5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 214

Türk Ceza Kanunu 214. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 214- (1) Suç işlemek için alenen tahrikte bulunan kişi, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Halkın bir kısmını diğer bir kısmına karşı silahlandırarak, birbirini öldürmeye tahrik eden kişi, onbeş yıldan yirmidört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Tahrik konusu suçların işlenmesi halinde, tahrik eden kişi, bu suçlara azmettiren sıfatıyla cezalandırılır. Suçu ve suçluyu övme[88]

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

6 karar eşleşti
8. Ceza Dairesi, 2021/16366 E., 2024/6649 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
Muğla Cumhuriyet Başsavcılığının 08.12.2010 tarihli iddianamesiyle; sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 214 üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suç işlemeye alenen tahrik etme suçundan cezalandırılması ve hak yoksunluklarının uygulanması istemiyle kamu davası açılmıştır.
8. Ceza Dairesi         2021/16366 E.  ,  2024/6649 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2018/3745 Esas, 2019/3606 Karar SUÇ : Suç işlemeye alenen tahrik etme HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Muğla Cumhuriyet Başsavcılığının 08.12.2010 tarihli iddianamesiyle; sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 214 üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suç işlemeye alenen tahrik etme suçundan cezalandırılması ve hak yoksunluklarının uygulanması istemiyle kamu davası açılmıştır. 2. Muğla 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 24.02.2011 tarihli kararıyla; sanığın, 5237 sayılı Kanun'un 214 üncü maddesinin birinci fıkrası ve aynı Kanun'un 62 nci maddesi uyarınca 5 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluklarının uygulanmasına ve 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı 07.03.2011 tarihinde kesinleşmiştir. 3. Sanığın denetim süresi içerisinde (04.06.2015 tarihinde) kasıtlı suç işlediğinin ve kesinleştiğinin ihbar edilmesi üzerine; dosya yeniden ele alınmış ve Muğla 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.10.2018 tarihli kararıyla; hükmün 5 ay hapis cezası olarak açıklanmasına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmiştir. 4. Muğla 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.10.2018 tarihli kararının sanık tarafından istinaf edilmesi üzerine; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin 12.11.2019 tarihli kararıyla istinaf başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanmasına karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanığın temyiz istemi; slogan atıp atmadığını hatırlamadığına, atsa dahi sözlerinin suç unsuru olarak kabul edilmemesi gerektiğine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü 1. Dava konusu olay; sanığın, \*\*\* siyasi parti milletvekilinin basın açıklaması yaptığı sırada, önceki gün bir öğrencinin kavga sırasında yaralanmasını protesto etmek amacıyla 200-250 kişilik grup içerisinde "dişe diş, kana kan, intikam intikam ..." şeklinde topluluğa slogan attırmak suretiyle atılı suçu işlediği iddiasına ilişkindir. 2. 25.05.2010 tarihli üç polis memurunca düzenlenen CD çözüm tutanağının incelenmesinde; sanığın "dişe diş, kana kan, intikam intikam, ..." şeklindeki sözlerle topluluğa slogan attırdığı tespit edilmiştir. 3. Mahkemesince; sanığın, 5237 sayılı Kanun'un 214 üncü maddesinde düzenlenen suç işlemeye alenen tahrik etme suçundan mahkumiyetine karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgular konusunda, Bölge Adliye Mahkemesince, isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. IV. GEREKÇE 5237 sayılı Kanun'un 214 üncü maddesinin birinci fıkrası "Suç işlemek için alenen tahrikte bulunan kişi, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklindedir. Dava konusu fiil irdelendiğinde; tahrik fiili cezalandırılmaktadır. Burada bir tehlike suçu söz konusu olup suçun tamamlanması için tahrik konusu suçların işlenmesi veya zararın meydana gelmesi gerekmemektedir. Değerlendirme yapılırken özellikle suçun işlendiği yer, ortam, hitap edilen kitle dikkate alınmalıdır. Bu açıklamalar ışığında; sanık savunmaları, olay CD'si, CD çözüm tutanağı ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilmiştir. Olay tarihinden önceki gece \*\*\* Üniversitesinde öğrenci olan Ş.K'un meydana gelen olaylar esnasında yaralandığı, bu nedenle ortamda gerginlik ve tehlike bulunduğu açıktır. Bu konuda 12.05.2010 tarihinde \*\*\* siyasi partisi milletvekilinin basın açıklaması yaptığı sırada; sanığın 200-250 kişilik gruba "Hepimiz Şirzanız, dişe diş kana kan intikam.." şeklinde sloganlar attırdığı ve somut olayda aleniyet unsurunun da bulunduğu belirlenmiştir. Açıklanan nedenlerle; sanığın suçun unsurlarının oluşmadığına dair temyiz istemi yerinde görülmemiş, hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin 12.11.2019 tarihli ve 2018/3745 Esas, 2019/3606 Karar sayılı kararında sanık tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Muğla 2. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.09.2024 tarihinde karar verildi. ...

Diğer kararlar (4)

8. Ceza Dairesi, 2022/917 E., 2023/5735 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
5237 sayılı Kanun'un 214 üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suç işlemeye alenen tahrik suçunun işlenmesi için failin belirli olmayan kimseleri suç işlemesi için alenen tahrik etmesi gerekmektedir.
8. Ceza Dairesi         2022/917 E.  ,  2023/5735 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SUÇ : Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 22.02.2018 tarihli iddianamesi ile, sanık hakkında tehdit ve halkı kin ve düşmalığa alenen tahrik etme suçlarından dava açılmıştır. 2. İstanbul Anadolu 47. Asliye Ceza Mahkemesinin 10.12.2020 tarihli kararı ile, ek savunma hakkı verilerek, sanık hakkında halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. 3. İlgili kararın sanık müdafiileri tarafından istinaf edilmesi üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Ceza Dairesi'nin 18.11.2021 tarihli kararı ile, dosya üzerinden incelemede, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık müdafiinin temyiz istemi, suçun unsurlarının oluşmadığına ve gerekçesiz karar verildiğine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Dava konusu olay, sendika şube başkanı olan sanığın facebook hesabından yapmış olduğu "sabahleyin işe gelirken yolumu Maltepe Cezaevi önüne çevirdim, CHP buraya yürüyor, buradan bir iktidar çıkarmı diye baktım hiçbir ışık göremedim, bu kafa 1920 öncesinde olsaydı mandacılığı savunur, İstanbul'a yaklaştıkça tehlike büyüyor, bu kadar vatan millet düşmanını on maddelik göstermelik genelgeyle kontrol edemezsiniz, bizden uyarması bu milletin sabrını zorlamayın, Düzce'li vatandaş yolunuza bir kamyon gübre dökerek sizi uyardı, bizden uyarması bizde sivil itaatsizlik hakkımızı kullanırsak kaçacak cezaevi bile bulamazsınız, gerekirse bizde tatile giden bütün üyelerimizi göreve çağırır Maltepe'yi size dar ederiz, bekliyoruz Maltepe Cezaevi bu görüntüsüyle daha çok haini bünyesinde barındırabilir" şeklindeki paylaşımla, halkı kin ve düşmalığa alenen tahrik ve tehdit ettiği iddialarına ilişkindir. IV. GEREKÇE 1. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 213 üncü maddesinde düzenlenen halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit suçunda korunan hukuki yarar, halkın hayat, sağlık, vücut veya cinsel dokunulmazlığı ya da malvarlığının, dolayısıyla, bireylerin taşıdığı, barış esasına dayalı bir hukuk toplumunda yaşadıklarına dair duygunun korunmasıdır. Bu suçun mağduru ise, toplumu oluşturan herkestir. Maddedeki anlamıyla halk tabiri, belirli bir yerde veya çevrede yaşamayan belirsiz sayıdaki kişilerdir. Tehditte ise, fail tarafından yani halka karşı, bir kötülük yapılacağı, haksızlık gerçekleştirileceği bildirilmektedir. Bu itibarla, suça konu paylaşımdaki sanığa ait ifadelerin, halkın bir kesimine ya da tamamına yönelik olmaması nedeniyle, bu suçun unsurlarının oluşmadığı anlaşılmaktadır. 2. 5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen ve kamu düzenini, toplum huzurunu ve barışını himaye eden, esas itibariyle nefret söylemini sınırlandırmayı hedefleyen halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek suçu; halkı, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanarak birbirine karşı kamu düzeni için tehlikeli olabilecek şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye alenen tahrik edilmesini cezalandırmaktadır. Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere; suçu oluşturan “tahrik”, soyut saygısızlık ve reddin ötesinde, bir halk kesimine karşı düşmanca tavırlar gösterilmesini sağlamaya veya bu tür tavırları pekiştirmeye objektif olarak elverişli olmalıdır. Fail sübjektif olarak da bu amacı gütmeli, halk kesimini kin ve nefrete tahrik etmelidir. Bu kapsamda salt yüz çevirme, soyut bir red veya saygısızlık ifade eden bir davranışta bulunma veya bu yönde sözler sarfetme, suçun gerçekleşmesi bakımından yeterli değildir. Fiilin suç teşkil etmesi için bunların ötesinde, ağır ve yoğun bir tarzda kin ve düşmanlığa tahrikin var olması gerekir. Diğer bir tabirle fiil, etkili bir şiddet çağrısı ya da nefret söylemi içermelidir. Failin fiili, adet ve şahıs olarak muayyen olmayan toplum kesimi üzerinde kin ve nefret duygularının oluşumuna veya mevcut duyguların pekişmesine etkide bulunmalıdır. Kin ve düşmanlık; “husumet beslenen konuya karşı tasarlayarak zarar vermeye, öç almayı gerektirecek şiddette nefret duymaya yönelik hareketlerin zeminini oluşturan psikolojik bir hal” olarak açıklanabilir. “Kin ve düşmanlık” ibaresinin anlamı da dikkate alındığında sadece “şiddet içeren ya da şiddet tavsiye eden tahrikler” madde kapsamında değerlendirilebilecektir. Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere kişinin söz ve davranışlarının kamu güvenliğini bozma açısından açık ve yakın bir tehlike oluşturduğunun saptanması zorunluluğu vardır. Tam bu noktada da halkın bir kesimi üzerinde tahrike konu eylemlerin işleneceği hususunda endişeyi haklı kılacak bir etkinin bulunması ve bu doğrultuda zarar doğmasa bile hiç olmazsa bir hareketlenmenin meydana gelmesi gerekir. Öte yandan maddedeki “kin ve düşmanlık” ibareleriyle birlikte düşünüldüğünde ancak, “şiddet içeren ya da şiddete çağrı yapan tahrikler”in madde kapsamında değerlendirilebileceği ortaya çıkmaktadır. Nitekim öğretide de “işlenen fiil neticesinde çeşitli halk kesimlerinin bir yerlerde toplanması veya bu halk kesimleri arasında bir infialin meydana gelmesi” gerektiği ifade edilmiştir. (Artuk/Gökçen/Yenidünya s.407) “Polisin basit müdahalesi ile önlenmesi mümkün olan girişimlerin meydana gelmesi, kamuoyunda ateşli tartışmaların doğması, belirli kesimlerin sert açıklamalarda bulunarak tepki göstermeleri, henüz bir tehlikenin doğmuş olduğunu” göstermeyeceğinden kamu güvenliği de bozulmuş olmaz. (..., s.131) Korunan hukuki yarar, kamu barışıdır. Halkın ayrıştırılarak kışkırtıldığı hususlar, madde metninde gösterilen " sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge" farklılığı ile sınırlıdır. Bu sebeple, bir takımın taraftarlarının başka bir takımın taraftarı aleyhine ya da bir parti sempatizanlarının başka bir parti sempatizanları aleyhine kışkırtılması bu kapsamda değerlendirilmeyecektir. Yine siyasi görüş ya da belli bir olay karşısındaki düşünce farklılıkları da bu suçu oluşturmayacaktır. Somut olayda, farklı siyasi görüşe sahip kişilere karşı, iktisadi olduğu kadar sosyal ve siyasi fonksiyonları yerine getiren bir sendikanın başkanı olan sanık tarafından ifade edilen sözler bu suçu da oluşturmamaktadır. 3. 5237 sayılı Kanun'un 214 üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suç işlemeye alenen tahrik suçunun işlenmesi için failin belirli olmayan kimseleri suç işlemesi için alenen tahrik etmesi gerekmektedir. Failin, işlenmesi için tahrikte bulunduğu eylem bir "suç" olmalıdır. Suç, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu veya Türk Ceza Kanunu dışındaki yasalarda, yaptırım olarak ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis, hapis veya adli para cezasını gerektiren eylemleri ifade etmek için kullanılır. Bu suçun, hangi kanunda düzenlenmiş olduğunun ve cezasının miktarının herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Ancak bir eylemi suçu haline getiren Kanun'un yayınlanmış olması bu eylemin suç olarak nitelendirilebilmesi için yeterli olmayıp, ayrıca o hükmün yürürlüğe girmesi de aranacağından, bir eylemin suç olarak düzenlenmesi değil, suç olarak yürürlüğe girmiş olması aranmalıdır. Ayrıca failin işlenmesi için belirsiz kimseleri tahrik ettiği fiil kabahat ise, eylem suç işlemek için tahrik suçunu oluşturmayacaktır. Örneğin fail, emirlere riayetsizlik oluşturacak bir eylemi belirsiz kimselerin işlemesi için tahrikte bulunmuş ise, eylem bu suçu oluşturmayacaktır. Suç işlemeye tahrik suçunun işlenebilmesi için, tahrik edilen suçun belirli bir suç olması gerekir. Ancak failin tahrik edilen suçla ilgili kanuni unsurlarını, suçun adını vermesine, suçun ne zaman, nerede işlenmesi gerektiğini belirtmesine gerek yoktur. Bu suçun işlenebilmesi için failin, suç işlenmesi için tahrikte bulunması gerekir. Tahrik, kışkırtma, harekete geçirme, sevketme, akılda olan veya olmayan bir hususun fiiliyata dökülmesi için uyarma anlamlarına gelebilir. Doktrinde tahrik "tahrik edilen suçun gerçekleşmiş olup olmamasının önemi olmadan, bir kimsenin suç işleme amacına yönelik olarak diğer kişiyi etkilemesi, suça hazırlaması ve bu saik ile hareket etmesi" olarak tanımlanmıştır. Tahrik, failin kasten, doğrudan doğruya, üçüncü kişiler üzerinde bir suçun işlenmesi konusunda, yine üçüncü kişilerin karar vermesini temin eden, sağlayan hareketlerdir. Tahrik aynı zamanda, muhatabına yönelik olarak belirli bir suçu işlemesi için alması gereken mesaj anlamını da taşımaktadır. Tahrikçi bir suçun işlenmesini istemekte, ancak bu suçu belli nedenlerle kendisi işlememekte, toplumdaki belli olmayan üçüncü kimselere işletmeye, onlarda suç işleme iradesinin oluşmasını sağlamaya çalışmaktadır. Tahrikçi bu eylemde bulunmakla, kendisini ortaya koymakta, içindeki suç işlemek ve işletmek düşüncesi açığa çıkarmaktadır. Burada tahrik edilen suçun işlenip işlenmemesi önemli değildir, işlenmesi ihtimali toplumun dengesini bozmakta, barışımı zedelemektedir. Bu nedenle anılan eylem suç sayılarak, failin cezalandırılması yoluna gidilmiştir. Sözlerin tahrik niteliğinde olup olmamasını, söyleyen kimsenin hangi ortamda söylediği veya tahrik için söyleyip söylemediğinden ziyade, o sözlerin objektif olarak suç işlemeye tahrik edici nitelikte olup olmadığına göre belirlenmesi gerekir. Ayrıca objektif nitelikte tahrik oluşturmayan bazı hareketler bir kimse tarafından aşırı hassasiyet gösterilerek tahrik kabul edilip suç işlense bile, failin eylemi suç olarak nitelendirilmeyecektir. Maddenin birinci fıkrasında düzenlenen suç, genel ve tamamlayıcı bir suçtur. Failin eylemi başka suçları oluşturmakta ise, artık birinci fıkradaki suç oluşmayacaktır. Ancak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 214 üncü maddesindeki suç da, aynı Yasanın 216 ncı maddesinde düzenlenen halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçuna göre daha özel nitelikte bir suçtur, 214 üncü maddedeki koşullar gerçekleştiğinde aynı Yasanın 216 ncı maddesi hükmü uygulanmayacaktır. 4. Yukarıda açıklanan suçlar yönünden ve özellikle suç işlemeye tahrik suçu yönünden sanığın fiilinin ifade özgürlüğü yönünden değerlendirilmesine gelince; Düşünce özgürlüğünün demokratik toplumlardaki mutlak sınırı “şiddet” tir. Kurulu düzene ve düzenin kabul ettiği “doğrulara” aykırı ifadeler demokratik toplumda korumadan yararlanırlar. Demokratik toplumlarda düşünceyi korumak, kullanılmasına olanak vermek esastır. Özgürlüklerin, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliği ve düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otorite veya tarafsızlığının korunması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlama ve yaptırımlara tabii tutulabilmesi gerekli ise de, düşünceyi açıklama özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin olabildiğince dar yorumlanması gerekmektedir. Sınırlandırma için, önemli bir toplumsal gereksinim veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada asla aşırıya gidilmemesi ve her hal ve koşulda sınırlandırmanın bireysel ve toplumsal gelişimi zedelemeyecek ölçüde olması görüşü genel ve yoğun bir kabul görmüştür. Ne var ki, iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini zor ve cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, farklılıklar arasında nefret, ayrımcılık, kavga, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan beyan, ifade ve eylemler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır. Siyasi süjelerin ya da sivil toplum örgütlerinin, halkın sorunlarını vurgulamak, hükümet ve yöneticilerin ya da diğer siyasi ve sosyal grupların hatalı ve eksik yönlerine ilişkin eleştiri yapmak, görüş ve düşüncelerini açıklamak doğal bir haktır. Yukarıda belirtilen açıklamalar ışığında sanığın eylemi değerlendirildiğinde; Sanığın sosyal medyada ki "... gerekirse biz de tatile giden bütün üyelerimizi göreve çağırır Maltepe'yi size dar ederiz, bekliyoruz Maltepe Cezaevi bu görüntüsüyle daha çok haini bünyesinde barındırabilir. " şeklindeki paylaşımlarının kesin olarak şiddet ya da tehdit çağrısı niteliğinde olduğunu söylemek zordur. Ancak yorum yoluyla ileri sürülebilse de, sanığın, paylaşım yaptıktan kısa bir süre sonra yanlış anlaşılmalara neden olabileceği kaygısıyla bu paylaşımı silmesi ve bu amaçla yeni bir paylaşımda bulunması suça konu paylaşım da vicdani ve politik bir eylem olan sivil itaatsizlikten de bahsedilmesi, sendikaların toplumdaki rolleri ve sanığın konumu nedeniyle, sanığın paylaşımının karşı siyasi görüşü içeren partili gruba bir olay karşısındaki tepkisinin, benzer şekildeki fiili eylemlerle (gösteri ve yürüyüş, protesto gibi) zor duruma düşürebileceklerini ima etmekle birlikte şiddete başvuruyu tahrik ettiği kesin olarak kabul edilemeyecek nitelikte olması ve temel hak ve özgürlüklerin, kısıtlayıcı değil özgürlükçü yorumlanması gerekliliği karşısında düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken bir fiil olduğu anlaşıldığından mahkumiyet kararı verilmesinde hukuka uygunluk görülmemiştir. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Ceza Dairesi'nin 18.11.2021 tarihli kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca İstanbul Anadolu 47. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.07.2023 tarihinde karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 214 ]
Ceza Genel Kurulu 2005/5MD-36 E., 2005/154 K. Ceza Genel Kurulu 2005/5MD-36 E., 2005/154 K. - BEYANI İNKAR - EŞİNİ KASTEN ÖLDÜRMEK - GÖREVLİ HAKİME RÜŞVET VERMEK - RÜŞVET ALMAYA TEŞEBBÜS- 4616 S. 23 NİSAN 1999 TARİHİNE KADAR İŞLENEN SUÇLARDAN ... [ Madde 1 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 240 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 278 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 33 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 61 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 64 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 102 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 212 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 213 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 214 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 219 ] - 3628 S. MAL BİLDİRİMİNDE BULUNULMASI, RÜŞVET VE YOLSUZL... [ Madde 13 ] - 3628 S. MAL BİLDİRİMİNDE BULUNULMASI, RÜŞVET VE YOLSUZL... [ Madde 14 ] - 3628 S. MAL BİLDİRİMİNDE BULUNULMASI, RÜŞVET VE YOLSUZL... [ Madde 15 ] - 3628 S. MAL BİLDİRİMİNDE BULUNULMASI, RÜŞVET VE YOLSUZL... [ Madde 16 ] "İçtihat Metni" Sanıklardan ....... .....'ın, TCK'nın 212/2-son, 61, 219/1-3-son, 33, 212/2-3-son, 219/1-3-son, 33, 212/2-3-son, 219/1-3-son, 33 ve 3628 Sayılı Yasanın 13, 14, 15,16. maddeleri uyarınca; ..... .....'in TCK'nın 216. maddesi yollaması ile 212/2-3-son, 219/1-3-son, 33. maddeleri uyarınca iki kez, ..... ....., ..... ....., ..... ..... ve ..... ..... ....'nın TCK'nın 64/1, 213/1, 214, 219/3-son, 33. maddeleri uyarınca, ..... .....,'ın TCK'nın 240. maddesi uyarınca; Cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davalarında, Sanık ..... ....., hakkındaki kamu davasının 4616 Sayılı Yasanın 1/4. Maddesi uyarı kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine; Sanık ..... ....., hakkında 3628 Sayılı Yasanın 13-14-15 ve 16. maddelerine aykırılıktan cezalandırılması istemi ile açılan davanın TCK'nın 102/4. maddesi uyarı zamanaşımı nedeni ile ortadan kaldırılmasına; Sanık ..... .....,'ın ..... .....,'den rüşvet almaya teşebbüs suçundan cezalandırılması istemi ile açılan davanın yine TCK'nın 102/4. maddesi uyarı zamanaşımı nedeni ile ortadan kaldırılmasına; Sanık ..... ....., hakkında rüşvet aldığı iddiası ile cezalandırılması istemi ile açılan davalardan delil yetersizliği nedeniyle beraetine; Sanıklar ..... .....,, ..... .....,, ..... ....., ve ..... ..... .... haklarında görevli hakime rüşvet vermek suçundan cezalandırılmaları istemi ile açılan davadan delil yetersizliği nedeniyle beraetlerine; Sanık ..... .....,'in TCK'nın 278. maddesinde belirlenen suçu oluşturduğu kabul edilen eylemlerinden açılan her iki davanın 4616 Sayılı Yasanın 1/4. maddesi gereğince kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine ilişkin Yargıtay 5. Ceza Dairesince verilen 17.12.2004 gün ve 4-3 sayılı hüküm, Yargıtay C.Savcısı tarafından; sanıklar, ..... ....., ..... .....,..... ....., ..... ....., ..... ....., ..... ve ..... .....,'ın Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 1996/347 Esas sayılı dosyasında sanık ..... .....'in daha az ceza almasını temin için ..... ..... ....'dan rüşvet almak eyleminin sübuta erdiği, sanık ..... .....,'ın TCK'nın 212/2-son 219/1-son, 33, sanık ..... .....,'in TCK'nın 216. maddesi aracılığıyla aynı Yasanın 212/2-son, 219/1-son, 33, sanıklar ..... .....,, ..... .....,, ..... ..... .... ve ..... .....'ın TCK'nın 216. maddesi aracılığıyla aynı Yasanın 213/1, 214, 219/son, 33. maddeleri uyarınca mahkûmiyetlerine karar verilmesi gerektiği gerekçeleriyle ve sanık Kasım Sümer tarafından temyiz edilmekle dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının bozma istekli 9.3.2005 gün ve 155160 sayılı tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü. CEZA GENEL KURULU KARARI Sanıklardan ..... ..... tarafından verilen müddeti muhafaza dilekçesinde hükmün temyiz edildiği belirtilmiş olmakla birlikte, dilekçesinde hakkındaki davaların ertelenmesine bir diyeceğinin olmadığını beyan etmesi, verilen hükümlerin de, kamu davalarının 4616 sayılı Yasa hükümleri uyarınca kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine ilişkin olması nazara alındığında, hükmü temyiz etmekte hukuki bir yararı bulunmadığı gibi, dilekçesinde kullandığı ibarelerin de hakkında verilen hükmü temyiz etmek istediği yönünde bir iradeyi yansıtmaması karşısında, temyiz isteminin reddi ile C.Savcısının temyiz istemi ve temyize konu hükümle sınırlı olarak yapılan incelemede; Sanık ..... .....; 29 sahifeden ibaret ihbar dilekçesinde ..... .....'in eşinin öldürülmesi olayıyla ilgili olarak, 1997 yılı içinde en önemli olaylardan biri de eşini öldürmekten dolayı 6,5 sene ceza alan ..... .....'in işidir. Bu kararda üye ..... ..... muhalefet şerhi yazmış, temyiz üzerine karar bozuldu, bozmanın gereği yerine getirildikten sonra, Adli Tıp raporuna göre ......'in 20 yıl ceza alması gerekiyordu, işle ilgili olarak Av. ..... .....,, beni ..... .....,'in yakını olan ..... ....., ile bir araya getirdi, sanığa, önceki bozulan hükümde verilen 6,5 yıl cezanın verilmesi için ..... .....,'le görüşmemi istedi, ..... beyle görüştüm, 200 bin Alman Markına bu işin biteceğini söyledi, ben de işe koyuldum, duruşmadan 15-20 gün önce gelen 50 bin markın, 40 binini .....'e verdim, 10 bini bende kaldı, bir hafta sonra 50 bin mark daha geldi, 30 binini .... beye verdim, diğeri bende kaldı, bende bu para ile ..... .....,'in villasının işlerini yaptım, kalan 100 bin mark tamamlanamadığı için duruşmalar uzatıldı, dikkat çekmemesi için ..... .....,'in annesinin dinlenmesi için 2-3 celsede böyle atıldı, ama bir türlü para tamamlanamadı, en sonunda ......'in arkadaşı ..... ..... 50 bin dolar getirdi, bu parayı ..... .....,'nın dükkanında ..... ..... ile birlikte verdi, artık işi bitir dediler, parayı marka çevirdim, 80 bin mark tuttu, 45 bin markı ..... .....,'a, verdim, kalanı ise alıp, ..... ....., in evine gittim, konuştum, muhalefet şerhinin olduğunu, para aldığının ortaya çıkacağını, muhalefetini kaldıramayacağını söyledi, duruşmada ..... ....., muhalefetim var kararım belli, diyerek odasına gitti, Başkan ..... ....., ile Üye ..... ....., anlaşamayınca, para alınmasına rağmen, sanığa 20 sene ceza verdiler, aynı gün bana geldiler, bende ..... beyden parayı alarak iade ettim, paranın bir kısmını ...... ......'in villasına harcadığımdan eksik teslim ettim. ...... ...... beni .... beyle görüştür, bilgi almak istiyorum diyince, Perşembe günü saat ikiye randevu aldım, birlikte ...... ......'ın yanına gittik, bizi iyi karşıladı, siz gerekleri yerine getirmediniz, ...... ...... her şeyi yaptı ama geç kaldınız dedi, ..... ......, sen bizim babamızsın, bize yardım et, yol göster dedi, ...... ...... tek bir yol kaldı, o da 47 raporu almak, bunun için ......, olaydan önce ruhsal tedavi görmekteydim diye bir dilekçe yazsın, 2-3 tane de eski tarihli reçete göndersin, karar bozulur, ama bu sefer de akıl hastanesinde uğraşacaksınız dedi, bunun üzerine ...... ......, akıl hastası olduğuna dair cezaevinden bir dilekçe gönderir, dediği gibi dosya Yargıtay'da bu noktadan bozulur, Cevdet hastaneye sevk edilir, ama iş yine çözülemez neticede 20 yıl ceza alır ve af ile çıkar demiş, Diğer aşamalarda, 29 sayfadan ibaret ihbar dilekçesinin ve altındaki imzanın kendisine ait olduğunu, ancak bu dilekçenin Mersin Emniyet Müdürlüğünde kendisine zorla ve tehditle, dikte ettirilerek yazdırıldığını, hayatı tehlikede olduğu için bu dilekçeyi yazmak ve imzalamak zorunda kaldığını, hiç kimseye menfaat temin etmediğini, hediye dahi olsa bir şey vermediğini beyanla, Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi Reisi Mustafa Ünal'la, Tarsus Amerikan Kolejinde öğrenci olan kızına bilgisayar dersi vermesiyle tanıştığını, hiçbir işe aracılık yapmadığını söylemiştir. Sanık Mustafa Ünal savunmalarında; Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 1996/347 esas sayılı dosyasında eşini öldürmek suçundan tutuklu sanık ..... ......'in daha az ceza almasına söz vererek 165.000 Alman Markı aldığı iddiasının yalan olduğunu, kimseye böyle bir söz vermediğini, bozma ilamına uyularak verilen bir karar nedeniyle nasıl az ceza sözü verilebileceğini, iddiaların tamamen asılsız olup, oybirliği ile alınmış kararlarda sadece kendisinin seçilip şikayet edilmesinin şahsına yönelik kampanyanın ürünü olduğunu, sadece kendisinin seçilip asılsız ithamlara muhatap bırakılmasının nedenini bilemediğini, suçlamaların soyut ve çelişkili beyanlara dayandığını, yargılama sürecinin bu iddiaların doğru olmadığını gözler önüne serdiğini, hiçbir yanlı kararının bulunmadığını, suçlamaların asılsız olduğunu söylemiştir. Sanık ...... ......; Adalet müfettişlerince saptanan 10.6.2002 tarihli beyanında; 1995 yılında eşimi öldürmekten dolayı tutuklandım, Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandım, önce 6 yıl 3 ay ağır hapis cezası verildi, C.Savcısının temyizi üzerine karar Yargıtay'ca bozuldu, 2. defa yeniden yargılandım, bu sırada mahkeme heyeti değişti, Tarsus'tan Mersin'e atanan ...... ...... 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı'na geldi, tutuklu olarak duruşmalara katılıyordum ve Erdemli Cezaevine nakledilmiştim, Mersin'deki duruşmalara da oradan gidip geliyordum, sanıyorum 1997 yılının Eylül-Ekim aylarında ...... ...... denen şahıs Erdemli Cezaevine beni ziyarete geldi, bana "senin davanı ancak ben halledebilirim, belli bir miktarda anlaşırız" dedi, yakın köylüm olan ...... ...... vasıtasıyla ...... ......'in, Başkan ...... ...... ve Hakim ...... ......'la ilişkisi olup olmadığını araştırdım, ...... ...... bir sonraki gelişinde ...... ......'in, ...... ......'la çok yakın olduğunu, hatta Ankara'ya otobüsle gidişlerinde onu yolcu ettiğini, eşyasını taşıdığını, yine Kasım'ın Hakim ...... ......'la da arasının çok iyi olduğunu, hatta O'na gıyabında "....." diye hitap ettiğini anlattı, bu nedenle Kasım'a başlangıçta inanmıştım, ..... yine ziyaret için geldiğinde bana "100 bin mark civarında verirsen bu işi hallederim, bunun bir kısmını ...... ......'a ve bir kısmını da ...... ......'a vereceğim, zaten bu mahkemeyle işim olsun olmasın, ben bunlara bir takım menfaatler temin ediyorum" dedi, kendisine "sen benim tahliyemi sağla, seni memnun etmek benim şerefimdir" dedim, ama tek kuruş vermedim. ...... ...... benim ziyaretime geldiğinde ...... ......'in kendisinden ...... ...... ve ...... ......'a bir takım hediyeler almak ve balık lokantalarında ücret ödemek için para olarak yaklaşık 1000 Mark, 100 Mark gibi paralar aldığını söylüyordu, adli tıptan rapor aleyhime gelince Başkan ...... ...... ve ...... ......'ın bizim istediğimiz gibi karar veremeyeceklerini hissettim, daha doğrusu ...... ...... gevelemeye başladı, davranışlarından anladım, bana netice itibariyle 20 yıl ağır hapis cezası verildi, bu sırada verilen ceza itibariyle ilçe cezaevinde kalamayacağım için Mersin Cezaevine sevk edildim, Mersin Cezaevi'nde ...... ...... ziyaretime geldi ve ...... ......'in, tek çaremizin cezaevinden akli dengemin yerinde olmadığına dair Adli Tıptan rapor almak olduğunu söylediğini belirtti, ben bu bilgiyi ...... ......'in, ...... ......'dan almış olabileceğini düşündüm, bunun üzerine istenen dilekçeyi cezaevinden yazarak 1. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdim, dosya temyizimiz üzerine Yargıtay'a gönderildi, akli durumumun incelenmesi noktasından dosya bozuldu, 3. yargılama sürecinde bu eksiklik de tamamlandı ve netice itibariyle 20 yıl ağır hapis cezası aldım, cezam kesinleşti, 4616 sayılı infaz yasasından yararlanarak 22 Aralık 2000'de tahliye oldum, şunu söylemek isterim ki, ...... ......'a veya ...... ......'a ...... ...... aracılığı ile para vermedim, ancak ...... ......, ...... ......'ın ve ...... ......'ın adını kullanarak 2000 veya 3000 Mark civarında bir parayı ...... ......'dan aldı, bana bunu ...... ...... anlatmıştır, 2. yargılama aşamasında, annem ...... ......'in yeniden tanık olarak dinlenmesi için mahkemenin bu talebi kabul edip duruşmaları ertelemesinde, ben cezaevinde olduğum için ...... ......'in veya herhangi bir başkasının bir katkısı var mı, yok mu bilemem, ...... ......, benim son aşamada duruşmalarımı takip eden yakın arkadaşımdır, Adıyaman doğumlu ...... ......'la cezaevinde tanıştım, dışarıda da arkadaşlığım devam etti, benim yargılamalarımla kendisinin bir alakası yoktur, ...... ......'ın ve ...... ......'ın ...... ......'e, ...... ......'a verilmek üzere para verdiğini duymadım, ...... ......'in villasının yapılması iddiası tamamen yalandır. Herhangi bir avukatın bu işe aracılık yaptığını ve menfaat temin ettiğini duymadım" şeklinde beyanda bulunmuş, Duruşmada ise, önceki beyanını inkar ederek, çapraz sorgu sonucu ne yazıldı ise imzaladığını, kimseye para vermediğini savunmuştur. Sanık ...... ...... ....; Adalet müfettişlerince saptanan 28.5.2002 tarihli beyanında; ..... .... davası için hiçbir hakim veya savcıyla görüşmedim, aracı tutmadım, kimseye para vermedim ve geri almadım, Mahkeme Başkanı Hakim ...... ...... 'la, üyelerden ...... ......'le ve diğer üyelerle hiçbir görüşmem ve konuşmam olmamıştır, şeklinde beyanda bulunmuş, Diğer aşamalarda da, suçlamaları red ederek önceki anlatımlarını tekrar etmiştir. Sanık ...... ......; Adalet müfettişlerince saptanan 26.7.2002 tarihli beyanında; ...... ...... eşini öldürdüğünden tutuklanmış ve cezaevine girmişti, benim de hemşehrim olan ...... ......, ...... ......'in dışarıdaki işlerini takip ediyordu, Avukat olarak ...... ...... ve ...... ......'u tutmuşlardı, sanıyorum 1998 yılı başlarında ...... ......'in yakın tanıdığı ve arkadaşı ...... ...... yanıma gelerek bana, "senin tanıdıkların vardır, araya gir, mahkemeden az ceza çıksın" dedi, ben de kendisine "beni bu tür işlere bulaştırmayın, ben haktan adaletten yana kişiyim, neyse cezası onu alır" dedim, bu konuşmalarımdan kısa bir süre sonra her zaman olduğu gibi ...... ......'nın bürosuna gittiğimde ...... ...... denen şahısla tanıştım, o gittikten sonra ...... ...... bana, kararı verecek olan hakimle, ...... ......'in bu işi halledeceklerini, emin değilim ama sanıyorum 165 bin marka bu işin biteceğini söyledi ve benden de bir miktar para talep etti, ...... ......'i cezaevinde ziyaret ettim, ...... ......'nın söylediklerini anlattım ortağım olması nedeniyle izin verdiği takdirde 50 veya 60 bin Mark civarında bir parayı ...... ......'ya vereceğimi söyledim. "ver!" dedi bende ...... ......'nın bürosuna giderek hiçbir açıklama yapmadan 50 veya 60 bin Mark civarında bir parayı İlyas Kaya'ya verdim. Bu parayı verdiğimde ...... ...... orada yoktu, bu sıralarda ...... ......'in pek çok dosyada menfaat karşılığında aracılık yaparak tahliye kararlarının çıkmasına ve bazı cezaların indirilmesine vesile olduğu söyleniyordu. ...... ......'ya verdiğim paranın miktarını tam olarak hatırlayamadığım için 50-60 bin mark ödedim, benim büromda bilgisayar kayıtları vardır, en kısa sürede, bilgisayarıma bakarak net miktarı da size söyleyeceğim. Birkaç gün sonra, bir hafta olabilir, ...... ......'in Mersin Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmasına katılmak için adliyeye gittim, koridorda ...... ......'i gördüm, ...... ......'in duruşmaya girip girmediğini hatırlamıyorum, ...... ...... beni görmemezlikten geldi, ...... ......'ya "niye böyle davranıyor?" dedim, o da bana, "onun için bana -...... ...... sahtekâr, yalancı, üçkâğıtçı- demiştin, aynı sözleri -senin için böyle söylüyor- diye ...... ......'e anlattım, o yüzden senle konuşmuyordur" dedi, ...... ......'in üçkâğıtçı olduğunu ben boyacı bir arkadaşımdan duymuştum ve ...... ......'ya anlatarak, "bu dava için ona çok güveniyorsunuz, bu adama güvenmeyin, para kaptırmayın, sahtekârın birisidir, bu davaya bakacak hâkim aptal mı? Delimi? Bu parayı alarak davayı bitirsin, bu paranın verileceğini Mersin'de herkes duydu, bu kadar aleni bu iş yapılmaz" demiştim, buna rağmen bilahare, sanıyorum 165 bin markı, kararı verecek olan hakime vermek üzere ...... ......'e verdiğini, istenilen karar çıkmadığı için, verilen paranın bir miktarının geri alındığını ...... ......'dan ve Karadenizli arkadaşlardan duydum. ...... ......, ...... ...... ilgili hâkime verilmek üzere, 165 bin markı verdiğinde ben yanlarında yoktum, o zamanki 1.Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ...... ......'ı tanımam, sadece bir duruşmaya gitmiştim, orada görmüştüm, dışarıda görsem tanımam, Ben, paranın ...... ...... tarafından ...... ......'e verildiğinde yanlarında değildim, ama sanıyorum bu konuda Rize'li olduğunu bildiğim ...... ...... daha fazla bilgi sahibidir, benim başkaca bir bilgim yoktur, Adalet müfettişlerince saptanan 30.7.2002 tarihli beyanında ise; ...... ......'in izniyle ...... ......'ya "73.392" (yetmiş üç bin üç yüz doksan iki) alman markı verdiğini, İlyas Kaya'nın bu parayı nerede kullandığını kesin olarak bilmediğini söylemiştir. Duruşmada; müfettiş beyanlarını kabul etmediğini, ...... ......'ya verdiği paranın ...... ......'in alacağı olduğunu, bu paranın kime ne amaçla verdiğini bilmediğini beyan etmiştir. Sanık ...... ......; Adalet müfettişlerince saptanan 12.7.2002 tarihli beyanında; 1995 yılı içerisinde ...... ...... eşini öldürmüştü, tutuklandı hakkında Mersin 1.Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştı, avukat olarak da beni ve ...... ......'yı tutmuştu, önceleri mahkeme başkanı ...... ...... değildi, 1996 yılının sonlarından itibaren ...... ......'ın başkanlık yaptığı heyet duruşmalara çıkıyordu, ilk verilen karardan sonra dosya temyiz edilerek Yargıtay'a gönderilmişti, adli tıptan rapor alınmadığı için bozularak geri geldi, tekrar yargılama başladığında ...... ...... beni aradı ve bana "bir adamın kendisini aradığını, bu davayı halledeceğini söylediğini belirtti. ...... ......, ...... ......'in yakını, davalarını takip eden kişiydi, ben ...... ......'ya "böyle adamlara inanma, bu davada hallolacak herhangi bir şey yok, adli tıp raporuna göre ya kasten adam öldürme olur, ya da kastı aşan fiil nedeniyle adam öldürme olur, herhangi bir kişinin devreye girmesine gerek yok, çünkü yapacağı bir şey yok, hakimler ...... ......'in babasının oğlu bile olsa bir şey yapamazlar" dedim, o tarihte ...... ...... Erdemli Cezaevindeydi, bir gün beni çağırmış cezaevine yanına gittim, bana "af çıkacakmış, bu davayı uzat, ne yaparsan yap, mutlaka uzat" dedi, hatta bana annesinin yeniden dinlenmesi için talimat verdi, kendisine annesinin dinlendiğini, bir daha dinlenmesinin mümkün olamayacağını söyledim, buna rağmen "dediğimi yap!" dediği için mahkemece reddedileceğini bile bile, ...... ......'in annesi ...... ......'in yeniden dinlenmesi için Av. ...... ...... ile birlikte talepte bulunduk, hiç tahmin etmeyeceğimiz bir şekilde mahkemece savunmaya taalluk ettiği gerekçesiyle talebimiz kabul edildi. Ben avukat olarak hayretler içerisinde kaldım. Bundaki amaç davayı uzatmaktı, üç celse arandı, bulunamayınca dinlenmesinden talebimiz üzerine vazgeçildi. Bu arada heyette olan üye değişikliğinin farkında değilim, biz talepten vazgeçince mahkeme kararını beklediğim gibi 20 yıl olarak verdi. Bu sırada ...... ...... cezaevinden akıl hastası olduğuna dair bir dilekçe göndermiş, ne ben ne de diğer Av. ...... ......bu konuda ...... ......'e herhangi bir fikir vermedik, böyle bir dilekçe vereceğinden haberimiz de yoktu, bu nedenle kısa kararla gerekçeli karar arasındaki süreçte bu dilekçenin cezaevinden ...... ......tarafından gönderilerek, dosyanın safahatını değiştirmesi bizim içinde sürpriz oldu, ama bu fikri Cevdet bey nereden aldı bilemiyorum, biz de gerekçeli kararla birlikte bu dilekçeyi gördük, Yargıtay bu defa akıl hastalığının araştırılmadığı gerekçesiyle kararı bozdu, yeniden yapılan yargılama sonucunda karar 20 yıl olarak verildi, bu davada ...... ...... veya bir başkası tarafından Mahkeme Başkanı ...... ......'a para verildiğini görmedim ve duymadım, öyle bir şey hissetmedim, heyette bir gerginlik hissetmedim, Ben bu dava nedeniyle ...... ......'i bularak, "sen ...... ......'a yakınsın, ...... ......'i bu davadan kurtar" demedim, ...... ......'in ...... ......'e "beni bu davadan kurtar, Mahkeme Başkanı ...... ......'la görüş, sana istediğin kadar para vereceğim" dediğini ve ...... ......'nın da ...... ......'e bu işi hallet, 200-250 bin mark kazanırsın" dediğini duymadım, ...... ......' in ofisinde ...... ......'nın, ...... ......'e kafa attığını görmedim, para yüzünden kavga ettiklerini işitmedim şeklinde beyanda bulunmuştur. Duruşmada, 12.7.2002 tarihli müfettiş beyanının doğru olduğunu söyleyerek, benzer şekilde savunma yapmıştır. Tanık ...... ......; a) Adalet müfettişlerince saptanan 21.5.2002 tarihli beyanında; "1995 yılının yaz aylarında Samsun'dan Mersin savcılığına atandım, ...... ...... ........ Müsteşarlığa atandıktan sonra Başsavcı ...... ...... .... gelene kadar, yani 10.02.1997 tarihine kadar Başsavcılığa vekalet ettim, hemen arkasından başsavcı vekili olarak Mersin'e atamam yapıldı, 11.10.1996 tarihinde Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ...... ...... Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı'na atandı, çok kısa bir süre sonra da komisyon başkanı oldu, Tarsus'tan ilk geldiğinde yanında adliyedeki tüm hâkim ve savcılara bilgisayar mühendisi ve yabancı dil öğretmeni olarak tanıttığı "...... ......" adıyla bilahare tanınan ...... ......vardı, geldikten kısa bir süre sonra ...... ......'le ve ...... ......'la ilgili dedikodular adliyede yaygın bir şekilde söylenmeye başlandı, çünkü ...... ......l Komisyon Başkanı olmasının da etkisiyle hâkim ve savcılar üzerinde ...... ......lehine bir manevi baskı oluşturmuştu, öyle ki ...... ......hâkim ve savcıdan çok daha üst pozisyonda birisi gibi davranıyor, ...... ...... da kendisine bu fırsatı veriyordu, adliyedeki hâkim ve savcılarla birlikte bir arkadaşımızın veda yemeğinde veya protokol yemeklerinde bile ...... ......'ın yanında yer alıyordu, bu sırada Başsavcı olarak ...... ...... ..... atandı, dedikodular daha da artınca Başsavcı ...... ....... .....'a ...... ......'in adliyede iş takipçiliği ve davalarda aracılık yaptığını duyduğumu, bu nedenle adı geçen şahsın adliyeye girmesinin sakıncalı olacağını söyledim, bu sözleri söylediğimde ...... ...... ..... , ...... ......'in evinde kiracı olarak oturuyordu, hatta ismini hatırlayamadığı emekli bir hakim arkadaşım kanalıyla kendisine "bu evde oturmasın, başı derde girer" diye de haber gönderdim, kendisi yani ...... ...... ..... inşaat halindeki evinin bitmesini bekliyordu, hemen Kasım Sümer'in evini boşalttı, ben işi gücü bırakmış adeta ...... ......'i takip eder duruma gelmiştim, çünkü dedikodular artık minibüslerde, taksilerde konuşulur vaziyetteydi, koridorda Kasım'ı sıkıştırıp "yine mi geldin?" dediğimde, kendisi ...... ......'ın odasına kaçıyordu, her mühim dava ve sorgu sırasında elinde cep telefonu ile adliyede dolaşıyor, hakim odalarına girip çıkıyor, birilerine cep telefonuyla uzun uzun bir şeyler anlatıyordu, PKK örgütü ile ilgili bir soruşturma sırasında ...... ...... yine adliye koridorunda idi, durumdan şüphelendim soruşturmayı yürüten ve halen İzmir'e yerleşen o zamanki savcı arkadaşım ...... ......'ya "evrakta titiz davranalım, çünkü ...... ......buralarda, bir şeyler çeviriyor, cep telefonuyla dışarıya bir takım haberler veriyor" dedim, ...... ...... tüm sanıkları tutuklama talebiyle sorgu hakimliğine gönderdi, bir ara ...... ...... koridordan kaybolunca ben şüphelendim, sorgu yapan Hakim ...... ......'ın odasına girdiğimde, beklediğini gördüm, o sırada sanıkların savunmasını almaya devam ediyordu, Hakim ...... ......'a "sorgu gizlidir" dedim ve orada ...... ......'e de dönerek; "sen utanmıyor musun?, ben seni kaç defa adliyeden kovdum" dedim, kolundan tutup odadan dışarıya çıkarttım, adliye karakol amiri ...... ...... biraz sonra yanıma geldi "Ne oldu? ......'a bir şey mi yaptınız? söylenerek gidiyordu" dedi, ben durumu olduğu gibi kendisine anlattım ve .....'a "bu adam hangi kaleme gidiyor, hangi hakimin yanına gidiyor takip edin" dedim, buna rağmen ...... ......'in önünü kesemedim, çünkü ...... ......onu her zaman için sahiplendi, himaye etti, korudu, kolladı, birlikte adliyeye girip çıktılar, nereye gittiler ve ne yaptılar dışarıdaki hayatlarını bilemem, bana bir haber göndererek, "Savcı ..... bey benden ne istiyor? Benimle niye uğraşıyor? İstediği şekilde ağırlayayım" dedirtti, ben de kendisine "adliyeden elini ayağını çeksin, başka bir şey istemiyorum" diye haber gönderdim, aradan çok zaman geçtiği için kimle haber geldiğini ve kimle gönderdiğimi hatırlamıyorum, ...... ...... ayrıca Başsavcı ...... ...... .....'ın, Hakim ...... ......'nun ve Hakim ...... ......'ın odasına da sık sık girip çıkıyordu, o tarihte ...... ...... ...., ...... ......'in evinde kiracı olarak oturuyordu, bu evi Başsavcı ...... beye, ...... ...... tutmuştu, çünkü diğer hakim ve savcılar üzerinde kurduğu baskı gibi, Başsavcı ..... beyin üzerinde de, ...... ......'in etkinliğini sağlamak istiyordu, ancak ...... ......1998 yılı sonlarında Yargıtay Savcılığına gittikten sonra Başsavcımız ...... ...... ....., ...... ......'i bir daha yanına kabul etmedi ve gelmemesi için de haber gönderdiğini duydum, bir daha da yanında görmedim, Bir dosya ile ilgili dedikodular çok artmıştı, bu dosya ...... ......dosyasıydı, ...... ......Karadenizli bir müteahhittir, karısını öldürmüş ve tutuklanmıştı, 14.05.1996 tarihinde verilen kararda sanığın kastın aşılması suretiyle TCK'nın 452/1, 51/1 ve 59/2. maddeleri gereğince netice itibarıyla altı sene üç ay ağır hapis cezası verilmişti, bu dosyanın duruşmalarına C.Savcısı olarak ben çıkmıştım, esas hakkındaki mütalaamda sanığın TCK'nın 449/1 ve 51/1. maddeleri gereğince cezalandırılmasını istemiştim, karara 1. Ağır Ceza Mahkemesi Üyesi ...... ......'de muhalif kalmıştı, dosya temyizim üzerine Yargıtay'dan bozularak geldi, dosya Yargıtay'dan geldikten sonra yeniden esasa kaydedilip, duruşmalara başlandığında mahkeme heyeti değişmiş, ...... ......l Mahkeme Başkanlığına, halen Mersin Asliye Ticaret Mahkemesi üyesi olan Hakim ...... ......'de mahkeme üyeliğine atanmıştı, diğer üye de Hakim ...... ......'di, bozmaya uyularak dosya Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderilerek rapor alındı, dosya karar aşamasına geldiğinde eski mütalaamı aynen tekrar ettim, TCK'nın 449/1 ve 51/1. maddeleri gereğince sanığın cezalandırılmasını istedim, sanık vekili Av. ...... ......son savunmasını vermek üzere mehil istedi, genellikle 1. Ağır Ceza Mahkemesinde son savunma için 10 veya 15 gün mehil verilirken, bu dava için Başkan ...... ...... bir istisna yaratarak bir aylık mehil verdi, bir sonraki celsede daha önce dinlenmiş ve görgüye müstenit herhangi bir bilgisi olmayan sanığın annesinin yeniden dinlenmesini sanık vekili talep etti, ben iddia makamı olarak söz aldım, sanığın annesinin daha önce dinlendiğini, yeniden dinlenmesinin dosyaya bir daha yenilik getirmeyeceğini bildirdim, bunun üzerine Mahkeme Başkanı üyeleri "dinlersek iyi olur" şeklinde söyleyerek ikna etti ve tanığın yeniden dinlenmesine ve dosya tutuklu olmasına rağmen, adı geçen tanığın ihzar yerine, davetiye ile celbine karar verildi, tanık bulunamadı, bunun üzerine sonraki celsede ihzar çıkartıldı, bir sonraki celsede adresinin bilinemediği bildirildi, daha sonrakinde Trabzon'da olduğu söylendi, adresinin tahkiki için tekrar talik edildi, buradaki amaç Başkan ...... ......'ın adli tatile kadar kararın çıkmasını engelleyerek, heyette değişiklik yapılmasını sağlamak ve kararı istediği gibi çıkarmaktı, nitekim adli tatilden bir gün önceki celsede heyette değişiklik olmuş üye ...... ...... adli tatile çıkmış, aynı zamanda komisyon başkanı olan ...... ...... ......'ı görevlendirmişti, ben avukat ..... ......., "tanığın adresini bildirin, ne zaman dönecek" diye söyleyerek sorulmasını mahkeme heyetinden istediğimde, avukat, heyete Trabzon'daki adresini bilmediğini, ne zaman döneceğini de bilmeyeceğini söyledi, Başkan ...... ...... ve heyet, tanığın dinlenmesinden vazgeçtiler, sanık vekilinden esas hakkındaki savunması istendi, Başkan ...... ...... ve heyet, tanığın dinlenmesinden vazgeçtiler, sanık vekilinden esas hakkındaki savunması istendi, sanık vekili duruşma salonu dışına çıkartıldı, Başkan, üye ...... ......'den görüşünü sordu, ...... ...... Başkana "benim oyum belli, daha önce muhalefet şerhim de vardı, TCK'nın 449/1 ve 51/1. maddeleri gereğince cezalandırılmasını istiyorum" diyerek kürsüden indi ve Reis ...... ......'ın odasına geçti, ben kürsüden inmedim, Başkan ...... bey dosyanın kapağını kaldırarak beni perdeledi ve ...... beyi ikna etmeye çalıştı, ...... ...... ilk kez bu dosyanın duruşmasına çıkıyordu, ..... bey Başkana: "Savcı bey ne diyor" diye sordu, Başkan ...... bey de, "onu boş ver, o farklı düşünüyor" diye söyledi, ben de ..... beye dönerek, "Yargıtay bozmasını, adli tıp raporunu ve esas hakkındaki mütalaayı oku yeter" derken, parmaklarımı da para alındığını ima edecek şekilde oynattım, bunun üzerine ...... ...... "ben mütalaaya uyuyorum" diye söyleyince, Başkan .....bey koltuğa kendisini bıraktı, rengi sarardı, bir süre hareketsiz kaldı, açıkça bir hayal kırıklığı yaşadığı belli oluyordu, sonra kendisini toparladı mübaşire tarafları çağır dedi ve mütalaama uygun olarak sanığın TCK'nın 449/1, 51/1 ve 59/2. maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verildiğini açıkladı, bu dosyanın baştan beri müdahili yoktu, aynı gün Başkan ..... beyin odasının kapısında bir kargaşa yaşandığını, akşam saat:17.00'ye kadar dışarıya çıkamadığını ve kapısında polis beklettiğini gördüm, bundan birkaç gün sonra ...... ......'in işlerini takip eden Karadenizli ...... ...... odama geldi bana "bizim Başkan ...... ......'a verdiğimiz para ne olacak? Paramızı versinler." Dedi, kendisine "ben Başsavcı vekiliyim, buranın Başsavcısı ...... ...... ..... Şu anda kütüphanede, kendisine anlatın, isterseniz Bakanlığa bildirin, neticeyi de bana bildirin" dedim, bir müddet sonra tekrar yanıma geldiğinde, Başsavcı ...... ...... .....'a durumu anlattığını, kendisine, "beni bu işe karıştırmayın, dışarıda halledin" diye söylediğini belirtti, verilen para miktarını söylemedi, rüşvet vermenin suç olduğunu bildiği için de şikayet edemedi, bu olaylar yaşandığında ...... ......'ın babası Mersin'deydi, ...... ......'ın babası Şereflikoçhisar'da oturan bir kişidir, ancak önemli davalarda karar verildiğinde sık sık Mersin'e gelir giderdi, ...... ...... temkinli bir kişiydi, aldığı parayı babası kanalıyla temin ettiğini sanıyorum, yaptığım araştırmada p
3. Ceza Dairesi, 2021/2017 E., 2024/10092 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
psamına göre; Suça konu yazının mahiyeti, yazının yayınlandığı derginin ulaştığı kitle ve kitlenin üzerindeki etkisi gözetildiğinde, atılı suçun unsurları itibariyle oluşmadığı ancak suça konu yazının bir bütün olarak değerlendirildiğinde, TCK'nın 214 üncü maddesinde düzenlenen "Suç işlemeye tahrik" suçunu oluşturup oluşturmayacağının karar yerinde tartışmasız bırakılması,
3. Ceza Dairesi         2021/2017 E.  ,  2024/10092 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SUÇ : Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyana tahrik etme, Silahlı terör örgütüne üye olma HÜKÜM : 1-Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyana tahrik etme suçundan; TCK’nın 313/1, 3713 sayılı Kanun 5/1, TCK 62/1, 53, 63.maddeleri uyarınca verilen mahkumiyet kararınına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi, 2-Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan; TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun 5/1, TCK 62/1, 58/9, 53, 63. maddeleri uyarınca verilen mahkumiyet kararınına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi, TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama, Bozma Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükümler temyiz edilmekle; Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebebine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü; Temyiz taleplerinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi; 1-Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyana tahrik etme suçu yönünden; Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyana tahrik etme suçunun yasal düzenlemesinde; Madde 313- (1) Halkı, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silahlı bir isyana tahrik eden kimseye onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir. İsyan gerçekleştiğinde, tahrik eden kişi hakkında yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (2) Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silahlı isyanı idare eden kişi, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur. (3) Bir ve ikinci fıkrada tanımlanan suçların, Devletin savaş halinde olmasının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle işlenmesi halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur. (4) Bir ve ikinci fıkrada tanımlanan suçların işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur. Yasanın gerekçesi ise; "Madde metninde halkı Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silahlı isyana tahrik, suç olarak tanımlanmaktadır. Silahlı isyan, Devlet otoritesini yok etmek amacını ifade eder. Suçun oluşması bakımından önemli olan husus, halkı “silahlı olarak” maddi bir fiile kışkırtmaktır. Suçun oluşması için, isyana tahrik fiili yeterlidir; isyanın gerçekleşmesi şart değildir. Zira maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, yapılan kışkırtma sonucu isyanın gerçekleşmesi halinde buna katılanlara ve isyanı idare edenlere verilmesi gerekli cezalar ayrıca gösterilmiştir. İkinci fıkraya göre, isyana kışkırtan ayrıca buna katılmış veya isyanı idare etmiş ise, artık sadece katılma veya idare etmeden dolayı ceza verilmesi gerekecektir. Maddenin üçüncü fıkrasında, halkı Türkiye Cumhuriyeti Hükumetine karşı silahlı isyana tahrik veya silahlı isyan suçlarının, Devletin savaş halinde olmasının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle işlenmesi halinde, verilecek ceza belirlenmiştir. Silahlı isyan suçunun işlenmesi sırasında kişiler öldürülmüş, yaralanmış ya da kişilerin veya kamu mallarına zarar verilmiş olabilir. Maddenin dördüncü fıkrasında, bu suçlardan dolayı da ayrıca cezaya hükmolunacağı kabul edilmiştir." şeklindedir. Madde gerekçesinde açıklandığı üzere, silahlı isyan, Devlet otoritesini yok etmek amacını ifade eder. Somut olayda, özetle sanığın Nokta dergisinin sorumlu yazı işleri müdürü olarak görev yaptığı, derginin 02.11.2015 tarihli 24 üncü sayısının kapak sayfasında Cumhurbaşkanı ...'ın fotoğraf ve silueti kullanılmak suretiyle saatli maarif takvimi görseline yer verildiği, üzerinde ... olarak "2 KASIM PAZARTESİ Türkiye İç ...'nın Başlangıcı" ibarelerinin yer aldığı, 34. sayfada; yine Cumhurbaşkanı ...'ın montajlanmış şekilde asker kıyafeti giydirilmiş, başında miğfer ve elinde pimi çekilmiş el bombasının yer aldığı bir fotoğraf ve görseline yer verildiği, üzerinde ... olarak bu kez "92. yılında bir ülke çatırdarken, ÇATIŞMALI DÖNEM" ibaresine yer verildiği, 35. sayfada "PROVA YAPILDI" başlığı altında;"7 Haziran - 1 Kasım seçimleri arası, kanlı bir dönem olarak kayıtlara geçti. ... İşlediği büyük suçlar nedeniyle demokrasi ve hukuka dönemeyecek olan yönetim, tek seçenek olarak baskı ve şiddetle varlığını sürdürüyor." şeklinde başlayan ve YENİ DÖNEM başlığı altında devam eden bölümde "...Başkanlık sisteminin hukuk içerisinde kurulamayacağını bir kez daha teyit eden 1 Kasım seçimleriyle birlikte Türkiye, şiddetin dozunun daha da yükseleceği bir döneme giriyor... Haziran seçimlerinden sonra şiddet provası fazlasıyla yapıldı. İktidarın bir daha değişmeyeceğine ilişkin prova ise çoktan tamamlanmış durumda... Devletin kurumlarının tahrip edilmesi ve iktidarın meşru yollardan değiştirilemeyeceğine ilişkin oluşturulan fiili durum, Türkiye'yi karanlık bir döneme itiyor. Dünyada pek çok örneğinde olduğu gibi meşru yolların tıkanması, toplumsal patlamaları beraberinde getirebilecek bir gelişme. Türkiye ilk defa bir iç savaş ortamına sürükleniyor. Türkiye'nin bölünebileceğine ilişkin öngörüler, dünyanın saygın basın organlarında, Türkiye'yi yakından tanıyan uzmanlar tarafından dile getiriliyor. Üzerinde durulan ikinci nokta ise Türkiye'nin ilk defa ciddi bir iç savaş tehlikesiyle karşı karşıya oluşu. Uzun süredir, "bizden olmayan" söylemi üzerine oluşturulan dil, etnik ve mezhepsel fay hatlarına yönelik ayrımcı ve dışlayıcı söylemler yanında, iktidarın propaganda makinesi konumundaki medya tarafından nefret söylemi toplumdaki farklı kesimler üzerine boca ediliyor." ibarelerine yer verildiği, yine aynı sayfada "HAYATI SEN İDAME ET" başlığı altında; "Çatışma ortamına gidiş, pek çok kişide ülkeyi terketme duygusu uyandırırken sosyal medya ortamında iç savaş durumunda alınması gereken tedbirlerle ilgili paylaşımlarda da büyük artış var." denerek gerekenler listesinde; "Isı yalıtımlı battaniye, yiyecek yığınağı, su temizleme tabletleri, parakort ip, sapan, tel testere, çakmak, bıçak" gibi olası bir iç savaş durumunda ihtiyaç listesinin yer aldığı, Suça konu dergide verilen mesajla devletin bütünlüğüne, milletin birlik ve beraberliğine kastedildiği ve bu amaçla toplumun huzur ve refahının bozulmak istendiği, ülke içerisinde kaos ortamı oluşturmak niyetiyle derginin basıldığı, iç savaşın sorumlusu olarak başta Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ... olmak üzere diğer devlet ve hükümet yetkililerinin olduğunun vurgulandığı, silahlı terör örgütü mensuplarının ise isyancı olarak nitelendirildiği ve hatta iç savaş için gerekli malzemelerin hazırlanması gerektiğinin belirtildiği, tedirgin hale getirilen vatandaşların ülkeyi terk etme yoluna başvurması gerektiğinin halka zorunluluk gibi gösterilmeye, "Türkiye İç Savaşının Başlangıcı" ifadelerine yer verilerek bir iç savaş senaryosunun oluşturulmaya çalışıldığı, bu algıyla halkın panik ve korkuya sevk edildiği, jenerik senaryo şeklinde yazıya ve görsele yansıtılan fotoğraflarla halkın bu senaryoda izlemesi gereken rolün biçildiği ve olası bir iç savaş halinde halkın bu senaryoda bir nevi provasını yapacak düzeyde hazırlatılmaya çalışıldığının görüldüğü, sanığın yayınlamış olduğu dergide demokratik olarak yapılan 1 Kasım 2015 tarihinde yapılan 26 ncı dönem milletvekili genel seçimini sabote etmek ve halkın bir kesimini mevcut Cumhurbaşkanı ile kurulacak hükümete karşı provoke etmek, ülkemizde iç savaş çıkarmak için silahlı isyana tahrik etmek suretiyle üzerlerine atılı suçu işlediklerinden bahisle açılan kamu davasında yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de; Oluş, iddia, mahkeme kabulü ve tüm dosya kapsamına göre; Suça konu yazının mahiyeti, yazının yayınlandığı derginin ulaştığı kitle ve kitlenin üzerindeki etkisi gözetildiğinde, atılı suçun unsurları itibariyle oluşmadığı ancak suça konu yazının bir bütün olarak değerlendirildiğinde, TCK'nın 214 üncü maddesinde düzenlenen "Suç işlemeye tahrik" suçunu oluşturup oluşturmayacağının karar yerinde tartışmasız bırakılması, 2-Silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 2017/16. MD-956 E. 2017/370 sayılı Kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 Esas, 2017/3 sayılı Kararında; "ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil olacağının" kabul edildiği gözetilerek; ByLock kullanıcısı olduğunu kabul etmeyen sanığın, ByLock uygulamasını kullandığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde teknik verilerle tesbiti halinde, ByLock kullanıcısı dair delilin atılı suçun sübutu açısından belirleyici nitelikte olması karşısında; ilgili birimlerden ayrıntılı olarak ByLock tesbit ve değerlendirme tutanağı getirtilip, istinaf aşamasından sonra beyanları dosyaya gelen ... ve ...'ın CMK’nın 210 uncu maddesi gereğince doğrudan aleni duruşmada sanığın huzurunda veya 5271 sayılı CMK’nın 180/1-2-5 maddesi gereğince SEGBİS kullanılmak suretiyle dinlenip, AİHS’nin 6/3-d ve Anayasanın 36 ncı maddeleri ile teminat altına alınan “iddia/kamu tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek” hakkı tanınarak dinlenip, yine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığ'nın 2023/1025 karar numaralı soruşturmaya yer olmadığına dair karar ve eklerindeki belgeler ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosunun 18.08.2020 tarihli yazısının ekinde yer alan belgeler ile bu belgelerde geçen sanığın bir dönem "Nahçıvan ağabeyi" olduğunu ilişkin kayıtların araştırılıp, sanığa okunarak, keza UYAP örgütlü suçlar bilgi bankasında sanık hakkında başkaca bir ifade yahut beyan, bilgi ve belge bulunup bulunmadığı araştırılıp varsa dosyaya getirtilerek ve CMK’nın 217 nci maddesi uyarınca duruşmada sanık ve müdafine okunup, tüm deliller bir arada değerlendirildikten sonra bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi, 3-Adli emanetin 2017/9197 sırasında kayıtlı eşyalar hakkında karar verilmemesi, Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün BOZULMASINA, sanığın tutuklulukta geçirdiği süre, mevcut delil durumu ve bozma nedeni gözetilerek tutukluluk halinin devamına, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304 üncü maddesi uyarınca dosyanın İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.09.2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
8. Ceza Dairesi, 2021/18523 E., 2023/1692 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Mazgirt Asliye Ceza Mahkemesinin 18.07.2019 tarihli kararıyla; ek savunma hakları verilerek sanığın 5237 sayılı Kanun'un 214 üncü maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü maddesi ve 62.
8. Ceza Dairesi         2021/18523 E.  ,  2023/1692 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2020/250 Esas, 2021/898 Karar SUÇ : Suç işlemeye alanen tahrik etme HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 ... maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 ... maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Mazgirt Cumhuriyet Başsavcılığının 20.11.2018 tarihli iddianamesiyle sanık ...'in 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 299 uncu maddesinin birinci fıkrası, 216 ncı maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır. 2. Mazgirt Asliye Ceza Mahkemesinin 18.07.2019 tarihli kararıyla; ek savunma hakları verilerek sanığın 5237 sayılı Kanun'un 214 üncü maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü maddesi ve 62. maddeleri gereğince Suç İşlemeye Tahrik suçundan 1 yıl 15 ... hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına; zincirleme şekilde Cumhurbaşkanına hakaret suçundan ise 1 yıl 2 ay 17 ... hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmiştir. 3. Mazgirt Asliye Ceza Mahkemesinin 18.07.2019 tarihli kararının sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin kararıyla sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan kurulan hükme yönelik kararın bozulmasına; suç işlemeye tahrik suçu yönünden kurulan hükme ilişkin incelemede ise, istinaf başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanmasına karar verilmiştir. Suç işlemeye tahrik suçu yönünden kurulan hükmü sanık müdafii temyiz etmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık müdafiinin temyiz istemi sanık hakkında suç işlemeye tahrik suçundan kurulan hükme yönelik olup hükmün gerekçesiz olduğuna ve istinaf başvurusundaki sebepleri tekrarladığına ilişkindir. Sanık müdafiinin istinaf başvurusu ise; suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığına ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin kabulü 1. Dava konusu olay sanığın ... isimli paylaşım sitesinde yazdığı ifadelerle suç işlemeye tahrik suçunu işlediği iddiasına ilişkindir. 2. Sanığın ... paylaşımlarının incelenmesinde 06.08.2016 tarihinde "haydi kurdo marş marş)))kendi ... gücünü kuracan, yoksa sana bu birleşmede yine gözyaşı, kan ve katliyam var." 23 Ağustos 2016 tarihinde "TC devleti Kürtleri sevmiyor ve güvenmiyor biz kürtlerde devlete güvenmiyoruz, kendimizi güvende hissetmiyoruz, ya birleşmiş millet ler bizi bu zülümden korusun müdahale etsin yada YPG veya peşmerge bizi korusun, yoksa biz kürtler burada korumasız ve kendimizi güvende hissetmiyoruz..."13 Aralık 2016 tarihinde "... üstüne üstelik bir de tırkonun askerlerinin savunmasız bir kürt köylüsüne yaptıkları şiddeti gördüm, psikolojim bozuldu vala... Bu evrimleşmemiş yaratıklara silahı eline verip bize işkence yapan bu yönetimle, mücadelemiz ... ve ... olacak...." , 4 ... 2016 tarihinde " bu ülkede demokratik yola bir mok olmaz umut dağlarda yine.", 17 Aralık 2016 günü "Kürtler hemen silahlanmalı(herkes canını çocuklarını ve malını korumalı((( devlet yok artık sizin için" 3. Sanık savunmasında dava konusu cümlelerin yazıldığı ... sayfasının kendisine ait olduğunu, yazıları hatırlamadığını, yazmışsa da pskolojik sorunları nedeniyle yazdığına dair beyanda bulunmuştur. 4. Elazığ Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi raporuna göre; sanığın cezai ehliyet ve fiillerinden sorumluluğu tamdır. 5. Yerel mahkemece sanığın Suç İşlemeye Tahrik suçunu işlediği ... kabul edilerek mahkumiyetine karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin kabulü İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik bulunmadığı kabul edilmiş ve istinaf isteminin suç işlemeye tahrik suçu yönünden esastan reddine karar verilmiştir. IV. GEREKÇE Basın yayın yoluyla atılı suçu işlediği anlaşılan sanığın cezasında 5237 sayılı Kanun'un 218 ... maddesi gereğince artırım yapılması gerektiği hususunun gözetilmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. 1. Sanık müdafiinin hükmün gerekçesiz olduğuna yönelik temyiz istemi; söz konusu kararın Anayasanın 141 ... maddesinin üçüncü fıkrasına, 5271 sayılı Kanun'un 34 üncü ve 230 uncu maddelerine uygun gerekçeyi içermesi nedeniyle, 2. Sanık müdafiinin atılı suçun maddi manevi unsurlarının oluşmadığına, ifade özgürlüğü kapsamında olduğuna ve beraat kararı verilmesi gerektiğine yönelik temyiz istemi ise; sanığın ... paylaşım sitesinde yazdığı cümlelerin atılı suçu oluşturması ve söz konusu yazıları kendisi yazmış olsa da pskiyatrik hastalık nedenli yazdığına ilişkin savunmasının Tıp Kurumu raporuyla doğrulanamaması nedeniyle sanık hakkında kurulan hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 28.06.2021 tarih ve 2020/250 Esas, 2021/898 Karar sayılı kararında sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Mazgirt Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.03.2023 tarihinde karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Hukuku Özel Hükümler

Bir sosyal medya fenomeni olan (A), on binlerce kişi tarafından takip edilen bir canlı yayın sırasında, çok uluslu bir şirketin yeni açılan fabrikası hakkında şu çağrıda bulunur: "Dostlar, bunların zehirli atıkları geleceğimizi öldürüyor! Yarın öğlen orada toplanıyoruz. O fabrikanın her bir camını indirelim, idari binasını ateşe verelim! Sesimizi eylemle duyurmalıyız!" Bu çağrı üzerine henüz kimsenin herhangi bir eylemde bulunmadığı varsayıldığında, (A)'nın bu sözlerinin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na göre en doğru hukuki nitelendirmesi aşağıdakilerden hangisidir?

A) Eylem, Anayasa ile güvence altına alınan ifade ve protesto özgürlüğü sınırları içinde kaldığından herhangi bir suç oluşmaz.
B) Halkı, sosyal sınıf farklılığına dayanarak kin ve düşmanlığa alenen tahrik suçu oluşmuştur.
C) Suç işlemek için alenen tahrik suçu oluşmuştur.
D) Tahrik konusu suçların işlenmesi halinde azmettiren sıfatıyla sorumlu tutulacağı için, bu aşamada cezalandırılmasını gerektiren bir fiil yoktur.
E) Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silahlı bir isyana tahrik suçunun hazırlık hareketleri söz konusudur.

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol