Türk Ceza Kanunu 270. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 270- (1) Yetkili makamlara, gerçeğe aykırı olarak, suçu işlediğini veya suça katıldığını bildiren kimseye iki yıla kadar hapis cezası verilir. Bu suçun üstsoy, altsoy, eş veya kardeşi cezadan kurtarmak amacıyla işlenmesi halinde; verilecek cezanın dörtte üçü indirilebileceği gibi tamamen de kaldırılabilir.
Suç uydurma
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
20 karar eşleşti
3. Ceza Dairesi, 2018/5858 E., 2019/3449 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
Sanığın mahkemenin 09.04.2013 tarih, 2008/243 Esas ve 2013/170 Karar sayılı ilamı ile suç üstlenme suçundan 5237 sayılı TCK’nin 270/1 ve 62/1 maddeleri uyarınca 1 ay 20 gün hapisle cezalandırılmasına ve sanığın bu suçu kardeşini cezadan kurtarmak amacıyla işlediği gerekçesiyle “cezanın tamamen ortadan kaldırılmasına” karar verildiği, ilk mahkumiyet hükmünün yalnızca sanık müdafii tarafınd
3. Ceza Dairesi 2018/5858 E. , 2019/3449 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
HÜKÜMLER : Mahkumiyet
Mahalli mahkemece bozmaya uyularak verilen hükümler temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Sanığın mahkemenin 09.04.2013 tarih, 2008/243 Esas ve 2013/170 Karar sayılı ilamı ile suç üstlenme suçundan 5237 sayılı TCK’nin 270/1 ve 62/1 maddeleri uyarınca 1 ay 20 gün hapisle cezalandırılmasına ve sanığın bu suçu kardeşini cezadan kurtarmak amacıyla işlediği gerekçesiyle “cezanın tamamen ortadan kaldırılmasına” karar verildiği, ilk mahkumiyet hükmünün yalnızca sanık müdafii tarafından temyiz edildiği, sanık aleyhine bir temyiz bulunmadığı ve hükmün Dairemizin 17.10.2016 tarih, 2015/29791 Esas ve 2016/17593 Karar sayılı ilamı ile; “Sanık ...'ın suç üstlenme, sanık ...'in ise müştekileri yaralama suçunu işlediği kabul edildiği halde, yaralama suçundan sanık ... yerine sanık ...'ın ve suç üstlenme suçunda ise sanık ... yerine sanık ...'in isminin yazılması suretiyle hükümde karışıklık yaratılması” ve “Sanık ... hakkında 5237 sayılı TCK'nin 270/1-son maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin hüküm kurulması gerekirken TCK'nin 270/1 ve 62. maddesi uyarınca 1 ay 20 gün hapis cezasına hükmedildikten sonra hükmün 4. paragrafında TCK'nin 270/1-son maddesi uyarınca cezanın tamamen ortadan kaldırılmasına dair hüküm kurularak hükümde çelişkiye yol açılması” gerekçeleriyle bozulmasına karar verildiği görülmekle; mahkemece bozma sonrası sanığın mağdurlar ... ve ...'e karşı işlediği kasten yaralama suçlarından ayrı ayrı 1 er yıl 3 er ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve sanık hakkında TCK’nin 58/1- 6, 7 maddeleri uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına, cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirine tabii tutulmasına karar verilerek CGK'nin 09.02.2016 tarih 2014/71 Esas ve 2016/42 sayılı kararı gereğince sanığın kazanılmış hakkına dikkat edilmemesi suretiyle 1412 sayılı CMUK'un 326/son maddesine aykırı davranılması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeple 6723 sayılı Kanun'un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 20.02.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Ceza Genel Kurulu, 2013/531 E., 2015/157 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Bu maddenin yorum yolu ile TCK'nun 270. maddesi ile ilişkilendirilmesi her şeyden önce hukuk tekniği açısından mümkün olmadığı gibi zorlama bir yorum görünümündedir.
Ceza Genel Kurulu 2013/531 E. , 2015/157 K.
* MADDİ TAZMİNAT
* HAKSIZ TUTUKLAMA
* KORUMA TEDBİRİ NEDENİYLE TAZMİNAT
* ADLİ MAKAMLAR HUZURUNDA YALAN BEYANDA BULUNMA
* CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 144
* CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 142
* CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 141
* TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 270
* KANUN DIŞI YAKALANAN VEYA TUTUKLANAN KİMSELERE TAZMİNAT VERİLMESİ HAKKINDA KANUN (MÜLGA) (466) Madde 4
* YARGITAY KANUNU (2797) Madde 45
"İçtihat Metni"
Davacının haksız tutuklanma sonucu uğramış olduğu zarar nedeniyle kanuni faizi ile birlikte 400 Lira maddi ve 1.000 Lira manevi tazminatın davalı hazineden tahsiline yönelik talebinin, davacının tutuklanmaya kendi beyanları ile sebebiyet verdiği gerekçesi ile CMK'nun 144/1-e maddesi uyarınca reddine ilişkin, Kayseri Ağır Ceza Mahkemesince verilen 22.01.2008 gün ve 265-19 sayılı hükmün davacı vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 01.02.2012 gün ve 13776 - 1745 sayı ile;
“CMK'nun 144/1-e bendindeki düzenlemenin TCK'nun 270. maddesindeki anlamda bir başkasının suçunu üstlenme fiilleri bakımından geçerli olup soruşturma aşamasında sanığın suçunu ikrarını kapsamadığı ve tutuklama ile ilgili koşulların oluşup oluşmadığının ikrara bağlı olmadığı gözetilmeksizin yargılamaya devamla talep hakkında karar verilmesi yerine yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme ise 28.05.2012 gün ve 183 - 290 sayı ile;
“Dosyanın ve ekli evrakların incelenmesinde davacı M.. S..’ın 08.09.2005 tarihinde müdafi huzurunda vermiş olduğu ifadede diğer sanıklar Kerem Demir ve Zülküf Samukla birlikte ve kiraladıkları oto ile Mustafa Kemal Paşa bulvarındaki bir binanın önünde durduklarını kendisinin otoda beklediğini ve diğer sanıkların yanından uzaklaştıkları ve önce bir işyeri alarmı sesi duyduğunu ve daha sonra sanıkların bir laptop ile geldiklerini ve otoyu çalıştırarak olay yerinden ayrıldıklarını beyan ederek hırsızlık suçunu itiraf etmiş ve olayı detaylandırarak anlatmıştır.
Ayrıca sorgudaki savunmasında söz konusu hırsızlık suçunda gözcülük yaptığını itiraf etmiştir.
Sanığın söz konusu savunmaları nedeniyle hakkında mahkemece tutuklama kararı verilmiş ve tutuklanmıştır. Üstelik savunması müdafi huzurunda alınmış olduğundan bu durum sanığın serbest ve hür iradesiyle ifade vermiş olduğuna bir karine teşkil etmiştir. Daha sonra mahkemede suçu inkar etmiş ve mahkemece gerekçesiz bir kararla beraat ettirilmiştir.
Haksız tazminatın konusu; tutuklu veya gözaltında kaldığı halde daha sonra beraat eden veya hakkında koğuşturma yapılmayan kişilerin hürriyetlerinin kısıtlandığı dönemlerin maddi ve manevi olarak tazmin edilmesini devletten isteme haklarıdır.
Bu en tabi demokratik ve hukuki bir haktır. Bu durumu, bir nevi hata sonucu bireyin hürriyetine engel olması nedeniyle devletin adeta özür dilemesi olarak algılamak gerekir. Devlet ve adli birimler tutuklamada takdir hakkını kullanırken yerinde kullanmadıkları ve bir hata sonucu bireyin özgürlüğüne müdahale edildiği durumlarda bireye zararı telafi maksatlı tanınmış bir tazminat hakkıdır.
Ancak olayımızda sanık üzerinde herhangi bir zorlama yokken yapılmış ayrıntılı ve olaysal bir itiraf mevcuttur. Şayet sanık bu itirafta bulunmamış olsa idi belki gerçek faillere ait delillerin elde edilmesi daha mümkün hale gelebilecekti. Sanık bu itirafı ile adli birimlerin gerçek delillere ulaşmasına da engel olmuştur. Böyle durumlarda sanık için tazminata karar vermenin yolunun açılması halinde hukuk devletinde istenmeyen hadiselerin yaşanması mümkün hale gelebilecektir.
Yargıtay her ne kadar bozma kararında CMK'nun 144 /1-e bendindeki düzenlemenin TCK'nun 270. maddesindeki anlamda başkasının suçu üstlenmesi eylemlerine münhasır olduğunu iddia etmiş ise de bu karara katılmak mümkün değildir.
İlgili kanun maddesi açıktır ve hiçbir yoruma ihtiyaç duyulmayacak tarzda düzenlenmiştir. Kanun maddesinde 'Adli makamlar huzurunda gerçek dışı beyanla suç işlediğini veya suça katıldığını bildirerek gözaltına alınmasına ve tutuklanmasını neden olanlar'ın tazminat talep edemeyeceklerini düzenlemiştir.
Bu maddenin yorum yolu ile TCK'nun 270. maddesi ile ilişkilendirilmesi her şeyden önce hukuk tekniği açısından mümkün olmadığı gibi zorlama bir yorum görünümündedir.
Kanunda olmayan ve kanunu genişletici şekilde yorum yapılamaz. Bu ilke mahkemeler için geçerli olduğu kadar Yargıtay için de geçerlidir.
Bu itibarla kendi ikrarı nedeniyle tutuklanan sanık hakkında kanunun amir ve açık hükmü karşısında tazminat talebinin yersiz olduğu anlaşılmakla davanın reddine karar verilmiştir.”gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.02.2012 gün ve 181497 sayılı “onama” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır..
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Davacının koruma tedbiri nedeniyle tazminat talebinin CMK’nun 144/1-e maddesi uyarınca reddine karar verilmesinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Hırsızlık suçundan 09.09.2005 tarihinde tutuklanan ve hakkında TCK’nun 37/1 ve 142/1-b maddeleri uyarınca kamu davası açılan davacı M.. S..'ın, 41 gün tutuklu kaldıktan sonra tahliye edildiği, yargılama sonucunda da delil yetersizliğinden beraatine karar verildiği,
Tazminata konu olayda, 08.09.2005 günü saat 05.45 sıralarında bir işyerinden dizüstü bilgisayar çalınması nedeniyle yapılan araştırmalar sırasında, olaydan yaklaşık 8 saat önce 07.09.2005 günü saat 21.00 sıralarında davacı tarafından kiralanan 38 AR 983 plakalı aracın olay yeri civarında görülmesi üzerine davacıya ulaşıldığı,
Davacının 08.09.2005 tarihinde kollukta müdafii huzurunda; 25 gün önce Z... isimli arkadaşının da aralarında bulunduğu birkaç kişi ile birlikte araç kiraladıklarını, aracın arıza yapması nedeniyle senet imzalamak zorunda kaldığını, Zülküf’ün paranın bir kısmını ödemek için söz verdiğini fakat vermediğini, 07.09.2005 günü saat 14.00 sıralarında Zülküf’ün yanında dayısı K... birlikte gelerek senedi ödemek için araç kiralayıp hırsızlık yapmayı teklif ettiklerini, önce kabul etmediğini, ısrar etmeleri üzerine kabul ettiğini, birlikte Arya isimli araç kiralama şirketine gittiklerini, diğerlerinin ehliyeti olmadığı için aracı kendisinin kiraladığını, 08.09.2005 günü saat 02.00 sıralarında önce Yenimahalle Meydanına yakın bir yerde aracı durdurduğunu, Zülküf ve Kerem’in araçtan indiğini birkaç dakika sonra cam kırılma sesi duyduğunu, Kerem ve Zülküf’ün yaya olarak kaçtıklarını görünce kendisinin de arabayı çalıştırarak kaçtığını, Kerem’in araması üzerine tekrar buluştuklarını, Mustafa Kemal Paşa Bulvarı üzerinde durduğunu, Kerem ve Zülküf’ün araçtan indiklerini, bir işyeri alarmı duyduğunu, yaklaşık 20 dakika sonra koşarak dizüstü bilgisayarla geldiklerini ve birlikte kendisine ait eve gittiklerini beyan ettiği, Cumhuriyet savcılığında ve tutuklanması amacıyla sevk edildiği sulh ceza mahkemesinde de benzer şekilde beyanlarda bulunduğu,
09.09.2005 günü “şüphelinin üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve suçun kapsadığı ceza miktarı dikkate alınarak” gerekçesiyle tutuklanmasına karar verildiği,
TCK’nun 37/1. maddesi delaletiyle aynı kanunun 142/1-b maddesi uyarınca hırsızlık suçundan hakkında iddianame düzenlenen davacının kovuşturma aşamasında, üzerine atılı suçu kabul etmediği, yargılama sonucunda da delil yetersizliğinden beraatine karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5320 sayılı CMK'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 18. maddesi ile 07.05.1964 gün ve 466 sayılı Yasa Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki Kanun yürürlükten kaldırılmış ve 5271 sayılı Kanunun yedinci bölümünde “Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat” ana başlığı altında 141 ilâ 144. maddelerinde, tazminat isteme koşulları ve sonuçları yeniden kapsamlı bir şekilde ele alınmış, tazminat istemi başlıklı 141. maddesinde hangi hallerde tazminat istenebileceği, 142. maddesinde tazminat isteminin koşulları, 143. maddesinde tazminatın geri alınması ve 144. maddesinde ise hangi hallerde tazminat istenemeyeceği düzenlenmiştir.
"Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki" 466 sayılı Yasa ile yalnızca kanun dışı yakalanan ve tutuklanan kişiler için tazminat hakkı öngörülmüşken, 5271 sayılı CMK’da yapılan düzenleme ile ayrıca arama ve elkoyma koruma tedbirlerinin mağdurları için de tazminat isteme hakkı öngörülmüştür.
5271 sayılı CMK'nun "Tazminat isteyemeyecek kişiler" başlıklı 144.maddesinin uyuşmazlık konusu ile ilgili (e) bendinde;
“ (1) Kanuna uygun olarak yakalanan veya tutuklanan kişilerden aşağıda belirtilenler tazminat isteyemezler:
...
e) Adlî makamlar huzurunda gerçek dışı beyanla suç işlediğini veya suça katıldığını bildirerek gözaltına alınmasına veya tutuklanmasına neden olanlar” hükmüne yer verilmiş, madde gerekçesinde "Adli makamla huzurunda gerçek dışı beyanla suçu işledikğni veya suça katıldığını ifade ederek gözaltı veya tutukamaya neden olmuş ise tazminat istemeye hak kazanmayacaktır." açıklamasında bulunulmuştur.
Görüldüğü üzere 5271 sayılı CMK'nun 142/1-e maddesinde açıkça adli makamlar huzurunda gerçek dışı beyanda bulunarak suçu işlediğini veya suça katıldığını bildirerek gözaltına alınmasına veya tutuklanmasına neden olanlara tazminat verilmeyeceği belirtilmiştir. Buna göre, bir suç isnadıyla hakkında soruşturma yapılan kişi adli makamlar huzurunda gerçek dışı beyanla suç işlediğini veya suça katıldığını beyan ederek şahsi kusuru ile gözaltına alınmasına veya tutuklanmasına neden olmuşsa artık bu kişinin tazminat talebinde bulunamayacağı kabul edilmelidir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Hırsızlık suçu şüphelisi olarak hakkında soruşturma yapılan davacının kollukta savcılıkta ve tutuklanması talebiyle sevk edildiği mahkemede açıkça soruşturmaya konu hırsızlığı arkadaşlarıyla birlikte gerçekleştirdiğini beyan ettikten sonra kovuşturma aşamasında bu beyanlarından dönüp suçlamayı kabul etmediği, yapılan yargılama sonucunda da yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraatine karar verildiği somut olayda, davacının soruşturma aşamasındaki beyanlarında açıkça suça katıldığını kabul ederek kolluk görevlilerini, Cumhuriyet savcısını ve sulh ceza hakimini yanıltıp tutuklanmasına neden olduğu anlaşıldığından davacının tazminat talebinin CMK'nun 144/1-e maddesi uyarınca reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyeleri M. Albayrak, M. Murat Yönder, H. Sarıömeroğlu; "Ceza Muhakemesi Kanununun 144. maddesinin birinci fıkra (e) bendindeki 'Adli makamlar huzurunda gerçek dışı beyanla suç işlediğini veya suça katıldığını bildirerek gözaltına alınmasına veya tutuklanmasına neden olanlar tazminat isteyemez' hükmünün TCK'nın 270. maddesinde düzenlenen suç üstlenme suçundan mahkûm olanların, daha önce gerçek dışı beyanla üstlendikleri ve katıldıklarını söyledikleri suçlardan beraat veya kovuşturmaya yer olmadığına dair suçları kapsadığını düşündüğümüzden sayın çoğunluğun onama yönündeki görüşlerine katılmıyoruz.
Şöyle ki:
1- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun hükümlerinin yorumlanmasında aynı tarihte yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun hükümlerinden yararlanılması gerekmektedir.
CMK, 144. madde, gerçek dışı beyanla suç işlediğini veya suça katıldığını söyleyerek gözaltına alınan veya tutuklanana kişi bu suçtan beraat edip hakkında TCK'nın 270. maddesi gereğince mahkûmiyet kararı verilirse gerçek dışı beyanı tespit edilecek ve tutuklandığı ve gözaltına alındığı önceki suçundan tazminat isteyemeyecektir.
Davacının gerçek dışı beyanla değil, gerçeği söylediği halde yargılama sonunda beraat etmesi halinde ise tazminat alabilecektir. Nitekim dava konusu olayda böyle bir durum vardır. Davacı hırsızlık suçuna katıldığını söylediği halde, mahkeme 'sen gerçek dışı beyanla suç üstlendin demedi' sanığın samimi beyanını suçun oluşması için yeterli görmedi ve beraat kararı verdi. Eğer üzerine atılı suçu ikrar edenlerin tazminat isteyemeyecekleri kabul edilseydi CMK 144/1-(e) bendi şöyle olmalıydı 'Adli makamlar huzurunda üzerine atılı suçu işlediğini veya suça katıldığını bildirerek gözaltına alınmasına veya tutuklanmasına neden olanlar' şeklinde olması gerekirdi. Hâlbuki Kanun koyucu 141. madde de beraat edenler için koşulsuz ve şartsız olarak tazminat verilmesini öngörmüştür.
2- Sanığın üzerine atılı suçu ikrar etmesi tutuklanmasını gerektirmez. Tutuklama bir tedbirdir. Bu tedbire başvurmadan da dava açılabilirdi. Davacıya hakkında dava açıldığı beraat ettiği için değil, tutuklandığı veya gözaltına alındığı halde yargılama sonunda beraat kararı verildiği için tazminat ödenmesi kabul edilmiştir.
3-Davacının, suçunu ikrar ettiğinden tutuklanmasına sebep olduğu ve ikrarı olduğundan mahkûm olması gerektiği düşüncesi de ileri sürülemez. Delil varken beraat gibi haller sanığın değil, mahkemenin kusuru sayılabilir, ancak kesinleşmiş bir karar yasal yollardan ortadan kaldırılmadıkça onu kusurlu saymaya olanak yoktur. Kesinleşmiş beraat kararının dayandığı delillerin tazminat davasında bir başka mahkeme (Ağır Ceza Mahkemesi) tarafından yeniden ele alınıp takdire tabi tutulması 'Muhkem kaziye' halini almış olan hükme taarruz teşkil edeceğinden olanaksızdır. Yasa, ağır ceza mahkemesine, tazminat isteğini incelerken davacı hakkında beraat ettiği suçtan dolayı yeniden delil toplamak yetkisi tanımamış, tazminat için kesinleşmiş beraat kararını 'kesin delil' saymıştır. (İçtihadı Birleştirme Kararı, 02.05.1977/1-1)
4-Tazminat davasına bakan ağır ceza mahkemesi, tazminat talep edilen dosyalardaki beraatlerin temyiz inceleme mercii olmadığından beraatın gerekçesine bakamaz. Nitekim halen yürürlükte olan yukarıda zikrettiğimiz ve alıntı yaptığımız 1977 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı (1977/1-1) ile bu konu nihai çözüme kavuşturulmuştur. Adı geçen kararda 'Yasa dairesinde tutuklandığı suçtan beraat eden sanığın yasa dışı yakalanan veya tutuklanan kimselerin açtığı tazminat davasına bakan mahkemenin (Ağır ceza mahkemesinin) Yargıtay'dan geçmeden kesinleşen beraat kararını sübut yönünden incelemeye yetkili bulunmadığının birinci toplantıda üçte ikiyi aşan çoğunlukla 02.05.1977 günü karar verildi.' Görüldüğü gibi 37 yıl önce Yargıtay üyelerinin neredeyse tamamının oyu ile konu çözülmüş olup, 40 yıl önceki tartışmalara tekrar girilmemesi gerekir. 2797 sayılı Yargıtay Kanunun 45/5. maddesindeki 'İçtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar.' hükmü emredici bir hükümdür.
Böylece İçtihadı Birleştirme Kararı; ağır ceza mahkemelerinin tazminat talep edilen dosyaları incelerken, tazminata dayanak olan aynı derecedeki ağır ceza, asliye ve sulh ceza mahkemelerinin beraat kararlarının gerekçelerinin incelenmesinin yolunu kapatmıştır. Doğru olanda budur. Nitekim Yüksek Ceza Genel Kurulundaki 47 kişi bile birçok sübut dosyasında ittifak edememektedir.
Dosyaya konu olayda tazminata bakan mahalli mahkeme, beraatle sonuçlanan ceza davasını 'gerekçesiz kararla beraat ettirilmiştir' tespitiyle davacının tazminat talebini reddetmiştir. Ağır ceza mahkemesinin beraatın gerekçesini tartışma hak ve yetkisi yoktur.
5-CMK'nın 144/1-(e) deki düzenleme TCK’nin 270. maddesi ile birlikte değerlendirdiğimizde kanun koyucunun amacının gerçeğe aykırı beyanla suç işlediğini veya suça katıldığını bildirerek yargı organlarını yanıltan, gereksiz yere uğraştıran ve hakkında tutuklama veya gözaltı kararı uygulanmasına sebep olan kişilerin beraat veya kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi halinde tazminat alamayacaklardır. Tutuklu kalınan veya gözaltına alınan suçta 'gerçek dışı beyan' olup olmadığını da, TCK'nın 270. maddesiyle açılan davanın sonuçlanmasından sonra sübuta erecektir.
6-CMK’nın 144/1-(e) ve TCK'nın 270. maddelerindeki hükümlerin karşılaştırmasını yaptığımızda:
'Tazminat isteyemeyecek kişiler
Madde 144- (1) Kanuna uygun olarak yakalanan veya tutuklanan kişilerden aşağıda belirtilenler tazminat isteyemezler:
e) Adlî makamlar huzurunda gerçek dışı beyanla suç işlediğini veya suça katıldığını bildirerek gözaltına alınmasına veya tutuklanmasına neden olanlar',
' Suç üstlenme
Madde 270 - (1) Yetkili makamlara, gerçeğe aykırı olarak, suçu işlediğini veya suça katıldığını bildiren kimseye iki yıla kadar hapis cezası verilir. Bu suçun üstsoy, altsoy, eş veya kardeşi cezadan kurtarmak amacıyla işlenmesi hâlinde; verilecek cezanın dörtte üçü indirilebileceği gibi tamamen de kaldırılabilir' şeklinde düzenlendiği,
Görüldüğü gibi, CMK'nın 144/1-(e) deki 'Adli makamlar huzurunda' cümlesi, TCK'nın 270'de 'Yetkili makamlara' CMK'daki 'gerçek dışı beyanla' TCK'daki 'gerçeğe aykırı olarak' CMK'daki 'suç işlediğini veya suça katıldığını' TCK'da 'suçu işlediğini veya suça katıldığını bildiren' şeklinde düzenlenmiştir. Bu iki düzenleme neredeyse aynı cümlelerle birbirlerini tamamlamaktadırlar.
7-Yıllarca, Yüksek Mahkeme 'suçunu inkâr eden, suçlamayı kabul etmeyen sanığa' lehe hükümlerin uygulanmamasının isabetli olduğuna karar vermiştir. Bugün bu düşüncenin ne kadar yanlış olduğu tartışmasız kabul edilmektedir. Suçu kabullenen kimsenin tazminat alamayacağını ileri sürmek tazminat verilmesini öngören CMK'nun 141. maddesindeki hükümlerin uygulanmaması sonucunu doğurur. Bilindiği gibi CMK'nun 141. maddesinin (1) fıkrasının (e) bendi 'Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen kişiler, maddi ve manevi her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler' hükmünü içermektedir. Görüldüğü gibi kanuna uygun olarak uygulanan tedbirin dışında hiçbir koşul öngörülmeden tazminat verilmesi kabul edilmiştir.
8-Kanun sadece bir tek halde beraatın gerekçesine bakmamızı arıyor. O da yine CMK'nun 144. maddenin (b) bendindeki 'Tazminata hak kazanmadığı halde sonradan yürürlüğe giren ve lehte düzenlemeler getiren kanun gereği durumları tazminat istemeye uygun hale dönüşenler', yani lehe kanun ile beraat edenlerin beraat gerekçeleridir.
9-15.05.1964 Tarihinde yayınlanarak yürürlüğe giren 466 sayılı Kanununun 4. maddesinde benzer bir düzenleme vardı. Buna göre 'Tazminatın miktarının tâyinde zarar talebinde bulunanların birinci maddede yazılı işlemlerin yapılmasına sebeb olan ihmali veya kusurlu hareketleri de nazara alınır. Tazminat talebine esas olan işlemlere tamamıyla kendi ihmali veya kusurlu hareketleri ile sebeb olanlara tazminat verilmez.' hükmü mevcuttu.
Bu hükmün uygulamada suçunu ikrar edenlerin tazminat alamayacakları görüşlerinin ortaya atılması üzerine yukarıda sözünü ettiğimiz 02.05.1977 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı ile tazminata bakacak mahkemelerin beraatın gerekçesine bakamayacakları kabul edilmişti.
İçtihadı Birleştirme Kararına rağmen büyük bir ihtimalle uygulamada tereddütler yaşanması üzerine 18.01.1991 tarihli Resmi Gazete de yayınlanarak yürürlüğe giren 3696 sayılı Kanunun 3. maddesi ile zikrettiğimiz 466 sayılı Kanunun 4. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. Bu maddenin kaldırılma gerekçesi komisyon raporunda şu şekilde gösterilmiştir.
'466 sayılı Yasanın 4. maddesi haksızlığa uğrayanlara, kanun dışı yakalananlara verilen tazminat hakkını tamamen ortadan kaldıran bir maddedir.
İhmal ve kusurlu hareketlerde bulunan bir kimsenin beraat etmesi veya haksız olarak tutuklanması veya gözetim altına alındıktan sonra serbest bırakılmasını kabul etmek hukuk devleti ile bağdaşmaz, hukukla bağdaşmaz, devletin varlığıyla bağdaşmaz. Kabul etmek keyfiliktir. Keyfiliği davet eder, hukuk dışı, kanun dışı davranışları davet eder, görevlilere sınırsız yetkiler vermek olur. Bu tür yetkilerde insan onuruyla, insan hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz. Onlara darbe vurmaktır.
Tazminat talebine esas olan işlemleri tamamıyla kendisi sebebiyet vermişse kanun dışı yakalama söz konusu olmaz. Kanun dışı yakalama söz konusu ise tazminat talebinde bulunanın ihmali ve kusurlu hareketlerinin olması söz konusu olmaz.
4. maddenin kaldırılması açıkladığımız gerçeklerle mümkündür. Kaldırılması gerekmektedir.'
Görüldüğü gibi haksız uygulamaya sebebiyet verecek yasal düzenlemeler kaldırılmış, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK’da daha önce yaşanan olumsuzlukların tekrar yaşanmaması içinde madde 144/1-(e)’ye 'gerçek dışı beyanla suç işlediğini veya suça katıldığını bildirenlerle' sınırlandırmış ve bunun tespitinin de ancak TCK 270. maddesi gereğince mahkûmiyetle sonuçlanması halinde mümkün olabileceğini kabul etmiştir.
Davacının 6216 sayılı Kanunun 45-50. maddeleri gereğince hak arama yolu açık olmakla birlikte, koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davalarında görevli olan ağır ceza mahkemesi uğranılan zararın karşılanmasına karar vermiş olması gerekirdi. Çünkü koruma tedbirleri nedeniyle oluşan zararların giderilmesi görevi adli yargıya verilmiştir.
Kanunlar sorunları çözmez. Sorunların çözümü için uygun kurallar manzumesini ortaya koyarlar. Sorunları çözecek olanlar, bu kuralların uygulayıcıları, yani karar vericilerdir.
Sonuç olarak;
Davacının tazminat alamayacağını kabul eden mahalli mahkeme hükmünü onayan sayın çoğunluğun bu kararına, CMK’nın 141. maddesinin 1. fıkra (e) bendine ve 02.05.1977/-1-1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı nazara alınmayarak 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 45/5. maddesine muhalefet edilmesi nedeniyle katılmıyoruz" görüşüyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Genel Kurul Üyesi de; benzer düşüncelerle yerel mahkeme hükmünün bozulması gerektiği yönünde karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Usul ve Kanuna uygun bulunan
1- Kayseri 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 28.05.2012 gün ve 183-290 sayılı direnme kararının ONANMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.05.2015 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
8. Ceza Dairesi, 2017/13508 E., 2018/7792 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
hakkında 18.05.2011 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar kaldırılarak hükmün açıklanmasına ve 5237 sayılı Yasanın 270/1. madde ve fıkrası uyarınca mahkumiyetine dair;
8. Ceza Dairesi 2017/13508 E. , 2018/7792 K.
"İçtihat Metni"
Suç üstlenme suçundan sanık ... hakkında 18.05.2011 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar kaldırılarak hükmün açıklanmasına ve 5237 sayılı Yasanın 270/1. madde ve fıkrası uyarınca mahkumiyetine dair; İSLAHİYE (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesinin 18.06.2014 gün ve 2014/104 esas, 2014/146 karar sayılı hükmünün süresi içinde Yargıtay'ca incelenmesi sanık tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle incelendi:
Gereği görüşülüp düşünüldü:
TCK. nun 270. maddesinde tanımlanan ''suç üstlenme'' suçunun oluşması için failin gerçeğe aykırı olarak suç işlediğini veya suça katıldığını yetkili mercilere bildirmesi gereklidir.
Somut olayda, ... ... isimli şahsın yönetimindeki ... plaka sayılı aracın seyir halindeyken direksiyon hakimiyetini kaybederek duvara çarpması sonucu ölüm ve yaralanma ile sonuçlanan olay sonrası sanığın olaya elkoyan kolluk görevlilerine önce aracı kendisinin kullandığını ancak sonradan gerçeği söyleyerek aracın ... ... tarafından kullanıldığına ilişkin beyanda bulunduğu, ancak bu beyanın resmi işlemler öncesi öngörüşme niteliğinde olup sanığın imzasının bulunmadığı, sanığın bu beyanı üzerine hiçbir işlem yapılmadığının anlaşılması, sanığın aracı kullandığına ilişkin bu beyanının sözlü olarak polis memurlarına yapılmış olup yetkili merci ve makamlara yapılmış bir bildirim olmadığından suçun unsurlarının oluşmayacağı cihetle atılı suçtan beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,
Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 28.06.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
12. Ceza Dairesi, 2015/15654 E., 2016/4652 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
12. Ceza Dairesi 2015/15654 E. , 2016/4652 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle yaralama, suç üstlenme, suç üstlenmeye azmettirme
Hüküm : Sanık ... hakkında; TCK'nın 89/4, 22/3, 62, 50, 52/2-4, 53/6. maddelerince mahkumiyet,
Sanık ... hakkında; TCK'nın 270, 62, 50, 52/2-4 maddeleri gereğince mahkumiyet.
Sanık ... hakkında; TCK'nın 270, 62, 50, 52/2-4 maddeleri gereğince mahkumiyet.
Taksirle yaralama suçundan sanık ...'ın, suç üstlenme suçundan sanıklar ... ve ...'ın mahkumiyetlerine ilişkin hükümler, sanıklar müdafileri ve katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Katılan vekilinin yüzüne karşı verilen hükmü, temyiz süresinin son günü ramazan bayramı tatiline rastlaması nedeniyle tatil bitiminin hemen akabinde temyiz etmesi karşısında, yasal süre içerisinde temyiz ettiğinin anlaşılması karşısında tebliğnamedeki red isteyen görüşe iştirak edilmemiştir.
Sanık ... müdafinin yüzüne karşı 09/07/2015 tarihinde verilen hükmü CMUK’un 310/1. maddesinde öngörülen yasal bir haftalık süre geçtikten sonra 15/09/2015 tarihinde temyiz edildiğinin anlaşılması karşısında; 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesi gereğince isteme uygun olarak temyiz isteminin REDDİNE,
Katılan vekili ile sanıklar ... ve ... müdafilerinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin bir nedene dayanmayan, sanık ... vekilinin kusura, sanık ... müdafinin sanığın suçsuz olduğuna ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin isteme ksımen uygun olarak ONANMASINA, 22/03/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
12. Ceza Dairesi, 2012/30361 E., 2013/28693 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Ceza Mahkemesi
12. Ceza Dairesi 2012/30361 E. , 2013/28693 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Sulh Ceza Mahkemesi
Suçlar : 1-Trafik güvenliğini tehlikeye sokma,2-Suç Üstlenme
Hükümler : 1-Sanık ... hakkında;TCK'nın 179/3-2, 62, 53, 58.maddeleri gereğince mahkumiyet
2-Sanık ... hakkında; TCK'nın 270/1, 62, 51/1,3.maddeleri gereğince mahkumiyet, erteleme
Trafik güvenliğini tehlikeye sokma ve suç üstlenme suçlarından sanıkların mahkumiyetlerine ilişkin hükümler, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
1-Sanık ...'nun trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan mahkumiyetine ilişkin hükme yönelik temyiz itirazlarının incelemesinde;
Yozgat Belediyesinde çalışan sanık ...'nun, 4 saat 45 dakika sonraki ölçüme göre 1,36 (olay anında 2,07) promil alkollü olduğu halde, idaresindeki belediyeye ait kamyonet ile 21/01/2012 günü saat 17:30 sıralarında, meskun mahalde, bölünmüş yolda, ışık kontrollü kavşakta kırmızı ışık nedeniyle beklemekte olan önündeki mağdur ...'a ait araca durur vaziyette iken arkadan çarparak ve bu aracın da öndeki mağdur ...'a ait araca çarpmasına ve ...'nin aracındaki bir kısım yolcuların basit tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde yaralanmalarına ve araçlarda maddi hasara sebep olması, olay sonrası durmayarak kaçan sanığın ifade vermek üzere aynı gün gece saat 23:00 sularında yanında yine aynı belediyede işçi olarak çalışan sanık ...'le birlikte birlikte emniyete gelerek ...'in olay anında aracı kendisinin kullandığı ve sanık ...'ın da yanında oturduğu yolunda beyanda bulunmasını sağlayıp kendisinin de bu doğrultuda beyanda bulunması, ancak belediyenin kurum avukatı ...'nun olaydan 3 gün sonra Emniyet Müdürlüğü'ne müracat ederek, kurum olarak yapmış oldukları araştırmada aracı sanık ...'ın kullandığını fakat alkollü olması nedeniyle olay yerinden kaçtığını, daha sonra sanık ...'i "ben alkollüyüm, bu halimle ... sürücüsü olarak ifade verirsem mesleğimden olurum" diyerek aracı kendisinin kullandığını söylemeye ikna ettiğini tesbit ettiklerini beyan etmesi üzerine 24/1/2012 tarihli savunmasında olayın aslını anlatmaya mecbur kalması şeklinde gerçekleşen olayda, sanık hakkında temel ceza tayin edilirken, olayın oluş şekli, sanığın alkol düzeyinin yüksekliği ve olay sonrası davranış tarzı gözetilerek alt sınırdan uzaklaşılması gerektiğinin gözetilmemesi, temyiz edenin sıfatına göre bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin eleştirilen husus dışında kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin, atılı suçun unsurları itibariyle oluşmadığına ilişkin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Sanığın TCK'nın 53. maddenin (1) numaralı fıkrasının (c) bendindeki velayet, vesayet, kayyımlık hak ve yetkilerini kullanmasına yönelik hak yoksunluğunun, kendi alt soyu açısından “koşullu salıverilme tarihine kadar” diğer kişiler yönünden “hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar” devamına karar verilmesi gerekirken, diğer kişiler yönünden de “koşullu salıverilme tarihine kadar” devamına karar verilmesi suretiyle anılan Kanunun 53/3. maddesine muhalefet edilmesi,
Kanuna aykırı olup, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda, aynı Kanunun 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden, sanık hakkındaki hüküm fıkrasının son bendinin hükümden çıkartılarak yerine “Sanığın, mahkumiyet hükmünün kanuni sonucu olarak TCK'nın 53/1,a,b,c,d,e maddesindeki haklarını kullanmaktan aynı maddenin 2. fıkrası gereğince mahkum olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına, TCK'nın 53/1,c bendindeki velayet, vesayet, kayyımlık hak ve yetkilerini kullanmasına yönelik hak yoksunluğunun ise kendi alt soyu açısından “koşullu salıverilme tarihine kadar devamına,” ibaresinin eklenmesi suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün isteme uygun olarak DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
2-Sanık ... hakkındaki suç üstlenme suçundan mahkumiyetine ilişkin hükme yönelik temyiz itirazlarının incelemesine gelince;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin, atılı suçun unsurları itibariyle oluşmadığına ilişkin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Sanığın suç üstlenme suçundan dolayı TCK'nın 270/1 ve 62. maddeleri gereğince 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmedilmiş ise de; evvelce hapis cezasına ilişkin hükümlülüğü bulunmayan sanık hakkında, tayin olunan kısa süreli hapis cezasının, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 50/3. maddesindeki "Daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak koşuluyla, mahkûm olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile fiili işlediği tarihte onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkûm edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, birinci fıkrada yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilir" hükmü uyarınca, aynı maddenin 1. fıkrasında yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesi zorunluluğunun gözetilmemesi,
Kanuna aykırı olup, sanık müdafinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 11/12/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Hukuku Özel Hükümler
(A), yasal sınırın üzerinde alkollü olarak araç kullanırken dikkatsizlik ve tedbirsizliği neticesinde yaya (Y)'ye çarparak taksirle yaralanmasına neden olmuştur. Kazanın hemen ardından olay yerine gelen (A)'nın kardeşi (B), adli makamları yanıltmak ve (A)'yı cezadan kurtarmak amacıyla, kaza sırasında aracı kendisinin kullandığını kolluk görevlilerine bildirmiştir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na göre, (B)’nin bu fiilinin hukuki nitelendirmesi ve sonuçları hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) (B)’nin fiili, TCK m. 283 kapsamında suçluyu kayırma suçunu oluşturur ve kardeşi lehine işlendiği için şahsi cezasızlık sebebinden faydalanarak cezalandırılmaz.
B) Suç üstlenme suçunda kardeşlik bağı, TCK m. 270 uyarınca mutlak bir şahsi cezasızlık sebebi olarak düzenlendiğinden (B)’ye ceza verilmez.
C) (A)'nın suçu iradi olarak aldığı alkolün etkisi altında işlemesi, TCK m. 34 uyarınca kusur yeteneğini ortadan kaldırdığından, ortada hukuken geçerli bir suç olmaması nedeniyle (B)’nin fiili de cezasız kalır.
D) (B) hakkında, TCK m. 270’te düzenlenen suç üstlenme suçundan dolayı ceza verilebilir; ancak hâkim, kardeşlik bağı nedeniyle cezanın dörtte üçünü indirebileceği gibi cezaya hükmetmekten tamamen de vazgeçebilir.
E) (B)'nin fiili hem suç üstlenme hem de suçluyu kayırma suçunu oluşturduğundan, fikri içtima kuralları gereğince daha ağır cezayı gerektiren suçtan sorumlu tutulur.
Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.