Türk Ceza Kanunu 216. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 216- (1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Kanunlara uymamaya tahrik
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
55 karar eşleşti
8. Ceza Dairesi, 2023/5065 E., 2024/7635 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
1.Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığının 23.09.2020 tarihli iddianamesiyle; sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrası ve 43 üncü maddesi uyarınca cezalandırılması, hak yoksunluklarının ve mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanması istemiyle kamu davası açılmıştır.
8. Ceza Dairesi 2023/5065 E. , 2024/7635 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2023/1481 Esas, 2023/2250 Karar
SUÇ : Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama
HÜKÜM : Mahkumiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret
Sanık hakkında bozma üzerine verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I.HUKUKİ SÜREÇ
1.Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığının 23.09.2020 tarihli iddianamesiyle; sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrası ve 43 üncü maddesi uyarınca cezalandırılması, hak yoksunluklarının ve mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanması istemiyle kamu davası açılmıştır.
2. Karşıyaka 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 30.10.2020 tarihli kararıyla; sanığın, 5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesi ve 5271 sayılı Kanun'un 251 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca 11 ay 24 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmiştir.
3. Karşıyaka 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 30.10.2020 tarihli kararına sanık tarafından itiraz edilmiştir. Akabinde; Karşıyaka 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 02.03.2021 tarihli kararıyla; sanığın, 5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesi uyarınca 15 ay 22 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmiştir.
4. Karşıyaka 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 02.03.2021 tarihli kararı sanık tarafından istinaf edilmiştir. Akabinde; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin 08.03.2022 tarihli kararıyla; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
5. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin 08.03.2022 tarihli kararı sanık tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 07.06.2023 tarihli kararıyla; sanığın savunma hakkı ihlal edildiğinden bahisle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
6. Mahkemesince Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 07.06.2023 tarihli bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir. Akabinde; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin 13.09.2023 tarihli kararıyla; sanığın, 5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrası, aynı Kanun'un 43 üncü ve 62 nci maddeleri uyarınca 11 ay 7 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmiştir.
7. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca; sanığın temyiz dilekçesi temyiz sebebi içermediğinden red kararı verilmesi gerektiği görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdii edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz istemi; beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1.Dava konusu olay; sanığın, Facebook isimli sosyal medya hesabından,
a. 5 Ocak 2018 tarihinde herkese açık olarak Hayırlı Cumalar başlığı ile bir erkek şahıs ve bar kadının resimlerinin üzerine "Eğer , (Velisi olduğunuz) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onlar değil), size helal olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın (Nisa/3) Babalık yapmak amacıyla bünyesine aldığı yetim kızlara şehvet duyarak onlarla evlenmek?!" İslam Güzel Ahlaktır," ibareleri bulunan görseli paylaşmak suretiyle;
b. 18 Mart 2019 tarihinde herkese açık olarak Çanakkale Savaşına katılan askerlerimiz ve üzerinde Dönmeyi düşünmediler ibareleri bulunan resmi "Bu savaşı Allaha-Peygambere-evliyalara-Mucizelere bağlamak orada gözünü kırpmadan ölen 250000 Türk'e en büyük kiıfıirdür." yorumuyla paylaşmak ;
c. 26 Ocak 2018 tarihinde herkese açık olarak " Baba ben niye felçliyim-Yüce Allahın takdiri-Baba şu mu, Allahın bana ait çok özel bir planı var ve ömrüm boyunca tavana bakıp donuma s\*\* mı istedi Bunumu istedi?- Bu doğru kızım ama böyle yaratıldığın için şükretmezsen isen cehenneme gidip kazanda da yanacaksın ibareleri bulunan bir kadın ve bir adamın karikatür resimlerinin bulunduğu görseli paylaşmak;
d. 31 Aralık 2017 tarihinde herkese açık olarak .... ..... marka viski şişesini "Yüce Rabbim içmeyenlere de nasip etsin" şeklinde paylaşmak;
e. Sanığın 25 Mayıs 2018 tarihinde herkese açık olarak "Cuma markalı şarabın resmini sanık en sonunda hayırlı bir cuma buldum" şeklinde paylaşmak,
f. Sanığın 3 Kasım 2017 tarihinde "9 Yaşında ki kızla evlenilebilir diyenler annelerinin dizinden tahrik olanlar kız çocuğundan tahrik olanlar ataist değil hepsi müslüman hayırlı cumalar" şeklinde paylaşmak;
g. Sanığın 20 Nisan 2019 tarihinde herkese açık olarak "Kafası insan kafası görünümlü, kanatları olan at görünümlü hayvan olan resmi ...'in bununla uçtuğuna inanan l.Smilyar insan var ve bu insanlar, bunlara inanmayanlara salak diyorlar" ibareli görseli paylaşmak;
h. Sanığın, 26 Nisan 2019 tarihinde herkese açık olarak "Üzerinde Rıck Gervaıs in resim ve Senin Tannn en iy tann hatta, senin tanrın tek tann diğer bütün tanrılar saçma hayal ürünü saçmalık. Ama senin ki değil Seninki gerçek Rıcky gervaıs ibareleri bulunan görseli tecavüz esnasında 5 yaşındaki bir çocuğun çığlıklarını, çektiği işkencenin ve maruz kaldığı vahşetin acısını duymayan görmeyen bütün TANRILARIN (VEYA SADECE SENİNKİNİN)Senin dualarını ve yakarışlarını duyacağına inanıyorsan, ileri derecede geri zekalı ve düşünme özürlüsün! ...Hayırlı cumalar..." yorumuyla paylaşmak;
1.Sanığın, 31 Mayıs 2019 tarihinde herkese açık olarak "Üzerinde Kadir gecesinde Allahtan af dileyenler bütün günahlarınız af edilccek(ecrin bebeğe) tecavüz eden o\*\*\* çocuğu da dahil, hırsızlar arsızlar namussuzlar bu geceyi sakın kaçırmayın!!!! Afrika'da açlığı yarı ya bitiren Bili Gates sen \*\* yedin olum Allah sana bunların hepsini 100000000000000000+yıl yapacak Allah sonsuz merhamet sahibidir. Fakat, - Ateşte kıvrandırarak yakar (Zariyat 13), -Yakarak cezalandırmak ona yetmez üstüne birde zehirli zakkum yedirir (Vakıa 52), - Sonra kuru diken yedirir, çalı yedirir (öaşiye 6), - Öfkesini kontrol edemez üstüne bir de irinli su içirir (... 16) - Boynuna zincirli halka bağlayarak seni yerde sürükler (... 71- Rad-5 ), Ve kamçıyla kırbaçlayarak döver (Hacc 21) -Kafana kaynar su döker (Hacc 19) kafana dökmekle yetinmez, kaynar su içirerek ibareleri bulunan görseli paylaşmak suretiyle atılı suçu işlediği iddiasına ilişkindir.
2. Bölge Adliye Mahkemesince; sanığın facebook adlı sosyal paylaşım sitesindeki paylaşımlarının bütünü nazara alındığında, herkesin görebileceği şekilde gönderdiği yazılı ve görsel mesajların, halkın bir kısmının dini inanışlarını aşağılayarak, halkın diğer bir kısmı aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik ettiği gerekçesiyle, eyleminin kamu barışını bozmaya elverişli olduğu kabul edilerek mahkemece atılı suçtan mahkumiyetine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
Sanığın; atılı suçtan beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkin 22.09.2023 tarihli temyiz dilekçesi temyiz sebebi içerdiğinden tebliğnamedeki ret düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Basın yayın yoluyla atılı suçu işlediği anlaşılan sanığın cezasında 5237 sayılı Kanun'un 218 inci maddesi gereğince artırım yapılması gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Somut olayda; sanığın "olay ve olgular" bölümünde detaylandırılan paylaşımlarında açıkça İslam dininin önemli değerleri olan Allah, Hz. Peygambere ve Kuran-ı ...'i alenen aşağıladığı, sosyal medya hesabının herkese açık olduğu, paylaşımların çokça yorum ve tepki aldığı ve paylaşımlardan rahatsız olan bir vatandaşın ihbarı ile soruşturma sürecinin başladığı anlaşılmaktadır. 5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen suç tehlike suçudur. Dolayısıyla kamu barışının bozulma ihtimali suçun işlenmesi için yeterlidir. Bu unsurun gerçekleşmesi için açık ve yetkin bir tehlike yahut zarar olması gerekmez. Nitekim AİHM E.S – Avusturya Kararı'nda ulusal yetkili makamların kendi ülkelerinde dini barışı hangi ifadelerin bozabileceğini değerlendirmek için daha iyi bir konumda oldukları ve bu anlamda geniş bir takdir yetkisine sahip oldukları ifade edilmiştir. Bu cihetle; sanığın basın ve yayın yoluyla değişik zamanlardaki paylaşımı ile atılı suçu işlediği anlaşıldığından Bölge Adliye Mahkemesinin kabul ve uygulamasında eleştirilen husus dışında hukuka aykırılık görülmemiştir.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin, 13.09.2023 tarihli ve 2023/1481 Esas, 2023/2250 Karar sayılı kararında sanık tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden; 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Karşıyaka 10. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.10.2024 tarihinde karar verildi.
Diğer kararlar (4)
8. Ceza Dairesi, 2024/21515 E., 2024/9647 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 06.02.2019 tarihli iddianamesi ile sanık hakkında halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca dava açılmıştır.
8. Ceza Dairesi 2024/21515 E. , 2024/9647 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2023/7 E., 2023/830 K.
SUÇ : Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik veya aşağılama
HÜKÜM : Ceza verilmesine yer olmadığı kararı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Sanık hakkında bozma üzerine verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 06.02.2019 tarihli iddianamesi ile sanık hakkında halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca dava açılmıştır.
2. Antalya 27. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.02.2020 tarihli kararı ile sanık hakkında halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçundan 5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrası, 218 inci maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 16 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
3. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 16.12.2020 tarihli kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanığın istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
4. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 16.12.2020 tarihli kararının sanık tarafından temyizi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 29.11.2022 tarihli kararı ile basit yargılama usulü yönünden değerlendirilmesi için bozulmasına karar verilmiştir.
5. Antalya 27. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.11.2023 tarihli kararı ile sanık hakkında halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçundan 5237 sayılı Kanun'un 32 nci maddesinin birinci fıkrası, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına ve 5237 sayılı Kanun'un 57 nci maddesi gereği yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi altına alınmasına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz isteği;
Beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1. Dava konusu olay, sanığın halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağıladığı iddiasına ilişkindir.
2. Sanığın kendisine ait Facebook profil sayfasında 02.01.2016 ile 15.11.2017 tarihleri arasında yaptığı paylaşımlar dava dosyasında mevcuttur.
3. Sanık savunmasında, söz konusu paylaşımları kendisinin yaptığını, ancak dini aşağılama kastının bulunmadığını, mantığa uymayan çelişkili hususları araştırdığını ifade ettiği belirlenmiştir.
4. Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Adli Tıp Biriminin 02.10.2023 tarihli raporu ile sanığın belirtilen tarihte işlediği iddia edilen suç yönünden yargılamasının bozuk olduğu, 5237 sayılı Kanun'un 32 nci maddesinin birinci maddesi kapsamında olduğu tıbbi kanaatine varıldığının belirtildiği anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
1. 5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin üç fıkrasında üç ayrı suça yer verilmiştir. Maddenin birinci fıkrası ile halkın kin ve düşmanlığa alenen tahrik eylemi suç haline getirilirken ikinci fıkrası ile halkın bir kesimini alenen aşağılama, üçüncü fıkrası ile de halkın bir kesimini benimsediği dini değerlerden dolayı aşağılama suçları hüküm altına alınmıştır.
5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suç işlendiğinde, halkın bir kesimi diğer kesimi aleyhine kamu güvenliği açısından tehlikeli olacak şekilde tahrik edildiğinde halk kitlelerinin birbirine girmesi ve toplum içinde kargaşa çıkması tehlikesi kendini gösterecektir. Yine ikinci ve üçüncü fıkralarında olduğu gibi, halkın bir kesimi belli nedenlerle aşağılandığında, bu kesim kendisini dışlanmış hissedecek ve böylece toplum dışına itilen kimselerin suça karışması ve diğer kesimini düşmanca görmesi riski ortaya çıkacaktır. O halde bu suçla korunan asıl hukuki yararın kamu barışının korunması olduğunu söylemek mümkündür.
Anılan maddenin birinci ve üçüncü fıkralarında geçen din kavramını yakından incelemek gerekirse;
Din, genellikle doğaüstü, kutsal ve ahlaki öğeler taşıyan, çeşitli ayin, uygulama, değer ve kurumlara sahip inançlar bütününe verilen isim veya tanımdır. Zaman zaman inanç sözcüğünün yerine kullanıldığı gibi bazen de inanç sözcüğü din sözcüğü yerine kullanılır. Dinler tarihine bakıldığında, birçok farklı kültür, topluluk ve bireyde din kavramının farklı biçimlere sahip olduğu görülür. Arapça kökenli bir sözcük olan din sözcüğü, köken itibariyle "yol, hüküm, mükafat" gibi anlamlara sahiptir.
Türk Dil Kurumuna göre sözcük olarak dinin tanımı; "Tanrı'ya, doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurum, diyanet" ve "Bu nitelikteki inançları kurallar, kurumlar, töreler ve semboller biçiminde toplayan, sağlayan düzen" anlamına gelir.
Farklı din tanımlamalarının ortak noktaları birleştirildiğinde, din insanlara bir hayat tarzı sunan, onları belli bir dünya görüşü içinde toplayan kurum, bir değer biçme ve yaşama tarzı; yaratıcıya isteyerek bağlanma, birtakım şeyleri duyma, onlara inanma ve onlara uygun iradi faaliyette bulunma olgusu; üstün varlıkla ona inanan insan arasındaki ilişkiden ... deneyimin inanan kişinin hayatındaki etkileri olarak tanımlanabilir.
5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin birinci fıkrasında, halkın din bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması şartıyla cezalandırılır. O halde bu suçun işlenebilmesi için, halkın bir kesiminin, diğer kesimi aleyhine tahrik edilmesi gerekir. Kin ve düşmanlığa tahrikin anlamı "husumet beslenen konuya karşı tasarlayarak zarar vermeye, öç almayı gerektirecek şiddette nefret duymaya yönelik hareketlerin zeminini oluşturan psikolojik hal" olarak belirlenebilir. Tahrik ise, başkalarına, belirli yönde hareket etmeleri için, açık bir psikolojik baskı demektir. Suçun oluşması için "grupların, gruplara karşı kin ve düşmanlığa bilfiil tahrik edilmiş olmaları" gerekir.
5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen suçun hareket unsuru ise, halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri kamu barışını bozmaya elverişli bir biçimde alenen aşağılamaktır. Madde metni, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (765 sayılı Kanun) 175 inci maddesinin üçüncü fıkrasına benzer şekilde düzenlenmiştir. Ancak 765 sayılı Kanun'un anılan hükmünde, dini değerden ne anlaşılması gerektiğini "Allah, dinler, dinlerin peygamberleri ve kutsal kitapları" şekilde sınırlı şekilde saymışken, 5237 sayılı Kanun'daki düzenlemede bu sınırlama kaldırılarak sadece "dini değerlerden" söz edilmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen suçun oluşması için bu dini değerlerin halkın bir kesimi tarafından benimsenmiş olmalıdır. Madde metnindeki asıl hareket unsuru, dini değerleri aşağılamaktır. Bu aşağılamanın, mutlaka alenen yapılması ve kamu barışını bozmaya elverişli nitelikte olması gerekir. Kamu barışını bozmaya elverişli olmaktan maksat, aşağılama fiilinin bireylerin taşıdıkları, ... esasına dayalı bir hukuk toplumunda yaşadıklarına dair duyguyu zedelemesi veya zedeleme ihtimalinin somut biçimde ortaya koymasıdır. Tehlike suçu olması nedeniyle eylemin yapılması ile halkın dini değerlerinin aşağılandığı duygusuna kapılması önemli değildir, objektif olarak eylemin aşağılayıcı nitelikte olması yeterlidir.
2. Düşünce özgürlüğü ile ilgili gerek uluslararası hukuk gerekse ulusal hukuk alanında ayrıntılı düzenlemeler bulunmaktadır.
10 Aralık 1948 tarihli Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 19 uncu maddesi;
"Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır. Bu hak fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları mevzubahis olmaksızın malümat ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek veya yaymak hakkını içerir."
16 Aralık 1966 tarihli Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmenin 19 uncu maddesi;
"Herkesin, söz özgürlüğüne hakkı vardır; bu hak gerek sözlü, yazılı ya da basılı veya sanat eseri şeklinde, gerekse seçilen diğer herhangi bir yoldan, ülke sınırları söz konusu olmaksızın, her türlü haber ve düşünceyi araştırma, alma ve verme özgürlüğünü içerir."
4 Aralık 1950 tarihli İnsan Hakları ve ... Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin 10 uncu maddesinin birinci fıkrası;
"Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları sözkonusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir."
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 13 üncü maddesi;
"... hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
14 üncü maddesi;
"Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan ... hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.
Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir."
25 inci maddesi;
"Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.
Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz."
26 ncı maddesi;
"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet Resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin ... nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir."
Açıklanan normlar birlikte değerlendirildiğinde, özgürlüklerin demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliği ve düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın ve ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otorite veya tarafsızlığının korunması için kanunla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlama ve yaptırımlara tabi tutulacağı anlaşılmaktadır. Ancak düşünceyi açıklama özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin olabildiğince dar yorumlanması gerektiği, sınırlandırma için önemli bir toplumsal gereksinim veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her hal ve koşulda sınırlandırmanın bireysel ve toplumsal gelişimi zedelemeyecek ölçüde olması kabul görmekle birlikte, iftira, sövme, ..., ... ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini zor ve cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, farklılıklar arasında nefret, ayrımcılık, kavga, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik beyan, ifade ve eylemler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10 uncu maddesi kapsamında düşüncenin açıklanması özgürlüğü ile ilgili kararlarında, düşüncenin açıklanması özgürlüğünün sınırlanmasında aradığı koşullar;
a. Yasal bir düzenleme bulunması,
b. Sınırlamanın meşru bir amaçla yapılması,
c. Sınırlamanın demokratik bir toplum için gerekli olması,
d. Kanunilik ilkesine uygun olarak verilen cezanın, güdülen meşru amaçla orantılı olması,
Şeklindedir.
3. Sanığın, İslam dininin peygamberi Hz. ...'i aşağılamaya yönelik paylaşımlarının, 5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında, Ülkemizin çoğunluk yapısı itibariyle İslam dinine mensup olan halk nazarında paylaşıma karşı yapılan ihbar da dikkate alındığında kamu barışını bozmaya elverişli olduğu ve bu nedenle objektif cezalandırılabilme koşulunun da oluştuğunun anlaşılmakta ise de; sanık hakkında Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen 23.05.2022 ve 02.10.2023 tarihli raporlara göre anılan hükümde hukuka aykırılık bulunmamış ve sanık müdafiinin temyiz itirazı redddedilmiştir.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Antalya 27. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.11.2023 tarihli ve 2023/7 Esas, 2023/830 Karar sayılı kararında sanık müdafiince ileri sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.12.2024 tarihinde karar verildi.
8. Ceza Dairesi, 2021/18536 E., 2024/975 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 216 ncı maddesinin üç fıkrasında üç ayrı suça yer verilmiştir.
8. Ceza Dairesi 2021/18536 E. , 2024/975 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2020/751 E. 2021/260 K.
SUÇ : Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın, 7188 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesine eklenen üçüncü fıkrasındaki düzenleme gereğince temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Muratlı Cumhuriyet Başsavcılığının 13.12.2018 tarihli iddianamesi ile sanık hakkında halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçundan cezalandırılması istemiyle dava açılmıştır.
2. Muratlı Asliye Ceza Mahkemesinin 10.03.2020 tarihli kararı ile sanığın atılı suçtan 1 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
3. Karara karşı sanık tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 09.03.2021 tarihli kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz isteği, sanığın suç kastının bulunmadığına, paylaşımda yazdığı sözlerin eleştiri niteliğinde olduğuna, delil yetersizliğine ve diğer nedenlere ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
Dava konusu olay, sanığın ... isimli sosyal medya hesabından paylaşmış olduğu videoda " bakın beyler, Atatürk'e laf söyleyenin Allahını s...kerim bir, Atatürk e laf söyleyenin Allahını s...kerim iki, bu memleket Atatürk'ün sayesinde memleket kardeş, siz kimsiniz ya siz neyin hesabını yapıyorsunuz ulan, neyin hesabını yapıyorsunuz,....havla vela kuvvete Allahuatatürk, Allahuatatürk, kimsiniz lan kimsiniz oğlum, kimsizin. lan, çıkacaksınız karşıma çıkacaksınız lan, delikanlıysanız karşıma çıkacaksınız, kimsiniz lan, kimsiniz, memleketin anasını s..ttiniz, bana yemez kardeş, bana yemez,benim adım ..., ben cemal karadağın oğluyum, adam gibi adam, adam gibi adam ben bu adamın oğluyum
adamın oğluyum, bundan sonra varya hesapları hesapları tek tek sormayanın a..ına koyayım lan, Allahınızı s...cem, sizin Allahınız varsa ben ataistim lan ataistim, ben ataistim, siz müslümansanız ben değilim değilim, değilim, değilim lan” şeklinde konuşmasının olduğu ve bu şekilde halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme suçunu işlediğine ilişkindir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince verilen hükümde usule ve esasa aykırılık görülmediğinden sanığın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
1. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 216 ncı maddesinin üç fıkrasında üç ayrı suça yer verilmiştir. Maddenin birinci fıkrası ile halkın kin ve düşmanlığa alenen tahrik eylemi suç haline getirilirken ikinci fıkrası ile halkın bir kesimini alenen aşağılama, üçüncü fıkrası ile de halkın bir kesimini benimsediği dini değerlerden dolayı aşağılama suçları hüküm altına alınmıştır.
2. 5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suçun oluşabilmesi için halkın, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesiminin diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa tahrik edilmesi gerekmektedir.
3. 5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen suçun hareket unsuru ise, halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri kamu barışını bozmaya elverişli bir biçimde alenen aşağılamaktır.
4. Sanığın ... hesabında olay ve olgular bölümünde yer alan ifadelerin bulunduğu videoyu paylaşmak şeklindeki eyleminin İslam dinince kutsal sayılan dini değerleri aşağılamaya yönelik olup 5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamındaki suçu oluşturduğu, öğretmen olarak görev yapan sanık hakkında bağlı bulunduğu Tekirdağ İl Milli Eğitim Müdürlüğünce tepki gösterilip suç duyurusunda bulunulması da dikkate alındığında kamu barışını bozmaya elverişli olduğu anlaşıldığından, 5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrası yerine aynı Kanun'un birinci fıkrasının uygulanması suretiyle fazla ceza tayini hukuka aykırı bulunmuştur.
5. Bozma nedenine bağlı olarak suç vasfının 5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kabul edilmesi ve bu suçun basit yargılama usulüne tabi olması nedeniyle bu hususun mahkemesince değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması bozmayı gerektirmiştir.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 09.03.2021 tarihli kararının 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 321 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.02.2024 tarihinde karar verildi.
8. Ceza Dairesi, 2020/7761 E., 2023/2416 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığının 08.02.2016 tarihli ve 2016/857 Soruşturma, 2016/1184 Esas sayılı iddianamesi ile sanık hakkında halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca dava açılmıştır.
8. Ceza Dairesi 2020/7761 E. , 2023/2416 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama
HÜKÜM : Mahkûmiyet
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığının 08.02.2016 tarihli ve 2016/857 Soruşturma, 2016/1184 Esas sayılı iddianamesi ile sanık hakkında halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca dava açılmıştır.
2. Kocaeli 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.07.2016 tarihli ve 2016/156 Esas, 2016/551 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçundan 5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz isteği;
1. 5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca hakkında dava açıldığı halde aynı maddenin birinci fıkrası uyarınca cezalandırıldığına,
2. Yorum ve düşünceleri nedeniyle mahkumiyetine karar verildiğine, paylaşımların AİHS'in 10 uncu madde kapsamında ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine,
3. Paylaşımlarının bilirkişilerce incelenmeden eksik araştırma ile hüküm kurulduğuna,
4. Savunma hakkının kısıtlandığına,
5. Ve sair hususlara, ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1. Dava konusu olay, sanığın halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılamasının kamu barışını bozmaya elverişli olup olmadığına ilişkindir.
2. Sanığın kullandığını beyan ettiği hesaplardan yapılan paylaşımlar şu şekildedir:
a. "İnsanlar" ve 'Ergenekon Hakan" adlı hesaplardan ayrı ayrı "Kendisine Hz. Mahogani diyen adamın biri size gelse ve Piçinardi adında bir tanrının elçisi olduğunu söylese ve bu Yüce Piçinardi'den kendisine evlerinin bodrum katında bir sürü ayet indiğini söylese, siz """şahitlik ederim ki Piçinardi tektir ve Piçinardi'den başka ilah yoktur ve yine şahitlik ederim ki Mahogani onun kulu ve elçisidir""" DER MİSİNİZ?"
b. "İnsanlar" adlı hesaptan "Kelime-i şahadetin yalancı şahitlik olduğunu ve yalancı şahitliğin şerefsizlik olduğunu anlatmaya çalışıyoruz... 700 takla atıyoruz bunun anlatabilmek için... Anlamıyorlar çünkü...beyinleri durmuş mümünlerin...yeniden aktif hale getirmeye çalışıyoruz. İşimiz zor..."
c. "İnsanlar" adlı hesaptan "Aslen Allah da çalıntı bir tanrıdır... Niye? Mekke putperestleri al ilah a yani ay tanrısına ve onun 3 kızına (EL LAT, EL UZZA ve Menat) taparlardı... Muhammed EL LAH'ı ALLAH yapmış görünmez olduğunu söylemiş bu 3 tanrıça kıza da tekmeyi koymuştur... Tekmeyi koyarken en zorlandığı EL LAT'tır. Çünkü kendi sülalesi en çok ona tapıyordu... Eğer o kıza tekmeyi direk koysaydı ailesinin İslama verdiği askeri desteği kaybederdi.. O yüzden başlarda hem El Lat'a hem de muhammed'in el ilahtan bozarak imal ettiği Allah'a tapıldı.... Kör cahil müslümanların çoğı bilmez bunu... Mesela, hacer ül esved EL LAT adlı tanrıçayı simgeler... Muhammed bu putu kıramamış.. Mecburen bu puta da tapınılmıştı zamanında... Kendi bile öpmüştü bu putu 'seni bize allah gönderdi' diyerek."
d. "İnsanlar" adlı hesaptan "Kuran allak sözü filan değildir, muho'nun fantezisidir,... (allak yoktur)... ve onun düşük ahlakının bir yansımasıdır... Ordan burdan çaldığı hikayeler arasına kendi düşük ahlak anlayışını yerleştirmiş olmakla kalmayıp kendi seks hayatını düzenlediği bir günlüğe de çevirmiştir kuranı muho adlı şarlatan... Tanrım 4 ve 5 hafsayı s\*kmesi üzerine karılarıyla arasında çıkan anlaşmazlığa binaen kendi tarafından yazılmış allak sözüdür"
"2 karısı (hafsa ve aisha) kazan kaldırır...o da allak üzerinden bu iki karısını tehdit etmektedir bu ayetlerde... Bütün islam alimleri HAFSA olayı olarak anlatır bu olan biteni... Detaya girip sizi piçlek'ten tiksindiren ben olmayım... Açın araştırın ve kendi başınıza tiksinmeyi ÖĞRENİN muho adlı şarlatandan..."
"Bana ilginç gelen allak'ın bu iki karıyı tehdit etme şekli... Koskoca allak tek başına meydan okumaz bu iki feminist karıya... Melekleri, medineli müslümanları ve cebraili de arkasına alır... Tek başına 2 karıyla baş edemeyen allak ilah filan olamaz. ... Olsa olsa soytarı olur... Anlaşılacağı üzere kendi yarattığı allak'ın ağzından konuşan muho son derece aptaldır... Ama tahrim 4 ve 5 şi tanrı sözü zannedenler muhodan 20 kat daha aptaldır... İslam işte tam da bu aptallığın ürünü bir dindir..."
e. "İnsanlar" adlı hesaptan "Kelime-i şahadet tüm dünyanın müslümanlardan tiksinmesine yol açan yalancı şahitlik eylemidir."
f. "İnsanlar" adlı hesaptan "Ey ateist!! Sen sen ol asla tanık olmadığın bir olaya şahitlik etme...bırak bu tür şerefsizlikleri başkaları yapsın..."
g. "Agasikse&Şirinler" adlı hesaptan " 'Kölelerinize iyi davranın' diyen bir tanrıdan tiksinmek yerine ona tapıyorsan ne sana, ne dinine, ne de tanrına saygı duymamı filan bekleme benden!!"
h. "Agasikse&Şirinler" adlı hesaptan "Nisa 36 da iyi davranın der... ama Nur 31 de çok kötü davranılmasını ister... Açın okuyun... Lütfen Kuranı açın okuyun ve tiksinin bir an önce İslamdan!! Ben iğrendim... Siz de iğrenin... Lütfen dediğimi yapın. İslamı terk edeceksiniz okuyunca Kuran'ı... O derece iğrenç!! Hadi başlayın okumaya... Kolay gelsin!!"
i. "Agasikse&Şirinler" adlı hesaptan "allah el lah adlı ay tanrısından bozma fason ve çakma bir tanrısıdır..."
j. "Agasikse&Şirinler" adlı hesaptan "Tesettür: 1. Penguen kılığında dolaşan erkek mi kadın mı belli olmayan, rüzgar çıktığında orası burası bir de kukusu görünen çünkü 'a-aaavvv don da giymemiş bu' dediğimiz ucube yaratık mahfazası. 2. Yumurta kafalı desinler diye kafaya tutturulan perdelik kumaş. Örnek: Hafsadingil muho'nun yumurtaya bayıldığını zannederek o gün kafasına tesettür formatı atıp yatağa girdiydi ve çok beklediydi ama Muho seksi Marya'ya gitmişti, allağ için. Elhamdürüllak. ORUÇ: sadece unutkan şapşiklerin diskalifiye edildiği katılan herkesin kazandığı ortalama 30 gün süren çift molalı, iftarlı sahurlu, gece davullu aç kalma müsabakası. Dingil muho silahını ateşler ateşlemez 17 karısı ve 29 cariyesi sütlü nuriye tatlısı yemeyi bıraktılar. Çünkülüm korkudan ödleri boklarına karışmıştı. O devirde silah yoktuysa muho silahı nereden bulduydu? siz hala inanmazsınız pis ateyizler!! NAMAZ: Hafif miyop kişilerin yerde sarı bişey görünce alsam mı almasam mı acaba diye tereddüt içinde bir süre eli kolu bağlı kala kalması çabuk düşünememesi, sonra akıl mekanizmalarının devreye girmesiyle yakından bakmak için eğilmeleri fakat altın mı bakır mı bir türlü anlayamamaları etraf kalabalıklaşınca yerden alan yer köpeği demesinler diye epeydir orada oturuyor taklidi yapmaya başlamaları ve bir punduna getirerek sanki bir tanrıya tapıyormuşçasına köpekleme sarı şeye iki pençe ve burunlarıyla iyice yakından bakmak ve incelemeler yapmak için domalmaları ve elleriyle değil de sarı şeyi ağızlarıyla yoklamaları, ısırarak altınmış deyip dillerinin altına saklamaları ya da değilmiş AMK deyip bırakmaları sonra da sarı şeyle yaşadıkları bu ilginç deneyimi acaba gören oldu mu diye sağa sola selam veriyormuşcasına bakmaları. Umarım gören olmamıştır deyip HUŞU içinde oradan sıvışmak eylemlerinin bütünü. Piçlek muhonun hindistandan çaldığı, araplara ve mümün kavimlere günde 5 kere oynamayı zorunlu kıldığı ALTIN BULDUM KİMİNSE sahibi yoksa BENİMSE adlı çocuk ritüeli...allahu ekberli... Dua: orada olmayan birşeyle konuşma.olmayan birşeyden peynir, kalemtraş vs. öteberi isteme. Vermediğinde suçu kendinde bulmaca. Peynire ve kalemtraşa kavuşunca o olmayan şeye teşekkür edip amin demece. Örnek: Allakım bana verdiğin bu silgi için sana sonsuz şükranlarımı sunarım. ... şimdi de kalemtraşımı aldı vermiyor. Sübhaneke, amin. EZAN: Periodik olarak günde 5 kere söylenen minare türküsü. Türküyü duyan bazı memeliler koşa koşa cami denilen yerlere gidip el başparmaklarını kulak memelerinin arkasına değdirip bir dizi tuhaf beden eğitimi hareketleri yaparlar. Önlerinde oturanların götüne bakıp çoraplarını koklarlar... Örnek: Pavlov köpeklere her yemek verdiğinde zil takıp dans da
ediyordu ve köpeklerin ağzının suyu akıyordu... Gel zaman git zaman, bir gün evde hiç yemek yoktu ve Pavlov sadece zil takıp dans edince köpekler şöyle düşündü: Yemek herşey değil. Pavlov bize yıllarca yemek verdi. Bugün sadece zil takıp oynadı diye ağzımızı sulandırmazsak çok ayıp olur PAVLOV'a.."
k. "Agasikse&Şirinler" adlı hesaptan "Eğer allah varsa ve kuran allah sözüyse, muhammed'e karı ayarlamaya çalıştığı ve muhammed'in seks hayatını düzenlemeye çalıştığı için onu ALKIŞLIYORUM (Tahrim 5 ve Ahzab 51)"
IV. GEREKÇE
1. 5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin üç fıkrasında üç ayrı suça yer verilmiştir. Maddenin birinci fıkrası ile halkın kin ve düşmanlığa alenen tahrik eylemi suç haline getirilirken ikinci fıkrası ile halkın bir kesimini alenen aşağılama, üçüncü fıkrası ile de halkın bir kesimini benimsediği dini değerlerden dolayı aşağılama suçları hüküm altına alınmıştır.
5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suç işlendiğinde, halkın bir kesimi diğer kesimi aleyhine kamu güvenliği açısından tehlikeli olacak şekilde tahrik edildiğinde halk kitlelerinin birbirine girmesi ve toplum içinde kargaşa çıkması tehlikesi kendini gösterecektir. Yine ikinci ve üçüncü fıkralarında olduğu gibi, halkın bir kesimi belli nedenlerle aşağılandığında, bu kesim kendisini dışlanmış hissedecek ve böylece toplum dışına itilen kimselerin suça karışması ve diğer kesimini düşmanca görmesi riski ortaya çıkacaktır. O halde bu suçla korunan asıl hukuki yararın kamu barışının korunması olduğunu söylemek mümkündür.
Anılan maddenin birinci ve üçüncü fıkralarında geçen din kavramını yakından incelemek gerekirse;
Din, genellikle doğaüstü, kutsal ve ahlaki öğeler taşıyan, çeşitli ayin, uygulama, değer ve kurumlara sahip inançlar bütününe verilen isim veya tanımdır. Zaman zaman inanç sözcüğünün yerine kullanıldığı gibi bazen de inanç sözcüğü din sözcüğü yerine kullanılır. Dinler tarihine bakıldığında, birçok farklı kültür, topluluk ve bireyde din kavramının farklı biçimlere sahip olduğu görülür. Arapça kökenli bir sözcük olan din sözcüğü, köken itibariyle "yol, hüküm, mükafat" gibi anlamlara sahiptir.
Türk Dil Kurumuna göre sözcük olarak dinin tanımı;
"Tanrı'ya, doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurum, diyanet" ve "Bu nitelikteki inançları kurallar, kurumlar, töreler ve semboller biçiminde toplayan, sağlayan düzen" anlamına gelir.
Farklı din tanımlamalarının ortak noktaları birleştirildiğinde, din insanlara bir hayat tarzı sunan, onları belli bir dünya görüşü içinde toplayan kurum, bir değer biçme ve yaşama tarzı; yaratıcıya isteyerek bağlanma, birtakım şeyleri duyma, onlara inanma ve onlara uygun iradi faaliyette bulunma olgusu; üstün varlıkla ona inanan insan arasındaki ilişkiden doğan deneyimin inanan kişinin hayatındaki etkileri olarak tanımlanabilir.
5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin birinci fıkrasında, halkın din bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması şartıyla cezalandırılır. O halde bu suçun işlenebilmesi için, halkın bir kesiminin, diğer kesimi aleyhine tahrik edilmesi gerekir. Kin ve düşmanlığa tahrikin anlamı "husumet beslenen konuya karşı tasarlayarak zarar vermeye, öç almayı gerektirecek şiddette nefret duymaya yönelik hareketlerin zeminini oluşturan psikolojik hal" olarak belirlenebilir. Tahrik ise, başkalarına, belirli yönde hareket etmeleri için, açık bir psikolojik baskı demektir. Suçun oluşması için "grupların, gruplara karşı kin ve düşmanlığa bilfiil tahrik edilmiş olmaları" gerekir.
5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen suçun hareket unsuru ise, halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri kamu barışını bozmaya elverişli bir biçimde alenen aşağılamaktır. Madde metni, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (765 sayılı Kanun) 175 inci maddesinin üçüncü fıkrasına benzer şekilde düzenlenmiştir. Ancak 765 sayılı Kanun'un anılan hükmünde, dini değerden ne anlaşılması gerektiğini "Allah, dinler, dinlerin peygamberleri ve kutsal kitapları" şekilde sınırlı şekilde saymışken, 5237 sayılı Kanun'daki düzenlemede bu sınırlama kaldırılarak sadece "dini değerlerden" söz edilmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen suçun oluşması için bu dini değerlerin halkın bir kesimi tarafından benimsenmiş olmalıdır. Madde metnindeki asıl hareket unsuru, dini değerleri aşağılamaktır. Bu aşağılamanın, mutlaka alenen yapılması ve kamu barışını bozmaya elverişli nitelikte olması gerekir. Kamu barışını bozmaya elverişli olmaktan maksat, aşağılama fiilinin bireylerin taşıdıkları, barış esasına dayalı bir hukuk toplumunda yaşadıklarına dair duyguyu zedelemesi veya zedeleme ihtimalinin somut biçimde ortaya koymasıdır. Tehlike suçu olması nedeniyle eylemin yapılması ile halkın dini değerlerinin aşağılandığı duygusuna kapılması önemli değildir, objektif olarak eylemin aşağılayıcı nitelikte olması yeterlidir.
2. Düşünce özgürlüğü ile ilgili gerek uluslararası hukuk gerekse ulusal hukuk alanında ayrıntılı düzenlemeler bulunmaktadır.
10 Aralık 1948 tarihli Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 19 uncu maddesi;
"Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır. Bu hak fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları mevzubahis olmaksızın malümat ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek veya yaymak hakkını içerir."
16 Aralık 1966 tarihli Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmenin 19 uncu maddesi;
"Herkesin, söz özgürlüğüne hakkı vardır; bu hak gerek sözlü, yazılı ya da basılı veya sanat eseri şeklinde, gerekse seçilen diğer herhangi bir yoldan, ülke sınırları söz konusu olmaksızın, her türlü haber ve düşünceyi araştırma, alma ve verme özgürlüğünü içerir."
4 Aralık 1950 tarihli İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin 10 uncu maddesinin birinci fıkrası;
"Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları sözkonusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir."
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 13 üncü maddesi;
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
14 üncü maddesi;
"Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.
Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir."
25 inci maddesi;
"Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.
Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz."
26 ncı maddesi;
"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet Resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir."
Açıklanan normlar birlikte değerlendirildiğinde, özgürlüklerin demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliği ve düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın ve ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otorite veya tarafsızlığının korunması için kanunla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlama ve yaptırımlara tabi tutulacağı anlaşılmaktadır. Ancak düşünceyi açıklama özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin olabildiğince dar yorumlanması gerektiği, sınırlandırma için önemli bir toplumsal gereksinim veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her hal ve koşulda sınırlandırmanın bireysel ve toplumsal gelişimi zedelemeyecek ölçüde olması kabul görmekle birlikte, iftira, sövme, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini zor ve cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, farklılıklar arasında nefret, ayrımcılık, kavga, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik beyan, ifade ve eylemler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10 uncu maddesi kapsamında düşüncenin açıklanması özgürlüğü ile ilgili kararlarında, düşüncenin açıklanması özgürlüğünün sınırlanmasında aradığı koşullar;
a. Yasal bir düzenleme bulunması,
b. Sınırlamanın meşru bir amaçla yapılması,
c. Sınırlamanın demokratik bir toplum için gerekli olması,
d. Kanunilik ilkesine uygun olarak verilen cezanın, güdülen meşru amaçla orantılı olması,
Şeklindedir.
3. a. Sanığın, "Olay ve Olgular" başlığı altında belirtilen İslam dinince kutsal sayılan dini değerleri aşağılamaya yönelik paylaşımlarının, 5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında, ülkemizin genel yapısı itibariyle İslam dinine mensup olan halk nazarında paylaşımlara gelen tepkiler de dikkate alındığında kamu barışını bozmaya elverişli olduğu ve bu nedenle objektif cezalandırılabilme koşulunun da oluştuğunun anlaşılması karşısında, iddianamede 5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrasının uygulanması talep edildiği gözetilmeden ve 5271 sayılı Kanun'un 226 ncı maddesi uyarınca sanığa ek savunma hakkı verilmeden 5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin birinci fıkrası uygulanarak sanığın savunma hakkının kısıtlanması,
b. Sanık hakkında hükmolunan hapis cezası ile birlikte 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesi uyarınca hak yoksunluklarına hükmolunması gerektiğinin gözetilmemesi,
Nedenleriyle sanık hakkında kurulan hüküm hukuka aykırı bulunmuş,
c. Bozma nedenine bağlı olarak suç vasfının 5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kabul edilmesi ve bu suçun basit yargılama usulüne tabi olması nedeniyle bu hususun mahkemesince değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması bozmayı gerektirmiştir.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Kocaeli 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.07.2016 tarihli ve 2016/156 Esas, 2016/551 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.04.2023 tarihinde karar verildi.
8. Ceza Dairesi, 2023/955 E., 2023/3842 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Asliye Ceza Mahkemesinin, 22.05.2012 tarihli kararı ile sanık hakkında atılı suçtan ek savunma hakkı verilerek 5237 sayılı Kanun’un 216 ncı maddesinin ikinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca hükmolunan 5 ay hapis cezasının 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinin beşinci fıkrası gereği hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ve bu karar itiraz olunmadan 18.06.2012 tarih
8. Ceza Dairesi 2023/955 E. , 2023/3842 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇ : Halkın bir kesimini sosyal sınıf din mezhep cinsiyet, bölge farklılığına dayanarak alanen aşağılama
HÜKÜM : Beraat
Sanık hakkında bozma üzerine verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığının 23.03.2011 tarihli iddianamesi ile sanığın halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 213 üncü maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesi uyarınca cezalandırılması talebi ile dava açılmıştır.
2. Kocaeli 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 22.05.2012 tarihli kararı ile sanık hakkında atılı suçtan ek savunma hakkı verilerek 5237 sayılı Kanun’un 216 ncı maddesinin ikinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca hükmolunan 5 ay hapis cezasının 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinin beşinci fıkrası gereği hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ve bu karar itiraz olunmadan 18.06.2012 tarihinde kesinleştirilmiştir.
3. Sanık hakkında 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin sekizinci fıkrası gereğince uygulanan 5 yıllık denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlemesi nedeniyle Merzifon 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.10.2018 tarihli, 2017/619 Esas ve 2018/664 Karar sayılı kararı ile ihbarda bulunulması üzerine Kocaeli 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 23.03.2019 tarihli kararı ile sanık hakkında kurulan hüküm açıklanarak, 5237 sayılı Kanunu'nun 283 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
4. Kocaeli 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 03.10.2018 tarihli bu kararının sanık müdafi tarafından istinaf edilmesi üzerine, dosya üzerinden yapılan incelemede, Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 26.01.2021 tarihli kararı ile, sanığın eyleminin, 5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin birinci fıkrası ve 218 inci maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiği eleştirisi ile, 5271 sayılı Kanun'un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin birinci cümlesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
5. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 26.01.2021 tarihli kararının sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 29.11.2022 tarihli kararı ile ''....Oluşa ve tüm dosya kapsamına göre, sanığın, mynet isimli internet sitesinde yer alan haber altına yazdığı paylaşımının, halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik edecek nitelikte olduğu, eyleminin, TCK.nın 216/1, 218/1. maddelerine uyduğunun kabulü karşısında, suç vasfının kazanılmış hak kapsamında kalmadığı gözetilmeden, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp, ceza miktarı itibariyle kazanılmış hak gözetilerek suç vasfına uygun bir hüküm kurulması gerekirken, eleştiri ile yetinilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi," nedeniyle bozulmasına ve dava dosyasının 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
6. Yargıtay bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada; Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 20.02.2023 tarihli kararı ile sanık hakkında, sözlerinin kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlike ortaya çıkarmadığı ve 5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin birinci fıkrası ve 218 inci maddelerinde düzenlenen suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Cumhuriyet Savcısının temyiz isteği, suçun unsurlarının oluştuğuna ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1. Dava konusu olay, sanığın, mynet isimli sosyal medya sitesinde yayınlanan ''PKK yandaşları Gaziyi karıştırdı'' başlıklı haberin altına yaptığı yorum paylaşımı ile, halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik ettiği iddiasına ilişkindir.
2. 10.07.2010 tarihli paylaşımda, " Cia ya da Mossad ajanları eminim ki nasıl Diyarbakır sokaklarında bir sürü ajanınız olduğu gibi internetteki haber sitelerinin de yorumlarına dikkat eden birimleriniz vardır Türkiye' de. Onlar duysun oyununuza gelmeye başladık sanırım yakında çevremdeki PKK' yı desteklesin, desteklemesin tüm Kürtlere saldıracak potansiyele, psikopatlık seviyesinde öç alma hevesine ulaşmış bulunuyorum. Eminim ki benim gibi bir çok Türk hakkında yakında böyle olacak ve Türkiye' de iç savaşı ciddi ciddi çıkartacaksınız. O İstanbul' daki Kürtlerin yaşadığı yerlerdeki tüm Kürtleri bize geberttireceksiniz. Ama onları geberttikten sonra sıra Yahudilere ve Amerikalılara gelir bilesiniz.Eğer bu ülkede mayın o PKK' yı destekleyen kürtlerse uzaktan kumanda sizsiniz, İsrail ve Amerikalılar.Unutmayın Türkiye' de çok yahudi iş adamı var ona göre." şeklindeki ibarelerin yer aldığı görülmüştür.
3. Sanığın yazdığı sözlere ilişkin 10.07.2010 tarihli ihbar formu, yazı içeriği ve kullanıcı bilgilerine ilişkin Mynet Medya Yayıncılık Uluslararası Elektronik Bilgilendirme ve Haberleşme Hizmetleri Anonim şirketinin 02.03.2012 tarihli yazı cevabı, IP bilgilerini içerir Türk Telekomünikasyon Anonim şirketinin 20.08.2010 tarihli yazı cevabı dosyada mevcuttur.
4. Sanık savunmasında, suç kastının olmadığnı, terör haberinin altına tepki olarak yorum yaptığını, herhangi bir grubu hedef almadığını beyan etmiştir.
IV. GEREKÇE
Somut bir tehlike suçu olarak 5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen ve kamu düzenini, toplum huzurunu/barışını himaye eden, esas itibariyle nefret söylemini sınırlandırmayı hedefleyen halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek suçu; halkı, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanarak birbirine karşı kamu düzeni için tehlikeli olabilecek şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye alenen tahrik edilmesini cezalandırmaktadır.
Mahiyeti ve yapısı itibariyle 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 26 ncı maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 10 uncu maddesi ile teminat altına alınan düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti bağlamında suç tanımında gösterilen hassasiyetin uygulamada da gözetilmesinde zaruret bulunduğundan, kamu düzeni ve toplum huzurunu korumak gibi meşru bir amaca yöneldiğinde kuşku bulunmayan müdahalenin, demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaçtan kaynaklanıp kaynaklanmadığının ve hakkın özüne dokunmadan ölçülü/orantılı bir müdahale olup olmadığının olaysal olarak mahkemece değerlendirilmesi gerekir.
Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere; suçu oluşturan “tahrik”, soyut saygısızlık ve reddin ötesinde, bir halk kesimine karşı düşmanca tavırlar gösterilmesini sağlamaya veya bu tür tavırları pekiştirmeye objektif olarak elverişli olmalıdır. Fail sübjektif olarak da bu amacı gütmeli, halk kesimini kin ve nefrete tahrik etmelidir. Bu kapsamda salt yüz çevirme, soyut bir red veya saygısızlık ifade eden bir davranışta bulunma veya bu yönde sözler sarfetme, suçun gerçekleşmesi bakımından yeterli değildir. Fiilin suç teşkil etmesi için bunların ötesinde, ağır ve yoğun bir tarzda kin ve düşmanlığa tahrikin var olması gerekir. Diğer bir tabirle etkili bir şiddet çağrısı ya da nefret söylemi içermelidir. Failin fiili, adet ve şahıs olarak muayyen olmayan toplum kesimi üzerinde kin ve nefret duygularının oluşumuna veya mevcut duyguların pekişmesine etkide bulunmalıdır.
Kin ve düşmanlık; “husumet beslenen konuya karşı tasarlayarak zarar vermeye, öç almayı gerektirecek şiddette nefret duymaya yönelik hareketlerin zemini oluşturan psikolojik bir hal” olarak açıklanabilir, “kin ve düşmanlık” ibaresinin anlamı da dikkate alındığında sadece “şiddet içeren ya da şiddet tavsiye eden tahrikler” madde kapsamında değerlendirilebilecektir.
5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinde yer alan düzenleme, doğrudan ifadenin içeriğini hedefe alarak bir sınırlama öngörmemektedir. İfadenin iletişimsel etkisinin muhatapları üzerinde yarattığı varsayılan etkiyi değil, somut vakıada kullanılan ifadenin yaratmış olduğu etkiyi dikkate almaktadır. (Yard. Doç Dr. Kemal Şahin, Terörizm ve İfade Özgürlüğü Paradoksu, http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/43433.pdf, [29.05.2023], S.339) Kamu güvenliğinin bozulması tehlikesinin somut olgulara dayalı olarak varlığı gereklidir. Bu tehlike, somut bir tehlikedir. Somut tehlikenin gerçekleşip gerçekleşmediği belirlenirken failin söz ve davranışlarının neden olduğu tehlike neticesine bakmak gerekir. Hakim, kullanılan ifadeler dolayısıyla bu tehlikenin gerçekleşip gerçekleşmediğini, dayanak ve noktalarını göstermek suretiyle belirleyecektir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanığın, herkese açık olan sosyal medya sitesinde yer alan haber altında kullandığı ifadeler dolayısıyla, 5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin birinci fıkrası kapsamında, suçun unsuru ve cezalandırılma şartlarından olan kamu güvenliği yönünden açık ve yakın tehlike doğurmaya elverişli olup olmadığının tespit edildikten sonra sanığın hukuki durumunun takdiri yerine yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması, hukuka aykırı görülmüştür.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Cumhuriyet Savcısının temyiz istemi yerinde görüldüğünden Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 2.Ceza Dairesinin 20.02.2023 tarihli kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğnameye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 2.Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.05.2023 tarihinde karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.