Türk Ceza Kanunu 266. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 266- (1) Görevi gereği olarak elinde bulundurduğu araç ve gereçleri bir suçun işlenmesi sırasında kullanan kamu görevlisi hakkında, ilgili suçun tanımında kamu görevlisi sıfatı esasen göz önünde bulundurulmamış ise, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.
İKİNCİ BÖLÜM
Adliyeye Karşı Suçlar
İftira
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
21 karar eşleşti
1. Ceza Dairesi, 2022/9853 E., 2022/9374 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
Ceza Dairesinin 22/02/2019 tarih ve 2017/1712 Esas, 2019/696 Karar sayılı ilamı ile; duruşmalı inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak sanığın kasten yaralama suçundan 5237 sayılı TCK'nin 86/1, 86/3-e, 87/2-b, 266, 29, 53. maddeleri uyarınca 9 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna dair kararı
1. Ceza Dairesi 2022/9853 E. , 2022/9374 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇ : Kasten yaralama
HÜKÜMLER :1) ... 24. Asliye Ceza Mahkemesinin 14/06/2017 tarih ve 2017/102 Esas, 2017/841 Karar sayılı kararı ile; sanığın kasten yaralama suçundan 5237 sayılı TCK’nin 86/1, 86/3-e, 87/2-b, 29, 62. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna,
2) ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 22/02/2019 tarih ve 2017/1712 Esas, 2019/696 Karar sayılı ilamı ile; duruşmalı inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak sanığın kasten yaralama suçundan 5237 sayılı TCK'nin 86/1, 86/3-e, 87/2-b, 266, 29, 53. maddeleri uyarınca 9 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna dair kararı
3) Bu kararın temyizi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 17/05/2021 tarih ve 2021/2489 Esas, 2021/9109 Karar sayılı kararı ile; Hükmün bozulmasına karar verilerek dosyanın ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmesine dair kararı
4) ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 01/10/2021 tarih ve 2021/924 Esas, 2021/2046 Karar sayılı kararı ile; önceki hükümde direnilmesine ve sanığın kasten yaralama suçundan 5237 sayılı TCK'nin 86/1, 86/3-e, 87/2-b, 266, 29, 53. maddeleri uyarınca 9 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna dair kararı
TÜRK MİLLETİ ADINA
Bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda verilen ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 01.10.2021 tarih ve 2021/924 Esas, 2021/2046 Karar sayılı kararının katılan vekili ve sanık müdafii tarafından 5271 sayılı CMK’nin 291. maddesinde belirtilen süre içerisinde temyiz edildiği anlaşılmıştır.
Dosya incelendi.
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Sanık ... hakkında ...’ye yönelik kasten yaralama suçundan ... 24. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.06.2017 tarih ve 2017/102 Esas, 2017/841 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK’nin 86/1, 86/3-e, 87/2-b, 29, 62. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği,
İlk derece kararının istinafı üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 22.02.2019 tarih ve 2017/1712 Esas, 2019/696 Karar sayılı kararı ile duruşmalı yapılan inceleme neticesinde; ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak sanığın kasten yaralama suçundan 5237 sayılı TCK'nin 86/1, 86/3-e, 87/2-b, 266, 29, 53. maddeleri uyarınca 9 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği,
İstinaf kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 17.05.2021 tarih ve 2021/2489 Esas, 2021/9109 Karar sayılı kararı ile;
"Yargıtay CGK’nin 10.06.1985 tarihli, 42/160 sayılı kararındaki “...maddedeki memuriyete ait vasıtayı kullanma tabiri silah için suçu silahı boşaltarak veya tevcih ederek işleme anlamına gelir. Olayda tabancanın kabza kısmıyla mağdurun sol gözünün üzerine vurarak uzuv tatiline sebebiyet verdiğine göre TCK 281. maddesine göre artırılmasına gerek yoktur” şeklindeki açıklamaya ve sanığın görevi gereği elinde bulundurduğu tabancasının kabzası ile katılanı yaralamış olmasına göre; 5237 sayılı TCK’nin 266. maddesinin uygulanma şartının gerçekleşmediği gözetilmeden yazılı şekilde anılan madde gereğince cezasında artırım yapılarak fazla ceza tayin edilmesi,
Sanık hakkında kasti suçtan hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak uygulanmasına karar verilen hak yoksunlukları yönünden, Anayasa Mahkemesinin, 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 08.10.2015 tarihli, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile 5237 sayılı TCK'nin 53. maddesinde yer alan bazı ibarelerin iptal edilmiş olması ve hükümden sonra, 15.04.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesinin 3. fıkrasının 1. cümlesine “ertelenen veya” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen” ibarelerinin gözetilmesi lüzumu" gerekçeleriyle bozulduğu,
Bozma kararı üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 01.10.2021 tarih ve 2021/924 Esas, 2021/2046 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında verdiği eski hükümde direnilmesine karar verildiği görülmekle,
6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 36. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nin 307. maddesi ve aynı Kanun’un 38. maddesi ile değişik 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'a eklenen geçici 10. maddesi uyarınca yapılan incelemede,
Dairemizce verilen bozma kararı usul ve yasaya uygun olup ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin direnme gerekçesi yerinde görülmediğinden, dosyanın direnme konusunda karar verilmek üzere Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.11.2022 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
3. Ceza Dairesi, 2021/1945 E., 2022/117 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
1-) Görevi gereği olarak elinde bulundurduğu araç ve gereçleri bir suçun işlenmesi sırasında kullandığı anlaşılan sanıklar hakkında verilen cezanın TCK'nın 266/1. maddesi uyarınca artırım yapılmaması,
3. Ceza Dairesi 2021/1945 E. , 2022/117 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Ceza Dairesi
İlk Derece Mahkemesi : Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.05.2018 tarih ve 2017/67 - 2018/86 sayılı kararı
Suç : 1-Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, 2-Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, 3-Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, 4-Silahlı terör örgütüne üye olma,
5-Nitelikli adam öldürmeye teşebbüs,
6-Korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme
Hüküm : 1-Sanık ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan; TCK’nın 309/1, 53, 58/9, 63. maddesi uyarınca verilen mahkumiyet kararına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi,
2-Sanıklar ... ve ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan; TCK’nın 309/1, 62, 53, 58/9, 63. maddesi uyarınca verilen mahkumiyet kararına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi,
3-Sanıklar ..., ... ve ... hakkında nitelikli adam öldürmeye teşebbüs etme suçundan; CMK'nın 223/2-e. maddesi uyarınca verilen beraat kararına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi,
4-Sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan; TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9, 63. maddesi uyarınca verilen mahkumiyet kararına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi,
5-Sanık ... hakkında nitelikli adam öldürmeye teşebbüs etme, Anayasal düzeni ortadankaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçlarından; CMK'nın 223/2-e. maddesi uyarınca verilen beraat kararlarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi,
6-Sanık ... hakkında nitelikli adam öldürmeye teşebbüs etme, Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından; CMK'nın 223/2-e. maddesi uyarınca verilen beraat kararlarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi,
Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;
I-Sanıklar ..., ..., ... ve ... müdafilerinin duruşmalı inceleme talepleri yönünden;
Sanıklar hakkında ilk derece mahkemesince verilen hükmün Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesince yapılan duruşmalı incelemede istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş ve karar temyiz edilmiş olmakla; sanıklar müdafilerinin duruşmalı inceleme isteminin, İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemesinde, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesi doğrultusunda, savunmaya yeterli imkanın sağlanması ve bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması, temyiz denetiminde sınırsız şekilde yazılı savunmalarını kullanılabilme olanağının bulunması karşısında savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından, 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanunun 94. maddesi ile değişik CMK’nın 299/1. maddesi uyarınca takdiren REDDİNE,
Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçu yönünden doğrudan zarar gören, davaya katılma ve hükmü temyiz etme yetkisi bulunan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının anılan suçlar yönünden CMK'nın 237/2. maddesi uyarınca davaya katılan olarak kabulüne,
II-Katılanlar ... ve ... vekillerinin tüm sanıklar hakkında nitelikli adam öldürmeye teşebbüs suçundan verilen beraat; katılan ... vekilinin sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında tüm suçlar yönünden verilen tüm kararlara; katılan ... vekilinin sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında nitelikli adam öldürmeye teşebbüs suçu dışında kalan tüm suçlar yönünden verilen tüm kararlara; katılan T.C. Cumhurbaşkanlığı vekilinin sanıklar ..., ... ve ... hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma, korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçları yönünden verilen ceza verilmesine yer olmadığına ve sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçlarından verilen beraat, sanık ... hakkında korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçundan verilen beraat; katılan TBMM Başkanlığı vekilinin sanıklar ..., ... ve ... hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçu yönünden verilen ceza verilmesine yer olmadığına dair kararlarına yönelik temyiz taleplerinin incelenmesinde;
... ve Milli Savunma Bakanlığının Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma, korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme ve nitelikli adam öldürmeye teşebbüs etme; T.C. Cumhurbaşkanlığının silahlı terör örgütüne üye olma ve korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçlarının niteliği itibariyle doğrudan doğruya zarar görmediklerinden; İlk Derece Mahkemesinin 28.04.2017 tarihli celsesinde sanıklardan şikayetçi olmadıklarını ve davaya katılmak istemediklerini beyan ederek ... ve ...'ın sanıklar hakkındaki şikayetlerinden vazgeçtikleri, bu nedenle de davaya katılma hakları bulunmadığından; T.C. Cumhurbaşkanlığı, ... ve ... vekillerinin anılan suçlar yönünden davaya katılmasına ilişkin İlk Derece Mahkemesi kararı ile mağdurlar ... ve ... ile vekillerinin davaya katılmasına ilişkin Bölge Adliye Mahkemesinin kararları hukukî değerden yoksun olup, hükmü temyiz yetkisi vermeyeceğinden ve ayrıca korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçundan verilen beraat kararının niteliği itibariyle CMK'nın 286/2-g maddesi gereğince temyizi kabil kararlardan olmadığı; korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçlarından İlk Derece Mahkemesinin ceza verilmesine yer olmadığına dair kararlarına yönelik istinaf başvurularının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının CMK'nın 286/2-h maddesi gereğince temyiz edilemez nitelikte olduğundan anılan suçlar yönünden temyiz istemlerinin 5271 sayılı CMK’nın 298. maddesi uyarınca REDDİNE,
Sanıklar hakkında nitelikli adam öldürmeye teşebbüs etme suçu yönünden İlk Derece Mahkemesince kurulan beraat kararlarının Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine dair karara yönelik katılan kurum T.C. Cumhurbaşkanlığının herhangi bir temyiz talebi olmadığı, kaldı ki temyiz yetkisi de bulunmadığı belirlenerek;
Temyizin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriği; oluş ve tüm dosya kapsamına göre yapılan incelemede;
Ayrıntıları, Dairemizin 22.03.2019 tarih ve 2018/7103 E. 2019/1953 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere;
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçunun maddi unsuru/tipik eylem, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir.
Suçun bu amaçla kurulmuş bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi, korunan amaçlara matuf fiillerin elverişliliğinin değerlendirilmesi bakımından önem taşımakta ise de bu husus suçun unsuru değildir.
Suç, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak, bu düzen yerine başka bir düzen getirmek veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek amacına matuf doğrudan genel kast ile işlenebilen bir suçtur. Suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında Türk Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden iştirakin her şeklinin uygulanması mümkündür.
Suça iştirakten söz edebilmek için amaca yönelik bir fiil işleme hususunda iştirak iradelerini ortaya koyan kişilerin hepsinin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olması da gerekmez.
15 Temmuz 2016 günü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dahil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250'den fazla kişi şehit edilmiş, 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır.
Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olduklarının kabulünde zorunluluk vardır.
Mensup olduğu örgütle kurduğu bağ nedeniyle örgütsel faaliyet kapsamında işlenen Anayasayı ihlal suçuna ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan haberdar olmak suretiyle darbeye teşebbüs suçunu sevk ve idare edenler tarafından verilen emirleri/görevleri kabullenerek ülke çapındaki icra hareketleriyle illi bir değer taşıyan icra hareketlerini gerçekleştirenlerin ya da görev paylaşımı bağlamında henüz sırası gelmemiş icra hareketleri için gerekli hazırlıkları yapanların bu suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulmaları gerekmektedir.
Doğrudan kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan, somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde -faillerle birlikte- fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, suç organizasyonu içinde bir iş bölümünün gereği olarak görevlendirilmeleri nedeniyle ika edildiği kanıtlanamayan ancak suçun icrasına başlanmasından sonra katılma iradesini açıkça ortaya koyan, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştiren sanıkların eylemlerinin, 5237 sayılı TCK’nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasayı ihlale teşebbüs suçuna yardım etmek suçunu oluşturacağı gözetilmeli, hukuki durumları buna göre tespit edilmelidir.
TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen suç bir somut tehlike suçu olduğundan suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır. Bu itibarla, sanığın amaca matuf eylemi ve/veya işlediği elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemez. Ancak her halükarda ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da araç suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği görülmektedir.
Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde, yerine getiren ile emri veren sorumlu olur (1982 Anayasasının 137/2. maddesi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 24/3. maddesi). Askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse bu suçun işlenmesinden emri veren mesuldür. Ancak, amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise, maduna da faili müşterek cezası verilir (1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 41/3-B).
III-Bölge Adliye ve İlk Derece Mahkemelerince sübutu kabul edilen somut olay ve bu çerçevede yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Ankara Anıttepe Destek Kıtalar Birlik Komutanlığı Personel Temin Merkezi Korgeneral ... Kışlasında haziran ayında yayınlanan aylık nöbet listesine göre 15.07.2016 günü nöbetçi amirinin Jandarma Binbaşı ...'in olduğu, 28.06.2016 tarihli nöbet değiştirme formuna göre ...'in nöbeti ...'a devrettiği, ...'ın da nöbeti sanık ...'a devrettiği, 15 Temmuz 2016 tarihinde sanık Jandarma Kurmay Binbaşı ...'ın bu şekilde nöbetçi amir, sanık Teğmen ...'ın nöbetçi subay olarak görevli olduğu, sanıklar Teğmen ..., Yüzbaşı ... ve Teğmen ...'nın ise herhangi bir görevinin bulunmadığı, sanık ...'ın 21:00 sırlarında nizamiye nöbetçisi tanık astsubay ... ve silahlık nöbetçisi tanık astsubay ...'ya silah sesi duyup duymadıklarını sorduğu, tanıkların silah sesi duymadıklarını beyan ettikleri ancak tam bu sırada uçak ve silah seslerinin gelmeye başladığı, bunun üzerine sanığın ve tanıkların ayrı ayrı Jandarma Harekat Merkezini arayarak bilgi almaya çalıştıkları ancak herhangi bir bilgi alamadıkları, sanık ...'ın cep telefonuna Whatsapp isimli uygulama üzerinden sıkıyönetim emrinin gönderildiği, bunun üzerine sanık ...'ın nöbetçi heyet ile nizamiye önünde sıkıyönetim ilan edildiği bilgisini paylaştığı, kışlaya giriş çıkışın yasaklandığı ve erlerin içtima alanına toplanması talimatı vermesi üzerine saat 23:00 sularında erlerin uyandırılarak içtima alınan toplandığı, sanık ...'ın üzerinde bu saate kadar pantolon, gömlek ve kayık şapka şeklindeki resmi üniforma bulunmasına rağmen içtima alınana kamuflaj ve bordo bere giymiş bir şekilde gelerek erlere yönelik "TSK yönetime el koydu. Genel kurmay başkanımız ... hepinizi gözlerinden öpüyor." şeklinde konuşma yapıp, darbe bildirisini merkezi anons sisteminden tekrar okuduğu, hazır kıtaların ve nöbetçilerin sayısının artırılması, rütbeli ve rütbesiz tüm personelin silahlanma ve teçhizatlanma talimatı vermesi üzerine tüm personelin silahlığa giderek MP-5 silah şarjör, mermi, yelek ve kompozit başlık aldığı, yine saat 23:00 sularında herhangi bir görevleri ve nöbetleri olmadığı halde sanıklar Teğmen ..., Yüzbaşı ... ve Teğmen ...'nın kışlaya kendiliğinden gelerek giriş yaptıkları, sivil kıyafetli olmalarına rağmen sanık ...'ın emir ve talimatları doğrultusunda resmi kıyafetlerini giyerek silah ve teçhizat aldıkları, saat 00:30 ve 01:00 sıralarında nizamiye iç kısmına giriş çıkışı engelleyecek şekilde 2 adet otobüsün yan yana çekildiği, saat 00:30 sıralarında darbe yanlısı askeri personeli taşıyan ve Genelkurmay Başkanlığı'na gitmeye çalıştığı değerlendirilen 12 adet tankın Anıtkabir istikametinden Necatibey istikametine doğru hareket halinde olduğunun görüldüğü, Necatibey Caddesi ve Gençlik Caddesinin kesişim noktasında bulunan kavşağın polisler ve sivil vatandaşlar tarafından kapatılması nedeniyle tankların ilerleyemeyerek Gençlik Caddesi üzerinde kışlanın önünde durmak zorunda kaldıkları, Cadde üzerinde bulunan vatandaşların ve polislerin tankların içinde bulunan askeri personeli ilerlememeleri ve teslim olmaları için ikna etmeye çalıştıkları sırada sanıkların bulunduğu kışla içerisinde sanık ...'ın talimatı ile askerlerin silahlı olarak Gençlik Caddesine ve Necatibey Caddesine bakacak şekilde mevzilendikleri, saat 01:30 sıralarında 7 adet tankın Gençlik Caddesi üzerindeki refüjü aşarak geldikleri yöne doğru geri gittikleri, 3 adet tankın ise yine orta refüjü aşarak ters yöne geçtikleri, bu sırada vatandaşların tankları durdurmaya çalıştığı ancak tankların durmayarak Gençlik Caddesi üzerinde bulunan araçları ezmek suretiyle ilerleyerek Necatibey Caddesi üzerinden Sıhhiye istikametine doğru gittikleri, bu sırada bir karmaşa yaşandığı, olay yerinde bulunan bir kısım polis memurlarının tanık sıfatıyla aşama anlatımlarına göre tankların hareket anında tanklardan ve kışla içerisinden ateş açıldığı, mağdur ...'ın istinaf mahkemesinde alınan ayrıntılı beyanlarında bu sırada tanktan açılan ateş sonucu yaralandığını beyan ettiği, 2 adet tankın olay yerinde kaldığı, vatandaşların ve polis memurlarının bu 2 tankın ilerlememesi ve içindeki askeri personelin tahliyesi için gayret gösterdikleri, kışla içerisindeki hareketlilikten dolayı bir kısım vatandaşların tepki göstermek amacıyla kışlanın dış cephesinde bulunan demir parmaklara yöneldikleri, ancak polis memurlarının ve duyarlı vatandaşların araya girerek bu vatandaşları demirlerden uzaklaştırmalarına rağmen kışla içerisinden ateş açıldığının tanık anlatımları ve kamera kayıtları ile sabit olduğu, sanıklar ..., ... ve ...'ın havaya doğru ateş ettiklerini ikrar ettikleri, dosya arasında bulunan 19.07.2016 tarihli Arama ve Muhafaza Altına Alma Tutanağına göre, kışla içerisinde sosyal tesis olarak kullanılan bölge ile nöbet kulübelerinin bulunduğu bölgede 16 farklı yerde toplam 222 adet MKE 9P ibareli boş kovan, 3 adet MKE 9 mm BM ibareli boş kovan ve 1 adet deforme mermi çekirdeğinin ele geçirildiğinin bildirildiği, saat 03:00 sıralarında polis memurları tarafından kışla içerisine gaz ve sis bombalarının atıldığı ve teslim olun çağrıları yapılmasına rağmen, sanık ...'ın askerlere kesinlikle teslim olunmayacağı ve kışlaya girmeye kalkışan olursa ateş edilmesi talimatı verdiği, saat 07:30 sularında nöbetçi heyet içerisinde yer alan tanıklar ..., ... ile ... ile birlikte rütbesiz personelin çabaları ile sıralı amirlerinden aldıkları emir ve talimat sonucu gece ateş ettiklerini gördükleri sanıklar ..., ... ve ...'ı yakalayarak kışla dışındaki polis memurlarına teslim ettikleri anlaşılmıştır.
IV-Yukarıda belirtilen açıklamalar ve gerçekleşen somut olay muvacehesinde Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının sanıklar ... ve ... hakkında nitelikli adam öldürmeye teşebbüs etme ve sanık ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlarından verilen beraat; katılan T.C. Cumhurbaşkanlığı vekilinin sanık ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve sanık ... hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçlarından verilen beraat; katılan TBMM Başkanlığı vekilinin sanıklar ... ve ... hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçlarından verilen beraat kararları ile sanık ... müdafiinin sanık hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçu dışında kalan tüm suçlar yönünden verilen beraat kararlarının gerekçesine yönelik temyiz taleplerinin incelenmesinde;
Dosya kapsamına göre kışla içerisinden mi yoksa kışla dışından mı geldiği tespit edilemeyen kurşun ve şarapnelle yaralanan mağdur ...'ın yaralanmasından dolayı sanık ...'ın ...'a yönelik nitelikli adam öldürmeye teşebbüs etme suçundan verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığından tebliğnamede c maddesinin birinci fıkrasında bozma isteyen görüşe iştirak edilmemiştir.
Sanık ...'ın 15 Temmuz 2016 tarihinde Ankara Anıttepe Destek Kıtalar Birlik Komutanlığı Personel Temin Merkezi Korgeneral ... Kışlası'nda nöbetçi subay olarak görevli olduğu ve dosya kapsamına göre de darbeye yönelik bir eylemi de tespit edilemediği de nazara alındığında sanık hakkında mahkemenin takdir ve değerlendirmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından tebliğnamede c maddesinin ikinci fıkrasının birinci bendinde bozma isteyen görüşe iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılama sonunda yüklenen suçun sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmadığı gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğu anlaşılmakla; Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı, katılan T.C. Cumhurbaşkanlığı ve TBMM Başkanlığı vekilleri ile sanık ... müdafiinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler yerinde görülmediğinden CMK'nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
V- (III) numaralı bentte belirtilen açıklamalar ve gerçekleşen somut olay muvacehesinde sanıklar ..., ... ve ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan verilen mahkumiyet kararlarına yönelik sanıklar ..., ... ve ... müdafileri, katılan T.C. Cumhurbaşkanlığı vekili ile Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz taleplerinin incelenmesinde;
Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla; sanıklar ..., ... ve ... müdafileri, katılan T.C. Cumhurbaşkanlığı vekili ve Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri sair nedenler yerinde görülmediğinden CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddine, ancak;
1-) Görevi gereği olarak elinde bulundurduğu araç ve gereçleri bir suçun işlenmesi sırasında kullandığı anlaşılan sanıklar hakkında verilen cezanın TCK'nın 266/1. maddesi uyarınca artırım yapılmaması,
2-) Sanıklar hakkında 3713 sayılı Kanunun 3. maddesinde mutlak terör suçu olarak sayılan Anayasayı ihlal suçundan verilen temel cezaya aynı Kanunun 5/1. maddesinin de tatbiki gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ..., ... ve ... müdafileri, katılan T.C. Cumhurbaşkanlığı vekili ile Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapılması gerektirmeyen bu hususun 5271 sayılı CMK'nın 303/1-c. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan hükmün A, B ve C maddelerinin ikinci fıkralarının ikinci ve beşinci bentlerinin tamamen çıkarılarak, birinci bentlerinden sonra gelmek üzere "sanığın görevi gereği olarak elinde bulundurduğu araç ve gereçleri bir suçun işlenmesi sırasında kullandığından, hakkında verilen cezanın TCK'nın 266/1. maddesi gereğince 1/3 oranında artırım yapılarak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına", "3713 sayılı Kanunun 5. maddesinin 1. fıkrası gereğince yarı oranında arttırım yapılarak sanığın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına," ibareleri eklenmek suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
VI- (III) numaralı bentte belirtilen açıklamalar ve gerçekleşen somut olay muvacehesinde sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkumiyet kararına sanık ... müdafii ve Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının; sanık ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan verilen beraat kararlarına yönelik sanık ... müdafii, katılan T.C. Cumhurbaşkanlığı vekili ve Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz taleplerinin incelenmesinde;
1-) Sanık ... bakımından;
a-) CMK'nın 50/1-c maddesine yanlış anlam yüklenerek yemin verilmeyen tanıklardan olmayan ...'nun yeminsiz olarak dinlenilmesi,
b-) Temyiz aşamasında ifadeleri dosyaya gönderilen başka dosya şüphelileri ..., ..., ..., ... ve ...'in sanık hakkındaki beyanları CMK’nın 217. maddesi uyarınca duruşmada sanık ve müdafiine okunarak diyecekleri sorulup ayrıca, gerekirse tanık sıfatı ile ifadelerine başvurularak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
c-) Sanık hakkındaki silahlı terör örgütüne üye olma suçundan davaya katılma hak ve yetkisi bulunmayan T.C. Başbakanlık(T.C. Cumhurbaşkanlığı) lehine ve sanık aleyhine olacak şekilde vekalet ücretine hükmedilmesi,
2-) Sanık ... bakımından;
15 Temmuz 2016 günü mesai saati bitmesine ve nöbetçi ya da görevli olmamasına rağmen sivil kıyafetlerle darbenin gerçekleştiği saatlerde Ankara Anıttepe Destek Kıtalar Birlik Komutanlığı Personel Temin Merkezi Korgeneral ... Kışlasına kendiliğinden gelerek giriş çıkışların yasak olmasına rağmen nöbetçi amir sanık ...’ın izni ile herhangi bir engelle karşılaşmadan kışlaya giren ve yine sanık ...'ın emri ve talimatı doğrultusunda odasında bulunan resmi mesai kıyafetlerini giydikten sonra silahlıktan MP-5 silah, çelik yelek ve teçhizat alarak bahçe içerisindeki askerlerin başında bulunan, silahlı ve teçhizatlı olarak koridorlarda ... ile dolaşırken kamera kayıtları olan, böylece darbeye katılma konusundaki iradesini ortaya koyan ve istinaf aşamasında dosya arasına giren Ardışık Arama HTS Analiz Tutanağına göre asker şahıslarla ardışık aranması olduğu tespit edilen, somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde -faillerle birlikte- fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, suç organizasyonu içinde bir iş bölümünün gereği olarak görevlendirilmeleri nedeniyle ika edildiği kanıtlanamayan ancak suçun icrasına başlanmasından sonra katılma iradesini açıkça ortaya koyan, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştiren sanığın eylemlerinin, 5237 sayılı TCK’nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasayı ihlale teşebbüs suçuna yardım etmek suçunu oluşturacağı gözetilmeden delillerin değerlendirilmesinde düşülen yanılgı sonucu yazılı şekilde beraatine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, katılan T.C. Cumhurbaşkanlığı vekili, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı ile sanıklar ... ve ... müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün BOZULMASINA, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304. maddesi uyarınca dosyanın Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.01.2022 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
1. Ceza Dairesi, 2021/2489 E., 2021/8109 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
maddeleri gereğince verdiği “5 yıl” hapis cezasına dair kararın bölge adliye mahkemesince kaldırılarak sanığın TCK’nin 86/1, 86/3-e, 87/2-b, 266, 29, 53. maddeleri gereğince "9 yıl" hapis cezasına mahkum edilmiş olması nedeniyle 5271 sayılı CMK’nin 286/2-b maddesi gereğince hükmün temyizi kabil kararlardan olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
1. Ceza Dairesi 2021/2489 E. , 2021/8109 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇLAR : Kasten yaralama, hakaret, tehdit
HÜKÜMLER : 1) Sanık ...’in ...’yı kasten yaralama, ... ve ...’yi tehdit suçlarından; katılan sanıklar ... ve ...’nin ...’e hakaret suçundan mahkumiyetlerine dair; ... 24. Asliye Ceza Mahkemesinin 14/06/2017 gün ve 2017/102 Esas, 2017/841 Karar sayılı kararları
2) Sanık ... yönünden istinaf başvurusu kabul edilerek ilk derece mahkemesinin kararlarının kaldırılması ve yeniden hüküm kurulması suretiyle sanığın kasten yaralama suçundan mahkumiyetine, tehdit suçundan beraatine; katılan sanıklar ... ve ... yönünden istinaf başvurusu kabul edilerek ilk derece mahkemesinin kararlarının kaldırılması ve yeniden hüküm kurulması suretiyle katılan sanıkların hakaret suçundan beraatine dair; ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 22/02/2019 gün ve 2017/1712 Esas, 2019/696 Karar sayılı kararları
... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 22.02.2019 gün ve 2017/1712 Esas, 2019/696 Karar sayılı kararlarının sanık ... müdafii ile katılan sanıklar ... ve ... müdafiinin tarafından 5271 sayılı CMK'nin 291. maddesinde belirtilen süre içinde temyiz edildiği anlaşılmıştır.
Dosya incelendi.
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Sanık ... müdafiinin temyiz dilekçesinin içeriğine göre sanık hakkında kasten yaralama suçundan verilen hükmü temyiz ettiği; katılan sanıklar ... ve ... müdafiinin temyiz dilekçesinin içeriğine göre sanık ... hakkında kasten yaralamadan verilen mahkumiyet hükmü ve tehdit suçundan verilen beraat hükmünü, ... ve ... hakkında hakaret suçundan verilen beraat hükmünü vekalet ücreti ile sınırlı olarak temyiz ettiği belirlenerek yapılan incelemede;
1) Katılan sanıklar ... ve ... hakkında hakaret suçundan ve sanık ... hakkında tehdit suçundan verilen beraat hükümlerine yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde;
Katılan sanıklar ... ve ... hakkında hakaret suçundan ve sanık ... hakkında tehdit suçundan 5271 sayılı CMK’nin 286/2-d maddesinin Anayasa Mahkemesinin 27.12.2018 tarihli, 2018/71 Esas ve 2018/118 Karar sayılı iptal kararı ile iptal edildiği, iptal kararının 15.02.2019 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği, anılan maddenin 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 7165 sayılı Kanun ile yeniden düzenlendiği anlaşılmakla incelenen kararın 22.02.2019 tarihinde verilmiş olması nedeniyle; hükümlerin temyizi kabil oldukları belirlenerek yapılan incelemede;
... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 22.02.2019 gün ve 2017/1712 Esas, 2019/696 Karar sayılı beraat hükümlerinin tüm dosya kapsamına göre hukuka uygun olduğu anlaşıldığından; sanık ... müdafii ile katılan sanıklar ... ve ... müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddiyle, 5271 sayılı CMK’nin 302/1. maddesi gereğince, isteme aykırı olarak TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ ile HÜKÜMLERİN ONANMASINA,
2) Sanık ... hakkında ...’yı kasten yaralama suçundan verilen karara yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde;
İlk derece mahkemesinin sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nin 86/1, 87/2-b, 87/1-son, 29, 62, 53. maddeleri gereğince verdiği “5 yıl” hapis cezasına dair kararın bölge adliye mahkemesince kaldırılarak sanığın TCK’nin 86/1, 86/3-e, 87/2-b, 266, 29, 53. maddeleri gereğince "9 yıl" hapis cezasına mahkum edilmiş olması nedeniyle 5271 sayılı CMK’nin 286/2-b maddesi gereğince hükmün temyizi kabil kararlardan olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
Yerinde görülmeyen diğer temyiz sebeplerinin reddine; ancak,
a) Yargıtay CGK’nun 10.06.1985 tarihli, 42/160 sayılı kararındaki “...maddedeki memuriyete ait vasıtayı kullanma tabiri silah için suçu silahı boşaltarak veya tevcih ederek işleme anlamına gelir. Olayda tabancanın kabza kısmıyla mağdurun sol gözünün üzerine vurarak uzuv tatiline sebebiyet verdiğine göre TCK 281. maddesine göre artırılmasına gerek yoktur” şeklindeki açıklamaya ve sanığın görevi gereği elinde bulundurduğu tabancasının kabzası ile katılanı yaralamış olmasına göre; 5237 sayılı TCK’nin 266. maddesinin uygulanma şartının gerçekleşmediği gözetilmeden yazılı şekilde anılan madde gereğince cezasında artırım yapılarak fazla ceza tayin edilmesi,
b) Sanık hakkında kasti suçtan hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak uygulanmasına karar verilen hak yoksunlukları yönünden, Anayasa Mahkemesinin, 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 08.10.2015 tarihli, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile 5237 sayılı TCK'nin 53. maddesinde yer alan bazı ibarelerin iptal edilmiş olması ve hükümden sonra, 15.04.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesinin 3. fıkrasının 1. cümlesine “ertelenen veya” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen” ibarelerinin gözetilmesi lüzumu,
Bozmayı gerektirdiğinden, sanık müdafiinin ve katılan vekilinin yerinde görülen temyiz sebeplerinin kabulü ile ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 22.02.2019 gün ve 2017/1712 Esas, 2019/696 Karar sayılı hükmünün 5271 sayılı CMK'nin 302/2. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA,
Dosyanın, 28.02.2019 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7165 sayılı Kanun'un 8. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nin 304/2. maddesi gereğince “... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere” Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.05.2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.
16. Ceza Dairesi, 2019/3288 E., 2019/5054 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Katılan...'e karşı işlenen, TCK 81/1, 35/1-2, 266, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK 58/9-6, 53, 63, maddeleri uyarınca, 24 yıl hapis cezasını içeren Malatya 1.
16. Ceza Dairesi 2019/3288 E. , 2019/5054 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Ceza Dairesi
Suç : Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek ve Silahlı terör örgütüne üye olmak, Kasten öldürmeye teşebbüs, Mala zarar verme
Hüküm : Sanıklar ..., ...,..., ..., ..., ... hakkındaki; Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs suçundan CMK 223/3-d maddesi uyarınca "Ceza Verilmesine Yer Olmadığına," Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini, TBMM'yi Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs suçlarından, "Karar verilmesine yer olmadığına," Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak suçundan, CMK 223/2-e maddesi uyarınca ayrı ayrı beraatlerini içeren hükmüne dair, dava dosyasının CMK 10/1. maddesi uyarınca tefriki,
Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında, Cebir ve Şiddet Kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek ve Silahlı Terör örgütüne üye olmak suçlarından, CMK 223/2-e maddesi uyarınca ayrı ayrı Beraatlerine yönelik istinaf taleplerinin reddiyle CMK'nın 280/1-a maddesi gereğince istinaf başvurularının esastan reddine,
Sanıklar ... , ...,..., ... ,..., ...,..., ..., ..., ...,
... hakkında; Cebir ve Şiddet Kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek ve Silahlı Terör örgütüne üye olmak suçlarından;
Sanıklar ..., ...,..., ..., ..., ..., ... hakkında, Kamu malına zarar verme suçundan,
Sanıklar ..., ..., ... hakkında, Kamu malına zarar verme ve mala zarar verme (6 kez) suçlarından, CMK 223/2-c maddesi uyarınca ayrı ayrı Beraatlerini içeren hükmüne dair; CMK'nın 280/1-a maddesi gereğince istinaf başvurularının esastan reddine,
Sanık ...’nin TCK 309/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK 39/1-2-c, 58/9, 53, 63, maddeleri gereğince mahkumiyetine, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek ve Silahlı Terör örgütüne üye olmak, suçlarına ilişkin karar verilmesine yer olmadığına,
Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında, TCK 309/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK 58/9-6, 53, 63, maddeleri uyarınca mahkumiyetlerine, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek ve Silahlı Terör örgütüne üye olmak, suçlarına ilişkin "Karar Verilmesine Yer Olmadığına"
Sanıklar ... ve ... hakkında;
TCK 309/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK 58/9-6, 53, 63, maddeleri uyarınca mahkumiyetlerine,
Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek ve Silahlı Terör örgütüne üye olmak, suçlarına ilişkin "Karar Verilmesine Yer Olmadığına"
TCK 152/1-a, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK 58/9-6, 53, maddeleri uyarınca mahkumiyetlerine,
Sanık ... hakkında; TCK 309/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK 58/9-6, 53, 63, maddeleri uyarınca mahkumiyetine,
Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek ve Silahlı Terör örgütüne üye olmak, suçlarına ilişkin "Karar Verilmesine Yer Olmadığına"
TCK 152/1-a, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK 58/9-6, 53, maddeleri ve TCK 151/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, 52/2, maddeleri uyarınca mahkumiyetlerine,
Sanık ... ... hakkında;
TCK 309/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK 62, 58/9-6, 53, 63, maddeleri uyarınca mahkumiyetine,
Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek ve Silahlı Terör örgütüne üye olmak, suçlarına ilişkin "Karar Verilmesine Yer Olmadığına"
Sanık ... hakkında;
TCK 309/1, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK 62, 58/9-6, 53, 63, maddeleri uyarınca mahkumiyetine,
Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek ve Silahlı Terör örgütüne üye olmak, suçlarına ilişkin "Karar Verilmesine Yer Olmadığına"
TCK 152/1-a, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK 58/9-6, 53, maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezasını içeren hükümlerine dair; CMK'nın 280/1.a maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine,
Sanık ... hakkında;
Katılan...'e karşı işlenen, TCK 81/1, 35/1-2, 266, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK 58/9-6, 53, 63, maddeleri uyarınca, 24 yıl hapis cezasını içeren Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.05.2018 tarih, 2017/1 - 2018/222 E.K sayılı hükmüne dair TCK'nın 35. maddesinin TCK'nın 81/1, 266, 3713 sayılı Kanunun 5/1 maddelerinden sonra uygulanması ile netice cezanın "17 yıl hapis cezası" olacak şekilde düzeltilmek suretiyle CMK'nın 280/1.a maddesi gereğince istinaf başvurunun esastan reddi
Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükümler temyiz edilmekle;
Temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;
Bölge Adliye Mahkemesince haklarında kurulan hükümlerin bozulmasına karar verilen sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında kurulan hükümler inceleme kapsamı dışında bırakılmıştır.
Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle; temyiz edenin sıfatı bakımından 477 sayılı Kanun ile bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkındaki 698 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Başbakanlık kurumuna yapılacak tüm atıfların Cumhurbaşkanlığı kurumuna yapılacağı göz önünde bulundurulmuştur.
Sanıklar ve müdafilerinin duruşmalı inceleme istemlerinin, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesi doğrultusunda, İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerinde savunmaya yeterli süre ve kolaylık sağlanarak bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması ve temyiz denetiminde de yazılı savunmanın sınırsız şekilde kullanılabilme olanağının bulunması karşısında, savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından, 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanunun 94. maddesi ile değişik CMK’nın 299/1. maddesi uyarınca takdiren REDDİNE,
I-Mala Zarar Verme suçundan kurulan hükümlere yönelik temyiz taleplerinin incelenmesinde;
Bölge adliye mahkemesinin kararı, verilen cezanın tür ve süresine göre CMK'nın 286/2-a maddesi gereğince temyiz edilemez nitelikte olduğundan Cumhuriyet Savcısı, katılanlar vekilleri ile sanıklar ve müdafiilerinin bu suçtan kurulan hükümler yönünden temyiz istemlerinin CMK'nın 298. maddesi gereğince REDDİNE,
II-Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkındaki Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs suçundan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini, TBMM'yi Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs suçlarından ve Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak suçundan kurulan hükümlere ilişkin olarak yapılan istinaf incelemesinde CMK 10/1. maddesi uyarınca verilen tefrik kararları hüküm niteliğinde olmadığından ve CMK 286 madde uyarınca temyiz yeteneği bulunmadığından bu hükümlere yönelik Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısının temyiz isteminin ve sanıklar hakkında "Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek ve Silahlı Terör örgütüne üye olmak," suçlarından verilen "Karar Verilmesine Yer Olmadığı" kararlarına yönelik temyiz talebi bakımından ise Bölge Adliye Mahkemesi tarafından ilk derece mahkemesinin bu hususta vermiş olduğu karara yönelik olarak İstinaf incelemesinde açıkça bu hususta bir karar verilmemiş olmaması karşısında bu hükümler bakımından temyiz itirazlarının CMK 298/1. maddesi uyarınca REDDİNE,
III-Katılanlar ..., ..., ..., İçişleri Bakanlığı ..., Milli Savunma Bakanlığının cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek ve silahlı terör örgütüne üye olmak suçlarının niteliği itibariyle suçtan doğrudan doğruya zarar görmedikleri ve bu nedenle de davaya katılma hakları bulunmadığı ve davaya katılmalarına ilişkin verilen karar da hukuki değerden yoksun olup hükmü temyiz yetkisi vermeyeceği ve ayrıca ..., ..., İçişleri Bakanlığı ..., ..., Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı ve TBMM’nin ise sanık ... hakkında kasten öldürmeye teşebbüs suçunun niteliği itibariyle atılı suçtan doğrudan doğruya zarar görmediği ve bu nedenle de davaya katılma hakkı bulunmadığı, davaya katılmalarına ilişkin verilen karar da hukuki değerden yoksun olup hükmü temyiz yetkisi vermeyeceğinden katılanlar vekillerinin belirtilen suçlara ilişkin kurulan hükümlere yönelik temyiz istemlerinin CMK 296/1. maddesi gereğince REDDİNE,
Sair hükümler bakımından temyiz taleplerinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Öncelikle, anayasal düzene karşı suçların unsur ve nitelikleri, bu suçlar yönünden eski ve yeni ceza yasanın mukayesesi, teşebbüs sorunu, illiyet bağı, iştirak hükümleri ve sanıkların savunmada ileri sürülen hukuki kurumlar ile kusurluluğu etkileyen nedenlerin genel değerlendirilmesi yapılacaktır.
Anayasayı İhlal Suçu
5237 sayılı TCK'nın 309/1. maddesinde tanımlanan anayasal düzene karşı suçta, tipik eylem, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir. Görüldüğü üzere, cebir ve şiddet bu suçun unsurunu oluşturmaktadır. Bu nedenle Anayasal düzenin değiştirilmesine yönelik teşebbüsün ancak cebir ve şiddet kullanılarak, yani bireylerin iradeleri zorlanmak suretiyle ifsat edilerek gerçekleştirilmesi gerekir. Kanunun aradığı cebrilikten maksadın fiziki/maddi cebir olduğu açıktır.
Fiziki güce dayanan elverişli ve cebri eylemin, Anayasayı ihlal/Hükûmeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçunu oluşturacağı konusunda doktrin ve uygulamada ortak görüş mevcuttur.
5237 sayılı TCK’nın hazırlık çalışmaları sürecinde de, Hükûmet tasarısında anayasayı ihlal suçunu düzenleyen 363. maddesi “koruyucu doktrin”in benimsediği görüş doğrultusunda formüle edilmişti, ancak, tasarının Mecliste ki görüşmelerinde; "Manevi cebir kavramı, mehaz kanun bakımından Faşizmin, Türk Ceza Hukuku yönünden ise meşru siyasi iktidarın yargılanmasına gerekçe arayan 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra o gün iktidarda olanları yargılamak amacıyla kurulan Yüksek Adalet Divanı’nın eseridir." gerekçesi ile, bu tasarı kabul görmemiş, yasa metninde açıkça “cebir ve şiddet” unsuruna yer verilmiş, cebrin de fiziki/maddi cebir olduğu gerekçede açıklığa kavuşturularak, hatta cebir kavramının yanına şiddet eklenmek suretiyle maddi cebir vurgulanarak, özgürlükçü çağdaş demokratik hukuk devleti ilkelerine uygun düzenleme yapılmıştır.
Suçun İhmali Davranışla İşlenmesi:
Hukuk normları, ya yasaklayıcı norm ya da emredici norm olarak ortaya çıkarlar. Yasaklayıcı norm, belli bir hareketin yapılmasını yasaklar. Zira yasaklanan hareketin yapılması halinde bir hak ihlali söz konusu olacaktır. Ceza kanunlarındaki suçların çoğu yasaklayıcı normun ihlal edilmesiyle işlenmektedir. Yasaklayıcı normun ihlali ancak icraî bir hareketle gerçekleştirilebilir. Emredici norm ise, belli bir hareketin yapılmasını emreder. Bu hareket yapılmadığında bir hak ihlal edilmiş olacaktır. Bu nedenle ihmali suçlar cezayı gerektiren emredici normlara karşı gelmek suretiyle işlenebilir. Bu doğrultuda Ceza Kanunumuzun özel kısmında suçlar çeşitli şekillerde tasnif edilirken, ayrımlardan birisi de gerçekleştirilen hareketin şekline göredir. Bunlar icrai suç ve ihmali suç olarak ayrıma tabi tutulmuştur.
İhmal, Türkçe sözlükte; “gereken ilgiyi göstermeme, boşlama, savsaklama, savsama, önem vermeme” olarak, Osmanlıca-Türkçe büyük lügatta da “ehemmiyet vermemek, yapılması lazım işi sonraya bırakma, dikkatsizlik, başlayıp bırakmak, terk etmek” şeklinde açıklanmaktadır.
"İhmali ifade etmek üzere; olumsuz, menfi, negatif hareket; icrai ifade etmek üzere de olumlu, müspet, pozitif hareket terimlerine rastlanmaktadır" (Hakan Hakeri, Kasten Öldürme Suçları, 2006 baskı, s. 69)
Hukuksal yararlara saygı gösterilmesi gereği iki şekilde ihlal edilebilir. İlki, bir hukuki yarara tecavüz teşkil edilen bir hareketin yapılması, ikinci olarak da hukuki yararı koruyan hareketin yapılmaması suretiyle (Gössel, 323). Bununla beraber garantörsel ihmali suçları da bu ayrıma dahil ederek üçüncü bir ayrım yapılabilir. Nitekim icra ve ihmal ile işlenebilen suçların yanısıra hem icrai hem de ihmali hareketlerle işlenebilen suçlar da söz konusu olabilir. (Hakeri, age, s. 70)
İhmali suçlar iki gruba ayrılmaktadır. Birinci grup, gerçek ihmali suçlar olup “ihmali hareketin bizzat suç tipinde gösterildiği suçlardır.” Bu suçlarda tipiklik, kanunda tarif edilen belli bir emredici normun kasten yerine getirilmemesiyle gerçekleşir. İhmali davranışın sonucunda ayrıca bir neticenin meydana gelmesi bu suçların oluşması için zorunlu değildir. Gerçek olmayan ihmali suçlar ise “tipe uygun bir neticenin engellenmemesi suretiyle gerçekleştirilen suçlardır.” Fakat bunun için failin özel bir hukuki yükümlülük (garantörlük) altında bulunması gerekir. Ancak garantör olan bir kimse gerçek olmayan ihmali suçun faili olabileceğinden, bu suçlar gerçek özgü suçlardır. Ceza kanununda düzenlenen her suç, hem icrai hem de ihmali hareketle işlenebilir. Kural olarak icrai hareketle işlenebilen bir suçun ihmali hareketle de işlenebilmesine gerçek olmayan ihmali suç denmektedir. Keza bir suçun kanuni tanımında belli bir davranışta bulunma veya belli bir neticeye sebebiyet verme cezalandırılmaktadır. Gerçek olmayan ihmali suçlar, neticeli suçlardır. Bu suçlarda, mutlaka neticeyi önleme yönünden hukuki yükümlülük bulunması gereklidir.
Öğretide icrai hareketle işlenebilen bir suçun ihmali davranışla da işlenebildiğinin kabulü için, görünüşte ihmali suçlara ilişkin bir düzenlemenin genel hükümlere konulmasında zorunluluk olduğu görüşü şu gerekçe ile ileri sürülmüştür: "...icrai hareketle işlenen suçların hangi koşullarda ihmali hareketle de işlenebileceğinin, yani ihmalin icraya eşdeğerlik koşulunun kanunun genel hükümler kısmında yapılacak bir düzenleme ile belirlenmesi gerekirdi. Ancak yeni TCK'da ihmali hareketin icrai harekete eşdeğer sayılacağı haller belirli bazı suçlarda sınırlı olarak öngörülmüştür. Bunlar, kasten öldürme, kasten yaralama ve işkence suçlarıdır. Bunların dışında kalan suçların ihmali bir hareketle işlenmesi durumunda failin cezalandırılıp cezalandırılmayacağı hususu tartışmalı hale gelmiştir. Kanaatimizce kanunilik ilkesi açısından, görünüşte ihmali suçlara ilişkin bir düzenlemenin genel hükümlere konulmasında zorunluluk vardır. Mevcut düzenlemeye göre, ihmali hareketle işlenebileceği açıkça belirlenemeyen suçların ihmali hareketle işlenmesi mümkün değildir. Kanun koyucu sadece bu suçların kanuni tanımında açıkça ihmali hareketi icrai harekete eşdeğer gördüğünü belirtilmiştir. Dolayısıyla bunların dışında kalan suçların ihmali hareketle işlenebileceğini kabul etmek kanunilik ilkesine aykırı olabileceği gibi, kanun koyucunun iradesiyle de çelişecektir." (Koca-Üzülmez, TCK. Genel Hükümler, 9. baskı, s. 381-382; atfen, Öztürk/Erdem, kn. 171, 5237 sayılı TCK, s. 180; Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler. 12. basım, s. 145)
Gerçek olmayan ihmali suçların tamamlanabilmesi için tipe uygun neticenin meydana gelmesi gerekir. Ancak, netice de faile objektif olarak isnat edilebilmelidir. İcrai suçlarda objektif isnadiyet, failin neticeye sebebiyet vermesini gerektirmektedir. İhmali suçlarda da nedensellik bağı ve objektif isnadiyet sorumluluk için şarttır. Ancak, icrai suçlarda olduğu gibi netice hareketin fiziki bir sonucu olmasından ziyade, hukuken beklenen hareket yapılmış olsaydı tipe uygun neticenin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine bakılmalıdır. Başka bir deyişle, ihmali hareket olmasaydı, yani icrai bir hareket yapılsaydı netice meydana gelmeyecekti denilebiliyorsa, ihmali hareketle netice arasında nedensellik bağı vardır. Aksi taktirde ihmali hareketten doğan sorumluluğun sınırlarının aşırı şekilde genişletilmesi söz konusu olacaktır.
Sanığın eylemi/araç suç ile amaç suç arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığı sorunu;
Hiç kimse, kendi hareketinin neden olmadığı bir sonuçtan sorumlu tutulamaz. Bir neticeden dolayı sorumlu tutulabilmenin temelini, hareket ile netice arasındaki sebep-sonuç ilişkisini ifade eden nedensellik bağı oluşturur. Fail'in sorumluluğu bakımından, suçun kanuni tanımında hareketin yanı sıra neticeye yer verilmişse illiyet bağının bulunması zorunludur. Esasen illiyet bağı her neticeli suçta bulunması gereken doğal bir olay olmakla birlikte, doğa bilmi temelinde nedensellik, isnadiyet propleminin çözümünde sadece bir hareket noktası ve dış bir çerçeve oluşturabilir. Bir kimsenin davranışı nedensel olabilir ancak ona isnad edilmiyebilir, nedensel bağının varlığı failli tek başına sorumlu tutmak için yeterli değildir, ayrıca neticenin failede objektif olarak isnad edilebilmelidir.
Öğretide illiyet bağının tespitinde birçok teori ortaya atılmıştır. 765 sayılı Türk Ceza Kanununun uygulandığı dönemde genel olarak kabul gören ve uygun illiyet teorisini esas alan “karma uygunluk teorisi”ne göre; neticenin isnat edilebilirliği bakımından, nedensellik bağı gerekli fakat yeterli değildir. Neticenin sanığa isnat edilebilmesi için eyleminin, neticeyi meydana getirmeye uygun ve elverişli olmasının yanında, meydana gelen neticenin faile objektif olarak isnat edilebilmesi gereklidir. Objektif isnadiyetten bahsedebilmek için netice, “failin eseri olmalıdır.” Objektif isnadiyette, hareketin yapıldığı koşullara gidilir ve o anki somut koşullara göre üçüncü kişinin bilgi ve tecrübesine göre gerçekleştirilen hareketin söz konusu neticeyi oluşturmaya elverişli olup olmadığı belirlenir. Subjektif isnadiyet ise, failin iç durumu ile onun ile fiil arasındaki ilişkiyi ifade eder, failin, fiilini kast veya taksirle işleyip işlemediğinin araştırılmasını gerektirir. Failin kişisel bilgisi ve tecrübesi araştırılır, objektif ve subjektif bakımdan sonucu öngörebiliyorsa yani her iki değerlendirme uyumlu ise hem nedensellik bağı hem de kusurluluk meselesi çözülmüş olacaktır. Objektif değerlendirme ile sübjektif tasavvur birbiri ile uyumlu değil ise, eğer fail objektif olarak öngörülmeyen bir neticeyi öngörmüşse nedenselliğin varlığı kabul edilecek, objektif olarak öngörülen husus sanık tarafından öngörülmemiş hareket ile netice arasındaki öngörmeme durumunda sanığın kusuru mevcut ise fail neticeden sorumlu kabul edilecek, aksi halde neticenin tahmininde sanığın kusuru yoksa cezalandırma söz konusu olmayacaktır.
20. yüzyılın ikinci yarısında geliştirilen objektif isnadiyet teorisi, şart teorisini esas almakla birlikte, şart teorisinde olduğu gibi neticeye neden olan her hareketi eşit derecede görmez, netice bakımından etkin olan bazı hareketlerin faiile yüklenemeyeceği sonucuna ulaşır, keza neticeye sebebiyet veren her hareket eşit derecede değildir. Netice faile, ancak hareketin suçun konusu üzerinde hukuken tasvip edilmeyen önemli bir tehlike (veya risk) yaratması ve kendini tipik olarak neticede gerçekleştirmiş olması halinde objektif olarak yüklenebilir. Bir başka ifade ile fail, tipik neticeyi gerçekleştiren hukuken önemli bir tehlikeye ya da risk yaratmışsa , netice faile objektif olarak isnad edilebilir. Özet olarak, netice failin eseri olmalı,üçünçü kişinin veya rastlantının eseri olmamalıdır.
1.Hareket ile netice arasında nedensellik bağı bulunmalıdır.
2.Her türlü hayat tecrübesinin dışında kalan atipik bir gelişme olmamalıdır.
3.Fail olayın gelişimine egemen olabilmelidir.
4.Fail tarafından yaratılan tehlike tipte öngörülen neticede gerçekleşmiş olmalıdır.
5.Netice normun koruma alanının dışında olmamalıdır. Bu koşularının gerçekleşmesi durumunda illiyet bağının varlığı kabul edilecektir.
İlliyet bağının, örgütlü suçlar/terör örgütleri bağlamında değerlendirilmesine gelince; her halde suçun oluşması için, failin amaca yönelik işlediği vahim eylem/elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekir.
Kanun koyucu, TCK’nın 20/1 maddesinde yer alan “cezaların şahsiliği" ilkesini de gözeterek örgüt mensuplarının örgütteki konumu ve fiilinin niteliğine göre ayrı ayrı suç tanımlamaları yaparak ceza adaleti bakımından dengeli bir sorumluluk rejimi belirlemiştir.
Terör örgütlerinin her kademesindeki mensuplarının, hatta yardım edenlerinin bile, örgütün “devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozmak ya da anayasal düzenini ortadan kaldırmak" şeklindeki nihai amacını bildiklerinde şüphe olmadığı halde, örgüte yardım eden, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen, örgütün üyesi, yöneticisi veya kurucusu olanlar arasında hiçbir ayrım yapmaksızın her eylemin amaç suç olan TCK’nın 302 ve 309. maddelerinde düzenlenen suçlardan cezalandırılması gerekeceği gibi bir sonuca ulaşmak mümkün değildir. Yüksek Yargıtayın yerleşik uygulamaları da bu yöndedir.
İçtima sorunu:
Araç fiilin işlenmesine yönelik icra hareketi, hem araç suçun hem de tehlike suçu niteliğindeki amaç suçun icra hareketini oluşturduğundan sanık hukuki anlamda tek bir fiil ile kanunun birden fazla hükmünü ihlal etmekle, Türk Ceza Kanununun 44. maddesinin uygulanması gerekmekte ise de, TCK'nın 309/2. maddesindeki düzenleme, fikri içtima uygulanma kuralına istisna getirdiğinden, araç ve amaç suçlar yönünden her olayda kural olarak gerçek içtima hükümleri uygulanacaktır.
Türk Ceza Kanununun 311. maddesinin gerekçesi de gözetildiğinde bu suçun işlenmesi sırasında kasten öldürme, nitelikli yaralama veya kamu mallarına zarar verme gibi suçların işlenmesi halinde amaç suç yanında ayrıca bu suçlardan da cezaya hükmolunacaktır. Ancak, suçun unsuru olarak sayılan "cebir ve şiddet"in basit hallerinin işlendiği araç suçlar yönünden, cezalandırılan amaç suçla birlikte ayrıca mahkumiyet hükmü kurulamayacaktır.
Araç suçlar bakımından içtimaya ilişkin genel hükümlerin uygulanması mümkündür. Hukuki ve fiili kesintiye kadar gerçekleştirilen birden fazla araç suç için bir kez Anayasayı ihlal suçu oluşur.
Anayasayı ihlal suçunun, aynı anda yasama organına karşı ve hükûmete karşı suçla birlikte işlenmesi halinde her bir suçtan ayrı ayrı cezalandırma yoluna gidilip gidilemeyeceği hususuna gelince;
Türk Ceza Kanununun 311. maddesinin gerekçesinde; "Anayasayı ihlal suçu, Anayasa düzenine hakim olan ve sistemleri koruma amacını güderken; bu madde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluşturduğu üç güçten birini ve yasama gücünü oluşturan Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Anayasa kurallarına uygun bir biçimde görevlerini yerine getirilebilmesi yeteneğini korumaktadır. Anayasa düzenini ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirme veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önleme amacını gerçekleştirmek için Türkiye Büyük Millet Meclisine yönelen saldırılar, Anayasayı ihlal suçunu oluşturur. Bu madde kapsamında tanımlanan suç, bu amaçlar dışında Türkiye Büyük Millet Meclisinin Anayasaya uygun bir şekilde görevlerini yerine getirmesini engelleme hallerinde oluşacaktır." denilerek konuya yeterince açıklık getirilmiştir.
Bu nedenle, aynı hukuki değerleri koruyan ve kapsamı itibariyle eylemlerin haksızlık muhtevasını tamamen ortadan kaldıran Anayasayı ihlal suçunun tüm unsurlarıyla gerçekleştiği durumlarda sanıkların ayrıca, Türk Ceza Kanununun 311 ve 312. maddelerinde düzenlenen suçlardan cezalandırılmaları cihetine gidilemeyecektir.
765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemdeki uygulama ve doktrindeki görüşler de bu doğrultudadır. Örneğin “... fail anayasayı ihlal edecek fiilini ika ederken, parlementonun fonksiyonunu tecavüz teşkil edecek bir hukuka aykırı yolu geçmiş olursa, faile tek ceza mı yoksa iki fiilden dolayı mı ceza verilecektir. …Aynı şekilde askeri bir hükümet darbesi halinde parlementoyu fesh eden ve parlementer sisteme son veren hareket; Anayasayı ihlal etmiş ve Meclisin fonksiyonunu engellemiş olacaktır. Kanaatimizce bu durumda faile tek ceza vermek gereklidir. Zira fail parlementonun fonksiyonuna tecavüz ederken gaye olarak Anayasayı ihlali göz önünde bulundurmaktadır. Bu durumda parlementoya karşı fiil, Anayasaya karşı fiilin icrai hareketi olmaktadır. Anayasaya karşı fiilin cezalandırılması için icra hareketine başlanması kafi olduğuna göre, meclislere karşı bir fiilin belirli maksatla yapılması halinde, failin tamamlanmış bir suç varmış gibi Anayasayı ihlalden cezalandırılması icap edecektir. Bu durumda ortaya müterakki bir suç çıkmaktadır. ...Meclislere karşı fiil, Anayasayı ihlal suçunun icra hareketini teşkil etmesi yönünden faile tek ceza verilmesi gereklidir. Aynı sonucu icra organına karşı işlenebilen 147 ve 149. maddeler (5237 TCK 312, 313 m.) bakımından da varmak gereklidir.” (Özek, age, 1967 İst. bası, s. 160)
Anayasayı ihlal, hükûmete karşı suç, ve TBMM'ye karşı suçlar yönünden tipik eylemde hukuka aykırılık ve kusurluluğu etkileyen haller bağlamında hukuka aykırı ve fakat bağlayıcı bir emrin yerine getirilmesi sorunu:
TCK'nın 24. maddesinin 2, 3 ve 4. fıkralarında hukuka aykırı fakat bağlayıcı emrin yerine getirilmesi, kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep olarak düzenlenmiştir. Madde gerekçesinde işaret edildiği üzere hukuka aykırı olan ve emri verenin hukuki sorumluluğunu kaldırmayan bir emrin yerine getirilmesinin hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilmesi mümkün değil ise de Devlet tarafından yerine getirilen kamu hizmetinin yürütülmesinde amirin emrini yerine getirmek durumunda kalan ast yönünden bu durumun bir sorumsuzluk nedeni olarak kabul edilmesinde zaruret bulunmaktadır.
Kural olarak hukuka aykırı emre muhatap olan kamu görevlisinin bu emri denetlemesi, sorgulaması, hukuka aykırı olduğu kanaatinde ise amirin yazılı emri ve ısrarı olmadan yerine getirmemesi gerekir. Ancak Anayasının 137/3. maddesinde "Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunda gösterilen istisnaların saklı" olduğu belirtilerek, yapılan işin mahiyeti, kamu düzeni ve kamu güvenliği nedeniyle bazı istisnalara yer verildiği de görülmektedir. Muadil düzenleme TCK'nın 24/4. maddesinde de yer almaktadır.
Anayasanın 137/2. maddesinde konusu suç teşkil eden bir emrin yerine getirilmesi halinde sadece emri yerine getirenin sorumluluktan kurtulamayacağı belirtilmiş ise de böyle bir emri verenin sorumlu olacağı da muhakkaktır. Şayet emrin konusu suç teşkil ediyorsa Anayasanın 137/2 ve TCK'nun 24/3. maddeleri gereğince böyle bir emrin yerine getirilmesinden emri veren azmettiren, yerine getiren ise fail olarak sorumlu tutulacaktır. (Koca-Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, s. 331)
211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun ilgili hükümleri astı, üst ve amirlerine mutlak surette itaate mecbur tutmaktadır. Nitekim 211 sayılı Kanunun 14/1. maddesi, astı amirlerine, kanun ve nizamlarda gösterilen hallerde de üstlerine mutlak itaate mecbur kılmaktadır. Buna göre ast, askeri hizmete dair olduğuna bakmaksızın amirinden aldığı her emre mutlak surette itaat etmek zorundadır. Astın, verilen emrin hukuka uygunluğunu sorgulama ve değerlendirme yetkisi bulunmamaktadır. 211 sayılı Kanunun 14/2. maddesi gereğince verilen emir hukuka aykırı ise sorumluluk emri verene aittir.
Verilen emrin suç teşkil etmesi durumunda ise emri veren ve yerine getirenin sorumluluğu aynı Kanunun İştirak başlıklı 41/2. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre amirin emri suç teşkil ediyorsa ve ast, amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadı ihtiva eden bir fiile müteallik olduğunu biliyorsa hem emri veren hem de emri yerine getiren, sonuçtan iştirak hükümlerine göre sorumlu olacaktır.
Astın cezai sorumluluğu, ancak emrin hizmete müteallik olmaması, suç işlemek maksadıyla verilmesi ve bu maksadın ast tarafından bilinmesi halinde sözkonusu olabilecektir. (Koca-Üzülmez, age, s. 332)
Sonuç olarak; gerek Anayasanın 137/2, gerek TCK'nun 24/3 ve gerekse 211 sayılı Kanunun 41/3. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez, yerine getiren kimse de sorumluluktan kurtulamaz.
Ancak konusu suç teşkil eden emirlerin yerine getirilmesi bakımından hata hali ile de karşılaşılabilir. Bu durumun iki şekilde karşımıza çıkması mümkündür. Nitekim emri yerine getiren verilen emir üzerine işlediği fiilin haksızlık teşkil ettiğinin bilincinde olmayabilir ya da emrin yerine getirilmesinde öngörülen hukuka uygunluk sebeplerinin tüm şartlarının gerçekleştiğini düşünebilir. İlk halde TCK'nın 30/4. maddesinde yer alan haksızlık hatası, ikinci halde ise TCK'nın 30/1. maddesinde yer alan hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında hata sözkonusu olacaktır.
Hata (yanılma); Genel olarak kişinin tasavvuru zihinden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi, normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şey olduğundan farklı bir biçimde algılanması halinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi halinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası bir algılama hatası olduğu halde; yasak hatası bir değerlendirme hatasıdır. (Koca, Üzülmez TCK. Genel Hükümler-7. bası 239. sayfa)
Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır.
Suçun maddi unsurlarında (TCK.30/1), suçun nitelikli hallerinde (mad.30/2), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (mad.30/1-3) hata halleri kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (mad.30/3) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (mad.30/4) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir. (mad.27/1)
Yargıtay eski uygulamalarında haksızlık yanılgısını kast kapsamında ele alarak çözüm yoluna gitmiştir. (CGK. 24.12.1996, E:1996/8-286, K: 1996/296) Doktrin ve uygulamadaki bu görüş 2003 tarihli TCK. tasarısına da aynen yansıyarak "kanunun bağlayıcılığı" başlığını taşıyan 2. maddesi "ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz" şeklinde bir düzenleme ihtiva etmekteydi. Yine aynı etkiyle tasarıda "hata" başlığını taşıyan 23. maddesinde "fiili hata" ifadesi kullanılmıştır.
Suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı):
TCK'nın 30/1. maddesinde “suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlara ilişkin bilgisizliğin kastı ortadan kaldıracağı” belirtilmiştir. Unsur yanılgısının konusunu suçun maddi unsurları oluşturmaktadır. Unsur yanılgısı kastı ortadan kaldırdığına göre, böyle bir yanılgı ancak kastın kapsamında kalan konular hakkında olabilir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilinmesini gerektirdiğinden, maddi unsurların bilinmemesi halinde kasten işlenen bir haksızlıktan bahsedilemez.
Unsur yanılgısı, içerik itibariyle somut olayda suçun maddi unsurlarına ilişkin konulardaki bilgisizliği, eksik veya yanlış tasavvuru ifade etmektedir. Failin somut olaya ilişkin tasavvuru gerçekle bağdaşmamaktadır. Buna karşılık, suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlardan birisinin varlığı hakkında düşülen şüphe, emin olmama hali hata değildir. Aksine olası kastın veya bilinçli taksirin varlığını gösterir. (Koca, Üzülmez age.s.241)
Unsur yanılgısı; haksızlığa temel teşkil eden, haksızlığı tipikleştiren objektif unsurlarda, yani suçun maddi unsurlarında yanılgıdır. Bu durumda haksızlığın kasten işlendiğinden söz edilemez. Fiilin taksirle işlenmiş şekli suç olarak tanımlanmış ise fail ancak taksirli suçtan sorumlu olur. (Göktürk, Haksızlık Yanılgısının Ceza Sorumluluğuna Etkisi, Seçkin Yayınları, 2017 baskı)
Unsur yanılgısında kısacası, fail somut olayda ne yaptığının bilincinde değildir. Somut olayın gerçekleşme koşullarında yanılmaktadır. Failin iradesi suçun yasal tanımında yer alan unsurların gerçekleşmesine yönelik değildir. Esasen unsur yanılgısında kaçınabilirlik önemli değildir. Zira her iki halinde kastı bertaraf edici etkisi bulunmaktadır.
Unsur yanılgısının haksızlık yanılgısından farkı ise fail suçun yasal tanımında yer alan maddi unsurların somut olayda gerçekleştiğinin bilincindedir. Fail somut olayda ne yaptığını bilmekte, fakat davranışının hukuka aykırılığında yanılmaktadır. Bu nedenle haksızlık yanılgısının tipiklik üzerinde herhangi bir etkisi yoktur. Failin kastını ortadan kaldırmaz. Fiil kasten icra edilen haksızlık olma özelliğini muhafaza eder. Dolayısıyla unsur yanılgısından farklı olarak haksızlık yanılgısı, failin kastını bertaraf ederek taksirli işlenen suçtan sorumlu tutulması sonucunu doğurmaz. Fail somut olayda kasten hareket etmesine rağmen fiilin bir haksızlık teşkil ettiğini bilmeyebilir. Bu nedenle ne kastı ne de fiili bertaraf edici değildir. Sadece kusur üzerinde etkilidir. Haksızlık yanılgısı kaçınılmaz ise failin kasta dayalı kusuru tamamen ortadan kalkar ve faile kasten işlediği suçun cezası verilmez; buna karşılık yanılgı kaçınılabilir ise fail kasten işlediği suçtan sorumludur. Ancak, yanılgının kusur üzerindeki etkisine göre cezada indirim yapılması gerekmektedir. (Göktürk, age. s:76,77)
Suçun maddi unsurları içerisine; suçun konusu, fail, mağdur, fiil, netice ve nedensellik bağı girmektedir. Suçun oluşması için failin bu unsurları bilerek hareket etmesi şarttır. Bilgisizlik veya yanlış tasavvur, (unsur yanılgısı) failin kastını kaldırır.
Hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında hata:
Hukuka uygunluk hallerinin maddi şartlarında hatanın, kast kapsamında mı, yoksa kusur kapsamında mı değerlendirilmesi gerektiği doktrinde tartışmalı olup bu konuda birçok teori ortaya atılmış ise de, ceza kanunumuzdaki düzenleme katı kusur teorisine göre çözümlenmesi gerekmektedir.
TCK'nın 30/3. maddesinde; "ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ilişkin koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi bu hatasından yararlanır." denilerek, hukuka uygunluk nedenleri ile kusurluluğu etkileyen haller birlikte düzenlenmiştir. Hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarındaki hatayı bu kapsamda değerlendirmek gerekecektir. Madde metinde hatanın kaçınılmaz olması şartı aranmıştır.
Kaçınılmazlık, failin hataya düşmesindeki kişisel kusurun değerlendirilmesi ile ilgilidir. Failin, yaşı, mesleği, bilgisi, görgüsü, somut olaydaki durumu dikkate alınarak hatanın kaçınılmaz olup olmadığı bu değerlendirmede göz önünde bulundurulacaktır.
Hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın aşılması:
TCK'nın 27/1 maddesinde; kanunun hükmünü yerine getirme (m.24/1), meşru savunma (m.25/1), hakkın kullanılması (m.26/1) ve ilgilinin rızası (m.26/2) gibi hukuka uygunluk nedenlerinde, sınırın kast olmaksızın aşılması halinde sorumluluk statüsü belirlenmiştir. Kasten, sınırın aşılması halinde ceza sorumluluğu değişmeyecektir. Ancak sınırın aşılmasındaki yanılgı failin taksirinden ileri geliyorsa ve eylemin taksirle işlenmesi suç olarak cezalandırılabiliyorsa, taksirden dolayı sorumlu olacaktır. Buradaki yanılgı sadece kastı ortadan kaldıracaktır.
Astın konusu suç oluşturan emri haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşerek bu emri yerine getirmesi somut olay çerçevesinde, astın bilgi düzeyi, olayın özellikleri, tecrübe, rütbe ve konumu gibi olgular nazara alınarak TCK'nın 30/4 maddesi bağlamında değerlendirilmelidir.
Keza astın emrin askeri hizmet alanında verildiği, amirin yetkili olduğu ve zorunluluk teşkil ettiği hususlarında yanılgıya düşerek, konusu suç teşkil eden emri yerine getirmesi halinde yapılan değerlendirme neticesinde TCK'nın 30/1 maddesi gereğince kasten hareket etmediği neticesine varılabilir. (Prof. Dr. F. S. Mahmutoğlu-Av. S. Karadeniz TCK'nun Genel Hükümler Şerhi Syf.480-482)
İştirak sorunu:
a-Genel olarak suça iştirak:
“5237 sayılı Türk Ceza Kanununda suça iştirakte, faillik ve şeriklik ayırımı öngörülmüş, azmettirme ve yardım etme şeriklik kavramı içinde değerlendirilmiştir. TCK'nın 37. maddesindeki; "(1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur. (2) Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin cezası, üçte birden yarısına kadar artırılır" şeklindeki hüküm ile maddenin birinci fıkrasında müşterek faillik, ikinci fıkrasında ise dolaylı faillik düzenlenmiştir.
Kanunda suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak halinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK’nın 37/1. maddesinde düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır.
Öğretideki görüşler de dikkate alındığında müşterek faillik için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir:
1- Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır.
2- Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır.
Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı “fail” konumundadır. Müşterek faillik; suçun icrai hareketlerinin birlikte gerçekleştirilmesidir. Fiil üzerinde ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının, suçun işlenmesinde yaptıkları katkının, diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda da müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre her müşterek fail, suçun icrasına ilişkin etkin, fonksiyonel bir katkıda bulunmaktadır. Fiilin başarı ile tamamlanması açısından yapılan iş bölümü doğrultusunda bizzat fiili icra etmeyen diğer kişinin katkısı önemli bir fonksiyon icra etmişse, bu kişi de müşterek faildir.
Suçun işlenişine katkıda bulunanların müşterek fail sayılabilmesi için mutlaka suçun işlendiği yerde olması gerekli değildir. Olay mahallinde bulunmamakla birlikte uzaktan suçun birlikte işlenişini etkileyen önemli bir katkıda bulunulması halinde müşterek faillik söz konusu olur. Uzak bir pozisyondan olay yerinde etkili bir konumda olan fail telefon ve telsiz gibi iletişim araçlarıyla koordine eden veya suçun işlenişi anında telefonla talimat veren kişi de bizzat müşterek faildir (Roxin, 2 s. 25, kn 200 Atfen, Koca -Üzülmez age. 440 syf; Özgenç, Gazi şerhi, genel hükümler, 3. baskı, s.493).
Suçun icrası açısından müstakil bir fonksiyonu olmayan bir katkı müşterek faillik için yeterli değildir. Suçun işlenişine bulunulan katkı hazırlık hareketlerinden ibaretse, suç üzerinde müşterek hakimiyet kurulduğundan bahsedilemez, bu durumda suça yardım eden olarak katılmak söz konusu olacaktır. (Özgenç, age, s. 499)
765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemde de suça asli iştirak ve fer-i iştirak ayrımındaki kiriterler Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Ceza Dairelerinin kararlarına konu teşkil etmiştir. Benzer nitelikteki bazı kararlarda; "suça asli olarak iştirak etmek ile fer'i şekilde katılma arasındaki kriterler belirlenirken; suçu doğrudan doğruya beraber işleyenlerle, fer'i maddi faillerin durumları sıksık birbirine karıştırılmaktadır. Esas itibariyle suçu doğrudan doğruya birlikte işleyen faillerin hareketleri ne suçun unsuru, ne de şiddet sebebi olmayıp fer'i niteliktedirler. Fakat maddi şekilleri, suçun icrası ile aynı oluşları ve suçun icrasında birinci derecede etkili bulunuşları nedeniyle bu hareketleri gerçekleştirenler asli fail olarak kabul edilmişlerdir. Fer'i iştirakte ise suça ikinci derece katılma söz konusu olup, asli maddi failin suç teşkil eden hareketleri ile yardımcısı durumundaki fer'i failin hareketleri arasında bir bağlantı vardır." (CGK, 23.11.1981 gün ve 214-385 sayılı kararı)
"Fer'i faillik halleri yasa metninde tek tek sayılmıştır. Yasaya göre, suçun işlenmesinde asli maddi faile vasıta tedarik etmek ve suçun işlenmesini kolaylaştırıcı yardımda bulunmak fer'i fail olarak cezalandırılmayı gerektirmektedir. Bu anlamda destekleme (müzaharet) ve yardım (muavenet) suçun icrasını kolaylaştırıcı hareketler yapmak şeklinde anlaşılmalıdır. Yeni yapılan düzenleme ile suçun işlenmesini sağlayan hareket üzerinde hakimiyet kuran herkes fail sayılabilecektir. Hareket üzerinde hakimiyet kurmak birlikte irtikap etme şeklinde gerçekleşebileceği gibi zımni veya açık bir işbölümüne dayalı olarak hareketi birlikte gerçekleştirmeyi de kapsayabilir. Fakat bir başkasının bu hakereti yapması için gereken ortamı hazırlayanlardan herbirisi de fail sayılabilecektir." (CGK 20.01.2009 gün 1/232-2 sayılı kararı)
"Fiil üzerinde ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının saptanmasında suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem gözönünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının suçun işlenmesinde yaptıkları katkının, diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda müşterek faillik söz konusu olacaktır. Buna göre, her müşterek fail suçun icrasına ilişkin etkin, fonksiyonel bir katkıda bulunmaktadır." (CGK 10.05.2011 gün ve 1/59-85 sayılı kararı)
Suça iştirak şekillerinden olan faillik ile yardım etme şeklinde gerçekleşen şeriklik arasındaki önemli farklardan birisi de, suç işlenmezden önce alınan birlikte suç işleme kararı önem arz etmektedir. "Mağdur ...'nın cep telefonlarını yağmalama eylemleri sırasında mağdura yönelik herhangi bir davranışta bulunmamaları ve olay öncesinde yağma suçunu işleme konusunda aralarında anlaştıkları yolunda bir kanıtın olmaması karşısında birlikte suç işleme kararının olmaması ve fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulmaması nedeniyle sanıkların TCK'nın 37/1. maddesi kapsamında müşterek fail olarak kabulü olanaklı değildir... Ancak suçu icra eden sanıkların yanlarında bulunmaları, yağma eylemini gerçekleştiren sanıkların bu eylemlerine taraftar olmadıklarını gösterecek şekilde engelleyici bir söz söylememeleri ve bu yönde bir davranışta bulunmamaları, aksine olayın başından itibaren sanıkların yanında yer almaları gözönüne alındığında suçun işlenmesinden önce ve işlenmesi sırasında suçun icrasını kolaylaştırmak suretiyle yardım ettiklerinden TCK'nın 39/2-c. maddesi gereğince sorumlu tutulmaları gereklidir." (CGK 17.05.2011 gün, 6/76-100 sayılı Kararı)
"Yardım etme" ise 5237 sayılı TCK'nın 39. maddesinde; "(1) Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez.
(2) Aşağıdaki hâllerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur:
aa-Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek.
bb-Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak.
cc-Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak" şeklinde, seçimli hareketlere yer verilmiştir.
Bağlılık kuralı da aynı Kanunun 40. maddesinde;
"(1) Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır.
(2) Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur.
(3) Suça iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmek için ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir" biçiminde düzenlenmiştir.
Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına “şerik” denilmekte olup, 5237 sayılı TCK’da şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden 5237 sayılı Kanunun 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır.
TCK'nın 39/2. maddesindeki düzenlemeye göre, yardım etme; maddi yardım ve manevi yardım olarak ikiye ayrılmaktadır.
1- Bir suçun işlenmesine maddi yardımda bulunma çok çeşitli şekillerde ortaya çıkmakla birlikte anılan maddede maddi yardım;
aa)Suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek,
bb)Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak olarak sayılmış,
2- Manevi yardım ise;
aa)Suç işlemeye teşvik etmek,
bb)Suç işleme kararını kuvvetlendirmek,
cc)Suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vaad etmek,
dd)Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek şeklinde belirtilmiştir.
Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin belirlenmesi için, eylemin bir aşamasındaki durumu değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira "yardım etme" yi müşterek faillikten ayıran en önemli unsur, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hakimiyetinin bulunmamasıdır. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2014/l-558-480 sayılı kararı).
Örgütlü Suçlarda İştirak:
Örgüt kurma suçu çok failli bir suçtur. Suçun oluşumu için en az üç kişinin bir araya gelmesi zorunludur.
Suça iştirakten bahsedebilmek için de birden fazla kişiye ihtiyaç vardır. Bir suçun icrasına iştirak eden suç ortaklarının, suçun işlenişine bulundukları katkılar göz önünde bulundurularak sorumluluk statüleri belirlenir.
Örgüt kurma suçunun iştirakten farkı, örgütün devamlılığı ve belirlenmemiş sayıda suç işlemek amacıyla bir birleşmenin söz konusu olmasıdır. Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her fail diğerlerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır.
TCK’nın 220/5. maddesinde “Örgüt yöneticileri, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır.” denilerek örgüt yöneticileri hakkında özel faillik düzenlemesi ile TCK’nın 20. maddesindeki “ceza sorumluluğunun şahsiliği” ve faillik bakımından “fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurma” ilkelerine istisna getirilmiştir.
Faillik, birlikte suç işleme kararı yanında, fiil üzerinde ortak hakimiyet kurmayı da gerektirir. Zira örgütlü suçlarda nihai amaçta birleşme nedeniyle birlikte suç işleme kararının varlığı kabul edilse dahi fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurulmadığından, gerçekleşen suçlar bakımından örgüt yöneticileri dışında kalan örgüt mensuplarının, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen her suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulamayacağında tereddüt yoktur.
TCK'nın 39. maddesinde düzenlenen suça iştirak kapsamındaki yardım etme ile aynı Kanunun 220/7. maddesinde tanımlanan örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek eylemleri nitelik itibariyle birbirlerinden farklıdır. Sanığın örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenecek somut bir suça dair kasta dayanan ve yardım teşkil eden eyleminin, hem yardım edilen suç bakımından şeriklik kapsamında hem de şartları varsa amaç suç yönünden faillik kapsamında değerlendirilmesi gerekirken somut bir olaya dayanmayan ancak örgüt faaliyeti kapsamında kullanılmak/değerlendirilmek üzere gerçekleştirilen yardımların TCK’nın 220/7. maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı gözetilmelidir.
Anayasayı ihlal, Hükûmete karşı suç ve TBMM’ye karşı suçlar yönünden iştirak sorunu:
Suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında Türk Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlal suçu yönünden iştirakin her şeklinin uygulanması mümkündür. (Eren Toroslu, Özel Hükümler, s. 74; Hafızoğulları, Türk Ceza Kanununun 302. maddesi, s. 559; Kangal s. 55; Akdoğan s. 31; Gözübüyük, s. 10; Yard. Doç. Dr. Namık Kemal Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 200) Yüksek Yargıtayın istikrar kazanmış uygulamalarına göre ise (Yargıtay CGK'nın 10.12.1990 tarih ve 9-301/329 sayılı kararı, Yargıtay 9. CD'nin 24.03.2011 tarih ve 869-187, 15.07.2009 tarih ve 2008/21722, 2009/8587, 1999/1673, 2000/345 sayılı kararları) elverişli nitelikteki belirli bir araç fiilin işlenişine katkı sunmakla birlikte, sunduğu katkı tek başına vahamet arz etmiyorsa ve fail, fiilin işlenişi üzerinde müşterek hakimiyet kurmamışsa niceliği ve niteliği itibariyle bu gibi suçlarda fer'i iştirak hükümlerinin uygulanması mümkün olmadığından, failin sorumluluğunun TCK'nın 309. maddesine yardım etmek olarak değil ve fakat konumu, eylemin niteliği ve delil durumu itibariyle TCK'nın 314/2 ya da 220/6 veya 220/7 maddesi delaletiyle 314/2 veya 315. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Mensup olduğu örgütle kurduğu bağ nedeniyle örgütsel faaliyet kapsamında işlenen anayasayı ihlal suçuna ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan haberdar olmak suretiyle darbeye teşebbüs suçunu sevk ve idare edenler tarafından verilen emirleri /görevleri kabullenerek ülke çapındaki icra hareketleriyle illi bir değer taşıyan icra hareketlerini gerçekleştirenlerden ya da görev paylaşımı bağlamında henüz sırası gelmemiş icra hareketleri için gerekli hazırlıkları yapanların (Özgenç İ, age, s. 332) bu suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulmaları gerekmektedir.
5237 sayılı TCK'nın 220/5. maddesi gerekçesi ile birlikte değerlendirildiğinde, yönettiği örgütün gücünden yararlanarak talimat alanın iradesi üzerinde hakimiyet kuran yöneticinin, serbest iradesi ile hareket etmeyen ve bir suç örgütü mensubu olarak suç işleme kararının varlığının kabulünde zorunluluk bulunan fail arasında azmettiren-azmettirilen ilişkisinden bahsetme imkanı da bulunmamaktadır. Kanunun kabul ettiği sistemde, yöneticinin örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlardan dolaylı fail olarak sorumlu tutulduğu görülmektedir.
Müşterek faillik ile TCK'nın 39/2-c maddesinde düzenlenen, suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak şeklinde ortaya çıkan şerikliğin, her olayın özelliğine göre; suçun işlenişine bulunulan katkının arzettiği önem, zaruret göz önünde bulundurularak hakim tarafından ayırt edileceği kabul edilmektedir. Müşterek faillikte/fiil hakimiyetinde, fiilin icrası veya akim kalması müşterek faillerden her birisinin elinde bulunmaktadır. Yardım eden şerik suçun icrasını failin inisiyatifine havale etmektedir. (Özgenç İ, Suç örgütleri, s. 332; Türk Ceza Hukuku s. 490)
Türk Ceza Kanununun 309. maddesinde düzenlenen suça iştirakten bahsedebilmek için sadece araç fiil/suç bakımından değil, ayrıca, amaç suç bakımından da iştirak iradesinin varlığı aranmalıdır.
Bir kişinin maddede belirtilen amaçlara yönelik bir örgütün kurucusu ya da üyesi olması, tek başına TCK'nın 309. maddesindeki suça iştirak ettiği anlamına gelmez. (Özek, Silahlı Çete, s. 366-374; Akbulut, Ülke Bölücülüğü, s. 130) Bu fiiller, TCK'nın 314. maddesinde bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir. Bu sıfatları haiz kişilerin TCK'nın 309. maddesindeki suça iştirakten sorumlu tutulabilmeleri için; örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli nitelikteki belirli bir araç fiil bakımından, hem iştirak iradelerini ortaya koymaları hem de maddi veya manevi nitelikte nedensel bir katkıda bulunmaları gerekmektedir. Bu kişilerin maddede sayılan amaçları gerçekleştirmek için salt bir örgütün çatısı altında bir araya gelmeleri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen araç suçlara da iştirak etmiş sayılmaları anlamına gelmeyecektir. (Yard. Doç. Dr. Namık Kemal Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 202)
Suça iştiraktan söz edebilmek için amaca yönelik bir fiil işleme hususunda iştirak iradelerini ortaya koyan kişilerin hepsinin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olması da gerekmez.
Fiilin işleneceği konusundaki bilginin iştirak bakımından önemi yoktur. 1960 darbesi sonrasında 20-21 Mayıs olayları ile ilgili yapılan yargılamalarda; Mamak 1 nolu Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 963/1 sayılı 5 Eylül 1963 tarihli kararı ile faillerin bir kısmı, ihtilal müteşebbislerinin bu konudaki hareketlerini bilmesi ve hazırlık hareketlerine katılması nedeniyle sorumlu tutulmuşlardır. Diğer bir deyişle failin, fiilin ika edileceği konusundaki bilgisi, iştirak iradesinin mevcudiyeti, fiile iştirak ettiğinin delili sayılmıştır. Bu karar temyiz edilmekle Askeri Yargıtay Dava Daireleri Kurulunun 15 Ocak 1964 tarih ve 1963/2548 E, 1964/1 sayılı kararı ile “icra hareketi ile iştirak mefhumunun birbirine karıştırıldığı” gerekçesi ile bozulmuştur. Doktrinde de aynı görüş savunulmuştur. Failin fiil hakkındaki bilgisi iştirak iradesini sağlamaya yeterli değildir. Olsa olsa bildiğini ihbar etmemekten doğan sorumluluk veya hazırlık hareketlerine katılma nedeniyle (mülga 765 sayılı) TCK 168 ve 171. maddelerindeki (5237 sayılı TCK'nın 314, 316. maddelerindeki) suçlar tahakkuk edebilir. (Özek, age, s. 172)
Bu Yaklaşımlar Işığında İlk Derece Ve Bölge Adliye Mahkemesince de Kabul Edildiği Şekliyle Somut Olay İrdelendiğinde;
15 Temmuz 2016 günü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askerî personel tarafından savaş uçakları dâhil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, darbe girişimine karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250 'den fazla kişi şehit edilmiş, 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır.
1.Olay: ... ilinde bulunan 2. Ordu karargahında görevli sanık yüzbaşı ...’in, sanıklar Kurmay Albay ... ve Tuğgeneral ... tarafından saat 21.00 sıralarında kışlanın 2 nolu nizamiyesinde görevlendirilmesiyle darbe eylemine başlanılmıştır. O gün itibariyle kışla komutanı olan sanık üsteğmen ... “silahlı kuvvetlerin yönetime el koyduğunu bildiren’’ sanık ...’in emrine girmiş, ... nizamiyeden giriş çıkışları yasaklamış, bir terör saldırısı ihtimalinden bahsederek kışla servisi ve bir kısım tanık ve sanıkları da kışlaya almamıştır.
Darbe girişiminin başlayacağından haberdar olan ve sözde sıkıyönetim direktifini bekleyen sanıklar Kurmay Albay ..., Tuğgeneral ... ve Tuğgeneral ...’ın göreve yeni başlayan Kara Havacılık Alay Komutanı Albay ...’i ziyaret ettikten sonra karargaha geri döndükleri ve o gün itibariyle görevini devreden eski kara havacılık alay komutanı sanık Kurmay Albay ...’ın da bir süre karargah harekat merkezinde bulunduktan sonra karargahtan ayrıldığı anlaşılmıştır. Ordu Harekat Merkezinde görevli sanık Kurmay Albay ...’un ısrarla Genelkurmay Başkanlığından gelecek emri sorduğu saatte 2. Ordu Komutanı sanık Orgeneral ... ve kurmay başkanı sanık Tümgeneral ... mesaiyi terk etmiş olup konutlarında bulunmaktadır.
22.40’da Ordu Harekat Merkezine gelen sözde sıkıyönetim direktifi sanık Kurmay Albay ... tarafından kurmay başkan yardımcısı ...’ye iletilmiştir. Sanıklar ..., ... ve ... yanlarına emir astsubayları ve icra subayı Binbaşı ... olduğu halde saat 23.00 sıralarında yasadışı emri konutunun önünde sanık Orgeneral ...’ye arz etmişlerdir. Emirdeki imzaların yetkisiz olduğunu belirten sanık ... karargaha gitme emri vermiş, emir subayı Binbaşı ... ve emir astsubayı Başçavuş ...’la beraber 23.25’te Ordu Karargahına gelmişlerdir.
Bu esnada evi sanık Binbaşı ... ve bir kısım asker tarafından kuşatılmış bulunan ve bu sanık tarafından ölümle tehdit edilen sanık Tümgeneral ... evine hapsedilmiştir.
Sözde sıkıyönetim direktifinde, ... 2. Ordu Komutanlığı görevine devam edeceği, Kurmay başkanı tümgeneral ...’un... ili sıkıyönetim komutanı olarak görevlendirildiği yer almıştır.
Karargaha intikal sonrası sanık ...’nin üç ana ast birlik komutanı olan... Asayiş Kolordu Komutanı,... Kolordu Komutanı ve ...Mekanize Piyade Tümen Komutanlarına, birliklerine sahip olmaları, emir komuta zincirini bozmamaları yönünde emirler verdiği, 23.50’de görüştüğü Malatya Valisine darbe girişimine karşı devletin yanında olduğunu bildirdiği, evinde esir tutulan Kurmay Başkanı sanık ...’un karargaha gelmesinin sağlanmasını sanık ...’ye emrettiği anlaşılmaktadır. Saat 00.04’de ... karargaha gelmiştir. Darbe girişimini yönettiği anlaşılan sanık ...’nin, sanık ...’ye "başlarına geçerlerse mutlu olacakları" yönündeki teklifine karşılık sanık ... tarafından "Ordu komutanı olarak zaten başınızdayım, siz kimden emir alıyorsunuz?" şeklinde cevap verdiği, emir subayı ... ve üç silahlı emir astsubayı Başçavuşlar ..., ... ve ... komutanın odasının önünde silahlı nöbete başladıkları, gece boyu darbecilerin ordu komutanının odasına silahla girmesini engellemeye çalıştıkları anlaşılmaktadır.
00.20’de sanık ..., sanıklar ... ve ... vasıtasıyla, Kara Havacılık Alayında sanık ...’ın Alay Komutanlığına devam edeceği ve insanlı keşif uçağının uçuşa hazırlanması yönünde iki yazılı emir gönderilmiştir. Kurmay Başkanının emriyle karargaha gelen sanıklar Binbaşı ... ve Yarbay ..., sanık ...’nin komutanı ...’ya götürmemiz lazım dediğini duymuş ve sanık ... izinde bulunan komutanı...’e komutanı ...’ya kaçıracaklar şeklinde mesaj göndermiştir. Darbecilerin İnsanlı Keşif Uçağı talebinin amacının ordu komutanını ...’ya götürmek olduğu anlaşılmaktadır.
00.45’de darbeciler ve sanık ... ordu komutanının odasından çıkmışlar ve ... sanık Yarbay ...’tan birliğin emir komutasını devralmasını emretmiştir, sanık ... ise nizamiyede karargah destek komutanlığında görevli bulunmayan sanık ...’in bulunduğunu ve emirlerini dinlemediğini bildirir. Sanık ...’un ısrarlı ve sert şekilde ...’ye nizamiyede bulunan sanık ...’i kastederek Adamını Çek şeklinde verdiği emre karşılık, sanık ...’nin silahını çekerek ...’a doğrulttuğu, ...’un emir astsubayı ... tarafından koluna girilerek komutanın odasına götürüldüğü görüntüler ve beyanlardan anlaşılmaktadır. Darbeciler sanıklar ... ve ...’yu da önce kelepçelemiş, sonradan kelepçeleri açmış ancak gözaltında tutmaya devam etmişlerdir.
2. Ordu Komutanı sanık ... ve kurmay başkanı sanık ...’un iletişimleri darbeciler tarafından kısmen kesilmiştir,...Mekanize Tümen Komutanı Tümgeneral ... ordu komutanına ulaşamadığını beyan etmektedir. Yine Vali komutanla toplantı bahanesiyle görüştürülmemektedir. Kara Havacılık Komutanı ... İKU talebini yerine getirmemiş ve bu talebi takip etmek amacıyla alaya gelen ...’e oyalayıcı cevaplar verilmiştir. Sanık ... tarafından sanık ...’a silah çekildiğini görerek komuta katından uzaklaşan karargah nöbetçi subayı ... dışarıda görüştüğü subayları bilgilendirmiş, Merkez Komutanı Albay ...’de durumdan haberdar edilmiştir. Bu tanık İl Jandarma Alay Komutanı tanık Yarbay ...’a karargahtaki durumu aktarmıştır. Kurmay Başkanı da görüştüğü kişilere kendisine silah çekilerek ordu komutanının odasında kalmaya mecbur bırakıldığını ifade etmiştir. Aramaları ısrarla bağlanmayan İl Valisi operasyon yapılacağı tehdidiyle sonunda sanık ...’yle telefonda görüşmeyi başarmış, görüşmede, sanık ..., Valiye darbe girişimine katılan kişiler ve eylemlerinden bahsetmeyerek küçük bir pürüz bulunduğundan söz etmiştir. Jandarma Alay Komutanının aktarımları ve görüşmede yaşadığı zorluk nedeniyle darbe girişiminin gerçek boyutunun gizlendiğini düşünen ve halkın 2. Ordu’nun niçin açıklama yapmadığını sorgulayan tavrını, 2. ordunun devletten yana olduğunu belirterek yatıştırmaya çalışan Vali, durumu yerinde görmek için Ordu Karargahına doğru hareket etmiştir..
02.56’da Ordu Komutanının darbe girişimine karşı yazılı açıklaması Valiye ulaşmış ve akabinde ... Ajansı tarafından yayınlanmıştır. Sanık yüzbaşı ..., Komutanla görüşmek isteyen İl Valisine izin vermeyerek, konuşma esnasında mevzi al şeklinde bağırmış, Vali ve beraberindekiler nizamiyeden uzaklaştırılmıştır. ... ayrıca jandarmaya ait üç aracın lastiklerini ateş açarak patlatmıştır. Ordu Komutanı kendisini canlı yayına almak isteyen iki TV kanalına zaten bir açıklama yaptığı gerekçesiyle olumlu yanıt vermemiştir. Darbeci ... Ordu komutanının hatlarının kesilmesini emretse de, muhabere şube, Kurmay Başkanının emriyle hatları kesmemiş ve Komutanın iletişimini açık bırakmıştır.
03.00’den sonra sanık ... aldığı tutumdan memnun olmadığı sanık ...’ye emirlerine uymayacağını söyleyerek silah çekmiş, bunun üzerine emir subayı ... ...’nin silahını almış, akabinde ...’nin silahını da aldıktan sonra odadan dışarı çıkarak komutanın hatlarını kesmeye çalışan ...’ın silahını da boğuşma sırasında yardıma çağırdığı ... almıştır. Silahları alınan darbeciler suçun icrai hareketlerine katılan diğer arkadaşlarını da ikna edeceklerini belirterek komuta katından ayrılmışlardır. Kurmay başkanının emriyle sanık ...’ın da kelepçe aramaya başladığı anlaşılmaktadır.
04.00’e doğru sanık ... ve diğer sanıkların karşı çıkması sonucu darbeciler teslim olmaktan vazgeçmişler ve yeniden silahlanarak komuta katına bu kez sanık Binbaşı ...‘yle birlikte geri dönmüşlerdir. Kat girişi silahlandırılmış askerlerle kapatılmıştır. Koğuşlara girerek askerleri uyandıran darbecilerden Üsteğmen ... ve Binbaşı ... silahlandırdıkları askerleri nizamiye bölgesine konuşlandırmışlardır. Erlerin kontrolünü ele geçiren darbeciler saat 04.00 itibariyle nöbetçi heyetten hiçbir direniş görmeden, tüm kışlanın kontrolünü ele geçirerek aldıkları çatışma ve direniş kararını uygulama aşamasına geçmişlerdir. Sanıklar ... ve ... ise darbeciler ve emir astsubayı ... tarafından kelepçelenerek sanık ...’ün odasına götürülmüş ve Binbaşı ...’ün kontrolü altına bırakılmışlardır.
05.00’den sonra kışlayı kuşatan polis ve jandarma ile darbeciler ve kontrol altında tuttukları askerler arasında çatışma başlamıştır. İletişimi açık olan sanık ... ve emir subayı ... güvenlik güçlerinin operasyon yapmamasını istemiş, ... ordu komutanının şehit olacağını söyleyerek operasyona karşı çıkmıştır. İl Jandarma Alay Komutan vekili ...’da ilk anda erlerin zarar görmesini istemediğinden yalnızca kalkışmacı ...’e nişan alarak ateş etmiş ve onu vurmuştur.
Yine darbeciler emirlerini yerine getirmeyen 1 nolu nizamiyede nöbetçi olan Astsubay ...’ı da kelepçeleyerek ...’ün odasına almışlardır. 07.00 sıralarında kurmay başkanı ... karargahta izleme biriminde görev yapan astsubay ...’ndan karargahta kimin bulunduğunu bir kağıda yazarak kendisine getirmesini istemiştir. Hazırladığı listeyi kurmay başkanına götürmek üzere komuta katına gelen ..., sanık ... tarafından sorgulanıp akabinde kelepçelenerek yine ...’ün odasına götürülmüştür. Bu olaydan hemen sonra sanık ... sanık ... tarafından “kendilerine karşı çalıştığı” gerekçesiyle silahla tehdit edilerek komutanın odasından çıkartılıp kelepçelenerek, ...’ın refakatinde şeref salonuna kapatılmıştır.
Saat 08.00’den sonra darbeci subay Binbaşı... açılan ateş sonucu öldürülmüştür. ...’nin çağrısı üzerine istihkam alayından çıkarak gelen ...’den biri kışlanın duvarını yıkarak içeri girmeye çalışsa da başarılı olamamış ve duvarda asılı kalmıştır, sanık Yarbay ... ...’den polis ve jandarmaya ateş açmıştır, kışlaya girmek isterken darbecilerin emri ile hareket eden ve kışlaya giren kişilere ateş edilmesi emri alan erler tarafından bacaklarından vurularak yaralanmıştır. Bu olay üzerine Vali, Ordu Komutanına kendilerini oyaladığını belirterek operasyon başlatacağını söylemiş, Ordu komutanı ise Vali ve akabinde görüştüğü Cumhuriyet Başsavcısına operasyon yapılmamasını, darbecileri ikna edeceğini bildirmiştir. ...’in yaralı halde karargah binasına çekilmesi sonucu kışla içindeki askerler de teslim olmaya başlamışlar, darbe girişiminde yer alan ... yaralı olarak yakalanmış, sanık ... da teslim olmuştur. Karargah binasının içine girmeye yönelik bir operasyonun yapılmadığı anlaşılmaktadır. Çatışmalar sonucunda ... isimli vatandaş, sanık ... tarafından karnından vurularak, iki er de kollarından vurularak yaralanmıştır. Yine darbeci ...’de yaralı halde teslim olmuştur. İcra subayı ...’ün odasında bulunanlar ve sanık ... ise ordu komutanının korumaları tarafından serbest bırakılmıştır.
09.38’de sanık Orgeneral ..., Genelkurmay Başkanı Orgeneral ... ile görüşmüştür, ... sanıktan, darbecilerin teslim olmalarını söylemesini istemiştir. Darbeciler, ateşin kesilmesi şartıyla teslim olacaklarını bildirmişlerdir. Ordu komutanının ateşin kesilmesi yönündeki girişimlerinden sonra Saat 12.00 sıralarında ..., ..., ..., ... ve ...’nin ..., ... ve komutanlık korumaları ..., ... ve ... tarafından polise teslim edilmiştir. Daha sonra sıkıyönetim direktifinde isimleri geçen 2. Ordu Komutanı ... ile kurmay başkan ...’da gözaltına alınmışlardır.
Yukarıda açıklanan oluşa göre... Ordu Karargahında sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’nın, Ülke genelinde gerçekleştirilen anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşşebüs eylemininin icrai hareketlerini diğer darbecilerle birlikte, suç işleme kararı ve işbölümü çerçevesinde birlikte gerçekleştirdikleri tüm dosya kapsamından anlaşılmakla, bu suçtan mahkumiyetlerine;
Sanıklar ... ve ...’nun bu suça iştirak ettiklerine dair delil elde edilmediğinden beraatlerine;
İlişkin karar, usul ve yasaya uygun bulunmuştur.
Sanık ...’un hukuki durumu incelendiğinde;
Dairemizin 2018/2858 esas, 2018/3698 sayılı kararında da açıklandığı üzere; darbecilerce hazırlanan sıkıyönetim görevlendirme listesinde il sıkıyönetim komutanı olarak gösterilmiş olmasına rağmen, verilen görevi kabullenmediğini dış aleme yansıyan davranışları ile gösteren, kendileri ile birlikte hareket etmeyeceğini düşünen darbeciler tarafından darbe girişiminin henüz başında konutu kuşatılarak ölümle tehdit edilmiş olması, karargaha geldikten sonra darbe karşıtı emirler verip darbecilere karşı koyduğu için sabaha karşı da yine silahla tehdit edilip kelepçelenmiş olması hususları dikkate alındığında, sanığın görevlendirme listesinde isminin yer almasının tek başına darbe girişimini önceden bildiğini ve darbeye iştirak ettiğini göstermeyeceği gibi, darbe girişiminin emir komuta zinciri içinde gerçekleştirildiği izlenimi vermeye çalışan FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün bu yolla darbeye yönelik ordu içi ve dışındaki unsurların direncini kırmayı amaçlamış olabileceği anlaşıldığından sanığın beraatine karar veren mahkemenin kabul ve takdirinde isabetsizlik görülmemiştir.
Sanık ...’nin hukuki durumu incelendiğinde;
Mahkeme gerekçesinde, ‘’sanığın Emir Subayı Binbaşı ...'nın darbe teşebbüsünde aktif rol oynayan kişileri öldürmeyi teklif etttiği, ancak sanığın ilk kurşunu atanların kendilerinin olmayacağını, sorunu kansız biçimde çözeceklerini söyleyerek ateş edilmesi için emir vermediği, darbe teşebbüsünde aktif rol oynayan 2 Tuğgeneral ve 1 Albayın sanığın odasına silahlı girmeye çalışmaları üzerine, Emir Subayı ... tarafından silahlarının alındığı, bu aşamada darbe teşebbüsünde aktif rol oynayan bu kişilerin kolaylıkla etkisiz hale getirilme imkanı bulunmasına rağmen, sanığın bu doğrultuda emir vermediği, bu kişileri darbeci diğer subayları ikna etmek üzere Nizamiye bölgesine gönderdiği, bu zaman diliminde ...Valisi'nin .... Ordu bölgesinde bir sorun olup olmadığını sormasına rağmen darbe teşebbüsü içinde olduğu anlaşılan kişilerin ismini bildirmeyerek ufak sorunlar olduğunu söyleyip basit bir problem varmış gibi lanse ettiği, zamanın... Jandarma Asayiş Komutanı ...'in sanık ile telefonla görüştüğü, "Komutanım hiyerarşiyi bozmayalım, darbe karşıtı bildiri yayınlayalım" dediği, sanığın bunu kabul etmesine rağmen zamanında bu bildiriyi yayınlamadığı, bu şekilde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olmamasına rağmen, darbe teşebbüsünde aktif rol oynayanların etkisiz hale getirilmesi için zamanında etkin karar vermediği, Karargahtaki darbe teşebbüsü eylemindeki sürecin uzamasına neden olduğu, böylelikle darbeye teşebbüs eylemine katılan sanıkların darbe teşebbüsüne yönelik eylemlerinin icrası sırasında onları engellemeyerek, suça müşterek fail olarak iştirak eden sanıkların hareketlerini kolaylaştırdığı kanaatine varılmıştır’’ ifadelerine yer verilmiştir.
Somut olayda; Hüküm tarihi itibariyle örgütsel bağı kesin olarak ortaya konamayan sanığın, icra hareketlerinden önce örgütsel organizasyon içinde yer alarak darbe girişiminden haberdar olduğu ve suç işleme karar ve iradesine katıldığı ispat edilememiştir. Suçun işlenişine icrai bir hareketle iştirak etmediği gibi bu doğrultuda astlarına bir emir vermediği de tespit edilmiştir. Bu nedenle darbeye teşebbüs suçunun müşterek faili olmadığına ilişkin yerel mahkemenin kabul ve uygulamasında isabetsizlik yoktur. Dosya kapsamında yer alan delil ve beyanlara uygun kabule göre; sanık ...’nin darbe girişimini olay gecesi saat 22.00 sıralarında öğrendiği, olayın mahiyetini anlamak için değişik görüşmeler yaptığı, durumun ciddiyetini kavrayarak karargaha gitmek için hazırlandığı sırada darbeci subayların konutunun önüne geldiği ve kendisine sıkıyönetim direktifini arz ettiği, sanığın direktifi imzalayanların yetkili olmadığını söylediği, ordu karargahına ancak 23.25’de varabildiği anlaşılmaktadır. Sanık sözde sıkıyönetim listesinde ... Ordu Komutanı olarak göreve devam edeceği yazılıdır. Olay gecesi kendisiyle görüşen bağlı birliklerin komutanlarına kalkışma karşıtı emirler verdiği, İl Valisiyle telefonla görüştüğünde devletin yanında olduğunu ifade etmesine rağmen adli ve idari makamlara ordu karargahındaki kalkışmaya ilişkin fiil ve failler hakkında ayrıntılı bilgi vermediği, koruma subayı ...’nın teklifine rağmen darbeci subayları etkisiz hale getirilmeleri teklifini kabullenmemiş, darbe karşıtı subaylar aracılığıyla emrindeki askerleri uyandırıp karargahın güvenliğini sağlama yoluna gitmemiş, daha sonra karargahta ölüm ve yaralamayla sonuçlanan çatışma yaşanmıştır.
Anayasayı İhlal suçunda hal ve koşullara göre neticeyi önleme yönünden hukuki yükümlülügü bulunan sanığın,... Ordu komutanlığı gibi darbenin başarılı ya da başarısız olmasında stratejik önem taşıyan bir birimin başında olması, Anayasal düzene yönelik tehlike ve tehditleri ortaya çıktığında, farklı saiklerle çekimser kalınmasının görevle bağdaşmadığı, tehditi ortadan kaldırmak için zamanında ve isabetli karar vermek, uygulamada oluşabilecek riskleri üstlenmek zorunluluğu karşısında, yaşanan somut olayda, Komutan sorumluluğu çerçevesinde darbecilere karşı net tavır ortaya konulmaması ve bu tavrın vaktinde kamuoyu ile paylaşılmaması, İl valiliği ve diğer güvenlik güçleri ile işbirliği yapmada gecikme, karargahta kuvvet olarak darbecilere karşı güç olarak üstün olmalarına ve bir ara silahsızlandırılmalarına rağmen darbecilerin derdest edilmemesi neticesinde çatışma yaşanmasına, bu ihmali davranış sonucunda darbeye teşebbüs edenlerin fiiline doğrudan iştirak edilmemekle birlikte eylemleri kolaylaştırıldığından bahisle suça yardım eden olarak kabulünde isabetsizlik bulunmamakla, tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Sanık ...’ın, akşam saat 17.00 sıralarında ...’nin emriyle aracına bir adet... marka piyade tüfeği getirip teslim etmek, 2. Ordu karargahında darbeciler tarafından kurmay başkanı ...’a silah çekildikten sonra komuta katından uzaklaşmaktan ibaret eylemi nedeniyle, üstlerinin talimatı doğrultusunda 2. Ordu kurmay başkanı ...’un evinin etrafının sarılması eylemini gerçekleştiren, darbe teşebbüsünü öğrenince onların eylemlerine iştirak etmemek için görev yerini terk eden sanık Astsubay ...’ın, nizamiyede nöbetçi bulunan ancak darbecilerin herhangi bir eylemine katılmayan sanık uzman çavuş ... ve yalnızca üst aramasında 1 dolar çıktığı için hakkında dava açılan sanık uzman çavuş ...’ın ise atılı Anayasayı İhlal suçunu işlediklerine dair mahkumiyetleri için yeterli delil elde edilemediğinden kurulan beraat hükmü isabetli görülmüştür.
2. Olay: İstihkam Alayından darbe sabahı saat 08.00 sıralarında zırhlı personel... ile...Ordu karargahına gitmek üzere hareket ettikten sonra yol üzerindeki vatandaşlara ait araçlara çarpmak suretiyle hasar veren yarbay rütbeli ...’ın, kışlada, güvenlik görevlileri ile çatışmaya giren sanık Yarbay ...’ın, Kara Havacılık Alay Komutanlığı’nı gün içinde tanık ...’e devrettiği halde 2. ordu karargahında darbeci subaylarla görüştükten sonra alaya geri gelen, geri gelişini makul bir şeklide açıklayamadığı gibi, Ankara’da kalkışmaya katılan helikopterler için mühimmat gönderen, darbeye katılan subaylarca darbe devam ederken yeniden alay komutanlığına getirilen ve Bylock programını kullandığı anlaşılan eski kara havacılık alay komutanı sanık ...’ın, keza muhabere alay komutanlığı görevini devredip, birlikten ayrıldığı halde saat 21:45 de tekrar özel aracı ile birliğine geri dönen, görevli nöbetçi subaya Genelkurmaydan gizli bir mesajın gelip gelmediğini soran, akabinde...’da müdahele edilmesi gereken bir durum olabileceğini, bir terör faaliyetinin gerçekleşebileceğini belirterek, birlikteki askerlerin yoklamasının alınmasını ve koktod düzeninde beklemeleri için emir veren ayrıca darbeci tuğgeneral ...’ın emrini gerekçe göstererek nöbetçi subay ...dan birliği dışarı çıkarmasını isteyen ...’ün suça iştirak ettiklerine dair kabulde de bir isabetsizlik görülmemiştir.
3. Olay: ...’da konuşlu... Ana Jet Üssü komutanı tuğgeneral ...’ın,... Üssünden 20:53 ve 20:56 saatlerinde aranıp darbenin planyacıları ile görüştükten sonra harekat komutanı sanık Albay ...’yı da yanına alarak 21:30 sıralarında havaüssüne geldiği, Genelkurmay Başkanlığı tarafından uçuşlar yasaklandığı halde 4 adet silahlı...’nın uçuşa hazırlanma emrinin verildiği, henüz darbe girişimine ilişkin mesajın gelmemesine rağmen üstte güvenlik tedbirlerini aldırdığı, sanık ...’nın ise hazırlanan uçakları uçuşa hazırlayarak gelecek emri beklediği, ancak sivil görevlilerin üssü kapatması nedeniyle uçuşun yapılamadığı, gece saat 03.00’den sonra...’de konuşlu bulunan birleşik hava harekat merkezinin isteğiyle 7 adet kargo uçağının üsse iniş için hazırlıkların başlanmasına müteakip, 4 adet silahsız.... uçağının kalkışının emredildiği, 171. flo komutanı sanık Binbaşı ... kontrolündeki uçakların kulenin tüm uyarılarına rağmen kalkmak için rule yaptığı ve pilotların kule çağrılarına cevap vermediği, uçaklarda eski filo komutanı ve... Ordu karargahında görevli bulunan acil uçuşlarda görev alması mümkün olmayan binbaşı ...’ünde bulunduğu, sanık ...’ın pistlerin açılması için sivil görevlilerle tartıştığı olayda, suçun icrai davranışlarını gerçekleştiren sanıkların Anayasal düzene karşı fiile müşterek fail sıfatıyla katıldıklarına dair kabul yerinde görülmüştür.
Hava üssünün dış güvenliğinden sorumlu sanıklar Yarbay ... ve Yüzbaşı ... ile uçak bakım komutanlığında görev yapan Yüzbaşı ...’ın ise darbe girişimine katıldıkları yönünde herhangi bir eylemleri tespit edilemediğinden haklarında Anayasayı İhlal suçundan kurulan beraat hükmü isabetli bulunmuştur.
Sanık ... hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan kurulan hüküm kararın VI. maddesinde değerlendirilmiştir.
Bu açıklamalar kapsamında yapılan incelemede;
IV-Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında ki beraat hükümlerin, sanıklar ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olmak suçu dışında diğer suçlardan kurulan hükümlerin, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kurulan mahkumiyet hükümleri ile ilgili olarak;
Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımın kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı, beraat eden sanıklar bakımından ise atılı suçun sabit olmadığının gerekçeleri gösterilerek açıklandığı anlaşılmakla; Cumhuriyet savcısı, katılan ..., Cumhurbaşkanlığı ve TBMM vekilleri ile sanıklar ve müdafiilerinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler aşağıda belirtilen husus dışında yerinde görülmediğinden CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davalarının esastan reddine ancak;
Müsnet suçlardan davaya katılma hakkı bulunmayan ..., ..., Adalet ve Kalkınma Partisi'ni temsilen... İl Başkanlığı, ..., ..., ... lehine vekalet ücretine hükmedilmesi,
Kanuna aykırı olup, Cumhuriyet savcısı, katılan ..., Cumhurbaşkanlığı ve TBMM vekilleri ile sanıklar ve müdafilerinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu nedenle BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmeden CMK'nın 303/1-c maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükmün katılanlar lehine vekalet ücretine hükmolunan bölümünden ‘’..., ..., Adalet ve Kalkınma Partisi'ni temsilen... İl Başkanlığı, ..., ..., ...’’ ibarelerinin çıkarılması suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
V-Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kurulan beraat hükümleri ile ilgili olarak;
Suç tarihinde ... Ordu Komutanlığı karargahında zorunlu askerlik hizmetlerini yapmakta olan erlerin, darbeye iştirak eden üstleri tarafından gece vakti uyandırılıp silahlandırıldıktan sonra, kışlaya yönelik terör saldırısı olduğu gerekçesi ile kışlaya girmek isteyenlere yönelik ateş edilmesi emrinin verildiği, yaşları, mesleki bilgileri, olayın gerçekleştiği yer ve zaman itibariyle, verilen emirleri hizmete mütalik olmadığını ve bir suç işleme amacıyla verildiğini bilebilecek durumda olmadıklarına ilişkin savunmalarının aksinin ispat edilmemesi, özellikle erlerin güvenlik güçlerini hedef almaksızın havaya doğru ateş etmeleri nedeniyle halk ve güvenlik güçlerinden yaralanan kimsenin olmaması, kışla dışındaki güvenlik görevlilerinin de bu bilinçle erlere zarar gelmemesi yönündeki yoğun çabaları ve operasyonu geciktirmeleri gözetildiğinde, darbenin icrai hareketlerinden sayılacak fiilleri gerçekleştiren sanıkların, TCK 24/1. maddesinde tanımlanan görevin ifası (emrin yerine getirilmesi) bilinci ile hareket ettiklerini tasavvur etmelerine rağmen, dış alemde oluşan olay ile gerçek iradelerinin birbiri ile uyumlu olmadığı, bu şekilde hukuka uygunluk nedeninin maddi şartlarında hata yaptıklarının kabulü ile TCK 30/3 maddesi yollamasıyla 30/1. maddesi hükmü gereğince, sanıkların kasten hareket etmediklerine dair yerel mahkemenin kabulü doğrultusunda, beraatlerine ilişkin hüküm kurulmasında isabetsizlik görülmemiştir.
Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı anlaşılmakla katılanlar TBMM ve Cumhurbaşkanlığı vekillerinin ve Cumhuriyet savcısının temyiz dilekçesinde ileri sürdükleri nedenler yukarıda açıklanan hususlar dışında yerinde görülmediğinden CMK'nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddine ancak;
Müsnet suçlardan davaya katılma hakkı bulunmayan ..., ..., Adalet ve Kalkınma Partisi'ni temsilen ... İl Başkanlığı, ..., ..., ... lehine vekalet ücretine hükmedilmesi,
Kanuna aykırı olup, Cumhuriyet savcısı, katılan Cumhurbaşkanlığı vekili ve katılan TBMM vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu nedenle BOZULMASINA, ancak bu hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden ve CMK'nın 303/1 maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükmün katılanlar lehine vekalet ücretine hükmolunan bölümünden ‘’..., ..., Adalet ve Kalkınma Partisi'ni temsilen ... İl Başkanlığı, ..., ..., ...’’ ibarelerinin çıkarılması suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
VI-Sanıklar ..., ... hakkında kurulan hükümler ve sanıklar ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan kurulan hükümlere gelince;
1-Sanıklar ... ve ... hakkında kurulan hükümlerin incelenmesinde;
Sanıklardan ... iki yıldır ...’nin emir astsubaylığını yapmaktadır. Sanık ... ise henüz üç gündür bu görevi yürütmekte olup 15.07.2016 günü karargahtaki ilk mesai günüdür. Her iki sanık da emir subayı ...’nın emriyle sürece dahil olmuşlar, ... komutanın evinin önüne gelmiş, ... ise başlangıçta karargaha alınmamış, müteakip denemesinde kurmay başkanıyla birlikte ancak 00.10’dan sonra komuta katına gelebilmiştir. Bu sırada ... kendilerine bir darbe girişimi olduğunu ancak komutanın içinde bulunmadığını söyleyerek kendisinin emirleri dışında hareket etmemelerini emretmiştir. Sanıkların silahlı şekilde komutanın kapısı önünde nöbet tutmaya başladıkları ve kalkışmaya doğrudan katılan subayları silahlı şekilde içeri sokmamaya dikkat ettikleri anlaşılmaktadır. ..., ...’ın silahını ...’nın emri üzerine onunla boğuşarak almıştır. ..., ...’nin komutanın odasına silahla girmesini engellemiştir. Her iki emir astsubayı görev yerlerini terk etmeden darbe girişiminin son anına kadar karargahta göreve devam etmişlerdir. Bu süre içinde darbecileri derdest etmeye dönük bir davranış içinde olmadıkları, bu durumu sanık ...’nin bu yönde bir emir vermemesiyle açıkladıkları anlaşılmaktadır. Bunun dışında emir astsubayları erlerin uyandırılarak güvenlik güçlerine ateş açılmaya zorlanması gibi doğrudan darbe girişiminin içinde bulunan eylemlere katılmadıkları anlaşılmakta ise de;
Sanık ...’ın sanık ..., ...’a silah çektiği anda ...’un koluna girerek onu ordu komutanının odasına götürmesi eyleminin kurmay başkanının o sırada birliğin kontrolünü almaya çalıştığı dikkate alındığında darbecilerin tutumunu destekler mahiyette olduğu, yine sanığın valinin aramalarını toplantı bahanesiyle ordu komutanına bağlamaması, kurmay başkanı, ordu komutanının odasından çıkarıldıktan sonra ona şeref salonuna kadar refakat etmesi, darbeci sanık ...’ın silahının geri verilmesi eylemleri yanında, evinde yapılan aramada FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle bağlantısını gösteren bir kısım dökümanların bulunduğu tespit edilmiştir.
Sanık ...’ın ise izinde bulunan karargah destek grup komutanı ...’e komutanı ...’ya kaçıracaklar şeklinde mesaj gönderen ...’ya bu mesajlar sana zarar verebilir şeklindeki ifadesinin sanık ... tarafından bir tehdit olarak anlaşıldığı ve mesajların silindiği, yine sanığın 04.00’den sonra sanıklar ... ve ...’ın kelepçelenmesine yardımcı olduğu, ihtiyaçlarına göre kelepçelerini açıp tekrar taktığı, darbeciler tarafından hain olarak nitelenen Astsubay ... ve kurmay başkanının emriyle karargahta bulunan personelin listesini çıkaran Astsubay ...’nu da kelepçelediği, her ne kadar bu kişileri ordu komutanını korumak için kelepçelediğini savunmuş ise de, olayın yukarıda açıklanan gelişimine göre bu kişilerin darbecilerin emriyle kelepçelendiğinin açık olduğu, ...’yla ilgili gelişen durum üzerine ...’nin kurmay başkanını silah zoruyla komutan odasından çıkardığı anlaşılmaktadır.
Sanıklar ... ve ...’ın, gerçekleştirdikleri bu eylemlerle ilgili olarak öncelikle sanık ...’ın savunmasında evinde yapılan arama usulsüz bulunduğundan elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğu ve hükme esas alınmayacağı yönündeki itirazları, ele geçirilen eşya ile incelenen eşya arasında farklılıklar bulunduğuna yönelik iddiaları da irdelenip değerlendirilerek ve kamera kayıtlarına göre sanık ...’ın silahının bu sanık tarafından geri verilip verilmediği araştırlarak, sanığın eylemleri kuşkuya yer bırakmayacak şekilde saptanarak ve yine sanık ...’ın darbecilerin kontrol altında tutmak istedikleri kişileri kelepçelemesi ve onlara refakat etmesi şeklindeki eylemlerinin yukarıda suça iştirak ve yardımla ilgili yapılan açıklamalar ve özellikle suç üzerinde fiili hakimiyet ve bağlılık kuralı çerçevesinde irdelenerek, Anayasayı İhlal suçuna yardım suçunun oluşup oluşmayacağı, yardım eyleminin sabit olmaması halinde, devam eden soruşturmalar çerçevesinde sanıkların FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle hiyerarşik bağlantıları bulunup bulunmadığı araştırılarak, sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken yetersiz gerekçelerle sanıklar hakkında atılı suçlardan beraat kararı verilmesi,
2-Sanıklar ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan kurulan hükümlerin incelenmesinde;
Gerekçeli karardan dosyaya gönderildiği anlaşılan sanık ... hakkında ardışık aramaya dair HTS analiz raporunun ve sanık ... hakkındaki tanık ifade tutanağının silahlı terör örgütüne üye olmak suçu bakımından mahkemesince değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
3-Kabul ve uygulamaya göre de;
Müsnet suçlardan davaya katılma hakkı bulunmayan ..., ..., Adalet ve Kalkınma Partisi'ni temsilen ... İl Başkanlığı, ..., ..., ... lehine vekalet ücretine hükmedilmesi,
Kanuna aykırı, Cumhuriyet savcısı, sanıklar ve müdafileri ile katılan Cumhurbaşkanlığı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi vekillerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, bozma nedeni, tutuklulukta geçirilen süre ve mevcut delil durumu dikkate alınarak sanık ...’ün ve müdafiinin tahliye talebinin reddine, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304/1. maddesi uyarınca dosyanın Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.07.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
16. Ceza Dairesi, 2019/5507 E., 2019/6582 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
maddesi gereğince mahkumiyet hükmü kurulurken koşulları bulunduğu halde TCK’nın 266. maddesinde düzenlenen arttırım maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz bulunmadığından, Anayasayı İhlal suçundan hüküm kurulurken temel ceza belirlendikten sonra önce 3713 sayılı yasanın 5/1.
16. Ceza Dairesi 2019/5507 E. , 2019/6582 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Ceza Dairesi
Suç : Cebir ve Şiddet Kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya
teşebbüs etmek, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını
engellemeye teşebbüs etmek, Cebir, Tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma
Hüküm : Sanık ...’ın TCK'nın 37/1 maddesi delaletiyle 109/2, 109/3-a.b.c.d, 3713 sayılı
Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükümler temyiz edilmekle;
Temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ;
Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle; temyiz edenin sıfatı bakımından 477 sayılı Kanun ile bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkındaki 698 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Başbakanlık kurumuna yapılacak tüm atıfların Cumhurbaşkanlığı kurumuna yapılacağı göz önünde bulundurulmuştur.
Duruşmalı inceleme istemlerinin, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesi doğrultusunda, İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerinde savunmaya yeterli süre ve kolaylık sağlanarak bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması ve temyiz denetiminde de yazılı savunmanın sınırsız şekilde kullanılabilme olanağının bulunması karşısında, savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından, 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanunun 94. maddesi ile değişik CMK’nın 299/1. maddesi uyarınca takdiren REDDİNE,
I-Sanıklar ... ve ... hakkında Silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan açılan davaya katılma hakkı bulunmayan Cumhurbaşkanlığının hükmü temyiz yetkisi de bulunmadığından temyiz isteminin CMK 296/1. maddesi gereğince REDDİNE,
II-Ayrıntıları Dairenin 14.07.2017 tarih 2017/1443-4758 sayılı kararında açıklandığı üzere;
15 Temmuz 2016 günü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış ... silahlı terör örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dâhil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, ... ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere devletin silahlı kuvvetlerine ait bu ... ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250'den fazla kişi şehit edilmiş, 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır.
15 Temmuz 2016 günü işlenen somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulunduğu mahal ve konumuna uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai (ya da garantör olunan hallerde ihmali) harekette bulunarak bu suça iştirakin her halinin mümkün olduğunun kabulü gerekir.
TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen suç bir somut tehlike suçu olduğundan suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır. Bu itibarla sanığın amaca matuf eylemi ve/veya işlediği elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemez. Ancak her halükarda ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da araç suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği görülmektedir.
5237 sayılı TCK nun 309/1. maddesinde tanımlanan anayasal düzene karşı suçta, tipik eylem, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir. Görüldüğü üzere, cebir ve şiddet bu suçun unsurunu oluşturmaktadır. Bu nedenle Anayasal düzenin değiştirilmesine yönelik teşebbüsün ancak cebir ve şiddet kullanılarak, yani bireylerin iradeleri zorlanmak suretiyle ifsat edilerek gerçekleştirilmesi gerekir. Kanunun aradığı cebrilikten maksadın fiziki/maddi cebir olduğu açıktır.
Bu açıklamalar ışığında Anayasal Düzeni Değiştirmeye Teşebbüs suçunun icrası kapsamında, İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemesince dosya kapsamına uygun olarak kabul edilen somut olayda;
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri ...'nın Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Nizamiyesinden zorla derdest edilerek, askeri bir ambulansla Akıncılar Üssüne götürülmesi ve orada alıkonulması olayının planlaması, 15 Temmuz darbe teşebbüsünün öncesinde 11-15 Temmuz 2016 tarihleri arasında Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alay Komutanı sanık ...'ın Alay içerisinde çok sayıda rütbeli asker misafirleriyle rutinin dışında yaptığı görüşmelere dayanmaktadır. Bu görüşmelere gelenlerden birisi de sanık ... olup, 13 Temmuz 2016 günü Muhafız Alayına sivil araç ve kıyafetlerle gelerek Alay Komutanıyla görüştüğü, birlikte Alaya ait 002392 plakalı ambulansla planlanan olayın provasını ve olay yeri keşfini yaptıkları tespit edilmiştir. Prova ve keşif sırasında Revirde görevli Tabip Binbaşı sanık ... ambulansı temin etmiş, yanlarında bulunmuş, Ulaştırma Er sanık ... ise ambulansı kullanmıştır. Normal şartlarda darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetin 15 Temmuzu bir sonraki güne bağlayan gece yarısı saat 03.00'de başlaması halinde Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterinin Alay içerisindeki resmi konutundan alınarak derdest edilmesi planlanmış olmasına rağmen darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetin başlangıç saatinin öne çekilmesi karşısında söz konusu planlama Genel Sekreterin konutunda bulunması halinde oradan alınmasına, konutunda bulunmaması halinde ise eşinin konuttan çıkışına izin verilmeyerek onun konuta gelmesi ihtimali üzerine yapılmıştır. Nitekim eylem için oluşturulan ekip ambulansla Revirdeki buluşma noktasından ilk çıkışlarında Genel Sekreterin Alay içerisindeki konutuna gitmişler, ancak orada olmadığını anlayınca geri dönmüşlerdir. Daha sonra Genel Sekreterin eşinin konutundan ve Nizamiyeden çıkışı engellenerek Genel Sekreterin eşini alması için gelmesini beklemişlerdir.
Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanı sanık ... zorla derdest etme ve alıkoyma planını yapan, emrini veren ve organizasyonun başında olan kişilerden birisidir. Söz konusu plan çoğunluğu Kara Kuvvetleri Komutanlığı Personel Başkanlığında görevli darbeci askerler tarafından uygulamaya konulmuştur. Oluşturulan ekibin Personel Başkanlığında görevli askerlerden seçilmesi tesadüf değildir. Nitekim halihazırda devam eden diğer ... soruşturmaları ve daha önceden yapılan soruşturmalardan elde edilen bilgilere göre, ... bilhassa Kamu Kurumlarında personel, atama, plan, yönetim birimlerine daha çok sızmıştır. Bu bakımdan Kara Kuvvetleri Komutanlığı Personel Başkanlığı bünyesinde görev yapan ... üyesi askerlerden oluşturulacak ekibe adam seçmek ve planın uygulanmasına onları ikna etmek zor olmamıştır.
Tuğgeneral ... Kara Kuvvetleri Komutanlığı Personel İşlem Daire Başkanı olarak görev yapmakta olup, eylemin gerçekleştirilmesi için ekip oluşturması konusunda Personel Plan Şube Müdürü Albay sanık ...'i görevlendirmiştir. Sanık ... ise aynı konuda ve ayrıca oluşturulacak ekibin komutasını bizzat üstlenmesi için Tayin Daire Başkanlığı Sicil Kıdem Şube Müdürü Albay sanık ...'u görevlendirmiştir. Personel İşlem Daire Başkanlığı Olay İnceleme Şubede çalışan Binbaşı sanık ...'i yanına çağırarak Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayına gidecek kendisiyle beraber 10 kişilik ekip belirlemesi ve bu konuda talimatları almak üzere Albay sanık ...'a uğraması yönünde emir vermiştir. Albay sanık ... eylemi gerçekleştirecek ekibi Binbaşı sanık ...'le birlikte belirleyerek, ekibin emir komutasını üstlenmiş, derdest etme ve alıkoyma eylemine olay yerinde bizzat katılmıştır. Ayrıca Personel Bilgi Yönetim Şubesinde görevli Yüzbaşı sanık ... ...'yı odasına çağırarak sözde görevi tebliğ etmiştir. Aynı şekilde Tayin Daire Başkanlığı İdari ve Subay Astsubay Özlük Şube Müdürü olan Albay sanık ... aracılığıyla aynı dairede Sağlık Astsubay Kıdemli Çavuş rütbesiyle Astsubay Sağlık İşleri kısmında çalışan sanık ...'i de ekibe dahil etmiştir. Personel İşleri Daire Başkanlığı Olay İnceleme Şube Müdürü olan Albay sanık ... kendi şubesinde görevli Binbaşı sanık ... ve Binbaşı sanık ...'yı Albay sanık ...'a yönlendirmiştir. Plan ve Harekat Daire Başkanlığı Plan Şube Müdürü Albay sanık ... da kendi şubesinde görevli Binbaşı sanık ...'i Albay sanık ...'a yönlendirmiştir. Binbaşı sanık ... Personel İşlem Daire Başkanlığı Sicil Kıdem Şubesinde görevli Binbaşı sanık ...'i arayarak ekibe dahil edildiğini bildirmiştir. Ayrıca Personel Plan ve Yönetim Daire Başkanlığı Meslek Gelişim Şube Müdürlüğünde görevli Yüzbaşı sanık ...'ı arayarak aynı dairede görevli Üsteğmen sanık ...'a, Üsteğmen sanık ...'a ve Üsteğmen sanık ...'a bilgi vermesini istemiştir.
Yukarıda belirtilen şekilde oluşturulan ekibin toplanma yerinin Çiğiltepe Askeri Lojmanları olarak kararlaştırıldığı, 15 Temmuz akşamı saat 21.30'da Çiğiltepe Askeri Lojmanlarına sivil araçlarla gelerek buluştukları, sanık ...'in ... plakalı Ford Focus marka aracıyla yanına sanık ...'i alarak, sanık ...'ın ... plakalı Toyota Corolla marka aracıyla yanına sanık ...'ı alarak, sanık ...'ın ... plakalı Ford Fiesta marka aracıyla yanına sanıklar ... ve ...'i alarak Çiğiltepe Askeri Lojmanlarına geldikleri, sanık ... ...'nın ise... plakalı Honda Jazz marka aracıyla tek başına geldiği, aracını orada bırakarak sanık ...'ın aracına geçtiği, orada sanıkların bir kısmının sivil kıyafetlerini değiştirerek kamuflaj kıyafet giydikleri, bu şekilde buluşma noktasından üç araç birlikte yola çıkarak Dikmen Keklik Pınarı Mahallesindeki Albay sanık ...'un evine gittikleri, eş zamanlı olarak Binbaşı sanık ... ve Yüzbaşı sanık ...'in de kendi araçlarıyla aynı noktaya geldikleri, araçlarını orada bıraktıkları, sonra Yüzbaşı sanık ...'ın aracına bindikleri, Albay sanık ...'un ise sanık ...'in aracına bindiği, bu şekilde sanıkların yine üç araçlık konvoy halinde Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayına gittikleri, Nizamiyeden girerken öndeki araçta bulunan Albay sanık ...'un "koruma tatbikatı" demesi üzerine Alay Komutanının emri uyarınca kimlik kontrolü ve kayıt işlemi ile arama yapılmadan kolay bir şekilde içeri girdikleri, doğrudan Alay Revirine gittikleri, kendi araçlarından inerek Alay Revirinde kendilerine gösterilen bir salona geçtikleri, kısa bir süre sonra yanlarına gelen Alay Komutanı Albay sanık ... ve Alay Nöbetçi Amiri Binbaşı sanık ... ile yanlarında bulunan Albay sanık ...'un yönlendirmesiyle Revir önünde hazır edilen askeri ambulansa bindikleri, ambulansı sanık Ulaştırma Er ...'in kullandığı, ayrıca daha önceden planlandığı üzere ambulansın ön tarafına Revirde görevli Tabip Binbaşı sanık ...'ın bindiği, sanıklar ... ve ...'ın ise Alay Komutanının makam aracına bindikleri, bu şekilde Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterinin Alay içerisinde bulunan resmi konutuna gittikleri, orada Genel Sekreterin evde olmadığı, henüz gelmediği anlaşılınca geri Revire döndükleri, kısa bir süre bekledikten sonra aynı şekilde ambulansa ve makam aracına binerek 25 Nolu Nizamiyeye geldikleri, oluşturulan ekip belirtilen Nizamiyeye henüz gelmeden önce Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterinin konutta bulunan eşini almak üzere bir araç gönderdiği, ancak Nizamiyede görevli Nöbetçi Subay Üsteğmen sanık ...'ın giriş ve çıkışların yasak olduğunu belirterek aracın girişine ve Genel Sekreterin eşinin ayrılmasına izin vermediği, bu durumun bilgisini alan Genel Sekreterin kısa bir süre sonra koruma polisleri ve makam aracıyla birlikte Nizamiyeye geldiği, sanık ...'ın aynı şekilde Genel Sekretere de Alay Komutanının emrinden dolayı girişe izin veremeyeceğini ve hatta kendisinin de güvenlik nedeniyle çıkışına izin veremeyeceğini söylediği, bu şekilde bir tartışma ortamının oluştuğu, Genel Sekreterin talebi üzerine sanık ...'ın cep telefonundan Alay Komutanını aradığı ancak ulaşamadığı, bunun üzerine Alay Nöbetçi Amiri Binbaşı sanık ...'ı aradığı, onunla konuştuktan sonra Genel Sekreterin de onunla telefonda konuştuğu ancak giriş ve çıkış konusunda sonucun değişmediği, Genel Sekreterin korumalarının ısrarı üzerine sanık ...'ın civardaki nöbet noktalarında görevli Uzman Çavuş olan sanıklar ..., ..., ... ve ...'yı Nizamiyeye çağırdığı, onları Genel Sekreterin aracının önüne dizerek silahlarını doğrultmalarını, gerekirse kullanmalarını söylediği, kendisi de tabancasını çıkartarak ve doğrultarak atış pozisyonu aldığı, tüm bu olaylar gerçekleşirken Yüzbaşı sanık ...'ın da olay yerinde olduğu ancak Üsteğmen sanık ...'ı engelleyecek tarzda herhangi bir müdahalede bulunmadığı, yukarıda belirtildiği şekilde olay devam ederken oluşturulan ekip ambulans ve Alay Komutanının aracıyla Nizamiyeye geldiği, tam bu sırada Üsteğmen sanık ...'ın emriyle sanık Ulaştırma Er ...'ın kendisine zimmetli "Yelken" kod adlı Ford Connect marka aracı Genel Sekreterin aracının önüne çekerek yolunu kapattığı, sonrasında ambulansta bulunan sanıklardan bir kısmının çevre güvenliğini aldığı, bir kısmının da Albay sanık ... ve Binbaşı sanık ...'la birlikte hareket ederek ellerindeki silahlarını da doğrultmak suretiyle koruma polislerini etkisiz hale getirdikleri, onların silahlarını ve cep telefonlarını aldıkları, arkalarını dönmelerini sağladıkları, Binbaşı sanık ...'ın Genel Sekreterle tartıştığı, darbe yaptıklarını, yönetime el koyduklarını söylediği, Genel Sekretere yere yatması için bağırdığı, ardından Binbaşı sanık ... ve Binbaşı sanık ...'in Genel Sekreterin kollarına girerek zorla ambulansa bindirdikleri, o sırada ambulansta bulunan şoför olan sanık ... ile Tabip Binbaşı sanık ...'ın ambulanstan indikleri, Albay sanık ...'un talimatıyla sanıklar ..., ..., ... ve ...'ın ambulansa bindikleri, sanık ...'in önde oturduğu, diğerlerinin ambulansın arka tarafına Genel Sekreterin yanına bindikleri, sanık ...'nın ise ambulansı kullandığı, bu şekilde Genel Sekreteri ambulans içerisinde Akıncılar Üssüne götürdükleri, orada Nizamiyede bir yarbayın kendilerini karşıladığı, kimi getirdiklerini sorduğu, sonra bekletmeden ambulansı içeri aldığı, oradan bir yüzbaşının refakatiyle misafirhane tarzında bir binaya gittikleri, Genel Sekreteri o binadaki askerlere bir odada teslim ettikten sonra oradan ayrıldıkları, normalde Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayına geri dönmeleri gerekirken yolların kapalı olması nedeniyle Albay sanık ...'un bilgisi dahilinde Kara Kuvvetleri Komutanlığına gittikleri, belirtildiği şekilde ambulansta bulunanların haricindeki sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'in Muhafız Alayında kaldığı, onların da gece saat 03.00'de geldikleri araçlarla Nizamiyeden çıkarak evlerine gittikleri, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterinin 16.07.2016 günü saat 16.00 sıralarında Akıncılar Üssünde kontrolü sağlayan Özel Kuvvetler görevlileri tarafından serbest bırakıldığı, olayda;
1-Sanıklar ... ve ... hakkında kurulan beraat, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerinin incelenmesinde;
a)Sanıklar ... ve ...’ın suç tarihinde ambulans ve araç şoförü olarak zorunlu askerlik hizmetlerini yapmakta olan erlerden olduğu, hadise gecesi üstleri tarafından araçların kullanılması yönünde emir aldıkları, bu emir doğrultusunda, darbeye teşebbüs suçunun icrai hareketlerinden sayılan hürriyeti tahdit fiilinin gerçekleştirilmesine katkı sağlayan sanıkların, yaşları, mesleki bilgileri, olayın gerçekleştiği yer ve zaman itibariyle, verilen emirleri hizmete mütalik olmadığını ve bir suç işleme amacıyla verildiğini bilebilecek durumda olmadıkları TCK 24/1. maddesinde tanımlanan görevin ifası (emrin yerine getirilmesi) bilinci ile hareket ettiklerini tasavvur etmelerine rağmen, dış alemde oluşan olay ile gerçek iradelerinin birbiri ile uyumlu olmadığı, bu şekilde hukuka uygunluk nedeninin maddi şartlarında hata yaptıklarının kabulü ile TCK 30/3 maddesi yollamasıyla 30/1. maddesi hükmü gereğince, sanıkların kasten hareket etmediklerine dair yerel mahkemenin kabulü doğrultusunda, beraatlerine ilişkin hüküm kurulmasında isabetsizlik görülmediğinden;
b)Mahkumiyetlerine karar verilen ve isimleri I nolu bentte yazılı sanıklardan ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’ın ... silahlı terör örgütünün üst yönetimi tarafından planlanıp, örgütsel faaliyet kapsamında icra edilen, anayasal düzeni zorla değiştirmek amacıyla askeri darbeye teşebbüs suçunun icrası kapsamında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri olarak görev yapan katılan ...’nın silah tehdidi ile kaçırılıp hürriyetinin sınırlanması eylemine ilişkin olarak, olay günü ortaya koydukları davranışlar itibariyle planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan haberdar olmak suretiyle darbeye teşebbüs suçunu sevk ve idare edenler tarafından verilen emirleri/görevleri kabullenerek konusu suç teşkil ettiği açıkça anlaşılan emirler doğrultusunda ülke çapındaki icra hareketleriyle illi bir değer taşıyan icra hareketlerini, aynı şekilde Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alay Komutanlığında görev yapan sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’le birlikte planlı bir işbirliği içinde, eylem ve irade birliğiyle gerçekleştirdikleri, suçun icrasında üstlendikleri rolleri, her birinin suçun icrasına ilişkin etkin, fonksiyonel katkıları da göz önünde bulundurulduğunda fiil üzerinde ortak hakimiyet kurduklarının kabulü ile “müşterek fail” olarak TCK'nın 37. maddesi delaletiyle 309. maddesinden mahkumiyetlerine dair verilen hükümlere ilişkin olarak;
Sanıklar hakkında TCK’nın 109. maddesi gereğince mahkumiyet hükmü kurulurken koşulları bulunduğu halde TCK’nın 266. maddesinde düzenlenen arttırım maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz bulunmadığından, Anayasayı İhlal suçundan hüküm kurulurken temel ceza belirlendikten sonra önce 3713 sayılı yasanın 5/1. maddesi, sonrasında TCK’nın 266. maddesi uyarınca arttırım yapılması gerektiğinin gözetilmemesi sonuca etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılmamış, sanık ...’in eylemlerini değerlendiren mahkemenin CMK’nın 223/2-e maddesi gereğince kurduğu beraat hükmünde ve sanığa vekalet ücreti tayininde isabetsizlik bulunmadığından tebliğnamede yer alan bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı, beraat eden sanıklar bakımından ise atılı suçun sabit olmadığının gerekçeleri gösterilerek açıklandığı anlaşılmakla; sanıklar ve müdafileri ile katılan ... vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri sair nedenler yerinde görülmediğinden CMK'nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddine, ancak;
Müsnet suçlardan davaya katılma hakkı bulunmayan ... Bakanlığı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi,
Kanuna aykırı olup, sanıklar ve müdafileri ile katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu nedenle BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmeden CMK'nın 303/1-c maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükmün katılanlar lehine vekalet ücretine hükmolunan bölümünden ‘’... Bakanlığı’’ ibarelerinin çıkarılması suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan beraat ve mahkumiyete ilişkin hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
2-Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında kurulan hükümlere gelince;
a) Katılan ...’nın hürriyetinden yoksun bırakılması eylemini gerçekleştirmek üzere sanıklar ..., ..., ... ve ...’e kanuna aykırı emir vermek suretiyle eyleme katılmalarını sağladıklarından dolayı haklarında dava açılan Kara Kuvvetleri Komutanlığı Karargahında Albay rütbesiyle görevli olan sanıklar ..., ..., ... ve ...’un darbeye teşebbüs eylemine katılmak amacıyla 15 Temmuz gecesi karargaha geldiklerinin iddia edilmesi, sanıklardan ... ve ... hakkında bu suç nedeniyle Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/46 Esas sayılı dosyasında derdest davanın bulunması, darbeye teşebbüs suçuyla ilgili delillerin bu dosyaya ibraz edilmiş olmasına, sanıkların suçlarının sübutu halinde Anayasayı ihlal suçundan bir kez hüküm kurulabileceği gözetilerek, bu dava ile Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/46 Esas sayılı davasının birleştirililerek her iki dosyadaki deliller değerlendirilmek suretiyle, birleştirme olanağının bulunmadığı takdirde Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/46 Esas sayılı dosyasındaki bu sanıklarla ilgili deliller dosyaya celb edilip, taraflar huzurunda tartışılarak darbeye teşebbüs eyleminin icrası kapsamındaki tüm eylemler belirlendikten sonra, sonucuna göre hukuki durumlarının tayininde zorunluluk bulunması,
b) Kabul ve uygulamaya göre, atılı suçlardan davaya katılma hakkı bulunmayan ... Bakanlığı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi,
Kanuna aykırı, sanıklar ve müdafileri ile katılan ... vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, bozma nedeni, tutuklulukta geçirilen süre ve mevcut delil durumu dikkate alınarak sanıklar müdafilerinin tahliye taleplerinin reddine, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304/1. maddesi uyarınca dosyanın Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.10.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Hukuku Özel Hükümler
Aşağıdaki suç tiplerinden hangisi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Adliyeye Karşı Suçlar" bölümünde yer almaz?
A) Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs
B) Muhafaza görevini kötüye kullanma
C) Başkası yerine ceza infaz kurumuna veya tutukevine girme
D) Resmen teslim olunan mala el konulması ve bozulması
E) Görevi yaptırmamak için direnme
Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.