5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 253

Türk Ceza Kanunu 253. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 253- (1) Rüşvet suçunun işlenmesi suretiyle yararına haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. Etkin pişmanlık

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

10 karar eşleşti
4. Ceza Dairesi, 2020/593 E., 2020/8540 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
5237 sayılı Kanun’un 106/1-2. cümlesinde düzenlenen tehdit suçunun, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesinin 02/12/2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 34.
4. Ceza Dairesi         2020/593 E.  ,  2020/8540 K. "İçtihat Metni" Sair tehdit suçundan sanık ...'ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/1-2. cümle, 62 ve 52. maddeleri uyarınca 1.000,00 Türk lirası adli para cezası cezalandırılmasına dair, Gebze 8. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 20/03/2019 tarihli ve 2019/4 esas, 2019/208 sayılı kararının, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 23/12/2019 gün ve......-Kyb sayılı istemleri ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03/01/2020 gün ve 2019/136269 sayılı bozma düşüncesini içeren ihbarnamesiyle Daire'ye gönderilmiş olduğu görülmekle, dosya incelendi: Kanun yararına bozma isteyen ihbarnamede; 5237 sayılı Kanun’un 106/1-2. cümlesinde düzenlenen tehdit suçunun, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesinin 02/12/2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 34. maddesi ile değişik yapılmasından önceki haline göre de uzlaşma kapsamında olmasına rağmen, soruşturma evresinde şüpheli ve müştekiye uzlaşma teklifi yapılmadığı gibi, kovuşturma evresinde de uzlaşma teklifi yapılmadığı cihetle, 5271 sayılı Kanun'un 253 ve 254. maddelerinde 6763 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik de nazara alınarak soruşturma dosyasının uzlaştırma bürosuna gönderilerek uzlaştırma işlemlerinin yapılması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunduğu anlaşılmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA I-Olay: Sair tehdit suçundan sanık ...'ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/1-2. cümle, 62 ve 52. maddeleri uyarınca 1.000,00 Türk lirası adli para cezası cezalandırılmasına dair, Gebze 8. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 20/03/2019 tarihli ve 2019/4 esas, 2019/208 sayılı kararının, 5237 sayılı Kanun’un 106/1-2. cümlesinde düzenlenen tehdit suçunun, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesinin 02/12/2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 34. maddesi ile değişik yapılmasından önceki haline göre de uzlaşma kapsamında olmasına rağmen, soruşturma evresinde şüpheli ve müştekiye uzlaşma teklifi yapılmadığı gibi, kovuşturma evresinde de uzlaşma teklifi yapılmadığı cihetle, 5271 sayılı Kanun'un 253 ve 254. maddelerinde 6763 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik de nazara alınarak soruşturma dosyasının uzlaştırma bürosuna gönderilerek uzlaştırma işlemlerinin yapılması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle kanun yararına bozmaya konu edildiği anlaşılmıştır. II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı: TCK'nın 106/1. maddesinin ikinci cümlesi kapsamındaki sair tehdit suçundan hükümlülük kararı verilen, aynı Kanun'un 125/3-a maddesinde düzenlenen ve uzlaştırma kapsamında bulunmayan hakaret suçundan ise beraat eden sanık ... hakkında, uzlaştırma hükümlerinin uygulanmasının gerekip gerekmediğinin belirlenmesine ilişkindir. III- Hukuksal Değerlendirme: Ceza Genel Kurulu'nun 29/05/2018 tarihli ve 2017/15-496 esas, 2018/246 sayılı kararında belirtildiği üzere; uzlaştırma kurumu, uyuşmazlığın yargı dışı yolla ve fakat adli makamlar denetiminde çözümlenmesini amaçlayan bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Uzlaştırma; bu kapsama giren suçlarda, fail ve mağdurun suçtan doğan zararın giderilmesi konusunda anlaşmalarına bağlı olarak, devletin de ceza soruşturması veya kovuşturmasından vazgeçmesi ve suçun işlenmesiyle bozulan toplumsal düzenin barış yoluyla yeniden tesisini sağlayıcı nitelikte bir hukuksal kurumdur. 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın 73. maddesinin sekizinci fıkrasında, "Suçtan zarar göreni gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olup, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı bulunan suçlarda, failin suçu kabullenmesi ve doğmuş olan zararın tümünü veya büyük bir kısmını ödemesi veya gidermesi koşuluyla mağdur ile fail özgür iradeleri ile uzlaştıklarında ve bu husus Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından saptandığında kamu davası açılmaz veya davanın düşürülmesine karar verilir" hükmü ile uzlaşma kurumuna, aynı tarihte yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın 253, 254 ve 255. maddelerinde ise, uzlaşmanın şartları, yöntemi, sonuçları, kovuşturma aşamasında uzlaşma ile birden fazla failin bulunması hâlinde uzlaşmanın nasıl gerçekleşeceğine ilişkin hükümlere yer verilmiştir. 19/12/2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un ikinci maddesiyle, 5237 sayılı TCK'nın 73. maddesinin başlığında yer alan “uzlaşma” ibaresi metinden çıkarılmış, 45. maddesiyle de aynı maddenin sekizinci fıkrası yürürlükten kaldırılmış, yine 24 ve 25. maddeleri ile CMK'nın 253 ve 254. maddeleri değiştirilmiştir. CMK'nın 5560 sayılı Kanun'un 24. maddesi ile değiştirilen 253. maddesinin üçüncü fıkrası; "(3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar ile cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, uzlaştırma yoluna gidilemez." biçimdeyken 09/07/2009 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5918 sayılı Kanun'un sekizinci maddesiyle anılan fıkraya "Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz" cümlesi eklenmiştir. 02/12/2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesi ile yapılan değişiklikle madde başlığı "uzlaştırma" olarak değiştirilmiş ve 6763 sayılı Kanun ile uzlaştırma kapsamındaki suçların sayıları artırılmış, TCK'nın 106. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen tehdit, aynı Kanun'un 141. maddesinde düzenlenen hırsızlık ve 157. maddesinde düzenlenen dolandırıcılık suçları uzlaştırma kapsamına alınmış, etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlara ilişkin sınırlama kaldırılmıştır. Mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar yönünden ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar da uzlaştırma kapsamına dahil edilmiştir. Uzlaştırma kurumu, fail ile devlet arasındaki ceza ilişkisini sona erdirmesi bakımından maddi hukuka da ilişkin bulunması nedeniyle yürürlüğünden önceki olaylara uygulanabilecek, bu uygulama sadece görülmekte olan davalar bakımından geçerli olmayacak, 5237 sayılı Kanun'un 7/2. maddesindeki düzenleme de nazara alınarak kesinleşen ve infaz edilmekte olan hükümlerde de uygulanabilecek ve bu husus infaz aşamasında gözetilebilecektir. Yerine getirilen hükümler yönünden ise, uzlaştırma sanığın hukuki yararının bulunması koşuluyla uygulanabilecektir. Uzlaştırma, 6763 sayılı Kanun'la değişik CMK'nın 253. maddesinde ayrıntılarıyla düzenlenmiş, mahkeme tarafından uzlaştırmaya ilişkin anılan Kanunun 254. maddesinde" (1) kamu davası açıldıktan sonra kovuşturma konusu suçun uzlaşma kapsamında olduğunun anlaşılması halinde, kovuşturma dosyası, uzlaştırma işlemlerinin 253. maddede belirtilen esas ve usûle göre yerine getirilmesi için uzlaştırma bürosuna gönderilir. (2) uzlaşma gerçekleştiği takdirde, mahkeme, uzlaşma sonucunda sanığın edimini def’aten yerine getirmesi halinde, davanın düşmesine karar verir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde; sanık hakkında, 231 inci maddedeki şartlar aranmaksızın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilir. Geri bırakma süresince zamanaşımı işlemez. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildikten sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, mahkeme tarafından, 231 inci maddenin onbirinci fıkrasındaki şartlar aranmaksızın, hüküm açıklanır. " denilmiştir. Uzlaştırmanın asıl olarak soruşturma evresinde yapılması gereken bir işlem olduğu, kovuşturma aşamasında uzlaştırma hükümlerinin uygulanmasının ise istisnai olarak Cumhuriyet savcısı tarafından uzlaştırma usulü uygulanmaksızın dava açılması veya suçun uzlaştırma kapsamında olduğunun ilk defa duruşmada anlaşılması halinde mümkün olduğu kabul edilmelidir. Uzlaştırma usulü uygulanmaksızın dava açılması veya suçun uzlaştırma kapsamında olduğunun ilk defa duruşmada anlaşılması halinde uzlaştırmanın uygulanması gerekmekte olup uzlaşma başarıyla gerçekleşir ve edim bir defada yerine getirilirse kamu davasının düşmesine karar verilecektir. İncelenen dosyada; Sanık ... hakkında, katılan ...'e yönelik olarak, 26.09.2018 tarihli eylemleri nedeniyle, TCK'nın 106/1-2. cümle, 125/3-a, 53. maddeleri uyarınca tehdit ve hakaret suçlarından cezalandırılması talebiyle kamu davaları açıldığı, kovuşturma neticesinde sanığın, Gebze 8. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 20/03/2019 tarihli ve 2019/4 esas, 2019/208 sayılı kararıyla, TCK'nın 106/1. maddesinin ikinci cümlesi kapsamında sair tehdit suçundan 1.000,00 Tl adli para cezasıyla cezalandırılmasına, kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçundan ise beraatine karar verildiği, beraat hükmüne yönelik istinaf başvurusunun, ilgili istinaf dairesince esastan reddedilerek kesinleştiği, sair tehdit suçundan kurulan hükmün kesin nitelikte adli para cezasına ilişkin olduğu, kovuşturma aşamasında katılan ve sanık arasında uzlaştırma işlemlerinin yerine getirilmediği, sair tehdit suçundan kurulan hükmün kanun yararına bozma talebine konu edildiği anlaşılmıştır. Dosya kapsamı, kanun yararına bozma istemi ve tüm bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde; Sanığa isnat olunan ve TCK'nın 106/1. maddesinin ikinci cümlesinde düzenlenen sair tehdit suçu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 253/1-a maddesine göre uzlaştırma kapsamındadır. Çözülmesi gereken sorun, dava açıldığında, kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçu ile birlikte işlendiğinin iddia edilmesi nedeniyle uzlaştırma kapsamında bulunmayan sair tehdit suçunun, hüküm kurulurken hakaret suçundan beraat kararı verilmesi üzerine, bu kapsamında kalıp kalmayacağı noktasında toplanmaktadır. Bu bağlamda, sair tehdit suçundan uzlaştırma işlemlerinin yerine getirilmesi halinde, uzlaşma kapsamında bulunmayan kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan beraat kararı verileceği izlenimi oluşabileceği cihetle, bu hususun ihsası rey olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceğinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu sorunun, CMKnın 226. maddesinde düzenlenen "ek savunma" konusuyla birlikte değerlendirilmesi uygun olacaktır. Anılan madde "Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez. (2) cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır. (3) ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir. (4) yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır." biçimdedir. Maddeden de anlaşılacağı üzere suçun hukuki niteliği değişir ya da cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirir durumun ortaya çıkması halinde hakim sanık ya da müdafiine ek savunma hakkı tanıyacaktır ancak, bu durum yasal düzenleme nazara alındığında hakim açısından ihsası rey olarak nitelendirilemeyecektir. Bu düzenlemeye kıyasen, uzlaştırmaya tabi olan bir suçla uzlaştırmaya tabi olmayan bir suça dair davanın yargılaması devam ederken, hakimin uzlaştırmaya tabi olacağını öngördüğü suçla ilgili olarak dosyayı soruşturma bürosuna göndermesi veya bu düşünceyle tefrik kararı vermesi durumunda, kamu davası açıldığında uzlaştırma kapsamında olmayan suç açısından ihsası reyde bulunduğundan bahsedilemeyecektir. Sanığın işlediği ve TCK'nın 106/1. maddesinin ikinci cümlesinde düzenlenen tehdit suçu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 253/1-a maddesine göre uzlaştırma kapsamında olup, bahsi geçen suçun, uzlaşma kapsamında bulunmayan kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçuyla birlikte işlendiğinin iddia edilmesi nedeniyle, anılan Kanun'un 253/3. maddesindeki düzenleme uyarınca uzlaştırma kapsamı dışında kaldığı anlaşılmıştır. Yapılan yargılama neticesinde ise sanığın hakaret suçundan beraatine hükmolunmuş, bu nedenle de sair tehdit suçu yönünden uzlaştırmaya engel olan CMK'nın 253/3. maddesinin uygulanma olanağı kalmamıştır. Bu açıklamalar çerçevesinde, sanığa, uzlaşma kapsamında bulunan TCK'nın 106/1. maddesinin ikinci cümlesi kapsamındaki sair tehdit suçundan dolayı, CMK'nın 254/1. maddesi uyarınca, uzlaştırma işlemlerinin CMK'nın 253. maddesinde belirtilen esas ve usûle göre yerine getirilmesi için dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderilmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmemiş, dolayısıyla sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/1-2. cümle, 62 ve 52. maddeleri gereğince 1.000,00 Tl adli para cezasıyla cezalandırılmasına dair, Gebze 8. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 20/03/2019 tarihli ve 2019/4 esas, 2019/208 sayılı kararında isabet bulunmadığı anlaşılmıştır. IV-Sonuç ve Karar: Yukarıda açıklanan nedenlerle, Kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden, Gebze 8. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 20/03/2019 tarihli ve 2019/4 esas, 2019/208 sayılı kesinleşen kararının, sair tehdit suçu yönünden 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre sonraki işlemlerin, CMK'nın 309/4-b maddesi gereğince mahallinde Mahkemesince yerine getirilmesine, 01/07/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Ceza Genel Kurulu, 2018/590 E., 2019/90 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİZMİR 1. Çocuk
tam metni aç
maddesi uyarınca kapsamı genişletilmiş, 06.12.2006 tarihli 5560 sayılı Yasa ile 5237 sayılı Yasa’nın 73, 5271 sayılı Yasa’nın 253 ve 254. maddeleri, 5395 sayılı Yasa’nın 24.
Ceza Genel Kurulu         2018/590 E.  ,  2019/90 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 18. Ceza Dairesi Mahkemesi : İZMİR 1. Çocuk Sayısı : 606-1006 Görevi yaptırmamak için direnme suçundan sanık ...'nin TCK’nın 265/1-3, 31/3, 62/1, 50 ve 52. maddeleri uyarınca 2.660 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin İzmir 1. Çocuk Mahkemesince verilen 20.11.2013 tarihli ve 606-1006 sayılı hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yüksek 18. Ceza Dairesince 17.04.2018 tarih ve 7232-5709 sayı ile; "Hükümden sonra 02.12.2016 tarih ve 29906 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesi ile değişik CMK’nın 253/1 maddesinin birinci fıkrasına eklenen (c) bendi uyarınca, üst sınırı üç yılı geçmeyen atılı suçun uzlaştırma kapsamına alınmış olması karşısında; anılan Kanun'un 35. maddesiyle değişik CMK’nın 254. maddesi gereğince suça sürüklenen çocuğun hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu" gerekçesiyle bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiş, Daire üyesi R. Akbal; " Olay: İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 04.06.2013 tarih ve 2197 sayılı iddianame ile suça sürüklenen çocuklar ... ve ... hakkında 12.04.2013 tarihinde işledikleri görevi yaptırmamak için direnme suçundan TCK’nın 265/1-3, 43 ve 31/3. maddeleri gereğince cezalandırılmaları için kamu davası açmıştır. İzmir 1. Çocuk Mahkemesi 20.11.2013 tarih, 2013/606 esas, 2013/1006 sayılı kararıyla suça sürüklenen çocuk ...'nin TCK’nın 265/1-3, 31/3, 62/2, 50 ve 52. maddeleri gereğince cezalandırılmasına ve suça sürüklenen çocuk ... hakkında TCK’nın 265/1-3, 31/3, 62/1. ve CMK. 231/5 maddeleri gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Bu karar süresi içerisinde suça sürüklenen çocuk ... müdafisi tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 18. Ceza Dairesi 17.04.2018 tarih 2016/7232 esas, 2018/5709 sayılı kararıyla uzlaşma hükümlerinin değerlendirilmesi açısından kararın bozulmasına oy çokluğuyla karar vermiştir. Yüksek Dairenin bozma kararının gerekçesine katılmıyorum. Sorun: TCK’nın 265/1-3. maddesinin uygulanması veya başka bir ifadeyle nitelikli görevi yaptırmamak için direnme suçunun işlenmesi halinde suça sürüklenen çocuk açısından uzlaşma yönteminin uygulanmasının mümkün olup olmadığına ilişkindir. Muhalefet Nedenleri: Uzlaştırma kurumu 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5732 sayılı TCK’nın 73, 5271 sayılı CMK’nın 253 ve 254 maddelerinde düzenlenmiştir. 03.07.2005 tarihinde 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 24. maddesi uyarınca kapsamı genişletilmiş, 06.12.2006 tarihli 5560 sayılı Yasa ile 5237 sayılı Yasa’nın 73, 5271 sayılı Yasa’nın 253 ve 254. maddeleri, 5395 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde değişiklik yapılmış, çocuklar ile reşit kişilerin durumu arasında paralellik sağlanmıştır. 26.06.2009 tarih ve 5918 sayılı Yasanın 8. maddesiyle 5271 sayılı CMK’nın 253. maddesinde değişiklik yapılarak uzlaşma kapsamına giren bir suçun bu kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde uzlaşma hükümlerinin uygulanamayacağı öngörülmüştür. 6763 sayılı Kanun ile uzlaştırma kapsamındaki suçların sayıları artırılmış, TCK’nın 106/1, 141 ve 157 maddelerindeki suçlar da uzlaştırma kapsamına alınmış, etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlara ilişkin sınırlama kaldırılmıştır, yine mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla suça sürüklenen çocuklar yönünden ayrıca üst sınırı 3 yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar da uzlaştırma kapsamına dahil edilmiştir. Suça sürüklenen çocuklar açısından uzlaştırma kurumunun kapsamını daha geniş biçimde düzenlendiği anlaşılmaktadır. 5237 sayılı TCK’nın nitelikli suçların ve suçun ağırlaştırıcı nedenlerinin belirlenmesi hususunda karışık bir uygulamayı benimsemiştir. Türk Ceza Yasası’nda suçun nitelikli halleri için bazı maddelerde müstakil ceza belirlenmesi, bazı maddelerde ise cezanın belirli oranda artırılması esasının kabulü sistematik gözükmese de bu tür düzenleme tercihi yasa koyucunun takdiridir. Suçun uzlaşma kapsamında kalıp kalmadığı hususunda suça sürüklenen çocuk hakkında uygulanması istenen ve suçun nitelikli hâlinin düzenlendiği maddenin 3. fıkrasında öngörülen hapis cezasının üst sınırı 3 yıl hapis cezasından fazladır. TCK’nın 265/1-3. maddesinde öngörülen ceza miktarı dikkate alındığında suça sürüklenen çocuk yönünden suç uzlaşma kapsamından çıkarmaktadır. Aksi durum bazı kurumların ve kuralların suçun nitelikli halinin müstakil ceza öngördükleri yönünde uygulanması, cezanın artırılması esasının benimsendiği hâller için ise tatbik edilmemesi sonucunu yaratır. Mahiyeti ve niteliği açısından fark bulunmayan suçun nitelikli hâlleri yönünden ayrım yapılması yasal düzenlemeye aykırıdır ve suçun nitelikli hâlleri açısından eşitsizlik yaratacak niteliktedir. TCK’nın 265/1. maddesine aykırılık hâlinde 6 aydan 3 yıla kadar hapis TCK. 265/3 maddesine aykırılık hâlinde verilecek ceza 1/3 oranında artırılır hükmü gereğince 8 aydan 4 yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. CMK’nın 253/1-c maddesiyle üst sınırı üç yıla kadar hapis cezasını gerektiren suçlar uzlaştırma kapsamına alınmıştır, cezanın üst sınırı 3 yıl hapis cezasını aşıyorsa uzlaşma kapsamında olmadığı sonucuna varmak gerekir. Ceza Genel Kurulu 03.03.2010 tarih ve 43/71 sayılı kararında bu hususu belirtmiştir. Suça sürüklenen çocuklar açısından CMK’nın 253/1-c maddesi uyarınca üst sınırı 3 yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar kriterine bakmak ve buna göre uzlaşma hükümlerinin uygulanma imkânı olup olmadığı tespit etmek gerektiği anlaşılmaktadır. Tüm bu nedenlerle; Sonuç: Suça sürüklenen çocuk açısından nitelikli kamu görevlisine karşı görevi yaptırmamak için direnme suçundan TCK’nın 265/1-3. maddesinin uygulanmış olması nedeniyle suçun CMK’nın 253/1-c maddesi kapsamında kalmadığı için uzlaştırma hükümlerinin uygulanamayacağı" görüşüyle karşı oy kullanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 13.09.2018 tarih ve 29142 sayı ile; "İtiraza konu uyuşmazlık, suça sürüklenen çocuk ...'nin işlediği görevli memura etkin direnme suçuyla ilgili olarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 6763 sayılı Kanunun 34. maddesi ile değişik CMK’nın 253/1. maddesinin birinci fıkrasına eklenen (c) bendi uyarınca, üst sınırı üç yılı geçmeyen atılı suçların uzlaştırma kapsamına alınmış olması karşısında; suçun nitelikli hâlinin işlenmesi durumunda bu suçun, uzlaştırma kapsamında bulunup bulunmadığına ilişkindir. Uzlaşma kurumu 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5732 sayılı TCK’nın 73, 5271 sayılı CMK’nın 253 ve 254. maddelerinde düzenlenmiştir. 03.07.2005 tarihinde 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 24. maddesi uyarınca kapsamı genişletilmiş, 06.12.2006 tarihli 5560 sayılı Yasa ile 5237 sayılı Yasa’nın 73., 5271 sayılı yasanın 253 ve 254. ve 5395 sayılı Yasa’nın 24. maddelerinde değişiklik yapılmış, çocuklar ile reşit kişilerin durumları arasında paralellik sağlanmıştır. Daha sonra 26.06.2009 tarih ve 5918 sayılı Yasa’nın 8. maddesi ile, 5271 sayılı Yasa’nın 253. maddesinde değişiklik yapılarak uzlaşma kapsamına giren bir suçun bu kapsama girmeyen başka bir suç ile birlikte işlenmiş olması halinde uzlaşma hükümlerinin uygulanmayacağı öngörülmüştür. 6763 sayılı Kanun ile uzlaştırma kapsamındaki suçların sayıları artırılmış, TCK'nın 106. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen tehdit, aynı Kanunun 141. maddesinde düzenlenen hırsızlık ve 157. maddesinde düzenlenen dolandırıcılık suçları uzlaştırma kapsamına alınmış, etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlara ilişkin sınırlama kaldırılmıştır. Mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar yönünden ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar da uzlaştırma kapsamına dahil edilmiştir. Suça sürüklenen çocuklar açısından uzlaşma kurumunun kapsamının daha geniş biçimde düzenlendiği anlaşılmaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu bazen bazı fiiller suç olarak belirlenmekle birlikte bu fiiller açısından suçların nitelikli hâlini- neticesi sebebi ile ağırlaşmış suç tiplerine yer verilmemiş, başka bir anlatımla suçun yalnızca temel şekli düzenlemekle yetinilmiştir (Örneğin; TCK 175, 176, 177, 180, 183, 225, 263 ve benzeri maddelerinde olduğu gibi). Ancak bazı suç tipleri için suçun temel şekline yer verildikten sonra suçun nitelikli hâllerine -neticesi sebebi ile ağırlaşmış suçlara yer verilmiştir. Neticesi sebebi ile ağırlaşmış suçlar suçun temel şeklinin düzenlendiği maddede öngörülebildiği (TCK’nın 102/5-6, 103/5-6 gibi) ayrı maddelerde de hükme bağlanmış olabilmektedir (TCK’nın 87, 95). 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun suçun nitelikli hâllerinin bazı suçlarda suçun temel şeklinin düzenlendiği maddede (TCK 85/2, 86/3, 89/2-4, 102/2-3, 103/2-4, 109/2-4) düzenlendiği bazen de suçun temel şeklinin düzenlendiği madde dışında başka bir maddede ayrıca düzenlendiği (TCK 82, 137, 142, 149, 152, 158) görülmektedir. Bazı suçlar için nitelikli hallerin bu suçun temel şeklinin düzenlendiği maddede hem de ayrı bir maddede öngörülmüş olduğu haller vardır (TCK 116/4, 119). Bunun dışında, bazı maddelerde suçun nitelikli halleri için müstakil bir ceza öngörülmüş iken (TCK 82, 85/2, 94/2-3, 102/2, 103/2, 106-2, 109/2) bazı maddelerde suçun temel şekli için belirlenen cezanın belli oranlarda artırılması biçiminde (TCK 86/3, 102/3, 103/3-4, 109/3) düzenleme yapıldığı görülmektedir. Yine bazı maddelerde suçu nitelikli halleri için hem müstakil ceza öngörüldüğü (TCK 102/2, 103/2, 109/2) hem de cezanın belirli bir oranda artırılması esasının kabul edildiği (TCK 102/3, 103,3-4, 109/4) anlaşılmaktadır. Görevi yaptırmamak için direnme suçu 5237 sayılı TCK'nın 265 maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin 1. fıkrasında suçun temel şekli, devamı fıkralarında esas suçun nitelikli hâlleri düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde 2,3,4 fıkralarında suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâller olduğu açıklanmıştır. Suçun basit şeklinin düzenlendiği 1. fıkrasında 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Suçun nitelikli hâlinin düzenlendiği 2. fıkrada 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası öngörülmüş iken 3. fıkrasında önceki fıkralarda belirtilen suçun kişinin kendini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde verilecek ceza 1/3 oranında artırılacağı, yine suçun silahla ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi halinde yukarıda fıkralara göre verilecek cezanın yarı oranda artırılacağı öngörülmüştür. Suça sürüklenen çocuğun eylemi TCK’nın 265/1-3. maddeleri kapsamındadır. Yerel mahkemece ve 18. Ceza Dairesi eylemi bu şekilde nitelemiştir. Türk Ceza Yasasında suçun nitelikli hâlleri için bazı maddelerde müstakil ceza belirlenmesi bazı maddelerde ise cezanın belirli oranda artırılması esasının kabulü sistematik gözükmese de bu tür düzenleme tercihi yasa koyucunun takdiridir. Ancak; bazı maddelerde suçun basit şekline göre müstakil ceza belirlenmesi, bazı maddelerde cezanın belirli bir oranda artırılması esasının kabulü, hatta bazı suçun nitelikli hâlleri için hem müstakil ceza tayinin hem de cezanın belirli oranda artırılması ilkenin benimsenmesi, bu fiillerin suçun nitelikli hâlleri olarak düzenlendiği gerçeğini değiştirmemektedir. Bu gerçek, yasalarda aksi öngörülmedikçe suçun nitelikli hâlleri yönünden bazı kural ve kurumların uygulanması konusundaki farklılık-ayrım yapılmasına izin vermez. Dolayısıyla, bazı kural ve kurumların yasalarda aksi öngörülmedikçe 'müstakil ceza öngörülmesi veya cezanın belirli bir oranda artırılması hususu ayrımı konusunda' suçların nitelikli hâlleri için aynı ve eşit biçimde uygulanması gerekmektedir. 5237 sayılı yasanın cezanın belirlenmesi başlığını taşıyan 61/4. fıkrasında ‘bir suçun temel şekline nazaran daha ağır veya daha az cezayı gerektiren birden fazla nitelikli hâllerin gerçekleşmesi durumunda; temel cezada önce artırım sonra indirim yapılır’ denilmesine müteakip TCK’nın 66/3. fıkrasında dava zamanaşımının belirlenmesinde dosyada ki mevcut deliller itibariyle suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurulur hükmü öngörülmüştür. 5237 sayılı yasanın 14. maddesinde mahkemelerin görevlerinin belirlenmesinde ağırlatıcı veya hafifletici nedenler gözetilmeksizin kanunda yer alan suçun cezasının üst sınırı göz önünde bulundurulur hükmü bulunmaktadır. Bu hükme göre; mahkemelerin görevlerinin saptanmasında suçun nitelikli hâllerinin nazara alınması gerekmektedir. Genel kabul suçun uzlaşma kapsamında kalıp kalmadığı hususunda suçun temel şekli ile nitelikli hâli arasında öngörülen ceza yönünden farklılık var ise uzlaşmaya tabi olma yönünden de farklı hükümlere tabi olduğudur. Başka bir ifade ile suçun nitelikli hâlleri açısından ayrım yapılmakta, suçun uzlaşma kapsamında olup olmadığını suçun basit haline göre müstakil bir ceza öngörülen suçun nitelikli hâlleri için belirlenen cezanın miktarına göre tayini gerekir, cezanın belirli oranda artırılması öngörülen suçun nitelikli hâllerini uzlaşma kapsamının belirlenmesinde dikkate almak gerekir. Suçun uzlaşma kapsamında kalıp kalmadığı hususunda suça sürüklenen çocuk hakkında uygulanması istenen ve suçun nitelikli hâlinin düzenlendiği maddenin 3 ve 4. fıkralarında öngörülen hapis cezasının üst sınırı 3 yıl hapis cezasından fazladır (TCK’nın 265/1-3). Bu ceza miktarı suça sürüklenen çocuklar yönünden suçun uzlaşma kapsamından çıkarmaktadır. Aksi durum bazı kurumların ve kuralların suçun nitelikli hâllerinin müstakil ceza öngörüleri yönünden uygulanması, cezanın artırılmasının esasının benimsendiği hâller için ise tatbik edilmemesi sonucunu yaratır. Mahiyeti ve niteliği açısından fark bulunmayan suçun nitelikli hâlleri yönünden ayrım yapılması, yasal düzenlemeye aykırıdır ve suçu nitelikli hâlleri açısından eşitsizlik yaratacak niteliktedir. Yasa koyucunun tercihi benzer konularda farklı uygulamaya yol açmamalıdır. Bağımsız yaptırım öngörülen nitelikli hâller yönünden, uzlaşma açısından nitelikli hâlin cezanın üst sınırı dikkate alınıp, artırım öngören maddelerde de bu artırımın nazara alınmaması, suçun temel şeklinin cezasının nazara alınması eşitsizlik ve adaletsizliğe yol açabilecektir. Bu nedenle nitelikli hâller açısından yasa koyucunun tercih ettiği yaptırım sistemi nazara alınmaksızın ister bağımsız bir yaptırım öngörmüş olsun, isterse belirli bir oran dahilinde artırım yöntemi tercih edilmiş olsun, uzlaşma hükümlerinin uygulanmasında tüm nitelikli hâller dikkate alınarak uygulama yapılmalıdır. Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde; maddi olayda, devriye görevi yapan müşteki polis memurları saat 12.00 sıralarında Konak Zeytinlik Mahallesi 1140. Sokak Zeytinlik Parkı içerisinde müştekilerden kimlik sormak için yanlarına gittiklerinde ... isimli şahsın cebinden çıkardığı bir şeyi attığını görünce görevlilerin uyuşturucu olması nedeni ile ...'u polis merkezine götürmek için hareket ettiklerinde suça sürüklenen çocuk ...'nun yakalaması olduğundan dolayı polis merkezine götürmek istediklerinde ‘Beni götüremezsiniz, hiçbir yere gelmiyorum’ diyerek bağırıp çağırdığı, yanına gelen polis memurlarına tekme ve yumruk sallamaya başladığı, daha sonra gelen suça sürüklenen çocuk ...'nin de ‘Benim arkadaşımı alamazsınız, hiçbir yere götüremezsiniz’ diye bağırıp çağırdığı ve ...'yu kaçırmaya çalıştığı, polis memurlarının suça sürüklenen çocukları etkisiz hale getirip polis merkezine götürdükleri şeklinde gerçekleşen eylemlerinde, Suça sürüklenen çocuk ...'nin yapılan yargılama sonrasında, TCK 265/1-3 ve 31/3. maddeleri uyarınca, 4 Ay 13 gün hapis cezası cezalandırıldığı ve verilen hapis cezası TCK’nın 50/1-a maddesi gereği paraya çevrilerek 2660 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, Bu durumda suça sürüklenen çocuk hakkında uygulaması yapılan nitelikli hâlin üst sınırı 3 yıl x 1/3 oranında artışla 4 yıla baliğ olmaktadır. TCK’nın 265/1-3. maddesinin üst sınırı suça sürüklenen çocuklar yönünden suçun uzlaşma kapsamında olmadığı açıkça görülmektedir. Bu nedenle nitelikli hâller açısından, belirli bir oran ölçüsünde, artırım öngören yasal düzenlemelerde, uzlaşma hükümlerinin uygulanmaması gerektiği" düşüncesiyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 18. Ceza Dairesince 06.11.2018 tarih ve 6020-14373 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI İnceleme dışı sanık ... hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar itiraz edilmeksizin kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanık hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılacaktır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; 15-18 yaş grubunda bulunan sanığa atılı TCK’nın 265. maddesinin 1. ve 3. fıkraları kapsamındaki görevi yaptırmamak için direnme suçunun, hükümden sonra CMK’nın 253. maddesinin 1. fıkrasına 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle eklenen (c) bendi uyarınca uzlaştırmaya tabi olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Şikâyetçiler tarafından düzenlenen 12.04.2013 tarihli tutanağa göre; Asayiş Şube Müdürlüğüne bağlı güven timi olarak devriye görevlerini ifa eden şikâyetçiler ... ve ...'ın olay günü saat 12.00 sıralarında 1140 sokak üzerindeki Zeytinlik Parkı içerisinde gördükleri sanık ile inceleme dışı sanık ... ve tanık ...’un durumlarından şüphelenerek yanlarına yaklaştıkları sırada tanığın, pantolonunun ön cebinden çıkardığı şeffaf poşeti yan tarafında bulunan çalılığa doğru attığı, görevlilerce yerden alınarak incelenen bu poşet içerisinde “Bonzai” olduğu düşünülen uyuşturucu madde görüldüğü, tanığın ele geçen maddenin inceleme dışı sanık ...’ye ait olduğunu söylediği, bu beyan ve yapılan kimlik kontrolünde inceleme dışı sanığın yakalama kaydının bulunduğunun tespit edilmesi üzerine her iki şahsa da hakları hatırlatılarak polis merkezine götürülmek istendikleri, ancak inceleme dışı sanığın "Beni karakola götüremezsiniz, hiçbir yere gelmiyorum!" diyerek taşkınlık çıkarıp gitmemek için polislere tekme ve yumrukla saldırdığı, aynı anda sanığın da "Benim arkadaşımı alamazsınız hiçbir yere götüremezsiniz!" şeklinde bağırarak görevlilere saldırdığı ve inceleme dışı sanığı görevlilerin elinden kaçırmaya çalıştığı, şikâyetçiler tarafından biber gazı sıkılıp kademeli güç kullanılarak sanık ve inceleme dışı sanığın etkisiz hâle getirildiği, 12.04.2013 tarihli ve sayılı Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi raporuna göre; sanık ile inceleme dışı sanıkta darp ve cebir izine rastlanmadığı, Şikâyetçi ... aşamalarda; olay günü Tepecik Kuruçay bölgesinde sivil giyimli ve motorlu huzur timi olarak görev yaparken Zeytinlik Parkı içerisinde üç şahıs gördüklerini, bu şahıslardan tanığın yere bir poşet attığını, poşeti bulup içindeki uyuşturucu madde nedeniyle tanık hakkında işlem yapmak istedikleri sırada tanığın bu maddenin inceleme dışı sanığa ait olduğunu söylediği, hakkında işlem yapmak istediklerini inceleme dışı sanığın gelmek istemediğini, bağırıp çağırarak kendilerine ve ekip aracına tekme ve yumruk salladığını, sanığın da "Arkadaşımı alamazsınız!" diyerek benzer davranışlarda bulunduğunu, olay sırasında gözlüğünün kırıldığını, ancak bu hususu tutanağa geçirmediklerini, sanık ve inceleme dışı sanıkla kısa süreli bir boğuşma yaşadıklarını, fakat onları etkisiz hâle getirdiklerini, Şikâyetçi ... aşamalarda; olay günü devriye görevi yaparken sanık, inceleme dışı sanık ve tanığı Zeytinlik Parkında gördüklerini, yanlarına yaklaştıklarında çalılığın içerisine uyuşturucu madde bıraktığını fark ettiklerini tanığı ekip aracına bindirdiklerini, yaptıkları sorgulama sonucu inceleme dışı sanığın yakalaması olduğunu tespit edince onu da karakola götürmek istediklerini, ancak inceleme dışı sanık ile sanığın tekme atma ve itmek suretiyle direndiklerini, tehdit edici sözler söylediklerini, resmi ekipler olay mahalline gelince şahısları etkisiz hâle getirdiklerini, Tanık ... soruşturma evresinde; olay günü saat 12.00 sıralarında sanıkla birlikte Zeytinlik Parkı'nda otururlarken arkadaşları olan inceleme dışı sanığın yanlarına geldiğini, inceleme dışı sanığın yanında getirdiği ve içinde “Jameika” olarak bilinen uyuşturucu maddenin bulunduğu poşeti tutması için kendisine verdiğini ve maddeyi kullanmak için “Bong” hazırlayacağı sırada polislerin geldiğini, polisleri görünce maddeyi yere attığını, polislerin bunu gördüğünü ve yanlarına gelip maddeyi bulduklarını, polislere maddenin inceleme dışı sanığa ait olduğunu söylediğini, inceleme dışı sanığın da bunu kabul ettiğini, görevlilerin ekip aracına almak istedikleri inceleme dışı sanığın "Abdulkadir de gelsin." dediğini, görevlilerin ise "O’nun bir suçu yok, O’nu alamayız." dediklerini, aracın içine geçen inceleme dışı sanık ...'nin, sanığın da gelmesi hususunda ısrar ettiğini, bu nedenle görevliler ile inceleme dışı sanığın tartıştığını, tartışmaya sanığın da müdahil olduğunu, sonra görevlilerin inceleme dışı sanığa biber gazı sıkarak şahısların üçünü de polis merkezine getirdiklerini, Beyan etmişlerdir. İnceleme dışı sanık ... aşamalarda; olay tarihinde arkadaşları olan tanık ve sanıkla birlikte parkta oturduklarını, yanında "Bonzai" olarak bilinen bir uyuşturucu madde olduğunu, bir ara bakkala gittiğini, giderken de uyuşturucu maddeyi tanık Baran'a tutması için verdiğini, sonra polis memurlarının gelerek kendilerini yakaladığını ve polis merkezine götürdüklerini, görevliler yakaladığında bağırıp çağırmadığını, kimseye tekme ve yumruk atmadığını, karakola geldiklerinde görevli polis memurlarının kendilerini dövdüklerini, Sanık ... soruşturma evresinde; olay günü arkadaşlarıyla birlikte parkta oturdukları sırada gelen polis memurlarının inceleme dışı sanık ve tanıkta esrar bulduklarını, polis memurlarının inceleme dışı sanığa vurduklarını, görevlilere "Vurmayın!" dediğini, bunun üzerine polislerin kendisine de vurduklarını, polislere bağırmadığını, üzerlerine yürümediğini, polis memurlarından birisi vurunca kendisinin de ona vurduğunu, o sırada polislerin elektrik akımı kullanıp kendisini etkisiz hâle getirdikten sonra polis merkezine götürdüklerini, kendisini döven polislerin huzur timinde çalıştıklarını, Kovuşturma evresinde ise; şikâyetçi İbrahim’in kendisine vurduğunu, kendisinin de şikâyetçinin göğsüne doğru vurması nedeniyle şikayetçinin askılı gözlüğünün kırıldığını, ardından başka polislerin gelerek kendilerini alıp polis merkezine götürdüklerini, Savunmuştur. Uzlaştırma kurumu, uyuşmazlığın yargı dışı yolla ve fakat adli makamlar denetiminde çözümlenmesini amaçlayan bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Uzlaştırma; bu kapsama giren suçlarda, fail ve mağdurun suçtan doğan zararın giderilmesi konusunda anlaşmalarına bağlı olarak, devletin de ceza soruşturması veya kovuşturmasından vazgeçmesi ve suçun işlenmesiyle bozulan toplumsal düzenin barış yoluyla yeniden tesisini sağlayıcı nitelikte bir hukuksal kurumdur. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın 73. maddesinin 8. fıkrasında, "Suçtan zarar göreni gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olup, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı bulunan suçlarda, failin suçu kabullenmesi ve doğmuş olan zararın tümünü veya büyük bir kısmını ödemesi veya gidermesi koşuluyla mağdur ile fail özgür iradeleri ile uzlaştıklarında ve bu husus Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından saptandığında kamu davası açılmaz veya davanın düşürülmesine karar verilir" hükmü ile uzlaşma kurumuna, aynı tarihte yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın 253, 254 ve 255. maddelerinde ise, uzlaşmanın şartları, yöntemi, sonuçları, kovuşturma aşamasında uzlaşma ile birden fazla failin bulunması hâlinde uzlaşmanın nasıl gerçekleşeceğine ilişkin hükümlere yer verilmiştir. 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle, 5237 sayılı TCK'nın 73. maddesinin başlığında yer alan "Uzlaşma" ibaresi metinden çıkarılmış, 45. maddesiyle de aynı maddenin 8. fıkrası yürürlükten kaldırılmış, yine 24 ve 25. maddeleri ile CMK'nın 253 ve 254. maddeleri değiştirilmiştir. 5271 sayılı CMK'nın 5560 sayılı Kanun'un 24. maddesi ile değiştirilen 253. maddesinde uzlaşmanın kapsamı; "(1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur: a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar. b) Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer alan; 1. Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88), 2. Taksirle yaralama (madde 89), 3. Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116), 4. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234), 5. Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239) Suçları. (2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerekir. (3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar ile cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, uzlaştırma yoluna gidilemez" şeklinde belirlenmiş iken, 09.07.2009 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5918 sayılı Kanun’un 8. maddesiyle CMK'nın 253. maddesinin üçüncü fıkrasına; "Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz" cümlesi eklenmiştir. Uyuşmazlığa konu görevi yaptırmamak için direnme suçu ise TCK'nın 265. maddesinde; "(1) Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Suçun yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesi hâlinde, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Suçun, kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır. (4) Suçun, silâhla ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. (5) Bu suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir. Seçimlik hareketli bir suç olarak düzenlenen bu suçun oluşabilmesi için; kamu görevlisine, yerine getirdiği görevini yaptırmamak amacıyla cebir veya tehdit veyahut her ikisinin birden kullanılması gerekir. Bu suçla korunan hukuki yarar, kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi olup, bu suçta, kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevlerinin yerine getirilmesi dolayısıyla da kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. 765 sayılı TCK’nın yürürlüğü sırasında Ceza Genel Kurulunun 26.11.2002 tarihli ve 279-406 sayılı kararında; "Bu suç ile korunan hukuki yarar, kamu idaresi organlarının görevlerini herhangi bir engelleme ile karşılaşmadan yapmasını sağlamak suretiyle kamu idaresinde sürekliliği güvence altına almaktır." denilmek suretiyle bu husus vurgulanmıştır. Öte yandan, kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir ve/veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır (Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökçen-A. Caner Yenidünya, TCK Şerhi, 2. Bası, 5. Cilt, Ankara, 2014, s. 7645; Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 2. Bası, 6. Cilt, Ankara, 2014, s. 7956-7957). Diğer taraftan 02.12.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesi ile yapılan değişiklikle madde başlığı "Uzlaştırma" olarak değiştirilmiş ve; "(1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur: a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar. b) Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer alan; 1. Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88), 2. Taksirle yaralama (madde 89), 3. Tehdit (madde 106, birinci fıkra), 4. Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116), 5. Hırsızlık (madde 141), 6. Dolandırıcılık (madde 157), 7. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234), 8. Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239), suçları. c) Mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar bakımından ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar. (2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerekir. (3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, uzlaştırma yoluna gidilemez. Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz" şeklinde kapsamı genişletilmiştir. Görüldüğü gibi, 6763 sayılı Kanun ile uzlaştırma kapsamındaki suçların sayıları artırılmış, TCK'nın 106. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen tehdit, aynı Kanun’un 141. maddesinde düzenlenen hırsızlık ve 157. maddesinde düzenlenen dolandırıcılık suçları uzlaştırma kapsamına alınmış, etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlara ilişkin sınırlama kaldırılmıştır. Mağdurun veya suçtan zarar görenin, gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar yönünden ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar da uzlaştırma kapsamına dahil edilmiştir. Öte yandan, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren CMK’nın "Mahkeme tarafından uzlaştırma" başlıklı 254. maddesi; "(1) Kamu davasının açılması halinde, uzlaşmaya tâbi bir suç söz konusu ise, uzlaştırma işlemleri 253 üncü maddede belirtilen usule göre, mahkeme tarafından da yapılır. (2) Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde davanın düşmesine karar verilir" şeklinde iken, 19.12.2006 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun’un 25. maddesi ile; "(1) Kamu davası açıldıktan sonra kovuşturma konusu suçun uzlaşma kapsamında olduğunun anlaşılması halinde, uzlaştırma işlemleri 253 üncü maddede belirtilen esas ve usûle göre, mahkeme tarafından yapılır. (2) Uzlaşma gerçekleştiği takdirde, mahkeme, uzlaşma sonucunda sanığın edimini def’aten yerine getirmesi halinde, davanın düşmesine karar verir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arz etmesi halinde; sanık hakkında, 231 inci maddedeki şartlar aranmaksızın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilir. Geri bırakma süresince zamanaşımı işlemez. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildikten sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, mahkeme tarafından, 231 inci maddenin onbirinci fıkrasındaki şartlar aranmaksızın, hüküm açıklanır." biçiminde değiştirilmiş, 02.12.2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile CMK'nın 254. maddesinin birinci fıkrası; "Kamu davası açıldıktan sonra kovuşturma konusu suçun uzlaşma kapsamında olduğunun anlaşılması halinde, kovuşturma dosyası, uzlaştırma işlemlerinin 253 üncü maddede belirtilen esas ve usûle göre yerine getirilmesi için uzlaştırma bürosuna gönderilir." şeklinde yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler göz önüne alındığında, gerek 5560 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önce, gerekse 5560 ve 6763 sayılı Kanunlarla yapılan değişiklikler sonrası uzlaştırmanın, asıl olarak soruşturma evresinde yapılması gereken bir işlem olduğu, ancak uzlaştırma usulü uygulanmaksızın dava açılması veya suçun uzlaştırma kapsamında olduğunun ilk defa duruşmada anlaşılması hâllerinde kovuşturma aşamasında da mümkün olduğu kabul edilmelidir. Uzlaştırma usulü uygulanmaksızın dava açılması veya suçun uzlaştırma kapsamında olduğunun ilk defa duruşmada anlaşılması hâlinde uzlaştırmanın uygulanması gerekmekte olup uzlaşma başarıyla gerçekleşir ve edim bir defada yerine getirilirse kamu davasının düşmesine karar verilecektir. Uzlaştırma ile failin cezalandırılması olanağı ortadan kalktığından, bu kurum ceza ilişkisini düşüren bir hâl olarak nitelendirilebilir. Bu nedenle uzlaşma; bir taraftan muhakemeyi engellemesi nedeniyle muhakeme hukuku kurumu, diğer yandan ise fail ile devlet arasında ceza ilişkisini sona erdirdiğinden maddi ceza hukuku kurumu olarak kabul edilmelidir. Öte yandan ceza hukukunda genel kural, suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan kanunun uygulanmasıdır. Sonradan yürürlüğe giren bir kanunun, yürürlük tarihinden önce işlenen suçlara tatbik edilebilmesi, ancak lehe sonuçlar doğurması durumunda mümkündür. Önceki ve sonraki kanunlara göre hükmedilecek cezalar ve güvenlik tedbirleri aynı ise, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren kanunun uygulanmasına imkân bulunmamaktadır. 5237 sayılı TCK'nın “Zaman bakımından uygulama” başlıklı 7. maddesi, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2. maddesine benzer şekilde düzenlenmiş olup, her iki maddede de ceza hukuku kurallarının yürürlüğe girdikleri andan itibaren işlenen suçlara uygulanacağına ilişkin ileriye etkili olma prensibi ile bu ilkenin istisnasını oluşturan, "Failin lehine olan kanunun geçmişe etkili olması", “Geçmişe etkili uygulama” veya “Geçmişe yürürlük” ilkesine de yer verilmiştir. Bu ilke uyarınca, suçtan sonra yürürlüğe giren ve fail lehine hükümler içeren kanun, hükümde ve infaz aşamasında dikkate alınmalıdır. Hükümden sonra 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesi ile 5271 sayılı Kanun’un 253/1. maddesine eklene (c) bendi uyarınca, mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar yönünden, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar da uzlaştırma kapsamına dahil edilmiştir. Kanun koyucu anılan değişiklikle suça sürüklenen çocuklar bakımından uzlaştırmanın kapsamını genişletmiştir. Buna göre suça sürüklenen çocuklar açısından isnat edilen bir suç eğer; takibi şikâyete bağlı suçlardan veya Kanun’da sayılan katalog suçlardan ya da takibinin şikâyete bağlı olup olmamasına bakılmaksızın suçun mağdurunun ya da suçtan zarar göreninin gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olması kaydıyla üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlardan biri ise uzlaştırma yoluna gidilecektir. 5237 sayılı TCK’nın bazı maddelerinde suçun nitelikli hâli için, bağımsız yaptırım öngörülmüş iken (94/2-3, 102/2, 103/2, 106/2, 109/2, 142/1-b maddelerinde olduğu gibi), bazı maddelerinde suçun temel şekli için belirlenen cezanın belli oranlarda artırılması yöntemi tercih edilmiştir (86/3, 102/3, 103/3-4, 109/3 maddelerinde olduğu gibi). Kanunda, suçun nitelikli hâlleri için bazı maddelerde bağımsız bir ceza öngörülmesi, bazı maddelerde ise cezanın belirli bir oranda artırılması esasının kabulü, sistematik olmayıp uygulamada birtakım zorluklara neden olsa da bu tercih bütünüyle kanun koyucunun takdirindedir. Ancak, kanun koyucunun bu tercihi, benzer konularda farklı bir uygulamaya yol açmamalıdır. Bağımsız yaptırım öngören nitelikli hâllerde uzlaşma açısından, nitelikli hâlin cezasının alt sınırının dikkate alınıp, artırım veya indirim öngören maddelerde ise bu artırım veya indirim nazara alınmaksızın, suçun temel şeklinin cezasının dikkate alınması eşitsizlik ve adaletsizliğe yol açabilecektir. Bu nedenle, ister bağımsız bir yaptırım öngörülmüş olsun, isterse belirli bir oran dahilinde artırım yöntemi tercih edilmiş olsun, uzlaşma hükümlerinin uygulanmasında tüm nitelikli hâller dikkate alınarak uygulama yapılmalıdır. Öğretide de yapılan bu son düzenlemeler bağlamında çocuklar yönünde cezanın üst sınırı hesaplanırken ilgili suç tipinin nitelikli hâllerine ilişkin durumların da dikkate alınacağı, suçun nitelikli hâlinin yaptırımı üç yıldan az hapis cezasını gerektiriyorsa uzlaştırma yoluna gidilmesinin mümkün olduğu, ancak cezanın üst sınırı belirlenirken haksız tahrik ve yaş küçüklüğü gibi indirim sebeplerinin göz önünde bulundurulmayacağı belirtilmektedir (Meral Ekici Şahin-Kürşat Yemenici, 6763 Sayılı Kanunla Yapılan Değişiklikler Işığında Ceza Muhakemesi Hukukunda Uzlaştırma, ERÜHFD, 2018, C. 13, S. 1, s. 472). Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Suç tarihinde devriye görevi yapan şikâyetçi polis memurlarının gündüz vakti saat 12.00 sıralarında Konak ilçesi Zeytinlik Parkı içerisinde gördükleri ve durumlarından şüphelendikleri sanık ile inceleme dışı sanık ... ve tanık Baran’ın yanlarına doğru gittikleri, şikâyetçilerin yaklaştığını gören tanığın cebinden çıkardığı bir poşet içerisindeki uyuşturucu maddeyi yanlarında bulunan çalılara doğru attığı, bunu gören ve atılan maddeyi yerden alan şikâyetçilerin, tanığı polis merkezine götürmek için harekete geçtikleri, tanığın bu esnada ele geçen uyuşturucu maddenin inceleme dışı sanığa ait olduğunu söylediği, bunun üzerine polis merkezine götürülmek istenen inceleme dışı sanığın "Beni götüremezsiniz, hiçbir yere gelmiyorum!" diye bağırarak taşkınlık çıkardığı, polis memurlarına tekme ve yumruk salladığı, sanığın da "Benim arkadaşımı alamazsınız, hiçbir yere götüremezsiniz!" şeklinde bağırıp, görevlilere saldırarak inceleme dışı sanığı kaçırmaya çalıştığı, polis memurlarının geri çekilerek kendilerini korumaları nedeniyle olay sırasında yaralanmadıkları, sonra da güç kullanıp biber gazı sıkarak sanık ile inceleme dışı sanığı etkisiz hâle getirdikleri olayda; CMK’nın 253/1. maddesinin birinci fıkrasına eklenen (c) bendi uyarınca suçun mağdurunun ya da suçtan zarar göreninin gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olması kaydıyla suça sürüklenen çocuklar açısından üst sınırı üç yılı geçmeyen suçlar uzlaştırma kapsamına alınmış ise de, TCK’nın 265. maddesinin birinci fıkrasındaki görevi yaptırmamak için direnme suçu için altı aydan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmüş olup, suçun birden fazla kişiyle birlikte işlenmesi nedeniyle aynı maddenin üçüncü fıkrası uyarınca yapılacak üçte bir oranındaki artırım sonucu öngörülen cezanın üst sınırı dört yıl olacağından uzlaştırma hükümlerinin uygulanması mümkün değildir. Kanunda suçun uzlaşma kapsamında kalıp kalmadığı hususunda nitelikli hâller yönünden ayrım yapan ayrı bir düzenleme bulunmadığından, bağımsız ceza içeren nitelikli hâllerde bu cezanın miktarı dikkate alınıp, artırım öngören maddelerde ise artırım dikkate alınmaksızın suçun temel şekli için öngörülen cezanın esas alınması eşitsizlik ve adaletsizliğe yol açabileceğinden, ister bağımsız bir yaptırım öngörülmüş olsun, isterse belirli bir oran dahilinde artırım yöntemi tercih edilmiş olsun, suça sürüklenen çocuklar hakkında suçun uzlaştırma kapsamında kalıp kalmadığının belirlenmesinde tüm nitelikli hâller dikkate alınarak sonuca gidilmesi gerektiği kabul edilmeli ve bu itibarla, haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Suça sürüklenen çocuk ...'ye yüklenen TCK'nın 265. maddesinin 1. ve 3. fıkraları kapsamındaki görevi yaptırmamak suretiyle direnme suçunun 6763 sayılı Kanunu'un 34. maddesiyle değişik CMK'nın 253/1-c bendi uyarınca uzlaşmaya tabi olmadığına ilişkin sayın çoğunluğun kararı yerinde değildir. Şöyle ki; 5237 sayılı TCK’nın 73. maddesinin 8. fıkrasında uzlaştırmanın yalnızca takibi şikâyete bağlı suçlarda uygulanacağı düzenlenmişti. 5271 sayılı CMK’nın 253. maddesinin TBMM’de kabul edilen ilk halinde ise uzlaştırma kapsamına giren suçlar sayılmamış, yalnızca uzlaştırma usulü gösterilmişti. Ancak 6.12.2006 tarihli ve 5560 sayılı Kanun’un 24. maddesi ile CMK'nın 253. maddesi değiştirilmiş ve maddenin yeni şeklinde uzlaştırmanın kapsamı genişletililerek soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçların yanında, CMK'nın 253/1-b maddesinde şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın bazı katalog suçlar uzlaştırma kapsamına alınmış, buna karşın soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlarda uzlaştırma yolu kapatılarak, uzlaştırmanın uygulama alanı sınırlandırılmıştı. Ancak, CMK'nın 253. maddesinde düzenlenen uzlaşma kurumunda 6763 sayılı 'Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 34. maddesi ile madde başlığı 'uzlaştırma' olarak değiştirilmiş, ayrıca madde metni de yeniden düzenlenlenerek tehdit, hırsızlık ve dolandırıcılık suçlarını da uzlaştırma kapsamına alarak katalog suçların sayısını arttırmış ve etkin pişmanlık kapsamına giren suçlarla ilgili sınırlamayı kaldırmış suça sürüklenen çocuklar bakımından ise uzlaştırmanın kapsamı genişletilmiştir. CMK'nın 253/1-c maddesinde göre; mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar bakımından ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda uzlaştırma hükümleri uygulanacaktır. Buna göre bir çocuğa isnat edilen suç, takibi şikâyete bağlı suçlardan veya katalogda yer alanya da takibinin şikâyete bağlı olup olmamasına bakılmaksızın hapis cezasının üst sınırı üç yılı geçmeyen suçlardan biri ise (suçun mağdurunun ya da suçtan zarar göreninin gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olması kaydıyla) uzlaştırma yoluna gidilecektir (6763 Sayılı Kanunla Yapılan Değişiklikler Işığında Ceza Muhakemesi Hukukunda Uzlaştırma Meral EKİCİ ŞAHİN, Kürşat YEMENİCİ, http://dergipark.gov.tr). Belirtelim ki CMK'nın 253. maddesinde suça sürüklenen çocuklar dışındaki failler yönünden şikâyete bağlı suçların yanında bazı katalog suçlar uzlaştırma kapsamına alınmasına karşın suça sürüklenen çocuklar bakımından uzlaştırmanın kapsamını üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar olarak belirlemiş bu belirleme yapılırken (örneğin TCK'nın zamanaşımını düzenleyen 66/3. maddesi gibi) suçun nitelikli ve ağırlaştırıcı hâllerinin gözönünde tutulması gerektiği yönünde bir sınırlama yapılmamıştır. Başka bir ifadeyle suçun temel şekli için belirlenen cezanın belli oranlarda artırılması şeklindeki ağırlaştırıcı hâllerde belirlenen ceza miktarı 3 yılın üzerinde tespit edilmesi halinde uzlaşma hükümlerinin uygulanamayacağını ilişkin kanuni bir sınırlama yoktur. Çocuk Haklarına Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 40. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendinde, 'uygun bulunduğu ve istenilir olduğu takdirde, insan hakları ve yasal güvencelere tam saygı gösterilmesi koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar için, adli kovuşturma olmaksızın gerekli önlemlerin alınması' hükmü yer almaktadır. Yine Çocuk Haklarının kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’nin 13. maddesinde 'uyuşmazlıkları önlemek veya çözmek ya da adli bir merci önünde çocukları ilgilendiren davaları önlemek için, taraflar, uzlaştırma ve diğer uyuşmazlık çözüm usullerine başvurulmasını ve taraflarca kararlaştırılan uygun durumlarda, bir anlaşmaya varmak için bu gibi usullerin kullanılmasını teşvik ederler' hükmü ile arabuluculuğun geliştirilmesi önerilmektedir Öğretide suça sürüklenen çocukları ceza kovuşturmasından ayırma olarak tanımlanan 'diversiyon' yollarının başında uzlaşma gelir. Uzlaştırmanın amacı öncelikle; işlendiği iddia edilen suç nedeniyle, şüpheli veya sanık ile mağdur veya suçtan zarar gören arasında meydana gelen çekişmeyi bir uzlaştırmacının girişimiyle, ceza muhakemesi dışında çözmektir. Uzlaştırma süreci kişilerin, iletişim ve sorun çözme becerilerini kullanarak, anlaşmazlıkları korkuya, baskıya ve cezalandırmaya dayalı olmayan bir ortamda çözmelerine imkân tanır. Çocukların taraf olduğu anlaşmazlıklarda uzlaştırmaya başvurulması ise büyük önem taşımaktadır. Öncelikle çocuk adalet sistemi, çocuklarla ilgili sorunların çözülmesinde her zaman çocuğun psikolojisi ve gelişimi açısından uygun bir süreç olmayabilir. Uzlaştırma süreci, çocuklar için başlı başına önemli bir eğitim süreci sayılır. Uzlaştırma, çocukların taraf oldukları anlaşmazlıkların ifade edilmesinde ve çözülmesinde yeni yöntemlerin oluşturulmasına ve sosyal ilişkilerin gelişmesine yardım eder (Özbek, M. S., Ceza Muhakemesi Kanununda Uzlaştırma, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 2005a). Karşılaştırmalı hukuka baktığımızda, uzlaştırmanın asıl olarak suça sürüklenen çocuklar için geliştirildiğini, uzlaştırma uygulamalarının büyük çoğunluğunun çocuklar bakımından gerçekleştirildiğini ve çocuklar için uzlaştırmaya gidilebilecek suçların kapsamının, yetişkinlere göre çok daha geniş olduğunu görmekteyiz. (Çetintürk, E. 2008b, Ceza Adalet Sisteminde Uzlaştırma, Doktora tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü) Karşılaştırmalı hukukta ve doktirinde suça sürüklenen çocuklar bakımından diversiyon (suça sürüklenen çocukları ceza kovuşturmasından ayırma) düşüncesi gelişirken ve CMK'nın 253/1-c maddesine göre uzlaştırma kapsamını belirlerlemede suçun nitelikli ve ağırlaştırıcı hâllerinin gözönünde tutulması gerektiği yönünde bir sınırlama yapılmadığı ve somut olayda suça sürüklenen çocuk yönünden TCK'nın 265/1. maddesi uyarınca temel ceza 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası olup uzlaşma kapsamında olduğu halde; aynı maddenin 3. fıkrasındaki ağırlaştırıcı neden uygulanması nedeniyle cezanın üst sınırın 3 yılı aştığı TCK'da bağımsız yaptırım öngören nitelikli hâller yönünden, uzlaşma açısından, nitelikli hâlin cezasının alt sınırı dikkate alınıp, artırım veya indirim öngören maddelerde ise bu artırım veya indirim nazara alınmaksızın, suçun temel şeklinin cezasının nazara alınmasını eşitsizlik ve adaletsizliğe yol açabileceği," Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi de; "Sanıklara atılı suçun uzlaştırma kapsamında kaldığı" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 17.04.2018 tarihli ve 7232-5709 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Hükmün esasının incelenmesi için dosyanın Yargıtay 18. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 12.02.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
8. Ceza Dairesi, 2021/7651 E., 2021/19065 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
5237 sayılı Yasanın 253. maddesine göre hakaret suçunun uzlaşmaya tabi olduğu gözetilerek uzlaştırma yoluna başvurulması, uzlaşma sağlanmaması durumunda 7188 sayılı Yasanın 31.
8. Ceza Dairesi         2021/7651 E.  ,  2021/19065 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇLAR : Hakaret, iftira Gereği görüşülüp düşünüldü: 1- Sanık hakkında iftira suçundan verilen hükmün temyiz incelemesinde; Mahkemece kanıtlar değerlendirilip gerektirici nedenleri açıklanmak suretiyle verilen beraat kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan katılan vekilinin kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna yönelik temyiz itirazının reddiyle hükmün ONANMASINA, 2- Sanık hakkında hakaret suçundan verilen hükmün temyiz incelemesinde ise; Hakaret, bir kişiye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle onur, şeref ve saygınlığa saldırmasıdır. Eylemin yüze karşı ya da yoklukta işlenmesi arasında fark yoktur. Gıyapta hakarette ihtilat öğesi aranmamaktadır. Serbest hareketli suç olup, sözler, imalı şarkılar, yazı, çizim, resim, nefreti gösteren hareketler ve bunun gibi davranışlarla işlenebilir. Manevi unsur genel kasttır. Mağdurun sıfatı bilinerek hareket edilmelidir. Saikin siyasi olması şart değildir. Cumhurbaşkanlığı sıfat veya vazifesiyle alakalı saike de lüzum yoktur. (Erem. age) Bir eylemin hukuk düzeni tarafından cezalandırılması ancak onu hukuka uygun kılan diğer bir anlatımla hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir nedenin bulunmamasına bağlıdır. İfade hürriyeti, basın özgürlüğü, haber verme ve eleştiri hakkı gibi bir hakkın kullanmasına ilişkin hukuka uygunluk nedenleri mevcut ise hukuk düzeni tarafından kişi cezalandırılmayacaktır. Ancak, eleştiri hak ve görevi kötüye kullanılmamalı, ifade veya yazıda küçültücü, incitici, abartılı sözlerden kaçınılmalıdır. Sayılan öğelerden birinin olması halinde haber verme ve eleştiri hakkından söz edilmeyecek eylem hukuka aykırı olacaktır. ./.. S/2 Hakaret suçları ifade özgürlüğünü sınırlayan hallerden bir tanesidir. Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde vazgeçilmez ve devredilmez bir niteliğe sahiptir. İfade hürriyeti insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve özgürlüğüdür. Temel hak ve özgürlüklerden olan bu hak birçok Uluslararası belgeye, Anayasa ve yasalara konu olmuştur. Bu cümleden olarak, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 19. maddesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10/1. maddesinde, T.C. Anayasasının 25. ve 26. maddelerinde birbirlerine benzer şekilde; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir." biçiminde teminat altına alınmıştır. Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar demokratik bir toplumun olmazsa olmaz tolerans ve hoşgörüsünün gerekleridir. (Tezcan, Erdem Sancaktar, Türkiye'nin İnsan Hakları sorunu 2. baskı sy 462) Ancak mutlak haklardan olmayan ifade hürriyetinin sonsuz ve sınırsız olmadığı, kısıtlı da olsa belli şartlarda sınırlandırılabileceği de aynı metinlerde yer bulmuştur. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 10/2 maddesine göre; görev ve sorumluluklar da yükleyen bu hakkın kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda başkalarının şöhret ve haklarının korunması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir. Anayasanın 26/2. maddesine göre de: "Bu hürriyetlerin kullanılması... başkalarının şöhret veya haklarının... korunması amaçlarıyla sınırlanabilir." İfade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin dar yorumlanması, sınırlandırma için önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her halükarda hakkın özünü zedelemeyecek ölçüde yapılması gerekmektedir. Demokratik toplumlarda siyasiler, üst düzey bürokratlar ile kamuya mal olmuş kişiler, diğer insanlara nazaran ağır eleştirilere daha fazla katlanmalıdırlar. Ancak hakarete hiçbir kimse katlanmak zorunda değildir. İfade hürriyeti bakımından eleştiri ve hakaret ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken kavramlardır. Kaba sövme hiçbir koşulda eleştiri olarak kabul edilemez. Türk toplumunun önemli bir kesiminin kendilerini siyasi liderleriyle özdeşleştirdiği, liderlerine yapılan ve kamuya yansıyan hakaretleri kendilerine yapılmış gibi algılayarak aşırı reaksiyon gösterdikleri, bu hakaretlerin toplumdaki kutuplaşmayı artırdığı, hakaret ve sövme fiillerinin, adi olaylarda dahi birçok öldürme ve nitelikli yaralamalara sebebiyet verdiği gözetildiğinde, bu fiillerin orantılı bir yaptırıma bağlanmasının toplumsal barışın ve kamu düzeninin korunması bakımından da demokratik toplumda zorlayıcı bir ihtiyacın karşılanması kapsamında değerlendirilmesi gerekir. ./.. S/3 Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde sanığın Cumhuriyet Başsavcılığına fax ile gönderdiği ihbar dilekçesinde "..., Şüpheli-1, ... öz oğludur, Boşta, Sade çıplak yurttaş, Aileye vasıl olan dev rüşvetin genel müdürüdür. Devasa paraları evde özenle istifler, Sonra babacığının telaşlı talimatıyla evi sıfırlar, Sıfırlama sürerken 30.000.000 öro bir küsurat kaldı babacığım der Haram lokma yememiş babayı teskin eder, 10.000.000 dolar rüşveti dini bütün babanın kesin kesin talimatıyla sakın ha almamakla görevlendirilmiştir. beklenen 100.000.000 belki 85.000.000 dolardır" şeklindeki ifadelerin bulunduğu, her ne kadar müşteki ... kamuya mal olmuş kişi olsa bile siyasetçi olmadığı ve siyasetçi yakını olmasının ağır eleştirilere katlanma yükümlülüğü vermeyeceği, eleştiri sınırlarını aşarak açıkça şeref ve saygınlığına maddei mahsusa isnadı suretiyle saldırı mahiyetinde olması nedeniyle ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilemeyeceğinden sanığın atılı suçtan mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraat kararı verilmesi, 5237 sayılı Yasanın 253. maddesine göre hakaret suçunun uzlaşmaya tabi olduğu gözetilerek uzlaştırma yoluna başvurulması, uzlaşma sağlanmaması durumunda 7188 sayılı Yasanın 31. maddesiyle eklenen geçici ek 5 maddesi uyarınca basit yargılama hükümlerinin mahkemece değerlendirilme zorunluluğu, Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 14.10.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2018/525 E., 2020/330 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİZMİR 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Ceza
tam metni aç
483-486; Türkan Sancar Yalçın-Yeni Türk Ceza Kanununda “Zincirleme Suç”, TBB Dergisi, sayı 70, Mayıs/Haziran 2007, s. 253.). 5237 sayılı TCK'nın 43/1. maddesinde bulunan “değişik zamanlarda” ifadesinin açıklığı karşısında, zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda öğreti ve uygulamada tam bir görüş birliği bulunmaktadır.
Ceza Genel Kurulu         2018/525 E.  ,  2020/330 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 19. Ceza Dairesi Mahkemesi : İZMİR 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Ceza Sayısı : 277-59 Sanık ... hakkında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na muhalefet suçundan ayrı ayrı açılan kamu davalarının birleştirilmesine karar verilerek yapılan yargılama sonucunda; sanığın aynı Kanun'un 5728 sayılı Kanun ile değişik 81/4, TCK’nın 62, 52/2, 50, 52, 52/4 ve 54. maddeleri uyarınca hapisten çevrilen 6.000 TL ve doğrudan verilen 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye, müsadereye ve 5846 sayılı Kanun’un 5728 sayılı Kanun ile değişik 71/1, TCK’nın 62, 52/2, 52/4 maddeleri uyarınca doğrudan verilen 6.080 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin İzmir 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Ceza Mahkemesince verilen 11.12.2013 tarihli ve 335-620 sayılı hükümlerin, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 19. Ceza Dairesince 12.10.2017 tarih ve 33199-8108 sayı ile; "Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizin de benimsediği 08.04.2014 tarihli ve 2013/7-591 Esas, 2014/171 karar sayılı kararında açıklandığı üzere, bandrol yükümlülüğüne aykırılık suçlarında suçun mağdurunun doğrudan eser sahipleri olmayıp toplum olduğu cihetle, Sanık hakkında 26.10.2010 tarihli eyleminden 09.12.2011; birleştirilen diğer dosyada ise 15.04.2011 tarihli eyleminden 10.08.2011 tarihli iddianamenin düzenlenip kamu davasının açılması karşısında, hukuki kesintinin iddianamenin düzenlenmesiyle gerçekleşeceği gözetilerek, sanığın eylemlerinin zincirleme suç oluşturduğunun kabulü ile TCK'nın 43/1. maddesi uygulanarak bir kez ceza tayin edilmesi gerekirken, iki eylemden dolayı ayrı ayrı cezaya hükmedilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yerel Mahkeme ise 26.02.2018 tarih ve 277-59 sayı ile; "...Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.04.2014 tarihli, 2013/7-591 esas, 2014/171 karar sayılı kararında belirtildiği gibi zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için; 1- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi, 2- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması, 3- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekir. Sanık ayrı tarihlerde hem bandrolsüz yayma hem de mali hak ihlali suçlarını işlemiştir. Kanun'un farklı hükümleri ihlal edilmiştir. Suçların eser sahibi olan mağdurları farklıdır. Kararda aynı suç işleme kararının kapsamı da tartışılmıştır. Aynı suç işlemek hususunda plan yapma veya fiili parçalara bölme, hareketler arasında bağlantı bulunması, ilk eylemle ikinci eylem arasında makul sayılacak bir sürenin geçmesi gibi nedenlerin bulunması hâlinde aynı suç işleme kararından söz edileceği, fail yeni fırsatlardan faydalanmış ise suç kastının yenileneceği belirtilmiştir. Sanık farklı tarihlerde ayrı ve yeni bir suç işleme kararıyla farklı kişilere karşı farklı suçları işlemiştir. Zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşulları yoktur. Bu yüzden sanık hakkında bozulan kararda olduğu gibi ayrı ayrı ceza tayin edilmiştir." şeklindeki gerekçesiyle direnerek, sanığın önceki hükümler gibi cezalandırılmasına karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükümlerin de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11.06.2018 tarihli ve 32313 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle dosya, 6763 sayılı Kanun'un 36. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 19. Ceza Dairesince 18.10.2018 tarih ve 4046-10588 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın farklı tarihlerde işlediği iddia edilen eylemleri nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Sanığın 26.10.2010 tarihli eylemiyle ilgili olarak; Yayıncılar Meslek Birliğinin vekili aracılığıyla İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına 25.10.2010 tarihinde ibraz ettiği şikâyet dilekçesinde; sanığa ait iş yerine gidilerek 15 TL karşılığında Palme Yayıncılık’ın hak sahibi olduğu “Fizik 1 Çözümler” isimli korsan ve bandrolsüz kitabı satın aldıklarını, bu kitaba ilişkin hak sahipliği belgelerini ibraz ettiklerini, sanığın vermemesi sebebiyle dosyaya satış fişini ibraz edemediklerini beyan ederek, sanığa ait iş yerinde arama yapılarak hak sahibi oldukları eserlerin çoğaltılmış nüshaları ile fotokopi makineleri, hafıza kartları ile hard disklere el konulmasını talep ettikleri, İzmir (Kapatılan) 18. Sulh Ceza Mahkemesinin 26.10.2010 tarihli ve 279 değişik iş sayılı kararı uyarınca; sanık ...’a ait Has Fotokopi isimli iş yerinde CMK’nın 116 ve 134. maddeleri kapsamında yapılan arama sonucu tanzim edilen tutanağa göre; iş yerinin iki odadan ibaret olduğu, girişe göre sol tarafta 2 fotokopi makinesinin bulunduğu, Nashuatel MP 7500 marka fotokopi makinesinde Erdal M. Ünsal’a ait “Mikro İktisat” ve “Seven Edition The Economics at Money, Banking and Financial Markets” isimli kitapların çekilmiş fotokopi nüshalarının elde edildiği, girişe göre tam karşıda bulunan masanın sağ tarafında daha önceden fotokopileri çekilerek ciltlenmiş hâlde “İş Hukuku ve Uygulaması”, “Ceza Hukuku Bilgisi”, “Ceza Muhakemesi Hukuku”, “Kamu Yönetimi Ülke İncelemeleri”, “Uluslararası Sosyal Politika”, “Toplum Bilim Sorunlarına ve Yazımına İlişkin Bir Kılavuz” ve “Uluslararası Örgütler” isimli kitaplar olmak üzere 7 ciltlenmiş fotokopi nüshalarının elde edildiği, diğer bölümde 2 bilgisayarın bulunduğu, bilgisayarlarda şikâyetçi vekili tarafından yapılan incelemede Quake marka toplama bilgisayar kasasında PDF formatında tarama kitapların görüldüğü, sonuç olarak 7 ciltli ve 2 ciltsiz olmak üzere toplam 9 fotokopi kitap nüshası ile 1 bilgisayar kasasının muhafaza altına alındığı, Yayıncılar Meslek Birliğinin şikâyet dilekçesi ekinde yer alan 15.10.2010 tarihli tutanakta; 23-25.10.2010 tarihlerinde İzmir ilinde bulunan sanığın işlettiği Has Fotokopi isimli iş yeri ile birlikte çeşitli iş yerlerinde korsan olarak basılmış kitaplar ile Yaybir bünyesinde bulunan yayınevlerine ait eserlerin fotokopi makinesiyle izinsiz çoğaltılarak satıldığını, bu işlemin kitap adı söylendiğinde cihazların hafızalarındaki kayıtlardan çoğaltılıp bastırılarak yapıldığını, yine raflarda da kitap kopyalarının muhafaza edildiğini, ücret karşılığında kopya kitap nüshasını satın aldıklarını kabul ve beyan ettiklerinin belirtildiği, 24.01.2011 tarihli bilirkişi raporuna göre; bilgisayar kasası üzerinde ağırlıklı olarak el yazısıyla yazılmış, tarayıcı yardımıyla dijital ortama aktarılan, PDF ve TIF dosya formatıyla dosya hâline getirilen ders notları ile bu notları içeren slayt dosyalarının bulunduğu, ayrıca 261 adet PDF ve TIF formatında eserin tarama yöntemiyle bilgisayarda depolandığı, eserlerin renkli ya da siyah beyaz yazıcı yardımıyla baskısının alınabileceği, dosya formatı ve kâğıt baskı seçeneklerinin buna elverişli olduğu, 02.12.2011 tarihli bilirkişi raporuna göre; 9 adet kitabın tamamının bandrol taşımalarının zorunlu olmasına rağmen bandrol taşımadıkları ve orijinal nitelikte olmadıkları, bu kitapların ciltlenmiş fotokopilerden oluştuğu, sanığın da mali hak sahibi olmadığı, nüshaların mevzuat hükümlerine aykırı olarak yasal olmayan yollardan çoğaltıldıkları, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 09.12.2011 tarihli ve 44805-581 sayılı iddianamesi ile sanığın 26.10.2010 suç tarihli eylemiyle ilgili olarak 5846 sayılı Kanun’un 5728 sayılı Kanun ile değişik 81/4 maddesini ihlal ettiğinden bahisle kamu davası açıldığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğünce bilirkişi raporu ve ele geçirilen eserlere ait listenin 19.12.2011 tarihinde meslek birliklerine bildirilmesi üzerine Yayıncılar Meslek Birliğinin vekili aracılığıyla 6 aylık şikâyet süresi geçtikten sonra 16.01.2013 tarihinde vermiş olduğu dilekçe ile arama sırasında basılı hâlde ele geçirilen bandrolsüz ve korsan baskılı Seçkin Yayıncılık’ın hak sahibi olduğu “Ceza Muhakemesi Hukuku”, iş yerindeki bilgisayar kasasında bulunan Beta Basım Yayıncılık’ın hak sahibi olduğu “Medeni Hukuk” ve Gazi Kitabevi’nin hak sahibi olduğu “Kavram-Teori ve Politikaları” isimli kitaplar açısından şikâyetçi olduklarını ve davaya katılmak istediklerini belirterek hak sahipliğini gösterir belgeler ile vekaletnameleri dosyaya ibraz ettikleri, şikâyet süresi içerisinde hak sahipliğine ilişkin belgelerin ibraz edilememesi sebebiyle Mahkemece katılma talebinin reddedildiği, Sanık müdafisi tarafından 29.02.2012 tarihinde dosyaya ibraz edilen dilekçede; sanığın iş yerinde orijinal kitap satışı da yaptığını, bu kitaplara ilişkin faturaları ekte ibraz ettiklerini belirtip, dilekçe ekinde 23.09.2011, 13.10.2011, 25.10.2011, 26.09.2011, 26.02.2011, 14.01.2011 ve 06.01.2011 tarihli muhtelif kitaplara ait faturaları ibraz ettiği, Anlaşılmaktadır. Tanık Zülal Koçyiğit mahkemede; tutanağın doğru ve altındaki imzanın kendisine ait olduğunu, müşteki vekilinin isteği üzerine arama için sanığın iş yerine gittiklerini, girişte sağ tarafta arama kararına konu edilen kitapları görüp el koyduklarını, bilgisayarlarda ise müşteri talep ettiği zaman çıkarılıp ciltli veya ciltsiz satılabilir durumda taranmış kitap sayfalarının bulunduğunu, sadece cilt yapma işinin olmadığını, ayrıca cihazdan çoğaltılan kitapların satışa arz edildiğini, Tanık Hakan Karabağ mahkemede; İl Denetim Komisyonunda görevli polis memuru olduğunu, tutanağın doğru ve altındaki imzanın kendisine ait olduğunu, Beyan etmişlerdir. Sanık kollukta; iş yerinin kardeşi ... adına kayıtlı olduğunu ancak kardeşinin askerde olması sebebiyle iş yerini kendisinin işlettiğini, 7 adet ciltli kitabın 6’sını yaklaşık 1 hafta önce bir öğrencinin getirerek zımba yapıp birleştirmesini istemesi üzerine bu kitapları zımbalayıp bant çektiğini, diğer 1 adedini ise araştırma görevlisi olan bir şahsın doktora öğrencilerine makale çektirmek için kendisine getirdiğini, 2 ciltsiz fotokopiyi ise öğrencilerin bir bölümünün fotokopisini istedikleri için kitabın bir bölümünü fotokopi çektiğini, bu sırada görevlilerin geldiğini, kitapların fotokopisini çekmenin suç olduğunu bilmediğini, bilgisayarındaki PDF dokümanları ise hocaların istemesi sebebiyle bilgisayarda bulundurduğunu, suçlamayı kabul etmediğini, mahkemede ise iş yerinde öğretim üyelerinin hazırladığı tezleri YÖK’ün istediği formata getirdiğini, öğretim üyesi tarafından hazırlanan bütün makaleler ve eserlerin listelendiğini, içerikleri ve dipnotları gösterilerek bir CD’ye kopyalandığını, bu işi yaparken bilgisayarına yüklediği eserleri dipnot yazmak için kullandığını, cilt işi de yaptığını, öğrencilerin kendi getirdikleri fotokopi nitelikli notları üç yerinden zımbalayıp bantladığını, öğrencilere teslim edemeden polislerin geldiğini, bandrolsüz kitap çoğaltıp satmadığını, kendisine sunulan iki kitabın doçentlik tezi niteliğinde hocaların kendi kitapları olduğunu, hocaların bunlardan 7 adet çoğalttırıp kendi dosyaları içine koyacaklarını, bu doçentin ismini bilahare avukatı vasıtasıyla dosyaya sunacağını, suçu kabul etmediğini, Savunmuştur. Sanığın 15.04.2011 tarihli eylemiyle olayla ilgili olarak; Yayıncılar Meslek Birliğinin vekili aracılığıyla İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına 15.04.2011 tarihinde ibraz ettiği şikâyet dilekçesinde; sanığa ait iş yerinde ve bilgisayarlarda arama yapılarak hak sahibi oldukları eserlerin çoğaltılmış nüshaları, fotokopi makineleri ile hard disklere el konulmasını, sanık hakkında 5846 sayılı Kanun’un 71/1. maddesi uyarınca kamu davası açılmasını talep ettikleri, şikâyet dilekçesi ekinde ise sanığa ait Has Fotokopi isimli iş yerinden satın alındığını iddia ettikleri “Face 2 Face” ve “Essential Gramer In Use” isimli 2 adet kitabı ibraz ettikleri, İzmir (Kapatılan) 18. Sulh Ceza Mahkemesinin 15.04.2011 tarihli ve 201 değişik iş sayılı kararı uyarınca; sanık ...’a ait Has Fotokopi isimli iş yerinde CMK’nın 116 ve 134. maddeleri kapsamında yapılan arama sonucu tanzim edilen tutanağa göre; iş yerinin girişe göre sol tarafta fotokopi makinelerinin bulunduğu odadaki Gtite Cooler Master markalı ve içerisinde LG DVD-RW bulunan bilgisayarın D klasörünün "eski taramalar" ismiyle kayıtlı alt klasöründe "1-1 PDF" dosya isminde "Seçkin Yayıncılık-Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku" isimli kitabın 1 adet taranmış dosyası, "Borçlar Hukuku-T. Akıntürk son PDF" dosya isminde Borçlar Hukuku Genel Hükümler-Beta Yayıncılık isimli kitabın 1 adet taranmış dosyası, aynı klasör içinde "Resolving PDF" isminde Oxford Yayıncılık’a ait "Resolving Conflict A Practical Approach" isminde taranmış dosya olmak üzere toplamda 3 adet kitabın tespit edildiği, şikâyetçi vekilince temin edilen ve iş yeri yetkilisi huzurunda açılan Kingston marka flash bellek içerisine anılan eserlerin kopyalanarak muhafaza altına alındığı, 02.05.2011 tarihli bilirkişi raporuna göre; flash bellek içerisinde PDF formatında ve 52 sayfa, hak sahibi Seçkin Yayıncılık olan “Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku”, PDF formatında ve 180 sayfa, hak sahibi Beta Yayınevi olan “Borçlar Hukuku Genel Hükümler”, PDF formatında ve 128 sayfa, hak sahibi Oxford University Press olan “Resolving Conflict” isimli kitapların bulunduğu, eserlerin dijital dosyalama yöntemlerinden tarama yöntemiyle oluşturulduğu ve renkli ya da siyah beyaz yazıcı yardımıyla baskısının alınabileceği, dosya formatı ve kâğıt baskı seçeneklerinin buna elverişli olduğu, Şikâyetçi vekili tarafından sanığa ait iş yerinden satın alındığı iddia edilerek ibraz edilen 2 adet kitabın üzerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen 15.06.2011 tarihli bilirkişi raporuna göre; Cambridge Yayınevine ait “Essential Grammer In Use Elementray” isimli kitabın ciltlenmiş fotokopi olduğu, aynı yayınevine ait “Face 2 Face Upper Intermediate Workbook” isimli kitabın ise orijinal özellik göstermeyen kitap nüshası olduğu, kitapların bandrol taşıması zorunlu olup bandrol taşımadığı ve orijinal nitelikte olmadığı, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 10.08.2011 tarihli ve 29294-327 sayılı iddianamesi ile sanığın 15.04.2011 suç tarihli eylemiyle ilgili olarak 5846 sayılı Kanun’un 5728 sayılı Kanun ile değişik 81/4 maddesini ihlal ettiğinden bahisle kamu davası açıldığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğünce bilirkişi raporu ve ele geçirilen eserlere ait listenin 11.07.2011 tarihinde meslek birliklerine bildirilmesi üzerine Yayıncılar Meslek Birliğinin vekili aracılığıyla 6 aylık şikâyet süresi içerisinde 22.09.2011 tarihinde vermiş olduğu dilekçe ile arama sırasında bilgisayarda PDF formatında kayıtlı olan Beta Basım Yayım Dağıtım AŞ’nin hak sahibi olduğu “Borçlar Hukuku Genel Hükümler” isimli kitap açısından şikâyetçi olduğu, uzlaşma talebini kabul etmediklerini ve davaya katılmak istediklerini belirterek hak sahipliğini gösterir belgeler ile vekaletnameleri dosyaya ibraz ettikleri, Yerel Mahkemece Yayıncılar Meslek Birliğinin davaya katılmasına karar verildiği, Sanık müdafisi tarafından 29.02.2012 tarihinde dosyaya ibraz edilen dilekçede; sanığın iş yerinde orijinal kitap satışı da yaptığını, bu kitaplara ilişkin faturaları ekte ibraz ettiklerini belirtip dilekçe ekinde 23.09.2011, 13.10.2011, 25.10.2011, 26.09.2011, 26.02.2011, 14.01.2011 ve 06.01.2011 tarihli muhtelif kitaplara ait faturaları ibraz ettiği, Anlaşılmaktadır. Tanık... mahkemede; İl Denetim Komisyonunda görevli polis memuru olduğunu, tutanağın doğru ve altındaki imzanın kendisine ait olduğunu, Beyan etmiştir. Sanık kollukta; iş yerinin kardeşi ... adına kayıtlı olduğunu ancak kardeşinin askerde olması sebebiyle iş yerini kendisinin işlettiğini, arama sonucu tespiti yapılan kitap taslaklarının kendisine ait olmadığını, öğrencilerin tez için getirdiği taslaklar olduğunu, bu taslakların çoğaltımını yapmadığını, öğrencilerin bu taslakların sayfa düzenlemesini yaptıklarını ve kitap taslağı üzerinde bazı bölümleri baskı yapmadan dijital olarak aldıklarını, kendisinin öğrencilerden sadece bilgisayarı kullandıkları için bazen ücret aldığını, atılı suçu kabul etmediğini, mahkemede ise on yıldır tez yazım işi yaptığını, iş yerinde öğretim üyelerinin hazırladığı tezleri YÖK’ün istediği formata getirdiğini, öğretim üyesi tarafından hazırlanan bütün makaleler ve eserlerin listelendiğini, içerikleri ve dipnotları gösterilerek bir CD’ye kopyalandığını, bu işi yaparken bilgisayarına yüklediği eserleri dipnot yazmak için kullandığını, ayrıca öğrencilerin bazı kitapların bir bölümünü, bazı kitapların ise birkaç sayfasını CD, flash bellek ya da dizüstü bilgisayar ile beraber iş yerine getirdiklerini, kendisinin bunları yerlerine yerleştirdiğini, yazılabilir programlara çevirdiğini, bu şekilde hazır hâle getirip öğrencilere verdiğini, bunun dışında bir şey yapmadığını, korsan ya da bandrollü kitap sureti yapıp çıkarmadığını, bunları satışa sunmadığını, suçlamayı kabul etmediğini, Savunmuştur. Uyuşmazlığın isabetli bir çözüme kavuşturulabilmesi için, öncelikle konuyla ilgili "eser" ve "bandrol" kavramları, bandrol düzenlemesinin işlevi ile konuyla ilgili kanuni düzenlemeler üzerinde durulması gerekmektedir. Eser, 5846 sayılı Kanun'un 1/B maddesinin (a) fıkrasında; "sahibinin hususiyetlerini taşıyan ve ilim, edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleri", Bandrol ise, Bandrol Uygulamasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 4. maddesinde; "Fikir ve sanat eserlerinin izinsiz çoğaltılmalarının ve taklit edilmelerinin önlenmesi amacıyla; fikir ve sanat eserlerinin çoğaltılmış nüshaları ile süreli olmayan yayınların üzerine yapıştırılan, sökülmesi hâlinde parçalanan ve yapıştırıldığı malzemenin özelliğini kaybettiren nitelikte güvenlik şeridi içeren holografik özellikli bir güvenlik etiketi veya dijital olarak üretilen güvenlik etiketi" Şeklinde tanımlanmıştır. Bandrolün işlevi ise aynı Yönetmelik'in 1. maddesinde; "Eser ve hak sahiplerinin haklarının takip edilmesini sağlamak ve fikri hak ihlalleriyle mücadele etmek" olarak açıklanmıştır. Bandrol uygulaması ile fikir ve sanat eserlerinin izinsiz çoğaltılmalarının ve taklit edilmelerinin önlenmesi amaçlanmıştır. Gerçekten de bandrol uygulaması, yasal ve yasal olmayan ürünün daha kolay şekilde ayırt edilmesi ve yasal olmayan yollardan çoğaltılan ürünler ile mücadele amacıyla oluşturulmuş sistemin bir parçası olup eser ve hak sahiplerinin haklarının takip edilmesini sağlamak, mali haklara tecavüzü önlemek ve kontrol edebilmek açısından en etkili koruma yöntemleri arasında yer almaktadır. Ayrıca bandrol uygulaması, piyasada dolaşımda bulunan eserlerin kayıt altına alınmasını sağlaması bakımından eser nüshalarının sayısının bilinmesi ve kontrol altında tutulması suretiyle bandrole tabi eserlerin ekonomik getirilerinin belirlenmesi yönüyle de önemli bir işleve sahiptir. 5846 sayılı Kanun'un “Haklara tecavüzün önlenmesi” başlıklı 81. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları; "Musiki ve sinema eserlerinin çoğaltılmış nüshaları ile süreli olmayan yayınlara bandrol yapıştırılması zorunludur. Ayrıca, kolay kopyalanmaya müsait diğer eserlerin çoğaltılmış nüshalarına da eser veya hak sahibinin talebi üzerine bandrol yapıştırılması zorunludur. Bandroller, Bakanlıkça bastırılır ve satılır. Bakanlıkça belirlenen satış fiyatı üzerinden meslek birlikleri aracılığı ile de bandrol satışı yapılabilir. Bandrol alınabilmesi için, bandrol talebinde bulunanın yasal hak sahibi olduğunu beyan eden bir taahhütnameyi doldurması zorunludur. Bakanlıkça tespit edilen diğer evrak ve belgelerle birlikte başvuru yapılır. Bakanlık, bu başvuru üzerine başka bir işleme gerek kalmaksızın on iş günü içinde bandrol vermek mecburiyetindedir. Beyana müstenit yapılan bu işlemlerden Bakanlık sorumlu tutulamaz." şeklindedir. 5846 sayılı Kanun'un 81. maddesinin birinci fıkrasında; bandrol uygulamasının kapsamı düzenlenirken musiki ve sinema eserlerinin çoğaltılmış nüshaları ile süreli olmayan yayınlara her koşulda, musiki ve sinema eserleri dışında kalan kolay kopyalanmaya müsait diğer eserlerin çoğaltılmış nüshalarına da eser veya hak sahibinin talebi üzerine bandrol yapıştırılması zorunluluğu getirilmiş, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise bandrol alınmasının usulü düzenlenmiştir. Bandrol Uygulamasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in “Bandrol Kullanımı” başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrası; "Süreli olmayan yayınlar ile kayıt ve tescili yapılan sinema ve müzik eseri nüshalarına, çoğaltmayı takiben sevkiyattan önce bandrol yapıştırılması zorunludur. Bandrol zorunluluğu kapsamındaki eser türlerinden birini veya birkaçını içermekle birlikte esas olarak fikir ve sanat eseri taşımaya tahsis edilmemiş olan ve taşıyıcı materyal özelliği göstermeyen cihazlara bandrol verilmez." şeklinde düzenlenmiştir. Bu fıkraya göre bandrolün; 1- Süreli olmayan yayınlar ile kayıt ve tescili yapılan sinema ve müzik eseri nüshalarına, 2- Çoğaltmayı takiben sevkiyattan önce yapıştırılması zorunludur. Bandrolün verilebilmesi için cihazın; 1- Bandrol zorunluluğu kapsamındaki eser türlerinden birini veya birkaçını içermesi, 2- Fikir ve sanat eseri taşımaya tahsis edilmesi, 3- Taşıyıcı materyal özelliği göstermesi gerekmektedir. 5846 sayılı Kanun'un 5728 sayılı Kanun'la değişik 81. maddesinin dördüncü fıkrasında; "Bandrol yükümlülüğüne aykırı ya da bandrolsüz olarak bir eseri çoğaltıp satışa arz eden, satan, dağıtan veya ticarî amaçla satın alan ya da kabul eden kişi bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılır.", On üçüncü fıkrasında; "Bandrol yükümlülüğüne aykırılığın aynı eserle ilgili olarak 71 inci maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde tanımlanan suçla birlikte işlenmesi hâlinde, fail hakkında sadece 71 inci maddeye göre cezaya hükmolunur. Ancak, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.", 5846 sayılı Kanun'un 5728 sayılı Kanun'la değişik "Manevi, mali veya bağlantılı haklara tecavüz" başlıklı 71. maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde ise; "Bu Kanunda koruma altına alınan fikir ve sanat eserleriyle ilgili manevi, mali veya bağlantılı hakları ihlal ederek: 1. Bir eseri, icrayı, fonogramı veya yapımı hak sahibi kişilerin yazılı izni olmaksızın işleyen, temsil eden, çoğaltan, değiştiren, dağıtan, her türlü işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma ileten, yayımlayan ya da hukuka aykırı olarak işlenen veya çoğaltılan eserleri satışa arz eden, satan, kiralamak veya ödünç vermek suretiyle ya da sair şekilde yayan, ticarî amaçla satın alan, ithal veya ihraç eden, kişisel kullanım amacı dışında elinde bulunduran ya da depolayan kişi hakkında bir yıldan beş yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur." düzenlemelerine yer verilmiştir. Bu aşamada, 5846 sayılı Kanun'un 5728 sayılı Kanun'la değişik 71. maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde ve 81. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan suçların konuları, unsurları, mağdurları, failleri ve bu suçlar ile korunmak istenilen hukuki değerlerin kısaca irdelenmesinde fayda bulunmaktadır. 5846 sayılı Kanun'un 5728 sayılı Kanun'la değişik 71. maddesinde düzenlenen "Manevi, mali veya bağlantılı haklara tecavüz" suçlarının maddi konusu suçun üzerinde gerçekleştiği fiziksel varlığı ifade eden eser, icra, fonogram veya yapımlar ile hukuka aykırı şekilde işlenen veya çoğaltılan eserler, hukuki konusu ise eser sahiplerinin manevi ve mali hakları ile bağlantılı haklarının korunmasıdır. 5846 sayılı Kanun'un 5728 sayılı Kanun'la değişik 71. maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde tanımlanan suçun unsurunu oluşturan seçimlik hareketler iki grup hâlinde düzenlenmiştir. Birinci grup seçimlik hareketler; eser, icra, fonogram veya yapımlar yönünden hak sahibi kişilerin yazılı izni olmaksızın "işlemek", "temsil etmek", "çoğaltmak", "değiştirmek", "dağıtmak", "her türlü işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletmek" ve "yayımlamak", ikinci grup seçimlik hareketler ise hukuka aykırı olarak işlenen veya çoğaltılan eserleri "satışa arz etmek, satmak, kiralamak veya ödünç vermek suretiyle ya da sair şekilde yaymak", "ticari amaçla satın almak", "ithal veya ihraç etmek", "kişisel kullanım amacı dışında elinde bulundurmak ya da depolamak" eylemleridir. Böylece kanun koyucu hak sahiplerinin mali, manevi veya bağlantılı haklarını doğrudan ihlal eden faillerle, bu eylemleri bizzat işlememekle beraber başkaları tarafından hukuka aykırı olarak işlenmiş veya çoğaltılmış eser nüshalarını ticaret konusu yapan failler yönünden farklı seçimlik hareketler belirlemiştir. Suçun mağduru ise manevi, mali veya bağlantılı hakların sahibi olan kişi veya kişiler olup Kanun'un 75. maddesi uyarınca bu suçtan soruşturma ve kovuşturma yapılması şikâyete bağlıdır. Manevi, mali veya bağlantılı haklara tecavüz suçunun faili açısından kanun koyucu herhangi bir sınırlama getirmemiş olup bu suçun faili herkes olabilir. Manevi, mali veya bağlantılı haklara tecavüz suçunun manevi unsuru kasıt olup bu suçlarda failin cezalandırılabilmesi için atılı eylemi kasten işlemesi gerekir. Bu husus madde metninde "Bu Kanunda koruma altına alınan fikir ve sanat eserleriyle ilgili manevi, mali veya bağlantılı hakları ihlal ederek" ifadesi ile de vurgulanmıştır. Dolayısıyla fail, Kanun kapsamında korunan manevi, mali veya bağlantılı hakları ihlal ettiğini bilerek ve isteyerek seçimlik hareketlerden en az birini gerçekleştirmelidir. Hukuka aykırı olarak işlenen veya çoğaltılan eserleri ticarî amaçla satın almak, kişisel kullanım amacı dışında elinde bulundurmak ya da depolamak suçları yönünden özel kast aranmasına rağmen bu iki suç tipi dışında kanun koyucu manevi, mali veya bağlantılı haklara tecavüz suçlarının oluşması için özel kastın varlığını aramamıştır (Levent Yavuz-Türkay Alıca-Fethi Merdivan, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Yorumu, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2014, s. 2259-2260). Bu suçun oluşması için hukuka aykırılık unsurunun da gerçekleşmesi gerekmektedir. Kanun'da koruma altına alınan fikir ve sanat eserleriyle ilgili manevi, mali veya bağlantılı haklardan en az biri ihlal edilmelidir. Hukuki anlamda bir ihlal yoksa bu fıkra kapsamında tanımlanan bir eylem suç teşkil etmeyecektir. Hukuka aykırılık unsuru, TCK'da düzenlenen ceza sorumluluğunu kaldıran nedenler ile 5846 sayılı Kanunla getirilen sınırlamalar (tahditler) mevcut olduğunda ortadan kalkacaktır. 5728 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikler sonucunda 5846 sayılı Kanun'un 81. maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenen suçun maddi konusu ise her koşulda bandrol yapıştırılması zorunlu olan sinema ve müzik eserlerinin çoğaltılmış nüshaları ve süreli olmayan yayınlar ile eser veya hak sahiplerinin talepleri üzerine bandrol yapıştırılması zorunlu olan kolay kopyalanmaya müsait diğer eserlerin çoğaltılmış nüshalarıdır. Suçun maddi konusu itibarıyla "Bandrol alınması zorunlu eserleri bandrol almaksızın çoğaltıp satışa arz etme, satma, dağıtma veya ticari amaçla satın alma ya da kabul etme" eylemlerinin suç olarak düzenlediği anlaşılmaktadır. Bu suç seçimlik hareketli bir suçtur. Kanun koyucu, suç oluşturan hareketleri iki grup hâlinde düzenlemiştir. İlk gruptaki hareket şekli; bandrol alınması zorunlu eserlerin bandrol alınmaksızın çoğaltılıp satışa arz edilmesi, satılması veya dağıtılmasıdır. İlk hareket şeklinin suç oluşturabilmesi için sadece çoğaltma eylemi yeterli değildir. Çoğaltılan eserin bandrolsüz olarak satışa arz edilmesi, satılması veya dağıtılması da gerekmektedir. Bu gruptaki seçimlik hareketler birden çok hareketli suç görünümündedir. İkinci gruptaki hareket şekli ise; başkası tarafından bandrol yükümlülüğüne aykırı davranılarak bandrolsüz olarak çoğaltılmış eser nüshalarının fail tarafından ticari amaçla satın alınması ya da kabul edilmesidir. Burada failin ayrıca çoğaltma hareketini gerçekleştirmesi veya bu harekete katılması zorunlu olmayıp, satın alan/kabul eden kimsenin cezalandırılabilmesi için "ticari amaç"la hareket etmesi gerekmektedir. Kişisel kullanım amacıyla yapılan satın alma/kabul etme eylemleri suç teşkil etmeyecektir. Bu gruptaki seçimlik hareketler ise serbest ve tek hareketli suç niteliğindedir. Suçun mağduru ise toplum yani kamudur. Kanun koyucunun, bandrol uygulamasıyla fikrî haklar dünyasının ekonomik yönünü gözeterek bandrol uygulamasına aykırı davranılmasını devletin mevzuat ile oluşturduğu idari düzene yönelik işlenmiş bir suç olarak düzenlemesi karşısında, bu suçlarda mağdurun doğrudan eser sahipleri olmayıp toplumu oluşturan bireyler olduğunun kabulü gerekmektedir. Öyle ki eser sahipleri ve bağlantılı hak sahipleri dahi eserlerinin bandrolsüz nüshalar hâlinde satışını gerçekleştiremeyeceklerdir. Sahibinin izni ile yasal şekilde çoğaltılmış nüshalar, eser sahibi ya da yetki verdiği kişilerin bandrol talep etmelerinden ve nüshalara bandrol yapıştırılmasından sonra piyasaya sürülebilecektir. Nitekim öğretide de, bu suçlarda mağdurun toplumu oluşturan bireyler olduğu açıkça vurgulanmıştır (Yılmaz Yazıcıoğlu, Fikri Mülkiyet Hukukundan Kaynaklanan Suçlar, İstanbul, 2009, s.450-451; Kerim Çakır, Bandrol Yükümlülüğüne Aykırılık Suçları, Ceza Hukuk Dergisi, sayı 16, Ağustos 2011, s.159.). Görüldüğü gibi, 5846 sayılı Kanun'un 5728 sayılı Kanun'la değişik 81. maddesinde hem eser sahiplerinin hakları korunmaya çalışılmış hem de devletin kayıt dışı ekonomi ile zarara uğraması engellenmek istenmiştir. Bu amaçla kanun koyucu fikir ve sanat eserleri için kamusal açıdan koruma mekanizması oluşturmuş ve bu mekanizmaya aykırı fiilleri de hukuka aykırı kabul ederek cezalandırma yoluna gitmiştir. Bu suçun yalnızca "eser sahibi" veya "hak sahibi" tarafından işlenebileceğinden bahisle suçun faili bakımından özgü (mahsus) suç olduğunu savunan görüşler bulunmakla birlikte öğretide ağırlıklı görüş suçun failinin eser sahibi dâhil herkes olabileceği yönündedir. Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulu 19.07.2005 tarihli ve 67-97 sayılı kararında "...5101 sayılı Kanunla değişik 5846 sayılı Kanun'un 81. maddesinin dokuzuncu fıkrasının 1/b alt bendinde düzenlenen 'Bandrol almaksızın çoğaltma ve yayma' suçunun yalnızca bandrol alma hakkı bulunanların işleyebileceği bir suç olduğu, dolayısıyla eser veya bağlantılı hak sahipleri dışındaki kişilerin bu suçun faili olamayacakları düşüncesiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan itirazın, '...Madde metninde bu tarz sınırlandırmayı haklı saydıracak ve suçun da sadece ve yalnız bandrol alma hak ve yetkisi bulunanlarca işlenebilecek 'özgü suç'lardan olduğunu gösterecek bir ifade bulunmaması,... bu tür tecavüzlerin failinin, öncelikle ve yoğunlukla 'hak sahibi olmayanlar' olacağından kuşku yoktur. Bu nedenledir ki bandrol temini ile asıl ve öncelikle hak sahibi olmayanlardan gelen mali hak tecavüzlerine karşı olanları korumak amacı güdüldüğü, korsan yayınların böyle bir onay belgesini temine olanakları olamayacağından öncelikle suçu işleyen durumuna düşeceğini kabul etmek gerekmektedir. Korunmak istenen değerlerin ancak bu yöntemle en üst seviyede korunabileceğine kuşku bulunmamaktadır." gerekçeleriyle suçun özgü suç olmadığına işaret etmiştir. Suç, eser sahibi veya eser sahibinden hakları devralan yasal hak sahibi ya da hak sahibi olmayan herhangi bir kişi tarafından bandrol alınması zorunlu eserin bandrol alınmaksızın çoğaltılıp satışa arz edilmesi, satılması ya da dağıtılması suretiyle işlenebilir. Yine bandrolsüz olarak çoğaltılıp satışa arz edilen, satılan ya da dağıtılan eseri ticari amaçla satın alan veya kabul eden kişiler de bu suçun faili olabilirler. 5846 sayılı Kanun'un 5728 sayılı Kanun'la değişik 81. maddesinin dördüncü fıkrasında sayılan ve suç oluşturan eylemlerin, bandrol alınması zorunlu eserler bakımından ister bandrol yükümlüsü olan (eser veya hak sahibi) kişiler isterse bandrol yükümlüsü olmayan kişiler tarafından gerçekleştirilmesinin mümkün olması, "bandrol yükümlülüğüne aykırı" ibaresinin "bandrolsüz" ifadesini de kapsayıcı nitelikte bulunması, madde metninde "bandrol yükümlülüğüne aykırı" ya da "bandrolsüz" şeklinde yazılan ibareler ile farklı fail gruplarına işaret edildiği şeklindeki bir sınırlandırmayı haklı saydıracak bir düzenleme bulunmadığı gibi 5846 sayılı Kanun'un 81. maddesinin dördüncü fıkrasında suç oluşturan eylemler sayıldıktan sonra bu eylemleri işleyen "...kişi" ifadesine yer verilmesi nedeniyle bu ifade şeklinin kanun koyucunun failde herhangi bir özellik aramadığını açıkça göstermesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, bu suçun özgü suç olmadığı ve herkes tarafından işlenebilecek bir suç olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 5846 sayılı Kanun'un 5728 sayılı Kanun'la değişik 81. maddesinin on üçüncü fıkrasında özel bir içtima hükmüne yer verilerek, bandrol yükümlülüğüne aykırılığın aynı eserle ilgili olarak Kanun'un 71. maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde tanımlanan suçla birlikte işlenmesi hâlinde, fail hakkında sadece 71. maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendi gereğince cezaya hükmolunacağı ancak verilecek cezanın üçte biri oranında artırılacağı hükme bağlanmıştır. Kanun koyucu, bandrol yükümlülüğüne aykırılık suçu yanında eser sahiplerinin doğrudan zarar gördüğü durumlar için suç politikası gereği yasal olmayan yollardan çoğaltılan eserlerin yayılması ile mücadele amaçlı olarak bu türden bir artırım ile genel hükümlerdeki suçların içtimaından farklı bir düzenleme getirmiştir. Bununla birlikte, bu özel fikri içtima hükmünün uygulanmasının belirli koşulları bulunmaktadır. Birinci koşul, 5846 sayılı Kanun'un 81. maddesinde düzenlenmiş olan ve bandrol yükümlülüğüne aykırılık olarak nitelendirilebilecek bir suçun varlığıdır. İkinci koşul, bu suçun bir eser ile ilişkilendirilebilmesidir. Üçüncü koşul, bu suçun maddi konusunu oluşturan eser ile ilgili olarak 5846 sayılı Kanun'un 71. maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendi kapsamında bir suçun işlenmesidir. Dördüncü koşul ise hak sahibi veya sahiplerinin şikâyette bulunmasıdır. 5846 sayılı Kanun'un 5728 sayılı Kanun'la değişik 71. maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde tanımlanan suç, aynı Kanun'un 75. maddesi uyarınca şikâyete tabi olduğundan hak sahibinin şikâyetçi olması gerekmekte olup bandrol yükümlülüğüne aykırılık suçuna konu eserin aynı zamanda şikâyete konu edilen eser ile aynı eser olması hâlinde bu özel içtima hükmünün uygulanması, şikâyetin bulunmadığı durumlarda ise özel içtima hükmü dikkate alınmayarak resen kovuşturmaya tabi olan 81. madde uyarınca uygulama yapılması gerekmektedir. Öğretide de, bandrol yükümlülüğüne aykırılık olarak nitelenebilecek bir suçun işlenmesi, bu suçun bir eserle ilişkilendirilebilmesi, suçun maddi konusunu oluşturan aynı eser ile ilgili olarak Kanun'un 71. maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendi kapsamında bir suçun işlenmesi ve hak sahibi veya sahiplerinin şikâyette bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesi hâlinde 5846 sayılı Kanun'un 81. maddesinin on üçüncü fıkrasındaki özel içtima kuralının uygulanması gerektiği vurgulanmıştır (Levent Yavuz-Türkay Alıca-Fethi Merdivan, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Yorumu, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2014, s. 2876-2877.). Yapılan bu açıklamalar doğrultusunda uyuşmazlığın çözümü açısından, bandrol yükümlülüğüne aykırılık ve manevi, mali veya bağlantılı haklara tecavüz suçlarının aynı anda birden çok eser konu edilerek işlenmesi durumunda mağdurun kim olduğunun değerlendirilmesi gerekmektedir. Bandrol yükümlülüğüne aykırılık suçuna konu eser aynı zamanda hak sahibinden izin alınmadan çoğaltılmış ve yayılmış ise hak sahibinin de şikâyette bulunması hâlinde hem 5846 sayılı Kanun'un 5728 sayılı Kanun'la değişik 81. maddesinde hem de aynı Kanun'un 71. maddesinin 1. fıkrasının 1. bendinde düzenlenen suçları işlemiş olan fail hakkında 5846 sayılı Kanun'un 5728 sayılı Kanun'la değişik 81/13. maddesinde düzenlenen özel fikri içtima hükmü uyarınca aynı Kanun'un 71. maddesinin 1. fıkrası uyarınca cezaya hükmolunacak ve ceza 1/3 oranında artırılacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken husus; kanun koyucunun TCK'nın 44. maddesinde düzenlenen farklı nev'iden fikri içtima kuralından ayrılarak özel bir fikrî içtima düzenlemesi getirmiş olmasıdır. 5846 sayılı Kanun'un 5728 sayılı Kanun'la değişik 81/13. maddesi ile getirilen özel fikrî içtima hükmü olmasaydı hem 5846 sayılı Kanun'un 5728 sayılı Kanun'la değişik 81. maddesinin 4. fıkrasında hem de aynı Kanun'un 71. maddesinin 1. fıkrasının 1. bendinde düzenlenen suçları işlemiş olan ve işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren fail hakkında TCK'nın 44. maddesi uyarınca en ağır cezayı gerektiren suç olan 5846 sayılı Kanun'un 5728 sayılı Kanun'la değişik 81/4. maddesi uyarınca cezaya hükmolunması gerekmesine karşın, bu özel içtima hükmü sebebiyle fail hakkında aynı Kanun'un 71. maddesinin 1. fıkrasının 1. bendi uyarınca cezaya hükmolunduktan sonra bu ceza üçte bir oranında artırılacaktır. 5846 sayılı Kanun'un 5728 sayılı Kanun'la değişik 81/13. maddesi ile aynı Kanun'un 71. maddesinin 1. fıkrasının 1. bendine yapılan bu yollamanın sadece cezanın belirlenmesine ilişkin olduğu, bu durumun suçun vasfında ve re'sen kovuşturmaya tabi bir suç olma niteliğinde bir değişiklik yaratmadığı, bandrol yükümlülüğüne aykırılık suçlarında mağdurun doğrudan eser sahipleri olmayıp toplumu oluşturan bireyler yani kamu olduğu, suçun konusunu birden çok eser nüshasının oluşturması ve birden çok şikâyetçinin bulunması hâllerinde dahi bu suçun mağduru yönünden bir değişikliğin söz konusu olmadığı, şikâyetten vazgeçme nedeniyle şikâyetçi kalmaması hâlinde 5846 sayılı Kanun'un 5728 sayılı Kanunla değişik 81. maddesindeki suç ile ilgili nasıl bir uygulama yapılacaksa bu uygulamaya dönülmesi durumunun da bunu açıkça gösterdiği anlaşılmaktadır. Sonuç olarak, bir eserin hak sahibi kişilerin yazılı izni olmaksızın çoğaltılması ya da hukuka aykırı olarak çoğaltılan eserlerin satışa arz edilmesi, satılması, kiralanması veya ödünç vermek suretiyle ya da sair şekilde yayılması, ticari amaçla satın alınması, ithal veya ihraç edilmesi, kişisel kullanım amacı dışında elinde bulundurulması ya da depolanması şeklindeki eylemlerle 5846 sayılı Kanun'un 71. maddesinin 1. fıkrasının 1. bendinde yer alan manevi, mali veya bağlantılı haklara tecavüz suçunun işlenmesi ve şikâyetin de usulüne uygun şeklinde gerçekleşmesi durumunda anılan suçun aynı eserle ilgili olarak bandrol yükümlülüğüne aykırılığı da içerisinde barındırması hâlinde mağdur kamu, aksine anılan suç içerisinde bandrol yükümlülüğüne aykırılığı barındırmıyorsa mağdur, manevi, mali veya bağlantılı hakların sahibi olan kişi veya kişilerdir. Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözülebilmesi için "zincirleme suç" hükümleri üzerinde de durulmalıdır. 5237 sayılı TCK’na hâkim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza" söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda da; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır" şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise, 5237 sayılı TCK’nun "suçların içtimaı" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir. 5237 sayılı TCK’nın “Zincirleme suç” başlıklı 43. maddesinin 1. fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır." biçiminde zincirleme suç düzenlemesine yer verilmiştir. TCK'nın 43. maddesinin 2. fıkrasında; “Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır.” denilmek suretiyle, zincirleme suçtan farklı bir müessese olan aynı nev’iden fikri içtima düzenlenmiş, tek fiil ile aynı suçun birden fazla kişiye karşı işlenmesi durumunda, fail hakkında bir cezaya hükmolunacağı, ancak bu cezanın TCK’nın 43/1. maddesine göre artırılacağı öngörülmüştür. TCK'nın 43. maddesinin 3. fıkrasında ise; "Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, ... ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz." düzenlemesi ile zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar belirtilmiştir. TCK'nın 43/1. maddesinin düzenlemesinden anlaşılacağı üzere, zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hâllerde aslında işlenmiş birden fazla suç olmasına karşın, fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, buna karşın bir suçtan verilen ceza belirli bir oranda artırılmaktadır. 5237 sayılı TCK'nın 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için; a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi, b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması, c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir. Zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için gerekli olan unsurların üzerinde ayrıntılı olarak durulmasında yarar bulunmaktadır. a) Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi; Aynı suç 5237 sayılı TCK’nın 43. maddesinde; “Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır” denmek suretiyle açıklığa kavuşturulmuştur. Öğretide de “aynı suçtan anlaşılması gerekenin, aynı suç tipi olduğu” kabul edilmektedir. Örneğin dolandırıcılık ile nitelikli dolandırıcılık eylemleri aynı suç sayılır iken, dolandırıcılık ile güveni kötüye kullanma, hırsızlık ile dolandırıcılık, hırsızlık ile suç eşyasını satın alma aynı suç kavramı içerisinde değerlendirilemeyecektir. Aynı suç kavramına, suçun teşebbüs aşamasında kalmış hali de dahildir (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku Genel Kısım, Savaş Yayınevi, Ankara, 2008. s.316; Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 1. cilt, Ankara, 2014, s.1241-1242; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, 7. bası, Ankara, 2014, s. 483-486; Türkan Sancar Yalçın-Yeni Türk Ceza Kanununda “Zincirleme Suç”, TBB Dergisi, sayı 70, Mayıs/Haziran 2007, s. 253.). 5237 sayılı TCK'nın 43/1. maddesinde bulunan “değişik zamanlarda” ifadesinin açıklığı karşısında, zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda öğreti ve uygulamada tam bir görüş birliği bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu hâlde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus TCK'nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulacaktır. b) İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması; Mağdur; Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde, “haksızlığa uğramış kişi” olarak tanımlanmaktadır. Ceza hukukunda ise mağdur kavramı, suçun konusunun ait olduğu kişi ya da kişilerdir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde suçun maddi unsurları arasında yer alan mağdur, ancak gerçek bir kişi olabilecek, tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri mümkün ise de bunlar mağdur olamayacaklardır. Suçtan zarar gören ile mağdur kavramları da aynı şeyi ifade etmemektedir. Mağdur suçun işlenmesiyle her zaman zarar görmekte ise de, suçtan zarar gören kişi her zaman suçun mağduru olmayabilir. Bazı suçlarda mağdur belirli bir kişi olmayıp; toplumu oluşturan herkes (geniş anlamda mağdur) olabilecektir (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökcen, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. bası, Ankara, 2017, s.303-306; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. bası, Ankara, 2015, s. 214-216; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. bası, Ankara, 2015, s.106-107; Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 6. cilt, Ankara, 2014, s.7958-7959.). Mağdurun kim olduğunun belirlenmesinde öncelikle madde metnine bakılmalı, madde metninin yeterli olmadığı durumlarda hükmün konuluş amacı, kanun içerisinde suçun düzenlendiği yer gibi hususlar birlikte değerlendirilerek sonuca ulaşılmaya çalışılmalıdır. c) Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi; Ceza Genel Kurulunun 14.01.2014 tarihli ve 384-2 sayılı, 03.12.2013 tarihli ve 1475-577 sayılı, 30.05.2006 tarihli ve 173-145 sayılı, 08.07.2003 tarihli ve 189-207 sayılı, 13.10.1998 tarihli ve 205-304 sayılı, 20.03.1995 tarihli ve 48-68 sayılı kararları ile 02.03.1987 tarihli ve 341-84 sayılı kararında "aynı suç işleme kararı" kavramından, kanunun aynı hükmünü birçok kez ihlal etme hususunda önceden kurulan bir plan, genel bir niyetin anlaşılması gerektiği, bu bağlamda failin suçu işlemeden önce bir plan yapmasının veya bu suça niyet etmesinin, fakat fiili bir defada yapmak yerine, kısımlara bölmeyi ve o surette gerçekleştirmeyi daha uygun görmesinin, her hareketinin birbirinin devamı olmasının ve tüm hareketleri arasında subjektif bir bağlantı bulunmasının anlaşılması gerektiği kabul edilmiş, ilk eylemle ikinci eylem arasında makul sayılamayacak uzunca bir sürenin geçmesinin, failin aynı suç işleme kararıyla değil, çıkan fırsatlardan yararlanmak suretiyle ve yeni bir suç işleme kararıyla suçu işlediğini göstereceği belirtilmiştir. Öğretide ise aynı suç işleme kararının, kanunun aynı hükmünü birden fazla ihlal etmek hususunda önceden kurulan bir plan ve genel bir niyet anlamında bulunduğu (Sulhi Dönmezer - Sahir Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku cilt 1, Beta Basım Yayım, 14. bası, İstanbul, 1999, s.398 vd.), çok genel bir birliğin, genel bir saik birliği sonucuna götüreceği, saik birliğinin, kararda birliği meydana getiremeyeceği, suç saiki, niyeti, amacı ile kararının karıştırılmaması gerektiği, yine fırsat çıktığı zaman suç işlemek için verilen genel bir kararın, müteselsil suçun bu subjektif şartını oluşturmayacağı (Türkan Yalçın Sancar, Müteselsil Suç, Seçkin Yayınevi, Ankara, 1995, s.70 vd.), failin çıkacak her fırsattan yararlanmak hususunda genel ve soyut bir kararının varlığının aynı suç işleme kararının kabulünü gerektirmeyeceği (Kayıhan İçel, Suçların İçtimaı, İstanbul, 1972, s. 136-137; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 8. bası, Ankara, 2015, s. 497.), kanunda kullanılan karar tabirinden anlaşılması gerekenin, failin daha baştan itibaren birden fazla suçu kısım kısım işlemeye yönelik tasavvuru olduğu, önceden bir plan yapmış, niyetini oluşturmuş, fakat bunu bir defada gerçekleştireceği yerde, kısımlara bölmeyi ve o suretle gerçekleştirmeyi daha uygun görmüş ve bu plana göre hareket etmiş olduğu için zincirleme suçun kabul edildiği (Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 18. Baskı, Ankara, 2015, s.612-613.), zincirleme suç hâlinde failin somut fiiline ve fiillerin bütününe yönelik olmak üzere iki iradesinden söz edilebileceği, zincirleme suç işlemeye yönelik iradenin, yani bir suç işleme kararının her bir suça ilişkin kasıttan önce geldiği (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayımcılık, 4. bası, İstanbul, 2015, s. 456.), zincirleme suçun subjektif şartının bir suç işleme kararının icrası kapsamında işlenen suçlar arasında manevi bir bağ bulunması olduğu (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 11. bası, Ankara, 2015, s. 564.), suçların işleniş biçimindeki benzerlik, aynı türden fırsatları değerlendirme, suçla korunan hukuki değer, hareketin yöneldiği maddi konunun nitelik ve başkalıkları ile suçlar arasındaki zaman aralığı gibi dışa yansıyan veri ve davranışlardan yararlanılarak tespit edilecek olan bir suç işleme kararının kanunun aynı hükmünü ihlal etmek hususundaki failin genel planı olduğu (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 11. bası, Ankara, 2017, s. 718-719.) yönünde görüşler ileri sürülmüştür. Suç kastından daha geniş bir anlamı içeren suç işleme kararı, suç kastından daha önce gelen genel bir karar ve niyeti ifade etmektedir. Önce suç işleme kararı verilmekte ve bundan sonra bu genel kararın icrası farklı zamanlardaki suçlarla gerçekleştirilmektedir. Kararın gerçekleştirilmesi için gerekli suçların her birinde ayrı suç kastları, bir başka deyişle bir suç için gerekli olan maddi ve manevi unsurlar ayrı ayrı yer almaktadır. Böylece suç işleme kararı denilen genel plân, niyet veya karar, zinciri oluşturan ve her biri birbirinden bağımsız olan suçları birbirine bağlayan ortak bir zemini oluşturur. Suç işleme kararının yenilenip yenilenmediği, birden çok suçun aynı karara dayanıp dayanmadığı, aynı zamanda suçlar arasındaki süre ile de ilgilidir. İşlenen suçlar arasında kısa zaman aralıklarının olması suç işleme kararında birlik olduğuna; uzun zaman aralıklarının olması ise suç işleme kararında birlik olmadığına karine teşkil edebilecektir. Yine de çeşitli suçlar arasında az veya çok uzun zaman aralığının var olması, bu suçların aynı suç işleme kararının etkisi altında işlendiğini ya da işlenmediğini her zaman göstermeyecektir. Diğer bir anlatımla, sürenin uzunluğu kararın yenilendiğini düşündürebileceği gibi, kısalığı da her zaman kararın yürürlükte olduğunu göstermeyebilecektir. Diğer taraftan, hukuki veya fiili kesintiler olduğunda farklı değerlendirmeler yapılması mümkündür. Ancak bu değerlendirme her olayda ayrı ayrı ve diğer şartlar da dikkate alınarak yapılmalıdır. Bu nedenle, başlangıçta belirli bir süre geçince suç işleme kararı yenilenmiş ya da değişmiş olur demek, soyut ve delillerden kopuk bir değerlendirme olacaktır. Failin iç dünyasını ilgilendiren bu kararın varlığının her olayın özelliğine göre suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, korunan değer ve yarar, hareketin yöneldiği maddi konunun niteliği, olayların oluşum ve gelişimi ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler değerlendirilerek belirlenmesi gerekecektir. Yapılan açıklamalara göre, zincirleme suçun oluşumu için işlenen suçlar arasında ne kadar zaman geçmesi gerektiği konusunda genel ve mutlak bir kural koymak mümkün olmadığından, hangi süre içerisinde işlenirse işlensin, işlenen suç başlangıçtaki genel niyete veya suç işleme konusundaki tek karara dayanıyor ise zincirleme suç hükümleri uygulanacak, ancak işlenen suç failin yeni bir suç işleme kararına dayanıyorsa artık zincirleme suç söz konusu olmayacaktır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanığa ait Has Fotokopi isimli iş yerinde 26.10.2010 tarihinde yapılan aramada; hukuka aykırı olarak çoğaltılmış ve bandrolsüz 7 ciltli ve 2 ciltsiz olmak üzere toplam 9 fotokopi kitap ile bilgisayarda yapılan aramada hukuka aykırı olarak çoğaltılmış 261 adet PDF ve TIF formatında kitabın ele geçirildiği, 15.04.2011 tarihinde ise iş yerinde bulunan bilgisayarda yapılan aramada; hukuka aykırı olarak çoğaltılmış 3 adet PDF formatında kitabın ele geçirildiği, 26.10.2010 tarihli aramada ele geçirilen kitaplar bakımından Yayıncılar Meslek Birliğinin 6 aylık şikâyet süresi geçtikten sonra hak sahipliğine ilişkin belgeleri ibraz ederek şikâyetçi olduğu, 15.04.2011 tarihli aramada bilgisayarda tespit edilen hukuka aykırı olarak çoğaltılmış Beta Basım Yayım Dağıtım AŞ’nin hak sahibi olduğu “Borçlar Hukuku Genel Hükümler” isimli kitap açısından ise hak sahipliğine ilişkin belgeleri süresinde ibraz eden Yayıncılar Meslek Birliğinin şikâyetçi olduğu anlaşılan olayda; Sanığın 26.10.2010 tarihinde iş yerindeki bilgisayarında 5846 sayılı Kanun’un 2. maddesinde yer alan ilim ve edebiyat eseri niteliğindeki 261 adet PDF ve TIF formatında kitabı kişisel kullanım amacı dışında depolamakla birlikte 7 ciltli ve 2 ciltsiz olmak üzere toplam 9 adet hukuka aykırı olarak çoğaltılmış fotokopi kitabı bandrolsüz olarak satışa arz etmesi şeklinde gerçekleşen eyleminin süresinde yapılmış usulüne uygun bir şikâyetin de bulunmadığı dikkate alındığında 5846 sayılı Kanun’un 81. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan bandrol yükümlülüğüne aykırılık suçunu oluşturduğu, Sanığın 15.04.2011 tarihinde iş yerindeki bilgisayarında 5846 sayılı Kanun’un 2. maddesinde yer alan ilim ve edebiyat eseri niteliğindeki hukuka aykırı olarak çoğaltılmış 3 adet PDF formatında kitabı kişisel kullanım amacı dışında depoladığı, ayrıca iş yerinde basılı hâlde esere rastlanmadığı, 5846 sayılı Kanun’un 81. maddesi ve Bandrol Uygulamasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 5. maddesinin birinci fıkrasına göre sanıkta ele geçirilen eserlere bandrol yapıştırılması zorunlu ise de eserlerin depolandığı cihazın fikir ve sanat eseri taşımaya tahsis edilmemesi ve taşıyıcı materyal özelliği göstermemesi, bir başka deyişle çoğaltılarak bilgisayara depolanan eserler bakımından bandrol zorunluluğunun henüz doğmadığı aşamada eserlerin ele geçirilmesi sebebiyle bandrol yükümlülüğüne aykırılık suçunun unsurlarının oluşmadığı, bu nedenle hukuka aykırı olarak çoğaltılmış 3 adet eseri kişisel kullanım amacı dışında depolamak şeklinde gerçekleşen eylemin süresinde yapılmış usulüne uygun bir şikâyetin de varlığı dikkate alındığında 5846 sayılı Kanun’un 71. maddesinin birinci fıkrasında yer alan manevi, mali veya bağlantılı haklara tecavüz suçunu oluşturduğu, 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesinin birinci fıkrası uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için, aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi, işlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması ve bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerektiği hususları dikkate alındığında; korunan hukuki yarar, soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için şikâyet şartının aranıp aranmaması ve mağdur gibi pek çok unsuru birbirinden farklı olan, Kanun’un farklı bölümlerinde ve ayrı maddelerde düzenlenen birbirinden bağımsız iki ayrı suçun işlenmesi, 15.04.2011 tarihinde işlenen manevi, mali veya bağlantılı haklara tecavüz suçunun ele geçen eserlerle ilgili olarak bandrol yükümlülüğüne aykırılığı içerisinde barındırmaması, ... vekili tarafından sanığa ait iş yerinden satın alındığı iddiası ile dosyaya ibraz edilen kitapların anılan iş yerinden satın alındığını destekleyen somut delile rastlanmaması, manevi, mali veya bağlantılı haklara tecavüz suçunun mağduru hak sahipleri iken bandrol yükümlülüğüne aykırılık suçunun mağdurunun toplum yani kamu olması sebebiyle sanığın değişik zamanlarda farklı suçları işlediği ve işlenen suçların mağdurlarının da farklı kişiler olduğunun anlaşılması karşısında; TCK’nın 43. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunmadığı ve sanığın farklı tarihlerde işlediği iddia edilen eylemleri nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağı kabul edilmelidir. Bu itibarla, TCK’nın 43. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunmadığına ilişkin direnme gerekçesinin isabetli olduğuna, dosyanın, hükmün diğer yönlerinin incelenmesi için Yargıtay 19. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- İzmir 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Ceza Mahkemesinin 26.02.2018 tarihli ve 277-59 sayılı kararında, TCK’nın 43. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunmadığına ilişkin direnme gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA, 2- Dosyanın, hükmün diğer yönlerinin incelenmesi için Yargıtay 19. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 30.06.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi. ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... Yazı İşleri Müdürü Ö.B
4. Ceza Dairesi, 2019/7937 E., 2020/301 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Asliye Ceza Mahkemesinin 31/01/2019 tarihli ve 2018/127 esas, 2019/136 karar sayılı kararının, sanığın üzerine atılı bulunan 5237 sayılı Kanun’un 106/1-1. cümlesinde düzenlenen tehdit suçunun, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesinin 02/12/2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
4. Ceza Dairesi         2019/7937 E.  ,  2020/301 K. "İçtihat Metni" Tehdit suçundan sanık ...'un, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/1-1. cümle ve 62. maddeleri gereğince 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Kayseri 15. Asliye Ceza Mahkemesinin 31/01/2019 tarihli ve 2018/127 esas, 2019/136 karar sayılı kararının, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 12/09/2019 gün ve 94660652-105-38-8027-2019-Kyb sayılı istemleri ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 27/09/2019 gün ve 2019/92977 sayılı bozma düşüncesini içeren ihbarnamesiyle Daireye gönderilmiş olduğu görülmekle, dosya incelendi: Kanun yararına bozma isteyen ihbarnamede; "Somut olayda, kasten yaralama ve tehdit suçlarından kamu davası açıldığı, yapılan yargılama neticesinde kasten yaralama suçundan beraatine, tehdit suçu yönünden ise mahkûmiyetine karar verildiği anlaşılmış ise de, sanık hakkında üstsoya karşı yaralama suçundan beraat kararı verilmesi karşısında, tehdit suçu yönünden uzlaştırmaya engel olan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Uzlaşma" başlıklı 253/3. maddesinde yer alan ".... Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz." şeklindeki düzenlemenin uygulama imkanının kalmayacağı, bu hali ile tehdit suçu yönünden 5271 sayılı Kanunu’nun 253. maddesindeki esas ve usullere göre uzlaştırma işlemlerinin yerine getirilmesi için yargılama dosyasının uzlaştırma bürosuna gönderilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesinde isabet görülmemiştir." denilmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA I-Olay: Tehdit suçundan sanık ...'un, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/1-1. cümle ve 62. maddeleri gereğince 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Kayseri 15. Asliye Ceza Mahkemesinin 31/01/2019 tarihli ve 2018/127 esas, 2019/136 karar sayılı kararının, sanığın üzerine atılı bulunan 5237 sayılı Kanun’un 106/1-1. cümlesinde düzenlenen tehdit suçunun, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesinin 02/12/2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile değiştirilmesi ile uzlaşmaya tabi hale gelmesi ve sanık hakkında uzlaşmaya tabi olmayan üstsoya karşı kasten yaralama suçundan beraat hükmü kurulması karşısında, mağdur ve sanığa tehdit suçundan aşamalarda usulüne uygun uzlaşma teklifi yapılmadığı cihetle, 5271 sayılı Kanun'un 253 ve 254. maddelerinde 6763 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik de nazara alınarak, dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderilerek uzlaştırma işlemlerinin yapılması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle kanun yararına bozmaya konu edildiği anlaşılmıştır. II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı: Sanık ...'un TCK'nın 106/1-1. cümlesine uyan tehdit eylemi yönünden, uzlaştırma işlemlerinin yapılmasının gerekip gerekmediğinin belirlenmesine ilişkindir. III- Hukuksal Değerlendirme: Uzlaştırma, 6763 sayılı Kanun'la değişik CMK'nın 253. maddesinde ayrıntılarıyla düzenlenmiş, mahkeme tarafından uzlaştırmaya ilişkin anılan Kanunun 254. maddesinde "(1) Kamu davası açıldıktan sonra kovuşturma konusu suçun uzlaşma kapsamında olduğunun anlaşılması halinde, kovuşturma dosyası, uzlaştırma işlemlerinin 253. maddede belirtilen esas ve usûle göre yerine getirilmesi için uzlaştırma bürosuna gönderilir. (2) Uzlaşma gerçekleştiği takdirde, mahkeme, uzlaşma sonucunda sanığın edimini def’aten yerine getirmesi halinde, davanın düşmesine karar verir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde; sanık hakkında, 231. maddedeki şartlar aranmaksızın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilir. Geri bırakma süresince zamanaşımı işlemez. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildikten sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, mahkeme tarafından, 231. maddenin onbirinci fıkrasındaki şartlar aranmaksızın, hüküm açıklanır." denilmiştir. Uzlaştırmanın asıl olarak soruşturma evresinde yapılması gereken bir işlem olduğu, kovuşturma aşamasında uzlaştırma hükümlerinin uygulanmasının ise istisnai olarak Cumhuriyet savcısı tarafından uzlaştırma usulü uygulanmaksızın dava açılması veya suçun uzlaştırma kapsamında olduğunun ilk defa duruşmada anlaşılması halinde mümkün olduğu kabul edilmelidir. Uzlaştırma usulü uygulanmaksızın dava açılması veya suçun uzlaştırma kapsamında olduğunun ilk defa duruşmada anlaşılması halinde uzlaştırmanın uygulanması gerekmekte olup uzlaşma başarıyla gerçekleşir ve edim bir defada yerine getirilirse kamu davasının düşmesine karar verilecektir. İncelenen dosyada; Sanık ... hakkında, babası olan mağdura "seni öldüreceğim" demek ve vurmak suretiyle tehdit ve üstsoya karşı kasten yaralama suçlarını işlediğinden bahisle TCK'nın 106/1-1. cümle ve 86/2, 86/3-a, 29. maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle kamu davasının açıldığı, yargılama neticesinde Kayseri 15. Asliye Ceza Mahkemesinin 31/01/2019 tarihli ve 2018/127 esas, 2019/136 karar sayılı kararıyla sanığın, üstsoya karşı kasten yaralama suçundan beraatine, tehdit suçundan ise TCK'nın 106/1-1. cümle, ve 62. maddeleri gereğince 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, üstsoya karşı kasten yaralama suçundan kurulan beraat ve tehdit suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün istinaf kanun yoluna konu edilmeksizin kesinleştiği, yargılama aşamasında taraflar arasında uzlaştırmaya ilişkin herhangi bir işlem yapılmadığı anlaşılmıştır. Dosya kapsamı, kanun yararına bozma istemi ve tüm bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde; Sanığa isnat edilen suçların, CMK'nın 253/3. maddesi kapsamında birlikte işlendiği hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Sanığın tehdit suçuyla birlikte işlediği iddia olunan TCK'nın 86/2, 86/3-a. maddesi kapsamındaki üstsoya karşı kasten yaralama suçu, suç ve karar tarihi itibariyle uzlaştırma kapsamında bulunmamaktadır. TCK'nın 106/1-1. cümlesinde düzenlenen tehdit suçu ise müstakil işlendiğinde, hem suç tarihi hem de karar tarihi itibariyle uzlaştırma kapsamındadır ancak somut olayda, üstsoya karşı kasten yaralama suçuyla birlikte işlendiği için CMK'nın 253. maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan "Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması halinde uzlaştırma hükümleri uygulanmaz" şeklindeki düzenleme nedeniyle uzlaştırma kapsamı dışında kalmıştır. Çözülmesi gereken sorun, hüküm kurulurken uzlaştırma kapsamında olmayan suç ile ilgili olarak beraat hükmü kurulması halinde, sübutunda sorun olmayan, suç ve karar tarihi itibariyle uzlaştırma kapsamında bulunan TCK'nın 106/1-1. cümlesi kapsamındaki tehdit suçuyla ilgili nasıl bir yol izleneceğidir. Bu bağlamda, her iki suçtan yargılama devam ederken hakimin uzlaştırmaya tabi olacağını öngördüğü suçla ilgili olarak dosyayı soruşturma bürosuna göndermesi veya bu düşünceyle tefrik kararı vermesi durumunda, uzlaştırma kapsamında olmayan suç açısından beraat kararı verileceği izlenimi oluşabileceği cihetle, bu hususun ihsası rey olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceğinin belirlenmesi gerekir. Bu sorunun CMKnın 226. maddesinde düzenlenen ek savunma konusuyla birlikte değerlendirilmesi gerekir. Anılan madde "(1) Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez. (2) Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır. (3) Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir. (4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır." biçimdedir. Maddeden de anlaşılacağı üzere suçun hukuki niteliği değişir ya da cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirir durumun ortaya çıkması halinde hakim sanık ya da müdafiine ek savunma hakkı tanıyacaktır ancak, bu durum yasal düzenleme nazara alındığında hakim açısından ihsası rey olarak nitelendirilemeyecektir. Bu düzenlemeye kıyasen, uzlaştırmaya tabi olan bir suçla uzlaştırmaya tabi olmayan bir suçun yargılaması devam ederken, hakimin uzlaştırmaya tabi olacağını öngördüğü suçla ilgili olarak dosyayı soruşturma bürosuna göndermesi veya bu düşünceyle tefrik kararı vermesi durumunda uzlaştırma kapsamında olmayan suç açısından ihsası reyde bulunduğundan bahsedilemeyecektir. Çözülmesi gereken bir diğer husus da "suçun işlenmiş olması" halinden ne anlaşılması gerektiğinin belirlenmesidir. Anayasanın 38/4. maddesinde, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağı belirtilmiştir. Yine AİHS'in 6. maddesinin ikinci fıkrasında "bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır" denilmiştir. Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, sanığın isnat edilen suçu işlediğine hükmedilmesi ve bu hükmün kesinleşmesi durumunda, suçun işlendiğinden bahsedilebilecektir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanığın işlediği iddia olunan TCK'nın 86/2 ve 86/3-a maddelerinde düzenlenen üstsoya karşı kasten yaralama suçu müstakilen uzlaştırmaya tabi değildir. Yine sanığa isnat edilen anılan Yasanın 106. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde düzenlenen tehdit suçu ise uzlaşmaya tabidir ancak, somut olayda üstsoya karşı kasten yaralama suçuyla birlikte işlendiğinin iddia edilmesi nedeniyle CMK'nın 253/3. maddesindeki düzenleme uyarınca uzlaştırma kapsamı dışında kalmıştır. Yapılan yargılama neticesinde ise, sanığın üstsoya karşı kasten yaralama suçundan beraatine hükmolunmuş olması nedeniyle anılan suçun işlendiğinden bahsedilemeyeceği için, tehdit suçu yönünden uzlaştırmaya engel olan CMK'nın 253/3. maddesinin uygulanma olanağı kalmamıştır. Tehdit suçu yönünden CMK'nın 254. maddesi gereğince uzlaştırma işlemlerinin yapılması gerekmektedir. Tüm bu nedenlerle; uzlaştırma işlemleri gerçekleştirilmeden kurulan ve tehdit suçundan sanık ...'un, TCK'nın 106/1-1. cümle ve 62. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına dair Kayseri 15. Asliye Ceza Mahkemesinin 31/01/2019 tarihli ve 2018/127 esas, 2019/136 karar sayılı kararında isabet bulunmamaktadır. IV-Sonuç ve Karar: Yukarıda açıklanan nedenlerle, Kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden, Kayseri 15. Asliye Ceza Mahkemesinin 31/01/2019 tarihli ve 2018/127 esas, 2019/136 karar sayılı kesinleşen kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre sonraki işlemlerin, CMK'nın 309/4-b maddesi gereğince mahallinde mahkemesince yerine getirilmesine, 07/01/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Hukuku Genel Hükümler

Kamu kurumunun verdiği bir izne dayalı olarak enerji sektöründe faaliyet gösteren X A.Ş.’nin yönetim kurulu üyesi (Y), şirketin büyük bir ihaleyi kazanması amacıyla, ihale komisyonunda görevli kamu görevlisi (K) ile anlaşarak (K)'nin banka hesabına para transferi gerçekleştirmiştir. Yapılan soruşturmada, rüşvet suçunun (Y) tarafından şirketin yararına işlendiği tespit edilmiştir. Bu durumda, X A.Ş.'nin ceza hukuku sorumluluğuna ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A) X A.Ş., rüşvet suçunun faili olan yönetim kurulu üyesi (Y) ile birlikte müşterek fail olarak kabul edilir ve hakkında adli para cezasına hükmedilir.
B) Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi mutlak olduğundan, suçtan yarar sağlasa dahi X A.Ş. hakkında ceza hukuku anlamında hiçbir yaptırım uygulanamaz.
C) X A.Ş. yararına işlenen suçtan dolayı, şirketin faaliyette bulunduğu iznin iptaline zorunlu olarak karar verilir.
D) Tüzel kişinin ceza sorumluluğu bulunmadığından, X A.Ş. hakkında yalnızca rüşvet yoluyla elde edilen haksız menfaatin iadesi için hukuk mahkemelerinde dava açılabilir.
E) X A.Ş. hakkında, işlenen rüşvet suçu dolayısıyla kanunda öngörülen güvenlik tedbirlerine hükmolunabilir.

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol