5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 252

Türk Ceza Kanunu 252. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 252- (Değişik: 2/7/2012-6352/87 md.) (1) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi, dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır. (3) Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur. (4) Kamu görevlisinin rüşvet talebinde bulunması ve fakat bunun kişi tarafından kabul edilmemesi ya da kişinin kamu görevlisine menfaat temini konusunda teklif veya vaatte bulunması ve fakat bunun kamu görevlisi tarafından kabul edilmemesi hâllerinde fail hakkında, birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre verilecek ceza yarı oranında indirilir. (5) Rüşvet teklif veya talebinin karşı tarafa iletilmesi, rüşvet anlaşmasının sağlanması veya rüşvetin temini hususlarında aracılık eden kişi, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, müşterek fail olarak cezalandırılır. (6) Rüşvet ilişkisinde dolaylı olarak kendisine menfaat sağlanan üçüncü kişi veya tüzel kişinin menfaati kabul eden yetkilisi, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, müşterek fail olarak cezalandırılır. (7) Rüşvet alan veya talebinde bulunan ya da bu konuda anlaşmaya varan kişinin; yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması halinde, verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılır. (8) Bu madde hükümleri; a) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, b) Kamu kurum veya kuruluşlarının ya da kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının iştirakiyle kurulmuş şirketler, c) Kamu kurum veya kuruluşlarının ya da kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının bünyesinde faaliyet icra eden vakıflar, d) Kamu yararına çalışan dernekler, e) Kooperatifler, f) Halka açık anonim şirketler, adına hareket eden kişilere, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadıklarına bakılmaksızın, görevlerinin ifasıyla ilgili bir işin yapılması veya yapılmaması amacıyla doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, menfaat temin, teklif veya vaat edilmesi; bu kişiler tarafından talep veya kabul edilmesi; bunlara aracılık edilmesi; bu ilişki dolayısıyla bir başkasına menfaat temin edilmesi halinde de uygulanır. (9) Bu madde hükümleri; a) Yabancı bir devlette seçilmiş veya atanmış olan kamu görevlilerine, b) Uluslararası veya uluslarüstü mahkemelerde ya da yabancı devlet mahkemelerinde görev yapan hâkimlere, jüri üyelerine veya diğer görevlilere, c) Uluslararası veya uluslarüstü parlamento üyelerine, d) Kamu kurumu ya da kamu işletmeleri de dahil olmak üzere, yabancı bir ülke için kamusal bir faaliyet yürüten kişilere, e) Bir hukuki uyuşmazlığın çözümü amacıyla başvurulan tahkim usulü çerçevesinde görevlendirilen vatandaş veya yabancı hakemlere, f) Uluslararası bir anlaşmaya dayalı olarak kurulan uluslararası veya uluslarüstüörgütlerin görevlilerine veya temsilcilerine, görevlerinin ifasıyla ilgili bir işin yapılması veya yapılmaması ya da uluslararası ticari işlemler nedeniyle bir işin veya haksız bir yararın elde edilmesi yahut muhafazası amacıyla; doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, menfaat temin, teklif veya vaat edilmesi ya da bunlar tarafından talep veya kabul edilmesi halinde de uygulanır. (10) Dokuzuncu fıkra kapsamına giren rüşvet suçunun yurt dışında yabancı tarafından işlenmekle birlikte; a) Türkiye’nin, b) Türkiye’deki bir kamu kurumunun, c) Türk kanunlarına göre kurulmuş bir özel hukuk tüzel kişisinin, d) Türk vatandaşının, tarafı olduğu bir uyuşmazlık ya da bu kurum veya kişilerle ilgili bir işlemin yapılması veya yapılmaması için işlenmesi halinde, rüşvet veren, teklif veya vaat eden; rüşvet alan, talep eden, teklif veya vaadini kabul eden; bunlara aracılık eden; rüşvet ilişkisi dolayısıyla kendisine menfaat temin edilen kişiler hakkında, Türkiye’de bulundukları takdirde, resen soruşturma ve kovuşturma yapılır. Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

42 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2022/119 E., 2023/623 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
ve ...’ın TCK’nın 252/1-3 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına karar verilmesi istemiyle kamu davası açıldığı,
Ceza Genel Kurulu         2022/119 E.  ,  2023/623 K. "İçtihat Metni" TEMYİZ BOZMA ÜZERİNE KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : Ceza Genel Kurulu MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 4-40 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanıklar ..., ..., ..., ... (...) ve ...'ın rüşvet suçundan beraatlerine, sanıklar ..., ... ve ... hakkında rüşvet suçundan açılan kamu davasında ise sanık ...’ın eyleminin görevi kötüye kullanma suçunu, diğer sanıkların eylemlerinin ise 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 38/1. maddesi kapsamında bu suça azmettirmeyi oluşturduğu kabul edilerek aynı Kanun’un 257/1, 62, 50/1-a ve 52/2-4. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 15.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına, taksitlendirmeye ve sanık ... hakkında ayrıca aynı Kanun'un 53/5. maddesi gereğince hak yoksunluğuna ilişkin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince verilen 04.11.2015 tarihli ve 9-8 sayılı hükümlerin, Yargıtay Cumhuriyet savcısı, katılan vekili, sanık ... müdafi, sanık ... müdafi, sanık ... müdafi ve sanık ... tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...’in rüşvet suçundan beraatlerine ilişkin hükümlerin onanması, sanıklar ..., ... ve ...’in görevi kötüye kullanma suçundan mahkûmiyetlerine ilişkin hükümlerin ise bozulması istemli 22.02.2016 tarihli ve 2 sayılı tebliğnamesi ile dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmiştir. Ceza Genel Kurulunca 14.11.2019 tarih ve 255-660 sayı ile; katılan ... Hazinesi vekilinin temyiz dilekçesinde isimlerine yer verilmiş ise de haklarında son soruşturmanın açılmamasına karar verilen ve İlk Derece Mahkemesince hüküm kurulmayan sanıklar ..., ... ve ... ile 07.12.2015 havale tarihli dilekçesiyle müdafisi temyiz talebinden feragat eden sanık ... hakkında verilen hükümler temyiz incelemesinin kapsamı dışında bırakıldığı belirtilerek hükümden önce son sözün hazır bulunan sanıklar ... ve ...'a verilmemesi isabetsizliğinden incelemeye konu tüm sanıklar yönünden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının sanık ... hakkında rüşvet suçundan kurulan beraat hükmünün katılan ... vekili tarafından temyiz edildiği hâlde bu husus temyiz incelemesi kapsamı dışında tutulduğundan bahisle onama istemli 13.03.2020 tarihli ve 34816 sayılı tebliğnamesi ile dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmiştir. Ceza Genel Kurulunca 09.07.2020 tarih ve 150-355 sayı ile; hükümden önce son sözün hazır bulunan sanıklar ... ve ...'a verilmemesi isabetsizliğinden sanık ... yönünden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay 5. Ceza Dairesince yeniden yapılan yargılamada bozma kararına uyulmasına karar verilmiş, 08.12.2021 tarih, 4-40 sayı ve oy çokluğuyla sanıklar hakkında beraat kararı verilmiştir. Bu hükümlerin de katılan vekili, Yargıtay Cumhuriyet savcısı ve sanıklar ... Haznedar (...) ve ... ... müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının onama, bozma ve düşme istemli 01.03.2022 tarihli ve 31721 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet savcısı, sanıklar ... ve ...'nin eylemlerinin rüşvete teşebbüs suçunu oluşturduğu, sanık ... hakkında TCK'nın 254/2 ve CMK'nın 223/2-a maddeleri uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına, sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında rüşvet suçundan dava açılmış ise de eylemlerinin nüfuz ticareti suçunu oluşturduğu ve dava zamanaşımı dolduğundan düşme kararı verilmesi gerektiği, katılan ... vekili, eksik araştırma ile hüküm kurulduğu, sanıklara atılı suçların oluştuğu, sanıklar ...(...) ve ... ... müdafii, beraat eden müvekilleri yönünden ayrı ayrı vekâlet ücretine hükmedilmesi yerine tek vekâlet ücretine hükmedilmesinin isabetsiz olduğu gerekçeleriyle temyiz başvurusunda bulunmuşlardır. III. İNCELEME KONUSU VE KAPSAMI Temyizin kapsamına göre inceleme sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ...(...) ve ... hakkında rüşvet suçundan kurulan beraat hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır. Sanıklar hakkında rüşvet suçundan kurulan beraat hükümlerinin isabetli olup olmadığına ilişkin temyiz incelemesi yapılacak olup birden fazla sanığın tek müdafi ile temsil edilmesi ve yargılama sonucunda sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi hâlinde, Hazinenin sanıklara ödeyeceği avukatlık ücretinin, her bir sanık lehine ayrı ayrı mı sanıkların tümü için sadece bir avukatlık ücretine mi yoksa Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre gösterilen asgari sınırın üç katına kadar ücret takdir edilerek sanıklar lehine eşit olarak mı hükmedileceği hususu da incelenecektir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.12.2006 tarihli ve 100-301 sayılı kararı ile bu dosyaya ilişkin inceleme tutunağına göre; şüpheliler ..., ..., ..., ..., ..., ... (...), ... ve ... hakkında 20.04.2006 tarihli ve 2006/160 numaralı iddianame ile örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan kamu davası açıldığı, 26.09.2006 tarihli duruşmada tutuklu sanıklar ..., ... ve ... (...)’ın tahliyelerine, sanık ... ...’ın tutukluluk hâlinin devamına üye hâkim ....’ın sanık ... .... yönünden karşı oyu ile oy çokluğuyla karar verildiği, 14.12.2006 tarihli karar duruşmasına sanık ...'un mahkeme başkanı olarak çıktığı heyet tarafından aralarında ... ve ...(...)’ın da bulunduğu bir kısım sanıkların beraatlerine, ... ve ...'ın ise TCK’nın 188/3, 188/4, 62 ve 52. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 8 yıl 9 ay hapis ve 15.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına karar verildiği, hükümlerin temyiz edilmeksizin kesinleştiği, kararın esas hakkındaki mütalaaya uygun olarak oy birliğiyle verildiği, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/161 Esas numaralı dava dosyasının incelenmesinde; aralarında tutuklu sanık ...'un da bulunduğu 21 kişi hakkında 18.02.2009 tarihinde uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine 2009/66 Esas numaralı dosya kapsamında dava açıldığı, ...’un İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.11.2008 tarihli ve 2008/136 Değişik iş numaralı kararı ile tutuklandığı, 17.03.2009 tarihinde yapılan tensiple bu dosya ile İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/161 Esas numaralı dosyası arasında irtibat bulunduğu gerekçesiyle İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince birleştirme kararı verildiği, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/161 Esas numaralı dosyasının ise Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından aynı suçtan başka şüpheliler hakkında açılan kamu davasıyla ilgili Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.02.2008 tarihli ve 24-13 sayılı görevsizlik kararıyla gönderildiği, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince birleştirmenin kabul edilmeyerek 22.04.2009 tarihinde olumsuz birleştirme uyuşmazlığı çıkarıldığı, Yargıtay 5. Ceza Dairesince 11.08.2009 tarih ve 10746-10123 sayı ile dosyaların 14. Ağır Ceza Mahkemesindeki 2008/161 Esas numaralı dosya üzerinde birleştirilmesine karar verildiği, birleştirilen dosyaların 2009/238 Esas numarası aldığı, tensibin 24.09.2009 tarihinde yapıldığı, ... ile diğer bir kısım sanıkların tutukluluk hâllerinin devamına karar verilerek duruşmanın 05.02.2010 tarihine bırakıldığı, bu kararların sanık ... başkanlığında oluşan mahkeme heyeti tarafından mütalaaya uygun olarak oy birliğiyle verildiği, Garanti Bankası A.Ş. Genel Müdürlüğünün 22.06.2011 tarihli yazısına göre; ... ...'ın Ataköy Şubesindeki hesabına 22.09.2006 tarihinde 40.000 TL’nin sanık ... tarafından yatırıldığı, Sanık ... tarafından rüşvet olarak alındığı ileri sürülen Tercüman Blokları, 11/46 Cevizlibağ adresinde bulunan evle ilgili bilgilere göre; bu ev ... ... adına kayıtlıyken vekâleten ....... tarafından 22.09.2006 tarihinde sanık ...'e satıldığı, tapu müdürlüğü tarafından düzenlenen resmî senete göre satış bedelinin 30.000 TL olduğu, beyanlara göre ise satış bedelinin 70.000 USD olduğu, bu dairenin 11.12.2009 tarihinde sanık ... tarafından tanık ...'a satıldığı, Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 13.06.2012 tarihli ve 158-152 sayılı son soruşturmanın açılması kararı ile bir kısım sanıkların yanı sıra sanıklar ... ve ...’ın TCK’nın 252/1-3 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına karar verilmesi istemiyle kamu davası açıldığı, Yargıtay 5. Ceza Dairesince, anılan sanıkların atılı suçtan beraatlerine karar verildiği, hükümlerin katılan vekili tarafından temyiz edildiği, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca hükümden önce son sözün hazır bulunan sanıklar ... ve ...'a verilmemesi isabetsizliğinden incelemeye konu tüm sanıklar yönünden bozulmasına karar verildiği, Bozmaya uyan Yargıtay 5. Ceza Dairesince 08.12.2021 tarih, 4-40 sayı ve oy çokluğuyla bir kısım sanıkların yanı sıra anılan sanıkların CMK’nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine, sanıklar ... ve ... kendilerini vekâletnameli müdafi ile temsil ettirmeleri nedeniyle yürürlükte olan AAÜT'ye göre maktu vekâlet ücreti olan 7.425 TL’nin Hazineden alınarak sanıklara verilmesine karar verildiği, hükümlerin katılan ... vekili, Yargıtay Cumhuriyet savcısı ve anılan sanıklar müdafisi tarafından temyiz edildiği, adı geçen sanıklar müdafisinin temyiz isteminin vekâlet ücretinin sanıklar lehine ayrı ayrı verilmesi gerektiği istemiyle vekâlet ücretine hasredilerek yapıldığı, Sanıklar ..., ... ile ...’in Van 6. Noterliğinin 24.03.2014 tarihli ve 03130 sayılı vekâletnamesi ile Av. ... ve .....’ı vekil tayin ettikleri, anılan vekâletnamenin kovuşturma aşamasında dosyaya ibraz edildiği, Av. ...’ın sanıklar müdafii sıfatıyla bozma öncesi ve sonrasındaki oturumlara katıldığı ve Özel Dairece anılan sanıklar hakkında verilen hükümleri vekâlet ücreti ile sınırlı olarak temyiz ettiği, Anlaşılmaktadır. Şikâyetçi ... soruşturma aşamasında; 0 535 5.. 8. 8. numaralı telefon hattını kendisinin almadığını, abonelik sözleşmesindeki imzaları atmadığını, imzasının benzetilerek atılmış olduğunu, sözleşmede gösterilen adreste hiç oturmadığını, sanık ...'ı tanımadığını, izni ve bilgisi dışında adına hat çıkarılıp kullanıldığını, İstinabe yoluyla alınan beyanında; İstanbul'da Royal Bankta çalışan ..... isimli arkadaşının isteği üzerine kendi adına hat alıp ona verdiğini, sanık ...’ı ve diğer sanıkları tanımadığını, Tanık ...; ikamet ettiği evi 2,5 yıl önce Tercüman Sitesi içindeki İnter Emlak aracılığıyla 235.000 TL civarında satın aldığını, evi satın aldığı kişiyi tapuda gördüğünü, ismini hatırlamadığını, satış bedelinin tamamını nakit olarak emlakçıda elden verdiğini, parayı teslim ettiği şahsın daha sonra aynı siteden beşinci katta başka bir daire kiraladığını duyduğunu, bu kişinin apartman görevlisi tanık ... ile samimi olduğunu, emlakçı ...’in paranın elden ve nakit olarak ödenmesinin istendiğini söylediğini, sıkıntı olabileceğini belirterek parayı bankaya yatırmalarını istediği hâlde, emlakçının "Adam kabul etmiyor, elden istiyor." dediği için büroda elden verdiğini, Tanık ...; Tercüman Sitesinde önceden apartman görevlisi olduğunu, sanık ... ve ...’in bu sitede ikamet ettiklerini, ...'in de ...'ın babası olduğunu, sanık ...'ın bu evde uyuşturucu madde bulundurduğunu polislerin tespit ettiğini, sanık ...'ın babası ...’in, daireyi sanık ...'e sattığını, sonrasında sanık ...’in bu daireyi başkasına sattığını ve alt katta başka bir dairede kiracı olarak kaldığını, bir yıl sonra da taşındığını, sanık ...’ın fotoğrafının gösterilmesi üzerine onu tanıdığını söylemiş ise de benzetmiş olabileceğini, 80 dairelik bir sitede hizmet verdiğinden emin olamadığını, yalnızca sanık ...'i tanıdığını, o dönemde eve gelip gidenlerin hiçbirini tanımadığını, sanık ...'le samimi olduğunu, gelen kişilerin akrabası olduğunu söylediğini, Tanık ...; kuyumculuk yaptığından sanık ...’in müşterisi olduğunu, hatırlamadığı bir tarihte sanık ...’in dükkâna poşet içinde bir miktar para getirdiğini, poşette bulunan 200.000 TL civarındaki paranın bir-iki gün kendisinde kalmasını söylediğini, bankaya neden koymadığını sorunca müsait olmadığını, bir-iki gün sonra alacağını söyleyerek bu paranın içinden 10.000-15.000 TL’sini sanık ...’in alması sonrasında kalanını kasaya koyduğunu, bir hafta kadar sonra gelip parayı aldığını, bu parayı hangi maksatla, nerede kullandığına ilişkin bilgisinin olmadığını, Tanık ...; oğlu olan tanık .....’ın gözaltına alındığını, avukat olarak tanıdığı sanık ... ile oğlunun anlaştığını, ona güvenmeyince ..... isimli avukat ile görüştüğünü, sanık ...’den hâkimlere para vermesi için talepte bulunmadığını, sanık ...’nin kendisinden para istemediğini, Tanık ...; eşi olan tanık .....'ın uyuşturucu madde kullandığı tespit edilince sanık ... ile onun avukatlığını yapması için anlaştığını, daha sonra sanık ...’nin avukat olmadığını düşündüğünü, para verilmesi için onunla anlaşmadığını, sanık ...’nin de para vermediğini, Tanık ...; sanıkları tanımadığını, tanık ....’ın ablası olduğunu, sanıklardan birinin görüşmek için avukat olarak nezarethaneye geldiğini, babasının daha sonra kendisine başka bir avukat tuttuğunu, avukatının ... olduğunu, sanık ...’yi ve ... isimli şahsı hatırlamadığını, avukatı ...'tan başka, kendisini ziyaret eden kişiler arasında kadın avukat olmadığını, kimseye para verildiğine dair bir bilgisi olmadığını ve mali gücünün de kötü olduğunu, Tanık ...; sanık ...’yi tanımadığını, gerek kendisi, gerekse kardeşi tanık ...’ın serbest bırakılması için ailesinin bir çabasının bulunmadığını, aracılarla bağlantı kurulmasının veya para verilmesinin söz konusu olmadığını, Tanık ...; sanık ...’nin arkadaşı olduğunu, onun aracılığıyla sanık ... ile kısa süreli arkadaşlığının olduğunu ve bittiğini, o tarihte evli olmadığını, sanık ... ile sanık ...'ın Tercüman Bloklarındaki evine birkaç kez gidip sohbet ettiklerini ve alkol aldıklarını, sanık ... ve aynı evi paylaştığı ... ile birlikte Green Park Otel'e gittiklerini, sanık ...'i hatırlamadığını, sanık ... ile arkadaşlığında herhangi bir menfaatinin olmadığını, sanık ...'yi emlakçı olarak bildiğini, davaları takip ettiğinden haberi olmadığını, sanık ...’nin kendisini herhangi bir dava nedeniyle hâkimlerle birlikte olması için teşvik etmediğini, Bakırköy Adliyesi yeni açıldığında sanık ...’ın, sanık ...'ye Bakırköy Adliyesinin karşısında kafe açması durumunda yardımcı olabileceğini söylediğini ancak böyle bir iş yerinin açılmadığını, sanık ... ile duygusal yakınlaşma sonucunda beraber olmasında herhangi bir çıkarının bulunmadığını, Tanık.....; eşi kredi kartını çaldırınca tanık ....’un Eresin Otel'de tanıştırdığı sanık ...’nin avukat olduğunu, hâkim ve savcı arkadaşlarının olduğunu, bu konuda fikir verebileceğini söylediğini, sanık ...’nin arkadaşı olduğunu ifade ettiği sanık ...’ın kaldığı odaya çıkardığını, ilgili belgeleri sanık ...’a gösterdiğini, o sırada sanık ...’nin de olduğunu, onun telefonda konuşmak için koridorda beş dakika kadar beklediğini, sonra yanlarına tekrar geldiğini, sanık ...’ın, "Mahkemeye gidip kendiniz beyanda bulunabilirsiniz, avukata gerek yok." dediğini, sonra odadan ayrıldığını, peşinden sanık ...'nin de geldiğini, fuhuş yapmadığını, 2007 yılından beri evli ve 2 çocuğunun olduğunu, tanık.....un annesinin evi kendi evine yakın olduğundan tanık... ile tanıştığını, Tanık .....; sanık ...’nin de kendisi gibi önceden hayat kadını olduğunu, tanıklar ... ve ...’nın ise arkadaşı olduğunu, sanık ...’nin bir gün telefonda "Bayan lazım." deyince arkadaşı tanık ... ile irtibat kurduğunu, sanık ... ile Eresin Otel'de buluştuklarını, sanık ...’nin tanık ...'yı alıp bir odaya çıkardığını, kimin yanına çıkardığını bilmediğini, sanık ...'nin tanık ...'yı çağırmaktaki ve odaya götürmekteki amacının birlikte olmak olduğunu, tanık ...'dan öğrendiğine göre odada bir erkekle birlikte olduğunu, ama kiminle olduğunu bilmediğini, sanıklar ... veya ...’in isimlerini hiç duymadığını, tanık ...'nın önce annesiyle, sonra kendisiyle tanıştığına dair beyanının doğru olmadığını, annesini tanıdığını ama kendisiyle gelip giderken tanıştığını, sanık ...’nin avukat olmadığını, önceleri hayat kadınıyken sonradan emlakçılık yaptığını, sanık ...’nin talebi üzerine fuhuş için bayan arkadaşlarını temin ettiğini, bu kişileri sanık ...'nin de tanıdığını, kendisine 50 TL gibi bir miktar komisyon verdiğini, tanık ...'ya kendi aralarında ... dediklerini, ...’ün de hayat kadını olduğunu, sanık ...'nin onları otele götürdüğünden haberi olmadığını, daha önce tanık ...’yu Beşiktaş'ta bir kafeye götürdüğünü, sanık ...'nin de geldiğini, sanık ...’nin tanık ...'yu alıp "Adliyeye gidiyoruz." dediğini, niye gittiklerini bilmediğini, başka bir zaman ...'de McDonald'sda sanık ... ile buluştuğunu, Adanalı ... dedikleri gerçek adını bilmediği hayat kadını olan arkadaşını çağırdığını, sanık ... ile birlikte Cevizlibağ'a kadar gittiklerini, sonra kendisinin ayrıldığını, onların nereye gittiklerini bilmediğini, sanık ...’nin bu iş karşılığında 50 TL verdiğini, başka bir tarihte ise sanık ...'nin söylemesi ile Radisson Otel'e iki kız götürdüğünü, bunlardan birinin ...dedikleri gerçek ismi ..., diğerinin ise ... olduğunu, sanık ...’nin numarasını verdiği odaya kızları çıkardığını, odada iki kişinin olduğunu, isimlerini bilmediğini, uzun boylu olanın ücreti Dolar olarak ödediğini, kısa boylu şahsın adının sanık ... olduğunu Adalet Müfettişinin tarifi üzerine öğrendiğini, kendisine bir fotoğraf gösterilmediğini, uzun boylu şahsın kim olduğunu öğrenemediğini, odada kalanların hesabına otelde yemek yemek suretiyle ücretini tahsil ettiğini, sanık ...’nin kendisini yanında gezdirmek istemediğini ve ayarlamasını istediği kadınları hâkim ve Cumhuriyet savcılarına götürdüğünü söylediğinden yalan söylediğini düşündüğünü, Tanık ...; tanık...’un hatırlamadığı bir tarihte aradığını, o zamanlar onun ve kendisinin hayat kadını olduğunu, tanık ...’nin arkadaşlarına gidecekleri söylenince tanık... ile buluştuklarını, hayat kadını olan ...’ün arabasıyla geldiğini, hep birlikte Radisson Otel'e gittiklerini, tanık...’un çıkardığı odada kendisi, ... ve... ile iki erkek şahsın olduğunu, bu kişilerin isimlerini ve mesleklerini hatırlamadığını, bir süre sohbet ettiklerini, şahıslardan birinin ... ile bu odada kaldığını ve birlikte olduğunu, diğer erkek şahsın ve kendisinin aynı katta başka bir odaya geçip birlikte olduğunu, ...’ün bulunduğu odaya geçtiğinde orada sanık ...’yi gördüğünü, ... ve tanık... ile birlikte paralarını alıp ayrıldıklarını, sanık ...’nin çok zengin olduğunun, hayat kadını olup hâkim ve savcılarla diyaloğunun bulunduğunu söylendiğini, odada bulunan iki erkek şahsın birinin hâkim, diğerinin avukat olduğunun söylenip söylenmediğini hatırlamadığını, tanık ...'yı görmediğini, sanık ...’i tanımadığını, Tanık ...; ... ismiyle tanınan ... veya ... da denilen bir arkadaşının arayıp birkaç kişiyle yemeğe gideceklerini söyleyince kabul ettiğini, arabada ... ismi ile tanıtılan, sonradan adının ... olduğunu öğrendiği sanığın da olduğunu, sanık ...’nin avukatlık yaptığını, yanında avukatlar çalıştırdığını söylediğini, bazı müvekkillerinin tutuklu ve aşiret mensubu olduğunu, onları cezaevinden çıkarması gerektiğini, yemeğe bir hâkim çağırdıklarını, bu işi konuşacaklarını, onu ayarlaması gerektiğini söylediğini, sanık ...’nin ''Ben hâkim ... Bey’i etkileyecek bir kişi arıyordum seni buldum, sen tam onun beğeneceği tarzda bir kişisin, bizim onunla işimiz var, sen ne yap et eğer hâkim beyi etkileyebilirsen o da bize yardımcı olur, ben de seni memnun ederim.'' dediğini, bir süre sonra lokantada o hâkimi ... diye tanıttıklarını, sanık ..., ..., sanık ... ve avukat veya savcı diye hatırladığı ancak ismini bilmediği bir kişi ile birlikte yemek yediklerini, sanık ...’nin kaş göz işareti yaparak hâkimi etkilemesi gerektiğini anlatmaya çalıştığını, daha sonra sanık ...’nin, sanık ... ile tutuklu bulunan bazı kişiler hakkında konuştuğunu, sanık ...’ın bu konuşmadan rahatsız olup ''Biz buraya eğlenmeye geldik bu konuları kapatın, beni bu durumların içerisinde dahil etmeyin.'' dediğini, sanık ...’nin aynı konuda konuşmaya devam ettiğini, hep birlikte bir otele gittiklerini, orada sanık ... ile birlikte olduğunu ve sanık ...’nin işi ile ilgili bir talepte bulunmadığını, sanık ... ile diğer kişiler arasında bir para alışverişi olmadığını, sanık ...’in kısa boylu ve kel olduğunu, Tanık ...; ... adını kullandığını, eşinden ayrı yaşadığı ve çocuğu olduğu için para karşılığı bazı kişilerle birlikte olduğunu, sanık ...’yi, ... ismini kullanan tanık... vasıtasıyla tanıdığını, tanık... ile Beşiktaş Adliyesine kadar taksiyle gidip sanık ... ile buluştuklarını, tanık...’u simit evine bıraktıklarını, sanık ... ile çay bahçesinde sanık ... ile buluştuklarını, iyi görünmek için takım elbise giydiğini, o tarihlerde işe yeni başladığından gergin olup sohbet edemediğini, sanık ...’a nereli olduğunu sorduğunu, kendisi gibi Adanalı olduğunu öğrenince hemşehri olduklarından muhabbet ettiklerini, kendisini beğendiğini söylediğini, cuma günü buluşalım dediğini, buluştukları cuma günü ya da hafta sonu tanık...’un aradığını, daha sonra sanık ...’ın evinin yakınında bulunan McDonald'sda tanık... ve sanık ...’nin kendisini beklediğini, sanık ...'nin arabası ile tanık... ve kendisi ile sanık ...’ın evine doğru gittiklerini, arabada sanık ...’nin, tanık...’a taksi parası ve kendisini getirmesinin karşılığı biraz para verdiğini, kendisine ise 200 TL verdiğini, tanık...’un otobüse binerek Başakşehirdeki evine gitmek üzere ayrıldığını, sanık ...’ın olduğu söylenen eve sanık ... ile gittiklerini, bir süre üçünün sohbet ettiğini, sanık ...’ın eşinden ayrı olduğunu, fakat ona maddi olarak yardım ettiğini, çocuklarını yemeğe götürdüğünü, ayda 3.000 TL eşine ödediğini söylediğini, devamında "Senin eşin de sana bakmak mecburiyetinde." dediğini, sanık ... ile birlikte olduğunu, sanık ...’nin kendisini aynı evin içinde beklediğini, işi bittikten sonra sanık ... ile çıktığını, başka bir zaman sanık ...’nin Neyzen Restoran'a daveti üzerine burada sanık ... ve sanık ... ile birlikte eğlendiklerini, yemekten sonra hesabı kimin ödediğini bilmediğini, sanık ...’ın kendisini taksiye bindirip 30 TL ya da 50 TL taksi parası verdiğini, o gece birlikte olmadığını, sanık ...’nin bir kez daha kendisini aradığını, hâkimlere gideceklerini söylediğini, bir bayan daha ayarlamasını istediğini, samimi olduğu arkadaşı tanık ...’ı ayarladığını, onu deşifre etmemek için Lara ismini kullanmış olabileceğini, sanık ...’nin kendisini ve tanık ...’ı arabasıyla aldığını, Bostancı'da galeri ve oto yıkama işi yapan sanık ...'e ait iş yerine gittiklerini, sanık ...’ın sonradan geldiğini, beklerken oto galerisi olan sanık ...’e arabaya ihtiyacı olduğu için T.C. kimlik numarasını verdiğini, kredi alamadığından yardımcı olmasını istediğini, sanık ...’in gerekeni yapacağını söylediğini, sanık ...’in şoförünün sanık ...’ı getirdiğini, hep birlikte sanık ...’in arabasıyla restorana gittiklerini, sanık ...’nin işlerinin kötü ve paraya ihtiyacı olduğunu söylediğini, yemek sırasında sanıklar ..., ... ve ...’nin zaman zaman fısıldayarak adli konularda konuştuklarını, hatta yemekten önce galeride sanık ... gelmeden 50 ton uyuşturucudan bahsettiklerinde sanık ...'den huylandığını, menfaati olmasa kendilerini getirmeyeceğini düşündüğünü, T.C. kimlik numarasını vermiş olmasından dolayı endişeye kapıldığını, yemekten sonra tekrar sanık ...’in iş yerine geçtiklerini, sanık ...’yi orada bıraktıklarını, 150’şer TL’yi otele geçmeden aldıklarını, bu parayı sanık ...’nin mi yoksa sanık ...’in mi verdiğini hatırlamadığını, muhtemelen Prenses Otel’e gittiklerini, oteli sanık ...’in adamlarından birinin ayarladığını, sanık ... ile odaya geçtiğini, sanık ...’ın ise tanık ... ile başka bir odaya geçtiğini, daha sonra onların odasına geçtiklerini, sanık ...’ın "... ile beni neden daha önce tanıştırmadınız?" deyip tanık ...’ın telefon numarasını aldığını, otelde sanık ... ile beraber olmadığını, sonrasında tanık ...’ın işi için sanık ...’ı aradıklarını ama onunla hiç görüşmediğini, tanık ...’ın ise görüşüp görüşmediğini bilmediğini, Tanık ...; sanık ...’yi eski eşi ... aracılığıyla tanıdığını, bar işlettiğini, sanık ...’nin hukuk bürosu olduğunu ve yanında beş avukatın çalıştığını söylediğini, Tuğba isimli bir avukat ile yeğeni olan ve ismini bilmediği bir avukatı hatırladığını, ortağı Birol Keskin'in mazot kaçakçılığı yaptığından bahisle Fatih Adliyesinde davasının olduğunu, bu süreçte sanık ... ve Tuğba’nın yardımcı olacaklarını söylediklerini, ancak ailesi başka bir avukata vekâlet verdiği için sanık ...’nin bu dosya ile ilgilenmediğini, erkek arkadaşından ayrıldığı dönemde sanık ...’nin kendisini bazı hâkim ve Cumhuriyet savcılarıyla tanıştırdığını, bu kişilerle birlikte olmadığını ve onlara bayan arkadaş göndermediğini, sanık ...’i tanımadığını, sanık ... ile birlikte Beşiktaş’taki Adliyeye gittiklerinde sanık ... ile yanında ismini bilmediği bir hâkimin daha olduğunu, bu kişinin sanık ...’nin hemşehrisi olduğunu, görüşmede ne konuşulduğunu hatırlamadığını, onlara Bios Life ürünlerinden hediye vermediklerini ancak kendisinin bu işi yaptığı konuşulunca sanık ...’nin söz vermiş olabileceğini, daha sonraları sanık ...’nin bu ürünlerden hediye ettiğini duyduğunu, sanık ...’yi Bios Life ürünlerinin distribütörlüğünü yaptığından onun da bu ürünleri pazarlayabildiğini, sanık ...’nin değişik zamanlarda kadın pazarlama konusunda tekliflerde bulunduğunda genelde onu geçiştirdiğini, ruh hâlinin iyi olmadığı dönemlerde ise bu tekliflere sıcak bakacağını söylemiş olabileceğini, sanık ...’nin bayan arkadaşını ayarlamasını istediğini ancak müsait olmadığı için ayarlayamadığını, sanık ...’ı odasına gitmeden bir süre önce adliyeye yakın bir çay bahçesinde tanıdığını, sanıklar ... ve ...’ın samimi bir şekilde konuştuklarını, ancak işle ilgili bir konuşma geçtiğini hatırlamadığını, sanık ...’ın Tercüman Bloklarındaki evine gidip eğlendiklerini ancak onunla birlikte olmadığını, sanık ...’nin "Aklını kullan, ... eşinden boşandı, ekonomik durumu da iyi." dediğini, sanık ...’nin bir takım davaları nedeniyle sanık ... ile birlikte olmasını istediğini anladığını, 2008 yılının Ocak ayında sanık ...’ın Ankara’da katıldığı bir seminer sonrasında telefonla aradığını, İstanbul’a döndüğünden görüşemediklerini, İfade etmişlerdir. Sanık ... 15.05.2009 tarihinde Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığında; 1996 yılından beri emlak sektöründe çalıştığı için hâkim, savcı, kamu görevlisi, iş adamı ve esnaftan oluşan bir çevresinin bulunduğunu, onların sayesinde birçok kuruma rahatlıkla girip çıktığını, maddi anlamda zorlanmaya başlayınca adliye ile ilgili işlerde iş takipçiliği yaptığını, talepte bulunanları avukatlara yönlendirdiğini, kendisini avukat olarak tanıtmadığını, tanıdıkları vasıtası ile bazı kişilerin adliyedeki işlerine yardımcı olduğunu, daha önce Sarıyer hâkimi olan hâlen avukatlık yapan sanık ... ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı sanık ... ile görüştüğünü, sanık ...’in avukatlık yaptığını ve DGM’lerde, Kartal ve Kadıköy Adliyelerinde geniş çevresinin olduğunu, sanık ...’ı sanık ... vasıtası ile tanıdığını, sanık ...’ın görevli olduğu mahkemede bir dosyası olduğundan yardımcı olmasını isteyince sanık ...’ın "Bir şey diyemem, hukuk çerçevesinde ne olursa onu yaparım." dediğini, samimiyeti ilerletebilmek için sanık ... vasıtasıyla iki hayat kadını götürdüğünü, birlikte yemek yediklerini, yemekten sonra ayrıldığını, onların kadınlarla birlikte olduğunu sonradan öğrendiğini, 06.10.2009 tarihinde Adalet Müfettişi tarafından tanık sıfatıyla alınan beyanında; önce turizm, sonra emlak işiyle uğraştığını, bu sırada tanıştığı kumaş ham boya işi yapan Kudbettin sayesinde pek çok hâkim ve Cumhuriyet savcısı ile tanıştığını, onun bürosunda her akşam en az iki üç hâkim ve Cumhuriyet savcısının bulunduğunu, zaman içinde dostluklarının geliştiğini, hâkim ve Cumhuriyet savcıları ile bu diyaloğunu görenlerin kendisine yaklaşmaya başladığını, bir süre sonra bu işten menfaat sağlamak için para karşılığı işleri çözmeye başladığını, davalara avukatların girmesine rağmen işleri kendisinin çözdüğünü, sanık ...'in kendisinden bağımsız benzer işler yaptığını, sanıklar ... ve ... ile bire bir ilişkisi olduğunu, zamparalık yaptıklarını, bürosunda bir bayan çalıştırıp hâkim ve Cumhuriyet savcılarına gönderdiğini sanık ...'in anlattığını, sanık ...’dan dosyalarla ilgili bir takım taleplerde bulunduğunu ama kesinlikle isteklerini yerine getirmediğini, arkadaşlıkları nedeniyle sık sık görüştüklerini, ona zaman zaman kadın temin ettiğini, 2009 yılı içerisinde ... ve Bilge isimli bayanları temin ettiğini, 01.02.2009 tarihinde sanık ...’a mesaj yolladığını, arayıp buluştuklarını, o gün hangi bayanı götürdüğünü hatırlamadığını, sanık ...'ın ... ile 2-3 kez birlikte olduğunu bildiğini, bayanları kendisinin tanıştırdığını, sonrasında birlikteliklerini sürdürdüklerini, bu ilişkilerinin karşılığı olarak Bilge ve ...'e zaman zaman para verdiğini, ... ve Lara'yı Halkalı'dan aldığını, sanık ... ile Bostancı'da oto yıkama ve galerisinin olduğu iş yerinde buluştuklarını, feribotla Bostancı'ya gelen sanık ...’ı sanık ...'in şoförünün aldığını, kendisinin aracıyla, onların ise kızlarla beraber ayrı arabalarla Beykoz sırtlarındaki restorana 18.04.2009 tarihinde geçtiklerini, bu buluşmada kızlara parayı sanık ...'in verdiğini, daha sonra ... ile yaptığı görüşmede bir otele geçtiklerini ve burada Lara'nın sanık ... ile ...’in ise sanık ... ile birlikte olduğunu öğrendiğini, hatırladığı kadarıyla 2008 yılı içerisinde Sefaköy'de E-5 karayolu üzerinde beş yıldızlı bir otele sanık ...’a ve Balıkesirli bir avukata iki kadın götürdüğünü, hesabın avukat tarafından ödendiğini, kızları ise kendisinin ayarladığını, takma adı ... olan tanık...'un bu işe aracı olduğunu, bu bayanları sanık ...’a işi düştüğünde hâlletmesi amacıyla arasını iyi tutmak için gönderdiğini, bütün arkadaşları ile sanık ...'ın birlikte olduğunu, sanık ...’ın Cevizlibağ, Tercüman Blokları’nda bir yakını üzerine kayıtlı, garsoniyer olarak dayalı döşeli evi olduğunu, Batun soyadlı şahsın uyuşturucu dosyası için sanık ... ile mesajlaştığını, sanık ...’ın "Bu iş olmaz, yok." şeklinde mesaj çektiğini, muhtemelen ilgili kişinin ... olduğunu, bu dosya için adeta sanık ...’a yalvardığını, fakat onun görevsizlik kararı vererek dosyayı Yargıtaya gönderdiğini, 08.10.2009 tarihinde Adalet Müfettişi tarafından tanık sıfatıyla alınan beyanında; ...'un uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan yakalandığını, kanıtların güçlü olduğunu, tanık İsmail’in yanına gelmesi üzerine, avukat ...'ı dosyaya bakması için gönderdiğini, anılan avukatın ertesi gün getirdiği ifade tutanağını tanık İsmail'e gösterdiğini, emniyette yapacak bir şey olmadığını, mahkeme aşamasına bakacaklarını söylediğini, sonra tanık İsmail'in gelerek emniyette işi hâllettiklerini söyleyerek ifade örneğini istediğini, bunu vermediğini, sonra tanık ...'ın sorguya sevk edildiğini, tanık İsmail "Sen aradan çık." deyince ifadeye avukat sokmadığını, merak edip beklediğinde tanık ...'ın tahliye edildiğini gördüğünü, tanıdığı hâkim ve Cumhuriyet savcılarına sorduğunda bunun mümkün olmadığını söylediklerini, bir hafta sonra Cumhuriyet savcısının itirazı üzerine tanık ...’ın tekrar tutuklanması üzerine tanık İsmail'in işi kendisine getirdiğini, bu buluşmada para karşılığı tahliye edildiğini öğrendiğini, bu dosyanın 13. Ağır Ceza Mahkemesine, oradan 14. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiğini, sanık ...’ın görevsizlik kararı verip dosyayı Yargıtay'a gönderdiğini, 20.01.2010 tarihinde Adalet Müfettişi tarafından tanık sıfatıyla alınan beyanında; sanık ...'ı yemekte sıkıştırdığı dosyanın ... dosyası olduğunu, bu dosya için "Yap bir güzellik." deyip durduğunu, bu dosyayı tanık ...'ın babasının getirdiğini, kimseye para verilmediğini, sanık ...’ın görevsizlik kararı vererek dosyayı Yargıtay'a gönderdiğini 08.06.2010 tarihinde Adalet Müfettişi tarafından tanık sıfatıyla alınan beyanında; sanık ...’in bir gün kendisini arayıp "Sanık ...’ın selamı var ortam istiyor iki kız getir." demesi üzerine ... ve ...'i ayarladığını, bu kızları kendisine ... lakaplı tanık...’un getirdiğini, Bostancı yakınlarında bir lokantaya gittiklerini, yanlarında bir de Diyarbakırlı bir şahsın olduğunu, yemek sonrası hesabı bu kişinin ödediğini, sanık ...'in kızları ve sanık ...’ı alıp evine götürdüğünü, gece sanık ...'in kendisini arayıp "Kızları gönderiyorum." dediğini, kızların ise sanık ...'in garsoniyer olarak kullandığı eve geçtiklerini söylediğini, Tercüman Bloklarındaki evin sanık ...’a ait olduğunu bildiğini, buranın tapusunun başkası adına olduğunu, tanık ...'nun ev sorunu çıktığında ona "Anahtarı vereyim, istediğin gibi kullan, eve yerleş." diyerek teklifte bulunduğunu, Sanık ... Adalet Müfettişine verdiği 22.06.2011 tarihli yazılı savunmada; İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/100 Esas numaralı dosyasının yargılamasında görev aldığını, bazı sanıkların beraat ettiklerini, bazılarının ise mahkûm olduklarını, kararın heyetçe oy birliğiyle dosyadaki kanıtlara göre oluşan vicdani kanaatle verildiğini, mütalaaya uygun olduğunu, kararın iddianameyi düzenleyen ve duruşma savcısının çapraz temyiz uygulamasına tabi olduğunu, sanık ...'ı mesai arkadaşı olarak tanıdığını ve görüştüğünü, ona menfaat sağlamasının veya aracı olmasının söz konusu olmadığını, örgütlü suç olmadığı kanaatine varılarak hüküm kurulduğunu, çok büyük uyuşturucu organizasyonları dışında örgüt maddesinin tatbik edilmemesi doğrultusunda genel uygulamanın olduğunu, Yargıtayın görüşünün ve yargı bölgesindeki diğer mahkemelerin kabulünün de aynı yönde olduğunu, Kovuşturma aşamasında; sanık ...’nin Erdekli olduğunu söyleyip 2008 yılında avukat ... ... ile odasına geldiklerini, hemşehrisi olduklarını ve Erdek’te çalıştığı için onlarla tanıştığını, aynı bölgeli olma ve çalışma dışında aralarında konuşma geçmediğini, sanık ...’ı tanıdıklarını söylediklerini, bu görüşmeden bir süre sonra bir bayanla birlikte tekrar yanına gelip Amerika'dan getirdiği Bios Life ürünlerini adliyedeki personele satmak istediklerini söyleyerek yardım istediklerini, bu hususun Başsavcı Vekilinin yetkisine girdiğini ifade ettiğini, hediye teklifini geri çevirdiğini, 27.05.2008 tarihinde seminer nedeniyle Ankara'da bulunduğu esnada telefon numarasını sanık ...'den alan bir bayanın kendisini aradığından, tanımadığı kişilere numarasını verip aratmasından dolayı sanık ...'yi azarladığını, aksi hâlde yasal işlem yapacağını söylediğini, sonra sanık ... hakkında yaptığı araştırmada karanlık işlerle bağlantılı ve adliyelerde iş takibi yaptığını, güvenilmez biri olduğunu öğrendiğini, kadın temin etmesinin veya tahliye konusunda onunla görüşmesinin söz konusu olmadığını, her türlü yasa dışı iş takibi yapan kişinin kendisini kurtarmak amacıyla İstanbul'da 50-60 hâkim ve Cumhuriyet savcısı hakkında asılsız iddia ve iftiralarda bulunduğunu, Sanık ... Adalet Müfettişine verdiği 24.11.2010 tarihli yazılı savunmada; memleketi Adana'daki mahallesindeki büyüğü olan Selahattin Uygungül ile beraber gelen ... adlı şahsın, sanık ...’den boşandığını söyleyip kızını göstermemesi nedeniyle yardımını istediğinden barıştırma girişimi sırasında sanık ...'yi tanıdığını, Erdekli olduğunu, burada uzun süre çalışan sanık ...’i tanıdığını öğrendiğini, emlak işiyle uğraşan biri olarak tanıdığını, daha sonra yanında tanıklar ... ve ... ile Bios Life ürününü adliye personeline pazarlamak ve satmak için geldiklerini, bu sırada sanık ...'nin kendisine tanık ... ile aralarını yapabileceğini, çok hamarat bir kadın olduğunu, evlenirse mutlu olabileceğinin söylediğini, kendisinin ise "tanışalım, ciddi ise bakarız" dediğini, daha sonra arkadaş olduğunu, tanık ...’nin Ankara'da oturması nedeniyle bazen otelde, bazen de arkadaşında kaldığını, bir kaç gün için kalacak yer aradığını söyleyince aklına sanık ...'in evinin geldiğini, ondan izin alarak buraya sanık ..., ... ve tanık ... ile beraber gittiklerini, Tercuman Sitesindeki evi tanık ...'nun çok beğenip birkaç gün kalmak istediğini bildirince tanık ... ile birlikte birkaç gün kalabileceklerini söylediğini, evin kendisine ait olduğunu ifade etmediğini, tanık ... ile anlaşamayınca ayrıldıklarını, tanık ...’nun sanık ...'yi yanından ayırmadığını, tanık ...’nun psikolojik sorunları olan, alkolik, tutarsız ve sanık ...'nin eline bakan yaşlı biri olduğunu, sanık ...'nin kendisine kadın bulmasına ihtiyacı olmadığını, onun 100-200 TL’sine tenezzül etmeyeceğini, fakülteyi İstanbul'da okuduğunu, altı yıl burada gazetecilik ve tiyatro oyunculuğu yaptığını, daha sonra hâkimlik mesleğine atandığını, karakterinin bu eylemlere uygun olmadığını, sanık ...'nin gerçek yüzünü ve kim olduğunu öğrenince onu kovduğu için iftira attığını, tarihini tam olarak hatırlayamadığı bir gün Yakacık'ta sanık ... tarafından bir pikniğe davet edildiğini, daha önce de yaptıkları piknikler gibi sanık ...'in ailece geleceğini düşündüğünü, piknikte sanık ..., sanık ... ve yanlarında isimlerini hatırlayamadığı iki bayanın olduğunu, piknik sonrası eve döndüğünü, iddia edildiği gibi bayanlarla birlikte olmadıklarını, onların ne konuştuğunu bilmediğini, hiçbir zaman ... isminin geçmediğini, söz konusu dosyadan bahsedilmediğini, aksi hâlde buna müsaade etmeyeceğini, Tercüman Sitesindeki evin sanık ...'e ait olduğunu, iki çocuğuyla Ataköy 5. kısımda Adliye Lojmanında oturduğunu, sanık ...'in buranın karşısında Pramit adlı lokantayı çalıştırdığını, çocuklarıyla birlikte burada yemek yedikleri için onunla tanıştıklarını ve hemşehri olmaları nedeniyle arkadaş olduklarını, dürüst birisi olduğunu, şimdiye kadar bir talebinin olmadığını, birkaç gün misafirini ağırlamak için evinin anahtarını istediğini, böylelikle sanık ... ile tanıklar ... ve ...’nun bu evi öğrendiklerini, sanık ...'nin asılsız bir şekilde bu evi başka amaçla kullanılan bir ev olarak aktardığını, sanık ...'in bu evi kimden aldığını bilmediğini, misafirinin kaldığı evin eski maliklerini araştırmasının akla ve mantığa sığmadığını, eski maliklerini tanımadığını ve davaları olup olmadığını bilmediğini, sanık ...’nin hâkim ve Cumhuriyet savcıları hakkında iftira attığını, iki çocuğuna bakan boşanmış biri olduğunu, işine karıştırmayacak şekilde ilişkilerinin olabileceğini, bunun özel yaşamı olduğunu, sanık ...'in otuz beş yıllık arkadaşı olduğunu, eski bir hâkim olduğunu, kendisini zor duruma düşürecek bir harekette bulunmadığını, 2010/49 Esas numaralı dosyada sanık değil şikâyetçi vekili olduğunu, dosyanın derdest olduğunu, 1997/431 ve 534 numaralı dosyaların ise incelenebileceğini, ...’a 8 yıl 9 ay ceza verdiğini tahliye de etmediğini, üç telefon hattı olduğunu, daha önce iki hattının bulunduğunu, yakınlarının Türkcell hat kullanması nedeniyle yeğeninin temin ettiği kontörlü 0535 5... 8. 8. numaralı hattı yakınları ile yaptığı görüşmelerde kullanmaya başladığını, faturası olmadığı ve kontör yüklenerek kullanıldığı için kimin adına kayıtlı olduğunun öneminin bulunmadığını, hattın adına kayıtlı olduğu şikâyetçi ...'ı tanımadığını, art niyetli olsa bu hattı üç yıldır kullanmayacağını, sanık ...’yi kimseyle tanıştırmadığını, menfaata dayalı arkadaşlık tesis etmediğini, mahkeme başkanı olarak koruması gereken mesafeyi koruduğunu, otellerde hayat kadınları ile kalmadığını ve başka amaçla kullanılan bir evinin olmadığını, sanık ...’yi kovduğundan dolayı intikam almak için iftira attığını, Sanık ... Özel Daireye verdiği savunma dilekçesinde; uzun süre İstanbul'da Beşiktaş Adliyesinde DGM'de çalıştığını, son zamanlarda 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak özel yetkili bir alt mahkemenin vermiş olduğu bazı itirazları değerlendirdiği ve Ergenekon davasında ...’in tahliyesine karar verdiği için böyle bir suçlamayla karşı karşıya kaldığını, hatta HSK Başkan vekilliği yapan ... ve eski Adalet Bakanı... ile birlikte Ankara'da yemek yediğinden bahisle bile hakkında tahkikat yapıldığını, tüm iddiaların asılsız ve maksatlı olup ön yargıya dayandığını, Sanık ...; hâkim ve Cumhuriyet savcısı tanıdığı olmadığını, Beşiktaş Adliyesine hiç gitmediğini, Ataköy 5. Kısımda Pramit Cafe adlı restoranı 2003 yılında açıp 2007 yılı Temmuz ayında kapattığını, buraya adliye lojmanlarının yakın olduğunu, lokantasına gelen hâkim ve Cumhuriyet savcıları olduğunu ancak içlerinde tanıdığı, dostluğu ve diyaloğu olan kimsenin bulunmadığını, Tercüman Blokları, A/5 Blok, 46 numaralı daireyi ... ...'tan 70.000 Dolar karşılığı satın aldığını, 50.000 TL'sini Garanti Bankasında adına bulunan hesaptan aktardığını, bunu doğrulayan banka yazısının olduğunu, kalan parayı da Dolar olarak verdiğini, sanıklar ... ve ... ile ...'i tanımadığını, ...'in lokantasına geldiğinde evi satacağını öğrenince satın aldığını, sanık ...'ı tanıdığını, çocuklarının restoran karşısındaki okula gittiklerini ve öğle yemeğine geldiklerini, özel bir dostluğu ya da samimiyetinin bulunmadığını, restoranını sattıktan sonra Ataköy 5. Kısımdaki Pizzacıda otururken sanık ... ile sohbet ettiklerini, bu sırada misafirlerinin geleceğini söyleyip evin müsait olup olmadığını sorduğunu, evin boş olduğunu nereden bildiği konusunda fikri bulunmadığını, kısa süreliğine kullanmak üzere evin anahtarını istemesi üzerine, anahtarı verip 2-3 gün sonra geri aldığını, bunun haricinde evi sanık ...'a kullandırmadığını, buranın başka bir amaçla kullanmak üzere tutulmuş bir ev olmadığını, Sanık ... (...); kardeşi sanık ... ve babası ... ile birlikte İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/100 Esas numaralı dosyasında örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan tutuklandıklarını ve yargılandıklarını, babası ile kendisinin beraat ettiğini, kardeşi sanık ...’ın ceza aldığını, tahliye kararı verilmesi ve beraat etmeleri için mahkeme hâkimlerine herhangi bir menfaat sağlamadıklarını, annesi ... adına kayıtlı olan gayrimenkulu hâkimlere menfaat karşılığında vermediklerini, annesinin daireyi cezaevinde olduklarından ve paraya ihtiyaçları bulunduğundan ayrıca kardeşinin okul masraflarını karşılamak için sattığını, Sanık ... ...; kardeşi sanık ... ve babası ... ile birlikte İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/100 Esas numaralı dosyasında örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan yargılandıklarını, bir süre tutuklu kaldıklarını, daha sonra babası ve kardeşinin beraat ettiğini, kendisinin ise 8 yıl 9 ay hapis cezası aldığını, cezasını infaz edip cezaevinden çıktığını, tahliye edilmeleri ve beraat kararı verilmesi için mahkeme hâkimlerine rüşvet vermediklerini, rüşvet verilmiş olsa kendisinin de tahliye olup ceza almaması gerekeceğini, annesi ...’in adına kayıtlı olan gayrimenkulu cezaevinde bulundukları ve paraya ihtiyaçları olduğundan ayrıca kardeşinin okul masraflarını karşılamak için sattıklarını, Sanık ... 29.07.2010 ve 27.08.2010 tarihli Adalet Müfettişine tanık sıfatıyla verdiği ifadelerde; 26 yıldır avukatlık yaptığını, aynı zamanda oto galerisi bulunduğunu, sanık ...’yi iki yıl önce sanık ...’in odasının önünde havale yaptırmak için beklerken tanıdığını, sanık ...'ın okuldan ve stajdan arkadaşı olduğunu, sanık ...'nin sanık ... ile samimi olması durumunda bunu bileceğini, sanık ...'nin Beyoğlu, Bakırköy ve İdare Mahkemelerinde iş yaptırdığını, bu mahkemelerde hâkim ve Cumhuriyet savcılarına kadın temin ettiğini duyduğunu, ancak Beşiktaş'ta iş yaptıracak gücü olmadığını, kendisine ya da misafirlerine kadın temin etmediğini, böyle bir durumda sanık ...'ye ihtiyacı bulunmadığını, bir dosyada sanık ...’a aracı olması için sanık ...’nin talebi olduğunu, tavassutta bulunmasını istediğini fakat onu oyaladığını, bir yemekte sanık ..., sanık ... ve yeğeninin bulunduğunu, yemekte meseleyi anlatmasını sanık ...’nin istediğini ancak konuyu aktarmadığını, yemek sonrası sanık ... ve yeğenini Şirinevler'e, sanık ...’ı ise adliye lojmanına bıraktığını, sanık ... hakkında menfaat teminine yönelik bir şey duymadığını, Kovuşturma aşamasında; sanıklar ... ve ...’ın Devlet Güvenlik Mahkemesi başkanı, sanık ...’nin ise sanık ...’in köylüsü olduğundan tanıdığını, bu olayın asıl hedefinin, özel yetkili savcı Zekeriye Öz’ün, Celal Kara ve Tacettin Şeker ile birlikte yukarıda adı geçen mahkeme başkanlarına komplo kurmalarından kaynaklandığını, bu başkanların Ergenekon teşkilatına karışmış olan generallerin tutuklanmalarına karşı çıkmalarından kaynaklandığını, telefon görüşmelerinin yasa dışı şekilde dinlendiğini, sanık ... ve onun iki kuzeni ile sanık ... ile birlikte İstanbul’da Kartal’da öğle yemeğine gittiklerini, sanık ...’nin sanık ...’dan numarasını bir kağıt üzerine yazdığı bir dosya konusunda daha hızlı ve dikkatli analiz etmesi için görüşmesini talep ettiğini, sanık ... ile üniversite yıllarından beri dostluğunun olduğunu, hiçbir zaman ondan dosyalar ile ilgili bir talepte bulunmadığını, bu yüzden sanık ...’nin verdiği kağıdı yırtıp attığını, yemekten sonra sanık ... ve arkadaşlarını Şirinevler’e bıraktığını, sanık ...’ı ise evine götürdüğünü, birkaç gün sonra sanık ...’nin arayıp dosya hakkında sanık ... ile görüşüp görüşmediğini sorduğunu, ondan kurtulmak için dosya numarasını sanık ...’a mesaj ile gönderdiğini söylediğini, o dosyadaki sanığın 10 yıl hapis cezası almasının dosya ile ilgilenmediğini gösterdiğini, hiçbir delil bulunmadığını, dostu olan sanık ...’ı rüşvet vermek için restorana davet etmesinin mantıksız oluğunu, Savunmuşlardır. V. GEREKÇE A- Sanıklar hakkında rüşvet suçundan kurulan beraat hükümlerinin isabetli olup olmadığına ilişkin olarak; 1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler Türk Ceza Kanunu'nun İkinci Kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler" başlığını taşıyan Dördüncü Kısmının, "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı Birinci Bölümünde yer alan "Rüşvet" başlıklı 252. maddesi suç tarihinde yürürlükte bulunan üçüncü fıkrasında rüşvet suçu; "bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır" şeklinde tanımlanmışken, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunla madde tamamen değiştirilmiş ve yürürlükteki düzenleme uyarınca; "(1) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi, dört yıldan on iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır. (3) Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur. (4) Kamu görevlisinin rüşvet talebinde bulunması ve fakat bunun kişi tarafından kabul edilmemesi ya da kişinin kamu görevlisine menfaat temini konusunda teklif veya vaatte bulunması ve fakat bunun kamu görevlisi tarafından kabul edilmemesi hâllerinde fail hakkında, birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre verilecek ceza yarı oranında indirilir. (5) Rüşvet teklif veya talebinin karşı tarafa iletilmesi, rüşvet anlaşmasının sağlanması veya rüşvetin temini hususlarında aracılık eden kişi, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, müşterek fail olarak cezalandırılır. (6) Rüşvet ilişkisinde dolaylı olarak kendisine menfaat sağlanan üçüncü kişi veya tüzel kişinin menfaati kabul eden yetkilisi, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, müşterek fail olarak cezalandırılır. (7) Rüşvet alan veya talebinde bulunan ya da bu konuda anlaşmaya varan kişinin; yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması halinde, verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılır. ..." biçiminde düzenlenmiştir. TCK'nın 252. maddesinin birinci fıkrasında; "Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" şeklinde rüşvet veren bakımından, İkinci fıkrasında ise; "Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır" biçiminde ifade edilmek suretiyle de rüşvet alan kamu görevlisi açısından rüşvet suçu tanımlanmıştır. Bu suretle de sağlanan menfaatin kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı bir işin yapılması amacına yönelik olması şartı kaldırılarak, görevinin gereklerine uygun davranması için kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlamak fiili TCK'nın 257/3. maddesindeki görevi kötüye kullanmak suçu kapsamından çıkartılarak rüşvet suçuna dönüştürülmüştür. 05.07.2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un 87. maddesi ile TCK'nın 252. maddesinde yapılan değişikliğe ilişkin madde gerekçesinde; "Rüşvet suçunun oluşabilmesi için sağlanan menfaatin kamu görevlisinin ‘görevinin gereklerine aykırı’ bir işin yapılması amacına özgü olması şartı aranmamaktadır. Rüşvet suçunun oluşabilmesi için, kamu görevlisinin görevinin ifasıyla ilgili bir işin yapılması veya yapılmaması bağlamında kişiyle anlaşarak bir menfaat temin etmesi gerekmektedir. Ancak, önemle vurgulamak gerekir ki, kişinin haklı bir işinin gereği gibi, hiç veya en azından vaktinde görülmeyeceği endişesiyle, kendisini mecbur hissederek kamu görevlisine veya yönlendireceği kişiye menfaat temin etmiş olması hâlinde, bu kişi bakımından fiil suç oluşturmaz. Çünkü bu durumdaki kişiyi mağdur olarak kabul etmek gerekmektedir. Buna karşılık menfaat sağlanan kamu görevlisini ise, artık rüşvet veya görevi kötüye kullanma suçundan dolayı değil, icbar suretiyle irtikâp suçundan dolayı cezalandırmak gerekmektedir. Bu suretle rüşvet suçu ile icbar suretiyle irtikap suçu arasındaki ayırıma açıklık getirilmiştir." şeklinde açıklanarak bu suretle de, görevinin gereklerine uygun davranması için kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlamak fiili TCK'nın 257/3. maddesindeki görevi kötüye kullanmak suçu kapsamından çıkartılmış olup irtikap suçunu oluşturmadığı takdirde rüşvet suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir. Gelinen bu aşamada rüşvet anlaşması ve rüşvet suçunda teşebbüs hususları üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. TCK'nın 252. maddesinin üçüncü fıkrası "Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur." şeklinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere rüşvet suçunun, menfaatin kamu görevlisi tarafından temin edildiği anda tamamlandığı ilke olarak kabul edilmekle birlikte, izlenen suç siyaseti gereği olarak, rüşvet suçunun kamu görevlisi ile iş sahibi arasında görevinin ifasıyla ilgili bir işin yerine getirilmesi veya getirilmemesi amacına yönelik menfaat teminini öngören bir anlaşmanın yapılması durumunda dahi rüşvet suçu tamamlanmış gibi cezaya hükmedileceği hüküm altına alınmıştır. Rüşvet anlaşmasının yapılmasıyla suç oluşup tamamlanacağından, anlaşmanın işin yapılmasından önce veya en geç yapılması anında olması gerekir. Rüşvet anlaşmasının varlığı için belirli bir şekil şartı (yazılı olma gibi) yoktur. Tarafların fikir birliğine varma anında anlaşma yapılmıştır. Fikir birliğinin varlığı, karşılıklı olarak ileri sürülen söz veya davranışlardan da anlaşılabilir. Bu uyuşma karşılıklı görüşme anında olabileceği gibi aracılar vasıtasıyla iradelerin buluşması biçiminde de gerçekleşebilir (Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, Yorumlu - Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, Ankara, 2010, s. 7126). Türk Ceza Kanunu'nun 252. maddesinin üçüncü fıkrasındaki tanımdan hareketle, rüşvet suçları, rüşvet anlaşmasının yapıldığı anda tamamlanmış olur. Uygulama ve öğretide kabul edildiği üzere, bu suç teşebbüse elverişli bir suçtur. Rüşvet verme veya alma niyetinde olmayan kişi veya kamu görevlisinin, atlatmak veya yakalatmak ya da suç delillerini ortaya çıkartmak amacıyla kabul etmiş gibi gösterdiği biçimsel rızanın (görünüşteki rıza-dış rıza) özgür iradeye dayalı olmaması nedeniyle, rüşvet anlaşmasının varlığından söz edilemeyeceği cihetle, böyle bir durumda rüşvet alırken veya rüşvet verirken yakalanan failin eyleminin rüşvet suçuna teşebbüs olarak kabulü gerekmektedir. Ceza Genel Kurulu ve Özel Dairece sürdürülen istikrarlı uygulamalar da bu yöndedir. Rüşvet suçu, öğretide de açıkça vurgulandığı üzere iki taraflı bir suçtur. Bir karşılaşma suçu olduğu için, zorunlu olarak suçun işlenişine katılanlar, aynı amacın gerçekleşmesini hedeflemekte, fakat farklı yönlerden hareket etmektedirler. Bu suç ile yasaklanan eylemler, rüşveti alan kamu görevlisi bakımından rüşvet alma, rüşveti veren fail bakımından ise, rüşvet vermedir. Bu nedenle de yararı sağlayan veya bu yolda anlaşmaya varan (vaadde bulunan) kişi ile kamu görevlisi arasında, serbest iradeye dayalı bir rüşvet anlaşması bulunmaktadır (Mehmet Emin Artuk – Ahmet Gökcen – A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 7. Bası, s. 699 vd.; Durmuş Tezcan – Mustafa Ruhan Erdem – ... Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 6. Bası. s. 810 vd.; İzzet Özgenç, İrtikap ve Rüşvet Suçları, 1. Bası, s. 78 vd). Rüşvet verme suçunda kişinin kamu görevlisine rüşvet teklifinde bulunması sonrasında kamu görevlisi tarafından bu teklifin kabul edilerek anlaşmaya varılması hâlinde suçun tamamlandığı, kamu görevlisi tarafından, yapılan teklifin reddedilmesi hâlinde ise rüşvet verme suçunun teşebbüs aşamasında kaldığı kabul edilmektedir. Gerek Ceza Genel Kurulunun ve Özel Dairenin yerleşmiş kararlarında, gerekse öğretide ağırlıklı bir görüş olarak kabul gördüğü üzere, kamu görevlisinin, görev alanına giren bir işin yapılması veya yapılmaması karşılığında, fertler arasında, haksız yararın sağlanması hususunda rızalarının tam olarak uyuşması ile rüşvet anlaşması gerçekleşmiş olur. Teklif veya önerinin fert veya kamu görevlisinden gelmesinin önemi bulunmamakla birlikte, rüşvet veren ve alanın aynı amacın gerçekleştirilmesine yönelik olarak, kamu görevlisi tarafından ferde veya fert tarafından kamu görevlisine doğrudan veya örtülü bir istek veya önerinin yapılması ve bunun da karşı tarafça kabul edilmesi gerekir. Böyle bir anlaşmanın varlığının kabulü için, anlaşmaya ilişkin rızalar özgür irade ürünü olmalı, başka deyişle, cebir, tehdit, hile ve sair nedenlerle fesada uğratılmamış bulunmalıdır. Bu açıklamalardan sonra görevi kötüye kullanma suçu üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır. Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler"e yer veren dördüncü kısmının "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı birinci bölümünde düzenlenen "Görevi kötüye kullanma" başlıklı 257. maddesi; "(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiştir. Maddenin, birinci fıkrasında düzenlenen icrai davranışlarla görevi kötüye kullanma suçu, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu aykırı davranış nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız menfaat sağlanması ile oluşmaktadır. Buna göre ilk şart, kamu görevlisi olan failin yaptığı işle ilgili olarak kanundan veya diğer idari düzenlemelerden doğan bir görevinin olması ve bu görevinin gereklerine aykırı davranmasıdır. Suçun oluşabilmesi için, norma aykırı davranış yetmemekte, fiil nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da suç tarihi itibarıyla kişilere haksız kazanç sağlanması gerekmektedir. Anılan maddenin gerekçesinde suçun oluşmasına ilişkin genel koşullar; "Kamu görevinin gereklerine aykırı olan her fiili cezai yaptırım altına almak, suç ve ceza siyasetinin esaslarıyla bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, görevin gereklerine aykırı davranışın belli koşulları taşıması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kamu görevinin gereklerine aykırı davranışın, kişilerin mağduriyetiyle sonuçlanmış olması veya kamunun ekonomik bakımdan zararına neden olması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlamış olması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçu oluşabilecektir." şeklinde vurgulanmış, gerekçede yer verilen kazanç ifadesi 6086 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle sonradan menfaat olarak değiştirilmiştir. Öğretide de TCK’nın 257. maddesindeki suçun oluşmasının, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi sonucunda kişilerin mağdur olması veya kamunun zarar görmesi ya da kişilere haksız menfaat sağlanması şartlarına bağlı olduğu, bu sonuçları doğurmayan norma aykırı davranışların, suç kapsamında değerlendirilemeyeceği açıklanmıştır (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen - Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 913 vd; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 769; Veli Özer Özbek - Mehmet ... Kanbur - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974). Görevin gereklerine aykırı hareket etmekten, kamu görevlisinin görevini kanun, idari düzenlemeler veya talimatların öngördüğü usul ve esaslardan başka surette ifa etmesi anlaşılmaktadır. Bu anlamda kamu görevlisinin herhangi bir şekilde kanuni yetkisini aşması, kanunun aradığı şekil şartlarına uymaması, takdir yetkisini amacı dışında kullanması, kanunun emir ve müsaade ettiği hareketinin gerektirdiği ön şartlara aykırı hareket etmesi, kendisine teslim edilen ve görevi sebebiyle kullanması gerekli eşyayı usulsüz kullanması gibi fiiller görevin gereklerine aykırılık kapsamında kalmaktadır. Norma aykırı davranışın maddede belirtilen sonuçları doğurup doğurmadığının saptanabilmesi için öncelikle mağduriyet, kamunun zarara uğraması ve haksız menfaat kavramlarının açıklanması ve somut olayda bunların gerçekleşip gerçekleşmediklerinin belirlenmesi gerekmektedir. Mağduriyet kavramının, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararla sınırlı olmayıp bireysel hakların ihlali sonucunu doğuran her türlü davranışı ifade ettiği kabul edilmelidir. Bu husus madde gerekçesinde; "Görevin gereklerine aykırı davranışın, kişinin mağduriyetine neden olması gerekir. Bu mağduriyet, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararı ifade etmez. Mağduriyet kavramı, zarar kavramından daha geniş bir anlama sahiptir." şeklinde vurgulanmış, öğretide de mağduriyetin sadece ekonomik bakımdan ortaya çıkan zararı ifade etmeyip daha geniş bir anlama sahip olduğu, bireyin, sosyal, siyasi, medeni her türlü haklarının ihlali sonucunu doğuran hareketlerin ve herhangi bir çıkarının zedelenmesine neden olmanın da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilmiştir (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen - Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 911 vd.; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 772; Veli Özer Özbek - Mehmet ... Kanbur - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974). Kişilere haksız menfaat sağlanması, bir başkasına hukuka aykırı şekilde her türlü maddi ya da manevi yarar sağlanması anlamına gelmektedir. Kamunun zarara uğraması hususuna gelince; madde gerekçesinde "Ekonomik bir zarar" olduğu vurgulanan anılan kavramla ilgili olarak kanuni düzenleme içeren 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun 71. maddesinde; kamu görevlilerinin kast, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması şeklinde tanımlanan kamu zararı, her olayda hâkim tarafından, iş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek bir fiyatla alınıp alınmadığı veya aynı şekilde yaptırılıp yaptırılmadığı, somut olayın kendine özgü özellikleri de dikkate alınarak belirlenmelidir. Bu belirleme; uğranılan kamu zararının miktarının kesin bir biçimde saptanması anlamında olmayıp miktarı saptanamasa dahi, işin veya hizmetin niteliği nazara alınarak, rayiç bedelden daha yüksek bir bedelle alım veya yapımın gerçekleştirildiğinin anlaşılması hâlinde de kamu zararının varlığı kabul edilmelidir. Ancak bu belirleme yapılırken, norma aykırı her davranışın, kamuya duyulan güveni sarstığı, dolayısıyla, kamu zararına yol açtığı veya zarara uğrama ihtimalini ortaya çıkardığı şeklindeki bir düşünceyle de hareket edilmemelidir. 2. Somut Olayın Değerlendirilmesi 1-Sanık ...'ın İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanıyken 2008/161 Esas numaralı dosyada örgütlü olarak uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, suç örgütüne üye olma suçlarından tutuklu olan ...'un tahliyesini temin için sanık ... ile avukat olan sanık ...'in birlikte düzenlediği kadınların olduğu yemeklere katıldığı, sanık ...’nin temin ettiği kadınlardan tanık ... ile Prenses Otelde birlikte olduğu, sanık ...’in ise ... takma isimli tanık ... ile aynı otelde birlikte olduğu, bayan ve otel ücretlerinin sanık ... tarafından karşılandığı, sanıklar ... ve ...’in sanık ...’ın eylemine iştirak ettiklerinden anılan sanıkların rüşvet suçunu işledikleri iddia edilen olayda; Sanıkların savunmalarına, tanıklar ..., İsmail, ... ve ...’ün anlatımlarına, ...'un yargılandığı dosyaya ait inceleme tutanağına ve dosya kapsamına göre; sanık ...'ın, öğrencilik yıllarında itibaren arkadaşı ve avukat olan sanık ... ile zaman zaman görüştüğü, adliyelerde iş takipçiliği yapan, hâkim ve Cumhuriyet savcıları ile bağlantısı bulunan ve çıkar karşılığı usulsüz işlemlere aracılık etmekle tanınan iş takipçisi sanık ... ile birlikte yemek düzenlemek için sanık ...'nin sanık ...'ın yetkili olduğu mahkemeye ... hakkındaki dosyanın gönderilmesinden sonra 18.04.2009 tarihinde tanıklar ... ve ...’ı kullandığı araba ile sanık ...'e ait oto galeriye getirdiği, buraya daha sonradan gelen sanık ... ile buluşup birlikte yemek yedikleri, yemek sırasında sanık ... ve sanık ...'nin yargılanmakta olan tutuklu ...'un tahliyesini sağlamak için sanık ...'a konuyu açtıkları, sanık ...'ın bu isteklere olumlu cevap vermediği, tanık ...’ın beyanı ve sanık ...’nin savunmasından da anlaşıldığı üzere rahatsız olup geçiştirmeye ve konuyu kapatmaya çalıştığı, yemekten sonra da sanık ...’nin temin ettiği tanık ... ile otelde birlikte olduğu, bunlara ilişkin giderlerin sanık ... tarafından karşılandığı anlaşılmakla birlikte; ... ve suç ortakları hakkında uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan 13. Ağır Ceza Mahkemesince 2009/66 Esas numaralı dosya kapsamında dava devam ederken sanık ...'ın müstemir yetkili olduğu mahkemede yargılaması süren ...’un taraf olarak yer almadığı 2008/161 Esas numaralı dosya ile mahkemenin görüşü alınmadan 17.03.2009 tarihinde resen birleştirme kararı verildiği, sanık ...’ın birleştirmeyi kabul etmeyerek 22.04.2009 tarihinde olumsuz birleştirme uyuşmazlığı çıkarıp dosyayı Yargıtay'a gönderdiği, Yargıtay 5. Ceza Dairesince davaların birleştirilmesine ve yargılamanın 14. Ağır Ceza Mahkemesinin anılan dosyası üzerinde yapılmasına karar verildiği, ...'un dosyası ile ilgili olarak rüşvet verildiğine veya bu konuda bir anlaşma yapıldığına ilişkin kanıt bulunmadığı, tanıklar İsmail, Nazan ile ...'un bu hususta bir anlatımlarının olmadığı, sanık ...’ın konuşmalardan rahatsız olup talepleri yerine getirmediği, sonradan sanık ...'in aramalarına ve mesajlarına cevap vermediği, karar tarihinde telefonunu kapattığı ve birleştirme uyuşmazlığı çıkararak dosyayı Yargıtaya gönderdiği anlaşılmakla, ... dosyası ile ilgili sanık ... ile sanıklar ... ve ... arasında rüşvet anlaşması yapıldığı veya sanık ...'ın söz konusu yemeğe katılması ile cinsel ilişki eylemlerini tahliye karşılığı gerçekleştirdiği ve bu suretle menfaat sağladığına ilişkin yeterli, tarafsız ve somut kanıt elde edilemediğinden sanıklara atılı rüşvet suçunun işlendiğinin sabit olmaması, sanık ...'ın söz konusu talep doğrultusunda anılan dosya kapsamında bir eylemde bulunmayıp aksine tepki gösterip mesajlara cevap vermeme, telefonu açmama ve dosyada birleştirme uyuşmazlığı çıkararak dosyayı Yargıtay’a gönderme şeklindeki eylemleri birlikte değerlendirildiğinde; görevinin gereklerine aykırı hareket ettiğinden ve eylemi nedeniyle kişilere haksız menfaat sağlandığı, kamunun zararına neden olunduğu veya kişilerin mağduriyetine yol açıldığı hususlarından söz edilemeyeceği, diğer sanıklarla mesleğinin gereklerine uygun düşmeyen biçimde ilişki içerisine girmesi hâlinin disiplin soruşturmasına konu olabileceğinden görevi kötüye kullanma suçunun unsurlarının oluşmadığı da anlaşılmakla; sanıklar ..., ... ve ...’nin ayrı ayrı beraatlerine karar verilmesi gerektiği, 2-Sanık ...'ın Tercüman Blokları, 11/46 Cevizlibağ adresinde kullandığı evin tapuda sanık ... adına kayıtlı olduğu, sanık ... bu evi 22.09.2006 tarihinde ...’e vekâleten oğlu ...’ten satın aldığı, ...’in İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/100 Esas numaralı dosyasında örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan tutuklu olarak yargılanan sanıklar ... ve ...'ın annesi, ...’in ise eşi olduğu, evin satışından 4 gün sonra 26.09.2006 tarihinde ... ve sanık ...'ın tahliye edildikleri, 14.12.2006 tarihinde ise ... ve sanık ...'ın beraat ettikleri, sanık ...’ın ise işlediği suçun örgüt kapsamı dışına çıkarılarak atılı suçtan mahkûmiyet hükmü kurulduğu, sanık ...’ın bu evde sanık ... ile birden fazla kez buluştuğu, onun temin ettiği bayanlar ile bir araya geldiği, onlara evin şahsına ait olduğunu söylediği, hatta bu bayanlardan tanık ...’ya anılan evde oturması teklifinde bulunduğu, bu ilişkiler ile evin İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan sanıklardan menfaat karşılığı temin edildiği izlenimini uyandırdığı, sanıklar ..., ... ve ...'ın bu eyleme iştirak ettikleri, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi başkanı sanık ...’in ise görevini ifa ettiği sırada Mahkemesinin 2006/100 Esas numaralı dosyasında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olan sanık ...'ın menfaat temin etmesine aracı olduğu, bu şekilde sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'ın iştirak hâlinde rüşvet suçunu işledikleri iddia edilen olayda; İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/100 Esas numaralı dosyasının yargılamasında bazı sanıkların beraat ettiklerini, bazılarının ise mahkûm olduğunu, kararın heyetçe oy birliğiyle dosyadaki kanıtlara göre oluşan vicdani kanaatle mütalaaya uygun olarak verildiğini sanık ...’in belirterek suçlamayı kabul etmemesi, sanık ...'ın söz konusu evin kedisine ait değil sanık ...'e ait olduğunu, tanıklar ... ve ...’nun bu evde kısa süreli geçici olarak kaldıklarını, sanık ... ile dava ile ilgili bir görüşmesinin olmadığını savunması, sanıklar ... ve ...'ın tahliye olmak veya beraat etmek için kimseye menfaat sağlamadıklarını, suça konu evin ihtiyaçları nedeniyle anneleri tarafından satılıp devredildiğini savunmaları, sanık ... bu evi vekâleten ...’ten 70.000 Dolar karşılığı satın aldığını, bir kısmını elden, bir kısmını ise banka aracılığı ile ödediğini ve 2-3 günlüğüne sanık ...’ın bu evi kullanması için evin anahtarını verdiğini ifade etmesi, sanık ...’in, satış tarihi olan 22.09.2006 tarihinde 40.000 TL’yi banka vasıtası ile vekil ...’ın hesabına göndermesi ile aynı tarihte evin tapuda devredilmesi, tanıklar ..., ... ve ...’nin anlatımlarına göre bu daireyi sanık ...'ın kısa sürelerle kullanması, ... ile sanıklar ... ve ... ile kardeşleri ...hakkında örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan yapılan yargılamada 26.09.2006 tarihli duruşmada ... ve sanık ...’ın tahliyesine, sanık ...’ın ise tutukluluk hâlinin devamına karar verilmesi, 14.12.2009 tarihinde sanık olarak yargılanan ... ve ...’ın ve bır kısım sanıkların beraatlerine, sanık ... ve Ali’nin ise TCK'nın 188/3, 188/4, 62 ve 52. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 8 yıl 9 ay hapis ve 15.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına mütaalaya uygun olarak oy birliğiyle karar verilmesi, her ne kadar Tercüman Bloklarındaki ev sanıklar ... ve ...’ın annesi ve ...’in eşi olan ... adına tapuda kayıtlıyken vekâleten tahliye tarihinden dört gün önce sanık ...’e satılmış ise de bu evin rüşvet olarak verildiğine dair dosyada bir delilin bulunmaması, sanık ...’in başkanlığını yaptığı heyet tarafından verilen tahliye, mahkûmiyet ve beraat kararlarının dosya kapsamına uygun olmadığı konusunda iddia veya kanıt bulunmaması, zira bu kararın mütaalaya uygun ve oy birliğiyle verilmesi, sanıklar ... ve ...'in arkadaşlığı dışında söz konusu kararın menfaat karşılığında verildiğine dair somut, kesin ve inandırıcı bir delilin bulunmaması, satışa karşılık sanık ...'in 40.000 TL verdiğine dair banka yazısının olması birlikte değerlendirildiğinde; sanıklara atılı suçun oluşmadığı ve sanıkların eylemlerinin başka bir suçu da oluşturmadığından sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...’ın beraatlerine karar verilmesi gerektiği, Kabul edilmelidir. Bu itibarla, sanıklar hakkında rüşvet suçundan kurulan beraat hükümlerinin isabetli olduğuna karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; birinci olayın sanıkları ..., ... ve ... hakkında verilen beraat kararlarının isabetli olmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; ikinci olayın sanıkları ..., ..., ..., ... ve ... hakkında verilen beraat kararlarının isabetli olmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. B- Birden fazla sanığın tek müdafi ile temsil edilmesi ve yargılama sonucunda sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi hâlinde, Hazinenin sanıklara ödeyeceği avukatlık ücretinin, her bir sanık lehine ayrı ayrı mı sanıkların tümü için sadece bir avukatlık ücretine mi yoksa Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre gösterilen asgari sınırın üç katına kadar ücret takdir edilerek sanıklar lehine eşit olarak mı hükmedileceği hususuna ilişkin olarak; 1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler 5271 sayılı CMK'nın "Yargılama giderleri" başlıklı 324. maddesi; "(1) Harçlar ve tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri ile soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yargılamanın yürütülmesi amacıyla Devlet Hazinesinden yapılan her türlü harcamalar ve taraflarca yapılan ödemeler yargılama giderleridir. (2) Hüküm ve kararda yargılama giderlerinin kimlere yükletileceği gösterilir. (3) Giderlerin miktarı ile iki taraftan birinin diğerine ödemesi gereken paranın miktarını mahkeme başkanı veya hâkim belirler. (4) Devlete ait yargılama giderlerine ilişkin kararlar, Harçlar Kanunu hükümlerine göre; kişisel haklara ilişkin kararlar, 9.6.1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu hükümlerine göre yerine getirilir. Devlete ait yargılama giderlerinin 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 106 ncı maddesindeki terkin edilmesi gereken tutarlardan az olması halinde, bu giderin Devlet Hazinesine yüklenmesine karar verilir. (5) Türkçe bilmeyen ya da engelli olan şüpheli, sanık, mağdur veya tanık için görevlendirilen tercümanın giderleri, yargılama gideri sayılmaz ve bu giderler Devlet Hazinesince karşılanır." şeklinde düzenlenerek, avukatlık ücretlerinin yargılama giderleri kapsamında olduğu açıkça belirtilmiştir. Konuyla ilgili 26.05.1935 tarihli ve 111-7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; "Ceza davalarındaki yargılama giderlerinin hükmün tamamlayıcı bir parçası olduğu," sonucuna ulaşılmıştır. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun "Avukatlık ücret tarifesinin hazırlanması" başlıklı 168. maddesi; "Baronun yönetim kurulları, her yıl Eylül ayı içerisinde, yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgarî hadlerini gösteren birer tarife hazırlayarak Türkiye Barolar Birliğine gönderirler. Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir... Avukatlık ücretinin takdirinde, hukukî yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır." şeklinde düzenlenmiştir. Yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin belirlenmesi görevi Türkiye Barolar Birliğine verilmiş olup avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarifenin esas alınacağı kabul edilmiştir. 1136 sayılı Kanun’un 168. maddesi uyarınca Türkiye Barolar Birliği tarafından hazırlanıp 20.11.2021 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ve karar tarihinde uygulanması gereken 2022 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 14/4. maddesinde ise; "Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına Hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilir." şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir. Kanuni düzenlemeler ve içtihadı birleştirme kararı ışığında, hükmün tamamlayıcı parçası olan yargılama giderlerinin hüküm ve kararlarda gösterilmesi, giderlerin kim tarafından karşılanacağının belirtilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda mahkemece yargılama giderleri içerisinde bulunan avukatlık ücretleri de kararda gösterilmeli ve ücretlerin hangi tarafça karşılanacağı belirtilmelidir. Aksine bir uygulama CMK'nın 324. maddesine aykırılık oluşturmaktadır. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 09.10.2012 tarihli ve 301-1800 sayılı kararında da aynı husus vurgulanmıştır. Avukatlık Asgari Ücret Tarifelerinin kanuni dayanağı, 1136 sayılı Kanun'dur. Anılan Kanun'un 169. maddesinde yer alan "karşı tarafa yükletilme" kuralının ceza muhakemesi bakımından kanuni dayanağı ise CMK'nın 324. maddesi olup bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen "tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri" ifadesi ile CMK'da yargılama gideri olarak kabulen edilen avukatlık ücretinin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre ödeneceği kabul edilmiştir. 1136 sayılı Kanun'un "Avukatlık ücreti" başlıklı 164. maddesi; "Avukatlık ücreti, avukatın hukukî yardımının karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade eder. Yüzde yirmibeşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir. İkinci fıkraya göre yapılacak sözleşmeler, dava konusu para dışındaki mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamaz. Avukatlık asgarî ücret tarifesi altında vekâlet ücreti kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması halinde, durum baro yönetim kuruluna bildirilir... Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.” şeklinde düzenlenmiş olup avukatlık ücretinin, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade ettiği, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi altında vekâlet ücreti kararlaştırılamayacağı ve dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücretinin avukata ait olduğu kabul edilmiştir. Öte yandan, CMK'nın "Beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi hâlinde gider" başlıklı 327. maddesi; "(1) Hakkında beraat veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen kişi, sadece kendi kusurundan ileri gelen giderleri ödemeye mahkûm edilir. (2) Bu kişinin önceden ödemek zorunda kaldığı giderler, Devlet Hazinesince üstlenilir." şeklinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre, hakkında bir ceza davası açılan kişi ile ilgili olarak yapılan yargılama sonucunda, kişinin beraatine karar verilmiş ise yargılama giderleri sanığa yüklenemez. Ancak sanık, kendi kusuru ile sebep olduğu giderleri ödemeye mahkûm edilir. Sanığın önceden ödemek zorunda kaldığı yargılama giderleri de Devlet Hazinesince karşılanır. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 14/4. maddesine göre de beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına ve Hazine aleyhine yargılama gideri olarak kabul edilen maktu avukatlık ücretine hükmedileceği kabul edilmiş olup CMK ile Tarife arasında bu yönüyle paralellik bulunduğu söylenebilir. 1136 sayılı Kanun'un "Yargı mercilerine karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücretinin miktarı" başlıklı 169. maddesi; "Yargı mercilerince karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti, avukatlık ücret tarifesinde yazılı miktardan az ve üç katından fazla olamaz." şeklinde düzenlenmiştir. Diğer taraftan, anılan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin, avukatlık ücretinin sınırlarını belirleyen 3. maddesi; "Yargı yerlerince avukata ait olmak üzere karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti, bu Tarifede yazılı miktardan az ve üç katından çok olamaz. Bu ücretin belirlenmesinde, avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın süresi göz önünde tutulur." hükmünü içermektedir. Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde yargı mercileri tarafından karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti; avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın süresi göz önünde tutularak Tarife'de yazılı miktardan az ve bu miktarın üç katından çok olamayacak şekilde belirlenecektir. 1136 sayılı Kanun'un 171. maddesinin birinci fıkrasında ise "Avukat üzerine aldığı işi kanun hükümlerine göre ve yazılı sözleşme olmasa bile sonuna kadar takip eder." şeklinde bir düzenleme bulunmaktadır. Bu düzenlemeye göre avukat, iş (yani avukatlık sözleşmesi) son bulana kadar takiple mükelleftir. Öte yandan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 2. maddesindeki "Bu tarifede yazılı avukatlık ücreti kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ücreti karşılığıdır." hükmü de göz önüne alındığında ceza yargılamasında işin, kesin hüküm elde edilince sona erdiğinin kabul edildiği anlaşılmaktadır. Bu düzenlemelerden anlaşılacağı üzere Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi, vekâlet ücretinin tayininde esas ve ilke olarak sanıkların adedini ya da bir sanığın birden çok suç işlemiş olmasını değil, usulünce açılan ve avukat tarafından takip olunan dava dosyası adedini ele almakta ve taraflara yükletilecek avukatlık ücretinin her dava dosyası için ayrı ayrı tayinini öngörmüş bulunmaktadır. Buna göre ayrı ayrı dava açılmadıkça vekâlet ücretinin de ayrı ayrı tayin ve takdiri mümkün değildir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 16.10.1978 tarihli ve 324-350 sayılı, 12.11.1979 tarihli ve 299-477 sayılı, 26.01.1981 tarihli ve 439-9 sayılı, 14.03.2019 tarihli ve 6-214 sayılı, 01.06.2021 tarihli ve 45-234 sayılı kararlarında da bu sonuca varılmıştır. 2. Somut Olayın Değerlendirilmesi İkinci inceleme konusu kapsamında anlatılan olayda iştirak hâlinde rüşvet suçunu işlediklerinden bahisle bir kısım sanıkların yanı sıra sanıklar ... ve ...’ın rüşvet suçundan TCK’nın 252/1-3 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına karar verilmesi istemiyle dava açıldığı, yargılama sonucu anılan sanıklar hakkında Özel Dairece verilen beraat kararlarının adı geçen sanıklara atılı eylemler yönünden katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca bozulmasına karar verildiği, bozma üzerine dosyayı ele alan Özel Dairece bir kısım sanıkların yanı sıra sanıklar ... ve ...’ın beraatlerine, anılan sanıklar kendilerini müdafi ile temsil ettirmeleri nedeniyle yürürlükte olan AAÜT'ye göre maktu vekâlet ücreti olan 7.425 TL’nin Hazineden alınarak sanıklara verilmesine karar verildiği, hükümlerin katılan ... vekili ve Yargıtay Cumhuriyet savcısı ve anılan sanıklar müdafisi tarafından temyiz edildiği, adı geçen sanıklar müdafisinin temyiz isteminin vekâlet ücretinin sanıklar lehine ayrı ayrı verilmesi gerektiği istemiyle vekâlet ücretine hasredilerek yapıldığı anlaşılmıştır. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin vekâlet ücretinin tayininde sanıkların adedini ya da bir sanığın birden çok suç işlemiş olmasını değil, usulünce açılan ve avukat tarafından takip olunan dava dosyalarının sayısını esas ve ilke olarak alması, taraflara yükletilecek avukatlık ücretinin her dava dosyası için ayrı ayrı tayinini öngörmesi, ayrı ayrı dava açılmadıkça vekâlet ücretinin de ayrı ayrı belirlenmesinin ve sanıklara sunulan avukatlık hizmetinin bölünmesinin mümkün bulunmaması, avukatlık ücretinin temyiz aşaması da dahil kesin hüküm elde edilinceye kadar yapılan işin karşılığı olması, her ne kadar Tarife'nin 14. maddesinin dördüncü fıkrasında sanık yararına avukatlık ücretine hükmedileceği düzenlenmiş ise de Avukatlık Kanunu'nun 164. maddesinin son fıkrasında yer alan "Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir." ve Tarife'nin 3. maddesindeki "Yargı yerlerince avukata ait olmak üzere karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti..." şeklindeki düzenlemeler göz önüne alındığında karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücretinin avukata ait olduğunun kabul edilmesi, yine bu ücretin belirlenmesinde, avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın süresi göz önünde tutulacak olup sanık sayısının tek başına ücretin belirlenmesinde kriter kabul edilmemesi hususları gözetildiğinde, aynı dava dosyasında aynı suçtan yargılanan birden fazla sanığın tek müdafi ile temsil edilmesi ve yargılama sonucunda sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi sebebiyle, müdafi tarafından sanıklara sunulan avukatlık hizmetinin sanık sayısınca bölünmesi mümkün olmadığından sanıklar lehine tek vekâlet ücretine hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmamakla birlikte Avukatlık Kanunu'nun 169. maddesi ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 3. maddesi uyarınca avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın süresi göz önünde tutularak tarifede yazılı miktardan az ve üç katından çok olamayacak şekilde avukatlık ücretinin belirlenmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, Özel Daire kararının sanıklar ... ve ... açısından Avukatlık Kanunu'nun 169. maddesi ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 3. maddesi nazara alınarak, kendisini vekille temsil ettiren ve beraatlerine karar verilen sanıklar ... ve ... lehine avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın süresi göz önünde tutularak tarifede yazılı miktardan az ve üç katından çok olamayacak şekilde avukatlık ücretinin belirlenmesi gerekirken sanıkların tümü için sadece bir avukatlık ücretine hükmedilmesi, Kanuna aykırı ve sanıklar müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nın 321. maddesi uyarınca bozulmasına, ancak bu hususun yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından "7.425.00 TL" ibaresinin çıkarılarak yerine "10.000 TL" ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; Hazinenin beraat eden sanıklara ödeyeceği vekâlet ücretinin her bir sanık lehine ayrı ayrı hükmedilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 08.12.2021 tarihli ve 4-40 sayılı kararının İSABETLİ OLDUĞUNA, 2- Özel Daire kararının sanıklar ... ve ... açısından Avukatlık Kanunu'nun 169. maddesi ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 3. maddesi nazara alınarak, kendisini vekille temsil ettiren ve beraatlerine karar verilen sanıklar ... ve ... lehine avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın süresi göz önünde tutularak tarifede yazılı miktardan az ve üç katından çok olamayacak şekilde avukatlık ücretinin belirlenmesi gerekirken sanıkların tümü için sadece bir avukatlık ücretine hükmedilmesi, Kanuna aykırı ve sanıklar müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu hususun yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından "7.425.00 TL" ibaresinin çıkarılarak yerine "10.000 TL" ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 3- Dosyanın, Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.11.2023 tarihinde yapılan müzakerede her iki inceleme konusu yönünden de oy çokluğuyla karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Ceza Genel Kurulu, 2023/81 E., 2023/149 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
TCK'nın 252. maddesinin birinci fıkrasında;
Ceza Genel Kurulu         2023/81 E.  ,  2023/149 K. "İçtihat Metni" YARGITAY DAİRESİ Ceza Genel Kurulu I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık ...'un irtikap suçundan beraatine ilişkin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince oy çokluğuyla verilen 14.09.2022 tarihli ve 5-36 sayılı hükmün Yargıtay Cumhuriyet savcısı ile Hazine ve ... Bakanlığı Muhakemat Genel Müdürlüğü vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Bozma istemli 19.01.2023 tarihli ve 2982 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Hazine ve ... Bakanlığı Muhakemat Genel Müdürlüğü vekili tarafından, sanığın atılı suçu işlediği, eksik araştırma ile hüküm kurulduğu, Yargıtay Cumhuriyet savcısı tarafından, sanığın eyleminin teşebbüs aşamasında kalan rüşvet suçunu oluşturduğu, Gerekçeleriyle temyiz başvurusunda bulunulmuştur. III. İNCELEME KONUSU Ceza Genel Kurulunca sanık hakkında irtikap suçundan verilen beraat hükmünün isabetli olup olmadığına ilişkin temyiz incelemesi yapılacaktır. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Hâkimler ve Savcılar Kurulu 1. Dairesince sanık ... hakkında 25.06.2020 tarihli ve 8921 sayılı kararla soruşturma izni verildiği, HSK Başkanının 06.07.2020 tarihli olurunun bulunduğu ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu 2. Dairesince 01.12.2020 tarihli ve 982 sayılı karar ile sanık hakkında kovuşturma izni verildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/10892 soruşturma numaralı dosyasında yapılan inceleme neticesinde HSK müfettişince düzenlenen dosya inceleme tutanağına ve dosya içerisinde yer alan belgelere göre; 08.09.2019 tarihinde ...'de meydana gelen kasten yaralama ve kasten öldürme suçuna teşebbüsten soruşturma yapıldığı, dosyada ...in şikâyetçi, ..., ..., ... ve ...'ın şikâyetçi şüpheli olarak yer aldıkları, olayla ilgili olarak nöbetçi Cumhuriyet savcısı ... tarafından 08.10.2019 tarihinde olay yerinde bulunan sopa, balta, kovan ve mermi çekirdeklerine el konulmasına, ...'ın gözaltına alınmasına karar verildiği, 10.10.2019 tarihinde ... Cumhuriyet savcısı ... tarafından olaya karıştığı iddia edilen ... ve ...'nın gözaltına alınmasına karar verildiği, aynı gün ...'nın kasten öldürme suçuna teşebbüsten Cumhuriyet savcısı ... tarafından ... 2. Sulh Ceza Hâkimliğine tutuklama talebiyle sevk edildiği, ... 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 10.10.2019 tarihli ve 2019/411 değişik ... sayılı kararıyla ...'nın tutuklandığı, kasten öldürme suçuna teşebbüsten ...hakkında 23.10.2019 tarihinde ... 2. Sulh Ceza Hâkimliğine sanık tarafından tutuklama talebiyle yakalama kararı çıkarılması talebinde bulunulduğu, talebin aynı Hâkimlik tarafından 17.10.2019 tarih ve 5287 sayı ile reddedildiği, daha sonra ... 1. Sulh Ceza Hâkimliğince 06.12.2019 tarih ve 2019/511 sorgu sayı ile ...hakkında tutuklama kararı verildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığınca 05.11.2019 tarih ve 10892 sayı ile sanık tarafından şikâyetçi şüpheli ...’nın tutukluluk hâlinin devamına karar verilmesinin talep edilmesi üzerine ... 2. Sulh Ceza Hâkimliğince 06.11.2019 tarih ve 5085 değişik ... sayı ile tutukluluk hâllerinin devamına karar verildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığınca 31.12.2019 tarih ve 10892 sayı ile şikâyetçi şüpheliler ... ve ...’ın tutukluluk hâlinin devamına karar verilmesinin talep edilmesi üzerine ... 2. Sulh Ceza Hâkimliğince 31.12.2019 tarih ve 6125 değişik ... sayı ile tutukluluk hâlinin devamına karar verildiği, sanık tarafından söz konusu olay nedeniyle 30.12.2019 tarihinde iddianame düzenlendiği ancak ... 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 13.01.2020 tarihli ve 2019/188 iddianame değerlendirme numaralı evrakı ile taraflara isnat edilen eylemlerin ve delillerin tam olarak açıklanmamış olması ve bir kısım suçların uzlaştırma kapsamında olduğu hususu dikkate alınmadığı gerekçesiyle iddianamenin iade edildiği, iade sonrası devam eden soruşturma aşamasında tutuklu ... ve ...’ın ... 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 13.05.2020 tarihli ve 2020/2056 değişik ... sayılı kararı ile tahliyelerine karar verildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2020/1783 soruşturma numaralı dosyasında Cumhuriyet savcısı ... ... Derme tarafından Ağır Ceza Mahkemesine hitaben düzenlenen 16.07.2020 tarihli ve 1783-2179 sayılı iddianameye göre; ...in şikâyetçi, ..., ..., ... ve ...'ın şikâyetçi şüpheli olarak yer aldıkları, ...’in ise ...’nın müdafii olup ... hakkında kasten öldürme suçuna teşebbüsten TCK’nın 81/1, 35, 53 ve 63. maddeleri; şikâyetçi şüpheli ...’ın şikâyetçi şüpheli ...’a karşı kasten yaralama suçundan TCK’nın 86/2 ve 86/3-a-e maddeleri; şikâyetçi ...’e karşı kasten yaralama suçundan TCK’nın 86/1, 86/3-e, 87/1-d, 87/3, 63 ve 53. maddeleri; şikâyetçi şüpheli ...’a karşı kasten yaralama suçundan TCK’nın 86/1 ve 86/3-e maddeleri; şikâyetçi şüpheli ...’ya karşı kasten öldürme suçuna teşebbüsten TCK’nın 81/1 ve 35. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemiyle kamu davasının açıldığı, dosyada tutuklu şüphelinin bulunmadığı, Vakıflar Bankası Genel Müdürlüğünün 22.04.2020 tarihli yazısına göre; mağdur tarafından soruşturma aşamasında sunulan whatsapp ekran görüntüsü çıktısında yer alan TR 44 0001 5001 5800 7306 6076 67 IBAN numarasının sanığın akrabası olan ...’e, TR 95 0001 5001 5800 7308 1670 91 IBAN numarasının sanığın kızı olan ...’a ait olduğu, ... Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen 28.02.2020 tarihli ve 1925 sayılı tutanağa göre; tanık ...’nin söz konusu olayı aktarması üzerine bu husus mağdur ...’den sorulduğunda, telefonla tanık ... tarafından aranması üzerine 14.11.2019 tarihinde sanığın odasına gittiğini, sanığın ...’nın sorgu sırasında "Ben Devletime kırgınım, kendimi bu olayın içinde buldum." demesinden etkilendiğini söyleyip dosyadaki bazı raporların gelmesini beklemeyip iddianamede tahliye talebinde bulunacağını, devamında da "Bu durum ayrı bir şey, ben size şimdi başka bir şeyden bahsedeceğim ancak anlatacağım bu olaydaki durum dosyanızın durumunu etkilemeyecek." dedikten sonra ...’de yalnız yaşadığını, ailesinin doğuda başka bir şehirde yaşadığından masraflarının çok olduğunu, bir kısım öğrencilere burs verdiğinden yetişemediğini söyleyip bu çocuklara hayır, burs, yardım adı altında para vermesini istediğini, şaşırdığından bu çocukların kim olduğunu, nerede okuduklarını ve ne kadar yardım yapılacağını sorduğunu, sanığın ise "Ağanın eli tutulmaz." dediğini, sanığın cep telefonundaki whatsappta kayıtlı biri kız biri erkek öğrenciye ait IBAN numarası olduğunu söyleyip mesajı açarak fotoğraf çekmesini istediğini, biran önce odadan çıkabilmek için ekran resminin fotoğrafını çektiğini, daha sonra CMK nöbeti nedeniyle müdafi olarak atanması üzerine sanığı görmek zorunda kaldığında, sanığın "Ne oldu o ..., ne yaptınız o işi?" diye sorması üzerine yapamayacağını ve parayı gönderemeyeceğini söyleyince, sanığın "Canınız sağ olsun." dediğinin belirtildiği, Anlaşılmaktadır. Mağdur ... müfettişte: iki yıldır avukatlık yaptığını, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 28.02.2020 tarihli tutanağının doğru olduğunu, 2020/1783 soruşturma numaralı dosyada ...’nın tutuklu müvekkili olduğunu, 14.11.2019 tarihinde tanık ...’nin kullanmış olduğu cep telefonundan arandığında sanığın kendisiyle görüşmek istediğini öğrenince öğleden sonra sanığın odasına gittiğini, odada sanıkla yalnız olduklarını, söz konusu dosyayla ilgili konuşan sanığın ...’nın ifadesi sırasında "Ben Devletime kırgınım, kendimi bu olayın içinde buldum." demesinden etkilendiğini söyleyerek dosyadaki bazı raporların gelmesini beklemeyip iddianamede tahliye talebinde bulunacağını, normalde asliye ceza mahkemesine dava açacağını ancak kolluk tarafından girişi yapılan tutanaktan dolayı sistemin buna müsaade etmemesi nedeniyle ağır ceza mahkemesine dava açacağını söylediğini, devamında da "Ben size şimdi başka bir şeyden bahsedeceğim ancak anlatacağım bu olaydaki durum dosyanızın durumunu etkilemeyecek." dedikten sonra ...’de yalnız yaşadığını, ailesinin ...’te ikamet ettiğinden masraflarının çok olduğunu, bir kısım öğrencilere burs verdiğini, bu sebeple yetiştiremediğini söyleyip bu çocuklara hayır, burs altında para vermesini istediğini, şaşırdığından bu çocukların kim olduğunu, nerede okuduklarını ve ne kadar yardım yapılacağını sorduğunu, sanığın ise "Ağanın eli tutulmaz" dediğini, sanığın cep telefonundaki whatsappta kayıtlı biri kız biri erkek öğrenciye ait IBAN numarasının olduğu mesajı açarak ekran fotoğrafını çekmesini istediğini, biran önce odadan çıkabilmek için ekran fotoğrafını çektiğini, yaşadığı şaşkınlıktan dolayı sanığın telefonunun resmini bütün olarak çekmeyi düşünemediğini, sanığın bu öğrencilerin ... veya ...’da okuduğunu söylediğini, sanıkla karşılaşmamak için dosyayla ilgili bilgileri tanık ...’den öğrendiğini, CMK nöbeti nedeniyle müdafi olarak atanınca sanığı gördüğünü, sanığın "Ne oldu o ..., ne yaptınız o işi?" diye sorması üzerine bunu yapamayacağını ve para gönderemeyeceğini söyleyince sanığın "Canınız sağ olsun." dediğini, dosyayla ilgili soru sorduğu tanık ...'nin bunu sanıktan öğrenebileceğini söyleyince sanıkla karşılaşmak ve görüşmek istemediğini beyan ettiğini, tanık ...’nin ısrarı üzerine olayı anlatınca sanığın avukatlarla samimi olduğunu, bu tür şeyleri yapabileceğini düşündüğünü tanık ...'nin söylediğini, İstinabe suretiyle alınan beyanında; müvekkili olan ...'nın tutuklanması nedeniyle duyduğu öfkeyle böyle bir ithamda bulunduğu sanık tarafından söylenmiş ise de her zaman herhangi bir müvekkilinin tutuklanabileceğini, dosya tevzi edildiğinde dosyanın hangi Cumhuriyet savcısına düşeceğinin belli olmadığını, söz konusu dosyada ne tutuklamaya sevk eden Cumhuriyet savcısının, ne de tutuklama kararı veren hâkimin dosyada taraf sıfatı bulunmadığından iftira attığı iddiasının da yersiz olduğunu, kasten öldürme suçuna teşebbüs ettiği iddia edilen birinin tutuklanacağını, adli kontrol kararı verilmeyeceğini, ayrıca 6-7 aydan önce de tahliye edilmeyeceğini anlayabilecek mesleki birikim ve bilgiye sahip olduğunu, sanık ile tek irtibatının sanığın kâtibi olan tanık ...’nin kendisini arayıp çağırmasıyla gerçekleştiğini, bu olay öncesinde sanığı ve tanık ...’yi tanımadığını, ayrıca sanığın ailesine ilişkin herhangi bir bilgisinin ve tanışıklığının olmadığını, sanığın zor şartlarda okuduğu, bu sebeple öğrencilere yardım ettiği anlaşıldığından, bunun ifadesini doğrular mahiyette olduğunu, sanığın teklifi yaptıktan sonra cep telefonundan arayarak hatırlatmada bulunmadığını, 21.12.2019 tarihinde başka bir CMK görevi nedeniyle adliyeye gittiğinde sanığın nöbetçi Cumhuriyet savcısı olduğu için görüşmek zorunda kaldığını, sanığın "Ne oldu o ..., ne yaptınız?" demesi üzerine yapmayacağını, göndermediğini söylediğini, yaşadığı şoktan dolayı sadece telefondaki İBAN numarasının fotoğrafını çektiğini, daha geniş bir açıyla fotoğraf çekerek sanığın masasını ya da daha detaylı bilgilerin yer aldığı ekran görüntüsü çekmeyi aklına getirmediğini, müvekkili ...'ya ait iddianamenin üç kere iade edildiğini, araya Covid salgınının girdiğini, bu süreçte dosyanın sürüncemede kaldığını, en son müvekkilinin Sulh Ceza Hâkimliği tarafından tahliye edildiğini, sanığın kendisine burs yatırması için gösterdiği İBAN numarasını çektiğinde kime ait olduğunu bilmediğini, isimleri de görmediğini, sanığa sorduğunda kaçamak cevaplar verdiğini, HSK müfettişine de görüntüleri gönderdiğini, Tanık ...; sanık ile 15-16 ay kadar birlikte çalıştığını, bu süreçte aralarında bir husumet yaşanmadığını, söz konusu tutanak tutulduktan sonra sanığın bundan haberi olmaksızın birlikte 14-15 ay kadar çalıştıklarını, sanığın kâtibi olarak görev yaptığı dönemde tutuklu şüphelilerin olduğu bir soruşturma dosyası nedeniyle avukat olan mağdur ...’nin görevlendirilmesi üzerine pek çok kez kaleme gelip kendisine soru sorduğunu, sanığın 13.11.2019 tarihinde ... ile ilgili görüşmek için mağdur ...’yi aramasını söylediğini, cep telefonundan aradığı mağdur ...’nin birkaç gün sonra geldiğini, sanığın odasında bir süre görüştüklerini, odada olmadığı için ne konuştuklarını bilmediğini, daha sonra mağdur ...’yi hiç aramadığını, bir süre sonra adliye koridorunda mağdur ... ile karşılaştığında iddianamenin neden düzenlenmediğini sorduğunu, sanığın böyle şeylere kızacağını, bu talebi doğrudan sanığa iletmesi gerektiğini söylediğini, mağdur ...’nin ''Kesinlikle Cumhuriyet savcısı ile yüz yüze gelmek istemiyorum.'' dediğini, bu sırada gözlerinin dolduğunu, ne olduğunu sorunca, sanığın kendisinden burs verdiği öğrencilere yardım etmesini istediğini anlattığını, "Dosya tutuklu olduğu için bu durumdan sonra dosyanın tutukluluk durumunu da değerlendiririz." dediğini aktardığını, şikâyet etmesini ve Başsavcı vekili olan .in yanına gitmesi gerektiğini söylediğini, mağdur ...’nin ise kabul etmediğini, bunu bildirmekle yükümlü olduğunu söyleyip Başsavcı vekili .in yanına gidip durumu izah ettiğini, daha sonra mağdur ...’nin de dinlenip bu olayın tutanak altına alındığını, sanığın daha önce herhangi bir kimseden burs ya da hayır amacıyla para istediğine şahit olmadığını, daha önce başka avukatlardan da sanığın dosyalar ile ilgili sürekli bir takım taleplerinin olduğunu duyduğunu, bu yönde kendisine çok şikâyet geldiğini, bu yüzden mağdur ...’den değişik bir tepki görünce özellikle üzerine gitmek istediğini, daha önce de sanığın kendi dosyası haricinde diğer dosyaları soruşturduğu, başka dosyalara bakan kâtiplere dosyaları sorup takip ettiği hususunu söylenti şeklinde duyduğunu, ismini hatırlayamadığı avukatlardan da sanığın avukatların ofisine gitmek ve dosyalarla ilgili sürekli görüşmek istediğini ancak avukatların sanığı ofislerine kabul etmediğini duyduğunu, mağdur ...’nin eğer bursu yatırırsa, sanığın dosyanın tutukluluk durumunu yeniden değerlendireceğine dair sözleri sanığın kendisine söylediğini aktardığını, daha önce de sanığın odasının anahtarının avukatlarda olduğunu, hatta ...'dan gelen avukatların bu anahtarı kullanarak sanığın odasına girip dosya incelediğine şahit olduğunu, bu olaydan sonra sanığın kendisine durumdan bilgisi olduğuna dair mesaj gönderdiğini, dosyalardan kâtip olarak kendisi sorumlu olup sıkıntı yaşayacağından korktuğu için mağdur ...’ye bu olayın aydınlatılması gerektiğini söylediğini, Tanık ...; olay tarihinde ... Kalyoncu Üniversitesinde sınıf öğretmenliği bölümünde öğrenci olduğunu, tatillerde babası olan sanığın görev yaptığı ...’ye gittiğini, sanığın atılı suçu işleyeceğini düşünmediğini, iyi niyetinin suistimal edildiğini, olayları bizzat görmemekle birlikte sanığın anlatması üzerine duyduğunu, sanığın çok zor şartlarda öğrenim gördüğü için maddi durumu zor olan öğrenciler konusunda hassas olduğunu, rüşvet amacıyla hareket etmediğini,.isimli avukatın sanığın eski bir arkadaşı olup üniversiteyi kazandığı zaman kısa süreli ve cüzi bir miktar burs gönderdiğini, arkadaşının burs gönderdiğinden haberi olmayan sanığa bunu çok sonra söylediğini, tanık ...’in uzaktan kuzeni olup maddi olarak zor durumda olan bir öğrenci olduğunu, sanığın tanık ...'e destek amaçlı burs gönderdiğini daha sonra öğrendiğini, sanığın uzun zamandır maddi imkânları ölçüsünde öğrencilere yardım ettiğini, ağabeyinin de üniversite birinci sınıftayken burs aldığını ancak kimin burs verdiğini bilmediğini, Tanık ...; sanığın annesinin kuzeni olup . Üniversitesinde psikoloji okuduğunu, 2018-2019 yıllarında sanığın burs olarak 200 TL gönderdiğini, 2018 yılında her ay gönderdiğini, 2019 yılında ise ne kadar gönderdiğini hatırlamadığını, o dönem kendisine burs veren başka kimse olmadığını, ayrıca devlet bursu aldığını, o zamanda sanığın ... Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığını, sorulması üzerine; babasının arkadaşı olan ancak ismini bilmediği bir şahsın da 2018 yılında aylık 300 TL burs gönderdiğini, sonrasında bursunun kesildiğini, aynı sene yine birinin aylık 500 TL burs yatırdığını, ayrıca yurt dışında amcasının da burs yatırdığını, Vakıfbank ve ... Bankası'nda hesapları olduğunu, sanığın Vakıfbank hesabına para gönderdiğini, üniversitede Finans Bankası'na ait kart çıkardığını ancak hiç kullanmadığını, İfade etmişlerdir. Sanık ...; 39 yıl Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığını, atılı suçlamayı kabul etmediğini, mağdur ...’nin genç bir avukat ve kızı yaşında olduğunu, odasına gelen avukatların bir talebi olursa dinlediğini, mağdura herhangi bir teklifte bulunmadığını, söz konusu soruşturmayı yürüttüğünü, mağdur ...’nin müvekkilinin mağdur olduğunu, hakarete uğrayıp konut dokunulmazlığının ihlal edildiğini, olayda ağır yaralandığını ve tutuklandığını söylediğini, çok taraflı bir dosya olup enişte, kayın ve kayınvalide birbirlerine bıçakla, baltayla, tabancayla giriştiklerinden çok fazla yaralı olduğundan biran önce soruşturmayı bitirip gereğini yapacağını söylediğini, bundan başka hiçbir şey söylemediğini, daha sonra iddianame düzenlediğini, iade edilmesi üzerine eksiklikleri giderip dava açtığını, mağdur ...’nin müvekkilinin haksız yere tutuklandığını, zamanında tahliye edilmediğini ve ağır ceza mahkemesi yerine asliye ceza mahkemesine dava açıldığını düşündüğünden dolayı husumet beslediğini, söz konusu iddiayı tanık ... ile birlikte uydurduklarını, tanık ...’nin 1-1,5 yıl kâtipliğini yaptığını, bir husumetinin olmadığını, ...'de ağır ceza mahkemesinde duruşma savcılığı yaptığını, yıllarca ...'te ...'da da aynı görevi ifa ettiğini, kızının ...'te okuduğunu, doktor olan oğlunun da ... Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesinde okuduğunu, çocuklarının paraya ihtiyacı olduğunda ve duruşmada bulunduğunda İBAN numarasını yazıp kağıdı tanık ...’ye verip adına para yatırmasını istediğinden tanık ...’de IBAN numarasının olduğunu, kendisinin de tanık ...’nin çocuğu olduğunda elbise gibi hediyeler aldığını, davayı asliye ceza mahkemesine açmaması sebebiyle söz konusu IBAN numarasını aralarında paylaştıklarını, aldığı duyumlara göre tanık ... ile mağdur ... arasında gönül ilişkisi olduğundan kendisine karşı böyle bir senaryo yazıldığını savunmuştur. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler Türk Ceza Kanunu’nun "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler" başlığını taşıyan Dördüncü Kısmının, "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı Birinci Bölümünde yer alan "İrtikap" başlıklı 250. maddesi; "(1) Görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi icbar eden kamu görevlisi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışlarla, kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi ikna eden kamu görevlisi, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) İkinci fıkrada tanımlanan suçun kişinin hatasından yararlanarak işlenmiş olması hâlinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur." şeklinde iken, 02.07.2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun ile maddede değişiklik yapılarak, birinci fıkrasına "Kamu görevlisinin haksız tutum ve davranışları karşısında, kişinin haklı bir işinin gereği gibi, hiç veya en azından vaktinde görülmeyeceği endişesiyle, kendini mecbur hissederek, kamu görevlisine veya yönlendireceği kişiye menfaat temin etmiş olması halinde, icbarın varlığı kabul edilir." cümlesi eklenmiş, ayrıca maddeye; "İrtikap edilen menfaatin değeri ve mağdurun ekonomik durumu göz önünde bulundurularak, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir." şeklinde dördüncü fıkra ilave edilmiştir. İrtikap suçu, kamu görevlisinin, kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak, kendisine veya başkasına yarar sağlamaya veya vaatte bulunmaya bir kimseyi icbar ya da ikna etmesi veya kanunen almaması gereken şeyi, muhatabının hatasından yararlanarak alması ile oluşmakta olup, uyuşmazlık konusu ile ilgili olarak icbar suretiyle irtikap (cebri irtikap) suçunun incelenmesi gerekmektedir. İcbar sözcüğünün anlamı Türk Dil Kurumu Sözlüğü'nde, "Zor, zorlayış, bir işi yaptırmak için zora başvurmak" şeklinde açıklanmıştır. Ceza Genel Kurulunun 30.03.2010 tarihli ve 167-70 sayılı kararı ile yerleşmiş önceki kararlarında da vurgulandığı üzere, icbar kelimesi manevi cebir anlamında olup cebir unsuru manevi tazyikle gerçekleşecektir. Mağdurda meydana getirilen korkunun etkisi altında suçun işlenmesi halinde icbar gerçekleşmiş sayılacak, maddi cebir kullanılması hâlinde ise eylem yağma suçunu oluşturacaktır. Nitekim gerek 765 sayılı TCK’nın 209. maddesinin, gerekse 5237 sayılı TCK’nın 250. maddesinin madde gerekçelerinde de bu husus açıkça belirtilmiştir. Yine Ceza Genel Kurulunun ve Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında belirtildiği üzere, manevi cebrin, belli bir şiddete ulaşması, ciddi olması, mağdurun baskının etkisinden kolaylıkla kurtulma imkânının bulunmaması gerekir. Mağdurun iradesini baskı altında tutmaya elverişli olmak şartıyla, doğrudan doğruya veya dolaylı biçimde yapılan her türlü zorlayıcı hareket de icbar kavramına dâhildir. Yapılan hareketlerin mağdurun iradesini manevi baskı altında tutmaya uygun ve elverişli olması, vaat edilmesi veya sağlanması istenilen menfaatin hukuka aykırı olduğunun mağdurca bilinmesi icbar için yeterlidir. Bu nedenle de icbarın manevi baskı oluşturmaya elverişli olup olmadığı, somut olayın özellikleri ve nesnel şartlar nazara alınarak, hâkim tarafından takdir edilmelidir. İcbar suretiyle irtikap suçunun düzenlendiği TCK'nın 250. maddesinin 1. fıkrasında 6352 sayılı Kanun ile yapılan değişikliği, aynı Kanun'la TCK'nın 257. maddesinin 3. fıkrasının yürürlükten kaldırılmasıyla birlikte değerlendirmek gerekmektedir. Öğretide söz konusu düzenlemenin, kamu görevlisinin görevi gereği yerine getirmesi gereken bir işi yerine getirmesi için yarar sağlamış olmasının uygulamada genellikle görevi kötüye kullanma suçu çerçevesinde ele alınmasının ortaya çıkardığı sakıncaları giderme amacını güttüğü belirtilmektedir (Durmuş Tezcan, ... Ruhan Erdem, ... Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, ... 2012, Seçkin Yayınevi, 8. Baskı, s. 838.). Bu değişiklikten sonra kamu görevlisinin görevi nedeniyle bir yarar sağlaması durumunda oluşan suç, ya rüşvet ya da irtikap olabilecektir. Eğer kamu görevlisi, haksız tutum ve davranışlara başvurarak karşı tarafın, kendisine ya da yönlendireceği kişilere yarar sağlaması konusunda kendini mecbur hissetmesine yol açmış ise eylemi icbar suretiyle irtikap suçunu oluşturabilecektir. İrtikap suçundan söz edebilmek için mağdurun iradesinin baskı altına alınması gerektiği göz önünde tutulacak, icbar boyutuna varan bir baskı söz konusu olmayıp görevlinin yalnızca telkin, öneri ve teşvik niteliğindeki davranışlarına dayanarak yarar sağlanması durumunda da rüşvet suçu gündeme gelecektir. İcbar suretiyle irtikap suçunun gerçekleşmesi kamu görevlisinin nüfuzunu kötüye kullanmasını gerektirmektedir. Nüfuz, kamu görevlisinin görevinin vermiş olduğu yetki ve imkânlar nedeniyle sahip olduğu güç ve etkinlik; bunun kötüye kullanılması ise yetki ve imkânların sağladığı ayrıcalıklı üstün konumdan yararlanarak görevlinin kendisi ya da başkasına yarar sağlaması olup, bu suçta kamu görevlisi görevi gereği sahip olduğu gücü haksız yarar elde etme amacıyla kullanmaktadır. Diğer taraftan Türk Ceza Kanunu'nun İkinci Kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler" başlığını taşıyan Dördüncü Kısmının, "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı Birinci Bölümünde yer alan "Rüşvet" başlıklı 252. maddesi suç tarihindeki ve yürürlükteki düzenleme uyarınca; "(1) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi, dört yıldan on iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır. (3) Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur. (4) Kamu görevlisinin rüşvet talebinde bulunması ve fakat bunun kişi tarafından kabul edilmemesi ya da kişinin kamu görevlisine menfaat temini konusunda teklif veya vaatte bulunması ve fakat bunun kamu görevlisi tarafından kabul edilmemesi hâllerinde fail hakkında, birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre verilecek ceza yarı oranında indirilir. (5) Rüşvet teklif veya talebinin karşı tarafa iletilmesi, rüşvet anlaşmasının sağlanması veya rüşvetin temini hususlarında aracılık eden kişi, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, müşterek fail olarak cezalandırılır. (6) Rüşvet ilişkisinde dolaylı olarak kendisine menfaat sağlanan üçüncü kişi veya tüzel kişinin menfaati kabul eden yetkilisi, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, müşterek fail olarak cezalandırılır. (7) Rüşvet alan veya talebinde bulunan ya da bu konuda anlaşmaya varan kişinin; yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması halinde, verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılır. ..." biçiminde düzenlenmiştir. TCK'nın 252. maddesinin birinci fıkrasında; "Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde “rüşvet veren" bakımından, İkinci fıkrasında ise; "Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır" biçiminde ifade edilmek suretiyle de rüşvet alan kamu görevlisi açısından rüşvet suçu tanımlanmıştır. Bu suretle de sağlanan menfaatin kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı bir işin yapılması amacına yönelik olması şartı kaldırılarak, görevinin gereklerine uygun davranması için kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlamak fiili TCK'nın 257/3. maddesindeki görevi kötüye kullanmak suçu kapsamından çıkartılarak rüşvet suçuna dönüştürülmüştür. 05.07.2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un 87. maddesi ile TCK'nın 252. maddesinde yapılan değişikliğe ilişkin madde gerekçesinde; "Rüşvet suçunun oluşabilmesi için sağlanan menfaatin kamu görevlisinin ‘görevinin gereklerine aykırı’ bir işin yapılması amacına özgü olması şartı aranmamaktadır. Rüşvet suçunun oluşabilmesi için, kamu görevlisinin görevinin ifasıyla ilgili bir işin yapılması veya yapılmaması bağlamında kişiyle anlaşarak bir menfaat temin etmesi gerekmektedir. Ancak, önemle vurgulamak gerekir ki, kişinin haklı bir işinin gereği gibi, hiç veya en azından vaktinde görülmeyeceği endişesiyle, kendisini mecbur hissederek kamu görevlisine veya yönlendireceği kişiye menfaat temin etmiş olması hâlinde, bu kişi bakımından fiil suç oluşturmaz. Çünkü bu durumdaki kişiyi mağdur olarak kabul etmek gerekmektedir. Buna karşılık menfaat sağlanan kamu görevlisini ise, artık rüşvet veya görevi kötüye kullanma suçundan dolayı değil, icbar suretiyle irtikâp suçundan dolayı cezalandırmak gerekmektedir. Bu suretle rüşvet suçu ile icbar suretiyle irtikap suçu arasındaki ayırıma açıklık getirilmiştir." şeklinde açıklanarak bu suretle de, görevinin gereklerine uygun davranması için kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlamak fiili TCK'nın 257/3. maddesindeki görevi kötüye kullanmak suçu kapsamından çıkartılmış olup irtikap suçunu oluşturmadığı takdirde rüşvet suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir. Gelinen bu aşamada rüşvet anlaşması ve rüşvet suçunda teşebbüs hususları üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. TCK'nın 252. maddesinin üçüncü fıkrası "Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur." şeklinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere rüşvet suçunun, menfaatin kamu görevlisi tarafından temin edildiği anda tamamlandığı ilke olarak kabul edilmekle birlikte, izlenen suç siyaseti gereği olarak, rüşvet suçunun kamu görevlisi ile ... sahibi arasında görevinin ifasıyla ilgili bir işin yerine getirilmesi veya getirilmemesi amacına yönelik menfaat teminini öngören bir anlaşmanın yapılması durumunda dahi rüşvet suçu tamamlanmış gibi cezaya hükmedileceği hüküm altına alınmıştır. Rüşvet anlaşmasının yapılmasıyla suç oluşup tamamlanacağından, anlaşmanın işin yapılmasından önce veya en geç yapılması anında olması gerekir. Rüşvet anlaşmasının varlığı için belirli bir şekil şartı (yazılı olma gibi) yoktur. Tarafların fikir birliğine varma anında anlaşma yapılmıştır. Fikir birliğinin varlığı, karşılıklı olarak ileri sürülen söz veya davranışlardan da anlaşılabilir. Bu uyuşma karşılıklı görüşme anında olabileceği gibi aracılar vasıtasıyla iradelerin buluşması biçiminde de gerçekleşebilir (... Yaşar - ... Tahsin Gökcan - ... Artuç, Yorumlu - Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, ... Yayınevi, ..., 2010, s. 7126.). Türk Ceza Kanunu'nun 252. maddesinin üçüncü fıkrasındaki tanımdan hareketle, rüşvet suçları, rüşvet anlaşmasının yapıldığı anda tamamlanmış olur. Uygulama ve öğretide kabul edildiği üzere, bu suç teşebbüse elverişli bir suçtur. Rüşvet verme veya alma niyetinde olmayan kişi veya kamu görevlisinin, atlatmak veya yakalatmak ya da suç delillerini ortaya çıkartmak amacıyla kabul etmiş gibi gösterdiği biçimsel rızanın (görünüşteki rıza-dış rıza) özgür iradeye dayalı olmaması nedeniyle, rüşvet anlaşmasının varlığından söz edilemeyeceği cihetle, böyle bir durumda rüşvet alırken veya rüşvet verirken yakalanan failin eyleminin rüşvet suçuna teşebbüs olarak kabulü gerekmektedir. Ceza Genel Kurulu ve Özel Dairece sürdürülen istikrarlı uygulamalar da bu yöndedir. Rüşvet suçu, öğretide de açıkça vurgulandığı üzere iki taraflı bir suçtur. Bir karşılaşma suçu olduğu için, zorunlu olarak suçun işlenişine katılanlar, aynı amacın gerçekleşmesini hedeflemekte, fa
5. Ceza Dairesi, 2018/3259 E., 2022/532 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
5237 sayılı TCK'nin rüşveti tanımlayan ve 05/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun ile değişiklik yapılıncaya kadar yürürlükte kalan 252/3. maddesinde ''Rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır" denilerek sadece nitelikli rüşvete yer verildiği, kamu görevlisinin y
5. Ceza Dairesi         2018/3259 E.  ,  2022/532 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN; MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇTAN ZARAR GÖREN : Hazine SUÇ : Zincirleme olarak rüşvet vermeye teşebbüs (sanık ... hakkında), rüşvet vermeye teşebbüse azmettirme (sanık ... hakkında), 6136 sayılı Yasa'ya muhalefet (sanık ... hakkında), suç işlemek amacıyla örgüt kurma (sanıklar ... ve ... hakkında), suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma (sanıklar ..., ... ve ... hakkında) HÜKÜM : Mahkumiyet (sanıklardan ... hakkında zincirleme olarak rüşvet vermeye teşebbüs ve ... hakkında 6136 sayılı Yasa'ya muhalefet suçlarından), beraat (sanıklardan ... hakkında rüşvet vermeye teşebbüse azmettirme ve suç işlemek amacıyla örgüt kurma, ..., ... ve ... hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, ... hakkında ise suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçlarından) Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi; CMK'nin 260/1. maddesine göre rüşvet vermeye teşebbüs suçundan katılan sıfatını alabilecek surette zarar görmüş olan Hazinenin kanun yoluna başvurma hakkının bulunması ve hükümlerin vekili tarafından temyiz edilmesi karşısında, 3628 sayılı Yasa'nın 18. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak sanıklar ... ve ... hakkında rüşvet vermeye teşebbüs suçundan açılan kamu davalarına CMK'nin 237/2. maddesi hükmü uyarınca KATILMASINA, suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve kurulan bu örgüte üye olma suçlarından açılan kamu davalarında; anılan suçlardan doğrudan zarar görmeyen Hazinenin davaya katılması mümkün olmadığı gibi bu suçlar yönünden verilen hükümleri temyiz etme yetkisi de bulunmadığından, Hazine vekilinin bu suçlardan kurulan beraat hükümlerine yönelik temyiz isteminin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'un 317. maddesi uyarınca REDDİNE, incelemenin katılan Hazine vekilinin sanıklar ... ve ... haklarında rüşvet vermeye teşebbüs ve bu suça azmettirme suçlarından kurulan beraat ve mahkumiyet ile sanıklardan ... müdafin 6136 sayılı Yasa'ya muhalefet, ... müdafin ise rüşvet vermeye teşebbüs suçlarından verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarıyla sınırlı yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü: Sanık ... hakkında rüşvet vermeye teşebbüse azmettirme suçundan kurulan beraat hükmünün incelenmesinde; Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükmü usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, Sanık ... hakkında 6136 sayılı Yasa'ya muhalefet suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün incelenmesinde; 6136 sayılı Yasa uyarınca yasak niteliği haiz bir adet tabanca ile 2 adet kasatura bulunduran sanığın eyleminin 6136 sayılı Kanun'un 13/1 ve 15/1. maddeleri kapsamında suç teşkil ettiği ancak TCK'nin 44. maddesinde düzenlenen fikri içtima kuralı gereğince, aynı Kanun'un 3/1 ve 61/1. maddeleri de göz önünde bulundurularak, daha ağır cezayı içeren 6136 sayılı Yasa'nın 13/1. maddesi gereğince asgari hadden ayrılmak suretiyle ceza tayini gerektiği gözetilmeden, 6136 sayılı Yasa'nın 13/1. maddesi uyarınca alt sınırdan ceza tayin edilmesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni sayılmamış, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sair temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir. Ancak; Sanığın evinde ele geçen Adli Emanetin 2011/108 Esas sırasının 1. bendinde kayıtlı ''T0620-04D00723'' numaralı tabancanın... adlı şahıs adına bulundurma ruhsatlı olduğunun ve henüz silahı devralmamış sanığın ikametinde ele geçirildiğinin anlaşılması karşısında, söz konusu tabancanın yasal gereği için idareye teslimi yerine, yazılı şekilde ruhsat sahibine iadesine karar verilmesi ile 02/11/2011 tarihli ekspertiz raporunun 4 numaralı bendinde özellikleri belirtilen ve Adli Emanetin 2011/108 Esas sırasının 4. bendinde kayıtlı bir adet bıçağın 6136 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında yasak niteliğini haiz bıçaklardan olmadığının tespitine rağmen, bulundurulması bizatihi suç teşkil etmeyen ve suç konusu olmayan adli emanette kayıtlı söz konusu bıçağın sanığa iadesi yerine müsaderesine karar verilmesi, Kanuna aykırı, sanık müdafin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'un 321/1. maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususların aynı Kanun'un 322. maddesi gereğince düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, bahse konu tabanca ve bıçağa ilişkin kısmın hüküm fıkrasının 6 numaralı bendinden çıkartılarak yerine "suça konu olan ve adli emanetin 2011/108 Esas sırasında kayıtlı bulunan tabancanın yasal gereği için ilgili kuruma TESLİMİNE ve 02/11/2011 tarihli ekspertiz raporunun 4 numaralı bendinde özellikleri belirtilen bir adet bıçağın sanığa İADESİNE," ibarelerinin eklenmesi suretiyle eleştirilen husus dışında sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Sanık ... hakkında rüşvet vermeye teşebbüs suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün incelenmesinde ise; Anayasa'nın 38/2. maddesi hükmü gereğince kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği, 5271 sayılı CMK'nin 217/2. maddesi uyarınca yüklenen suçun, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceği, 206/2-a maddesi gereğince ortaya konulması istenilen bir delil kanuna aykırı olarak elde edilmişse reddolunacağı, 230/1-b maddesi uyarınca mahkumiyet hükmünün gerekçesinde delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi gerektiği cihetle, dosya kapsamına göre; Saray Sulh Ceza Mahkemesinin 24/09/2010 tarihli ve 2010/239 Değişik iş sayılı Kararı ile sanık ...'ın kullandığı telefon numarasıyla ilgili olarak 2863 sayılı Yasa'ya muhalefet suçundan iletişimin tespitine ve Saray Sulh Ceza Mahkemesinin 05/10/2010 tarihli ve 2010/250 Değişik iş sayılı Kararı ile 2863 sayılı Yasa'ya muhalefet suçundan gizli soruşturmacı atanmasına karar verildiği, yapılan dinleme ile gizli soruşturmacı kaydı esnasında sanık ve gizli soruşturmacı arasında rüşvet vermeye teşebbüs suçuna ilişkin konuşmaların yapıldığının tespit edildiği, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbirinin 5271 sayılı CMK'nin 135. maddesinde, bu yolla elde edilen tesadüfi delillerin hukuki durumunun ise aynı Kanun'un 138/2. maddesinde düzenlendiği, buna göre telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse bu delilin muhafaza altına alınacağı ve durumun Cumhuriyet savcılığına derhal bildirileceğinin belirtilmesi, diğer yandan CMK’nin “Gizli Soruşturmacı Görevlendirilmesi” başlıklı 139. maddesinin “Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebepleri bulunması ve başka suretle delil elde edilememesi hâlinde, kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir” hükmü uyarınca gizli soruşturmacı görevlendirilmesi kararı verilebilmesi için soruşturma konusu suçun kanunda sayılan suçlardan olması, suçun işlendiği konusunda kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması, başka yolla delil elde edilme olanağının bulunmaması ve hakim kararı gerektiği, CMK'nin 139. maddesi gereğince alınan gizli soruşturmacı görevlendirilmesi kararı sonucunda elde edilen delillerin yalnızca bu maddede sayılan katalog suçlar kapsamında yer alan suç bakımından delil olarak kullanılabileceği, katalog suçlar dışında kalan bir suç bakımından ise elde edilen delillerin yargılamada kullanılmasının maddenin 6. fıkrasının açık hükmü karşısında olanaklı olmadığı, buna karşılık CMK'nin 138. maddesi, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun Birinci Kitap Dördüncü Kısım Koruma Tedbirleri Beşinci Bölüm Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi başlığı altında, aynı Yasa'nın 139. maddesi ise Kanun'un Birinci Kitap Dördüncü Kısım Koruma Tedbirleri Altıncı Bölüm Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme başlığı altında düzenlendiğinden, “Tesadüfen elde edilen deliller” başlıklı CMK'nin 138. maddesi gizli soruşturmacı görevlendirilmesini kapsamadığı gibi Kanunda gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin olarak 138. maddedeki düzenlemeye benzer bir hükme yer verilmediğinden, gizli soruşturmacı görevlendirilmesi sırasında tesadüfen elde edilen delillerin soruşturma veya kovuşturma sırasında CMK'nin 217. maddesi kapsamında delil olarak kullanılmasının olanaklı olmadığı nazara alındığında; hükme dayanak yapılan görüşmelere ait iletişimin tespiti ile gizli soruşturmacı kaydı tutanaklarının yasak delil niteliğinde olduğu nazara alınıp, yasaya aykırılığı saptanan bu kanıtların dışlanması ve dosyada mevcut diğer delillerin karar yerinde tartışılıp değerlendirilmesinden sonra, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması, Kabule göre de; 5237 sayılı TCK'nin rüşveti tanımlayan ve 05/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun ile değişiklik yapılıncaya kadar yürürlükte kalan 252/3. maddesinde ''Rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır" denilerek sadece nitelikli rüşvete yer verildiği, kamu görevlisinin yapması gereken bir işi yapması ya da yapmaması gereken işi yapmaması için yarar sağlanmasının (05/07/2012 tarihine kadar) rüşvet suçu kapsamından çıkarıldığı, bu eylemlerin TCK'nin suç tarihinde yürürlükte bulunan 257/3. maddesine uyan görevinin gereklerine uygun davranmak için çıkar sağlama suçu kapsamında değerlendirildiği, sanık hakkında 2863 sayılı Yasa'ya muhalefet suçundan Saray Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 16/01/2012 tarih ve 2010/1316 soruşturma numaralı kararla ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi nedeniyle atılı rüşvet vermeye teşebbüs suçunun unsurları itibarıyla oluşmayacağı nazara alındığında, kamu görevlisi olmayan sanığın eyleminin TCK'nin 257/3. maddesinde düzenlenen özgü suç niteliğindeki görevinin gereklerine uygun davranmak için çıkar sağlama suçuna TCK'nin 40/2. maddesi uyarınca azmettirme veya yardım etme suçunu oluşturacağı gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde rüşvet vermeye teşebbüs suçundan mahkumiyet kararı verilmesi, Suç tarihinin 08/10/2010 olduğu nazara alındığında; 05/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunla TCK'nin 252. maddesinde yapılan değişiklik sebebiyle sanığın eylemine uyan TCK'nin 252/1, 252/4, 53/1. maddeleri ile değişiklik öncesi yürürlükte bulunan TCK'nin 252/1, 35/2, 53/1. maddeleri arasında lehe yasa karşılaştırılması yapılması gerektiğinin gözetilmemesi, Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı iptal Kararının 24/11/2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olması nedeniyle TCK'nin 53/1. maddesiyle ilgili olarak yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması, Kanuna aykırı, sanık ... müdafi ile katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA 18/01/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2018/107 E., 2020/144 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığının 12.11.2009 tarihli ve 2943-204 sayılı iddianamesi ile; sanık ...’un, TCK'nın 252/1-2 ve 53. maddeleri uyarınca rüşvet suçundan cezalandırılması için yetkili ve görevli Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinde yargılama yapılabilmesi için 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 89 ve 90.
Ceza Genel Kurulu         2018/107 E.  ,  2020/144 K. "İçtihat Metni" Kararı veren Yargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu Mahkemesi :Ceza Dairesi Sayısı : 5-13 Sanıklar ... ve ... hakkında rüşvet suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, sanık ...'in eyleminin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu kabul edilerek TCK'nın 257/3, 62, 50/1-a ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 6.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye, sanık ...'nın beraatine ilişkin Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.10.2011 tarihli ve 241-222 sayılı hükümlerin, sanık ... ve müdafisi ile şikâyetçi Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 14.01.2016 tarih ve 9333-344 sayı ile; "Suçtan zarar gören ve kovuşturma aşamasında duruşmadan haberdar edilmeyen şikâyetçi Hazine vekilinin katılma talebinin 3628 sayılı Kanun'un 17 ve 18. maddeleri ile CMK'nın 237/2 ve 260. maddelerinin verdiği yetkiye dayanılarak kabulüne karar verildikten sonra gereği düşünüldü: Sanık ...’un, son soruşturma kararının verildiği 14.12.2009 tarihinde Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesinde üye hâkim olarak görev yaptığının anlaşılması karşısında, 2802 sayılı Kanun'un 90 ve 91. maddeleri uyarınca, hakkındaki son soruşturmanın Yargıtay görevli ceza dairesinde yapılması gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devamla yazılı şekilde hükümler kurulması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesince 06.05.2016 tarih ve 68-230 sayı ile sanık ... hakkında, 25.11.2006 tarih ve 68-230 sayı ile de sanık ... hakkında görevsizlik kararları verilerek dosyanın görevli Yargıtay Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmiştir. Sanıkların beraatlerine ilişkin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince verilen 11.10.2017 tarihli ve 5-13 sayılı hükümlerin, Yargıtay Cumhuriyet savcısı ve katılan Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “Onama ve bozma” istemli 26.02.2018 tarihli ve 4 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü: İnceleme dışı sanık ... hakkında görevi kötüye kullanma ve yargı görevi yapanı etkileme, inceleme dışı sanıklar ... ve ... hakkında görevi kötüye kullanma suçlarından kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları itirazın reddine karar verilmek suretiyle kesinleşmiş olup temyizin kapsamına göre inceleme sanıklar ... ve ... hakkında rüşvet suçundan kurulan beraat hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır. İncelenen dosya kapsamına göre; İsimsiz ve tarihsiz dilekçe ile sanık ... hakkında yapılan şikâyet üzerine Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığınca 11.03.2009 tarih ve 200 sayı ile 2802 sayılı Kanun’un 82. maddesi uyarınca soruşturma izni talebinde bulunulduğu, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünce 12.05.2009 tarihli olur ve 5065 sayı ile iddiaların adalet müfettişi tarafından incelenmesi gerektiğine karar verildiği, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünce 24.09.2009 tarih ve 9549 sayı ile sanık ...'un inceleme dışı sanık ...’ın tahliyesine karar verdiği iddiası hakkında kovuşturma izni verildiği, Sanık ...’un 41101 sicilli olduğu ve mesleğe 24.10.2000 tarihinde başladığı, suç tarihinde Çorlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi olduğu, Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığının 12.11.2009 tarihli ve 2943-204 sayılı iddianamesi ile; sanık ...’un, TCK'nın 252/1-2 ve 53. maddeleri uyarınca rüşvet suçundan cezalandırılması için yetkili ve görevli Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinde yargılama yapılabilmesi için 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 89 ve 90. maddeleri gereğince karar verilmesinin kamu adına talep ve iddia olunduğu, Hakimler ve Savcılar Kurulunun müstemir yetkilerin düzenlenmesine ilişkin 23.10.2009 tarihli ve 461 sayılı kararına göre sanık ...’un Osmaniye Ağır Ceza Mahkemesinde üye hâkim olduğu ve kararı 30.10.2009 tarihinde tebliğ aldığı, Tekirdağ 1. Ağır Ceza Mahkemesince 14.12.2009 tarih ve 223-269 sayı ile; sanık ... hakkında TCK'nın 252/1-2 ve 53/1-5. maddeleri uyarınca yargılama yapılmak üzere 2802 sayılı Kanun’un 89/2 ve 90/2. maddeleri uyarınca son soruşturmanın açılmasına, sanık hakkındaki yargılamanın aynı Kanun’un 89/2 ve 91/1. maddeleri yollamasıyla 90/2. maddesi gereğince Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinde yapılmasına karar verildiği, Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığının 03.06.2009 tarihli ve 2450-154 sayılı iddianamesi ile sanık ... ve inceleme dışı sanık ...’ın TCK'nın 252/1-2-3, 38 ve 53. maddeler uyarınca rüşvet, inceleme dışı sanık ...’in TCK'nın 252/1-2-3, 277, 37/1, 63 ve 53. Maddeler gereğince rüşvet ve yargı görevi yapanı etkileme, inceleme dışı sanık ...’ın ise TCK'nın 252/1-2-3, 37/1, 53 ve 63. maddeleri uyarınca rüşvet suçlarından cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davasının Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/241 esas sırasına kaydedildiği, Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinin 22.02.2010 tarihli ve 60-29 sayılı kararı ile sanık ... hakkında rüşvet suçundan açılan kamu davasının, sanık ... ve inceleme dışı sanıklar..., Hayrettin ve Turgay hakkında devam eden Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/241 esas numaralı dava dosyası ile birleştirilmesine ve yargılamanın 2009/241 esas numaralı dosya üzerinden yürütülmesine karar verildiği, Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinin 07.10.2011 tarihli ve 241-222 sayılı kararı ile; inceleme dışı sanık ...’in görevi kötüye kullanma suçundan TCK'nın 40/2 yollamasıyla 38. Madde gereğince, 257/3 ve 53. maddeleri uyarınca 10 ay hapis; yargı görevi yapanı etkileme suçundan TCK'nın 277 ve 53. madde uyarınca 5 ay hapis; cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve CMK'nın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, sanık ...’in rüşvet suçundan beraatine, inceleme dışı sanıklar Turgay ve...’ın görevi kötüye kullanma suçundan TCK'nın 40/2 yollamasıyla 38. madde gereğince, 257/3 ve 53. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve CMK'nın 231. madde uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararlara müdafilerinin itiraz etmeleri üzerine Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.12.2011 tarihli ve 2010 Değişik iş sayılı kararı ile itirazların reddedilmesi üzerine aynı tarihte kesinleştiği, inceleme dışı sanık ... müdafisinin itirazının ise kabul edilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırıldığı ve bu sanık bakımından ayırma kararı verilerek mahkemenin 2011/483 esas sırasına kaydedildiği, UYAP sisteminden yapılan sorgulamada, hakkındaki davanın ayrılmasına karar verilen inceleme dışı sanık ... hakkında Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesince 05.03.2012 tarih ve 483-86 sayı ile; TCK'nın 40/2. maddesi yollamasıyla TCK’nın 38. madde gereğince, 257/3 ve 62. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve CMK'nın 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın itiraz edilmeksizin kesinleştiği, Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığının 2008/7737 soruşturma numaralı dosyasında; nitelikli dolandırıcılık ve ihaleye fesat karıştırma suçundan şüpheliler..., ..., ... ve...’ın Çorlu 1. Sulh Ceza Mahkemesince 19.12.2008 tarih ve 333 sayı ile tutuklanmalarına karar verildiği, şüpheli... müdafilerinin tutukluluğa itiraz talebinin Çorlu 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.12.2008 tarihli ve 221 Değişik iş sayılı kararı ile reddedildiği, diğer şüpheliler ... ve... müdafilerinin tutukluluğa itiraz talebinin ise Çorlu 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 26.12.2008 tarihli ve 230 Değişik iş sayılı kararı ile reddedildiği, sonrasında şüpheli... müdafilerinin tahliye taleplerinin Çorlu 1. Sulh Ceza Mahkemesi hâkimi tanık ... tarafından 05.01.2009 tarih ve 3 sayı ile reddine ve şüphelinin tutukluluk hâlinin devamına karar verildiği, şüpheli... müdafilerinin 05.01.2009 havale tarihli dilekçe ile yaptıkları itirazın Çorlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi sanık ... tarafından 05.01.2009 tarih ve 2 Değişik iş sayı ile şüphelinin üzerine atılı ve halen soruşturması yürütülen suç vasfının değişmesi ihtimali, sabit ikametgâh sahibi olup kaçma şüphesi uyandırmaması, bu aşamada tutukluluğun devam etmesinin ağır bir tedbir niteliği taşıyacağı gerekçeleriyle kabulüne ve tahliyesine karar verildiği, şüpheliler... ve ... müdafisi Avukat Kemal Kaan’ın 09.01.2009 havale tarihli dilekçe ile tahliye isteminde bulunduğu, Çorlu 1. Sulh Ceza Mahkemesi hâkimi tanık ...’un 09.01.2009 tarih ve 27 Değişik iş sayı ile talebin reddine karar verdiği, ...ve ... müdafisinin 09.01.2009 havale tarihli dilekçe ile karara yaptığı itiraz üzerine Çorlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi sanık ...’un 09.01.2009 tarih ve 2009/14 Değişik iş sayı ile, delillerin büyük ölçüde toplanmış olması, kaçma şüphesi bulunmaması, kendiliğinden teslim olmaları, Cumhuriyet Başsavcılığınca aynı konu ile ilgili olarak yapılan diğer soruşturmalarda tutuklama tedbirine başvurulmaması, suçun vasfının değişme ihtimalinin olması, toplanan delillere ve yüklenen suçun mahiyetine göre tutuklama tedbirinin bu aşamada ağır olması gerekçeleriyle itirazın kabulüne ve şüpheliler ... ile...’ün tahliyelerine karar verdiği, dosyada mevcut olan UYAP safahat bilgilerinin incelenmesinde dosyanın Çorlu 1. Sulh Ceza Mahkemesince saat 19.33.53'de UYAP sistemi üzerinden Çorlu 1. Asliye Ceza Mahkemesine gönderildiği, 19.43.22'de 1. Asliye Ceza Mahkemesinde zabıt kâtibi tarafından UYAP ekranından dosyanın açıldığı, 19.43.47'de müteferrik karar sonucunun kaydedildiği, 19.43.48'de dosyanın kapatıldığı, 19.51.36'da da tahliye müzekkeresinin yazıldığı, şüpheliler hakkında ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, nitelikli dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlarından cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davasında Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/85 esas sayılı dosyası kapsamında yapılan yargılamanın 29.04.2009 tarihli birinci oturumunda... ve ...’ün edimin ifasına fesat karıştırma ve dolandırıcılık suçlarından, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların olması, davranışlarının tanıklar ve başkası üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususunda kuvvetli şüphe oluşturması gerekçeleriyle tutuklanmalarına karar verildiği, 04.06.2009 tarihli HTS raporu inceleme tutanağına göre; inceleme dışı sanık ... ile sanık ... arasında gerçekleşen telefon kayıtlarına göre, 01.12.2008'de ve 22.12.2008'de birer kez, 23.12.2008'de dört kez, 25.12.2008'de üç kez olmak üzere toplamda dokuz kez, inceleme dışı sanık ...'ın tahliye olduğu 05.01.2009 tarihinde dört kez, ...ve ...’ün tahliye olduğu 09.01.2009 tarihinde iki kez görüşmenin gerçekleştiği, Çorlu 1. Sulh Ceza Mahkemesince iletişimin tespitine karar verildiği, 22.02.2009 tarihinden otelde konaklamanın gerçekleştiği 03.04.2009 tarihine kadar sanık ... ile inceleme dışı sanık ...'in toplam yetmiş iki kez telefonda görüştükleri, Çorlu Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığının 20.02.2009 tarihli ve 81 sayılı yazısına göre; ceza mahkemeleri nöbetçi hâkimi ve sorgu hâkimi nöbetinin hafta içi 08.00-17.00, hafta sonu 08.00-08.00 saatleri arasında olduğu, 05.01.2009-11.01.2009 tarihleri arasında ceza mahkemeleri nöbetçi hâkiminin tanık ... ... olduğu, Ankara Emniyet Müdürlüğünün 10.04.2009 tarihli ve 10 sayılı yazısına göre; inceleme dışı sanık ... ve sanık ...’un Ankara Dedeman Oteline 03.04.2009 tarihinde beraber giriş yaptıkları, Turgay’ın 617, sanık ...'un ise 629 numaralı odada kaldığı, 04.04.2009 tarihinde otelden ayrıldıkları, inceleme dışı sanık ...’ın kaldığı oda için 344.93 TL, sanık ...’un kaldığı oda için ise 243.93 TL konaklama ücretinin... Grup İnş. Turz. İth. İhr. Ltd. Şti. adına fatura edilip anılan şirket tarafından ödendiği, ilgili faturaya göre odada ikinci kişi farkı da olmak üzere inceleme dışı sanık ... adına toplam 344.93 TL’lik fatura tanzim edildiği, UYAP sisteminden temin edilen Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 28.01.2013 tarihli ve 85-12 sayılı kararına göre; dosyanın sanıkları..., ...ve ... hakkında ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, nitelikli dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlarından beraat kararları verildiği, sanıkların gözaltında ve tutuklulukta geçirdikleri süreler için CMK’nın 141-144. maddeleri uyarınca tazminat istemeye hakları olduğunun CMK’nın 141/2 ve 231/3. maddeleri uyarınca bildirilmesine dair verilen kararların temyiz edilmeksizin kesinleştiği, Çorlu KOM Grup Amirliğinin 20.02.2009 tarihli yazısına göre; inceleme dışı sanık ...’ın tahliyesinin ardından ORTEM Ltd. Şti. ortaklarından olup tutuklu olan diğer kişilerin de tahliye edilmesi konusunda avukat Kemal Kaan ile görüşerek tahliye için her şeyi yapacakları ve 100.000 Dolar karşılığında anlaştıkları konusunda duyum alındığı, Çorlu 1. Sulh Ceza Mahkemesince 20.02.2009 tarih ve 131 Değişik iş sayı ile; inceleme dışı sanıklar Hayrettin, Suat ve Turgay hakkında rüşvet ve ihaleye fesat karıştırma suçlarından üç ay süreyle CMK’nın 135 ve 137. maddeleri uyarınca iletişimin tespitine, dinlenmesine, kayda alınmasına ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin kararın 18.05.2009 tarih ve 298 Değişik iş sayı ile üç ay süreyle uzatılmasına karar verildiği, Anlaşılmaktadır. Tanık ...; Cumhuriyet savcısı olduğunu, inceleme dışı sanıklar..., ... ve...'ün tutuklandıkları dosyanın soruşturmasını yaptığını, tahliye talebinde bulunulması üzerine sekiz klasör olan soruşturma dosyasının iki ana klasörünü sulh ceza mahkemesine gönderdiğini, diğer dosyaların ihale evraklarına ilişkin bilgiler içerdiğinden göndermediğini, Çorlu Cumhuriyet Başsavcısının üzerlerinde herhangi bir baskısının olmadığını, Tanık ...; olay tarihinde Çorlu Adliyesinde nöbetçi Cumhuriyet savcısı olduğunu, sanık ...’un asliye ceza mahkemesi hâkimi olarak görev yaptığını, olay günü 17.30-18.00 sıralarında sulh ceza mahkemesi hâkimi tanık ...'un odasına gittiğinde tahliye talebinde bulunulduğunu, bunu karara bağlayıp beraber çıkalım dediğini, kendisinin de 15-20 dakika kadar bekledikten sonra tahliye talebinin reddine karar verildiğini, birlikte adliyeden çıktıktan yaklaşık yarım saat sonra nöbetçi Cumhuriyet savcısı olması nedeniyle kâtip tarafından aranarak kâtibin tahliye kararlarının bulunduğu, tahliye müzekkerelerinin imzalanması gerektiği söyleyince kâtibe adliye lokaline getirmesini istediğini, lokale getirilen tahliye müzekkerelerini imzaladığını, yarım saat sonra sanık ...’un da geldiğini, bu sırada tahliye talebinde bulunan sanıkların müdafilerinin sanık ...’u aradığını, avukatların tahliye kararında bazı yanlışlıklar olduğunu ve düzeltilmesi gerektiğini söyleyince, sanık ...’un nöbetçi kâtibi aradığını ve gerekli düzeltmeler yapıldıktan sonra evrakın adliye lokaline getirilmesini istediğini, bir süre sonra lokale getirilen evrakın sanık ... tarafından imzalandığını, Tanık ... Bilgi; Avukat Şerafettin ile beraber inceleme dışı sanık ...’ın vekili olduklarını, Çorlu Adliyesinde yürütülen bir soruşturma dosyasında tutuklu olan inceleme dışı sanık ...’ın tahliyesi taleplerinin reddedildiğini, itiraz merci olan asliye ceza mahkemesi hâkimi olan sanık ... tarafından tahliye taleplerinin kabul edildiğini ve müvekkilinin tahliye olduğunu, dosyada gizlilik kararı bulunduğunu, inceleme dışı sanık ...’ın iş arkadaşları olan inceleme dışı sanıklar Hayrettin ve Turgay’ın Çorlu ilçesine gelerek dosya hakkında kendisinden bilgi aldıklarını, sanık ...’u ilk defa tahliye talebinin kabul edildiği gün gördüğünü, Tanık ...; Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığının ORTEM Ltd. Şti. ortaklarını ihaleye fesat karıştırma ve edimin ifasına fesat karıştırma suçlarından tutuklama talebi ile Sulh Ceza Mahkemesine sevk ettiğini, müvekkilleri... ve ...’ün iki farklı dosya kapsamında tutuklandıklarını, tahliye talepleri hakkında sulh ceza mahkemesi hâkimi tanık ... dosyaların biri hakkında tahliye, diğeri hakkında tahliye talebinin reddi kararı verince birlikte çalıştıkları Avukat Ramis Murat ile itiraz dilekçesini saat 16.00 sıralarında Asliye Ceza Mahkemesine verdiklerini, yaklaşık iki buçuk saat beklediklerini, saat 18.00 civarında tahliye kararı verildiğini, müvekkillerinin ailesine cezaevine gidebileceklerini söylediğini, saat 23.00 sıralarında müvekkillerinin ailesinin kendisini telefonla arayarak cezaevi yönetimince tahliyenin gerçekleşmediğini beyan edince adliyeye gittiğini, nöbetçi kâtibin kendisine cezaevine faks çekildiğini, ancak tahliye müzekkeresindeki tarih hatasından dolayı tahliyenin gerçekleşmediğini söyledikten sonra kâtibin sanık ...’u telefonla aradığını, tutuklama kararıyla ilgili yanlışlık olduğunu söylediğini, onun da “Paraf atılsın ben imzalarım, evrakı adliye lokaline getirin” dediğini, nöbetçi kâtibin evrakları imzalattırınca tahliye işleminin gerçekleştiğini, o sıralarda yanında staj yapan Didem ve kendisine sanık ... aleyhine gizli tanıklık yapmasının Başsavcı tarafından söylendiğini, bu teklifi kabul etmediklerini, sanık ...’un rüşvet aldığını duymadığını ve görmediğini, tahliye talebinde bulundukları gün sanığın iki buçuk saate yakın dosyayı incelediğini, Tanık ...; olay tarihinde sulh ceza mahkemesi hâkimi olduğunu, Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığının dosyasında bir kısım şüphelilerle ilgili talep edilen tahliye istemlerini reddettiğini, ancak UYAP sisteminde sorun olduğu için dosyayı nöbetçi mahkemeye mesai saatinden sonra gönderdiğini, dosyanın sekiz klasör olduğunu, daha önceden de dosyayı incelediğinden asıl belgelerin iki klasörün içerisinde bulunduğunu bildiğinden sadece o iki klasörü istediğini, tahliye talebini reddettikten sonra sanık ...’un odasındayken avukat tanık Yeşim'in gelip kararın ne zaman verileceğini sorunca kendisi yarın dediğini, ancak sanık ...’un bir saat sonra karar verilir dediğini, Tanık ...; Cumhuriyet savcısı olduğunu, o dönemde ORTEM Ltd. Şti.’nin Çorlu Belediyesinin gerçekleştirdiği temizlik ihalesini aldığından anılan şirketin ortakları hakkında ihaleye fesat karıştırdıkları iddiasıyla soruşturma yapıldığını, adı geçen şirketin kazandığı beş ayrı yıla ait ihalele dosyalarının farklı Cumhuriyet savcısına tevzi edildiğini, kendisinde bulunan dosyadaki iddiaya konu edimin ifasına fesat karıştırma suçunun oluşup oluşmadığı hususunun tespit edilmesi o tarih itibarıyla mümkün bulunmadığından ve üzerinden uzun bir zaman geçtiğinden, şüphelilerin tutuksuz yargılandığını, Cumhuriyet savcısı tanık ...'deki dosyanın şüphelilerinin bir kısmının tutuklandığını, tutuklamanın yapıldığı dosyanın içeriği hakkında bilgi sahibi olmadığını, tutuklularının tahliye edildikleri tarihte yıllık izinde olduğunu, Tanık ...; iddiaya konu rüşvet suçu konusunda bilgisinin olmadığını, suç tarihinde inceleme dışı sanık ...’in yöneticisi olduğu inşaat firmasında muhasebe finansman müdürlüğü yaptığını, sanık ...’un ofislerine gelip 250 TL’lik bir ödeme yaptığını, "Bu otelde kaldığımıza dair ödenen para ile ilgili" dediğini, almamakla ısrar etmesine rağmen parayı verdiğini, Tanık ...; iddiaya konu rüşvet suçuyla ilgili bilgisinin olmadığını, çocukluk arkadaşı olan sanık ...’un annesinin Ankara'da yaşadığından dönem dönem Ankara'ya geldiğinde buluştuklarını, Ankara'da Bursa Spor Kulübünün futbol maçı olduğundan ve anılan Kulüpte basın ve yayın konusunda bir görevi olan inceleme dışı sanık ...’ın Ankara'ya geldiğinde buluştuklarını, sanık ...’un da annesinin yanına geldiğini, inceleme dışı sanık ...’ı masaj salonuna götürmek üzere yola çıktıklarını, sanık ... ile birlikte dışarıda beklediklerini, sonradan çorba içmeye gittiklerini, akşam sanık ...’un annesi akrabalarına gittiğinden otelde kalmaya karar verdiğini, sanık ...’u ve inceleme dışı sanık ...'ı otele bırakıp eve gittiklerini, Tanık ... ...; inceleme dışı sanık ... ile iş ortaklığı olduğunu, inceleme dışı sanık ...’ın da diğer ortakları olduğunu, inceleme dışı sanık ...’in de taşeron firma yetkilisi olduğunu, inceleme dışı sanık ...’ın tahliye olduğu gün Hayrettin’in Çorlu’ya geldiğini, inceleme dışı sanıklar Turgay, Hayrettin ve arkadaşları olan Erhan ile birlikte...’ı karşıladıklarını, tutukluluğa yapılan ilk itirazda da Hayrettin dışındaki kişilerle birlikte yine Çorlu’ya geldiklerini, Tanık Murat Vural; avukatlık yaptığını, Çorlu Belediyesinde ihale dosyaları ile ilgili yapılan soruşturma dosyasında vekilliğini üstlendiği belediye personeli olan iki kişinin tutuklandığını, her bir ihale dosyası hakkında ayrı soruşturma yürütüldüğü, davayı yargılama aşamasını da takip ettiğini, kamu davası açılmadan müvekkili Nedret ile Bedri'nin tutuklama kararına itiraz ettiklerini, talebin sulh ceza mahkemesince reddedildiğini, asliye ceza mahkemesine itiraz ettiklerini, sanık ...’un müvekkillerinin tahliyesine karar verdiğini, yaklaşık bir buçuk ay sonra kamu davası açılınca müvekkillerinin yeniden tutuklandığını, davayı daha sonra takip etmediğini, Tanık ... Arıkan; olay tarihinde Çorlu Adliyesinde Cumhuriyet savcısı olduğunu, Cumhuriyet savcısı tanık ... tarafından Ortem Ltd. Şti.’nin Çorlu Belediyesinden aldığı ihaleler ile ilgili olarak yürütülen soruşturma kapsamında inceleme dışı davanın sanıkları..., ...ve ...'ün tutuklandıklarını, inceleme dışı sanık Hayretttin’in sanık ...’un hemşehrisi olduğunu, tutuklu olan inceleme dışı sanık ... aracılığıyla ve sanık ...'un çocukluk arkadaşı olan inceleme dışı sanık ...'in yardımıyla soruşturma sırasında tahliye kararları alınacağı yönünde söylenti olduğunu, tutuklu olan inceleme dışı sanık ... hakkında verilen tahliye kararından yaklaşık bir hafta sonra inceleme dışı davanın sanıkları ... ve...’ün de tahliye edildiği günün akşamı adliye lokalinde otururken sanık ...’un geldiğini, Cumhuriyet savcılığı kâtibi Mahmut’u lokale çağırıp, "Niye yanlış faks çekiyorsunuz, düzeltin" dediğini, ardından sanık ...’un sürekli telefonla görüştüğünü, telefonda "Merak etmeyin, bu işi hâlledeceğim, yanlış faks çekilmiş" gibi sözler söylediğini, o gece saat 24.00'e kadar adliye lokalinde oturduklarını, sanık ...’a "İş mi takip ediyorsun" diyerek tepki gösterdiğini, Tanık Mahmut Fidan; Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığında zabıt kâtibi olduğunu, Çorlu 1. Asliye Ceza Mahkemesince inceleme dışı davanın sanıkları ... ve... hakkında tahliye kararı verildiğini, tahliye müzekkerelerini akşam saat 20.00 sıralarında cezaevine faks çektiğini, cezaevinden aranarak tahliye müzekkerelerinin tarihinde hata olduğundan tahliye işleminin gerçekleştirilmediği bildirilince sanık ...’a telefonla ulaşmaya çalıştığını, tahliye edilen şahısların avukatı tanık Kemal Kaan’ın da yanında olduğunu, sanık ...’a ulaşamadığını gören tanık Kemal Kaan’ın kendi telefonundan arama yapabileceğini söylemesi üzerine, onun telefonuyla sanık ...'u aradığını, önce tanık Kemal Kaan’ın görüştüğünü, sonradan telefonu alarak kendisinin konuştuğunu, kararı adliye lokalinde bulunan sanık ...’a götürüp paraf attırdığını, Tanık ... ...; 09.01.2009 tarihinde nöbetçi hâkim olduğunu, sanık ...'un olay günü saat 19.00 sıralarında telefonla aradığını, tahliye talebinin reddine dair karara itiraz edildiğini, avukatların uzun süre koridorda beklediklerini, dosyanın Sulh Ceza Mahkemesinden geç gönderildiğini, kendisinin bakmaması hâlinde bunun yanlış anlaşılabileceğini, gelmesine gerek olmadığını, isterse dosyaya bakabileceğini, üç günlük inceleme süresi olduğunu söylediğini, mesai saati dışında olsa da sanık ...’un asliye ceza mahkemesinin müstemir yetkili hâkimi olduğu için ve üç günlük itirazı değerlendirme süresi olduğundan itiraza bakmasının olağan olduğunu düşündüğünü, telefonla aradığı Çorlu 1. Sulh Ceza Mahkemesi Hâkimi tanık ...’un UYAP sisteminde sorun olduğu için dosyayı asliye ceza mahkemesine geç gönderdiklerini, avukatların koridorda beklediklerini söylediğini, aynı gün akşam saat 21.00 sıralarında adliye lokaline geldiğinde ORTEM Ltd. Şti.’nin ortaklarının tahliye olduğunu öğrendiğini, daha sonra sanık ...'un adliye lokaline geldiğini, tahliye müzekkerelerinde sorun olduğundan bunu çözmeye çalıştığını, sürekli telefonda görüştüğünden Cumhuriyet savcısı tanık ...’in sanık ...’u uyararak rahatsız olduğunu belirttiğini, Tanık ...; güzellik salonu işletmeciliği yaptığını, inceleme dışı sanıklar Turgay ve Hayrettin ile sanık ...’un birlikte iş yerine geldiklerini, daha sonra sanık ...’un görevli personelle tartışınca birlikte gittiklerini, daha sonra inceleme dışı sanık ...’ın telefonla arayarak Ankara Dedemen Otelinde bir misafiri ile kalacağını, yabancı uyruklu iki kadın talep ettiğini, misafirinin 629 numaralı odada kaldığını, gelecek bayanın oraya gitmesini istediğini, bunun karşılığında kimseden para almadığını, güzellik salonuna inceleme dışı sanık ...'ın gelmediğini, Tanık ...; yaklaşık otuz yıldır otelcilik iş kolunda çalıştığını, çocukluktan beri tanıştıkları sanık ...’un sık sık yanlarına uğradığını, otelcilik sektöründe çalıştığı için kendisine %50 indirim yapıldığından kuzeni olan inceleme dışı sanık ...'in arayıp Dedeman Otelde üç kişilik oda ayırmasını istediğini, üç odayı inceleme dışı sanık ... adına ayırttığını, otel ücretinin adına fatura edildiğini, otelde cari hesabının bulunduğunu, ücreti Hayrettin'in ödediğini, fatura gelmediğini, İnceleme dışı sanık ...; sanık ... ile hemşehri ve çocukluk arkadaşı olduklarını, sanık ...’un annesi Ankara’da oturduğundan sık sık Ankara’ya geldiği için de görüşmeye devam ettiklerini, iş arkadaşı olan inceleme dışı sanık ...’ın tutuklanması üzerine inceleme dışı sanık ... ve tanık ... ile birlikte Çorlu’ya gittiklerini, sanık ... ile birlikte yemek yediklerini, yemekte inceleme dışı sanık ...’ın tutukluluğuna itiraz için geldiklerini söylediklerini, sonrasında 05.01.2009 tarihinde inceleme dışı sanık ..., tanık ... ve birkaç kişi ile birlikte sanık ... ve eşi ... ile birlikte yemek yediklerini, yemekte dosya ile ilgili konuşmadıklarını, daha sonra tahliye edilen inceleme dışı sanık ...’ı cezaevinden aldıklarını, iki üç ay sonra sanık ... Ankara’ya gelince inceleme dışı sanık ...’ın teklifi üzerine sanık ... ve... ile birlikte masaj salonuna gittiklerini, sanık ...’un ödemeyi yaptığını, akrabası olan tanık ... aracılığıyla sanık ... ve inceleme dışı sanık ... için otelde yer ayırıp onları otele bıraktıklarını, otelin parasını tanık ...’un ödediğini, suçlamaları kabul etmediğini, sanık ...'un Ankara'ya geldiğinde yemek parasının ödenmesi konusunun rüşvet suçu kapsamında değerlendirilmeye çalışıldığını, emniyet müdürünün yanına gelip "Seni bu çemberin dışında tutabiliriz, ancak sanık hâkim aleyhine bir şeyler söyle" dediğini, bunu kabul etmediğini, ertesi gün Başsavcının da benzer sözleri sarf ettiğini, kendisine baskı yapıldığını, masaj salonu ve yabancı uyruklu kadın gibi kavramlarla soruşturmayı magazinleştirdiklerini, İnceleme dışı sanık ...; sanıklar Selçuk Uğur’u ve Hikmet’i bu dava sebebi ile tanıdığını, inceleme dışı sanık ...'i taşeronları olduğu için tanıdığını, birlikte Çorlu'ya gittiklerini, sanık ...’un kendilerini yemeğe götürüp, parasını da ödediğini, inceleme dışı sanık ...’ın tutukluluğu kunusunda kaç kez itiraz haklarının olduğunu sanık ...’a sorduğunu, onun da sınırsız olduğunu söylediğini, inceleme dışı sanık ... tahliye olduktan üç buçuk ay kadar sonra inceleme dışı sanık ...’in yanında sanık ...’da varken Ankara’da görüştüklerini, birlikte masaj salonuna gittiklerini, sanık ...’un annesi Gölbaşı'nda oturduğundan, eve gitmesi zor olacağı için inceleme dışı sanık ...’in kendilerine otelde yer ayırttığını, otele gidince birlikte olmak için tanık...’dan arkadaşı Mümin ve kendisi için iki kadın ayarlamasını söylediğini, bir kadın daha gelince onu sanık ...’un odasına yönlendirdiğini, bundan sanık ...’un haberinin olmadığını, sonradan öğrendiği kadarıyla sanık ...’un gelen kadına taksi ücreti verip geri gönderdiğini, sanık ...'i tanımadığını, İnceleme dışı sanık ...; Çorlu Belediyesinin gerçekleştirmiş olduğu ihaleye katıldıklarını, ihaleye fesat karıştırdığı iddiasıyla tutuklandığını, tutukluluğa yaptıkları ilk itirazın reddedildiğini, inceleme dışı sanık ...’ın yapmış olduğu projelerden birinde ortak iş yaptıklarını, inceleme dışı sanık ...’in de taşeron firmanın temsilcisi olduğu, sanık ...’u tanımadığını, inceleme dışı davanın tutuklu sanığı olan... ile cezaevinde aynı koğuşta kaldığını, tahliye olunca inceleme dışı sanıklar Turgay ve Hayrettin tarafından cezaevinden araçla alındığını, tahliye edildikten üç gün sonra sanık ...’in kendisini arayarak nasıl tahliye olduğunu, itiraz dilekçesinde neler yazıldığını sorunca avukatıyla görüşmesini söylediğini, Ankara’da masaj salonuna gidilmesi, yemek yenmesi ve otelde kalınması olayından haberinin olmadığını, tahliye edilmesi konusunda kimseyle görüşmediğini, Beyan etmişlerdir. Sanık ...; kızı ...’ün 18.12.2008 tarihinde Bursa Emniyet Müdürlüğünden telefonla aranıp davet edilmesi üzerine Bursa Emniyet Müdürlüğüne gittiğini ve hakkında soruşturma yapıldığını öğrendiğini, aynı gün oğlu...’ün de ifadesi alınmak üzere aranınca İstanbul'dan Çorlu Emniyet Müdürlüğüne gittiğini, çocuklarının tutuklandığını öğrenince avukat olan tanık Kemal Kaan'a vekaletname verdiklerini, avukatlarının tahliye talebinde bulunduğunu, daha sonra çocuklarının tahliye edilmelerine karar verildiğini, tanık Kemal Kaan’ın cezaevine gidip beklemesi gerektiğini, cezaevine çekilecek faks üzerine salıverileceklerini söyleyince cezaevine gidip beklemeye başladığını, uzun süre bekleyince tanık Kemal Kaan'ı aradığını, onun tahliye müzekkeresinde tarih hatası olduğunu, bunun düzeltilmeye çalışıldığını, beklemesi gerektiğini söylediğini, hatanın düzeltilip tekrar faks çekildiğini, tanık Kemal Kaan'a verdiği vekalet ücretinin farklı şekilde gösterilmeye çalışıldığını, her ihale dosyası hakkında ayrı ayrı soruşturmanın yapıldığını, birden fazla dava olduğu için ve iki çocuğunun da avukatlığını yaptığından vekalet ücreti olarak toplam 60.000 TL verdiğini, karşılığında da makbuz aldığını, inceleme dışı sanık ... dışında hiç kimseyi tanımadığını, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini, Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/85 esas sayılı dosyasında da çocukları... ve ... hakkında beraat kararı verilip kesinleştiğini, Sanık ...; çocukluk arkadaşı ve hemşehrisi olan inceleme dışı sanık ...'in 2008 yılı Aralık ayının son günlerinde Çorlu'ya geldiğinde yanında Ankara'dan ortak arkadaşı olan Asım ve inceleme dışı sanık ...’ın olduğunu, onları yemeğe davet ettiğini, inceleme dışı sanık ...’ın tutukluğu konusunda inceleme dışı sanık ...'a “Hayırlısı olsun inşaallah itirazınız kabul olur, eğer olmaz ise her zaman itiraz edebilirsiniz” demediğini, demiş olsa dahi herkese karşı söylenebilecek bir söz olduğunu, bu olaydan yaklaşık on beş gün sonra inceleme dışı sanık ... ile yeniden telefonda görüştüğünde Çorlu'da olduğunu söylemesi üzerine o sırada eşiyle birlikte öğle yemeği için dışarıda olduğundan onu da davet ettiğini, birlikte yemek yediklerini, ancak aralarında tutuklu şahısla ilgili herhangi bir konuşma geçmediğini, bu olaydan yaklaşık bir ay sonra Şubat ayı içerisinde inceleme dışı sanık ...’in telefonla arayarak Çorlu Başsavcısı Orhan'ın ifade vermek için kendisini çağırdığını fakat sebep göstermediğini söylediğini, ifadeleri alınmak istenen tahliye edilen inceleme dışı sanık ... ve yanında bir kaç kişi Çorlu'ya geldiklerinde ifade vermeden önce Başsavcı Orhan’ın inceleme dışı sanık ...’a, kendisine rüşvet verdiğini kabul etmesi hâlinde kimliğinin gizli tutulacağını, devam etmekte olan diğer soruşturmanın da kapatılacağını söylediğini, Suat’ın bunu kabul etmediğini öğrendikten sonra konuyla ilgili Adalet Bakanlığındaki bazı kişilerle görüşerek sözlü olarak bu durumu aktardığını, 29.03.2009 mahalli idareler genel seçimi nedeni ile yıllık izin alıp Ankara'ya gittiğini, bu sürede inceleme dışı sanık ... ile görüştüklerini, Nisan ayı başlarında inceleme dışı sanık ... ve diğer arkadaşları ile buluştuklarını, tanık...’ın inceleme dışı sanık ... ile birlikte yemek yediklerini görünce, inceleme dışı sanık ... ile yanlarına gittiklerini, inceleme dışı sanık ...’ın, önceden tanıdığı ve yeni bir iş yeri açan tanık... ile sözleştiğini oraya uğraması gerektiğini söyleyince, tanık...’ın işlettiği güzellik ve masaj salonuna gittiklerini, yanlarında tanık..., inceleme dışı sanık ..., ... ve birkaç arkadaşlarının daha olduğunu, masaj salonu kısmına geçtiklerinde buranın uygun bir yer olmadığını düşündüğünü, ikram edilen çayı içip kalkacağı sırada orada çalışan kişilerin saunaya girmeleri konusunda ısrarcı olmaları üzerine tartışarak dışarıya çıktığını, bu esnada inceleme dışı sanık ...’ın masaj odasına gittiğini, bir süre dışarıda bekledikten sonra geldiğini, buradan nargile cafeye ve çorbacıya geçtiklerini, inceleme dışı sanık ... misafir olduğu için tüm masrafların kendisi, inceleme dışı sanık ... ve tanık... tarafından ödendiğini, saat 23.00-23.30 sıralarında inceleme dışı sanık ...'ın konaklayacağı Dedeman Oteline giderken annesinin Gölbaşı'nda teyzesinin yanında olduğunu öğrenince, evin anahtarı yanında olmadığından otelde kalmaya karar verdiğini, inceleme dışı sanık ...’in rezervasyon işlemini yaptırdığını, ortak arkadaşları olan tanık ...’un otelcilik iş kolunda çalışması nedeniyle rezervasyonun onun adına olduğunu, 629 numaralı odada kaldığını, inceleme dışı sanık ...'dan daha önce odaya çıktığını, yaklaşık birkaç saat televizyon seyrettiğini, uyuyacağı sırada konuşmasından yabancı uyruklu olduğunu anladığı bir kadının kapıyı çaldığını, açtığında kendisinin inceleme dışı sanık ... tarafından gönderildiğini söyleyince, böyle bir talebinin olmadığını ifade ettiğini, kadının bu saatte buraya çağırdınız paramı isterim diyerek taşkınlık yapması üzerine 20 TL taksi parası verip gönderdiğini, ertesi gün inceleme dışı sanık ...'a kendisine sormadan böyle bir şey yapmaması gerektiğini söylediğini, otel ücretini ödemek istediğinde inceleme dışı sanık ...’in faturanın tanık ... adına kesileceğini, bu nedenle ödemeyi daha sonra yapabileceğini beyan ettiğini, otel ücretini yaklaşık on beş gün sonra inceleme dışı sanık ...’in muhasebecisi olan...’ye verdiğini ve fatura geldiğinde mahsup edilmesini söylediğini, ORTEM Ltd. Şti.’nin katıldığı ihalelerle ilgili yürütülen soruşturma dosyalarında Cumhuriyet savcısı olan tanık ... dışındaki diğer Cumhuriyet savcılarının şüphelileri göz altına almamasına rağmen Cumhuriyet savcısı tanık ...’in Çorlu Cumhuriyet Başsavcısının talimatı doğrultusunda şahısları tutuklamaya sevk ettiğini, müstemir yetkisinin asliye ceza mahkemesi olduğundan sulh ceza mahkemesinin kararlarına karşı itirazı incelemeye yetkili olduğunu, sulh ceza mahkemesi hâkimi tanık ...’un olay günü saat 17.00’dan önce odasına gelerek inceleme dışı davanın sanıkları ... ve...’ün tahliyesi isteminde bulunulduğunu, talebi reddettiğini ve karara itiraz edildiğini, UYAP sistemindeki sorundan dolayı dosyayı geç göndermek zorunda olduğunu söylediğini, dosyanın mesai saatinden sonra mahkemeye gönderilmesi üzerine nöbetçi hâkim olan tanık ...’ı aradığını, onun da talep hakkında bir gün sonra karar verilirse sıkıntı olur diyerek dosyaya bakması için ricada bulununca bunu kabul ettiğini, tahliye kararı verdikten sonra kâtip Mahmut’un, avukat olan tanık Kemal Kaan’a ait telefonla aradığını, karardaki tarih hatası nedeniyle tahliyenin yapılmadığını söyleyince kararın adliye lokaline getirilmesini istediğini, gönderilen karara paraf attığını, ikinci asliye ceza mahkemesine itirazda bulunulmamasının sebebinin o haftanın yılbaşı tatiline denk gelmesinden kaynaklandığını, suçlamaları kabul etmediğini, Savunmuşlardır. Temyiz incelemesinin isabetli bir şekilde yapılabilmesi için rüşvet ve görevi kötüye kullanma suçları üzerinde durulmalıdır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitabının “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlığını taşıyan Dördüncü Kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı Birinci Bölümünde yer alan "Rüşvet" başlıklı 252. maddesi suç tarihinde; “(1) Rüşvet alan kamu görevlisi, dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Rüşvet veren kişi de kamu görevlisi gibi cezalandırılır. Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması hâlinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur. (2) Rüşvet alan veya bu konuda anlaşmaya varan kişinin, yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması hâlinde, birinci fıkraya göre verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılır. (3) Rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır. …” şeklinde düzenlenip anılan maddenin üçüncü fıkrasında rüşvet suçu; bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır şeklinde tanımlanmışken, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunla madde tamamen değiştirilmiş ve on fıkradan oluşan maddenin ilk dört fıkrasında; "Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi, dört yıldan on iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır. Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur. Kamu görevlisinin rüşvet talebinde bulunması ve fakat bunun kişi tarafından kabul edilmemesi ya da kişinin kamu görevlisine menfaat temini konusunda teklif veya vaatte bulunması ve fakat bunun kamu görevlisi tarafından kabul edilmemesi hâllerinde fail hakkında, birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre verilecek ceza yarı oranında indirilir..." hükümleri getirilmiştir. Rüşvet suçu, bir tarafta rüşvet veren ile diğer tarafta ise rüşvet alan kamu görevlisinin yer aldığı bir karşılaşma suçu, dolayısıyla da çok failli bir suçtur. TCK’nın 252. maddesinde; “… bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır” şeklinde tanımlanmak suretiyle yalnızca “nitelikli rüşvet suçu” ceza yaptırımına bağlanmış iken, 05.07.2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un 87. maddesi ile TCK'nın 252. maddesinde yapılan değişiklikle öncekinden farklı olarak “basit rüşveti” de kapsayacak şekilde düzenlenmiştir. Yapılan değişiklikle TCK'nın 252. maddesinin birinci fıkrasında; “Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde “rüşvet veren” bakımından, İkinci fıkrasında ise; “Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır” biçiminde ifade edilmek suretiyle de “rüşvet alan kamu görevlisi” açısından “rüşvet suçu” tanımlanmıştır. Bu suretle de, sağlanan menfaatin “kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı” bir işin yapılması amacına yönelik olması şartı kaldırılarak, görevinin gereklerine uygun davranması için kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlamak fiili TCK'nun 257/3. maddesindeki görevi kötüye kullanmak suçu kapsamından çıkartılarak rüşvet suçuna dönüştürülmüştür. Rüşvet suçu, öğretide de açıkça vurgulandığı üzere iki taraflı bir suçtur. Bir karşılaşma suçu olduğu için, zorunlu olarak suçun işlenişine katılanlar, aynı amacın gerçekleşmesini hedeflemekte, fakat farklı yönlerden hareket etmektedirler. Bu suç ile yasaklanan eylemler, rüşvet alan kamu görevlisi bakımından rüşvet alma, rüşveti veren fail bakımından ise, rüşvet vermedir. Bu nedenle de yararı sağlayan veya bu yolda anlaşmaya varan (vaadde bulunan) kişi ile kamu görevlisi arasında, serbest iradeye dayalı bir “rüşvet anlaşması” bulunmaktadır (... Emin Artuk –Ahmet Gökcen –A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 7. Bası, s. 699 vd.; Durmuş Tezcan – Mustafa Ruhan Erdem –Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 6. Bası. s. 810 vd.; İzzet Özgenç, İrtikap ve Rüşvet Suçları, 1. Bası, s. 78 vd.). Gerek Ceza Genel Kurulunun ve Özel Dairenin yerleşmiş kararlarında, gerekse öğretide ağırlıklı bir görüş olarak kabul gördüğü üzere, kamu görevlisinin, görev alanına giren bir işin yapılması veya yapılmaması karşılığında, fertler arasında, haksız yararın sağlanması hususunda rızalarının tam olarak uyuşması ile rüşvet anlaşması gerçekleşmiş olur. Teklif veya önerinin fert veya kamu görevlisinden gelmesinin önemi bulunmamakla birlikte, rüşvet veren ve alanın aynı amacın gerçekleştirilmesine yönelik olarak, kamu görevlisi tarafından ferde veya fert tarafından kamu görevlisine doğrudan veya örtülü bir istek veya önerinin yapılması ve bunun da karşı tarafça kabul edilmesi gerekir. Böyle bir anlaşmanın varlığının kabulü için, anlaşmaya ilişkin rızalar... irade ürünü olmalı, başka deyişle, cebir, tehdit, hile ve sair nedenlerle fesada uğratılmamış bulunmalıdır. TCK’nın “Görevi kötüye kullanma” başlıklı 257/3. maddesi suç tarihi itibarıyla; “İrtikap suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmişken, suç tarihinden sonra 19.12.2010 tarihinde yürürlüğe giren 6086 sayılı Kanun’un birinci maddesi ile "birinci fıkra hükmüne göre" ibaresi "bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile" biçiminde değiştirilmiş, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un 105. maddesi ile de üçüncü fıkra yürürlükten kaldırılmıştır. 05.07.2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un 87. maddesi ile TCK'nın 252. maddesinde yapılan değişikliğe ilişkin madde gerekçesinde; “Rüşvet suçunun oluşabilmesi için sağlanan menfaatin kamu görevlisinin ‘görevinin gereklerine avkırı’ bir işin yapılması amacına özgü olması şartı aranmamaktadır. Rüşvet suçunun oluşabilmesi için, kamu görevlisinin görevinin ifasıyla ilgili bir işin yapılması veya yapılmaması bağlamında kişiyle anlaşarak bir menfaat temin etmesi gerekmektedir. Ancak, önemle vurgulamak gerekir ki, kişinin haklı bir işinin gereği gibi, hiç veya en azından vaktinde görülmeyeceği endişesiyle, kendisini mecbur hissederek kamu görevlisine veya yönlendireceği kişiye menfaat temin etmiş olması hâlinde, bu kişi bakımından fiil suç oluşturmaz. Çünkü bu durumdaki kişiyi mağdur olarak kabul etmek gerekmektedir. Buna karşılık menfaat sağlanan kamu görevlisini ise, artık rüşvet veya görevi kötüye kullanma suçundan dolayı değil, icbar suretiyle irtikâp suçundan dolayı cezalandırmak gerekmektedir. Bu suretle rüşvet suçu ile icbar suretiyle irtikap suçu arasındaki ayırıma açıklık getirilmiştir.” şeklinde açıklanarak bu suretle de, görevinin gereklerine uygun davranması için kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlamak fiili TCK'nun 257/3. maddesindeki görevi kötüye kullanmak suçu kapsamından çıkartılmış olup irtikap suçunu oluşturmadığı takdirde rüşvet suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Adalet Bakanlığı Ceza İşleri ve Genel Müdürlüğüne gönderilen isimsiz, imzasız ve tarihsiz ihbar mektubunda; Çorlu Belediyesinin yapmış olduğu ihaleyi alan ORTEM Ltd. Şti.’nin yetkilisi olan..., ... ve...’ın ihaleye fesat karıştırma suçundan tutuklandıkları, Çorlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi olan sanık ...’a sanık ... ile inceleme dışı sanıklar Hayrettin ve Turgay’ın ulaştıkları, sağladıkları yarar karşılığında inceleme dışı davanın tutuklu olan sanıkları..., ... ve...’ın sanık ... tarafından tahliye edildiğinden bahisle suç duyurusunda bulunulması üzerine sanıklar Selçuk Uğur ve Hikmet ile inceleme dışı sanıklar Hayrettin, Suat ve Turgay hakkında soruşturmaya başlandığı, Çorlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi olan sanık ... ile inceleme dışı sanık ...’in çocukluk arkadaşı ve hemşehri oldukları, inceleme dışı sanık ...’a ait şirketin taşeron firmasının temsilcisinin inceleme dışı sanık ... olduğu, inceleme dışı sanıklar... ile Turgay’ın da iş ortaklıklarının bulunduğu, Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığınca ihaleye fesat karıştırma, nitelikli dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlarından..., Özgür, ... ve bir kısım şüpheliler hakkında yürütülen soruşturma kapsamında Çorlu 1. Sulh Ceza Mahkemesince 19.12.2008 tarihinde inceleme dışı davanın sanıkları..., ...ve ...’ün tutuklanmalarına karar verildiği, inceleme dışı sanık ...’ın müdafilerince yapılan tutukluluğa itiraz taleplerinin Çorlu 2. Asliye Ceza Mahkemesince 25.12.2008 tarihinde reddedildiği, inceleme dışı davanın sanıkları olan ... ve...’ün müdafilerinin itirazlarının ise aynı mahkemece 26.12.2008 tarihinde reddedildiği, inceleme dışı sanık ...'ın arkadaşları olan ... ... ve inceleme dışı sanık ...’ın inceleme dışı sanık ...'e ulaşarak hep birlikte Çorlu’ya gittikleri, sanık ... ile görüşüp yemek yedikleri, yemek sırasında inceleme dışı sanık ...’ın, Suat hakkında kaç kez tahliye talebinde bulunma haklarının olduğunu sorunca sanık ...’un “Hayırlısı olsun, inşallah itirazınız kabul olur, olmaz ise her zaman itiraz edebilirsiniz” dediği, bu olaydan on gün sonra tahliye kararının verildiği gün inceleme dışı sanık ...’in telefonla sanık ...’u arayarak Çorlu’da olduğunu söylemesi üzerine sanık ... ve eşi ile birlikte yemek yediği, yemek ücretlerinin sanık ... tarafından ödendiği, inceleme dışı sanık ...’ın müdafilerinin tahliye talebinde bulunmaları üzerine Çorlu 1. Sulh Ceza Mahkemesince 05.01.2009 tarihinde talebin reddedildiği, bu karara itiraz edilmesi üzerine Çorlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi olan sanık ... tarafından itirazın kabulüne ve tahliyesine kararı verildiği, bu işlem nedeniyle sanık ...'un rüşvet aldığından bahisle, İnceleme dışı sanık ...’ın tahliye olduğunu duyan ORTEM Ltd. Şti.’nin diğer ortakları inceleme dışı davanın sanıkları... ve ...’ün babası olan sanık ...’in avukat olan tanık Kemal Kaan ile görüşerek tahliye konusunda ne gerekiyorsa yapılmasını istediği ve 100.000 Dolara anlaştıkları, inceleme dışı davanın sanıkları... ve ...’ün müdafisince yapılan tahliye talebinin Çorlu 1. Sulh Ceza Mahkemesince 09.01.2009 tarihinde reddedildiği karara itiraz edilmesi üzerine UYAP sisteminde meydana gelen aksaklıktan dolayı dosyanın UYAP sistemi üzerinden ve fiziken aynı gün saat 19.33’de Çorlu 1. Asliye Ceza Mahkemesine gönderildiği, o tarihte saat 17.00’dan sonra gelen taleplerin nöbetçi hâkim olan tanık ... tarafından bakılması gerekirken tanık ...'ın bilgisi ve rızası doğrultusunda sanık ... tarafından incelendiği ve inceleme dışı davanın tutuklu sanıkları olan... ve ...’ün tahliyelerine karar verildiğinden sanık ...’un inceleme dışı davanın sanığı...’ın tahliyesine karar verdiği olay hakkında rüşvet aldığı, sanık ...’in, çocukları olan inceleme dışı davanın sanıkları... ve ...’ün tahliyesine karar verilmesi için sanık ...’a rüşvet verdiği iddiasıyla Kamu davası açılan olayda; Sanık ...’un çocukluk arkadaşı ve hemşehrisi olan inceleme dışı sanık ...’in, inceleme dışı...’ın iş ortağı olan inceleme dışı sanık ... ile inceleme dışı sanık ...’ın tutuklanmasından sonra ve tahliyesinden önce sanık ... ile görüşüp yemek yedikleri, yemekte inceleme dışı sanık ...’ın tahliyesi konusunda konuşmanın geçtiği, sanık ...’un tahliye kararından üç ay sonra Ankara’da bulunan tanık ... tarafından işletilen masaj ve güzellik salonuna gittiği, ardından otele geçtiği ve kendisine inceleme dışı sanık ... tarafından hayat kadını gönderildiği, otel ücretinin inceleme dışı sanık ...’in talimatıyla tanık ...'a ait inşaat firması tarafından ödendiği, sanık ...’un otel ücretini inceleme dışı sanık ...’in muhasebecisi olan tanık Üstün’e geri ödediği, inceleme dışı sanıklar Turgay ve Hayrettin ile tanıklar..., Üstün, Ünsal, ... ve ...’un beyanlarından, sanık ...’un savunmasından, Ankara Emniyet Müdürlüğünün ilgili yazısından anlaşılmış ise de; Sanığa atılı rüşvet suçunun oluşabilmesi için suç tarihindeki düzenleme uyarınca görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlanmasının gerektiği, Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma dosyasında tutuklu olan... hakkında sanık ... tarafından tahliye kararı verilmiş olup inceleme dışı davada da sanık olan... hakkında yapılan yargılama sonucunda ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, nitelikli dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlarından verilen beraat hükümlerinin temyiz edilmeksizin kesinleştiği, kararda göz altında ve tutuklulukta geçirdiği süre için CMK’nın 141-144. maddeleri uyarınca tazminat istemeye hakkı olduğunun CMK’nın 141/2 ve 231/3. maddeleri uyarınca bildirilmesine yer verildiği, sanık ...'un inceleme dışı davanın sanığı... hakkında verdiği tahliye kararında usul ve yasaya bir aykırılık bulunmadığı, kaldı ki tahliye kararının yargısal karardan olup, sanık ...’un takdir hakkı kapsamında kaldığı, bu kararı vermeden önce veya verirken taraflar arasında rüşvet anlaşmasının gerçekleştiğine veya menfaat temin edildiğine dair herhangi bir delil bulunmadığı, suç tarihindeki düzenleme göz önüne alınarak TCK’nın 257/3. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçu açısından değerlendirildiğinde ise, tahliye kararından yaklaşık üç ay sonra gerçekleştiği iddia olunan menfaatlerin aradan geçen zaman da nazara alındığında sağlanan yararın yapılan işin karşılığı olduğuna dair bir bağ kurulamadığı gibi görevinin gereklerine uygun davranması için menfaat temin ederek görevi kötüye kullandığına ilişkin yeterli, her türlü kuşkudan uzak, somut, kesin ve inandırıcı bir delilin bulunmadığı, sanık ...’un eyleminin disiplin hukuku kapsamında değerlendirilebilecek nitelikte olduğu, zaten bu eyleminden dolayı hakkında disiplin soruşturmasının da yapıldığı, Sanık ...’in inceleme dışı sanık ...’ın tahliye edilmesi üzerine aynı dosya kapsamında tutuklu inceleme dışı davanın sanıkları olan çocukları ... ve...'ün tahliyesi için avukat olan tanık Kemal Kaan ile görüşerek 100.000 Dolar karşılığında anlaştığı ve bu konuda sanık ...’a rüşvet verildiği duyumu üzerine başlatılan soruşturmada, sanık ...’in sanık ...’a rüşvet verdiği iddiası ile kamu davası açılmış ise de; sanık ... hakkında bu olayla ilgili olarak kovuşturma izni verilmediğinden kamu davası açılmadığı, sanık ...'in tanık avukat Kemal Kaan’a vekalet ücreti olarak ödediği 60.000 TL’nin farklı şekilde gösterilmeye çalışıldığını, bu para karşılığında makbuz aldığını savunduğu, tanık Kemal Kaan tarafından da bunun doğrulandığı, sanık ...’un anlatımları dikkate alındığında ve tahliye işlemindeki tarih hatasından dolayı cezaevi müdürlüğünce tahliyenin yapılmaması üzerine nöbetçi kâtip tanık Mahmut’un tahliye müzekkeresindeki tarih hatasının düzeltilmesi amacıyla sanık ...’u telefonla aradığına, ulaşamayınca yanında bulunan tanık Kemal Kaan’ın telefonundan sanık ... ile görüştüğüne ilişkin tanıklar Kemal Kaaan ve Mahmut ile sanık ...’un anlatımları, sulh ceza mahkemesi hâkimi tanık ...’un UYAP sisteminde yaşanan aksaklıktan dolayı dosyayı mesai saatinden sonra itiraz merci olan asliye ceza mahkemesine göndermek durumunda kaldığını söylemesi, nöbetçi hâkim tanık ...’ın, sanık ...’un kendisini arayarak dosyanın geç gönderildiğini, avukatların kararı beklediğini o mahkemenin müstemir yetkili hâkimi olup üç günlük karar verme süresinin bulunduğunu, isterse dosyaya bakabileceğini söylemesi üzerine tanık ...’u aradıktan sonra bunu kabul ettiğini ifade etmesi, sanık ...’un, benzer yöndeki anlatımları, Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma dosyasında tutuklu olan inceleme dışı davanın sanıkları... ve ... hakkında sanık ... tarafından tahliye kararları verilmiş ve her ne kadar... ve ...’ün ilk oturumda yeniden tutuklanmalarına karar verilmiş ise de, yapılan yargılama sonucunda haklarında ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, nitelikli dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlarından verilen beraat kararlarının temyiz edilmeksizin kesinleşmesi, kararda göz altında ve tutuklulukta geçirdikleri süreler için CMK’nın 141-144. maddeleri uyarınca tazminat istemeye hakları olduğunun CMK’nın 141/2 ve 231/3. maddeleri uyarınca bildirilmesine yer verilmesi birlikte değerlendirildiğinde, sanık ...’in sanık ...’a rüşvet verdiğine yahut görevinin gereklerine uygun davranması için çıkar sağlayarak görevi kötüye kullanmaya azmettirdiğine dair, dosya kapsamında, yeterli, her türlü kuşkudan uzak, somut, kesin ve inandırıcı bir delil elde edilemediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla, katılan vekilinin ve Yargıtay Cumhuriyet savcısının temyiz itirazlarının reddi ile sanıklar ... ve ... hakkında rüşvet suçundan kurulan beraat hükümlerinin onanmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "İlk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama Yargıtay 5. Ceza Dairesince sanığın eyleminin disiplin hukukunun ihlali niteliğinde bulunup suç oluşturmadığından beraatine ilişkin hükmün temyizen incelenmesi sonunda beraat hükmünün onanmasına ilişkin sayın çoğunluğun düşüncesine iştirak etmek mümkün bulunmamıştır, zira; Sanığın iddia ve kabul olunan eylemleri suç tarihinde yürürlükte bulunan ve lehe olan 5237 sayılı TCK'nın 257/3. maddesinde yazılı suçu oluşturduğu ancak suç ile inceleme tarihi arasında TCK'nın 66. maddesinde yazılı zamanaşımı süresinin anılan Kanun'un 67. maddesi uyarınca zamanaşımını kesen en son işlemden itibaren inceleme tarihine kadar gerçekleştiğinden davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğu" görüşüyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi de; "Sanıklara atılı rüşvet suçunuın sabit olduğu " düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 11.10.2017 tarihli ve 5-13 sayılı hükümlerinin ONANMASINA, 2- Dosyanın, Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 03.03.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2016/1114 E., 2020/288 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
maddeleri gereğince iki kez 2 yıl 6 ay hapis, rüşvet suçundan TCK’nın 252/1 ve 62. maddeleri gereğince 3 yıl 4 ay hapis, sanık...’ın edimin ifasına fesat karıştırma suçundan TCK’nın 236/2-a yollamasıyla 236/1 ve 62.
Ceza Genel Kurulu         2016/1114 E.  ,  2020/288 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 5. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ağır Ceza Sayısı : 396-443 Sanık ...’in edimin ifasına fesat karıştırma suçundan TCK’nın 236/2-a-b yollamasıyla 236/1 ve 62. maddeleri gereğince iki kez 2 yıl 6 ay hapis, rüşvet suçundan TCK’nın 252/1 ve 62. maddeleri gereğince 3 yıl 4 ay hapis, sanık...’ın edimin ifasına fesat karıştırma suçundan TCK’nın 236/2-a yollamasıyla 236/1 ve 62. maddeleri gereğince 2 yıl 6 ay hapis, rüşvet suçundan TCK’nın 252/1 ve 62. maddeleri gereğince 3 yıl 4 ay hapis ve sanık...’ın edimin ifasına fesat karıştırma suçundan TCK’nın 236/2-a-b yollamasıyla 236/1 ve 62. maddeleri gereğince 2 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ve tüm sanıklar hakkında aynı Kanun’un 53 ve 63. maddeleri gereğince hak yoksunluklarına ve mahsuba ilişkin Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 03.12.2008 tarihli ve 172-403 sayılı hükümlerin katılan TEİAŞ vekili ve sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 10.09.2012 tarih ve 4568-8540 sayı ile; "3628 sayılı Yasanın 14 ve 18. maddelerine göre Ankara Üniversitesi Rektörlüğü ve Türkiye Elektrik İletim A.Ş. Genel Müdürlüğünün sanıklar haklarında açılan suçların zarar göreni oldukları, bu sıfatlarının gereği olarak CMK'nın 233 ve 234. maddeleri gereğince kovuşturma evresinde sahip olduğu, davaya katılma ve öteki haklarını kullanabilmeleri için duruşmadan haberdar edilmeleri gerektiği hâlde, usulen dava ve duruşmalar bildirilmeden, davaya katılma ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nun mağdur ve katılanlar için öngördüğü haklardan yararlanma olanağı sağlanmadan yargılamaya devam edilerek yazılı biçimde hükümler kurulması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesince 04.12.2012 tarih ve 396-443 sayı ile; sanık ...’in edimin ifasına fesat karıştırma suçundan TCK’nın 236/2-a-b yollamasıyla 236/1 ve 62. maddeleri gereğince iki kez 2 yıl 6 ay hapis, rüşvet suçundan TCK’nın 252/1 ve 62. maddeleri gereğince 3 yıl 4 ay hapis, sanık...’ın edimin ifasına fesat karıştırma suçundan TCK’nın 236/2-a yollamasıyla 236/1 ve 62. maddeleri gereğince 2 yıl 6 ay hapis, rüşvet suçundan TCK’nın 252/1 ve 62. maddeleri gereğince 3 yıl 4 ay hapis ve sanık...’ın edimin ifasına fesat karıştırma suçundan TCK’nın 236/2-a-b yollamasıyla 236/1 ve 62. maddeleri gereğince 2 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ve tüm sanıklar hakkında aynı Kanun’un 53 ve 63. maddeleri gereğince hak yoksunluklarına ve mahsuba karar verilmiştir. Bu hükümlerin de katılan TEİAŞ vekili ve sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 06.11.2014 tarih ve 1246-10558 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 16.03.2016 tarih ve 24231 sayı ile; "...Tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, davaya konu dosyada numunelerin TS 900/1 EN ISO 3170/Aralık 2005 standardına uygun şekilde alınmaması, sanık ...'in suç tarihinde Aybek firmasının %1 ortağı olması, temsilcisi olmaması, sanık ... ile sanıklardan Veysal Karani Bakır arasındaki telefon görüşmesinin başlı başına suç teşkil etmemesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanıkların mahkûmiyetlerine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden, sanıklar ... ve... hakkında Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü Sekreterliği yakıt alımı işiyle ilgili rüşvet, edimin ifasına fesat karıştırma, TEİAŞ 8. İletim ve Tesis İşletme Grup Müdürlüğüne yönelik sanıklar ... ve... hakkında edimin ifasına fesat karıştırma suçundan beraatlerine karar verilmesi gerektiği, bu nedenle Yerel Mahkeme hükmünün bozulması gerektiği. .." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince 03.06.2016 tarih, 3101-5835 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI İtirazın kapsamına göre inceleme sanıklar ... ve...'a atılı rüşvet ve anılan sanıkların Avrupa Birliği Genel Sekreterliğine yönelik edimin ifasına fesat karıştırma suçu ile sanıklar ... ve...'ın TEİAŞ 8. İletim Tesis ve İşletme Grup Müdürlüğüne yönelik edimin ifasına fesat karıştırma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklar... ve ...’e atılı edimin ifasına fesat karıştırma ve rüşvet suçları ile sanık...’a atılı edimin ifasına fesat karıştırma suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 27.01.2006 tarihli ve 2006/106 sayılı iletişimin tespiti tutanağına göre; sanık ...’in kullanımında bulunan 0 312 223 22 20 numaralı telefonun 27.01.2006 - 27.04.2006 tarihleri arasında dinlenmesi esnasında, 16.02.2006 tarihinde aşağıdaki konuşmanın tespit edildiği; Yılmaz : "Aypek Petrol." ... : "Ha ben ..., ... Bey dönmedi mi?" Yılmaz : "Pardon Abicim bir saniye. ( santral telefon aktarma sinyali)" ... : "... Beyciğim." ... : "Abi merhaba saygılar." ... : "Saygı bizden ... Abicim, arada..." ... : "Bir öğlen yemek yeseydik ya." ... : "Bu öğlen mi Abi?" ... : "Bir öğlen diyorum, ben öğleyin kamu ihale kurumundaydım, toplantı vardı orada." ... : "Sizin orda yiyeceğiz değil mi Abi" ... : "Abicim, Bilkent'te de yeriz, istediğin yerde yeriz yani." ... : "Sizin orada, eğer mahsuru yoksa sizin orda yiyelim Abi?" ... : "Yarın bekleriz o zaman." ... : "Yarın öğlen geleyim, Nur Hanım'a biraz masraf edelim Abi ya." ... : "Olur, her zaman başımın üstünde yerin var." ... : "Ha ha ha (Gülüyor) Sağol teşekkür ederim Abi." ... : "Yakıtımız 4'e kadar gelir mi?" ... : "Daha önce gelecek Abi." ... : "Dediğimiz şeyi 16-17 ton alabiliriz yakıtı müsait." ... : "17 ton alır öyle mi?" ... : "He, karışık yapıyorduk ya." ... : "Evet Abi." ... : "4 kilo olacak şekilde düzenlersen sen onu." ... : "Tamam 4 ton karıştıracağız, öyle mi ... Abi?" ... : "Yok 4 kilo olacak şekilde yani." ... : "Ha!" ... : "...? 4 ,,,? olacak şekilde 4." ... : "4." ... : "4 bin YTL olacak şekilde." ... : "4 bin YTL, o zaman ... Abi çok olur ya, neden biliyor musun abi, şimdi 16 ton 17 tona ancak 5 ton karışması lazım Abi, onun üstünde karıştırdığımız zaman..." ... : "O ne yapar, bir iki milyar falan mı yapar?" ... : "Şimdi 6 ton karıştıralım Abi , 6 tonda yaklaşık 2.700-2.800 YTL tutar." ... : "Tamam öyle yap, öyle yap." ... : "Neden biliyor musun Abi? Yanmaz Abi." ... : "Tamam oldu." ... : "Yanarsa hiç problem olmaz, yanmazsa çok problem olur." ... : "Tamam, tamam. 15-16 ton olacak şekilde onu düzenle yani." ... : "Tamam ... Abicim" ... : "Yarın bekliyoruz." ... : "Tamam ... Abicim." ... : "Hadi hayırlı işler." ... : "Var mı bir emriniz, bir arzunuz?" ... : "Çok sağ ol." ... : "Görüşmek üzere." ... : "Zeki Bey mi gelecek buraya?" ... : "Evet Abi." ... : "Tamam biz çocukları göndeririz." ... : "Tamam Abi." ... : "Hadi hayırlı işler, güle güle." ... : "Teşekkür ederim, çok sağ olun." Avrupa Birliği Genel Sekreterliği kalorifer dairesinden akaryakıt numunesi alınmasına ilişkin 10.03.2006 tarihli ve 009194 sayılı numune alma tutanağına göre; Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Mali Suçlar ekiplerince Avrupa Birliği Genel Sekreterliğine gelindiği, kalorifer dairesi çalışanı... nezaretinde kalorifer dairesinin dış kısmında toprak altına gömülü vaziyette bulunan, 21 ton kapasiteli olduğu beyan edilen ve ön yüzünden bir metre sonrası beton blok içine gömülü silindir biçimindeki tankın ön yüzünde yer alan seviye tespit hortumundan numune alınmak istendiği, ancak kal-yak maddesi akışkan olmadığından dolayı numunenin alınamadığı, kalorifer dairesi içinde bulunan ön ısıtma tankının ön yüzünde bulunan seviye tespit hortumundan dört şişe numune alındığı ve 016291 No.lu şişenin kurum çalışanı...’a teslim edildiği, kurumda kalorifer yakıtı olarak kal-yak kullanıldığı, kalorifer dairesinin yan tarafında, yer altında bulunan ve beton blok içine gömülü sabit tankın ölçülerinin alınamadığı, tank içinde bulunan kal-yak miktarının seviye tespitinin yapılamadığı, 24.02.2006 tarihli ihale onay belgesine göre; Avrupa Birliği Genel Sekreterliği hizmet binasının ısı merkezine 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 22. maddesinin (d) bendi uyarınca 16.010 kg kalorifer yakıtı alımı işi konusunda Daire Başkanı ... ile memurlar... ve ...’in görevlendirildiği, 24.02.2006 tarihli piyasa fiyat araştırması tutanağına göre de bu hususta en uygun teklifin Aybek Petrol isimli firma tarafından yapıldığı, 28.02.2006 tarihli ve 156093 sayılı irsaliyeli faturaya göre; Aybek Petrol firmasınca Avrupa Birliği Genel Sekreterliğine 16.010 kg fuel-oil 4 teslimine ilişkin toplam 21.725,57 TL’lik fatura kesildiği, 28.02.2006 tarihli muayene raporuna göre; Aybek Petrol firmasınca Avrupa Birliği Genel Sekreterliğine teslim edilen yakıtın isteğe uygun olduğu, raporun Komisyon Başkanı ... ile üyeler Ş. Nur ... ve... tarafından imzalandığı, Bila tarih elektronik oto kantarı fişine göre; ... plakalı araçla 16.010 kg’lik yük taşındığı, Özel istek üzerine avukat bilirkişi tarafından düzenlenen 12.07.2006 tarihli bilirkişi raporuna göre; Aybek Limited Şirketinin yönetimi hususunda kendisine yetki verilmeyen sanık ...’in Türk Ticaret Kanunu, şirket ana sözleşmesi ve emsal yargı kararlarına göre şirketin yönetiminden doğan hukuksal ya da cezai sorumluluğunun bulunmadığı, Türk Standartları Enstitüsü TS 900-1 EN ISO 3170/Aralık 2005 standardının kurallar başlıklı 4/2. maddesine göre; tanklardan numune almaya tank muhteviyatı durgunken başlanacağı, deney için normal olarak üst, orta ve alt seviye numunelerin veya üst, orta ve emme seviyesi (çıkış) numunelerinin alınacağı, bu numuneler üzerinde yapılan deneylerin tank içeriğinin homojen olduğunu göstermesi hâlinde numunelerin daha sonraki deneyler için temsil ettikleri hacimlerin oranlarında birleştirilebileceği, yapılan deneylerin tank içeriğinin homojen olmadığını göstermesi durumunda ise üçten daha fazla seviyeden nokta numunesi alınmasının, bu numunelerden deney için bir birleşik numune hazırlanması veya karıştırmanın numunenin bütünlüğünü bozduğu durumlarda her bir numune ayrı ayrı deneye tabi tutularak birleşik numuneye karşılık gelen bileşimin hesaplanmasının gerekeceği, diğer yöntemlerin devamlı numune veya bütün seviyeler numunesi alma yöntemleri olduğu, bu iki yöntemle bir tek numune elde edilmesi hâlinde tank içeriğinin homojenliğinin (veya tersi) değerlendirilmesi için kullanılamayacağı, devamlı numune ve bütün seviyeler numunesinin yaygın olarak tank içeriğinin ortalama kalitesinin tayin edilmesi için alınacağı ve kullanılacağı, Ankara Ticaret Sicil Memurluğunun 10.04.2006 tarihli cevabi yazısına göre; Aybek Turizm Akaryakıt İnşaat Nakliye ve Taşımacılık Ticaret ve Sanayi Limited Şirketini 21.12.2005 tarihinden itibaren 10 yıl süreyle her konuda temsil ve ilzama ...’ın yetkili olduğu, Türk Standartları Enstitüsü Laboratuvarlar Dairesi Başkanlığı Merkez Kimya ve Malzeme Laboratuvarı Müdürlüğünce tanzim edilen 07.04.2006 tarihli ve 1035 sayılı muayene ve deney raporuna göre; Başbakanlık Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinden alınan numunelerin kinematik vizkozite ve kükürt muhtevası yönlerinden TS 2177 sayılı Türk standardına göre uygun olmadıkları, TEİAŞ 8. İletim Tesis ve İşletme Grup Müdürlüğü ile Aypek Petrol Pazarlama İth. İhr. Taş. San. Tic. Ltd. Şti arasındaki sözleşmeye ilişkin özel kalorifer yakıtı teknik şartnamesine göre; yakıt talep edildiğinde, yüklenici tarafından kalorifer yakıtı tankere doldurulduktan sonra sevk irsaliyesi veya tesellüm fişi ve yetkili kurumlardan alınan akaryakıt faturalarının aslı ile yakıtı talep eden birime müracaat edileceği, yetkili eleman alınmak suretiyle TEİAŞ tarafından belirlenecek iki kantara gidilerek dolu tankerin tartılacağı ve kantar pusulasının alınacağı, aracın sayacının sıfırlanmasını müteakip yakıtın TEİAŞ tanklarına boşaltılacağı, bu işlem bittikten sonra sayaç okunarak boşaltılan yakıt miktarının litre bazında tespit edileceği ve tankerin aynı kantarda tekrar tartılacağı, teslim alınan yakıtın miktarının kilogram bazında tespit edileceği, TEİAŞ tarafından teslim edilen yakıtın kalitesinin her tankerden alınacak numunelerle kontrol edileceği, numune alma ve yakıt boşaltma işlemlerinin yüklenici ve TEİAŞ elemanlarının birlikte düzenleyecekleri bir tutanakla gerçekleştirileceği, gelen her tankerden üç adet numune alınacağı ve alınacak her numune sevkiyatına ait sevk irsaliye suretinin ekleneceği, TEİAŞ 8. İletim Tesis ve İşletme Grup Müdürlüğü ile Aypek Petrol Pazarlama İth. İhr. Taş. San. Tic. Ltd. Şti arasında imzalanan 17.11.2004 tarihli akaryakıt teslimine ilişkin sözleşmeye göre; sözleşmenin konusunun idarenin ihtiyacı olan ekli listedeki miktar, tip, özellik ve sair detayları bulunan 200 ton özel kalorifer yakıtının ihale dokümanı, şartname ve sözleşmede belirlenen şartlar dâhilinde yüklenici tarafından sağlanması olduğu; yüklenicinin teslim edeceği malın komisyon tarafından, her teslimatta sözleşmenin başlangıcından itibaren teslim edilen malların miktarının ya da yapılan işin sözleşme ve ekinde yer alan teknik şartnameye uygunluğunun bir kabul tutanağı ile tespit edileceği, komisyonca malların kalitesinin ve teknik şartnamede belirtilen özelliklere uygunluğunun ve varsa hatalı veya kusurlu malların oranının ve adedinin raporda belirtileceği; teslim etme, teslim alma ve muayene kabul şekil ve şartlarının teknik şartnamede belirtildiği şekilde yapılacağı, Özel istek üzerine Türk Standartları Enstitüsü Laboratuvarlar Dairesi Başkanlığı Merkez Kimya ve Malzeme Müdürlüğünce düzenlenen 11.03.2005 tarihli ve 1231 sayılı, 10.01.2005 tarihli ve 142 sayılı, 11.02.2005 tarihli ve 657 sayılı, 21.09.2005 tarihli ve 5178 sayılı, 18.01.2005 tarihli ve 310 sayılı, 08.04.2005 tarihli ve 1785 sayılı ve 29.12.2004 tarihli ve 5214 sayılı raporlara göre; Aypek Petrol Paz. İth. İhr. İnş. Tic. ve San. Ltd. Şti.’nden alınan ve TEİAŞ 8. İletim Tesis ve İşletme Grup Müdürlüğünce gönderilen kalorifer yakıtı numunelerinin TS 2177 sayılı Türk Standardına uygun olduğu, 20.02.2006 tarihli tespit tutanağına göre; Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Mali Suçlar Büro Amirliği görevlilerince 20.02.2006 tarihinde TEİAŞ 8. İletim Tesis ve İşletme Grup Müdürlüğüne gelindiği, kurum yetkilisi Makine İkmal Başmühendisi ... ile görüşme yapıldığı, Cumhuriyet savcısının konu ile ilgili talimatı kendisine gösterilerek yardımcı olup olamayacağının sorulduğu, yetkilinin konuyu anladığını ve yardımcı olacağını belirtmesi üzerine kurumda bulunan iki adet ısı merkezinden, 1 No.lu ısı merkezinde yapılan incelemede bir adet 7,5 metre uzunluğunda 2,20 metre yüksekliğinde, 7 metre genişliğinde, toplamda yaklaşık 24 ton kapasiteli silindirik sabit tank bulunduğunun tespit edildiği, adı geçen yetkilinin beyanına göre 20.02.2006 tarihinde Aypek Petrol firmasının 20.240 kg fuel-oil getirdiği, bu fuel-oil boşaltılmadan önce yukarıda belirtilen tank içerisinde 30 cm yüksekliğinde kalorifer yakıtının bulunduğu, kalorifer yakıtı boşaltıldıktan sonra yapılan ölçümde 1 metre yüksekliğinde kalorifer yakıtı ölçümü yapıldığı, 2 No.lu ısı merkezi içerisinde bulunan yakıt tankının ise 5,90 metre uzunluğunda 1,5 metre genişliğinde ve 15 metre yüksekliğinde dikdörtgen şeklinde sabit tank olduğu, yapılan ölçümde içerisinde 1,19 metre yüksekliğinde kalorifer yakıtı bulunduğunun tespit edildiği, adı geçen yetkili ile yapılan görüşmede 2 No.lu ısı merkezindeki sabit tank içinde kalorifer yakıtı boşaltılmadan önce yaklaşık 60 cm yüksekliğinde yakıt bulunduğu, adı geçen firmanın 2 No.lu ısı merkezine 5250 kg, 1 No.lu ısı merkezine ise 15.000 kg akaryakıt teslimatı yaptığının kamyon üzerinde bulunan numaratörden tespit edildiği, TEİAŞ 8. İletim Tesis ve İşletme Grup Müdürlüğüne teslim edilen akaryakıta ilişkin 20.02.2006 tarihli ve 009174 sayılı numune alma tutanağına göre; TEİAŞ yetkilisi ... nezaretinde yapılan tespitte; Kurumda bulunan 1 No.lu ısı merkezi içerisindeki sabit tank içerisinde herhangi bir ölçüm yapılmadığı, 2 No.lu ısı merkezindeki tanktan ise toplam 5 numune alındığı, 056057 No.lu şişenin Kurum yetkilisi ...’ya teslim edildiği, Türk Standartları Enstitüsü Laboratuvarlar Dairesi Başkanlığı Merkez Kimya ve Malzeme Laboratuvarı Müdürlüğünce tanzim edilen 01.03.2006 tarihli ve 575 sayılı muayene ve deney raporuna göre; T.C. Ankara Valiliği Emniyet Müdürlüğünce 20.02.2006 tarihinde TEİAŞ 8. İletim Tesis ve İşletme Grup Müdürlüğünden alındığı belirtilen 056041 ve 056042 mühür numaralı kalorifer yakıtı numunelerinin "Kinematik Vizkozite ve Kükürt Muhtevası" yönlerinden TS 2177 sayılı Türk Standardına göre uygun olmadıkları, Aypek Petrol Paz. İth. İhr. İnş. Tic. ve Sanayi Ltd. Şti. tarafından TEİAŞ 8. İletim Tesis ve İşletme Grup Müdürlüğüne hitaben düzenlenen 20.02.2006 tarihli ve 111834 irsaliye sayılı faturaya göre; 20.240 kg’lik fuel-oil 4 (kal-yak) karşılığında toplam 21.516,18 TL‘lik fatura kesildiği, Ankara Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince talep edilmesi üzerine TEİAŞ 8. İletim Tesis ve İşletme Grup Müdürlüğünde makine mühendisi olarak görev yapan ... tarafından tanzim edilen 03.03.2006 tarihli rapora göre; 1 No.lu kazan dairesinde bulunan tank içerisine konulan yakıt miktarının 9.815 kg olduğu, faturada belirtilen miktarın ise 20.240 kg. olarak yazıldığı, 2 No.lu kazan dairesine konulan miktarın ise 5250 kg olarak belirtildiği, 1 No.lu kazan dairesine konulduğu söylenen yakıtın 14.990 kg olması gerektiğini, yapılan hesap neticesinde konulan yakıtın 9.815 kg olarak belirlenmesi nedeniyle kayıp miktarının 5.175 kg olduğunu, ekte takdim ettiği çizimden de anlaşılacağı üzere tank çapının 2,20 metre olduğunu ve normal şartlar altında bahse konu miktardaki yakıtın konulması hâlinde gösterge seviyesinin orta noktanın 1,10 metre üstünde olmasının gerekeceği, hâlbuki orta seviyeye bile gelmemiş olduğunun gözlemlenebildiği, sunulan tutanaklarda belirtilen kazan ölçüleri üzerinden 2 No.lu kazan dairesinde yapılan hacim ve ağırlık hesaplamaları sonucunda ise kayıp miktarının 290 kg olduğunun belirtildiği, TEİAŞ 8. İletim Tesis ve İşletme Grup Müdürlüğünce Aypek Petrol Ürünleri İthalat İhracat İnşaat Ticaret ve Sanayi Limited Şirketine hitaben yazılan 13.03.2006 tarihli ve 1451 sayılı yazı içeriğine göre; Grup Müdürlüğünce kalorifer yakıtı ihtiyacının karşılanması amacıyla 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na göre açık ihale usulü yapılan ihale neticesinde Aypek şirketi ile TEİAŞ arasında 17.11.2004 tarihinde sözleşme imzalandığı, söz konusu tarihten itibaren kalorifer yakıtı ihtiyacının ilgili şirket tarafından karşılandığı, sözleşme bir yıllık olmasına rağmen 10. maddede sözleşme miktarı 200 ton olarak belirlendiği ve bir yıl içinde bu miktar tamamlanmadığı için 200 ton tamamlanıncaya kadar sözleşme süresinin uzadığı, bu zamana kadar sözleşme kapsamında herhangi bir sorun yaşanmadığı, Anlaşılmıştır. Tanık... ...; olay tarihinde Avrupa Birliği Genel Sekreterliği Şube Müdürlüğüne vekâlet ettiğini, Kurumun imarı ve iskânı olmayan bir bina üzerine kurulu olduğunu, yakıt deposunun binadan 400-500 metre ileride ve TOBB binasının sınırları içerisinde bulunduğunu, yıkık dökük bir bina içerisindeki kazan dairesinde Tekelden kalma 20 yıllık bir kazanın çalıştırıldığını, kazanın sürekli arıza yaptığını, doğalgaz ile ilgili çalışmaların devam ettiğini, 2005 yılında yakıtlarını Aybek Petrol firmasından aldıklarını, ilk ihaleyle ve sonradan aldıkları yakıtlarda hiçbir sıkıntı yaşamadıklarını, Ocak ayında kazan dairelerinin devamlı arıza yaptığını, kendilerinin de söz konusu firmaya kazanın dibinde "mınk" adı verilen bir madde biriktiğini söyleyip, firmadan bu maddeyi eritmesi ve yakıtın daha iyi yanması için Aybek firmasından ricada bulunarak bedelsiz mazot aldıklarını, tam olarak hatırlamamakla birlikte aldıkları mazotun iki ton olduğunu, mazotun, yakıtı akışkan hâle getirmek için gerekli olduğunu, bunun haricinde söz konusu firmadan dört kez daha yakıt aldıklarını, yakıta herhangi bir katkı yaptırmadıklarını, mınkın erimesi için mazot döküldükten sonra eskiye oranla tıkanma ve ısınma konusunda çok daha iyi verim aldıklarını, ancak sorunun tamamen giderilmediğini, hâlihazırda yakıtı başka firmadan aldıklarını, sorulması üzerine; sanık...’ın kendisine bağlı olarak çalıştığını, yakıt alımı işlemlerini bizzat kendisinin yürüttüğünü, şirketlerle görüşmeleri kendisinin yaptığını, ancak olay günü yurt dışından resmî konukları geldiği için onlarla ilgilenebilmek adına Aybek firmasıyla görüşmeleri...’ın yapmasını istediğini, tutanağa yansıyan konuşmanın sanık... ile firma yetkilileri arasında yakıta mazot katkısı sağlanmasına yönelik olduğunu, konuşmanın kendi bilgisi dâhilinde yapıldığını, ancak daha sonra konuşmada belirtilen mazotu almadıklarını, çünkü havaların ısınması nedeniyle böyle bir ihtiyaçlarının kalmadığını, sorulması üzerine; 2006 yılında Aybek Petrol firmasından doğrudan temin usulü ile yakıt aldıklarını, herhangi bir sorun yaşamadıklarını, yaşanan sorunların firma tarafından giderildiğini, hatta ustaların ücretinin dahi firma tarafından karşılandığını, bunun nedeninin daha sonra girecekleri ihalelerde kurumlarının kendilerine referans olma ihtimalinden kaynaklandığını, bu sene başka firmadan yakıt almalarının en uygun teklifin söz konusu firmaca verilmesinden kaynaklandığını, Tanık ...; TEİAŞ 8. İletim Tesis ve İşletim Grup Müdürlüğünde makine ikmal başmühendisi olarak çalıştığını, Kurumda başmüdür yardımcısı olarak görev yapan ... ...’in 20.02.2006 tarihinde sabah saatlerinde kendisini odasına çağırdığını, odada bulunan polis memurlarına yardımcı olması istenince memurlarla birlikte kendi odasına geçtiklerini, memurların; evsafı bozuk yakıt ile ilgili tahkikat yaptıklarını ve aynı gün kuruma yakıt geleceğini öğrendiklerini, yakıt konulmadan önce tankların ölçümlerinin yapılmasının gerektiğini, yakıt geldikten sonra tekrar gelerek söz konusu yerden numune alacaklarını ve ölçüm yapacaklarını söylediklerini, tanker gelmeden önce ölçümleri yaptıklarını, öğleden sonra memurlar tekrar geldiğinde tanklara dolumun yapılmış olduğunu, tekrar ölçüm yapılarak numunelerin alındığını, prosedür olarak her yakıt naklinden sonra kazandan numune alıp ilgili laboratuvara gönderdiklerini, polis memurlarının aldığı numunelerden birinin şahit olarak firmalarında kaldığını, bazı örnekleri ise memurların aldığını, buna ilişkin tutanaklar tutulduğunu, memurların; yakıtı getiren aracın ... plakalı, sarı ve beyaz renkli, Ford marka bir tanker olduğunu, yakıtı... isimli bir şoförün getirdiğini söyleyerek kendilerine yardımcı olup olamayacağını sorduklarını, kabul etmesi üzerine Cumhuriyet savcısının bilgisi dahilinde ölçüm yaparak eksikleri tespit ettiğini ve bu hususta rapor düzenlediğini, sorulması üzerine; sevk ve irsaliyede belirtilen miktar ile tekrar tanklara konulan miktarın aynı olmadığını, yakıtı getiren firmanın Aypek olduğunu, ölçümlerin 20.02.2006 tarihinde yapıldığını, tanık olarak dinlenen... ve Ali İhsan Telli’nin konumları ve sorumlulukları itibariyle olayı yanlış anladıkları için bu şekilde ifade vermiş olabileceklerini, sorulması üzerine; analiz sonucu olumsuz çıkan numunelerin kurumlarının yakıt tankından alındığını, Tanık...; TEİAŞ 8. İletim Tesis ve İşletim Grup Müdürlüğünde sıhhi tesisat ve kalorifer ustası olarak çalıştığını, Kuruma gelen kalorifer yakıtını da kendisinin teslim aldığını, uygulama gereği yakıt alımının genellikle Aypek Petrol firmasından yapıldığını, ancak sahibinin kim olduğunu bilmediğini, söz konusu firmayı temsilen ...’in kendisiyle birlikte kalorifer yakıtını alıp kantara gittiğini, teslim alınacak ürünü tankerde tarttırıp, daha sonra kazanlara getirerek boşalttıklarını, boşaltma sırasında her bir kamyondan numune alındığını, bu numuneleri TSE’ye kendilerinin götürdüklerini, burada numunelerin analizinin yapıldığını, analiz sonucunun olumsuz çıkması hâlinde firmaya TEİAŞ tarafından ceza verildiğini, bu şekilde birkaç uygulamalarının olduğunu, ancak aralarındaki anlaşma gereğince söz konusu firmadan kalorifer yakıtı alımına devam edildiğini, tankerin hem dolu hem de boş olarak tartıldığını, daha sonra ürün teslimatı yapan firmaya gidilerek fatura ve irsaliye alındığını, uygulamanın bu şekilde olduğunu, sorulması üzerine; amiri olan ...’nun ODTÜ’den numune almak için ilgililerin geldiğini söylediğini, kazanın ölçülerek numune alındığını, ancak ...’nun odasına gelen şahısların teslimatın yapıldığı tarihten dört gün sonra geldiklerini, dört gün boyunca da söz konusu kalorifer yakıtının kullanıldığını, bu nedenle sonradan yapılan tartımın eksik çıkmasının normal olduğunu, 2006 yılı içerisinde havaların soğuk geçmesi nedeniyle Müdürlük talimatı doğrultusunda biraz fazla yakıt kullandıklarını, tahminen günde 1.100 kg miktarında kalorifer yakıtı tüketildiğini, sorulması üzerine; net olarak ne kadar teslimat yapıldığını bilmediğini, ancak 20 tonun üzerinde olduğunu bildiğini, aradan dört gün geçtikten sonra yapılan ölçüm sonucunun ise kendilerine söylenmediğini, Tanık...beyanında; TEİAŞ 8. İletim Tesis ve İşletim Grup Müdürlüğünde sıhhi tesisat ve kalorifer işçisi olarak çalıştığını, ilgili firma kalorifer yakıtını teslim ettiğinde teslim edilen miktar ile ilgili tutanak düzenlendiğini, kendisinin de "Teslim alan" sıfatıyla aynı yerde görevli... ile birlikte tutanağı imzaladığını, uygulama gereği tankerin önce dolu olarak kantarda tartıldığını, kalorifer yakıtı Kurumun tankına boşaltıldıktan sonra tankerin bu kez boş olarak tartıldığını, dara düşüldükten sonra da tutanağın düzenlendiğini, kalorifer yakıtı boşaltılmadan önce tankerden numune alındığını ve numunelerin standartlara uygun olup olmadığının belirlenmesi amacıyla ilgili yere gönderildiğini, eksik teslimat yapıldığı hususunda bir bilgisinin bulunmadığını, teslimatın Aypek Petrol isimli şirket adına ... tarafından yapıldığını, tanık ...’ya ölçüm yapmak amacıyla ODTÜ’den geldiği söylenen ekibin teslimat yapıldıktan dört gün sonra inceleme yaptığını, bu süre zarfında tüketim yapıldığını, o tarihte havaların soğuk olması nedeniyle 1.100-1.200 kg miktarında kalorifer yakıtı tüketildiğini, Beyan etmişlerdir. Sanık... kollukta müdafi eşliğinde 07.03.2006 tarihinde; ifade tarihinden altı yıl önce ...’ın Kantarcı Petrol isimli şirketinde işçi olarak çalışmaya başladığını, zamanla kâr payı almaya başladığını, yaklaşık beş yıl kadar önce de ... ve ...’ın birlikte çalıştırmış olduğu, ancak kardeşleri ...’a ait olan kantarda araç tartımı ile ilgili işe başladığını, çalışmaya başladığı ilk zamanlar ...’ın kantarda yakıt karışımı ve eksik tartım gibi işlemler yaptığını, ancak zamanla bu işleri kendisine de yaptırdığını, kendisini arayarak örneğin; 22’den 230’a kal-yak ile numarayı karıştırarak ihalesini almış olduğu herhangi bir kuruma götürüp boşaltım yapmasını istediğini, kendisinin de ...’ın yanında çalışan ... gibi şoförler aracılığıyla bilgisayarın ön kısmında bulunan kantar beyni üzerinde işlem yapmak suretiyle normal tonajın üzerinde tartım yapıp ilgili kurumlara yakıt verdiğini, ...’ın bunları yapmaması hâlinde kendisini işten çıkaracağı yönündeki tehditlerinden dolayı söz konusu işlemleri yapmak zorunda kaldığını, yakıt karışımı işleminin ...’ın talimatı doğrultusunda diğer şoförlerce de yapıldığını, Ankara’da verilen yakıtlar litre bazında olduğu için tonajda oynama yapılmadığını, ancak karışımlı mal verildiğini, Çankırı ve diğer illere verilen akaryakıtlarda ise hem karışım hem de fazla tartım yapıldığını, sanık ...’i ... ile akaryakıt alışverişinden dolayı tanıdığını, adı geçen sanığın zaman zaman fazla tartım ile ilgili kendisini telefonla aradığını, ancak bu şahsın gerçekleştirdiği akaryakıt karışımı konusunda herhangi bir bilgisinin bulunmadığını, akaryakıt şirketi olan ve kamu kurumlarına yakıt veren firmaların ve şoförlerinin zaman zaman fazla tartım yapması konusunda kendisini aradıklarını, kendisinin de tankerin dolu tonajı üzerinde şahısların belirtmiş olduğu tonaj doğrultusunda bilgisayarın ön tarafındaki monitör ve arızalı diğer iki monitör aracılığı ile bilgisayardan ayarlayıp, önce boş kâğıda ilk tartımı, daha sonra yakıtı boşaltıp geldikten sonra normal tartımı yaptığı, kendisinin de bu tonaja istinaden fatura kestiğini, yukarıda da belirttiği gibi kantarda yapmış olduğu bütün işlemleri ...’ın talimatları doğrultusunda gerçekleştirdiğini ve almış olduğu parayı kendisine teslim ettiğini, tartım esnasında gerçek tonajın üzerinde göstermiş olduğu her ton başına ...’ın 50-100 TL aldığını, gönlünden kopan miktarı da kendisine ücret olarak ödediğini, kantarda çalışan bir işçi olarak sorumlu tutulacağını bilmesi hâlinde bu işlemlerin hiçbirini yapmayacağını ve pişman olduğunu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında 10.03.2006 tarihinde; ...’ın resmen sahibi olduğu kantarı idare ettiğini, ücretini ise ...’dan aldığını, işi gereği gelen tankerleri usulüne uygun olarak tarttığını, gelen tankerlerin içindeki malı karışım yapmak suretiyle değiştirmesinin ve vasfını kaybetmesine sebep olmasının doğru olmadığını, emniyette vermiş olduğu ifadeyi kabul etmediğini, herhangi bir petrol şirketiyle ortaklığının bulunmadığını, yalnızca kantarda çalışan bir eleman olduğunu, bunun dışında suça karıştığı iddia edilen şirketlerden hiçbiriyle bağlantısının bulunmadığını, bu şirketlerin ihalelerine katılmadığı gibi ihale edimlerini yerine getirmesi gereken kişilerden de olmadığını, hangi şirketin hangi kuruma ne kadar ve hangi türde yakıt vereceğini ve yakıtın kalitesini bilebilecek durumda olmadığını, tartım sırasında ilgili kurumların görevlileri de hazır bulunduğundan bu esnada herhangi bir hile yapılmasının söz konusu olmadığını, ayrıca kantarın elektronik olması nedeniyle hile yapılmasının mümkün bulunmadığını, ilk tartımı yaptıktan sonra malın ilgili yere boşaltılmaya gittiği sırada her an birileri tarafından değiştirilmesinin veya azaltılmasının söz konusu olabileceğini, TEİAŞ İletim ve Tesis Grup Müdürlüğüne ait kazanda yapılan ölçümün bilimsellikten uzak olduğunu, zira tüm ölçümlerin şirket yetkililerinin gıyabında yapıldığını, söz konusu ölçümlerin gerek tutanaklarla gerek tanık beyanlarıyla sabit olduğu üzere yakıt boşaltıldıktan dört gün sonra gerçekleştirildiğini, kışın en sert günleri olan bu dört gün içerisinde yakıtın bir kısmının tüketildiğini, ilgili tanıklarca günlük yaklaşık 1100-1200 kg civarında yakıt tüketildiği ifade edilmişken mahkemenin bunu hiçe sayarak eksik mal teslimi gerekçesiyle hüküm kurmasının kanuna aykırı olduğunu, Kovuşturma evresinde; usulsüz ölçüm yapmalarının söz konusu olmadığını, herhangi bir hile yapmadıklarını, sanıklarla yapmış olduğu görüşmelerin ilgili firmaların tankerlerinin tartılmak üzere kantara gelmesinden kaynaklandığını, aldığı talimatlar doğrultusunda yakıt verip tartımı ona göre yaptığını, yakıt verdikleri tankerlerin resmî kurumlara ait olmadığını, kantarcı olduğu için karışımlı mal hazırlamasının söz konusu olmadığını, bu nedenle tankerlerin yüklenmesiyle bir ilgisinin bulunmadığını, Sanık ... kollukta müdafi eşliğinde 08.03.2006 tarihinde; sanık... ile yapmış olduğu telefon görüşmesi sırasında adı geçen sanık tarafından kendisine yapılan teklifi bir süre düşündükten sonra yanlış olacağı düşüncesiyle kabul etmediğini, yanında çalışan... isimli şahsa söz konusu Kurumla ilgili taahhüt ettiği akaryakıt teslimatını tam ve eksiksiz olarak yapması konusunda talimat verdiğini, teslim ettikleri akaryakıtın taahhüt ettikleri kalitede olup herhangi bir karışım yapılmasının söz konusu olmadığını, telefon görüşmesinde para alışverişi ve karışım miktarları konusundaki konuşmaların muhatap olarak kabul etmediği sanık...’ın teklifi olarak kaldığını, iş adamı olduğu için kendisinden istenen paraları anılan sanığa vermesinde ve teklif edilen karışımı yapmasında bir menfaatinin olmayacağını, Kovuşturma evresinde; Aypek Limited Şirketinde %99 hissesi bulunduğunu ve şirket müdürlüğü yaptığını, Aybek Limited Şirketinde ise %1 hissesi bulunmakla birlikte herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, her iki şirketteki kalan payların ...’a ait olduğunu, Avrupa Birliği Genel Sekreterliğine akaryakıt tesliminin Aybek Limited Şirketi tarafından yapıldığını, yalnızca %1 hissesinin bulunduğu bu şirketin yaptığı teslimatla ilgili suçlanmasının söz konusu olamayacağını, ayrıca Avrupa Birliği Genel Sekreterliğine ait yakıt deposunun 20 yıldır sürekli arızalı olduğunu, mınk adı verilen maddenin tıkanmaya sebep olması yüzünden anılan Kurumca şirketlerine başvurulduğunu, şirketlerince mazot katılması hâlinde söz konusu maddenin akışkan hâle gelebileceğinin belirtildiğini ve bunun tutarının 2.700 TL olacağının bildirildiğini, bu hususun tanık... ...’un beyanları ile de sabit olduğunu, ayrıca anılan tanığın Kurumlarınca Aybek Limited Şirketine herhangi bir ücret ödenmediğini de belirttiğini, sanık... ile yapmış olduğu konuşmanın bu hususa ilişkin olduğunu, teslim ettikleri akaryakıtın isteğe uygun olduğuna ilişkin tutanakların dosya içerisinde bulunduğunu, sanık ... Karani ile yapmış oldukları görüşmenin yorum yoluyla rüşvet anlaşması olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, TEİAŞ 8. İşletme Tesis Grup Müdürlüğüne yapılan teslimatların ise ... tarafından gerçekleştirildiğini, dolayısıyla kendisinin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, TEİAŞ’a yapılan teslimatla ilgili mahkûmiyet kararının konuyla ilgili görevlendirilmeyen makine mühendisi ...’nun ölçümlerine dayandığını, ancak bu şahsın beyanlarının ve ölçümlerinin gerçeği yansıtmadığını, zira ölçümün teslim tarihinden dört gün sonra yapılmasına rağmen bu süre boyunca yakılan akaryakıt miktarının hesaplamada dikkate alınmadığını, bu hususun TEİAŞ’ta kalorifer ve yakıt görevlisi olarak çalışan tanıkların beyanları ile de sabit olduğunu, zira tanıkların beyanlarına göre günlük yanma miktarının yaklaşık 1.200 kg olduğunu, teslim günü de hesap edildiğinde eksilen miktarın 5.100 kg’yi aştığını, dolayısıyla şirketlerince TEİAŞ’a eksik malzeme verilmesinin söz konusu olmadığını, akaryakıtın standartlara aykırı olduğu hususunu da kabul etmediğini, zira TEİAŞ ile yapılan 07.11.2004 tarihli sözleşmeye ve teknik şartnamenin (B) fıkrasına aykırı şekilde ürünün geldiği tankerden değil boşaltıldığı kuruma ait eski kazandan ve dipten numune alındığını, bu kazanların yıllardır temizlenmediğini, böyle bir numunenin ise akaryakıtın kalitesini belirleyemeyeceğini, TEİAŞ’a yaklaşık bir yıldır yakıt verdiklerini, bu firmanın kendilerinden herhangi bir şikâyetlerinin bulunmadığını, Kovuşturma evresinde; AB Genel Sekreterliği Mali İşler Şube Müdürlüğünde çalıştığını, görevinin Kurumda tahakkuk işlemlerini, personel maaşlarını ve yemekhane hizmetlerini yürütmekle görevli olduğunu, soruşturma aşamasında sözü edilen telefon görüşmesinin ... ile yaptığını kabul ettiğini, zira Ocak ayında Genel Sekreterlik için kalorifer yakıtı almak amacıyla piyasa araştırması yaptıklarını, Aypek Petrol isimli firmanın yetkilisi olan sanık ...’i, söz konusu firmadan da teklif almaları nedeniyle tanıdığını, brolörün sık sık arızalanması üzerine kazanların bakımını yapan teknik servis görevlisinin, kalorifer yakıtının biraz inceltilmesi için akaryakıta mazot karıştırılması gerektiğini söylemesi nedeniyle Şube Müdürünün bu hususu kurumlarına gelen ...’e ilettiğini, ayrıca o dönem ödenekleri olmadığı için söz konusu karışımın hibe yoluyla verilmesini sanık ...’ten rica ettiğini, sanık ...’in de 1,5-2 ton ilave yapabileceklerini belirttiğini, sanık ... ile telefon görüşmesini Şube Müdürünün bilgisi dâhilinde yaptığını, sanık ...’a daha önceki gibi kalorifer yakıtına motorin ilave edip edemeyeceğini sorduğunu ve 4.000 TL değerindeki motorini Kurum adına istediğini, ancak ...’un daha önceden de Kuruma hibe yaptığı için bu miktarın fazla olacağını ve bu nedenle 2.000-3.000 TL değerinde hibe yapabileceğini söylediğini, buna rağmen söz konusu alımın gerçekleşmediğini, daha sonra 27.02.2006 tarihinde normal kalorifer yakıtı alıp depoya koyduklarını, dosya kapsamlı olmasına ve birden çok sanığın farklı tarihlerde gerçekleştirdiği birden fazla eylem bulunmasına rağmen Yerel Mahkemece tüm sanıkların savunmaları ve soruşturmanın genişletilmesi talepleri toplu hâlde değerlendirilerek hatalı karar verildiğini, sanık ...’in ortağı olduğu Aybek Petrol şirketinin Avrupa Birliği Genel Sekreterliğine 28.02.2006 tarihinde teslim ettiği kalorifer yakıtının sözleşmede belirtildiği üzere 16.010 kg miktarında, eksiksiz ve TSE standartlarına uygun olduğunu, bu hususun Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin 11.04.2008 tarihli ve 836 sayılı yazısı ve ekinde bulunan onay belgesi, maliyet cetveli, muayene raporu, ayniyat alındısı ve elektronik kantar fişi ile de anlaşıldığını, ayrıca 28.02.2008 tarihli muayene raporunda da Komisyon Başkanı ... ve... ...’un muayene edilen malzemenin isteğe uygun olduğunu belirttiklerini, AB Genel Sekreterliğine kal-yak ürünü teslim edilirken kabul komisyonu üyeleri huzurunda genel tankerden iki adet numune alındığını, numunelerden bir tanesinin malı teslim eden şirkette diğerinin ise Kurum kasasında saklanmak üzere muhafaza edildiğini, böyle bir uygulama ve zorunluluğun bulunduğu bir durumda standarda aykırı mal kabul edilmesinin zaten mümkün olmadığını, ayrıca mal teslimi sırasında tankerden alınan şahit numune üzerinde yapılmış bir analiz sonucunun bulunmadığını, soruşturma aşamasında işin uzmanı olmayan kolluk görevlileri tarafından bilimsel kurallara aykırı şekilde ön ısıtma tankının ön yüzündeki seviye tespit hortumundan alınan numune üzerinde yaptırılan analizin sağlıklı sonuç vermesinin beklenemeyeceğini, dolayısı ile mahkûmiyet kararına konu TSE Laboratuarlar Dairesi Başkanlığının 07.04.2006 tarihli muayene ve deney raporunun gerçeği yansıtmadığını, numunenin usulüne aykırı alındığını, bu hususun 10.03.2006 tarihli ve 009194 sayılı numune alma tutanağının üçüncü paragrafında da açıkça belirtildiğini, sanık ... ile yapmış olduğu konuşmanın esasen suç teşkil etmediğine ilişkin tanık... ...’un duruşma beyanlarının Mahkemece dikkate alınmadığını, söz konusu konuşmasına farklı anlamlar yüklenerek sanık ... ile rüşvet anlaşması yaptığı sonucuna ulaşılmasının hukuka aykırı olduğunu, tüm bunların yanı sıra iletişim tespiti kayıtlarının tek başına mahkûmiyet hükmüne dayanarak yapılamayacağını, Savunmuşlardır. Uyuşmazlıkların sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için edimin ifasına fesat karıştırma ve rüşvet suçları üzerinde durulmalıdır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ikinci kitabının "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı üçüncü kısmında yer alan "Ekonomi, Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar" başlıklı dokuzuncu bölümünde düzenlenen "Edimin ifasına fesat karıştırma" başlıklı TCK’nın 236. maddesi; "(1) Kamu kurum veya kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, bunların iştirakiyle kurulmuş şirketler, bunların bünyesinde faaliyet icra eden vakıflar, kamu yararına çalışan dernekler ya da kooperatiflere karşı taahhüt altına girilen edimin ifasına fesat karıştıran kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Aşağıdaki fiillerin hileli olarak yapılması hâlinde, edimin ifasına fesat karıştırılmış sayılır: a) İhale kararında veya sözleşmede evsafı belirtilen maldan başka bir malın teslim veya kabul edilmesi. b) İhale kararında veya sözleşmede belirtilen miktardan eksik malın teslim veya kabul edilmesi. c) Edimin ihale kararında veya sözleşmede belirtilen sürede ifa edilmemesine rağmen, süresinde ifa edilmiş gibi kabul edilmesi. d) Yapım ihalelerinde eserin veya kullanılan malzemenin şartname veya sözleşmesinde belirlenen şartlara, miktar veya niteliklere uygun olmamasına rağmen kabul edilmesi. e) Hizmet niteliğindeki edimin, ihale kararında veya sözleşmede belirtilen şartlara göre verilmemesine veya eksik verilmesine rağmen verilmiş gibi kabul edilmesi. (3) Edimin ifasına fesat karıştırma dolayısıyla menfaat temin eden görevli kişiler, ayrıca bu nedenle ilgili suç hükmüne göre cezalandırılırlar." şeklindedir. Madde gerekçesinde ise; "Bu maddede, edimin ifasına fesat karıştırma suçu tanımlanmıştır. Sözleşmenin imzalanmasıyla ihale süreci sona ermekte ve edimin ifası süreci başlamaktadır. Bu süreçte edimin ifasına fesat karıştırılması bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır. Söz konusu suç, kamu kurum veya kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, bunların iştirakiyle kurulmuş şirketler, bunların bünyesinde faaliyet icra eden vakıflar, kamu yararına çalışan dernekler ya da kooperatiflere karşı taahhüt altına girilen edimin ifasına fesat karıştırmak suretiyle işlenebilir. Bu bakımdan söz konusu suçun uygulama alanı sadece kamu kurum veya kuruluşlarına karşı girişilen taahhütlerin yerine getirilmesiyle sınırlı tutulmamıştır. Maddenin ikinci fıkrasında, edimin ifasına fesat karıştırma niteliğindeki hareketler sayılmıştır. Sayılan bütün bu hareketlerin ortak özelliği hileli davranışlar olmasıdır. Fıkra metninde beş bent olarak sayılan bu seçimlik hareketler yeterli açıklıkta tanımlandığı için, ayrıca izaha gerek görülmemiştir. Maddenin üçüncü fıkrasına göre, edimin ifasına fesat karıştırma suçunun oluşabilmesi için, kamu görevlilerinin ve sair kişilerin bir menfaat temin etmiş olmaları gerekli değildir. Aksi takdirde, yani edimin ifasına fesat karıştırma dolayısıyla menfaat temin edilmiş olması hâlinde, ayrıca bu nedenle ilgili suç hükmüne göre ceza sorumluluğu cihetine gidilir." açıklamalarına yer verilmiştir. Bu suç açısından ceza normunun yasakladığı fiil, taahhüt altına girilen edimin ifasına fesat karıştırmadır. Edim; Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde "Yapılmış, gerçekleşmiş iş, amel, fiil; Alacaklının isteyebileceği ve borçlunun yapmak zorunda olduğu davranış, ivaz." şeklinde tanımlanmıştır. Edim kavramı borçluya düşen yükümlülüğün muhtevasını olduğu kadar, bu yükümlülüğün yerine getirilmesi için gereken fiilleri de ifade eder. Arapça bir kelime olan ifa; Sözlük’te "Bir işi yapma, yerine getirme" anlamına gelmekte olup hukuk terimi olarak, "Borç ilişkisinin konusu olan edimin borçlu tarafından yerine getirilmesi" demektir. Fesat ise Sözlük’te; "Bozukluk" anlamına gelmektedir. Kanunda hangi hallerin edimin ifasına fesat karıştırma olduğu tadadi olarak belirtilmiştir. Bu hareketler icrai olarak yapılabileceği gibi ihmali olarak da yapılabilir. İhale kararında veya sözleşmede evsafı belirtilen maldan başka bir malın teslim veya kabul edilip edilmediği, ihale kararına veya yapılan ihale sözleşmesine göre değerlendirilecektir (M. Emin Artuk-Ahmet Gökcen-M. Emin Alşahin-Kerim Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 16. Baskı, Ankara 2017, s. 646). Sözleşmede veya ihale kararında belirtilmiş olan malın yerine, aynı özellikteki veya daha kaliteli bir başka malın teslim veya kabul edilmesi halinde inceleme konusu suç oluşmaz (Artuk-Gökcen, s. 647). Çünkü maddenin düzenlemesine göre suçun oluşması hileli hareketlerle söz konusu fiillerin işlenmesine bağlıdır. Bu durumda ise bir hileden bahsedilemez. Konu ile ilgili olarak madde gerekçesinde de; "…edimin ifasına fesat karıştırma niteliğindeki hareketler sayılmıştır. Sayılan bütün bu hareketlerin ortak özelliği hileli davranışlar olmasıdır." ifadelerine yer verilerek bu husus vurgulanmıştır. İhaleye fesat karıştırmada olduğu gibi edimin ifasına fesat karıştırma suçu da, kamu kurum veya kuruluşları, kamu kurumu nitelindeki meslek kuruluşları, bunların iştirakiyle kurulmuş şirketler, bunların bünyesinde faaliyet icra eden vakıflar, kamu yararına çalışan demekler ya da kooperatiflere karşı işlenebilir. İnceleme konusu suçun faili kanuni düzenlemedeki farklı seçimlik hareketlere göre kamu görevlisi olabileceği gibi, sivil kişiler de olabilir. Kanuni düzenlemeye göre failin kamu görevlisi olmasının zorunlu olduğu hâllerde, özgü suç söz konusu olur ve bu hâl iştirak bakımından özellik arz eder. Madde metni dikkate alındığında, fesat karıştırma hâlleri sayılırken "malın teslim veya kabul edilmesi"nden söz edilmektedir. Burada malın kabulü bakımından özellik arz eden husus, failin kabule yetkili olmasıdır. Teslim edilen mal, hizmet veya yapılan işin muayene ve kabul işlemleri, idarelerce kurulacak en az üç kişilik muayene ve kabul komisyonları tarafından gerçekleştirilir. Mal veya yapılan iş yüklenici tarafından idareye teslim edilmedikçe, muayene ve kabul işlemleri yapılamaz. Edimin ifasına fesat karıştırma suçunun mağduru toplumu oluşturan herkestir. Ancak lehine edim ifa edilen kurum, suçtan zarar görendir. Suçun konusu somut olayda ihale ile belirlenen edimdir (Artuk-Gökcen, s. 651; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 4. Baskı, Ankara 2017, s. 793). Edimin ifasına fesat karıştırma suçu kasten işlenebilir (Koca-Üzülmez, s. 798). Fiilin taksirli şekli cezalandırılmamıştır. Bu yüzden failin bilgisizliği, tedbirsizliği veya dikkatsizliği sonucu meydana gelen aksaklıklar bu suça vücut vermez (Artuk-Gökcen, s. 651). TCK’nın İkinci Kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler" başlığını taşıyan Dördüncü Kısmının, "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı Birinci Bölümünde yer alan "Rüşvet" başlıklı 252. maddesi ise suç tarihinde; "(1) Rüşvet alan kamu görevlisi, dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Rüşvet veren kişi de kamu görevlisi gibi cezalandırılır. Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması hâlinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur. (2) Rüşvet alan veya bu konuda anlaşmaya varan kişinin, yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması hâlinde, birinci fıkraya göre verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılır. (3) Rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır…" şeklinde düzenlenmişken, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'la madde tamamen değiştirilmiş ve on fıkradan oluşan maddenin uyuşmazlık konusunu ilgilendiren ilk üç fıkrasında; "Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi, dört yıldan on iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır. Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur..." hükümlerine yer verilmiştir. Rüşvet suçu, bir tarafta rüşvet veren ile diğer tarafta ise rüşvet alan kamu görevlisinin yer aldığı bir karşılaşma suçu, dolayısıyla da çok failli bir suçtur. TCK’nın 252. maddesinde; "… bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır." şeklinde tanımlanmak suretiyle yalnızca "nitelikli rüşvet suçu" ceza yaptırımına bağlanmış iken, 05.07.2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un 87. maddesi ile TCK'nın 252. maddesinde yapılan değişiklikle öncekinden farklı olarak "basit rüşveti" de kapsayacak şekilde düzenlenmiştir. Yapılan değişiklikle TCK'nın 252. maddesinin birinci fıkrasında; "Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklinde "rüşvet veren" bakımından, İkinci fıkrasında ise; "Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır." biçiminde ifade edilmek suretiyle de "rüşvet alan kamu görevlisi" açısından "rüşvet suçu" tanımlanmıştır. Bu suretle de sağlanan menfaatin "kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı" bir işin yapılması amacına yönelik olması şartı kaldırılarak, görevinin gereklerine uygun davranması için kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlamak fiili TCK'nun 257/3. maddesindeki görevi kötüye kullanmak suçu kapsamından çıkartılarak rüşvet suçuna dönüştürülmüştür. Rüşvet suçu, öğretide de açıkça vurgulandığı üzere iki taraflı bir suçtur. Bir karşılaşma suçu olduğu için, zorunlu olarak suçun işlenişine katılanlar, aynı amacın gerçekleşmesini hedeflemekte, fakat farklı yönlerden hareket etmektedirler. Bu suç ile yasaklanan eylemler, rüşvet alan kamu görevlisi bakımından rüşvet alma, rüşveti veren fail bakımından ise, rüşvet vermedir. Bu nedenle de yararı sağlayan veya bu yolda anlaşmaya varan (vaadde bulunan) kişi ile kamu görevlisi arasında, serbest iradeye dayalı bir "rüşvet anlaşması" bulunmaktadır (Mehmet Emin Artuk –Ahmet Gökcen –A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 7. Bası, s. 699 vd.; Durmuş Tezcan – Mustafa Ruhan Erdem –Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 6. Bası. s. 810 vd.; İzzet Özgenç, İrtikap ve Rüşvet Suçları, 1. Bası, s. 78 vd.). Gerek Ceza Genel Kurulunun ve Özel Dairenin yerleşmiş kararlarında gerekse öğretide ağırlıklı bir görüş olarak kabul gördüğü üzere, kamu görevlisinin, görev alanına giren bir işin yapılması veya yapılmaması karşılığında, fertler arasında, haksız yararın sağlanması hususunda rızalarının tam olarak uyuşması ile rüşvet anlaşması gerçekleşmiş olur. Teklif veya önerinin fert veya kamu görevlisinden gelmesinin önemi bulunmamakla birlikte, rüşvet veren ve alanın aynı amacın gerçekleştirilmesine yönelik olarak, kamu görevlisi tarafından ferde veya fert tarafından kamu görevlisine doğrudan veya örtülü bir istek veya önerinin yapılması ve bunun da karşı tarafça kabul edilmesi gerekir. Böyle bir anlaşmanın varlığının kabulü için, anlaşmaya ilişkin rızalar özgür irade ürünü olmalı, başka deyişle, cebir, tehdit, hile ve sair nedenlerle fesada uğratılmamış bulunmalıdır. Öte yandan, amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de, insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" şeklinde, Latincede ise "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi açısından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlak surette sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ya da gerçekleştiriliş şekli hususunda herhangi bir şüphe belirmesi hâlinde uygulanabileceği gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate veya herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konuları değerlendirildiğinde; 1- Avrupa Birliği Genel Sekreterliğine kalorifer yakıtı alımına ilişkin olarak sanıklar... ve ...’e atılı edimin ifasına fesat karıştırma ve rüşvet suçlarının sabit olup olmadığı; Avrupa Birliği Genel Sekreterliği İdari Mali İşler Şube Müdürlüğünde bilgisayar memuru olup aynı Kurumun muayene kabul heyeti üyesi olarak görev yapan sanık...’ın 16.02.2006 tarihinde Aybek Petrol Şirketi ortaklarından sanık ...’i telefonla arayarak Kuruma doğrudan temin usulü ile alınan kalorifer yakıtına 4.000 TL’lik karışım yapmasını istediği, buna karşılık sanık ...’un altı tonluk yakıta yapılabilecek karışımın en fazla 2.700 - 2.800 TL’lik olması gerektiğini, daha fazla karışımın yakıtın yanmasına engel olabileceğini söylediği, görüşme sonucunda sanıkların yakıta 2.700 - 2.800 TL’lik karışım yapılması konusunda anlaşmaya vardıkları, bu konuşmanın ardından 28.02.2006 tarihinde Aybek Petrol Şirketi tarafından anılan Kuruma 16.010 kg kalorifer yakıtının teslim edildiği, yakıtın teslimine ilişkin muayene kabul tutanağında sanık ...’in imzasının bulunduğu, emniyet görevlileri tarafından idareye teslim edilen yakıt tankından alınan numunenin TSE Laboratuvar Dairesi Başkanlığı tarafından tetkiki sonucunda düzenlenen raporda, yakıtın kinematik vizkozite ve kükürt muhtevası yönlerinden TS 2177 sayılı Türk standardına uygun olmadığının belirtildiği ve mevcut kayıtlara göre sanık ...’in sanık ...’tan maddi menfaat temin ettiği sabit olmamakla birlikte sanıkların açıklanan şekilde akaryakıta karışım yapılması hususunda ve meblağa ilişkin açık anlaşmaya varmış olmaları da dikkate alınarak Yerel Mahkemece söz konusu eylemler nedeniyle sanıkların edimin ifasına fesat karıştırma ve rüşvet suçlarından mahkûmiyetlerine karar verildiği ve bu hükümlerin Özel Dairece onandığı anlaşılmış olup Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca; numunelerin TS 900/1 EN ISO 3170/Aralık 2005 standardına uygun şekilde alınmaması, sanık ...'un suç tarihinde Aybek firmasının %1 ortağı olup, şirketin temsilcisi sıfatını taşımaması ve sanıklar arasındaki telefon görüşmesinin başlı başına suç teşkil etmemesi nedenleriyle sanıkların mahkûmiyetlerine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği ve beraatlerine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle itiraz yolunu başvurulmuş ise de; Suç tarihinde Aybek Turizm Akaryakıt Ltd. Şti’nin ortağı olmakla birlikte şirketi temsile yetkisinin bulunmadığı bildirilen sanık ...’un, Avrupa Birliği Genel Sekreterliğine kalorifer yakıtı teslimi işlemlerine bizzat katıldığının sanığın ikrarı, sanık ... ve tanık...’un anlatımları ile iletişimin tespiti tutanaklarından açıkça anlaşılması, sanık ...’un, sanık ... ile yaptığı telefon görüşmesinde yakıta 4 ton karışım yapacaklarını belirtmesi, Türk Standartları Enstitüsü Laboratuvarlar Dairesi Başkanlığı Merkez Kimya ve Malzeme Laboratuvarı Müdürlüğünce tanzim edilen 07.04.2006 tarihli ve 1035 sayılı muayene ve deney raporunda yakıtın TS 2177 sayılı Türk standardına uygun olmadığına ilişkin kanaat bildirilmesi ve bu delillerin sanıkların edimin ifasına fesat karıştırdıklarını açıkça ortaya koyması karşısında somut olayda numunelerin usulüne uygun alınmamış olmasının sonuca etkili görülmemesi, iletişimin tespiti kayıtlarına göre sanık ...’in 16-17 ton yakıt alabileceklerini ifade etmesi nedeniyle sanıkların, anılan görüşmenin yakıt tankındaki "mınk" adı verilen maddenin akışkan hâle gelmesi için Aybek firmasınca Kuruma bağışlanacak mazotla ilgili olduğu yönündeki savunmalarının inandırıcı olmaması, sonradan Kuruma söz konusu miktarda mazotun alınmadığına ilişkin beyan ve savunmalar da gözetildiğinde, tanık...’un sanıklar ... ve ... arasındaki görüşmeden haberdar olduğuna ve konuşmaların mazot alımına ilişkin yapıldığına ilişkin anlatımlarının sanıkları korumaya yönelik olduğunun anlaşılması ve sanık ...’un kollukta müdafi eşliğindeki 08.03.2006 tarihli savunmasında, sanık ...’in telefon görüşmesi sırasında kendisine yaptığı teklifi bir süre düşündükten sonra yanlış olacağı kanaatiyle kabul etmediğini belirtmesinin, sanıkların rüşvet anlaşması yaptığını gösteren iletişimin tespiti tutanaklarını desteklemesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; her iki sanığın da Avrupa Birliği Genel Sekreterliğine kalorifer yakıtı alımı sırasında edimin ifasına fesat karıştırma ve rüşvet suçlarını işlediklerinin sabit olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının, sanıklar ... ve...'a atılı rüşvet ve Avrupa Birliği Genel Sekreterliğine yönelik edimin ifasına fesat karıştırma suçları bakımından reddine karar verilmelidir. Rüşvet suçu bakımından yapılan oylamada çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; "Rüşvet iddiasını doğrulayan delil bulunmadığı ve bu suç yönünden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabul edilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. 2- TEİAŞ 8. İletim Tesis ve İşletme Grup Müdürlüğüne kalorifer yakıtı alımına ilişkin olarak sanıklar ... ve...’a atılı edimin ifasına fesat karıştırma suçunun sabit olup olmadığı; Sanık ...’in yetkilisi olduğu Aypek Petrol Pazarlama Ltd. Şti’nin TEİAŞ 8. İletim Tesis ve İşletme Grup Müdürlüğüne 200 tonluk kalorifer yakıtı alımına ilişkin ihaleyi aldığı, Aypek Petrol Pazarlama Şirketi ile TEİAŞ arasında 17.11.2004 tarihinde sözleşme imzalandığı, sözleşme bir yıllık olmasına rağmen 10. maddede sözleşme miktarı 200 ton olarak belirlendiği ve bir yıl içinde bu miktar tamamlanmadığı için 200 ton tamamlanıncaya kadar sözleşme süresinin uzadığı, sözleşme doğrultusunda 20.02.2006 tarihinde Aypek Petrol firmasının Kuruma 20.240 kg fuel-oil getirdiği, Türk Standartları Enstitüsü Laboratuvarlar Dairesi Başkanlığı Merkez Kimya ve Malzeme Laboratuvarı Müdürlüğünce tanzim edilen 01.03.2006 tarihli ve 575 sayılı muayene ve deney raporuna göre Kurumdan alınan kalorifer yakıtı numunelerinin kinematik vizkozite ve kükürt muhtevası yönlerinden TS 2177 sayılı Türk Standardına göre uygun olmadığının belirlendiği, ayrıca Kurum personeli ... tarafından yapılan ölçümler sonucu resmî kayıtlarla Kuruma teslim edildiği belirtilen tutardan 5.175 kg eksik mal tesliminin yapıldığının tespit edildiği, yakıt niteliğinin ve miktarının Kurum aleyhine belirtilen şekilde değiştirilmesi işleminin ise olay tarihinde Kantarcıoğlu Petrol Şirketinin Ankara İskitler bölgesinde bulunan kantar iş yeri sorumlusu ve çalışanı olan sanık... tarafından gerçekleştirildiği, bu şekilde TEİAŞ 8. İletim Tesis ve İşletme Grup Müdürlüğüne kalorifer yakıtı alımına ilişkin olarak edimin ifasına fesat karıştırma suçunu işledikleri kabul edilerek Yerel Mahkemece sanıkların mahkûmiyetlerine karar verildiği ve bu hükümlerin Özel Dairece onandığı anlaşılmış ise de; TEİAŞ 8. İletim Tesis ve İşletme Grup Müdürlüğüne teslim edilen akaryakıta ilişkin 20.02.2006 tarihli ve 009174 sayılı numune alma tutanağında belirtildiği üzere yakıt numunelerinin taraflar arasında imzalanan 17.11.2004 tarihli sözleşmeye, teknik şartnameye ve numune alımına ilişkin kuralları gösteren Türk Standartları Enstitüsü TS 900-1 EN ISO 3170/Aralık 2005 standardının kurallar başlıklı 4/2. maddesine aykırı şekilde yalnızca Kurumun yakıt tankından alınması ve emniyet görevlilerince Kurumun ısı merkezinde yapılan incelemeler sonucu düzenlenen tutanakta, yakıt tanklarında Aypek Petrol Pazarlama Şirketince yapılan teslimden önce de yakıt bulunduğuna yer verilmesi nedenleriyle sağlıklı bir analizden söz edilmesinin mümkün olmaması, dosyada mevcut 20.02.2006 tarihli ve 111834 irsaliye sayılı faturada firma tarafından Kuruma toplam 21.516,18 TL karşılığında 20.240 kg’lik fuel-oil 4 (kal-yak) teslimi yapıldığının belirtilmesi ve bu hususun firmanın 2 No.lu ısı merkezine 5250 kg, 1 No.lu ısı merkezine ise 15.000 kg akaryakıt teslimatı yaptığının kamyon üzerinde bulunan numaratörden tespit edildiğine ilişkin 20.02.2006 tarihli tespit tutanağı ile de doğrulanması, TEİAŞ 8. İletim Tesis ve İşletim Grup Müdürlüğünde sıhhi tesisat ve kalorifer işçileri olarak çalışan tanıklar...ve...’nin ifadelerinde; yakıtın tesliminden sonraki dört gün süresince kalorifer yakıtının kullanıldığını, tahminen günde 1.100 – 1.200 kg kalorifer yakıtı tüketildiğini, bu nedenle sonradan yapılan tartımın eksik çıkmasının normal olduğunu söylemeleri, TEİAŞ 8. İletim Tesis ve İşletme Grup Müdürlüğünün 13.03.2006 tarihli ve 1451 sayılı yazısında Aypek Petrol Pazarlama Şirketince teslim edilen yakıt ile herhangi bir sorun yaşanmadığına yer verilmesi ve yalnızca kollukta müdafi eşliğindeki 07.03.2006 tarihli savunmasında kantarda yakıt karışımı ve eksik tartı gibi işlemler yaptığını ifade eden sanık...’ın anılan usulsüzlükleri hangi kuruma yapılan teslimatlar bakımından gerçekleştirdiğinin anlaşılamaması karşısında; sanıklara atılı edimin ifasına fesat karıştırma suçunun sabit olmadığının kabulü gerekmektedir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının, sanıklar ... ve...'a atılı TEİAŞ 8. İletim Tesis ve İşletme Grup Müdürlüğüne yönelik edimin ifasına fesat karıştırma suçları bakımından kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; "İtirazın reddine karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ: 1) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının; a) Sanıklar ... ve...'a atılı rüşvet ve Avrupa Birliği Genel Sekreterliğine yönelik edimin ifasına fesat karıştırma suçlarının sabit olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından REDDİNE, b) Sanıklar ... ve...'a atılı TEİAŞ 8. İletim Tesis ve İşletme Grup Müdürlüğüne yönelik edimin ifasına fesat karıştırma suçlarının sabit olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından KABULÜNE, 2- Yargıtay 5. Ceza Dairesinin sanıklar ... ve...'a atılı TEİAŞ 8. İletim Tesis ve İşletme Grup Müdürlüğüne yönelik edimin ifasına fesat karıştırma suçlarına yönelik 06.11.2014 tarihli ve 1246-10558 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA, 3- Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.12.2012 tarihli ve 396-443 sayılı hükümlerinin, sanıklar ... ve...'a atılı TEİAŞ 8. İletim Tesis ve İşletme Grup Müdürlüğüne yönelik edimin ifasına fesat karıştırma suçunun sabit olmadığı gözetilmeyerek beraatleri yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 16.06.2020 tarihinde yapılan müzakerede; sanıklar ... ve...'a atılı Avrupa Birliği Genel Sekreterliğine yönelik edimin ifasına fesat karıştırma suçunun sabit olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından oy birliğiyle, diğer uyuşmazlıklar bakımından oy çokluğuyla karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Hukuku Genel Hükümler

Fransız vatandaşı (F), Paris'te faaliyet gösteren Türk kanunlarına göre kurulmuş bir özel hukuk tüzel kişisinin genel müdürü olan Türk vatandaşı (T)'ye, şirketler arası bir ihaleyi kazanmak amacıyla menfaat teklif etmiştir. Teklifin (T) tarafından reddedilmesi üzerine olay Fransız makamlarına intikal etmemiş, ancak (F) bir süre sonra tatil için geldiği Türkiye'de başka bir sebeple yakalanınca durum ortaya çıkmıştır. Bu olayda, yabancı ülkede işlenen rüşvet suçundan dolayı (F) hakkında Türkiye'de bir kamu davası açılabilmesi için gerekli olan usuli şartlar bakımından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na göre aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A) Mağdurun Türk vatandaşı olması nedeniyle, TCK m. 12/2 gereğince, suçtan zarar görenin şikâyeti ve fail hakkında yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması koşuluyla yargılama yapılabilir.
B) Suçun Türkiye Devleti'nin doğrudan zararına işlenmemesi ve failin Türkiye'de bulunması nedeniyle, TCK m. 12/1 uyarınca yargılamanın yapılabilmesi Adalet Bakanının istemine bağlıdır.
C) Rüşvet suçu, TCK m. 13'te sayılan katalog suçlardan olmakla birlikte, TCK m. 13/2'deki genel kural gereğince bu suçlarda yargılama yapılması her zaman Adalet Bakanının talebini gerektirir.
D) Rüşvet suçu, TCK m. 13/1-b uyarınca evrensellik ilkesi kapsamında Türk kanunlarının uygulanacağı suçlardan olup, TCK m. 13/2'de bu suç tipi için getirilen açık istisna hükmü gereğince yargılama yapılması Adalet Bakanının talebine bağlı değildir.
E) Suçun işlendiği ülke olan Fransa'da da suç teşkil etmesi (çifte cezalandırılabilirlik) ve 6706 sayılı Kanun uyarınca Fransa'nın soruşturmayı Türkiye'ye devretmesi halinde yargılama yapılabilir.

Bu maddeyle ilgili 11 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol