5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 268

Türk Ceza Kanunu 268. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 268- (1) İşlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanan kimse, iftira suçuna ilişkin hükümlere göre cezalandırılır.[104] Etkin pişmanlık

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

50 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2019/141 E., 2023/24 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan sanık ...’ün 5237 sayılı TCK’nın 268. maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 267/1, 53 ve 58/6.
Ceza Genel Kurulu         2019/141 E.  ,  2023/24 K. "İçtihat Metni" YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi I. HUKUKÎ SÜREÇ Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan sanık ...’ün 5237 sayılı TCK’nın 268. maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 267/1, 53 ve 58/6. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin ... 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 23.05.2013 tarihli ve 920-431 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 19.11.2014 tarih ve 6721-11714 sayı ile; “… sanığın, hakkında kovuşturması devam eden davalar nedeniyle savunmasının alınması amacıyla çıkarılan yakalama kararlarının infazını engellemek amacıyla ...'ın kimlik bilgilerini vermekten ibaret eyleminin Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 16.09.2014 tarihli ve 619-378 sayılı kararında da belirtildiği üzere TCK’nın 206. maddesinde tanımlanan ‘Resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan’ suçunu oluşturacağı,” isabetsizliğinden oy çokluğu ile bozulmasına karar verilmiş; Daire Üyesi C. ...; "...sanığın başkasına ait kimlik bilgilerini kullanarak iftira suçunu işlediği ve yerel mahkeme hükmünün onanması gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. II. DİRENME GEREKÇESİ ... 3. Asliye Ceza Mahkemesince 13.03.2015 tarih ve 89-235 sayı ile; “...Olay günü sanığın polis memurlarının faili meçhul hırsızlık olaylarının failini tespit amacıyla yaptıkları çalışmalar sırasında sanığın apartmanları sürekli gözlediği arayış içinde olduğu bunun üzerine takibe alındığı ve yakalandığı gerçek kimliğinin tespit edilmesi üzerine fezlekeye göre 3 ayrı ikametten hırsızlık suçlarından hakkında soruşturmaya başlanmış olup ayrıca Yargıtayın bozma kararında da belirtildiği gibi hakkında kovuşturması devam eden davalar nedeniyle savunmasının alınması amacıyla çıkarılan yakalama kararlarının infazını engellemek amacıyla ...'ın kimlik bilgilerini verdiği anlaşılmakla; sanık, hakkında hem soruşturma hemde kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla başkasına ait kimlik bilgilerini kullandığı anlaşılmaktadır.Faili meçhul hırsılık suçlarını sanık işlediğine ilişkin delilerde elde edilmiştir.Sanığın 02.12.2012 tarihinde kollukta alınan ifadesinde 08.11.2012 tarihinde İhsan Duman'ın evinde meydana gelen hırsızlık suçunu işlediğini inkar etse de eyleminin başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunu oluşturduğu,” gerekçeleriyle bozma kararına direnerek sanığın önceki hüküm gibi cezalandırılmasına karar verilmiştir. Direnme kararına konu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29.06.2018 tarihli ve 177966 sayılı "Onama" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya 6763 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 14.02.2019 tarih ve 4-4 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin nitelendirilmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 02.12.2012 tarihinde ... il merkezinde çok katlı apartmanlarda meydana gelen faili meçhul hırsızlık olaylarının tespiti ve faillerinin yakalamasına yönelik yapılan çalışmalarda; Olay, yakalama ve üst arama tutanağının “Saat 12.00 sıralarında İstiklal Mahallesi, ...Kavşağında, tahmini 25-30 yaşlarında esmer tenli 1.70-75 boylarında üzerinde mont bulunan şahsın etrafta bulunan apartmanları sürekli gözlediği, Pazar Pazarı tabir edilen semt pazarı kurulu bulunduğundan, ikametlerde hırsızlık olabileceği varsayılarak şahsın şüpheli şahıslardan olduğu kanısıyla. iki ekip tarafından şahıs takibe alınmış. ... civarı, İstiklal Mahallesi, ... Caddesi, .. .. Caddesi üzerinde sürekli şekilde dolaştığı, bir arayış içerisinde bulunduğu, ikametlerin çevresinde dolaştığı görülmüş, şahıs saat 15.45 sıralarına kadar takip edilmiş, ....üzeri, .... Alışveriş Merkezi önünde ...-... minibüsüne binmesi üzerine, ileride tekrar minibüsten inebileceği düşünülerek ekipler olarak minibüs takip edilmiş, şahsın minibüsten inmediği ve ilimiz sınırları dışına çıktığının görülmesi üzerine, tetkik amaçlı .... Fabrikası önünde bindiği minibüs saat 15.55 sıralarında durdurulmuş ve şahıs minibüsten aşağıya indirilmiştir. Kimliğini ibrazı istenildiğinde, tarafımıza üzerinde fotoğraf bulunmayan ....’ barkot numaralı Konfederasyonu......eğitimciler birliği sendikası üyelik kimlik kartını ibraz etmesi üzerine, nüfus cüzdanının olup olmadığının sorulması üzerine, nüfus cüzdanını evde unuttuğunu beyan ettiği, yapılan GBT ve UYAP sorgulamasında ...’ın suç kaydının bulunmadığı, aranan şahıslardan olmadığı, anlaşılmış olup, şahsın ibraz ettiği kimliğin inandırıcı olmadığı düşünülerek, detaylı aile tablosu üzerinden eşi ve çocuğunun isimleri sorulduğunda cevap veremedi ve kimliğini tam olarak ibraz edemediği, sorulara cevap vermediği ve vermek istemediğini beyan etmesi üzerine, Cumhuriyet savcısının talimatı ile gerçek kimliğinin tespiti ve aranan şahıslardan olup olmadığının tespiti için şahıs şubeye götürülmüştür,” şeklinde olduğu, Yapılan tetkikte kimliğin ... adına, Milli Eğitim Bakanlığı üye kayıt numarası ve tarihinin.... kimlik numarasının .....numarasının ..... olduğu ve 06.06.2011 tarihinde verildiği, Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri ve Kimlik Tespit Şube Müdürlüğü ekspertiz raporununun; “... numarada kaydı bulunan ...nüfusuna kayıtlı, ... ve..oğlu ...-1981 doğumlu ...’ ün on parmak izlerinin aynı, kimlik bilgilerinin farklı olduğu tespit edilmiştir.” şeklinde olduğu, Anlaşılmaktadır. Sanık aşamalarda; ... Cezaevinde bulunduğu esnada eşinin rahatsızlığından dolayı firar etmek zorunda kaldığını, sabıkası olduğu ve arandığından dolayı üzerinde bulunan ...'a ait Eğitim Bir-Sen kimliğini ibraz ettiğini, şahsın ikametinde meydana gelen hırsızlık olayını gerçekleştirmediğini, suçlamayı kabul etmediğini savunmuştur. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler Uyuşmazlığın sağlıklı olarak çözümlenmesi için 5237 sayılı TCK'nun 268. maddesinde düzenlenen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması ile aynı kanunun 206. maddesinde düzenlenen resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçları üzerinde durulması gerekmektedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun "Adliyeye karşı suçlar" bölümünde düzenlenen “Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması” başlıklı 268. maddesi; “İşlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanan kimse, iftira suçuna ilişkin hükümlere göre cezalandırılır” şeklinde olup madde gerekçesinde de iftira suçunun özel bir işleniş biçiminin düzenlendiği belirtilmektedir. Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun iftira suçunun özel bir şekli olduğu madde sıralamasından da anlaşılmaktadır. TCK'nun 267. maddesinde iftira suçu düzenlendikten sonra 268. madde kaleme alınmış, daha sonra iftira suçundaki etkin pişmanlık hükmünü içeren 269. madde düzenlenmiştir. Ayrıca TCK'nın 268. maddesinin iptali istemiyle yapılan itirazda Anayasa Mahkemesince 22.05.2012 gün ve 3-95 sayı ile itiraz isteminin reddine karar verilmesinin yanında, 268. maddede iftira suçuna yapılan atfın sadece cezayla sınırlı olmadığı, 267. maddedeki iftira suçunun nitelikli hâllerini düzenleyen fıkralar ile 269. maddedeki etkin pişmanlık hükümlerinin de 268. madde için geçerli olacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda failin işlediği bir suç nedeniyle hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla kendi kimliğini saklayarak başkasına ait kimlik bilgilerini kullanması ve o kişi hakkında iftira atmışcasına soruşturma ve kovuşturma yapılmasına neden olması durumunda, bu madde hükmü uygulanacaktır. Suçun oluşması için failin daha önce bir suç işlemiş olması veya bir suçtan aranması, kendi kimliğini vermesi halinde hakkında bu suçtan işlem yapılacak olması gerekmektedir. Başka bir anlatımla bu suçun oluşması için sanığın resmi belge düzenlemede yetkili memura başkasının kimliğini veya kimlik bilgilerini vermesi yeterli olmayıp işlediği bir suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla gerçek bir kişinin kimlik bilgilerini kullanması gerekmektedir. Örneğin bir ... yerinden hırsızlık yaparken yakalanan sanık A'nın kolluk kuvvetlerine kendi kimliği yerine gerçek bir kişi olan kardeşi B'nin kimlik bilgilerini vermesi durumunda kardeşi B hakkında soruşturma yapılacak ve A da kendisi hakkında yapılacak olan soruşturmadan kurtulacaktır. Örnekten de açıkça anlaşılacağı üzere A işlediği bir suçtan kurtulmak için kardeşi B'nin adını vererek kardeşine iftira atmışcasına hakkında soruşturma yapılmasına neden olmaktadır. Aynı Kanun’un "Kamu güvenine karşı suçlar" bölümünde düzenlenen “Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” başlıklı 206. maddesi ise; “Bir resmî belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır” şeklinde olup, maddede resmi belgeyi düzenlemek yetkisine sahip kamu görevlisine yalan bildirimde bulunulması suç olarak düzenlenmiştir. Yalan beyanın resmi belge düzenleme yetkisine sahip kamu görevlisine yapılmış olması gerekmektedir. Resmi bir belgenin düzenlenmesi sırasında beyanda bulunacak kişinin gerçeği söyleme zorunluluğu vardır. Kişinin beyanı üzerine düzenlenen resmî belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispatlayıcı nitelikte olması, bir başka ifadeyle beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılmasının zorunlu olmaması şarttır. Aksi halde yani kişinin beyanı yeterli olmayıp bu beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılması zorunluysa ve bu araştırma sonunda bildirimin gerçeğe uygun olmadığı belirlenirse, kişinin beyanına itibar edilemeyeceğinden ve kişinin beyanını içeren belge ispat aracı olarak kullanılamayacağından anılan maddedeki suç oluşmayacaktır. Bununla birlikte suçun oluşması için sanığın beyanda bulunması yeterli olmayıp sanığın beyanı üzerine kamu görevlisi tarafından bir belgenin de düzenlenmesi gerekmektedir. TCK'nın 206. maddesi aynı Kanun'un 268. maddesine göre daha genel bir madde olarak düzenlenmiştir. TCK'nın 268. maddesinde sanığın kimliği hakkında yalan beyanda bulunması düzenlenmişken 206. madde ise kimlik bilgileri dışında başka hususlarda da yalan beyanda bulunmayı da kapsamaktadır. 268. maddede sanık, hakkında yapılan soruşturma ve kovuşturmadan kurtulmak için yalan beyanda bulunurken 206. maddede ise sanık, her türlü amaç için yalan beyanda bulunabilmektedir. TCK'nın 206. maddesinde düzenlenen yalan beyanda bulunma suçunu aynı Kanun’un 268. maddesinde düzenlenen başkalarına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan ayıran en önemli özellik, 268. maddede sanık işlediği bir suçtan kurtulmak amacıyla gerçek bir kişinin kimlik bilgilerini vererek gerçek kişi hakkında iftira sonucunu doğuran eylemiyle soruşturma ya da kovuşturma yapılmasına neden olmaktayken, 206. maddede ise sanık kamu görevlisine kimliği hakkında yalan beyanda bulunmasıyla bir başkası hakkında soruşturma ya da kovuşturma yapılmasına neden olmamaktadır. Örneğin hakkında hırsızlık suçundan kamu davası devam eden ve yakalama kararı çıkarılan sanık A'nın rutin bir kontrolde gerçek kişi B'nin kimlik bilgilerin kullanması durumunda, kendisi hakkında yapılan kovuşturmayı engellemediğinden ve A'nın eylemi nedeniyle de B hakkında bir soruşturma ya da kovuşturma yapılmadığından A'nın eyleminin TCK'nın 206. maddesi kapsamında kaldığı kabul edilmelidir. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme 02.12.2012 tarihinde ... il merkezinde faili meçhul hırsızlık olaylarının tespiti ve faillerinin yakalamasına yönelik yapılan çalışmalarda olay, yakalama ve üst arama tutanağına göre hareketlerinden şüphelenilen sanık ...’den kimliği sorulduğunda üzerinde fotoğraf bulunmayan .... barkot numaralı,.... Eğitimciler Birliği Sendikası üyelik kimlik kartını ibraz etmesi üzerine sanığa nüfus cüzdanının olup olmadığının sorulduğu, sanığın kimliğini evde unuttuğunu beyan ettiği, yapılan GBT ve UYAP sorgulamasında ...’ın suç kaydının bulunmadığı, aranan şahıslardan olmadığı anlaşılmış olup sanığın ibraz ettiği kimliğin inandırıcı olmadığı düşünülerek detaylı aile tablosu üzerinden eşi ve çocuğunun isimleri sorulduğunda cevap veremediği ve kimliğini tam olarak ibraz edemediği, sorulara cevap vermediği aşamalarda eşinin rahatsızlığından dolayı firar etmek zorunda kaldığını, sabıkası olduğundan ve arandığından dolayı görevlilere başka bir kimlik ibraz ettiğini savunduğu dosyada; 5237 sayılı TCK'nın 206. maddesinde düzenlenen yalan beyanda bulunma suçunu aynı Kanun’un 268. maddesinde düzenlenen başkalarına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan ayıran en önemli özellik, 268. maddede sanık işlediği bir suçtan kurtulmak amacıyla gerçek bir kişinin kimlik bilgilerini vererek gerçek kişi hakkında iftira sonucunu doğuran eylemiyle soruşturma ya da kovuşturma yapılmasına neden olmaktayken 206. maddede ise sanık kamu görevlisine kimliği hakkında yalan beyanda bulunmasıyla bir başkası hakkında soruşturma ya da kovuşturma yapılmasına neden olmamaktadır. Somut olayda da bir başkası hakkında soruşturma yapılmadığı ancak ... adı ile sanık ... hakkında düzenlenen olay tutanağı, sanığın imzası ve ikrarı da gözetildiğinde eyleminin resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçunu oluşturacağı kabul edilmelidir. Bu itibarla Yerel Mahkemenin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, sanığa atılı eylemin resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- ... 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 13.03.2015 tarihli ve 89-235 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün sanığa atılı eylemin 5237 sayılı TCK'nın 206. maddesinde düzenlenen resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 18.01.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Ceza Genel Kurulu, 2021/158 E., 2021/245 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... 7. Çocuk
tam metni aç
"TCK'nın 268. maddesinde tanımlanan suçun oluşması için, failin, işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanmasının gerektiği, hakkında yapılmakta olan bir sor
Ceza Genel Kurulu         2021/158 E.  ,  2021/245 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 16. Ceza Dairesi Mahkemesi : ... 7. Çocuk Sayısı : 189-446 Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan sanık ...'ın TCK'nın 267/1 ve 31/3. maddeleri uyarınca 1 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... 7. Çocuk Mahkemesince verilen 05.12.2013 tarihli ve 95-190 sayılı hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 16. Ceza Dairesince 10.05.2016 tarih ve 816-3012 sayı ile; "TCK'nın 268. maddesinde tanımlanan suçun oluşması için, failin, işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanmasının gerektiği, hakkında yapılmakta olan bir soruşturma nedeniyle verilen arama kararının yerine getirilmesi sırasında bir başkasının kimlik bilgilerini kullanan ve yakalama tutanağını bu isimle imzalamaktan ibaret eylem ise TCK'nın 206. maddesinde tanımlanan 'Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan' suçunu oluşturacağından, mağdur ... hakkında sanığın eyleminden dolayı hırsızlık suçundan bir soruşturma bulunup bulunmadığı araştırılıp hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. ... 7. Çocuk Mahkemesi ise 22.12.2016 tarih ve 189-446 sayı ile; "Her ne kadar Yargıtay 16. Ceza Dairesince fiilin, TCK'nın 206. maddedeki suçu oluşturduğu gerekçesiyle hüküm bozulmuşsa da, SSÇ'nin hırsızlık suçundan yakalanmasından sonra, hakkında işlem yapılmasını engellemek amacıyla mağdura ait kimlik bilgilerini beyan etmesi sebebiyle fiilin TCK'nın 268. maddesindeki iftira suçunu oluşturduğu konusunda bir tereddüt bulunmadığı" gerekçesiyle bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.04.2017 tarihli ve 5141 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, 6763 sayılı Kanun'un 36. maddesiyle değişik CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesince 18.03.2021 tarih ve 7773-2212 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Sanığın eyleminin hukuki niteliğinin belirlenmesi bakımından eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının, 2- Eksik araştırma ile hüküm kurulmadığı sonucuna ulaşılması hâlinde ise sanığın eyleminin TCK’nın 268/1. maddesinde düzenlenen “Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması” suçunu mu yoksa aynı Kanun’un 206/1. maddesinde düzenlenen “Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçunu mu oluşturduğunun, Belirlenmesine ilişkin olup UYAP sisteminden alınan nüfus kayıt örneğine göre ... Anadolu (Kapatılan) 6. Çocuk Mahkemesince 27.11.2013 tarih ve 133-443 sayı ile sanığın 01.01.1997 olan doğum tarihinin 01.01.1995 olarak düzeltildiği ve bahse konu kararın 27.01.2014 tarihinde kesinleştiğinin anlaşılması karşısında sanığın gerçek yaşının tespiti ve bu bağlamda görevli mahkemenin belirlenmesi bakımından eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığı hususunun da ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. İncelenen dosya kapsamından; Önleyici Hizmetler Şube Müdürlüğü Eyüp Ekipler Amirliğine bağlı 79-155 kod numaralı ekip tarafından 21.07.2013 tarihinde saat 20.15'te düzenlenen tutanağın; "21.07.2013 günü saat 18.25 sıralarında Önleyici Hizmetler Şube Müdürlüğü Eyüp Ekipler Amirliğine bağlı 79-155 kod nolu ekip olarak idaremiz Nişanca Mahallesi, Alaca Tekke Sokak üzerinde yapmış olduğumuz ring görevimiz sırasında uzak mesafeden gözlemlemiş olduğumuz ikisi uzun boylu, ikisi kısa boylu bilinen yaş grubundan dört şahsın etrafı telaşlı bir şekilde kolaçan ettikleri ve tedirgin davranışlar sergilediklerinin görülmesi üzerine bahse konu şahıslar tarafımızca 19 numara önünden, kapıyı gözetlerken alınmışlar, şahısların yapılan üst aramalarında 1 adet 30 cm uzunluğunda ingiliz anahtarı olarak tabir edilen alet, 1 adet metal kısmı 20 cm, sap kısmı ise 8 cm olan düz tornavida, 1 adet metal kısmı 12 cm sap kısmı 8 cm olan yıldız tornavida ve 1 adet 20 cm uzunluğunda olan ve (T) anahtarı olarak tabir edilen metal alet ele geçirilmiş, şahıslar kendi beyanlarına göre ... ili, Ataşehir ilçesi nüfusuna kayıtlı, ...-22.06.1994 doğumlu, ... ve ... oğlu ...(T.C. ...), ... ili, Sur ilçesi nüfusuna kayıtlı, ...-25.01.1998 doğumlu, ... ve ...oğlu ... (T.C. ...), Bayburt ili, Merkez ilçesi nüfusuna kayıtlı, Bahçelievler-30.08.1995 doğumlu, ... ve ... oğlu ... (T.C. ...) ile ...-2001 doğumlu, ... ve ... oğlu ... isimli şahıslar tarafımızca daha detaylı incelenmek amacıyla muhafaza altına alınarak polis merkezine intikal ettirilmiş, polis merkezinde yapılan incelemede herhangi bir suç ve suç unsuruna rastlanılmamış ancak şahısların yapılan UYAP sorgulamalarında yukarıda açık kimliği yazılı ... isimli şahsın 09.10.2012 tarihli ... 6. Çocuk Mahkemesince 2012/762 karar no ile bina içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında hırsızlık suçundan aranıyor olduğu görülmüş, diğer şahısların aranmadıkları anlaşılmış, aranması olan ... isimli şahıs doktor raporu alınmadan darp ve cebirsiz olarak Eyüp Çocuk Büro Amirliğine teslim edilmek üzere gerekli yasal işlemlerin yapılabilmesi için Eyüp Polis Merkezi Amirliğine teslim edildiğine dair iş bu tutanak tarafımızca tanzimle altı birlikte imza altına alınmıştır." şeklinde olduğu ve söz konusu tutanağın mağdur ... adına da imzalandığı, Önleyici Hizmetler Şube Müdürlüğü Eyüp Ekipler Amirliğine bağlı 79-155 kod numaralı ekip tarafından düzenlenen bila tarihli tutanakta; mağdur ...'ın olay tarihinde saat 20.30 sıralarında polis merkezine teslim edileceği sırada görevlilerin elinden kurtularak Eyüp Polis Merkezi Amirliği zemin katının duvarına kafa atması sonucunda duvara zarar verdiğinin belirtildiği, Eyüp Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen 21.07.2013 tarihli ve 7717 sayılı rapora göre; sanığın muayenesi için aynı gün saat 21.34'te Eyüp Devlet Hastanesine giriş yapıldığı, yapılan muayene sonucunda da mağdur ... adına aynı tarihli doktor raporunun düzenlendiği, Eyüp Çocuk Büro Amirliğinde görevli polis memurlarınca 21.07.2013 tarihinde saat 22.30'da düzenlenen tutanağa göre; aynı gün saat 22.00 sıralarında aranan şahıs olarak getirilen ... isimli şahsın çocuk büro görevlilerince bilinen sanık ... olduğunun tespit edildiği ayrıca daha sonra çocuk büroya gelen ...'ın da bahse konu şahsın oğlu olan sanık ... olduğunu beyan ettiği, Şahıs Bilgileri Formuna göre; sanık ...'ın aranan şahıslardan olmadığı, Eyüp Çocuk Büro Amirliğinde görevli polis memurlarınca 21.07.2013 tarihinde saat 23.30'da düzenlenen savcı görüşme tutanağına göre; nöbetçi Cumhuriyet savcısı tarafından sanık ...'ın kimliği hakkında yalan beyanda bulunmak eylemi nedeniyle kimlik tespitinin yapılması, geri getirilmek üzere hazırda bulunan babasına teslim edilmesi, şahısların üzerlerinden çıkan malzemelerin Çocuk Büro Amirliğinde muhafaza edilmesi, duvara kafa atma ve zarar verme olayı ile ilgili herhangi bir işlem yapılmaması, sanığın 22.07.2013 tarihinde mevcutlu olarak ... Cumhuriyet Başsavcılığına getirilmesi talimatlarının verildiği, Eyüp Çocuk Büro Amirliğinde görevli polis memurlarınca 22.07.2013 tarihinde saat 01.15'te düzenlenen kimlik tespit tutanağında; 21.07.2013 tarihinde saat 18.25 sıralarında Alaca Tekke Sokak üzerinde meydana gelen kimliği hakkında yalan beyanda bulunmak olayı ile ilgili olarak yakalanan sanık ...'ın yaşının küçük olması nedeniyle 21.07.2013 tarihinde saat 22.00 sıralarında Eyüp Çocuk Büro Amirliğine getirildiği, sanık hakkında düzenlenen kimlik tespiti tutanağının hazır bulunanlarca okutturulup doğruluğu anlaşıldıktan sonra taraflarca imza altına alındığının belirtildiği, Eyüp Çocuk Büro Amirliğince düzenlenen 22.07.2013 tarihli teslim ve tebliğ tutanağında; 21.07.2013 tarihinde Alaca Tekke Sokak üzerinde meydana gelen kimliği hakkında yalan beyanda bulunmak olayı ile ilgili olarak yakalanan sanık ...'ın nöbetçi Cumhuriyet savcısının talimatı gereğince 22.07.2013 tarihinde saat 08.30 sıralarında savcılığa sevk edilmek üzere Eyüp Çocuk Büro Amirliğine geri getirilmesi kaydıyla babası olan ...'a teslim edildiğinin belirtildiği, UYAP sorgulaması ve dosya kapsamına göre mağdur ... hakkında 09.10.2012 tarihinde işlenen nitelikli hırsızlık suçuna teşebbüs, iş yeri dokunulmazlığını ihlal ve mala zarar verme suçlarından ... Cumhuriyet Başsavcılığınca 15.11.2012 tarih ve 61124-2644 sayı ile kamu davası açıldığı, ... 6. Çocuk Mahkemesince 2012/762 esas sayılı dosya üzerinden yapılan yargılama sırasında 21.06.2013 tarihinde mağdur hakkında ifadesinin alınması amacıyla yakalama emri düzenlendiği, 29.07.2013 tarihinde de ifadesinin alınması üzerine söz konusu tedbirin kaldırılmasına karar verildiği, yapılan yargılama sonucunda 13.03.2014 tarih ve 762-172 sayı ile mağdurun tüm suçlardan beraatine karar verildiği, bahse konu kararın temyiz edilmeden 16.04.2014 tarihinde kesinleştiği, 12.09.2013 tarihli oturumda ... 6. Çocuk Mahkemesinin 2012/762 esas sayılı dosyasının incelemesinde; mağdur ... hakkında ... isimli şahsa yönelik hırsızlık suçundan dava açıldığı, 29.07.2013 tarihinde mağdur ...'ın savunmasını yaptığı ve duruşmanın 28.11.2013 tarihine bırakıldığının belirtildiği, UYAP sisteminden alınan nüfus kayıt örneğine göre; ... Anadolu (Kapatılan) 6. Çocuk Mahkemesince 27.11.2013 tarih ve 133-443 sayı ile sanık ...'ın 01.01.1997 olan doğum tarihinin 01.01.1995 olarak düzeltildiği ve bahse konu kararın 27.01.2014 tarihinde kesinleştiği, UYAP sorgulaması ve dosya kapsamına göre; 21.07.2013 tarihinde saat 22.00 sıralarında Eyüp Çocuk Büro Amirliğine getirilmesi üzerine gerçek kimlik bilgileri tespit edilen sanık ... hakkında inceleme konusu başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma eylemi dışında 21.07.2013 tarihinde gerçekleşen başka bir suçtan işlem yapılmadığı, Anlaşılmaktadır. Mağdur ... istinabe olunan Mahkemede; yeğeni olan sanığın karakola götürüldüğü sırada kendisinin kimlik bilgilerini verdiğini ve hakkında işlem yaptırdığını ancak daha sonra gerçek ortaya çıkınca herhangi bir ceza almadığını, olayla ilgili olarak herhangi bir şikâyetinin bulunmadığını, Tutanak tanıkları ... ve ... Mahkemede benzer şekilde; kendilerine okunan tutanağın doğru ve altındaki imzaların kendilerine ait olduğunu, tutanağı aynen tekrar ettiklerini, olayı hatırlayamadıklarını, İfade etmişlerdir. Sanık ... Savcılıkta; suçlamayı kabul etmediğini, şüphe üzerine kendisini durduran polislere gerçek kimlik bilgilerini söylediğini ancak o sırada yanında bulunan ... isimli şahsın polislere kendisinin ... olduğunu söylediğini, polislerin de ona inandıklarını, mağdur ...'ın kuzeninin oğlu olduğunu, mağdurun arandığını bilmediğini, onun kimlik bilgilerini söylemesinin mantıklı olmadığını, Mahkemede; olay tarihinde hırsızlık suçundan yakalandığını, önce Eyüp Karakoluna götürüldüğünü, orada bulunduğu sırada arkadaşlarından birinin kendisine "...!" şeklinde seslendiğini, mağdur ...'ın da Eyüp Karakolunda tanınan birisi olduğunu, kendisini ... olarak tanıtmasına rağmen ... kimliğiyle hakkında tutanak düzenlendiğini, ardından çocuk büroya götürüldüğünü, orada bulunan polislerce tanındığını ve gerçek kimliği ile tutanak düzenlendiğini, mağdur ...'ın kuzeni olduğunu, Savunmuştur. 1- UYAP sisteminden alınan nüfus kayıt örneğine göre ... Anadolu (Kapatılan) 6. Çocuk Mahkemesince 27.11.2013 tarih ve 133-443 sayı ile sanığın 01.01.1997 olan doğum tarihinin 01.01.1995 olarak düzeltildiği ve bahse konu kararın 27.01.2014 tarihinde kesinleştiğinin anlaşılması karşısında sanığın gerçek yaşının tespiti ve bu bağlamda görevli mahkemenin belirlenmesi bakımından eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığı; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Adil yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinde; "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir...", Anayasa’nın 142. maddesinin birinci fıkrasında ise "Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.”, Hükümlerine yer verilmiştir. Bu düzenlemelere uygun olarak yürürlüğe konulan 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev Ve Yetkileri Hakkında Kanun'un “Ceza mahkemeleri” başlıklı 8. maddesi; “Ceza mahkemeleri, sulh ceza, asliye ceza ve ağır ceza mahkemeleri ile özel kanunlarla kurulan diğer ceza mahkemeleridir.” şeklindeyken 28.06.2014 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 46. maddesiyle “sulh ceza” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır. Asliye ceza mahkemesinin görevi 5235 sayılı Kanun'un 11. maddesinde; “Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, sulh ceza mahkemesi ve ağır ceza mahkemelerinin görevleri dışında kalan dava ve işlere asliye ceza mahkemelerince bakılır.” şeklinde düzenlenmişken 6545 sayılı Kanun'un 49. maddesiyle maddeye “sulh ceza” ibaresinden sonra gelmek üzere “hâkimliği” ibaresi eklenmiş ve söz konusu madde 6545 sayılı Kanun'la yapılan diğer değişikliklerle uyumlu hâle getirilmiştir. Öte yandan, 5271 sayılı CMK’nın "Görev" başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrası; "Mahkemelerin görevleri kanunla belirlenir.", "Re'sen görev kararı ve görevde uyuşmazlık" başlıklı 4. maddesi; "Davaya bakan mahkeme, görevli olup olmadığına kovuşturma evresinin her aşamasında re'sen karar verebilir. 6 ncı madde hükmü saklıdır. Görev konusunda mahkemeler arasında uyuşmazlık çıktığında, görevli mahkemeyi ortak yüksek görevli mahkeme belirler.”, "Görevsizlik kararı verilmesi gereken hâl ve sonucu" başlıklı 5. maddesi; “İddianamenin kabulünden sonra; işin, davayı gören mahkemenin görevini aştığı veya dışında kaldığı anlaşılırsa, mahkeme bir kararla işi görevli mahkemeye gönderir. Adlî yargı içerisindeki mahkemeler bakımından verilen görevsizlik kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.”, "Görevli olmayan hâkim veya mahkemenin işlemleri" başlıklı 7. maddesi ise; "Yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında, görevli olmayan hâkim veya mahkemece yapılan işlemler hükümsüzdür.”, Şeklindedir. Yine 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun "Tanımlar" başlıklı 3. maddesi; "(1) Bu Kanunun uygulanmasında; a) Çocuk: Daha erken yaşta ergin olsa bile, onsekiz yaşını doldurmamış kişiyi; bu kapsamda, 1. Korunma ihtiyacı olan çocuk: Bedensel, zihinsel, ahlaki, sosyal ve duygusal gelişimi ile kişisel güvenliği tehlikede olan, ihmal veya istismar edilen ya da suç mağduru çocuğu, 2. Suça sürüklenen çocuk: Kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuğu, ... İfade eder.", "Mahkemelerin kuruluşu" başlıklı 25. maddesi; "(1) Çocuk mahkemesi, tek hâkimden oluşur. Bu mahkemeler her il merkezinde kurulur. Ayrıca, bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen ilçelerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü alınarak kurulabilir. İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde çocuk mahkemelerinin birden fazla dairesi oluşturulabilir. Bu daireler numaralandırılır. Çocuk mahkemelerinde yapılan duruşmalarda Cumhuriyet savcısı bulunmaz. Mahkemelerin bulunduğu yerlerdeki Cumhuriyet savcıları, çocuk mahkemeleri kararlarına karşı kanun yoluna başvurabilirler. (2) Çocuk ağır ceza mahkemelerinde bir başkan ile yeteri kadar üye bulunur ve mahkeme bir başkan ve iki üye ile toplanır. Bu mahkemeler bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen yerlerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü alınarak kurulur. İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde çocuk ağır ceza mahkemelerinin birden fazla dairesi oluşturulabilir. Bu daireler numaralandırılır." "Mahkemelerin görevi" başlıklı 26. maddesi; "(1) Çocuk mahkemesi, asliye ceza mahkemesi ile sulh ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlar bakımından, suça sürüklenen çocuklar hakkında açılacak davalara bakar. (2) Çocuk ağır ceza mahkemesi, çocuklar tarafından işlenen ve ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarla ilgili davalara bakar. (3) Mahkemeler ve çocuk hâkimi, bu Kanunda ve diğer kanunlarda yer alan tedbirleri almakla görevlidir. (4) Çocuklar hakkında açılan kamu davaları, Kanunun 17 nci maddesi hükümleri saklı kalmak kaydıyla bu Kanunla kurulan mahkemelerde görülür.", "İştirak hâlinde işlenen suçlar" başlıklı 17. maddesi ise; "(1) Çocukların yetişkinlerle birlikte suç işlemesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturma ayrı yürütülür. (2) Bu hâlde de çocuklar hakkında gerekli tedbirler uygulanmakla beraber, mahkeme lüzum gördüğü takdirde çocuk hakkındaki yargılamayı genel mahkemedeki davanın sonucuna kadar bekletebilir. (3) Davaların birlikte yürütülmesinin zorunlu görülmesi hâlinde, genel mahkemelerde, yargılamanın her aşamasında, mahkemelerin uygun bulması şartıyla birleştirme kararı verilebilir. Bu takdirde birleştirilen davalar genel mahkemelerde görülür." şekline hüküm altına alınmıştır. Görev hususu kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında ilgililer tarafından yargılama yapan mahkemeye görev itirazında bulunulabileceği gibi davaya bakan mahkeme de CMK'nın 4 ve 5. maddeleri uyarınca görevli olup olmadığını kovuşturma evresinin her aşamasında resen dikkate alır. Anılan Kanun'un 7. maddesi uyarınca yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında, görevli olmayan hâkim veya mahkemece yapılan işlemler hükümsüzdür ve yargılamaya bakacak olan görevli mahkemenin bütün işlemleri yenilemesi gerekir. Burada sadece yenilenmesi mümkün görülmeyen işlemler varlığını koruyacaktır (Ahmet Gökçen, Murat Balcı, M. Emin Alşahin, Kerim Çakır, Ceza Muhakemesi Hukuku, Adalet, 2. Baskı, 2017, l. Cilt, s. 195.). Mahkemelerin kanunen görevli olmadıkları hâlde davaya bakmaları,1412 sayılı CMUK'nın 308. maddesinde “Kanuna mutlak aykırılık”, 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde de “hukuka kesin aykırılık hâli” olarak düzenlenmiştir. Diğer taraftan 5271 sayılı CMK’nın 218. maddesi; "1) Yüklenen suçun ispatı, ceza mahkemelerinden başka bir mahkemenin görev alanına giren bir sorunun çözümüne bağlı ise; ceza mahkemesi bu sorunla ilgili olarak da bu Kanun hükümlerine göre karar verebilir. Ancak, bu sorunla ilgili olarak görevli mahkemede dava açılması veya açılmış davanın sonuçlanması ile ilgili olarak bekletici sorun kararı verebilir. 2) Kovuşturma evresinde mağdur veya sanığın yaşının ceza hükümleri bakımından tespitiyle ilgili bir sorunla karşılaşılması halinde; mahkeme, ilgili kanunda belirlenen usule göre bu sorunu çözerek hükmünü verir." şeklinde düzenlenmiştir. 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 36. maddesi ise; “(1) Mahkeme kararı ile yapılan kayıt düzeltmelerinde aşağıdaki usûllere uyulur: a) Nüfus kayıtlarına ilişkin düzeltme davaları, düzeltmeyi isteyen şahıslar ile ilgili resmî dairenin göstereceği lüzum üzerine Cumhuriyet savcıları tarafından yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki görevli asliye hukuk mahkemesinde açılır. Kayıt düzeltme davaları nüfus müdürü veya görevlendireceği nüfus memuru huzuru ile görülür ve karara bağlanır. b) Aynı konuya ilişkin olarak nüfus kaydının düzeltilmesi davası ancak bir kere açılabilir. Ad değişikliği halinde, nüfus müdürlüğü bu kişinin çocuklarının baba veya ana adına ilişkin kaydı, soyadı değişikliğinde ise eş ve ergin olmayan çocukların soyadını da düzeltir. c) Tespit davaları, kaydın iptali veya düzeltilmesi için açılacak davalara karine teşkil eder. (2) Kişilerin başkasına ait kaydı kullandıklarına ilişkin başvurular Bakanlıkça incelenip sonuçlandırılır.” biçiminde iken, Anayasa Mahkemesince 30.03.2012 tarih ve 34-48 sayı ile “25.04.2006 günlü, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 36. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinin ‘Aynı konuya ilişkin olarak nüfus kaydının düzeltilmesi davası ancak bir kere açılabilir.’ biçimindeki cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline” karar verilmiş, 03.11.2017 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7039 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile de 5490 sayılı Kanun'un 36. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi "Haklı sebeplerin bulunması hâlinde aynı konuya ilişkin düzeltme yapılması hâkimden istenebilir. Ad değişikliği hâlinde, nüfus müdürlüğü bu kişinin çocuklarının baba veya ana adına ilişkin kaydı, soyadı değişikliğinde ise eşin ve ergin olmayan çocukların soyadını da düzeltir." şeklinde yeniden düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı ile anılan yasal düzenlenme sonucunda daha önce mahkeme kararı ile değişiklik yapılmış olsa dahi sanık veya mağdurenin gerçek yaşının nüfus kaydından farklı olduğunun iddia edilmesi durumunda yaşlarının yeniden araştırılıp belirlenmesi ve gerektiğinde düzeltilmesine ya da mevcut yargılama ile sınırlı olarak tespitine karar verilmesi olanaklı hâle gelmiştir. CMK’nın 218/1. maddesine göre bir eylemin suç oluşturup oluşturmadığı veya suçun niteliğinin saptanması ya da yüklenen suçun ispatı ceza mahkemesi dışında bir sorunun çözümlenmesine bağlı ise ceza hâkimi, ya sorunu ceza muhakemesi hükümlerine göre karara bağlayacak ya da sorunun hukuk veya idare mahkemesinde çözümlenmesini bekleyecektir. Yaş tespiti dışında kalan bu tali sorunların çözümü bakımından ceza mahkemelerine ek muhakeme yapma mecburiyeti getirilmemiş, iki seçenek sunularak bekletici sorun sayma veya ek yargılama yetkisini kullanarak tali sorunu çözme imkânlarından birisini kullanma yetkisi verilmiştir. Ceza mahkemesine tanınmış olan yaş düzeltme yetkisi, düzeltme sonucunda yaşta meydana gelecek değişikliğin, ceza sorumluluğuna etkili olmasına bağlıdır. Başka bir deyişle sanığın sübuttan beraatine karar verilecek durumda yaş düzeltmesi yapılmamalı, yapılacak yaş düzeltilmesi, cezanın artmasını veya azalmasını sağlamayacak ya da ceza sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırmayacaksa bu yola gidilmemelidir. Ancak, kanun koyucu kovuşturma evresinde karşılaşılan mağdur veya sanığın gerçek yaşının belirlenmesi sorununu diğer ön sorunlardan farklı olarak ele almış ve ceza mahkemesine ilgili kanunda belirlenen usule göre bu sorunu çözerek hüküm verme mecburiyeti getirmiştir. Bu nedenle ceza mahkemesi, Nüfus Hizmetleri Kanunu’nda öngörülen yöntemi izleyerek yaşı düzeltilecek kişinin vücut yapısını gözlemleyip, hakkında bilimsel verilere dayalı olarak bilirkişi raporu aldıktan ve geçerli diğer delilleri topladıktan sonra gerçek yaşını saptayarak bir sonuca varmak zorundadır. Öte yandan ceza yargılaması hukukunda serbest ve vicdani delil sistemi benimsenmiştir. Bu sistemle ifade edilmek istenen mevcut delillerin bağımsız, tarafsız ve tam bir vicdani sorumluluk içinde değerlendirilmesi serbestliğidir. Ceza yargılamasında maddi gerçek arandığından hâkimi bu gerçeğe götürebilecek kanuni sınırlar içerisindeki her şey delil olabilecektir. Ancak hükme dayanak alınan delillerin gerçekçi, akılcı, olayı temsil edici, kanıtlayıcı ve hukuka uygun olmaları gerekir. Bu belirleme ceza yargılamasında şekli duruma değil, somut gerçeğe itibar edileceğini ortaya koymaktadır. Aksinin kabulü hak ve adalet duygularını da yaralayacaktır. Nitekim Ceza Genel Kurulunun başta 30.08.1981 tarihli ve 2-106 sayılı, 18.04.2000 tarihli ve 74-79 sayılı, 15.04.2008 tarihli ve 239-86 sayılı ve 12.02. 2013 tarihli ve 974-49 sayılı kararları da bu doğrultudadır. Açıklanan hukusal durum karşısında ceza mahkemesinin, hukuk mahkemelerince verilen yaşa ilişkin kesinleşmiş kararlarını serbest ve vicdani delil sistemine göre değerlendirip, özel yasasında belirtilen usul izlenerek, bilimsel, tarafsız ve geçerli tüm deliller toplandıktan sonra ve bunlar doğru değerlendirilerek gerçek yaşın belirlendiğini görmesi hâlinde bu kararlara itibar etmesi mümkündür. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Ceza yargılamasının amacının maddi gerçeğin saptanması esasına dayandığı hususu ile 5490 sayılı Kanun'un 36. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan "Haklı sebeplerin bulunması hâlinde aynı konuya ilişkin düzeltme yapılması hâkimden istenebilir." şeklindeki yasal düzenleme gözetildiğinde; UYAP sisteminden alınan nüfus kayıt örneğine göre ... Anadolu (Kapatılan) 6. Çocuk Mahkemesince 27.11.2013 tarih ve 133-443 sayı ile sanığın 01.01.1997 olan doğum tarihinin 01.01.1995 olarak düzeltildiği ve bahse konu kararın 27.01.2014 tarihinde kesinleştiğinin anlaşılması karşısında anılan Mahkeme dosyası getirtilip incelenerek onaylı bir sureti dosya arasına alındıktan sonra 5271 sayılı CMK'nın 218/2. maddesi uyarınca sanığın gerçek yaşının usulüne uygun olarak belirlenip belirlenmediği araştırılıp, sanığın suç tarihi itibarıyla onsekiz yaşını doldurduğunun anlaşılması hâlinde delilleri takdir ve değerlendirme görevinin Asliye Ceza Mahkemesine ait olması nedeniyle görevsizlik kararı verilmesi gerekirken eksik araştırma ile hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır. Bu itibarla Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, ... Anadolu (Kapatılan) 6. Çocuk Mahkemesinin 2013/133 esas sayılı dosyası getirtilip incelenerek onaylı bir sureti dosya arasına alındıktan sonra CMK'nın 218/2. maddesi uyarınca sanığın gerçek yaşının usulüne uygun olarak belirlenip belirlenmediği araştırılıp sanığın suç tarihi itibarıyla onsekiz yaşını doldurduğunun anlaşılması hâlinde delilleri takdir ve değerlendirme görevinin Asliye Ceza Mahkemesine ait olması nedeniyle görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. 2- Sanığın eyleminin hukuki niteliğinin belirlenmesi bakımından eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığı ile eksik araştırma ile hüküm kurulmadığı sonucuna ulaşılması hâlinde sanığın eyleminin TCK’nın 268/1. maddesinde düzenlenen “Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması” suçunu mu yoksa aynı Kanun’un 206/1. maddesinde düzenlenen “Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçunu mu oluşturduğu; Uyuşmazlık konularının isabetli bir biçimde çözümlenebilmesi için birlikte değerlendirilmeleri gerekmektedir. Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçu 5237 sayılı TCK’nın "Adliyeye karşı suçlar" bölümündeki 268. maddede; “İşlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanan kimse, iftira suçuna ilişkin hükümlere göre cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmiş olup, madde gerekçesinde bu suçun iftira suçunun özel bir işleniş biçimini oluşturduğu belirtilmiştir. Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun iftira suçunun özel bir şekli olduğu madde sıralamasından da anlaşılmaktadır. TCK'nın 267. maddesinde iftira suçu düzenlendikten sonra 268. madde kaleme alınmış, daha sonra iftira suçundaki etkin pişmanlık hükmünü içeren 269. madde düzenlenmiştir. Ayrıca TCK'nın 268. maddesinin iptali istemiyle yapılan itirazın Anayasa Mahkemesince 22.05.2012 tarih ve 3-95 sayı ile reddine karar verilmesinin yanında, 268. maddede iftira suçuna yapılan atfın sadece cezayla sınırlı olmadığı, 267. maddedeki iftira suçunun nitelikli hâllerini düzenleyen fıkralar ile 269. maddedeki etkin pişmanlık hükümlerinin de 268. madde için geçerli olacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda failin işlediği bir suç nedeniyle hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla kendi kimliğini saklayarak, başkasına ait kimlik bilgilerini kullanması ve kimlik bilgilerini kullandığı şahsa iftira atmışcasına, o kişi hakkında kendisinin işlediği suçtan soruşturma ve kovuşturma yapılmasına neden olması durumunda, bu madde hükmü uygulanacaktır. Suçun oluşması için failin daha önce bir suç işlemiş olması ve kendi kimliğini vermesi hâlinde hakkında bu suçtan işlem yapılacak olması gerekmektedir. Başka bir anlatımla bu suçun oluşması için, sanığın resmî belge düzenlemede yetkili memura başkasının kimliğini veya kimlik bilgilerini vermesi yeterli olmayıp işlediği bir suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla gerçek bir kişinin kimlik bilgilerini kullanması gerekmektedir. Örneğin; bir iş yerinden hırsızlık yaparken yakalanan sanığın kolluk kuvvetlerine kendi kimliği yerine gerçek bir kişi olan kardeşinin kimlik bilgilerini vermesi durumunda kardeşi hakkında soruşturma yapılacak ve sanık da kendisi hakkında yapılacak olan soruşturmadan kurtulacaktır. Örnekten de açıkça anlaşılacağı üzere fail işlediği bir suçtan kurtulmak için kardeşinin adını vererek kardeşine iftira atmışçasına hakkında soruşturma yapılmasına neden olmaktadır. Öte yandan, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunda, failin kullandığı kimlik veya kimlik bilgilerinin gerçekte var olan bir kimseye ait olması gerekmektedir. Bu sebeple, fail tarafından kullanılan kimlik veya kimlik bilgileri hukuki anlamda sonuç doğuracak nitelikte olmalıdır. Örneğin; bir kamu kurumuna ait binaya zarar verirken yakalanan sanığın, kolluk görevlilerine kendi kimliği yerine başka bir kişinin yalnızca adını vermesi hâlinde, adı kullanılan kişi hakkında soruşturma yapılması mümkün değildir. Böyle bir durumda, hukuki anlamda sonuç doğurmayacak ve bu nedenle de kimlik bilgileri kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmayan bir bilgi verildiğinden, anılan suç oluşmayacaktır. Uyuşmazlık konusu ile ilgili bir diğer suç olan resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu 5237 sayılı TCK’nın "Kamu güvenine karşı suçlar" bölümündeki 206. maddede; “Bir resmî belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.” biçiminde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde; “Madde, doktrinde 'fikrî sahtecilik' olarak adlandırılan bir suç tipini düzenlemektedir. Kişi, kendi beyanıyla, sahte bir resmî belgenin düzenlenmesine neden olmak hakkına sahip değildir. Kişinin açıklamaları üzerine düzenlenen resmî belgenin bu beyanın doğruluğunu ispat edici bir güce sahip olması suçun oluşması için gereklidir. Aksi takdirde düzenlenen belge, yapılan beyanın doğruluğunu ispat edemeyeceğinden, kişi kendi beyanı ile böyle bir belgenin düzenlenmesine etmen olmuş sayılamaz ve kendisinin bu madde uyarınca cezalandırılmasının neden ve hikmeti kalmaz. O hâlde bakılacak husus şudur: Beyanın doğruluğu düzenlenen resmî belgeyle ispat edilecek ise, madde uygulanacaktır; buna karşılık beyanı alan memur, beyanın doğruluğunu tahkik edip, buna kanaat getirdikten sonra resmî belgeyi düzenlemek durumunda ise yani resmî belge sadece kişinin beyanı üzerine değil de, memurca yapılacak inceleme sonucuna göre meydana getirilmekte ise, bu maddedeki suç oluşmaz. Nitekim, kişiyi çok geniş bir surette 'doğruyu söylemek'le yükümleyen İtalyan Ceza Kanununun 483 üncü maddesi de aynı esası kabul etmiş ve İtalyan Yargıtayının yerleşmiş içtihadı da bu yönde olmuştur. Bu nedenle, gümrük muayene memuruna, belirli bir malı ithal veya ihraç edeceği yolunda yalan beyanda bulunan kişi, bu maddedeki suçu işlemiş olmaz; zira beyanı alan gümrük muayene memuru sırf bu beyanla yetinmeyip, beyanın doğruluğunu incelemekle yükümlüdür. Resmî belge ile doğruluğu ispat edilecek olayların ne olduğu, belgenin niteliğine göre belirir. Hâkime, değişik olaylar karşısında, yalan beyanın niteliğine göre temel cezayı belirlemek bakımından takdir yetkisi sağlamak maksadıyla maddedeki ceza üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası olarak saptanmıştır.” açıklamalarına yer verilmiştir. Bu suçun oluşabilmesi için, yalan beyanın resmî belge düzenleme yetkisine sahip kamu görevlisine yapılmış olması gerekmektedir. Resmî bir belgenin düzenlenmesi sırasında beyanda bulunacak kişinin gerçeği söyleme zorunluluğu vardır. Kişinin beyanı üzerine düzenlenen resmî belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispatlayıcı nitelikte olması, bir başka ifadeyle beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılmasının zorunlu olmaması şarttır. Kişinin beyanı yeterli olmayıp bu beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılması zorunluysa ve bu araştırma sonunda bildirimin gerçeğe uygun olmadığı belirlenirse, kişinin beyanına itibar edilemeyeceğinden ve kişinin beyanını içeren belge, ispat aracı olarak kullanılamayacağından, anılan maddedeki suç oluşmayacaktır. Bununla birlikte suçun oluşması için kişinin beyanda bulunması yeterli olmayıp bu beyan üzerine kamu görevlisi tarafından bir belgenin de düzenlenmesi gerekmektedir. Yargısal kararlarda ve öğretide; kişinin beyanı üzerine düzenlenen resmî belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispatlayıcı nitelikte olduğu, bir başka anlatımla beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılmasının zorunlu olmayıp TCK'nın 206. maddesindeki suçun oluştuğu durumlara; kişinin, İl Çevre Müdürlüğünce verilen idari para cezasının tahsilini engellemek için düzenlenen idari para ceza tutanağında adresini gerçeğe aykırı şekilde beyan etmesi, borçlu kişinin, haciz tutanağında kendisine ait malları üçüncü kişiye ait gibi beyan etmesi, hakkında trafik ceza tutanağı düzenlenecek kişinin, kendisine benzeyen başka bir kimsenin fotoğrafı bulunan sürücü belgesini trafik polisine göstermesi, belgedeki fotoğrafın kişiye benzemesi nedeniyle bu beyanın doğruluğunu araştırma zorunluluğu bulunmayan trafik görevlisince sürücü belgesi sahibi adına trafik ceza tutanağı tanzim edilmesi gibi durumlar örnek olarak sayılmıştır. Öğretideki görüşlere ve konuya ilişkin yargısal kararlara göre, bu suçta temel alınan husus; kamu görevlisi tarafından delil aranmaksızın, başkaca herhangi bir araştırma, inceleme ve işlem yapılmaksızın, doğrudan doğruya hukuki sonuç doğuracak ve ispat aracı oluşturacak nitelikte resmî belgenin düzenlenmesine dayanak alınan beyanlardır. Yalan beyanın doğrudan hukuki sonuç doğurmadığı, delil aracı oluşturmadığı hâllerde ya da kamu görevlisinin görevi gereği bu beyanın gerçeğe uygunluğunu araştırıp, doğruluğuna kanaat getirdiği takdirde resmî belgeyi düzenlemesi, aksi durumda beyanı reddetmesi gerekiyorsa anılan suç oluşmayacaktır. TCK'nın 206. maddesinde düzenlenen resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçunu aynı Kanun'un 268. maddesinde düzenlenen başkalarına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan ayıran en önemli özellik, 268. maddede sanık işlediği bir suçtan kurtulmak amacıyla gerçek bir kişinin kimlik bilgilerini vererek gerçek kişi hakkında iftira sonucunu doğuran eylemiyle soruşturma ya da kovuşturma yapılmasına neden olmaktayken, 206. maddede ise sanık kamu görevlisine kimliği hakkında yalan beyanda bulunmasıyla bir başkası hakkında soruşturma ya da kovuşturma yapılmasına neden olmamaktadır. Örneğin; hakkında hırsızlık suçundan kamu davası devam eden ve yakalama kararı çıkarılan sanık A'nın rutin bir kontrolde gerçek kişi B'nin kimlik bilgilerini kullanması durumunda, kendisi hakkında yapılan kovuşturmayı engellemediğinden ve A'nın eylemi nedeniyle de B hakkında bir soruşturma ya da kovuşturma yapılmadığından, A'nın eylemi TCK'nın 268. maddesinde düzenlenen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunu da oluşturmayacaktır. Kimliği bildirmeme kabahati ise 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 40/1. maddesinde; "Görevle bağlantılı olarak sorulması halinde kamu görevlisine kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınan veya gerçeğe aykırı beyanda bulunan kişiye, bu görevli tarafından elli Türk Lirası idarî para cezası verilir." şeklinde düzenlenmiştir. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 40/1. madde gerekçesinde ise; “Kamu görevinin gereği gibi ifa edilebilmesi için, herhangi bir kamu göreviyle ilişkili olarak, kişiler gerektiğinde kimlik ve adresleriyle ilgili bilgileri kamu görevlilerine vermekle yükümlüdür. Bu bilgileri vermekten kaçınan ya da bu konularda gerçeğe aykırı bilgi verenler hakkında, bilgiyi soran kamu görevlisi tarafından idari para cezasına karar verilecektir.” açıklamalarına yer verilmiştir. Kimliği bildirmeme kabahati seçimlik hareketli bir kabahat olup kabahati oluşturan seçimlik hareketler; kimliğiyle ve/veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınma, kimliği ve/veya adresiyle ilgili gerçeğe aykırı beyanda bulunmaktır. Bilgi vermekten kaçınma veya gerçeğe aykırı beyanın kamu göreviyle bağlantılı olarak sorulması sırasında olması yeterli olup "resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" suçundan farklı olarak resmî bir belgenin düzenlenmesi esnasında olması şart değildir. Kişinin kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınması veya gerçeğe aykırı bilgi vermesinin kabahat oluşturabilmesi için bilgiyi soranın kamu görevlisi olması ve onun da kanunen bunu sormaya yetkili olup göreviyle bağlantılı olarak bu bilgiyi sormuş olması gerekir. Bu nedenle kamu görevlisi olmayan kişilerin kanunen kimlik sorma yetkileri olsa bile bu kişilere bilgi verilmemesi veya gerçeğe aykırı bilgi verilmesi kabahat oluşturmayacaktır. Aynı şekilde kamu görevlisi olsa bile kanunen kimlik sorma yetkisi yoksa veya böyle bir yetkisi olsa dahi bilgiyi göreviyle bağlantılı olarak sormamışsa bilgi verilmemesi veya gerçeğe aykırı bilgi verilmesi kabahat oluşturmaz. Mevzuatımızda kamu görevlilerinin kimlik sorma yetkisine ilişkin hükümler bulunmaktadır. Örneğin; 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyetleri Kanunu’nun 4/A ve Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Yönetmeliği’nin 46. maddeleri uyarınca polis ve jandarmanın suç işlenmesini önlemek ve işlenmiş suçların faillerini ele geçirmek için veya diğer kanuni yetkilerini kullanırken kendisinin polis veya jandarma olduğunu belirleyen belgeyi gösterdikten sonra, kişilere kimliğini sorabileceği belirtilmiştir. Kimliği bildirmeme kabahati bilgi vermekten kaçınma veya gerçeğe aykırı beyanda bulunma ile işlenmiş sayılır. Diğer bir anlatımla kimliği bildirmeme kabahatinin oluşabilmesi için fiilin yapılması yeterli olup kişinin kimliğinin belirlenememesi, kamu görevinin aksaması gibi bir neticenin gerçekleşmesi gerekli veya zorunlu değildir. Kişinin kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten çekinmesi ve özellikle de gerçeğe aykırı beyanda bulunması resmî belgede sahtecilik, resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması, gerçek kimliğini saklamak suretiyle bir başkasıyla evlenme işlemi yaptırma gibi TCK'da yer verilen suçları oluşturabilir. Benzer şekilde söz konusu fiillerin 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’na (m. 67/1) muhalefet ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’na (m. 25) muhalefet gibi özel kanunlarda ihdas edilmiş suçları da oluşturması mümkündür. Ayrıca şahsın kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten çekinmesi veya gerçeğe aykırı beyanda bulunması 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 40/1. maddesinde düzenlenen kimliği bildirmeme kabahatini de oluşturabilir. Bir fiil, hem kabahat hem de suç olarak tanımlanmış ise Kabahatler Kanunu’nun 15/3. maddesi uyarınca sadece suçtan dolayı yaptırım tatbik edilecek, ancak suçtan dolayı yaptırım uygulanamayan hâllerde kabahat dolayısıyla müeyyide uygulanabilecektir. Bu aşamada "Suçta ve cezada kanunîlik" ilkesinin üzerinde durulması gerekmektedir. Latince "Nullum crimen sine lege" ve "Nulla poena sine lege" olarak ifade edilen kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi hukukun egemen olduğu tüm demokratik ülkelerce kabul edilmiş ve yasal güvenceye kavuşturulmuştur. Bu kapsamda Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 38. maddesinde de, "Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkûmiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır. Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur." şeklinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 7. maddesinde "Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez." şeklinde hüküm altına alınmıştır. 5237 sayılı TCK'nın 2. maddesinde de; "(1) Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz. (2) İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz. (3) Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz." hükmü ile belirtilen ilkeye yer verilmiştir. Ceza hukukunun temel ilkelerinden birini oluşturan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca, hangi fiillerin suç teşkil ettiğinin ve bu fiillere uygulanacak yaptırımların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi gerekmektedir. Bireylerin yasak fiilleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle, temel hak ve özgürlüklerinin korunmasının güvence altına alınması amaçlanmaktadır. Ceza veya güvenlik tedbiri yaptırımı uygulanabilmesi için fiili kanunun "açıkça" suç sayması gerektiğinden, suç ve cezaların şekli bakımdan kanunla düzenlenmesi yeterli olmayıp içerik bakımından da belirli amacı gerçekleştirmeye elverişli olmaları gerekir. Ceza hukukunda "belirlilik” ilkesi olarak tanımlanan ilkeye göre, suç ve ceza içeren kanun maddesinde hangi davranışların suçu oluşturduğunun açık ve anlaşılır bir biçimde tarif edilmesi, sınırlarının belli olması ve suç için uygulanacak ceza ile güvenlik tedbirlerinin gösterilmesi gerekmektedir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey hangi somut eylem ve olguya, hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını bilmelidir. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını belirler. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Hem Anayasal hem de yasal düzeyde yapılan bu düzenlemelere göre suç ve cezanın kaynağı ancak kanun olabilir. Anayasa'nın 7. maddesi gereğince yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu gözetildiğinde, kanunda suç olarak düzenlenmemiş fiillerin, kanunla suç olarak düzenlenmiş fiillerle benzerliği dolayısıyla ve kıyas yoluyla suç sayılıp yaptırıma bağlanması kabul edilemez. Çünkü kıyas bu yönüyle kanunilik ilkesinin ihlalidir. Kanunda düzenlenen belli bir duruma benzeyen bir durum sonuçta kanunda düzenlenmemiş demektir. Bir yargısal faaliyet şeklinde ortaya çıkan kıyas bir yasama faaliyeti olan kanunun tekelciliğini bu bakımdan ihlal etmektedir. Bu anlamda kıyas veya genişletici yorum yoluyla, hakkında düzenleme olmayan bir ceza hukuku konusunda kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı başta olmak üzere, kişi hak ve hürriyetlerinin aleyhine uygulama geliştirilemez. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konuları birlikte değerlendirildiğinde; 21.07.2013 tarihinde saat 18.25 sıralarında kolluk görevlilerinin ... ili, Eyüp ilçesi, Nişanca Mahallesi, Alaca Tekke Sokak üzerinde yapmış oldukları devriye görevi sırasında dört şahsın telaşlı bir şekilde etrafı kolaçan ettikleri ve tedirgin davranışlar sergilediklerinin görüldüğü, şüphe üzerine şahısların yapılan kaba üst aramalarında 1 adet İngiliz anahtarı, 1 adet düz tornavida, 1 adet yıldız tornavida ve 1 adet (T) anahtarı olarak tabir edilen aletin ele geçirildiği, yapılan kimlik tespiti sırasında sanığın kendisini ... olarak tanıtıp mağdura ait kimlik bilgilerini beyan ettiği, daha sonra detaylı inceleme yapılması amacıyla söz konusu şahısların polis merkezine götürüldükleri, sanığın polis merkezine teslim edileceği sırada görevlilerin elinden kurtularak polis merkezinin zemin katı duvarına kafa atması üzerine mağdur ... adına bahse konu olayı anlatan bila tarihli tutanağın düzenlendiği, polis merkezinde söz konusu şahıslar hakkında yapılan incelemede herhangi bir suç ve suç unsuruna rastlanılmadığı ancak UYAP sorgulamasında mağdur ... hakkında 09.10.2012 tarihinde işlenen nitelikli hırsızlık suçuna teşebbüs, iş yeri dokunulmazlığını ihlal ve mala zarar verme suçlarından açılan kamu davasının yapılan yargılaması sırasında ... 6. Çocuk Mahkemesince 21.06.2013 tarihinde ifadesinin alınması amacıyla yakalama emri düzenlendiğinin tespit edildiği, ardından kolluk görevlilerince mağdur ... adına 21.07.2013 tarihli olay tutanağının düzenlendiği, sanığın muayenesi için 21.07.2013 tarihinde saat 21.34'te Eyüp Devlet Hastanesine giriş yapıldığı, söz konusu hastane tarafından mağdur ... adına aynı tarihli 7717 sayılı genel adli muayene raporunun düzenlendiği, ardından sanığın aynı gün saat 22.00 sıralarında yaşının küçük olduğundan bahisle Eyüp Çocuk Büro Amirliğine teslim edilmesi üzerine çocuk büro görevlilerince sanığın kendilerince tanınan ... olduğunun anlaşıldığı, ayrıca daha sonra çocuk büroya gelen ... isimli şahsın da sanığın oğlu ... olduğunu beyan ettiği, yapılan sorgulamada sanık ...'ın aranan şahıslardan olmadığının tespit edildiği, ardından nöbetçi Cumhuriyet savcısının talimatı üzerine kimliği hakkında yalan beyanda bulunmak eylemi nedeniyle kimlik tespiti yapılan sanığın 22.07.2013 tarihinde saat 08.30 sıralarında savcılığa sevk edilmek üzere Eyüp Çocuk Büro Amirliğine geri getirilmesi kaydıyla babası ...'a teslim edildiği anlaşılan olayda; TCK’nın 268. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun oluşabilmesi için madde metnindeki “işlediği suç nedeniyle” ifadesi dikkate alındığında kanunilik ilkesi gereğince öncelikle fail tarafından işlenen bir suçun bulunması, bu suçun faili ile başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanan failin aynı kişi olması ve failin bu suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanmasının gerektiği, UYAP sorgulaması ve dosya kapsamına göre ise 21.07.2013 tarihinde saat 22.00 sıralarında Eyüp Çocuk Büro Amirliğine getirilmesi üzerine gerçek kimlik bilgileri tespit edilen sanık ... hakkında inceleme konusu başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma eylemi dışında 21.07.2013 tarihinde gerçekleşen başka bir suçtan işlem yapılmadığı, bu anlamda sanığın işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla hareket ettiğinden bahsedilemeyeceği hususları birlikte değerlendirildiğinde sanığın eyleminin hukuki niteliğinin belirlenmesi bakımından eksik araştırma ile hüküm kurulmadığı ve sanığa atılı başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun somut olayda oluşmayacağı anlaşılmakta ise de kolluk görevlilerince 21.07.2013 tarihli olay tutanağı ile polis merkezinin duvarına kafa atılması olayını içeren bila tarihli tutanağın, yine Eyüp Devlet Hastanesi tarafından 21.07.2013 tarihli ve 7717 sayılı genel adli muayene raporunun düzenlenmesi sırasında kendisini ... olarak tanıtıp mağdurun kimlik bilgilerini kullanmak suretiyle yalan beyanda bulunan ve kamu görevlileri tarafından üç ayrı resmî belgenin düzenlenmesine neden olan sanığın eyleminin TCK’nın 206. maddesinde düzenlenen resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, sanığın eyleminin TCK'nın 206/1. maddesinde düzenlenen resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- ... 7. Çocuk Mahkemesinin 22.12.2016 tarihli ve 189-446 sayılı direnme kararına konu hükmünün; a) ... Anadolu (Kapatılan) 6. Çocuk Mahkemesinin 2013/133 esas sayılı dosyası getirtilip incelenerek onaylı bir sureti dosya arasına alındıktan sonra CMK'nın 218/2. maddesi uyarınca sanığın gerçek yaşının usulüne uygun olarak belirlenip belirlenmediği araştırılıp, sanığın suç tarihi itibarıyla onsekiz yaşını doldurduğunun anlaşılması hâlinde delilleri takdir ve değerlendirme görevinin Asliye Ceza Mahkemesine ait olması nedeniyle görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile hüküm kurulması, b) Sanığın eyleminin TCK'nın 206/1. maddesinde düzenlenen resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi, İsabetsizliklerinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 02.06.2021 tarihinde yapılan müzakerede tüm uyuşmazlıklar yönünden oy birliğiyle karar verildi.
6. Ceza Dairesi, 2016/1022 E., 2019/2029 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Sanık ...’ın eylemlerinin 5237 sayılı TCK’nin 142/1-b, 151/1, 268/1 yollamasıyla 267/1. ve 204/1. maddeleri kapsamında kalan hırsızlık, mala zarar verme, başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma ve resmi belgede sahtecilik;
6. Ceza Dairesi         2016/1022 E.  ,  2019/2029 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Nitelikli yağma, mala zarar verme, resmi belgede sahtecilik, başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması HÜKÜM : Mahkumiyet Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü: Bodrum ...Avm karşısındaki Garanti Bankası’ndan para çeken mağdurun aracına binip paraların bulunduğu poşeti yan koltuğa koyarak hareket ettiği, mağdurun şiddetli bir ses duyması üzerine aracını durdurup indiğinde aracının arka camının patlamış olduğunu görüp bu şekilde hırsızlık olayları olduğunu düşünerek koltuk üzerine bıraktığı para poşetini kontrol ettiğinde poşetin yerinde olmadığını fark edip çevreye bakındığı sırada, çevredeki vatandaşların ilerde beklemekte olan sanık ...’ı gösterdikleri, mağdurun sanık ...’a doğru yönelip “Bekle polis çağıracam” demesi üzerine sanığın kaçtığı, sanık ...’ın peşinden koşan mağdurun sanığı yakaladığı, mağdur ile sanık arasında boğuşma yaşandığı, sanığın mağdurun elinden kaçıp ticari taksiye binerek uzaklaştığı, çevredeki vatandaşlardan alınan bilgiler ve güvenlik kamera görüntülerinden suça karıştıkları tespit edilen sanıkların binerek uzaklaştıkları plakası tespit edilen aracın kolluk kuvvetleri tarafından yol kontrolünde durdurulup sanıkların suça konu paralarla birlikte yakalandıkları, kolluk kuvvetlerine sanık ...’ın ..., sanık ...’un ..., sanık ...’ın... olduğunu belirtip onlar adına düzenlenmiş sahte kimlikleri işlem yapılması için verdikleri, sanık ...’nun ise ... olduğunu belirtip herhangi bir sahte kimlik ibraz etmediği, dosya kapsamından anlaşılmıştır. Sanıkların mağdura ait araçtan para poşetinin alınarak olay yerinden ayrılmaları ile hırsızlık suçunun tamamlandığı, tamamlanan hırsızlık suçunun hiçbir aşamada yağma suçuna dönüşmeyeceği, mağdurun aracının camına taş atılmasının yağma suçundaki cebir unsurunu oluşturmayacağı dikkate alınmadan, sanıklar ..., ... ve ... eylemlerinin hırsızlık; sanık ...’ın eyleminin hırsızlık ve basit yaralama suçlarını oluşturduğu düşünülmeden yazılı şekilde hüküm kurulması, Hal böyle olunca; Sanık ...’ın eylemlerinin 5237 sayılı TCK’nin 142/1-b, 151/1, 268/1 yollamasıyla 267/1. ve 204/1. maddeleri kapsamında kalan hırsızlık, mala zarar verme, başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma ve resmi belgede sahtecilik; sanık ...’ın eylemlerinin 5237 sayılı TCK’nin 142/1-b, 86/2, 151/1, 268/1. maddesi yollamasıyla 267/1. ve 204/1.maddeleri kapsamında kalan hırsızlık, basit yaralama, mala zarar verme, başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma ve resmi belgede sahtecilik, sanık ...’nun eylemlerinin 5237 sayılı TCK’nin 142/1-b, 151/1 ve 268/1.maddesi yollamasıyla 267/1. maddeleri kapsamında kalan hırsızlık, mala zarar verme ve başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma, sanık ...’un eylemlerinin ise 5237 sayılı TCK’nin 142/1-b, 151/1, 268/1.maddesi yollamasıyla 267/1. ve 204/1. maddeleri kapsamında kalan hırsızlık, mala zarar verme, başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma ve resmi belgede sahtecilik suçlarını oluşturduğu dikkate alınarak; a) 15-18 yaş grubunda bulunan sanık ...’a yüklenen hırsızlık, mala zarar verme, resmi belgede sahtecilik ve başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma suçlarının gerektirdiği cezaların türü ve üst hadlerine göre, 5237 sayılı Yasanın 66/1-d, 66/2 ve 67/4. maddelerinde öngörülen 7 yıl 12 ay kesintili zamanaşımı süresinin, suç tarihi olan 16.08.2006 tarihinden karar tarihi olan 07.04.2015 gününe kadar zamanaşımına uğradığı, b) Sanık ...'a yüklenen hırsızlık, mala zarar verme, başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma ve resmi belgede sahtecilik; sanık ...’a yüklenen hırsızlık, basit yaralama, mala zarar verme, başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma ve resmi belgede sahtecilik; sanık ...’ya yüklenen hırsızlık, mala zarar verme ve başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma suçlarının gerektirdiği cezaların türü ve üst hadlerine göre, aynı Yasanın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde belirtilen 12 yıllık kesintili zamanaşımı süresinin suç tarihi olan 16/08/2006 tarihi ile inceleme tarihi arasında geçmiş bulunması, Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ..., ..., ... ve ... savunmanları ile sanıklar ... ve ...’ın temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle kısmen tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, bozma nedenleri yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 sayılı CMUK'un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, sanıklar hakkında mala zarar verme ve başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma ve resmi belgede sahtecilik suçlarından açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE, 20/03/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2019/249 E., 2019/499 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varDİYARBAKIR (Kapatılan) 3. Çocuk
tam metni aç
Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan sanık ...'ın TCK’nın 268/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 267/1, 31/3, 50/3, 50/1-a, 52/4 ve 63.
Ceza Genel Kurulu         2019/249 E.  ,  2019/499 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 8. Ceza Dairesi Mahkemesi : DİYARBAKIR (Kapatılan) 3. Çocuk Sayısı : 53-228 Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan sanık ...'ın TCK’nın 268/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 267/1, 31/3, 50/3, 50/1-a, 52/4 ve 63. maddeleri uyarınca 4.800 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye ve mahsuba ilişkin Diyarbakır (Kapatılan) 3. Çocuk Mahkemesince verilen 17.03.2014 tarihli ve 53-228 sayılı hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 11.12.2018 tarih ve 13760-14160 sayı ile; "TCK’nın 268. maddesindeki suçun oluşması için öncelikle fail tarafından işlenen bir suçun bulunması gerekmektedir. Başka bir deyişle iftira suçunun aksine, bu madde bakımından gerçek bir suçun işlenmesi ve bu suçun faili ile 268. maddedeki eylemin failinin aynı kişi olması zorunludur. İşlenmiş olması gereken suçun kasıtlı veya taksirli suç olması arasında bir fark bulunmamaktadır. Fakat maddede yalnızca suçtan söz edilmekle, kabahatler veya disiplin eylemleri madde kapsamında değerlendirilmektedir. Maddedeki ifade biçiminin hatalı olduğu söylenebilir ise de mevcut düzenleme karşısında, failin gerçekte o suçu işlememiş bulunduğunun anlaşılması hâlinde, başkasının kimlik bilgilerini kullanma eyleminin 268. maddedeki suçu oluşturmadığını kabul etmek, kanunîlik ilkesi bakımından zorunlu görülmektedir. Bu tür eylemlerde 206. maddenin uygulanması gereklidir. Hırsızlık suçundan verilen ve kesinleşen beraat kararı karşısında hukuken suça sürüklenen çocuğun işlediği bir suç bulunmadığının kabulünde zorunluluk bulunduğu hâlde kolluk görevlisine (düzenlenecek bir belgeye esas olarak) beyanda bulunurken, başkasına ait kimliği veya bilgileri kullanma eylemi 268. maddedeki değil 206. maddedeki suçu oluşturmaktadır. Bu açıklamalar ışığında hırsızlık suçu şüphelisi olarak yakalanması üzerine hakkında soruşturmaya başlandığı sırada kimliğini Muhammed Baver olarak beyan eden suça sürüklenen çocuk hakkında elde veya üstte taşınan eşyayı özel beceri ile almak suretiyle hırsızlık suçundan dava açıldığı, bu suçtan beraat ettiği ve bu kararın kesinleştiği anlaşılmakla; kesinleşen beraat kararı karşısında suça sürüklenen çocuğun 'işlediği bir suçtan' söz edilemeyeceği cihetle TCK'nın 268. maddesinde tanımlanan suçun unsurları oluşmayıp suça sürüklenen çocuğun TCK'nın 206. maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiği hâlde yazılı gerekçe ile başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçundan cezalandırılması," isabetsizliğinden bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiş, Daire Başkanı H. Metiner ile Daire Üyesi İslam Çiçek; “İftira suçunun özel bir hâlini düzenleyen 'başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması' suçunun oluşabilmesi için kişinin işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanması gerektiği, somut olayda; suça sürüklenen çocuğun hırsızlık suçu soruşturmasından kurtulmak için daha önceden tanıdığı başka bir kişinin ismini verdiği, yapılan yargılama neticesinde suçu işlemediğinden bahisle beraat kararı verilmesinin başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanması suçunun oluşumuna etki etmeyeceği, yalan beyanın failin işlediği bir suçun soruşturulması dolayısıyla gerçeğe aykırı kimlik bilgilerini kullanma şeklinde işlenmesini öngören ögeleri bakımından TCK'nın 268. maddesinin aynı Kanun'un 206. maddesine nazaran özel hüküm niteliğinde bulunduğu, özel normun önceliği ilkesi uyarınca fiile yalnızca TCK'nın 268. maddesinin uygulanması gerektiği,” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 24.01.2019 tarih ve 286558 sayı ile; "Olay günü sabah saatlerinde müşteki ...'nun elindeki cep telefonu ile konuştuğu sırada arkadan gelen bir kişinin elindeki telefonu alarak dört beş kişiyle birlikte kaçtığı, müştekinin aynı gün öğleden sonra suça sürüklenen çocuğu görerek telefonu çalan kişiye benzetip polise haber verdiği, suça sürüklenen çocuk ...'ın polise daha önceden tanıdığı ...'ın kimlik bilgilerin verdiği, polisin Muhammed'in annesine olayı bildirmesi üzerine suça sürüklenen çocuğun başkasına ait kimlik bilgilerini kullandığının anlaşıldığı, akabinde suça sürüklenen çocuğun hırsızlık suçundan beraat ettiği şeklindeki eyleminin 5237 sayılı TCK'nın 206. maddesinde hükme bağlanan memura yalan beyanda bulunma suçunu mu, yoksa 5237 sayılı TCK'nın 268/1. maddesi delaleti ile 267/1. maddesinde hükme bağlanan başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunu mu oluşturacağı hususu itirazımızın özünü oluşturmaktadır. 5237 sayılı TCK'nın 206. maddesinde hükme bağlanan memura yalan beyanda bulunma suçu, 765 sayılı TCK'nın 343. maddesinin karşılığıdır. 765 sayılı TCK'nın 343/2. maddesindeki nitelikli hâllere yeni yasada yer verilmemiş, yalnızca 'yalan beyanda bulunma' deyimine yer verilmiştir. Böylece yalan beyanın kapsamı genişletilmiştir. Resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu ile korunmak istenilen hukuksal yarar kamu güvenidir. 206. madde, doktrinde 'fikri sahtecilik' olarak adlandırılan bir suç tipini düzenlemektedir. Bu suç, kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçuna benzemektedir. Her iki suç bakımından ortak özellik, resmî belgenin içerik olarak gerçeği yansıtmamasıdır. 204/2. maddedeki suçu kamu görevlisi işlerken, bu suçu bir üçüncü kişi işlemektedir. Hukuk düzeni, belli bir belgenin düzenlenmesi esnasında bireye doğru açıklamalarda bulunma yükünü yüklemekte, düzenlenecek belgeye önem vermektedir. Kişi, kendi beyanıyla, sahte bir resmî belgenin düzenlenmesine neden olmak hakkına sahip değildir. Belge, bireyin doğru beyanda bulunmaması dolayısıyla gerçeğe aykırı olunca ortada bir belgede sahtecilik eylemi bulunur. Eylem, resmî belgelerin gerçeği yansıttığı ve sahteciliğe konu olmayacağı hususundaki güveni zedelediğinden, bu nedenle suçla korunan hukuki değer kamu güvenidir. Suçun maddi konusu, failin gerçeğe aykırı beyanına dayanılarak kamu görevlisinin düzenlediği ve beyanın doğruluğunu ispat edici bir güce sahip olan resmî belgedir. Yalan beyanın kamu görevlisine yapılması ve kamu görevlisinin de resmî belge düzenlemeye yetkili olması gerekir. Suçun maddi unsuru, bir resmî belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunmaktır. Yalan beyanın mutlaka resmî belgenin düzenlenmesi sırasında gerçekleşmiş olması gerekir. Kişinin açıklamaları üzerine düzenlenen resmî belgenin bu beyanın doğruluğunu ispat edici bir güce sahip olması suçun oluşumu için gereklidir. Zarar aranmaz, zarar olasılığı suçun oluşumu için yeterlidir. 5237 sayılı TCK'nın 268. maddesinde hükme bağlanan 'işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasına engellemek amacıyla bir başka kişiye ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanmak' şeklindeki eylem bir yenilik olarak iftira suçunun özel bir işleniş biçimi olarak düzenlenmiştir. Bu hüküm 765 sayılı TCK'nın adli işlere ilişkin bulunan 'memura yalan bildirimde bulunma' suçunu düzenleyen 343/2. fıkrasının karşılığını oluşturmaktadır. Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunda korunmak istenilen hukuksal değer adliyenin ve kişi haklarının korunmasıdır. Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun faili, işlediği suç nedeniyle hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılırken kendi kimliği veya kimlik bilgisi yerine başkasına ait kimlik veya kimlik bilgisini kullanan kimsedir. Diğer bir anlatımla fail, kendisi hakkında işlediği suç nedeniyle soruşturma yürütülen ve şüpheli konumunda olan bir kimse veya hakkında kovuşturma yürütülen ve sanık konumunda bulunan kimsedir. Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun mağduru, adliyedir. Geniş anlamda ise fail tarafından hakkında gerçek dışı hukuka aykırı bir fiil isnat edilen masum kişidir. Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun maddi unsuru, işlediği bir suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanmaktır. Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması 'savunma hakkı' kapsamına girmez. Zira savunma hakkı, isnat olunan suç ve olaya ilişkin olarak tanınmış olup kimlik açısından böyle bir hak sözkonusu değildir. Soruşturma ve kovuşturma makamları önünde kimliği konusunda yalan beyanda bulunan şüpheli ya da sanığın eylemi TCK'nın 206. maddesindeki suçu oluşturur. Eğer şüpheli ya da sanık başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini verirse, bu durumda 268. maddesi delaletiyle 267. madde hükmüne göre cezalandırılacaktır. Failin, işlediği veya işlemediği bir suç nedeniyle hayali bir kimsenin kimlik bilgilerini vermesi ya da işlemediği bir suç dolayısıyla yürütülen soruşturma ve kovuşturmada şüpheli veya sanık sıfatıyla ifadesine başvurulurken başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini vermesi durumlarında 268. madde hükmü uygulanmaz. Bu durumda eylem 206. maddedeki resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturur. Konuya ilişkin Yargıtay içtihatlarına bakıldığında; Yüksek Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 04.03.2009 tarihli ve 7224-1952 sayılı kararında; 'Sanığın, adli soruşturma sırasında başkasına ait kimlik bilgilerini kullandığının iddia olunması karşısında, gerçek bir kişinin kimlik bilgilerinin verilmesi hâlinde eylemin 5237 sayılı TCK'nın 268/1. maddesi aracılığıyla 267. maddesine, bu isimde bir kişinin bulunmayıp hayali isim verilmesi hâlinde ise anılan Kanun'un 206/1. maddesine uygun bulunacağı cihetle...', 26.01.2010 tarihli ve 4408-87 sayılı kararında; 'Sanığın; hakkındaki gıyabi tevkif müzekkeresiyle ilgili olarak yapılan kimlik ve parmak izi tespiti sırasında kendisinin '...' olduğunu yalan yere beyan ettiğinin iddia olunması, dosya içerisinde bulunan, Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme ve Kimlik Tespit Şube Müdürlüğünün 22.12.2003 tarihli ve 1432 sayılı ihbar yazısı ve eki Üsküdar İlçe Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme ve Kimlik Tespit Şube Müdürlüğünün 21.08.2002 tarihli parmak izi sicil belgesinden sanığın kimlik tespiti sırasında ...’ın kimlik bilgilerini beyan ettiğinin anlaşılması, hangi nedenle kimlik tespiti işleminin yapıldığına dair bir açıklığın bulunmaması, sanığın ise aşamalarda hırsızlık suçu şüphesi ile gözaltına alındığında kimlik bilgilerini gizleyip yalan yere beyanda bulunduğunu savunması karşısında gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek biçimde belirlenmesi bakımından olay tarihinde sanık hakkında düzenlenen bir soruşturma evrakı bulunup bulunmadığı, hangi nedenle kimlik tespiti işleminin yapıldığı araştırılıp tespiti hâlinde soruşturma evrakının aslı veya onaylı suretleri getirtilip incelenerek, sanığın işlediği bir suç nedeni ile kendisi hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılmasını engellemek amacı ile başkasına ait kimlik bilgilerini kullanması eyleminin 5237 sayılı TCK'nın 268/1. maddesi aracılığıyla anılan Kanun'un 267/1. maddesi kapsamında iftira suçunu, sanık hakkında bir soruşturma bulunmaması veya aranan kişilerden olmaması nedeni ile beyan ettiği kimlik bilgisi sahibi kişi hakkında bir soruşturma yapılmaması hâlinde ise eyleminin 5237 sayılı TCK'nın 206/1. maddesi kapsamında 'resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan' suçunu oluşturacağı gözetilip sonucuna göre sanığın hukuki durumumun tayin ve takdiri gerekirken, eksik soruşturma ile sanık hakkında suç tarihinde yürürlükte bulunan ve lehine olan 5395 sayılı ÇKK'nın 5560 sayılı Kanun ile değişmezden önceki 24. maddesi uyarınca uzlaşma hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı da tartışılmadan yazılı şekilde hüküm tesisi...', 18.05.2010 tarihli ve 22397-6192 sayılı kararında; 'Sanığın; hırsızlık suçundan yakalanıp hakkında yapılan adli soruşturma sırasında beyan ettiği kimlik bilgilerinin gerçek bir kişiye ait olması hâlinde TCK'nın 268/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 267. maddesi kapsamında düzenlenen iftira suçunun, bildirdiği kimlik bilgilerinin gerçekte var olmayan bir kişiye ait olduğunun anlaşılması hâlinde ise anılan Kanun'un 206/1. maddesi kapsamında 'resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan' suçunun oluşacağı ve somut olayda gerçek bir kişinin kimlik bilgilerini kullandığı anlaşılan sanık hakkında 268/1. maddesi delaletiyle 267. maddesi uyarınca mahkûmiyet kararı verildiği hâlde aynı eylemden dolayı ayrıca TCK'nın 206. maddesi uyarınca da yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi...', isabetsizliğinden hükümler bozulmaktadır. TCK'nın 206. maddesinde düzenlenen resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçunu aynı Kanun'un 268. maddesinde düzenlenen başkalarına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan ayıran en önemli özellik, 268. maddede sanık işlediği bir suçtan kurtulmak amacıyla gerçek bir kişinin kimlik bilgilerini vererek gerçek kişi hakkında iftira sonucunu doğuran eylemiyle soruşturma ya da kovuşturma yapılmasına neden olmaktayken, 206. maddede ise sanık kamu görevlisine kimliği hakkında yalan beyanda bulunmasıyla bir başkası hakkında soruşturma ya da kovuşturma yapılmasına neden olmamaktadır. Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; somut olayda suça sürüklenen çocuk ...'ın olay günü hırsızlık iddiası ile polis merkezine götürüldüğü, burada hırsızlık suçundan kurtulmak için daha önceden tanıdığı ...'ın kimlik bilgilerini verdiği, yapılan yargılama neticesinde kendisine isnat olunan hırsızlık suçundan beraat etmiş ise de, bu hususun iftira suçunu etkilemeyeceği, zira suça sürüklenen çocuğun başlangıçtaki amacının hırsızlık iddiasından kendisini kurtarmak için başkasına ait kimlik bilgilerini kullanmak olduğunun açık olduğu ve bu nedenle iftira suçunun unsurlarının oluştuğu," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 16.04.2019 tarih, 1243-5507 sayı ve oy çokluğuyla itiraz nedeni yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanık hakkında hırsızlık suçundan verilen beraat hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin nitelendirilmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Olay, yakalama ve üst arama tutanağına göre; 16.01.2014 tarihinde saat 12.20 sıralarında kolluk görevlileri tarafından yapılan uygulama esnasında inceleme dışı hırsızlık suçunun mağduru ... ile kolluk görevlilerince kendi beyanına göre kimlik tespiti yapılan sanığın tartıştıklarının görüldüğü, ... ile yapılan görüşmede aynı gün saat 08.00 sıralarında dershaneye giderken telefonla konuştuğunu, bu sırada yüzünü net olarak gördüğü bir erkek şahsın telefonunu alarak kaçtığını, dershaneye gitmek zorunda olduğu için polisi aramadığını, dershane çıkışında Koşuyolu Parkı içerisinde telefonunu çalan şahsı görmesi üzerine bu şahıs ile tartışmaya başladığını ve söz konusu şahıstan şikâyetçi olduğunu beyan ettiği, Sanığın kimlik bilgilerini kullandığı ... adına kolluk görevlileri tarafından 16.01.2014 tarihli olay, yakalama ve üst arama tutanağı ile aynı tarihli şüpheli ve sanık hakları formunun yine Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından 16.01.2014 tarihli ve 1297 sayılı genel adli muayene raporunun düzenlendiği, Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen 16.01.2014 tarihli tutanağa göre; hırsızlık suçuna ilişkin olarak yakalanan ... isimli şahsın annesi olan ...’a bilgi vermek amacıyla telefonla yapılan görüşme sırasında ...’ın kolluk görevlilerine oğlu olan ...’ın hâlen evlerinde olduğunu beyan etmesi üzerine ...’ın Çocuk Şube Müdürlüğüne davet edildiği, ...’ın Çocuk Şube Müdürlüğünde gördüğü şahsın oğlu olan ... olmadığını belirtmesi üzerine sanık ile yapılan görüşmede gerçek isminin ... olduğunu, araması olduğundan korktuğu için kimlik bilgilerine ilişkin yalan söylediğini beyan ettiği, Anlaşılmaktadır. İnceleme dışı hırsızlık suçunun mağduru ... Kollukta; 16.01.2014 tarihinde saat 08.00 sıralarında dershaneye gitmek amacıyla evinden çıkarak tek başına yürüdüğü esnada sokağın başında bulunan birkaç kişinin kendisine doğru baktığını, bu şahıslardan birinin 18-20 yaşlarında, 1.65 boylarında, esmer tenli, hafif sakallı olduğunu, bu şahsın yüzünü gördüğünü, söz konusu şahısları geçtikten sonra telefonunun çaldığını, telefonu ile konuştuğu sırada eşkalini verdiği erkek şahsın telefonunu alarak kaçtığını, korkudan bir şey yapamadığını, sabah saatleri olduğundan çevrede kimse olmadığını, olayın şokunu atlatınca dershaneye gittiğini, aynı gün saat 12.00 sıralarında dershaneden çıkıp eve doğru giderken Koşuyolu Parkı girişinde sanığı gördüğünü, yanına giderek “Telefonumu çalan kişi sensin.” dediğini, sanığın da "Ben değilim." dediğini, akabinde yanlarına gelen sivil polislerin sanığı yakaladıklarını, Mahkemede ise; sanığı telefonunu çalan kişiye benzettiğinden polise haber verdiğini, ancak telefonunu çalan kişinin sanık olduğundan emin olamadığını, sanıktan şikâyetçi olmadığını, Mağdur ... Mahkemede; sanığın komşusu olduğunu ve kendisinden şikâyetçi olmadığını, Beyan etmişlerdir. Sanık soruşturma aşamasında; hırsızlık olayın gerçekleştiği saatte evlerinde olduğunu, saat 11.00 sıralarında evden çıktığını, Koşuyolu Parkı girişinde bir bayanın kendisini durdurduğunu, telefonunu çaldığını iddia etmeye başladığını, söz konusu kişiyi ilk kez o sırada gördüğünü, kendisini başkasına benzetmiş olabileceğini, korktuğu için arkadaşı olan ...'ın ismini polislere söylediğini, daha sonra kolluk görevlilerinin ... olmadığını tespit etmeleri üzerine gerçek kimliğini söylediğini, hakkında arama kararı olduğundan korkarak yanlış isim verdiğini, Mahkemede ise; hırsızlık suçlamasını kabul etmediğini, sabıkası olduğu için korkarak komşuları olan Muhamed Baver İlbasan’ın kimlik bilgilerini söylediğini savunmuştur. Uyuşmazlığın isabetli bir biçimde çözümlenebilmesi için 5237 sayılı TCK'nın 268. maddesinde düzenlenen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçu ve aynı Kanun’un 206. maddesinde düzenlenen resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu ile 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 40. maddesinde düzenlenen kimliği bildirmeme kabahati üzerinde ayrı ayrı durulması gerekmektedir. Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçu 5237 sayılı TCK’nın "Adliyeye karşı suçlar" bölümündeki 268. maddede; “İşlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanan kimse, iftira suçuna ilişkin hükümlere göre cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmiş olup, madde gerekçesinde bu suçun iftira suçunun özel bir işleniş biçimini oluşturduğu belirtilmiştir. Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun iftira suçunun özel bir şekli olduğu madde sıralamasından da anlaşılmaktadır. TCK'nın 267. maddesinde iftira suçu düzenlendikten sonra 268. madde kaleme alınmış, daha sonra iftira suçundaki etkin pişmanlık hükmünü içeren 269. madde düzenlenmiştir. Ayrıca TCK'nın 268. maddesinin iptali istemiyle yapılan itirazın Anayasa Mahkemesince 22.05.2012 tarih ve 3-95 sayı ile reddine karar verilmesinin yanında, 268. maddede iftira suçuna yapılan atfın sadece cezayla sınırlı olmadığı, 267. maddedeki iftira suçunun nitelikli hâllerini düzenleyen fıkralar ile 269. maddedeki etkin pişmanlık hükümlerinin de 268. madde için geçerli olacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda failin işlediği bir suç nedeniyle hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla kendi kimliğini saklayarak, başkasına ait kimlik bilgilerini kullanması ve kimlik bilgilerini kullandığı şahsa iftira atmışcasına, o kişi hakkında kendisinin işlediği suçtan soruşturma ve kovuşturma yapılmasına neden olması durumunda, bu madde hükmü uygulanacaktır. Suçun oluşması için failin daha önce bir suç işlemiş olması ve kendi kimliğini vermesi hâlinde hakkında bu suçtan işlem yapılacak olması gerekmektedir. Başka bir anlatımla bu suçun oluşması için, sanığın resmî belge düzenlemede yetkili memura başkasının kimliğini veya kimlik bilgilerini vermesi yeterli olmayıp işlediği bir suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla gerçek bir kişinin kimlik bilgilerini kullanması gerekmektedir. Örneğin; bir iş yerinden hırsızlık yaparken yakalanan sanığın kolluk kuvvetlerine kendi kimliği yerine gerçek bir kişi olan kardeşinin kimlik bilgilerini vermesi durumunda kardeşi hakkında soruşturma yapılacak ve sanık da kendisi hakkında yapılacak olan soruşturmadan kurtulacaktır. Örnekten de açıkça anlaşılacağı üzere fail işlediği bir suçtan kurtulmak için kardeşinin adını vererek kardeşine iftira atmışçasına hakkında soruşturma yapılmasına neden olmaktadır. Öte yandan, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunda, failin kullandığı kimlik veya kimlik bilgilerinin gerçekte var olan bir kimseye ait olması gerekmektedir. Bu sebeple, fail tarafından kullanılan kimlik veya kimlik bilgileri hukuki anlamda sonuç doğuracak nitelikte olmalıdır. Örneğin; bir kamu kurumuna ait binaya zarar verirken yakalanan sanığın, kolluk görevlilerine kendi kimliği yerine başka bir kişinin yalnızca adını vermesi hâlinde, adı kullanılan kişi hakkında soruşturma yapılması mümkün değildir. Böyle bir durumda, hukuki anlamda sonuç doğurmayacak ve bu nedenle de kimlik bilgileri kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmayan bir bilgi verildiğinden, anılan suç oluşmayacaktır. Uyuşmazlık konusu ile ilgili bir diğer suç olan resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu 5237 sayılı TCK’nın "Kamu güvenine karşı suçlar" bölümündeki 206. maddede; “Bir resmî belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.” biçiminde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde; “Madde, doktrinde 'fikrî sahtecilik' olarak adlandırılan bir suç tipini düzenlemektedir. Kişi, kendi beyanıyla, sahte bir resmî belgenin düzenlenmesine neden olmak hakkına sahip değildir. Kişinin açıklamaları üzerine düzenlenen resmî belgenin bu beyanın doğruluğunu ispat edici bir güce sahip olması suçun oluşması için gereklidir. Aksi takdirde düzenlenen belge, yapılan beyanın doğruluğunu ispat edemeyeceğinden, kişi kendi beyanı ile böyle bir belgenin düzenlenmesine etmen olmuş sayılamaz ve kendisinin bu madde uyarınca cezalandırılmasının neden ve hikmeti kalmaz. O hâlde bakılacak husus şudur: Beyanın doğruluğu düzenlenen resmî belgeyle ispat edilecek ise, madde uygulanacaktır; buna karşılık beyanı alan memur, beyanın doğruluğunu tahkik edip, buna kanaat getirdikten sonra resmî belgeyi düzenlemek durumunda ise yani resmî belge sadece kişinin beyanı üzerine değil de, memurca yapılacak inceleme sonucuna göre meydana getirilmekte ise, bu maddedeki suç oluşmaz. Nitekim, kişiyi çok geniş bir surette 'doğruyu söylemek'le yükümleyen İtalyan Ceza Kanununun 483 üncü maddesi de aynı esası kabul etmiş ve İtalyan Yargıtayının yerleşmiş içtihadı da bu yönde olmuştur. Bu nedenle, gümrük muayene memuruna, belirli bir malı ithal veya ihraç edeceği yolunda yalan beyanda bulunan kişi, bu maddedeki suçu işlemiş olmaz; zira beyanı alan gümrük muayene memuru sırf bu beyanla yetinmeyip, beyanın doğruluğunu incelemekle yükümlüdür. Resmî belge ile doğruluğu ispat edilecek olayların ne olduğu, belgenin niteliğine göre belirir. Hâkime, değişik olaylar karşısında, yalan beyanın niteliğine göre temel cezayı belirlemek bakımından takdir yetkisi sağlamak maksadıyla maddedeki ceza üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası olarak saptanmıştır.” açıklamalarına yer verilmiştir. Bu suçun oluşabilmesi için, yalan beyanın resmî belge düzenleme yetkisine sahip kamu görevlisine yapılmış olması gerekmektedir. Resmî bir belgenin düzenlenmesi sırasında beyanda bulunacak kişinin gerçeği söyleme zorunluluğu vardır. Kişinin beyanı üzerine düzenlenen resmî belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispatlayıcı nitelikte olması, bir başka ifadeyle beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılmasının zorunlu olmaması şarttır. Kişinin beyanı yeterli olmayıp bu beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılması zorunluysa ve bu araştırma sonunda bildirimin gerçeğe uygun olmadığı belirlenirse, kişinin beyanına itibar edilemeyeceğinden ve kişinin beyanını içeren belge, ispat aracı olarak kullanılamayacağından, anılan maddedeki suç oluşmayacaktır. Bununla birlikte suçun oluşması için kişinin beyanda bulunması yeterli olmayıp bu beyan üzerine kamu görevlisi tarafından bir belgenin de düzenlenmesi gerekmektedir. Yargısal kararlarda ve öğretide; kişinin beyanı üzerine düzenlenen resmî belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispatlayıcı nitelikte olduğu, bir başka anlatımla beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılmasının zorunlu olmayıp TCK'nın 206. maddesindeki suçun oluştuğu durumlara; kişinin, İl Çevre Müdürlüğünce verilen idari para cezasının tahsilini engellemek için düzenlenen idari para ceza tutanağında adresini gerçeğe aykırı şekilde beyan etmesi, borçlu kişinin, haciz tutanağında kendisine ait malları üçüncü kişiye ait gibi beyan etmesi, hakkında trafik ceza tutanağı düzenlenecek kişinin, kendisine benzeyen başka bir kimsenin fotoğrafı bulunan sürücü belgesini trafik polisine göstermesi, belgedeki fotoğrafın kişiye benzemesi nedeniyle bu beyanın doğruluğunu araştırma zorunluluğu bulunmayan trafik görevlisince sürücü belgesi sahibi adına trafik ceza tutanağı tanzim edilmesi gibi durumlar örnek olarak sayılmıştır. Öğretideki görüşlere ve konuya ilişkin yargısal kararlara göre, bu suçta temel alınan husus; kamu görevlisi tarafından delil aranmaksızın, başkaca herhangi bir araştırma, inceleme ve işlem yapılmaksızın, doğrudan doğruya hukuki sonuç doğuracak ve ispat aracı oluşturacak nitelikte resmî belgenin düzenlenmesine dayanak alınan beyanlardır. Yalan beyanın doğrudan hukuki sonuç doğurmadığı, delil aracı oluşturmadığı hâllerde ya da kamu görevlisinin görevi gereği bu beyanın gerçeğe uygunluğunu araştırıp, doğruluğuna kanaat getirdiği takdirde resmî belgeyi düzenlemesi, aksi durumda beyanı reddetmesi gerekiyorsa anılan suç oluşmayacaktır. TCK'nın 206. maddesinde düzenlenen resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçunu aynı Kanun'un 268. maddesinde düzenlenen başkalarına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan ayıran en önemli özellik, 268. maddede sanık işlediği bir suçtan kurtulmak amacıyla gerçek bir kişinin kimlik bilgilerini vererek gerçek kişi hakkında iftira sonucunu doğuran eylemiyle soruşturma ya da kovuşturma yapılmasına neden olmaktayken, 206. maddede ise sanık kamu görevlisine kimliği hakkında yalan beyanda bulunmasıyla bir başkası hakkında soruşturma ya da kovuşturma yapılmasına neden olmamaktadır. Örneğin; hakkında hırsızlık suçundan kamu davası devam eden ve yakalama kararı çıkarılan sanık A'nın rutin bir kontrolde gerçek kişi B'nin kimlik bilgilerini kullanması durumunda, kendisi hakkında yapılan kovuşturmayı engellemediğinden ve A'nın eylemi nedeniyle de B hakkında bir soruşturma ya da kovuşturma yapılmadığından, A'nın eylemi TCK'nun 268. maddesinde düzenlenen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunu da oluşturmayacaktır. Kimliği bildirmeme kabahati ise 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 40/1. maddesinde; "Görevle bağlantılı olarak sorulması halinde kamu görevlisine kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınan veya gerçeğe aykırı beyanda bulunan kişiye, bu görevli tarafından elli Türk Lirası idarî para cezası verilir." şeklinde düzenlenmiştir. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 40/1. madde gerekçesinde ise; “Kamu görevinin gereği gibi ifa edilebilmesi için, herhangi bir kamu göreviyle ilişkili olarak, kişiler gerektiğinde kimlik ve adresleriyle ilgili bilgileri kamu görevlilerine vermekle yükümlüdür. Bu bilgileri vermekten kaçınan ya da bu konularda gerçeğe aykırı bilgi verenler hakkında, bilgiyi soran kamu görevlisi tarafından idari para cezasına karar verilecektir.” açıklamalarına yer verilmiştir. Kimliği bildirmeme kabahati seçimlik hareketli bir kabahat olup kabahati oluşturan seçimlik hareketler; kimliğiyle ve/veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınma, kimliği ve/veya adresiyle ilgili gerçeğe aykırı beyanda bulunmaktır. Bilgi vermekten kaçınma veya gerçeğe aykırı beyanın kamu göreviyle bağlantılı olarak sorulması sırasında olması yeterli olup "resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" suçundan farklı olarak resmî bir belgenin düzenlenmesi esnasında olması şart değildir. Kişinin kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınması veya gerçeğe aykırı bilgi vermesinin kabahat oluşturabilmesi için bilgiyi soranın kamu görevlisi olması ve onun da kanunen bunu sormaya yetkili olup göreviyle bağlantılı olarak bu bilgiyi sormuş olması gerekir. Bu nedenle kamu görevlisi olmayan kişilerin kanunen kimlik sorma yetkileri olsa bile bu kişilere bilgi verilmemesi veya gerçeğe aykırı bilgi verilmesi kabahat oluşturmayacaktır. Aynı şekilde kamu görevlisi olsa bile kanunen kimlik sorma yetkisi yoksa veya böyle bir yetkisi olsa dahi bilgiyi göreviyle bağlantılı olarak sormamışsa bilgi verilmemesi veya gerçeğe aykırı bilgi verilmesi kabahat oluşturmaz. Mevzuatımızda kamu görevlilerinin kimlik sorma yetkisine ilişkin hükümler bulunmaktadır. Örneğin; 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyetleri Kanunu’nun 4/A ve Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Yönetmeliği’nin 46. maddeleri uyarınca polis ve jandarmanın suç işlenmesini önlemek ve işlenmiş suçların faillerini ele geçirmek için veya diğer kanuni yetkilerini kullan
9. Ceza Dairesi, 2014/7044 E., 2014/12258 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
uyarınca sulh ceza mahkemesine dava açılıp yargılama sonrasında verilen hükmün, eylemin TCK'nın 268 maddesi delaletiyle 267/1.
9. Ceza Dairesi         2014/7044 E.  ,  2014/12258 K. "İçtihat Metni" Tebliğname No : KD - 2014/313728 İtiraz Edilen Daire Kararı : 04.04.2013 tarih ve 2013/1559 – 2013/5254 sayılı onama kararı İtirazla İlgili Mahkeme Kararı : Tekirdağ 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.11.2010 tarih 2006/720-2010/602 sayılı kararı Suç : Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı ve ekindeki dava dosyası, 05.07.2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunun 99. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesine eklenen 2 ve 3. fıkralar kapsamında bir bütün olarak incelenerek gereği düşünüldü: Sanık hakkında “başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması” suçundan açılan davanın yargılaması sonunda kurulan mahkumiyet hükmü sanık tarafından temyiz edilmiş ve Dairemizin 04.04.2013 tarih ve 2013/1559 – 2013/5254 sayılı kararı ile “Onanmasına” karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 24.09.2014 tarihli itiraz dilekçesinde; “Sanık hakkında; 14.09.2005 tarihinde içerisinde üç kişinin bulunduğu plakasız bir aracın İsmail Şahin'in kullandığı Audi marka araca kaza süsü vermek amacıyla çarparak şoförün hasar tespiti amacıyla araçtan inip etrafa bakmasını fırsat bilen sanıklardan birisinin ilgiliyi oyaladığı sırada diğerinin kontak anahtarı üzerinde olan aracı çalıştırarak yapılan hırsızlık eylemi sonrasında bir benzinciden bedelini vermeden benzin alıp kaçmalarını takiben yapılan ihbar üzerine yakalanan sanığın, gerek zabıta işlemleri sırasında gerekse Cumhuriyet Savcılığında alınan 15.09.2005 tarihli savunmasında ve aynı tarihli sorgu sırasında mahkemede ismini gerçekte amcası olan Kürşat Gül olarak beyan ettiği, yapılan soruşturma sonrasında gerçek kimliğinin F.. G.. olduğunun anlaşılması üzerine diğer sanık Erdal Güvenç ile birlikte haklarında Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığının 24.11.2005 tarih ve 2005/663 sayılı iddianamesi ile "resmi belgenin düzenlenmesi sırasında kimliği hakkında yalan beyanda bulunmak" suçundan TCK'nın 206, 43, 53. maddeleri uyarınca sulh ceza mahkemesine dava açılıp yargılama sonrasında verilen hükmün, eylemin TCK'nın 268 maddesi delaletiyle 267/1. maddesini ihlal ettiği gerekçesi ile bozulması sonrasında görevsizlikle Asliye Ceza Mahkemesine intikal eden dosya üzerinden verilen mahkumiyet hükmü 11.Ceza Dairesinin 14.04.2014 tarihli hükmü ile onanarak kesinleşmiştir. Ayrıca sanık hakkında başka bir dosya üzerinden hırsızlık suçundan yapılan yargılama sırasında yapılan ihbar üzerine önceki yargılamadan habersiz olarak 29.09.2006 tarih ve 2006/1099 sayılı iddianame ile "başkasına ait kimlik bilgilerini kullanmak" suçundan TCK'nın 268. maddesi delaletiyle 267/1, 53 maddeleri uyarınca açılan davanın itiraza konu Tekirdağ 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2006/720 esas ve 2010/602 karar sayılı dosyası üzerinden yürütülerek verilen mahkumiyet hükmü Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 04.04.2013 tarih ve 2013/1559 Esas, 2013/5254 Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleşmiş olup, sanık hakkında aynı fiil nedeniyle açılmış bir dava bulunduğundan ikinci kez açılan ve mükerrer olduğu anlaşılan bu davanın CMK'nın 223/7. maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerekçesi ile” Dairemiz onama kararına karşı itirazda bulunmuştur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Dairemiz arasındaki uyuşmazlık, sanık hakkında mükerrer dava bulunup bulunmadığına ilişkindir. İtiraz, 6352 sayılı Kanunun 99. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesine eklenen 2 ve 3. fıkralar kapsamında bir bütün olarak incelendiğinde; Sanık hakkında Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığının 24.11.2005 tarih ve 2005/663 sayılı iddianamesi ile "resmi belgenin düzenlenmesi sırasında kimliği hakkında yalan beyanda bulunma" suçundan TCK'nın 206, 43, 53 maddeleri uyarınca Tekirdağ Sulh Ceza Mahkemesine dava açıldığı, yargılama sonrasında verilen mahkumiyet hükmünün temyizi üzerine, Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 06.12.2011 tarihli kararı ile eylemin TCK'nın 268. maddesi delaletiyle 267/1 maddesi kapsamında kaldığı gerekçesiyle bozulduğu ve anılan dosyanın bozma sonrası görevsizlikle Tekirdağ 2. Asliye Ceza Mahkemesine gönderildiği, sanık hakkında Tekirdağ 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.10.2012 tarih 2012/353-366 sayılı kararı ile TCK’nın 268. maddesi delaletiyle 267/1. maddesince hükmolunan mahkumiyet hükmünün 11.Ceza Dairesinin 14.04.2014 tarihli kararı ile onanarak kesinleştiği, ayrıca sanık hakkında aynı olaya ilişkin olarak Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığının 29.09.2006 tarih ve 2006/1099 iddianamesi ile "başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma" suçundan TCK'nın 268. maddesi delaletiyle 267/1, 53 maddeleri uyarınca Tekirdağ 2. Asliye Ceza Mahkemesine dava açıldığı ve yapılan yargılama neticesinde Tekirdağ 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.11.2010 tarih ve 2006/720 esas 2010/602 sayılı kararı ile TCK’nın 268. maddesi delaletiyle 267/1, 62. maddesi uyarınca mahkumiyetine hükmedildiği ve mükerrer dava nedeniyle sanık hakkında açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmakla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı yerinde görülerek aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. KARAR: 1- Sanık hakkında Dairemizin itiraz edilen “onama” kararının kaldırılmasına, 2- Sanığın temyizine ilişkin incelemede; Aynı fiil nedeniyle sanık hakkında Tekirdağ 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/353 esasına kayıtlı davanın açıldığı ve anılan Mahkemenin 18.10.2012 tarih ve 2012/366 sayılı kararıyla hükmolunan mahkumiyetin Yargıtay 11.Ceza Dairesinin 14.04.2014 tarihli onama kararıyla kesinleştiği anlaşıldığından, mükerrer dava nedeniyle CMK'nın 223/7. maddesi uyarınca davanın reddine karar verilmesi yerine yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması, Kanuna aykırı sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 05.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.