Türk Ceza Kanunu 23. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 23- (1) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir.
İKİNCİ BÖLÜM
Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler
Kanunun hükmü ve amirin emri
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
78 karar eşleşti
12. Ceza Dairesi, 2023/6733 E., 2024/4412 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
maddesinin ikinci fıkrası gereğince kararın kaldırılarak sanığın 5237 sayılı TCK'nın 23. maddesinin birinci fıkrası ve 86.
12. Ceza Dairesi 2023/6733 E. , 2024/4412 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ:Ceza Dairesi
SAYISI : 2023/2676 E., 2023/2780 K.
SUÇ : Taksirle yaralama
HÜKÜM : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması
Dairemizce verilen bozma ilâmı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın; sanık tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 5271 sayılı CMK'nın 298/1. maddesindeki temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında tehdit suçundan 5271 sayılı CMK'nın 223.maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi gereğince beraat; kasten yaralama suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 86. maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (a) bendi, 87. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 53. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları ile 58. maddesi gereğince 6 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir.
2. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 07.09.2021 tarihli ve 2020/1965 E. 2021/2046 K. sayılı kararı ile; sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine, sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulüne, 5271 sayılı CMK'nın 280. maddesinin ikinci fıkrası gereğince kararın kaldırılarak sanığın 5237 sayılı TCK'nın 23. maddesinin birinci fıkrası ve 86. maddesinin ikinci fıkrasının yollamasıyla, 89.maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (b) bendi, 22. maddesinin üçüncü fıkrası, 62.maddesinin birinci fıkrası gereğince 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
3.Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın sanık tarafından temyizi üzerine Dairemizin 20.06.2023 tarihli kararıyla bozulmasına karar verildiği, mahkemece bozma ilamına uyulması yönünde karar verilerek 5271 sayılı CMK'nın 280/1-g maddesi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 23. maddesinin birinci fıkrası ve 86. maddesinin ikinci fıkrasının yollamasıyla, 89.maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (b) bendi, 22. maddesinin üçüncü fıkrası, 62.maddesinin birinci fıkrası gereğince 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
4.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca sanığın temyiz isteminin esastan reddine karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz sebepleri; Yerel Mahkemenin hakkında yaralama suçundan tesis ettiği beraat kararının usul ve yasaya aykırı olup bozulması gerektiğine, Mahkemenin gerekçesinde kasten yaralama eylemi işlendiği sırada ve bilinçli taksir şeklindeki değerlendirmesini kabul etmediğine, Savcılığın mütalaasını kabul etmediğine, ayrıca gerek yerel mahkemenin, gerekse de Bölge Mahkemesinin aleyhine olan yorum ve kanaatlerine katılmadığına ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1. İlk Derece Mahkemesince, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; "...her ne kadar sanık aşamalardaki savunmasında atılı suçlamayı kabul etmemiş, mağdurda kollukta oğlu olan sanığın kendisini darp ettiğine ilişkin beyanından mahkeme huzurunda vazgeçmiş ise de; mağdur hakkında tanzim edilen adli muayene raporunun mağdurun kollukta olayın sıcaklığıyla vermiş olduğu beyanla örtüştüğü ve olay anında tanık olan mahkememizce de olayı samimi bir şekilde doğru olarak yansıttığı değerlendirilen tanık ...'ın darp sonrası yere düşen nenesinin ağladığını ve babasının yaptığını içeren aktarımı beraber değerlendirildiğinde; sanığın savunmasının hayatın olağan akışına aykırı ve maddi gerçeği yansıtmaktan ziyade atılı suçtan kurtulmaya yönelik olduğu, mağdurun mahkemedeki anlatımının ise oğlu olan sanığı koruma içgüdüsüyle dile getirildiği; adli muayene raporuyla uyumlu mağdurun olayın sıcaklığıyla vermiş olduğu ifadeye üstünlük tanınmasının şüpheye mahal bırakmayacak şekilde net olduğu kanaatine varılmıştır. Ulaşılan bu kanaat doğrultusunda; Sanık ...'nun annesi olan mağduru darp etmek suretiyle, üzerine atılı kasten yaralama suçunu işlediği..." kanaati ile sanık hakkında tehdit suçundan 5271 sayılı CMK'nın 223.maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi gereğince beraat; kasten yaralama suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 86. maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (a) bendi, 87. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 53. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları ile 58. maddesi gereğince 6 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir.
2.Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, sanığın istinaf başvurusunun kabulüne karar verilerek 5271 sayılı CMK'nın 280. maddesinin ikinci fıkrası gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak sanığın 5237 sayılı TCK'nın 23. maddesinin birinci fıkrası ve 86. maddesinin ikinci fıkrasının yollamasıyla, 89.maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (b) bendi, 22. maddesinin üçüncü fıkrası, 62.maddesinin birinci fıkrası gereğince 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
3.Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın sanık tarafından temyizi üzerine Dairemizin 20.06.2023 tarihli kararıyla;
"...Oluş ve dosya kapsamına göre; suç tarihinde sanığın aynı ikamette birlikte kaldıkları annesi olan mağdur ile tartıştıkları, sanığın annesi olan mağdura vurması üzerine mağdurun dengesini kaybederek yere düşmesi sonucu Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı başkanlığının 07.06.2021 tarihli adli rapor içeriğine göre, mağdur ...'nun yaralanmasının duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesi niteliğinde yaralanmasına sebep olduğu olaya ilişkin mağdur ...'nun 30.01.2022 tarihinde temyiz aşamasında öldüğü anlaşılmakla; sanığın eylemi ile ölüm arasında illiyet bağı olup olmadığı hususunda şüphe oluştuğundan, mağdur ...'na ait hastane kayıtlarının tamamı dosya kapsamına alınarak, mağdura yapılmış ise otopsi evrakının ve tüm tedavi belgelerinin dosyaya getirtilmesi suretiyle Adli Tıp Kurumundan rapor alınması, illiyet bağı tespit edilmesi durumunda suç vasfının değişeceği ve sanığın hukuki durumunun buna göre belirlenmesi gerektiği anlaşıldığından, ilgili hususta gerekli araştırma yapılmadan hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur..." gerekçeleri ile bozulmasına karar verildiği, mahkemece bozma ilamına uyulması yönünde karar verildikten sonra İstanbul Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurumundan aldırılan 27/09/2023 tarihli rapora göre, ölen Dulkadın Beslekoğlu'nun 30/01/2021 tarihinde tedavi gördüğü Finike Devlet Hastanesinde Covid-19 hastalığına bağlı olarak öldüğü, 27/07/2019 tarihinde maruz kaldığı darp ve düşmeye bağlı yaralanması ile tedavi gördüğü hastanede 30/01/2022 tarihindeki ölümü arasında illiyet bağının bulunmadığının belirlendiği ve 5271 sayılı CMK'nın 280/1-g maddesi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 23. maddesinin birinci fıkrası ve 86. maddesinin ikinci fıkrasının yollamasıyla, 89.maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (b) bendi, 22. maddesinin üçüncü fıkrası, 62.maddesinin birinci fıkrası gereğince 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE ve KARAR
Oluş ve dosya kapsamına göre; suç tarihinde sanığın aynı ikamette birlikte kaldıkları annesi olan mağdur ile tartıştıkları, sanığın annesi olan mağdura vurması üzerine mağdurun dengesini kaybederek yere düşmesi sonucu Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı başkanlığının 07.06.2021 tarihli adli rapor içeriğine göre, mağdur ...'nun yaralanmasının duyularından veya organlarından birinin işlevinin yetirilmesi niteliğinde yaralanmasına sebep olduğu olaya ilişkin Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
5237 sayılı TCK'nın 61. maddesinin ikinci fıkrasına aykırı olarak, 5237 sayılı TCK'nın 22. maddesinin üçüncü fıkrasının, aynı Kanunun 89.maddesinin birinci fıkrası gereğince belirlenen temel cezadan sonra uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi, sonuç cezaya etkili olmadığından, bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşılmakla, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin kararında sanık tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı CMK'nın 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden CMK'nın 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/1. maddesi uyarınca Finike Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
18.09.2024 tarihinde karar verildi.
Diğer kararlar (4)
12. Ceza Dairesi, 2022/9672 E., 2023/2252 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
sanık tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine, sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulüne, 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince kararın kaldırılarak sanığın 5237 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 86 ncı maddesinin ikinci fıkrasının yollamasıyla, 89 uncu maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasını
12. Ceza Dairesi 2022/9672 E. , 2023/2252 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇ : Taksirle yaralama
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun kabulü ile; İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden kurulan mahkûmiyet
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Finike Asliye Ceza Mahkemesinin 23.06.2020 tarih ve 2019/915 esas ve 2020/291 karar sayılı kararı ile; sanık hakkında tehdit suçundan 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi gereğince beraat; kasten yaralama suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (a) bendi, 87 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 53 üncü maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları ile 58 inci maddesi gereğince 6 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir.
2. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 07.09.2021 tarihli ve 2020/1965 E. 2021/2046 K. sayılı kararı ile; sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine, sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulüne, 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince kararın kaldırılarak sanığın 5237 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 86 ncı maddesinin ikinci fıkrasının yollamasıyla, 89 uncu maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (b) bendi, 22 nci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası gereğince 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
3. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 17.11.2022 havale tarihli ve 2021/119239 sayılı, temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanması görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık ...'nun Temyiz İsteği;
1. Olayın kazaen meydana geldiğine, suçsuz olduğuna ve beraat kararı verilmesi talebine,
2. Mağduriyetinin giderilmesini ve lehine olan hükümlerin uygulanması gerektiğine,
ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
1.Finike Asliye Ceza Mahkemesinin 23.06.2020 tarih ve 2019/915 esas ve 2020/291 karar sayılı kararı ile;
"...27.07.2019 tarihinde sanığın aynı ikamette birlikte kaldıkları annesi olan mağduru aralarında çıkan tartışma sonucu mağdura vurması üzerine mağdurun dengesini kaybederek yere düşmesi nedeniyle yaralanmasına sebep olduğu ileri sürülerek sanığın “üstsoya karşı vücudunda kemik kırığı olacak şekilde yaralama” suçunu işlediğinden bahisle TCK'nın 86/1-3.a, 87/3, 53, 58. maddeleri uygulanmak suretiyle cezalandırılması talebiyle açılan kamu davasında; Sanık kollukta alınan ifadesinde; alkolden dolayı sinirli olduğunu, sinirle kalktığında annesi kapının yanında olduğu içi omzuna hızlıca çarptığını ve annesinin yere düştüğünü belirterek suçlamayı kabul etmemiş; mahkeme huzurunda ise oğlunun kendisini ittiği için annesine çarptığını beyan ederek suçlamayı kabul etmediğini yinelemiştir. Mağdur kolluk aşamasında alınan beyanında; oğlu olan sanığın kendisine vurduğunu ve darbenin etkisiyle yere düştüğünü belirtmiş mahkeme huzurunda ise; oğlu ile torunu arasında itişme olduğunu o sırada yere düştüğünü, oğlu olan sanığın kendisini darp etmediğini belirtmiştir. Tanık ... ise; babası üzerine yürüyünce olay yerinden kaçtığını, döndüğünde ise nenesinin yerde olup ağladığını, babasının yaptığını söylediğini belirtmiştir. Mağdur hakkında 22.07.2019 tarihinde geçici adli muayene raporu tanzim edilmiş ve kati rapor mahkememizce hastaneden istenmiş ve Finike Devlet Hastanesi tarafından 07.04.2020 tarihinde tanzim edilen hüküm kurmaya elverişli kati raporda; mağdurun yaralanmasının; "sol kalça organının işlevinde sürekli zayıflamaya neden olduğu, yaşamını tehlikeye sokan bir durum olmadığı, sol kalçadaki kırığın hayati fonksiyonlara etkisinin 4 (dört) derece olduğu ve yaralanmasının basit tıbbi müdahale ile giderilemez olduğu belirtilmiştir. Her ne kadar sanık aşamalardaki savunmasında atılı suçlamayı kabul etmemiş, mağdurda kollukta oğlu olan sanığın kendisini darp ettiğine ilişkin beyanından mahkeme huzurunda vazgeçmiş ise de; mağdur hakkında tanzim edilen adli muayene raporunun mağdurun kollukta olayın sıcaklığıyla vermiş olduğu beyanla örtüştüğü ve olay anında tanık olan mahkememizce de olayı samimi bir şekilde doğru olarak yansıttığı değerlendirilen tanık ...'ın darp sonrası yere düşen nenesinin ağladığını ve babasının yaptığını içeren aktarımı beraber değerlendirildiğinde; sanığın savunmasının hayatın olağan akışına aykırı ve maddi gerçeği yansıtmaktan ziyade atılı suçtan kurtulmaya yönelik olduğu, mağdurun mahkemedeki anlatımının ise oğlu olan sanığı koruma içgüdüsüyle dile getirildiği; adli muayene raporuyla uyumlu mağdurun olayın sıcaklığıyla vermiş olduğu ifadeye üstünlük tanınmasının şüpheye mahal bırakmayacak şekilde net olduğu kanaatine varılmıştır. Ulaşılan bu kanaat doğrultusunda; Sanık ...'nun annesi olan mağduru darp etmek suretiyle, üzerine atılı kasten yaralama suçunu işlediği hususu dosya kapsamı itibariyle sabit olduğundan eylemine uyan TCK'nın 86/1. maddesi gereğince suçun işleniş şekli ve kastın yoğunluğu, meydana gelen sonuç ve tehlikenin ağırlığı nazara alınarak (suçu hem üstsoya karşı hem de yaşı itibariyle beden bakımından kendisini savunamayacak durumda olan annesine karşı işlemiş olması aynı zamanda annesi olan mağdurda kemik kırığına neden olması ve TCK'nın 87/2-a ile 87/3. maddelerinin aynı anda bulunması durumlarında 87/3'ten ayrıca arttırım yapılmadan alt sınırdan uzaklaşma nedeni yapılması göz önüne alınarak) takdiren alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle cezalandırılması yoluna gidilmiş, üzerine atılı suçu üstsoya karşı işlemiş olduğu anlaşıldığından TCK'nın 86/3-a maddesi gereğince verilecek ceza yarı oranında arttırılmış, eylemi sonucu mağdurda duyularından ve organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına neden olduğu anlaşıldığından cezası TCK'nın 87/1-a maddesi gereğince 1 kat arttırılmış, sanığın geçmişi, belirlenen olumsuz kişilik özellikleri, suçun öncesi ve sonrasındaki davranışları, cezanın uyarma amacı doğrultusunda umulan yarar ve varılan kanaate göre tahfif sebeplerinin oluşmadığı anlaşıldığından takdiren TCK'nın 62. maddesinin uygulanmamış..." gerekçesiyle sanığın kasten yaralama suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (a) bendi, 87 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 53 üncü maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları ile 58 inci maddesi gereğince 6 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiş olup, bu karara karşı sanığın istinaf başvurusunda bulunduğu anlaşılmıştır.
2. Suç tarihinde sanığın aynı ikamette birlikte kaldıkları annesi olan mağdur ile tartıştıkları, sanığın annesi olan mağdura vurması üzerine mağdurun dengesini kaybederek yere düşmesi sonucu vücudunda 4. derecede kemik kırığı oluşacak şekilde yaralanmasına sebep olduğu anlaşılmıştır.
3. Mağdurun yaralanmasına ilişkin raporlardan; Finike Devlet Hastanesinin 27/07/2019 saat 14.00 tarih ve 4657766 rapor nolu Genel Adli Muayene Raporu ile; mağdur ...'nun yapılan muayenesinde pelvis sol ilrak kanatta ödem mevcut olduğu, tetkiklerde fermur proksimal uçta fraktür mevcut (sol) olduğu, mağdurun yaralanmasının basit tıbbi müdahale ile giderilemez nitelikte olduğu, kati raporun ortopedi Uzmanı tarafından verileceği,
Finike Devlet Hastanesinde Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı olarak görev yapan Op. Dr. ... tarafından tanzim edilen 26/08/2019 tarih ve 90873527/299 sayılı raporu ile; mağdur ...'nun yapılan muayenesinde, sol kalça hareketlerinin ağrılı olduğu, hastanın basamadığı, grafide sol kalça kırığı mevcut olduğu, hastanın opere edildiği, kişide meydana gelen yaralanmanın hayati tehlike yaratmayan ancak basit tıbbi müdahale ile giderilemez nitelikte olduğu, kişide kırığa sebep verdiği ve kırığın hayati fonksiyonlara etkisinin ağır olduğu, kalıcı fonksiyon kaybı ve sakatlık açısından 6 ay sonra tedavi bittikten sonra görüş bildirilebileceği,
Finike Devlet Hastanesinde Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı olarak görev yapan Op. Dr. ... tarafından tanzim edilen 09/03/2020 tarih ve 90873527/299 sayılı raporu ile; mağdur ...'nun yapılan muayenesinde, sol kalça posteriorda eski operasyon skarı mevcut olduğu, Walker (yürüteç) ile zorlukla yürümekte olduğu, grafide sol kalçada parsiyal mevcut olduğu, hastada kırığa bağlı yürümede kalıcı güçlük mevcut olduğu, hastanın fizik tedavi ve rehabilitasyon ihtiyacı olduğu,
Finike Devlet Hastanesinde Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı olarak görev yapan Op. Dr. ... tarafından tanzim edilen 07/04/2020 tarih ve 90873527/299 sayılı raporu ile; mağdur ...'nun yapılan muayenesinde, sol kalça organının işlevinde sürekli zayıflama mevcut olduğu, yaşamını tehlikeye sokan bir durum olmadığı, duyu yada organlarda işlev yitirmesi olmadığı, ancak işlev zayıflaması olduğu (sol kalça organı), sol kalça intertrokanterik kırığın hayat fonksiyonlarındaki etkisinin 4 (dört) derece olduğu, mağdurun yaralanmasının basit tıbbi müdahale ile giderilemez nitelikte olduğu, Finike Devlet Hastanesinin 27/07/2019 tarihli mağdur ...'nun yapılan muayenesinde "pelvis sol ilrak kanatta ödem mevcut tetkiklerinde fermur proksimal uçta fraktür mevcut (sol) BTM ile giderilemez, ortopedi uzmanına danışılarak yatış verildiği",
Finike Devlet Hastanesinde Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı olarak görev yapan Op. Dr. ... tarafından tanzim edilen 26/08/2019, 09/03/2020 ve 07/04/2020 tarihinde düzenlenmiş raporlar, yaralandığının bildirildiği görülmüştür.
4. Olayın tanıkları F.B. ve H.B.'nin anlatımları ile sanığın 1,13 promil alkollü olduğuna ilişkin alkolmetre çıktısı, doktor raporları, 6284 sayılı Kanun kapsamında aile içi ve kadına karşı şiddet olayları kayıt formu ve tutanaklar dava dosyasında mevcuttur.
5. Sanığın üzerine atılı suçlamayı kabul etmediği ve savunmasında, "...Olay günü kardeşimin anneme bağırması üzerine uyandım, yanlarına gittim, ben de anneme bağırdım neden bağırışıyorsunuz diye, ardından oğlum geldi, bağırdığım için bana kızdı o da bana bağırmaya başladı, elimde çaydanlık vardı anneme çay koyacaktım, oğlum iki kolumu tuttu ve kolunu bırakırsam çayı üstüme dökersin dedi, ben annemi tehdit etmedim, annemi darp etmedim, sadece anneme karşı şunu yaptım, sinirden elimdeki su şişesini yere vuracakken su şişesi elimden kaydı ve annemin yüzüne geldi, kendisinden de özür dilerim... Elimde çaydanlık varken oğlum beni ittiği için ben de anneme çarptım, çarptığımın da farkında değilim, çaydanlığı koydum, annem "Allah, ayağım" dedi..." şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmaktadır.
6. Sanığın annesi mağdur ...'nun soruşturma aşamasında alınan ifadesinde özetle; olay günü alkollü vaziyette olan oğlu sanık ile tartıştıklarını, sanığın üzerine yürüdüğünü, elinde sıcak kaynar su olduğunu, küfür ederek oğlunun kendisine vurduğunu, darbenin etkisi ile kendinin yere düştüğünü, bu esnada oğlunun vurmaya devam ettiğini, oğlundan şikayetçi olduğunu beyan ettiği, soruşturma aşamasında 18.10.2019 tarihinde verdiği ek ifade tutanağında da, oğlu sanık ile aralarında arbede olduğunu yere düştüğünü, düşmeden dolayı kalçasının kırıldığını, sanığın kendisine küfür ve hakarette bulunmadığını sadece üzerine çaydanlıktaki suyu dökerim dediğini beyan ettiği ancak yargılama aşamasında alınan ifadesinde;
"...Olay günü oğlum kahvaltı yaparken yanımıza geldi, bana da çay koyun dedi, öncesinde ben kızımla tartışmıştım, ...'de gelip kızınca onunla biraz tartıştık, ardından ... eline çaydanlığı aldı, bana çay katacaktı, o sırada torunum ... geldi, oğlumun çayı bana dökeceğini düşündüğü için ... ile ... arasında itişme yaşandı, o sırada ben de yere düştüm, oğlum beni tehdit etmedi, beni darp etmedi, şikayetçi değilim, davaya katılmak istemiyorum..." şeklinde beyanda bulunduğu tespit edilmiştir.
7. Mağdur ...'nun temyiz aşamasında 30.01.2022 tarihinde vefat ettiği tespit edilmiştir.
8. Sanık ...'e ait güncel adli sicil kaydı ve nüfus kaydı Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden temin olunarak dava dosyasına eklenmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
1. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 07.09.2021 tarihli ve 2020/1965 E. 2021/2046 K. sayılı kararı ile;
"...Sanık ...'nun 27/07/2019 tarihinde saban 08:30 civarında alkollü vaziyette annesinin ikamet ettiği daireye gelerek onunla tartışıp küfür edip uygunsuz davranışlarda bulunduğu, mağdurun da sanığa karşılık vermesi üzerine sanığın suç tarihinde rahatsız olan 67 yaş içindeki annesine vurmak ve ittirmek suretiyle onun düşme sonucu sol kalçasında Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığının 07/06/2021 tarihli raporunda belirtildiği üzere duyularından veya organlarından birinin işlevini yitirilmesi niteliğinde yaralanmasına sebebiyet verdiği, Aşırı alkollü olan sanığın daha önceden rahatsızlıklarını ve yaşlı olduğunu bildiği annesine vurması ve ittirmesine bağlı olarak, mağdurun düşmesi sonucu amaçlamadığı beklenmedik neticelerin ortaya çıkabileceğini öngörebilecek durumda olduğu bu nedenle; Yargıtay 3. Ceza Dairesi ile 1. Ceza Dairesi ve 12. Ceza Dairesinin ictihatları ışığında, sanığın TCK'nın 86/2 maddesi kapsamında kalan ittirme eylemi nedeniyle ortaya çıkan ağır neticeden kasten hareket ettiğinin kabulü mümkün olmasa da, sanığın amaçladığından daha farklı ağır sonuçlar doğuran eylemi nedeniyle TCK'nın 23/1, 86/2 maddeleri yollamasıyla, bilinçli taksir altında nitelikli yaralanma olarak değerlendirilmesi gerekip, şahsi şikayete bağlı olmayan, TCK'nın 89/1, 89/3-b, 22/3 maddeleri kapsamındaki taksirli yaralama suçunun oluştuğu,
Her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 23/1 ve 86/2 maddesi yollamasıyla TCK'nın 89/1 ve 89/3-b maddesi uyarınca mahkumiyet hükmü kurulsa da sanığın eyleminin temelinin TCK'nın 23/1, 86/2 ve 86/3-a maddesine dayalı olması nedeniyle belirtilen olay nedeniyle uzlaşma hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmış, Tüm bu nedenlerle dairemizce usul ve yasaya uygun olmadığı sonuca ulaşılan yerel mahkeme hükmüne yönelik istinaf isteminin kabulü ile sanık hakkında, nitelikli kasten yaralama suçundan kurulmuş; mahkumiyet hükmünün CMK'nın 280/2 maddesi uyarınca kaldırılmasına ve sanığa ek savunma hakkı tanınmak suretiyle, eylemine uyan TCK'nın 89/1, 89/3-b, 22/3 maddeleri uyarınca aşağıdaki şekilde cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir..." gerekçesi ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulüne, 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince kararın kaldırılarak sanığın 5237 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 86 ıncı maddesinin ikinci fıkrasının yollamasıyla, 89 uncu maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (b) bendi, 22 nci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası gereğince 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
2. İstinaf incelemesi aşamasında alınan Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığının 07.06.2021 tarihli adli rapor içeriğine göre, mağdur ...'nun yaralanmasının duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesi niteliğinde olduğunun bildirildiği görülmüştür.
3. Sanık ...'nun Bölge Adliye Mahkemesinde alınan savunmasında: "Ben annemle aynı binada altlı üstlü yaşıyoruz. Ben evin alt katında oturuyorum, üst katında ise babam ve kız kardeşim ... birlikte kalıyor. Öte yandan ben ikinci evlilik yaptığım için oğlumda üst katta annemle beraber kalıyor. Olay günü ben alt katta iken yukardan gelen sesler üzerine aşağıdan yukarı çıktım, annemle kız kardeşim tartışıyordu ancak ben yukarı çıkıncaya kadar kız kardeşim çarşıya çıkmış. Ben yukarı çıktığımda annemle aramızda hiçbir şekilde darp, küfür bir şey olmadı. Zaten benim elimde çaydanlık vardı, elimde çaydanlık varken nasıl anneme vurayım. Öte yandan biz annemle konuştuğumuz sırada oğlum beni kaktırdı. Bu sırada anneme çarptıysam bilemiyorum. Benim kendisine karşı hiçbir şekilde ne vurma ne de tehdit vari bir hareketim olmadı. Hakkımdaki cezaların kaldırılmasını istiyorum" şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmaktadır.
IV. GEREKÇE
Oluş ve dosya kapsamına göre; suç tarihinde sanığın aynı ikamette birlikte kaldıkları annesi olan mağdur ile tartıştıkları, sanığın annesi olan mağdura vurması üzerine mağdurun dengesini kaybederek yere düşmesi sonucu Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı başkanlığının 07.06.2021 tarihli adli rapor içeriğine göre, mağdur ...'nun yaralanmasının duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesi niteliğinde yaralanmasına sebep olduğu olaya ilişkin mağdur ...'nun 30.01.2022 tarihinde temyiz aşamasında öldüğü anlaşılmakla; sanığın eylemi ile ölüm arasında illiyet bağı olup olmadığı hususunda şüphe oluştuğundan, mağdur ...'na ait hastane kayıtlarının tamamı dosya kapsamına alınarak, mağdura yapılmış ise otopsi evrakının ve tüm tedavi belgelerinin dosyaya getirtilmesi suretiyle Adli Tıp Kurumundan rapor alınması, illiyet bağı tespit edilmesi durumunda suç vasfının değişeceği ve sanığın hukuki durumunun buna göre belirlenmesi gerektiği anlaşıldığından, ilgili hususta gerekli araştırma yapılmadan hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, sanığın temyiz istemi yerinde görüldüğünden Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 07.09.2021 tarihli ve 2020/1965 Esas, 2021/2046 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, sanığın ceza miktarı yönünden kazanılmış hakkı gözetilmek suretiyle, Tebliğnameye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca takdîren Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
20.06.2023 tarihinde karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2013/371 E., 2016/39 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
"5237 sayılı TCK’nun 23. maddesinde, kastı aşan suçlarda veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda cezalandırılabilmek için failin meydana gelen sonuç açısından en azından taksirle hareket etmesi gerektiği belirtilmiş, madde gerekçesinde de, hükmün konuluş amacının, objekt
Ceza Genel Kurulu 2013/371 E. , 2016/39 K.
* BİLİNÇLİ TAKSİRLE ÖLÜME NEDEN OLMA SUÇU
* KASTEN YARALAMA
* NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ YARALAMA
* SUÇ VASFININ TAYİNİ
* TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 85
* TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 22
* TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 62
* TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 63
* TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 23
* TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 87
* TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 86
* TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 61
* TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 452
* TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 448
* TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 449
* TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 450
* TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) (765) Madde 440
"İçtihat Metni"
Bilinçli taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan sanık ...'ın TCK'nun 85/1, 22/3, 62/1 ve 63. maddeleri uyarınca 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cesazıyla cezalandırılma ve mahsubuna ilişkin, Asliye Ceza Mahkemesince verilen 12.11.2007 gün ve 293-1023 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesince 23.02.2012 gün ve 15869-5011 sayı ile;
"5237 sayılı TCK’nun 23. maddesinde, kastı aşan suçlarda veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda cezalandırılabilmek için failin meydana gelen sonuç açısından en azından taksirle hareket etmesi gerektiği belirtilmiş, madde gerekçesinde de, hükmün konuluş amacının, objektif sorumluluk anlayışını terk etmek olduğu, bu tür sorumluluğun, ortaçağ kanonik hukukunun kalıntısı olan 'versari in re ilicita' yani hukuka aykırı bir durumda olan bunun bütün neticelerine katlanır anlayışının ürünü olduğu, çağdaş ceza hukukunun bu anlayışı çoktan terk ettiği, düzenlemeyle meydana gelen ağır netice açısından sorumluluk için neticeye ilişkin olarak en azından taksir dolayısıyla kusurlu olunması gerektiği belirtilmiştir.
Kanunun 87/4. maddesinde ise, kasten yaralama sonucunda ölümün meydana gelmesi halinde failin nasıl cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak maddedeki atfın 86. maddenin 1. ve 3. fıkralarına yapılmış olması nedeniyle, bu hükmün aynı maddenin 2. fıkrasında kalan yaralanma eylemleri açısından uygulanması mümkün değildir.
Basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilir nitelikte yaralanma sonucunda mağdurun ölmesi halinde, 5237 sayılı TCK’nun 23 ve 87/4. maddelerinin uygulanması imkânı bulunmadığından, failin sorumluluğunun genel hükümler kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Meydana gelen sonuç, (ölüm) öngörülebilir ise ve fail bu sonucu öngörmeksizin hareket etmişse, 5237 sayılı TCK’nun 22/2. maddesi uyarınca taksirle öldürme suçunu düzenleyen 85. maddesi uyarınca, öngörülebilir sonuç fail tarafından da öngörülmüş ancak istenmemiş ise fail bilinçli taksirle öldürme suçundan Kanunun 85 ve 22/3. maddeleri uyarınca, fail öngördüğü sonucu kabullenerek fiilini icra etmiş ise bu kez de, olası kastla öldürme suçundan sorumlu tutulmalıdır.
Failin ölüm sonucunu öngörmesi mümkün olmakla birlikte, gerekli özeni göstermeyerek ölüme neden olması halinde faili taksirle öldürmekten sorumlu tutmak mümkün ise de, ölüm sonucunun meydana gelmesinin öngörülmesi mümkün değilse failin taksirle öldürmeden sorumlu tutulması mümkün değildir.
Neticenin öngörülebilir olmaması halinde, faili meydana gelen ağır sonuçtan sorumlu tutmak, yeniden objektif sorumluluğun kabulü anlamına gelecektir ki, böyle bir kabul kusur sorumluluğunu benimseyen ceza kanununun sistematiğine de aykırıdır.
27.04.2007 günü, kardeş olan sanık ve maktülün alkol aldıkları, sanık ile maktül arasında başlayan tartışmanın karşılıklı itişip kakışmaya dönüştüğü, bu tartışmadan kısa bir süre sonra ...'ın fenalaşarak öldüğü olayda, Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunca, ölümün travmanın eforu ve stresiyle kendinde mevcut kalp damar hastalığının aktif hale geçmesine bağlı solunum dolaşım durmasından ileri geldiği olay ile ölüm arasında illiyet bağı bulunduğu, ancak saptanan travmatik değişimlerin başlı başına ölümü tevlit eder nitelikte olmadıkları ve mevcut yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu belirtilmiş ise de, yaralanmanın 5237 sayılı TCK'nun 86/2. maddesi kapsamında bulunması nedeniyle somut olayda 87/4. maddesinin uygulanma imkanının bulunmadığı, olayla ölüm arasında illiyet bağının kurulmuş olması da, sanığın meydana gelen ölüm sonucundan sorumlu tutmak için yeterli olmadığı, sanık tarafından maktüldeki kalp damar rahatsızlığının bilinmiş olmasının da varılan bu sonucu değiştirmeyeceği, bu itibarla sanığın 5237 sayılı TCK'nun 61. maddesi de gözetilmek suretiyle 86/2. madesi ile cezalandırılması gerekirken, taksirle öldürme suçundan sorumlu tutulması " isabetsizliğinden oyçokluğuyla bozulmasına karar verilmiştir.
Daire Üyesi M. Albayrak;
" Sanık hakkında taksirle öldürme suçundan kamu davası açılmış ve mahalli mahkeme yaptığı yargılama sonunda sanığın TCK’nun 85/1, 22/3, 62. maddeleri gereğince iki yıl iki ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.
Sanığın eyleminin TCK’nun 85/1. maddesinde düzenlenen taksirle öldürme suçunu oluşturduğu ve mahkemenin uygulamasının da doğru olduğunu düşündüğümüzden olayda TCK’nun 86/2. maddesindeki basit tıbbi müdahale ile giderilebilir bir yaralama olduğu, aynı Kanunun 87/4. maddesinin TCK’nın 86/2. maddesine atıfta bulunmadığından neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama sonucu meydana gelen ölümden sanığın sorumlu olmayacağına ve sanığın sadece TCK’nun 86/2. maddesi gereğince basit yaralamadan cezalandırılması gerektiğine dair düşüncenin yerinde olmadığını düşündüğümüzden çoğunluk görüşüne katılmamaktayız.
TCK’nun 87/4. maddesindeki suç neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu olup oluşan bu ağır neticeten kişinin sorumlu tutulabilmesi için meydana gelen netice bakımından en azından taksir derecesinde kusurunun bulunması gerekir. Bu olay bakımından baktığımızda sanık tarafından 'kasten başkasının vücuduna acı verme, sağlığının ve algılama yeteneğinin bozulmasını' istemeye yönelik bir yaralama kastı yoktur. Dolayısıyla TCK’nun 86 ve 87. maddelerinin uygulanması düşünülemez.
TCK’nun 22/2. maddesi taksiri, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi olarak tanımlanmaktadır. Bilimsel görüşlere baktığımızda da dikkat ve özen yükümlülüğü ile ilgili şu açıklamaları görmekteyiz.
Dikkat ve özen yükümlülüğünden, Kanun veya müşterek tecrübenin sonucu olarak kendisine toplum tarafından yüklenen dikkat ve ihtimam vazifesini ihmal eden ve zararlı neticeye sebep olan fert sorumludur. Taksir zorunlu ve gerekli özenin gösterilmemesi sebebiyle öngörülmesi mümkün olan neticenin öngörülmemesidir. Taksirin cezalandırılmasının sebebi, failin neticeyi öngörmesi mümkün iken, özen vazifesine aykırı olarak, bu neticeyi öngörmemiş olması esasına dayanır. Failin öngörülebilir bir neticeyi öngörmesi gerekirken bunu yapmaması, toplumun kendisini kınamasının sebebidir.
Sanık ile ölen kardeş olup ölenin kalp hastası olduğu, anjiyo olduğu ve kalp ilaçları kullandığı bilinmektedir. Eğer sanık ve ailesi tarafından bu husus bilinmemiş bir olgu olsaydı, sanık ölenin vücuda acı verme sağlığının ve algılama yeteneğinin bozulması yönünde etkili bir eylemde bulunmuş olsaydı o zaman TCK’nun 86/2. maddesindeki basit tıbbi müdahalelik yaralamadan sorumlu tutabilir, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralamanın sonucu olan ölümden sorumlu olmayabilirdi.
Sanık olay günü aşırı alkollü olarak geldiği evinde kalp hastası olduğunu bildiği ve misafiri olan ağabeyi ile babalarından kalan arazinin su dinamosunun bir havuzdan diğer havuza aktarılması konusunda tartışmaya başladıkları sanığın ölene “Ben bu dinamoyu taktırmam” demesi üzerine aralarındaki tartışmanın büyüdüğü her ikisinin birbirine sarılmış şekilde kavga etmeye başladıkları, yere düşerek yaralandıklarından kavga sonrası alınan rapora göre de sanığın 400 mg/dl alkollü olduğu anlaşılmıştır. Sanık burada herkesten daha dikkatli ve özenli davranması gerekirken kendi evinde ölen ağabeyine sarılmış, her ikisi birlikte yere düşmüş ve ve ölenin burnu kanamıştır. Bu durumda sanığın neticeyi öngörmesi mümkün iken, özen vazifesine aykırı olarak hareketlerine devam edip ağabeyinin ölümüne sebebiyet vermiştir. Yaptığı dikkatsiz ve özensiz hareketinin sonucu olan taksirle öldürme suçundan cezalandırılması doğru bir uygulamadır.
Sonuç olarak somut olayda günlük hayat tecrübelerine göre bu netice öngörülebilir bir neticedir. Öngörülebilen bu netice bakımından dikkat ve özen yükümlülüğüne uymayan sanık bakımından taksirle öldürme suçunun oluştuğu kanaatinde olduğumuz için çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz." görüşüyle karşı oy kullanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 24.04.2012 gün ve 57504 sayı ile;
"Kardeş olan sanık ile ölenin alkol aldıkları, aralarında su dinamosunun kullanımıyla ilgili olarak başlayan tartışmanın karşılıklı olarak itişip kakışmaya dönüştüğü, bu tartışmadan kısa bir süre sonra ...'ın fenalaşarak öldüğü olayda, Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunca, ölümün travmanın eforu ve stresiyle kendinde mevcut kalp damar hastalığının aktif hale geçmesine bağlı solunum dolaşım durmasından ileri geldiği olay ile ölüm arasında illiyet bağı bulunduğu, ancak saptanan travmatik değişimlerin başlı başına ölümü tevlit eder nitelikte olmadıkları ve mevcut yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu belirtilmiş, sanık tarafından ölendeki kalp damar rahatsızlığının önceden bilindiğinin de tanık beyanları ile teyit edildiği olayda, sanık olay günü aşırı alkollü olarak (olay akabinde alınan rapora göre 400 mg/dl alkollü olduğu anlaşılmıştır) geldiği evinde kalp hastası olduğunu bildiği ve misafiri olan ağabeyi ile babalarından kalan arazinin su dinamosunun bir havuzdan diğer havuza aktarılması konusunda tartışmaya başladıkları, sanığın ölene 'Ben bu dinamoyu taktırmam' demesi üzerine aralarındaki tartışmanın büyüdüğü, her ikisinin de birbirine sarılmış şekilde kavga etmeye başladıkları, yere düşerek yaralandıkları anlaşılmıştır. Sanık kalp hastası olduğunu bildiği sanıkla tartışırken ve itişip kakışırken herkesten daha dikkatli ve özenli olması gerekirken kendi evinde ölen abisine sarılmış itiş kakışa başlamış, her ikisi birlikte yere düşmüş ve ölenin burnu kanamıştır. Bu durumda sanığın neticeyi öngörmesi mümkün iken, özen vazifesine aykırı olarak hareketlerine devam edip ağabeyinin ölümüne sebebiyet vermiştir. Burada ise somut olayda günlük hayat tecrübelerine göre bu netice öngörülebilir bir neticedir. Öngörülebilen bu netice bakımından dikkat ve özen yükümlüğüne uymayan sanık bakımından bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunun oluştuğu" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 14.11.2012 gün ve 27084-23975 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin kasten yaralama suçunu mu, yoksa bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamına göre;
Maktul ile sanığın kardeş oldukları, kalp hastası olan maktule, olay tarihinden önce anjiyografi işlemi yapıldığı, bu durumun sanık tarafından da bilindiği, olay günü eşi, kızı, annesi ve dayısı ile birlikte sanığın ikamet ettiği köy evine giden maktulün, burada dayısı ile birlikte içki içmeye başladığı, bir süre sonra yanlarına gelen sanık ile maktulün tartışmaya başladıkları, tartışmanın kavgaya dönüşmesi ile itişen sanık ve maktulün yere düştükleri, dayıları tarafından kavganın aralandığı, maktulün olayı jandarmaya bildirmek için gittiği köy muhtarının evinde bilincini yitirerek yere düştüğü ve hayatını kaybettiği,
Otopsi raporunda; maktulün burnunda ve sol yanağında sekiz-on adet sıyrık bulunduğu, bu sıyrıkların sızıntı şeklinde kanadığı, her iki dizinde ve bacaklarının alt kısmında boğuşma, sert bir cisme çarpma, sürtme gibi nedenlerle oluşabileceği bildirilen yaraların bulunduğu, kanında etil alkol tespit edildiği; sol koroner arterde iki santimetre uzunluğunda kan pıhtısı saptandığı, kesin ölüm nedeninin ölende mevcut aterosklerotik kalp hastalığı neticesi meydana gelen akut miyokart enfarktüsü zemininde gelişen dolaşım ve solunum bozukluğu olduğu, olay ile ölüm arasında illiyet bağının bulunduğu bilgisine yer verildiği,
Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisas Kurulunca düzenlenen raporda da; “kişinin yaralanma olayından kısa bir süre sonra fenalaşarak öldüğü dikkate alındığında olay ile ölüm arasında illiyet bağı bulunduğu, ancak otopside kişide saptanan travmatik değişimlerin başlı başına ölüm tevlid eder nitelikte olmadıkları, basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek hafif nitelikte bulunduklarının oybirliği ile mütalaa" olunduğunun belirtildiği,
Sanık hakkında düzenlenen adli muayene raporunda ise, alt dudakta laserasyon, sağ el dördüncü parmakta sıyrık bulunduğu, yaralanmaların basit tıbbi müdahale ile giderilebileceği, kanında 400 mg/dl alkol bulunduğunun bildirildiği,
Anlaşılmaktadır.
Tanık ...; ölenin eşi olduğunu sanıkla ölen eşi arasında miras ihtilafı bulunduğunu, olay günü çıkan tartışmada sanığın birden eşine saldırdığını, her ikisinin birbirlerine girdiklerini, eşinin sırtüstü yere düştüğünü, sanığın eşinin üzerinde boğuşmaya devam ettiği sırada dayılarının kavgayı ayırdığını, olay yerinden araçla ayrılırken dahi sanığın taş savurup hakaret ettiğini, muhtarın evine vardıklarında eşinin birden yere yığıldığını beyan etmiş,
Sanık, babasının yıllar önce kalp rahatsızlığından vefat ettiğini, ailelerinde genetik olarak kalp hastalığı bulunduğunu, kendisinin de kalp hastası olduğunu, ölen ağabeyine olay tarihinden beş-altı yıl önce anjiyografi işlemi yapıldığını, ağabeyinin kalp ilaçları kullandığını bildiğini, olay günü eve geldiğinde, ağabeyi ile dayısının içki masası kurup alkol aldıklarını görmesi üzerine birlikte alkol almaya başladığını, ağabeyini fazla içki içmemesi yönünde uyarması üzerine, kendisine bağırdığını, dudağına yumruk attığını, kendisinin ise ölene hiç vurmadığını, ölenin vücuduna hiç temas etmediğini savunmuştur.
Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından, konuya ilişkin yasal düzenlemelerin incelenmesinde yarar bulunmaktadır.
04.11.2004 tarih ve 5252 sayılı Kanunun 12. maddesi ile, 1 Haziran 2005 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılan 765 sayılı Türk Ceza Kanunun 452. maddesi;
"Katil kastiyle olmıyan darp ve cerh veya bir müessir fiilden telefi nefis husule gelmiş olursa fail, 448 inci maddede beyan olunan ahvalde sekiz, 449 uncu maddede yazılı ahvalde on ve 450 nci maddede muharrer ahvalde on beş seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapse mahkum olur.
Eğer telefi nefis failin fiilinden evvel mevcut olup da failce bilinmiyen ahvalin birleşmesi veyahut failin idaresinden hariç ve gayrimelhuz esbabın inzimamı ile vukua gelirse, 448 inci maddede beyan olunan ahvalde beş seneden, 449 uncu maddede muharrer ahvalde yedi seneden ve 450 nci maddede yazılı ahvalde fail on seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası ile cezalandırılır" hükmünü içermekte iken benzeri bir düzenlemeye, objektif sorumluluk esasının terk edilmesi nedeniyle 5237 sayılı TCK'da yer verilmemiştir.
Suçu, “yasada tanımlanmış bir haksızlık” olarak öngören yeni suç teorisinde, bir hareketi yapan kişi, bu hareketin tüm sonuçlarından her koşulda sorumlu tutulmamakta, bir başka anlatımla “kusursuz sorumluluk” terkedilmiş olmaktadır. (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. bası, s.166 vd.). 765 sayılı TCK’daki objektif sorumluluk esasının yerine 5237 sayılı TCK’da haksızlığın birer gerçekleştirilme şekli olarak kast –taksir kombinasyonuna, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara yer verilmiştir. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü için, 5237 sayılı TCK’nun hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde, suçun manevi unsurları arasında gösterilen kast-taksir kombinasyonu, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suç üzerinde durulmalıdır.
5237 sayılı TCK’nun “Netice sebebiyle ağırlaşmış suç” başlıklı 23. maddesi “(1) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir” şeklindedir. Buna göre; failin gerçekleştirdiği bir eylemde, kastettiğinden daha ağır veya başka bir sonucun meydana gelmesi halinde, sorumlu tutulabilmesi için, netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olması gerekmektedir. Fail, bu sonucun meydana gelmesinden taksirle bile sorumlu tutulamıyorsa, objektif sorumluluğun kaldırılmasının doğal bir sonucu olarak, sadece nedensellik bağının bulunuyor olması, neticeden sorumlu tutulması için yeterli olmayacaktır.
Öğretide, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçun, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç ve görünüşte ya da gerçek olmayan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç olarak iki farklı şeklinin bulunduğu kabul edilmektedir. Gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda, failin hareketi sonucunda kastettiğinden daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla bağımsız bir suç tipi ortaya çıkmaktadır. Örneğin, yaralama suçunda mağdurun ölmesi, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç halidir. Görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ise, failin hareketi sonucunda suçun oluşması için aranan neticeden başka, niteliği de farklı olan daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla temel suç niteliği aynı kalmakla beraber yalnızca ceza ağırlaştırılmaktadır. Örneğin, cinsel istismar suçunda mağdurun ruh veya beden sağlığının bozulması, görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç halidir. (Nur Centel, Hamide Zafer, Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, 3. Bası, s. 415 vd.; Mehmet Emin Artuk, Ahmet Gökçen, A.Caner Yenidünya, TCK Şerhi, c.I, s.495 vd.)
5237 sayılı TCK’nun 23. maddesinde düzenlenmiş bulunan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suça ilişkin genel kuralın, özel hükümler arasında kendisine yer bulduğu maddelerin başında gelen TCK’nun 87. maddenin 4. fıkrası; “Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise oniki yıldan onaltı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur” şeklindedir. Maddede, gerçekleştirilen kasten yaralama eylemi TCK’nun 86. maddesinin 1. veya 3. fıkraları kapsamında bulunur ve bunun sonucunda da ölüm meydana gelirse, en azından taksirle hareket etmiş olmak koşuluyla faile belirtilen cezaların verileceği öngörülmektedir. Madde metnindeki anlatımın açıklığı karşısında, TCK'nun 86/2. maddesinde düzenlenen basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde yaralanma sonucu ölümün meydana gelmesi hali 87/4. fıkrası kapsamında değerlendirilemeyecektir.
Eylemin 5237 sayılı TCK’nun 87/4. maddesindeki suçu oluşturmayacağının anlaşılması nedeniyle, uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından eylemin taksirle öldürme suçunu oluşturup oluşturmayacağı, hususu üzerinde de durmak gerekecektir.
5237 sayılı TCK'nun 22/2. maddesinde “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi” şeklinde tanımlanan taksir haksızlığın gerçekleştirilme biçimlerinden birisidir (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3.bası, s.248 vd.). Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alması ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama zorunluluğundan doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir, fail tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.05.2008 gün ve 51-117; 25.03.2008 gün ve 43-62; 11.03.2008 gün ve 275-49; 01.02.2005 gün ve 213-3; 23.03.2004 gün ve 12-68; 09.10.2001 gün ve 181-204; 21.10.1997 gün ve 99-202 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında da vurgulandığı gibi, öğretide ve uygulamada taksirin unsurları;
1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
2- Hareketin iradi olması,
3- Neticenin iradi olmaması,
4- Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,
5- Neticenin öngörülebilir olmasına karşın fail tarafından öngörülememesi, şeklinde kabul edilmektedir.
Bütün suçlarda olduğu gibi taksirli suçlarda da, hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının varlığı cezalandırmanın koşuludur. Taksirli suçlarda nedensellik bağının varlığının kabulü için, failin hareketinden bağımsız bir etkenin sonuca tek başına neden olmaması gerekir.
Bu açıklamalar ışığında tüm dosya içeriği birlikte değerlendirildiğinde;
Sanığın, olay günü tartıştığı ağabeyini itmesi, yere düşürüp boğuşması ile meydana gelen ölüm arasında nedensellik bağının bulunduğunda ve sanığın öleni eliyle iteklemesi eyleminin TCK'nun 86/2. maddesi kapsamında kalan kasten yaralama olduğunda kuşku bulunmadığından sanığın eylemini TCK'nun 87/4. maddesi kapsamında değerlendirme imkanı yoktur.
Olayda sanık, kalp hastası olduğunu bildiği kardeşi maktul ile dikkat ve özen yükümlülüğüne uymayarak, kavgaya tutuşmuş, bu kavganın yaratacağı efor ve stresin maktulün kalp krizi geçirmesine, hatta ölümüne neden olabileceğini öngörmüş, ancak neticeyi yani maktulün ölümünü arzulamamıştır; kastı da, kasten yaralamaya ilişkin olup meydana gelen ağır sonuç olan “ölüme” yönelik değildir. O halde sanığın meydana gelen ağır netice olan ölümden bilinçli taksirle sorumlu tutulmasında bir isabetsizlik bulunmamakta, bu nedenle, yerel mahkeme hükmünün, Özel Dairece sanığın eyleminin kasten basit yaralama suçunu oluşturduğundan bahisle bozulmasına karar verilmesi isabetli değildir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabülüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, usul ve kanuna uygun olan mahalli mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 23.02.2012 tarih ve 15869-5011 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Usul ve kanuna uygun olan Asliye Ceza Mahkemesinin 12.11.2007 gün ve 293-1023 sayılı mahkûmiyet hükmünün ONANMASINA,
4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.01.2016 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2013/524 E., 2015/76 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Ö..’ın kasten yaralama ve taksirle ölüme neden olma suçlarından 5237 sayılı TCK’nun 86/1, 87/1-d ve 22/2, 23, 86/2 ve 85/1. maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle açılan kamu davalarının yapılan yargılaması sonucunda taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan 5237 sayılı TCK’nun 22/2, 23, 86/2.
Ceza Genel Kurulu 2013/524 E. , 2015/76 K.
* BASİT TİBBİ MÜDAHALE İLE GİDERİLEMEYECEK YARALAMA
* GÖREV
* KASTEN YARALAMA SONUCU ÖLÜME NEDEN OLMA
* TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 86
* TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 87
* TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 22
* TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 23
* TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 85
* TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 62
* TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 63
* 1982 ANAYASASI (2709) Madde 142
* CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 3
* CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 7
* CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 4
* CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 5
* ADLİ YARGI İLK DERECE MAHKEMELERİ İLE BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİNİN KURULUŞ, GÖREV VE YETKİLERİ HAKKINDA KANUN (5235) Madde 10
* ADLİ YARGI İLK DERECE MAHKEMELERİ İLE BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİNİN KURULUŞ, GÖREV VE YETKİLERİ HAKKINDA KANUN (5235) Madde 11
* ADLİ YARGI İLK DERECE MAHKEMELERİ İLE BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİNİN KURULUŞ, GÖREV VE YETKİLERİ HAKKINDA KANUN (5235) Madde 12
* CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) (1412) Madde 326
"İçtihat Metni"
Sanık M.. Ö..’ın kasten yaralama ve taksirle ölüme neden olma suçlarından 5237 sayılı TCK’nun 86/1, 87/1-d ve 22/2, 23, 86/2 ve 85/1. maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle açılan kamu davalarının yapılan yargılaması sonucunda taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan 5237 sayılı TCK’nun 22/2, 23, 86/2. maddeleri delaletiyle 85/1, 62 ve 63. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba ilişkin, Çorum 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 01.04.2010 gün ve 170-156 sayılı hükmün sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 04.10.2012 gün ve 2227-20818 sayı ile;
“...Sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
29.03.2008 günü alkollü oldukları anlaşılan ölen T.. C.. ile sanık M.. Ö..'ın katılmış oldukları düğün töreni sırasında tartıştıkları, daha sonra ölen T.. C..'ın, tanıklar Y.. Ö.. ve S.. U.. tarafından ikametine götürülmek üzere araca bindirildiği, sanık M.. Ö..'ın, ölen T.. C..'ı görmesi üzerine, tanık G.. A..'dan ölenin bindiği aracı motosiklet ile takip etmesini istediği, birlikte ölen T.. C..'ın bindiği aracı motosiklet ile takip ettikleri, ölen T.. C..'ın ikametinin yakınlarında araçtan inmesi üzerine sanığın bu kez ölen T..'ı yaya olarak takibe başladığı bir süre sonra önüne geçerek aralarında geçen tartışmayı hatırlatıp yumruklamaya başladığı, ölen T.. C..'ın aldığı darbeler sonucu yere düştüğü, öleni yerde kanlar içinde gören tanıkların öleni yaralı bir şekilde hastaneye götürdükleri, hastahanede ilk müdahaleyi yapan doktor tarafından düzenlenen 30.03.2008 tarihli 20652 nolu raporda hastadan tansiyon ve nabız alınamadığı, kalp atımının olmadığı, hastanın ağız ve burun çevresinde kan bulunduğu ve hayati tehlikesinin olduğunun belirtildiği, sanık hakkında 22.04.2008 tarihli iddianame ile 5237 sayılı TCK'nun 86/1, 87/1-d. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, 29.03.2008 tarihinde hayati tehlike kaydıyla hastaneye yatırılan mağdurun bu yaralanmaya bağlı olarak 09.07.2008 tarihinde ölmesi üzerine sanık hakkında bu kez 5237 sayılı TCK'nun 22/2, 23, 86/2 ve 85/1. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davasının açıldığı,
Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1. İhtisas Kurulunca, ölümün meydana gelen olayın efor ve stresine bağlı olarak, mevcut kalp ve damar hastalığının aktif hale geçmesiyle gelişen solunum ve dolaşım durmasından kaynaklandığı, ölüm ile olay arasında illiyet bağı bulunduğu, olaydaki yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olduğu belirtilmiş ise de, yukarda anlatılan oluş nazara alındığında basit tıbbi yaralanmadan söz edilemeyeceği, sanığın eyleminin TCK'nun 86/1, 87/4. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmakla suç vasfında hataya düşülerek, sanık hakkında yazılı şekilde hüküm kurulması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 04.04.2013 gün ve 242480 sayı ile;
“…Sanık ile maktul arasında çıkan tartışma sırasında, sanığın yumrukla ile maktule vurması ve maktulün maruz kaldığı müessir fiilin etkisiyle kendinde mevcut kronik kalp damar hastalığının, olayın travması, efor ve stresi ile akut hale geçmesi sonucu gelişen dolaşım ve solunum durmasından öldüğü, maktuldeki travmatik lezyonların ölüme neden olabilecek nitelikte olmadığı anlaşılmakla, sanığın maktuldeki kronik kalp damar hastalığını aksi ispatlanmayan savunmaya göre önceden bilmiyor olması da dikkate alınarak maktul yönünden yaralamanın TCK'nun 86/2. maddesi kapsamında kalması nedeniyle, sanığın 5237 sayılı TCK’nun 86/2. maddesi delaletiyle 85/1. maddesi gereğince taksirle öldürme suçundan kurulan hüküm usul ve yasaya uygun olduğundan hükmün onanması gerektiği düşünülmektedir.
Özel Daire bozma kararının kabulü durumunda sanığın üzerine atılı suç vasfının, 5237 sayılı Kanunun 87/4. maddesi kapsamında değerlendirildiğinde, bu maddedeki delillerin takdir ve değerlendirme yerinin Ağır Ceza Mahkemesi olması nedeni ile öncelikle yerel mahkeme kararının görevsizlik kararı verilmesi yerine yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar vermelidir” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Dairesince 09.05.2013 gün ve 11519-12959 sayı ile; itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin taksirle bir kişinin ölüme neden olma suçunu mu yoksa kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkin ise de; bu konudaki delilleri tartışma ve değerlendirme görevinin üst dereceli ağır ceza mahkemesine ait olması nedeniyle yerel mahkeme hükmünün öncelikle görev yönünden bozulması gerekip gerekmediği hususu ele alınıp değerlendirilmiştir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık M.. Ö.. ile T.. C..'ın 29.03.2008 günü akşamı katıldıkları bir düğün töreni sırasında tartıştıkları, T.. C..'ın aşırı derecede alkollü olması nedeniyle tanıklar Y.. Ö.. ve S.. U.. tarafından araba ile evine bırakıldığı, sanığın yanında tanık G.. A.. olduğu halde motosikletle onları takip ettiği, T.. C.. evinin yakınında araçtan inince sanığın yaya olarak peşinden gittiği, yanına yaklaşıp düğündeki tartışmayı devam ettirerek yüzüne yumrukla vurduğu, T.. C..'ın aldığı darbeler sonucu yere düştüğü, ağzından ve burnundan kan gelmeye başladığı, kavga çıktığını anlayan tanıklar Yılmaz ve Serkan'ın yanlarına geldikleri, yerde yatan T.. C..'ı arabaya bindirerek hastaneye götürdükleri, yapılan ilk müdahale sonucu düzenlenen genel adli muayene raporunda saat 00.03 civarında acil servise getirilen hastadan tansiyon ve nabız alınamadığının, siyonize olup kalp atımının bulunmadığının, entübe edilip oksijen verildiğinin, defabrilatör ile 200 jul elektrik uygulandığının, kalp atımlarının geri geldiğinin, ağız ve burun çevresinde kan bulunduğunun, burnunda ve alt üst dudakta hematom ekimozu mevcut olduğunun, burnundan aktif kanama geldiğinin, koklamakla alkollü olduğunun, hayati tehlikesinin bulunduğunun belirtildiği, yoğun bakım servisine alınan T.. C..’ın girdiği komadan hiç çıkamadan 09.07.2008 günü hastanede vefat ettiği, otopsi raporunda kesin ölüm sebebi hakkında kanaate varılamadığının, kesin ölüm sebebinin tespiti ve darp olayı ile ölüm arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı hususunda Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulundan rapor alınması gerektiğinin, Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurumunun 02.12.2009 tarihli raporunda ise ölümün kişinin kendisinde var olan kalp hastalığının olayın efor ve stresi ile aktif hale geçmesi sonucu solunum-dolaşım durmasına bağlı hipoksik ensefallopoti ve gelişen komplikasyonlardan ileri geldiğinin, darp olayı ile ölüm arasında illiyet bağı bulunduğunun, tıbbi belgelerde haricen tarif edilen travmatik bulguların basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğunun belirtildiği,
Sanık hakkında 22.04.2008 tarihli iddianame ile "neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama" suçundan 5237 sayılı TCK’nun 86/1 ve 87/1-d maddeleri uyarınca cezalandırılması, ölümün gerçekleşmesinden sonra 08.03.2010 tarihli iddianme ile de "taksirle ölüme neden olma" suçundan aynı Kanunun 22/2, 23, 86/2 ve 85/1, maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,
Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda sanığın eyleminin "taksirle bir kişinin ölümüne neden olma" suçunu oluşturduğu kabul edilerek 5237 sayılı TCK’nun 22/2, 23 ve 86/2. maddeleri delaletiyle 85/1, 62 ve 63. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verildiği,
Özel Dairece, olayın oluş biçimine göre basit tıbbi yaralanmadan söz edilemeyeceği, sanığın eyleminin TCK'nun 86/1 ve 87/4. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek suç niteliğinin hatalı belirlenmesi isabetsizliğinden hükmün bozulduğu,
Anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık konusu suçlardan "taksirle bir kişinin ölüme neden olma” suçu 5237 sayılı TCK'nun 85/1. maddesinde; "Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" şeklinde, “kasten yaralama sonucu ölüme neden olma” suçu ise 87/4. maddesinde: "Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hâllerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hâllerde ise oniki yıldan onaltı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur" biçiminde düzenlenmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 142. maddesinde; “Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir", 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 3. maddesinde de; “Mahkemelerin görevleri kanunla belirlenir” denilmek suretiyle mahkemelerin görevlerinin kanunla belirleneceği hüküm altına alınmıştır.
5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 10. maddesinde sulh ceza hakimliğinin, 12. maddesinde ağır ceza mahkemelerinin görevleri sayılmış, 11. maddesinde ise, sulh ceza hâkimliği ve ağır ceza mahkemelerinin görevleri dışında kalan dava ve işlere asliye ceza mahkemelerince bakılacağı düzenlenmiştir.
5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 6526 sayılı Kanunla değişik 12. maddesi uyarınca; kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, Türk Ceza Kanununda yer alan yağma (m. 148), irtikâp (m. 250/1 ve 2), resmî belgede sahtecilik (m. 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m. 158), hileli iflâs (m. 161) suçları, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (318, 319, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç) ve 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır ceza mahkemeleri görevlidir.
5271 sayılı CMK’nun 7. maddesi uyarınca yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında, görevli olmayan hâkim veya mahkemece yapılan işlemler hükümsüz olup aynı Kanunun 4 ve 5. maddeleri uyarınca davaya bakan mahkeme, görevli olup olmadığına kovuşturma evresinin her aşamasında re’sen karar verebilir, iddianamenin kabulünden sonra işin, davayı gören mahkemenin görevini aştığı veya dışında kaldığı anlaşılırsa, mahkeme bir kararla işi görevli mahkemeye gönderir.
1412 sayılı CMUK'nun, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 326. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca yerel mahkemelerin Özel Dairece suç vasfından yapılan bir bozmaya karşı ısrar hakkı bulunmakta ise de ayrıntısına Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11.03.2014 gün ve 827-118 sayılı kararında yer verildiği üzere aynı Kanunun 323. maddesindeki "Hüküm, mahkemenin haksız olarak kendisini vazifeli veya salahiyetli görmesinden dolayı bozulmuşsa Temyiz Mahkemesi aynı zamanda işi vazifeli veya salahiyetli mahkemeye gönderir" hükmü uyarınca görev yönünden bozulan hükümlere karşı direnilmesi mümkün değildir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık hakkında düzenlenen 22.04.2008 tarihli iddianamede ölendeki yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek nitelikte olduğunun belirtilmesi karşısında; sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'nun 87/4. maddesi kapsamında “kasten yaralama sonucu ölüme neden olma” suçunu oluşturup oluşturmayacağının tartışılıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu görev ise 5235 sayılı Kanunun 11. maddesi uyarınca ağır ceza mahkemesine aittir. Bu nedenle Asliye Ceza mahkemesince 5271 sayılı CMK'nun 4 ve 5. maddeleri uyarınca görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla hüküm kurulması kanuna aykırı olup Özel Dairece hükmün öncelikle görev yönünden bozulmasına karar verilmesi gerekirken suç niteliğinin hatalı belirlenmesi isabetsizliğinden bozulmasında isabet bulunmamaktadır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'nun 87/4. maddesinde düzenlenen kasten yaralama sonucu öldürme suçunu oluşturup oluşturmayacağının takdir ve değerlendirilmesi amacıyla 5271 sayılı CMK'nun 4 ve 5. maddeleri uyarınca üst dereceli ağır ceza mahkemesine görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 04.10.2012 gün ve 2227-20818 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Çorum 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 01.04.2010 gün ve 170-156 sayılı kararının, sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'nun 87/4. maddesinde düzenlenen kasten yaralama sonucu öldürme suçunu oluşturup oluşturmayacağının takdir ve değerlendirilmesi amacıyla 5271 sayılı CMK'nun 4 ve 5. maddeleri uyarınca üst dereceli ağır ceza mahkemesine görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 31.03.2015 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
12. Ceza Dairesi, 2015/2252 E., 2015/11034 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Sanık hakkında, iş arkadaşı olan ölene basit tıbbi müdahale oluşturacak şekilde yumrukla vurması sonucu önceden bilinmeyen ve öngörmediği kalp-damar hastalığının aktif hale gelmesi sonucunda ölmesi dolayısıyla TCK’nın 23, 86/2 ve 85/1. maddeleri gereğince verilen mahkumiyet hükmü dairemizce oy çokluğuyla eylemin TCK’nın 86/1 ve 87/4 maddeleri kapsamında kaldığından bahisle bozulmuş, bozmaya uyan m
12. Ceza Dairesi 2015/2252 E. , 2015/11034 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi : Ağır Ceza Mahkemesi
Suç : Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama sonucu öldürme
Hüküm : 5237 sayılı TCK'nın 87/4, 29/1, 62/1, 53/1, 63 maddeleri gereğince mahkumiyet
Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama sonucu öldürme suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii ve mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık müdafii ve mahalli Cumhuriyet savcısının, sanığın eyleminin taksirle öldürme suçunu oluşturduğuna ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme aykırı olarak ONANMASINA, 17/06/2015 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ:
Sanık hakkında, iş arkadaşı olan ölene basit tıbbi müdahale oluşturacak şekilde yumrukla vurması sonucu önceden bilinmeyen ve öngörmediği kalp-damar hastalığının aktif hale gelmesi sonucunda ölmesi dolayısıyla TCK’nın 23, 86/2 ve 85/1. maddeleri gereğince verilen mahkumiyet hükmü dairemizce oy çokluğuyla eylemin TCK’nın 86/1 ve 87/4 maddeleri kapsamında kaldığından bahisle bozulmuş, bozmaya uyan mahalli mahkeme sanığı TCK’nın 87/4, 29 ve 62.maddeleri gereğince cezalandırmıştır.
Biz aşağıdaki gerekçelerle eylemin taksirle öldürme olduğunu düşündüğümüzden sayın çoğunluğun onama yönündeki görüşlerine katılmıyoruz.
Dairemizin 23.2.2012 tarih ve 2011/15869 Esas ve 2012/5011 sayılı kararında belirtildiği gibi “5237 sayılı TCK’nın 23. maddesinde, kastı aşan suçlarda veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda cezalandırılabilmek için failin meydana gelen sonuç açısından en azından taksirle hareket etmesi gerektiği belirtilmiş, madde gerekçesinde de, hükmün konuluş amacının, objektif sorumluluk anlayışını terk etmek olduğu, bu tür sorumluluğun, ortaçağ kanonik hukukunun kalıntısı olan “versari in re ilicita” yani hukuka aykırı bir durumda olan bunun bütün neticelerine katlanır anlayışının ürünü olduğu, çağdaş ceza hukukunun bu anlayışı çoktan terk ettiği, düzenlemeyle meydana gelen ağır netice açısından sorumluluk için neticeye ilişkin olarak en azından taksir dolayısıyla kusurlu olunması gerektiği belirtilmiştir.
Kanunun 87/4. maddesinde ise, kasten yaralama sonucunda ölümün meydana gelmesi halinde failin nasıl cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak maddedeki atfın 86. maddenin 1. ve 3. fıkralarına yapılmış olması nedeniyle, bu hükmün aynı maddenin 2. fıkrasında kalan yaralanma eylemleri açısından uygulanması mümkün olmadığı gibi 2. fıkra kapsamında yaralanmaların 3. fıkradaki arttırım nedenleri bulunsa da uygulanma imkanı bulunmamaktadır.
Basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilir nitelikte yaralanma sonucunda mağdurun ölmesi halinde, 5237 sayılı TCK’nın 23 ve 87/4. maddelerinin uygulanması imkânı bulunmadığından, failin sorumluluğunun genel hükümler kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Meydana gelen sonuç, (ölüm) öngörülebilir ise ve fail bu sonucu öngörmeksizin hareket etmişse, 5237 sayılı TCK’nın 22/2. maddesi uyarınca taksirle öldürme suçunu düzenleyen 85. maddesi uyarınca, öngörülebilir sonuç fail tarafından da öngörülmüş ancak istenmemiş ise fail bilinçli taksirle öldürme suçundan Kanunun 85 ve 22/3. maddeleri uyarınca, fail öngördüğü sonucu kabullenerek fiilini icra etmiş ise bu kez de, olası kastla öldürme suçundan sorumlu tutulmalıdır.
Failin ölüm sonucunu öngörmesi mümkün olmakla birlikte, gerekli özeni göstermeyerek ölüme neden olması halinde faili taksirle öldürmekten sorumlu tutmak mümkün ise de, ölüm sonucunun meydana gelmesinin öngörülmesi mümkün değilse failin taksirle öldürmeden sorumlu tutulması mümkün değildir.
Neticenin öngörülebilir olmaması halinde, faili meydana gelen ağır sonuçtan sorumlu tutmak, yeniden objektif sorumluluğun kabulü anlamına gelecektir ki, böyle bir kabul kusur sorumluluğunu benimseyen ceza kanununun sistematiğine de aykırıdır.”
Bu olayımızda da sanığın basit tıbbi müdahalelik yaralaması sonrası.... İhtisas Kurulunca, ölümün travmanın eforu ve stresiyle kendinde mevcut kalp damar hastalığının aktif hale geçmesine bağlı solunum dolaşım durmasından ileri geldiği olay ile ölüm arasında illiyet bağı bulunduğu, ancak saptanan travmatik değişimlerin başlı başına ölümü tevlit eder nitelikte olmadıkları ve mevcut yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğunun belirtilmesi karşısında sanığın taksirle öldürme suçundan cezalandırılması gerekmektedir.Çünkü; TCK’nın 22/2. maddesi taksiri, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi olarak tanımlanmaktadır.
Bilimsel görüşlere baktığımızda da dikkat ve özen yükümlülüğü ile ilgili şu açıklamaları görmekteyiz.
“Dikkat ve özen yükümlülüğünden, Kanun veya müşterek tecrübenin sonucu olarak kendisine toplum tarafından yüklenen dikkat ve ihtimam vazifesini ihmal eden ve zararlı neticeye sebep olan fert sorumludur. Taksir zorunlu ve gerekli özenin gösterilmemesi sebebiyle öngörülmesi mümkün olan neticenin öngörülmemesidir.
Taksirin cezalandırılmasının sebebi, failin neticeyi öngörmesi mümkün iken, özen vazifesine aykırı olarak, bu neticeyi öngörmemiş olması esasına dayanır. Failin öngörülebilir bir neticeyi öngörmesi gerekirken bunu yapmaması, toplumun kendisini kınamasının sebebidir. “
Bunun yanında basit tıbbi müdahalelik bir yaralama suçunun işlenmesi sonucunda faili taksirle öldürme suçundan sorumlu tutmak adaletli olmayabileceği gibi TCK’nun 3.maddesinde düzenlenen “Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur.” hükmü de ihlal edilmiş olabilir. Bundan dolayı üçlü bir ayırıma gidilerek sorumluluk belirlenirse adil bir sonuca varılabilir. Buna göre:
a-Kasten yaralama suçunu başlatanın fail olmadığı hallerde kişi bir nevi savunma refleksi ile karşısındakinin saldırısını defetmek için muhatabın vücuduna acı verme kastıyla hareket ettiği durumlarda, basit tıbbi müdahalelik bir yaralama sonrası ölüm meydana gelmişse faili sadece kastından yani basit tıbbi müdahalelik yaralamadan (TCK, m.86/2) sorumlu tutmak gerekir.
b-Kasten yaralama suçunu başlatanın fail olması halinde ise; failin amacı başkasının vücuduna sadece basit tıbbi müdahalelik bir yaralamada bulunma olsa bile modern zamanın oluşturduğu hayat ortamında, insanların bu gibi basit etkiler sonrası öldükleri artık her insan tarafından öngörülebildiğinden faili basit taksirle öldürme suçundan (TCK, m.85/1) sorumlu tutmak gerekir.
c-Kasten yaralama suçu fail veya ölen tarafından başlatılsa bile failin ölendeki ölüm sonucunu doğurabilecek rahatsızlığı-hastalığı bilmesi halinde bu durumda faili dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması sonucu oluşan ölümden, bilinçli taksirle öldürme (TCK, m.85/1, 22/3) suçundan sorumlu tutmak gerekir.
Dosyamıza konu olayda sanığın basit tıbbi müdahalelik bir yaralaması sonucunda mağdur ölmüştür. Bu olayda yukarıda açıkladığımız gibi sanığı TCK’nun 87/4.maddesi gereğince sorumlu tutmak mümkün değildir. Ancak oluşan bu netice öngörülebilir bir neticedir. Dolayısıyla sanık hakkında TCK’nın 23 ve 86/2.maddelerini nazara almadan aynı kanunun 85/1.maddesi gereğince taksirle öldürme suçundan cezalandırılmalıdır. Mahkemenin TCK’nın 23 ve 86/2.maddeleri delaletiyle aynı Kanunun 85/1.maddesiyle hüküm kurması sonuca etkili olmayan uygulama olduğundan kararın onanması gerekir.
Sonuç olarak somut olayda günlük hayat tecrübelerine göre bu netice öngörülebilir bir neticedir. Sanık kasten yaralama eylemini ilk olarak başlatan kişidir. Öngörülebilen ölüm neticesi bakımından dikkat ve özen yükümlülüğüne uymadığından taksirle öldürme suçunun oluştuğu kanaatinde olduğumuz için sayın çoğunluğun neticesi sebebiyle ağırlaşan yaralama sonucu oluşan ölümden hüküm kuran mahalli mahkeme hükmünü onama yönündeki görüşlerine katılmıyoruz.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Hukuku Genel Hükümler
Failin bir kimseyi sadece yaralamak kastıyla hareket etmesine rağmen, mağdurun ölmesi durumunda olduğu gibi; kastedilen neticeden daha ağır veya başka bir neticenin meydana gelmesi haline "neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç" denir. Bir kimsenin bu ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için aranan manevi unsur şartı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Meydana gelen ağır netice bakımından da kasten hareket etmiş olması gerekir.
B) Meydana gelen ağır netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olması gerekir.
C) Meydana gelen ağır netice bakımından olası kastla hareket etmiş olması gerekir.
D) Sadece ilk hareketi kasten yapmış olması yeterlidir, ağır netice için ayrıca bir kusur aranmaz (objektif sorumluluk).
E) Meydana gelen ağır netice bakımından bilinçli taksirle hareket etmiş olması şarttır.