Türk Ceza Kanunu 272. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 272- (1) Hukuka aykırı bir fiil nedeniyle başlatılan bir soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kimseye, dört aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Mahkeme huzurunda ya da yemin ettirerek tanık dinlemeye kanunen yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
(3) Üç yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçun soruşturma veya kovuşturması kapsamında yalan tanıklık yapan kişi hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(4) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi ile ilgili olarak gözaltına alma ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri uygulanmışsa, yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması koşuluyla, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişinin gözaltına alınması veya tutuklanması halinde; yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması koşuluyla; yalan tanıklık yapan kişi, ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin hükümlere göre dolaylı fail olarak sorumlu tutulur.
(6) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kimsenin ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis cezasına mahkûmiyeti halinde, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezasına; (…)[105] hükmolunur.
(7) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kimsenin mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlanmış ise, altıncı fıkraya göre verilecek ceza yarısı kadar artırılır.
(8) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi hakkında hapis cezası dışında adlî veya idari bir yaptırım uygulanmışsa; yalan tanıklıkta bulunan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Şahsi cezasızlık veya cezanın azaltılmasını gerektiren sebepler
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
17 karar eşleşti
8. Ceza Dairesi, 2022/6336 E., 2023/564 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varDiyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesi
Hükümlü hakkında Konya Cumhuriyet Başsavcılığının 11.02.2009 tarihli ve 2006/4144 Soruşturma, 2009/2810 Esas sayılı iddianamesi ile yalan tanıklık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 272 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca açılan dava ile yapılan yargılama neticesinde, Diyarbakır 7.
8. Ceza Dairesi 2022/6336 E. , 2023/564 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesi
Hükümlü hakkında Konya Cumhuriyet Başsavcılığının 11.02.2009 tarihli ve 2006/4144 Soruşturma, 2009/2810 Esas sayılı iddianamesi ile yalan tanıklık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 272 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca açılan dava ile yapılan yargılama neticesinde, Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.10.2011 tarihli ve 2009/199 Esas, 2011/452 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı Kanun'un 272 nci maddesinin ikinci fıkrası, 62, 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 52 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca neticeten 6.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş ve bu karar sanık müdafiinin temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 11.03.2013 tarihli ve 2012/11619 Esas, 2013/3709 Karar sayılı kararı ile onanmasına karar verilmiş ve hüküm kesinleşmiştir.
Hükümlü müdafiinin 23.10.2017 havale tarihli yargılamanın yenilenmesi talepli dilekçesine istinaden Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.06.2018 tarihli ve 2009/199 Esas, 2011/452 Karar sayılı ek kararı ile hükümlü müdafiinin infazın durdurulması ve yeniden yargılanma talebinin kabulüne karar verildiği, Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/608 Esas sayılı dosyası ile yargılamanın yenilenmesi talebinin kabul edilmesi ile birlikte yeniden yapılan yargılama neticesinde Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.02.2020 tarihli ve 2018/608 Esas ve 2020/75 Karar sayılı kararı ile, duruşmalı gerçekleştirilen inceleme neticesinde ileri sürülen nedenler yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun'un 323 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince yargılamanın yenilenmesi isteminin esastan reddi ile Mahkemece verilen 03.10.2011 tarih 2009/199 Esas, 2011/452 Karar sayılı ilamın onaylanmasına karar verilmiştir.
Hükümlü müdafiinin 10.02.2020 tarihli temyiz talebi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 14.11.2022 tarihli ve 2021/17158 Esas, 2022/16539 Karar sayılı kararı ile;
"...mahkemece yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilerek duruşmalı gerçekleştirilen inceleme neticesinde 5271 sayılı CMK'nın 323/1. maddesi uyarınca önceki hükmün onaylanmasına dair verilen kararın, bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği 20.07.2016 tarihinden sonra verilmesi nedeniyle istinaf kanun yoluna tabi olduğu ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 8/1. maddesindeki 20.07.2016 tarihinden önce ilk derece mahkemelerince verilen hükümlerin temyiz incelemesinde bozulması üzerine mahkemesince yapılacak yargılama sonucunda kurulacak ikinci hükümlerin de temyiz incelemesine tabi olacağı yönündeki düzenleme gözetildiğinde anılan kararın 8. madde kapsamına girmediği, bu nedenle esası incelenmeyen dosyanın yetkili ve görevli Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Ceza Dairesine gönderilmesi için, incelenmeksizin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE,"
Şeklinde karar verilmiştir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesinin, 14.11.2022 tarihli ve 2021/17158 Esas, 2022/16539 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 07.12.2022 tarihli ve 8 - 2020/67341 sayılı 5271 sayılı Kanun'un 308 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen kanunî süresinde yapılan itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü;
Yapılan ön görüşmede Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.02.2020 tarihli ve 2018/608 Esas ve 2020/75 Karar sayılı 5271 sayılı Kanun'un 323 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince yargılamanın yenilenmesi isteminin esastan reddi ile Mahkemece verilen 03.10.2011 tarih 2009/199 Esas, 2011/452 Karar sayılı ilamın onaylanmasına kararının temyiz incelemesine tabi olduğu, Yargıtayın temyizen inceleme yapmakla görevli olduğuna ilişkin oyçokluğuyla karar verilerek yapılan incelemede;
I. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz başvurusu, yargılamanın yenilenmesi davasının önceki yargılama faaliyetinden tamamen ayrı ve bağımsız dava niteliğinde olmadığı, yargılamanın yenilenmesi talebi üzerine verilen kararların hangi kanun yolu denetimine tabi olduğu hususunda açık bir düzenleme olmasa da 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin birinci fıkrasının kıyasen uygulanmak suretiyle bu boşluğun giderilebileceği, bozma ilamı sonrası verilen hükümlerde olduğu gibi bölge adliye mahkemelerinin faaliyete başladığı 20.07.2016 tarihinden sonra verilen ancak daha önceden Yargıtay denetiminden geçen dosyalarda yargılamanın yenilemesi talebi üzerine verilen kararların da temyiz yoluna tabi olması gerektiğinden dosyanın esastan incelenerek Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin
06.02.2020 tarihli 2018/608 Esas 2020/75 Karar sayılı yargılamanın yenilenmesi isteminin esastan reddi ile 03.10.2011 tarih 2009/199 Esas 2011/452 Karar sayılı ilamın onaylanmasına dair kararın onanması talebine ilişkindir.
II. GEREKÇE
1. Dava dosyasında, hükümlü hakkında Konya Cumhuriyet Başsavcılığının 11.02.2009 tarihli ve 2006/4144 Soruşturma, 2009/2810 Esas sayılı iddianamesi ile yalan tanıklık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 272 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca açılan dava ile yapılan yargılama neticesinde, Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.10.2011 tarihli ve 2009/199 Esas, 2011/452 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı Kanun'un 272 nci maddesinin ikinci fıkrası, 62, 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 52 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca neticeten 6.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş ve bu karar sanık müdafiinin temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 11.03.2013 tarihli ve 2012/11619 Esas, 2013/3709 Karar sayılı kararı ile onanmasına karar verilmiş ve hüküm kesinleşmiştir.
2. Hükümlü müdafii 23.10.2017 havale tarihli dilekçesi ile hükümlünün atılı suçu işlemediği halde devlet kurumlarında özellikle Yargıtay ve TSK'da güçlenen FETÖ mensuplarınca kumpas kurularak ceza almasına neden olunduğu ve hakkındaki mahkumiyet hükmünün onanmasına karar veren Yargıtay 9. Ceza Dairesi başkan ve kararda imzası bulunan üyeler hakkında FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında görevden alındıklarını belirterek yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunduğu, Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.06.2018 tarihli ve 2009/199 Esas, 2011/452 Karar sayılı ek kararı ile "sanığın olay tarihinde askeri kişi oluşu, 15 Temmuz 2016 ve sonrasında meydana gelen FETÖ/PDY kapsamında FETÖ örgütünün yapılanma ve eylemlerini özellikle Emniyet Genel Müdürlüğü ve Kuvvet Komutanlıklarında yapmış olması sebebiyle" hükümlü müdafiinin infazın durdurulması ve yeniden yargılanma talebinin kabulüne karar verildiği belirlenmiştir.
3. Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/608 Esas sayılı dosyası ile yargılamanın yenilenmesi talebinin kabul edilmesi ile birlikte yeniden yapılan muhakemede duruşma açılıp yeni delil araştırmasına gidilerek,
a) Hükümlü ve müdafine 5271 sayılı Kanun'un 311 ve devamı maddeleri uyarınca yargılanmanın yenilenmesini gerektiren sebeplerinin nelerden ibaret olduğu konusunda delil bildirmeleri için istekleri üzerine gelecek celseye kadar süre verilmesine,
b) HSK Genel Sekreterliğine müzekkere yazılarak hükmü kuran hakim hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçu ile ilgili olarak hakkında idari ya da adli bir soruşturma olup olmadığının sorulmasına, varsa akibetinin bildirilmesinin istenmesine,
c) Yargıtay Genel Sekreterliğine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 11.03.2013 tarihli ve 2012/11619 Esas, 2013/3709 Karar sayılı kararında imzası bulunan başkan ve üyeler hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçu ile ilgili olarak haklarında idari ya da adli bir soruşturma olup olmadığının sorulmasına, varsa akibetinin bildirilmesinin istenmesine,
d) Hükümlü müdafiinin talebi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanlığına müzekkere yazılıp Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 11.03.2013 tarihli ve 2012/11619 Esas, 2013/3709 Karar sayılı kararında imzası bulunan başkan ve üyeler hakkında başlatılan FETÖ/PDY yapılanmasını konu edinen bir kovuşturma olup olmadığının sorulmasına, akibetinin bildirilmesinin istenilmesine karar verildiği belirlenmiştir.
4. Delil araştırmasına ilişkin yazılan müzekkereler ile gelen cevabi yazılarda,
a) Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğinin 22/03/2019 tarihli ve 2019-4315/14044 sayılı yazısı ile hükümlü hakkında kararı veren hakim hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca verilmiş herhangi bir meslekten çıkarma kararı veya Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesince verilmiş bir görevden uzaklaştırma kararı bulunmadığı gibi Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesince ilgili hakkında devam eden başkaca herhangi bir soruşturma dosyası ya da verilen disiplin cezasının bulunmadığının belirtildiği,
b) Yargıtay Birinci Başkanlığının 26.03.2019 tarihli ve 4629 sayılı yazısı ile Yargıtay ilamında imzaları bulanan Yargıtay eski üyeleri E.E., H.Ç., Z.E., A.K. hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan idari açıdan Yargıtay Yüksek Disiplin Kurulunun 21.06.2018 tarihli ve 3 sayılı kararı ile “Görevden Çekilmeye Davet” kararının verildiği ve bu kararın henüz kesinleşmediği, ilamda imzası bulanan Yargıtay eski üyesi H.A. hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan idari açıdan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 26.07.2016 tarihli ve 261 sayılı kararıyla "Meslekte Kalmasının Uygun Olmadığına ve Meslekten Çıkarılmasına" karar verildiği, Yargıtay eski üyeleri H.Ç., Z.E. ve A.K.'nın Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 01.08.2016 tarihli ve 1372 sayılı kararıyla Yargıtay Tetkik Hâkimliğine atanmış olmaları nedeniyle ilgililer hakkında ayrıca Hâkimler ve Savcılar Kurulundan bilgi alınması, Yargıtay eski üyeleri E.E., H.A., H.Ç., Z.E., A.K. hakkında adli yargılama Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesince yapıldığından, adli soruşturmaya ilişkin bilginin ise ilgili Daireden sorulması gerektiğinin belirtildiği,
c) Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 19/07/2019 ve 2019/551 sayılı yazısında, E.E. hakkındaki dava dosyasının halen derdest olduğu, H.Ç. hakkında 7 yıl 6 ay hapis cezası ile mahkumiyet kararı verildiği ve dosyanın henüz kesinleşmediği, Z.E. hakkında 8 yıl 9 ay hapis cezası ile mahkumiyet kararı verildiği ve dosyanın henüz kesinleşmediği, A.K. hakkında 7 yıl 13 ay 15 gün hapis cezası ile mahkumiyet karar verildiği ve dosyanın henüz kesinleşmediği, H.A. hakkında ise Dairede kayıtlı dosya olmadığının belirtildiği belirlenmiştir.
5. Yeniden yapılan yargılama neticesinde Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.02.2020 tarihli ve 2018/608 Esas ve 2020/75 Karar sayılı kararı ile,
"Savunma tarafı, yargılamanın yenilenmesi aşamasında yeni olay ve yeni delil ortaya koymamış, önceki hükme esas herhangi bir belgenin sahteliğini ileri sürmemiş, dinlenen tanıklarla ilgili olarak yalan tanıklıkta bulunduklarına dair bir iddia ortaya koymamıştır. Dayanılan ve aşamalarda ileri sürülen sebep; hüküm tesis eden Hakimin, dönemin Cumhuriyet Başsavcısı Durdu Kavak tarafından baskı altına alınarak, FETÖ karşıtlığı nedeniyle mesleki ilerlemesinin önüne geçmek amacıyla kasıtlı olarak bir mahkumiyet hükmü tesis edildiği ve bu hükmün yine FETÖ üyesi Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkan ve Üyeleri tarafından hukuki dayanaktan yoksun olarak onandığıdır.
CMK 311/1-c maddesinde hükümden bahsedilmektedir. Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise yargılamanın yenilenmesi gerekmekte ve yeni hükmün bu sebeple kurulması mümkün olabilmektedir.
Hüküm; CMK 223 maddesinde tanımlanmış olup verilen mahkumiyet kararı hüküm vasfındadır. Hükmü veren Hakim Muharrem Karadağ ise savunma tarafının ileri sürüldüğünün aksine halen görevi başında olup FETÖ / PDY iltisakı tespit edilmemiştir. Hüküm veren hakimin görevini yaparken kusurlu bir davranışı olduğu ise ispatlanamamıştır. Her ne kadar onama kararı veren Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkan ve Üyelerinin FETÖ / PDY iltisakları nedeniyle adli ve idari yönden haklarında hukuki süreç başlatılan kimselerden oldukları tespit edilmiş ise
de; Yargıtayın verdiği onama kararı CMK 223 maddede tanımı yapılan bir hüküm vasfında değildir. Bu sebeple Yargıtay ilgili ceza dairesi Başkan ve Üyelerinin konumu CMK 311/1-c maddesindeki hüküm veren Hakim konumunda değildir.
Yargılanmanın yenilenmesi sebebinin adli hata niteliğinde olması gerektiği, yerel mahkemenin takdir hakkına giren bir hatadan bahisle yargılamanın yenilenmeyeceği öğretide kabul edilmiştir. Doktrinde Kunter'e göre mahkemenin takdir denilen serbest değerlendirme yetkisine dayanarak kanunla çizilmiş hadler arasında tayin ettiği cezanın değiştirilmesi için yenileme kabul edilemez. Yasa takdir hatalarını önemsiz saymaktadır. Hatta daha da ileri giderek böyle bir yetkiye dayanılarak yapılan işlemin hakimden hakime değişebilmesi ve dolayısıyla denetlenememesi, serbest değerlendirme yetkisinin kabulünün mantıki sonucudur ve değerlendirme farklılıklarının hata sayılmadığının kabulü anlamına gelir.
Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kurulunun 14/11/1977 gün 3-2 sayılı kararında ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 23/03/2010 tarih 2/29-56 sayılı kararında ifade edildiği üzere; olağanüstü yasa yollarında her türlü hukuka aykırılık iddiası gündeme getirelemeyecek bu kapsamda hakimlerin takdir hakkı alanına giren ve suç işleyenlerin için bir hak teşkil etmeyen hususlar ile mahkemenin takdirine bağlı istekler ve uygulamadaki takdir yanılgıları temyiz yasa yolundan farklı olarak olağanüstü yasa yollarına konu edilemez.
Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 12/10/2016 tarih, 2016/13422 esas 2016/17399 karar sayılı kararında;delillerin değerlendirilmesinin bizatihi mahkemenin takdirine ilişkin bir konu olup yargılamanın yenilenmesi aşamasında inceleme konusu yapılamayacağı belirtilmiştir.
Doktrindeki görüş ve yukarıya alınan Yargıtay içtihatları çerçevesinden bakıldığında mahkumiyet hükmünü kuran hakimin serbest delil değerlendirme yetkisi dahilinde verdiği mahkumiyet kararının değerlendirme farklılıklarının üzerinde durarak yargılamanın yenilenmesi ve yeni hüküm kurulması sebebi olarak kabul görmeyeceği açıktır.
Sonuç olarak; her ne kadar CMK 311 maddedeki koşulların oluşmadığı düşünülse de nihayetinde verilen bir kabul kararıyla başlayan yargılamanın yenilenmesi sürecinde ileri sürülen sebeplerle bağlı kalınmaksızın maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla delil araştırması yapılmış, savunma tarafından ileri sürülen hususlar araştırılmış, ilgili birimlerden gelen cevaplar dosyaya ithal edilmiştir.
Hükmü veren hakimin görevini kötüye kullandığını yönünde bir tespite varılamamış, delillerin değerlendirilmesi noktasındaki takdir hakkı inceleme dışı bırakılmıştır. Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkan ve Üyelerinin verdikleri onama kararı CMK 223 maddesinde sayılan hükümlerden olmadığından ve CMK 311/1-c maddesi kapsamında değerlendirilmesi mümkün bulunmadığından FETÖ / PDY silahlı terör örgütüne olan iltisakları hükmün ortadan kaldırılmasına ve yeni bir hüküm kurulmasına esas sebep görülmemiştir.
Bu nedenle CMK 323/1 maddesi gereğince yargılamanın yenilenmesi isteminin esastan reddi ile önceki hükmün onaylanmasına karar vermek gerekmiştir."
Şeklindeki gerekçe ile duruşmalı gerçekleştirilen inceleme neticesinde ileri sürülen nedenler yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun'un 323 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince yargılamanın yenilenmesi isteminin esastan reddi ile Mahkemece verilen 03.10.2011 tarih 2009/199 Esas, 2011/452 Karar sayılı ilamın onaylanmasına karar verilmiştir.
6. Yargılamanın yenilenmesi isteminin kabule değer olduğuna veya olmadığına ilişkin kararlar ile ikinci aşamada deliller toplandıktan sonra duruşma açılmaksızın verilen yenileme talebinin kabulü veya esassız olması nedeniyle reddi kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilecektir. Duruşma açılarak yapılan yargılamada ilk hükmün iptali ile dava hakkında yeniden verilen hüküm ya da önceki hükmün
onaylanmasına ilişkin kararların tabi olacağı kanun yolu ise genel hükümlere göre belirlenmelidir. Buna göre, yargılamanın yenilenmesi talebi üzerine duruşma açılarak verilen kararın bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği tarihten önce temyiz kanun yoluna tabi olacağı hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Ancak, kararın bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği tarihten sonra verilmiş olması halinde hangi kanun yolu denetimine tabi olduğu hususunda kanunda bir düzenlemeye yer verilmediği görülmektedir. Konuya ilişkin uyuşmazlığa dair Ceza Genel Kurulunun 02.06.2022 tarihli ve 2019/13-219 Esas, 2022/400 Karar sayılı kararında, yargılamanın yenilenmesi davasının bağımsız bir dava niteliğine sahip olup olmadığı hususu değerlendirmeye konu edilerek, bu davanın önceki yargılama faaliyetinden tamamen ayrı ve bağımsız bir dava olmadığı, yenileme yargılaması sonrasında verilen önceki hükmün onaylanması ya da iptali ile yeni bir hüküm kurulmasına ilişkin kararın da önceki hükmü denetleyen üst dereceli Yargıtay tarafından incelenmesi gerektiğinin kabul edildiği belirlenmiş olduğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olduğu sonucuna varılmıştır.
7. Yargılamanın yenilenmesi, kesin hükümde yer alan adli hataların düzeltilmesine ve hükümlü hakkında aynı fiil nedeniyle tekrar muhakeme yapılmasına imkan tanıyan yargılamanın yenilenmesi, olağanüstü kanun yollarının bir çeşidini oluşturmaktadır.
Kesin hüküm, doğruluğu hukuken kabul edilen ve artık tartışılmayan bir mahkeme kararıdır. İstisnai olsa da uyuşmazlığın çözümünde “adli hata” denilen yanlışlıklar yapılmış olduğu sonradan öğrenilebilir. Bazı önemli hataların giderilebilmesi ve hakikatin araştırılması bu şekilde maddi gerçeğe ulaşılabilmesi “olağanüstü kanun yolu” ile mümkün olabilecektir.
Bu yolun istisnai olarak kabul edilmesinin nedeni, doğruluğu hukuken tartışılmayan “kesin hükmün” temellerinin bazı hallerde sarsılmış olması hükmün artık bu temel üzerinde oturmasının mümkün olmamasına dayanmaktadır. Hukuk barışının ve güvenliğinin sağlanması ne kadar önemli ise de, hukuka olan güvenin sağlanması da en az bu kadar önemlidir. Temelleri olmayan bir hüküm hukuk düzeni tarafından kabul edilemez. Bu nedenle yargılamanın yenilenmesi yolu, sadece çok istisnai hallerde mahkeme kararı ile açılabilmektedir (Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul 2016, s. 962).
Yargılamanın yenilenmesi müessesesi, kesin hükmün otoritesi karşısında maddî gerçeğin açığa çıkarılmasındaki kamu yararının üstün gelmesi nedeniyle öngörülmüş ve bizzat kanun koyucu tarafından sebepleri sınırlı şekilde belirlenmiş istisnai bir yoldur. Hükmün kesinleşmesiyle birlikte artık yargılamaya konu sorun çözülmüş olduğundan kesin hükümle sonuçlanmış bir ihtilâf kural olarak yeniden yargılama konusu yapılamayacaktır. Bununla birlikte bir yargılama faaliyeti sonucu verilen kesin hükümde adlî hataların yapılması da mümkündür. Hükmün kesinleşmesinden sonra ortaya çıkan maddî olaylar kesin hükmün maddî gerçeği yansıttığı kabulünü ve kesin hükmün ispatla ilgili temellerini sarsabilecektir. Bu durumda, bir yanda kesin hüküm, diğer yanda ise adlî hatanın düzeltilmesi zorunluluğu söz konusu olacaktır. Bu iki değerden birinin tamamen göz ardı edilmesi mümkün olmadığından kanun koyucu maddî temelleri sarsılmış kesin hükümden fedakarlık yapmak zorunda kalmış ve bunun şartlarını belirlemiştir. Bu açıdan yargılamanın yenilenmesi kesin hükmün dokunulmazlığının istisnasını oluşturmaktadır.
Maddi gerçeğe ulaşmayı hedefleyen ceza muhakemesinde verilen ve kesinleşen hükmün sonradan maddi gerçeğe uyumlu olmadığı anlaşıldığı halde, kararın infazının aynı şekilde sürdürülebilmesi adli hatadan vazgeçilmemesi, diğer bir anlatımla yeni ortaya çıkan bu durumların görmemezlikten gelinmesi, bir hukuk devletinde kabul edilemez. Her şeyden önce kesinleşmiş bir hükmün, doğru ve maddi bir gerçeğe uygun olduğu, yargılamanın hukuka uygun yürütüldüğü, meşru olduğu, adaletin tecelli ettiği varsayımının
bu konudaki inancın kamu vicdanında tahribata uğraması, bozulan hukuk düzeninin yeniden tesis edilmesi ve hukuk barışının yeniden sağlanmasını zorunlu kılar.
5271 sayılı Kanun'un "Yargılamanın yenilenmesi nedenleri" başlıklı 311 inci maddesinin, inceleme konusu ile ilgili olan birinci fıkrası;
"(1) Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, aşağıda yazılı hâllerde hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülür:
a) Duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgenin sahteliği anlaşılırsa.
b) Yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmal ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğu veya oy verdiği anlaşılırsa.
c) Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise,
d) Ceza hükmü Hukuk Mahkemesinin bir hükmüne dayandırılmış olup da bu hüküm kesinleşmiş diğer bir hüküm ile ortadan kaldırılmış ise.
e) Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa.
f) Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması. Bu hâlde yargılamanın yenilenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir."
Şeklinde düzenlenmiştir.
Görüldüğü gibi 5271 sayılı Kanun'un 311 inci maddesinde sanık veya hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenlerine yer verilmiş ve bunlar sınırlı biçimde sayılmıştır. Bunun dışındaki nedenlerle sanık ya da hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulması mümkün değildir (Yener Ünver, Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 2016, s. 858).
8. Dava konusu olayda, hükümlü müdafiinin 27.02.2020 tarihli temyiz talebi, mahkeme hakiminin görevde olması ve kişiliğine dair değerlendirmenin, FETÖ terör örgütünün klasik örgütsel yapı ve yönetimlerinden olan tartışmasız itaat ve manevi cebir eylemlerinin, basına da yansıyan hakimlere baskı yapıldığı gerçekliği karşısında yetersiz olduğunu, buna göre kararı veren hakimin meslektaşının hükmünün denetlenemeyeceği ihsasi yorumunun hükümlünün mağduriyeti karşısında yetersiz kaldığı neticesine varıldığına, kararın onanmasına ilişkin Yargıtay ilamında imzası bulunan başkan ve üyelerin 15 Temmuz sürecinde ihraç edilen 140 Yargıtay üyesi arasında olduklarına, yeni yargılama neticesinde hükümlünün beraatine karar verilmesi gerektiğine, yalan tanıklık iddiasına ilişkin konunun müvekkil dışındaki bir kısım üçüncü kişilerin mirasçılık durumunun belirlenmesine ilişkin olduğuna, hükümlünün mirasçı olabilecek kişilerden olmadığına veya bu kişiler ile akrabalık ilişkisi veya herhangi bir çıkar ilişkisinin bulunmadığına, yalan tanıklık suçunun unsurlarının oluşmadığına, dönemin Diyarbakır Başsavcısı olan D.K.'nın açık kaynaklara da yansımış olan hakim ve savcılara olan baskılarının herkes tarafından bilindiğine, bir miras meselesi üzerinden FETÖ mensupları tarafından bertaraf edilme ve mesleki ilerlemesinin önünü kesme operasyonu olduğuna ilişkindir.
9. Yukarıda maddeler halinde yazılı olduğu gibi hükümlü müdafiince yapılan yeniden yargılama talebinin, tüm aşamalarda ileri sürülen iddialar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, 5271 sayılı Kanun'un 311 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yazılı "Hükme katılmış olan hâkimlerden
biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise" kapsamında kaldığı belirlenerek yapılan incelemede;
Yargılama sürecinin sonunda verilen hükmün adil olması ve tarafları tatmin edebilmesi için, hâkimin bağımsız ve tarafsız olması gerekir. Bağımsızlık; hâkimlerin hiçbir baskı ve tesir altında kalmadan, görevlerini özgürce yapabilmeleridir. Hâkim bağımsızlığını sağlama düşüncesinin altında, onlara statülerinden kaynaklı bir ayrıcalık tanıma yatmamaktadır; burada amaç, hâkimlerin görevlerini gerektiği gibi, huzur ve sükûn içerisinde yapabilmelerini sağlamaktır.
Bağımsızlık ve tarafsızlık iç içe geçmiş kavramlar olduğundan, gerçekten bağımsız olmayan bir hâkimin tarafsız davranması beklenemez. Tarafsızlığın, objektif ve sübjektif olmak üzere iki yönü vardır. Sübjektif tarafsızlık, hâkimin fert olarak tarafsız olması; objektif tarafsızlık ise, mahkemenin kurum olarak dışarıdan bakan kişilerde bıraktığı tarafsız görünümdür.
Hükme katılan hâkimin görevini yaparken suç işlemesi hâlinde objektif tarafsızlığı şüpheli hale gelecektir. Bu şekilde bünyesinde hukuki hata barındıran kesinleşmiş hükümdeki adli hataların giderilmesi için, 5271 sayılı Kanun'da, hükme katılan hâkimin görev suçu işlemesi, yargılamanın lehe ve aleyhe yenilenmesi nedeni olarak kabul edilmiştir.
Yasal düzenleme sadece hükme katılan hâkimin görevini ifada suç işlemiş olması durumunu yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak kabul etmiştir. Yargıtay’ın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davalar sonucunda verilen hükümlere katılan hâkimlerin görevlerini ifada suç işlemeleri hâlinde, yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulabilir.
Yargıtay’ın, temyiz mahkemesi olarak işin esasına hükmettiği sınırlı sayıda durum mevcuttur. Bu sebepler, 5271 sayılı Kanun'un “Yargıtayca davanın esasına hükmedilecek hâller, hukuka aykırılığın düzeltilmesi” başlıklı 303 üncü maddesinde sayılmış olup temyiz incelemesini yapan ilgili Yargıtay Ceza Dairesi temyize konu hüküm üzerinde hukuki denetim yapacak ve Kanun’da yazan bu nedenler mevcut ise, davanın esasına hükmedecektir. Şayet temyiz incelemesi sırasında Yargıtay hükmü düzelterek onamak suretiyle hukuka aykırılığı giderirse yahut Kanun’da yazan sınırlı nedenlerle davanın esasına hükmetse dahi, Yargıtay’ın yaptığı hukuki denetim olduğundan ve her hâlükârda esas hükmü veren mahkemeden kaynaklanan adli hata Yargıtay’ın kararına da sirayet edeceğinden, temyize konu ilk hükmü veren hâkimin görev suçu işlemesi yargılamanın yenilenmesi nedeni yapılabilecektir. Belirtilen durumlar dışında kalan hâllerde, Yargıtay’ın temyiz incelemesi sonunda hüküm onanarak kesinleşmiş olsa dahi, Yargıtay’da hükmü onayan hâkimlerin görev suçu işledikleri gerekçesiyle, yargılamanın yenilenmesi nedenine dayanılması mümkün değildir. Kanun’daki hüküm açıktır ve hükme katılan hâkimler açısından uygulanabilir. Hükme katılan hâkim, bizzat hükmü veren hâkimdir ve temyiz merciinde görev yapan hâkim bu kapsamda değerlendirilemez.
Yargılamanın yenilenmesi nedeninin taşıması gereken şartlardan biri de hükme iştirak etmiş olan hâkimin görülen dava ile alakalı görev suçu işlemiş olmasıdır. Kanun’daki ifadeyle; “Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise” bu nedene dayanarak yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulabilecektir. Zira, hâkim görevini, görülen dava ile ilgili olarak bir mahkûmiyet hükmü ile cezalandırılmasını gerektirecek derecede kusurlu hareket etmişse, ortada ceza hukuku anlamında bir suçun mevcut olduğu açıktır. Ayrıca, ceza kovuşturması olmadan mahkûmiyet hükmü tesis edilmesi söz konusu olamayacağına göre, Kanun’da bu ifadenin de gerekmediği halde kullanıldığı sonucuna varılmaktadır.
Esas No : 2022/6336
Karar No : 2023/564
Tebliğname No : KD - 2020/67341- İtiraz
Yukarıda yazılı bilgiler ışığında, yeniden yargılama talebi üzerine hükümlünün yeniden yargılanmasının kabulüne karar verilerek yeniden yapılan yargılamada duruşmalı gerçekleştirilen inceleme neticesinde ileri sürülen nedenler yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun'un 323 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince yargılamanın yenilenmesi isteminin esastan reddi ile Mahkemece verilen 03.10.2011 tarihli ve 2009/199 Esas 2011/452 Karar sayılı ilamın onaylanmasına dair hükümde bir hukuka aykırılık bulunmamış ve hükümlü müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz sebepleri de reddedilmiştir.
III. KARAR
A. Usule İlişkin Olarak
Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin, 06/02/2020 tarihli ve 2018/608 Esas ve 2020/75 Karar sayılı kararının istinaf yoluna tabi olduğu gerekçesi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 07.12.2022 tarihli ve 8 - 2020/67341 sayılı itirazının reddi gerektiğine dair Nevzat Özsoy'un karşı oyu ve oy çokluğuyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ KABULÜNE,
B. Esasa ilişkin olarak
5271 sayılı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Yargıtay 8. Ceza Dairesinin, 14.11.2022 tarihli ve 2021/17158 Esas, 2022/16539 Karar sayılı dosyanın yetkili ve görevli Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Ceza Dairesine gönderilmesi için incelenmeksizin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine ilişkin kararın KALDIRILMASINA,
3. Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 06/02/2020 tarihli ve 2018/608 Esas ve 2020/75 Karar sayılı kararında hükümlü müdafii tarafından ileri sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden hükümlü müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğnameye aykırı olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.02.2023 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
Diyarbakır 7. Asliye Ceza Mahkemesince sanık hakkında yalan tanıklık suçundan yapılan yargılama sonucunda verilen mahkumiyet hükmünün Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 11.03.2013 gün, 2012/11619 Esas ve 2013/3709 sayılı ilamıyla onanmasına karar verilip kesinleşmesinin ardından, hükümlü müdafinin yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunduğu, mahkemece yargılamanın yenilenmesi
Diğer kararlar (4)
16. Ceza Dairesi, 2016/7162 E., 2017/4786 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
a-5237 sayılı TCK'nın 272/3 ve 53/1. maddeleri uyarınca mahkumiyet
16. Ceza Dairesi 2016/7162 E. , 2017/4786 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi
Katılanlar
Suç : Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme, Yalan tanıklık, Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma
Hüküm : 1-Sanık ... hakkında;
a-5237 sayılı TCK'nın 272/3 ve 53/1. maddeleri uyarınca mahkumiyet
b-3713 sayılı Kanunun 7/1. maddesi delaletiyle 5237 sayılı TCK'nın 220/6 maddesi yollamasıyla TCK'nın 314/2. maddesi, 3713 sayılı Kanunun 5. maddesi, TCK'nın 220/6-2, 53 ve 63. maddeleri uyarınca mahkumiyet
2-Sanık ... hakkında;
a- 5237 sayılı TCK'nın 272/3 ve 53/1. maddeleri uyarınca mahkumiyet
b-3713 sayılı Kanunun 7/1 maddesi delaleti ile 5237 sayılı TCK'nın 220/6 maddesi yollamasıyla TCK'nın 314/2. maddesi, 3713 sayılı Kanunun 5. maddesi, TCK'nın 53 ve 63 maddeleri uyarınca mahkumiyet
c-5237 sayılı TCK'nın 272/5 maddesi yollamasıyla aynı Kanunun 109/1, 43/2, 53. maddeleri uyarınca mahkumiyet
Temyiz edenler : Sanıklar müdafileri, katılanlar ..., ... ... vekilleri
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
I-Katılan vekillerinin silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçuna yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, örgüte üye olma ve yardım etme suçlarının niteliği itibariyle suçtan doğrudan zarar görmesi söz konusu olmayan katılan vekillerinin bu suçlardan davaya katılmasına yasal olarak imkan bulunmadığından temyiz isteminin CMUK'nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
II-Sanıklar müdafilerinin silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçuna yönelik ve sanıklar müdafileri ile katılan vekillerinin yalan tanıklık, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Katılan vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Yerel Mahkemenin kabulüne göre; Kamuoyunda, Ergenekon davası olarak bilinen İstanbul 13 nolu özel yetkili Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan davada; Ergenekon terör örgütü üyesi olan, örgütün amaçları doğrultusunda muhafazar kesimi ve cemaatleri, irticai faaliyette bulunan rejim düşmanı olarak göstermek, bu kesimi adli soruşturmalara muhatap kılmak, toplumda kutuplaşma yaratarak, iç karışıklık çıkarmak ve Ülkede kaos ortamı oluşturmak amacıyla “irtica ile mücadele eylem planı” hazırlayan sanık ...’in belgede sözü edilen eylemlerin gerçekleştirilmesi amacıyla 2009 yılında yerel seçimler öncesinde 3. Ordu Komutanı ..., İl Jandarma Komutanı ..., Cumhuriyet Başsavcısı ... ve bu ilde görev yapan MİT ve Askeri personelden oluşan örgüt üyeleri ile sivil kanat sorumlusu ...’ın katılımıyla toplantı yaparak irticai eylem planını uygulamaya koydukları iddiası ile Erzurum yetkili Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, bir kısım sanıkların ise sıfatları nedeniyle Yargıtay 11. Ceza Dairesinde yargılandıkları, bu davalarda Munzur kod ismiyle gizli tanık olarak ifade veren sanık ...’in 10.02.2009, 10.12.2009 tarihli ifadelerinde ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın irticai eylem planını icraya koydukları yönünde, yalan yere tanıklık yaparak tutuklu olarak yargılanmalarına sebebiyet verdiği,
Sanık ...’un Hazar kod ismiyle 17.12.2009 tarihinde Erzurum özel yetkili Cumhuriyet Başsavcılığında gizli tanık olarak vermiş olduğu ifade de ise, ..., ...aleyhine yalan yere tanıklık yaparak haklarında dava açılıp mağduriyetlerine neden olduğu, her iki sanığın bu suçu FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün talimatı doğrultusunda gerçekleştirdikleri kabul edilmiştir.
Sanıkların, örgüt ile hiyerarşik bağlarının tespit edilememesine rağmen, örgüt adına yalan yere tanıklık yapmak suçunu işlenmiş olmaları nedeniyle; yalan tanıklıkla birlikte örgüt üyeliğinden, ayrıca sanık ...’in ise aleyhine tanıklık yaptığı kişilerin tutuklanmalarına sebebiyet verdiğinden, kişi hürriyetinden yoksun bırakma suçundan da cezalandırılmalarına karar verilmiştir.
Sanıklar ve müdafileri ile katılanlar vekilleri tarafından karar temyiz edilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 06.06.2016 tarih, 2014/37666 soruşturma, 2016/24769-1632 iddianame sayılı soruşturma evrakında yer alan tespitler ile gizli tanıklar “Yağmur ve Şimşek’in beyanlarına atıf yapılmak suretiyle hükmün onanması gerektiği görüşü bildirilmiştir.
FETÖ/PDY olarak isimlendirilen yapının bir terör örgütü olup olmadığı, terör örgütü ise silahlı örgüt olarak kabul edilip edilemeyeceği, sanıkların bilerek bu terör örgütü adlarına suç mu işledikleri, yoksa örgüt üyesi olarak kabullerinin gerekeceği hususlarının tartışılması gerekmektedir.
Dairemiz geçmişte vermiş olduğu birçok kararda işaret edildiği üzere; örgütlü suçların genel karekteri, örgüt kurma, yönetme, üye olma gibi seçimli hareketlerin unsurları ve örgüt adına işlenen suçun oluşma koşulları aşağıdaki şekilde değerlendirilmiştir.
1-) SUÇ ÖRGÜTÜ VE TERÖR ÖRGÜTLERİ:
A- Genel olarak:
Örgütlü suçluluk kavramı daha ziyade kriminolojik bir kavramdır. Maddi ceza hukuku bakımından örgütlü suçluluk deyiminden; suç işlemek için örgüt kurmak, yönetmek, bu örgüte üye olmak veya örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlemek anlaşılmaktadır(TCK.md.6/1-j).
Yapılanma biçimi ne olursa olsun kanunlarda suç olarak tanımlanan fiillerin işlenmesi amacıyla oluşturulmuş örgütlere suç örgütü denmektedir.
Mevzuatımızda örgütlü suçlar; genel örgüt (5237 sayılı TCK 220.m, mülga 765 sayılı TCK'nın 313-314 m), çıkar amaçlı suç örgütü (mülga 4422 sayılı Kanunun 1. maddesi), terör örgütü (3713 sayılı TMK’nın 1-7/1.m) ve silahlı terör örgütü (5237 sayılı TCK'nın 314.m, mülga 765 sayılı TCK'nın 168-170.m) olarak, bir kısım suçlar için yapılan özel düzenlemeler ayrık olmak üzere, dört farklı yerde düzenlenmiştir.
Suç örgütünün amaçlanan suçları işlemede sağladığı kolaylık, hem kemiyet hem de keyfiyet itibariledir. Amaçlanan suçları işlemek için ihtiyaç duyulan eleman ve malzeme, örgüt sayesinde kolaylıkla temin edilebilmektedir.
Örgüt çatısı altında bir araya gelen kişiler dayanışma içinde oldukları için amaçlanan suçları işlemekte tereddütsüzce, korkusuzca hareket edebilirler. Bu suçları işlemekte başarı gösteren kişiler, ödüllendirilmek suretiyle suç işleme kararlılığı artabilmektedir.
Örgüt kurma ve yönetme suçunda, genel hükümlerden ayrı olarak kanun koyucu hazırlık hareketlerini suç sayarak kamu düzeninin ve güvenliğinin korunmasını sağlamak amacıyla bağımsız bir suç düzenlemesi yapmıştır. Bu suç somut tehlike suçudur. Düzenleme ile amaç suçtan bağımsız olarak, hazırlık hareketlerini cezalandıran bir suç tipine yer verilmiştir.
Örgüt teşkili, işlenmesi amaçlanan suçlar açısından bir araç niteliğindedir. Suç işlemek için örgüt kurmak, teşekkül meydana getirmek, toplumda hakim olan düzeni tehlikeye maruz bırakmaktadır. İşte bu tehlike nedeniyledir ki, kanun koyucu esasta hazırlık hareketi niteliğindeki davranışları suç haline getirmiş ve suç işlemek için örgüt kurulmasını, işlenmesi amaçlanan suçlardan bağımsız bir suç olarak düzenlemiştir (..., Suç Örgütleri 8. baskı 12-13.s).
Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçunda korunan hukuki değer, esas itibariyle kamu güvenliği ve barışıdır. Kamu güvenliğinin bozulması, bireyin güvenli ve barış içinde yaşama hakkını da zedeleyecektir. Söz konusu fiiller suç olarak tanımlamak suretiyle, bireyin Anayasada güvence altına alınmış olan hak ve özgürlüklerine yönelik eylemlere karşı da korunması amaçlanmaktadır (ÖZEK, ..-Organize Suç,1998.s.195,... - Suç işlemeye tahrik cürümü, İst.1997.s.96).
B) Örgüt Kurma ve Yönetme Suçunun Unsurları:
5237 sayılı TCK'nın 220/1. maddesinde düzenlenmiştir.
Tipik eylem Unsuru : Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kurmak veya kurulmuş olan örgütü yönetmek fiillerinden oluşmaktadır. Bu itibarla suç, seçimli hareketli bir suçtur.
aa-Örgüt kurmak:
Suç işleme amacıyla yeni bir örgütün oluşturulması veya var olan yasal bir teşkilatın suç örgütüne dönüştürülmesidir. Amaç suçları işlemek için gerekli olan asgari şartları sağlayarak somut ve fiili bir oluşumun meydana getirilmesi gerekir.
Suç işlemek amacıyla örgütün yeniden kurulması ya da yasal çerçevede kurulmuş faal bir örgütlenmenin daha sonra sistemli bir şekilde suç örgütüne dönüştürülmesi de mümkündür.
Suç örgütünün oluşabilmesi için fiili birleşme yeterlidir. Ancak muvazaalı bir şekilde mevzuat çerçevesinde kurulmuş siyasi parti, sendika, dernek, vakıf ve şirket görünümdeki oluşumlar da, suç örgütü mahiyeti arz edebilirler. Bu teşekküller bir suç faaliyetinin icrasında bir şemsiye görevi icra etmiş olabilir. Münferit suç vakaları olmamak koşuluyla bu yapılar suç örgütü olarak kabul edilebilecektir. (..., Suç Örgütleri-8.baskı-s.20) Hatta meşru bir amaç için kurulan bu yapıların sonradan bir suç örgütüne dönüşmesi de mümkündür (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 29.11.2006 tarih, 846-8666 sayılı kararı).
Örgüt kurma suçu mahiyeti itibariyle çok failli bir suçtur. Üye sayısının en az üç kişi olması gerekir. (TCK:220,f:1) Yakınsama suçu olduğundan, yani suçun işlenişine katkıda bulunan kişilerin aynı yönde hareket ettikleri ve aynı amacın gerçekleşmesini hedeflediklerinden çok sayıda kişinin fail olarak katılımıyla gerçekleşebilecek bir suçtur.
Örgüt kurmak ani bir suçtur, üyelik ve yöneticilik gibi temadi etmez.
Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak somut bir tehlike suçu olduğu için oluşturulan örgütün üye sayısı ve malzeme donanımı itibariyle güdülen amaçları gerçekleştirme açısından somut bir tehlike arz edip, etmediği hakim tarafından yapılacak değerlendirmeyle belirlenecektir. Somut zarar tehlikesini oluşturmaya uygunluğu için "amacı gerçekleştirmeye yeterli üye”, "hiyerarşik örgüt yapısı",” ve “şiddete dayanan eylem programı” nın varlığını aramak gerekir (Özek, ...-s.228-229).
Örgüt soyut bir birleşme olmayıp, bünyesinde hiyerarşik bir yapının, ast-üst ilişkisinin, emir-komuta zincirinin hakim olduğu yapılanmayı ifade eder. Böylece örgüt, mensupları üzerinde hakimiyet tesis eden bir güç kaynağı mahiyetini kazanmaktadır. Bu bağlamda bir organize güç aracından organize güç enstrümanından söz edilebilir.
Suç örgütünün varlığından söz edebilmek için belli bir amaç, maksat etrafındaki bir fiili birleşme yeterlidir. Bu örgütler mahiyetleri itibariyle devamlılık arz ederler. Bu itibarla belli bir suçu işlemek için bir araya gelme halinde bir suç örgütünün varlığından bahsedilemez. Böyle bir durumda suç ortaklarının sorumluluk rejimi iştirake ilişkin hükümlere göre tayin edilir. İştirakin örgütlü suçtan farkı, suç ortakları nezdinde suçun konu veya mağdur itibariyle somutlaşmış olmasıdır. Suç örgütünde ise, suçların konusu ve mağdurunun tayin edilmesi zorunlu değildir.
Örgütün silahlı olup olmaması sahip olunan silahların cins, nitelik ve miktarı somut tehlikenin belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Örgütün, silahlı örgüt vasfını kazanması için mensuplarının silah sahibi olmaları gerekmez. Silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkanının olması gerekli ve yeterlidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu da kararlarında, suç işlemek için örgüt kurmak suçundan bahsedilebilmesi için gereken şartları şu şekilde belirlenmiştir;
Üye sayısının en az üç ve daha fazla kişi olması,
Üyeler arasında gevşek de olsa bir bağ bulunmalıdır. Örgütün varlığı için soyut bir birleşme yeterli olmayıp örgüt yapılanmasına bağlı olarak gevşek de olsa hiyerarşi ilişkisi olmalıdır,
Suç işlemek amacı etrafında fiili bir birleşme yeterli olup, örgütün varlığının kabulü için suç işlenmesine gerek bulunmadığı gibi, işlenmesi amaçlanan suçların konu ve mağdur itibariyle somutlaştırılması mümkün olmakla birlikte, zorunluluk arz etmemektedir. Örgütün faaliyetleri çerçevesinde suç işlenmesi halinde, fail, örgütteki konumuna göre, üye ve yönetici sıfatıyla cezalandırılmasının yanında, ayrıca işlenen suçtan da cezalandırılacaktır,
Örgüt niteliği itibariyle devamlılığı gerektirdiğinden kişilerin belli bir suçu işlemek veya bir suç işlemek için bir araya gelmesi halinde, örgütten değil ancak iştirak iradesinden söz edilebilecektir,
Amaçlanan suçları işlemeye elverişli üye, araç ve gerece sahip olunması gereklidir (CGK.03.04.2007 tarih, E.2006/10-253 K.2007/80, 04.07.2006, E.2006/10-128, K.2006/177, 31.10.2012 E.2011/10-577, K.2012/1821 gibi).
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu tamamlayıcı bir suçtur. Bu nedenle bazı suçları işlemek için örgüt kurmanın başka ceza normları tarafından ayrıca özel olarak düzenlenmesi durumunda, ilgili suç tipinde öngörülen hükümlerin uygulanması gerekir. Buna göre soykırım ve insanlığa karşı suç için kurulmuş örgütleri kuran, yöneten ve üye olanlar TCK'nın 78. maddesi, Anayasal düzen ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla terör örgütü kuranlar, yöneten ve üye olanlar 3713 sayılı Kanunun 7. maddesi ve bu amaca matuf silahlı terör örgütlerini kuran, yöneten ve üye olanlar hakkında ise TCK'nın 314. maddesi uygulanacaktır.
TCK'nın 316. maddesinde düzenlenen “suç için anlaşma suçu” da, suç işlemek için örgüt kurma ve diğer örgüt suçlarından farklı olarak devletin güvenliği ve anayasal düzeni, anayasal düzenin işleyişine karşı suçlardan herhangi birini işlemek üzere anlaşma yeterlidir. Suç işlemek üzere örgüt kurma suçu için en az 3 kişinin organize yapı oluşturması zorunlu bulunduğu halde, TCK'nın 316. maddesinde yazılı suç iki veya daha fazla kişinin amaç ve araç açısından, maddi olgularla belirlenen bir biçimde fikren anlaşması suçun oluşumu için yeterlidir. Bir örgütlenme ve hiyerarşik yapının bulunması gerekmez. TCK'nın 302 ilâ 315 maddelerinde tanımlanan suçların icrasına başlanılmayan hallerde suçların işlenmesi için anlaşmaya varan kişiler yönünden TCK'nın 316. maddesinde yazılı suç oluşacaktır.
bb-Örgütü yönetmek;
Fail, hiyerarşik olarak örgüt üyeleri üzerinde bulunuyor, geniş bir alanda iş bölümü yapabiliyor, örgüt üyeleri üzerinde sevk ve idarede bulunabiliyor, örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda, icrasında, harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol üstlenebiliyor, bu faaliyetleri denetleyebiliyor ise yönetici olarak kabul edilebilecektir.
Örgüt yönetmek; örgütün amaçları doğrultusunda örgütü idare etmeyi, emir ve direktif vermeyi, örgüt içinde inisiyatif ve karar verme gücüne sahip olmayı gerektirir. Örgütün varlığının, etkinliğinin ve gelişiminin sağlanması, hedeflerinin belirlenmesi, program ve stratejilerinin saptanmasını ifade eder. Ancak örgütün faaliyetleri çerçevesinde sadece belirli bir suçun işlenmesini organize edenler bu suçun işlenmesini planlayıp, yönetenler örgüt yöneticisi olarak kabul edilemez.
Geniş bir alanda faaliyet yürüten örgütlerin yöneticileri, örgüt yapılanması da dikkate alınarak somut olayın özelliklerine, bu kişilerin örgütün hiyerarşik yapısı içerisindeki konum ve görevlerine göre belirlenmelidir. Bu tür örgütlenmelerde her yöneticinin örgütün tamamını yönetmesi mümkün olmadığından, örgütün bölge, il, ilçe sorumlularının yönetici olup olmadıklarının sorumluluk sahalarındaki örgütsel faaliyetlerin yoğunluğu da gözetilerek belirlenmesi gerekir.
Suç örgütünü yönetmek kesintisiz (mütemadi) suçtur.
Örgüt yöneticileri, hiyeraşik açıdan emir ve talimat vermeye yetkili olduğu mensupların, örgütün amaçları doğrultusunda işledikleri suçlardan dolayı fail olarak sorumludurlar (TCK 220/5m.).
Suçun manevi unsuru: Kasten işlenebilen bir suçtur. Suçun oluşumu için doğrudan kastın varlığı gerekmektedir. Bu suç olası kast ile işlenemez. Suç örgütünün varlığı için suç işlemek amacının açık bir şekilde ortaya konulmuş olması gerekir. Bir oluşumun çekirdeğini oluşturan kişiler suç işlemek amacıyla hareket etmekle birlikte, oluşumun içinde yer alan fakat bu amaçtan habersiz olan kişiler, suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüte üye olmaktan veya bu örgütü yönetmekten sorumlu tutulamazlar. (Özgenç, age.s.21,22) Bu haldeki sorumluluk "hata" ilkesine göre çözüme kavuşturulmalıdır.
cc-)Örgüt Üyeliği:
TCK 220/2 maddede düzenlenmiştir.
Tipik eylem unsuru; Örgüte üye olanlar, örgütte kurucu ya da yönetici konumunda olmayan, örgütün amacına yönelik nedensel hareketi olan, örgüt disiplinine bağlı, örgüt hiyerarşisi içinde yer alan kişilerdir(Özek, Organize Suç, s. 241).
Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.
Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir(Evik, Cürüm işlemek için örgütlenme, Syf 383 vd.).
Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de, örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir. Üyelik mütemadi bir suç olması nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden yoğunluk aranır.
Doktrinde farklı görüşler (Özgenç, Suç örgütleri, Syf.22, Sözüer, Gökçen, vb.) olsa da istikrar kazanmış uygulamaya (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.06.2008 tarih ve 2007/9-270-164 sayılı kararı vb.) göre tek taraflı irade beyanıyla örgüte üye olmak imkanı bulunmamaktadır. Örgüt yönetiminin açık ya da zımni bir kabulü olmalıdır. Örgüt yöneticilerinin, örgüt faaliyeti kapsamında işledikleri bütün suçlardan asli fail olarak sorumlu tutuldukları (TCK 220/5 md.) bir sistemin, tek taraflı irade beyanı ile kendi içinde gizlilik, disiplin ve mutlak sadakat gibi zorunlu kuralları barındıran, dış dünyaya kapalı bir yapıya üye olunabileceğini de kabul etmesi beklenemez.
Temadi eden suçlardan olan örgüt üyeliği, hukuki veya fiili kesinti gerçekleşinceye kadar tek suç sayılır. Örgüt üyeliği, yakalanma, örgütün dağılması, örgütten ihraç ya da kendiliğinden örgütten ayrılma gibi sebeplerden sona erer. Yakalanmayan sanık hakkında düzenlenen iddianame temadi eden suç için hukuki kesinti oluşturmaz. Örgüt üyeliğinden mahkum olduktan sonra tekrar örgütle hiyerarşik bağ kurup süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren faaliyetlere katılması halinde yeniden üyelik suçu oluşacaktır.
Örgüt faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur (TCK. 220/4). Örgüt kurma ve yönetme ya da üye olmak fiillerinin cezalandırılabilmesi için örgütün amacı doğrultusunda ve faaliyeti çerçevesinde bir suç işlenmesi şart değildir. Ancak bu kapsamda bir suç işlenirse bu düzenleme doğrultusunda gerçek içtima kurallarına göre cezalandırılacaklardır.
Manevi Unsur: Suçun manevi unsuru, doğrudan kast ve "suç işlemek amacı/saiki"dir. Örgüte giren kişinin, girdiği örgütün suç işleyen, suç işlemeyi amaçlayan bir örgüt olduğunu bilmesi gerekir.
Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin "suç işlemek amacı" olması aranır (Toroslu özel kısım syf.263-266, Alacakaptan Cürüm İşlemek İçin Örgüt syf.28, Özgenç Genel Hükümler syf.280).
Tüm faillerin kastının suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüte katılmak olması gerekirken hepsinin de aynı suçları işlemek amacında olması gerekmez. Bir oluşuma dahil olan kişinin bu oluşumun suç işlemek amacında olduğunun bilincinde olması aranır.
dd-) Örgüt Adına Suç İşlemek:
Kişiler örgüt hiyerarşisinde yer almamakla beraber örgüte duydukları sempatinin etkisiyle veya bir yarar sağlamak amacıyla, örgüt adını kullanarak suç işleyebilirler. Bu halde örgüt üyesi olmayan kişinin örgüt adına suç işlemesinden söz edilebilir. Bu konudaki ilk düzenleme TMK’nın 2/2 maddesinde yer almıştır. "Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır ve örgüt mensubu gibi cezalandırılırlar." Bu hükümde 02.07.2012 tarih ve 6352 sayılı Kanunla değişiklik yapılarak "ve örgüt mensubu gibi cezalandırılırlar" ibaresi metinden çıkarılmıştır. TCK 220/6. maddedeki düzenlemenin içeriği dikkate alındığında yapılan değişikliğin hukuki açıdan uygulamada fark yaratmayacağı görülmektedir.
Dairemizce de benimsenen yerleşik yargısal uygulamalara göre, örgüt üyesi olmayan bir kişinin örgüt adına suç işlediğinin kabulü için, bu suçun işlenmesinin örgüt tarafından istenmesi ya da örgütün bilgisi dahilinde gerçekleştirilmiş olması gerekmektedir. Doğal olarak böyle bir suçu işleyenin de bu bilinçle işlemesi aranır.
Örgüt adına işlenen suç karşılıksız olabileceği gibi bir menfaat karşılığında da işlenmiş olabilir.
Örgüt adına sürekli suç işleyen ya da belirsiz sayıda suç işleme iradesinde olan sanığın hukuki durumunun örgütle arasında kurulan bağın niteliğine göre örgüt üyesi suçu kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
5237 sayılı TCK'nın 220/6. maddesinde, "Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır.” denilerek, TMK'nın 2/2. maddesindeki düzenlemeye paralel bir suç tipine yer verilmiştir.
Her iki düzenlemenin de uygulamada çok ağır cezalar ortaya çıkardığı yönündeki eleştiriler, özellikle çocuklar hakkındaki cezaların olumsuz etkisinin giderilebilmesi için kanun koyucu tarafından 22.07.2010 tarih ve 6008 sayılı Kanunla 2911 sayılı Kanuna 34/A maddesi eklenerek, çocuklar hakkında TMK'nın 2/2 maddesinin uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır. Böylece 2911 sayılı Kanun kapsamındaki suçları işleyen çocukların örgüt üyeliğinden cezalandırılmasının önüne geçildiği gibi, örgüt adına bu kapsam dışındaki suçları işlemeleri halinde cezayı artırıcı hali düzenleyen TMK'nın 5/1. maddesi de uygulanmayacaktır. Diğer taraftan TCK 220. maddesinin 6. fıkrasında 02.07.2012 tarih ve 6352 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle hakime örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişinin, örgüt üyeliğinden alacağı cezanın yarısına kadar indirebilme yetkisi tanınmıştır.
11.04.2013 tarih, 6459 sayılı Kanunun 11. maddesi ile değişik TCK'nın 220/6. maddesi gereğince ancak silahlı örgütler adına suç işleyenler örgüt üyeliğinden cezalandırılabilir.
3713 sayılı Kanunun 7/4 maddesi gereğince de, terör örgütünün propagandasını yapmak (TMK 7/2), terör örgütünün bildiri veya açıklamalarını basmak ya da yayımlamak (TMK 6/2), 2911 sayılı Kanunun 28. maddesinde tanımlanan Kanuna Aykırı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşünü düzenleyen ya da yönetenlerin eylemlerine katılmak suçlarını terör örgütü adına işleyenler ayrıca terör örgütü üyesi olmak suçundan cezalandırılamazlar.
2- TERÖRÜN TANIMI VE TERÖR SUÇLARI:
Türk Ceza Hukuku bakımından terörün tanımı ve hangi suçların terör suçu sayılacağı 3713 sayılı Kanunda gösterilmiştir. Kanunun 1. maddesinde gösterilen terör tanımına göre bir eylemin terör eylemi sayılabilmesi için; Eylem, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerini içermelidir. Eylemle, Anayasada belirtilen, Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik ve ekonomik düzenini değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amaçlanmalıdır. Eylemi gerçekleştiren failler bir örgüte mensup olmalıdır.
Bu genel terör tanımı dışında, 3713 sayılı Kanunun 3. maddesinde doğrudan terör suçları ve 4. maddesinde de işlenme bağlamına göre dolaylı terör suçları gösterilmiştir.
a- Terör Örgütü Kurma Yönetme ve Üye Olma Suçları:
aa- TCK'nın 314. maddesi bakımından; bir oluşumun, bir yapılanmanın silahlı terör örgütü sayılabilmesi için, TCK'nın 220. maddesinde düzenlenen suç işlemek için örgüt kurma suçunda örgütün varlığı için gerekli koşullar yanında, Türk Ceza Kanununun ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları "amaç suç" olarak işlemek üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkanına sahip bulunması gerekir. Bu suçu, TCK'nın 220. maddesinde düzenlenen suçtan ayıran en önemli ölçüt budur.
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7/1. maddesinde; terör örgütlerini kurma, yönetme ve üye olma suçları düzenlenmektedir. Maddede; "TCK 314. maddesi hükümlerine göre cezalandırılacağı" hükmüne yer verilerek 314. maddenin ceza hükümlerine atıf yapmıştır.
Buna göre Türk Ceza Hukukunda silahlı terör örgütünün unsurları şu şekilde kabul edilmektedir;
Üye sayısı; en az 3 kişiden oluşur. (TMK 7/1, TCK 220-314 maddeleri.)
Amaç ve saik; terör örgütü siyasi maksatla faaliyet gösterir. Bu doğrultuda, “Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme ve tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetlerini yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak” amacıyla faaliyet gösterir. (TMK m.1)
Yöntem; terör örgütü cebir ve şiddet kullanarak baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle hareket eder. (TMK 1-7.md.)
Elverişlilik; terör örgütünün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması gerekir. (TCK 220.md.)
Araç gereç; terör örgütü silahlı bir örgüt türüdür. (TCK 314. madde) Silah suçun unsurudur. Üyelerinin tamamının silahlı olması gerekmez, nitelik ve nicelik bakımından amaç suçu işlemeye yetecek kadar elemanında silah bulunması yeterlidir. Örgütün silahlı olup olmaması sahip olunan silahların cins, nitelik ve miktarı somut tehlikenin belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Örgütün, silahlı örgüt vasfını kazanması için mensuplarının silah sahibi olmaları gerekmez. Silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkanının olması gerekli ve yeterlidir. Elverişlilik somut olaya göre hakim tarafından takdir edilecektir.
bb-Terör Örgütlerinin Niteliklerinin Belirlenmesi:
Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında, bir oluşumun, örgüt niteliğinde bulunup bulunmadığı ve niteliğinin belirlenmesi hususunda özel bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Yargılama safahatında, dava ya da soruşturmaya konu oluşumun nerede, ne zaman, kimler tarafından, ne amaçla kurulduğu, ülke genelinde amaca elverişli eylem ve faaliyetlerine ilişkin bilgiler ilgili Devlet kurumlarından dosyaya getirtilmek suretiyle dosyada mevcut olay ve deliller doğrultusunda yargılama makamlarınca belirlenmekte ve yargı kararının kesinleşmesi ile oluşumun suç, terör ya da silahlı terör örgütü niteliğinde bulunup bulunmadığı kesin olarak tespit edilmektedir.
Bir oluşumun örgüt olarak kabulü için uygulanacak kriterler yukarıda açıklanmıştır. Bu oluşum çıkar amaçlı suç örgütü olabileceği gibi, terör örgütü ya da silahlı terör örgütü olarak da yapılanmış olabilir. Örgütün niteliklerinin mahkemece belirlenmesi bir tespit kararıdır. Önceden var olan ancak hakkında karar verilmediği için kamuoyu tarafından bilinmeyen örgütün hukuki varlık kazanması mahkemeler tarafından verilecek karara bağlı ise de, örgütün kurucusu, yöneticileri ya da üyeleri açısından, kuruluş tarihinden veya meşru amaçlarla kurulup daha sonra suç örgütüne dönüştüğü andan itibaren ceza hukuku bakımından işledikleri fiile göre sorumlu olacaklardır. Bu mensuplardan bir kısmı, oluşumun bir terör örgütü olduğunu bilmemesi (hata hükümleri) durumunda, “kusursuz ceza olmaz” ilkesi doğrultusunda uygulama yapılacağında bir tereddüt yoktur.
Somut olayda; Kendisini kısaca "Hizmet" olarak tanımlayan FETÖ/PDY; Paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı haline getiren, siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden, bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyen, güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen, gizlilikten görünmez bir duvar inşa edip bu duvarın arkasına saklanan, böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da bu düşman üzerinden mensuplarını motive eden, "Altın Nesil" adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan, bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden, böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp, ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan suigeneris bir suç örgütüdür.
Örgütün türü ve niteliği açısından değerlendirme yapıldığında; örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet ettiği, illegal faaliyetleri gizleyebilmek için, hiyerarşik yapıya
8. Ceza Dairesi, 2022/3556 E., 2023/2667 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Asliye Ceza Mahkemesinin 18.01.2019 tarih, 2018/570 Esas, 2019/62 Karar sayılı kararı ile hükümlü hakkında yalan tanıklık suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 272 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezanın ertelenmesine karar verildiği ve kararın istinaf edilmeksizin 12.02.2019 tarihinde usûlüne uygun şe
8. Ceza Dairesi 2022/3556 E. , 2023/2667 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Yalan tanıklık
KARAR : Mahkûmiyet
Düzce 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.01.2019 tarih, 2018/570 Esas, 2019/62 Karar sayılı kararı ile hükümlü hakkında yalan tanıklık suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 272 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezanın ertelenmesine karar verildiği ve kararın istinaf edilmeksizin 12.02.2019 tarihinde usûlüne uygun şekilde kesinleştiği anlaşılmıştır.
Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 01.06.2022 tarih ve 2022/1277 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 23.06.2022 tarih ve
KYB-2022/82286 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İSTEM
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 23.06.2022 tarih ve KYB-2022/82286 sayılı kanun yararına bozma isteminin;
“Adı geçen sanığın Cumhurbaşkanına hakaret olayına ilişkin Düzce Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/12828 sayılı soruşturması kapsamında 12/11/2016 tarihinde Polis Merkezi Amirliğinde alınan ifadesinde şüphelinin Cumhurbaşkanına hakaret içeren ifadeler kullandığını beyan etmesine karşın, bu defa şüpheli hakkında kamu davası açılması üzerine Düzce 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/550 esasına kayıtlı kamu davasının 07/03/2017 tarihli oturumunda tanık sıfatıyla alınan beyanında özetle, hakaret içeren herhangi bir söz duymadığını beyan ettiği ve her iki beyan arasındaki çelişkiyi giderecek nitelikte makul bir açıklama da yapamadığı gerekçesiyle yalan tanıklık suçundan mahkûmiyetine karar verildiği anlaşılmış ise de, kolluk önünde verilen ifadenin yalan tanıklık suçunu oluşturmayacağı cihetle, unsurları oluşmayan müsnet suçtan sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.”
Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
II. GEREKÇE
1. Sanığın, yargılama konusu eylemi için 5237 sayılı Kanun’un 272 nci maddesinin üçüncü fıkrasında “Üç yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçun soruşturma veya kovuşturması kapsamında yalan tanıklık yapan kişi hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” öngörüldüğü belirlenmiştir.
2. Dava dışı ... 'ın Cumhurbaşkanına hakaret suçundan yargılandığı dava dosyasında kanun yararına bozma incelemesine gelen hükümlü ...'nin 12.11.2016 tarihinde bilgisine başvurulan sıfatıyla emniyette verdiği ifadesinde ...'ın "sen tayyipin yalakasısın, tayyibinde a... Seninde a... Sinkaf edeyim... " şeklinde sözler söylediğini ifade etmiş olmasına rağmen mahkeme huzurunda 20.12.2016 tarihinde vermiş olduğu ifadesinde; şahsın ortalığa doğru küfürler ettiğini ancak Cumhurbaşkanına yönelik bir hakaret içeren sözünü duymadığını beyan ettiği anlaşılmıştır. Sanık mahkemedeki savunmasında Düzce 3. Asliye Ceza Mahkemesinde verdiği ifadesinin doğru olduğunu, polisteki ifadesine neden o şekilde geçtiğini bilmediğini yalan tanıklık kastının bulunmadığını ifade etmiştir.
3. ... 'ın Cumhurbaşkanına hakaret suçundan yargılandığı Düzce 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/550 esas sayılı dosyasının incelenmesinde olayın gerçekleştiği yerde başka tanıklar da dinlenmiştir. Tanık ... beyanında "sank ... benim arkadaşımdır. Olay günü rahatsızlandığını öğrenmem üzerine hastaneye gittim. Yanına vardığımda damar yolu açılmış serum takılı vaziyetteydi. Bilinci yerinde değildi. Beni bile tanımadı. Anlamsız bir şekilde bakıp bağırıyordu. Gördüğüm kadarıyla sinir krizi geçirmekteydi, boğuk boğuk sesler çıkartıyordu, ağzından köpükler çıkıyordu. Beni hastaneye götüren arkadaşın ...'da yanımızda değildi, dışarda bekliyordu. Gerek ben gerekse oradaki görevliler ...'ı sakinleştirmeye çalıştık. Hastane polisi geldi." burası dingonun ahırı mı, niye bağırıyorsun" diye sanığa çıkışınca ... daha da agresifleşmeye başladı. Bunun üzerine sanık koridora doğru çıkmıştı, polis memuru arkasından giderek kelepçe taktı yere yatırdı. Bu esnada burnu yere çarpmış olmalıki yaralandı. Kendisini hastane dışına çıkarttılar. Hastane dışında
...'ın cumhurbaşkanına yönelik herhangi bir küfür ve hakareti olmadı sadece ortalığa bağırıp çağırıyordu. Sinir boşalması yaşadığı için anlamsız sözler sarf ediyordu. Sonrasında da ekip gelerek kendisini götürdüler. Bulunduğum süre içersinde herhangi bir şekilde cumhurbaşkanına yönelik hakaret eylemi olmamıştır. ... isimli arkadaşım baştan sona dışarda araç içersinde bizi bekledi. Sadece bir ara kısa süreliğine yanımızda geldi. 5 dk kadar ...'ı sakinleştirmemize yardımcı olmuştu. Benim tüm bildiklerim bundan ibarettir dedi."şeklinde beyanda bulunmuştur.
Tanık ... beyanında "Ben taksi işletmecisiyim, olay tarihinde arkadaşım ...'ın beni çağırması üzerine kendisini Düzce Devlet hastanesi acil bölümüne götürdüm, kendimde acil kapısının önünde beklemeye başladım içeriden yüksek sesle bağrışmalar geliyordu, ancak küfür içeren herhangi bir söz duymadım, yüksek sesler duyunca içeriye doğru baktığımda şu an huzurda bulunan şahsen tanıdığım sanığın yere düştüğünü, hastane güvenlik görevlileri ve polislerle boğuştuklarını gördüm sonrasında ...'ı dışarı çıkarttılar, dışarıda bulunduğu esnada sanık ...'ın burnunda kanama vardı herhangi bir şekilde küfür ettiğini duymadım, ancak burnu kanadığı için polis memuruna senden şikayetçi olacağım diye söylemişti polis memuru kendisinin ayrılmasına izin vermedi, benim bilgi ve görgüm bundan ibarettir, tanıklık ücreti istemiyorum dedi." şeklinde beyanda bulunmuştur. Tanık ... beyanında "Ben bu konuda daha önce olayın hemen akabinde kolluk aşamasında beyanda bulunmuştum o beyanlarım aynen doğrudur, olay tarihinde hastane polisi olarak görevliydim, sanığıda o gün tanıdım, psikolojik sorunları var gibiydi, sanki krize girmiş gibi davranışlar sergiliyordu, taşkınlıklar devam edip, kamu malına zarar vermeye başlayınca müdahale edip, kendisini dışarı çıkardım, bunun üzerine sanık dışarıda hem Cumhurbaşkanına yönelik olarak hemde bana yönelik olarak sinkaflı küfürlerde bulundu dedi.
Tanık Faruk Yavuz beyanında: "Olay tarihinde hastanede güvenlik görevlisi olarak bulunmaktaydım, sanığıda o gün hastaneye gelince tanıdım,sanık hastane içerisinde taşkınlık yapınca görevli polis memuru ve diğer güvenlikçilerle birlikte kendisini dışarıya çıkarttık, ben hemen görev yerime döndüm, dışarı çıkartan kişiler polis memuru ..., ... ve ... Tepeydi, ... Tepe yaklaşık 15 dakika sonra yanımıza gelmişti, ... bize şahsın bağırıp çağırdığını, etrafa vurduğunu, bilgisayarı kırdığını söylemişti, ancak hakarete ilişkin bir anlatımda bulunduğunu hatırlamıyorum, yine Cumhurbaşkanına hakarete ilişkin benim duyduğum bir söz yoktur, dışarıda neler olup bittiğini bilemiyorum tüm söyleyeceklerim bundan ibarettir" şeklinde beyanda bulunmuştur.
4. Dosya kapsamına göre, hükümlü ...'nin Cumhurbaşkanına hakaret olayına ilişkin Düzce Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/12828 sayılı soruşturması kapsamında 12.11.2016 tarihinde Polis Merkezi Amirliğinde alınan ifadesinde şüphelinin Cumhurbaşkanına hakaret içeren ifadeler kullandığını beyan etmesine karşın, bu defa şüpheli hakkında kamu davası açılması üzerine Düzce 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/550 esasına kayıtlı kamu davasının 07.03.2017 tarihli oturumunda tanık sıfatıyla alınan beyanında özetle, hakaret içeren herhangi bir söz duymadığını beyan ettiği mahkeme huzurunda tanık sıfatıyla verdiği ifadesine itibar edilmeyerek dava dışı ... hakkında Düzce 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/550 esas sayılı dosyasında mahkumiyet kararı verildiği ve kararın istinaf incelemesinden geçerek kesinleştiği olayda; hükümlünün kolluktaki ifadesinin oluşa uygun olduğu; mahkemedeki yemin verilerek alınan ifadesinin ise yalan tanıklık suçunu oluşturduğu anlaşıldığından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemi yerinde görülmemiştir.
III. KARAR
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesindeki koşulları taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy birliğiyle REDDİNE,
02.05.2023 tarihinde karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2022/81 E., 2023/16 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
hakkında yalan tanıklık suçundan dolayı Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulması üzerine, adı geçen hakkında Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının 17.06.2021 tarihli ve 7826-5641 sayılı iddianamesiyle, TCK'nın 272/2. maddesi gereğince yalan tanıklık suçundan cezalandırılması istemiyle Şanlıurfa 2.
Ceza Genel Kurulu 2022/81 E. , 2023/16 K.
"İçtihat Metni"
İtirazname No : 2021/122514
YARGITAY DAİRESİ :10. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ağır Ceza
SAYISI : 21-71
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda Şanlıurfa 2. Ağır Ceza Mahkemesince 18.05.2011 tarih ve 77-137 sayı ile; sanık ...'in CMK’nın 223/2-b maddesi uyarınca beraatine, hükmün Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 14.02.2017 tarih ve 13477-247 sayı ile; "23.11.2009 tarihli tutanak içeriği, ihbar, uyuşturucu maddelerin tür ve miktarı, ele geçiriliş şekli, yeri ve tüm dosya kapsamına göre; sanığın sübuta eren ve unsurları yönünden oluşan uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyeti yerine, yazılı şekilde beraatine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 05.03.2018 tarih ve 21-71 sayı ile; sanığın TCK’nın 188/3-4, 52, 53, 54 ve 63. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis ve 140 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye, mahsuba ve tanık ... hakkında yalan tanıklık suçundan Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmiş; bu hükmün de sanık müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 11.01.2021 tarih ve 2931-117 sayı ile TCK'nın 53 ve 54. maddeleri yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 16.11.2021 tarih ve 122514 sayı ile; "...Aracın sürücüsü ve sahibi sanık ..., atılı suçlamayı aşamalarda istikrarlı biçimde reddeder ve kendisine komplo kurulduğunu, aracına bu maddenin konulmuş olduğunu istikrarlı biçimde ifade eder.
Somut olayda; sanık ... ile tanık ...'ın amca çocukları oldukları ve aralarında husumet bulunduğu gerek sanık gerek de tanık...'nın beyanları ile sabittir. Suç tarihi öncesinde sanık ...'in ... plaka sayılı, 2008 model, Ford Mondeo marka aracının motor kitlemesi sonucunda 28.10.2009 tarihinde Şanlıurfa Ford servisine giriş yaptığı ve aracın tamir için 18.11.2009 tarihine kadar serviste kaldığı, aracın serviste kaldığı bu süre içerisinde tanık ...'ın aracının da çekici marifetiyle servise getirilmiş olduğu ve Şanlıurfa Otomotiv Pet. San. ve Tic. A.Ş. Ford Otosan yetkili servisinden alınan servis iş emirleri nazara alındığında, bu tarihin 17.11.2009 olduğu, serviste çalışan daha sonra işten ayrılan tanık ... ile tanık ...'ın arkadaş oldukları ve aynı dönemde ve başka zamanlarda da tanık ...'ın bu servise gelip gittiği, aynı serviste çalışan tanıklar ..., ... ve ...'nın aşamalardaki ve tanık ...'nin ise 04.01.2010 tarihli polisteki ifadesi ile sabit olduğu, tanık ...'nin olayın sıcağı sıcağına alınan ifadesinde; başka bir araca deneme amaçlı stepne değişimi yaptığını beyan ettiği ve gri renkli Ford Mondeo marka araçtan (sanık ...'e ait) stepneyi çıkardığını belirttiği, ancak stepne değişimi konusunda beyanları alınan diğer tanıkların siyah renkli Ford Mondeo marka araçtan (tanık ...'a ait) stepne çıkarıldığına ilişkin polis ifadelerinin mevcut olduğu, tanık ...'ın ... marka aracına 4 adet ... jant almayı düşünmesi sebebiyle bu stepneyi deneme amaçlı olarak 3-5 dakika kadar söküp deneyip taktıklarını belirttiği, ancak dosyada bulunan fotoğraflardan da anlaşılacağı üzere ... marka aracın jantının 4 bijonlu, Ford Mondeo marka aracın jantının ise 5 bijonlu olduğu, Ford Mondeo marka aracın jantının ölçülerine göre, ... marka araca olmasının söz konusu olmadığı ve bu hususu bir oto servisinde çalışan ustaların bilmemelerinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, bozma sonrası sanık vekilinin 16.05.2017 tarihli dilekçesi ekinde mahkemeye sunulan sanık ...'in, tanık ... ile yapmış olduğu telefon görüşmesinin dökümüne ilişkin 17.07.2017 tarihli bilirkişi raporunun incelenmesinde; tanık ...'nin maddeyi kendisinin araca koyduğuna ve vicdanen rahatsız olduğuna ilişkin beyanları ve bilahare Adana Cumhuriyet Başsavcılığı'nda vermiş olduğu 19.10.2017 havale tarihli dilekçeleri ile 05.03.2018 tarihli mahkeme huzurundaki beyanında uyuşturucu maddeleri tanık ...'ın isteği üzerine araç stepnesine kendisinin koyduğuna ilişkin beyanları bir bütün olarak nazara alındığında; her ne kadar sanığın servisten aracı aldığı tarihten 4 gün sonra aracında ihbara dayalı uyuşturucu madde ele geçirilmiş olsa da husumetin varlığı, araç üzerinde servis sırasında bir kısım tasarruflarda bulunulduğunun sabit oluşu ve tanık...'in bozma sonrası değişen ve maddeyi kendisinin koymuş olduğuna yönelik beyanları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın uyuşturucu ticareti yapıp yapmadığı konusunda şüphenin oluştuğu ve şüpheden sanığın yararlandırılmasının temel bir hukuk ilkesi olduğu, bir suçlunun cezasız kalmasının bir masumun mahkum olmasına tercih edilmesi gerektiği ve bu şüphenin sanık lehine yorumlanması gerektiği gözetilmeksizin, sanığın beraatine karar verilmesi yerine mahkûmiyetine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 10. Ceza Dairesince 27.12.2021 tarih ve 18613-14318 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU
İtirazın kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
23.11.2009 tarihli ihbar ve olay tutanaklarına göre; 23.11.2009 tarihinde saat 13.35 sıralarında Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Şube Amirliğini arayan, açık kimlik ve adres bilgileri ile telefon numarasını vermek istemeyen bir şahsın; “Korukent sitesi civarında gördüğüm ... plaka sayılı, Ford Mondeo marka aracın sahibi, bu araçla uyuşturucu madde taşıyıcılığı yapıyor. Araç sahibini, uyuşturucu maddeleri aracın stepnesine ve kapı döşemelerine saklarken gördüm.” şeklinde ihbarda bulunduğu, edinilen bu bilginin telsiz anonsu ile diğer birimlere de bildirildiği, ... plaka sayılı, gri renkli aracın saat 15.00 sıralarında, Önleyici Hizmetler Büro Amirliğine bağlı 63-55 kod numaralı ekip tarafından Zahireciler Borsası adlı yerde görülüp durdurulduğu, görevlilerce yapılan kimlik kontrolünde aracın şoför koltuğunda oturan şahsın sanık ..., ön yolcu koltuğunda oturan şahsın ise inceleme dışı sanık ... ... ..... olduğunun tespit edildiği, görevlilerce sanık ...’e konu hakkında açıklama yapıldıktan sonra, Akçakale yolu üzerinde faaliyet gösteren Yürekli Oto Lastik Bayi ve Tamircisi adlı iş yerinden refakate alınan iki lastik ustası da hazır bulundurulmak üzere, ... plaka sayılı araç ile sanık ve inceleme dışı sanığın, Kaçakçılık ve Organize Şube Amirliğine getirildiği, burada Şanlıurfa (kapatılan) 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 20.11.2009 tarihli ve 2062 sayılı önleme araması kararına istinaden araçta yapılan aramada; aracın sökülen stepnesi içinde şeffaf renkli iki adet poşetin ele geçirildiği, söz konusu poşetlerin içi kontrol edildiğinde, birinde daralı ağırlığı 400 gram gelen suç konusu esrarın, diğerinde ise daralı ağırlığı 250 gram gelen suç konusu eroinin bulunduğunun anlaşıldığı, görevlilerce söz konusu uyuşturucu maddeler muhafaza altına alındıktan sonra, ... plaka sayılı aracın Şanlıurfa Ford servisine götürülüp kapı döşemelerinin söktürüldüğü ancak herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığı, konu hakkında Cumhuriyet savcısına bilgi verildiğinde sanık ile inceleme dışı sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan işlem yapılması talimatının alındığı,
Kolluk tarafından düzenlenen 23.11.2009 tarihli tespit tutanağına göre;
1- Sanık ...’e ait ... plaka sayılı, gri renkli, Ford Mondeo marka aracın lastiklerinin Champirao, stepnesinin ise 2007 yılında üretilmiş, 205/55 - R - 16 - 91H ebadında Michelin marka olduğu, söz konusu stepnenin jantında bijon izlerinin bulunduğu ve görünüm itibarıyla kullanılmış olduğu,
2- Tanık ...’a ait ... plaka sayılı, siyah renkli, Ford Mondeo marka aracın lastiklerinin Lassa, stepnesinin ise 2008 yılında üretilmiş, 205/55 - R - 16 - 91H ebadında Pirelli marka olduğu, üzerinde “532 ABR 1704 E-I” ibareleri yazılı olan stepnenin jantında bijon izinin bulunmadığı ve görünüm itibarıyla kullanılmamış olduğu,
Adana Adli Tıp Grup Başkanlığı, Kimya İhtisas Dairesinin 27.01.2010 tarihli uzmanlık raporuna göre; ... plaka sayılı aracın stepnesi içinde ele geçirilen ufalanmış sapçık, yaprakçık ve tohum görünümlü net 377 gram maddenin, “THC” etken maddesi içeren kenevir olduğu, söz konusu maddeden net 101,79 gram esrar, aynı yerde ele geçirilen toz hâlindeki krem renkli net 208 gram maddenin ise 101 gram eroin, 2,76 gram 6-MAM ve 104,24 gram katkı maddesi içerdiği,
Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğü Vücut İzi Geliştirme Laboratuvarı Büro Amirliğinin 24.11.2009 tarihli raporuna göre; içinde suç konusu uyuşturucu maddelerin ele geçirildiği şeffaf plastik poşetlerin dış yüzeylerinde ve söz konusu poşetlerin üzerinde sarılı bulunan koli bantlarının dış ve yapışkan iç yüzeylerinde yapılan incelemesinde herhangi bir vücut izine rastlanılmadığı,
Dosyada yer alan Şanlıurfa Ford Otosan yetkili servisince düzenlenen belgelere göre; sanık ...’e ait ... plaka sayılı aracın 28.10.2009, tanık ...’a ait ... plaka sayılı aracın ise 17.11.2009 tarihinde servise giriş yaptığı,
Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığınca 09.02.2010 tarih ve 435-1193 sayı ile; her ne kadar tanık ..., 23.11.2009 tarihinde ele geçirilen uyuşturucu maddeleri sahiplenmesi yönündeki isteklerini kabul etmemesi nedeniyle sanık ..., ... ve ... ... Puse tarafından ölümle tehdit edildiğini beyan ederek şikâyetçi olmuş ise de tanık ...’nin soyut iddiası dışında, adı geçenler hakkında tehdit suçundan kamu davası açılabilmesi için yeterli delil elde edilemediği gerekçesiyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği,
Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığınca 25.02.2010 tarih ve 21564 sayı ile; tanıklar ... ve ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan yapılan soruşturma neticesinde, sanık ...’in; aracında ele geçirilen suç konusu uyuşturucu maddelerin tanıklar tarafından yerleştirildiğine ilişkin soyut iddiası dışında, adı geçen tanıklar hakkında kamu davası açılabilmesi için yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği,
Dosyadaki bilgi ve belgeler ile Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) sistemi vasıtasıyla yapılan sorgulamaya göre; sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan cezalandırılmasına ilişkin Şanlıurfa 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.03.2018 tarihli ve 21-71 sayılı mahkûmiyet hükmünde, ayrıca tanık ... hakkında yalan tanıklık suçundan dolayı Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulması üzerine, adı geçen hakkında Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının 17.06.2021 tarihli ve 7826-5641 sayılı iddianamesiyle, TCK'nın 272/2. maddesi gereğince yalan tanıklık suçundan cezalandırılması istemiyle Şanlıurfa 2. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, yapılan yargılama neticesinde Yerel Mahkemece 13.10.2022 tarih ve 1212-1586 sayı ile; tanığın yalan tanıklık suçundan, TCK'nın 272/2, 50 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 18.250,00 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye karar verildiği, söz konusu bu kararın istinaf edilmeksizin 11.11.2022 tarihinde kesinleştiği,
Anlaşılmaktadır.
..., ..., ...ve ... bilgi veren sıfatıyla kollukta; Şanlıurfa Ford servisi personeli olduklarını, sanığa ait ... plaka sayılı, Ford Mondeo marka aracın motor arızası şikâyetiyle 03.11.2009 tarihinde servise getirildiğini, yapılan kontroller neticesinde aracın motorunda arıza bulunduğunun tespit edildiğini, motorun sökülüp garanti kapsamında parça talep edildiğini, aracın bagajının kesinlikle açılmadığını, aracın kutup başlıkları söküldüğü ve elektrik tertibatı kesildiği için bagajının açılabilmesinin mümkün olmadığını, sanığın beyanlarını kabul etmediklerini, zira bir araç servise getirildiğinde müşterinin hem kendi hem de diğer araçlarla irtibatına izin verilmediğini, ayrıca müşterinin servis alanına girmesinin yasak olduğunu,
Tanık ... kollukta; Şanlıurfa Ford servisinde rot balans kısmında yaklaşık iki yıldır ustabaşı olarak çalıştığını, ... plaka sayılı Ford Mondeo marka araçta uyuşturucu madde ele geçirildiğini olaydan bir gün sonra iş yerindeki arkadaşlarından öğrendiğini, kendisine sorulan araçların plakasını hatırlamadığını, birinin gri diğerinin ise siyah renkli, markalarının da Ford Mondeo olduğunu hatırladığını, araçlardan birinin sanık ...’e, diğerinin ise tanık...’ya ait olduğunu görevlilerden öğrendiğini, olay tarihinden bir gün önce, aynı bölümde birlikte çalıştıkları tanık...’in kendisini çağırıp yanında bulunan bir adet stepneyi, serviste bulunan tam hatırlamamakla birlikte siyah renkli Ford Mondeo marka araca takmasını söylediğini, kıyafetleri kirleneceği için önce stepneyi takmak istemediğini, ancak ustası olması nedeniyle tanık...’in talebine itiraz edemediğini, stepneyi alıp siyah renkli Ford Mondeo marka aracın bagajındaki stepne kısmına yerleştirdiğini, tanık...’e stepneyi neden söktüğünü sorduğunda adı geçenin; stepnenin, aynı serviste çalışan tanık ...’ın ... marka aracına uyup uymadığını denediklerini söylediğini, tanık...’i stepneyi Şahin marka araca denerken görmediğini,
Mahkemede; serviste rot balans bölümünde çalıştığını, aynı kısımda ustası olan tanık...’in, tam olarak rengini hatırlayamadığı Ford Mondeo marka bir aracın stepnesini çıkarıp aynı iş yerinde elektrik teknisyeni olarak görev yapan tanık ...’ın, ... marka aracına uyup uymadığını denediğini duyduğunu, bu hususu kendisine iş yerindeki arkadaşlarının söylediğini, daha sonra tanık...’in kendisinden, söz konusu stepneyi yerine takmasını istediğini, önce kabul etmediğini, ancak daha sonra stepneyi hatırladığı kadarıyla siyah renkli Ford Mondeo marka bir araca taktığını, sanık ...’in aracına uyuşturucu konulup konulmadığı ya da kimin yerleştirdiği hususunda bir bilgisinin olmadığını,
Tanık ... kollukta; Şanlıurfa Ford servisinin kargo bölümünde, yaklaşık beş yıldır elektrik teknisyeni olarak çalıştığını, olay hakkında servisteki arkadaşlarının ifadeye çağrılmaları üzerine bilgi sahibi olduğunu, stepnesinde uyuşturucu madde ele geçirilen ... plaka sayılı, Ford Mondeo marka aracı serviste bulunduğu süre zarfında hiç görmediğini, kargo bölümünde çalıştığı için görmemesinin söz konusu olamayacağını, tanık... ile birlikte siyah renkli, ... plaka sayılı Ford Mondeo marka aracın stepnesini söktüklerini, kendi aracı olan 63 PS 5xx plaka sayılı, ... marka aracın jantlarını değiştirecek olması nedeniyle, ustabaşı olan tanık ...’in izni dahilinde ... plaka sayılı aracın stepnesini bagajından çıkardığını, söz konusu stepneyi denedikten sonra tanık ...’a geri verdiğini, adı geçenin de stepneyi araca geri taktığını, anlattığı bu olayın toplam üç ya da beş dakika sürdüğünü, daha sonra ise kendi bölümüne işinin başına geçtiğini, olay tarihinden sonra tanık...’in konu hakkında bilgi verdiğini, ... plaka sayılı, gri renli aracın stepnesini sökmediğini, bu aracı daha önce hiç görmediğini, tarafına fotoğrafı gösterilen ve siyah renkli Ford Mondeo marka aracın sahibi olan tanık...’yı tanımadığını, ilk defa gördüğünü, uyuşturucu maddelerle hiçbir ilgi ve irtibatının bulunmadığını,
Mahkemede; Ford servisinde elektrikçi olarak çalıştığını, ... marka bir aracının bulunduğunu, aynı iş yerinde çalışan ve rot balans ustası olan tanık...’e, aracına dört adet ... jant almayı düşündüğünü söylemesi üzerine, adı geçenin; “Serviste, kaza yapmış araçlara ait dört adet jant var. Bunları ayarlayabilirim.” dediğini, daha sonra tanık...’in, serviste bulunan Ford Mondeo marka bir araca ait stepneyi çıkarıp ... marka aracında denediğini öğrendiğini, ancak kendisinin stepnenin çıkarılma ve deneme aşamalarını görmediğini, mahkemedeki beyanlarının doğru olduğunu, stepnenin sökülüp denendiği sırada tanık...’in yanında olmadığını, bu nedenle hangi aracın stepnesinin sökülüp takıldığını bilmediğini, ayrıca sanığın aracına uyuşturucu madde yerleştirilip yerleştirilmediği ya da kimin koyduğu konusunda bir bilgisinin bulunmadığını,
Tanık ... şüpheli sıfatıyla kollukta; Şanlıurfa’da faaliyet gösteren Ford Otomotiv araç servisinde yaklaşık bir yıldır rot balans ustası olarak çalıştığını, 2009 yılında Kasım ayının bir ya da ikinci haftasında, aynı iş yerinde çalışan arkadaşı tanık ...’ın, ... marka aracının jantlarını değiştireceğini söyleyip aracına yüksek jantların uyup uymayacağını sorduğunu, tanık ...’a yüksek jantların aracına uyabileceğini belirtip servisin binek araç bölümünde bulunan müşterilere ait araçlardan, deneme amacıyla söküp aracına takabileceğini söylediğini, bunun üzerine adı geçenin araçlara bakmak için binek araç bölümüne gittiğini, bir süre sonra yanına geri gelen tanığın, söz konusu yerde motoru takılma aşamasında olan ... plaka sayılı, Ford Mondeo marka bir aracın olduğunu söyleyip bu aracın jantının kendi aracına olup olmayacağını sorduğunu, olabileceğini ifade etmesi üzerine tanık ...’ın, rot balans bölümünde ustabaşı olan tanık ...’e konu hakkında bilgi verdiğini, tanık ...’in de tanık ...’a, çok hızlı hareket etmesi şartıyla jant kontrolü yapabileceğini söylediğini, bunun üzerine tanık ... ile birlikte ... plaka sayılı aracın olduğu yere gidip stepnesini söktüklerini ve bu stepneyi tanık ...’ın aracında denediklerini, stepneyi söküp deneme aşamasının yaklaşık üç ya da beş dakika sürdüğünü, stepneyi denedikten sonra kendisi ile aynı bölümünde çalışan tanık ...’ı yanına çağırdığını ve adı geçene stepneyi tekrar yerine takmasını söylediğini, tanık ...’ın stepnenin hangi araçtan söküldüğünü sorması üzerine, adı geçenle birlikte ... plaka sayılı aracın yanına gidip stepneyi araca geri taktıklarını, çalıştığı bölümde söz konusu araca yönelik herhangi bir işlem yapılmadığını, fotoğrafı gösterilen ve aracın sahibi olduğu belirtilen sanık ...’i tanımadığını, adı geçeni ilk defa fotoğrafından gördüğünü, ... plaka sayılı Ford Mondeo marka aracın sahibi olan ve fotoğrafı gösterilen tanık...’yı ise tanıdığını, tanığın yaklaşık altı aydır aracını servise kontrole getirdiğini, adı geçen ile arasındaki diyaloğun yalnızca işe ilişkin olduğunu, bunun haricinde bir iletişimlerinin bulunmadığını, aynı iş yerinde birlikte çalıştığı ustabaşı tanık ... ile ... plaka sayılı aracın stepnesinin sökülmesi ile ilgili olarak hiç görüşmediğini, tanık ...’ın ise kendisine tanık ... ile görüştüğünü söylediğini, ancak bu görüşmeye şahit olmadığını, tanık...’nın 2009 yılının Kasım ayında, telefonunda kayıtlı bulunan 0 533 3xx 4x x8 numaralı GSM hattından arayarak, aracı ile yolda kaldığını, yol yardımını aradığını söyleyip kurtarma aracının hemen gelmesini istediğini, bunun üzerine yardıma gidecek personeli araştırıp tespit ettiğini ve söz konusu personelin kendisine aracın yanına gittiğini belirttiğini, suçlamayı kabul etmediğini, Ford servisinde çalıştığı süre içinde sanık ... ve adı geçenin avukatı ile hiç görüşmediğini, yalnız olay tarihinden yaklaşık üç ya da dört gün sonra çalıştığı iş yerine, sanık ...’in akrabası olduğunu belirten Kadir isimli bir şahsın geldiğini, söz konusu şahsın kendisine, iş çıkışında suç konusu uyuşturucu maddeler hakkında görüşmek istediğini söyleyip telefon numarasını istediğini, adı geçene kullandığı telefonun numarasını verdiğini, akşam mesai bitiminde 0 531 8xx 9x x5 numaralı GSM hattından arayan Kadir’in; "Araba ile iş yerine gelip seni alacağım." dediğini, saat 18.30 sıralarında yanına gelen Kadir’in kullandığı araç ile birlikte bir kafeye gittiklerini, burada Kadir’in kendisine ... plaka sayılı araca suç konusu uyuşturucu maddelerin nasıl konmuş olabileceğini sorduğunu, adı geçene bilmediğini söylediğini, ardından Kadir’in şaka yoluyla, uyuşturucu maddeleri söz konusu aracın stepnesine tanık...’nın koymuş olabileceğini söylediğini, söz konusu şahsa serviste bulunan araçların yanına sahiplerinin bile gelemeyeceğini ifade ettiğini, bunun üzerine Kadir’in; "Konu hakkında araştırma yap, yanında çalışanlara sor. Ben...’nın amcasının oğluyum. Konu hakkında sana soru soranlara şaka yoluyla, uyuşturucu maddeleri stepneye ...’ın koyduğunu söyle. Bunun karşılığında sana 10.000 TL yetmez ise 100.000 TL vereceğim. Savcıyı tanıyorum, arkadaşım olur, eğer savcı sana uyuşturucu maddeleri sorarsa, Mustafa’nın koyduğunu söyle." dediğini, adı geçene bu işin şakasının olmayacağını ve böyle bir şeyin mümkün olmadığını söyleyip kafeden ayrıldığını, her ne kadar tanıklar ... ve ... emniyetteki ifadelerinde, stepnesi sökülen aracın ... plaka sayılı, siyah renkli Ford Mondeo marka araç olduğunu söylemişlerse de stepnesini söktüğü aracın ... plaka sayılı, gri renkli Ford Mondeo marka araç olduğunu, adı geçen tanıkların aradan geçen zaman nedeniyle, stepnesini söktüğü aracın rengini unutmuş olabileceklerini, ele geçirilen suç konusu uyuşturucu maddelerle hiçbir ilgi ve irtibatının bulunmadığını,
Tanık sıfatıyla istinabe olunan mahkemede; Şanlıurfa’da faaliyet gösteren Ford yetkili servisinde çalıştığı dönemde, Kadir isimli bir şahsın kendisine, suçu üzerine alması yani uyuşturucu maddeleri araca yerleştirdiğini söylemesi karşılığında 100.000 TL teklif ettiğini, kabul etmemesi üzerine kendisini tehdit ettiklerini, bunun üzerine Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyetçi olduğuna dair dilekçe sunduğunu, buna rağmen tehditlerin devam ettiğini, suç konusu uyuşturucu maddeleri hiç görmediğini, yalnızca polisler tarafından ele geçirildiğini duyduğunu, serviste çalışanların ifadelerinin alındığını, olay tarihinden iki hafta sonra ise kendisini tehdit etmeye başladıklarını, kendisini tehdit edenin iddianamede sanık olarak gösterilen şahısların kardeşi ya da ağabeyi olan Kadir isimli şahıs olduğunu, ancak soy ismini bilmediğini,
Bozma sonrası mahkemede; sanığı tanımadığını, daha önce hiç görmediğini, Ford servisinde çalıştığı dönemde tanık...’nın birkaç gün üst üste yanına geldiğini, kendisiyle tanıştığını, daha sonra bir ay içinde üç ya da dört sefer daha yanına geldiğini, bu şekilde tanık...’nın kendisiyle samimiyeti ilerlettiğini, o tarihlerde sanığın 34 plakalı, siyah renkli, Ford Mondeo marka aracının da tamir için servise getirildiğini, yaklaşık bir ay serviste kaldığını, bu esnada tanık...’nın da servise gidip geldiğini, aracın tamirinin bitmeye yakın olduğu bir sırada adı geçenin yanına gelip; "Ben bu araçla Mersin’e gideceğim." diyerek kendisine beyaz eldivenle birlikte bir paket verdiğini, ardından da; "Bu paketi stepnenin içine koy, yolda bir şey olmasın, benim aracı servise bırakacağım, amcamın oğlunun arabası ile gideceğim." dediğini, tanığa paketin içinde ne olduğunu sormadığını, içinde ne bulunduğunu bilmeden söz konusu paketi sanığın aracına ait stepnenin içine koyduğunu, bu esnada kimsenin kendisini görmediğini, ancak stepneyi söktüğünü görenlerin bulunduğunu, bu kişilerden birinin tanık ... olduğunu, bir süre sonra aracın sanığa teslim edildiğini öğrendiğini, ancak teslim esnasında kendisi bulunmadığı için buna şahit olmadığını, daha sonra araçta uyuşturucu madde ele geçirildiğini duyduğunu, ifade için emniyete götürüldüğünde, uyuşturucu maddenin sanığa ait aracın lastiğinde bulunduğunu öğrendiğini, emniyetten ayrıldıktan sonra tanık...’ya telefon açıp; "Abi bu nedir. Sen uyuşturucu kattırmışsın. Gideceğini söyledin, araç sahibi gitmiş." dediğini, adı geçenin de; "Sen ortalığı karıştırma." şeklinde cevap verdiğini, tanığın, kendisini bir avukatın yanına götürdüğünü, avukatın yazdığı bir dilekçenin kendisine imzalattırıldığını, ardından tanık...’nın bu dilekçeyi savcılığa verip kendisine; "Sen karıştırma, her şeyi unut." dediğini, olan her şeyin tanık...’nın kabahati olduğunu, bu olanlardan sanığın haberinin bulunmadığını, tanık...’nın evinin taşınmasına ve ihtiyaçlarının karşılanmasına yardımcı olduğunu, kendisine bir miktar para verdiğini, yiyecek aldığını, tanığın kendisini ziraat odası başkanı olan ağabeyinin yanına götürüp tanıştırdığını, ayrıca ağabeyine; "Arkadaşım maddeyi kattı, ben bununla Mersin’e gideceğim." dediğini,
Yalan tanıklık suçundan yargılandığı Şanlıurfa 2. Asliye Ceza Mahkemesinde; 2008 yılında Şanlıurfa il merkezinde bulunan Ford servisinde çalıştığı sırada, sanığın aracında uyuşturucu madde ele geçirildiğini ve sanık hakkında Şanlıurfa 2. Ağır Ceza Mahkemesinde uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan cezalandırılması istemiyle dava açıldığını, bunun üzerine sanığın kendisinden; araçta ele geçirilen uyuşturucu maddelerin tanık... tarafından yerleştirildiği yönünde beyanda bulunmasını istediğini, bu teklifi önce kabul etmediğini, ancak daha sonra sanığın, kendisini ve ailesini ölümle tehdit etmesi üzerine, tanık... aleyhinde beyanda bulunduğunu, suç konusu uyuşturucu maddeleri stepnenin içine kimin koyduğunu görmediğini, bu konuda kesinlikle bir bilgisinin olmadığını,
Tanık ... kollukta; Şanlıurfa Ford servisinin kamyon bölümünde yaklaşık dört yıldır ustabaşı olarak çalıştığını, davaya konu olayı, suç tarihinden yaklaşık bir hafta sonra servisteki arkadaşlarından duyduğunu, tanık... ile yaklaşık dokuz aydır birlikte çalıştıklarını, adı geçenin kendisinin kontrolü altında rot balans kısmında çalıştığını, stepne sökülme olayından haberdar olduğunu, stepnenin deneme amaçlı olarak yedek parça bölümünden alınmasını söylediğini, ancak kendisine söz konusu yerde yedek jant bulunmadığının söylendiğini, tanık...’in ise araç sahibini tanıdığını ve şahısla samimi olduğunu belirttiğini, adı geçenin bu sözüne güvenerek hızlı bir şekilde stepneyi söküp araca tekrar geri takmalarını söylediğini, stepnenin sökülme ve takılma aşamalarını görmediğini, ancak tanık ...’ı jantı aracına denerken gördüğünü, bahsettiği bu olayın 2009 yılı Ekim ayının ilk haftasında yaşandığını, kendisine fotoğrafı gösterilen siyah renkli Ford Mondeo marka aracın sahibini tanımadığını, ancak söz konusu bu şahsı tanık...’ın yanına gelip giderken gördüğünü, gri renkli Ford Mondeo marka aracın stepnesinde ele geçirilen uyuşturucu maddelerin, nerede ve ne zaman konulduğunu bilmediğini,
Mahkemede; kolluktaki beyanlarını tekrar ettiğini, tanıklar... ile ...’ın Ford servisinde çalıştıklarını, tanık ...'ın elektrikçi olarak görev yaptığını, ... marka araç alan tanık ...'ın aracına ... jant taktırmayı düşündüğünü, tanıklar... ile ...’ın, servise gelen siyah renkli, Ford Mondeo marka bir aracın stepnesini söküp denemek istediklerini söylediklerini, yine tanık...’in araç sahibini tanıdığını ifade ettiğini, hızlı bir şekilde söz konusu aracın stepnesini söküp geri takmalarını söylediğini, tam emin olmamakla birlikte söz konusu olayın, ekim ayının ilk haftasında gerçekleştiğini, aslında stepne deneme işinin olmayacağını söylemesine rağmen, adı geçen tanıkların stepneyi söküp takmaya çalıştıklarını, havasını indirdikten sonra stepneyi herkesin çıkarabileceğini,
Tanık ... bilgi veren sıfatıyla kollukta; ... plaka sayılı, siyah renkli Ford Mondeo marka aracının bulunduğunu, aracının hatırladığı kadarıyla 17.11.2009 tarihinde, Şanlıurfa Ulukent bölgesinde arıza yaptığını, bunun üzerine çağırdığı çekici vasıtasıyla aracının, Mardin yolu üzerinde bulunan Şanlıurfa Ford servisine götürüldüğünü, yine 17.11.2009 tarihinden bir ay önce de aracını motor arızası nedeniyle aynı servise getirdiğini, yaklaşık yirmi gün serviste kaldıktan sonra arızanın giderildiği belirtilerek aracın kendisine teslim edildiğini, ancak 17.11.2009 tarihinde yine aynı arızanın meydana geldiğini, aracının hâlen serviste bulunduğunu, aracını kontrol etmek amacıyla birkaç defa servise gittiğini, fakat kendisini aracın yanına almadıklarını, yalnızca ustalarla aracın durumu hakkında görüştüğünü, aracını satın aldığı 2009 yılından bu tarihe kadar stepneyi hiç kullanmadığını ve değiştirmediğini, ancak diğer dört lastiği değiştirdiğini, sanık ...’in dayısının oğlu olduğunu, adı geçenin ... plaka sayılı, Ford Mondeo marka aracının bulunduğunu, sanık ile seçimlerden dolayı bir sorun yaşadıklarını, bu problemin ikisi arasında kalmayıp diğer aile bireylerini de karşı karşıya getirdiğini, seçim bittikten sonra her iki ailenin Sultan Sarayı adlı restoranda bir araya geldiğini ve yenilen yemeğin ardından sanık ile barıştıklarını, aralarında herhangi bir kırgınlığın kalmadığını, dolayısıyla sanığın beyanlarını kabul etmediğini, kesinlikle sanığın aracına uyuşturucu madde yerleştirmediğini, servise gittiği zamanlarda kendisini aracının yanına almadıklarını, araçların stepnesini değiştirmesinin ya da sanığa ait aracın stepnesinin içine uyuşturucu madde yerleştirmesinin söz konusu olmadığını, aracı serviste iken, sanığın aracının da orada bulunduğunu bilmediğini, sanığın aracını serviste hiç görmediğini, çevresindeki kişilerden sanık ve ailesinin çok fazla borcu bulunduğunu ve sanığın borçlarını ödeyemediğini duyduğunu, sanığın neden kendisine böyle bir iftira attığını bilmediğini, bu nedenle kendisinden şikâyetçi olduğunu,
Şüpheli sıfatıyla kollukta; ... plaka sayılı aracının stepnesinin sökülüp sökülmediğini bilmediğini, aracı için zaman zaman Ford servisine gidip gelmesi nedeniyle burada çalışan tanık...’i yaklaşık bir yıldır tanıdığını, servise gittiği zamanlarda adı geçenle aracı hakkında görüştüğünü, iş haricinde tanık... ile herhangi bir irtibatının bulunmadığını, ayrıca aracı ile ilgili olarak sık sık Ford servisine gittiği için orada çalışan tanık... dışındaki diğer personellerle de görüştüğünü, hakkındaki suçlamaları kesinlikle kabul etmediğini, ele geçirilen suç konusu uyuşturucu maddelerle herhangi bir ilgi ve irtibatının bulunmadığını, olay tarihinden yaklaşık dört gün sonra aracının durumunu öğrenmek amacıyla servise gittiğini, burada işletmenin sahibi Hikmet Odabaşı ile karşılaştığını, adı geçenin kendisine; "...’in kardeşi ... servise geldi. Ser
8. Ceza Dairesi, 2023/81 E., 2023/5032 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 12.07.2019 tarihli iddianamesi ile sanık hakkında yalan tanıklık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 272 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca dava açılmıştır.
8. Ceza Dairesi 2023/81 E. , 2023/5032 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/2048 E. 2022/3299 K.
SUÇ : Yalan tanıklık
HÜKÜM : Hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 12.07.2019 tarihli iddianamesi ile sanık hakkında yalan tanıklık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 272 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca dava açılmıştır.
2. Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.07.2021 tarihli kararı ile sanık hakkında yalan tanıklık suçundan 5237 sayılı 272 nci maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesi uyarınca verilen 10 ay hapis cezasının ertelenmesine ve bir yıl denetim süresi belirlenmesine karar verilmiştir.
3. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesinin 08.11.2022 tarihli kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf talebinin kabulüne karar verilerek yapılan inceleme neticesinde 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile sanığın 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatine karar verilerek hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan vekilinin temyiz isteği;
Sanığın gerçeğe aykırı beyanda bulunduğuna ve atılı suçun sübut bulduğuna ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
1. Dava konusu olay, Ankara 33. İş Mahkemesinin 2017/387 Esas sayılı dava dosyasına konu bir iş kazasına ilişkin tanık sıfatıyla beyanına başvurulan sanığın kaza tarihinde işyerinde çalıştığına dair beyanının yalan tanıklık suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir.
2. Sanığın Ankara 33. İş Mahkemesinin 2017/387 Esas sayılı iş kazası tespitine ilişkin dava dosyasının 08.11.2018 tarihli duruşmasında davacı tanığı olarak alınan beyanının "Ben 2015 yılında davalı işyerinde çalışmaya başladım. 1,5 yıl kadar kaynakçı olarak çalışıyordum. 2015 yılının başında işe başladım. Davacı da imalat ustası idi. Ayrıca damperlerin bakımını da yapıyordu. Tarihini hatırlamıyorum. Davacı damper içindeki toprak birikintilerini kazma ile temizlerken davacının sesini duydum. Çalıştığı yere gittim. Omzunu tutarak geldi. Hastaneye gitti. 7 ay süre ile haftada bir gün fizik tedaviye gitti. Ben işten ayrıldıktan sonra ameliyat olduğunu öğrendim. Ayrıca spirel taşı ile çalışırken ayağını kestiğini duydum." şeklinde olduğu belirlenmiştir.
3. Sanığın Ankara 35. İş Mahkemesinin 2017/205 Esas sayılı tazminata ilişkin dava dosyasının 30.11.2017 tarihli duruşmasında davacı tanığı olarak alınan beyanının "Ben Atak 1 de yaklaşık 1-1,5 yıl davacı ile birlikte çalıştım. Aynı yerde çalıştık. Ben kaynakçı idim. Davacı imalatçı idi tamir de yapardı. İş kazasını tam olarak görmedim. Davacı bana ikinci el damperi kazırken omzunda kas yırtılması oluşmuş, bir sene fizik tedavi gördüğünü biliyorum. Daha sonra ameliyat olduğunu biliyorum. Daha sonra ben işyerinden ayrıldım. Davacının daha sonra Atak 1 de çalıştığı dönemde mermer kesici aleti ile bacağından yaralandığını kestğini duydum. Davalı işverenlik maddi yardımda bulunmadılar. Bu süre zarfında çalışamadı. Bildiğim kadarı ile davacının kolunda platin vardır ağır işlerde çalışamıyor." şeklinde olduğu belirlenmiştir.
4. Sosyal Güvenlik Kurumu sigortalı işe giriş ve işten ayrılış bildirgelerine göre, sanığın katılan şirkette 13.08.2013 tarihinde işe başladığı, 29.10.2014 tarihinde işten ayrıldığı belirlenmiştir.
5. Hakkında yalan tanıklık suçundan soruşturma başlatılan sanık aşamalarda, işyerinden tanıdığı arkadaşı M.Ö.'nün ikinci el damper tamiri yaptığı sırada birden bağırtısını duyduğunu, kolunu tutarak kendisine doğru geldiğini gördüğünü, hastaneye gidip 7 ay fizik tedavi gördüğünü, bir yıl içinde de ameliyat olduğunu öğrendiğini, M.Ö.'nün ikinci iş kazası geçirdiği tarihte kendisinin o işyerinde çalışmadığını, D.A. isimli arkadaşının kendisine bildirmesi ile haberdar olduğunu ifade ederek mahkemedeki ifadelerinin doğru olduğunu beyan etmiştir.
6. Tanık olarak beyanına başvurulan D.A., hem sanık hem de M.Ö. ile aynı firmada çalıştığını, 07.01.2013 tarihinden 2019 yılına kadar bu işyerinde çalıştığını, sanığın 2013 yılında işe başladığını, yaklaşık 1,5 yıl kadar çalıştığını, M.Ö.'nün bu işyerinde çalışırken bir iş kazası geçirdiğini, tarihini tam olarak hatırlamadığını ancak o tarihte sanığın da bu işyerinde çalıştığını, M.Ö. ile damperin içini kazdıkları sırada lavabo ihtiyacı için ayrılıp geri geldiğinde M.Ö.'nün omzundan cırt diye bir ses geldiğini söylediğini, sanığın da bu dönemde imalatta çalıştığını ifade etmiştir.
7. Ankara İl Sağlık Müdürlüğü Dr. Abdurrahman Yurtaslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesinin ekli raporlarına göre, M.Ö.'nün 23.12.2013, 07.01.2014 tarihlerinde ortopedi polikliniğinde, 16.02.2015 tarihinde ise Pursaklar Devlet Hastanesinin fiziksel tıp ve rehabilitasyon bölümünde tedavi gördüğü, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Yenimahalle Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 25.06.2015 tarihli ortopedi ve travmatoloji servisinin raporu ile de M.Ö.'nün hikayesinde "yaklaşık 1 yıldır omuzda ağrı, hareket kısıtlılığı ve omuzunu yukarı kaldıramama şikayetleri ile müracaat eden hasta görüldü yatırıldı" şeklinde ifadenin bulunduğu belirlenmiştir.
A. İlk Derece Mahkemesinin kabulü
İlk derece mahkemesince, "Ankara 33. İş Mahkemesinin 2017/387 esas sayılı dosyasında sanığın yeminli ifadesinde "2015 yılında davalı iş yerinde çalışmaya başladığını, 1,5 yıl kadar kaynakçı olarak çalıştığını davacının imalat ustası olduğunu damperler'in bakımını yaptığını, tarihini hatırlayamadığı bir gün davacının damper içindeki toprak birikintileri kazma ile temizlerken davacının sesini duyduğunu, çalıştığı yere gittiğini omuzunu tutarak geldiğini, 7 ay süre ile haftada bir gün fizik tedaviye gittiğini..." belirttiği, dosyaya sunulan SGK'dan temin edilen işten ayrılış ve giriş bildirgelerine göre sanığın 13/08/2013 tarihinde ATAK 1 Mikser Makina şirketinde göreve başlayıp, 29/10/2014 tarihinde işinden ayrıldığı, iş mahkemesinde görülen davaya konu olay tarihinde ise İmsan Metal Gıda isimli şirkette çalıştığının tespit edildiği, bu nedenle sanık ...'ın 33. İş mahkemesinin 2017/387 esas sayılı dosyasında olayla ilgili bilgisinin bulunmadığı halde bilgisi varmış gibi olayı anlatıp yalan tanıklık yaptığı" gerekçesi ile sanığın mahkumiyetine karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin kabulü
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesince, sanık müdafiinin istinaf talebinin kabulüne karar verilerek yapılan inceleme neticesinde, "İşbu dosya ile Ankara 33.İş Mahkemesi'nin E.2017/387 sayılı dosyası ve Ankara 35.İş Mahkemesi'nin E.2017/205 sayılı dosyalarının incelenmesinde, yalan tanıklık suçuna konu olan iş kazasının tam olarak, hangi tarihte vukubulduğu tespit edilememiş olup, bu konuda şüphe oluşmuştur. Özellikle yukarıda belirtilen epikriz raporundaki tespitte, M.Ö.'nün şikayetlerinin bir yıldır olduğuna dair tespit göz önüne alındığında, iş kazasının sanığın, katılan şirketin işyerinde çalıştığı dönemde olmuş olabileceği, beyanının gerçeğe uygun olabileceği" belirtilerek 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile sanığın 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatine karar verilerek hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
Sanığın, iş kazası tespit ve tazminat davalarında M.Ö.'nün iş kazasına ilişkin anlatımları ve bu anlatımları doğrulayan D.A.'nın beyanları, Sosyal Güvenlik Kurumunun cevabi yazıları ve hastane raporları ile dava dosyası kapsamındaki tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, sanığın yalan tanıklık yaptığına dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından, sanık hakkında kurulan hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesinin 08.11.2022 tarihli kararında katılan vekili tarafından ileri sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.06.2023 tarihinde karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
"İftira" suçu ile "Yalan Tanıklık" suçu arasındaki farklar dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) İftira suçunda fail mutlaka bir kamu görevlisi olmalıdır.
B) Yalan tanıklık suçunda fail, yetkili makamlar önünde gerçeğe aykırı beyanda bulunan kişidir.
C) İftira suçunda mağdurun mutlaka hapse girmesi şarttır; aksi halde suç oluşmaz.
D) Yalan tanıklık suçunda etkin pişmanlık hükümleri uygulanmaz.
E) Her iki suç da sadece taksirle işlenebilir.
Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.