5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 287

Türk Ceza Kanunu 287. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 287- (1) Yetkili hakim ve savcı kararı olmaksızın, kişiyi genital muayeneye gönderen veya bu muayeneyi yapan fail hakkında üç aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (2) Bulaşıcı hastalıklar dolayısıyla kamu sağlığını korumak amacıyla kanun ve yönetmeliklerde öngörülen hükümlere uygun olarak yapılan muayeneler açısından yukarıdaki fıkra hükmü uygulanmaz.[111] Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

12 karar eşleşti
18. Ceza Dairesi, 2016/15421 E., 2017/2171 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
2- Kaynağı ne olursa olsun çevresel gürültü, sırf huzur ve sükûnunu bozmak maksadıyla yapılmış ve bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli olmadığı takdirde TCK’nın 123. maddesindeki suçun cezası, 3- Çevresel gürültünün kaynağı, 2872 sayılı Kanun’un 14. maddesinde bahsedilen ulaşım araçları, şantiye, fabrika, atölye, işyeri, eğlence yeri, hizmet binaları ve konutlar haricindeki bir yer is
18. Ceza Dairesi         2016/15421 E.  ,  2017/2171 K. "İçtihat Metni" Gürültüye neden olmak suçundan sanık ...'in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 183/1, 62, 52/2. maddeleri gereğince 1.000,00 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Kocaeli 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 11/02/2016 tarihli ve 2015/499 esas, 2016/73 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/02/2015 tarihli ve 2016/322 değişik iş sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 11/07/2016 gün ve 271890 sayılı istem yazısıyla Dairemize gönderilen dava dosyası incelendi. İstem yazısında; “Dosya kapsamına göre; 1-Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.01.2013 tarih ve 2013/15 sayılı ve Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 12/09/2013 tarihli ve 2012/28099 esas, 2013/22065 sayılı ilamlarında, mahkemesince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği hallerde dahi itiraz merciinin hem maddi olay hem de hukuki yönden inceleme yapabileceğinin belirtildiği, Yine Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 09/09/2015 tarihli ve 2015/17216 esas, 2015/24958 sayılı ilamı ile de, vekalet ücretine hükmedilmemesi sebebiyle yapılan itirazın merciin sınırlı denetim yapma yetkisi bulunduğundan bahisle reddedilmesi üzerine söz konusu bu hükmün bozulmasına karar verildiği, Ayrıca Anayasa Mahkemesinin 26/02/2015 tarihli ve 2013/6217 başvuru sayılı kararında "Kanuni düzenlemeler ve içtihat karşısında başvurucu lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi, ilgili yasal mevzuatın lafız ve amacına açıkça aykırı olup, başvurucunun Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir." şeklinde belirtildiği, Yukarıdaki bahsi geçen kararlarla birlikte, 1136 Avukatlık Kanunu’nun 168. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak çıkarılan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/1. maddesi gereğince, kamu davasına katılma üzerine, mahkumiyete karar verilmiş ise vekili bulunan katılan lehine vekalet ücreti tayin olunması gerektiği şeklindeki hükümler gereğince, sanığın mahkumiyetine karar verilmesi karşısında, vekili bulunan katılan kurum lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi Hükümleri gereğince vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden, itirazın bu nedenle kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde, 2- Sanık hakkında aynı eylem nedeniyle 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 12 ve 24. maddelerine aykırı davranmak eyleminden dolayı.... Büyükşehir Belediye Encümeninin 08/04/2015 tarihli ve 937 sayılı kararı ile idarî para cezası uygulanması karşısında, suç tarihinde işyerinin havalandırma sisteminin hemen yanında bulunan binada ikamet eden kişinin kimliğinin tespiti ile duruşmaya çağrılıp dinlenmesi ve ikinci denetim sonrası ölçülen gürültü düzeyinin insan sağlığının zarar görmesine elverişli olup olmadığının bilimsel ölçütlere göre değerlendirilmesi için dosyanın, üniversitelerin Kulak Burun Boğaz Anabilim dalında uzman Kulak Burun Boğaz hekimlerinden, tercihen odyoloji uzmanlığı bulunan iki hekim ve yine bir odyologdan oluşacak üç kişilik heyete tevdi edilerek, somut olayda gürültünün, insan sağlığının zarar görmesine elverişli olup olmadığı yönünde rapor alınarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, itirazın bu nedenle kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde, İsabet görülmemiştir.” denilmektedir. Hukuksal Değerlendirme: 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesinin uygulanabilmesi için, anılan maddenin 6. fıkrasında belirtilen objektif ve subjektif koşulların bulunması ve öncelikle sanığın isnad edilen suçu işlediğinin yapılan yargılama sonucu belirlenmesi gerekmektedir. CMK’nın 231. maddesinin 12. fıkrasına göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı itiraz yoluna başvurulabilecektir. Olağan kanun yollarından olan itiraz, 5271 sayılı CMK’nun 267 ila 271. maddeleri, arasında düzenlenmiş olup "İtiraz olunabilecek kararlar" başlıklı 267. maddesinde; "Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir" şeklindeki düzenlemeye göre, kural olarak sadece hakim kararlarına karşı gidilebilecek olan itiraz yoluna, kanunlarda açıkça gösterilmiş olunması kaydıyla mahkeme kararlarına karşı da başvurulması mümkündür. CMK’nın 270 ve 271. maddelerine göre, itiraz incelemesi kural olarak duruşmasız ve dosya üzerinden yapılacak, merci gerekli görürse Cumhuriyet savcısı, müdafii veya vekili de dinleyebilecektir. Bunun yanında merci, yazı ile cevap verebilmesi için itiraz istemini Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa bildirebilecek, kendisi de inceleme ve araştırma yapabileceği gibi gerekli gördüğünde bunların yapılması konusunda emir de verebilecektir. CMK’nın itirazla ilgili yukarıda yer verilen maddelerinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yönelik itirazın yalnızca şekil yönünden inceleneceği, esasın inceleme dışı bırakılacağına dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu da 22/01/2013 tarih ve 2012/10-534 esas, 2013/15 sayılı kararında; “İtiraz mercii, o yer Cumhuriyet savcısının suç vasfına yönelik aleyhe başvurusu üzerine incelemesini sadece şekli olarak değil, hem maddi olay hem de hukuki yönden yapmalı, gerekli gördüğünde cevap vermesi için itirazı sanık müdafiine tebliğ etmeli ve Cumhuriyet savcısı ile sanık müdafiini dinlemeli, yine ihtiyaç duyduğu konular varsa gerekli araştırma ve incelemeyi yapmalı ya da bunların yapılmasını sağlamalı ve bunun sonucunda da TCK'nun 191/2. maddesi gereğince verilen tedavi ve denetimli serbestlik kararının isabetli olup olmadığına karar vermelidir.” şeklindeki gerekçesiyle itirazın hem maddi hem hukuki yönden ele alınması ve her yönden hukuka uygunluğunun denetlenmesi gerektiğine karar vermiştir. A-) Kanun yararına bozma isteminin “1” numaralı fıkrası açısından yapılan değerlendirmede; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 168.maddesinin 1.fıkrasında "Baronun yönetim kurulları, her yıl Eylül ayı içerisinde, yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgari hadlerini gösteren birer tarife hazırlayarak Türkiye Barolar Birliğine gönderirler." 2.fıkrasında "Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir.” hükümlerine yer verilmiş, 5271 sayılı CMK'nın 324. maddesinin 1.fıkrasında "Harçlar ve tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri ile soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yargılamanın yürütülmesi amacıyla Devlet Hazinesinden yapılan her türlü harcamalar ve taraflarca yapılan ödemeler yargılama giderleridir." 2.fıkrasında, “Hüküm ve kararda yargılama giderlerinin kimlere yükletileceği gösterilir." hükümleri düzenlenmiştir. Aynı Kanunun 271.maddesinde ise; “(1) Kanunda yazılı olan hâller saklı kalmak üzere, itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, gerekli görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafi veya vekil dinlenir. (2) İtiraz yerinde görülürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir.” hükümleri bulunmaktadır. 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 14. maddesinde ise: “(1) Tahkim usulüne tabi olanlar dahil adli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekalet ücreti takdir edilir. (2) İdareler lehine karara bağlanan ve tahsil olunan vekalet ücretleri, hukuk biriminin bağlı olduğu idarenin merkez teşkilatında bir emanet hesabında toplanarak idare hukuk biriminde fiilen görev yapan personele aşağıdaki usul ve sınırlar dahilinde ödenir.” hükümleri düzenlenmiştir. 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun “Denetim, bilgi verme ve bildirim yükümlülüğü” kenar başlıklı 12. maddesine göre kanun hükümlerine uyulup uyulmadığını denetleme yetkisi Çevre ve Orman Bakanlığı ile yetkisini devrettiği diğer kurumlara aittir. Bu durumda aynı Kanunun 30. ve CMK’nın 237/1 maddelerine göre Çevre ve Orman Bakanlığı ile denetleme yetkisinin devredildiği kurumlar veya çevreyi koruma ve çevre ile ilgili düzenleme yapma yetki ve görevi bulunan mahalli idareler davaya katılabileceği gibi, çevre kirliliği eyleminden zarar görmeleri koşulu ile gerçek ya da diğer tüzel kişilerin davaya katılması da mümkündür. CMK’nın 234. maddesine göre suçtan zarar görenlerin, kanıt sunma, davaya katılma ve hükmü temyiz edebilme haklarını kullanabilmeleri için, açılmış davadan haberdar edilmeleri gerekir. Bu düzenlemeler karşısında, katılan ... Başkanlığının vekil ile temsil edilmesi ve 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 14. maddesi uyarınca idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekir. İncelenen somut olayda; katılan vekilinin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yönelik mahkeme kararına, vekalet ücretine hükmedilmediği gerekçesiyle itirazda bulunması üzerine, itirazı inceleyen Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesince itiraz yerinde görülmeyerek, itirazın reddine karar verilmiştir. Yargılama giderlerinden olan vekalet ücretine hükmolunmaması CMK’nın 324 ve 325. maddelerine aykırılık oluşturmaktadır. Bu bağlamda itirazı inceleyen merciin bu eksiklik nedeniyle itirazın kabulüne karar vermesi gerekirken, itirazın reddine karar verilmesi hukuka aykırıdır. B-) Kanun yararına bozma isteminin “2” numaralı fıkrası açısından yapılan değerlendirmede; Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 56/1. maddesine göre herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında getirilen düzenleme ile de çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek gerek Devlete gerekse vatandaşlara ödev olarak yüklenmiştir. Sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamayı mümkün kılmak üzere kanunlarda, yönetmelik ve düzenleyici işlemlerde gürültüye ilişkin hükümlere yer verilmiştir. Türk Ceza Kanununun 183. maddesinde düzenlenen “gürültüye neden olma” suçu; “İlgili kanunlarla belirlenen yükümlülüklere aykırı olarak”, başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli bir şekilde gürültüye neden olma halinde oluşacaktır. Maddede sözü edilen “ilgili kanunlarla belirlenen yükümlülük”; 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun “çevreyi kirletmeme” ilkesi gereğince çerçeve olarak benimsediği düzenlemeye dayanılarak oluşturulan yönetmeliklerde açıklanan “çevresel gürültüye neden olmama” yükümlüğünü ifade etmektedir. 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 14. maddesinde yer alan düzenlemeye göre; Kişilerin huzur ve sükûnunu, beden ve ruh sağlığını bozacak şekilde ilgili yönetmeliklerle belirlenen standartlar üzerinde gürültü ve titreşim oluşturulması yasaklanmış, ulaşım araçları, şantiye, fabrika, atölye, işyeri, eğlence yeri, hizmet binaları ve konutlardan kaynaklanan gürültü ve titreşimin yönetmeliklerle belirlenen standartlara indirilmesi için faaliyet sahipleri tarafından gerekli tedbirlerin alınması gerektiği belirtilmiştir. Anılan Kanun’un 20/h bendi, 14. maddeye göre çıkarılan yönetmelikle belirlenen önlemleri almayan veya standartlara aykırı şekilde gürültü ve titreşime neden olan, konutlar, ulaşım araçları, işyerleri, atölyeler, fabrika, şantiye ve eğlence yerlerine yönelik idari yaptırımlar benimsemiştir. 2872 sayılı Çevre Kanunu, çevresel gürültü kaynaklarını “ulaşım araçları, şantiye, fabrika, atölye, işyeri, eğlence yeri, hizmet binaları ve konutlar” şeklinde sayma yoluyla sınırlı olarak belirlemiştir. 2872 sayılı Kanun’un 14 ve 20/h bendindeki düzenlemelere istinaden; 1.7.2005 tarihli ve 25862 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği, 7/3/2008 tarihli ve 26809 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği (2002/49/EC), 04.06.2010 tarihli ve 27601 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği, Kabul edilmiş, bir önceki yönetmelik bir sonraki ile yürürlükten kaldırılmıştır. TCK’nın 183. maddesi, gürültünün “başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli” olması şartını aramaktadır. Bunun yanında TCK’nın 123. maddesi ise eylemin suç olarak vasıflandırılabilmesi için “sırf huzur ve sükûnu bozmaya” yönelik olması gerektiğini kabul etmiştir. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesinde de gürültüye ilişkin düzenlemeye yer verilmiş, gürültünün, başkalarının huzur ve sükûnunu bozması gerektiğini belirtmiştir. Aynı Kanun’un 15/3 maddesi, bir fiilin hem kabahat hem de suç olarak tanımlandığı durumlarda, sadece suçtan dolayı yaptırım uygulanabileceğini, suçtan dolayı yaptırım uygulanamayan hallerde ise kabahat dolayısıyla yaptırım uygulanacağı kuralına yer vermiştir. TCK’nın 183. maddesinde suç olarak tanımlanan gürültünün insan sağlığının zarar görmesine “elverişli” olması gerektiği kabul edilmiştir. Bu durumda “elverişlilik” ibaresinin, insan sağlığının zarar görmesi ihtimalini, zarar vermeye uygun olmayı ifade ettiği, dolayısıyla suçun tehlike suçu olarak düzenlendiği, suçun oluşumu için somut zararın gerçekleşmesi gerekmediği kabul edilmelidir. 04.06.2010 tarihli ve 27601 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği’nin 8/a maddesi, işitme sağlığı ve kritik sağlık etkileri göz önüne alınarak gürültüden etkilenme seviyelerinin belirlenmesi ve izlenmesine ilişkin esas ve usullerin Sağlık Bakanlığı tarafından belirleneceğini hükme bağlamasına rağmen, Sağlık Bakanlığı, bahsedilen esas ve usullere ilişkin bir düzenleme yapmamıştır. Her ne kadar Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği, gürültü kriter ve göstergelerini düzenlemiş ise de, belirlenen kriterler, 2872 sayılı Kanun’un 14 ve 20/h maddeleri gereğince ilgililere idari yaptırım uygulanmasını mümkün kılan somut eşik değerlerdir. Yönetmelikte gürültü kaynaklarına göre belirlenen kriter ve göstergeleri aşan her gürültünün, TCK’nın 183. maddesi kapsamında “insan sağlığının zarar görmesine elverişli” olduğu söylenemez. Görüldüğü gibi hukukumuzda gürültüye ilişkin farklı şartlara tabi tutulmuş farklı düzenlemeler bulunmaktadır. Bu durumda gürültüye ilişkin düzenlemelerin tamamı birlikte değerlendirilerek uygulanacak yaptırımın belirlenebilmesi için kapsadıkları alanların belirlenmesi gerekir. 1- Çevresel gürültünün kaynağı, 2872 sayılı Kanun’un 14. maddesinde açıklandığı üzere, “ulaşım araçları, şantiye, fabrika, atölye, işyeri, eğlence yeri, hizmet binaları ve konutlar” ise; a- Gürültü, başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli olduğu takdirde 2872 sayılı Kanun’un 14. maddesi delaletiyle TCK’nın 183. maddesindeki suçun cezası, b- Gürültü, sırf huzur ve sükûnu bozmak maksadıyla yapılmış olsa bile başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli olduğu takdirde 2872 sayılı Kanun’un 14. ve TCK’nın 44. maddesi delaletiyle TCK’nın 123 ve 183. maddesindeki suçlardan en ağır cezayı gerektiren suçun cezası, c- Gürültü, fail tarafından sırf huzur ve sükûnu bozmak maksadıyla yapılmamış, bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli olmayacak boyutta ancak mağdurun huzur ve sükûnunu bozacak nitelikte ise 2872 sayılı Kanun’un 14, 20/h maddesindeki kabahat, 2- Kaynağı ne olursa olsun çevresel gürültü, sırf huzur ve sükûnunu bozmak maksadıyla yapılmış ve bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli olmadığı takdirde TCK’nın 123. maddesindeki suçun cezası, 3- Çevresel gürültünün kaynağı, 2872 sayılı Kanun’un 14. maddesinde bahsedilen ulaşım araçları, şantiye, fabrika, atölye, işyeri, eğlence yeri, hizmet binaları ve konutlar haricindeki bir yer ise ya da sırf huzur ve sükunu bozma amacına yönelmemiş yahut bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli olmayacak nitelikte ise 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesindeki kabahat, 4- Motorlu araç sürücülerinin araçlarının çevredekileri rahatsız edecek derecede gürültü çıkartması halinde gürültü, yukarıda (1) nolu kısımda açıklanan niteliklere sahip değil ise 5326 sayılı Kanun’un 15/1 maddesindeki içtima kuralı gereğince 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 30/b ve 5326 sayılı Kanun’un 36. maddesindeki idari para cezalarından hangisi daha ağır ise o kabahat, Türünden yaptırımlar uygulanmalıdır. Çevresel gürültünün önlenmesi ya da kabul edilen limit değerler arasında tutulması için, 1.7.2005 tarihinden itibaren üç ayrı yönetmelik benimsendiğine göre, zaman bakımından uygulama ilkesinin zorunlu sonucu olarak bir önceki yönetmelikte benimsenen ilke ve limit değerlerin bir sonraki yönetmelikte de yer almış olması gerekir. Mevzuat ve düzenleyici işlemlerde, hangi ses düzeyinin insan sağlığının zarar görmesine elverişli olduğu açıkça belirlenmediğine göre, sorunun, sesin düzeyi, sıklığı, saati, kaynağı, mesafesi gibi hususlar gözetilerek somut olayın özelliklerine göre bilimsel veriler yardımıyla uzman bilirkişilerin görüşleri yardımıyla çözüme kavuşturulması gerekir. 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun “Denetim, bilgi verme ve bildirim yükümlülüğü” kenar başlıklı 12. maddesine göre kanun hükümlerine uyulup uyulmadığını denetleme yetkisi Çevre ve Orman Bakanlığı ile yetkisini devrettiği diğer kurumlara aittir. Bu durumda aynı Kanunun 30. ve CMK’nın 237/1 maddelerine göre Çevre ve Orman Bakanlığı ile denetleme yetkisinin devredildiği kurumlar veya çevreyi koruma ve çevre ile ilgili düzenleme yapma yetki ve görevi bulunan mahalli idareler davaya katılabileceği gibi, çevre kirliliği eyleminden zarar görmeleri koşulu ile gerçek ya da diğer tüzel kişilerin davaya katılması da mümkündür. CMK’nın 234. maddesine göre suçtan zarar görenlerin, kanıt sunma, davaya katılma ve hükmü temyiz edebilme haklarını kullanabilmeleri için, açılmış davadan haberdar edilmeleri gerekir. İncelenen somut olayda, sanığın .... Mah. .... Sk. No:....adresinde faaliyet gösteren ... İnş. Gıda San Tic Ltd Şti'nin yetkilisi olduğu, şüpheli hakkında gürültü kirliliği suçundan yapılan soruşturmada, .... Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanlığı Çevre Koruma Şube Müdürlüğü tarafından 09/12/2014 tarihli yapılan denetimde sanığın yetkilisi olduğu şirketin havalandırma sistemi üzerinde gerekli önlemlerin alınmadığı, gürültü seviyesinin yasal sınırın üzerinde olduğunun tespit edilerek şüpheliye 30 günlük süre verildiği, 30/03/2015 tarihinde yapılan ikinci denetim de havalandırma bacasının etrafının kauçuk malzeme ile sarıldığı, yapılan ses ölçümünde elde edilen değerin yasal sınırın üzerinde olduğunun tespit edildiği, bu suretle sanığın gürültü kirliliğine neden olduğu iddiasıyla dava açılmıştır. Dosyada çevre mühendisi bilirkişi tarafından düzenlenen raporda, yapılan ölçümlerin yasal mevzuat açısından uygun olduğu, ölçülen değerlerin yönetmelikte belirtilen sınır değerlerin üzerinde olduğu beyan edilmiştir. Öncelikle suça konu işyerinin havalandırma sisteminin hemen yanında bulunan binada ikamet eden kişinin açık kimliğinin tespiti ile duruşmaya çağrılıp dinlenilerek, CMK 234. maddesindeki yasal hakları hatırlatılmalı, şikayetine ilişkin ayrıntılı anlatımına başvurulmalıdır. Ölçülen gürültü düzeyi, yönetmeliğin belirlediği limit değerin üzerinde ise de, insan sağlığının zarar görmesine elverişli olup olmadığının bilimsel ölçütlere göre değerlendirilmesi gerekir. Bu nedenle üniversitelerin, Kulak Burun Boğaz Anabilim dalında uzman Kulak Burun Boğaz hekimlerinden, tercihen odyoloji uzmanlığı bulunan iki hekim ve yine bir odyologdan oluşacak üç kişilik heyete dosya tevdi edilerek, somut olayda gürültünün, insan sağlığının zarar görmesine elverişli olup olmadığı yönünde rapor alınarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik kovuşturma ve yetersiz gerekçeyle mahkumiyet hükmü kurulmuştur. Bu suretle, itiraz merciince yukarıda açıklanan gerekçelerle itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde itirazın reddine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. Sonuç ve Karar: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden, 1- Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/02/2015 tarihli ve 2016/322 değişik iş sayılı kararının, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 2- Aynı Kanun maddesinin 4-a fıkrası gereğince, sonraki işlemlerin mahallinde tamamlanmasına, 27.02.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

4. Ceza Dairesi, 2021/23832 E., 2021/23462 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Türk Ceza Kanununun “çevreyi kasten kirletme” suçunu düzenleyen 181/1, “taksirle kirletme” suçunu düzenleyen 182/1 ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8. maddelerinde suçun unsuru olarak kabul edilen “çevreye zarar verecek şekilde” kavramı ise, “gerçekleşen somut bir zararı” değil, “zarar vermeye elverişliliği, zarar ihtimalini” anlatmaktadır.
4. Ceza Dairesi         2021/23832 E.  ,  2021/23462 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi KARAR Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; I- Genel İlkeler: Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 56/1. maddesine göre herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında getirilen düzenleme ile de çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek gerek Devlete gerekse vatandaşlara ödev olarak yüklenmiştir. Anayasada yer alan bu ilkeler 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 3/a maddesinde de benzer biçimde düzenlenmiştir. Buna göre; gerçek ya da tüzel kişi olarak herkes, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevli olup, alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlüdür. Bu bağlamda, “kamu sağlığını ve çevreyi koruma” prensibi Türk Ceza Kanunu’nun birinci maddesinde Kanun’un amaçlarından birisi olarak öngörülmüş, ayrıca “sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı” başta bu Kanunun 181 ilâ 184. maddeleri olmak üzere, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nda ve diğer bir kısım mevzuatta koruma altına alınmış, çevreyi kirletme eylemi farklı suç ve kabahat türleri ile yaptırıma bağlanmıştır. Türk Ceza Kanununun 181. maddesinin birinci fıkrasında suç olarak düzenlenen atık veya artıklarla çevrenin kasten kirletilmesi fiili, kanunlarda belirtilen teknik usullere aykırı olarak, çevreye zarar verecek şekilde atık veya artıkların alıcı ortamlar olan toprak, su ve havaya kasten verilmesidir. Buna göre suç, atık veya artıkların teknik usullere aykırı olarak bir defa alıcı ortama verilmesiyle oluşacaktır. Fıkrada sözü edilen “ilgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırılık” hali; 2872 sayılı Çevre Kanunu, 2690 sayılı Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Kanunu, 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu, 3213 sayılı Maden Kanunu gibi kanunların, kapsadıkları alanlarla ilgili olarak “çevreyi kirletmeme” ilkesi gereğince çerçeve olarak benimsedikleri düzenlemelere dayanılarak oluşturulan yönetmeliklerde açıklanan ve somut olayın özelliklerine göre değerlendirilecek olan, arıtma, depolama, imha etme, taşıma, koruma, alıcı ortama verme, uzaklaştırma gibi hususlar bakımından öngörülen yükümlülüklere aykırı davranmayı ifade etmektedir. “Çevreyi kirletmeme” prensibi ise genel olarak 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun “Kirletme Yasağı” kenar başlıklı 8. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; “Her türlü atık ve artığı çevreye zarar verecek şekilde, ilgili yönetmeliklerde belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama vermek, depolamak, taşımak, uzaklaştırmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmak yasaktır. Kirlenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda ilgililer kirlenmeyi önlemekle, kirlenmenin meydana geldiği hallerde ise kirleten, kirlenmeyi durdurmak, kirlenmenin etkilerini gidermek veya azaltmak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.” Yine aynı Kanunun “Tanımlar” kenar başlıklı 2. maddesine göre atık, herhangi bir faaliyet sonucunda oluşan, çevreye atılan veya bırakılan her türlü madde, alıcı ortam ise hava, su, toprak ortamları ve bu ortamlarla ilişkili ekosistemlerdir. Mevzuatımızda tanımı bulunmayan “artık” ise; öğretideki düşüncelerden de yararlanılarak, bir maddenin tüketimi, kullanımı ya da harcanmasından sonra artan, geriye kalan kısım olarak tanımlanabilir. Türk Ceza Kanununun “çevreyi kasten kirletme” suçunu düzenleyen 181/1, “taksirle kirletme” suçunu düzenleyen 182/1 ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8. maddelerinde suçun unsuru olarak kabul edilen “çevreye zarar verecek şekilde” kavramı ise, “gerçekleşen somut bir zararı” değil, “zarar vermeye elverişliliği, zarar ihtimalini” anlatmaktadır. Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere atık veya artığın; kasten su, hava ve toprak şeklinde gruplandırılan alıcı ortama ya da bu ortamlarla ilişkili ekosistemlerden birine verilmesi ile suç oluşacaktır. Çevrenin kasten kirletilmesi, kanunda tehlike suçu olarak düzenlenmiştir. Zararın gerçekleşmesi, bu suçta unsur olmadığı gibi cezalandırma şartı da değildir. Öte yandan atık veya artıkların toprakta, suda veya havada kalıcı özellik göstermesi hali TCK'nın 181. maddesinin 3. fıkrasında, bunların insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek etkilerinin olması ise aynı maddenin 4. fıkrasında cezanın artırılmasını gerektiren nitelikli haller olarak düzenlenmiştir. II – Yargılamaya Konu Olayda Uygulanacak Mevzuat ve Düzenleyici İşlemler: 2872 sayılı Kanun’un 20. maddesinin (ı) ve (n) bentleri, denizler, içme ve kullanma suları (yapay ya da tabii göller, barajlar, akarsular, yer altı suları vs) ile içme ve kullanma suyu sağlama amacı dışındaki sular şeklinde üç grup su kaynağı belirlemiş, tanker, gemi ve diğer deniz araçlarının kirletme faaliyetleri ayrıca düzenlenerek, sular her türlü kirlenmeye karşı koruma altına alınmıştır. Öte yandan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8, 9, 11, 12, 15 ve 20. maddelerine dayanılarak “Ülkenin yeraltı ve yerüstü su kaynakları potansiyelinin korunması ve en iyi bir biçimde kullanımının sağlanması için, su kirlenmesinin önlenmesini sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu bir şekilde gerçekleştirmek üzere gerekli olan hukuki ve teknik esasları belirleme” amacıyla kabul edilmiştir. Bu Yönetmeliğin 16 ilâ 21. maddelerinde içme ve kullanma suyu temin edilen yüzeysel sularla ilgili kirletme yasaklarına, 23. maddesinde denizlerle ilgili kirletme yasaklarına yer verilmiş, 25 ilâ 36. maddelerinde ise atıksuların boşaltım ilkeleri açıklanmıştır. Yine Yönetmeliğin 6. maddesinde alıcı su ortamını kirleten en önemli kaynaklar ve etkenler dokuz bent halinde örnekleme yoluyla sayılmış, sınırlayıcı bir belirleme yapılmamıştır. Buna göre; fekal atıklar, organik atıklar, kimyasal atıklar, aşırı üretim artışına neden olan besin maddelerinin alıcı ortamın dengesini bozacak şekilde aşırı boşaltımı, atık ısı, radyoaktif atıklar, deniz dibinden taranan malzeme, çamur, çöp ve hafriyat artıklarının ve benzeri atıkların boşaltımı, gemilerden kaynaklanan petrol türevli katı ve sıvı atıklar (sintine suyu, kirli balast, slaç, slop, yağ ve benzeri atıklar), Tehlikeli Maddelerin Su ve Çevresinde Neden Olduğu Kirliliğin Kontrolü Yönetmeliğinin eklerinde belirtilen maddeler, örnekleme yoluyla sayılmış kirletici unsurlardır. Yönetmeliğin “Tanımlar” kenar başlıklı 3. maddesinde alıcı ortam; “Atıksuların deşarj edildiği veya dolaylı olarak karıştığı göl, akarsu, kıyı ve deniz suları ile yeraltı suları gibi yakın veya uzak çevre” şeklinde tüm su kaynaklarını kapsayacak şekilde tanımlanmıştır. Aynı maddede atık “Her türlü üretim ve tüketim faaliyetleri sonunda, fiziksel, kimyasal ve bakteriyolojik özellikleriyle karıştıkları alıcı ortamların doğal bileşim ve özelliklerinin değişmesine yol açarak dolaylı veya doğrudan zararlara yol açabilen ve ortamın kullanım potansiyelini etkileyen katı, sıvı veya gaz halindeki maddelerle atık enerji”, atıksu ise “Evsel, endüstriyel, tarımsal ve diğer kullanımlar sonucunda kirlenmiş veya özellikleri kısmen veya tamamen değişmiş sular ile maden ocakları ve cevher hazırlama tesislerinden kaynaklanan sular ve yapılaşmış kaplamalı ve kaplamasız şehir bölgelerinden cadde, otopark ve benzeri alanlardan yağışların yüzey veya yüzeyaltı akışa dönüşmesi sonucunda gelen sular” şeklinde tarif edilmiştir. Suların korunması ile ilgili esasları düzenleyen Yönetmeliğin 4/j maddesinde belirtilen genel ilke, atıksuların arıtılmadan doğrudan alıcı ortama verilmemesidir. Keza “Alıcı Ortama Doğrudan Boşaltım Esasları” kenar başlıklı 26. maddenin (d) bendine göre “her türlü katı atık ve artıklarla, arıtma çamurları ve fosseptik çamurlarının alıcı su ortamlarına boşaltılması” da yasaktır. Alıcı ortam olan denizlerin korunması ile ilgili düzenlemelere gelince; Anılan Yönetmeliğin “Denizlerle İlgili Kirletme Yasakları” kenar başlıklı 23. maddesinde özetle; 6. maddede bahsedilen kirletici etkileri doğuran her türlü deniz ve kıyı suyu kullanımı ile boşaltımlar tamamen yasaklanmış veya izne bağlanmıştır. Hiç kimse gerekli izni almadıkça denizlere yasaklanmış veya izne tabi kılınmış maddeleri atamaz ve boşaltamaz. Gemilerden çöp, petrol ve petrol türevleri ile bunlarla bulaşık sintine suları, kirli balast suları, slaç, slop, yağ ve benzeri katı ve sıvı atıklar ile her türlü kargo artık ve atıklarının boşaltılması yasaktır. Öte yandan gemilerden evsel nitelikli atıksu boşaltımı, tüm gemiler için Denizlerin Gemiler Tarafından Kirletilmesinin Önlenmesine Ait Uluslararası Sözleşmenin (Marpol 73/78) Ek-IV hükümlerine tabidir. Hassas alan niteliğindeki koy ve körfezlerde, gemide arıtma cihazı olsa dahi gemilerden evsel nitelikli atıksu boşaltımı yapılamaz. Yüzme ve rekreasyon amacıyla kullanılan kıyı sularının kirlenmesinin önlenmesi için sahillerin kum bandı üzerinde veya burayı etkileyecek yakınlıkta inşa edilen fosseptiklerin sızdırmasız olması ve oluşan atıksuyun arıtma tesisi ya da kanalizasyon sistemine verilmesi gereklidir. Hafriyat artıkları, moloz, arıtma ve proses artığı çamurlar ve benzeri atıkların bertaraf amacıyla deniz ve kıyı sularına boşaltımı yasaktır. Yukarıda belirtildiği üzere denizlere deşarj izni bazı durumlarda atıksuyun arıtılmış olması koşuluna bağlanmıştır. Öte yandan atıksuyun arıtılmış su olduğunun kabul edilebilmesi için de, bunların Yönetmeliğin 31. maddesinde belirtilen 16 sektör bakımından Yönetmeliğin ekindeki tabloda gruplar halinde öngörülen limit deşarj değerlerine uygun olması gerekir. Aksi durumda atıksuyun tam olarak arıtıldığından, dolayısıyla deşarj edilme koşulunun gerçekleştiğinden bahsedilemez. Görüleceği üzere; açıklanan mevzuatla, çevrenin kirletilmesinin önlenmesi amaçlanmış, kişilere, temiz, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı sağlanması hedeflenmiştir. III – Yargılamaya Konu Olay Suç tarihinde, ... yetkililerince yapılan kontroller sırasında Tuzla Gemak Tersanesinde bulunan 8907888 IMO numaralı Humboldt Bay isimli geminin evsel atık su deşarj etmek suretiyle deniz kirliliğine sebebiyet verdiği, sanığın bu suretle çevreyi kasten kirlettiği iddia edilmiştir. Sanık savunmasında; “"Humboldt Bay gemisinin kaptanıyım. Lübnan bayrağı altında açılan bir gemi olup fakat idaresi Seatrade Groningen firmasına aittir. Soğuk ve dondurulmuş yüklerin taşımacılığı için kullanılan soğuk hava depolu bir gemidir. Geminin mürettebatı 17 kişiden farklı milletlerden oluşmaktadır. Gemi mühendisi makine odasının idaresi ile görevlidir. Dümenci güverte işleriyle, şef aşçı yemek işleriyle görevlidir. Görev dağılımı güvene bağlıdır. Ayrıca bazı şeyleri hakimiyet sağlamak amaçlı kendim kontrol etmekteyim. Makine veya sistemleri ile ilgili teknik bilgim olmadığından başmühendisi görevlendiriyorum. Geminin tersanede olmasının sebebi yangın hasarının olmasıydı. 06/01/2014 tarihinde rıhtımda değildik. Fakat kuru havuzun yanındaydık. İlk ifademi İngilizce olarak verdim. Ancak ilk tutanak Türkçe'ydi. Türk çevre polisi bahsedilen kirliliği görüp, örnekler aldığında ben gemide değildim. Kasım 2013 de Cezayir'den Türk tersanesine geldik. Türk sularına girmeden çevre kuralları içeren mailler aldık. Ev atıklarının denize dökülmesinin yasak olduğu konusunda, bunu başmühendis ile görüştüm. Önlemimizi alarak atık suları ballast tanklara gönderdik. Aynı zamanda bütün muslukları ve boruları kapattık. Gemimiz Uluslararası kanunlara uygunluk gösteriyor ancak Türk kanunlarına uygun donanıma sahip değildi. Marpol uluşlararası bir sertifikadır, su kirliliğini önlemeyi amaç ediniyor, beş yılda bir yenileniyor. Denetimciler gemiye geliyor. Sertifikanın onaylanması işlemi olaydan öncemi sonramı bilmiyorum. Kontrol sırasında kuru havuzda herhangi bir bir arızaya rastlanmadı. Çünkü biz kuru havuzun kenarında yatıyorduk. Bütün kapakçıkların sıkı bir şekilde kapatılıp kapatılmadığını, sızıntı olup olmadığını başmühendis ile kontrol ettik. Herhangi bir sızıntı görmedim. Yangın kirletme sebebi olamaz, atık su dökülen yerden daha farklı bir alanda meydana geldi, kasten atık su dökmedik. Gemi ve ya tersane personeli benim bilgim dışında musluklarla oynamış olabilir. Ben kesinlikle böyle bir talimat vermedim. Başmühendise kontrol edip etmediğini defalarca sözlü sordum. Birlikte güverteden bütün boruların kapalı olup olmadığını kontrol ettik. Herhangi bir sızıntı yoktu. Atık suyu dışarı atan borular sadece içerden kontrol edilir. Başmühendis kontrolleri yaptı. Herşeyin yolunda olduğunu söyledi. Atık su dökebilirsiniz diye bir talimat vermedim. Suyun aktığını görüp görmediğimi hatırlamıyorum. Bana video kaydı gösterdiler, kayıttan mı gördüm kendim mi gördüm hatırlamıyorum." şeklinde beyanda bulunmuştur. Yerel Mahkemece herhangi bir keşif işlemi icra edilmemiş, tutanak mümzileri dinlenmemiş, bilirkişi raporu temin edilmemiştir. Bu nedenlerle, tutanak mümzileri dinlenilerek,dosyanın, üniversitelerin ziraat fakültesi toprak bilimi, bitki besleme, çevre mühendisliği, su ürünleri, kimya mühendisliği bölümlerinde çalışan öğretim üyesi bilirkişilerden oluşacak heyete tevdi edilerek, atığın alıcı ortamı kirlettiği ya da kirletme ihtimali taşıyıp taşımadığı yönünden, yukarıda II numaralı kısımda açıklanan yönetmelikler ya da ekleriyle birebir ilişki kurulmak suretiyle Yargıtay denetimine imkân sağlayacak içerikte rapor alınıp, sanığa yüklenen eylemden kast ya da taksir şeklindeki kusurluluk türlerinden hangisinden sorumlu olduğu tartışılarak, sonucuna göre hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik kovuşturma ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması, IV – Sonuç ve Karar Açıklanan nedenlerle, katılan ... vekilinin temyiz iddiaları bu nedenle yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 05/10/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
4. Ceza Dairesi, 2020/12752 E., 2020/14685 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Türk Ceza Kanununun “çevreyi kasten kirletme” suçunu düzenleyen 181/1, “taksirle kirletme” suçunu düzenleyen 182/1 ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8. maddelerinde suçun unsuru olarak kabul edilen “çevreye zarar verecek şekilde” kavramı ise, “gerçekleşen somut bir zararı” değil, “zarar vermeye elverişliliği, zarar ihtimalini” anlatmaktadır.
4. Ceza Dairesi         2020/12752 E.  ,  2020/14685 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Çevrenin kasten kirletilmesi HÜKÜM : Beraat KARAR Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun ve kararın niteliği ile suç tarihine göre, dosya görüşüldü: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler, gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, I- Genel İlkeler: Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 56/1. maddesine göre herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında getirilen düzenleme ile de çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek gerek Devlete gerekse vatandaşlara ödev olarak yüklenmiştir. Anayasada yer alan bu ilkeler 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 3/a maddesinde de benzer biçimde düzenlenmiştir. Buna göre; gerçek ya da tüzel kişi olarak herkes, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevli olup, alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlüdür. Bu bağlamda, “kamu sağlığını ve çevreyi koruma” prensibi Türk Ceza Kanunu’nun birinci maddesinde Kanun’un amaçlarından birisi olarak öngörülmüş, ayrıca “sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı” başta bu Kanunun 181 ilâ 184. maddeleri olmak üzere, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nda ve diğer bir kısım mevzuatta koruma altına alınmış, çevreyi kirletme eylemi farklı suç ve kabahat türleri ile yaptırıma bağlanmıştır. Türk Ceza Kanununun 181. maddesinin birinci fıkrasında suç olarak düzenlenen atık veya artıklarla çevrenin kasten kirletilmesi fiili, kanunlarda belirtilen teknik usullere aykırı olarak, çevreye zarar verecek şekilde atık veya artıkların alıcı ortamlar olan toprak, su ve havaya kasten verilmesidir. Buna göre suç, atık veya artıkların teknik usullere aykırı olarak bir defa alıcı ortama verilmesiyle oluşacaktır. Fıkrada sözü edilen “ilgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırılık” hali; 2872 sayılı Çevre Kanunu, 2690 sayılı Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Kanunu, 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu, 3213 sayılı Maden Kanunu gibi kanunların, kapsadıkları alanlarla ilgili olarak “çevreyi kirletmeme” ilkesi gereğince çerçeve olarak benimsedikleri düzenlemelere dayanılarak oluşturulan yönetmeliklerde açıklanan ve somut olayın özelliklerine göre değerlendirilecek olan, arıtma, depolama, imha etme, taşıma, koruma, alıcı ortama verme, uzaklaştırma gibi hususlar bakımından öngörülen yükümlülüklere aykırı davranmayı ifade etmektedir. “Çevreyi kirletmeme” prensibi ise genel olarak 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun “Kirletme Yasağı” kenar başlıklı 8. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; “Her türlü atık ve artığı çevreye zarar verecek şekilde, ilgili yönetmeliklerde belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama vermek, depolamak, taşımak, uzaklaştırmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmak yasaktır. Kirlenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda ilgililer kirlenmeyi önlemekle, kirlenmenin meydana geldiği hallerde ise kirleten, kirlenmeyi durdurmak, kirlenmenin etkilerini gidermek veya azaltmak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.” Yine aynı Kanunun “Tanımlar” kenar başlıklı 2. maddesine göre atık, herhangi bir faaliyet sonucunda oluşan, çevreye atılan veya bırakılan her türlü madde, alıcı ortam ise hava, su, toprak ortamları ve bu ortamlarla ilişkili ekosistemlerdir. Mevzuatımızda tanımı bulunmayan “artık” ise; öğretideki düşüncelerden de yararlanılarak, bir maddenin tüketimi, kullanımı ya da harcanmasından sonra artan, geriye kalan kısım olarak tanımlanabilir. Türk Ceza Kanununun “çevreyi kasten kirletme” suçunu düzenleyen 181/1, “taksirle kirletme” suçunu düzenleyen 182/1 ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8. maddelerinde suçun unsuru olarak kabul edilen “çevreye zarar verecek şekilde” kavramı ise, “gerçekleşen somut bir zararı” değil, “zarar vermeye elverişliliği, zarar ihtimalini” anlatmaktadır. Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere atık veya artığın; kasten su, hava ve toprak şeklinde gruplandırılan alıcı ortama ya da bu ortamlarla ilişkili ekosistemlerden birine verilmesi ile suç oluşacaktır. Çevrenin kasten kirletilmesi, kanunda tehlike suçu olarak düzenlenmiştir. Zararın gerçekleşmesi, bu suçta unsur olmadığı gibi cezalandırma şartı da değildir. Öte yandan atık veya artıkların toprakta, suda veya havada kalıcı özellik göstermesi hali TCK'nın 181. maddesinin 3. fıkrasında, bunların insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek etkilerinin olması ise aynı maddenin 4. fıkrasında cezanın artırılmasını gerektiren nitelikli haller olarak düzenlenmiştir. II – Yargılamaya Konu Olayda Uygulanacak Mevzuat ve Düzenleyici İşlemler: 2872 sayılı Kanun’un 20. maddesinin (ı) ve (n) bentleri, denizler, içme ve kullanma suları (yapay ya da tabii göller, barajlar, akarsular, yer altı suları vs) ile içme ve kullanma suyu sağlama amacı dışındaki sular şeklinde üç grup su kaynağı belirlemiş, tanker, gemi ve diğer deniz araçlarının kirletme faaliyetleri ayrıca düzenlenerek, sular her türlü kirlenmeye karşı koruma altına alınmıştır. Öte yandan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8, 9, 11, 12, 15 ve 20. maddelerine dayanılarak “Ülkenin yeraltı ve yerüstü su kaynakları potansiyelinin korunması ve en iyi bir biçimde kullanımının sağlanması için, su kirlenmesinin önlenmesini sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu bir şekilde gerçekleştirmek üzere gerekli olan hukuki ve teknik esasları belirleme” amacıyla kabul edilmiştir. Bu Yönetmeliğin 16 ilâ 21. maddelerinde içme ve kullanma suyu temin edilen yüzeysel sularla ilgili kirletme yasaklarına, 23. maddesinde denizlerle ilgili kirletme yasaklarına yer verilmiş, 25 ilâ 36. maddelerinde ise atıksuların boşaltım ilkeleri açıklanmıştır. Yine Yönetmeliğin 6. maddesinde alıcı su ortamını kirleten en önemli kaynaklar ve etkenler dokuz bent halinde örnekleme yoluyla sayılmış, sınırlayıcı bir belirleme yapılmamıştır. Buna göre; fekal atıklar, organik atıklar, kimyasal atıklar, aşırı üretim artışına neden olan besin maddelerinin alıcı ortamın dengesini bozacak şekilde aşırı boşaltımı, atık ısı, radyoaktif atıklar, deniz dibinden taranan malzeme, çamur, çöp ve hafriyat artıklarının ve benzeri atıkların boşaltımı, gemilerden kaynaklanan petrol türevli katı ve sıvı atıklar (sintine suyu, kirli balast, slaç, slop, yağ ve benzeri atıklar), Tehlikeli Maddelerin Su ve Çevresinde Neden Olduğu Kirliliğin Kontrolü Yönetmeliğinin eklerinde belirtilen maddeler, örnekleme yoluyla sayılmış kirletici unsurlardır. Yönetmeliğin “Tanımlar” kenar başlıklı 3. maddesinde alıcı ortam; “Atıksuların deşarj edildiği veya dolaylı olarak karıştığı göl, akarsu, kıyı ve deniz suları ile yeraltı suları gibi yakın veya uzak çevre” şeklinde tüm su kaynaklarını kapsayacak şekilde tanımlanmıştır. Aynı maddede atık “Her türlü üretim ve tüketim faaliyetleri sonunda, fiziksel, kimyasal ve bakteriyolojik özellikleriyle karıştıkları alıcı ortamların doğal bileşim ve özelliklerinin değişmesine yol açarak dolaylı veya doğrudan zararlara yol açabilen ve ortamın kullanım potansiyelini etkileyen katı, sıvı veya gaz halindeki maddelerle atık enerji”, atıksu ise “Evsel, endüstriyel, tarımsal ve diğer kullanımlar sonucunda kirlenmiş veya özellikleri kısmen veya tamamen değişmiş sular ile maden ocakları ve cevher hazırlama tesislerinden kaynaklanan sular ve yapılaşmış kaplamalı ve kaplamasız şehir bölgelerinden cadde, otopark ve benzeri alanlardan yağışların yüzey veya yüzeyaltı akışa dönüşmesi sonucunda gelen sular” şeklinde tarif edilmiştir. Suların korunması ile ilgili esasları düzenleyen Yönetmeliğin 4/j maddesinde belirtilen genel ilke, atıksuların arıtılmadan doğrudan alıcı ortama verilmemesidir. Keza “Alıcı Ortama Doğrudan Boşaltım Esasları” kenar başlıklı 26. maddenin (d) bendine göre “her türlü katı atık ve artıklarla, arıtma çamurları ve fosseptik çamurlarının alıcı su ortamlarına boşaltılması” da yasaktır. Alıcı ortam olan denizlerin korunması ile ilgili düzenlemelere gelince; Anılan Yönetmeliğin “Denizlerle İlgili Kirletme Yasakları” kenar başlıklı 23. maddesinde özetle; 6. maddede bahsedilen kirletici etkileri doğuran her türlü deniz ve kıyı suyu kullanımı ile boşaltımlar tamamen yasaklanmış veya izne bağlanmıştır. Hiç kimse gerekli izni almadıkça denizlere yasaklanmış veya izne tabi kılınmış maddeleri atamaz ve boşaltamaz. Gemilerden çöp, petrol ve petrol türevleri ile bunlarla bulaşık sintine suları, kirli balast suları, slaç, slop, yağ ve benzeri katı ve sıvı atıklar ile her türlü kargo artık ve atıklarının boşaltılması yasaktır. Öte yandan gemilerden evsel nitelikli atıksu boşaltımı, tüm gemiler için Denizlerin Gemiler Tarafından Kirletilmesinin Önlenmesine Ait Uluslararası Sözleşmenin (Marpol 73/78) Ek-IV hükümlerine tabidir. Hassas alan niteliğindeki koy ve körfezlerde, gemide arıtma cihazı olsa dahi gemilerden evsel nitelikli atıksu boşaltımı yapılamaz. Yüzme ve rekreasyon amacıyla kullanılan kıyı sularının kirlenmesinin önlenmesi için sahillerin kum bandı üzerinde veya burayı etkileyecek yakınlıkta inşa edilen fosseptiklerin sızdırmasız olması ve oluşan atıksuyun arıtma tesisi ya da kanalizasyon sistemine verilmesi gereklidir. Hafriyat artıkları, moloz, arıtma ve proses artığı çamurlar ve benzeri atıkların bertaraf amacıyla deniz ve kıyı sularına boşaltımı yasaktır. Yukarıda belirtildiği üzere denizlere deşarj izni bazı durumlarda atıksuyun arıtılmış olması koşuluna bağlanmıştır. Öte yandan atıksuyun arıtılmış su olduğunun kabul edilebilmesi için de, bunların Yönetmeliğin 31. maddesinde belirtilen 16 sektör bakımından Yönetmeliğin ekindeki tabloda gruplar halinde öngörülen limit deşarj değerlerine uygun olması gerekir. Aksi durumda atıksuyun tam olarak arıtıldığından, dolayısıyla deşarj edilme koşulunun gerçekleştiğinden bahsedilemez. Görüleceği üzere; açıklanan mevzuatla, çevrenin kirletilmesinin önlenmesi amaçlanmış, kişilere, temiz, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı sağlanması hedeflenmiştir. III - Yargılamaya Konu Olay: 1-1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu'nun 24/B maddesi ve tebliğin 10/C maddesine göre kara sularımızda sahilden itibaren 3 mil içerisinde trol faaliyeti yasaklanmasına rağmen, sevk ve idaresindeki ... isimli balık teknesinde bulunan nakliye gemisi kaptanı olan ...’in Sahil Güvenlik Komutanlığına ait denetimler sırasında tim görevlilerini farkeden sanığın trol ağlarını keserek denize katı atık madde bırakmak suretiyle, denize katı atık atıp kirlilik yarattığı, bu suretle sanığın çevrenin kasten kirletilmesi suçunu işlediği iddiasıyla dava açıldığı anlaşılmıştır. Sanık mahkemece alınan savunmasında, atılı suçlamayı kabul etmediği, trol ağlarını denize atmadığını beyan etmiştir. Dosyada dinlenilen tutanak tanığı,... “... Ben suç tarihinde TCSG 25 sahil güvenlik botunda çalışıyordum. Sanığın kaptanı olduğu ... isimli gemiyi Kadıköy Moda açıklarında denize trol ağı atmış balık avcılığı yapar halde uzaktan gördük. Ancak kendisinin yanında gözcü olduğundan bizim tekneyi tanıdıklarından bizim uzaktan geldiğimizi farkedince denize attıkları trol ağının halatını kesip denize bıraktılar. Biz görüntüyü yaklaşınca çekebildiğimiz için bu durumu görüntüye kaydedemedik. Ayrıca; aynı şekilde avlananlar genelde trol ağı yasağı ve yakalanmaları halinde yüksek miktarda ceza aldıklarından trol ağının halatını kesip denize bırakmak suretiyle suç delilini karartma yoluna gidiyorlar. ayrıca başka bir tarihte sanığın Samatya açıklarında da benzer şekilde trol ağı ile avcılık yaptığının ve trol ağı halatını kesip denize bıraktığını tespit etmiştik benim bilgim bundan ibarettir" şeklinde beyanda bulunmuştur. Temin edilen olay tutanağı ve tutanak tanığı...’nın beyanları ile, sanığın trol ağlarını alıcı ortam olan denize doğrudan bırakması suretiyle 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8, 20, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin 4/j ve 23. maddelerine aykırı davranarak deniz kirliliğine neden olduğu sabit olup, tanık beyanına beyanına neden itibar edilmediği açıklanıp tartışılmadan yetersiz gerekçe ile sanığın beraatine karar verilmesi hukuka aykırıdır. 2- 1 no.lu bozma nedenine uyulması halinde yapılacak değerlendirme de ise, 17/10/2019 gün ve 7188 sayılı Kanun'un 24. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 251. maddesinde Basit Yargılama Usulü düzenlenmiştir. Ancak bu düzenlemenin uygulanmasıyla ilgili olarak, 7188 sayılı Kanun'un 31. maddesiyle, 5271 sayılı CMK'ya eklenen geçici 5. maddenin (d) bendi ile; "01/01/2020 tarihi itibariyle kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz" hükmü getirilmiştir. Konuyu somut norm denetimi yoluyla inceleyen Anayasa Mahkemesi (25/06/2020, 2020/16, 2020/33; R.G. 19/08/2020, Sayı:31218), sözü geçen geçici 5/d maddesindeki hükmün, "kovuşturma evresine geçilmiş" ibaresinin aynı bentte yer alan, "basit yargılama usulü" yönünden Anayasa'nın 38. maddesine aykırı görerek iptaline karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi kararında, hükme bağlanmış dosyalarla ilgili iptale karar verilmemiş ise de, 5271 sayılı Kanun'un 2/1-(f) maddesince hükme bağlanmış dosyalarla ilgili olarak kovuşturma evresinin kesinleşmeye kadar devam etmesi ve aynı Yasanın 251/3. maddesi gereği mahkumiyet hükmü verildiği takdirde sonuç cezadan dörtte bir indirim öngörülmesi, bu durumunda temyiz incelemesi devam eden dosyalar bakımından lehe düzenleme getirmesi karşısında, Anayasa Mahkemesinin iptal kararında; sanık lehine getirilen, yeni düzenlemenin 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesi gereğince, 5271 sayılı CMK’ya eklenen geçici 5. maddesiyle "kovuşturma evresine geçilmiş" dosyalar bakımından uygulanması gerektiğine işaret edildiğinden, temyiz incelemesi yapılan ve 5271 sayılı CMK'nın 251/1. maddesi kapsamına giren suçlar yönünden; Anayasa'nın 38. maddesi ile 5237 sayılı TCK'nın 7 ve 5271 sayılı CMK'nın 251 vd. maddeleri gereğince yeniden değerlendirme yapılması zorunluluğu, Bozmayı gerektirdiğinden, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin temyiz nedenleri yerinde görülmekle, tebliğnameye aykırı olarak, HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 02/11/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
18. Ceza Dairesi, 2018/3283 E., 2018/7665 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Türk Ceza Kanununun “çevreyi kasten kirletme” suçunu düzenleyen 181/1, “taksirle kirletme” suçunu düzenleyen 182/1 ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8. maddelerinde suçun unsuru olarak kabul edilen “çevreye zarar verecek şekilde” kavramı ise, “gerçekleşen somut bir zararı” değil, “zarar vermeye elverişliliği, zarar ihtimalini” anlatmaktadır.
18. Ceza Dairesi         2018/3283 E.  ,  2018/7665 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Çevrenin kasten kirletilmesi HÜKÜM : Mahkumiyet KARAR Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; I- Genel İlkeler: Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 56/1. maddesine göre herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında getirilen düzenleme ile de çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek gerek Devlete gerekse vatandaşlara ödev olarak yüklenmiştir. Anayasada yer alan bu ilkeler 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 3/a maddesinde de benzer biçimde düzenlenmiştir. Buna göre; gerçek ya da tüzel kişi olarak herkes, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevli olup, alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlüdür. Bu bağlamda, “kamu sağlığını ve çevreyi koruma” prensibi Türk Ceza Kanunu’nun birinci maddesinde Kanun’un amaçlarından birisi olarak öngörülmüş, ayrıca “sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı” başta bu Kanunun 181 ilâ 184. maddeleri olmak üzere, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nda ve diğer bir kısım mevzuatta koruma altına alınmış, çevreyi kirletme eylemi farklı suç ve kabahat türleri ile yaptırıma bağlanmıştır. Türk Ceza Kanununun 181. maddesinin birinci fıkrasında suç olarak düzenlenen atık veya artıklarla çevrenin kasten kirletilmesi fiili, kanunlarda belirtilen teknik usullere aykırı olarak, çevreye zarar verecek şekilde atık veya artıkların alıcı ortamlar olan toprak, su ve havaya kasten verilmesidir. Buna göre suç, atık veya artıkların teknik usullere aykırı olarak bir defa alıcı ortama verilmesiyle oluşacaktır. Fıkrada sözü edilen “ilgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırılık” hali; 2872 sayılı Çevre Kanunu, 2690 sayılı Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Kanunu, 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu, 3213 sayılı Maden Kanunu gibi kanunların, kapsadıkları alanlarla ilgili olarak “çevreyi kirletmeme” ilkesi gereğince çerçeve olarak benimsedikleri düzenlemelere dayanılarak oluşturulan yönetmeliklerde açıklanan ve somut olayın özelliklerine göre değerlendirilecek olan, arıtma, depolama, imha etme, taşıma, koruma, alıcı ortama verme, uzaklaştırma gibi hususlar bakımından öngörülen yükümlülüklere aykırı davranmayı ifade etmektedir. “Çevreyi kirletmeme” prensibi ise genel olarak 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun “Kirletme Yasağı” kenar başlıklı 8. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; “Her türlü atık ve artığı çevreye zarar verecek şekilde, ilgili yönetmeliklerde belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama vermek, depolamak, taşımak, uzaklaştırmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmak yasaktır. Kirlenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda ilgililer kirlenmeyi önlemekle, kirlenmenin meydana geldiği hallerde ise kirleten, kirlenmeyi durdurmak, kirlenmenin etkilerini gidermek veya azaltmak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.” Yine aynı Kanunun “Tanımlar” kenar başlıklı 2. maddesine göre atık, herhangi bir faaliyet sonucunda oluşan, çevreye atılan veya bırakılan her türlü madde, alıcı ortam ise hava, su, toprak ortamları ve bu ortamlarla ilişkili ekosistemlerdir. Mevzuatımızda tanımı bulunmayan “artık” ise; öğretideki düşüncelerden de yararlanılarak, bir maddenin tüketimi, kullanımı ya da harcanmasından sonra artan, geriye kalan kısım olarak tanımlanabilir. Türk Ceza Kanununun “çevreyi kasten kirletme” suçunu düzenleyen 181/1, “taksirle kirletme” suçunu düzenleyen 182/1 ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8. maddelerinde suçun unsuru olarak kabul edilen “çevreye zarar verecek şekilde” kavramı ise, “gerçekleşen somut bir zararı” değil, “zarar vermeye elverişliliği, zarar ihtimalini” anlatmaktadır. Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere atık veya artığın; kasten su, hava ve toprak şeklinde gruplandırılan alıcı ortama ya da bu ortamlarla ilişkili ekosistemlerden birine verilmesi ile suç oluşacaktır. Çevrenin kasten kirletilmesi, kanunda tehlike suçu olarak düzenlenmiştir. Zararın gerçekleşmesi, bu suçta unsur olmadığı gibi cezalandırma şartı da değildir. Öte yandan atık veya artıkların toprakta, suda veya havada kalıcı özellik göstermesi hali TCK'nın 181. maddesinin 3. fıkrasında, bunların insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek etkilerinin olması ise aynı maddenin 4. fıkrasında cezanın artırılmasını gerektiren nitelikli haller olarak düzenlenmiştir. II – Yargılamaya Konu Olayda Uygulanacak Mevzuat ve Düzenleyici İşlemler: 2872 sayılı Kanun’un 20. maddesinin (ı) ve (n) bentlerinde, denizler, içme ve kullanma suları (yapay ya da tabii göller, barajlar, akarsular, yer altı suları vs) ile içme ve kullanma suyu sağlama amacı dışındaki sular şeklinde üç grup su kaynağı belirlenmiş, tanker, gemi ve diğer deniz araçlarının kirletme faaliyetleri ayrıca düzenlenerek, sular her türlü kirlenmeye karşı koruma altına alınmıştır. Öte yandan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8, 9, 11, 12, 15 ve 20. maddelerine dayanılarak “Ülkenin yeraltı ve yerüstü su kaynakları potansiyelinin korunması ve en iyi bir biçimde kullanımının sağlanması için, su kirlenmesinin önlenmesini sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu bir şekilde gerçekleştirmek üzere gerekli olan hukuki ve teknik esasları belirleme” amacıyla kabul edilmiştir. Bu Yönetmeliğin 16 ilâ 21. maddelerinde içme ve kullanma suyu temin edilen yüzeysel sularla ilgili kirletme yasaklarına, 23. maddesinde denizlerle ilgili kirletme yasaklarına yer verilmiş, 25 ilâ 36. maddelerinde ise atıksuların boşaltım ilkeleri açıklanmıştır. Yine Yönetmeliğin 6. maddesinde alıcı su ortamını kirleten en önemli kaynaklar ve etkenler dokuz bent halinde örnekleme yoluyla sayılmış, sınırlayıcı bir belirleme yapılmamıştır. Buna göre, fekal atıklar, organik atıklar, kimyasal atıklar, aşırı üretim artışına neden olan besin maddelerinin alıcı ortamın dengesini bozacak şekilde aşırı boşaltımı, atık ısı, radyoaktif atıklar, deniz dibinden taranan malzeme, çamur, çöp ve hafriyat artıklarının ve benzeri atıkların boşaltımı, gemilerden kaynaklanan petrol türevli katı ve sıvı atıklar (sintine suyu, kirli balast, slaç, slop, yağ ve benzeri atıklar), Tehlikeli Maddelerin Su ve Çevresinde Neden Olduğu Kirliliğin Kontrolü Yönetmeliğinin eklerinde belirtilen maddeler, örnekleme yoluyla sayılmış kirletici unsurlardır. Yönetmeliğin “Tanımlar” kenar başlıklı 3. maddesinde alıcı ortam; “Atıksuların deşarj edildiği veya dolaylı olarak karıştığı göl, akarsu, kıyı ve deniz suları ile yeraltı suları gibi yakın veya uzak çevre” şeklinde tüm su kaynaklarını kapsayacak şekilde tanımlanmıştır. Aynı maddede atık; “Her türlü üretim ve tüketim faaliyetleri sonunda, fiziksel, kimyasal ve bakteriyolojik özellikleriyle karıştıkları alıcı ortamların doğal bileşim ve özelliklerinin değişmesine yol açarak dolaylı veya doğrudan zararlara yol açabilen ve ortamın kullanım potansiyelini etkileyen katı, sıvı veya gaz halindeki maddelerle atık enerji”, atıksu ise “Evsel, endüstriyel, tarımsal ve diğer kullanımlar sonucunda kirlenmiş veya özellikleri kısmen veya tamamen değişmiş sular ile maden ocakları ve cevher hazırlama tesislerinden kaynaklanan sular ve yapılaşmış kaplamalı ve kaplamasız şehir bölgelerinden cadde, otopark ve benzeri alanlardan yağışların yüzey veya yüzeyaltı akışa dönüşmesi sonucunda gelen sular” şeklinde tarif edilmiştir. Suların korunması ile ilgili esasları düzenleyen Yönetmeliğin 4/j maddesinde belirtilen genel ilke, atıksuların arıtılmadan doğrudan alıcı ortama verilmemesidir. Keza Yönetmeliğin 16/a-b bentlerinde arıtılsa dahi atıksular ile her türlü atık ve artığın içme ve kullanma sularına deşarjına izin verilemeyeceği açıkça belirtilmiştir. 21. maddesinde de, içme ve kullanma suyu temini dışındaki amaçlarla yapılmış göllere, göletlere ve set çekmek suretiyle biriktirilmiş sulara arıtılmamış evsel ve endüstriyel nitelikli atıksuların verilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Yine “Alıcı Ortama Doğrudan Boşaltım Esasları” kenar başlıklı 26. maddenin (d) bendinde ise “her türlü katı atık ve artıklarla, arıtma çamurları ve fosseptik çamurlarının alıcı su ortamlarına boşaltılması” yasaklanmıştır. Burada önemle vurgulanması gereken husus şudur; Yönetmeliğin 21/1. maddesinde sözü edilen içme ve kullanma amacı dışındaki sulara deşarj izni, arıtılmış olma koşuluna bağlanmıştır. Atıksuyun arıtılmış su olduğunu kabul etmek için de, bunların Yönetmeliğin 31. maddesi ile ekinde 16 grup halinde belirlenerek tablolar halinde gösterilen sektör kapsamındaki tesis tipi için kabul edilen limit deşarj değerlerine uygun olması gerekir. Aksi durumda atıksuyun tam olarak arıtıldığından, içme ve kullanma amacı dışındaki sulara deşarj edilme koşulunu sağladığından bahsedilemez. Özetle; içme ve kullanma sularına arıtılmış olsa dahi her türlü atık ve artığın deşarjı yasaklanmış, içme ve kullanma dışındaki sulara deşarj, arıtılmış olma koşuluna bağlanmış, atıksuyun arıtılmış olma ölçütü de, atıksuyun oluşum kaynağı dikkate alınarak Yönetmeliğin ekindeki sektörlere göre limit değerlerle ifade edilmiştir. Görüleceği üzere; açıklanan mevzuatla, çevrenin kirletilmesinin önlenmesi amaçlanmış, kişilere, temiz, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı sağlanması hedeflenmiştir. III - Yargılamaya Konu Olay Sanığa ait ... Köyünde bulunan ... Süt Mamülleri San. ve Tic. Ltd. Şti isimli peynir üretim tesislerinden kaynaklanan atık suların herhangi bir arıtma işlemi yapılmadan tesislere yaklaşık 250 metre uzaklıkta bulunan ve Evciler Köyü içerisinden geçen akarsuya borular yoluyla deşarj edildiği , suç tarihinde bu boruların bir tanesinin patlaması sonucu atıksuların mağdur ...’a ait Kibele Balık Tesislerinde bulunan canlı balık havuzuna karıştığı , atık suların canlı balık havuzuna karışması sonucu havuzda balık ölümlerinin yaşandığı , mağdur ...’ın... Jandarma Karakol Komutanlığında verdiği 26/05/2013 tarihli ifadesinde olay nedeniyle uğradığı maddi zarara ilişkin olarak şikayetçi olmadığını beyan ettiği , ... teknik ekipleri tarafından 31/05/2013 tarihinde...Süt Mamülleri San. Ve Tic. Ltd. Şti isimli peynir üretim tesislerinde yapılan denetim sırasında atıksuların akarsuya deşarj edildiği noktadan numune alınarak... Çevre Ölçüm ve Analiz İş Sağlığı ve Güvenliği Jeoloji Madencilik İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. firmasına ait laboratuvarda Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği Tablo 5.3’e göre analiz yaptırıldığı , analizler sonucu söz konusu firmaya ait penir üretim tesisinden kaynaklanan atıksu numunesinde yağ-gres parametresinin ve kimyasal oksijen ihtiyacı paremetresinin olması gereken değerlerden fazla olduğunun tespit edildiği , bu nedenle bahse konu işletmenin standartların üstünde olan atıksularını alıcı ortama doğrudan vermek suretiyle çevre kirliliğine neden olduğunun tespit edildiği , firma hakkında 40.636,00 TL idari para cezası uygulandığı , savcılık tarafından olay yerinde yapılan 19/09/2013 tarihli keşif sonucu düzenlenen 02/10/2013 havale tarihli bilirkişi raporunda özetle ; olayda çevre kirliliğinin kasten yapıldığına dair emarelerin bulunduğu , atıksuların toprakta, suda veya havada kalıcı özellik göstermediği , atıksuların insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek niteliklere sahip olmadığı hususlarına yer verildiği, bilirkişi raporunun dosya kapsamı ile uyumlu olduğu ,sanığın savunmasında özetle ; peynir üretimi yapılan ... Süt Mamülleri San. Ve Tic. Ltd. Şti’nin sahibi olduğunu , peynir üretimi neticesinde ortaya çıkan peynir sularını depoda biriktirip Ezine İlçesi ile Bayramiç İlçesi arasında bulunan ... şirketine verdiğini , bulaşık sularının ise dereye aktığını , bu suların bir zararının bulunmadığını , dereye giden boruların bir tanesi kırılınca hemen aşağıda bulunan mağdur ...’a ait tesise bu suların aktığını ,mağdur ...’ın zararını karşılayacağını , doğayı hiçbir şekilde kirletmediğini beyan ettiği ancak soruşturma dosyası kapsamında toplanan ve yukarıda izahı yapılan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde sanık hakkında çevrenin kasten kirletilmesi suçundan dava açıldığı görülmektedir. Sanık mahkeme aşamasındaki savunmasında; ""Çevriye kasten kirlettiğimi düşünmüyorum. Dereye borularla atık su akıtılması taksirli bir olaydır. Bizden tarım il müdürlüğü işletmemiz için arıtma tesisi istemedi. Biz atık suyu köyün kanalizasyon şebekesine kadar getirdik. Kanalizasyon bozuk olduğuiçin atık su çaya akmıştır. Boru patlaması isekaza ile olmuştur, mağdurun zararını ödemek istedik ancak bunu almadı. Şu anda arıtma tesesini kuruyoruz, tanıklar ... ve ... şu anda Balıkesir ili Gönen ilçesi Hafızhüseyinbey köyünde ikamet ederler.Öncelikle beraatıma karar verilmesini, mahkeme aksi kanaatte ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını istiyorum.Olay kaza ile olmuştur. İşçilerin yapım hatasından kaynaklanmıştır. Kasıtlı hareket yoktur. Bilirkişi raporunda suyun çevreye zarar vermediği belirtilmiştir. Ben gerekli tedbirleri aldım. Çevre İl Müdürlüğü bu olay nedeniyle bana ceza uygulamıştır. Beraatime karar verilsin.Şu anda çevreye zarar vermiyorum. Katılanın bana şahsi husumeti vardır. Kendisi beni tehdit etmiştir ve Savcılığa bu konu ile ilgili şikayetim oldu. Kendisinin borularımı kasıtlı olarak kırdığı konusunda duyumlar alıyorum." şeklinde beyanda bulunmuştur. Dosya içerisinde mevcut 26.05.2013 tarihli olay yeri tespit tutanağının incelenmesinde; 26.05.2013 günü saat 15:00'da Evciler köyünde bulunan ...'a ait Kibele balık havuzları tesisine gidildiği, ...'a ait balık havuzlarını besleyen su kanalında yapılan incelemede fotoğraflarda görüldüğü üzere beyaz renkli sıvıların olduğu görüldüğü, yapılan incelemede bu sıvıların ...'a ait tesisin hemen üst tarafında bulunan ...'a ait peynir fabrikasından çıkan borulardan sızdığının görüldüğü, belirtilen boruların etrafında ise o anda çatlak olan olan boruları tamir eden ... ve ... isimli şahıslara rastlanıldığı, ...'a ait kirletildiği iddia edilen 2 adet havuzda yapılan incelemede, balık havuzlarının içinde fotoğraflarda görüldüğü üzere beyaz renkli sıvıların olduğu, su yüzeyinde ölü balıklara rastlanılmadığı, ... isimli şahsa veteriner ekibinin inceleme yapacak olması sebebiyle, su altında ölü balıkların bulunabileceği ihtimali değerlendirilerek havuz içerisine kesinlikle girmemesi ve ölü bulunabilecek balıkları hiçbir şekilde dışarı çıkartmaması konusunda yazılı olarak uyarıldığı, daha sonra HAK peynir fabrikasından çıkan fotoğraflarda ve krokide belirtilen borunun Evciler köyü deresine aktığı iddia belirtilen noktaya gelindiğinde boru etrafında ve dere içerisinde herhangi bir kirli suya rastlanılmadığı bildirilmiştir. Soruşturma aşamasında suça konu yerde keşif yapılmış, yapılan keşif sonucu dosyaya sunulan Çevre Mühendisi Bilirkişisi raporunda; süt fabrikası atıkları arasında en önemli kirleticilerden birinin peynir üretiminin yan ürünü olan peynir altı suyu(pas) olduğu, yüksek organik yük içeren peynir altı suyu nehirlere ve toprağa verilmekte ve buralarda çevre kirliliğine yol açmakta olduğu, somut olayda sanığa ait... Süt Mamülleri San. ve Tic. Ltd. Şti. firmasından firmanın bulunduğu konuma yaklaşık 200 m uzaklaıktaki bir noktadan söz konusu şirketin deşarj işlemi yaptığı, deşarj esnasında borunun patlaması sonucu ...'a ait canlı balık havuzuna atık suların karıştığı ve bu sebeple havuzda bir kaç balığın öldüğü, söz konusu şirket tesisinde yapılan incelemede peynir üretimi sonucu atık su olarak peynir altı suyu, peynir suyu ve yıkama suyunun oluştuğu, bunların borular vasıtasıyla Evciler köyü içerisinden geçen akarsuya deşarj edildiği, bu suretle sanığın çevre kirliliğini kasten kirletmesi konusunda emarelerin bulunduğu, oluşan bu kirliliğin kalıcı nitelikte olmadığı, bu kirlilik sebebiyle insan ve hayvanlarda tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasında, üreme yeteneğinin körelmesine neden olmadığının belirtildiği görülmüştür. Ayrıca hazırlık aşamasında yapılan keşifte bilirkişi tarafından çekilen fotoğrafta dereye boru vasıtasıyla doğrudan sıvı atıldığı görülmüştür. Tüm dosya kapsamına göre, yargılamaya konu atıkların doğrudan alıcı ortam olan suya verilmesi nedeniyle, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği’nin 4/j, 16/a-b maddelerine aykırı davranılarak çevrenin kirletildiği sonucuna varılmıştır. IV – Sonuç ve Karar Sanığa yükletilen çevrenin kasten kirletilmesi eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, Anlaşılmış ve ileri sürülen başkaca temyiz nedenleri yerinde görülmediği gibi hükmü etkileyecek oranda hukuka aykırılığa da rastlanmamıştır. Ancak, TCK'nın 53/1-b maddesinde yer alan hak yoksunluğunun, uygulanmasına ilişkin hükmün, Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarih ve 2014/140 esas, 2015/85 sayılı kararıyla iptal edilmesi nedeniyle uygulanma olanağının ortadan kalkmış olması, Bozmayı gerektirmiş, sanık ... müdafiinin temyiz iddiaları bu nedenle yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak hükmün BOZULMASINA, ancak; bu aykırılık, yeniden duruşma yapılmasına gerek olmaksızın düzeltilebilir nitelikte olduğundan, 5320 sayılı Yasanın 8/1. madde ve fıkrası aracılığıyla 1412 sayılı CMUK'nın 322. maddesi uyarınca hüküm fıkrasından TCK'nın 53/1-b maddesinde yer alan hak yoksunluklarının uygulanmasına ilişkin kısımların çıkartılması biçiminde HÜKMÜN DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 21.05.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
18. Ceza Dairesi, 2016/13661 E., 2017/4864 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Türk Ceza Kanununun “çevreyi kasten kirletme” suçunu düzenleyen 181/1, “taksirle kirletme” suçunu düzenleyen 182/1 ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8. maddelerinde suçun unsuru olarak kabul edilen “çevreye zarar verecek şekilde” kavramı ise, “gerçekleşen somut bir zararı” değil, “zarar vermeye elverişliliği, zarar ihtimalini” anlatmaktadır.
18. Ceza Dairesi         2016/13661 E.  ,  2017/4864 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇLAR : Çevrenin kasten kirletilmesi, iftira HÜKÜMLER : Beraat KARAR Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü: 1-) Müştekiler , ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...’nun çevrenin kasten kirletilmesi ve iftira suçlarına yönelik temyiz istemi ile katılanlar İzmir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, Ege Çevre ve Kültür Platformu Derneği, ..., , ...’in iftira suçu açısından temyizinde, doğrudan doğruya zarar görmedikleri ve bu nedenle davaya katılma hakkı bulunmadığından, Kanun yoluna başvurmak hak ve yetkisi bulunmadıkları anlaşıldığından, 5320 sayılı Kanunun 8/1 ve 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddeleri uyarınca çevrenin kasten kirletilmesi ve iftira suçları açısından müştekiler Yeşiller Sol ve Gelecek Partisi vekili, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... vekilinin ile iftira suçu açısından katılanlar İzmir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, Ege Çevre ve Kültür Platformu Derneği, ..., , ...’in tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİNE, 2-) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında çevrenin kasten kirletilmesi suçundan kurulan hükümlerin temyizine gelince; Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; I- Genel İlkeler: Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 56/1. maddesine göre herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında getirilen düzenleme ile de çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek gerek Devlete gerekse vatandaşlara ödev olarak yüklenmiştir. Anayasada yer alan bu ilkeler 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 3/a maddesinde de benzer biçimde düzenlenmiştir. Buna göre; gerçek ya da tüzel kişi olarak herkes, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevli olup, alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlüdür. Bu bağlamda, “kamu sağlığını ve çevreyi koruma” prensibi Türk Ceza Kanunu’nun birinci maddesinde Kanun’un amaçlarından birisi olarak öngörülmüş, ayrıca “sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı” başta bu Kanunun 181 ilâ 184. maddeleri olmak üzere, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nda ve diğer bir kısım mevzuatta koruma altına alınmış, çevreyi kirletme eylemi farklı suç ve kabahat türleri ile yaptırıma bağlanmıştır. Türk Ceza Kanununun 181. maddesinin birinci fıkrasında suç olarak düzenlenen atık veya artıklarla çevrenin kasten kirletilmesi fiili, kanunlarda belirtilen teknik usullere aykırı olarak, çevreye zarar verecek şekilde atık veya artıkların alıcı ortamlar olan toprak, su ve havaya kasten verilmesidir. Buna göre suç, atık veya artıkların teknik usullere aykırı olarak bir defa alıcı ortama verilmesiyle oluşacaktır. Fıkrada sözü edilen “ilgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırılık” hali; 2872 sayılı Çevre Kanunu, 2690 sayılı Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Kanunu, 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanunu, 3213 sayılı Maden Kanunu gibi kanunların, kapsadıkları alanlarla ilgili olarak “çevreyi kirletmeme” ilkesi gereğince çerçeve olarak benimsedikleri düzenlemelere dayanılarak oluşturulan yönetmeliklerde açıklanan ve somut olayın özelliklerine göre değerlendirilecek olan, arıtma, depolama, imha etme, taşıma, koruma, alıcı ortama verme, uzaklaştırma gibi hususlar bakımından öngörülen yükümlülüklere aykırı davranmayı ifade etmektedir. “Çevreyi kirletmeme” prensibi ise genel olarak 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun “Kirletme Yasağı” kenar başlıklı 8. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; “Her türlü atık ve artığı çevreye zarar verecek şekilde, ilgili yönetmeliklerde belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama vermek, depolamak, taşımak, uzaklaştırmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmak yasaktır. Kirlenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda ilgililer kirlenmeyi önlemekle, kirlenmenin meydana geldiği hallerde ise kirleten, kirlenmeyi durdurmak, kirlenmenin etkilerini gidermek veya azaltmak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.” Yine aynı Kanunun “Tanımlar” kenar başlıklı 2. maddesine göre atık, herhangi bir faaliyet sonucunda oluşan, çevreye atılan veya bırakılan her türlü madde, alıcı ortam ise hava, su, toprak ortamları ve bu ortamlarla ilişkili ekosistemlerdir. Mevzuatımızda tanımı bulunmayan “artık” ise; öğretideki düşüncelerden de yararlanılarak, bir maddenin tüketimi, kullanımı ya da harcanmasından sonra artan, geriye kalan kısım olarak tanımlanabilir. Türk Ceza Kanununun “çevreyi kasten kirletme” suçunu düzenleyen 181/1, “taksirle kirletme” suçunu düzenleyen 182/1 ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8. maddelerinde suçun unsuru olarak kabul edilen “çevreye zarar verecek şekilde” kavramı ise, “gerçekleşen somut bir zararı” değil, “zarar vermeye elverişliliği, zarar ihtimalini” anlatmaktadır. Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere atık veya artığın; kasten su, hava ve toprak şeklinde gruplandırılan alıcı ortama ya da bu ortamlarla ilişkili ekosistemlerden birine verilmesi ile suç oluşacaktır. Çevrenin kasten kirletilmesi, kanunda tehlike suçu olarak düzenlenmiştir. Zararın gerçekleşmesi, bu suçta unsur olmadığı gibi cezalandırma şartı da değildir. Öte yandan atık veya artıkların toprakta, suda veya havada kalıcı özellik göstermesi hali TCK'nın 181. maddesinin 3. fıkrasında, bunların insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek etkilerinin olması ise aynı maddenin 4. fıkrasında cezanın artırılmasını gerektiren nitelikli haller olarak düzenlenmiştir. II – Yargılamaya Konu Olayda Uygulanacak Mevzuat ve Düzenleyici İşlemler: 2872 sayılı Kanunun ek 1/a maddesi “Toprağın korunmasına ve kirliliğinin önlenmesine, giderilmesine ilişkin usûl ve esaslar ilgili kuruluşların görüşleri alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir” hükmünü içermektedir. Aynı Kanun’un 20. maddesinin (j) bendine göre Kanunda ve yönetmelikte öngörülen yasaklara veya standartlara aykırı olarak veya gerekli önlemleri almadan atıkları toprağa vermek yaptırım gerektiren bir eylem olarak tanımlanmıştır. Alıcı ortam olan toprağın kirlenmesinin önlenmesi, kirliliğin giderilmesi, arıtma çamurlarının ve kompostun toprakta kullanımında gerekli tedbirlerin alınması esaslarını sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu bir şekilde ortaya koymak amacıyla önce 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8. maddesine istinaden 31.05.2005 tarihli Toprak Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği hazırlanarak yürürlüğe konulmuştur. 08.06.2010 tarihinde ise aynı amaçlar için bu kez 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun ek 1/a maddesine dayanılarak Toprak Kirliliğinin Kontrolü ve Noktasal Kaynaklı Kirlenmiş Sahalara Dair Yönetmelik kabul edilerek uygulamaya konulmuş ve 2005 tarihli Yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır. 2005 tarihli Yönetmeliğin 7/a, 2010 tarihli Yönetmeliğin ise 6/b maddesiyle, genel ilke olarak her türlü atık ve artığın, Çevre Kanunu ve ilgili mevzuatta belirlenen standart ve yöntemlere aykırı olarak ve toprağa zarar verecek şekilde, doğrudan veya dolaylı biçimde toprağa verilmesi, depolanması gibi faaliyetlerde bulunmak yasaklanmıştır. Her iki Yönetmelik de, “Tanımlar” kenar başlıklı 4. maddelerinde atık tanımı yapmak suretiyle, toprağı kirleten ya da kirletme ihtimali bulunan atıkların neler olduğunu belirlemiştir. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, bu iki Yönetmeliğin, atıkların çeşitlendirilmesi ve sınıflandırılmasına ilişkin düzenlemelerinde farklılıklar bulunmaktadır. Bu bağlamda; A) 2005 tarihli Yönetmelik, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin 3., Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinin 3., Tıbbi Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinin 4., Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinin 4. maddelerinde atık olarak tanımlanmış unsurları toprak kirliliğine neden olacak atıklar olarak kabul etmiştir. B) 2010 tarihli Yönetmelik ise “Tanımlar” kenar başlıklı 4. maddenin; a) 4/(b) bendindeki düzenleme ile 05.07.2008 tarihli Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin EK-1’inde yer alan sınıflardaki maddeleri, b) 4/(n) bendindeki düzenleme ile kendi ekindeki Ek-1 listesinde yer verilen maddeleri, c) 4/(z/ğğ) bendindeki düzenleme ile Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin Ek IV listesinde (A) ve (M) ile işaretlenmiş atıklarla, Ek-III/B’de yer alan eşik konsantrasyonu üzerinde değere sahip olan atıkları, d) 4/(z/hh) bendindeki düzenleme ile Tehlikeli Maddelerin ve Müstahzarların Sınıflandırılması, Ambalajlanması ve Etiketlenmesi Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesinin birinci fıkrasının (II) bendinde tanımlanan tehlikeli maddeler ve müstahzarlar ile Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin 3. maddesinde yer alan tehlikeli maddeler tanımına giren tüm maddeleri, Toprağı kirleten ya da kirletme ihtimali olan atık olarak kabul etmiş, (u) bendindeki düzenleme ile de kendi eklerinden olan Ek-2 Tablo 2’de yer alan faaliyetleri potansiyel kirletici faaliyetler olarak belirlemiştir. 2005 tarihli Yönetmeliğin 4. maddesinde stabilize arıtma çamurunun; “Fermente edilebilirliğini ve kullanımından kaynaklanan sağlık tehlikelerini önemli ölçüde azaltmak üzere, biyolojik, kimyasal ya da ısıl işlemden, uzun süreli depolama ya da diğer uygun işlemlerden geçirilmiş arıtma çamurları” olduğu ifade edilmiş, 10 ilâ 13. maddelerinde bunların toprakta kullanım koşulları belirlenmiştir. Yine 4. maddedeki tanımlamaya göre “ham çamur”; “evsel ya da kentsel atıksuları işleyen arıtma tesislerinden ve evsel ve kentsel atıksulara benzeyen bileşimdeki atıksuları arıtan diğer arıtma tesislerinden gelen arıtma çamurları, fosseptik tanklarından ve evsel ya da kentsel atıksuları arıtmak için kullanılan diğer tesislerden gelen arıtma çamurları ve bunların dışındaki diğer arıtma tesislerinden gelen arıtma çamurları” olup, bunların toprakta kullanımı da 12. maddedeki düzenleme ile yasaklanmıştır. Doğrudan toprağın korunmasına ve kirliliğinin önlenmesine hizmet eden bu yönetmeliklerin yanısıra, “atıkların oluşumundan bertarafına kadar çevre ve insan sağlığına zarar vermeden yönetimlerinin sağlanmasına yönelik esasları” belirleyen 2008 tarihli Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmelik ile “Her türlü atık ve artığın çevreye zarar verecek şekilde doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama verilmesi, depolanması, taşınması vb faaliyetleri düzenleyen” 1991 tarihli Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinin de toprak kirliliğine ilişkin yasaklamalarına değinmek gerekir. 05.07.2008 tarihinden itibaren yürürlükte olan Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 4/a ve 6. maddelerine göre, Yönetmeliğin EK-I listesinde yer alan sınıflandırılmış atıkların, toprağa, denizlere, göllere, akarsulara ve benzeri alıcı ortamlara dökülmesi, dolgu yapılması yasaktır. Anılan Yönetmeliğin EK-I listesinde yer alan sınıflandırılmış atıklar, 08.06.2010 tarihinde yürürlüğe giren Toprak Kirliliğinin Kontrolü ve Noktasal Kaynaklı Kirlenmiş Sahalara Dair Yönetmeliğin 4/b maddesinde de toprağı kirleten/kirletme ihtimali bulunan atık olarak benimsenmiştir. Dolayısıyla 05.07.2008 tarihinden itibaren Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin EK-I listesinde yer verilen atıklar, toprağı kirleten/kirletme ihtimali bulunan atıklar olarak kabul edilmelidir. Öte yandan, 1991 tarihli Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinin 18. maddesi, “evsel ve evsel nitelikli endüstriyel atıksuların, fiziksel, kimyasal ve biyolojik işlemleri sonucunda ortaya çıkan, suyu alınmış, kurutulmuş çamuru” ifade eden ve katı atık sınıfında kabul edilen “arıtma çamurunun”, denizlere, göllere ve benzeri alıcı ortamlara, caddelere, ormanlara ve çevrenin olumsuz yönde etkilenmesine sebep olacak yerlere dökülmesini yasaklamıştır. Görüleceği üzere; toprak kirliliğine ilişkin 2005 ve 2010 tarihli yönetmeliklerin her ikisi de, Çevre Kanunu ve ilgili mevzuatta belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak toprağı kirleten ya da kirletme ihtimali bulunan her türlü atık ve artığın doğrudan toprağa verilmesini yasaklamakla birlikte, toprağı kirleten ya da kirletme ihtimali bulunan atıkların çeşitlendirilmesi ve sınıflandırılması hususunda farklı düzenlemelere yer vermiştir. Bu durumda, alıcı ortamlardan toprağa verilmesi suç oluşturacak olan atığın, 1991 tarihli Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliği kapsamında bulunması, bu kapsamda değilse; A) 2005 tarihli Toprak Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği’nin yürürlüğe girme tarihi olan 31.05.2005 ile Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin yürürlüğe girme tarihi olan 05.07.2008 tarihleri arasında gerçekleşen eylemler bakımından, 2005 tarihli Toprak Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliğinin 4. maddesinde diğer Yönetmeliklere atıf suretiyle belirlenen atıklardan olması, B) Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 05.07.2008 tarihinde yürürlüğe girmesi, 2010 tarihli Toprak Kirliliğinin Kontrolü ve Noktasal Kaynaklı Kirlenmiş Sahalara Dair Yönetmeliğin anılan yönetmeliğe yollama yapmış olması ve 08.06.2010 tarihinde yürürlüğe girmesi dikkate alındığında, 05.07.2008 ile 08.06.2010 tarihleri arasında işlenen eylemler yönünden Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin Ek-1 listesinde belirtilen atık türlerinden olması, C) 2010 tarihli Toprak Kirliliğinin Kontrolü ve Noktasal Kaynaklı Kirlenmiş Sahalara Dair Yönetmeliğin 08.06.2010 tarihinde yürürlüğe girmesi, toprağı kirleten, kirletme ihtimali bulunan atıklara ilişkin önceki yönetmelikten farklı nitelikte atık gruplarını oluşturması nedeniyle de 08.06.2010 tarihinden sonra işlenen suçlar bakımından, 4/b maddesinde bahsedilen kirletici unsurlara ilaveten, atığın; - (n) bendi ile kendi ekindeki Ek-1’de tablo halinde gösterilen jenerik kirletici sınır değerlerini aşması, - z/ğğ bendinde belirtilen nitelikte tehlikeli atık veya z/hh bendinde tanımlanan tehlikeli madde sınıfına ilişkin koşulları taşıması, Gerekmektedir. Farklı tarihlerde farklı atık listeleri benimsenmiş olması karşısında, zaman bakımından uygulama ilkesinin zorunlu sonucu olarak suç tarihinde yürürlükte bulunan yönetmelikte toprağı kirlettiği yahut kirletme ihtimali taşıdığı kabul edilen atığa, sonradan yürürlüğe giren yönetmelikte de yer verilmiş olmalıdır. Bu itibarla, yargılama sırasında öncelikle suça konu atığın cinsi ve alıcı ortam olan toprağa bırakıldığı tarihe göre tabi olduğu yönetmelik belirlenerek, ilgili yönetmeliğin hangi maddesinde veya ekinde bahsedilen atık kapsamına girdiği kuşkuya yer bırakmayacak biçimde saptanmalı, ayrıca bütün bu hususlar Yargıtay denetimine olanak sağlayacak şekilde kararda açıkça gösterilmelidir. III - Yargılamaya Konu Olay Sanık ... hakkında düzenlenen İzmir C.Başsavcılığınca düzenlenen 28.02.2008 gün ve 2008/6685-375 sayılı iddianame ile; atık akümülatörlerden kurşun geri kazanımı konusunda faaliyet gösteren ... Tic.A.Ş. nin Çevre ve Orman Bakanlığınca belirtilen bertaraf yönetmeliğine aykırı davranarak beyan edilen günlük atık miktarının çok üzerinde fabrika atıklarını araziye gömerek atılı suçu işlediğinin ihbar olunduğu, ihbar üzerine yapılan soruşturmada ve alınan raporlar çerçevesinde söz konusu yerde cüruf, baca tozu, kirli toprak ve separatör atığı olarak dört farklı atık buluduğu tespit edildiği, atıkların çevreye zarar verecek nitelikte olduğu ve atıkların TCK nun 181/3. Maddesinde belirtildiği gibi toprakta kalıcı özellik göstereceği ve TCK.nun 181/4. Maddesine belirtildiği gibi söz konusu atıkların insanlar ve hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olacağı, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirebilecek niteliklere sahip olduğu alınan bilirkişi raporunda belirlendiği, sanığın iddianamedeki yasa maddeleri uyarınca 5237 sayılı TCK nun 181/1,181/3,181/4. Maddeleri uyarınca cezalandırılması istenmiştir. Çevreyi kasten kirletmek suçundan sanık ... hakkında verilen 03/06/2009 tarih ve 2008/98 Esas -2009/195 Karar sayılı kararın temyiz incelemesi için gönderildiği, Yargıtay 4.Ceza Dairesi'nin 28/05/2013 tarih ve 2011/7234- 2013/16347 sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmiştir. İzmir C.Başsavcılığının 22.09.2009 tarih ve 2009/25649 ve 2009/827 esas sayılı iddianamesi ile; Sanık ...’nın, şikayetçinin Dedesi olan ve aynı isim ve soyadını taşıyan ve vefat etmiş olan ...'a ait işyerinde 1987 yılında çalışmaya başladığı, çalışmasına kimya mühendisi ve Şirket yöneticisi-sorumlusu olarak ... Varisleri Adi Ortaklığı Şirketinde devam ettiği, keza, ... Sanayii Ticaret Anonim Şirketinde de çalışmasını aynı görevden ve Şirketlerin sorumlusu sorumlusu olarak sürdürdüğü, bu işyerlerinin çalışma alanının hurda aküden geri kazanım yöntemiyle alaşımlı ve saf külçe kurşun üretimi olduğu, sanığın ailevi sorunlar nedeniyle, iş akdinin 28/12/2006 tarihinde yönetim kurulu üyeliğinin ise 22/1/2007 tarihinde sona erdiği, sanığın yukarıda sayılan şirketlerin yönetim kurulu üyeliğini, şirketin sorumlu müdürlüğünü yaptığı ve kimya mühendisi olduğu ve bu sorumlulukları nedeniyle atıklara ilişkin önlemleri almak kendi yetki ve sorumluluğunda olduğu halde, 26/03/2007 tarihinde şikayetçi hakkında ihbarda bulunarak soruşturmaya ve kovuşturmaya başlanılmasına neden olduğu(İzmir 3. Ağır ceza Mahkemesi), halen şikayetçi hakkında yargılamanın sürmekte olduğu, yapılan soruşturma sonucunda elde olunan Çevre İl Müdürlüğünce tutulan tutanaklardan sanığın bizzat imzaladığı "ibraname ve feragatname"den ,"emisyon izin başvuru formu"ndan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı yazıları ve tanıkların beyanlarından son olarak da İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında bulunan belgelerden, sanığın bizzat kendisinin sorumlu olduğu Çevre ve Orman Bakanlığınca belirlenen tehlikeli atıkların bertarafına ilişkin yönetmeliğe aykırı bir şekilde ve kasten çevreye zarar verdiğini bilerek beyan edilen günlük atık miktarının çok üzerine fabrika atıklarını araziye gömdüğü, bu atıkların insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olacağı, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirebilecek nitelikte olduğu bilirkişi raporları ile İzmir 3. Ağır Ceza Mah.2008/98 Esas ve aynı dosyanın 2007/34175 soruşturma evrakı ile saptandığı gibi kendisinin de kimya mühendisi olması nedeniyle bildiği halde eylemini sürdürdüğü anlaşılmakla: Türk Ceza Kanunu 181/1, 181/3, 181/4, 53, 268/1 yollamasıyla 267/1, 53 maddeleri gereğince tecziyesi istemi ile İzmir 1.Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır. İzmir 1.Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/216 Esasına kayden yapılan yargılamada İzmir 1.Ağır Ceza Mahkemesi dosyası ile temyize konu yargılama arasında hukuki ve fiili irtibat bulunduğundan bahisle 04.11.2013 gün ve 2009/216 Esas- 2013/372 Karar sayılı ilamıyla her iki dava dosyasının İzmir 3.Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında birleştirilmesine karar verilmiştir. İzmir C.Başsavcılığınca düzenlenen 20.12.2013 gün ve 2013/45948-2356 sayılı iddianame ile; sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... haklarında İzmir Gaziemir ilçesinde bulunan ... Sanayi ve Tic. A.Şirketinin yönetim kurulu üyeleri ve sorumlu müdürü oldukları, şirketin faaliyetini 1940 yıllardan bu yana hurda akü ve diğer malzemelerden kurşun elde etme faaliyetinde bulunduğu, 2010 yılında şirketin faaliyetlerini durdurduğu, 2003 yılında İzmir Valiliğinde alınan izinle, fabrika arazısi içinde atık depolama alanı kurulduğu, 2005 yılında yürürlüğe giren Tehlike Atıkların Kontrolü Yönetmeliğine göre, İzmit'te bulunan İZELBAŞ atık bertaraf merkezine atıkların zaman zaman gönderildiği, 16 Nisan 2007 yılında İzmit İZEYBAŞ tesisinde tesislerinde cürüf atımının getirildiği sırada, tesis girişinde bulunan sabit radyasyon ölçüm cihazının alarm vermesi üzerine durumun Türkiye Atom Enerjisi Kurumuna (TAEK) bildirildiği, bunun üzerine Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezine olay yerine giden ekip tarafından cürüf yüklü aracın tesis dışına alınarak ölçümler yapıldığı ve radyasyon tespit edilmesi üzerine aracın Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezine nakledildiği, burada atık malzemenin ayıklandığı, radyoaktifite bulaşığı tespit edilen cürüf malzemede yapılan analiz sonuçlarına göre, EUROPİUM elementinin tespit edildiği, 19-20 Nisan 2007 tarihlerinde Aslan Avcı tesislerinde radyoaktif ölçümlerin yapıldığı, bulaşma olmadığının tespit edildiği, cürüfün bulunduğu koruma sahasında ise yer yer doğal seviyelerin üzerine radyasyonun ölçüldüğü, radyoaktif bulaşmanın tespit edildiği cürüf depolama sahasının güvenlik altına alınarak sahanın giriş çıkışı önlemek amacıyla tel örgüyle çervildiği, diğer alanların kullanımında sakınca bulunmadığının tespit edildiği, 30 Nisan -1 Mayın 2007 tarihleri arasında Çekmece Nükleer Araştırma Eğitim Merkezinin uzmanlarınca firma tesislerinde gerçekleştirilen çalışmalar neticesinde, yeni üretilen gerek kurşun mamüllerinde gerekse cürüflarda doğal düzeyin üzerinde radyasyon doz hızı gözlenmediği, buna karşılık 6 aydır atık depolarında bekletilen ve İzeldaş atık depolarına gönderilen yaklaşık 1.100 ton cürüf üzerinde yapılan incelemelerde, doğal radyasyon seviyesinin üzerinde artışların tespit edildiği, bu malzemelirin yaklaşık 200 tonu kepçe vasıtasıyla geniş bir alana serilerek yapılan ölçümler sonucunda, 15 ton malzeme Çekmece Nükleer Araştırma Merkezine gönderilmek üzere ayrıldığı, 22-23 Mayıs 2008 tarihinde, Türkiye Atom Enerjisi Kurumundan yeni bir ekibin tesislere intikal ederek ölçümler yaptığı, ölçümler sonucunda, radyasyon seviyelerinin doğal düzeylerde olduğunun tespit edildiği, alınan numünelerin Sarayköy Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezine gönderilerek analizlerinin yapıldığı, iki tanesinde radyoaktife rastlanıldığı, 26-21 Haziran tarihleri arasında TAEK ekibinin yeniden ilgili firmaya geldiği, radyasyon bulaşmış cürüf içeren 17 adet konterynır (21.300 kg) cürüfün Çekmece Nükleer Araştırma Eğitim Merkezine gönderildiği, yeniden alınan numünelerin Sarayköy Nükleer Araştırma Merkezine gönderilerek yaptırılan analizinde, radyoaktife analizde sadece bir numünede radyoaktife bulaşığının tespit edildiği, 25-31 Ağustos 2008, 1 Eylül 2008, 3 Eylül 2008 tarihinde, 4-5 Eylül 2008, 8-12 Eylül, 5 Kasım 2008 tarihlerinde de yapılan analizlerde herhangi bir radyoaktife artığının tespit edilmediği, 22-24 Ekim 2008 tarihlerinde, yapılan inceleme firmanın geçici depolama yeri inşaa ettiği, karantina sahası oluşturduğunun tespit edildiği, 29 Eylül- 1 Ekim 2010 ve 12-15 Ekim 2010 tarihleri arasında firma tesislerinde TAEK görevlileri tarafından yeniden inceleme yapıldığı, yapılan kontrollerde herhangi bir radyoaktif bulaşma tespit edilemediği, 11 Aralık 2012 tarihinde adı geçen fabrika sahasının önüne Türkiye Radyasyon Erken Uyarı Sisteminin parçası olarak bir radyasyon ölçüm istasyonunun kurulduğu, otomatik olarak yapılan ölçüm sonuçlarının TAEK Afet ve Acil Durum Yönetimi Merkezine anlık olarak iletilmesinin sağlandığı, alınan ölçüm sonuçlarının tamamen doğal seviylerde radyasyon tespit edildiği, 25-29 Aralık 2012 tarihinde, yeniden analizlerin yapıldığı herhangi bir radyoaktif bulaştığının tespit edilemediği, 10-15 Şubat 2013 tarihinde jeofizik etüd çalışmaları yapılmış, bu sırada kuyulardan ve yüzey suyundan alınan suların analizlerinin yapıldığı, herhangi bir radyoaktif bulaşmanın tespit edilemediği, yine 2-12 Haziran 2013 tarihleri arasında, sondaj yaptırılmış, alınan analiz sonuçlarına göre, yeraltı sularına herhangi bir radyoaktifitenini sızmasının söz konusu olmadığı, toprak örneklerinden alınan sonuçlarına göre, atık alanın oldukça sınırlı bir bölgesinde radyoaktif bulaşmaya rastlanıldığı, sanıkların alınan ifadelerinde, atılı suçları kabul etmedikleri, söz konusu atıkların çok eski zamanlarda kalma olduğunun, söz konusu işletmeyi ölen babalarının fiilen işlettiğini, kendilerinin fiili olarak yönetime katılmadıklarını belirttikleri, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığnın 28/02/2008 tarih, 2007/34175 soruşturma, 2008/6685 esas, 2008/375 iddianame numaralı iddianamesi ile ... hakkında çevreyi kasten kirletmek suçu nedeniyle açılan kamu davasının İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/321 esas sayılı dosyasında derdest bulunduğu, bu dosya içeriğinde de, Tubitak raporu ve bilirkişi raporunun bulunduğu, tüm soruşturma evrakı kapsamından sanıkların atılı suçu işledikleri anlaşıldığından, yargılamalarının yapılması ile eylemlerine uyan 5237 Sayılı TCK’nun 181/1, 3,4, 53/1-2, 58 Maddeleri gereğince cezalandırılmalarına karar verilmesi talep ve dava olunmuştur. İzmir 3.Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/13 Esasına kayden açılan kamu davasında yine İzmir 3.Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/321 E.sayılı dava dosyası ile arasında fiili ve hukuki irtibat bulunması nedeniyle 13.03.2014 gün ve 2014/13-160 E.K. sayılı karar ile her iki dava dosyasının İzmir 3.Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/321 E. sayılı dava dosyasında birleştirilmesine karar verilmiştir. Dosya kapsamında temin edilen Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü 17 Mart 2014 tarihli yazıda; “2007 yılında ... A.Ş.nin eski yönetim kurulu üyesi olan ...'nın İzmir Valiliğine fabrika sahasına atık gömüldüğü yönünde şikayette bulunduğu, bunun üzerine 01.05.2007 tarihinde Çevre ve Orman İl Müdürlüğü ile İzmir Büyükşehir Belediyesi temsicileri ile birlikte komisyon oluşturularak sahada yerinde inceleme yapılıp iş makinesiyle kazılar da yapıldığı, şikayet dilekçesinde yer alan cüruf atıklarının fabrika sahasında gömülü olduğunun tespitinin yapıldığı; alınan numunelerde yapılan analiz sonucunda da bu cüruf atıklarının tehlikeli atık olduğunun belirlendiği; ancak alandaki atıkların miktarının çok fazla olması nedeniyle hangi atığın hangi tarihte alana atıldığıyla ilgili herhangi bir tespit yapılamadığı; valilikçe yapılan incelemeler sonucunda yapılan tespite göre söz konusu şirket hakkında 12.04.2007 tarihinde TCK.nun 181.maddesine muhalefet suçundan İzmir C.Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulup şirkete de 13.03.2008 tarihinde 321.000 TL.idari para cezası uygulandığı; Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğünün 15.01.2004 tarihli yazısı ile ... Varisleri Adi Ortaklığı firmasına hurda aküden külçe kurşun, kurşun monoksit ve alaşımlı kurşun üretmek amacıyla geri kazanım tesisi lisansı ve faaliyet sonucu oluşan atıkların o tarihlerde İzmir ilinde lisanlı nihai bertaraf tesisi bulunmaması nedeniyle bu atıkları 1 yıl süre ile depolamak üzere ara depolama lisansı verildiği; ancak söz konusu ara depolama lisansının belli koşullara bağlandığı ve müdürlükleri tarafından uygulanan idari yaptırıma esas atıkların depolandığı kısmın bu koşulları sağlamadığı; tesiste Çevre Orman Müdürlüğü yetkililerince defaatle denetimler yapıldığı ve bu denetimlerde bakanlıkça izin verilen geçici depolama alanının da denetlendiği; bahsedilen ihbar dilekçesiyle konunun müdürlüklerine iletilmesi haricinde alana atık bırakıldığı veya görüldüğüne dair yapılmış herhangi bir ilave tespit bulunmadığı” bildirilmiştir. Yine dosya kapsamında yapılan incelemede, Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü Atık Yönetim Dairesi Başkanlığının ... Varisleri Adi Ortaklığı firmasına 15 Ocak 2004 tarihinde Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliğinin ek 6 listesinde bulunan akülerin geri kazanımı ile ilgili olarak R4350007 lisans numaralı 3 yıl süreyle geçerli olmak üzere işletme lisansı verdiği, buna dayalı olarak da adı geçen firmaya cüruf ve hurda akünün dökme şeklinde depolanması için 28.07.2006 tarihinde aynı müdürlükçe geçici atık depolama izin belgesi verildiği, tehlikeli atık taşıyan firma sıfatıyla adı geçen firmanın araçlarına usulüne uygun araç lisans belgelerinin verildiği, A grubu emisyon izin belgelerinin dosya içinde bulunduğu, yazıda bahsedilen komisyon vasıtasıyla yapılan inceleme sonucunda TUBİTAK MAM Kimya ve Çevre Enstitüsünün rapor ve analiz dökümlerinin de bulunduğu görülmektedir. 2009 yılında Sulh Hukuk Mahkemesi nezdinde maden mühendisi ve jeoloji mühendisi bilirkişiler tarafından düzenlenen raporda, uydu görüntüleri, alınan örnekler ve fotoğraflar değerlendirildiğinde, suça konu alanın topoğrafyasında değişiklik olmadığı, iddianameye konu kirliliğin 2004 yılı öncesinde meydana geldiği belirtilmiştir. Yargılama aşamasında ifadesine başvurulan tanıklar tarafından verilen beyanlarda özetle, yargılamaya konu eylemin 2004 yılı öncesinde gerçekleştiği ifade edilmiştir. TCK’nın 344. maddesine göre, Kanunun 181/1 ve 182/1 maddelerinin 12.10.2006 tarihinde, maddelerin diğer fıkralarının ise 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girdiği görülmektedir. Dosya kapsamı değerlendirildiğinde, suça konu eylemin gerçekleştiği tarihte, TCK’nın 181 ve 182.maddelerinin yürürlükte olmadığı, eylemin bu tarihlerden önce meydana geldiği anlaşılmıştır. Suç tarihine göre, 765 sayılı TCK açısından yapılan değerlendirmede, sanıklara yükletilen eylemin, aynı Kanunun 383.maddesi kapsamında kaldığı görülmektedir. Bu suretle suçun oluştuğu belirlenen 2004 yılına göre hükümden sonra, sanıklar yararına olan 765 sayılı TCK'nın 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen 7 yıl 6 aylık olağanüstü dava zamanaşımının gerçekleştiği anlaşılmıştır. IV – Sonuç ve Karar Açıklanan gerekçelerle, katılanlar İzmir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü vekili, Ege Çevre ve Kültür Platformu Derneği vekili, ..., , ...’in temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnameye aykırı olarak HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak CMK'nın 223/8. maddesi gereğince sanıklar hakkında çevrenin kasten kirletilmesi suçundan açılan KAMU DAVALARININ DÜŞÜRÜLMESİNE, 02.05.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.