Türk Ceza Kanunu 215. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 215- (1) İşlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, bu nedenle kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması hâlinde, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
155 karar eşleşti
8. Ceza Dairesi, 2024/171 E., 2024/4304 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
1.Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 31.10.2017 tarihli iddianamesiyle sanık hakkında suçu ve suçluyu övmek suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 215 inci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesi gereğince cezalandırılması istemi ile dava açılmıştır.
8. Ceza Dairesi 2024/171 E. , 2024/4304 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2023/242 E., 2023/518 K.
SUÇ : Suçu ve suçluyu övmek
HÜKÜM : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 31.10.2017 tarihli iddianamesiyle sanık hakkında suçu ve suçluyu övmek suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 215 inci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesi gereğince cezalandırılması istemi ile dava açılmıştır.
2.Antalya 22. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.07.2018 tarihli kararı ile sanık hakkında suçu ve suçluyu övmek suçundan 5237 sayılı Kanun'un 215 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi, 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 53 üncü maddesi gereğince 500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
3.Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 05.12.2018 tarihli kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
4. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 30.11.2022 tarihli kararı ile basit yargılama usulüne ilişkin hükümler yönünden değerlendirme yapılmak üzere sair yönleri incelenmeyen hükmün bozulmasına ve dava dosyasının 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Bozma üzerine basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilmiş ve Antalya 22. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.03.2023 tarihli kararı ile sanık hakkında suçu ve suçluyu övmek suçundan 5237 sayılı Kanun'un 215 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi, 5271 sayılı Kanun'un 251 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 53 üncü maddesi gereğince 360,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
6. Sanığın itiraz etmesi üzerine Antalya 22. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.10.2023 tarihli kararı ile sanık hakkında suçu ve suçluyu övmek suçundan 5237 sayılı Kanun'un 215 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi, 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 53 üncü maddesi gereğince 500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz isteği; adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine, vasisine söz hakkı verilmediğine, suçun unsurlarının oluşmadığına, atılı suçu işlemediğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1.Dava konusu olay, sanığın 16.07.2016 tarihinde Facebook isimli sosyal paylaşım sitesinde diğer kullanıcıların erişimine açık bir şekilde yaptığı paylaşım nedeniyle suçu ve suçluyu övmek suçunu işlediği iddiasına ilişkindir.
2.Sanığın 16.07.2016 tarihli Facebook isimli sosyal paylaşım sitesinden yapmış olduğu paylaşımın ekran çıktısının dosya içerisinde bulunduğu anlaşılmıştır.
3.Sanık savunmasında özetle; dönemin hükümetine muhalif olduğundan ve darbenin emir komuta zinciri altında yapıldığını zannederek bu paylaşımı yaptığını, sayfasının herkese açık olmadığını, darbe girişiminin FETÖ Terör Örgütü tarafından yapıldığını öğrenir öğrenmez paylaşımı kaldırdığını, suç işleme kastı bulunmadığını beyan etmiştir.
IV. GEREKÇE
Basın yayın yoluyla atılı suçu işlediği anlaşılan sanığın cezasında 5237 sayılı Kanun'un 218 inci maddesi gereğince artırım yapılması gerektiği hususunun gözetilmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Sanığın facebook isimli sosyal paylaşım hesabından kendi arkadaş listesinde ekli kişilerin görebileceği şekilde "ULAN KEDİ OLALI BİR FARE TUTTULAR DEDİK ONDA DA VATANDAŞ KURTARDI BUNLARI ASKERİN ELİNDEN. MADEM BÖYLE BİR BOK YİYORSUNUZ HAZIR TV'NİN KARŞISINA GEÇTİK 36 SENE SONRA AĞIZ TADIYLA BİR DARBE İZLETMEDİNİZ BİZE AMK. TRT'DEN O BİLDİRİ YAYINLANINCA SANKİ DÜNYA KUPASI FİNALİ İZLER GİBİ HEYECANLANDIM. MISIRIMI ÇAYIMI ALDIM AYAĞIMI UZATTIM HEVESİM KURSAĞIMDA KALDI. KOLAY DEĞİL EN SON TV'DEN SİYAH BEYAZ BİLDİRİ İZLEDİĞİMDE 9 YAŞINDAYDIM AMA NEYSE ARTIK BİZDE DARBE GÖRDÜK DİYE TORUNA TOMBALAĞA ANLATACAK BİR ANIMIZ OLDU" şeklinde paylaşımda bulunduğu görülmüştür.
İfade özgürlüğü, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 26 ve Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşme'nin 10 uncu maddesi ile teminat altına alınmıştır.
İfade özgürlüğünün kullanımına meşru bir müdahale için;
a. Müdahalenin yasalarda öngörülmüş olması,
b. Ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu emniyeti, kamu düzeninin sağlanması ve suçun işlenmesinin önlenmesi, sağlığın korunması, ahlakın, başkalarının şöhret ya da haklarının korunması, gizli tutulması kaydıyla alınmış bilgilerin açıklanmalarının engellenmesi ve yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanmasına ilişkin değerlerden bir veya bir kaçını korumaya yönelik olmalıdır.
c. Müdahale, demokratik bir toplumda gerekli bulunmalıdır.
2709 sayılı Anayasa'nın 90 ıncı maddesinin son fıkrasına göre, “usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konularda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.”
Temel hak ve hürriyetlere ilişkin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ekli protokoller Türkiye Büyük Millet Meclisince onaylanmıştır. Anayasal düzenleme karşısında, ifade özgürlüğüne ilişkin Avrupa Sözleşmesinin 10. maddesi bir iç düzenleme şekline dönüşmüştür.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de içtihatlarında, kişinin hakkı ile toplumun çıkarı ve özellikle kişinin temel ifade özgürlüğü hakkı ve demokratik toplumun terör örgütlerinin faaliyetlerine karşı kendini korumaya ilişkin meşru hakkı arasında bir denge kurulması ihtiyacını beraberinde getirdiğini ifade etmiştir. (Zana v. Türkiye).
İfade özgürlüğü, sadece memnuniyetle karşılanan, zararsız veya önemsiz sayılan, insanların kayıtsız kalabileceği bilgi ve fikirler için değil, aynı zamanda demokratik toplumu şekillendiren çoğulculuğun, hoşgörünün ve geniş fikirliliğin doğasında bulunan bir gereklilik olarak saldırgan, şok eden, rahatsızlık veren veya ayrılık yaratabilen fikirler içinde uygulanabilmelidir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde,
Sanığın yaptığı paylaşımın bütünü değerlendirildiğinde, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini ve işlediği suçları meşru gösteren, öven ve teşvik eden ifadelerde bulunduğu, şiddeti meşru gösteren ifadelerin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği, mahkemenin suçun unsurlarının oluştuğuna dair kabulünde isabetsizlik bulunmadığı ve yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanığın temyiz itirazları yönünden hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Antalya 22. Asliye Ceza Mahkemesinin, 04.10.2023 tarihli ve 2023/242 Esas, 2023/518 Karar sayılı kararında sanık tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda aykırılık görülmediğinden aynı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca Antalya 22. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.05.2024 tarihinde karar verildi.
...
Diğer kararlar (4)
8. Ceza Dairesi, 2023/264 E., 2023/3841 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Bayat (Çorum) Cumhuriyet Başsavcılığının 16.08.2019 tarihli iddianamesiyle sanık hakkında suçu ve suçluyu övmek suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 215 inci maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca cezalandırılması talebiyle dava açılmıştır.
8. Ceza Dairesi 2023/264 E. , 2023/3841 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇLAR : Suçu ve suçluyu övmek
HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Bayat (Çorum) Cumhuriyet Başsavcılığının 16.08.2019 tarihli iddianamesiyle sanık hakkında suçu ve suçluyu övmek suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 215 inci maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca cezalandırılması talebiyle dava açılmıştır.
2. Bayat (Çorum) Asliye Ceza Mahkemesinin 25.06.2020 tarihli kararı ile sanık hakkında atılı suçtan, 5237 sayılı Kanun’un 215 inci maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları uyarınca 6 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
3. Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 29.06.2020 tarihli kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanığın istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
4. Dairemizin 29.11.2022 tarihli 2021/16957 Esas, 2022/27854 Karar sayılı kararı ile, temyiz başvurusunda temyiz nedenlerini göstermediği anlaşılan sanığa, 5271 sayılı Kanun’un 295 inci maddesinin birinci fıkrasında öngörülen 7 günlük kanunî süre içerisinde temyiz nedenlerini gösteren ek dilekçe sunması, aksi halde temyiz talebinin reddedileceğine ilişkin ihtar içeren tebligat gönderilmesi ve sanığın sunması halinde ek temyiz dilekçesi de eklenerek incelenmek üzere dosyanın iadesinin sağlanması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz isteği, paylaşımlarının kamu düzeni açısından açık ve yakın tehlike oluşturmadığına, buna dair araştırma ve tespit yapılmadığına, paylaşımında FETÖ liderini yüceltmeyip aksine "ilkokul mezunu" olan bu kişi tarafından insanların nasıl kandırılabildiklerine işaret ettiğine, paylaşım içeriğinin düşünce özgürlüğü kapsamında imalı anlatım içerdiğine, gerekçeli kararda yeterli izahat yapılmadan üst hadden ceza tayin edildiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1. Dava konusu olay; sanığın, kendisine ait olan facebook hesabından, 14.07.2019 ve 15.07.2019 tarihinde yaptığı darbe teşebbüsünü destekleyici mahiyette paylaşımlar ile, bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda aleni olarak suçu ve suçluyu övme suçunu işlediği iddiasına ilişkindir.
2. 16.07.2019 tarihli ararştırma tutanağı ve 17.07.2019 tarihli araştırma raporuna göre, sanığa ait "Bayat Çorum" isimli hesaptan, 14.07.2019 tarihinde " ... 15 # Temmuz la hiçbir bağım yoktur. Askerlerin vahşice öldürüldüğü bir günü kutlamam. 15 Temmuz Darbesi kontrollü darbedir. ... 15 Temmuzu kutlamam, bu darbe askerime polisime sivil vatandaşlarımıza vatan evlatlarına yapılan bir darbedir. Asla 15 Temmuzu kutlamam. O darbede hayatlarını kaybeden şehitlerimizi rahmet şükranla anıyorum. ... 15 Temmuzun tek sorumlusu akp hükümeti ve recep tayyip Erdoğandır. ... Tazecik beyinlere zafer diye yutturacağınıza ilkokul mezunu fetullahın sizi nasıl kandırdığını anlatında ibret alsınlar, terliği F16'ya fırlatım düşürmeye çalışanların bayramı olan 15 Temmuz Tiyatrolar Haftası kutlu olsun" şeklinde ve 15.07.2019 tarihinde " ... 15 Temmuz kontrollü darbedir, ihanet projesidir. ... 15 Temmuz zafer bayramı diye ilan eden akp hükümeti gariban askerimi haince öldüren insanlar asıl akp hükümeti... " şeklinde ibareler yer alan paylaşımlar bulunmaktadır.
3. Bayat (Çorum) Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/287 sayılı soruşturması kapsamında, sanık hakkında terör örgütünün veya amacının propagandasını yapmak suçundan, 16.08.2019 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair ek karar verilmiştir.
4. Sanık savunmasında, cemaat ve tarikatlara karşı bir kişi olduğunu, 15 Temmuz darbesine ilişkin İyi Parti ve CHP tarafından sunulan yönergelerin reddedildiğini, halkın bu konuda aydınlatılamadığını, kendisinin de övgü içeren ifadeler olmadan, buna dair görüşlerini paylaştığını beyan etmiştir.
A. İlk Derece Mahkemesinin kabulü
Sanığın paylaşımlarının darbe girişiminin hemen ardından yapılması nedeniyle, sanığın suçu ve suçluyu övme suçunun sabit olduğu kabul edilerek sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin kabulü
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, sanığın istinaf talebi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, duruşmasız yapılan incelemede, sanığın zincirleme halde aleni nitelikte darbe teşebbüsünü destekleyici mahiyette paylaşımlarda bulunması gerekçesiyle, suçun unsurlarının oluştuğunun kabulü ile, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
1. İfade özgürlüğü, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 26 ve Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına dair Sözleşme'nin 10 uncu maddesi ile teminat altına alınmıştır.
İfade özgürlüğünün kullanımına meşru bir müdahale için;
a. Müdahalenin yasalarda öngörülmüş olması,
b. Ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu emniyeti, kamu düzeninin sağlanması ve suçun işlenmesinin önlenmesi, sağlığın korunması, ahlakın, başkalarının şöhret ya da haklarının korunması, gizli tutulması kaydıyla alınmış bilgilerin açıklanmalarının engellenmesi ve yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanmasına ilişkin değerlerden bir veya bir kaçını korumaya yönelik olmalıdır.
c. Müdahale, demokratik bir toplumda gerekli bulunmalıdır.
2709 sayılı Anayasa'nın 90 ıncı maddesinin son fıkrasına göre, “usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konularda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.”
Temel hak ve hürriyetlere ilişkin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ekli protokoller Türkiye Büyük Millet Meclisince onaylanmıştır. Anayasal düzenleme karşısında, ifade özgürlüğüne ilişkin Avrupa Sözleşmesinin 10. maddesi bir iç düzenleme şekline dönüşmüştür.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de içtihatlarında, kişinin hakkı ile toplumun çıkarı ve özellikle kişinin temel ifade özgürlüğü hakkı ve demokratik toplumun terör örgütlerinin faaliyetlerine karşı kendini korumaya ilişkin meşru hakkı arasında bir denge kurulması ihtiyacını beraberinde getirdiğini ifade etmiştir. (Zana v. Türkiye).
İfade özgürlüğü, sadece memnuniyetle karşılanan, zararsız veya önemsiz sayılan, insanların kayıtsız kalabileceği bilgi ve fikirler için değil, aynı zamanda demokratik toplumu şekillendiren çoğulculuğun, hoşgörünün ve geniş fikirliliğin doğasında bulunan bir gereklilik olarak saldırgan, şok eden, rahatsızlık veren veya ayrılık yaratabilen fikirler içinde uygulanabilmelidir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, sanığın paylaşımlarının, 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Gününe ilişkin görüşlerini ve siyasi fikirlerini içerdiği, kullandığı ifadelerin bütünü nazara alındığında, ulusal güvenlik ve kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikeyi ortaya çıkarma ya da kamu barışını bozmaya elverişli olmadığı, terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini ve işlediği suçları meşru gösterecek veya övecek ya da teşvik edecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanunun 215 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suçu ve suçluyu övme suçunun unsurlarını taşımadığı gözetilmeden beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi nedeniyle, kurulan hüküm isabetli bulunmamıştır.
2. Kabule göre de;
Sanığın paylaşımlarının ne şekilde 5237 sayılı Kanunun 215 inci maddesinin birinci fıkrası kapsamında, işlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen övme suçunun unsurlarının oluştuğu hususu denetime olanak verecek biçimde gösterilip tartışılmadan yetersiz gerekçeyle mahkumiyet kararı verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, sanığın temyiz istemi yerinde görüldüğünden Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 29.06.2020 tarihli kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğnameye aykırı olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Bayat (Çorum) Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.05.2023 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Hakkında suçu ve suçluyu övme suçundan dava açılan sanık ...’le ilgili Bayat Asliye Ceza Mahkemesinin mahkumiyetine karar verdiği, Samsun Bölge Adliye Mahkemesinin sanığın istinaf başvurusunu esastan reddettiği; dosya içerisinden sanığın 15 Temmuz gecesi yapılan hain darbe girişimine karşı darbeyi gerçekleştirmeye çalışan terör örgütü FETÖ’nün başarısızlığa uğradıktan sonra kullandığı slogan olan “darbe tiyatrodur, kontrollü darbe” mesajlarını sosyal medya hesabından paylaştığı, darbeye direnen vatandaşları küçümseyerek “terliği F-16’ya fırlatıp düşürmeye çalışanların bayramı olan 15 Temmuz tiyatrolar haftası kutlu olsun” ayrıca “yaz kızım 15 Temmuzla hiçbir gönül bağım yoktur askerlerin vahşice öldürüldüğü bir günü kutlamam ben” yine darbeye maruz kalan hükümeti kastederek “kontrollü darbe yapan AKP hükümeti Tayip Erdoğandır daha ötesi yok” şeklinde mesajlar yazdığı ayrıca “bu ülkenin vatan hainleri AKP hükümeti Tayip Erdoğan daha ötesi yok” yine “yaratan Allah işte senin yalanını böyle konuşturur Tayip Erdoğan... işte terör örgütü PKK/FETÖ hepsi sensin” şeklinde mesajlar yazdığı tespit edilmiş sanık bu mesajları yazdığını kabul etmiştir.
FETÖ terör örgütü 15 Temmuz 2016 tarihinde darbe teşebbüsüne kalkışarak Gölbaşındaki Özel Harekat’ı bombalamış, ülkemizin çeşitli yerlerinde hain darbe girişimine karşı direniş gösteren asker, polis vatandaşlarımızın üzerine bomba atmakta ve direnişini kırmak için elinden geleni yapmış başarısız olunca da önce FETÖ lideri Fetullah Gülen darbenin tiyatro olduğunu ve kontrollü darbe beyanını kullanarak darbeye direnen vatandaşları küçümsemeye ve eylemi kendisinin gerçekleştirdiği gerçeğini gizlemeye çalışarak bütün terör örgütleri gibi propaganda faaliyetlerine girişmiştir.
Darbe, iktidarı zorla ele geçirmek isteyen kişilerin gerçek amacı hak etmedikleri halde meşru yönetimi devirerek yönetimi ele geçirmektir. Bunun için darbeye girişirken veya başardıktan sonra iktidarın meşruiyetini kaybettiğini, ülkemize de ayrıca meşru iktidarın Anayasanın kuruluş amaçlarından vazgeçtiğini ileri sürerler. Öyle ki 1961 yılında iki kez darbe teşebbüsünde bulunan ... o sırada Başbakan olan Atatürk’ün yakın silah arkadaşı ve ülkenin kurucu ilkelerini belirleyen isimlerden olan İsmet İnönü’nün dahi kuruluş felsefesinden ayrıldığını düşünerek kendisini devirmeye iki kez kalkışmıştır. Halbuki amaç sadece iktidar aygıtını hukuka aykırı olarak ele geçirmektir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 21. maddesinde; (1) Herkesin, doğrudan ya da özgürce seçilmiş kişiler aracılığıyla ülkesinin kamu yönetimine katılma hakkı vardır.
(2)Herkes ülkesinin kamu hizmetlerinden eşit olarak yararlanma hakkına sahiptir.
(3) Halkın iradesi, hükümet erkinin temelidir; bu irade, gizli ya da buna denk bir yöntemle yapılacak ve genel ve eşit oy verme yoluyla gerçekleşecek olan dönemsel ve dürüst seçimle belirir. Ülkemizde de serbest seçimlerle gelen iktidarlara 27 Mayıs 1960’dan itibaren darbeler gerçekleştirilmiş, trajikomik olan ise 1924 Anayasasına göre iktidar olan partiyi deviren cuntacılar söz konusu iktidarın Anayasayı ihlal ettiğini söyleyerek kendi elleriyle 1924 Anayasasını ilga etmişlerdir.
15 Temmuz 2016 darbesini başaramayan FETÖ örgütü ve darbenin başarılmasını isteyen darbenin gerçekleşmesini isteyenler bu isteklerini açıkça dile getirmekten çekindiklerinden halkın direnişini küçümsemek amacıyla müebbet cezayı gerektiren suç olan darbeye direnişi küçümsemeye ve darbeye direnen halkımızı aşağılamak amacıyla çeşitli sloganlar üretmişlerdir. Söz konusu ve bu amaçla sanık tarafından yazıldığı anlaşılan sosyal medya mesajlarının amacı suç olan darbeyi övmek fiilini oluşturmaktadır.
Sanığın yukarıda saydığımız kendisinin de kabul ettiği sosyal medyadan aleni olarak yaptığı paylaşımlarda darbeye direnişi küçümseyerek darbe suçunu övdüğü aşikardır. Ayrıca sanık hakkında paylaştığı paylaşımlar nedeniyle oluştuğunu düşündüğümüz ve işlem yapılmayan Cumhurbaşkanına hakaret suçundan zamanaşımı süresi içinde işlem yapılması mümkündür.
Yakın tehlike;
Suçu ve suçluyu övmek suçunun oluşması için kamu düzeni açısından eylemin yakın tehlike oluşturması bakımından irdelendiğinde;
Tarihimizde Buçuktepe vakasından başlamak üzere yönetimde olan 36 Osmanlı Padişahından 12’si darbelerle indirilmiş olup; Cumhuriyet dönemimizde ise 27 Mayıs 1960 yılından itibaren başlayan ve 1961 yılında ... tarafından iki kez 1970 yılında 9 Martta akim kalan ve 12 Martta gerçekleşen darbe, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997, 27 Nisan ve 15 Temmuz darbe girişimleri dikkate alındığında ülkemizde darbe tehlikesinin halen yakın olduğu bu tür darbe suçuna karşı söylemlerin yakın tehlike kriteri açısından suç sayılması gerektiği ayrıca 27 Mayıs döneminde yönetime gelen Milli Birlik Komitesi cuntasının görevdeyken bile oluşan silahlı kuvvetler cuntasının ve ordu içinde tespit edilemeyen cuntaların varlığı gözönüne alındığında atılı suçun oluştuğu Cumhurbaşkanına hakaret suçundan da sanık hakkında zamanaşımı süresinde işlem yapılması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmamaktayız. 29.05.2023
Ceza Genel Kurulu, 2020/214 E., 2023/466 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
ütün olarak ele alınıp değerlendirildiğinde; içeriğinde silahlı terör örgütünün propagandasını teşkil eden söz ve ifadelerin bulunmadığı, silahlı terör örgütü kurucusu ve üyelerini mahkûm oldukları suçlar bağlamında övmekten ibaret eylemin TCK'nın 215. maddesinde düzenlenen suçu ve suçluyu övme suçunu oluşturduğu, hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanı
Ceza Genel Kurulu 2020/214 E. , 2023/466 K.
"İçtihat Metni"
YARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ağır Ceza
SAYISI : 619-137
I. HUKUKİ SÜREÇ
Terör örgütü propagandası yapmak suçundan sanığın 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/2 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 53/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun mülga 250. maddesi ile görevli Malatya (Kapatılan) 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.06.2008 tarihli ve 38-120 sayılı hükmün, sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 01.02.2012 tarih ve 21671-1178 sayı ile; "Sanığın gazetede yazıp yayımladığı yazı bir bütün olarak ele alınıp değerlendirildiğinde; içeriğinde silahlı terör örgütünün propagandasını teşkil eden söz ve ifadelerin bulunmadığı, silahlı terör örgütü kurucusu ve üyelerini mahkûm oldukları suçlar bağlamında övmekten ibaret eylemin TCK'nın 215. maddesinde düzenlenen suçu ve suçluyu övme suçunu oluşturduğu, hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan CMK'nın mülga 250. maddesi ile görevli Malatya (Kapatılan) 3. Ağır Ceza Mahkemesince 27.06.2012 tarih ve 86-135 sayı ile; suçu ve suçluyu övme suçundan sanığın TCK'nın 215/1 ve 53/1. maddeleri uyarınca 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiş, bu hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 19.12.2013 tarih ve 3567-16360 sayı ile; "Sanığa yüklenen suçun tarihi, işlenme yöntemi ve temel şekli itibarıyla gerektirdiği cezanın süresine göre; hükümden sonra 05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesi kapsamında kaldığı ve anılan maddenin birinci fıkrasının 'b' bendinde yer alan 'Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine karar verilir.' şeklindeki düzenleme karşısında; hükmün sair yönleri incelenmeksizin öncelikle bu sebepten dolayı bozulmasına" karar verilmiştir.
6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 1. maddesiyle 3713 sayılı Kanun'a eklenen geçici 14. maddesi uyarınca dosyanın devredildiği Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesince bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 30.09.2014 tarih ve 100-275 sayı ile 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava Ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun'un geçici 1. maddesinin
birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca kovuşturmanın ertelenmesine karar verilmiş, bu karar 02.12.2014 tarihinde merciince itirazın reddine karar verilmesi suretiyle kesinleşmiştir.
Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren 3 yıl içinde sanığın kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunu işlediğinden bahisle dosyayı yeniden ele alan Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesince 06.02.2018 tarih ve 25-96 sayı ile; suçu ve suçluyu övme suçundan sanığın beraatine karar verilmiş, bu hükmün Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 18.10.2018 tarih, 7517-11174 sayı ve oy çokluğuyla; "Adıyaman’ın Gerger İlçesinde yayımlanan yerel Gerger Fırat Gazetesi’nin sahibi, sorumlu yazı işleri müdürü ve köşe yazarı olan sanık ...'in kendi köşesinde kaleme aldığı, 04.01.2008 tarihli 181. sayısında 'FETO ile APO' başlıklı yazısında, 'Apo'nun Yurtseverleri', 'Kürt Özgürlük Hareketi' gibi terimler kullanarak, PKK terör örgütünün sözde lider ve üyelerini yüceltip eylemlerinden övgüyle bahsetmesi, güvenlik güçlerinin terör örgütüne karşı mücadelesini eleştirmesi karşısında; ülkemizin yıllardır süre gelen ve hâlen mevcudiyetini sürdüren terör tehdidi altında bulunduğu da göz önüne alındığında, sanık tarafından kullanılan bu ifadelerin kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlike doğurabilecek nitelikte olduğu nazara alınarak; eyleminin, TCK'nın 215. maddesi kapsamında kaldığının anlaşılması karşısında, mahkûmiyeti yerine yazılı şekilde beraat kararı verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Daire Başkanı H. Metiner ve Daire Üyesi F. Argıç; "...Her ne kadar sanık tarafından kaleme alınan yazıda yer alan ve terör örgütünün sözde lideri ile üyelerine duyulan sempatiyi dile getiren '... Öcalan'ın yurtsever güçleri', 'Kürt Özgürlük Hareketi' şeklindeki ifadeler, kamu vicdanını rahatsız edici ve kabul edilemez olsa dahi; yazı içeriği bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Feto yapılanmasının PKK terör örgütüne nazaran daha ciddi bir tehlike arz ettiğine yönelik kişisel görüşünü açıklayan ve bu doğrultuda hükûmet politikasını eleştiren sanığın bu açıklamasının kamu düzenini bozmaya elverişli boyutta olmaması, toplumun dirlik ve düzeni açısından açık, yakın ve somut bir tehlike hâli yaratacak koşullar da bulunmaması nedeniyle sanığın unsurları itibarıyla oluşmayan yüklenen suçtan beraatine karar verilmesi," düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Bozmaya uyan Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesince 05.03.2019 tarih ve 619-137 sayı ile; suçu ve suçluyu övme suçundan sanığın TCK'nın 215 ve 53/1. maddeleri uyarınca 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiş, bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 24.10.2019 tarih, 12874-13016 sayı ve oy çokluğuyla onanmasına karar verilmiştir.
Daire Başkanı H. Metiner ve Daire Üyesi F. Argıç 18.10.2018 tarihli Daire kararında yer alan görüş doğrultusunda karşı oy kullanmışlardır.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 21.11.2019 tarih ve 36233 sayı ile; "...Sanığın suça konu köşe yazısında; suç tarihinde kendisini dini ve ahlaki bir cemaat hareketi olarak gösteren FETÖ/PDY yapılanmasının insanların dini duygularını istismar ederek ülkeyi ele geçirmeye çalıştığı, laik cumhuriyet için tehlike oluşturduğu, bu yapıyla yeteri kadar mücadele edilmeyip Apo'nun yurtseverleri ve kürt özgürlük hareketi dediği kesimle mücadele edildiği, bu cemaat yapılanmasıyla gerçekte bu kesimin mücadele ettiği, silahların susup uzlaşma sağlanarak ülke için tehdit oluşturan bu cemaat yapılanmasıyla mücadele edilmesi gerektiği mesajlarını vermeye ve o tarih itibarıyla Fetullahçı cemaat yapılanmasının yarattığı tehlikeye dikkat çekmeye çalıştığı, her ne kadar yazıda yer alan ve terör örgütünün sözde lideri ile üyelerine duyulan sempatiyi dile getiren 'Apo'nun yurtseverleri', '... Öcalan'ın yurtsever güçleri', 'Kürt özgürlük hareketi' şeklindeki ifadeler, kamu vicdanını rahatsız edici ve kabul edilemez nitelikteyse de; yazı içeriği bir bütün olarak değerlendirildiğinde; FETÖ yapılanmasının PKK terör örgütüne nazaran daha ciddi bir tehlike arz ettiğine yönelik kişisel görüşünü açıklayan ve bu doğrultuda eleştiriler getiren sanığın bu açıklamalarının kamu düzenini bozmaya elverişli boyutta olmadığı, toplumun huzur, güven ve düzeni açısından açık, yakın ve somut bir tehlike hâli yaratmadığı, anılan köşe yazısının ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmesi ve sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği," düşüncesiyle itiraz yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 04.03.2020 tarih, 27716-10890 sayı ve oy çokluğuyla itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU
Özel Daire çoğunluğuyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı suçu ve suçluyu övme suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Gerger Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenen 08.01.2008 tarihli tutanakta; Adıyaman ili, Gerger ilçesinde yayımlanmakta olan Gerger Fırat isimli yerel gazetenin 04.01.2008 tarihli 181. sayısının 1 ve 7. sayfalarında sanık tarafından kaleme alınan; "FETO ile APO" başlıklı köşe yazısında "... Öcalan'ın yurtsever güçleri" ve "Apo'nun yurtsever güçleri" ifadeleri ile yazının bütünü içinde suç işleme kastıyla PKK terör örgütünü, örgütün ele başını ve mensuplarını masum ve meşru bir mücadele içinde göstererek övücü ve propagandist ifadelerle suç işlediği şüphesiyle söz konusu yazının yazarı olan sanık hakkında CMK'nın 160. maddesi uyarınca resen soruşturma başlatılmasına karar verildiğinin belirtildiği,
Anılan yazı içeriğinin;
"Fetullah’ın Tarikatçıları
...’ın Yurtseverleri…
Ve Cumhuriyetin Laik Bekçileri…
Fetullah ...'in tarikat ve cemaat güçleriyle, ... Öcalan’ın Yurtsever güçleri bu günlerde Yurt ve dünya genelinde karşı karşıya gelmiş çatışıyor. Son günlerde Türkiye’nin Güneydoğusu ve Kuzey ırak’a uzanan Kürt coğrafyasında yoğunlaşan Feto-Apo mücadelesi meydan muharebesine dönüşerek kıran kırana sürüyor.
Feto’nun Tarikatçıları ne ister?
Demokratik, Laik Cumhuriyet Devletini alaşağı edip yerine Tarikat-Cemaat ve Şeriat düzenini getirmek.
Ya Apo’nun Yurtseverleri ne istiyor?
Onlarda Cumhuriyetin demokratikleştirilmesini, Anayasal eşit vatandaşlık hakkının Kürtlere tanınmasını istiyor. Feto ile Apo, Türkiye ve Dünya genelinde karşı karşıya mücadele ederken acaba TC’nin laik bekçileri ne yapıyor?
Onlar da, dün tüm enerjisini Solcuları bitirmeye, 27 yıldan beride Solcuları bırakıp Hedefine Kürtleri almış. Şehirleri tarikat ve cemaat güçlerine bırakıp yüce dağların doruklarına çıkmış. Apo’nun Yurtseverleri ya da PKK’sını kovalıyor. Çatışıyor. Bazen vuruyor bazen vuruluyor.
Laik Cumhuriyet güçleri tarafından Solcu Komünist, Din düşmanlarını saf dışı etmek, ülkeyi bölücü belasından kurtarmak için yanlarına alınarak, Şehirlerin teslim edildiği Tarikat güçleri, işe eğitim ve öğretimden başlamış. Kısa süre içinde Türkiye’de binlerce okul, dershane, yurt, pansiyon, cemaat evi kurarak, Anadolu da gelen yoksul öğrencilerle doldurmuş. Her yıl on binlerce öğrenciyi mezun ederek önce kurdukları ve dershanelerde görevlendirilmiş ardında Milli Eğitim’e yerleştirilmeye başlanmış.
Günümüz Türkiye’sinde, Yurt içinde ve dışında kaç tarikat, cemaat okulu, Dershanesi, Yurdu, Pansiyonu, dergâhı ve cemaat evi olduğunu, buralarda okuyan öğrenci mevcudunu bu mevcutta mezun olanlar içinde kaç bin tanesinin Devlete sızdığını tam olarak bilen açıklayan bir devlet yetkilisi var mı?
Laik Cumhuriyetin şehirleri teslim ettiği tarikat ve cemaatler içinde en ileri atağı tabi ki Feto yapmıştır. Milli Eğitim bütünüyle, Emniyet, Belediyeler ve birçok devlet kurumları da büyük oranda ele geçirilmiştir. Yüz binlerce Feto’cu Devletin tepesinde oturmuş. Türkiye yi yönetmekte ve yönlendirmektedir. Feto kısa sürede Türkiye Cumhuriyetini yemlik gibi kullanarak büyük başarılar elde etti. Şu anda Türkiye’nin siyasetine, ticaretine Yazılı medya ve görsel basınına, Eğitimine, hatta giyim kuşamının düzenlenmesine, Emniyet istihbaratına yön veren Fetocular…
AKP’nin 22 Temmuz seçimlerinde aldığı başarının ardındaki güçte yine Feto tarikatının gücüdür. Bakın Türkiye’nin yüksek tepelerine, orada görev yapan atanmış ve seçilmişlerin çoğuna… Fetullah çarkından geçenlerle dolup taşıyor.
Bir bakın Devletin yüksek tepelerine…
Türkiye bayrağının yanında türbanda ülke semalarında dalgalanmaya başladı. Dün bayrağı selam duran resmi zevat bu gün Türbana da duracak.
İlk 20 yılını solcuları, komünistleri ezmeye, Son 27 yılında Kürtleri ve Apo’nun yurtseverlerini ezmeye veren Laik güçler, yarın veya öbür gün dağdaki işleri bitip ya da bir sulh ile dağdan kışlalarına, şehirlerine döndüğünden gözlerine inanamayacaklar. Bölünmemesi için uğrunda can verdikleri Laik Cumhuriyetin sessiz sedasız ve kansız bir şekilde, Feto’nun tarikatçıları tarafında ele geçirilerek yer yer şeriat. Tarikat cemaat, ümmet kurallarının uygulanmaya başlandığını, Laik cumhuriyetin kutsalları olan Laiklik, Demokrasi yerine Tarikat ve cemaat, Türban ve Çarşaf kutsallarının aldığını görecek ve büyük pişmanlık duyacaktır. Ama ne yazık ki o zaman iş işten geçmiş olacak. Yapacakları bir şey bulunmayacak. Dönüp Türban ve Tarikat önünde selam duracak. Benim bu laik bekçilere tavsiyem. Eşyalar tez elden tükenmeden, hemen yakınlarındaki tesettür mağazasına koşun. Baylar için birer cüppe ve tekke. Bayanlar için birer çarşaf ve Türban satın alın. Yarın, Devlet kurumlarına bu giysileri giymeden giremeyeceğinizi bilin ve ona göre hareket edin. Sevgili okurlar, Bu saatten sonra, 47 yıllık boyunca Devlet yemliklerinde otlatılan Tarikat ve cemaat güçlerine artık Laik Cumhuriyet güçlerinin nüfus edebilmesi mümkün değildir. 10 milyonu aşmış Tarikat gençliği, ABD’ye sırtını dayamış Feto cemaati ile baş edebilmesi mümkün değildir.
Feto Tarikatı için bu günlerde en büyük tehlike Dünyanın dört bir yanında ve Türkiye’de karşılarına dikilen Apo’nun yurtsever gücüdür. Bakın Çin’den, Rusya’ya, Avrupa’dan ABD’ye, Afrika’dan Avustralya’ya, oradan Ortadoğu’ya. Nerede Feto orda Apo güçleri var. Fetoyu Sovyet Cumhuriyetleri, Balkan Ülkeleri ve Avrupa, sınır dışı etmeye okul ve yurtlarını bir biri ardına kapatmaya başladı. Feto’ya dünya daralınca, Feto 27 yıldır burnunun dibinde görmediği Doğu ve Güneydoğudan Irak, İran, Suriye’ye uzanan Kürt coğrafyasına gözünü dikti. Burada fakirlik ve cahillik var diyerek bölgeye AKP’ninde oluruyla girmeye karar verdi. İşte bunu gören Kürt özgürlük hareketi karşıt duruş göstererek bastırılmak istenen Demokratik Kürt özgürlük hareketinin tarikatlaştırılmasını istiyor.
Son günlerde AKP’nin başı Erdoğan ve Yardımcılarının… Yerel seçimlerde Diyarbakır’ı alma hedefleri boşuna değil. AKP tabelası altında başlatılan bu kapışmanın ardındaki güç, aslında Feto’nun tarikat gücünden başkası değildir. Erdoğan’ın dağdakilerini evlerine gönderme niyeti samimi bir niyetten çok Kürt coğrafyasındaki demokratik Kürt hareketini Tarikat ve ümmet ikilemine kaydırmaktır. Diyarbakır’da, önümüzdeki seçimler kıran kırana geçecektir. Erdoğan bu seçimleri almak için seçim tarihine kadar Laik düzenin bekçisi orduyu dağlarda tutmak. Şehirler de cemaatlerin at oynatmasını rant yapabilmelerini istiyor.
Feto’nun tarikat gücü artık Laik Cumhuriyeti fazla engel tanımıyor. Onun bu günlerde gördüğü engel Apo’nun yurtseverleridir. Onları ordu ile etkisiz veya zayıf düşürürsem Güneydoğuyu yerel seçimlerde almak, Diyarbakır kalesini düşürmek kolay olacaktır.
Eğer Laik Cumhuriyetin Bekçileri, Demokrasi ve Laikliğin gerçekten korunması, yaşatılması için mücadele ediyor ise, bu ideallerinde kararlı ve samimiyse,
Eğer, Apo’nun Yurtseverleri Cumhuriyetin içini Demokratik değerlerle doldurulup çağdaşlaşması idealinde samimi ve kararlıysa,
Yarın çok geç olmadan,
Derhal Silahlar susmalı, Uzlaşıya giden yol seçmeli, Laik güçler dağlara verdiği enerjisini Şehirlere çekerek. Tarikat ve cemaat tehlikesini görmeli. Aksi takdirde yarın ne laik cumhuriyet kalır nede Demokratik cumhuriyet ideali gerçekleşir. Tüm bu değerler, ABD’den Türkiye’ye Hümeynivari şekilde gelmek üzere olan Tarikat hocası Feto’nun gelişiyle Tepe takla oluverir. Bir çok Laik Cumhuriyetçi ile birlikte bir çok Kürt Demokrat kendisini ya zindanlarda yada toplu dar ağaçlarında bulur. Böyle bir şeyi düşünmek dahi istemiyorum. Ama kaygılarım çok büyük.
Yarın çok geç olmadan, Demokrasiye, Çağdaşlığa, Evrensel Hukuka saygısı olanlar, Artık yol ayrımındayız. Ya Demokratik Cumhuriyet yada Tarikat ve cemaat iktidarı diyeceksiniz. Gerisi ıvır zıvırdır. Laik Cumhuriyetin bu gün ülkeyi bölücüler diye dağda kovaladıkları Yurtsever gençliğin yarınlarda Demokratik cumhuriyet idealiyle layık ve cumhuriyete sahip çıkmayacağını kim söyleyebilir. Çünkü iki seçenek vardır. Ya demokratik laik cumhuriyet yada cemaat Tarikat ve Şeriat hangisini seçersiniz? Takdir sizindir." şeklinde olduğu,
Sanığın anılan köşe yazısı nedeniyle verilen hapis cezasının ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiği iddiasıyla 27.01.2020 tarihinde yaptığı başvuru üzerine Anayasa Mahkemesince 19.10.2022 tarih ve 2020/3630 sayı ile; ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna, Anayasa’nın 26 ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ve kararın bir örneğinin ifade ve basın özgürlükleri ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, bahse konu kararın gerekçesinin ise;
"56. Kıdemli bir gazeteci olan başvurucunun söz konusu yazıyı 2008 yılında, güvenlik güçlerinin PKK terör örgütüne yönelik operasyonlarının yoğunlaştığı bir dönemde kaleme aldığı anlaşılmaktadır. Başvurucu, güvenlik güçlerini 'Cumhuriyetin Laik Bekçileri', PKK terör örgütünü 'Apo'nun Yurtseverleri' ve 'Kürt Özgürlük Hareketi', FETÖ/PDY'yi ise 'FETO' ve 'Fetullah’ın Tarikatçıları' olarak tanımlamıştır. Başvurucu, köşe yazısının kaleme alınmasından çok daha sonra FETÖ/PDY olarak isimlendirilecek olan, o tarihte kendilerini 'cemaat' veya 'hizmet hareketi' olarak nitelendiren örgütü 'FETO' olarak isimlendirmiş; örgüt olduğunu vurguladığı bu yapının toplum ve devlet için büyük tehlike arz ettiğini iddia etmiştir. Başvurucu, güvenlik güçleri ile PKK terör örgütüne eşit mesafede durarak kaleme aldığı yazısında güvenlik güçleri ile 'Apo'nun Yurtseverleri'nin her ikisinin de esasen laik ve demokratik cumhuriyete ilişkin ortak ideallere sahip olduğunu ve birbirleriyle çatışma hâlinde olan bu iki gücün birbirlerine karşı silah kullanmak yerine rejim değişikliğini hedefleyen FETÖ/PDY'ye karşı birlikte mücadele etmesi gerektiğini savunmuştur.
57. 'Laik güçler, yarın veya öbür gün dağdaki işleri bitip ya da bir sulh ile dağdan kışlalarına, şehirlerine döndüğünden gözlerine inanamayacaklar. Bölünmemesi için uğrunda can verdikleri Laik Cumhuriyetin sessiz sedasız ve kansız bir şekilde, Feto’nun tarikatçıları tarafında ele geçirilerek...' ve 'Laik güçler dağlara verdiği enerjisini Şehirlere çekerek. Tarikat ve cemaat tehlikesini görmeli' şeklindeki ifadelerinde de açıkça dile getirdiği gibi başvurucu, köşe yazısında bir bütün olarak güvenlik güçlerinin PKK terör örgütüne yönelik operasyonel faaliyetlerini eleştirmemekte; güvenlik güçlerinin esaslı amaçları doğrultusunda rejim için büyük tehlike oluşturan FETÖ/PDY'ye karşı mücadele etmesini de istemektedir.
58. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesinin başvurucunun, PKK terör örgütünü tanımlarken 'Apo'nun Yurtseverleri' ve 'Kürt Özgürlük Hareketi' ifadelerini kullanarak terör örgütünü masum ve zararsız göstermeyi amaçladığı ve böylece PKK/KONGRA-GEL terör örgütünü ve liderini övdüğü şeklindeki değerlendirmeye katılması mümkün olmamıştır. Böyle bir değerlendirme, kelimelere başvurucunun verdiği anlamın ötesinde anlamlar vermek olur ve hiçbir düşünce açıklaması sahibinin kastettiğinden farklı şekilde yorumlanarak cezalandırma konusu yapılmamalıdır (benzer değerlendirmeler içeren birçok karar arasından bkz. Ergün Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 72; Tansel Çölaşan, § 69; Emin Aydın (2), B. No: 2013/3178, 25/6/2015, § 50). İlk olarak başvurucunun kullandığı ifadeler yazısı boyunca benimsediği görece tarafsız tutumu yansıtmaktadır.
59. Toplumun terör konusundaki hassasiyeti dikkate alındığında kamunun vicdanını rahatsız edecek mahiyette bulunsa bile başvurucunun kavramsallaştırması ne ... Öcalan ve PKK tarafından gerçekleştirilen terör eylemlerinin desteklendiğini ne de tasvip edildiğini göstermektedir. Gerek derece mahkemesinin gerekse Yargıtayın gerekçesinden başvuru konusu müdahaleyi haklı gösterecek nitelikte açık ve yakın bir tehlikenin mevcut olduğu anlaşılamamaktadır.
60. Bu doğrultuda Mahkemelerin başvurucunun sözlerini bağlamından kopartmaksızın ve olayın bütünselliği içinde değerlendirdiği de söylenemez. Sonuç olarak yukarıdaki hususlar dikkate alındığında ilk derece mahkemesinin ve Yargıtayın gerekçelerinin somut olayda başvurucunun ifade özgürlüğüne müdahale edilmesini haklı göstermek için tek başına yeterli olmadığı kabul edilmiştir.
61. Yukarıdaki hususlar dikkate alındığında ilk derece mahkemesinin gerekçesi, başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerine yapılan müdahale için ilgili ve yeterli sayılamaz. Bu nedenle verilen kararda, ilgili çıkarlar arasında adil bir denge kurulduğu söylenemez." olarak açıklandığı,
Anlaşılmıştır.
Sanık aşamalarda benzer şekilde; Gerger Fırat isimli yerel gazetenin sahibi olduğunu, yaklaşık kırk yıldır gazetecilik yaptığını, suça konu yazının kendisine ait olduğunu, yaşamı boyunca demokrasi ve hukuk mücadelesi verdiğini, bu doğrultuda düşüncelerini özgürce açıkladığını, yazısında kullandığı; "Feto'nun tarikatçıları", "Apo'nun yurtseverleri" ve "Türkiye Cumhuriyetinin laik bekçileri" ifadelerinin kendisinin tarafsız olduğunu gösterdiğini, "Apo'nun yurtseverleri" ifadesinin örgüt tarafından kullanıldığını, onların kullandığı bu ifadeye yazısında yer verdiğini, terör örgütünün propogandasını yapmadığını, ... Öcalan'ı ya da terör örgütünü övme gibi bir kastının da olmadığını, yazının şiddet içermediğini, ifade ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, yazı içerisinde yer alan "FETO" kelimesini ilk kullanan kişinin kendisi olduğunu, bu yazısında Fetullah ... cemaatinin bir terör örgütü olduğuna ve devleti ele geçirmeye çalıştığına yönelik birtakım uyarılarda bulunduğunu savunmuştur.
V. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konularına İlişkin Görüşler
Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Öğretide değişik tanımlara rastlanmakla birlikte, genel bir kabulle ifade/düşünce hürriyeti, insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkân ve özgürlüğüdür. Demokrasinin olmazsa olmaz şartı olan ifade hürriyeti, birçok hak ve özgürlüğün temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin de kaynağıdır. İşte bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti, temel hak ve hürriyetler kapsamında değerlendirilerek, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda da ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmuştur.
Bu bağlamda;
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19. maddesinde; "Herkesin görüş ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, karışmasız görüş edinme ve herhangi bir yoldan ve hangi ülkede olursa olsun bilgi ve düşünceleri arama, alma ve yayma özgürlüğünü içerir.",
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 10. maddesinin birinci fıkrasında; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir." Hükümlerine yer verilmiştir.
Anayasamıza bakıldığında;
25. maddesinde "Düşünce ve kanaat hürriyeti" başlığı altında; "Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.",
26. maddesinde, AİHS’nin 10. maddesinin birinci fıkrasındaki düzenlemeye benzer şekilde; "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir." hükümleri yer almıştır.
Görüldüğü gibi Sözleşme'nin 10. maddesinin birinci fıkrası ile Anayasa’nın 25 ve 26. maddelerinde ifade (düşünce) hürriyeti en geniş anlamıyla güvence altına alınmıştır.
Günümüz özgürlükçü demokrasilerinde, istisnalar dışında, geniş bir yelpazeyle düşünceyi açıklama korunmakta ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmek suretiyle özgürlüğün sağladığı haklardan en geniş şekilde yararlandırılmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi konuya ilişkin olarak; "İfade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur. İfade özgürlüğü, 10. maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen 'haber' ve 'düşünceler' için değil, ama ayrıca Devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz. Bu demektir ki, başka şeyler bir yana, bu alanda getirilen her 'formalite', 'koşul', 'yasak' ve 'ceza', izlenen meşru amaçla orantılı olmalıdır." şeklinde görüş belirtmiştir (Handyside/ Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 07.12.1976).
Öte yandan Anayasa'nın "Basın hürriyeti" başlıklı 28. maddesi;
"Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz.
Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.
Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır." şeklinde düzenlenmiş,
Maddenin atıf yaptığı, Anayasa'nın "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" başlıklı 26. maddesinin ikinci ve devamı fıkraları ise;
"Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir." biçiminde hüküm altına alınmıştır.
AİHS’nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında da; "Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir." düzenlemesine yer verilmiştir.
5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3. maddesi, "Basın Özgürlüğü" başlığı altında;
"Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.
Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir." şeklinde düzenlemiş ve basın özgürlüğünün sınırları belirlenmiştir.
Ceza Genel Kurulunun 20.03.2007 tarihli ve 65-70 sayılı kararında da belirtildiği gibi; geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır. Bunlar; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser ortaya koyma haklarıdır.
Temelini AİHS'nin 10. maddesi ile Anayasa'nın 28. ve devamı maddelerinden alan ve 5187 sayılı Kanun'un 3. maddesinde düzenlenen basın özgürlüğü ve bu kapsamda bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser ortaya koyma hakkı, TCK'nın 26. maddesinin birinci fıkrasında; "Hakkını kullanan kimseye ceza verilmez." düzenlemesi kapsamında bir hukuka uygunluk nedenidir. Ancak habere ulaşma, haberi yorumlama ve eleştirme ile haberi kamuya ulaştırmayı kapsayan bu hakkın hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilebilmesi için; haberin gerçek ve güncel olması, haberin kamuyu ilgilendirmesi yani kamuoyunun haberi öğrenmekte menfaatinin bulunması ve haber ile haberin veriliş şeklinin uyumlu olması gereklidir (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, İstanbul, 2013, 3. Bası, s. 323; Nur Centel-Hamide Zafer-Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınevi, İstanbul, 2010, 6. Bası, s. 336-338; Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2011, 12. Bası, s. 279-282).
Bu aşamada TCK'nın 215. maddesinde düzenlenen "Suçu ve suçluyu övme" suçuna uyuşmazlıkla ilgili olduğu ölçüde değinilmesinde yarar bulunmaktadır.
Anılan madde; "İşlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
" şeklinde düzenlenmiş iken 30.04.2013 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun'un 10. maddesi ile bahse konu maddede yer alan "kimse" ibaresinden sonra gelmek üzere “bu nedenle kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması hâlinde,” ibaresi eklenerek son şeklini almıştır.
İşlenmiş olan bir suçun ya da işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişinin alenen övülmesi bu suçun hareket unsurunu oluşturmaktadır. Seçimlik hareketli olarak düzenlenen bu suç da ya işlenen bir suçun övülmesi ya da işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişinin övülmesi söz konusudur. Bu anlamda suçu ve suçluyu övme suçunun oluşması için öncelikle ortada işlenmiş bir suç veya suç işlemiş bir kimsenin bulunması gerekir. İşlenmiş bir suçtan veya bir kişinin suç işlediğinden söz edilebilmesi için ise bu durumun mahkeme kararıyla tespit edilmesi ve bu kararın da kesinleşmesi gerekmektedir.
Suçu ve suçluyu övme suçunun unsurlarından biri olan övmek fiili Türk Dil Kurumunun Türkçe Sözlüğü'nde; "Birinin veya bir şeyin iyiliklerini, üstünlüklerini söyleyerek değerini yüceltmek, sena etmek; methetmek, yermek karşıtı" şeklinde tanımlanmıştır. Anılan suç bakımından övme fiiline ilişkin olarak öğretide; "Yurtcan’a göre; övme fiili içeriğinde duyguyu da barındırır. İçeriğinde duygunun olması, övme fiilini, örneğin haber vermek gibi, diğer fiillerden ayırır. Erem övme fiilini; başkalarını övülen suçu işlemeye teşvik edici veya başkalarını o suçu işlemekten alıkoyan manevi engelleri ortadan kaldırıcı sözler söylemek olarak tanımlamaktadır. Cihan’a göre övme fiili, ilgili konuya yönelmiş pozitif bir yargının açıklanması durumudur. Önder ise, övme ile hukuka aykırı bir fiilin doğruluğu, meşruluğu ve haklılığı konusunda kişilerde bilinç yaratmak ve böylece suçun meydana getirilmesini kolaylaştırmak istendiğini belirtmektedir. Bayraktar; övmenin basit bir yüceltme olarak anlaşılmaması gerektiğini, övmenin aynı zamanda suç işlemeye de tahrik edici hareketler bütünü olduğunu ileri sürmektedir. Toroslu da; cezalandırılabilir bir övme fiilinden söz edebilmek için bunun yalnızca pozitif bir düşünce açıklamasından ibaret olmaması gerektiğini, ayrıca övülen suçu işleme konusunda etkin bir teşvik özelliğine sahip olması gerektiğini belirtmektedir." açıklamalarına yer verilmiştir (Prof. Dr. İbrahim Dülger-Arş. Gör. Selami Cin, Suçu ve Suçluyu Övme Suçu (TCK md. 215), D.E.Ü. Hukuk Fakültesi Dergisi, Prof. Dr. Durmuş Tezcan’a Armağan, C. 21, Özel S, 2019, s. 2874-2875). Ancak suçlunun övülmesi seçimlik hareketine ilişkin suç oluşturan eylem suç işlemiş olan kişinin herhangi bir şekilde övülmesi değil işlemiş olduğu suçtan dolayı övülmesidir. Örneğin suç işlemiş bir kişinin iyi bir şair olduğunun alenen övülmesi durumunda anılan suç unsurları itibarıyla oluşmayacaktır.
Bu suçun oluşması için övmek fiilinin alenen yapılması, diğer bir ifade ile fiilin, gerçekleştiği koşullar itibarıyla belirli olmayan ve birden fazla kişiler tarafından algılanabilir olması gerekmektedir. Övme fiilinin belirsiz sayıdaki kişiler tarafından işitilebilecek, görülebilecek ve algılanabilecek bir ortamda veya çok sayıda kişinin öğrenmesini sağlayacak herhangi bir araçla işlenmesi hâlinde, aleniyet vardır. Aleniyetin varlığı için, çok sayıda insanın öğrenmesinin olanaklı olması yeterlidir; söylenenlerin fiilen duyulması şart değildir. Ayrıca TCK'nın "Ortak hüküm" başlıklı 218. maddesinde suçu ve suçluyu övme suçunun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâli ağırlaştırıcı sebep olarak düzenlemiştir.
Öte yandan, insan haklarına saygı ve bu konuda ortaya çıkan aksaklıkları iç hukukumuzda çözüme bağlama ilkelerinin gereğinin yerine getirilebilmesi ve ülkemizin AİHM önündeki davalar açısından görünümünün daha iyi bir noktaya taşınabilmesi amacıyla, AİHS tarafından koruma altına alınan hakların ihlaline sebebiyet verebilen çeşitli kanunlarda yer alan ilgili hükümlerde değişiklik yapılması ve söz konusu olabilecek ihlal durumlarının ortadan kaldırılması için hazırlanan ve 30.04.2013 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6459 sayılı İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 10. maddesi ile TCK'nın 215. maddesine "bu nedenle kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması hâlinde," ibaresi eklenmiş ve bu şekilde söz konusu suç soyut tehlike suçu olmaktan çıkarılıp somut tehlike suçu hâline getirilmiştir. Diğer bir ifade ile bu suçun cezalandırılabilmesi için failin işlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen övmesi yeterli olmayıp ayrıca failin bu eylemi sonucunda devletin ve toplumun güvenlik, düzenlilik ve sükûn içinde bulunması, kamu hizmetlerinin aksamadan görülmesi anlamına gelen kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin de ortaya çıkması gerekmektedir. Açıklık, tehlikenin kuşkuya meydan vermeyecek şekilde ortaya çıkmasını; yakınlık ise düşünce açıklamasında kullanılan kelimelerin somut tehlike yani zarar yaratma olasılığına yakın olmasını ifade etmektedir. Değişiklikle birlikte artık övme fiilinin suçun konusu üzerinde doğrudan bir tehlike yarattığı kabulü ortadan kaldırılmış, böyle bir tehlikenin gerçekte doğup doğmadığına ilişkin ayrı bir araştırma yapılması gerekliliği hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle failin cezalandırılabilmesi için yargılama sırasında hâkimin somut tehlikenin varlığını araştırması zorunludur. Ayrıca bu somut tehlike suçun kurucu unsuru değil objektif cezalandırılma şartıdır. Bu nedenle anılan eylem gerçekleştirildikten sonra kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlike ortaya çıkmadığında fail teşebbüsten cezalandırılamayacaktır (Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu Şerhi, Birinci Baskı, 5. Cilt, Adalet Yayınevi, Ankara, 2021, s. 7272-7273).
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Yerel Mahkemece, Adıyaman ili, Gerger ilçesinde yayımlanmakta olan Gerger Fırat isimli yerel gazetenin sahibi, sorumlu yazı işleri müdürü ve köşe yazarı olan sanığın kendi köşesinde kaleme aldığı 04.01.2008 tarihli ve "FETO ile APO" başlıklı yazısında; "Apo'nun Yurtseverleri", "Kürt Özgürlük Hareketi" gibi terimler kullanarak, PKK terör örgütünün sözde lider ve üyelerini yüceltip eylemlerinden övgüyle bahsetmesi ve güvenlik güçlerinin terör örgütüne karşı mücadelesini eleştirmesi karşısında; ülkemizin yıllardır süregelen ve hâlen mevcudiyetini koruyan terör tehdidi altında bulunduğu da göz önüne alındığında, sanık tarafından kullanılan bu ifadelerin kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlike doğurabilecek nitelikte olduğu ve bu şekilde sanığa yüklenen suçu ve suçluyu övme suçunun unsurları itibarıyla oluştuğu kabul edilen olayda;
Suça konu yazıda sanığın PKK terör örgütü için; "...’ın Yurtseverleri" ve "Kürt Özgürlük Hareketi" şeklinde toplumun önemli bir bölümü için rahatsız edici nitelikte olan ifadeler kullandığı anlaşılmakta ise de yazı içeriği bir bütün olarak değerlendirildiğinde; PKK tarafından gerçekleştirilen terör eylemlerini destekleme, tasvip etme veya terör suçlarını işlemeye teşvik etme anlamına gelebilecek herhangi bir anlatımın bulunmaması, bu anlamda işlenmiş olan bir suçun veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişinin övülmesinin söz konusu olmaması, anılan yazının yayımlanması nedeniyle kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıktığının dosyaya yansımaması, yazının esas itibarıyla, güvenlik güçlerince PKK terör örgütüne yönelik olarak yapılan operasyonların eleştirilmesi için değil sanık tarafından o tarihte "FETO" olarak adlandırılan, örgüt olduğu ve rejim için tehlike oluşturduğu vurgulanan FETÖ/PDY örgütü ile mücadele edilmesinin sağlanması amacıyla eleştirel bir dille kaleme alınmış olması hususları ile suça konu yazıya ilişkin olarak sanığa verilen hapis cezası nedeniyle ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine yönelik Anayasa Mahkemesinin 19.10.2022 tarihli ve 2020/3630 sayılı kararı göz önüne alındığında sanığa atılı suçun unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 24.10.2019 tarihli ve 12874-13016 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.03.2019 tarihli ve 619-137 sayılı hükmünün, sanığa atılı suçun unsurları itibarıyla oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.09.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
16. Ceza Dairesi, 2016/2510 E., 2018/1384 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Ceza Dairesinin 05.06.2002 tarih, 5079-6668 sayılı kararda da işaret olunduğu üzere TCK'nın 215. maddesinde tanımlanan suçu ve suçluyu övme suçunu oluşturacağı tartışmasız ise de, TCK’nın 215.
16. Ceza Dairesi 2016/2510 E. , 2018/1384 K.
"İçtihat Metni"
İtiraz Eden : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
İtirazla İlgili Hüküm : 3713 sayılı Kanunun 7/2, TCK'nın 62, 50, 52. maddeleri uyarınca mahkumiyet
Suç : Terör örgütünün propagandasını yapmak
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
A)İTİRAZ KONUSU:
Sanıklar ... ve ... hakkında terör örgütü propagandası yapma suçundan mahkumiyetlerine dair Bingöl Ağır Ceza Mahkemesinin 22.01.2015 gün ve 2014/186 esas, 2015/34 karar sayılı kararının sanıklar müdafileri tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından yapılan temyiz incelemesi sonucu Dairenin 04.11.2015 gün ve 2015/5601 esas, 2015/4209 sayılı ilamı ile hükmün oyçokluğu ile BOZULMASINA karar verilmiştir.
B) İTİRAZ NEDENLERİ:
Mezkur ilama Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21.03.2016 tarih ve 16-2015/59334 sayılı yazısı ile;
"Sanıklara atılı terör örgütü propagandası yapma suçunun düzenlendiği 3713 sayılı Kanunun 11.04.2013 tarih ve 6459 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 7/2 madde ve fıkrası," Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Ayrıca, basın ve yayın organlarının suçun işlenmesine iştirak etmemiş olan yayın sorumluları hakkında da bin günden beş bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur. Aşağıdaki fiil ve davranışlar da bu fıkra hükümlerine göre cezalandırılır:
a) (Mülga: 27.03.2015-6638/10 md.)
b) Toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında gerçekleşmese dahi, terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde;
1. Örgüte ait amblem, resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması,
2. Slogan atılması,
3. Ses cihazları ile yayın yapılması,
4. Terör örgütüne ait amblem, resim veya işaretlerin üzerinde bulunduğu üniformanın giyilmesi." hükmünü haizdir.
Kanunun bu amir hükmüne göre toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında gerçekleşmese dahi, terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde örgüte ait amblem, resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması, slogan atılması eylemleri terör örgütü propagandası yapma suçunu oluşturur. Bu hallerin varlığı halinde maddenin 2. fıkrasının 1. cümlesi hükmünde belirtilen terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek eylem ve söylemlerin ayrıca bulunmasına gerek olmayıp, örgüte ait amblem, resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması suçun oluşumu için yeterli olacaktır.
Somut olayda; ... ve ... Partisi Bingöl İl Örgütünün "özgürlük yürüyüşü" adı altında düzenlediği izinsiz toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında sanık ...'ın terör örgütü PKK/KCK bayrağını salladığı, sanık ...'in ise terör örgütünün lideri olan ... ... resminin bulunduğu bayrağı salladığı, daha sonra sanıkların içinde bulunduğu topluluğun cebir ve şiddete başvurmadan kendiliğinden dağıldığı sabittir. Topluluğun zaman zaman attığı sloganlar arasında "Komutan Agit yaşıyor, HPG savaşıyor" şeklinde, suç tarihinde ve halen aktif olan terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek, övecek ya da teşvik edecek nitelikte bir sloganın da bulunduğu olay tutanağından anlaşılmaktadır.
Sanıkların bu şekilde gerçekleştirdiği eyleminin, yerel mahkemece de kabul edildiği gibi 3713 sayılı Kanunun 7/2 maddesinin (b) bendinde, toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında gerçekleşmese dahi, terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde örgüte ait amblem, resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması olarak unsurları gösterilen terör örgütünün propagandasını yapma suçuna uyduğu, kanunun açık olarak suç saydığı bu eylemin salt yapılan toplantı ve gösterilerde sanığın da içinde bulunduğu grubun herhangi bir şiddete başvurmaması gibi kanunda yer almayan bir gerekçeyle ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı sonuç ve kanaatine varılmış; bu nedenlerle Yüksek daire'nin bozma ilamında (A) harfi ile gösterilen birinci bozma nedeni yönünden Yüksek Daire kararına itiraz etmek gerekmiştir." şeklindeki gerekçe ile, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 04.11.2015 gün ve 2015/5601 esas, 2015/4209 karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, bozma nedenleri arasında (A) harfi ile gösterilen bozma nedeninin ilamdan çıkarılması suretiyle diğer bozma nedenleri gözetilerek hükmün BOZULMASINA karar verilmesi, bu görüş doğrultusunda karar verilmemesi halinde dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi talep olunmuştur.
Ayrıntıları Dairemizin 09.02.2016 tarih, 2015/7466 esas ve 2016/1025 karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, kamuoyu tarafından çözüm süreci olarak adlandırılan ve silahlı terör örgütünün vahim nitelikteki eylemlerine önemli ölçüde ara verdiği dönemde ..... ve ... Partisi il örgütünün "özgürlük yürüyüşü" adı altında düzenlediği izinsiz toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında sanık ...'ın terör örgütünün simgesini taşıdığı, diğer sanık ...’in ise terör örgütü lideri ... .... resminin bulunduğu posterle gösteriye katıldığı, gösteri sonrasında herhangi bir şiddete başvurulmaksızın kendiliğinden dağıldığı olayda; taşınan pankartların örgütün cebir şiddet ve tehdit içeren yöntemlerini öven, meşru gösteren ya da bu yöntemlere başvurulmasını teşvik eden bir muhteva içermediği, silahlı terör örgütünün simgesinin veya örgüt liderinin posterinin taşınmasının Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2007/9-69-99 sayılı kararıyla Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 05.06.2002 tarih, 5079-6668 sayılı kararda da işaret olunduğu üzere TCK'nın 215. maddesinde tanımlanan suçu ve suçluyu övme suçunu oluşturacağı tartışmasız ise de, TCK’nın 215. maddesinde 11.04.2013 tarih ve 6459 sayılı Kanunun 10. maddesi ile "bu nedenle kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde" ibaresinin eklenmiş olması karşısında bu suçtan cezalandırabilmek için kamu güvenliği açısından açık ve yakın tehlikenin ortaya çıkması halinin cezalandırma şartı olarak öngörüldüğünden, suç tarihinde kamu düzeninin bozulması bakımından açık ve yakın tehlike söz konusu olmaması nedeniyle Dairemizce verilen kararda isabetsizlik bulunmadığından dosyanın itirazın incelenmesi için Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
C) KARAR:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının yerinde olmadığı ve kararın düzeltilmesini gerektiren bir neden bulunmadığı ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmesi yerinde olacağı anlaşıldığından; dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.04.2018 tarihinde Üye ...'ın karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY:
Sayın çoğunluğun Dairemizin 04.11.2015 tarih ve 2015/5601 esas, 2015/4209 karar sayılı kararına Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21.03.2016 tarihinde yapmış olduğu itirazı üzerine dosya Dairemizde yaklaşık 25 ay bekledikten sonra itirazın bu sefer değişik gerekçeyle reddi ile dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine ilişkin Dairemizin 25.04.2018 tarihli kararına aşağıdaki gerekçelerle katılmak mümkün olmamıştır.
Öncelikle ifade edilmesi gerekir ki anılan karara yönelik itirazın içerik ve gerekçesi, Dairemizin 04.11.2015 tarih ve 2015/5601 esas, 2015/4209 karar sayılı kararında yazmış olduğum karşı görüş yazısı ile bire bir aynı olup, itirazla örtüşmesi nedeniyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı yerindedir.
İtiraza konu olay BDP Bingöl İl Başkanlığı organizesinde ''özgürlük yürüyüşü'' adı altında düzenlenen kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşünde 1996 yılında güvenlik güçlerine yönelik intihar eylemi şeklinde terör saldırısı düzenleyen ... ... posterinin açıldığı olayda sanıklar ... ... ... PKK/KCK terör örgütü (sözde) bayrağı, sanık ...'in ise PKK/KCK örgütü elebaşı ve anılan silahlı terör örgütü ile özdeşleşmiş olan ... ... resmi bulunan flamayı taşıyıp, sallamalarıdır.
Yerel mahkemece sanıklar hakkında silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan kurulan mahkumiyet kararı, Dairemizin yine aynı başkan ve üyelerin katılımı ile karşı itiraz konusu bozma nedeni yönünden oy çokluğu ile olmak üzere "Anayasanın 26 ve 90/son; AİHS 10 maddeleri ve AİHM Zana/Türkiye; Yılmaz ve Kılıç/ Türkiye kararları da vurgulanıp'' yazı ve sözler (atılan slogan, taşınan pankart veya giyilen üniforma) ile verilen mesajın şiddete çağrı tahrik ve teşvik edici veya silahlı direnişe ve isyana davet şeklinde veya insanda saldırgan duygular oluşturacak biçimde anlamsız bir nefret yaratarak şiddetin doğmasına uygun bir ortamın kışkırtacak nefret söylemi olup olmadığı değerlendirilmeli doğrudan veya dolaylı şiddete çağrı var ise sanığın kimliği konumu konuşulan yer ve zamanı gibi açık ve yakın tehlike testi bakımından analize tabi tutulmalıdır' şeklinde ibareye de yer verilerek, ''sanık ...'ın PKK/KCK bayrağı salladığı, sanık ...'in ise terör örgütünün lideri olan ... ... resminin bulunduğu bayrağı salladığı daha sonra sanıkların içerisinde bulunan topluluğun cebir ve şiddete başvurmaksızın kendiliğinden dağıldığı olayda propaganda suçunun oluştuğu kabul edilmiş ise de sanıkların eyleminin terör örgütlerinin cebir ve şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek övecek veya teşvik edecek nitelikte olmadığı gözetilmeyerek yasal olamayan gerekçe ile propaganda suçundan mahkumiyet hükmü kurulması,'' gerekçesi ile mahkumiyet hükmü bozulmuştur.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 3713 sayılı Kanunun 7/2 -1. cümle de suçun unsuru olan cebir, şiddet, tehdit içeren yöntemleri meşru gösterecek övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvikin 3713 sayılı Kanunun 7/2-b-1 bendinde yer alan örgüte ait amblem resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması eyleminde suçun unsuru olmadığı, sanıkların eylemlerinin ifade özgürlüğü içerisinde değerlendirilmesinin de mümkün bulunmadığı yönündeki itirazı üzerine sayın çoğunluk'' kamuoyunda çözüm süreci olarak adlandırılan ve silahlı örgütün vahim nitelikteki eylemlerine önemli ölçüde ara verdiği dönemde ... ve ... partisi il örgütünün özgürlük yürüyüşü adı altında düzenlediği izinsiz toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında sanık ...'ın terör örgütü simgesi taşıdığı, diğer sanık ...'in ise terör örgütü lideri ... ... resminin bulunduğu posterle gösteriye katıldığı gösteri sonrasında şiddete başvurulmadan kendiliğinden dağıldığı olayda; taşınan pankartların örgütün cebir şiddet ve tehdit, içeren yöntemlerini öven meşru gösteren ya da bu yöntemlere başvurulmasını teşvik eden bir muhteva içermediği, silahlı törör örgütünün simgesinin ve örgüt liderinin posterinin taşınmasının Dairemizce de Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2007/9-69-99 sayılı kararıyla Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 05.06.2002 tarih 5079-6668 sayılı kararda işaret olunduğu üzere TCK'nın 215. maddesinde tanımlanan suçu oluşturacağı tartışmasız ise de TCK'nın 215. maddesinde 11.04.2013 tarih ve 6459 sayılı Kanunun 10. maddesi ile ''bu nedenle kamu düzeni açısından açık ve yakın tehlikenin ortaya çıkması halinde ''ibaresinin eklenmiş olması karşısında bu suçtan cezalandırılabilmek için kamu güvenliği açısından açık ve yakın tehlikenin ortaya çıkması halinin cezalandırma şartı olarak öngörüldüğünden suç tarihinde kamu düzeninin bozulması bakımından açık ve yakın tehlike söz konusu olmaması nedeniyle Dairemizce verilen kararda isabetsizlik bulunmadığından'' gerekçesine yer verilerek itirazın reddine karar verilmiştir.
Dairemizin itiraza konu kararı örgüt propagandası yapmak suçundan kurulmuş mahkumiyet hükmünün sanıkların eylemlerinin terör örgütlerinin cebir şiddet tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek ya da teşvik edecek nitelikte olmadığından yasal olmayan gerekçe ile mahkumiyet hükmü kurulmasına ilişkin iken, itiraz üzerine eylemin cebir şiddet tehdit yöntemlerine başvurmayı teşvik eden bir muhteva içermediği örgüt simgesi ve örgüt liderinin bayrağının taşınmasının TCK'nın 215 maddesinde yazılı suçu oluşturduğu ve fakat bu suç yönünden de kamu güvenliği nedeniyle yakın ve açık tehlikenin bulunmadığı gibi genişletilmiş bir gerekçeye dayanılmaktadır. Burada itirazın bozma nedeni olarak gösterilmeyen bir nedene yer verilerek reddedildiğinin de vurgulanması gerekmektedir. Kanaatimce bu hususun da ön sorun olarak irdelenmesi gereklidir.
Örgütün sözde bayrağının taşınması ve örgütle özdeşleşen örgütün kurucu ve elebaşı olan ... ... resmi bulunan flamanın taşınması terör örgütleri yönünden 3713 sayılı Kanun 7/2 maddesi kapsamında propaganda silahlı terör örgütleri yönünden 765 sayılı TCK'nın 169 maddesinden teshil kavramının çıkarılmasına kadar 765 sayılı TCK'nın 169 maddesi kapsamında kabul edilmekte iken anılan maddede 4963 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle birlikte silahlı terör örgütleri yönünden de örgüt propagandası yapmak suçunu oluşturduğunun kabul edildiğinin ifade edilmesi zorunludur. 3713 sayılı Kanunun 7/2-b-1 bendi ''örgüte ait resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması''nı propaganda olarak düzenlemiş konuşma ve yazı içerikli propagandadan, 7/2-b bendindeki fiilleri ayırarak 7/2-b bendinde tehlikeyi somutlaştırmıştır. 3713 sayılı Kanunun 7/2 maddesinde 6459 sayılı Kanunla yapılan değişiklik anılan Kanunun 7/2-b bendini kapsamamaktadır. Gerek Dairemizin bir çok kararı ve gerekse Yargıtay Yüksek 9. Ceza Dairesinin bu konuda istikrar bulmuş kararlarında 3713 sayılı Kanunun 7/2 maddesinde 6459 sayılı Kanunun 8. maddesi ile yapılan propagandanın cebir şiddet tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek teşvik edecek biçimde yapılmasına zorunluluğuna ilişkin değişikliğin 3713 sayılı Kanunun 7/2-b bendinde yer alan ve kanun koyucunun tehlikeyi somutlaştırmak amacıyla yaptığı düzenlemeyi kapsamadığı yönünde çok sayıda daire kararı bulunmaktadır. Nitekim 6638 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonrasında da 7/2-b bendi aynen korunmuştur. Bu nedenle cebir şiddet tehdit içerip içermediği teşvik edip etmediğine bakılmaksızın bu fiillerin sübutu halinde propaganda suçu oluşacaktır.
Yargıtayın içtihat oluşturma bu kapsamda ülke genelinde ilk derece ve bölge adliye mahkemelerine yol gösterme görevi yanında somut olay bazında adaletin tecellisi hususunda yargı kararlarında istikrarın önemi izahtan varestedir. Öncelikle Yargıtay terminolojisinde Daire Kararı nitelemesinin yapılabilmesi için Dairenin yerleşik ve istikrarlı uygulamanın bulunması zorunlu olup, Dairemizde terör örgütü propagandası yapmak suçu yönünden çok farklı uygulamaların ve kronolojik olarak farklı kararlarının bulunduğu itiraza konu bozma kararı sonrasında da benzer eylemler nedeniyle terör örgütü propagandası yapma suçundan kurulan mahkumiyet hükümleri onanmıştır. Bu bağlamda örgütün sözde bayrağı ve örgütle özdeşleşen örgüt elebaşısının posterinin taşınmasının TCK'nın 215 maddesinde yazılı suçu oluşturacağına ilişkin daire ilke kararı ya da istikrarlı bir uygulamadan bu aşamada söz edilemeyecektir.
Hukuki sorunların çözümünde kullanılan metotların benzer nitelikteki sorunların çözümünde dikkate alınmasında zorunluluk bulunmaktadır. Daha önce Dairemizce 6638 sayılı Kanunla değişik 3713 sayılı Kanunun 7. maddesine eklenen fıkra ile 2911 sayılı Kanun 33/1 maddesi uygulaması; TCK'nın 315 maddesi ile 6136 sayılı Kanun gibi norm uygulamalarına ilişkin hukuki sorunların çözümünde özel norm/genel norm hukuki yorum/metodun kullanıldığını belirtmemiz gerekecektir. 3713 sayılı Kanunun 7/2-b maddesi kapsamında yapılmış olan kanuni düzenleme genel norm niteliğinde olan TCK'nın 215 maddesine göre özel norm niteliği taşımaktadır. Özel norm olması nedeniyle, Dairemizin uygulamaları da nazara alındığında özel normun uygulanması gereklidir.
Propagandası yapılan PKK silahlı terör örgütü yaklaşık 35 yıla yakın süre öldürme, yaralama, silahlı çatışma, yol kesme, intihar saldırısı türü terör eylemlerine devam etmekte olup, amacını terörle gerçekleştirme stratejisinden hiç bir zaman vazgeçmemiş, 1992'lerden itibaren zaman zaman örgütsel taktik olarak silahlı eylemlere ara verdiğini açıklamış olsa bile amacını gerçekleştirme yönünden terörü vasıta kılmaktan vazgeçmemiştir. Yargısal içtihatların oluşturulmasında örgütlerin nitelik, strateji ve uygulamalarına ilişkin önceye dair tecrübelerin dikkate alınması içtihat değişikliğine gidilirken içtihat değişikliğinin sonuçları analiz edilerek değerlendirilmesi gereklidir.
Genel norm olması nedeniyle somut olaya tatbik imkanı yok ise de; PKK silahlı terör örgütünün ülke genelindeki organik bütünlüğü, eylemlerinin nitelik ve niceliği ve bu kapsamda örgütün propagandasına dönüşen gösteride atılan sloganlar intihar eylemi şeklinde eylemler düzenleyen ölü örgüt mensuplarının posterlerinin taşınması da nazara alındığında TCK'nın 215 maddesinde yazılı suçun açık ve yakın tehlike yönünden oluşmayacağı düşüncesine de katılmak mümkün değildir.
Diğer taraftan sayın çoğunluk bozma ilamının gerekçesinden anlaşılacağı üzere ifade özgürlüğüne de dayanmıştır. Yine bu düşünceye katılmamakla birlikte olaya uygulanacak normun TCK 215 maddesi ya da 3713 sayılı Kanun 7/2 maddesi olması eylemin bu niteliğini değiştirmesi de mümkün değildir.
Yukarıda açıklandığı üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı, itiraz edilen kararda yer alan karşı görüşümle içerik ve gerekçe yönünden aynı yönde olduğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabul edilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum.
8. Ceza Dairesi, 2017/12669 E., 2018/5877 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
“İşlenmiş bir suçun” veya “işlemiş olduğu bir suçtan dolayı bir kişinin” alenen övülmesi TCK.nun 215. maddesinde suç olarak düzenlenmiştir.
8. Ceza Dairesi 2017/12669 E. , 2018/5877 K.
"İçtihat Metni"
İhbarname No : KYB - 2017/24394
Suç ve suçluyu övmek suçundan sanık ... ve diğerlerinin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 223/5,62,50/1-a ve 52/2. maddeleri gereğince 1.500,00 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmalarına dair, HALFETİ Sulh Ceza Mahkemesinin 09.03.2009 tarihli ve 2008/45 esas, 2009/5 sayılı kararını kapsayan dosyası ile ilgili olarak;
Dosya kapsamına göre, sanıkların Halfeti Cumhuriyet Başsavcılığına “…Eğer sayın olarak hitap etmek suç ise ben de Sayın Abdullah Öcalan diyorum ve bu suçu işleyip kendimi ihbar ediyorum..”şeklindeki ifadeleri içerir mektup göndermelerinden ibaret somut olayda, sanıkların atılı suçtan mahkûmiyetlerine dair karar verilmiş ise de; benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2010/8911 esas, 2012/5154 sayılı ilâmında yeralan “Cumhuriyet Başsavcılığına verilen dilekçe ile yargı mercilerince yapılan soruşturmalara tepki olarak ‘Ben de sayın Öcalan diyorum ve bu suçu işleyip kendimi ihbar ediyorum’şeklinde kanaatini açıklamaktan ibaret eylemde suç ve suçluyu övme suçunun yasal unsurlarının bulunmadığı” şeklindeki açıklamalar ile, aynı suçtan anılan dosya kapsamında yargılanan diğer sanık ... hakkındaki kararı temyizen inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 20.06.2012 tarihli ve 2009/13815 esas, 2012/21267 sayılı ilamı ile sanığın eyleminin kendi değer yargısını içeren düşünce açıklaması niteliğinde olduğu cihetle, suç ve suçluyu övme suçunun yasal unsurları bulunmadığı gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmesi karşısında, sanıkların beraati yerine yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 09.04.2017 gün ve 2424 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25.04.2017 gün ve KYB/2017-24394 sayılı ihbarnamesi ile dairemize tevdii kılınmakla incelendi.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Gereği görüşülüp düşünüldü:
“İşlenmiş bir suçun” veya “işlemiş olduğu bir suçtan dolayı bir kişinin” alenen övülmesi TCK.nun 215. maddesinde suç olarak düzenlenmiştir. Kişinin, işlediği suç nedeniyle övülmesi, bu kişinin işlediği suçun da övüldüğünü göstermektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 90/5. maddesinde yeralan “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa'ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarda kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmü uyarınca 19.03.1954 günlü Resmi Gazete'de yayımlanan 10.03.1954 tarih ve 6366 sayılı Yasa ile onaylanmış bulunan “İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetlerini Koruma Sözleşmesi” (AİHS), iç hukukumuzun uyulması zorunlu bir parçası haline gelmiştir.
Sözleşmenin 9. maddesinde din ve inanç hürriyeti, 10. maddesinde ifade hürriyeti, 11. maddesinde örgütlenme hürriyeti düzenlenmiştir. Bu üç madde; sözleşmenin genel amacı olan çoğulcu demokratik rejim için toplumda hoşgörünün sağlanarak çoğulcu demokrasinin yerleştirilmesi ve geliştirilmesine yönelik hükümlerdir.
İfade hürriyeti, bilgi verme ve bilgi edinme hürriyeti sözleşmenin 10. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında, “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak kamu makamlarının müdahaleleri olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü, haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar”, ikinci fıkrasında ise, “Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın ve ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.” denilmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında, kamuyu ilgilendiren sorunların kamuya açık olarak tam bir serbestlik içerisinde tartışılabilmesi, şiddeti teşvik eden eylemler hariç bu tartışmanın boyutlarının Devlet organları tarafından maksimuma çıkarılması gerektiği vurgulanmaktadır. Süreklilik gösteren bu kararlarda, kamuoyunun bir bölümünün ve hatta çoğunluğun hoşuna gitmeyen, ürkütücü, şok edici fikirlerin de sözleşmenin 10. maddesi tarafından korunduğu belirtilmektedir.(Handyside/Birleşik Krallık, Castells /İspanya vb. Kararlar),
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında, ifade hürriyetinin iki istisnası olduğuna işaret edilmektedir. Birinci istisna şiddeti teşvik edici ve övücü söylemler, ikinci istisna ise azınlıklara karşı nefret söylemidir. Bunun için önce yazı veya sözün içeriğine bakılmalıdır.
Yazı veya Sözler;
a- Şiddet, bir araç olarak öngörüyorsa,
b- Kişileri hedef gösterip kanlı bir intikam istiyorsa,
c- Benimsenen düşünceler için şiddete başvurmanın meşru olduğu ileri sürülüyorsa,
d- İnsanda saldırgan duygular uyandıracak biçimde anlamsız bir nefret yaratarak şiddetin doğmasına uygun bir ortamı kışkırtıyorsa,
İfade hürriyetinden yararlanmayabilir. (Sürek/Türkiye, no.1 Büyük Daire, no 26682/95, Güzel ve Özer / Türkiye, 6 Temmuz 2010 kararı),
Yazı veya sözün kim tarafından, nerede, nasıl bir ortamda, hangi koşullar altında yazıldığı veya söylendiği değerlendirilmelidir. Mahkeme “yakın ve mevcut tehlike” ölçütüne yaklaşarak sözleri söyleyen kişinin ne kadar etkili olduğu, söylenilen yer ve zaman bakımından söylenenlerin şiddet yaratmaya müsait olup olmadığına bakılması gerektiğini kabul etmektedir. (Zana /Türkiye, 25 Kasım 1997 kararı),
İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birini oluşturup, toplumun ilerlemesi ve her bir bireyin gelişimi için temel koşullardan biridir.
İfade özgürlüğü, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız görülen veya ilgilenmeye değmez bulunan “haber” ve “düşünceler” için değil, fakat aynı zamanda aleyhte olan, çarpıcı gelen ve rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın “demokratik toplum” olamaz. Sözleşme'nin 10. maddesinde belirtildiği üzere, bu özgürlüğün istisnaları vardır; ancak bu istisnalar dar yorumlanmalıdır. (23.09.1994 tarihli Jersild-Danimarka kararı; 21.01.1999 tarihli Janowski-Polanya kararı; 25.11.1999 tarihli Nüsen ve Johnsen - Norveç kararı; 25.07.2001 tarihli Pema - İtalya kararı),
Bu kapsamda şiddete, silahlı direnmeye veya isyana teşvik niteliği taşıyan yaklaşımlar ile azınlıklara yönelik nefret söylemi içeren açıklamalar sözleşmenin koruduğu ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez. (02.10.2003 tarihli Kızılyaprak - Türkiye kararı; 27.05.2004 tarihli Yurttaş - Türkiye kararı; 09.03.2004 tarihli Abdullah Aydın - Türkiye kararı),
Yazının içeriğine, şiddeti teşvik edip etmediğine, yazının hangi bağlamda yayınlandığına, yani şiddeti yaratmaya elverişli olup olmadığına bakılmalıdır. (Gözel ve Özel / Türkiye, 6 Temmuz 2010 kararı),
Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 13, 14, 25, 26 ve AİHS'nin 9/2, 10/2, 17. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde Devlet yahut halkın bir bölümü için rahatsız edici, hoşa gitmeyen, kural dışı, endişe verici, fakat şiddet ve şiddet kışkırtıcılığı içermeyen nitelikteki, sözler de ifade hürriyeti kapsamındadır.
Somut olayda, hükümlüler tarafından kaleme alınarak Halfeti Cumhuriyet Başsavcılığına sunulan dilekçelerde yargı mercilerince yapılan soruşturmalara tepki olarak "İçerisinde bulunduğumuz süreçte yaşadığımız sorunları aşmanın demokratik yol ve yöntemleri bulunmakla birlikte bu güne kadar daha çok bastırma ve inkar etme yönteminin tercih edildiği görülmektedir. Başta Kürtlerin hak ve özgürlük talepleri olmak üzere, toplumun diğer sorunlarının da baskı ve reddetmekle sorunlarımızı çözmenin aksine daha da derinleştirecektir." ifadesinin yer aldığı yine aynı mektupta "Daha önce kürt kelimesine karşı olan tahammülsüzlüğün yerini bu gün de Sayın Öcalan hitabı almıştır. Temel sorunları çözme yerine yargı baskısı ile örtbas ederek sonuç alma yoluna gidilmiştir. Bu baskı o kadar ilerletilmiştir ki insanların hitapları dahi dava konusu yapılmıştır. Bunun en somut örneği 9 yıldır tek başına özel tip İmralı kapalı cezaevinde bulunan Sayın ABDULLAH ÖCALAN’a sayın olarak hitap edilmesidir. Eğer sayın olarak hitap etmek suç ise ben de Sayın Abdullah Öcalan diyorum ve bu suçu işleyip kendimi ihbar ediyorum." şeklinde kanaatlerini açıklamaktan ibaret ifadeler kullanılmıştır
Şiddeti, silahlı direnmeyi veya ayaklanmayı teşvik eden ifadelerin kullanılmadığı, işlenen bir suçu yahut işlediği suç nedeniyle kişiyi övücü nitelikte bulunmayan, başka bir hükümlü hakkında “sayın" denilerek onun ile ilgili kendi değer yargısını içeren düşüncelerini açıklayan sanığın eyleminde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 90/5. maddesi uyarınca uygulanması gereken Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Skaka /Polonya - 27 Mayıs 2003, Korku / Türkiye-23 Eylül 2003 tarihli kararları da gözetildiğinde yüklenen suçun yasal unsurları oluşmadığı gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyetine hükmedilmesi;
Yasaya aykırı ve Adalet Bakanlığı'nın kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ihbarname içeriği bu nedenle yerinde görüldüğünden, Halfeti Sulh Ceza Mahkemesinin 09.03.2009 tarihli ve 2008/45 esas, 2009/5 sayılı kararının 5271 sayılı CMK.nun 309/4-d maddesi uyarınca, BOZULMASINA, hükümlülerin sabit kabul edilen eyleminin kanunda suç olarak tanımlanmaması nedeniyle CMK.nun 223/2-a maddesi uyarınca beraatlerine mahkemece hükmedilen cezaların çektirilmemesine, yargılama giderlerinin kamu üzerinde bırakılmasına, dosyanın Adalet Bakanlığı'na gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na tevdiine, 24.05.2018 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI DÜŞÜNCE
Kanun yararına bozma istemine ilişkin Halfeti Sulh Ceza Mahkemesinin 09.03.2009 tarih ve 2008/45 esas, 2009/ 5 karar sayılı hükümlü ... ve arkadaşlarının TCK.nun 215/1, 62, 50/1-a, 52/2-3 maddeleri gereğince mahkumiyetlerine ilişkin hükmün bozulmasına yönelik sayın çoğunluğun görüşüne aşağıdaki nedenlerle katılma olanağı olmamıştır.
Türk Ceza Kanunun 215. maddesinde düzenlenen “suçu ve suçluyu övme” suçunun hareket unsuru, suçu ve suçu işleyen kimseyi övmek oluşturmaktadır. Övmek fiilinin sözlük karşılığı, birinin veya birşeyin iyiliklerini, üstünlüklerini söyleyerek değerini yüceltmek ve methetmektir. Övmede üstü kapalı olarak, tasvip etme ve yüceltme bulunmakta, bir şeyin iyiliğinden, üstünlüğünden söz edilmesi, iyi ve saygın olarak belirtmek ve tanıtmak için çaba gösterilmektedir.
“Suçu ve suçluyu övme” suçunda korunan hukuki yarar kamu düzeni ve barışının korunmasıdır.
Diğer yandan, anılan suçun oluşması için devletin ve toplumun güvenlik, düzenlilik ve sükun içinde bulunması, kamu hizmetlerinin aksamadan yürütülmesi anlamını ifade eden kamu düzeni açısından, açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması gerekmektedir.
Madde gerekçesinde de “işlenmiş olan bir suçun failini veya kanuna uymayan kişiliğini, sırf suç işlemesi sebebiyle övme halide cezalandırılmaktadır.Suç işlemiş olan kişinin övülmesi halinde, aslında bu kişi aracılığıyla işlenmiş suç övülmektedir.” denilmek suretiyle işlenmiş olan suçun failinin suç işlemiş olması sebebiyle övüldüğünü belirtmek suretiyle suçluyu her ne şekilde olursa olsun işlemiş olduğu suç nedeniyle övülmesinin suçu oluşturacağına yer verilmiştir.
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörün tanımı yapılmıştır.
PKK'nın silahlı bir terör örgütü olup kırk yıla yakın bir süredir ülkemizde başvurduğu birçok silahlı eylem sonucu binlerce insanın yaşamını yitirdiği ve bu eylemler sonucu Türk Devletinin ve vatandaşlarının büyük maddi kayıplara uğradığıda bilinen bir gerçektir.
PKK terör örgütünün silahlı terör eylemleri halen de devam etmekte, son bir kaç yıl içinde Ankara Güvenpark, Merasim Sokak, Elazığ, İstanbul, İzmir ve birçok yerleşim yerinde gerçekleştirdiği eylemlerle yüzlerce insanın yaşamını yitirmesine neden olmuş ve halende hemen hemen hergün özellikle ülkemizin Güneydoğu bölgesinde ve komşu ülke Türk coğrafyasında Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet Güçleri ve korucuları hedef almaktadır.
Son bir kaç yıldır, Güneydoğu bölgesinde birçok yerleşim biriminde, hendek kazılması, barikatlar, mayınlı tuzaklar gibi fiiller sonucu toplum ve kamu düzeninin bozulmasına ve kişilerin mal ve can kaybına neden olmuş,kamu
düzeni açıkça yok edilmeye çalışılmıştır. Dolayısıyla anılan fiiller sonucu kamu düzeni açısından yakın ve açık tehlike oluşmuştur.
Abdullah Öcalan'ın da PKK terör örgütünün kurucusu ve lideri olduğu, ülkemizdeki terör eylemlerini yönlendirdiği bilinen bir husustur.
Avrupa İnsan Hakları ve Ana Hürriyetlerini Koruma Sözleşmesi (AİHS) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 90/5 maddesi uyarınca iç hukukumuzun uyulması zorunlu bir parçasıdır.
Sözleşmenin 9. maddesinde din ve inanç hürriyeti, 10. maddesinde ifade hürriyeti, 11. maddesinde örgütlenme hürriyeti düzenlenmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 13. maddesince Temel Hak ve Hürriyetlerin sınırlanması, 14. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmaması, 25. maddesinde düşünce ve kanaat hürriyeti, 26. maddesinde de düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetlerine yer verilmiştir.
AİHM'e göre, ifade özgürlüğü demokratik bir toplumun vazgeçilmez temel taşlarından biri olup toplumun ilerlemesinin ve bireylerin gelişmesinin temel şartlarından biridir.
Diğer taraftan Anayasanın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen istisnalar gereğince "ifade özgürlüğü mutlak bir hak niteliğinde değildir".
Düşünce özgürlüğü, kişinin özgür bir biçimde bilgiye ulaşabilmesi, bunları başkasına iletebilmesi ve ulaştığı düşünceleri ile suçlanamamasıdır.
AİHM'since ulusal güvenlik, ülkenin toprak bütünlüğü, kamu güvenliği, kamu düzeninin korunması, suçların önlenmesi gibi nedenlerle ifade özgürlüğünün sınırlanmasını kabul etmektedir.
Somut olayda, sanıklarca Halfeti Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazılan dilekçelerdeki “Daha önce kürt kelimesine karşı olan tahammülsüzlüğün yerini bu gün de Sayın Öcalan hitabı almıştır. Temel sorunları çözme yerine yargı baskısı ile örtbas ederek sonuç alma yoluna gidilmiştir. Bu baskı o kadar ilerletilmiştir ki insanların hitapları dahi dava konusu yapılmıştır. Bunun en somut örneği 9 yıldır tek başına özel tip İmralı kapalı cezaevinde bulunan Sayın ABDULLAH ÖCALAN’a sayın olarak hitap edilmesidir. Eğer sayın olarak hitap etmek suç ise ben de Sayın Abdullah Öcalan diyorum ve bu suçu işleyip kendimi ihbar ediyorum.” şeklindeki ifadelerin düşünce ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmesi olanaklı değildir.
Nitekim Dairemizin 26.01.2011 tarih ve 2008/17971 esas- 2011/326 K. sayılı kararında “açık hava toplantısında konuşma yapan sanığın konuşmasının bir bölümünde yasadışı terör örgütü lideri olmak suçundan mahkum olan ve halen cezası infaz edilmekte olan kişiye “sayın Öcalan” diye hitabının ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemiyeceği ve açıkça suçluyu övme kapsamında bulunduğu gözetilmeden...” denilmek suretiyle yasadışı terör örgütü liderine sayın denilerek hitap edilmesi dahi suçluyu övme olarak değerlendirilmiştir.
Sanıkların Kanun yararına bozma istemine ilişkin olayda ise yukarıda belirtildiği üzere yasadışı silahlı terör örgütü lideri için “Ben de sayın Abdullah Öcalan diyorum” şeklindeki sözleri ile uzun yıllardır Türkiye Cumhuriyeti topraklarının bir kısmını bölerek Marksist- Leninist rejime dayalı bağımsız bir devlet kurmayı hedefleyen ve bu amaçla binlerce vatan evladının ölümüne ve ülkenin büyük ekonomik kaybına neden olan, Uluslar arası Kuruluşlar ile Avrupa birliğince terör örgütü sayılan bir örgüt liderini açıkça işlemiş olduğu suçlar ve güttüğü amaç itibariyle övmek suretiyle suçluyu işlediği suçlar nedeniyle övülmektedir.
Sanıklar tarafından kaleme alınan dilekçelerdeki söz ve ifadelerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9, 10, 17 ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 13, 14, 15, 26. maddeleri kapsamında düşünce ve kanaat hürriyeti kapsamında değerlendirilmesi hukuken mümkün değildir.
Bu itibarla, sanıklarca yazılan dilekçelerdeki söz ve ifadelerin TCK:nun 215/1 maddesinde tanımı yapılan suçu ve suçluyu övme suçunu oluşturduğu düşünüldüğünden sayın çoğunluğun suçun yasal unsurlarının oluşmadığı yönündeki görüşlerine katılma imkanı olmamıştır.24.05.2018
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.