nın 245/2 ve aynı maddenin üçüncü fıkrasındaki iki ayrı suçu mu? oluşturacağı hususunda da Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu ile aramızda uyuşmazlık doğmuştur. Uyuşmazlığın çözümü için TCK'nın 245 maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarının gerekçeleri ile birlikte irdelenerek; 'görünüşte içtima' ve 'geçitli suç' kavramları ile ilişkilendirilmesinden sonra ceza hukukunun evrensel ilkelerinden olan hakkaniyet ilkesinin göz önüne alınması suretiyle, iki ayrı suçun oluşup oluşamayacağının yasal düzenleme, yargı kararları ve öğretideki görüşlerden yararlanılarak ortaya konması gerekmektedir. 08.07.2005 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun'un 27. maddesiyle; TCK'nın 245 maddesine eklenen 2. fıkrasında; 'Başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üreten, satan, devreden, satın alan veya kabul eden kişi üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.' hükmüne yer verilmiştir. Aynı maddenin üçüncü fıkrasında ise; 'Sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlayan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, dört yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.' hükmüne yer verilmiştir. TCK'nın 245. maddesinin gerekçesinde; 'Madde, banka veya kredi kartlarının hukuka aykırı olarak kullanılması suretiyle bankaların veya kredi sahiplerinin zarara sokulmasını, bu yolla çıkar sağlanmasını önlemek ve failleri cezalandırmak amacıyla kaleme alınmıştır...' denilmek suretiyle, bu suçun kanuna konulmasının amacı (ratio legis) açıklanmıştır. 5377 sayılı Kanun'un 27. maddesinin gerekçesinde ise, 'başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek üretilen sahte banka veya kredi kartlarının ticari amaçlı olarak piyasaya sürülmesi karşısında, bu fiilleri yaptırıma bağlamak amacıyla...' şeklindeki açıklama ile ikinci fıkranın maddeye eklendiği vurgulanmıştır. TCK'nın 245. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçun konusu, sahte olarak üretilmiş banka veya kredi kartıdır. Bu nedenle sahteciliğin banka veya kredi kartında yapılmış olması gerekir. Kredi kartı sözleşmesinde sahtecilik yapılması eylemi bu madde kapsamında değil, 5464 sayılı Kanun'un 37/2. maddesi kapsamında değerlendirilmiş ve Yargıtay uygulamaları da bu yönde gelişmiştir. Burada seçimlik hareketli bir suç söz konusu olup buna göre; sahte banka veya kredi kartının üretilmesi, sahte üretilmiş banka veya kredi kartının sahte olduğu bilinerek satılması, devredilmesi, satın alınması ya da kabul edilmesi şeklinde belirlenen seçimlik hareketlerden en az birisinin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. TCK'nın 245/2. maddesindeki suçun oluşumu için kartın sahte olarak düzenlenmesi eyleminin fail tarafından gerçekleştirilmesine gerek yoktur. Failin sahte belgelerle başvurarak, başkası veya olmayan bir kimse adına bankaya kart düzenletmesi durumu da, bu fıkradaki üretim tabiri içinde değerlendirilecek ve diğer unsurların varlığı hâlinde bahsedilen suç oluşacaktır (Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, Yorumlu - Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s.7348.). Ayrıca, bu suçun oluşabilmesi için sahte banka veya kredi kartının başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek üretilmesi veya bu şekilde üretilen kartın satılması, devredilmesi, satın alınması ya da kabul edilmesi gerekmektedir. Hiçbir banka hesabıyla ilişkilendirilmeyen bir kartın üretilmesi veya kendisine kart verilmeyen kişinin kendi hesabıyla irtibatlandırarak kart üretmesi hâllerinde bu suç oluşmayacaktır. Bu fıkrada düzenlenen suç bir tehlike suçu olup belirtilen seçimlik hareketlerle elde edilen banka veya kredi kartının aynı zamanda kullanılmasına gerek yoktur. TCK'nın 245. maddesinin üçüncü fıkrasında ise, sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartının kullanılması suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlama suçu düzenlenmiştir. Burada sözü edilen yararın, suçun işleniş şekli de göz önünde bulundurulduğunda 'ekonomik' bir yarar olacağı söylenebilir. Bu fıkradaki suçun oluşması için ilk şart, banka veya kredi kartının sahte olarak üretilmiş veya üzerinde sahtecilik yapılmış olmasıdır. Bu fıkranın uygulanabilmesi için, sahte kartın kullanılmış olması da gerekir. Suçun tamamlanması için failin bu kullanımla, kendisine veya başkasına bir yarar sağlaması gerekir (Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, a.g.e., s.7350-7351.). Kişinin gerçeğe aykırı bilgi veya belgelerle bankaya başvurarak sahte bir banka veya kredi kartı oluşturulmasını sağlaması hâlinde TCK'nın 245. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları anlamında sahte karttan söz edilemeyeceği öğretide savunulmuş ise de, (Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Yetkin Yayınları, 10. Baskı, Ankara, 2014, s.721.) başvuruya uygun şekilde üretilen kartın, içermiş olduğu bilgilerin gerçeğe aykırı olması nedeniyle sahte olduğu kabul edilmelidir (Mehmet Emre Yıldız, Banka veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması Suçu, Adalet Yayınevi, Ankara, 2015, s.252-253.). Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.05.2008 tarihli ve 87-150 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır. Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için 'görünüşte içtima' ve 'geçitli suç' kavramlarına da değinilmesi gerekmektedir. 'Görünüşte içtima', çeşitli normların aynı fiille ilgili görünmelerine rağmen, aslında bunlardan yalnız birinin uygulanabilmesidir (Kayıhan İçel, Suçların İçtimaı, İstanbul, 1972, s.167.). Görünüşte içtima kanunda düzenlenmemiştir, ancak ceza normlarının birbirleriyle olan ilişkisi ve bunların yorumundan aynı fiille ilgili görülen çeşitli normlardan sadece birinin uygulanabileceği sonucuna varmak mümkün olduğundan, kanun koyucunun görünüşte içtima şekillerine yer vermesi gerekmemektedir (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara, Eylül 2015, 8. Bası, s.519.). Görünüşte içtima hâlinde gerçekte sadece bir norm ihlal edilmekte olup; diğer normların ihlali sadece görünüştedir. Çünkü suç tiplerine ilişkin normların hepsi fiilin haksızlık muhtevasını tümü ile kapsamakla beraber gerçekte uygulanacak olan norm, haksızlık muhtevası itibarı ile diğer normları da tüketmekte, tüm normlar haksızlık ilişkisi bakımından tamamen örtüşmektedir. Dolayısıyla, normlardan sadece biri gerçekte uygulanma kabiliyetine sahiptir (Neslihan Göktürk, Fikri İçtima, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, s. 73-74.). Görünüşte içtima hâllerinde hangi hükmün uygulanması gerektiği, 'tüketen-tüketilen norm ilişkisi', 'özel normun önceliği' ve 'yardımcı (tali) normun sonralığı' gibi ilkelere göre belirlenmektedir. Prof. Dr. Kayıhan İÇEL; geçitli suçun koşullarını aşağıdaki şekilde açıklamıştır. Failin bir suçu işlemek için aynı hukuki değeri koruyan daha hafif bir suçtan geçmek zorunda olduğu hallerde geçit suçu söz konusu olur. Geçit suçları cezalandırılmayan önceki eylemlerin kapsamında sayılırlar ve bu nedenle bütün cezalandırılmayan önceki eylemlerle birlikte görünüşte birleşmenin bir türünü oluştururlar. Geçit suçları failin kastının başlangıçtan itibaren ağırlaşan sonuçlara yönelmesi şeklinde anlaşılmalı ve fakat hafif suçun bağımsız olarak cezalandırılan daha ağır suça ait hazırlık hareketleri durumunda bulunmamasına dikkat edilmelidir. Geçit suçlarının ilk koşulu, ağır suç ile bu suça ulaşabilmek için aşılması zorunlu basmak durumunda bulunan hafif suçun koruduğu hukuki değerlerin aynı olmasıdır. Bu nedenle, her ikisi de asal-yardımcı norm ilişkisine dayandığı hâlde, karma suçların kapsamına giren bir durumda geçit suçlarından söz edilemez. Buna karşılık örneğin, cinsel saldırı suçunda (YTCK md 102/2), ırza tasaddi (YTCK md 102/1), adam öldürme suçunda etkili eylem geçit suçu durumunda bulunabilir. Çünkü bu suçların koruduğu hukuki değerler aynı olduğu gibi, aralarında ağırlık farkı vardır. Geçit suçlarının varlığı için diğer bir koşul, bir suçun işlenmesi için mutlaka daha hafif bir suçtan geçilmesi zorunluluğudur. Bu nedenle cinsel taciz suçunda (YTCK md 105) söz atmak (YTCK md 105) bizce geçit suçu niteliğinde değildir. Çünkü sarkıntılık suçunu işlenmesi için söz atmak zorunluluğu yoktur. Bütün cezalandırılmayan önceki eylemler için ortak bir koşul olan, önceki eylemin fail ve mağdurunun aynı olmaları koşulu geçit suçları için de geçerlidir. Önceki eylemin mağduru ile sonraki eyleminin mağdurunun ayrı kişiler olması hâlinde, her eylem bağımsız nitelikte kabul edileceğinden, fail gerek önceki gerekse sonraki eylemleri yüzünden cezalandırılır. Örneğin, failin farklı mağdurlara karşı etkin eylem ve adam öldürme suçlarını işlemesi hâlinde, diğer koşullar gerçekleşse dahi geçit suçundan söz edilemez. Belirttiğimiz bu husus hafif suçun faili ile ağır suçun mağdurunu farklı olması hâlinde de geçerlidir. Geçit suçunun diğer bir koşulu da ağırlaşan sonuçların failin hareketine tek bir nedensellikle bağlı bulunması gereğidir. Gerçekleşen ağır sonuçla failin hareketi arasında nedensellik bağlantısını kurma olanağı yoksa fail ağır suçtan sorumlu tutulamayacağı için, geçit suçundan söz edilemeyecektir. Yargıtay da ırza geçme suçunun geçitli suç olma özelliğine değinmektedir: 'Irza geçme suçu geçitli (müterakki) suçlardan olduğundan, fail ırza tasaddi suçunu oluşturan hareketleri yaptıktan sonra bununla yetinmeyerek daha ileri gidebilmekte ve ırza geçme suçunu gerçekleştirebilmektedir. Böylece fail hafif suçtan daha ağır suça geçebilmekte, bu durumda da hafif sonuç ağır sonucun içerisinde erimekte ve fail hakkında tüm fiillerden değil, ağır olan ırza geçme suçundan ceza verilmektedir.' (Yargıtay CGK 04.03.2003 tarihli ve 5-21/19 sayılı kararı.). TCK'nın 245/3. maddesindeki sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlama suçunu işlemeyi kasteden failin öncelikle sahte oluşturulmuş veya üzerinde sahtecilik yapılmış bir banka veya kredi kartına ihtiyacı vardır. Bunun için de, sahte banka veya kredi kartını ya kendisi oluşturup üretmek, ya satın almak ya da kabul etmek suretiyle TCK'nın 245/2. maddesinde düzenlenen sahte banka veya kredi kartı üretme, satın alma veya kabul etme suçlarından birini işlemesi zorunludur. Bu nedenle TCK'nın 245/2. maddesindeki sahte banka veya kredi kartı üretme, satın alma veya kabul etme suçları aynı maddenin üçüncü fıkrasındaki suçu işlemeyi kasteden fail bakımından geçit suçu niteliğindedir. Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.05.2017 tarihli ve 211-259 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır. Bu konuda öğretide de; 'Sahte banka veya kredi kartını üreten failin kartı kullanarak menfaat sağlaması hâlinde, kartın üretimi suçu, kartın kullanılarak menfaat sağlanması suçu içinde eriyecek, sahte kart üretimi suçu geçit suçu oluşturacak ve fail sadece sahte kart kullanma suçundan cezalandırılacaktır. Çünkü fail kullanarak yarar sağlamak için sahte kartı üretmiş olmaktadır. Aksi hâlde bir fiilden iki ceza verilmiş olurdu.' (Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Yetkin Yayınları, Ankara 2014, 10. Bası, s.725.), 'Buna karşılık, kartı kullanan kişi, aynı zamanda bunu sahte olarak oluşturan ya da üzerinde değişiklik yapan kişi ise, bu takdirde failin ayrıca TCK m. 245/2'den dolayı cezalandırılıp cezalandırılmayacağı sorunu ortaya çıkar. Bize göre TCK m. 245/2, m. 245/3'ün bir bakıma hazırlık hareketi niteliğinde olduğundan, her iki suç arasında tüketen-tüketilen norm ilişkisi olduğu söylenebilir.' (Durmuş Tezcan, Mustafa Ruhan Erdem, R. Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Seçkin Yayınları, 14. Baskı, sf. 1000.) şeklinde görüşler mevcuttur. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun benzer olaylarda bugüne kadar geçen 2017/259 K, 2019/467 K sayılı iki ilamında da somut olaylarda TCK'nın 245/3. maddesindeki sahte oluşturulan kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine yarar sağlama suçunu işlemeyi kasteden sanık bakımından TCK'nın 245/2. maddesindeki sahte kredi kartı üretme suçunun geçit suçu niteliğinde olduğu, bu nedenle, sanığın mağdura ait banka hesabı ile ilişkilendirilerek oluşturulmasını sağladığı sahte kredi kartını, bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda birden fazla kez kullanmak suretiyle kendisine yarar sağlaması şeklindeki eylemlerinin bir bütün hâlinde zincirleme biçimde TCK'nın 245/3. maddesindeki suçu oluşturduğu, sanığın ayrıca geçit suçu niteliğindeki TCK'nun 245/2. maddesindeki suçtan cezalandırılamayacağının kabul edilmesine karşın, muhalefete konu son olayda; 2017/259 K, 2019/467 K sayılı ilamlardaki çoğunluk görüşünden ayrılarak, anılan kararlardaki muhalefet görüşüne itibar edilmesi suretiyle önceki kararlardaki görüşünden ayrıldığı anlaşılmıştır. Uyuşmazlığın çözümü için, öncelikle muhalefete konu uyuşmazlıkta sayın çoğunluğun kabul ettiği 2017/259 K-2019/467 K sayılı ilamlardaki muhalefet görüşlerinde ileri sürülen sakıncaların, uygulamada ve öğretide kısaca özetlenen görüşler karşısında; hukuki dayanığının bulunup bulunmadığı ve buna bağlı olarak, somut olayımızda geçit suç ilişkinin mevcut olup olmadığı tespit edilip ayrıca eylemin kül hâlinde tek suçu oluşturduğunun kabul edilmesi durumunda; hakkaniyet ilkesine aykırı sonuçların ortaya çıkıp çıkmayacağının belirlenmesi gerekmektedir. Yukarıda özet olarak açıklandığı üzere geçit suç ilişkinin unsurları arasında yer alan; 1-) Ağır suç ile bu suça ulaşabilmek için aşılması zorunlu basmak durumunda bulunan hafif suçun koruduğu hukuki değerlerin aynı olması, 2-) Ağırlaşan sonuçların failin hareketine tek bir nedensellikle bağlı bulunması, 3-) Failin kastının başlangıç aşamasından itibaren ağırlaşan sonucu gerçekleştirmeye yönelmiş olması; Koşullarının oluştuğu hususunda herhangi bir duraksama bulunmamaktadır. Ancak geçit suçun dördüncü bir koşulu olan bir suçun işlenmesi için mutlaka daha hafif bir suçtan geçilmesi zorunluluğu hususunda sayın çoğunluk ile aramızda uyuşmazlık doğmuştur. Sayın çoğunluğun görüşüne göre; geçit suç ilişkisinden söz edebilmek için, daha hafif suçu işlemeden ağırlaşan suçun işlenmesinin hiçbir hâlde mümkün olmamasıdır. Bu şekildeki kabulün gerek Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun, gerekse Yargıtay Yüksek Ceza Dairelerinin bugüne kadar istikrar kazanmış içtihatlarına aykırı olacağı tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Örneğin 765 sayılı kanun döneminde sarkıntılık suçu ile ırza tasaddi suçu arasında ve yine her iki suç ile ırza geçme suçu arasında, 5237 sayılı Kanun'a göre basit cinsel saldırı ile nitelikli cinsel saldırı arasında geçit suç ilişkisinin varlığı konusunda gerek uygulamada gerekse teoride herhangi bir duraksamanın mevcut olmamasına karşın, nitelikli cinsel saldırı suçunun işlenebilmesi için basit cinsel saldırı suçunun işlenmesinin zorunlu olmadığı bilinen bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır. Hatta 5237 sayılı Kanun'un 102/1. maddesinin cinsel amaçla işlenmesinin zorunlu olmasına karşın, nitelikli cinsel saldırı suçunda böyle bir zorunluluk yoktur. Genital organlara hiçbir cinsel amaç olmaksızın yabancı bir cismin sokulması dahi nitelikli cinsel saldırı suçunun oluşması için yeterli görülmüş ve bu hususta hiçbir duraksama yaşanmamıştır. Sayın çoğunluğun görüşünün kabul edilmesi hâlinde basit cinsel saldırı suçunun işlenmesinden sonra cinsel amaç taşımaksızın aynı ortam içerisinde genital bölgeye herhangi bir yabancı cismin sokulmasının, her iki suç arasında zorunluluk ilişkisi bulunmadığından bahisle iki ayrı suçtan ceza verilmesi gerekecektir. Böyle bir kabulün Yargıtay uygulamalarına aykırı olacağı gibi ceza hukukunun olmazsa olmaz ilkeleri arasında yer alan hakkaniyet ilkesine de aykırı olacağı açıktır. Bu nedenle somut olayın özelliğine göre her iki suç arasındaki zorunluluk ilişkisi değerlendirilerek buna göre geçit suç ilişkisinin bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Kasten adam yaralamak ve kasten adam öldürmek suçları içinde aynı şeyler söylenebilir. Bir kişiyi uzunca bir süre darp ederek ağır bir şekilde yaraladıktan sonra aynı olayın devamında öldüren kişi ile tek bir hareketle aniden öldüren kişi arasında teşdit hükümlerinin uygulanması ya da koşullarının bulunması hâlinde nitelikle adam öldürmek suçunun gerçekleşebileceğinin mümkün olmasına karşın, her iki eyleminde kasten adam öldürmek şeklinde değerlendirilmesi gerektiği hususunda herhangi bir duraksama bulunmamaktadır. Yargıtay Yüksek 2. Ceza Dairesinin 1999/15076 K sayılı ilamında; Sanığın hamili olduğu bıçağı çıkararak yaralamaktan ibaret eyleminden dolayı mahkumiyet kararı verilirken ayrıca geçit suç konumundaki kavgada silah çekmek suçunun oluşamayacağının gözetilmemesi, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 1994/4605 K sayılı ilamı; Sanığın kavganın devamı sırasında silah çekme ve boşaltmaktan ibaret eyleminin geçit suçu niteliğindeki TCK'nın 466/2 maddesindeki tek suçu oluşturduğunun gözetilmemesi, Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 1984/378 K sayılı ilamı; Sanığın ırza tasaddiyi ifade eden hareketleri yaparak bununla yetinmeyip, daha ileri aşaması olan ırza tecavüz suçunu işlemesi durumunda; daha hafif sonuç olan tasaddi, daha ağır sonuç olan tecavüz içinde erimekte ve faile daha ağır olan sonuçtan ceza verilmektedir. Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 2014/176 K sayılı ilamında; Sanıkların suça konu aracı direksiyon muhafazasını kırarak düz kontak yapmak suretiyle çalıştırarak çalmaktan ibaret eyleminin, hırsızlığın konusunu oluşturan araçtan bağımsız başka bir eşyaya zarar verilmediğinden bahisle tek hırsızlık suçunu oluşturduğu gözetilmeden ayrıca mala zarar vermek suçundan da hüküm kurulması isabetli olmadığına hükmedilmiştir. Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 2017/259 K, 2019/467 K sayılı ilamlarındaki muhalefet görüşü olarak ileri sürülen, TCK'nın 245/2 maddesindeki suçun oluşmasından sonra bir aşama daha ileri giderek haksız kazanç sağlamaya çalışan sanığın ağırlaşan suça yönelik eyleminin teşebbüs aşamasında kalması durumunda; daha hafif bir ceza verilmesinin hakkaniyet ilkesine aykırı olacağı şeklindeki gerekçesinin de benzer olaylardaki Yargıtay uygulamalarına aykırı olacağı açıktır. Yargıtay 14. ceza Dairesi 2012/12590 K sayılı ilamında; Nitelikli cinsel saldırıya teşebbüsten verilecek cezanın, hakkaniyet gereği basit cinsel saldırı suçu için öngörülen asgari cezadan az olamayacağı ve eylemin işleniş şekli ve sanığın kasta dayalı kusurlarının ağırlığı nazara alınıp fiilin ağırlığıyla orantılı olarak alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle cezalandırılması yerine alt sınırdan ceza tayini, 2013/12496 K sayılı ilamında; Nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüsten verilecek cezanın hakkaniyet gereği, basit cinsel saldırı suçu için öngörülen asgari cezadan az olamayacağı gözetilerek, eylemin işleniş şekli, işlendiği zaman dilimi ve sanığın kasta dayalı kusurunun ağırlığı nazara alınıp fiilin ağırlığıyla orantılı olarak, sanık hakkında nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs suçundan TCK'nın 102/2 ve 102/3d maddeleri uyarınca verilecek cezadan, aynı Kanun'un 35/2. maddesi uyarınca teşebbüs nedeniyle yapılacak indirimin, mağdura verilmek istenen zarar ve tehlikenin ağırlığı da nazara alınarak uygun bir oranda yapılması ve sanığa cinsel saldırı suçunun temel hâline ilişkin 102/1 ve 102/3-d maddelerinde öngörülen cezanın asgari haddinden az olmayacak bir ceza verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi suretiyle eksik cezaya hükmolunması, Yukarıdaki içtihatlarda açıklandığı üzere, TCK'nın 245/3 maddesindeki suçun teşebbüs aşamasında kalması hâlinde, tamamlanmış olan TCK'nın 245/2 maddesinden fazla cezaya hükmedilerek hem genel ilkelere uygun davranmak hem de hakkaniyet ilkesini çiğnememek mümkün olabilir. Yine 2018/467 K sayılı ilamda muhalefet görüşü olarak; 'Sahte kartı üreten, satın alan veya bulunduran kişinin kartı kullandığı iş yerinde bir başkasına kullandırtması ve onunda kullanarak menfaat sağlaması durumunda üçüncü kişi için 245/3. fıkradaki suç oluşmakla birlikte 245/2. fıkradaki fiillerden hiçbiri gerçekleşmemektedir. Bu kişinin kartı üreten, satan, satın alan, bulunduran veya kabul eden konumu olmadığı için ikinci fıkra hükmüne aykırı bir fiili olmamakla birlikte sahte kartı kullanarak menfaat elde ettiği için üçüncü fıkradaki suçu işleyebilmektedir. Ayrıca; sahte kartı üreten, bulunduran veya satın alan kişinin bu kartı kullanmadan devretmesi durumunda da ikinci fıkra ihlal edilmesine karşın üçüncü fıkranın ihlali söz konusu değildir.' şeklindeki gerekçelerle her iki suç arasında zorunluluk ilişkisi bulunmadığından bahisle geçit suç ilişkinin mevcut olmadığı yönündeki görüşlerinde gerek uygulamada gerekse öğretideki görüşlere aykırı olduğu tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Zira sahte kartı üreten kişi tarafından kendisine verilen sahte kredi kartının sahte olduğunu bilerek kullanan kişinin aynı zamanda sahte kartı kabul eden konumunda olduğu ve TCK'nın 245/2 maddesindeki seçimlik hareketlerden birisini işlediği konusunda kuşku bulunmamaktadır. Yine ikinci paragraf da ise ileri sürülen görüşün geçit suçun asli unsurlarından olduğu, daha hafif sonucu gerçekleştiren sanığın daha ileri giderek ağır sonucu gerçekleştirmediği ya da buna teşebbüs etmediği bir durumda sadece daha hafif sonuçtan sorumlu tutulacağı hususunda zaten bir duraksama mevcut olmadığına dair Yargıtayın benzer olaylarda pek çok içtihadı mevcuttur. Örneğin vergi suçlarında; sahte fatura düzenleyen kişi bu faturayı vergilendirme işleminde kullanmış ise tek suçun oluşacağı kabul edilirken, sahte faturayı düzenleyen ile kullanan farklı ise iki ayrı suçun oluşacağı yönündeki içtihatlar yıllar içerisinde istikrar kazanarak yerleşik uygulamaya dönüşmüştür. Yargıtayın 11. CD, 07.01.2014 tarih, E. 2012/19007, K. 2014/130 sayılı kararına göre sahte fatura kullanmak ve sahte fatura düzenlemek suçları birbirinden ayrı ve bağımsız suç oluşturması ve sanık hakkında iddianamede her iki suçtan kamu davası açılmasına göre; her yıl için iki suçtan ayrı ayrı hüküm kurulması gerekirken eylemin tek suç olarak kabulü ile tek ceza tayini isabetsizliği yasaya aykırı olduğu yönünde karara varılmıştır. Bu durumda, düzenleme ve kullanma fiilleri ayrı ayrı yaptırım gerektiren bağımsız suçlar olarak ele alınmaktadır. Yukarıda örnek olarak gösterilen içtihatlarda, hırsızlık suçunun işlenmesi için çalınan araca zarar verilmesinin, nitelikli cinsel saldırı suçunun oluşabilmesi için basit cinsel saldırı suçunun tamamlanmasının zorunlu olmamasına karşın, somut olayın özelliğine geçit suç hükümleri uygulanarak, her durumda zorunluluk ilişkisi aranmamıştır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Katılan ...'e ait kimlik bilgilerine istinaden oluşturduğu sahte kimlik ile bankaya müracaat ederek almış olduğu kredi kartını internet ortamında kullanarak birden fazla alışveriş yapmak suretiyle haksız kazanç sağlayan sanığın başlangıç aşamasından itibaren sahte oluşturduğu kredi kartı ile haksız kazanç sağlamayı hedeflediği konusunda herhangi bir duraksamanın mevcut olmaması, somut olayımızda TCK'nın 245/3 maddesindeki suçun işlenebilmesi için başka hesapla irtibatlandırılan sahte kredi kartının üretilmesi ya da bir şekilde ele geçirilmesinin zorunlu olması, somut olayımızın teşebbüs aşamasında kalmamasına karşın, teşebbüs aşamasında kalan eylemlerden dolayı dahi hakimlik sanatının kullanılması suretiyle temel cezanın belirlenmesi sırasında TCK'nın 245/2 maddesinden daha fazla ceza verilerek hakkaniyet ilkesinin sağlanmasının mümkün olabileceği gibi sayın çoğunluğun görüşü doğrultusunda aksine uygulamanın başlangıç aşamasından itibaren haksız kazanç sağlamayı düşünün sanığın sahte kartın üretilmesi ve haksız kazanç sağlamaktan ibaret eylemlerin ayrı suçu oluşturduğunun kabul edilmesinin TCK'nın 3. maddesindeki orantılık ve hakkaniyet ilkesine aykırı olacağı gibi Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulu ile Yargıtay Yüksek Dairelerinin içtihatlarına açıkça aykırı olacağının açıkça anlaşılması karşısında; somut olayımızda geçit suçun bütün unsurlarının gerçekleştiği kabul edilerek sadece TCK'nın 245/3 maddesindeki suçun oluştuğu", Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ... ise; "Somut davada, sayın çoğunluğun sanık ...'in ele geçirilemeyen mağdur ...'in kimlik bilgileri ile oluşturulmuş sahte nüfus cüzdanı ile internet üzerinden katılan Garanti Bankasınına kredi kartı müracaatında bulunduğu, çıkartılan kartın ... sahte nüfus cüzdanını ibraz eden sanığa teslim edilip sözleşmenin imzalatıldığı, sanığın bu kartla değişik yer ve zamanlarda birden fazla kez kullanarak harcama yaptığı ve soruşturma aşamasında bankanın zararını gidermesi şeklinde gerçekleşen eyleminin ayrı ayrı TCK'nın 245/2. maddesinde düzenlenen 'başkasına ait banka hesabıyla ilişkilendirerek sahte kredi kartı üretmek' ve 245/3. maddesinde düzenlenen 'sahte oluşturulan bir kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine yarar sağlama' suçlarını oluşturduğu yönündeki kabulünden saygılarımla ayrılıyorum. Sanık ...'in eyleminin bir bütün hâlinde TCK'nın 245/3. maddesinde düzenlenen 'sahte oluşturulan bir kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine yarar sağlama' suçunu oluşturacağı, eylemin TCK'nın 245/2. maddesinde düzenlenen 'başkasına ait banka hesabıyla ilişkilendirerek sahte kredi kartı üretmek' suçunu oluşturmadığı ve bu suç açısından tipiklik unsurunun gerçekleşmeyeceği kanaatindeyim. Bu cümleden olmak üzere; Banka ve kredi kartının tanımı, 5464 sayılı Banka veya Kredi Kartları Kanunu’nun 3 üncü maddesinde yapılmıştır. Banka kartı, mevduat hesabı veya özel cari hesapların kullanımı dahil bankacılık hizmetlerinden yararlanmayı sağlayan kartı, Kredi kartı, nakit kullanımı gerekmeksizin mal ve hizmet alımı veya nakit çekme olanağı sağlayan basılı kartı veya fiziki varlığı bulunmayan kart numarasını şeklinde, aynı maddenin (g) bendinde kart çıkaran kuruluş olarak da, banka kartı veya kredi kartı düzenleme yetkisini haiz bankalar ile diğer kuruluşlar olarak tanımlanmıştır. 5464 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinde de kartlı sistem kurma, kart çıkarma, üye işyerleri ile anlaşma yapma, bilgi alışverişi, takas ve mahsuplaşma faaliyetleri için Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulundan izin almaları gerektiği ifade edilmiştir. Aynı Kanun'un 37/2. maddesine göre de, kredi kartı veya üye işyeri sözleşmesinde veya eklerinde sahtecilik yapanlar veya sözleşme imzalamak amacıyla sahte belge ibraz edenler bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile mahkum edileceklerdir. 5464 sayılı Kanun'un 3, 4 ve diğer maddeleri birlikte değerlendirildiğinde banka veya kredi kartı çıkarma, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kuruluşunun izin verdiği banka veya kredi kuruluşlarına aittir. Banka ve kredi kartlarını ancak BDDK’dan izin alan kuruluşlar çıkartabileceklerdir. TCK'nın 245/2. maddesinde 'Başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üreten, satan, devreden, satın alan veya kabul eden..' şeklinde tanımlanan suçun oluşumu için, sahte oluşturulan kartın başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilmesi gerekir. İlişkilendirmenin Türk Dil Kurumu’nun Türkçe Sözlük karşılığı 'ilişkili duruma getirmek' olarak tanımlanmıştır. Burada önemli olan unsur, karta, başkasının hesap numarasını ve hesap bilgilerini aktararak kartın oluşturulmasıdır. Maddedeki, üretme, satma, devretme, satın alma, kabul etme şeklindeki seçenek hareketlerde fiilin ticari amaçla yapılmasını ifade etmektedir. Suçun oluşumu için öncelikle, ilgili kuruluşlarca izin alan banka ve kredi kurumlarınca gerçek veya tüzel kişi adına açılmış bir banka ve kredi kartı hesabı olmalıdır. Daha sonra da bu hesaba ilişkin bilgilerin bir şekilde kopyalanarak kartın üretilmesi ve maddedeki diğer seçenek hareketlerin gerçekleştirilmesi gerekecektir. Başka bir anlatımla, suç teşkil eden eylem, banka veya kredi kuruluşlarının yetkisinde bulunan banka veya kredi kartı çıkartma yetkisinin haksız olarak kullanılarak banka veya kredi kartının sahte olarak banka veya kredi kuruluşları ve bunların memurları dışındaki üçüncü kişiler tarafından sahte olarak üretilmesidir. Sahte kimlik ve belgelerle, kart çıkarma yetkisine sahip bankalara başvurup adına sahte kimlik oluşturulan kişiler adına hesap oluşturulması ve bu hesaptan kart alınıp kullanılması hesapla ilişkilendirme bulunmadığından TCK'nın 245/2. maddesindeki suçu oluşturmayacaktır. Bu durumda bir içerik sahteciliğinden bahsedilebilir ise de sahte kredi kartı üretmekten bahsetmek mümkün değildir. Başkasına ait sahte kimlik veya kimlik bilgileri ile o kişi adına kart çıkarılması hâlinde, kart, kart çıkarmaya yetkili kuruluş tarafından düzenlenmekte ve doğrudan hiçbir ilişkilendirme olmadan çıkarılmış olması nedeniyle TCK'nın 245/2. maddesinin uygulanma olanağı bulunmayacaktır. Başkasına ait kimlik bilgileri ve belgeleri ile bankaya başvurup, kredi kartı sözleşmesi düzenlenmesi ve bu suretle düzenlenip teslim edilen kredi kartının kullanılması durumunda fiil eylemin geçişli suç olma özelliği nazara alınarak TCK'nın 245/3. maddesinde düzenlenen 'sahte oluşturulan bir kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine yarar sağlama' suçunu ve kredi kartı sözleşmesi düzenlenmesi esnasında kullanılan belgelerin özelliğine göre TCK'nın 204, 207. maddelerindeki suçu oluşturacaktır. Ceza Genel Kurulunun 09.05.2017 tarih ve 2017/11-211, 2017/259, 16.04.2019 tarih ve 2015/8-960 (E), 2019/467 (K) sayılı kararlarında da, TCK'nın 245/2 maddesindeki suçun oluşabilmesi için sahte banka veya kredi kartının başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek üretilmesi veya bu şekilde üretilen kartın satılması, devredilmesi, satın alınması ya da kabul edilmesi gerektiği, kendisine kart verilmeyen kişinin kendi hesabıyla irtibatlandırarak kart üretilmesi hâlinde suçun oluşmayacağı ayrıca başkasına ait sahte nüfus cüzdanı kullanılarak oluşturulan sahte kart ile aynı suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda kullanılmak suretiyle yarar sağlaması şeklindeki eylemlerin bir bütün hâlinde ...nın 245/3. maddesindeki suçu oluşturacağı hususu açıkça vurgulanmıştır. Somut olayda, sanık ...'in ele geçirilemeyen mağdur ...'in kimlik bilgileri ile oluşturulmuş sahte nüfus cüzdanı ile internet üzerinden katılan Garanti Bankasına kredi kartı müracaatında bulunduğu, çıkartılan kartın ... sahte nüfus cüzdanını ibraz eden sanığa teslim edilip sözleşmenin imzalatıldığı, sanığın bu kartla değişik yer ve zamanlarda birden fazla kez kullanarak harcama yaptığı ve soruşturma aşamasında bankanın zararını gidermesi şeklinde gerçekleşen eyleminde, TCK'nın 245/2. maddesi kapsamında kart sahibinin önceden açılan banka hesabı ile ilişkilendirme olmaması ve yukarıda tarih ve sayıları belirtilen Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları gözetildiğinde eylemin bir bütün hâlinde TCK'nın 245/3. maddesindeki suçu oluşturduğu" Görüşleriyle karşı oy kullanmışlardır. 2- Mağdur ... adına sahte nüfus cüzdanı düzenleme ve kullanma eylemine ilişkin olarak sanığa atılı resmî belgede sahtecilik suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığı; Resmî belgede sahtecilik suçu 5237 sayılı TCK’nın 204. maddesinde; “(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.” şeklinde düzenlenmiştir. Söz konusu suç, maddenin birinci fıkrasında seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmış olup resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir resmî belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte resmî belgenin kullanılması durumunda suç oluşacaktır. Maddenin ikinci fıkrasında, resmî belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanarak daha ağır bir yaptırıma bağlanmış, maddenin üçüncü fıkrasında ise suçun konusunu oluşturan resmî belgenin, kanunun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan bir belge niteliğinde olması hâlinde cezanın yarı oranında artırılması hüküm altına alınmıştır. Sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güveni olup belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, gerçek bir belgeye eklemeler yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek yaptırıma bağlanmıştır. Resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi ya da gerçek bir resmî belgenin değiştirilmesi eyleminin sahtecilik suçunu oluşturabilmesi için, düzenlenen ya da değiştirilen belgenin gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi yanıltıcı nitelikte olması gerekir. Aldatıcılık özelliği suçun temel unsuru olup özel bir incelemeye tabi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge, sahte belge olarak kabul edilmelidir. Sahteciliğin kişileri aldatacak nitelikte olup olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır. Sahte belgenin ilk bakışta dikkati çekmeyecek biçimde düzenlenip belirli bir kişiyi değil birçok kişiyi aldatabilecek nitelikte olması ve aldatma gücünün objektif olarak saptanması gerekir. Bu nedenle örneğin, memurların bilgisizliği ve ihmalleri nedeniyle kandırıcılık yeteneği olmayan belge üzerinde işlem yapmaları belgeye hukuki geçerlilik kazandırmaz. Daha önceden var olan subjektif bir bilgi, belge üzerinde var olan aldatma yeteneğini ortadan kaldırıcı etkiye sahip değildir. Ceza Genel Kurulunun 14.10.2003 tarihli ve 232-250 sayılı kararında da, aldatma keyfiyetinin belgeden objektif olarak anlaşılması gerektiği, muhatabın hatasından, dikkatsizlik veya özensizliğinden kaynaklanan fiili iğfalin, aldatma yeteneğinin varlığını göstermeyeceği belirtilmiştir. Bu noktada sahteciliğe konu olan belgenin aldatma yeteneği olup olmadığının tartışılması ve belirlenmesi öncelikle yargılamayı yürüten mahkemeye ait olup hâkim olayın çıkış, oluş ve akışını, düzenlenen belgelerle yapılan işlemleri göz önüne alarak, sahteciliğin kolaylıkla anlaşılıp anlaşılamayacağını bizzat saptamalı ve sonucuna göre belgelerde aldatma yeteneği olup olmadığını takdir ve tespit etmelidir. Görüldüğü gibi, mahkemece, suçun konusunu oluşturan belge aslı getirtilerek resmî belgede bulunması gereken başlık, sayı, tarih, imza, mühür gibi zorunlu öğelerin incelenmesi, nesnel olarak aldatma gücü olup olmadığının saptanması, duraksama hâlinde ise mahkemeye yardımcı olma ve aydınlatma bakımından konusunda uzman bilirkişinin görüşüne başvurulmasında zorunluluk vardır. Fotokopi, bir makine yardımı ile orijinal bir belgenin bire bir taklidînin oluşturulmasıdır. Fotokopi belgenin, orijinal bir belge gibi kanıtlama gücünün olmadığı kabul edilmektedir. Fotokopi üzerinde sahtecilik fiilinin işlenmesi hem kolaydır hem de baskı izi, el hareketleri, yazım şekli, el kaldırma hareketleri vb. yönlerden inceleme yapılmasına imkân veren tanı unsurlarının tespiti çoğu kez mümkün değildir. Öte yandan, amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" şeklinde, Latincede ise "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi açısından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlak surette sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ya da gerçekleştiriliş şekli hususunda herhangi bir şüphe belirmesi hâlinde uygulanabileceği gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate veya herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir. Bu açıklamalar ışığında iki numaralı ön sorun değerlendirildiğinde; Belgede sahtecilik suçlarında aldatma keyfiyetinin belgeden objektif olarak anlaşılması gerektiği, muhatabın hatasından, dikkatsizlik veya özensizliğinden kaynaklanan fiili iğfalin aldatma yeteneğinin varlığını göstermeyeceği ve belgede aldatma niteliğini değerlendirme yetkisinin hâkime ait olduğunun anlaşılması karşısında aslı ele geçirilemeyen suça konu nüfus cüzdanının aldatma niteliğinin bulunup bulunmadığının tespiti mümkün olmadığından mağdur ... adına sahte nüfus cüzdanı düzenleme ve kullanma eylemine ilişkin olarak sanığa atılı resmî belgede sahtecilik suçunun unsurları itibarıyla sabit olmadığı kabul edilmelidir. Ulaşılan sonuç karşısında mağdur ... adına sahte nüfus cüzdanı düzenleme ve kullanma eylemine ilişkin sanığa atılı resmî belgede sahtecilik suçu bakımından zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının mümkün olup olmadığının belirlenmesine yönelik uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir. Ön sorunlara ilişkin uyuşmazlık konuları bu şekilde sonuçlandırıldıktan sonra sanığın mağdur ... ait kimlik bilgilerini kullanarak yaptığı kredi kartı başvurusuna yönelik sahte kredi kartı üretme suçu bakımından zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının mümkün olup olmadığı; Uyuşmazlık konusunun sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu'nun "Gerçeğe aykırı beyan, sözleşme ve eki belgelerde sahtecilik" başlıklı 37/2 ile 5237 sayılı TCK'nın "Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması" başlıklı 245/2, "Bileşik suç" başlıklı 42, "Zincirleme suç" başlıklı 43 ve "İçtima" başlıklı 212. maddelerinin irdelenmesinde fayda bulunmaktadır. 01.03.2006 tarihli ve 26095 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun "Amaç" başlıklı birinci maddesi; "Bu Kanunun amacı; banka kartları ve kredi kartlarının çıkarılmasına ve kullanımına ilişkin usûl ve esasları düzenlemek suretiyle kartlı ödemeler sisteminin etkin çalışmasını sağlamaktır.", “Gerçeğe aykırı beyan, sözleşme ve eki belgelerde sahtecilik” başlıklı 37. maddesinin ikinci fıkrası ise “Kredi kartı veya üye işyeri sözleşmesinde veya eki belgelerde sahtecilik yapanlar veya sözleşme imzalamak amacıyla sahte belge ibraz edenler bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına mahkûm edilirler.” şeklinde hüküm altına alınarak kartlı ödemeler sisteminin etkin bir şekilde çalışmasını sağlamak amacıyla TCK'da yer alan sahtecilik suçlarından ayrı olarak özel bir tür sahtecilik suçu düzenlenmiştir. Bu suçun oluşabilmesi için kredi kartı sözleşmesi, üye iş yeri sözleşmesi veya bunların ekinde yer alan belgelerde sahtecilik yapılması ya da bu sözleşmelerin düzenlemesini sağlamak amacıyla sahte belge ibraz edilmesi gerekmektedir. 08.07.2005 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun'un 27. maddesiyle 5237 sayılı TCK'nın "Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması" başlıklı 245. maddesine ikinci fıkra olarak; "Başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üreten, satan, devreden, satın alan veya kabul eden kişi üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır." hükmü eklenmiştir. Bu fıkrada seçimlik hareketlerden biri olarak düzenlenen sahte banka veya kredi kartı üretme eylemi tamamen yeni bir sahte kart oluşturulması veya gerçek bir kart üzerinde değişiklik yapılması şeklinde karşımıza çıkabilmektedir. Ancak bu suçun oluşumu için kartın sahte olarak düzenlenmesi eyleminin mutlaka fail tarafından gerçekleştirilmesine gerek yoktur. Failin sahte belgelerle başvurarak, başkası veya olmayan bir kimse adına bankaya kart düzenletmesi durumu da, bu fıkradaki üretim tabiri içinde değerlendirilecek ve diğer unsurların varlığı hâlinde bahsedilen suç oluşacaktır (Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, Yorumlu - Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s.7348.). TCK'nın 245. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçun konusu, sahte olarak üretilmiş banka veya kredi kartıdır. Bu nedenle sahteciliğin banka veya kredi kartında yapılmış olması gerekir. Kredi kartı sözleşmesinde sahtecilik eylemi yapılan başvuru sonucunda sahte kartın banka tarafından düzenlenmesinin sağlanması hâlinde bu fıkra kapsamında aksi hâlde ise 5464 sayılı Kanun'un 37/2. maddesi kapsamında değerlendirilir. Nitekim Yargıtay uygulamaları da bu yönde gelişmiştir. Bu aşamada "görünüşte içtima" kavramına değinilmesi gerekmektedir. "Görünüşte içtima", çeşitli normların aynı fiille ilgili görünmelerine rağmen, aslında bunlardan yalnız birinin uygulanabilmesidir (Kayıhan İçel, Suçların İçtimaı, İstanbul, 1972, s.167.). Görünüşte içtima kanunda düzenlenmemiştir, ancak ceza normlarının birbirleriyle olan ilişkisi ve bunların yorumundan aynı fiille ilgili görülen çeşitli normlardan sadece birinin uygulanabileceği sonucuna varmak mümkün olduğundan, kanun koyucunun görünüşte içtima şekillerine yer vermesi gerekmemektedir (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara, Eylül 2015, 8. Bası, s.519.). Görünüşte içtima hâlinde gerçekte sadece bir norm ihlal edilmekte olup diğer normların ihlali sadece görünüştedir. Çünkü suç tiplerine ilişkin normların hepsi fiilin haksızlık muhtevasını tümü ile kapsamakla beraber gerçekte uygulanacak olan norm, haksızlık muhtevası itibarı ile diğer normları da tüketmekte, tüm normlar haksızlık ilişkisi bakımından tamamen örtüşmektedir. Dolayısıyla, normlardan sadece biri gerçekte uygulanma kabiliyetine sahiptir (Neslihan Göktürk, Fikri İçtima, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, s. 73-74.). Görünüşte içtima hâllerinde hangi hükmün uygulanması gerektiği, "tüketen-tüketilen norm ilişkisi", "özel normun önceliği" ve "yardımcı (tali) normun sonralığı" gibi ilkelere göre belirlenmektedir. Uyuşmazlık konusu ile ilgisi bakımından bu ilkelerden "tüketen-tüketilen norm ilişkisi"nin üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır. Bir ceza normu bir veya daha fazla başka ceza normlarını bünyesine almış ise "tüketen-tüketilen norm ilişkisi"nden söz edilir. Bu durumda normları bünyesine alan ceza normu, diğer normları tüketmektedir. Bu takdirde fiile sadece tüketen norm uygulanabilecektir. TCK'nın 42. maddesinde "Biri diğerinin unsurunu veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suça bileşik suç denir. Bu tür suçlarda içtima hükümleri uygulanmaz." şeklinde hüküm altına alınan ve işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedileceğine ilişkin kuralın istisnalarından biri olan "bileşik suç" tüketen-tüketilen norm ilişkisinin tipik görünümlerinden birisidir. Öte yandan zincirleme suç, 765 sayılı Kanun'un 80. maddesinde; "Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır. Fakat bundan dolayı terettüp edecek ceza altıda birden yarıya kadar artırılır." şeklinde hüküm altına alınmıştır. Buna karşın 5237 sayılı Kanun'un 43. maddesinin ilk fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır." biçiminde düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır." denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima kurumu hüküm altına alınmış, üçüncü fıkrasında ise "Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz." düzenlemesi ile zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar belirtilmiştir. TCK'nın 43/1. maddesi düzenlemesinden anlaşılacağı üzere, zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hâllerde aslında işlenmiş birden fazla suç olmasına karşın, fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, buna karşın bir suçtan verilen ceza belirli bir miktarda arttırılmaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 43/1. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için; a)- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi, b)- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması, c)- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir. 765 sayılı TCK’da yer alan “muhtelif zamanlarda vaki olsa bile” ifadesi karşısında, aynı suç işleme kararı altında birden fazla suçun aynı zamanda işlenmesi durumunda diğer şartların da varlığı hâlinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi mümkündür. Nitekim, 765 sayılı TCK’nın yürürlüğü zamanında bu husus yargısal kararlarla kabul edilmiş ve uygulama bu doğrultuda yerleşmiştir. 5237 sayılı TCK'nın 43/1. maddesinde bulunan, “değişik zamanlarda” ifadesinin açıklığı karşısında, zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda öğreti ve uygulamada tam bir görüş birliği bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu hâlde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus TCK’nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde gözönüne alınabilecektir. Ayrıca, Kanun'da “aynı zaman” ve “değişik zaman” kavramları konusunda bir açıklık bulunmadığından ve önceden kesin saptamaların yapılması da mümkün olmadığından, bu husus her somut olayın özelliği göz önüne alınarak değerlendirilmeli ve eylemlerin “değişik zamanlarda” işlenip işlenmediği belirlenmelidir. Aynı suç 5237 sayılı TCK’nın 43. maddesinde; “Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır” denilmek suretiyle açıklığa kavuşturulmuştur. Öğretide de “aynı suçtan anlaşılması gerekenin, aynı suç tipi olduğu”, kanunda düzenlenen suçların ismi aynı ise aynı suçtan söz edileceği, suçun ismi farklı ise artık aynı suçtan bahsedilemeyeceği kabul edilmektedir. Buna göre suçların ismi aynı ise aynı suçtan söz etmek mümkün iken, suçun ismi değiştiğinde artık aynı suçtan bahsetmek mümkün değildir. Örneğin dolandırıcılık ile nitelikli dolandırıcılık eylemleri aynı suç sayılır iken, dolandırıcılık ile güveni kötüye kullanma, hırsızlık ile dolandırıcılık, hırsızlık ile suç eşyasını satın alma aynı suç kavramı içerisinde değerlendirilemeyecektir. Aynı suç kavramına, suçun teşebbüs aşamasında kalmış hâli de dahildir. Zincirleme suç oluşturan eylemlerden bir kısmı tamamlanmış, bir kısmı da teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, işlenen suçların isimleri değişmediği sürece, aynı suç sayılacaktır (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku Genel Kısım, Savaş Yayınevi 18. Baskı, Ankara, 2012. s.339; Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 1. cilt, Ankara, 2014, s.1241-1242; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, 8. bası, Ankara, 2015, s. 492-493; Türkan Sancar Yalçın-Yeni Türk Ceza Kanunun da “Zincirleme Suç”, TBB Dergisi, sayı 70, Mayıs/Haziran 2007, s. 253.). Diğer taraftan TCK'da düzenlenen resmî ve özel belgede sahtecilik suçları bakımından özel bir içtima hükmü getiren aynı Kanun'un “İçtima” başlıklı 212. maddesi; “Sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunur.” şeklinde düzenlenmiş olup bu hükme göre, sahte resmî veya özel belgenin başka bir suçun işlenmesinde kullanılması durumunda, fail hem sahtecilik, hem de belgenin kullanıldığı suçtan dolayı sorumlu tutulacaktır. Başka bir anlatımla sahte belge başka suçun işlenmesi sırasında kullanıldığında fail, hem sahtecilik hem de belgenin kullanıldığı suçtan cezalandırılacaktır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanık ...'in 13.12.2011 tarihinde mağdur ... adına internet üzerinden Garanti Bankası AŞ'ye kredi kartı müracaatında bulunduktan sonra düzenlenmesini sağladığı kredi kartını 20.12.2011 tarihinde kredi kartı sözleşmesi imzalamak suretiyle kuryeden teslim aldığı olayda; 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu'nun 37. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen kredi kartı sözleşmesinde sahtecilik ve 5237 sayılı TCK'nın 245. maddesinin ikinci fıkrasında hüküm altına alınan banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçlarından biri diğerinin daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekli olmadığından TCK'nın 43. maddesinin birinci fıkrasında belirtildiği şekilde aynı suç sayılamayacakları bu anlamda zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığı, yine kredi kartı sözleşmesinde sahtecilik suçunun kartlı ödemeler sisteminin etkin bir şekilde çalışmasını sağlamak amacıyla TCK'da yer alan resmî ve özel belgede sahtecilik suçlarından ayrı özel bir tür sahtecilik suçu olarak 5464 sayılı Kanun'da düzenlenmesi karşısında resmî ve özel belgede sahtecilik suçları açısından TCK'nın 212. maddesinde düzenlenen özel içtima hükmünün bu suç açısından uygulama yerinin bulunmadığı, ayrıca sahte belgelerle başkası adına bankaya kart düzenlettirilmesi eyleminin de TCK'nın 245. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan seçimlik hareketlerinden birisi olarak düzenlenen üretim tabiri içinde değerlendirilmesi gerektiği hususları bir bütün olarak dikkate alındığında; TCK'nın 245. maddesinin ikinci fıkrasında hüküm altına alınan sahte kredi kartı üretme suçunun 5464 sayılı Kanun'un 37. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen kredi kartı sözleşmesindeki sahtecilik suçunu bünyesine aldığı ve bu suçu tükettiği, diğer bir anlatımla bu durumda kredi kartı sözleşmesindeki sahtecilik suçunun sahte kredi kartı üretme suçunun unsuru olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; "Kredi kartı sözleşmesinde sahtecilik suçunun, sahte kredi kartı üretme suçunun unsuru niteliğinde olmadığı" görüşüyle karşı oy kullanmışlardır. Öte yandan Yerel Mahkemece sanığın mağdur ...'e ait kimlik bilgilerini kullanarak yaptığı kredi kartı başvurusuna yönelik sahte kredi kartı üretme suçu bakımından kurulan mahkûmiyet hükmünün TCK'nın 245. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hapis cezası yanında hükmolunan adli para cezasına esas alınan tam gün sayısının aynı Kanun'un 52/1-2. maddeleri gereğince bir gün karşılığı takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle sonuç adli para cezasının hesaplanması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden de bozulması gerekmektedir. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının sanık ...'in mağdur ...'e ait kimlik bilgilerini kullanarak yaptığı kredi kartı başvurusuna yönelik sahte kredi kartı üretme suçu bakımından zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının mümkün olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından değişik gerekçeyle KABULÜNE, 2- Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 01.06.2015 tarihli ve 34608-18030 sayılı bozma kararının II/1-a bendinde yer alan "TCK'nun 245/2, 43" ibaresinin "TCK'nın 245/2", "uyduğu gözetilmeden, yazılı şekilde ...nun 204/1. maddesi uyarınca da mahkumiyet kararı verilmesi," ibaresinin ise "uyduğunun gözetilmemesi," şeklinde DEĞİŞTİRİLMESİNE ve bozma kararının II/1. fıkrasına "Mağdur ... adına sahte nüfus cüzdanı düzenleme ve kullanma eylemine ilişkin olarak aslı ele geçirilemeyen suça konu nüfus cüzdanının aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının tespiti mümkün olmadığından yasal unsurları itibarıyla oluşmayan resmî belgede sahtecilik suçundan sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi" ile "Sanığın mağdur ...'e ait kimlik bilgilerini kullanarak yaptığı kredi kartı başvurusuna yönelik sahte kredi kartı üretme suçu bakımından TCK'nın 245. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hapis cezası yanında hükmolunan adli para cezasına esas alınan tam gün sayısının aynı Kanun'un 52/1-2. maddeleri gereğince bir gün karşılığı takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle sonuç adli para cezasının hesaplanması gerektiğinin gözetilmemesi" ibarelerinin de bozma nedeni olarak EKLENMESİNE, 3- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 26.12.2019 tarihinde yapılan birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından 14.01.2020 tarihinde yapılan ikinci müzakerede sahte oluşturulmasını sağladığı kredi kartını ayrıca kullanarak kendisine yarar sağlayan sanık hakkında TCK’nın 245/2 ve 245/3. maddeleri gereğince ayrı ayrı uygulama yapılmasının mümkün olup olmadığına ilişkin ön sorun ile sanığın mağdur ...'e ait kimlik bilgilerini kullanarak yaptığı kredi kartı başvurusuna ilişkin sahte kredi kartı üretme suçu bakımından zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının mümkün olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu yönünden oy çokluğuyla, mağdur ... adına sahte nüfus cüzdanı düzenleme ve kullanma eylemine ilişkin sanığa atılı resmî belgede sahtecilik suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığına ilişkin ön sorun yönünden ise oy birliğiyle karar verildi.
5. Ceza Dairesi, 2011/11273 E., 2012/2577 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
gösterilen taşınmazların oluşturduğu ve bu nedenle fiillerinin bütün halinde nitelikli zimmet ve buna iştirak vasfında olduğundan, 5237 sayılı TCK'nın 212 ve 40/2. maddeleri de dikkate alınıp lehe yasa saptandıktan sonra buna göre hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, yazılı biçimde sahtecilik, zimmet ve rüşvet suçlarından mahkümiyetlerine karar verilmesi,
5. Ceza Dairesi         2011/11273 E.  ,  2012/2577 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Rüşvet, zimmet, irtikap, ihaleye fesat karıştırmak, dolandırıcılık, sahtecilik, nüfuz ticareti ve görevi kötüye kullanma HÜKÜM : Sanık ...’ın zimmet, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, sahtecilik ve irtikap suçlarından, sanık ...’ın rüşvet, ihaleye fesat karıştırma ve sahtecilik suçlarından, sanık ...’ın zimmet, irtikap ve sahtecilik suçlarından, sanıklar ... Küçükkulaksız, ... ve ...’nın ihaleye fesat karıştırma ve sahtecilik suçlarından, sanıklar ... ve ...’nun irtikap ve sahtecilik suçlarından, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve... 'ın sahtecilik suçundan, sanıklar ..., ..., ... ve ...’ın rüşvet suçundan, sanıklar ... ve ...’in irtikap suçundan mahkümiyetlerine, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında dolandırıcılık suçundan, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında görevi kötüye kullanma suçundan, sanık ... hakkında nüfuz ticareti suçundan açılan kamu davalarının dava zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına, sanıklar ..., ... ve ...’in dolandırıcılık suçundan, sanık ... ’in irtikap ve dolandırıcılık suçlarından, sanık ...’in rüşvet ve dolandırıcılık suçlarından, sanık ...’ün ihaleye fesat karıştırma, dolandırıcılık ve zimmet suçlarından, sanık ...’nun sahtecilik, dolandırıcılık ve zimmet suçlarından, sanık ...’ın zimmet ve dolandırıcılık suçlarından beraetlerine, sanıklar ... ve ... hakkında sahtecilik suçundan hüküm kurulmasına yer olmadığına, sanık ... hakkında usulüne uygun açılmış kamu davası bulunmadığından C.Savcılığına suç duyurusunda bulunulmasına, sanık ... hakkındaki kamu davalarının TCK'nın 64/1. maddesi gereğince düşürülmesine Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelendi; Sanık ... hakkında duruşmalı, diğer sanıklar hakkında ise tayin edilen cezaların miktarı nedeniyle duruşmasız olarak yapılan inceleme sonunda gereği düşünüldü: Sanık ...'nın TCK'nın 278/1. maddesine muhalefet, sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'in müşteki ... yönelik dolandırıcılık, sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın birleşen Antalya 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2002/1085 Esas, 2005/107 Karar sayılı kararına konu görevi kötüye kullanma, sanık ...'nın birleşen Antalya 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2001/107 Esas, 2005/438 Karar sayılı kararına konu görevi kötüye kullanma, sanık ...'ün zimmet, dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarından dolayı verilen (hükmün 5/a, 7, 9, 10, 11. bentlerine konu olan) hükümlerin incelenmesinde; Gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen kamu davalarının zamanaşımı ve sanık ...'in ölümü nedenleriyle ortadan kaldırılmasına ve düşürülmesine dair hükümler usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen O Yer C.Savcısı ve katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, Sanık ...'in rüşvet ve dolandırıcılık, sanıklar ..., ... ve ...'in dolandırıcılık, sanıklar ..., ..., ... ve ...'nun S. S. Yaygın Yapı Kooperatifi başkanı müşteki ...'a yönelik ikna suretiyle irtikap suçlarından verilen ( hükmün 17. bendinin ilk üç ve 5. fıkraları ile 8. bendine konu) hükümlerin incelenmesinde; Sanık ...'in rüşvet ve dolandırıcılık, sanıklar ..., ... ve ...'in dolandırıcılık suçlarına 765 sayılı TCK'nın 212 ve 504. maddelerinde öngörülen cezaların miktarına göre aynı Yasanın 102/3 ve 102/4. maddelerinde beş ve on yıllık dava zamanaşımı öngörüldüğü, zamanaşımını kesen 18/01/2001 günlü sorgu işlemi ile inceleme tarihleri arasında bu sürenin gerçekleştiği, sanıklar ..., ..., ... ve ...'nun S.S. ... Yapı Kooperatifi başkanı müşteki ...'a yönelik ikna suretiyle irtikap suçunun 1995 yılında işlendiğinin iddia edildiği, aynı Yasanın 102/3 ve 104/2. maddelerinde belirlenen 15 yıllık asli ve ilave dava zamanaşımı süresinin suç ve inceleme tarihleri arasında tahakkuk ettiği anlaşıldığından CMUK'nın 322/1 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca davaların zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE, Yukarıdakiler dışında kalan sanıklar ve suçlar hakkında verilen hükümlere gelince; İncelenen dosya içeriğine göre duruşma tutanaklarından 24/11/2000 günlünün 4 ila 20., 18/01/2001 günlünün 1 ila 3., 15/03/2001 günlünün 4 ila 13., 10/05/2001 günlünün 1 ila 6., 21/06/2001 günlünün 1 ila 10., 17/07/2001 günlünün 1 ila 7., 13/9/2001 günlünün 1 ila 3., 29/11/2001 günlünü 1 ila 3., 11/07/2002 günlünün 1. sayfalarının, 17/04/2002 ve 25/12/2002 günlü olanların ise tamamını dosyada bulunmadığı, tevdi kararımız üzerine yazı işleri müdürü tarafından onaylanarak gönderilen fotokopilerinin kaynağının belli olmadığı, bir kısmının yazı ve imzalarının okunaksız olduğu, 17/04/2002 günü yapıldığı ve bazı sanıkların savunmalarının bulunduğu anlaşılan duruşmaya ait tutanağın fotokopisinin dahi bulunmadığı, 25/12/2002 günlü olanın imzasız fotokopiden ibaret olduğu, 13/09/2001 günlü tutanağın son üç sayfasında katip tarafından imzalanmadığı ve hükme esas alınamayacaklarının anlaşılması karşısında, duruşmaların nasıl yapıldığını, kanunda belirtilen usul ve esaslara uygun yapılıp yapılmadığını gösteren ve CMK'nın 221. maddesinde belirtilen hususları içeren tutanak tutulmaması, imzasız bırakılması veya tutulmuş ise denetime olanak verecek şekilde dosyasında muhafaza edilmemesi suretiyle CMK'nın 219, 220, 221 ve 222. maddelerinin amir hükümlerine aykırı davranılması, Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'nin duruşmadaki beyanlarına ve tutanaklara nazaran bu sanıkların hazırlık aşamasında polis ve savcılıkça beyanlarının alındığı ancak bunların bir kısmının dosyada bulunmadığı, bulunanların ise tasdiksiz fotokopi olduğu, 18/05/2004 günlü tutanakta sanık ...'ın ... 5. Ağır Ceza Mahkemesince talimat yoluyla savunmasının alındığının belirtilmesine rağmen dosyada bulunmadığı, hükme esas alınan bilirkişiler kurulu raporunun ilk sayfası dışında onaysız fotokopi olduğu, ayrıca bu raporun 3. sayfasında bilirkişiler incelenen dava dosyasının yaklaşık elli klasör olduğunu belirtikleri ancak temyiz incelemesine gönderilen dava evrakının otuz dosya ve klasörden oluştuğu, belgelerin içeriklerini gösteren dizi pusulası yapılmadığı ve sistemli oluşturulmadığı için noksanlıların tümünün saptanamadığı dikkate alınarak, sanıkların hazırlık beyanlarının, bilirkişi raporu ve hükme esas alınan diğer belgelerin asılları ve onaylı örneklerinin temin edilmesi ve temyiz incelemesinin doğru yapılabilmesi için dosyasına eklenmesi yerine, noksan araştırma ile yazılı biçimde hüküm kurulması, 5252 sayılı Yasanın 9/3 ve CMK'nın 34 ve 230. maddelerine uygun olarak lehe olan hükmün; önceki ve sonraki kanunların bütün hükümlerinin olaylara uygulanarak ortaya çıkan sonuçlarının birbiriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenmesi, her iki Kanunla ilgili uygulamanın denetime olanak verecek şekilde kararda gösterilmesi ve tüm bunların gerekçelerine de yer verilerek hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi, Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... ’ın hükmün 1. bendine konu sahtecilik suçlarından verilen hükmün incelenmesinde; “Çalkaya Belediye Başkanı olan sanık ..., belediye yazı işleri müdürü sanık ..., fen memuru ..., belediye meclis üyeleri ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’ın sanıklar ... ve ... ’ın kurmuş oldukları paravan kooperatifler aracılığı ile Çalkaya Belediyesi sınırları içerisinde olan arsa ve arazilerden bir kısmını usulsüz tahsis edilme işlemine alınan sahte meclis kararlarıyla katıldıkları ve eylemlerinin evrakta sahtecilik suçunu oluşturduğu” kabul edilirken suçun konusunu oluşturan sahte kararların hangileri olduğu, aldatma yeteneklerinin bulunup bulunmadığı, kanıtları da gösterilip tartışılarak sanıkların bu sahtecilik fiillerine ne şekilde katıldıkları karar yerinde açıklanıp gösterilmeden soyut ve eksik gerekçelerle yazılı biçimde mahkümiyetlerine karar verilmesi, Kabule göre de; Kamu görevlisi olmayan sanıklar bakımından 5237 sayılı TCK'nın 204/1. maddesinin lehe olacağının gözetilmemesi, Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... , ..., ..., ... ve ...'nun hükmün 2/a, b, c, d ve e bentlerine konu zimmet, sahtecilik ve rüşvet fiillerinden kurulan hükümlerin incelenmesinde; Sanıklar ... ve ...'ın yanlarında çalıştırdıkları kişilere S.S. ... ve S.S. ... Arsa ve Konut Yapı Kooperatiflerini kurdurdukları, belediyeye ait arazilerin tahsisi ve satış işlemlerini yürüten Belediye Başkanı ..., Yazı İşleri Müdürü ... ve fen memuru ...'ın bunlarla işbirliği içerisinde oldukları, sahte olduğu anlaşılan 12/10/1998 tarih ve 66/169 sayılı Belediye Encümen kararı dayanak yapılarak toplam 498.247 metrekare araziyi çok düşük bedelle Antalya 3. Tapu Sicil Müdürlüğü tarafından düzenlenen 21/10/1998 tarih ve 8136 sayılı resmi senetle adı geçen kooperatiflere satışının yapıldığı, satışı belediye adına başkan ...'ın, alım işlemini ise kooperatifleri temsil eden ancak sanıklar ... ve ...'nın yanında çalışıp onların talimatıyla hareket eden ..., ..., ... ve ...'nun yaptıkları, sanıklar resmi senet yazılı ve peşin alındığı belirtilen 99.660.800.000 TL arsa bedelinin belediye kayıtlarına intikal ettirilmediği, bu usulsüz işlere karşılık sanık ...'a 40 milyar rüşvet verildiği iddia ve kabul edilmiş ise de; yapılan işlemin amacının kamu görevlisi olan sanıkların koruması altında bulunan taşımazların, paravan olarak kurulan kooperatiflere sahte karalarla ... gösterilerek menfaat sağlamak ve paylaşmak olduğu, suçun konusunu usulsüz olarak ... gösterilen taşınmazların oluşturduğu ve bu nedenle fiillerinin bütün halinde nitelikli zimmet ve buna iştirak vasfında olduğundan, 5237 sayılı TCK'nın 212 ve 40/2. maddeleri de dikkate alınıp lehe yasa saptandıktan sonra buna göre hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, yazılı biçimde sahtecilik, zimmet ve rüşvet suçlarından mahkümiyetlerine karar verilmesi, İddianame içeriğine göre bu fiilden dolayı sanık ... hakkında da kamu davası açıldığı halde hüküm kurulmaması, Kabule göre de; Rüşvet verme suçunu işledikleri kabul edilen sanıkların fiilleri 765 sayılı TCK'nın 213/1. maddesine temas ettiği halde rüşvet almayı düzenleyen 212. maddenin uygulanması, Beyanlarda ve bilirkişi raporunda kooperatiflerin sonradan verdiği muvafakatname ile tahsis kararının iptal edilerek tekrar belediye adına tescil edildiğinin bildirilmesine rağmen olayda 5237 sayılı TCK'nın 248. maddesinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının tartışılmaması, Atılı zimmet suçunu TCK'nın 53/1-a maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işleyen sanık ... hakkında 53/5. maddenin uygulanmaması, Sanıklar ..., ... ve ... 'ın ihaleye fesat karıştırma suçlarından (hükmün 3. bendine konu) verilen hükmün incelenmesinde; Belediye tarafından yaptırılan sayısallaştırma işlerinin usulüne uygun ihale yapmadan veya yapılmış göstererek, sanıklar ... ve ... 'ın sahibi olduğu Sahil Mühendislik ve ... şirketlerine para aktarılmasını sağlamak için verildiği, soruşturma aşamasına kadar ihalelere konu iş ve hizmetler teslim edilmediği halde bedelleri olan toplam 692.304.600.000 TL'nin 1999 yılı Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında anılan şirketlere ödendiği, yaklaşık on sekiz ay sonra sayısallaştırma işlemiyle ilgili disket ve dökümanın varlığı ileri sürülerek eksik olarak teslim edildiğinin iddia ve kabul edilmesine göre, sanıkların amacının usulsüz olarak oluşturan ihale karar ve işlemleriyle hizmet alınmış gösterilerek Belediye Başkanı sanık ...'ın koruma ve gözetimle yükümlü olduğu belediye parasının mal edinilmesi olduğu, gerçekte bir ihale yapılmadığı için olayda ihaleye fesat karıştırma suçunun unsurlarının bulunmadığı, bu nedenle sübutu kabul edilen eylemlerin nitelikli zimmet suçunu oluşturacağı dikkate alınmadan yazılı biçimde, 5237 sayılı TCK'nın 235. maddesi uyarınca mahkümiyetlerine karar verilmesi, ayrıca bu suçu 53/1-a maddesindeki yetkisini kötüye kullanarak işleyen sanık ... hakkında aynı maddenin 5. fıkrasının tatbik edilmemesi, 05/10/2000 günlü iddianamenin ikinci bölümüne ve 10/11/2000 tarihli ek iddianamenin 5. sayfasının birinci paragrafına göre Belediye Yazı İşleri Müdürü ... ve anılan şirketlerin ortakları olan sanıklar ... ve ... haklarında da bu fiilden dolayı dava açılmasına rağmen hüküm kurulmaması, Sanıklar ..., ..., ... ve ...'nın hükmün 4/a-b bendine konu olan sahtecilik ve ihaleye fesat karıştırmak suçlarından verilen hükmün incelenmesinde; Belediyenin malı olan 226 ada 2 nolu parseldeki 5532 metre karelik taşınmazın taraflar arasında sözleşme yapılarak Yap İşlet Devret modeli ile benzin istasyonu yapılmak üzere sanık ...'ya verildiği, sözleşmede taşınmazın satışı ile ilgili bir hüküm bulunmadığı halde, Encümen defterinde kaydı bulunmayan ve sahte olan 11/03/1999 tarih ve 84 sayılı karara dayanılarak ihaleye çıkarılmış gösterildiği, sanık ...'ın yanında ihaleye katıldığı söylenen Sahil Mühendislik ve Karakartal şirketlerinin ... ve ... 'a ait olduğu ve gerçekte ihale yapılmadığı, gerçek değeri yaklaşık yüz milyar olan taşınmazın en yüksek teklifi vermiş gösterilen ...'a belediye başkanı sanık ... tarafından 26/03/1999 tarihinde resmi senetle 10.100.000.000 TL karşılığında satılarak tapusunun verildiği, daha sonra olası iptalleri önlemek amacıyla sanık ...'ın yanında çalışan ...'in eşi olarak bilinen ...'ya devredildiğinin iddia ve kabul edilmesi karşısında; olayda gerçek bir ihalenin bulunmadığı, belediyenin sahibi olduğu ve başkan olması nedeniyle sanık ...'ın muhafaza ile yükümlü olduğu suç tarihindeki değeri 100 milyar olduğu ifade edilen taşınmazın belediye kayıtlarında bulunmayan sahte kararla ... gösterildiği, sabit addedilen fiilin nitelikli zimmet ve buna katılma suçlarını oluşturacağı, sahte karar ve ihale işleminin zimmeti gizleme yönelik olduğu gözetilip, 5237 sayılı TCK'nın 212 ve 40/2. maddeleri gözönünde bulundurularak lehe yasanın tespitinden sonra buna göre uygulama yapılması yerine, yazılı biçimde karar verilmesi, Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... , ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'nun hükmün 5/c-d-e ve 18. benlerine konu edilen zimmet, sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından verilen hükümlerin incelenmesinde; Sanıklar ... ve ... 'ın yanlarında çalıştırdıkları kişilere sanık ...'nun yönetim kurulu başkanı olduğu S.S. Pazarcılar Arsa ve Konut Yapı Kooperatifini paravan olarak kurdurdukları, Belediye Encümenin 21/07/1997 günlü 260 sayılı kararı ile toplamı 173.216 metrekare, 11/02/1999 gün ve 58 sayılı kararlarıyla da toplamı 155.852 metrekare olan mandıralar bölgesindeki arazilerin bu kooperatife ceman 107.863.086.822 TL karşılığı satışına karar verildiği, ancak bu kararların sahte olduğu ve belediye kayıtlarında bulunmadığı, daha sonra bu sahte kararlar dayanak yapılarak kooperatife belediye başkanı tarafından resmi senetle satılarak tapularının verildiği, resmi satış senetlerine göre satımı yapan sanık ...'ın peşin aldığı belirtilen satış bedelinin belediye hesaplarına girmediği, usulsüz işlemlerde araç olarak kullanılmak üzere kurulan kooperatifin yönetim kurulu üyeleri ... ve yargılama sırasında ölen ...'ün tahsis istemleri üzerine kooperatifin göstermelik üyeleri ..., ..., ..., ..., ... ve ...'a devrinin yapıldığı, taşınmazların 80.000 metrekarelik kısmının 18/09/1998 günü sanık ... ... ait Palmar Su Ürünleri Endüstri Şirketine dört milyar lira üzerinden satıldığı, aynı gün 80.000 m2'lik bu taşınmazın Amir ... Saber'in Halk Bankasında kullanacağı kredinin teminatı olarak 1.200.000.000.000. lira bedelle, adı geçen banka lehine ipotek tesis edilerek kredi alındığı, satışa katılan kişilerden ... ve ...'nın sanık ... ...'ın şoför ve koruması, diğerlerinin ise sanıklar ... ve ...'ın yanında çalışan kişiler oldukları ve gerçekte üye olmadıklarının iddia ve kabul edildiği, kooperatifin 8.666.250.000 liraya almış gözüktüğü toplamı 80.000 m2'lik arsanın dahi 1,2 trilyonluk krediye karşılık teminat olarak kabul edildiğine göre belediyede sahte kararlara dayanılarak çok ucuza alınan arazilerin oldukça fazla fiyatlarla pazarlanarak önemli miktarlarda çıkar sağlandığı, açıklanan eylemlerle sanıkların işbirliği içerisinde hareket ederek kamu görevlisi olan sanıkların koruması altında bulunan taşınmazları belediye hesaplarına da intikal ettirilmeyen çok düşük bedellerle ... göstererek mal edindikleri, bu nedenle sabit kabul edilen fiillerinin müteselsilen nitelikli zimmet ve buna iştirak niteliğinde olduğu gözetilerek, 5237 sayılı TCK'nın 212 ve 40/2. maddeleri de dikkate alınıp lehe yasa saptandıktan sonra buna göre uygulama yapılması yerine, yazılı biçimde hüküm kurulması, 05/10/2000 tarihli ana iddianamenin 4. bölümündeki anlatıma ve sevke göre sanıklar ... ve ... haklarından da bu fiilden dolayı kamu davası açıldığı halde bir karar verilmemesi, Atılı suçu zimmet suçunu TCK'nın 53/1-a maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işleyen sanık ... hakkında 53/5. maddenin uygulanmaması, Sanıklar ..., ..., ... ve ...'ın hükmün 6/a-c-d benlerine ve 17. bendin 6. fıkrasına konu edilen zimmet, dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarından verilen hükümlerin incelenmesinde; Belediye Encümeninin almış olduğu 15/02/1999 gün ve 39 sayılı kararla Mandıralar 1718 ada 7 nolu parselin sanık ...'in yetkilisi olduğu Özel Ansa Sağlık Hizmetleri A.Ş.'ne, aynı tarihli ve 41 sayılı kararla aynı yerde 1738 ada 7 nolu ve 1241 ada 26 nolu parsellerin ...'e satışına karar verildiği, ancak bu kararların belediye kayıtlarında bulunmadığı, encümen tutanak defterindeki bilgilere göre anılan sayılı kararların kağıt alımı ve kepçe parası ödenmesine ilişkin olduğu ve dolayısıyla sahte oldukları, bu sahte kararlara dayanılarak Tapu Sicil Müdürlüğünde 13/04/1999 tarih ve 2330 yevmiye nolu işlemle adı geçen şirkete, 16/04/1999 gün ve 2519 yevmiye nolu işlemle ...'e belediye başkanı ... tarafından satılarak tapularının devredildi, şirket adına alım işleminin sanık ...'ın tarafından yapıldığı, satış senetlerinde düşük gösterilen taşınmaz bedellerinin de ödenmediği ve belediye hesaplarına intikal ettirilmediğinin iddia ve kabulü karşısında, sanıkların fiillerinin belediye başkanı olan sanık ...'ın koruma ve gözetimle yükümlü olduğu taşınmazların başkasına mal edinilmesi ve dolayısıyla nitelikli zimmet vasfında olduğundan, 5237 sayılı TCK'nın 212 ve 40/2. maddeleri dikkate alınıp lehe yasa belirlendikten sonra buna göre uygulama yapılması yerine, yazılı biçimde hüküm kurulması, 05/10/2000 tarihli ana iddianamenin 7. bölümündeki anlatıma ve sevke göre sanık ...'ın sahte kararı onaylayıp tapuya vermek suretiyle suça katıldığı iddia edilerek kamu davası açıldığı halde bu sanıkla ilgili karar verilmemesi, Sanık ...'ın sabit kabul edilen eylemleri bütün halinde nitelikli zimmete katılma vasfında olduğu halde, bölünerek sahtecilikten mahkümiyetine, zimmete iştirak ve dolandırıcılıktan beraetine karar verilmesi, Zimmet suçunu TCK'nın 53/1-a maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işleyen ve lehine görülen 5237 sayılı TCK'nın 247. maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilen sanık ... hakkında 53/5. maddenin uygulanmaması, Sanık ...'ın 17/06/2002 günlü iddianamede yer alan ve sahtecilik ve dolandırıcılıktan dava açılan fiiliyle ilgili (hükmün 12/a-b bentlerine konu olan) verilen hükümlerin incelenmesinde; Belediye yazı işleri müdürü olan sanığın mükerrer olarak bastırdığı muhasebe kayıtlarında gözükmeyen 35501-35550 seri nolu bir cilt tahsilat makbuzunu kullanarak 31/03/1997 ve 10/12/1998 tarihleri arasında tahsil ettiği paraları kayıtlara intikal ettirmeyerek zimmetine geçirdiği, ilgili belediye 25/10/2001 günlü yazısında sanığa para tahsil görev ve yetkisinin verilmediğini bildirmiş ise de, sanığın hazırlıktaki beyanına göre tahsilatı yapan servis elemanlarının mazeretli olduğu zamanlarda fiilen tahsilat yaptığı, ayrıca görevi nedeniyle belediyenin para ve mallarını koruma yükümlülüğü bulunduğundan mahkemece eylemin müteselsil nitelikli zimmet kabulünde bir isabetsizlik bulunmamakta ise de; zimmet sayılan eyleminin içerisinde kalan “sahte bastırdığı makbuzları kullanması” ayrıca dolandırıcılık kabul edilerek zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararı verilerek hükümde çelişki yaratılması, 5237 sayılı TCK'nın 212. maddesi dikkate alınarak unsurlarının varlığı halinde sahtecilikten de hüküm kurularak sonucuna göre lehe yasanın belirlenmesi gereğine uyulmaması ve hakkında aynı kanunun 53/5. maddesinin uygulanmaması, Sanık ...’un hükmün 13. bendine konu icbar suretiyle irtikap suçundan kurulan hükmün incelenmesinde; 10/11/2000 tarihli iddianame içeriğine göre özetle “Antalya Emniyet Müdür Yardımcısı olarak görev yapan sanığın organize suç örgütünün başında yer alan ... ile ilişkisinin bulunduğu, bu kişiyi rant da pay almaya çalışan diğer gruplara karşı koruduğu ve bu şekilde görevini kötüye kullanarak ...'dan menfaat temin etmek suretiyle irtikap suçunu işlediğinin” iddia edilmesine rağmen, “... ve ... ile kurduğu yakın ilişki nedeni ile bölge halkı üzerinde taşınmazlarını devretmeleri konusunda baskı oluşturduğu, böylece icbar sureti ile irtikap suçunu işlediğinden” bahisle iddianamede yer almayan fiilden dolayı hüküm kurulması suretiyle CMK'nın 225/1. maddesine muhalefet edilmesi, İcbar suretiyle irtikap suçunun, kamu görevlisinin yürüttüğü görevin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle ferdi icbar etmesi, belli bir manevi şiddete ulaşmış manevi cebrin etkisinde kalan ferdin hukuka aykırı olduğunu bilmesine rağmen kamu görevlisinin haksız işlemini önlemek zorunluluğunda kalarak ona veya başkasına yarar sağlaması veya vaatte bulunması ile oluşacağı gözetilerek, sanığın haksız işlemlerinin ve kullandığı cebrin neler olduğu ve kimlere yönelttiği, kimden ne kadar çıkar sağladığı ve bunları gösteren kanıtlar karar yerinde açıklanıp tartışılmadan noksan gerekçe ile hüküm kurulması, İrtikap suçunu TCK'nın 53/1-a maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işleyen ve lehine görülen 5237 sayılı TCK'nın 250. maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilen sanık hakkında 53/5. maddenin uygulanmaması, Sanık ...'in hükmün 14. bendine konu ikna suretiyle irtikap suçundan verilen hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Olay tarihinde Antalya Tapu Kadastro Bölge Müdürü olarak görev yapan sanığın Çalkaya Belediyesi sınırları içindeki kamu arazilerini, sanık ... Başkanı ... ile birlikte pazarlayan sanıklar ... ve ... ile çıkar ilişki içine girdiği eylemleri ile onları yönlendirdiği ve böylece ikna sureti ile irtikap suçunu işlediği iddia ve kabul edilmiş ise de; bu suçun oluşması için mağdurun, kamu görevlisinin istediği çıkarın yasa ve görevi gereği verilmesi gerektiğine hileli davranışlarla inandırılmış olması gerektiği, somut olayda ise menfaati sağlayan kişilerin meşru zeminde bulunmamaları ve sağladıkları çıkarın yasal olmadığını bilmeleri nedeniyle ikna suretiyle irtikap suçunun unsurlarının gerçekleşmediği, ancak elde ettiği yarar karşılığında yaptığı işlemlerin görevine girmesi ve yasaya uygun yapılmış olup olmamasına göre rüşvet almak veya görevi kötüye kullanma suçlarını oluşturabileceği nazara alınarak, yaptığı işlemlerin neler olduğu, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişilerle vardığı anlaşma çerçevesinde yapılıp yapılmadığı, anlaşma ya da sağlanan çıkarın işin yapılmasından önce olup olmadığı ve miktarı saptandıktan sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri yerine noksan inceleme ve hatalı nitelendirme sonucu yazılı biçimde hüküm kurulması, İrtikap suçunu TCK'nın 53/1-a maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işleyen ve lehine görülen 5237 sayılı TCK'nın 250. maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilen sanık hakkında 53/5. maddenin uygulanmaması, Sanık ... ile ilgili temyiz itirazlarına gelince; 10/11/2000 tarihli ek iddianame içeriğine nazaran bu sanık hakkında müteselsil dolandırıcılık suçundan kamu davası açıldığı halde hüküm kurumaması, Kanuna aykırı ve sanıklar, müdafiiler, O Yer C.Savcısı ve katılan hazine vekilinin temyiz itirazları ile sanık ... müdafiin duruşmalı inceleme sırasındaki sözlü savunmaları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 26/03/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. 26/03/2012 tarihinde verilen iş bu karar 28/03/2012 tarihinde Yargıtay C.Savcılarından ... hazır olduğu halde sanık müdafiileri Av. ... ve Av. ...'in yüzüne karşı tefhim olundu.
Ceza Genel Kurulu, 2021/97 E., 2022/155 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Bununla birlikte sahtecilik suçları bakımından özel bir içtima hükmü getiren TCK’nun 212. maddesinin de ayrıca ele alınmasında yarar bulunmaktadır.
Ceza Genel Kurulu         2021/97 E.  ,  2022/155 K. "İçtihat Metni" Yargıtay Dairesi : 11. Ceza Dairesi Sanıklar ... ve ... hakkında resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, sanıkların TCK’nın 207/1 ve 53. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 1 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına ilişkin ... (Kapatılan) 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 10.12.2012 tarihli ve 251-403 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 21. Ceza Dairesince 09.06.2016 tarih ve 8291-5129 sayı ile; "...Sanıkların 'sahte protokol düzenlemek' suretiyle özel belgede sahtecilik suçunu, bu belgeyi kullanarak 'mahkemeden içeriği itibariyle sahte olan ödemeden men kararı' alıp bunu bankaya ibraz ederek kullanmak suretiyle de, 'resmi belgede sahtecilik' suçunu işledikleri; özel belgede sahtecilik ve resmi belgede sahtecilik suçlarının 'zincirleme suç' hükümlerinin uygulanması açısından aynı suç sayılacağı ve bu nedenle sanıklar hakkında TCK'nın 204/1, 43/1. maddeleri uyarınca ceza tayini gerekeceği; belirtilen eylemlerin iddianame metninde açıkça anlatılmış ancak sevk maddesinde gösterilmemiş olması nedeniyle 'ek savunma' verilerek uygulama yapılabileceği düşünülmeden, yazılı şekilde TCK'nın 207. maddesi uyarınca özel belgede sahtecilik suçundan hüküm kurulması suretiyle eksik ceza tayini" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, sanıkların TCK’nın 204/1, 43/1 ve 53. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına ilişkin ... Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 16.11.2017 tarihli ve 374-371 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 05.11.2020 tarih ve 3456-6555 sayı ile; "Fikir ve eylem birliği içerisinde hareket eden sanıkların 26.02.2011 tarihli çek teslim protokolünü sahte olarak düzenleyip kullanarak mahkemeden içeriği itibarıyla sahte ödemeden men kararı aldıkları iddiasıyla açılan kamu davasında; özel belge niteliğinde olan suça konu çek teslim protokolüne yönelik tahrifat yapıldığına veya bir başkası yerine o kişinin bilgisi ve rızası dışında imza atıldığına ilişkin herhangi bir iddianın bulunmaması, sahteciliğin özel belgenin içeriğine ilişkin olması nedeniyle, bu belge yönünden TCK’nin 207. Maddesinde düzenlenen 'özel belgede sahtecilik' suçunun oluşmayacağı; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/1 ve Anayasa’nın 36. maddelerinde açıklanan 'hak arama özgürlüğü' kapsamında mahkemeye müracaat eden kişinin beyanında geçen veya dilekçesinde belirtilen iddianın araştırılması, bu iddianın, uyuşmazlığın ve yargılamanın niteliğine göre, maddi veya şekli gerçeğe uygun olup olmadığının denetlenmesi konusunda görevli ve yetkili olan mahkemenin, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilmesine ilişkin takdir hakkının bulunduğu dikkate alındığında; sanık ... tarafından çek iptali davası açılması üzerine ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesince dosya üzerinden yapılan değerlendirmede uyuşmazlığa konu çekler hakkında ödemeden men yasağı kararı verilmesinden ibaret olayda, sanıkların resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturabilecek şekilde TCK’nin 204/1. maddesinde sayılan hareketlerinin ya da bu hareketlere yönelik kasıtlarının bulunmadığının anlaşılması karşısında, ödemeden men kararı yönünden 'resmi belgede sahtecilik' suçunun oluşmayacağı gözetilmeden, sanıklara yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle, beraat kararı verilmesi gerekirken, isabetsiz gerekçe ile sanıklar hakkında mahkumiyet hükümleri kurulması..." isabetsizliğinden bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiş, Daire Başkanı ..."... Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesinde sanık ... ve ... hakkında açılan kamu davası ile yapılan yargılama sonucunda mahkemenin sanıklar hakkında, özel belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün, Yargıtay 21. Ceza Dairesinin temyiz incelemesinde sanıkların üzerine atılı eylemlerine göre resmi belgede sahtecilik suçundan hüküm kurulması gerektiğine dair bozma ilamından sonra ... Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesince resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükmünün Dairemizce yapılan temyiz incelemesinde Yüksek 11. Ceza Dairemiz çoğunluğunun ... Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesinin resmi belgede sahtecilik suçundan mahkumiyet kararına ilişkin bozma ilamında; 'şüphelilerin gerçekte zayi olmayan çeklerin zayi olmuş gibi ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesinden 'Ödemekten Men' kararı alması şeklinde kabul edilen eyleminin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6/1 ve Anayasa'nın 36. maddesinde açıklanan 'hak arama özgürlüğü' kapsamında mahkemeye müracaat eden kişinin beyanında geçen veya dilekçesinde belirtilen iddianın, uyuşmazlığın ve yargılamanın niteliğine göre, maddi veya şekli gerçeğe uygun olup olmadığının denetlenmesi konusunda görevli ve yetkili mahkemenin uyuşmazlık konusu hakkında takdir hakkının bulunduğu dikkate alındığında; sanık ... tarafından çek iptali davası açılması üzerine ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesince dosya üzerinden yapılan değerlendirmede uyuşmazlığa konu çekler hakkında ödemeden men yasağı kararı verilmesinden ibaret olayda, sanıkların resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturabilecek şekilde TCK’nin 204/1. maddesinde sayılan hareketlerinin ya da bu hareketlere yönelik kasıtlarının bulunmadığının anlaşılması karşısında, ödemeden men kararı yönünden 'resmi belgede sahtecilik' suçunun oluşmayacağı şeklinde yapılan bozma kararına aşağıdaki gerekçelerle katılmıyorum. Çoğunluk kararının sanıkların üzerine atılı resmi belgede sahtecilik suçunun gerçekleşmediği ve bu suçlardan beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkin çoğunluk görüşüne iddianame kapsamına göre suçun vasfı, suçun faili, hak arama özgürlüğü, suçların içtimaı hükümlerine göre sanıkların eylemini değerlendirerek sanıkların üzerine atılı resmi belgede sahtecilik suçundan cezalandırılması gerektiğine dair karşı oya gerekçesi izah edilecektir. İddianame kapsamına göre suçun vasfı; Kanunlarda umumi kurallar ve kaideler belirlenir. Bu kuralları ihlal halinde ilgili yaptırımları gösterilir. Toplum hayatında gerçekleşen hukuki ihtilafa neden olan namütenahi olayların her birine ilişkin önceden öngörülerek her olaya ilişkin bir kanun düzenlemesi yapmak mümkün olmadığına göre; kanunu uygulayan Cumhuriyet savcısı kendi hukuk anlayışı, olayın izah şekli, kullandığı dil, muradını anlatma uslubu ile birlikte soruşturma konusu yaptığı olayın ilgili hangi maddeye karşılık olduğuna dair şahsi bir yorumlama yapar. Cumhuriyet savcısı yaptığı muhakeme sonucunda davanın tarafına uygun sanık elbisesini giydirir. Mahkeme de Cumhuriyet savcısının öncelikle iddianame içerisinde anlattığı olayı ve iddianame ile neyi dava konusu ettiğini iddianamenin anlatım şeklinde iddianame içeriğinden yorumlayarak sanığa giydirilen elbisenin eylemlerine uygun olup olmadığını değerlendirir. Mahkeme Hakimi; İddianamede anlatılan olayın fail hakkında cezalandırılmasını istenen sevk maddelerine uygun olmadığı kanaati oluşursa CMK'nin 226. maddesine göre cezanın artırılmasını veya cezaya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektiren haller olduğu durumda ek savunma alınarak yargılamaya devam eder. 5271 sayılı CMK'nin 170/4 'iddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır.' Aynı şekilde 225. maddede 'hüküm ancak iddanamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde idda ve savunmalarla bağlı değildir.' Görüldüğü üzere görevli Cumhuriyet savcısı soruşturma konusu kendi kullandığı hukuk dili, yazım tekniği, detaylandırma usulu ve kullandığı edebiyat dili ile birlikte ortaya iddanameyi oluştururken CMK'nin 170. maddeki çerçeve içerisinde bir izahat yapar. Dava konusu olayın ne olduğunu izah ederek suçun vasıflandırılmasını yapar; yaptığı bu vasıflandırmaya ilişkin sevk maddelerini göstererek sanığın cezalandırılmasını ister. Ancak mahkeme Cumhuriyet savcısının sevk mahkemelerine bağlı değildir. İddianamede anlattığı eylem ile bağlıdır, CMK'nin 225. maddesinde hüküm iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve fail hakkında verilir. Dava konusu olayın hangi suça nümas olduğunu öncelikle Cumhuriyet savcısı daha sonra hükmü veren mahkeme belirler. Görüldüğü üzere öncelikle iddianamenin kapsamını belirlenmesi için iddianamedeki anlatılan olaya bakmak gerekir. Sanıklar hakkında hazırlanan İddianamede; 'Müşteki ...’un bir ticari ilişki nedeni ile şüpheli ...’ın yetkilisi ve temsilcisi olduğu..... Şirketine ait ve bu şirket yetkilisi tarafından keşide edilen... çek numaralı her biri 85,000,00 TL bedelli olan 4 adet çeki aralarında düzenledikleri 01/04/2011 tarihli çek teslim protokolü ile teslim edilmesine rağmen şüpheli ...’ın çeklerin müştekiye tesliminden sonra çeklerin ödenmemesini sağlamak için çek teslimi protokolüne konu çekleri diğer şüpheli ... ile 26/02/2011 tarihli çek teslim protokolü ile teslim edilmiş gibi gösterdikleri, şüpheli ...’in gerçekte hamili olmadığı çeklerin ihtiyati tedbir niteliğinde ödemeden men kararı verilmesi talebini içerir mahiyette ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesine 24/06/2011 tarihli dilekçesi ile talepte bulunduğu, talebi değerlendiren ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2011/585 esas ve 27/06/2011 tarihli kararı ile daha önceden müştekiye teslim edilen 4 adet çek ile birlikte başkaca çeklerin zayi oldukları gerekçesi ile ödemekten men kararı verilmesine karar verdiği, böylece şüphelilerden ...’ın keşideci olması sıfatıyla yukarıda anılan çek iptali talebinde bulunamaması nedeniyle çeklerin iptalinin sağlanması için şüpheli ...'i azmettirdiği her iki şüphelinin birlikte hareket ederek mahkemeyi aracı kullanarak müştekinin çek alacağını tahsil edilmemesini sağlayarak dolandırıcılık ve resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçlarını işledikleri anlaşılmakla; Savunma ve delillerin nihai takdiri Mahkemenize ait olmak üzere Şüphelinin atılı suçtan yargılamasının yapılarak TCK'nin md.158/1-d, 53, 37/1 maddesi delaletiyle 206/1, 53, 38/1 maddesi delaletiyle 206/1 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi kamu adına iddia ve talep olunur.' Cumhuriyet savcısı iddianame anlatımında özetle şüpheli ...’ın kasdı müştekiye borcunu ödememek veya geciktirmek amacıyla bu çekleri müştekiye değilde; diğer sanık ...'ya vermiş gibi göstermek amacıyla hukuk dünyasında geçerli içeriği sahte resmi bir belge hazırlamak için ilgili mahkemeyi aracı kullanarak ödemeden men kararı almaktır. Mahkeme tarafından hazırlanan bu ödemeden men kararı bankaya ibraz edip müştekinin çeki gününde ödenmemesini sağlamak şeklinde gerçekleşen olayı anlatmıştır. Cumhuriyet savcısı nitelemesinde eylemi dolandırıcılık ve yalan beyanda bulunmak şeklinde nitelemişse de iddianame anlatımında açıkça görüldüğü üzere sanıkların muradının mahkemeyi aracı kılarak dolandırıcılık suçunun yanında, içeriği sahte olan ödemeden men kararı alınmasını sağlamak ve bu ödemeden men kararı ile ödemenin durdurulmasını amaçladıkları aşikardır. Nitekim Yargıtay 21. CD. bozma ilamında da; Temyizin kapsamına göre; sanıklar hakkında özel belgede sahtecilik suçundan kurulan hükme hasren yapılan incelemede; Sanık ...'ın aralarındaki ticari ilişki nedeniyle müşteki ... adet çeki 01.04.2011 tarihli protokol ile teslim etmesine rağmen, çeklerin ödenmemesini sağlamak amacıyla diğer sanık ...'e teslim etmiş gibi 26.02.2011 tarihli özel belge niteliğinde çek teslim protokolü düzenledikleri, daha sonra bu protokolle sanık ...'nın çekleri kaybettiğinden bahisle ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne ödemeden men talebi ile başvurup resmi belge niteliğinde tedbir kararı aldığı olayda; Sanıkların 'sahte protokol düzenlemek' suretiyle özel belgede sahtecilik suçunu, bu belgeyi kullanarak 'mahkemeden içeriği itibariyle sahte olan ödemeden men kararı' alıp bunu bankaya ibraz ederek kullanmak suretiyle de, 'resmi belgede sahtecilik' suçunu işledikleri; özel belgede sahtecilik ve resmi belgede sahtecilik suçlarının 'zincirleme suç' hükümlerinin uygulanması açısından aynı suç sayılacağı ve bu nedenle sanıklar hakkında TCK'nin 204/1, 43/1. maddeleri uyarınca ceza tayini gerekeceği; belirtilen eylemlerin iddianame metninde açıkça anlatılmış ancak sevk maddesinde gösterilmemiş olması nedeniyle 'ek savunma' verilerek uygulama yapılabileceği düşünülmeden, yazılı şekilde TCK'nin 207. maddesi uyarınca özel belgede sahtecilik suçundan hüküm kurulması suretiyle eksik ceza tayini, Bozmayı gerektirmiş olup, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca istem gibi bozulmasına, aleyhe temyiz bulunmaması nedeniyle CMUK'nin 326/son maddesinin gözetilmesine, 09.06.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.' Görüldüğü üzere Yargıtay 21. Ceza Dairesi de Bozma kararında iddianamede anlatılan olayın sanıkların çeklerin ödenmesini engellemek için içeriği sahte olan 'ödemeden men kararı'nı mahkeme aracı kılarak alınmasını sağlamak ve bu karar ile ödemenin engellemesini amaçlamaktadır. Aşağıda mahkemenin aracı kılınmasını ilişkin dolaylı faillik, iştirake ilişkin hükümler ayrıca değerlendirilecektir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararlarında iddianamede kapsamı; 'Ceza muhakemesi hukukumuzda mahkemelerce bir yargılama faaliyetinin yapılabilmesi ve hüküm kurulabilmesi için yargılamaya konu edilecek eylemle ilgili, usulüne uygun olarak açılmış bir ceza davası bulunması gerekmektedir. 5271 sayılı CMK'nin 170/1. maddesi uyarınca ceza davası, dava açan belge niteliğindeki icra ceza mahkemesine verilen şikâyet dilekçesi, son soruşturmanın açılması kararı gibi istisnai hükümler dışında kural olarak Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenecek bir iddianame ile açılır. Anılan Kanun'un 170. maddesinin 4. fıkrasında da; 'İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır' düzenlemesine yer verilmiştir. CMK'nin 225. maddesinde de; 'Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir.' Bu madde gereğince hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise, ancak o fail ve fiil hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilecektir. Soruşturma aşamasında elde ettiği delillerden ulaştığı sonuca göre iddianameyi hazırlamakla görevli iddia makamı tarafından düzenlenen iddianame ile CMK'nin 225/1. maddesi uyarınca kovuşturma aşamasının sınırları belirlenmektedir. Bu bakımdan iddianamede, yüklenen suçun unsurlarını oluşturan fiil/fiillerin nelerden ibaret olduğunun hiçbir tereddüde yer bırakmayacak biçimde açıklanması zorunludur. Böylelikle sanık; iddianameden üzerine atılı suçun ne olduğunu hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde anlamalı, buna göre savunmasını yapabilmeli ve delillerini sunabilmelidir. Anılan kanuni düzenlemelere göre, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu iddia olunan eylemin dışına çıkılması, dolayısıyla davaya konu edilmeyen fiil veya olaydan dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna açıkça aykırılık oluşturacaktır. Öğretide 'davasız yargılama olmaz' ve 'yargılamanın sınırlılığı' olarak ifade edilen bu ilke uyarınca hâkim, ancak hakkında dava açılmış bir fiil ve kişi ile ilgili yargılama yapabilecek ve önüne getirilen somut uyuşmazlığı hukuki çözüme kavuşturacaktır.' (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2020/14-65 Esas, 2020/345 Karar) İddianame kapsamına göre suçun vasfı belirlenirken Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmiş bazı özel suç tiplerinde görülen suçun ağırlaştırılmış hali, geçitli suç ve suçların içtimaı hükümlerini birlikte değerlendirilerek sanığın hangi suçu işleme kastıyla hangi hareketleri gerçekleştirdiği, bu gerçekleşen eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun düzenlenmiş suç tiplerinden hangisine uyduğu değerlendirilerek belirlenmelidir. Suçların içtimaı, geçitli suç ve hedef suç teorisi Türk Ceza Kanunu'nda 42 ve 44. maddesinde düzenlenen bileşik suç ve fikri içtima maddelerinde ve aşağıda gösterdiğimiz ilgili Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları ile doktrin görüşlerinde açıklandığı üzere, bazı suç tiplerinin gerçekleşebilmesi için daha önce ceza kanununun farklı maddelerinde düzenlenmiş cezai yaptırımlara karşı olan yasa ihlalleri yapılarak kasdedilen hedef suça ulaşmak zorunludur. Örneğin; adam öldürme suçundan öncelikle şahsın bir bıçak darbesiyle basit yaralanması daha sonraki aşamada organ veya uzuv zaafı olabilecek organların yaralanarak işlevini kaybetmesi suçları işlendikten sonra şahsın ölümüne netice veren eylem gerçekleştiğinde sanık hakkında sadece adam öldürmek suçundan cezai yaptırım düzenlenir. Aşamalarda geçen basit yaralama, nitelikli yaralama, organ ve uzuv zaafı gibi gerçekleşen eylemlerden verilmez. Aynı şekilde ırza geçme suçundan daha önce söz atma, arkasından cinsel amaçlı sarılma vs. gibi eylemler gerçekleştirildikten sonra cinsel ilişki eylemi sonuçlandığında şahıs hakkında sarkıntılık, cinsel saldırı, cinsel istismar, cinsel taciz suçlarından ayrıca ceza verilmez. Sanığın zorla gerçekleştirdiği kabul edilen eylemin ırza geçme suçundan tek suç olarak kabul edilip ona göre hüküm kurulur. Türk Ceza Kanunu 44. maddesinde işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet verildiğinde bu eylemlerden en ağır cezayı gerektiren suçtan sanığa ceza verilir. Fikri içtima olarak kabul edilen bu kural sanığın eylemlerinin her ne kadar birden fazla aşama olup sonuçta tek hedefe yönelmiş olduğundan 'hedef suç' olarak kabul edilen adam öldürme veya ırza geçme suçu olarak kabul edilir. Geçitli suç tiplerinde sonuç suçun gerçekleşmesi için Türk Ceza Kanunu'nun değişik maddelerinde düzenlenmiş eylemler gerçekleştirilmiş olsa bile sanığa tek suçtan ceza verilir. Hedef suç teorisi olarak tanımlayabileceğimiz bu teoriye göre, sanığın kastı, hedeflediği amaç, suç tipinin özelliği, suçun aşamaları birlikte değerlendirildikten sonra Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmiş eylemlerde birden fazla eyleme aykırılık olması durumunda bu eylemlerin aynı suç tipi içerisinde olduğu kabul edildiğinde sanığa bu eylemlerin sonucunda en ağır cezayı gerektiren eylemi ne ise sanığa o eylemden ceza verilir. Görüldüğü üzere dava konusu iddianamede anlatılan eylem sanıkların müştekiye verdikleri 5 adet çekin gününde ödenmemesini sağlamak amacıyla görevli mahkemeden içeriği sahte resmi bir belge üretmek amaçlanmaktadır. Ödenmeyi engelleyen belge Ticaret Mahkemesi’nin 'ödemeden men' belgesidir. Bu belge sağlandıktan sonra sanıklar tarafından bankaya ibraz edilerek ödemenin engellenmesi amacına da ulaşılmıştır. Sanıklar bu amaca ulaşmak için öncelikle gerçekte olmayan bir teslim ve tesellümü varmış gibi göstermek amacıyla ...’ın ...ya çekleri belli bir hukuki ilişki varmış gibi göstererek aslı ele geçmeyen ancak mahkemeyi ikna eden özel belge sayılabilecek sahte özel belge niteliğinde teslim tesellüm belgesi hazırlanarak devamında ...nın kendisinin elinde olduğu iddia ettiği çekleri ödemeden menini sağlamak için ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesinden içeriği gerçek olmayan yazılı talepte bulunduğu. Ticaret Mahkemesi’nin acil mevattan görerek dosya üzerinden içeriği gerçek olmayan ödemeden men kararı çıkarıldığı böylece hedef belgenin 'ödemeden men kararı' olduğu aşikardır. Burada aşamalarda gerçekleşen özel belge düzenlenmesi, yalan beyanda bulunma, içeriği sahte olan resmi belge olarak kabul edilen 'ödemeden men kararı'nın alınmasını sağlayan eylemlerdir. Hedef suç teorisine göre iddianemede anlatılan eylem TCK’nin 44. maddesine göre sanığın üzerine atılı en ağır ceza olan resmi belge olarak kabul edeceğimiz mahkemenin ödemeden men kararıdır. Nitekim Yargıtay 21. Ceza Dairesi’de yukarıda bozma ilamında görüleceği üzere sanığın üzerine atılı eylemin ödemeden men kararı olan Ticaret Mahkemesi’ndeki resmi belgenin içerik sahteciliği suçu olarak kabul edilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararlarında; 'Bu aşamada ilgisi nedeniyle 'geçitli suç' kavramına da değinilmesi gerekmektedir. Failin bir suçu işlemek için aynı hukuki değeri koruyan daha hafif bir suçu işlemek zorunda kaldığı hâllerde 'geçitli suç' söz konusu olur. Geçit suçları cezalandırılmayan önceki eylemlerin kapsamında sayılırlar ve bu nedenle bütün cezalandırılmayan önceki eylemlerle birlikte görünüşte içtimanın bir türünü oluştururlar. Bu tip görünüşte içtimada, bir suçun işlenmesi için daha hafif suçu basamak yapmak zorunluluğu vardır ve basamak durumunda bulunan suçu düzenleyen normun yardımcı norm oluşu nedeniyle, ağır suçu düzenleyen normun uygulanması ile yetinilir. Geçitli suçun söz konusu olabilmesi için, görünüşte içtima eden normlar arasında açık nitelikte asli-yardımcı norm ilişkisinin bulunmaması, ağır suç ile bu suça ulaşabilmek için aşılması zorunlu basamak durumunda bulunan hafif suçu düzenleyen normların korudukları hukuki değerlerin aynı nitelikte ve aynı türden olmaları, ağır suçun işlenmesi için mutlaka geçit durumundaki daha hafif bir suçun işlenmesinin gerekmesi, hafif suçun faili ve mağduru ile ağır suçun faili ve mağdurunun aynı kişiler olmaları, failin hareketi ile ağırlaşan neticeler arasında nedensellik bağının bulunması ve failin kastının başlangıçtan itibaren ağırlaşan neticeleri gerçekleştirmeye yönelmiş olması gerekir.' (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/8-420 Esas, 2020/7 Karar) Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 1994/4605 K. sayılı ilamı; Sanığın kavganın devamı sırasında silah çekme ve boşaltmaktan ibaret eyleminin geçit suçu niteliğindeki TCK'nin 466/2. maddesindeki tek suçu oluşturduğunun gözetilmemesi, Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 1984/378 K. sayılı ilamı; 'Sanığın ırza tasaddiyi ifade eden hareketleri yaparak bununla yetinmeyip, daha ileri aşaması olan ırza tecavüz suçunu işlemesi durumunda; daha hafif sonuç olan tasaddi, daha ağır sonuç olan tecavüz içinde erimekte ve faile daha ağır olan sonuçtan ceza verilmektedir.' (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/8-420 Esas, 2020/7 Karar) Dolaylı faillik Türk Ceza Kanunu'nun 37/1- Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştirenlerden her biri fail olarak sorumludur, 2- Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Türk Ceza Kanunu'nun 37, 38, 39 ve 40 maddelerinde düzenlemesine göre sanığın üzerine atılı eylemi şahsen kendisi gerçekleştirebileceği gibi, azmettirici yardım eden veya birlikte işleyen şeklinde eylem gerçekleştirilebilir. Ceza Kanunu faillik kavramı ile eylemden sorumlu olma kavramı irdelemek gerekir. Her zaman eylemi gerçekleştiren kişi fail olmayabilir. Fail olması için Türk Ceza Kanunu'nda suç olarak belirtilen düzenlemelere aykırı hareket etme kastıyla eylemi gerçekleştirmesi gerekir. Olayımızda sanıklar ...’in Ticaret mahkemesinde ödeme emrinin men kararını almak amacı ile sanık ...’ın, katılan ... Karabağ’a ticari ilişki nedeni ile verdiği çekleri sanki katlanan değil de beraber hareket ettiği diğer sanık ...’e vermiş gibi sahte bir tutanak hazırlayarak bu tutanakla Ayla'nın Ticaret mahkemesine mücaraatını sağlayıp ödemeden men kararı alınmasında; ödemeden men kararını veren Ticaret mahkemesi hakimi, mahkeme katibi, mahkemeyi araç olarak kullanılarak hukuki sonuç doğuran ödemeden men kararı hazırlanması sağlanmıştır. Burada mahkeme hakimi ve katip sanıkların yanıltıcı beyanları ve hileli davranışları ile sanıkların isteği doğrultusunda resmi belge sayılabilecek bir belge hazırlanmıştır. Sanıklardan ... aldığı bu belgeyi ilgili bankaya ibraz ederek çeklerin ödemeden men edilmesi amacına ulaşmıştır. Sahtecilik suçlarında bu olayda da olduğu gibi her zaman belge hazırlayan suçun faili olmaz. Örneğin nüfus müdürlüğü kardeşinin kimliğiyle giden fail yıprandığını söylediği nüfus cüzdanının yenilenmesi için kendi fotoğrafını nüfus idaresine vererek görevli nüfus memurundan kendisinin kardeşinin olduğunu gibi gösterip sahte nüfus cüzdanının hazırlanmasını sağlanan olayda nüfus memurunu gerekli yeterli özeni göstermediğinden sahtecilik suçuna iştiraki olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Nüfus memurunun asıl faille birlikte sahtecilik suçunu iştirak halinde gerçekleştirdiğini kabul etmek için ancak memurunun sahte evrak hazırlama kasdıyla hareket ettiğinin ispatlanması halinde iştirakı kabul edilir. Ancak unsurları var ise görevi ihmal suçu tartışılabilir. Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenmiş bazı suç tipleri niteliği itibariyle dolaylı faillik veya doğrudan faillik arasında yapılan tercih ile suçun faili tespit edilir. İddianame ile anlatılan eylemde sanıkların hedefi katılana olan borçlarını ödememek veya geciktirmektir. Bu amaçla ulaşmak için resmi belge niteliğinde 'ödemeden men kararı'na ihtiyaçları vardır. Bu belgeyi düzenleyen yetkili ilgili ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'dir. ... Asliye Ticaret Mahkemesi'ni aracı kılarak belgeyi hazırlatmak amacıyla çekleri keşide eden sanık ... Çorak'ın diğer sanık ... ile birlikte çekin teslim edildiğine dair sahte teslim tesellüm belgesi düzenleyerek sanık ...'nın ilgili mahkemeye gerçeği ifade etmeyen yalan beyanda bulunan müracaatını sağlayıp içeriği gerçeği yansıtmayan bir ödeme emri kararı çıkartılması amaçlanmış ve mahkemeden aldıkları kararı da ilgili bankaya ibraz ederek ödemenin men'ini sağlamışlardır. Görüldüğü üzere sanıklar ilgili mahkemeyi hedeflerine uluşmak için aracı kullanmışlardır. Sanıklar ... ve ...’in baştan itibaren içeriği sahte ödemeden men kararını almak ve bu karar ile katılana olan borçlarını ödememek veya geciktirmek kastı ile hareket etmektedir. Mahkeme Hakimi ve Katibi tarafından hazırlanan bu resmi belgenin hazırlanmasında; sanıklar tarafından yanıltıcı beyan ve belgeler kullanılarak, ödemenin men kararına ilişkin resmi belgenin hazırlanması için mahkeme bir araç olarak kullanılmıştır. Gerçek fail, sanıklar ... ve ...’dir. Mahkeme sadece belgenin hazırlanması için bir araçtır. Hak Arama Hürriyeti: Hak kavramı kısaca; 'hukuken kurulan ve yararlanılması hak sahibinin iradesine bırakılan menfaatler', 'hukukun kişilere tanıdığı yetki', 'devlet ve toplumun hukuki düzen içerisinde ve yasalarla güvence altına alınmış durumlar' gibi tanımlanabilir. Görüldüğü gibi hak kavramı içerisinde aynı zamanda hukuken korunan yasal, meşru bir talep olarak kabul edilir. Hukuken korunmayan yasal ve meşru olmayan bir talebin meşru hukuk düzeninde 'hak' kavramı olarak kabul edilemez. Anayasanın 14. maddesinde belirtildiği üzere temel hakların kötüye kullanılması yasağında; hakkın kötüye kullanılmasını hiçbir şekilde hiçbir hukuk düzeni korumaz. Hukukun genel ilkelerinden sayılan ve Latince 'neminem laedit qui suo iure utitur' biçiminde ifade edilen kötüye kullanma yasağı özel hukukta da geniş bir uygulama alanı bulmuştur. Mahkeme kararlarında da sık sık bu gerekçe gösterilerek hakkın tanımı ve sınırı çizilmektedir. Eski medeni kanununumuzda 'Bir hakkın sırf gayrı ızrar eden suistimalini kanun himaye edemez.' (Bir hakkın bir başkasına zarar veren kötüye kullanımını kanun korumaz) şeklinde genel kaide vardır. Aynı şekilde yeni medeni kanunda da 'Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz' şeklinde düzenlenmiştir. MK.2/I’de 'herkes haklarını kullanmakta ve borçlarını ifada hüsnüniyet kaidelerine riayetle mükelleftir.' Anayasanın 14. maddesine göre, temel hak ve hürriyetler kötüye kullanılamaz. 18. maddeye göre 'Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.' Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 22.03.2006 tarihli ve 2006/4-66 E. - 2006/99 sayılı karar. Kararın bir kısmında Yargıtay görüşünü şu şekilde somutlaştırmıştır: 'Şu durumda uyuşmazlığın çözümünde, hak arama özgürlüğünün, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, diğer bir anlatımla kişi, istediği biçim ve koşulda ve salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamayacağı, aksi halde bu hakkı kötüye kullanmış sayılacağı kabul edilerek, Anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacaktır.' - 'Kendisine ait olmayan taşınmazları, kendisininmiş gibi göstererek, gerçeğe aykırı açıklamada bulunan borçlunun iyiniyetli sayılmayacağını' 53 ... 2. Asliye Tic. Mah. 9.3.1989 T. E:1988/1060, K:206 (ALTAY, S. a.g.e. sh:737) 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 30. maddesine göre 'İşbu beyannamenin hiçbir hükmü içinde ilan olunan hak ve hürriyetlerin bir devlet, zümre veya fert tarafından yok edilmesini amaçlayan bir faaliyete girişmeye veya bu faaliyeti gerçekleştirmek için bir kazandırıcı hak mahiyetinde yorumlanamaz.' 1950 tarihli AİHS’nin 17. maddesine göre 'Bu sözleşme hükümlerinin hiçbiri devlete, topluluğa veya ferde işbu sözleşmede tanımlanan hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya sözleşmede öngördüğünden daha geniş bir ölçüde sınırlamalara tabii tutulmasını hedef alan bir faaliyete girişmeye veya harekette bulunmaya yönelik herhangi bir hak sağladığı şeklinde yorumlanamaz.' Yukarıda açıklanan gerekçelerle, sanık ...’ın katılan ...’a ticari ilişki nedeniyle keşide ettiği her biri 85.000 TL olan beş adet çekin ödenmemesini sağlamak amacıyla, diğer sanık ...’e teslim etmiş gibi, sahte bir protokol hazırlayarak, sanık ...’nın ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne gerçeği ifade etmeyen yazılı dilekçe ile başvurarak, mahkemenin içeriği sahte resmi belge niteliğinde 'ödemeden men' kararı alması ve bu kararın içeriği sahte resmi belgenin bankaya ibrazı ile katılana olan borcunu ödemesinin durdurması şeklinde gerçekleşen eylemin; sanıkların yasalar tarafından korunan meşru bir talebi mahkemeden talep etmediği, sanıkların mahkemeyi içeriği sahte olan sahte resmi belgenin hazırlanmasında aracı olarak kullandığı, sanıkların hakkında sübut bulan eylemlerine göre TCK'nin 204/1. maddesindeki resmi belgede sahtecilik suçundan mahkemenin verdiği mahkumiyet kararının onanması gerektiğinden çoğunluk kararına katılmıyorum." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 06.02.2021 tarih ve 19893 sayı ile; "...Sanık ...'ın aralarındaki ticari ilişki nedeniyle müşteki ...... adet çeki 01.04.2011 tarihli protokol ile teslim etmesine rağmen, çeklerin ödenmemesini sağlamak amacıyla diğer sanık ...'e teslim etmiş gibi 26.02.2011 tarihli özel belge niteliğinde çek teslim protokolü düzenledikleri, daha sonra bu protokolle sanık ...'nın çekleri kaybettiğinden bahisle ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne ödemeden men talebi ile başvurup resmi belge niteliğinde tedbir kararı aldığı olayda; sanıkların eylemlerinin teselsül eden resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturup oluşturmadığı hususu itirazımızın özünü oluşturmaktadır... ...Konunun anlaşılması bakımından aşağıdaki müesseselere değinmekte fayda vardır. 5237 sayılı TCK’nun 'Resmi belgede sahtecilik' başlıklı 204. maddesi; '(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır' şeklindedir. Buna göre, resmi belgede sahtecilik suçu seçimlik hareketli bir suç olarak düzenlenmiş olup, resmi belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir resmi belgenin başkaları aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte resmi belgenin kullanılması durumunda suç oluşacaktır. Maddenin ikinci fıkrasında, resmi belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanarak daha ağır bir yaptırıma bağlanmış, maddenin üçüncü fıkrasında ise suçun konusunu oluşturan resmi belgenin, kanunun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan bir belge niteliğinde olması halinde cezanın yarı oranında artırılması hüküm altına alınmıştır. Sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güveni olup, belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, gerçek bir belgeye eklemeler yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek yaptırıma bağlanmıştır. Öte yandan, resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi ya da gerçek bir resmi belgenin değiştirilmesi eyleminin sahtecilik suçunu oluşturabilmesi için, düzenlenen ya da değiştirilen belgenin gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi aldatıcı nitelikte olması gerekir. Aldatıcılık özelliği ya da başka bir ifadeyle iğfâl kâbiliyeti suçun temel unsuru olup, özel bir incelemeye tâbi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge, sahte belge olarak kabul edilmelidir. Sahteciliğin kişileri aldatacak nitelikte (nesnel) bulunup bulunmadığı ve beş duyuyla ilk bakışta anlaşılabilir olup olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde belirlenmelidir. Ceza Genel Kurulunun 09.10.2012 gün ve 335-1804 ile 14.10.2003 gün ve 232-250 sayılı kararlarında da; muhatabın hatasından, dikkatsizlik veya özensizliğinden kaynaklanan fiili iğfalin, aldatma yeteneğinin varlığını göstermeyeceği ve bu nedenle aldatma keyfiyetinin belgeden objektif olarak anlaşılması gerektiği belirtilmiştir. Sahteciliğe konu olan belgenin aldatma yeteneğinin olup olmadığının tartışılması ve belirlenmesi öncelikle yargılamayı yürüten mahkemeye ait olup, hakim olayın çıkış, oluş ve akışını, düzenlenen belgelerle yapılan işlemleri göz önüne alarak, sahteciliğin kolaylıkla anlaşılıp anlaşılamayacağını bizzat belirlemeli ve sonucuna göre belgelerde aldatma yeteneği olup olmadığını takdir ve tespit etmelidir. Görüldüğü gibi, mahkemece, mümkün olması halinde suçun konusunu oluşturan belge aslı getirtilerek resmi belgede bulunması gereken başlık, sayı, tarih, imza, mühür gibi zorunlu öğeler incelenmeli, nesnel olarak aldatma gücü olup olmadığı belirlenmeli, tereddüt halinde ise; mahkemeye yardımcı olma ve aydınlatma bakımından konusunda uzman bilirkişinin görüşüne başvurulmalıdır. Belgenin ele geçmediği durumlarda ise, suça konu belgenin somut olayda muhatapları öznel (subjektif) olarak aldatması, yani fiili iğfal tek başına yeterli görülmeyerek, mutlaka diğer yan deliller göz önüne alınmalı, bu bağlamda; evrakın varsa suretinin imza, mühür, şekil, sayı vb. yönlerden incelenmesi, mümkün olduğu takdirde evrakın ibraz edildiği muhatapların dinlenmesi gibi deliller değerlendirildikten sonra objektif olarak aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığı tespit edilmelidir. Fikri sahtecilik ya da içerik sahteciliği de denilen belgenin yetkili kişi ya da kurum tarafından düzenlendiğinin sabit olduğu hallerde ise, suça konu belge ele geçirilemese bile yetkili kişi ya da kurum tarafından düzenlenmiş olması nedeniyle iğfal kâbiliyetinin bulunduğu kabul edilmelidir. Bununla birlikte ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi olan, insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; 'suçsuzluk' ya da 'masumiyet karinesi' şeklinde, Latincede ise 'in dubio pro reo' olarak ifade edilen 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi uyarınca, suça konu belgenin iğfal kâbiliyetinin bulunup bulunmadığı konusunda oluşacak şüphe sanık lehine yorumlanmalıdır. Özel belgede sahtecilik suçu 5237 sayılı TCK’nun 207 maddesinde; '(1) Bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Bir sahte özel belgeyi bu özelliğini bilerek kullanan kişi de yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.' şeklinde hükme bağlanmıştır. Özel belgeler de resmi belgeler gibi kanıt gücü ve hukuken sonuç doğurma yeteneği bulunan belgelerdir. Fakat özel belgeler daha çok bireyler arasındaki ilişkilerle ilgili ve etkileri sınırlı bulunduğu gibi, resmi belgelerde olduğu gibi içeriğinin doğru olduğunu değil, salt bir belge olarak gerçek olduğunu göstermesi nedeniyle korunması gereken belgelerdendir. Bu nedenle suçun oluşması için kullanılmış olması zorunlu görülmüştür. Resmi belgede sahtecilik işlendiğinde, özel sahte belge ise kullanıldığında suç kabul edilmektedir. Özel belgede sahtecilik suçu ile korunan yarar kamu güvenidir. Özel belgede sahtecilik suçu bir sahtecilik suçu olarak, kamu güvenine karşı suçlar içerisinde düzenlenmiştir. Özel belgede sahtecilik suçunda fail herhangi bir kimse olabilir. Suçu herkes işleyebilir. Özgü suç olarak düzenlenmemiştir. Suçun maddi konusu ‘belge’ olarak öngörülmüştür. Ceza hukukunda belge; belirli bir düşünce, hukuki ilişki veya vakayı yansıtan, başka deyişle hukuki sonuç doğurmaya elverişli bir irade beyanını içeren ve düzenleyicisinin kim olduğunu da gösteren yazılı evrak olarak tanımlanabilir. Belgenin temel unsurlarının başında yazılı olması gelmektedir. Belgeyi oluşturan iradenin yazı ile belirlenmiş, tespit edilmiş olması halinde bu unsur gerçekleşir. Yazılı evrakın belge olarak kabul edilebilmesi için; hukuken korunmaya değer bir içeriğinin bulunması gerekir. Yazılı materyalin belge olarak kabul edilebilmesi için, kim tarafından düzenlendiğinin belli olması gerekir. Özel belgeler, resmi belge sayılmasını gerektiren unsurları taşımayan belgelerdir . Ancak, özel belgenin de belge niteliğinin, yani belge sayılması için gereken öğelerin bulunması aranmalıdır. Bu nedenle, belge kavramı ve unsurları ile ilgili açıklamalar özel belgeler hakkında da geçerlidir. Başka bir anlatımla; yazılı bir evrakın, hukuki sonuç doğurmaya elverişli bir biçimde kamu görevlisi olmayan belirli bir kimse tarafından düzenlenmesi durumunda özel belgenin varlığı söz konusu olur. Örnek verirsek; bir bankanın hesap bilgileri hakkındaki yazısı, kredi sözleşmesi, teminat mektubu, adi senet, fatura, mal beyanı, vergi beyanı, gümrük beyanı, sigorta giriş bildirimi, mektup, özel bir vaka hakkında ilgililerince düzenlenen tutanak, kira sözleşmesi, tahliye taahhüdü, dilekçe, ihbar yazısı, vb. belgeler özel belge sayılmaktadır. Kimi özel belgelerin (hisse senedi, kambiyo senedi, tahvil vs.) kanun tarafından resmi belge gibi kabul edildiğini (m.210/1) hatırlamak gerekir. Fakat, resmi belge sayılan belgelerdeki unsur eksikliği nedeniyle bu niteliğini kaybetmesi durumunda, özel belge sayılmaktadır. Örneğin bono veya çek’in yasal öğelerinin eksik bulunması durumunda özel belge kabul edilmektedir. Yine kanun hükmü gereği bazı durumlarda kişinin memur gibi cezalandırıldığını görmekteyiz. Bu durumda de belge resmi belge niteliğini almaktadır. Kamu görevlisi tarafından düzenlense dahi, göreviyle ilgisi olmayan belgeler de özel belge sayılır . Özel belgenin suça konu olması için, doğrudan hukuki sonuç doğurması gerektiği kabul edilmektedir . 5237 sayılı TCK’na hakim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, 'kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza' söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus ... Komisyonu raporunda da; 'Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır' şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise, 5237 sayılı TCK’nun 'suçların içtimaı' bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir. Zincirleme suç, 765 sayılı Kanunun 80. maddesinde; 'Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır' şeklinde düzenlenmiştir. Buna karşın 5237 sayılı TCK'nun 43/1. maddesinin ilk cümlesinde; 'Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır' biçiminde zincirleme suç, ikinci fıkrasında ise; 'Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır' denilmek suretiyle de aynı neviden fikri içtima düzenlemesine yer verilmiştir. 5237 sayılı TCK'nun 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için; a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi, b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması, c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir. 765 sayılı TCK’da yer alan 'muhtelif zamanlarda vaki olsa bile' ifadesi karşısında, aynı suç işleme kararı altında birden fazla suçun aynı zamanda işlenmesi durumunda, diğer şartların da varlığı halinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi mümkündür. Nitekim 765 sayılı TCK’nun yürürlüğü zamanında bu husus yargısal kararlarla kabul edilmiş ve uygulama bu doğrultuda yerleşmiştir. 5237 sayılı TCK’nun 43/1. maddesinde bulunan,'değişik zamanlarda' ifadesi nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için, suçların mutlaka değişik zamanlarda işlenmesi gereklidir ki, bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu halde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus TCK’nun 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde göz önüne alınabilecektir. 5237 sayılı Kanunun 43/1. maddesinin açıklığı karşısında öğretide de, zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda görüş birliği bulunmaktadır. Öte yandan, kanunumuz zaman konusunda olduğu gibi, suçların işlendikleri yer bakımından da bir sınır koymamıştır. Ancak, suçların aynı yerde işlenmeleri, suç işleme kararındaki birliğin bir işareti olarak kabul edilebilir. Bağımsız kastları birleştiren suç işleme kararından, kanunun aynı hükmünü birkaç defa ihlal etmek hususunda önceden kurulan bir plan, genel bir niyet anlaşılmalıdır. Fail, önceden belirlediği böyle bir plân veya niyet kapsamında, bunu bir defada gerçekleştirmek yerine, kısımlara bölmeyi ve o suretle gerçekleştirmeyi daha uygun görmüş ve bu plâna göre hareket etmiş olduğundan, birden fazla olan kısımlar, yani ayrı suçlar, tek bir müteselsil suç meydana getirirler. (Sulhi Dönmezer-Sahir Erman, Nazarî ve Tatbikî Ceza Hukuku, Beta Yayınevi, Cilt I, 14. bası, s.398) Yargıtay Ceza Genel Kurulunun konuya ilişkin 30.05.2006 gün ve 173/145, 13.10.1998 gün 305/304, 20.03.1995 gün ve 48/68 ile 02.03.1987 gün ve 341/84 sayılı kararlarında, öğretideki yukarıda değinilen görüşlere yer verildikten sonra 'aynı suç işleme kararından' yasanın aynı hükmünü birçok kez ihlal etme hususunda önceden kurulan bir plan, genel bir niyetin anlaşılması gerektiği, bu bağlamda failin suçu işlemeden önce bir plan yapmasının veya bu suça niyet etmesinin, fakat fiili bir defada yapmak yerine kısımlara bölmeyi ve o surette gerçekleştirmeyi daha uygun görmesinin, bu plan çerçevesinde hareket etmesinin, hareketinin önceki hareketinin devamı olmasının ve tüm bu hareketleri arasında subjektif bir bağlantı bulunmasının anlaşılması, aynı suç işleme kararının varlığı, olaysal olarak suçun işlenmesindeki özellikler, suçun işleniş biçimi, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, mağdurların farklı olup olmadıkları, ihlal edilen değer ve yarar ile korunan değer ve yarar, olayların oluşum ve gelişimi ile tüm özellikleri değerlendirilerek belirlenmesi gerektiği, suçların işlenme tarihleri arasında az veya çok bir zaman aralığı bulunması, suç mağdurlarının birden fazla olması halinde teselsülü reddetmenin ... ve hakkaniyete uygun bulunmayacağı hususlarının genel bir kabul gördüğü de kabul edilmiştir. Sahtecilik suçunun farklı kişilere yönelik gerçekleşmiş olması nedeniyle, 5237 sayılı TCK'nun 43. maddesinin 2. fıkrası üzerinde de durmak gerekir. Aynı neviden fikri içtima olarak kabul edilen bu durumda, fiil yani hareket tektir ve bu fiille aynı suç birden fazla kişiye karşı işlenmektedir. Burada, hareket tek olduğu için, fail hakkında bir cezaya hükmolunacak, ancak bu ceza TCK’nun 43/1. maddesine göre artırılacaktır. Ancak burada kastedilen, fiil ya da hareketin, doğal anlamda değil hukuksal anlamda tekliğidir. Bazen suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan hukuksal anlamdaki 'tek bir fiili' oluşturmaktadır. 5237 TCK'nda, bazı suçlarda özel olarak aynı neviden fikri içtima hükmüne yer verilmiştir. Örneğin; belirsiz sayıda kişilerin sağlığını bozmak amacıyla ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli olacak surette, radyasyona tabi tutulması halinde, radyasyon yayma suçunun temel şekline nazaran daha ağır ceza öngörülmüştür (TCY’nın 172/2. md.). Bu suçlar için özel bir aynı neviden fikri içtima kuralı öngörülmüş olduğundan, ayrıca TCY’nın 43/2. maddesi uyarınca cezanın arttırılması yoluna gidilmeyecektir. Aynı neviden fikri içtimadan söz edilebilmesi için; 1- Hareket ya da fiilin hukuksal anlamda tek olması, 2- Birden fazla suçun işlenmiş olması, 3- İşlenen birden fazla suçun 'aynı suç' olması, 4- Bu suçların mağdurlarının farklı olması gerekmektedir. Bu dört şart birlikte gerçekleştiğinde, faile tek ceza verilecek, ancak bu ceza artırılacaktır. Somut olayda sanıkların sahtecilik eylemlerinin farklı zamanlarda gerçekleşmiş olmaları nedeniyle tek bir fiil olarak kabulü mümkün olmadığından 5237 sayılı TCK’nun 43/2. maddesinin uygulanma şartları bulunmamaktadır. Birden çok belgede sahtecilik suçunun, zincirleme ya da ayrı suçlar mı oluşturacağı problemini çözümlerken, korunan hukuki yarar, suçun mağduru ve suçtan zarar gören kavramları da ele alınmalıdır. Belgede sahtecilik suçları 765 sayılı TCK'nun 'Cürümler' başlıklı ikinci kitabının, 'Ammenin İtimadı Aleyhinde Cürümler' başlıklı altıncı babının, 'Evrakta Sahtekarlık' başlıklı üçüncü faslında düzenlenmişken, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nun ise 'Özel Hükümler' başlıklı ikinci kitabının, 'Topluma Karşı Suçlar' başlıklı üçüncü kısmının, 'Kamu Güvenine Karşı Suçlar' başlıklı dördüncü bölümünün 204 ila 212. maddelerinde düzenlenmiş olup, her iki kanun yönüyle de belgede sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güvenidir. Nitekim 765 sayılı Kanun döneminde Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.06.2004 gün ve 94-132 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında istikrarlı olarak, suçla korunan yararın kamu güveni olduğu kabul edilmiş ve; 'Evrakta sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güvenidir. Belgelerin gerçeğe aykırı düzenlenmesi, gerçek belgeye eklemeler yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi, eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek suç sayılıp, yaptırıma bağlanmıştır. Bu nedenle de fiilen bir zararın ortaya çıkması aranmamakta, zarar olasılığı yeterli görülmektedir' denilmiştir. Hatta, 765 sayılı TCK’nun 339 ve 355. maddeleri ile ilgili olarak ceza miktarlarını belirlemede kanun koyucunun suçun kamu güvenini bozmadaki etkinliğini ölçü aldığı kabul edilmiştir. (CGK’nun 06.11.2007 gün ve 223-224 sayılı kararı) Aynı şekilde Yargıtay bu görüşünü 5237 sayılı TCK’nun yürürlüğe girmesinden sonra da sürdürmekte olup, Ceza Genel Kurulunun 06.03.2007 gün ve 276-55 sayılı kararında bu husus; 'Evrakta sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamu güvenidir. Belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, gerçek bir belgeye ekleme yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek suç sayılmıştır' şeklinde ifade edilmiştir. Özel Daire kararları da aynı yöndedir, Örneğin; 'Belgede sahtecilik … suçunun hukuki konusu kamunun güveni olup, suçun oluşması için genel kast ve zarar olasılığı yeterlidir' (Yargıtay 11. CD’nin 05.03.2008 gün ve 1232-1298 sayılı kararı). Mağdur; Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde, 'haksızlığa uğramış kişi' olarak tanımlanmaktadır. Ceza hukukunda ise mağdur kavramı, suçun konusunun ait olduğu kişi ya da kişilerdir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde suçun maddi unsurları arasında yer alan mağdur, ancak gerçek bir kişi olabilecek, tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri mümkün ise de bunlar mağdur olamayacaklardır. Mağdurun belirlenmesi, suçun unsurlarının veya nitelikli hallerinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti ile özellikle 5237 sayılı TCK yönüyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının çözümü konusu başta olmak üzere bir çok ceza hukuku hükmünün doğru ve isabetli uygulanabilmesi açısından önemli olmasına rağmen, 5237 sayılı TCK başta olmak üzere ceza kanunlarımızda mağdurun bir tanımı yapılmamıştır. Öğretide de kabul olunduğu üzere kanun koyucunun bu tercihi öncelikle kapsayıcı bir tanım yapmanın zorluğundan kaynaklanmakta, diğer taraftan kavramın bazen dar bazen de geniş yorumlanmasına duyulan ihtiyaç bu yönde bir tercihi zorunlu kılmaktadır. Mağdur kavramı gibi kanunda açıkça tanımlanmamış olan 'suçtan zarar görme' kavramı ise, gerek Ceza Genel Kurulu, gerekse Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında; 'suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali' olarak anlaşılıp uygulanmış, buna bağlı olarak da dolaylı veya muhtemel zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceği kabul edilmiştir. Nitekim bu husus, Ceza Genel Kurulunun 03.05.2011 gün ve 155–80, 04.07.2006 gün ve 127–180, 22.10.2002 gün ve 234–366 ile 11.04.2000 gün ve 65–69 sayılı kararlarında; 'dolaylı veya muhtemel zarar, davaya katılma hakkı vermez' şeklinde açıkça belirtilmiştir. Mağdur ile suçtan zarar gören kavramları aynı şeyi ifade etmemektedir. Mağdur suçun işlenmesiyle her zaman zarar görmekte ise de, suçtan zarar gören kişi her zaman suçun mağduru olmayabilecektir. Bazı suçlarda mağdur belirli bir kişi olmayıp; toplumu oluşturan herkes (geniş anlamda mağdur) olabilecektir. (... ...Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Turhan Kitabevi, 3. Bası, ..., 2007, s.444; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 9. Bası, ..., 2013, s. 212 - 215; .. Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 6. Bası, ..., 2013, s.107 - 109; Osman Yaşar-... Tahsin Gökcan–... Artuç, Türk Ceza Kanunu, ..., ... Yayınevi, 2014, 6. cilt, s.7958-7959) Mağdurun kim olduğunun belirlenmesinde öncelikle madde metnine bakılmalı, madde metninin yeterli olmadığı durumlarda hükmün konuluş amacı, suçun düzenlendiği yer gibi hususlar birlikte değerlendirilerek sonuca ulaşılmaya çalışılmalıdır. Bu bağlamda gerek 765 sayılı TCK'nun, gerekse de 5237 sayılı TCK'nun belgede sahtecilik suçlarının düzenlendiği madde metinlerinde suçun mağdurunun kim olduğuna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemesi, belgede sahtecilik suçlarının hukuki konusunun kamunun güveni olması ve bu suçların kamu güvenine karşı suçlar bölümünde düzenlenmiş bulunması hususları birlikte değerlendirildiğinde, bu suçların mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamının, diğer bir ifadeyle kamunun olduğunun, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişinin mağdur değil, suçtan zarar gören olacağının kabulü gerekmektedir. Aksinin kabulü halinde, somut olayda olduğu gibi birden fazla kişiye karşı işlenmiş olan sahtecilik suçlarında hükmolunacak sonuç ceza miktarları gözönünde bulundurulduğunda, 5237 sayılı TCK'nun '... ve kanun önünde eşitlik ilkesi' başlıklı 3. maddesinin gerekçesinde, 'Suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak ceza hukuku yaptırımlarının haklı ve ölçülü olması gerekir. Çünkü ancak haklı ve suçun ağırlığıyla orantılı bir yaptırım ile suç işleyen kişinin bu fiilinden pişmanlık duyması sağlanabilir ve yeniden topluma kazandırılması söz konusu olabilir' şeklinde açıklanmış olan ölçülülük ilkesine aykırı davranılmış olunacaktır. Öğretide, belgede sahtecilik fiilinin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde ilgili kişinin de mağdur sayılacağı yönünde bir kısım görüşler olmakla birlikte, çoğunluk itibariyle, anılan suçların mağdurunun kamu olduğuna ilişkin, 'Sahtekarlık suçlarının mağduru daima Devlettir. Bu suçlar dolayısıyla maddi ya da manevi bir zarara uğrayan kimse ise, mağdur olmayıp, 'suçtan zarar gören kişi' sayılır ve böyle bir veya bir kaç kişinin bulunması, suçun kukuki konusunu etkilemez' (Sahir Erman, Ticari Ceza Hukuku Cilt III, Sahtekarlık Suçları, ... 1981, 4. Baskı, s.10), 'Resmi evrakta sahtecilik suçları TCK'da topluma karşı işlenen suçlar bölümünde düzenlenmiş olduğu için bu suç tiplerinin toplumu oluşturan bireylerin tamamına karşı işlenmiş olduğunun kabulü gerekir.' (Veli ... Özbek, ... Nihat Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 4. Baskı, 2012, s. 759) şeklinde görüşler bulunmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü açısından 'aynı suç' kavramı da irdelenmelidir. Aynı suç 5237 sayılı TCK’nun 43. maddesinde; 'Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır' denmek suretiyle açıklığa kavuşturulmuştur. Öğretide de 'aynı suçtan anlaşılması gerekenin, aynı suç tipi olduğu', kanunda düzenlenen suçların ismi aynı ise aynı suçtan söz edileceği, suçun ismi farklı ise artık aynı suçtan bahsedilemeyeceği kabul edilmektedir. Buna göre suçların ismi aynı ise aynı suçtan söz etmek mümkün iken, suçun ismi değiştiğinde artık aynı suçtan bahsetmek mümkün değildir. Örneğin dolandırıcılık ile nitelikli dolandırıcılık eylemleri aynı suç sayılır iken, dolandırıcılık ile güveni kötüye kullanma, hırsızlık ile dolandırıcılık, hırsızlık ile suç eşyasını satın alma aynı suç kavramı içerisinde değerlendirilemeyecektir. Aynı suç kavramına, suçun teşebbüs aşamasında kalmış hali de dahildir. Zincirleme suç oluşturan eylemlerden bir kısmı tamamlanmış, bir kısmı da teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, işlenen suçların isimleri değişmediği sürece, aynı suç sayılacaktır. (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku Genel Kısım, Savaş Yayınevi 18. Baskı, ..., 2012. s.339; ...Türk Ceza Kanunu, 1. cilt, ..., 2014, s.1241-1242; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, 8. bası, ..., 2015, s. 492-493; ...Yeni Türk Ceza Kanunun da 'Zincirleme Suç', TBB Dergisi, sayı 70, Mayıs/Haziran 2007, s. 253) Sahtecilik suçları bakımından ise, Kanun koyucunun resmi belgede sahtecilik ve özel belgede sahtecilik suçlarının benzer şekilde düzenlemesi, her iki suçta korunan hukuki yararının kamu güveni olması, suçların mağdurunun geniş anlamda toplumu oluşturan tüm bireyler olması ve suç isimlerinin aynı olması nedeniyle, resmi belgede sahtecilik suçu ile özel belgede sahtecilik suçunun 'aynı suç' kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte sahtecilik suçları bakımından özel bir içtima hükmü getiren TCK’nun 212. maddesinin de ayrıca ele alınmasında yarar bulunmaktadır. TCK’nun 'İçtima' başlıklı 212. maddesi; 'Sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunur' şeklinde düzenlenmiş olup, bu hükme göre, sahte belgenin başka bir suçun işlenmesinde kullanılması durumunda, fail hem sahtecilik, hem de belgenin kullanıldığı suçtan dolayı sorumlu tutulacaktır. Başka bir anlatımla sahte belge başka suçun işlenmesi sırasında kullanıldığında fail, hem sahtecilik hem de belgenin kullanıldığı suçtan cezalandırılacaktır. Anılan madde sahte belgenin sahtecilik dışında başka bir suçta kullanılması durumunu ifade etmekte olup, madde anlatımdan sahte belgenin başka bir sahtecilik eyleminde kullanılması durumunda diğer sahtecilik suçundan da ayrıca ceza verilmesi gerektiği sonucuna ulaşmak mümkün değildir. Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde çözümlenmesi için 'cezayı aleyhe değiştirememe' kuralı üzerinde durulmalıdır. Cezayı aleyhe değiştirememe yasağı öğreti ve uygulamada; 'temyiz davası yalnızca sanık veya müdafii ya da sanık lehine Cumhuriyet savcısı veya sanığın eşi ya da yasal temsilcisi tarafından açıldığında hükümde yaptırımın türü ve ağırlığı bakımından sonucu sanığın aleyhine ağırlaştırıcı, diğer bir anlatımla aleyhe sonuç verici düzeltmelerin yapılamaması veya kurulacak yeni hükümdeki cezanın sanığın aleyhine olarak ilk hükümden daha ağır olamaması' şeklinde tanımlanmaktadır. Cezayı aleyhe değiştirememe yasağı, hükmün temyiz incelemesine başlarken, bakış açısını belirleyen bir usul kuralı olduğu gibi, bozmadan sonraki aşamada da ceza miktarının sınırını belirleyen bir yargılama ilkesidir. Bu sebeple temyiz incelemesinde öncelikle temyizin lehe veya aleyhe mi olduğu tespit edilip, inceleme buna göre yapılmalı ve sanık lehine tecelli eden bir hatanın doğuracağı hukuki neticeler aleyhte başvuru bulunmadıkça değiştirilmemelidir. Latince 'reformatio in pejus judici appellato non licet' olarak adlandırılan, 'bir hükmün aleyhe değiştirilmesi caiz değildir' şeklinde tecrüme edilen, öğreti ve uygulamada ise, 'lehe kanun yolu davası üzerine hükmü aleyhe değiştirmeme, aleyhe bozmama zorunluluğu, aleyhe düzeltme yasağı, yaptırım ve sonuçlarını aleyhe kötüleştirememe ya da ağırlaştıramama kuralı, aleyhe bozma yasağı' olarak ifade edilen bu ilkenin amacı; hükmün aleyhine bozulabileceğini düşünen sanığın bazı davalarda istinaf ya da temyiz kanun yoluna başvurmaktan çekinmesinin önüne geçmek ve kanun yoluna başvurma hakkını daha özgürce kullanabilmesini sağlamaktır. Anılan kural, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 326. maddesinin 4. fıkrasında; 'Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz' şeklinde kanuni düzenlemeye dönüştürülmüştür. Buna göre ceza hukukumuzda genel anlamda bir kazanılmış hak kavramından bahsedilemeyeceği, yalnızca 1412 sayılı CMUK'nun 326. maddesinin son fıkrası uyarınca sınırlı biçimde uygulanabilecek olan 'cezayı aleyhe değiştirememe' veya 'aleyhte düzeltme yasağı'nın söz konusu olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu kuralla ilgili olarak 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 307/4. maddesinde ise; 'Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262. maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz' düzenlemesine yer verilmiştir. Kanundaki açık düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere; yaptırımı ve sonuçlarını aleyhe değiştirme yasağının kapsamı yalnızca ceza miktarı ile sınırlı olacak, sanık veya onun lehine ilgililer tarafından temyiz davası açıldığında, lehe bozma üzerine yeniden kurulan hükümle belirlenen ceza ve sonuç önceki hükümle belirlenen cezadan ve sonuçtan daha ağır olamayacaktır. Gerek bozma ilamında, gerekse yerel mahkemece bozmadan sonra kurulan hükümde yaptırım ve sonuçları aleyhe değiştirme yasağına aykırılığın söz konusu olup olmadığı önceki ve sonraki hükümlerde yer alan ceza ve yaptırımların tüm yönleri ile karşılaştırılması suretiyle belirlenecektir. Ceza Genel Kurulunun 20.06.2006 gün ve 124-165 sayılı kararında; istinaf ve temyiz kanun yolları bakımından pozitif hukukumuzda yer alan 'cezanın aleyhe değiştirilmemesi' ilkesinin, ceza muhakemesinin mutlak ve vazgeçilemez değerleri arasında yer alan ve evrensel hukukun benimsediği bir ilke olmadığı, kanunun düzenleniş biçimi ve amacı itibarıyla, asıl ceza yargılamasında verilen kararlara karşı kesin hükme kadar masumiyet karinesinden yararlanma hakkı bulunan sanığın temyiz kanun yoluna başvurudan çekinmemesini temine yönelik bir prensip olduğu açıklanmıştır. Belirtildiği üzere aleyhe değiştirme yasağı münhasıran 'cezalar' ile ilgili ve sınırlı olup, fiilin nitelendirilmesinde ve suç adının belirlenmesinde geçerli değildir. Cezalar 5237 sayılı TCK'nun 45. maddesinde; hapis ve adli para cezaları olarak sayıldığından, cezalar arasında sayılmayan güvenlik tedbirleri ile diğer müesseselerin bu yasak kapsamda değerlendirilemeyeceği Ceza Genel Kurulunca duraksamasız olarak kabul edilegelmiştir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; sanık ...'ın aralarındaki ticari ilişki nedeniyle müşteki ...a 4 adet çeki 01.04.2011 tarihli protokol ile teslim etmesine rağmen, çeklerin ödenmemesini sağlamak amacıyla diğer sanık ...'e teslim etmiş gibi 26.02.2011 tarihli özel belge niteliğinde çek teslim protokolü düzenledikleri, daha sonra bu protokolle sanık ...'nın çekleri kaybettiğinden bahisle ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne ödemeden men talebi ile başvurup resmi belge niteliğinde tedbir kararı aldığı olayda; sanıkların eylemlerinin teselsül eden resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğu, mahkeme hükmünün bu bakımdan yerinde olduğu ancak Yargıtay 21. Ceza Dairesinin 09.06.2016 tarih ve 2015/8291-2016/5129 sayılı ilamı ile bozulmasına karar verilen Mahkemenin 10.12.2012 tarih ve 2012/251-403 sayılı hükmünün yalnızca sanıklar müdafiileri tarafından temyiz edildiği ve anılan hükme yönelik sanıklar aleyhine temyiz talebi bulunmadığı, bu nedenle 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 326/son maddesi uyarınca sanıkların ceza miktarı itibarıyla kazanılmış haklarının bulunduğunun gözetilmemesi ve Yargılama giderlerinden olan vekalet ücretinin CMK'nin 326/2. maddesi gereğince iştirak halinde işlenen suçlardan dolayı mahkûm olanlara eşit oranda yükleneceği gözetilmeden, 'maktu ücreti vekaletin sanıklardan alınıp katılana verilmesine' şeklinde hüküm kurulması, Yasaya aykırı; sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca bozulması; ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususların düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından 'Katılan vekille temsil edildiğinden 3960 TL maktu ücreti vekaletin sanıklardan alınıp katılana verilmesine' ibaresinin çıkartılıp yerine 'Katılan vekille temsil edildiğinden 3960 TL maktu ücreti vekaletin sanıklardan eşit oranda alınıp katılana verilmesine.' ibaresinin yazılması, hüküm fıkralarından sonra 'CMUK'nın 326/son maddesi uyarınca sanıkların kazanılmış hakkı gözetilerek sonuç itibarıyla 1'er yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalarına' ibaresi eklenmek suretiyle, sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerektiği..." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 11.03.2021 tarih, 3485-2482 sayı ve oy çokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI İtirazın kapsamına göre inceleme, sanıklar hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıkların eylemlerinin zincirleme şekilde resmî belgede sahtecilik suçunu oluşturup oluşturmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Katılan ...’un, ... Cumhuriyet Başsavcılığına vekili aracılığıyla verdiği 31.10.2011 tarihli şikâyet dilekçesi ile; sanık ... tarafından kendisine protokol ile teslim edilen.. olarak görünen 30.07.2011, 30.08.2011, 30.09.2011 ve 30.10.2011 keşide tarihli 4 adet çek bedelinin karşılığının ödenmemesi için sanık ...’ın diğer sanık ... ile belirtilen çekler de dahil toplam 19 adet çekin sanık ...’ya verildiğini belirten 26.02.2011 tarihli sahte bir protokol tanzim ettiklerini ve sanık ...’nın bu protokolü ... Asliye Ticaret Mahkemesinde açtığı çek iptali davasında kullanarak çekler hakkında ödemeden men kararı aldığını, çekleri tahsil için ilgili bankaya başvurduğunda ödemeden men kararı nedeniyle kendisine ödeme yapılmadığını beyanla sanıklar hakkında şikâyetçi olduğu ve soruşturmanın bu şekilde başladığı, Dosya içerisinde bir örneği bulunan 01.04.2011 tarihli belge içeriğinin; “Firmamıza ait aşağıda seri no, vade ve miktarları yazılı bulunan çekleri rızam doğrultusunda ... ve ...’a verdim. Söz konusu çekler çek tarihinde muteberdir.” şeklinde olduğu, aynı belgede .. ibaresinin alt kısmında çeklerin her biri ayrı ayrı olmak üzere 4 ayrı satırda ... seri no, 30.07.2011 vade,... seri no, 30.08.2011 vade, ... seri no,... vade, 85.000, 2982780 seri no, 30.10.2011 vade, 85.000” biçiminde belirtildiği, belgenin alt kısmının sol bölümünde, üzerinde bir adet imza bulunan .... kaşesi, sağ bölümünde ise el yazısı ile sanık ... ismi ve imzasının yer aldığı, Dosya kapsamına göre sahte olduğu iddia edilen “Protokoldür” başlıklı,.. antetli ve 26.02.2011 tarihli belge içeriğinde; sanık ... tarafından katılana verilen 4 adet çeke ilişkin bilgilerin de yer aldığı toplam 19 adet çekin diğer sanık ...’le aralarındaki ticari ilişkiye istinaden adı geçen sanığa teslim edildiği hususunun belirtildiği, 3 sayfalık belgenin her bir sayfasının altında sanık ...’in adı ve.... kaşesinin bulunduğu, bu isim ve kaşe altında da birer imzanın yer aldığı, ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/585 esas sayılı dosyasının, incelemeye konu dosya içerisine alınan ilgili evrakına göre; sanık ...’in vekili aracılığıyla Mahkemeye ibraz ettiği 24.06.2011 tarihli dilekçesi ve ekinde yer alan “Protokoldür” başlıklı belge ile bu belgede bahsedilen 19 adet çekin kaybolduğundan bahisle çeklerin iptali için dava açıldığı, aynı dilekçe ile çek iptaline karar verilmeden önce ilk aşamada ödemeden men kararı verilmesinin talep edildiği, bu istemler ile açılan davada adı geçen Mahkemece 27.06.2011 tarihli tensip tutanağıyla katılana verilen protokole konu çekleri de kapsayacak şekilde ödemeden men kararı verildiği, bu kararın ilgili yerlere bildirildiği, Dosya içerisinde aslı gibidir kaşeli katılana verilen 01.04.2011 tarihli protokole konu çekler incelendiğinde; 30.10.2011, 30.09.2011 ve 30.07.2011 keşide tarihli çeklerin bankaya ibraz edilmesi üzerine bu çekler hakkında ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 27.06.2011 tarihli ve 2011/585 sayılı ödeme yasağı bulunduğundan hiçbir işlem yapılmadığını belirten banka kaşesinin çeklerin arkasına basıldığının görüldüğü, Anlaşılmıştır. Katılan ... aşamalarda ve beyan dilekçelerinde özetle; 2009 yılı içerisinde... İnşaat isimli firmanın hissedarları olan Nejdet Selim, Karakim Bedikoğlu ve İsmail Özdemir’e kaba inşaat hâlindeki bir yeri devrettiğini, karşılığında da bu kişilerden 340.000 TL tutarında çek aldığını, ancak bu çeklerden bir tanesinin karşılıksız çıkması üzerine bu şahısların alacaklı olduklarını belirttikleri sanık ...’ın yetkilisi olduğu... ait 4 adet, her biri 85.000 TL bedelli toplamda 340.000 TL’lik çekleri protokol ile kendisine teslim ettiklerini, bu çeklerden ilkini bankaya tahsil için ibraz ettiğinde, diğer sanık ...’in söz konusu çeklerin elinden çıkmış olması nedeniyle ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/585 esas sayılı dosyası üzerinden ödemeden men kararı aldığını ve çek iptali davası açtığını öğrendiğini, her iki sanığın birlikte hareket ederek alacağının tahsilini güçleştirmek için gerçekte 01.04.2011 tarihli belge ile kendisine teslim edilen ve hâlen de kendisinde bulunan çeklerin sanki 26.02.2011 tarihinde sanık ...’e teslim edilmiş gibi protokol düzenlediklerini ve sanık ...’nın gerçeğe aykırı olarak düzenlenen bu protokolü kullanarak adı geçen Mahkemeden ödemeden men kararı aldığını, zararının giderilmediğini, sanıklardan şikâyetçi olduğunu, İfade etmiştir. Sanık ... aşamalarda ve savunma dilekçelerinde özetle; iddianamede bahsi geçen....nin yetkilisi olduğunu, diğer sanık ...’in inşaat mühendisi olduğunu ve adına daire alacağı için toplam 19 adet çeki ...’e verdiğini, adı geçenin zaman içerisinde birkaç çekini iade ettiğini, ancak kalan çekleri kaybettiğini söylediğini, bunun üzerine ...ya “Avukatınla görüş, çekler benim olduğu için beni zarara uğratma.” dediğini,...’nın mahkemeye başvurarak ödemeden men kararı aldığını ve kararı bankasına teslim etmiş olduğunu sonradan öğrendiğini, davaya konu olan 4 adet çeki daha önceden iade etmiş olduğunu, kendisinin de bu çekleri Nejdet Selim adlı şahsa yine adına daire alınması için verdiğini, katılan ...'u tanımadığını, katılanın şirketini Nejdet adlı şahsın almış olduğunu, karşılığında da kendisine ait olan çekleri verdiğini öğrendiğini, kendisine de daire vereceklerinden çeklerle ilgili protokol istendiğini, bunun üzerine çekleri teslim ettiğine dair protokolü imzaladığını, haklarında ödemeden men kararı olduğu için davaya konu bu dört adet çekin karşılığını ödemediğini, harici olarak da ödeme yapmadığını, adına bir kısım daireler de alındığını, Sanık ... aşamalarda ve savunma dilekçelerinde özetle; diğer sanık ...’ın mimar, kendisinin de mühendis olduğunu, sanık ...’ın kendisine biraz borcunun bulunduğunu ve ayrıca yapacakları işle ilgili olarak da ...’la bir protokol düzenlediklerini, bu protokolle sözü edilen çeklerin kendisine teslim edildiğini, seyahatleri sırasında çekleri kaybettiğini düşünerek avukatına danıştığını ve kimsenin mağdur olmaması için çeklerle ilgili ödeme yapılmasın diye dava açtıklarını, mahkemece bu konuda karar alındığını, bir süre sonra başka çantasında olduğunu fark ettiği çekleri diğer sanık ...’a teslim ettiğini, çekleri bulduktan sonra da davanın devam etmesine gerek görmediğini, sanık ...’tan alacağının bulunmasına ve yapılacak ... karşılığı olarak bu çeklerin düzenlenen protokolle kendisine teslim edilmiş olmasına rağmen, çalındıklarını düşündüğü için panik yaptığından ve aradan da zaman geçtiğinden çeklerin sanık ...’a iadesini uygun bulduğunu, suç işlemek kastıyla hareket etmediğini, Savunmuşlardır. Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından, öncelikle resmî belgede sahtecilik ve özel belgede sahtecilik suçları üzerinde durulması gerekmektedir. Resmî belgede sahtecilik suçu 5237 sayılı TCK’nın 204. maddesinde; “(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.” şeklinde düzenlenmiştir. Söz konusu suç, maddenin birinci fıkrasında seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmış olup resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir resmî belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte resmî belgenin kullanılması durumunda suç oluşacaktır. Maddenin ikinci fıkrasında, resmî belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanarak daha ağır bir yaptırıma bağlanmış, maddenin üçüncü fıkrasında ise suçun konusunu oluşturan resmî belgenin, kanunun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan bir belge niteliğinde olması hâlinde cezanın yarı oranında artırılması gerektiği belirtilmiştir. Sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güveni olup belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, tamamen veya kısmen değiştirilmesi ya da gerçek bir belgeye eklemeler yapılması eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek yaptırıma bağlanmıştır. TCK’nın “Özel Belgede Sahtecilik” başlığını taşıyan 207. maddesi; "Bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bir sahte özel belgeyi bu özelliğini bilerek kullanan kişi de yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiştir. Özel belge, kamu görevlisinin görevi nedeniyle düzenledikleri dışında kalan, resmî belgeden sayılmayan, resmî bir işlem nedeniyle düzenlenmiş olmayan, ancak; doğrudan hukuken hüküm, sonuç meydana getiren, bir hakkın doğmasına veya kanıtlanmasına yarayan yazıdır (Kubilay Taşdemir, Belgelerde Sahtecilik Suçları, ..., 2013, s. 441.). Başka bir deyişle, resmî belgenin özelliklerini taşımayan tüm yazılar özel belge olarak nitelendirilebilir. Bu suçun seçimlik hareketleri özel belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir özel belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte özel belgenin bu özelliği bilinerek kullanılması olarak gösterilmiştir. Bununla birlikte bir belgenin sahte olarak düzenlenmesi ve gerçek bir belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesine ilişkin seçimlik hareketlerin özel belgede sahtecilik suçunu oluşturabilmesi için bu belgelerin ayrıca kullanılması da gerekmektedir. Kullanmadan maksat, bu sahte belgenin herhangi bir hukuki ilişkide veya herhangi bir hukuki işlem tesisinde dikkate alınmasını sağlamaya çalışmaktır. Suç konuları farklı olmakla birlikte, resmî ve özel belgede sahtecilik suçları unsurları itibarıyla benzer şekilde düzenlenmiştir. Her iki suç yönünden de belgede sahtecilik suçunun oluşabilmesi için, sahteciliğe konu belgenin aldatma yeteneğinin de bulunması gerekir. Diğer taraftan, resmî belgede sahtecilik suçundan farklı olarak özel belgede sahtecilik suçunu düzenleyen TCK’nın 207. maddesinin metninde, gerçeğe aykırı belge düzenlemek olarak tanımlanan içerik sahteciliğine (fikri sahtecilik) yer verilmediği, yalnızca "Belgenin sahte olarak düzenlenmesi ve gerçek bir belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi" hareketlerine, başka bir deyişle maddi sahtecilik eylemlerine yer verildiği görülmüştür. Madde metninde belirtilen seçimlik hareketler, anılan maddenin gerekçesinde de; “...Söz konusu suçu oluşturan hareketlerden biri, özel belgeyi sahte olarak düzenlemektir. Özel belge esasında mevcut olmadığı hâlde, mevcutmuş gibi sahte olarak üretilmektedir. Suç, gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmek suretiyle de işlenebilir. Bu seçimlik hareketle, esasında mevcut olan özel belge üzerinde silmek veya ilaveler yapmak suretiyle değişiklik yapılmaktadır...” şeklinde açıklanmış olup suça konu eylemlerin yalnızca maddi sahteciliğe ilişkin hareketler olduğu anlatılmıştır. Belgeyi düzenleyen olarak görünen kişinin gerçek olmasına rağmen, belge içeriğinin gerçeğe aykırı görünmesi durumuna, yani içerik sahteciliğine ne madde metninde, ne de gerekçesinde yer verilmemiştir. Buna göre, düzenleyenin imzası gerçek olmakla birlikte salt yalan beyanı içeren özel belgeler, açıklanan ve unsurları gösterilen özel belgede sahtecilik suçunun maddi konusunu oluşturmamaktadır. Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; ...nin yetkilisi olan sanık ...’ın, ...Bankasına ait keşidecisi ... ve Endüstri San. Tic. Ltd. Şti. olarak görünen 30.07.2011, 30.08.2011, 30.09.2011 ve 30.10.2011 keşide tarihli 4 adet çeki 01.04.2011 tarihli protokol ile katılan ...’a teslim etmesine rağmen, fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettiği diğer sanık ... ile bu çek bedellerinin ödenmemesini sağlamak için belirtilen çeklerin de içinde bulunduğu toplam 19 adet çekin sanık ...’ya verildiğini gösteren 26.02.2011 tarihli sahte bir protokol tanzim ettikleri ve sanık ...’nın bu protokolü ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesinde açtığı çek iptali davasında kullanarak çekler hakkında ödemeden men kararı aldığının iddia edildiği olayda; Özel belgede sahtecilik suçunu düzenleyen TCK’nın 207. maddesinde, gerçeğe aykırı belge düzenlemek olarak tanımlanan içerik sahteciliğine yer verilmediği göz önünde bulundurulduğunda, özel belge niteliğinde olan iddianameye konu 26.02.2011 tarihli “Protokoldür” başlıklı belgeye yönünden dosya kapsamında tahrifat yapıldığına veya bir başkası yerine o kişinin bilgisi ve rızası dışında imza atıldığına ilişkin herhangi bir iddia veya delilin bulunmaması, sahteciliğin özel belgenin içeriğine ilişkin olması karşısında, bu belgenin, bu hâliyle TCK’nın 207. maddesinde düzenlenen “özel belgede sahtecilik” suçunun maddi konusunu oluşturmayacağı, İddianameye konu ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen ihtiyati tedbir niteliğindeki ödemeden men kararının ise hak arama özgürlüğü kapsamında Mahkemeye başvuran sanık ...’in beyanında geçen veya dilekçesinde belirtilen iddiaların Mahkemece araştırılması, maddi veya şekli gerçeğe uygun olup olmadığının denetlenmesi sonucunda takdir hakkı kullanılarak verilmiş olması, yalnızca beyana veya sunulan belgeye dayalı olarak düzenlenen bir belgenin bulunmaması, bu hâliyle Mahkemeye başvuru sırasında sunulan ve özel belgede sahtecilik suçunun konusunu oluşturmayacağı kabul edilen 26.02.2011 tarihli “Protokoldür” başlıklı belge ile Mahkemenin iradesinin sakatlandığından veya kararın hile ile elde edildiğinden söz edilemeyecek olması nedeniyle verilen ödemeden men kararı yönünden de resmî belgede sahtecilik suçunun unsurları itibarıyla oluşmayacağı, iddianameye konu eylemler bakımından sanıklar hakkında beraat hükümleri kurulması gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyet hükümleri kurulmasının usul ve kanuna aykırı olduğu, Sonucuna varılmalıdır. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu ile aramızdaki ihtilaf; sanıklara isnat edilen sahtecilik suçunun oluşup oluşmadığına ilişkindir. ... Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesinde sanık ... ve ... hakkında açılan kamu davası ile yapılan yargılama sonucunda mahkemenin sanıklar hakkında, özel belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün, Yargıtay 21. Ceza Dairesinin temyiz incelemesinde sanıkların üzerine atılı eylemlerine göre resmi belgede sahtecilik suçundan hüküm kurulması gerektiğine dair bozma ilamından sonra ... Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesince resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükmünün Dairemizce yapılan temyiz incelemesinde Yüksek 11. Ceza Dairemiz çoğunluğunun ... Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesinin resmi belgede sahtecilik suçundan mahkumiyet kararına ilişkin bozma ilamında; 'şüphelilerin gerçekte zayi olmayan çeklerin zayi olmuş gibi ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesinden 'Ödemekten Men' kararı alması şeklinde kabul edilen eyleminde, TCK 207. maddesinde düzenlenen 'özel belgede sahtecilik' ve TCK’nin 204/1. maddesinde düzenlenen 'resmi belgede sahtecilik' suçunu işleme kasıtlarının bulunmadığı sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği gerekçesi ile bozma kararı vermiştir. Katılan ... bir ticari ilişki nedeni ile şüpheli ...’ın yetkilisi ve temsilcisi olduğu, ... End. San. Tic. Ltd. Şirketine ait ve bu şirket yetkilisi tarafından keşide edilen 2988277, 2982778, 2982779 ve 2982780 çek numaralı her biri 85,000,00 TL bedelli olan 4 adet çeki aralarında düzenledikleri 01/04/2011 tarihli çek teslim protokolü ile teslim almıştır. Sanık ... çeklerin müştekiye tesliminden sonra çeklerin ödenmemesini sağlamak için, çek teslimi protokolüne konu çekleri diğer şüpheli ... ile 26/02/2011 tarihli çek teslim protokolü ile teslim edilmiş gibi gösteren içeriği sahte belge düzenlemişlerdir. Sanık ...’in gerçekte hamili olmadığı çeklerin ihtiyati tedbir niteliğinde ödemeden men kararı verilmesi talebini içerir mahiyette ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesine 24/06/2011 tarihli dilekçesi ile talepte bulunmuştur. Sanığın talebini değerlendiren ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2011/585 esas ve 27/06/2011 tarihli kararı ile daha önceden müştekiye teslim edilen 4 adet çek ile birlikte başkaca çeklerin zayi oldukları gerekçesi ile ödemekten men kararı verilmiştir. Böylece sanıklardan ... keşideci olması sıfatıyla yukarıda anılan çeklerin ödenmesinin men edilmesi ve iptalinin sağlanması için şüpheli ...'i azmettirdiği her iki şüphelinin birlikte hareket ederek mahkemeyi aracı kullanarak resmi evrakta sahtecilik suçunu işledikleri anlaşılmaktadır. Sanık ...’ın kastının müştekiye borcunu ödememek veya geciktirmek amacıyla bu çekleri müştekiye değilde; diğer sanık ...'ya vermiş gibi göstermek amacıyla hukuk dünyasında geçerli içeriği sahte resmi bir belge hazırlamak için ilgili mahkemeyi aracı kullanarak içeriği sahte olan ödemeden men karar alınmasını sağlamak olduğu aşikardır. Sanıkların 'içeriği sahte protokol düzenlemek' ve bu içeriği sahte olan özel belgeyi kullanarak 'mahkemeden içeriği itibariyle sahte olan ödemeden men kararı' alıp bunu bankaya ibraz ederek kullanmak suretiyle de, 'resmi belgede sahtecilik' suçunu işledikleri; sanıkların eylemlerinin Türk Ceza Kanunu 44. maddesinde işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet verildiğinde bu eylemlerden en ağır cezayı gerektiren suçtan sanığa ceza verilir düzenlemesine göre fikri içtima olarak kabul edilerek ağır olan Resmi Belgede sahtecilik suçundan cezalandırılmaları gerekmektedir. İzah edilen nedenlerle; 1- Sanıkların TCK'nin 204/1. maddesindeki resmi belgede sahtecilik suçundan mahkemenin verdiği mahkumiyet kararının isabetli olduğundan, sanıkların bu suçtan beraatlarına ilişkin 11. Ceza Dairesinin Bozma kararının isabetli olmadığına CMK 326/son maddesi gereğince aleyhe temyiz olmadığından kazanılmış haklar saklı tutularak düzelterek onanması gerektiğine dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabul edilmesi, 2- Sanıklara isnat edilen özel evrakta sahteciliğin içerik sahteciliği olduğu, TCK 44 maddesi gereğince sadece ağır olan resmi belgede sahtecilik suçundan ceza verilmesi gerektiğinden ayrıca Özel evrakta içerik sahteciliği suçundan 43/1 artırımı yapılarak fazla ceza verilmemesi gerektiğinden itirazın değişik gerekçe ile kabul edilmesi; Görüşünde olduğumdan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar veren Ceza Genel Kurulu sayın çoğunluğunun görüşüne katılmıyorum." düşüncesiyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi de; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 08.03.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2016/424 E., 2019/310 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
tam metni aç
enmesi gereken uyuşmazlık; sahte düzenlenmiş nüfus cüzdanı ile bankaya müracaat edilip başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte kredi kartı oluşturulması eyleminde sahte nüfus cüzdanı düzenlenmesi ve/veya kullanılmasının TCK'nın 212. maddesi delaletiyle TCK'nın 204/1.
Ceza Genel Kurulu         2016/424 E.  ,  2019/310 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 8. Ceza Dairesi Mahkemesi :Asliye Ceza Sayısı : 69-49 Sanık ...'in banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçundan TCK’nın 245/2, 62/1, 52/2, 53/1 ve 58. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 80 TL adli para cezası; resmi belgede sahtecilik suçundan aynı Kanun'un 204/1, 62/1, 53/1 ve 58. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, her iki suç yönünden hak yoksunluğuna ve cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin İstanbul 13. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 10.02.2012 tarihli ve 69-49 sayılı hükümlerin, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 28.04.2014 tarih ve 12559-10826 sayı ile; "Yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak: 1- Sanığın, katılana ait kimlik bilgilerini kullanarak oluşturduğu sahte nüfus cüzdanı ile Türk Ekonomi Bankasına müracaatla kredi kartı sözleşmesi imzalayarak sahte kredi kartı çıkartmak ve bu kredi kartlarıyla değişik zamanlarda harcama yapmaktan ibaret eylemlerinin TCK'nın 245/2, 43 ve 245/3, 43. maddelerine uyan suçları oluşturduğu gözetilmeden yazılı biçimde hüküm kurulması, 2 - Sanığın tekerrüre esas alınan geçmiş hükümlülüğüne konu cezasının kesin olması nedeniyle CMUK.nun 305. maddesi uyarınca tekerrüre esas alınamayacağı gözetilmeden, sanık hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve infazdan sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmesi, 3 - 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın (c) bendinde yazılı sanığın kendi altsoyu üzerindeki velayet hakkından, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan koşullu salıverme tarihine, altsoyu dışında kalanlarla ilgili hak ve yetkilerden ise cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hiçbir ayrım yapılmaksızın infaz sonuna kadar hak yoksunluğuna hükmolunması," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 01.07.2014 tarih ve 110080 sayı ile; "...Sanık ...'in, şikâyetçi Burhanettin Ergün Esin'in kimlik bilgilerini kullanarak sahte nüfus cüzdanı üreterek bu cüzdanı kullanmak suretiyle T. Ekonomi Bankası AŞ'den 4402 9300 0081 6847 nolu kredi kartını aldığı, bu kart ile harcama yaparak haksız menfaat sağladığı somut olayda, sanığın amaçladığı diğer suçları işleyebilmek için düzenlediği sahte nüfus cüzdanını kredi kartı almak için kullanması eyleminin TCK'nın 212. maddesindeki düzenleme karşısında banka veya kredi kartının kötüye kullanılması suçunun içinde erimesinin mümkün olmadığı, bu suçtan da ayrıca cezalandırılması gerektiği,"görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 15.02.2016 tarih ve 21763-1584 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sahte düzenlenmiş nüfus cüzdanı ile bankaya müracaat edilip başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte kredi kartı oluşturulması eyleminde sahte nüfus cüzdanı düzenlenmesi ve/veya kullanılmasının TCK'nın 212. maddesi delaletiyle TCK'nın 204/1. maddesindeki resmî belgede sahtecilik suçu kapsamında mı yoksa TCK'nın 245/2. maddesindeki suç kapsamında mı değerlendirilmesi gerektiğinin belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle, nüfus cüzdanının aslının ele geçirilememesi nedeniyle aldatma niteliğinin bulunup bulunmadığının ve buna bağlı olarak sanığa isnat edilen sahte nüfus cüzdanı oluşturup kullanma eyleminin sabit olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. İncelenen dosya kapsamından; Sanığın 18.06.2007 tarihinde kredi kartı almak amacıyla katılan bankaya müracaat ettiği sırada katılan ... adına düzenlenmiş olup üzerinde kendi fotoğrafı bulunan ve ele geçirilemeyen “...” seri numaralı nüfus cüzdanını kullanarak bireysel müşteri sözleşmesi ile kredi kartı istek formunu imzaladığı, Bireysel müşteri sözleşmesi ile kredi kart istek formu asıllarının adli emanetin 2010/356 sırasında kayıtlı bulunduğu, Suça konu “...” seri numaralı nüfus cüzdanı fotokopisinin banka yetkilisi tarafından “aslı gibidir” kaşesi vurularak onaylandığı, Kartın teslimi sırasında düzenlenen ve aslı dosya içinde bulunan “Teslimat Detayı” başlıklı belgeye göre; katılan banka tarafından üretilen kredi kartının 13.07.2007 tarihinde imza karşılığında katılan ... adına düzenlenmiş olup ele geçirilemeyen “...” seri numaralı nüfus cüzdanını kullanan sanığa teslim edildiği, Sanığın söz konusu kredi kartı ile 25.07.2007 ve 18.08.2007 tarihlerinde alışveriş yapmak suretiyle kendisine yarar sağladığı, 06.12.2010 tarihli bilirkişi raporuna göre; 13.07.2007 tarihli “Teslimat Detayı” aslında bulunan teslim alan imzası ile 18.06.2007 tarihli kredi kartı başvuru formu fotokopisindeki yazı ve imzaların sanığın eli mahsulü olduklarının belirtildiği, Anlaşılmaktadır. Sanık savcılıkta; suçlamayı kabul etmediğini, kredi kartı talep formu ekinde yer alan nüfus cüzdanındaki fotoğrafın kendisine ait olduğunu, daha önce çaldırdığı çantası içinde bulunan fotoğrafların kullanılarak bu eylemin yapılmış olduğunu, mahkemede ise; suç tarihlerinde çalıştığı iş yerinin önünde tezgâhçılık yapan Zafer isimli, adresini, telefon numarasını, soyadını ve nereli olduğunu bilmediği şahsın kendisine kefil olmasını istemesi nedeniyle getirdiği belgeyi imzaladığını daha sonra bu şahsın başka birinin ismini kullanarak sahte kredi kartı alıp bankadan para çektiğini, bankaya müracaat sırasında düzenlenen formlardaki imzanın kendisine ait olduğunu savunmuştur. Resmi belgede sahtecilik suçu 5237 sayılı TCK’nın 204. maddesinde; “(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.” şeklinde düzenlenmiştir. Söz konusu suç, maddenin birinci fıkrasında seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmış olup resmi belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir resmi belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte resmi belgenin kullanılması durumunda suç oluşacaktır. Maddenin ikinci fıkrasında, resmi belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanarak daha ağır bir yaptırıma bağlanmış, maddenin üçüncü fıkrasında ise, suçun konusunu oluşturan resmi belgenin, kanunun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan bir belge niteliğinde olması hâlinde cezanın yarı oranında artırılması hüküm altına alınmıştır. Sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güveni olup belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, gerçek bir belgeye eklemeler yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek yaptırıma bağlanmıştır. Resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi ya da gerçek bir resmi belgenin değiştirilmesi eyleminin sahtecilik suçunu oluşturabilmesi için, düzenlenen ya da değiştirilen belgenin gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi yanıltıcı nitelikte olması gerekir. Aldatıcılık özelliği suçun temel unsuru olup özel bir incelemeye tabi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge, sahte belge olarak kabul edilmelidir. Sahteciliğin kişileri aldatacak nitelikte olup olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır. Sahte belgenin ilk bakışta dikkati çekmeyecek biçimde düzenlenip, belirli bir kişiyi değil birçok kişiyi aldatabilecek nitelikte olması ve aldatma gücünün objektif olarak saptanması gerekir. Bu nedenle örneğin, memurların bilgisizliği ve ihmalleri nedeniyle kandırıcılık yeteneği olmayan belge üzerinde işlem yapmaları belgeye hukuki geçerlilik kazandırmaz. Daha önceden var olan subjektif bir bilgi, belge üzerinde var olan aldatma yeteneğini ortadan kaldırıcı etkiye sahip değildir. Ceza Genel Kurulunun 14.10.2003 tarihli ve 232-250 sayılı kararında da, aldatma keyfiyetinin belgeden objektif olarak anlaşılması gerektiği, muhatabın hatasından, dikkatsizlik veya özensizliğinden kaynaklanan fiili iğfalin, aldatma yeteneğinin varlığını göstermeyeceği belirtilmiştir. Bu noktada sahteciliğe konu olan belgenin aldatma yeteneği olup olmadığının tartışılması ve belirlenmesi öncelikle yargılamayı yürüten mahkemeye ait olup hâkim olayın çıkış, oluş ve akışını, düzenlenen belgelerle yapılan işlemleri göz önüne alarak, sahteciliğin kolaylıkla anlaşılıp anlaşılamayacağını bizzat saptamalı ve sonucuna göre belgelerde aldatma yeteneği olup olmadığını takdir ve tespit etmelidir. Görüldüğü gibi, mahkemece, suçun konusunu oluşturan belge aslı getirtilerek resmî belgede bulunması gereken başlık, sayı, tarih, imza, mühür gibi zorunlu öğelerin incelenmesi, nesnel olarak aldatma gücü olup olmadığının saptanması, duraksama hâlinde ise; mahkemeye yardımcı olma ve aydınlatma bakımından konusunda uzman bilirkişinin görüşüne başvurulmasında zorunluluk vardır. Fotokopi, bir makine yardımı ile orijinal bir belgenin bire bir taklidînin oluşturulmasıdır. Fotokopi belgenin, orijinal bir belge gibi kanıtlama gücünün olmadığı kabul edilmektedir. Fotokopi üzerinde sahtecilik fiilinin işlenmesi hem kolaydır hem de baskı izi, el hareketleri, yazım şekli, el kaldırma hareketleri vb. yönlerden inceleme yapılmasına imkân veren tanı unsurlarının tespiti çoğu kez mümkün değildir. Öte yandan, amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de, insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" şeklinde, Latincede ise "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi açısından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlak surette sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ya da gerçekleştiriliş şekli hususunda herhangi bir şüphe belirmesi hâlinde uygulanabileceği gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate veya herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir. Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde; Belgede sahtecilik suçlarında aldatma keyfiyetinin belgeden objektif olarak anlaşılması gerektiği, muhatabın hatasından, dikkatsizlik veya özensizliğinden kaynaklanan fiili iğfalin aldatma yeteneğinin varlığını göstermeyeceği, bu konuda takdir yetkisinin hâkime ait olduğu, fotokopi üzerinde mürekkep, el, baskı gibi izleri görebilmenin çoğu zaman mümkün olmadığı ve inceleme konusu belgenin ibraz edilen nüfus cüzdanına göre banka yetkilisi tarafından onaylanan fotokopi olduğu göz önüne alındığında aslı ele geçirilemeyen suça konu nüfus cüzdanının aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının tespiti mümkün olmadığından sanığa atılı resmi belgede sahtecilik suçunun unsurları itibarıyla sabit olmadığı kabul edilmelidir. Ön soruna ilişkin ulaşılan sonuç karşısında sahte düzenlenmiş nüfus cüzdanı ile bankaya müracaat edilip başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte kredi kartı oluşturulması eyleminde sahte nüfus cüzdanı düzenlenmesi ve/veya kullanılmasının TCK'nın 212. maddesi delaletiyle TCK'nın 204/1. maddesindeki resmî belgede sahtecilik suçu kapsamında mı yoksa TCK'nın 245/2. maddesindeki suç kapsamında mı değerlendirilmesi gerektiğinin ayrıca tartışılmasına gerek görülmemiştir. Bu itibarla; haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2-Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 11.04.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.