Türk Ceza Kanunu 265. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 265- (1) Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Suçun yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesi halinde, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Suçun, kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.
(4) Suçun, silahla ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Bu suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
Kamu görevine ait araç ve gereçleri suçta kullanma
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
325 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2022/555 E., 2024/137 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
m ve müezzinlere Müftülükler vasıtasıyla gönderilen ezan ve sela okunması yönündeki talimatı, kamusal görevi çerçevesinde yerine getiren mağdur ...'ın, yerine getirdiği kamu görevine engel olmak amacıyla cebir ve tehdit içeren eylemlerinin TCK'nın 265/1. maddesinde düzenlenen görevi yaptırmamak için direnme suçunu oluşturduğu, suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi nedeniyle TCK'nın
Ceza Genel Kurulu 2022/555 E. , 2024/137 K.
"İçtihat Metni"
İTİRAZ
İtirazname No : 2018/83547
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 3. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 751-280
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, ibadethanelere ve mezarlıklara zarar verme, hakaret, tehdit ve görevi yapmamak için direnme suçlarından açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda sanık ... ...’ın müştekiler ..., ... ve ...'a karşı hakaret ve tehdit suçlarından 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine, sanıklar ... ve ...’ın katılan ...'a karşı hakaret suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125/1, 125/3-a, 125/4, 62/1 ve 53/1. maddeleri uyarınca 11 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluğuna, CMK’nın 231/5. maddesi uyarınca verilen hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına, görevi yaptırmamak için direnme ve ibadethanelere ve mezarlıklara zarar verme suçlarından açılan kamu davasının yapılan yargılamasında sanıkların eylemlerinin kül hâlinde Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmeye yardım etme suçunu oluşturduğu kabul edilerek TCK'nın 309/1, 39/1-2-c, 62/1, 63, 53 ve 58/9 maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hükmolunan cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Sivas 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.05.2017 tarihli ve 181-68 sayılı hükme yönelik katılan ... vekili, sanıklar ve sanıklar müdafileri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda 26.04.2018 tarih ve 751-280 sayı ile; Yerel Mahkemece sanıklar hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmeye yardım etme suçundan kurulan hükümlerin kaldırılmasına, sanıkların görevi yaptırmamak için direnme suçundan TCK’nın 265/1, 265/3, 265/4, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5/1, TCK’nın 62/1, 53 ve 58/9 maddeleri uyarınca 1 yıl 24 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hükmolunan cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, hak yoksunluğuna ve mahsuba, silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan TCK'nın 314/3 ve 220/6. maddeleri yolmasıyla aynı Kanun’un 314/2, 220/6, TMK'nın 5. ve TCK’nın 62/1, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına hak yoksunluğuna, mahsuba ve cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın da katılan ... vekili, sanıklar ve sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 21.03.2022 tarih ve 11281-1450 sayı ile; "…Oluş ve dosya kapsamına göre somut olayda; eylemleri itibariyle Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçuna yardım ettiklerinin kabulü mümkün olmayan, örgütle bağlantısı tespit edilemeyen, örgütün talimatıyla örgüt adına hareket ettiklerine ve kamu görevlisine görevi yaptırmamak için direnme suçunu işlediklerine dair mahkûmiyetlerini gerektirir yeterli delil bulunmayan sanıkların eylemlerinin 'ögüt adına suç işleme' ve 'kamu görevlisine görevi yaptırmamak için direnme' suçlarını da oluşturmadığı gözetilmeden, atılı suçlardan beraatlerine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyetlerine hükmolunması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 17.05.2022 tarih ve 83547 sayı ile; "...Sanıklar... ve ...'in; Diyanet İşleri Başkanlığınca Türkiye'deki bütün imam ve müezzinlere Müftülükler vasıtasıyla gönderilen ezan ve sela okunması yönündeki talimatı, kamusal görevi çerçevesinde yerine getiren mağdur ...'ın, yerine getirdiği kamu görevine engel olmak amacıyla cebir ve tehdit içeren eylemlerinin TCK'nın 265/1. maddesinde düzenlenen görevi yaptırmamak için direnme suçunu oluşturduğu, suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi nedeniyle TCK'nın 265/3 maddesi gereğince, suçun ele geçirilemeyen bıçakla işlenmesi nedeniyle TCK'nın 265/4 maddesi gereğince artırım yapılarak ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verilmesi gerektiği, ancak sanıkların eylemi terör örgütü faaliyetleri çerçevesinde işlediklerine dair delil bulunmadığından Bölge Adliye Mahkemesi kararında sanıkların Terörle Mücadele Kanunu'nun 5/1. maddesi gereğince cezalarında artırım yapılmasının hukuka aykırı olduğu anlaşıldığından, 'sanıkların görevi yaptırmamak için direnme suçundan TCK'nın 265/1-3-4 maddelerine göre cezalandırılmalarına karar verilmesi gerekirken, olayda uygulama yeri bulunmayan Terörle Mücadele Kanunu'nun 5/1 maddesi ile artırım yapılmasının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle hükmün bozulmasına' karar verilmesi gerekirken, Yargıtay 3. Ceza Dairesince verilen kararda 'kamu görevlisine görevi yaptırmamak için direnme suçunu işlediklerine dair mahkûmiyetlerini gerektirir yeterli delil bulunmayan sanıkların eylemlerinin kamu görevlisine görevi yaptırmamak için direnme suçunu da oluşturmadığından beraatlerine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına' karar verilmesinin isabetli olmadığı," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 03.10.2022 tarih ve 24020-5327 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU
İtirazın kapsamına göre inceleme, sanıklar ... ve ... hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan verilen mahkûmiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklara atılı görevi yaptırmamak için direnme suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
FETÖ/PDY silahlı terör örgütünce darbeye teşebbüs ile cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya, bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulamasını önlemeye teşebbüs etme, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevlerini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs etme, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme ve Cumhurbaşkanına suikast yapma suçlarını işlemek amacıyla 15.07.2016 tarihinde eylemde bulunulduğu,
16.07.2016 tarihli tutanağa göre; saat 01.00 ile 01.30 arasında, Sivas ili, Gemerek ilçesi, Sızır Merkez Camii imamı olan katılan ...'ın, Diyanet İşleri Başkanlığının görevlendirmesi üzerine sela okumak için görevli olduğu camiye gittiği, sela okumaya başladıktan bir süre sonra cami içerisine ayakkabılarıyla giren sanıklar ... ve ...’in, katılan ...’a ve dini değerlere hakaret ederek sela okunmasını engelledikleri, sanık ...’ın elinde rengi tespit edilemeyen yaklaşık 10 cm uzunluğunda bir bıçak olduğunun iddia edildiği, sanıkların camiye girmesinin hemen akabinde selanın yarıda kesildiği, camide bazı tanıklar ve sanıklar arasında arbede yaşandığı, devamında camideki olayın sona erdiği ve olayların ilçe meydanına taşındığı, sesi duyan halkın meydanda toplandığı ve iki ayrı gruba bölündüğü, her iki gruptaki şahısların birbirlerinin üzerlerine yürüdükleri, gruplar arasında arbede yaşandığı,
Anlaşılmaktadır.
Katılan ... aşamalarda; Sızır Merkez Camii imamı olduğunu, evinden inip camiye gittiğini, selanın okunması esnasında sanık ...'in bağırarak ve caminin kapısını tekmeleyerek; "Sen sela veremezsin kimin selasını veriyorsun?" dediğini, caminin iç kapısına geçtiğini, kendisinin ezan okuma holünün yani caminin yan tarafında olduğunu, sanığın kendisine ulaşamadığını, camide kendisini aradığını düşündüğünü, daha sonra dışarıdan diğer kişilerin içeri girdiğini, muhtar olan ...'in kendisine; "Sen dışarı çıkma" dediğini, caminin ilk cemaat giriş kısmında bir arbede yaşandığını, selaya başladığını, ancak arbede yaşandığı için huzursuz olduğunu ve selayı okuyamadığını, caminin içerisinin karanlık olmadığını, kabinin camından bakarken sanık ...'in elinde bıçak gördüğünü,
Tanık ... aşamalarda; caminin içerisinde meydana gelen olayı görmediğini, dışarıdaki olaylar hakkında ise bilgisinin bulunduğunu,
Tanık ... aşamalarda; olay gecesi caminin bulunduğu yere doğru giderken caminin çıkışında itişme ve kakışma olduğunu gördüğünü, gece olduğu için olaya karışan şahısların kim olduklarını seçemediğini, olayın caminin önünde gerçekleşmesi nedeniyle BİMER'e şikâyette bulunduğunu, cami imamına ve camiye müdahale edildiğini düşündüğünden şikâyetçi olduğunu,
Tanık ... aşamalarda; olaylar yaşandıktan sonra caminin bulunduğu yere geldiğini, sanık ...'i alarak arabaya bindirip evine bıraktığını, sanık ...'yi caminin etrafında görmediğini, sanık ...'in elinde bıçak ya da silah görmediğini, imama yönelik darbeyi destekler bir söz veya ifadesini de duymadığını,
Tanık ... aşamalarda; 15 Temmuz 2016 tarihinde akşam çarşıya arabayla çıktığında camiye doğru koşanları gördüğünü, caminin girişinde sanık ...'i fark ettiğini, sanık ... ile birlikte 3-4 kişinin caminin hemen iç tarafında tartıştıklarını, ancak aralarında imamın olmadığını, sanık ...'in yanında sanık ...'yi görmediğini, kolundan tutup geri döndürmeye çalıştığı sanık ...'in o esnada kendisine; "Çocuğu dövüyorlar!" şeklinde sözler söylediğini, sanık ...'in caminin içerisinde bulunan imama veya başka bir kimseye; "Selaları susturun!" şeklinde ya da darbeyi destekler ifadeler söylediğini duymadığını, herhangi bir silah görmediğini,
Tanık ... aşamalarda; sanıklar ve inceleme dışı sanıklar ..., ... ve ...'ı hem ismen hem de simaen tanıdığını, olay tarihinde kasaba meydanında ... ile birlikte oturduklarını, imamın sela için camiye gittiği sırada sanıkların koşarak ve küfür ederek içeriye girdiklerini, kendileri de içeriye girdiklerinde cami içerisinde sanıklar ile başka iki kişinin kavga ettiklerini gördüğünü, kavga ve arbede sırasında karşılıklı küfürleşmeler olduğunu, belediye başkanının oğlu olan ...'nun da caminin dışında; "Bu saatte sala okunmaz!" diyerek duruma karşı çıktığını, iki farklı grup içerisinden birisinin; "Siz tanklardan rahatsız oluyorsanız biz de seladan rahatsız oluyoruz, bunu size okutmayacağız!" diye bağırdığını, ancak bağıran şahsın kim olduğunu tam olarak bilmediğini,
Tanık ... aşamalarda; sela okunduğu sırada iki kişinin camiye hızla koşarak ve küfür ederek girdiğini gördüğünü, sonradan bu şahısların sanıklar ...ve ... olduklarını öğrendiğini, sanıklar iki bölümden oluşan caminin ikinci kısmındayken o sırada camiye girdiklerini, yakalayıp sarıldığı sanık ...'nin kendisinden kurtulmak amacıyla hareket etmesi üzerine gözüne darbe aldığını, aralarında boğuşma yaşandığını, daha sonra orada bulunan kişilerin kendilerini ayırdığını, caminin içinin birden kalabalıklaştığını, olay bittikten sonra dışarıya çıkarken merdivenden indiği sırada sanık ...'nin tekrar saldırıp kendisine yumruk atmaya çalıştığını ancak vuramadığını, caminin içindeyken imamı darp ettiklerini görmedigini, olay esnasında ortam çok kalabalık olduğu için orada başka hakaret veya tehdit eylemlerinde bulunan kimseyi görmediğini, camiden çıkarken ... isimli şahsın da caminin ayakkabılık bölümünde olduğunu, ...'nun herhangi bir şey yaptığını görmediğini,
Tanık ... aşamalarda; hoca sela vermek için camiye geldiğinde kendisi ve arkadaşlarının caminin yakınında olduklarını, o arada sanık ...'in koşarak geldiğini, imamın arkasından camiye girdiğini ve imama hitaben; "Sen neyin selasını veriyorsun? Ben rahatsız oluyorum." diyerek imamın arkasından gittiğini, kendisinin ise imamı korumaya çalıştığını, sanık ...'i; "Aynı köylüyüz, sakin ol!" diyerek sakinleştirmeye ve durdurmaya çalıştığını, sanık ...'nin de küfürlü bir şekilde camiye girdiğini, her iki sanığın da cami imamına hitaben; "Senin okuduğun ezanı, sizin gibi yobazları sinkaf edeyim!" şeklinde küfür ettiklerini,
Tanık ... aşamalarda; kasaba meydanında dolaştıkları esnada önce imamın arkasından da sanık ... ve birkaç kişinin camiye geldiklerini, arkadan gelenlerin sanık ...'i durdurmaya çalıştıklarını, gelenlerden birinin sanık ... olduğunu sonradan öğrendiğini, sanık ...'in hakaretler ederek camiye girdiğini, kendilerinin de peşi sıra camiye girdiklerini, caminin içinde kargaşa çıkınca imamın sela okumayı bıraktığını, kendisi içeri girdiğinde kavganın bitmiş olduğunu, kimsenin kimseye vurduğunu görmediğini, sanık ...'in; "Sabaha ihtilal gerçekleşmiş olacak, Cumhurbaşkanı idam edilecek, hepinizin sesi kesilecek!" tarzında darbe ile ilgili konuştuğunu duymadığını, sadece hakaret ettiğine tanık olduğunu,
Beyan etmişlerdir.
Sanık ... aşamalarda; olay günü arkadaşı olan Şafak Göksu'nun düğününe katılmak üzere Sızır kasabasına gittiğini, saat 23.50 sıralarında eşi ile birlikte düğünden ayrılarak kasabadaki evine geçtiğini, televizyonlardan darbe girişiminin olduğunu öğrendiğini, sigara içmek için dışarı çıktığında kasaba merkezinden sela seslerinin geldiğini duyduğunu, merkeze doğru yürüdüğünü, diğer camilerde okunmasına rağmen Merkez Camiinde sela okunmadığını, burada da sela okunmaya başlayınca katılan ...'ın sesini duyduğunu, katılan olan imama sela okumaması gerektiğini, zira darbecileri köylerine musallat ettiği düşüncesiyle camiye yöneldiğini, caminin, ayakkabıların çıkarıldığı bölümüne geldiğinde, daha katılan ... ile karşılaşmadan ve ona hiçbir şey söylemeden tanımadığı 5-6 kişi tarafından dışarı çıkartıldığını, karanlıkta bu kişilerin kim olduklarını görmediğini, ayakkabı ile cami içerisine girmediğini, daha sonra yakınlarının kendisini evine götürdüğinü, kimsenin dini duygularına ve değerlerine karşı olumsuz bir düşünce veya tutumunun olmadığını, elinde bıçak bulunmadığını, suçlamaları kabul etmediğini,
Sanık ... aşamalarda; olay tarihinde düğün merasimi nedeniyle Sızır kasabasına gittiğini, düğün sonrasında arkadaşları olan Serkan Göksu ve Eyüp Göksu ile birlikte meydana doğru yürürken eniştesi olan sanık ...'in cami bahçesinde merdivenleri çıkarken; "Darbecileri başımıza musallat eden sensin!" şeklinde bağırdığını duyduğunu, sanığı sakinleştirmek için hızlıca peşinden gittiğini, cami girişindeki ayakkabıların çıkarıldığı yere geldiğinde eniştesi olan sanık ...'i veya cami imamını görmediğini, arkasından gelen bir grubun üstüne kapaklandığını, ne olduğunu anlayamadan dışarı çıkartıldığını, suçlamaları kabul etmediğini,
Savunmuşlardır.
V. GEREKÇE
A. Uyuşmazlık Konularına İlişkin Hukuki Açıklamalar
TCK’nın "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler" başlıklı dördüncü kısmının "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı birinci bölümünde "Görevini yaptırmamak için direnme" başlığı ile düzenlenen 265. maddesi;
"(1) Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Suçun yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesi hâlinde, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Suçun, kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.
(4) Suçun, silâhla ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Bu suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır." şeklindedir. Seçimlik hareketli bir suç olarak düzenlenen bu suçun oluşabilmesi için; kamu görevlisine, yerine getirdiği görevini yaptırmamak amacıyla cebir veya tehdit veyahut her ikisinin birden kullanılması gerekir.
Bu suçla korunan hukuki yarar, kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi olup bu suçta, kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevlerinin yerine getirilmesi dolayısıyla da kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğü sırasında Ceza Genel Kurulunun 26.11.2002 tarihli ve 279-406 sayılı kararında; "Bu suç ile korunan hukuki yarar, kamu idaresi organlarının görevlerini herhangi bir engelleme ile karşılaşmadan yapmasını sağlamak suretiyle kamu idaresinde sürekliliği güvence altına almaktır." denilmek suretiyle bu husus vurgulanmıştır. Öte yandan, kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir ve/veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır (Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökçen-A. Caner Yenidünya, TCK Şerhi, 2. Bası, 5. Cilt, Ankara, 2014, s. 7645; Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 2. Bası, 6. Cilt, Ankara, 2014, s. 7956-7957).
Ayrıca ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usule uygun olarak toplanan delillerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. Gerek 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu gerekse CMK; adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkânı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle, adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için, maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
FETÖ/PDY silahlı terör örgütünce 15.07.2016 tarihinde gerçekleştiren darbeye teşebbüs eylemi gecesi saat 01.00 ile 01.30 arasında, Sivas ili, Gemerek ilçesi, Sızır Merkez Cami imamı olan katılan ...'nın, Diyanet İşleri Başkanlığının görevlendirmesi üzerine sela okumak için camiye gittiği, sela okumaya başladıktan bir süre sonra cami içerisine giren sanıklar ...ve ...’nin, katılan sela okuduğu esnada tehdit ve hakaret içerikli sözler söyleyerek sela okunmasını engelledikleri, katılan tarafından sanık ...’in elinde rengi tespit edilemeyen yaklaşık 10 cm uzunluğunda bir bıçak olduğunun iddia edildiği, sanıkların camiye girmelerinin hemen akabinde selanın yarıda kesildiği, camide bir kısım tanıklar ve sanıklar arasında arbede yaşandığı, devamında camideki olayın sona erdiği ve olayların ilçe meydanına taşındığı, sesi duyan halkın meydanda toplandığı ve iki ayrı gruba bölündüğü, her iki gruptaki şahısların karşılıklı olarak birbirlerinin üzerine yürüdükleri, gruplar arasında arbede yaşandığı, tanık ...'ın olay gecesi caminin bulunduğu yere doğru gittiği esnada caminin çıkışında itişme ve kakışmanın olduğunu, tanık...'in caminin olduğu yerde bulunan imamın evine gittiklerini, kendisine sela okumasını söylediklerini, sela okunurken sanıkların koşarak gelip küfür ederek içeriye girdiklerini, arbede sırasında karşılıklı küfürleşmeler olduğunu, tanık ...'ın sela okunduğu sırada iki kişinin camiye hızla koşarak ve küfür ederek girdiğini gördüğünü, bu kişilerin isimlerinin ... ve ... olduğunu, önden koşan sanık ...’in küfür ederek camiye girdiğini, sanıklar caminin ikinci bölümündeyken kendilerinin de o sırada camiye girdiklerini, yakalayıp sarıldığını, sanık ...’nin kendisinden kurtulmak amacıyla boğuştuğu esnada darbe aldığını, tanık ...'in de bu anlatmları doğruladığı olayda; sanıklar ...ve ...'nin, darbe kalkışması ve faillerinin bir kısmının alenileştiği saatlerde, eylemlerini gerçekleştirirken ve sonrasında sarf ettikleri tehdit içerikli sözleri ile camide yaşanan olaylar sonucu selanın kesilmesine yol açtıkları, katılanın olaylar sırasında sanık ...’in elinde bıçak olduğunu söylediğine ilişkin ifadesi de gözetildiğinde sanıkların örgüt faaliyeti çerçevesinde olmadığı anlaşılan eylemleri nedeniyle atılı nitelikli görevi yaptırmamak için direnme suçundan cezalandırılmaları gerektiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin sanıklara atılı görevi yaptırmamak için direnme suçu bakımından mahkûmiyetlerini gerektirir yeterli delil bulunmadığına yönelik bozma kararının kaldırılmasına, Bölge Adliye Mahkemesinin sanıklara atılı görevi yaptırmamak için direnme suçundan verilen mahkûmiyet kararının ise örgütsel faaliyet çerçevesinde olmayan eylemlerine istinaden TMK'nın 5. maddesi uyarınca artırım yapılamayacağı isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurul Üyesi ...; "Dosya kapsamı, mağdur ve tanık anlatımları ile sanık savunmaları birlikte değerlendirildiğinde, olay tarihi olan 15 Temmuz 2016 tarihli darbe kalkışmasında cami imamı mağdur ...’ın sela okuduğu sırada, sanıklar ... ile ...’in selanın okunmaması için cami içine kadar girdikleri ancak olay yerinde bulunan halkın sanıklara, imam olan mağdur ...’ya ulaşmadan engel oldukları ve camiden çıkarıldıkları, sanıkların görevlinin görevini yaptırmamak için cebir ve şiddet kullanmadıkları, hatta görevli imam ...’ın sanıklarla yüz yüze dahi gelmedikleri anlaşılmaktadır. TCK'nın 265. maddesindeki görevi yaptırmamak için direnme suçu cebir ve tehdit kullanılmak suretiyle işlenilebilir. Olayımızda ise sanıklar ... ile ...’in görevli imam olan ...’a karşı cebir ve tehdide ilişkin bir hareketleri mevcut olmadığı gibi, mağdurun sanıkları görmediği sabit olup, unsurları itibariyle suçun oluşmaması karşısında, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin kararı yerinde olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmesi yerine, itirazın kabulü yönündeki sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum." görüşüyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurul Başkanı ve on Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle, karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 21.03.2022 tarihli ve 11281-1450 sayılı, sanıklar ... ve ...'e atılı görevi yaptırmamak için direnme suçu bakımından mahkûmiyetlerini gerektirir yeterli delil bulunmadığına yönelik bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 26.04.2018 tarihli ve 751-280 sayılı görevi yaptırmamak için direnme suçundan verilen mahkûmiyet kararının, sanıklar hakkında örgütsel faaliyet çerçevesinde olmayan eylemlerine istinaden TMK'nın 5. maddesi uyarınca artırım yapılamayacağı isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.03.2024 tarihinde yapılan birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından 20.03.2024 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Diğer kararlar (4)
4. Ceza Dairesi, 2021/19887 E., 2024/127 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
di ile dördüncü fıkrası, 43 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci ve 52 nci maddeleri uyarınca 8.840 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve verilen cezanın aylık 20 eşit taksitle tahsiline, görevi yaptırmamak için direnme suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 265 inci maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca 6 ay 7 gün hapis cezasıyla cez
4. Ceza Dairesi 2021/19887 E. , 2024/127 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2015/716 E., 2016/151 K.
SUÇLAR : Hakaret, görevi yaptırmamak için direnme
HÜKÜMLER : Beraat, mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun'un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir sebeplerin bulunmadığı, O yer Cumhuriyet savcısının yalnızca sanıklar ... ve ... hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan verilen hükümleri temyiz ettiği, yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
HUKUKÎ SÜREÇ
Yerel Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu kararı ile;
1. Sanık ... hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.
2. Sanık ... hakkında hakaret suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 125 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi ile dördüncü fıkrası, 43 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci ve 52 nci maddeleri uyarınca 8.840 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve verilen cezanın aylık 20 eşit taksitle tahsiline, görevi yaptırmamak için direnme suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 265 inci maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca 6 ay 7 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
1. Sanık ...'in temyiz isteği; bileğinde dikiş olmasına rağmen kendisine kelepçe takmak isteyen polis memurlarını yaşadığı acı nedeniyle engellemeye çalıştığına ancak bunun direnme vasfında olmadığına, polis memurlarının hakarete ilişkin çelişkili ifadelerde bulunduklarına, eksik araştırma ve inceleme sonucu hükümler kurulduğuna vesaire ilişkindir.
2. O yer Cumhuriyet savcısının temyiz isteği; sanık ...'un üzerine atılı görevi yaptırmamak için direnme suçunu işlediğine, sanığın cezalandırılması yerine yeterli delil elde edilemediğinden söz edilerek beraatine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğuna, sanık ...'un suçu işlediğinin kabulü halinde diğer sanık ... yönünden de 5237 sayılı Kanun'un 265 inci maddesinin üçüncü fıkrasının uygulanması gerektiğine, vesaire ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Sanık ... Hakkında Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Sanık ...'un, mağdur polis memurlarının diğer sanık ...'e kelepçe takmasına müdahale ettiği ve onu kurtarmaya çalıştığı iddia edilmiş olup Yerel Mahkemece yapılan yargılama sonunda sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair cezalandırılması için yeterli, kesin, inandırıcı ve her türlü şüpheden uzak, somut bir delil elde edilemediğinden bahisle beraat kararı verilmiştir.
B. Sanık ... Hakkında Hakaret ve Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden
Olay tarihinde plakası bildirilen araç içerisindeki bir şahsın silahlı kavgaya karıştığı ihbarı üzerine yapılan araştırmalarda ihbara konu edilen aracı kullanan sanık ... ile tüfeğin mağdur polis memurları tarafından bulunduğu, sanık ...'in mağdurlara husumetli kişiler olduğunu belirterek av tüfeğini vermek istememesi üzerine sanığa müdahalede bulunulduğu, bu sırada sanık ...'in mağdurlara hitaben "Hepinizi sinkaf edeceğim, gününüzü göreceksiniz" dediği, sanıkların savunmaları, katılanların ve tanıkların beyanları, görev yazısı, olay tutanağı ile tüm dosya kapsamıyla Yerel Mahkemece sabit kabul edilmiştir.
IV. GEREKÇE
A. Sanık ... Hakkında Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçundan Verilen Beraat Hükmü Yönünden
Sanık savunması, mağdur polis memurlarının ve tanıkların beyanları, oluş ve tüm dosya kapsamı karşısında, Mahkemece hakaret suçundan verilen beraat kararında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, O yer Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
B. Sanık ... Hakkında Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Olay ve Olgular başlıklı bölümde belirtilen deliller ile mahkemenin oluşa dair kabulü karşısında, sanık hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan verilen mahkumiyet hükmünde hukuka aykırılık görülmediğinden sanığın temyiz sebeplerinin reddi gerekmiştir.
Somut olayda haksız tahrik hükümlerinin uygulanma koşullarının oluşmadığı anlaşılmıştır.
Sanığa yükletilen görevi yaptırmamak için direnme eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanun'a uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu,
Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı,
Anlaşıldığından sair yönlerden yapılan incelemede hukuka aykırılık görülmemiştir.
C. Sanık ... Hakkında Hakaret Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine öre yapılan yargılama sonucunda; başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Sanığın söylediği iddia ve kabul edilen tüm sözlerin görevi yaptırmamak için direnme suçunun tehdit unsurunu oluşturduğu, hakaret niteliğinde olmadığı ve eylemlerinin bir bütün olarak görevi yaptırmamak için direnme suçunu oluşturduğu gözetilmeden ayrıca hakaret suçundan mahkumiyet hükmü kurulması hukuka aykırı görülmüştür.
V. KARAR
A. Sanık ... Hakkında Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçundan Verilen Beraat Kararı Yönünden
Gerekçe bölümünün (A) bendinde açıklanan nedenlerle Yerel Mahkemenin kararında O yer Cumhuriyet savcısı tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden temyiz sebeplerinin reddiyle HÜKMÜN, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
B. Sanık ... Hakkında Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Gerekçe bölümünde (B) bendinde açıklanan nedenlerle Yerel Mahkemenin kararında sanık ve O yer Cumhuriyet savcısı tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanığın temyiz sebeplerinin reddiyle HÜKMÜN, Tebliğname'ye uygun olarak, oy çokluğuyla ONANMASINA,
C. Sanık ... Hakkında Hakaret Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden Gerekçe bölümünde (C) bendinde açıklanan nedenle Yerel Mahkemenin, kararına yönelik sanığın temyiz istemi yerinde görüldüğünden HÜKMÜN, 1412 sayılı Kanun'un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
09.01.2024 tarihinde karar verildi.
K A R Ş I O Y
Hakkında soruşturma yapmak isteyen görevlilere karşı manevi cebir kullanmak suretiyle direnen sanık ... hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan dolayı TCK’nın 265/1 maddesi ile mahkumiyet kararı verilmesinde sayın çoğunluk ile aramızda herhangi bir uyuşmazlık bulunmamasına karşın, aynı olayda birden fazla görevliye direnildiğinden bahisle TCK’nın 43/2 maddesinin uygulanması hususunda sayın çoğunluk ile aramızda uyuşmazlık doğmuştur.
Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2021/1576-1628-1894-8783-8860 E sayılı dosyalarında yazılan muhalefet şerhlerinde ayrıntılı bir şekilde açıklandığı üzere; uyuşmazlığa konu görevi yaptırmamak için direnme suçunda suç çokluğunun söz konusu olmadığı gibi suçun başka bir şekilde parçalara ayrılarak işlenmesi de mümkün değildir. Uygulamada TCK'nın 43/2. maddesinde düzenlenen aynı neviden fikri içtima, ancak her mağdur yada müştekiye karşı tek tek ayrı ayrı işlenmesi mümkün olan suçların, tek hareketle aynı anda birden fazla mağdura karşı işlenmesi halinde uygulanma olanağı bulunan sanık lehine getirilmiş bir müessesedir. Örneğin, topluluk içerisinde bulunan herkese hakaret yada tehdit içerikli sözler söyleme olanağı bulunan sanığın, topluluğa karşı hakaret ve tehdit içerikli sözleri aynı anda söylemesi, birden fazla kişiyi tek tek bir yere kapatarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlemesi mümkün olan sanığın, birden fazla kişinin bulunduğu odanın kapısını kapatarak dışarıya çıkmalarına engel olması gibi. Örneklerde açıklandığı üzere, TCK’nın 43/2 maddesinde düzenlenen aynı neviden fikri içtimanın, mağdur adedince ayrı ayrı her mağdura karşı işlenmesi mümkün olan suçların, tek hareketle aynı anda bütün mağdurlara karşı tek hareketle işlenmesi halinde uygulanma olanağı bulunan bir müessese olduğu, gittikçe istikrar kazanan ve yerleşik uygulamaya dönüşen içtihatlardan çok net bir şekilde anlaşılmaktadır. Suçunun konusunun tek olması nedeniyle Yargıtay Yüksek 4. Ceza Dairesinin 2009 yılının sonlarına kadar TCK’nın 43/2 maddesinin uygulanamayacağına dair yerleşik uygulamaya dönüşen içtihatlarından yasada hiçbir değişiklik olmaksızın vazgeçilerek sanık aleyhine olacak şekilde görevli memurların birden fazla olması durumunda TCK’nın 43/2 maddesinin uygulanması gerektiği yönündeki değişen kararları, Y.C.G.K.nın 2010/47 K sayılı ilamı ile de (Somut olayda, sanığın suçun yasal tanımında yer alan ve hukuksal anlamda tek bir fiili oluşturan davranışları, görevini ifa eden altı kamu görevlisine karşı görevlerini yaptırmamak için gerçekleştirmiş olması nedeniyle aynı nev’iden fikri içtimaın koşulları gerçekleşmiş bulunduğundan, sanık hakkında 5237 sayılı TCY’nın 43/2. maddesinin uygulanması gerekmektedir. ) desteklenerek bütün çağdaş anayasalarda temel bulan hukuki güvenlik ilkesi kanaatimizce ihlal edildiği gibi ayrıca 2010/47 K sayılı ilamda bir taraftan suçun hukuki konusunun tek olduğu kabul edilirken, diğer taraftan sırf mağdur sayısının fazla olduğundan bahisle direnilen görevin tek olması nedeniyle suç çokluğundan söz edilemeyeceği için TCK”nın 43/2 maddesinin uygulama olanağının bulunmadığı gözetilmeyerek anılan maddenin uygulanmasına karar verilerek, benzer olaylardaki içtihatlar bir yana kararın kendi içerisindeki gerekçesi ile sonucu arasında dahi çelişkinin doğmasına sebebiyet verilmiştir. Prof. Dr. .....’in deyimiyle; hukuk, ancak .....’in teoremleri misali, doğruluğu apaçık olan ilkelerin geliştirildiği ve bu ilkelerin bütün hukukçular tarafından benimsenip standart olarak uygulandığı gün “bilim” olma sıfatını hak edecektir. İşte ancak o gün, hukuk problemleri bütün hukukçular tarafından aynı şekilde çözümlenecektir. Böyle bir sistemde mahkeme kararları da önceden doğru olarak tahmin edilebilecektir. İşte ancak böyle bir sistemde, hukuk güvenliği ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesi gerçekleşmiş olacaktır.
Sonuç itibariyle; Bölünmesi, parçalara ayrılması mümkün olmayan ve ancak bir kez işlenmesi mümkün olan görevin yaptırılmaması için direnme suçunda , gerek zincirleme suçun gerekse fikri içtimanın olmazsa olmazını teşkil eden suç çokluğundan söz edilemeyeceği hususunda herhangi bir duraksamanın bulunmamasına karşın, Yargıtay Yüksek 4. Ceza Dairesinin sayın çoğunluğunun, hukuki düzenlemelere ve yerleşik uygulamalara aykırı olduğu gibi kendi önceki tarihli içtihatlarına da aykırı olacak şekilde; birden fazla müştekinin zarar gördüğünden bahisle TCK’nın 265/1, 43/2 maddeleri ile uygulama yapan yerel mahkemece verilen mahkumiyet hükmünün, TCK’nın 43/2 maddesinin koşullarının oluşmadığından bahisle bozulması gerekirken onanmasına, dair kararına yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle iştirak edilmemiştir.
4. Ceza Dairesi, 2023/2764 E., 2023/18408 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Görevi yaptırmamak için direnme suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 265 inci maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları, 62 nci maddesi uyarınca 6 ay 20 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına,
4. Ceza Dairesi 2023/2764 E. , 2023/18408 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Görevi yaptırmamak için direnme, hakaret
Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümlerin temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun'un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı inceleme konusu dosyanın daha önceden Yargıtay incelemesinden geçmiş olması nedeniyle hükümlerin temyiz kanun yoluna tabi olduğu ve ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 19.01.2021 tarih ve 2019/147 Esas, 2021/69 Karar sayılı kararının yok hükmünde olduğu yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
A. Yukarıda adı belirtilen mahkemenin 20.01.2010 tarihli, 2009/46 Esas ve 2010/16 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında;
1. Görevi yaptırmamak için direnme suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 265 inci maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları, 62 nci maddesi uyarınca 6 ay 20 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına,
2. Hakaret suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi ve dördüncü fıkrası, 43 üncü ve 62 nci maddeleri uyarınca 1 yıl 2 ay 17 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına,
Karar verilmiştir.
B. Yukarıda adı belirtilen Yerel Mahkemenin 20.10.2010 tarihli, 2009/46 Esas ve 2010/16 Karar sayılı kararının, sanık tarafından temyizi üzerine Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 28.10.2014 tarihli, 2013/4881 Esas ve 2014/10207 Karar sayılı ile kararı ile,
Sanığın, birden fazla kamu görevlisine karşı TCK'nın 6/f-3. madde ve fıkrası kapsamında silahtan sayılan muşta ile gerçekleştirdiği görevi yaptırmamak için direnme suçunda koşulları bulunmasına karşın, TCK'nın 265/4 ve 43/2. maddelerinin uygulanmaması,
Hakaret suçuna ilişkin olarak yapılan uygulama sırasında yasa maddesinin TCK'nın 125/3-a yerine 125/3-3 olarak yazılması suretiyle CMK'nın 230/1-c maddesine aykırı davranılması,
Sanığın kişilik özellikleri ve duruşmadaki tutum ve davranışları irdelenerek yeniden suç işleyip işlemeyeceği hususunda ulaşılacak kanaate göre hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının gerekip gerekmediğine karar verilmesi gerekirken, CMK'nın 231/6. maddesindeki objektif ve subjektif koşullar değerlendirilmeden, sanığın adli sicil kaydında bulunan ve açıklanması geri bırakılan hükmün kesinleşmiş mahkumiyet niteliğinde olmadığı ve ayrıca suç tarihi itibariyle sanığın sabıkasına konu başka bir ilamın da bulunmadığı gözetilmeden sanığın kasıtlı suçtan mahkumiyetinin bulunduğu kabul edilip yasal ve dosya içeriğiyle uyumlu olmayan gerekçeyle hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,
Nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.
C. Yukarıda adı belirtilen Yerel Mahkemenin 13.10.2015 tarihli, 2014/438 Esas ve 2015/189 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında, görevi yaptırmamak için direnme suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 265 inci maddesinin, birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları, 43 üncü ve 62 nci maddeleri uyarınca neticeten hükmolunan 12 ay 15 gün hapis cezasının ve hakaret suçundan aynı Kanun'un 125 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi ve dördüncü fıkrası, 43 üncü ve 62 nci maddeleri uyarınca neticeten hükmolunan 1 yıl 2 ay 17 gün hapis cezasının 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin beşinci fıkrası gereği hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.
D. Yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Yerel mahkeme kararı ile; hükümlerin denetim süresi içinde suç işlediğinden bahisle aynen açıklanmasına karar verilmiştir.
Tebliğnamede görevi yaptırmamak için direnme suçundan kurulan hüküm yönünden zamanaşımı nedeniyle düşmesi yönünde görüş belirtilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz isteğinin; bu dosyadan daha önce yargılanıp ceza aldığını, lehe hükümlerin uygulanmadığı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararından haberi olmadığını, adil yargılama yapılmadığını, hukuka aykırı hükümlerin bozulmasına yönelik olduğu belirlenmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
Şikayetçi polis memurlarının, okulun sorunsuz bir şekilde dağılmasını sağlamak için ekip arabasıyla ... Lisesi önüne gittikleri, okulun önünde sivil giyimli şüpheli hareketler sergileyen kişilerin bulunduğu, şikayetçi ...'nin grubu dağıtmak istediği ancak grubun etrafını sarmaya başladığını, bu sırada temyız dışı sanık ...’nın cebinden çıkarttığı muşta ve yumruk ile şikayetçi ...'ye saldırdığı, bu esnada sanıklar ve diğer temyiz dışı sanıkların şikayetçilere vurdukları ve "Size mi soracağız nerde duracağımızı şerefsizler bizi esirmi ettiniz babanızın yerimi burası meskenmi tuttunuz burayı sizi öldüreceğiz." şeklinde sözler söyledikleri, eylemlerinin şikayetçilerin beyanları, olay tutanağı, tanık anlatımları, doktor raporları, sanıkların çelişkili ifadeleri ve tüm dosya kapsamı karşısında sabit olduğu Yerel Mahkemece kabul edilmiştir.
IV. GEREKÇE
A. Hakaret Suçundan Kurulan Hükme Yönelik İncelemede;
1. Sanığın yargılama konusu eylemi için, 5237 sayılı Kanun’un 125 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca belirlenecek cezanın türü ve üst haddine göre aynı Kanun’un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi gereği 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin öngörüldüğü anlaşılmıştır.
2. Sanığa atılı suça ilişkin kanun maddesinde öngörülen cezanın üst sınırı uyarınca, 5237 sayılı Kanun'un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ve 67 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı nedeniyle duran süre de gözetildiğinde, hüküm tarihinde 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu belirlenmiştir.
B. Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçundan Kurulan Hükme Yönelik İncelemede;
1. Sanık savunması, şikayetçilerin beyanları, olay tutanağı, tanık anlatımları, doktor raporları ve tüm dosya kapsamı karşısında, sanığın atılı suçu işlediği, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın usule uygun tebliğ edildiği, denetim süresi içinde bu suçu işlediği hususlarında Mahkemenin takdir ve gerekçesinde hukuka aykırılık bulunmadığından sanığın temyiz isteği yerinde görülmemiş ve sanığın üzerine atılı suça ilişkin zamanaşımı süresinin eylemin 5237 sayılı Kanun'un 265 inci maddesinin bir, üç ve dördüncü fıkraları kapsamında olduğu da nazara alınarak 15 yıl olması nedeniyle tebliğnamedeki bu yönde bozma isteyen görüşe iştirak edilmemiştir.
2. Sanığa yükletilen görevi yaptırmamak için direnme eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu,
Anlaşıldığından,
Sanığın yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri reddedilmiştir.
3. Sanık hakkında kurulan hükümde, Yargıtay tarafından düzeltilmesi mümkün görülen aşağıda belirtilen neden dışında bir hukuka aykırılık görülmemiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun (YCGK), Dairemizce de benimsenen 09.02.2016 tarihli, 2014/8-71 Esas ve 2016/42 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere 6 ay 20 gün hapis cezası olarak verilen ilk hükmün yalnız sanık tarafından temyiz edilip Özel Dairece lehe bozulmasından sonra, 12 ay 15 gün hapis cezası şeklindeki açıklanması geri bırakılan ikinci hükmün, 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin onbirinci fıkrası uyarınca açıklanması sırasında cezayı aleyhe değiştirme yasağı gözetilerek infazın ilk hükümdeki hapis cezası üzerinden yapılması gerektiği belirtilmeyip 1412 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesinin son fıkrasına aykırı davranılması isabetli bulunmamıştır.
V. KARAR
A. Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Gerekçe bölümünün (B) bendinde açıklanan nedenle Yerel Mahkemenin kararına yönelik sanığın temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun'un 321 inci maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun'un 322 nci maddesi gereği hükme görevi yaptırmamak için direnme suçundan verilen hapis cezasının 1412 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesinin son fıkrası uyarınca 6 ay 20 gün hapis cezasına indirilmesine ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün, Tebliğnameye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
B. Hakaret Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Gerekçe bölümünün (A) bendinde açıklanan nedenle Yerel Mahkeme kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak sanık hakkındaki kamu davasının 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereği gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle DÜŞMESİNE,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
16.05.2023 tarihinde karar verildi.
4. Ceza Dairesi, 2021/14149 E., 2023/21208 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Hacıbektaş Asliye Ceza Mahkemesi kararı ile sanık hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 265 inci maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü ve 53 üncü maddeleri uyarınca 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, hakaret suçundan;
4. Ceza Dairesi 2021/14149 E. , 2023/21208 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2016/11 E., 2016/40 K.
SUÇLAR : Görevi yaptırmamak için direnme, hakaret
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Sanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun'un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir sebeplerin bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Hacıbektaş Asliye Ceza Mahkemesi kararı ile sanık hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 265 inci maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü ve 53 üncü maddeleri uyarınca 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, hakaret suçundan; 5237 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi ve dördüncü fıkrası, 43 üncü ve 53 üncü maddeleri uyarınca 1 yıl 14 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
2. Tebliğname'de sanık hakkında hakaret suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün onanması yönünde görüş bildirilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz isteğinin; ikaz edilmeden ve keyfi şekilde polis tarafından ceza kesilmesinin kendisini suç işlemeye teşvik ve tahrik ettiğine, işsiz olduğundan cezayı ödeyemeyeceğine, kendisine haksız işlem yapıldığına, okul idaresinin herhangi bir şikayetinin olup olmadığı araştırılmadığından eksik araştırma yapıldığına ve resen tespit edilecek nedenlerle kararın bozulmasına yönelik olduğu belirlenmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
Kendisine idari para cezası uygulanması amacıyla polis merkezi amirliğinde bulunan ve avukat odasındaki tadilat nedeniyle memur dinlenme odasında bekleyen sanığın, mağdur polis memurlarına hakaret ettiği ve idari para cezası yazılmasını engellemek için “Benim akrabam özel harekatçı, onu arayacağım, buraya gelirse görürsünüz, sizi sürdüreceğim, hepinize kazık çakacağım.” dediği iddia ve kabul olunmuştur.
IV. GEREKÇE
A. Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçundan Kurulan Hükme Yönelik Temyiz Sebeplerinin İncelenmesinde
Sanığa yükletilen görevi yaptırmamak için direnme eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanun'a uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanun'da öngörülen suç tipine uyduğu,
Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı anlaşıldığından,
Sanığın temyiz sebepleri ve sair yönlerden yapılan incelemede hukuka aykırılık görülmemiştir.
B. Hakaret Suçundan Kurulan Hükme Yönelik Temyiz Sebeplerinin İncelenmesinde
5237 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinin dördüncü fıkrasında ağırlaştırıcı neden olarak öngörülen aleniyetin gerçekleşmesi için olay yerinde başkalarının bulunması yeterli olmayıp, hakaretin belirlenemeyen sayıda kişi ve herkes tarafından görülme, duyulma ve algılanabilme olasılığının bulunması, herhangi bir sınırlama olmaksızın herkese açık olan yerlerde işlenmesinin gerekmesi karşısında, somut olayda memur dinlenme odasında gerçekleştiği anlaşılan eylemde hakaret suçunun "aleniyet" ögesinin ne şekilde oluştuğu açıklanıp tartışılmadan 5237 sayılı Kanun’un 125 inci maddesinin dördüncü fıkrasının uygulanması, hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
A. Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Gerekçe bölümünün (A) kısmında açıklanan nedenlerle Yerel Mahkemenin kararında sanık tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden temyiz sebeplerinin reddiyle HÜKMÜN, Tebliğname'ye uygun olarak, oy çokluğuyla ONANMASINA,
B. Hakaret Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Gerekçe bölümünün (B) kısmında açıklanan nedenlerle Yerel Mahkemenin kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden HÜKMÜN, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
18.09.2023 tarihinde karar verildi.
(Muhalif)
K A R Ş I O Y
Kendisi hakkında idari para cezası yazmak isteyen görevlilere karşı tehdit içerikli sözler söyleyen sanık hakkında TCK’nın 265/1 inci maddesi ile mahkûmiyet kararı verilmesinde sayın çoğunluk ile aramızda herhangi bir uyuşmazlık bulunmamasına karşın, sanığın aynı olayda birden fazla görevliye direndiğinden bahisle TCK’nın 43/2 nci maddesinin uygulanması hususunda sayın çoğunluk ile aramızda uyuşmazlık doğmuştur.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümü için öncelikle görevi yaptırmamak için direnme suçunu müeyyide altına alan 765 sayılı TCK’nın 258/1 inci maddesi ile buna karşılık olarak düzenlenen 5237 sayılı TCK’nın 265/1 inci maddesinin birlikte irdelenerek her iki düzenlemede suç ile korunan hukuki değer açıklanarak, anılan suçun düzenlendiği bölümün de dikkate alınması suretiyle suçun konusunun tek olup olmadığı tespit edilip "zincirleme suç" hükümleri açıklandıktan sonra yargılamaya ve dolayısıyla hükme konu edilen eylemden dolayı TCK'nın 43/2 nci maddesinde tanımlanan koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin doktrinde benimsenen görüşlerden yararlanılarak Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulu ve çeşitli dairelerin tarihsel süreç içerisindeki benzer olaylardaki içtihatları ışığında belirlenmesi gerekmektedir.
765 sayılı TCK’nın 258/1 inci maddesinde suç oluşturan fiil, “ Bir memura veya ona yardım edenlere memuriyetine ait vazifeleri ifa sırasında cebir ve şiddet veya tehdit ile mukavemet edilmesi şeklinde tanımlanmış, buna karşılık olarak düzenlenen 5237 sayılı TCK'nın 265/1 inci maddesinde ise suçu oluşturan fiil, kamu görevlisine karşı, görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanılması” şeklinde tanımlanmıştır.
TCK m. 265’in bulunduğu bölüm “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar”dır. Söz konusu suç ise, içeriği itibarıyla genel olarak kamu görevlisinin görevini yerine getirmesini engelleyen fiilleri konu edinmektedir. Suçun yalnızca cebir veya tehditle işlenebilen bir suç olması sebebiyle, vücut bütünlüğü ve kişi özgürlüğü de bu suçla korunan hukuki yararlardan bazılarıdır. Tam da bu ayrım noktasında Yargıtay; eski tarihli bir kararında suçla korunan hukuki değeri; “Kamu idaresinde sürekliliği güvence altına almak” olarak nitelendirmiştir. Daha yeni tarihli bir kararında ise buna ek olarak “…kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır…” ifadelerine yer vermiştir. 765 sayılı TCK’nın yürürlüğü sırasında Ceza Genel Kurulunun 26.11.2002 tarihli ve 279-406 sayılı kararında; "Bu suç ile korunan hukuki yarar, kamu idaresi organlarının görevlerini herhangi bir engelleme ile karşılaşmadan yapmasını sağlamak suretiyle kamu idaresinde sürekliliği güvence altına almaktır." denilmek suretiyle bu husus vurgulanmıştır.
5237 sayılı TCK’na hâkim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza" söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda da; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır" şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise, 5237 sayılı TCK’nın "suçların içtimaı" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44 üncü (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir.
Uyuşmazlığın çözümüne katkısı bakımından zincirleme suç ile aynı neviden fikri içtimaya dahil edilen suçların bağımsızlığını koruyup korumadığı, suçun konusunun aynı olması halinde suç çokluğunun söz konusu olup olamayacağının belirlenmesi gerekmektedir.
Prof.Dr. Türkan Yalçın SANCAR:
Sonuç olarak zincirleme suç bir faraziyedir. Sadece Kanun'da belirtilen üç halde yani, zamanaşımının başlangıcı, cezanın ve yetkili mahkemenin belirlenmesi bakımından farazi bir birlik teşkil eder, Kanun'da hüküm bulunmayan hallerde her suç bağımsızlığını korur. Bir suç, af, zamanaşımı vb. nedenlerle ortadan kalksa da, diğer suçların varlığı etkilenmez.
Yar.Doç.Dr. Murat DÜLGER
Suçun konusuna müşterek ya da iştirak halinde malik olunması halinde failin tek eylemiyle birden fazla kişiye karşı suç işlenmesi durumu söz konusu olmayıp, suçun konusunun tek olması nedeniyle tek suçun varlığı söz konusu olacaktır. Dolayısıyla farklı neviden fikri içtimaın söz konusu olabilmesi için suçun konusunun da farklı olması gerekir. Örneğin müşterek mülkiyet halinde malikleri bulunan bir arabanın çalınması halinde mağdur sayısının birden çok olmasına rağmen suçun konusunun bir araba olması nedeniyle yalnızca bir suç vardır.
Yargılamaya konu edilen görevi yaptırmamak için direnme suçunda; 2009 yılına kadar mağdur sayısının birden fazla olması durumunda TCK’nın 43/2 nci maddesinin uygulanamayacağına dair teoride ve uygulamada herhangi bir duraksama yaşanmamasına karşın, yasada hiçbir değişiklik olmadan 2009 yılının sonlarından itibaren Yargıtay Yüksek 4. Ceza Dairesi tarafından içtihat değişikliğine gidilmiş, ancak uygulamada mağdur sayısının fazla olması durumunda TCK’nın 43/2 nci maddesinin uygulanacağına dair önceki içtihatlarla çelişen içtihatlar öğretide desteklenmeyerek aşağıda açıklandığı üzere tamamen önceki içtihatlar doğrultusunda (TCK’nın 43/2 inci maddesinin uygulanamayacağına dair) görüşler ileri sürülmüştür.
KAMU HUKUKU TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI-Enes Gültekin- Tez Danışmanı- Prof. Dr. Mehmet Emin ARTUK;
Görevi yaptırmamak için direnme suçunun seçimlik hareketli bir suç olması sebebiyle, bu suçun oluşması için kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla cebir veya tehdit fiillerinden birinin kullanılması yeterli olmasına rağmen her iki fiilin kullanılmasıyla da tek suç oluşacaktır. Aynı veya farklı türdeki hareketlerin (kısa aralıklarla önce yumruk vurulması, sonra bıçaklanması gibi) aynı göreve karşı koymak amacıyla tekrarlanması durumunda yine tek suç oluşacaktır. Ayrıca görevi yaptırmamak için kullanılan cebir veya tehdidin birden fazla kamu görevlisine karşı yönelmesi halinde de tek suç oluşacaktır. Nitekim görevi yaptırmamak için direnme suçunda, belirli bir görevin yerine getirilmesini engellemeye yönelik hareketin veya mağdur (kamu görevlisi) sayısının çokluğu birden fazla suçun gerçekleşmesine yol açmamaktadır. Çünkü burada önemli olan, tek bir görevin yerine getirilmesine engel olmaktır. Bu bakımdan görevi yaptırmamak için direnme suçunda, görevini yerine getiren kamu görevlisi sayısının çokluğu birden fazla suçun gerçekleşmesine yol açmayacağından burada zincirleme suç hükmü (TCK m. 43/2) yani aynı neviden fikri içtima uygulanamayacaktır.
Prof.Dr. Veli Özer ÖZBEK-Doç. Dr. Koray DOĞAN-Dr. Öğretim Üyesi Pınar BACAKSIZ-Arş. Gör. İlker TEPE-Türk Ceza Hukuku –(Özel Hükümler-13. Baskı-Sayfa: 1360);
Görevi yaptırmamak için cebir ve tehdidin birden fazla kamu görevlisine karşı yönelmesi halinde tek suç oluşacaktır. Kanun koyucu kamu idaresinin işleyişine karşı bir suç ihdas ettiğinden, burada esas olan görevin icrasına engel olmaktır. Görevi yerine getiren kamu görevlisinin sayısı önemli değildir. Kamu görevlisinin sayısının birden fazla olması suç çokluğuna yol açmayacağından burada zincirleme suç hükmü (TCK’nın 43) de uygulanamayacaktır.
Prof. Dr. Mahmut KOCA-Prof. Dr. İlhan ÜZÜLMEZ; (Türk Ceza Hukuk Genel Hükümler-9. Baskı-Sayfa: 522-523)
Konunun tek olduğu hallerde, bununla ilgili birden fazla şahıs bulunsa dahi birden fazla suçun işlendiğinin kabulü mümkün değildir. Örneğin birden fazla kişiye ait bir taşınıra kaşı işlenen hırsızlık suçunda, suçun konusu tektir. Birden fazla kişinin mağdur olması, aynı neviden fikri içtimaın kabulü için yeterli değildir. Bunun için tek fiille farklı konular üzerinde aynı suçun işlenmiş olması gerekmektedir.
Aynı şekilde ihaleye fesat karıştırma suçunun konusunu ihale oluşturmaktadır. Bir kamu kurumumun yaptığı ihaleye, TCK’nın 235 inci maddesinin 2 nci fıkrasındaki seçimlik hareketlerden birinin veya bazılarının uygulanması suretiyle ihaleye katılma yeterlik ve koşullarına haiz birden fazla kişinin ihaleye katılması engellenebilir. Hatta ihaleye katılan kişilerden birine cebir kullanmak, diğerini tehdit etmek suretiyle ihaleye fesat karıştırılabilir. Bu gibi hallerde, ihaleye katılmasına engel olunan şahıslar suçun doğrudan mağdurudurlar ve sayıları birden fazladır. Buna rağmen suçun konusu tek olduğu ve bu konuyla bağlantılı olarak icra edilen tek fiille farklı kişilerin mağduriyetine yol açıldığı için aynı neviden fikri içtima hükümleri uygulanmaz.
Yargıtay Yüksek 4. Ceza Dairesinin 14.12.2009, 2008/6372 E.,2009/20286 K. sayılı görevliye karşı direnme suçunda TCK’nın 43/2 nci maddesinin uygulanabileceğine dair kararı aynı yazarlar tarafından aşağıdaki şekilde eleştirilmiştir.
Görevi yaptırmamak için direnme suçunun konusu, kamu görevlileri tarafından ifa edilecek kamu güvenidir ve somut olayda suçun konusu tektir. Dolayısıyla bu konuyla bağlantılı olarak iki veya daha fazla sayıda kamu görevlisine karşı cebir veya tehdit kullanılması, bir fiil ile birden fazla kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi anlamına gelmez. Bu konuyla bağlantılı olarak bu suç tek fiille ancak bir kere işlenebilir. Dolayısıyla karara konu olayda, aynı nevi fikri içtimadan bahsedilemez ve dolayısıyla zincirleme suç hükümleri uygulanamaz. Görevi yaptırmamak için direnme kapsamında birden fazla kamu görevlisine karşı cebir ve tehdit kullanılması, suç için tayin edilecek cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesi kapsamında göz önünde bulundurulabilir.
Bu açıklamalar ışığında, TCK'nın 43/2 nci maddesinde düzenlenen aynı neviden fikri içtimadan söz edebilmek için öncelikle birden fazla bağımsız suçun, yasada belirtilen istisnai durumlarda bir araya gelmesinin, zorunlu bir ön koşul olarak karşımıza çıktığı görülmektedir.
Somut olayımızda, görevi yaptırmamak için direnme suçunun hukuki konusunun tek olması (İfa edilmek istenen görev) nedeniyle bir kez işlenebilen bir suçtur. Zira nasıl ki kişilerin en önemli haklarından olan yaşama hakkını güvence altına almak amacıyla müeyyide altına alınan adam öldürme suçunun hukuki konusunun canlı insan olması nedeniyle canlı bir insanın hayatına son vermek için doğal anlamda ne kadar hareket yapılırsa yapılsın sonuç itibariyle aynı kişiye karşı adam öldürme suçu bir kez işlenebiliyorsa, aynı göreve karşı farklı hareketlerle de olsa birden fazla direnilmesi asla mümkün olmayacaktır. Görevi yerine getirmek isterken maddi ya da manevi cebire maruz kalan görevliler uygulama ve öğretide görüş birliği olmamasına karşın ister suçun mağduru isterse doğrudan doğruya zarar göreni olsun incelemeye konu suç açısından eylemin tekliği konusunda sonuca etkili olamayacağından, mağduriyetleri temel cezanın tayini sırasında dikkate alınsa dahi, aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanması mümkün olamayacaktır. Zira 5237 sayılı TCK'nın 43/2 nci maddesinde aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanabilmesi için birden fazla bağımsız suçun yasada düzenlenen istisnai durumlarda bir araya gelmesinin zorunlu olması aranırken, ancak aynı göreve karşı bir kez işlenmesi mümkün olan görevin yaptırılmaması için direnme suçu nedeniyle sırf birden fazla görevlinin zarar gördüğünden bahisle anılan suçu fikri içtima kapsamına dahil etmek, Türk Ceza Hukukunun kabul etmediği kıyas yöntemini hem de sanık aleyhine hüküm doğuracak şekilde Ceza Hukukuna dahil etmek olur ki, bunun kanun koyucunun iradesine aykırı olacağı açıktır. Zira Kanun koyucu, genel gerekçede iradesini açıkça ortaya koymuştur. Özellikle sanık aleyhine getirilen hükümlerin hiç bir tereddüte yer vermeyecek şekilde Kanun'da açıkça belirtilmesi gerekir. Bu kural Türk Ceza Kanun'un 2 nci maddesi ile hüküm altına alınan ve Anayasa hükümleri arasında da yer bulan suçların kanuniliği prensibinin doğal bir sonucudur.
Benzer bir olayda, gerek daha önce icra ceza mahkemelerinden verilen kararların temyiz incelemesini yapan Yargıtay Yüksek 16. Hukuk Dairesi ile Yargıtay Yüksek 11. Ceza Dairesi, gerekse 2015 yılından itibaren icra ceza mahkemelerinden verilen kararların temyiz incelemesini yapan Yargıtay Yüksek 19. Ceza Dairesi tarafından, aşağıda örnek olarak açıklandığı üzere, ticareti terk suçunun bir kez işlenebilen suçlardan olması nedeniyle, müşteki sayısı fazla olsa dahi TCK'nın 43/2 inci maddesinin uygulanamayacağına dair kararları mevcuttur.
Yargıtay Yüksek 16. Hukuk Dairesinin 30.06.2014 gün, 2014/9307 K. sayılı ilamında;
Zincirleme suç halinde aynı suçun aynı kişiye karşı birden fazla işlenmiş olması ve bu suçların bir suç işleme kararının icrası kapsamında işlenmesi, bir başka anlatımla bu suçlar arasında subjektif bir bağ bulunması gerekmekte olup, ticareti terk hükümlerine muhalefet suçunun da aynı sanık tarafından aynı işyeri ile ilgili olarak ancak bir kez (ticaret terk edilebileceği) işlenebileceğinden, zincirleme suç olarak işlemesi mümkün değildir. O halde ticareti terk suçundan dolayı hükmedilen temel hapis cezasının TCK'nın 43/1-2 nci maddeleri gereğince artırılmasına karar verilmesi isabetsiz, temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün istem gibi BOZULMASINA,
Yargıtay Yüksek 19. Ceza Dairesinin 12.11.2015 gün, 2015/7112 K, 31.03.2016 gün, 2016/14243 Karar sayılı ilamlarında özet olarak;
2004 sayılı İİK'nın 337/a maddesindeki ticareti usulüne aykırı terk etmek suçunun maddede gösterilen icra hareketlerinden birinin işlenmesi ile oluşan tek bir suç olması ve suçtan zarar görenlerin birden çok olmasının bu sonucu değiştirmeyeceği cihetle; sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 43 üncü maddesi gereğince zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağı, ancak Antalya 3. İcra Ceza Mahkemesinin 2014/487 ve 2014/1313 Esas sayılı dosyalarında İİK'nın 337/a maddesi uyarınca yargılanıp ceza aldığı anlaşılan sanık hakkındaki söz konusu davaların birleştirilmesi ve tek ceza verilmesi gerekirken her dosya için ayrı ayrı mahkûmiyet hükmü kurulduğundan bahisle yerel mahkemece verilen mahkûmiyet kararlarının BOZULMASINA, karar verilmiştir.
Yargıtay Yüksek 11. Ceza Dairesinin 10.04.2014 gün, 2014/6980 K. sayılı ilamında;
( Ticareti usulüne aykırı terk etmek suçunun, icra takip dosya sayısı birden fazla olsa dahi, aynı iş yeri ile ilgili olarak ancak bir kere işlenebileceği cihetle...)
Somut olayımızla ilgili olarak 765 sayılı TCK’nın yürürlükte olduğu dönemde, görevli memura mukavemet suçunun bir kez işlenebileceği, hatta mukavemet esnasında hakaret içerikli sözler söylense dahi bunun kül halinde görevli memura mukavemet suçunun içerisinde eriyeceğine dair gerek uygulamada, gerekse öğretide herhangi bir duraksama yaşanmamış, 5237 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden sonra da Yargıtay Yüksek 4. Ceza Dairesi tarafından aynı içtihatlar 2009 yılına kadar sürdürüldükten sonra bu hususta herhangi bir yasal değişiklik olmadan içtihattan dönülerek aynı konuda daha önceki içtihatlarla çelişkiye düşülmesi suretiyle kanaatimizce hukuki güvenlik ilkesi sanık aleyhine hüküm doğuracak şekilde ihlal edilmiştir.
Yargıtay Yüksek 4. Ceza Dairesinin 2006/15513 K. sayılı ilamında; (Kamu idaresinin güvenirliğine ve işleyişine karşı işlenen suçlardan olan görevliye etkin direnme suçunda, uygulanma olanağı bulunmayan 5237 sayılı TCY.'nın 43/2 nci maddesi ile cezanın artırılması suretiyle fazla ceza verilmesi,)
Yargıtay Yüksek 4. Ceza Dairesinin 2007/10858 K., 2007/6710 K. sayılı ilamlarında da TCK’nın 43/2 nci maddesinin uygulanamayacağı dolaylı olarak vurgulanmıştır.
Yargıtay Yüksek 4. Ceza Dairesinin aşağıda örnek olarak gösterilen içtihatlarında ise görevliye etkin direnme suçunda mağdur sayısının çokluğunun TCK.’nın 43/2 nci maddesinin uygulanmasını gerektirmeyeceği açıkça belirtilmiştir.
2008/15246 Karar sayılı ilam; (Kamu idaresinin güvenirliğine ve işleyişine karşı işlenen suçlardan olan görevliye etkin direnme suçunda mağdur sayısının çokluğunun 5237 sayılı TCY.'nın 43/2 nci maddesinin uygulanmasını gerektirmeyeceği gözetilmeden anılan madde ile cezanın artırılması suretiyle fazla ceza verilmesi,)
2008/22786 Karar sayılı ilam; (Kamu idaresinin güvenirliliğine ve işleyişine karşı işlenen suçlardan olan görevliye etkin direnme suçunda, uygulanma olanağı bulunmayan 5237 sayılı TCY.'nın 43/2 nci maddesi ile cezanın artırılması suretiyle fazla ceza verilmesi.)
2009/1061 Karar sayılı ilam; (Kamu görevinin herhangi bir engellemeyle karşılaşılmadan yerine getirilmesini sağlama amacıyla kamu idaresinin sürekliliği ve saygınlığını koruma altına alan görevi yaptırmamak için direnme suçunda asıl zarar görenin kamu yönetimi olması ve görevlilerin birden çok bulunması karşısında 5237 sayılı TCY.'nın 43/2 nci maddesinin uygulanamayacağı gözetilmeden, sanık ... hakkında hükmolunan cezanın, zincirleme suç hükmüyle artırılması,)
Suç konusunun tek olduğu durumlarda; suç çokluğundan söz edilmesi mümkün değildir. Örneğin, sahte bir senedin düzenlenmesi ya da kullanılması durumunda, senette alacaklı olarak birden fazla kişi gösterilse dahi, suç konusu senedin tek olması nedeniyle, alacaklı olarak gösterilen kişilerin tamamının suçtan doğrudan doğruya zarar görmesine karşın, tek sahtecilik suçunun, yine 10 kişi üzerine kayıtlı olan bir aracın bilinerek çalınması halinde, tek hırsızlık suçunun, 10 kişi tarafından yazılan bir kitabın, bandrolsüz olarak satılması ya da usulsüz olarak çoğaltılması halinde tek suçun, oluşacağı hususunda gerek öğretide gerekse uygulamada herhangi bir duraksama bulunmamaktadır. Böyle durumlarda uygulamada suç çokluğunun olamayacağı hususunda herhangi bir tartışmanın yaşanmaması nedeniyle Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kuruluna intikal eden herhangi bir uyuşmazlık bulunmamasına karşın, aynı eşyanın hem mala zarar verme hem de hırsızlık suçuna konu edilip edilemeyeceği hususundaki tartışmalara Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulu tarafından, 2014/19 Karar sayılı ilam ile suçun konusunun tek olması nedeniyle sadece hırsızlık suçunun oluşacağına hükmedilerek bu husustaki tartışmalar bitirilmiştir.
Uyuşmazlığa konu görevi yaptırmamak için direnme suçunda suç çokluğunun söz konusu olmadığı gibi suçun başka bir şekilde parçalara ayrılarak işlenmesi de mümkün değildir. Uygulamada TCK'nın 43/2 nci maddesinde düzenlenen aynı neviden fikri içtima, ancak her mağdur ya da müştekiye karşı tek tek ayrı ayrı işlenmesi mümkün olan suçların, tek hareketle aynı anda birden fazla mağdura karşı işlenmesi halinde uygulanma olanağı bulunan sanık lehine getirilmiş bir müessesedir. Örneğin, topluluk içerisinde bulunan herkese hakaret ya da tehdit içerikli sözler söyleme olanağı bulunan sanığın, topluluğa karşı hakaret ve tehdit içerikli sözleri aynı anda söylemesi, birden fazla kişiyi tek tek bir yere kapatarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlemesi mümkün olan sanığın, birden fazla kişinin bulunduğu odanın kapısını kapatarak dışarıya çıkmalarına engel olması gibi. Örneklerde açıklandığı üzere, TCK’nın 43/2 nci maddesinde düzenlenen aynı neviden fikri içtimanın, mağdur adedince ayrı ayrı her mağdura karşı işlenmesi mümkün olan suçların, tek hareketle aynı anda bütün mağdurlara karşı tek hareketle işlenmesi halinde uygulanma olanağı bulunan bir müessese olduğu, gittikçe istikrar kazanan ve yerleşik uygulamaya dönüşen içtihatlardan çok net bir şekilde anlaşılmaktadır. Suçunun konusunun tek olması nedeniyle Yargıtay Yüksek 4. Ceza Dairesinin 2009 yılının sonlarına kadar TCK’nın 43/2 nci maddesinin uygulanamayacağına dair yerleşik uygulamaya dönüşen içtihatlarından yasada hiçbir değişiklik olmaksızın vazgeçilerek sanık aleyhine olacak şekilde görevli memurların birden fazla olması durumunda TCK’nın 43/2 nci maddesinin uygulanması gerektiği yönündeki değişen kararları, YCGK.'nın 2010/47 Karar sayılı ilamı ile de (Somut olayda, sanığın suçun yasal tanımında yer alan ve hukuksal anlamda tek bir fiili oluşturan davranışları, görevini ifa eden altı kamu görevlisine karşı görevlerine yıptırmamak için gerçekleştirmiş olması nedeniyle aynı nev'iden fikri içtimaın koşulları gerçekleşmiş bulunduğundan, sanık hakkında 5237 sayılı TCY.'nın 43/2 nci maddesinin uygulanması gerekmektedir.) desteklenerek bütün çağdaş Anayasalar'da temel bulan hukuki güvenlik ilkesi kanaatimizce ihlal edildiği gibi ayrıca 2010/47 Karar sayılı ilamda bir taraftan suçun hukuki konusunun tek olduğu kabul edilirken, diğer taraftan sırf mağdur sayısının fazla olduğundan bahisle direnilen görevin tek olması nedeniyle suç çokluğundan söz edilemeyeceği için TCK.'nın 43/2 nci maddesinin uygulama olanağının bulunmadığı gözetilmeyerek anılan maddenin uygulanmasına karar verilerek, benzer olaylardaki içtihatlar bir yana kararın kendi içerisindeki gerekçesi ile sonucu arasında dahi çelişkinin doğmasına sebebiyet verilmiştir. Prof. Dr. Kemal Gözler’in deyimiyle; hukuk, ancak Öklid’in teoremleri misali, doğruluğu apaçık olan ilkelerin geliştirildiği ve bu ilkelerin bütün hukukçular tarafından benimsenip standart olarak uygulandığı gün “bilim” olma sıfatını hak edecektir. İşte ancak o gün, hukuk problemleri bütün hukukçular tarafından aynı şekilde çözümlenecektir. Böyle bir sistemde Mahkeme kararları da önceden doğru olarak tahmin edilebilecektir. İşte ancak böyle bir sistemde, hukuk güvenliği ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesi gerçekleşmiş olacaktır.
Sonuç itibariyle;
Bölünmesi, parçalara ayrılması mümkün olmayan ve ancak bir kez işlenmesi mümkün olan görevin yaptırılmaması için direnme suçunda, gerek zincirleme suçun gerekse fikri içtimanın olmazsa olmazını teşkil eden suç çokluğundan söz edilemeyeceği hususunda herhangi bir duraksamanın bulunmamasına karşın, Yargıtay Yüksek 4. Ceza Dairesinin sayın çoğunluğunun, hukuki düzenlemelere ve yerleşik uygulamalara aykırı olduğu gibi kendi önceki tarihli içtihatlarına da aykırı olacak şekilde; birden fazla müştekinin zarar gördüğünden bahisle TCK’nın 265/1, 43/2 nci maddeleri ile uygulama yapan Yerel Mahkemece verilen mahkûmiyet hükmünün, TCK’nın 43/2 nci maddesinin koşullarının oluşmadığından bahisle bozulması gerekirken onanmasına, dair kararına yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle iştirak edilmemiştir.
4. Ceza Dairesi, 2021/14139 E., 2023/20775 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Asliye Ceza Mahkemesi kararı ile sanık hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 265 inci maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları, 43 üncü, 62 nci, 53 üncü ve 54 üncü maddeleri uyarınca 12 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve müsadereye, hakaret suçundan ise 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikin
4. Ceza Dairesi 2021/14139 E. , 2023/20775 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2015/129 E., 2016/80 K.
SUÇLAR : Görevi yaptırmamak için direnme, hakaret
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet, beraat
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Sanığın hakaret suçundan verilen beraat kararının gerekçesine yönelik olmayan temyizinde hukuki menfaati bulunmadığı anlaşılmıştır.
Sanık hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun'un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir sebeplerin bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Iğdır 4. Asliye Ceza Mahkemesi kararı ile sanık hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 265 inci maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları, 43 üncü, 62 nci, 53 üncü ve 54 üncü maddeleri uyarınca 12 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve müsadereye, hakaret suçundan ise 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz isteğinin; üzerinde baskı kurulduğuna, tutanaklar ve şikâyetçi beyanları dışında delil olmadığına, şikâyetçilerin hiç kaba davranış ve hakaretlerde bulunmamış gibi değerlendirildiğine, hakaret suçu yönünden uzlaştırma yapılmadığına, bir kişinin birden fazla görevliye nasıl direnebileceğini anlamadığına, direnmenin fiziksel olarak gerçekleşmediğine, laf üzerinde kalmış olabileceğine, fiziksel yaralanma olmadığına, ceza kanunlarında lafla direnme söz konusu ise diyeceği olmadığına, uydurma tutanaklarla ceza verilmesinin ceza hukukuna ve insan haklarına aykırı olduğuna, resen gözetilecek nedenlerle kararın bozulmasına yönelik olduğu belirlenmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
Trafikte kural ihlali yapan ve aracının otoparka çekileceğini öğrenen alkollü sanığın, görevli polis memurlarına “Bu arabayı almaya kalkarsanız burada kan çıkar, siz kimsiniz de benim arabamı alacaksınız." dediği ve araçtan çıkardığı bıçakla “Bu arabayı alırsanız sizi de keserim.” diyerek bıçak salladığı ve “Siz kimsiniz.” diyerek hakaret ettiği iddia olunmuştur.
IV. GEREKÇE
A. Hakaret Suçundan Kurulan Beraat Hükmünün Temyizinde
Sanığın hakaret suçundan verilen beraat kararının gerekçesine yönelik olmayan temyizinde hukuki menfaati bulunmadığı anlaşılmakla 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin birinci fıkrası ve 1412 sayılı Kanun'un 317 nci maddeleri uyarınca, sanığın temyiz isteğinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
B. Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçundan Kurulan Mahkûmiyet Hükmünün Temyizinde İse
Sanığa yükletilen görevi yaptırmamak için direnme eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanun'a uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanun'da öngörülen suç tipine uyduğu,
Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı anlaşıldığından,
Sanığın temyiz sebepleri ve sair yönlerden yapılan incelemede hukuka aykırılık görülmemiştir.
V. KARAR
A. Hakaret Suçu Yönünden
Sanığın hakaret suçundan verilen beraat kararının gerekçesine yönelik olmayan temyizinde hukuki menfaati bulunmadığı anlaşıldığından, 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin birinci fıkrası ve 1412 sayılı Kanun'un 317 nci maddeleri uyarınca, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
B. Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçu Yönünden
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Yerel Mahkemenin kararında sanık tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden temyiz sebeplerinin reddiyle HÜKMÜN, Tebliğname'ye uygun olarak, oy çokluğuyla ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
11.09.2023 tarihinde karar verildi.
(Muhalif)
K A R Ş I O Y
Trafikte kural ihlali yapan ve olay anında alkollü olan sanığa ait aracın görevliler tarafından otoparka çekilmek istenmesi üzerine görevlilere karşı tehdit içerikli sözler söylemek suretiyle direnen sanık hakkında TCK’nın 265/1 inci maddesi ile mahkûmiyet kararı verilmesinde sayın çoğunluk ile aramızda herhangi bir uyuşmazlık bulunmamasına karşın, sanıkların aynı olayda birden fazla görevliye direndiğinden bahisle TCK’nın 43/2 nci maddesinin uygulanması hususunda sayın çoğunluk ile aramızda uyuşmazlık doğmuştur.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümü için öncelikle görevi yaptırmamak için direnme suçunu müeyyide altına alan 765 sayılı TCK’nın 258/1 inci maddesi ile buna karşılık olarak düzenlenen 5237 sayılı TCK’nın 265/1 inci maddesinin birlikte irdelenerek her iki düzenlemede suç ile korunan hukuki değer açıklanarak, anılan suçun düzenlendiği bölümün de dikkate alınması suretiyle suçun konusunun tek olup olmadığı tespit edilip "zincirleme suç" hükümleri açıklandıktan sonra yargılamaya ve dolayısıyla hükme konu edilen eylemden dolayı TCK'nın 43/2 nci maddesinde tanımlanan koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin doktrinde benimsenen görüşlerden yararlanılarak Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulu ve çeşitli dairelerin tarihsel süreç içerisindeki benzer olaylardaki içtihatları ışığında belirlenmesi gerekmektedir.
765 sayılı TCK’nın 258/1 inci maddesinde suç oluşturan fiil, “Bir memura veya ona yardım edenlere memuriyetine ait vazifeleri ifa sırasında cebir ve şiddet veya tehdit ile mukavemet edilmesi şeklinde tanımlanmış, buna karşılık olarak düzenlenen 5237 sayılı TCK'nın 265/1 inci maddesinde ise suçu oluşturan fiil, "Kamu görevlisine karşı, görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanılması” şeklinde tanımlanmıştır.
TCK m. 265’in bulunduğu bölüm “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar”dır. Söz konusu suç ise içeriği itibarıyla genel olarak kamu görevlisinin görevini yerine getirmesini engelleyen fiilleri konu edinmektedir. Suçun yalnızca cebir veya tehditle işlenebilen bir suç olması sebebiyle, vücut bütünlüğü ve kişi özgürlüğü de bu suçla korunan hukuki yararlardan bazılarıdır. Tam da bu ayrım noktasında Yargıtay; eski tarihli bir kararında suçla korunan hukuki değeri; “Kamu idaresinde sürekliliği güvence altına almak” olarak nitelendirmiştir. Daha yeni tarihli bir kararında ise buna ek olarak “…kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır…” ifadelerine yer vermiştir. 765 sayılı TCK’nın yürürlüğü sırasında Ceza Genel Kurulunun 26.11.2002 tarihli ve 279-406 sayılı kararında; "Bu suç ile korunan hukuki yarar, kamu idaresi organlarının görevlerini herhangi bir engelleme ile karşılaşmadan yapmasını sağlamak suretiyle kamu idaresinde sürekliliği güvence altına almaktır." denilmek suretiyle bu husus vurgulanmıştır.
5237 sayılı TCK’na hâkim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza" söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda da; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır" şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise, 5237 sayılı TCK’nın "suçların içtimaı" bölümünde, 42 nci (bileşik suç), 43 üncü (zincirleme suç) ve 44 üncü (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir.
Uyuşmazlığın çözümüne katkısı bakımından zincirleme suç ile aynı neviden fikri içtimaya dahil edilen suçların bağımsızlığını koruyup korumadığı, suçun konusunun aynı olması halinde suç çokluğunun söz konusu olup olamayacağının belirlenmesi gerekmektedir.
Prof.Dr. Türkan Yalçın SANCAR:
Sonuç olarak zincirleme suç bir faraziyedir. Sadece Kanun'da belirtilen üç halde yani, zamanaşımının başlangıcı, cezanın ve yetkili mahkemenin belirlenmesi bakımından farazi bir birlik teşkil eder, Kanun'da hüküm bulunmayan hallerde her suç bağımsızlığını korur. Bir suç, af, zamanaşımı vb. nedenlerle ortadan kalksa da, diğer suçların varlığı etkilenmez.
Yar.Doç.Dr. Murat DÜLGER
Suçun konusuna müşterek ya da iştirak halinde malik olunması halinde failin tek eylemiyle birden fazla kişiye karşı suç işlenmesi durumu söz konusu olmayıp suçun konusunun tek olması nedeniyle tek suçun varlığı söz konusu olacaktır. Dolayısıyla farklı neviden fikri içtimaın söz konusu olabilmesi için suçun konusunun da farklı olması gerekir. Örneğin müşterek mülkiyet halinde malikleri bulunan bir arabanın çalınması halinde mağdur sayısının birden çok olmasına rağmen suçun konusunun bir araba olması nedeniyle yalnızca bir suç vardır.
Yargılamaya konu edilen görevi yaptırmamak için direnme suçunda; 2009 yılına kadar mağdur sayısının birden fazla olması durumunda TCK’nın 43/2 nci maddesinin uygulanamayacağına dair teoride ve uygulamada herhangi bir duraksama yaşanmamasına karşın, yasada hiçbir değişiklik olmadan 2009 yılının sonlarından itibaren Yargıtay Yüksek 4. Ceza Dairesi tarafından içtihat değişikliğine gidilmiş, ancak uygulamada mağdur sayısının fazla olması durumunda TCK’nın 43/2 nci maddesinin uygulanacağına dair önceki içtihatlarla çelişen içtihatlar öğretide desteklenmeyerek aşağıda açıklandığı üzere tamamen önceki içtihatlar doğrultusunda (TCK’nın 43/2 nci maddesinin uygulanamayacağına dair) görüşler ileri sürülmüştür.
KAMU HUKUKU TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI-Enes Gültekin- Tez Danışmanı- Prof. Dr. Mehmet Emin ARTUK;
Görevi yaptırmamak için direnme suçunun seçimlik hareketli bir suç olması sebebiyle, bu suçun oluşması için kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla cebir veya tehdit fiillerinden birinin kullanılması yeterli olmasına rağmen her iki fiilin kullanılmasıyla da tek suç oluşacaktır. Aynı veya farklı türdeki hareketlerin (kısa aralıklarla önce yumruk vurulması, sonra bıçaklanması gibi) aynı göreve karşı koymak amacıyla tekrarlanması durumunda yine tek suç oluşacaktır. Ayrıca görevi yaptırmamak için kullanılan cebir veya tehdidin birden fazla kamu görevlisine karşı yönelmesi halinde de tek suç oluşacaktır. Nitekim görevi yaptırmamak için direnme suçunda, belirli bir görevin yerine getirilmesini engellemeye yönelik hareketin veya mağdur (kamu görevlisi) sayısının çokluğu birden fazla suçun gerçekleşmesine yol açmamaktadır. Çünkü burada önemli olan, tek bir görevin yerine getirilmesine engel olmaktır. Bu bakımdan görevi yaptırmamak için direnme suçunda, görevini yerine getiren kamu görevlisi sayısının çokluğu birden fazla suçun gerçekleşmesine yol açmayacağından burada zincirleme suç hükmü (TCK m. 43/2) yani aynı neviden fikri içtima uygulanamayacaktır.
Prof.Dr. Veli Özer ÖZBEK-Doç. Dr. Koray DOĞAN-Dr. Öğretim Üyesi Pınar BACAKSIZ-Arş. Gör. İlker TEPE-Türk Ceza Hukuku –(Özel Hükümler-13. Baskı-Sayfa: 1360);
Görevi yaptırmamak için cebir ve tehdidin birden fazla kamu görevlisine karşı yönelmesi halinde tek suç oluşacaktır. Kanun koyucu kamu idaresinin işleyişine karşı bir suç ihdas ettiğinden, burada esas olan görevin icrasına engel olmaktır. Görevi yerine getiren kamu görevlisinin sayısı önemli değildir. Kamu görevlisinin sayısının birden fazla olması suç çokluğuna yol açmayacağından burada zincirleme suç hükmü (TCK’nın 43) de uygulanamayacaktır.
Prof. Dr. Mahmut KOCA-Prof. Dr. İlhan ÜZÜLMEZ; (Türk Ceza Hukuk Genel Hükümler-9. Baskı-Sayfa: 522-523)
Konunun tek olduğu hallerde, bununla ilgili birden fazla şahıs bulunsa dahi birden fazla suçun işlendiğinin kabulü mümkün değildir. Örneğin birden fazla kişiye ait bir taşınıra kaşı işlenen hırsızlık suçunda, suçun konusu tektir. Birden fazla kişinin mağdur olması, aynı neviden fikri içtimaın kabulü için yeterli değildir. Bunun için tek fiille farklı konular üzerinde aynı suçun işlenmiş olması gerekmektedir.
Aynı şekilde ihaleye fesat karıştırma suçunun konusunu ihale oluşturmaktadır. Bir kamu kurumumun yaptığı ihaleye, TCK’nın 235 inci maddesinin 2 nci fıkrasındaki seçimlik hareketlerden birinin veya bazılarının uygulanması suretiyle ihaleye katılma yeterlik ve koşullarına haiz birden fazla kişinin ihaleye katılması engellenebilir. Hatta ihaleye katılan kişilerden birine cebir kullanmak, diğerini tehdit etmek suretiyle ihaleye fesat karıştırılabilir. Bu gibi hallerde, ihaleye katılmasına engel olunan şahıslar suçun doğrudan mağdurudurları ve sayıları birden fazladır. Buna rağmen suçun konusu tek olduğu ve bu konuyla bağlantılı olarak icra edilen tek fiille farklı kişilerin mağduriyetine yol açıldığı için aynı neviden fikri içtima hükümleri uygulanmaz.
Yargıtay Yüksek 4. Ceza Dairesinin 14.12.2009, 2008/6372 Esas 2009/20286 Karar sayılı kararıyla görevliye karşı direnme suçunda TCK’nın 43/2 nci maddesinin uygulanabileceğine dair kararı aynı yazarlar tarafından aşağıdaki şekilde eleştirilmiştir.
Görevi yaptırmamak için direnme suçunun konusu, kamu görevlileri tarafından ifa edilecek kamu güvenidir ve somut olayda suçun konusu tektir. Dolayısıyla bu konuyla bağlantılı olarak iki veya daha fazla sayıda kamu görevlisine karşı cebir veya tehdit kullanılması, bir fiil ile birden fazla kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi anlamına gelmez. Bu konuyla bağlantılı olarak bu suç tek fiille ancak bir kere işlenebilir. Dolayısıyla karara konu olayda, aynı nevi fikri içtimadan bahsedilemez ve dolayısıyla zincirleme suç hükümleri uygulanamaz. Görevi yaptırmamak için direnme kapsamında birden fazla kamu görevlisine karşı cebir ve tehdit kullanılması, suç için tayin edilecek cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesi kapsamında göz önünde bulundurulabilir.
Bu açıklamalar ışığında, TCK'nın 43/2 nci maddesinde düzenlenen aynı neviden fikri içtimadan söz edebilmek için öncelikle birden fazla bağımsız suçun, yasada belirtilen istisnai durumlarda bir araya gelmesinin, zorunlu bir ön koşul olarak karşımıza çıktığı görülmektedir.
Somut olayımızda, görevi yaptırmamak için direnme suçunun hukuki konusunun tek olması (İfa edilmek istenen görev) nedeniyle bir kez işlenebilen bir suçtur. Zira nasıl ki kişilerin en önemli haklarından olan yaşama hakkını güvence altına almak amacıyla müeyyide altına alınan adam öldürme suçunun hukuki konusunun canlı insan olması nedeniyle canlı bir insanın hayatına son vermek için doğal anlamda ne kadar hareket yapılırsa yapılsın sonuç itibariyle aynı kişiye karşı adam öldürme suçu bir kez işlenebiliyorsa, aynı göreve karşı farklı hareketlerle de olsa birden fazla direnilmesi asla mümkün olmayacaktır. Görevi yerine getirmek isterken maddi ya da manevi cebire maruz kalan görevliler uygulama ve öğretide görüş birliği olmamasına karşın ister suçun mağduru isterse doğrudan doğruya zarar göreni olsun incelemeye konu suç açısından eylemin tekliği konusunda sonuca etkili olamayacağından, mağduriyetleri temel cezanın tayini sırasında dikkate alınsa dahi, aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanması mümkün olamayacaktır. Zira 5237 sayılı TCK'nın 43/2 nci maddesinde aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanabilmesi için birden fazla bağımsız suçun yasada düzenlenen istisnai durumlarda bir araya gelmesinin zorunlu olması aranırken, ancak aynı göreve karşı bir kez işlenmesi mümkün olan görevin yaptırılmaması için direnme suçu nedeniyle sırf birden fazla görevlinin zarar gördüğünden bahisle anılan suçu fikri içtima kapsamına dahil etmek, Türk Ceza Hukukunun kabul etmediği kıyas yöntemini hem de sanık aleyhine hüküm doğuracak şekilde Ceza Hukukuna dahil etmek olur ki, bunun kanun koyucunun iradesine aykırı olacağı açıktır. Zira Kanun koyucu, genel gerekçede iradesini açıkça ortaya koymuştur. Özellikle sanık aleyhine getirilen hükümlerin hiç bir tereddüte yer vermeyecek şekilde Kanun'da açıkça belirtilmesi gerekir. Bu kural Türk Ceza Kanun'un 2 nci maddesi ile hüküm altına alınan ve Anayasa hükümleri arasında da yer bulan suçların kanuniliği prensibinin doğal bir sonucudur.
Benzer bir olayda, gerek daha önce icra ceza mahkemelerinden verilen kararların temyiz incelemesini yapan Yargıtay Yüksek 16. Hukuk Dairesi ile Yargıtay Yüksek 11. Ceza Dairesi, gerekse 2015 yılından itibaren icra ceza mahkemelerinden verilen kararların temyiz incelemesini yapan Yargıtay Yüksek 19. Ceza Dairesi tarafından, aşağıda örnek olarak açıklandığı üzere, ticareti terk suçunun bir kez işlenebilen suçlardan olması nedeniyle, müşteki sayısı fazla olsa dahi TCK'nın 43/2 nci maddesinin uygulanamayacağına dair kararları mevcuttur.
Yargıtay Yüksek 16. Hukuk Dairesinin 30.06.2014 gün, 2014/9307 K. sayılı ilamında;
Zincirleme suç halinde aynı suçun aynı kişiye karşı birden fazla işlenmiş olması ve bu suçların bir suç işleme kararının icrası kapsamında işlenmesi, bir başka anlatımla bu suçlar arasında subjektif bir bağ bulunması gerekmekte olup ticareti terk hükümlerine muhalefet suçunun da aynı sanık tarafından aynı iş yeri ile ilgili olarak ancak bir kez (ticaret terk edilebileceği) işlenebileceğinden, zincirleme suç olarak işlemesi mümkün değildir. O halde ticareti terk suçundan dolayı hükmedilen temel hapis cezasının TCK'nın 43/1-2 nci maddeleri gereğince artırılmasına karar verilmesi isabetsiz, temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün istem gibi BOZULMASINA,
Yargıtay Yüksek 19. Ceza Dairesinin 12.11.2015 gün, 2015/7112 K, 31.03.2016 gün, 2016/14243 Karar sayılı ilamlarında özet olarak;
2004 sayılı İİK'nın 337/a maddesindeki ticareti usulüne aykırı terk etmek suçunun maddede gösterilen icra hareketlerinden birinin işlenmesi ile oluşan tek bir suç olması ve suçtan zarar görenlerin birden çok olmasının bu sonucu değiştirmeyeceği cihetle; sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 43 üncü maddesi gereğince zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağı, ancak Antalya 3. İcra Ceza Mahkemesinin 2014/487 ve 2014/1313 Esas sayılı dosyalarında İİK'nın 337/a maddesi uyarınca yargılanıp ceza aldığı anlaşılan sanık hakkındaki söz konusu davaların birleştirilmesi ve tek ceza verilmesi gerekirken her dosya için ayrı ayrı mahkûmiyet hükmü kurulduğundan bahisle yerel mahkemece verilen mahkûmiyet kararlarının BOZULMASINA, karar verilmiştir.
Yargıtay Yüksek 11. Ceza Dairesinin 10.04.2014 gün, 2014/6980 K. sayılı ilamında;
( Ticareti usulüne aykırı terk etmek suçunun, icra takip dosya sayısı birden fazla olsa dahi, aynı iş yeri ile ilgili olarak ancak bir kere işlenebileceği cihetle...)
Somut olayımızla ilgili olarak 765 sayılı TCK’nın yürürlükte olduğu dönemde, görevli memura mukavemet suçunun bir kez işlenebileceği, hatta mukavemet esnasında hakaret içerikli sözler söylense dahi bunun kül halinde görevli memura mukavemet suçunun içerisinde eriyeceğine dair gerek uygulamada, gerekse öğretide herhangi bir duraksama yaşanmamış, 5237 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden sonra da Yargıtay Yüksek 4. Ceza Dairesi tarafından aynı içtihatlar 2009 yılına kadar sürdürüldükten sonra bu hususta herhangi bir yasal değişiklik olmadan içtihattan dönülerek aynı konuda daha önceki içtihatlarla çelişkiye düşülmesi suretiyle kanaatimizce hukuki güvenlik ilkesi sanık aleyhine hüküm doğuracak şekilde ihlal edilmiştir.
Yargıtay Yüksek 4. Ceza Dairesinin 2006/15513 K. sayılı ilamında; (Kamu idaresinin güvenirliğine ve işleyişine karşı işlenen suçlardan olan görevliye etkin direnme suçunda, uygulanma olanağı bulunmayan 5237 sayılı TCY.'nın 43/2 nci maddesi ile cezanın artırılması suretiyle fazla ceza verilmesi,)
Yargıtay Yüksek 4. Ceza Dairesinin 2007/10858 K., 2007/6710 K. sayılı ilamlarında da TCK’nın 43/2 nci maddesinin uygulanamayacağı dolaylı olarak vurgulanmıştır.
Yargıtay Yüksek 4. Ceza Dairesinin aşağıda örnek olarak gösterilen içtihatlarında ise görevliye etkin direnme suçunda mağdur sayısının çokluğunun TCK.’nın 43/2 nci maddesinin uygulanmasını gerektirmeyeceği açıkça belirtilmiştir.
2008/15246 Karar sayılı ilam; (Kamu idaresinin güvenirliğine ve işleyişine karşı işlenen suçlardan olan görevliye etkin direnme suçunda mağdur sayısının çokluğunun 5237 sayılı TCY.'nın 43/2 nci maddesinin uygulanmasını gerektirmeyeceği gözetilmeden anılan madde ile cezanın artırılması suretiyle fazla ceza verilmesi,)
2008/22786 Karar sayılı ilam; (Kamu idaresinin güvenirliliğine ve işleyişine karşı işlenen suçlardan olan görevliye etkin direnme suçunda, uygulanma olanağı bulunmayan 5237 sayılı TCY.'nın 43/2 nci maddesi ile cezanın artırılması suretiyle fazla ceza verilmesi.)
2009/1061 Karar sayılı ilam; (Kamu görevinin herhangi bir engellemeyle karşılaşılmadan yerine getirilmesini sağlama amacıyla kamu idaresinin sürekliliği ve saygınlığını koruma altına alan görevi yaptırmamak için direnme suçunda asıl zarar görenin kamu yönetimi olması ve görevlilerin birden çok bulunması karşısında 5237 sayılı TCY.'nın 43/2 nci maddesinin uygulanamayacağı gözetilmeden, sanık ... hakkında hükmolunan cezanın, zincirleme suç hükmüyle artırılması,)
Suç konusunun tek olduğu durumlarda; suç çokluğundan söz edilmesi mümkün değildir. Örneğin, sahte bir senedin düzenlenmesi ya da kullanılması durumunda, senette alacaklı olarak birden fazla kişi gösterilse dahi, suç konusu senedin tek olması nedeniyle, alacaklı olarak gösterilen kişilerin tamamının suçtan doğrudan doğruya zarar görmesine karşın, tek sahtecilik suçunun, yine 10 kişi üzerine kayıtlı olan bir aracın bilinerek çalınması halinde, tek hırsızlık suçunun, 10 kişi tarafından yazılan bir kitabın, bandrolsüz olarak satılması ya da usulsüz olarak çoğaltılması halinde tek suçun, oluşacağı hususunda gerek öğretide gerekse uygulamada herhangi bir duraksama bulunmamaktadır. Böyle durumlarda uygulamada suç çokluğunun olamayacağı hususunda herhangi bir tartışmanın yaşanmaması nedeniyle Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kuruluna intikal eden herhangi bir uyuşmazlık bulunmamasına karşın, aynı eşyanın hem mala zarar verme hem de hırsızlık suçuna konu edilip edilemeyeceği hususundaki tartışmalara Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulu tarafından, 2014/19 Karar sayılı ilam ile suçun konusunun tek olması nedeniyle sadece hırsızlık suçunun oluşacağına hükmedilerek bu husustaki tartışmalar bitirilmiştir.
Uyuşmazlığa konu görevi yaptırmamak için direnme suçunda suç çokluğunun söz konusu olmadığı gibi suçun başka bir şekilde parçalara ayrılarak işlenmesi de mümkün değildir. Uygulamada TCK'nın 43/2 nci maddesinde düzenlenen aynı neviden fikri içtima, ancak her mağdur ya da müştekiye karşı tek tek ayrı ayrı işlenmesi mümkün olan suçların, tek hareketle aynı anda birden fazla mağdura karşı işlenmesi halinde uygulanma olanağı bulunan sanık lehine getirilmiş bir müessesedir. Örneğin, topluluk içerisinde bulunan herkese hakaret ya da tehdit içerikli sözler söyleme olanağı bulunan sanığın, topluluğa karşı hakaret ve tehdit içerikli sözleri aynı anda söylemesi, birden fazla kişiyi tek tek bir yere kapatarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlemesi mümkün olan sanığın, birden fazla kişinin bulunduğu odanın kapısını kapatarak dışarıya çıkmalarına engel olması gibi. Örneklerde açıklandığı üzere, TCK’nın 43/2 nci maddesinde düzenlenen aynı neviden fikri içtimanın, mağdur adedince ayrı ayrı her mağdura karşı işlenmesi mümkün olan suçların, tek hareketle aynı anda bütün mağdurlara karşı tek hareketle işlenmesi halinde uygulanma olanağı bulunan bir müessese olduğu, gittikçe istikrar kazanan ve yerleşik uygulamaya dönüşen içtihatlardan çok net bir şekilde anlaşılmaktadır. Suçunun konusunun tek olması nedeniyle Yargıtay Yüksek 4. Ceza Dairesinin 2009 yılının sonlarına kadar TCK’nın 43/2 nci maddesinin uygulanamayacağına dair yerleşik uygulamaya dönüşen içtihatlarından yasada hiçbir değişiklik olmaksızın vazgeçilerek sanık aleyhine olacak şekilde görevli memurların birden fazla olması durumunda TCK’nın 43/2 nci maddesinin uygulanması gerektiği yönündeki değişen kararları, YCGK.'nın 2010/47 Karar sayılı ilamı ile de (Somut olayda, sanığın suçun yasal tanımında yer alan ve hukuksal anlamda tek bir fiili oluşturan davranışları, görevini ifa eden altı kamu görevlisine karşı görevlerine yıptırmamak için gerçekleştirmiş olması nedeniyle aynı nev'iden fikri içtimaın koşulları gerçekleşmiş bulunduğundan, sanık hakkında 5237 sayılı TCY.'nın 43/2 nci maddesinin uygulanması gerekmektedir.) desteklenerek bütün çağdaş Anayasalar'da temel bulan hukuki güvenlik ilkesi kanaatimizce ihlal edildiği gibi ayrıca 2010/47 Karar sayılı ilamda bir taraftan suçun hukuki konusunun tek olduğu kabul edilirken, diğer taraftan sırf mağdur sayısının fazla olduğundan bahisle direnilen görevin tek olması nedeniyle suç çokluğundan söz edilemeyeceği için TCK.'nın 43/2 nci maddesinin uygulama olanağının bulunmadığı gözetilmeyerek anılan maddenin uygulanmasına karar verilerek, benzer olaylardaki içtihatlar bir yana kararın kendi içerisindeki gerekçesi ile sonucu arasında dahi çelişkinin doğmasına sebebiyet verilmiştir. Prof. Dr. Kemal Gözler’in deyimiyle; hukuk, ancak Öklid’in teoremleri misali, doğruluğu apaçık olan ilkelerin geliştirildiği ve bu ilkelerin bütün hukukçular tarafından benimsenip standart olarak uygulandığı gün “bilim” olma sıfatını hak edecektir. İşte ancak o gün, hukuk problemleri bütün hukukçular tarafından aynı şekilde çözümlenecektir. Böyle bir sistemde Mahkeme kararları da önceden doğru olarak tahmin edilebilecektir. İşte ancak böyle bir sistemde, hukuk güvenliği ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesi gerçekleşmiş olacaktır.
Sonuç itibariyle;
Bölünmesi, parçalara ayrılması mümkün olmayan ve ancak bir kez işlenmesi mümkün olan görevin yaptırılmaması için direnme suçunda, gerek zincirleme suçun gerekse fikri içtimanın olmazsa olmazını teşkil eden suç çokluğundan söz edilemeyeceği hususunda herhangi bir duraksamanın bulunmamasına karşın, Yargıtay Yüksek 4. Ceza Dairesinin sayın çoğunluğunun, hukuki düzenlemelere ve yerleşik uygulamalara aykırı olduğu gibi kendi önceki tarihli içtihatlarına da aykırı olacak şekilde; birden fazla müştekinin zarar gördüğünden bahisle TCK’nın 265/1, 43/2 nci maddeleri ile uygulama yapan Yerel Mahkemece verilen mahkûmiyet hükmünün, TCK’nın 43/2 nci maddesinin koşullarının oluşmadığından bahisle bozulması gerekirken onanmasına, dair kararına yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle iştirak edilmemiştir.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Hukuku Özel Hükümler
Belediye zabıta memuru (Z), ruhsatsız olduğu tespit edilen bir iş yerini, usulüne uygun alınmış mühürleme kararını uygulamak üzere gittiğinde, iş yeri sahibi (A) ile karşılaşır. (A), memur (Z)'nin iş yerine girmesini engellemek amacıyla onu göğsünden iterek geri püskürtür ve "Bu kapıdan içeri adımını atarsan başına gelecekleri düşün! Seni bu şehirden sürdürürüm, ailene bile rahat vermem!" şeklinde sözler sarf eder. Bu olayda, (A)'nın cebir ve tehdit içeren eylemleri 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında öncelikli olarak hangi suçu oluşturur?