5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 301

Türk Ceza Kanunu 301. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 301- (Değişik: 30/4/2008-5759/1 md.) (1) Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır. (3) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. (4) Bu suçtan dolayı soruşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır. DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

37 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2023/437 E., 2024/88 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
Ceza Dairesince 04.04.2018 tarih ve 15-12 sayı ile; iddianamenin A bendinde belirtilen sanığa atılı eylemin TCK’nın 301. maddesinde düzenlenen Devletin kurum ve organlarını aşağılama suçu kapsamında kalma ihtimali bulunduğundan bahisle TCK'nın 301/4.
Ceza Genel Kurulu         2023/437 E.  ,  2024/88 K. "İçtihat Metni" KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : Ceza Genel Kurulu MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 20-53 Cumhuriyet savcısı I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık hakkında görevi kötüye kullanma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanığın eyleminin kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunu oluşturduğu kabul edilerek 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125/3-a, 43 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince oy çokluğuyla verilen 16.02.2022 tarihli ve 54-7 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının onama istemli 07.07.2022 tarihli ve 100449 sayılı tebliğnamesi ile dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmiştir. Ceza Genel Kurulunca 03.11.2022 tarih ve 368-695 sayı ile; sanık hakkında kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün, eylemin suç oluşturmaması nedeniyle sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay 5. Ceza Dairesince yeniden yapılan yargılamada bozma kararına uyulmasına karar verilmiş, 04.07.2023 tarih ve 20-53 sayı ile sanık hakkında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-a maddesi gereğince beraat kararı verilmiştir. Bu hükmün de katılan ... vekili, sanık müdafii ve Yargıtay Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının onama istemli 03.10.2023 tarihli ve 103101 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Katılan vekili ve Yargıtay Cumhuriyet savcısı, sanığın eyleminin kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunu oluşturduğundan sanık hakkında hakaret suçundan mahkûmiyet kararı verilmesi; sanık müdafii ise Özel Daire kararında yer alan; "...hakkında silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan mahkûmiyet hükmü kurulan sanığın örgütün faaliyeti kapsamında sarf ettiği sözlerin disiplin soruşturmasına konu olabileceği anlaşılmakla" ibaresinin kaldırılarak hükmün onanması gerektiği gerekçeleriyle temyiz talebinde bulunmuşlardır. III. İNCELEME KONUSU Sanık hakkında kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan verilen beraat hükmünün isabetli olup olmadığına ilişkin temyiz incelemesi yapılmıştır. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Hâkimler ve Savcılar Kurulu 3. Dairesinin 20.10.2016 tarihli ve 9707 sayılı kararı ile teklif edilmesi üzerine Hâkimler ve Savcılar Kurulu Başkanının 24.10.2016 tarihli oluru ile sanık hakkında soruşturma izni; 2. Dairenin 03.05.2017 tarihli ve 169 sayılı kararı ile de kovuşturma izni verildiği, Yargıtay 5. Ceza Dairesince 04.04.2018 tarih ve 15-12 sayı ile; iddianamenin A bendinde belirtilen sanığa atılı eylemin TCK’nın 301. maddesinde düzenlenen Devletin kurum ve organlarını aşağılama suçu kapsamında kalma ihtimali bulunduğundan bahisle TCK'nın 301/4. maddesi uyarınca Adalet Bakanlığından izin alınması için CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca durma kararı verildiği, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 06.11.2018 tarihli ve 16346 sayılı yazısı ile; sanık hakkında Özel Dairece izin talep edilen suç olarak "Devletin kurum ve organlarını aşağılama" olarak gösterilmişse de söz konusu eylemin "Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini alenen aşağılama" kapsamında kaldığı değerlendirilebileceğinden TCK’nın 301/4. maddesi uyarınca soruşturma izni verildiği, Anlaşılmaktadır. Katılan ...; 17-25 Aralık sürecinden sonra 2014 yılının Mart ayında cemaatçi olduğu söylenen İl Emniyet Müdürünün görevden alınıp yerine mağdur Yüksel'in atandığını, operasyon şubelerinde değişiklik yapıldığını, kendisinin de KOM Şube Müdürü olduğunu, Iğdır Cumhuriyet Başsavcısı ve Iğdır Ağır Ceza Mahkemesi Başkanını ziyaret etmeleri istendiği için Iğdır Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olan sanık ...'yı ziyarete Asayiş Şube Müdürü, TEM Şube Müdürü ve KOM Şube Müdürü ve yardımcıları olarak birlikte gittiklerini, hatırladığı kadarıyla mağdur ... Bahtiyar, katılan ..., mağdur Aşkın ve katılan ... ile birlikte ziyaret ettiklerini, kapıdan girer girmez sanığın; "Ooo AK Parti müdürleri hoş geldiniz." dediğini, oturduktan sonra sanığa AK Partinin polisi olmadıklarını, bu mesleğe 13 yaşında girdiklerinde henüz AK Partinin olmadığını, Devletin polisi olduklarını söylediğini, sanığın; "Aileniz sizi 13 yaşında yatılı okula mı vermiş, ne zavallı aileleriniz varmış." dediği, bir Ağır Ceza Mahkemesi Başkanından böyle laflar duydukları için şaşırdıklarını, sanığın kendilerini terörist yerine koyduğunu, sonra lafı değiştirdiğini, Adli Kolluk Yönetmeliği'nin değiştiğini söyleyip; "Eskiden hırsızı yakaladığınızda savcıya haber veriyordunuz, şimdi bu Yönetmelik değişikliği sonucunda hem emniyet müdürüne hem de valiye haber vereceksiniz, yani bir nevi hırsızı hırsıza haber vereceksiniz." dediğini, sanığın konuşmalardan rahatsız olup kısa bir süre sonra ayrıldıklarını, bu durumu Emniyet Müdürü mağdur Yüksel'e söylediklerini, onun da Adalet Bakanı Müsteşarı Kenan İpek'i arayacağını ifade ettiğini, birkaç ay sonra sanığın tayininin çıktığını, Mersin’de Digitürk ile ilgili kararı verdiğini, daha sonra açığa alınıp ihraç edildiğini, Katılan ...; olay tarihinde Iğdır’da Asayiş Şube Müdür Yardımcısı olduğunu, 17 Aralık sonrasında göreve yeni başlayan müdür ve müdür yardımcıları olarak toplam altı kişi sanığı makamında ziyaret ettiklerini, sanığın; "Siz şimdi AK Partinin polisleri oldunuz, maalesef o damgayı yediniz, bakalım sizi de göreceğiz." dediğini, devamında; "Adli Kolluk Yönetmeliği değişti, eskiden hırsızı yakaladığınızda sadece savcıya bildiriyordunuz, artık il emniyet müdürü ve valiye bildireceksiniz, yani hırsızı hırsıza bildireceksiniz." demesi üzerine kendilerinin de devletin polisi olduklarını söylediklerini, Katılan ...; 17-25 Aralık sürecinden sonra görev değişiklikleri üzerine TEM Şube Müdürlüğünde müdür yardımcısı olarak görevlendirildiğini, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olan sanığı yeni göreve başlayan müdür ve müdür yardımcıları olarak ziyarete gittiklerini, sohbet ederken sanığın, o dönemde gerçekleşen kanun değişikliklerinden bahsedip laf arasında; "Siz şimdi AK Partinin polisleri oluyorsunuz.", devamında da; "Adli Kolluk Yönetmeliği değişti, eskiden hırsızı yakaladığınızda savcıya bildiriyordunuz, artık il emniyet müdürlüğüne bildireceksiniz, artık hırsızı, hırsıza bildireceksiniz." dediğini, sohbetten rahatsız olup; "Biz devletin polisiyiz, devletimize bağlıyız." şeklinde cevap verdiklerini, Mağdur Aşkın Çoksever; Iğdır İl Emniyet Müdürlüğünde 2012-2015 yılları arasında görev yaptığını, Koordinasyon Şube Müdürüyken kamuoyunda 17 Aralık olarak bilinen süreç sonrasında TEM Şube Müdürü olarak görevlendirildiğini, KOM Şube Müdürü katılan ..., Asayiş Şube Müdürü mağdur ... Bahtiyar, Asayiş Şube Müdür Yardımcısı katılan ... ve TEM Şube Müdür Yardımcısı katılan ... ile birlikte Iğdır Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ile Iğdır Cumhuriyet Başsavcısını ziyaret etmeye karar verdiklerini, 2014 yılı Mart ayı sonlarına doğru sanığı ziyaret ettiklerini, emin olmamakla birlikte sanığın; "Hoş geldiniz AK Partinin atadığı yeni polisler." şeklinde ya da "Hoş geldiniz hükümetin yeni atadığı polisler." dediğini, katılan ...'ın; "Ben mesleğe girdiğimde AK Parti diye bir parti yoktu, biz devletin polisiyiz." dediğini, sanığın sohbet esnasında; "İşiniz zor, işi bilen tecrübeli polisleri görevden aldılar başka birimlere atadılar, yerine sizi verdiler." dediğini, katılan ...'ın ise; "Biz yeni mesleğe başlayan polisler değiliz, uzun yıllardır bu meslekte çeşitli birimlerde görev yapmış insanlarız, tecrübesiz değiliz." dediğini, sanığın Adli Kolluk Yönetmeliği'nde yapılan değişiklikler ile ilgili konuşurken; "Artık savcılara değil ilk önce mülki amirlere ve emniyet müdürüne bilgi vereceksiniz, mülki amir veya emniyet müdürü hırsızsa hırsızlık yapan birini hırsıza mı ihbar edeceksiniz?" şeklinde sözler söylediğini, katılan ...'ın; "Yanlış yapan insanlar her birimde olabilir, biz görevimizin bilincinde olan insanlarız, görevimizin gereğini yaparız, yanlış yapan varsa onun hakkında da gereken yapılır." şeklinde sözler söylediğini, bu ziyaret sırasında sanıkla en kıdemli olan katılan ...’ın daha çok konuştuğunu, ziyaret amacıyla sanığın odasına girdiklerinde sanığın yanında kimse olmadığını, Mağdur ... Bahtiyar Aydın; Iğdır Emniyet Müdürlüğünde göreve başladıktan yaklaşık bir hafta sonra Iğdır KOM Şube Müdürü katılan ..., Asayiş Şube Müdür Yardımcısı katılan ..., TEM Şube Müdür Yardımcısı katılan ..., TEM Şube Müdürü mağdur Aşkın ile birlikte Iğdır Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olan sanığı ziyaret ettiklerini, o gün başka hâkimleri ve Başsavcıyı da ziyaret ettiklerini, odasına girdikleri sanığın; ''Hoş geldiniz AK Partinin atadığı polisler.'' dediğini, aralarında en kıdemli olan katılan ...'ın; "Ben emniyete 1983 yılında girdim ve göreve başladığımda AK Parti isimli bir parti bile yoktu. Ben devletin polisiyim.'' diyerek tepki gösterdiğini, sanığın;''Adli Kolluk Yönetmeliği değişti, eskiden olay olduğu zaman savcıya bilgi veriyordunuz hasbel kader hırsızlığı vali, emniyet müdürü yaparsa hırsızlığı onlara mı haber vereceksiniz?'' dediğini, bu konuşmalar üzerine sanığın; "Nerelerde çalıştınız, bu işleri yürütebilecek misiniz, alt yapınız var mı?" şeklinde hak etmedikleri sözler söylediğini, Mağdur Davut Haner; 2014 yılı Şubat ayında Iğdır Valisi olarak görev yaptığını, o tarihte sanığın ağır ceza mahkemesi başkanı olduğunu, iddianame ve son soruşturmanın açılması kararında bahsedilen hakaret olayı ile ilgili bilgisinin olmadığını, Mağdur Veli Kara soruşturma aşamasında; Iğdır Asayiş Şube Müdürlüğünde görevliyken Kaçakçılık ve Organize Suçlar Müdürlüğünde görevlendirildiğini, şube müdürleri ve yardımcıları ile birlikte adliyeye ziyaret için gittiklerinde, sanığın; "Hoş geldiniz AK Parti Polisleri.", "Adli Kolluk Yönetmeliği değişti, eskiden hırsızı yakaladığınızda savcıya haber veriyordunuz, şimdi bu Yönetmelik değişikliği sonucunda hem emniyet müdürüne hem de valiye haber vereceksiniz, yani hırsızı hırsıza bildireceksiniz." şeklindeki sözleri birebir kullanıp kullanmadığını aradan iki yıl geçtiği için tam olarak hatırlayamadığını, "İstanbul’daki savcılığın talimatını yerine getirmeyen polisler gibi olmayın." dediğini, genel itibarıyla sert bir tutumu olup; "Bizim talimatlarımızı aynen yerine getirmek durumundasınız, İstanbul'da talimatları yerine getirmeyenler sıkıntı yaşayacaklar." mahiyetinde söz sarf ettiğini, İstinabe yoluyla alınan beyanında; olayda şahsına yapılmış bir hakaret olmadığını, nezaket ziyaretine gittiklerinde, sanığın; "Hoş geldiniz AK Partinin polisleri." demediğini, Tanık ...; kendisinin Başsavcı olarak görev yaptığı Iğdır Adliyesinde sanığın Ağır Ceza Mahkemesi ve Komisyon Başkanı olduğunu, Emniyet personeli ile arasında geçen bir konuşma nedeniyle sorun yaşayıp yaşamadıklarını sorduğu sanığın; "Emniyetteki bir kısım kadroların tasfiye edilip yerine iddianamede bahsedilen müdür ve yardımcıların atandığını, bu kişilerin yanlarına ziyaret için geldiklerinde tasfiye edilen kadroların haklarında olumsuz konuşabileceğini, ön yargı oluşturmaya çalışacaklarını, bu sebeple daha dikkatli ve özenli çalışmaları gerektiğini'' beyan ettiğini söylediğini, ''Hoş geldiniz AK Partinin polisleri, Adli Kolluk Yönetmeliği değişti, eskiden hırsızı yakaladığında sadece savcıya bildiriyordunuz, artık İl Emniyet Müdürü ve Valiye de bildireceksiniz yani hırsızı hırsıza bildireceksiniz." sözlerini söylediğine dair bir beyanda bulunmadığını, Tanık Hakan Tekin; 17 Aralık süreci sonrası Iğdır Emniyet Müdürünün atanması sonrası yeni göreve başlayan KOM Şube Müdürü katılan ..., Asayiş Şube Müdür Yardımcısı katılan ..., TEM Şube Müdür Yardımcısı katılan ..., Asayiş Şube Müdürü mağdur ... Bahtiyar ve TEM Şube Müdür Yardımcısı mağdur Aşkın'ın Cumhuriyet Başsavcısına, daha sonra Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı sanığa, ardından da kendisine uğradıklarını, geldiklerinde yüzlerinin asık olduğunu, ne olduğunu sorduğunda ziyaret için gittikleri sanığın kapıdan girer girmez; "Hoş geldiniz AK Partinin polisleri." dediğini, bunun üzerine katılan ...'ın; "Ben 1983 yılında emniyet teşkilatına girdim, emniyetin her kademesinde çalıştım, ben devletin polisiyim, ben emniyete girdiğimde AK Parti diye bir parti yoktu." diye tepki göstermesi üzerine gelenlere çay ikram ettiğini, sohbet sırasında; "Adli Kolluk Yönetmeliği'nin değiştiğini, eskiden hırsızı yakaladığınızda sadece savcıya bildiriyordunuz, artık il emniyet müdürü ve valiye de bildireceksiniz, yani hırsızı hırsıza bildireceksiniz." şeklindeki sanığın sözleri üzerine ortamın gerildiğini öğrendiğini, bu olaydan bir süre sonra sanık ile karşılaştıklarında sanığın göreve başlayan emniyet müdürlerinin kendisini ziyarete geldiğini, kendisinin de sert bir üslupla konuştuğunu söylediğini, ancak neden böyle davrandığı konusunda bir şey anlatmadığını, İfade etmişlerdir. Sanık ...; Emniyet şube müdürleri ile müdür yardımcılarına söylediği iddia olunan sözlerin hangi suçu oluşturacağı yönünde kafa karışıklığı bulunduğunu, HSK müfettişlerince hazırlanan raporda eylemin TCK’nın 301. maddesi olarak nitelendirildiğini, HSK’nın kovuşturma izni verilmesi kararında ise bir suç nitelendirmesi yapılmayarak sadece kovuşturma izni verildiğini, Doğubayazıt Cumhuriyet Başsavcılığının ise eylemin görevi kötüye kullanma suçu olduğunu belirterek iddianame düzenlediğini, Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesinin de eylemin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğunu belirterek son soruşturmanın açılmasına karar verdiğini, son soruşturmanın açılması kararında tekrarlanan; "Hoş geldiniz AK Partinin polisleri." ve "Adli Kolluk Yönetmeliği değişti, eskiden hırsızı yakaladığınızda sadece savcıya bildiriyordunuz, artık il emniyet müdürü ve valiye de bildireceksiniz, yani hırsızı hırsıza bildireceksiniz." şeklindeki sözleri söylemediğini, bu sözleri yazıldığı şekilde dile getirmediğini mağdurlar Veli, ... Bahtiyar ve Aşkın'ın açıkça ifade ettiklerini, konuşmanın geçtiği odada kendisi dâhil toplam yedi kişinin bulunduğunu, iddia edilen sözlerin söylenmesi hâlinde mağdurlar Veli, ... Bahtiyar ve Aşkın'ın da bunu duyması gerekeceğini, sözlerinin suç unsuru barındırmadığını, konuşmanın gerçekleştiği tarihten aylar sonra bir şahıs tarafından şikâyette bulunulması üzerine 20-21 ay sonra mağdurların beyanlarının alındığını, ortada suç unsuru barındıran sözler olsa tamamı emniyet müdürü olan mağdurların bu kadar beklemeksizin hemen tutanak tutup işlem yapmaları gerekeceğini, "Hoş geldiniz AK Partinin yeni atadığı polisler." şeklindeki beyanının, devletin parti devletine dönüşmeye başladığına ilişkin bir eleştiri olduğunu, bu durumun "Hoş geldiniz AK Partinin polisleri." demiş olması ihtimalinde dahi değişmeyeceğini, TCK’nın 301/3. maddesi uyarınca eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamalarının suç oluşturmayacağını, TCK’nın 301. maddesindeki suçun oluşması için aşağılama içeren sözlerin varlığı bir zorunluluk olup; sözlerinde herhangi bir aşağılama bulunmadığını, hükümetin AK Parti hükümeti olup İçişleri Bakanının AK Partili olduğunu, Emniyet Müdürlüğü atamalarının İçişleri Bakanlığınca yapıldığını, yani emniyet müdürlerini AK Partinin atadığını, TCK’nın 301. maddesindeki suçun oluşabilmesi için aleniyet unsurunun gerçekleşmesi gerektiğini, makam odasında altı kişiyle birlikte kapalı kapılar arkasında otururken yapılan düşünce açıklamasının aleni yapıldığını iddia etmenin kötü niyet olduğunu, söylediği iddia edilen sözlerin hiçbirinin emniyet müdür ve müdür yardımcılarına izafe edilen sözler olmadığını savunmuştur. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Öğretide değişik tanımlara rastlanmakla birlikte, genel bir kabulle ifade/düşünce hürriyeti, insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkân ve özgürlüğüdür. Demokrasinin olmazsa olmaz şartı olan ifade hürriyeti, birçok hak ve özgürlüğün temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin de kaynağıdır. İşte bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti, temel hak ve hürriyetler kapsamında değerlendirilerek, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda da ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmuştur. Bu bağlamda; İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19. maddesinde; "Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır. Bu hak fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları mevzubahis olmaksızın malûmat ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek veya yaymak hakkını gerektirir.", Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesinin birinci fıkrasında; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir." hükümlerine yer verilmiştir Anayasa'mıza bakıldığında; 25. maddesinde "Düşünce ve kanaat hürriyeti" başlığı altında; "Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz." 26. maddesinde, AİHS’nin 10. maddesinin birinci fıkrasındaki düzenlemeye benzer şekilde; "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir." düzenlemeleri yer almıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi konuya ilişkin olarak; "İfade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur. İfade özgürlüğü, 10. maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen 'haber' ve 'düşünceler' için değil, ama ayrıca Devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz. Bu demektir ki, başka şeyler bir yana, bu alanda getirilen her 'formalite', 'koşul', 'yasak' ve 'ceza', izlenen meşru amaçla orantılı olmalıdır." şeklinde görüş belirtmiştir (Handyside/ Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 07.12.1976). Görüldüğü gibi, Sözleşme'nin 10. maddesinin birinci fıkrası ile Anayasa’nın 25 ve 26. maddelerinde ifade (düşünce) hürriyeti en geniş anlamıyla güvence altına alınmıştır. Günümüz özgürlükçü demokrasilerinde, istisnalar dışında, geniş bir yelpazeyle düşünceyi açıklama korunmakta ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmek suretiyle özgürlüğün sağladığı haklardan en geniş şekilde yararlandırılmaktadır. Ne var ki; iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır. Bu bağlamda TCK'nın "Hakaret" başlıklı 125. maddesi; "(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. (2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur. (3) Hakaret suçunun; a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı, b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı, c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle, İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz (4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır. (5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile 765 sayılı TCK'dan farklı olarak hakaret ve sövme ayrımı kaldırılmış, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek hakaret suçunu oluşturan seçimlik hareketler olarak belirlenmiştir (Mahmut Koca- İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 430). Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Eleştiri ise herhangi bir kişiyi, eseri, olayı veya konuyu enine, boyuna, derinlemesine her yönüyle incelemek, belli kriterlere göre ölçmek, değerlendirmek, doğru ve yanlış yanlarını sergilemek amacıyla ortaya konulan görüş ve düşüncelerdir. Genelde beğenmemek, kusur bulmak olarak kabul görmekte ise de eleştirinin bir amacının da konuyu anlaşılır kılmak, sonuç çıkarmak ve toplumu yönlendirmek olduğunda kuşku yoktur. Her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. Kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemeyi ve saygınlıklarına zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı saldırılara karşı korunmaları zorunlu olmakla birlikte, demokratik bir hukuk devletinde, kamu görevini üstlenenleri denetlemek, faaliyetlerini değerlendirmek ve eleştirmek de kaynağını Anayasadan alan düşünceyi açıklama özgürlüğünün sonucudur. Eleştirinin sert bir üslupla yapılması, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu ise de eleştiri yapılırken görüş açıklama niteliğinde bulunmayan, küçültücü, aşağılayıcı ifadeler kullanılmamalı, düşünceyi açıklama sınırları içinde kalınmalıdır. AİHM’e göre, öncelikle ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler eğer bir değer yargısı içermekte ve somut bir olgu isnadından bahsedilemeyecekse, değer yargılarını destekleyecek yeterli bir altyapının mevcut olup olmadığı AİHM tarafından göz önünde bulundurulmaktadır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Öte yandan, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısı AİHM tarafından da ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kabul görmemektedir. Olgu isnadı içeren ifadeler konusunda ise en azından ilk bakışta güvenilir görünen delil sunulması gerektiği kabul edilmektedir. Elbette ki, bu deliller sunulamadığı takdirde, AİHM, iddiaların gerçekliğinin kanıtlanmasını beklemektedir. İnceleme konusunun sağlıklı bir şekilde çözülebilmesi bakımından hakaret suçunda mağdurun belirlenmesi hususuna da kısaca değinilmesinde yarar bulunmaktadır. TCK’nın "Mağdurun belirlenmesi" başlığını taşıyan 126. Maddesi; "Hakaret suçunun işlenmesinde mağdurun ismi açıkça belirtilmemiş veya isnat üstü kapalı geçiştirilmiş olsa bile, eğer niteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik bulunduğunda duraksanmayacak bir durum varsa, hem ismi belirtilmiş ve hem de hakaret açıklanmış sayılır." Şeklinde düzenlenmiş olup, madde gerekçesinde de; "Hakaret suçunun oluşabilmesi için mağdurun belli veya belirlenmesinin olanaklı bulunması gereklidir. İşte bu maddeyle suçu işleyen tarafından mağdurun kimliğinin açıkça belirtilmediğinde, ne gibi bir durumun varlığı hâlinde ismin belirtilmiş ve hakaretin açıklanmış sayılacağına ait ölçü gösterilmektedir. Madde, aslında usûl hukuku bakımından ispata yönelik, karineye benzer bir ölçü getirmiş bulunmaktadır." açıklamalarına yer verilmiştir. Buna göre hakaret suçunun oluşabilmesi için muhatabının belirli olmasında zorunluluk bulunmakta olup Özel Dairenin yerleşik içtihatları da bu doğrultudadır. Öte yandan TCK’nın "Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin Kurum ve Organlarını Aşağılama" başlıkla 301. maddesi; "(1) Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır. (3) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. (4) Bu suçtan dolayı soruşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır." Şeklindedir. Bu düzenlemeyle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin siyasal ve hukuki varlığı ile aynı doğrultudaki çıkarları korunmaya çalışılmaktadır. Hükümde, Devletin varlığını oluşturan ve ayrılmaz unsurları arasında bulunan müesseselerin ayrı ayrı sayılması ve bunlara yönelen aşağılayıcı hareketlerin yaptırım altına alınmasıyla güdülen amaç temelde Devletin tüzel kişiliğinin, saygınlığının ve hukuki yararının korunmasıdır. Eleştiri ya da siyasi tenkit amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suçun hukuka aykırılık unsuru kapsamında kalmaz. Maddede sayılan kurumların aşağılanması, eleştiri niteliğini aşan, fikir niteliği bulunmayan, küçültücü, tecavüz niteliğinde veya aşağılaştırıcı bir ifade gerektirmektedir. Bu durumlarda artık düşünce açıklaması söz konusu olamayacağı için hak da söz konusu olmaz (M. Emin Artuk- Ahmet Gökcen, Ceza Hukuk Özel Hükümler, 2017, 16. Baskı, s. 963). Suçun oluşabilmesi için aleniyet şartı aranmakta, kovuşturulması da son fıkra uyarınca Adalet Bakanının iznine tabi bulunmaktadır. TCK'da İkinci Kitap'ta "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler"e yer verilen Dördüncü Kısım'daki "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı Birinci Bölüm'de düzenlenen "Görevi kötüye kullanma" başlıklı 257. madde; "(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiştir. Maddenin, birinci fıkrasında düzenlenen icrai davranışlarla görevi kötüye kullanma suçu, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu aykırı davranış nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız menfaat sağlanması ile oluşmaktadır. Buna göre ilk şart, kamu görevlisi olan failin yaptığı işle ilgili olarak kanundan veya diğer idari düzenlemelerden doğan bir görevinin olması ve bu görevinin gereklerine aykırı davranmasıdır. Suçun oluşabilmesi için, norma aykırı davranış yetmemekte, fiil nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da suç tarihi itibarıyla kişilere haksız kazanç sağlanması gerekmektedir. Anılan maddenin gerekçesinde suçun oluşmasına ilişkin genel koşullar; "Kamu görevinin gereklerine aykırı olan her fiili cezai yaptırım altına almak, suç ve ceza siyasetinin esaslarıyla bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, görevin gereklerine aykırı davranışın belli koşulları taşıması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kamu görevinin gereklerine aykırı davranışın, kişilerin mağduriyetiyle sonuçlanmış olması veya kamunun ekonomik bakımdan zararına neden olması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlamış olması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçu oluşabilecektir." biçiminde vurgulanmış, gerekçede yer verilen kazanç ifadesi 6086 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle sonradan menfaat olarak değiştirilmiştir. Öğretide de TCK’nın 257. maddesindeki suçun oluşmasının, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi sonucunda kişilerin mağdur olması veya kamunun zarar görmesi ya da kişilere haksız menfaat sağlanması şartlarına bağlı olduğu, bu sonuçları doğurmayan norma aykırı davranışların, suç kapsamında değerlendirilemeyeceği açıklanmıştır (... Emin Artuk - Ahmet Gökçen - Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 913 vd; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 769; Veli Özer Özbek - ... Nihat Kanbur - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974). Görevin gereklerine aykırı hareket etmekten, kamu görevlisinin görevini kanun, idari düzenlemeler veya talimatların öngördüğü usul ve esaslardan başka surette ifa etmesi anlaşılmaktadır. Bu anlamda kamu görevlisinin herhangi bir şekilde kanuni yetkisini aşması, kanunun aradığı şekil şartlarına uymaması, takdir yetkisini amacı dışında kullanması, kanunun emir ve müsaade ettiği hareketinin gerektirdiği ön şartlara aykırı hareket etmesi, kendisine teslim edilen ve görevi sebebiyle kullanması gerekli eşyayı usulsüz kullanması gibi fiiller görevin gereklerine aykırılık kapsamında kalmaktadır. Norma aykırı davranışın maddede belirtilen sonuçları doğurup doğurmadığının saptanabilmesi için öncelikle mağduriyet, kamunun zarara uğraması ve haksız menfaat kavramlarının açıklanması ve somut olayda bunların gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi gerekmektedir. Mağduriyet kavramının, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararla sınırlı olmayıp bireysel hakların ihlali sonucunu doğuran her türlü davranışı ifade ettiği kabul edilmektedir. Bu husus madde gerekçesinde; "Görevin gereklerine aykırı davranışın, kişinin mağduriyetine neden olunması gerekir. Bu mağduriyet, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararı ifade etmez. Mağduriyet kavramı, zarar kavramından daha geniş bir anlama sahiptir." şeklinde vurgulanmış, öğretide de mağduriyetin sadece ekonomik bakımdan ortaya çıkan zararı ifade etmeyip daha geniş bir anlama sahip olduğu, bireyin, sosyal, siyasi, medeni her türlü haklarının ihlali sonucunu doğuran hareketlerin ve herhangi bir çıkarının zedelenmesine neden olmanın da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilmiştir (... Emin Artuk - Ahmet Gökçen - Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 911 vd.; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 772; Veli Özer Özbek - ... Nihat Kanbur - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974). Kişilere haksız menfaat sağlanması, bir başkasına hukuka aykırı şekilde her türlü maddi ya da manevi yarar sağlanması anlamına gelmektedir. Kamunun zarara uğraması hususuna gelince; madde gerekçesinde "ekonomik bir zarar" olduğu vurgulanan anılan kavramla ilgili olarak kanuni düzenleme içeren 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun 71. maddesinde; kamu görevlilerinin kast, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması şeklinde tanımlanan kamu zararı, her olayda hâkim tarafından, iş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek bir fiyatla alınıp alınmadığı veya aynı şekilde yaptırılıp yaptırılmadığı, somut olayın kendine özgü özellikleri de dikkate alınarak belirlenmelidir. Bu belirleme; uğranılan kamu zararının miktarının kesin bir biçimde saptanması anlamında olmayıp miktarı saptanamasa dahi, işin veya hizmetin niteliği nazara alınarak, rayiç bedelden daha yüksek bir bedelle alım veya yapımın gerçekleştirildiğinin anlaşılması hâlinde de kamu zararının varlığı kabul edilmelidir. Ancak bu belirleme yapılırken, norma aykırı her davranışın, kamuya duyulan güveni sarstığı, dolayısıyla, kamu zararına yol açtığı veya zarara uğrama ihtimalini ortaya çıkardığı şeklindeki bir düşünceyle de hareket edilmemelidir. B. Somut Olayın Değerlendirilmesi Iğdır Adliyesinde HSK müfettişleri tarafından yapılan bir soruşturma kapsamında tanık Cumhuriyet Savcısı Hakan Tekin'in 21.10.2014 tarihinde tanık olarak HSK müfettişleri tarafından ifadesinin alınması üzerine iddiaya konu olayın ortaya çıktığı, buna göre Iğdır Ağır Ceza Mahkemesi ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanı olan sanığın kendisini ziyaret eden Iğdır İl Emniyet Müdürlüğünde görevli şube müdürü ve müdür yardımcısı olan mağdurlar Veli, Aşkın ve ... Bahtiyar ile katılanlar Gürcan, ... ve Tufan'ı; "Hoş geldiniz AK Partinin polisleri." diyerek karşıladığı, sohbet esnasında onlara hitaben; "Adli Kolluk Yönetmeliği değişti, eskiden hırsızı yakaladığınızda sadece savcıya bildiriyordunuz, artık il emniyet müdürü ve valiye de bildireceksiniz, yani hırsızı hırsıza bildireceksiniz." şeklinde sözler söylediği iddia ve kabul edilen olayda; Sanığın sarf ettiği iddia ve kabul olunan; "Hoş geldiniz AK Partinin polisleri." sözlerinin eleştiri kapsamında kalıp hakaret suçunu oluşturmadığı, "Adli Kolluk Yönetmeliği değişti, eskiden hırsızı yakaladığınızda sadece savcıya bildiriyordunuz, artık il emniyet müdürü ve Valiye de bildireceksiniz, yani hırsızı hırsıza bildireceksiniz." ifadelerinde geçen "hırsız" kelimesi ile de Iğdır İl Emniyet Müdürü ve Iğdır Valisi muhatap alınmaksızın genel bir uygulamadan bahsedilmesi, anılan sözlerin TCK’nın 126. maddesinde belirtildiği üzere duraksamaya yer vermeyecek biçimde Iğdır İl Emniyet Müdürü ve Iğdır Valisine yöneltildiğinin anlaşılamaması ve hakaret suçunun oluşabilmesi için muhatabının belirli olmasında zorunluluk bulunmasının gerekmesi göz önüne alındığında; sanığın eyleminin kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunu oluşturmadığı, TCK'nın 301. maddesinde düzenlenen Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin Kurum ve Organlarını aşağılama suçunun oluşabileceği kanaati ile Özel Dairece durma kararı verilerek Adalet Bakanından kovuşturma izin alınmış ise de bu suçun oluşabilmesi için aleniyet şartının arandığı, sanığın makam odasının aleni bir yer olmaması nedeniyle eylemin bu suça da vücut vermediği, yine sanığın sarf ettiği sözlerin, üstlendiği kamu göreviyle bir ilgisi bulunmadığından görevi kötüye kullanma suçunu oluştuğundan da bahsedilemeyeceği; her ne kadar sanık müdafiince Özel Daire kararında yer alan; "...hakkında silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan mahkûmiyet hükmü kurulan sanığın örgütün faaliyeti kapsamında sarf ettiği sözlerin disiplin soruşturmasına konu olabileceği anlaşılmakla" ibaresinin kaldırılması talep edilmiş ise de hakkında silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü kesinleşen sanığın, örgütün faaliyeti kapsamında söz konusu sözleri sarf etmesi nedeniyle istemin yerinde olmadığı anlaşılmakla; sanığa atılı eylemin suç oluşturmaması nedeniyle CMK'nın 223/2-a maddesi gereğince beraatine karar verilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, sanık hakkında kurulan beraat hükmünün onanmasına karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay 5. Ceza Dairesinin usul ve kanuna uygun 04.07.2023 tarihli ve 20-53 sayılı kararının ONANMASINA, 2- Dosyanın, Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.02.2024 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

3. Ceza Dairesi, 2021/18256 E., 2022/316 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun "Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin Kurum ve Organlarını Aşağılama" başlıklı 301. maddesinde yer alan, "(1) Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
3. Ceza Dairesi         2021/18256 E.  ,  2022/316 K. "İçtihat Metni" I-TALEP: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.09.2021 tarih ve 2021/93514 sayılı yazısı ile; Devletin askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılama suçundan şüpheli ... hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda, Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 08/02/2021 tarihli ve 2021/742 soruşturma, 2021/2655 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itiraz hakkında, şüpheli hakkında Adalet Bakanlığından izin alınmadan yapılan soruşturmanın, usulüne uygun olarak yapılmış hukuken geçerli bir soruşturma olmadığından bahisle karar verilmesine yer olmadığına ilişkin Ankara Batı 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 08/03/2021 tarihli ve 2021/1391 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun "Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin Kurum ve Organlarını Aşağılama" başlıklı 301. maddesinde yer alan, "(1) Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır. (3) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. (4) Bu suçtan dolayı soruşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır." şeklindeki ve, Genel Müdürlüğümüzün 18/1 nolu Genelgesinde yer alan ''5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 301’inci maddesi gereğince “soruşturma” yapılması Adalet Bakanının iznine bağlı “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama” suçlarında; ... 4- Soruşturma evresinde izin alınmadan önce yapılan inceleme sonunda toplanan delillerin, soruşturma izni talep edilmesini gerektirecek şekilde suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturması halinde düzenlenecek evrakın; şüpheliye isnat edilen suçun ne şekilde ve hangi sözlerin sarf edilmesi suretiyle işlendiği ile Cumhuriyet savcısının soruşturma izni verilmesi konusundaki gerekçeli düşüncesini de içeren fezleke ekinde ağır ceza Cumhuriyet başsavcılığı aracılığıyla Bakanlığımız Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmesi, aksi durumda inceleme evrakı gönderilmeden kanuni gereğinin mahallinde takdir ve ifa olunması, '' şeklinde yer alan düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, soruşturmaya konu suç hakkında soruşturma izni talep edilmesini gerektirecek şekilde suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşması halinde soruşturma izni talep edilmesi gerektiği, yeterli şüphenin oluşmaması halinde izin alınmasının gerekmediğinin anlaşılması karşısında, yapılan soruşturmanın usulüne uygun olduğu gözetilerek, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itiraz üzerine, Sulh Ceza Hakimliğince soruşturmanın genişletilmesine, itirazın reddine ya da itirazın kabulüne karar verilebileceği cihetle, itiraz üzerine esas hakkında bir inceleme yapılması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 12.07.2021 gün ve 94660652-105-06-9164-2021-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak, Dairemize gönderilmiştir. II-OLAY; Milli Savunma Bakanlığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Hukuk Hizmetleri Daire Başkanlığının 16.11.2020 tarihli, "Soruşturma izni (2020/320 Esas), Tnk er ... ve diğerleri hk" konulu yazısı ile Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığına, muhtemel terhis tarihinin 18.02.2021 tarihi olduğu belirtilen ve suç tarihinde Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığında tankçı er olan şüpheli ... hakkında, 10.10.2020 suç tarihinde gerçekleştirdiği eylemleri nedeni ile "Müteaddit Üste Hakaret, Üste Fiilen Taarruz, Üste Fiilen Taarruza Teşebbüs, Üstü Tehdit ve Devletin Kurum ve Organlarını Aşağılama" suçlarından "soruşturma izninin verildiği" belirtilerek, 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununun 95’inci maddesi gereğince Kara Kuvvetleri Komutanının 16.11.2020 tarihli oluru ile tanzim olunan soruşturma dosyası gereği için gönderilmiştir. Bahse konu yazıda, "Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı Hukuk Hizmetleri Şube Müdürlüğünün 11.11.2020 tarih ve 67076882- 641.03.02-3468960 sayılı yazısı, 03.06.2017 tarih, 30085 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Hakimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin 31.05.2017 tarih, 831 sayılı kararı, Milli Savunma Bakanlığının 05.06.2017 tarih KAN.GN.MD.: 82793099-9020-17/As.Adlt.İşl.ve Kan.Gn.Md.lüğü As.Adlt. Czev. ve Müt.D. Müt,ve Yet.İşl.Ş. (40-10-17) sayılı yazısı ve "Sn.K.K.Komutanı’nın 16.11.2020 tarihli oluru" ilgi tutulmuştur. Dosya içeriğinde ise özetle şüpheli hakkında, Askeri Ceza Kanunu'nun 79. maddesince "Kendini Askerliğe Elverişsiz Hale Getirmeye Teşebbüs", 82. maddesince "Amir veya Üstü Tehdit", 85. maddesince "Üste Hakaret", 87. maddesince "Emre İtaatsizlikte Israr", 91. maddesince "Üste Fiilen Taaruz" ve Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesince "Devletin Kurum ve Organlarına Aşağılama" suçlarından Disiplin subaylığına sunulan dosyası bulunmaktadır. 16.11.2020 tarihli Milli Savunma Bakanlığının soruşturma izni verildiği belirtilerek gereği için gönderilen yukarıda ayrıntıları belirtilen evrakı, Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığının 2020/30369 soruşturma sayısına, 25.11.2020 tarihinde kaydedilmiştir. Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığının 23.12.2020 tarihli müzekkeresi ile Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığından, şüphelinin olay günü yaşanan tartışma sırasında darp edildiğini iddia etmesi nedeniyle, olay gününe ilişkin revirde mevcut tüm tıbbi evrakları ile birlikte Ankara Şehir Hastanesine sevki sağlanarak, yine olay günü Ankara Şehir Hastanesinde mevcut tıbbi evraklardan da yararlanılarak adli raporunun temini istenilmiştir. Aynı tarihli diğer bir müzekkere ile de Kara Kuvvetleri Komutanlığı Hukuk Hizmetleri Başkanlığından, ifadesinde olay günü Tnk. Uzm. Çvş ...'ın kendisine hakaret ve tehdit içerikli söylemlerde bulunduğunu iddia ettiğinden, atılı suçlar yönünden 353 Sayılı Askeri Mahkeme Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunun 95. maddesi gereği soruşturma izni hususunun değerlendirilmesi talep olunmuştur. Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı, Özel (Memur) Soruşturma Bürosunun 11.01.2021 tarih, 2020/30369 soruşturma ve 2021/62 karar sayılı ayırma kararı ile şüpheli hakkında özetle, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Hukuk Hizmetleri Başkanlığının 16.11.2020 tarihli suç bildirimi ve 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulu Kanunun 95. maddesi uyarınca soruşturma izni verilmesine konu dosyanın tetkikinde, olay günü "TSK'nın da a.. koyarım, askerliğinde a... koyarım, s.kerim, ben bu askerliği yapmıyorum vb" söylemlerde bulunduğunun iddia olunduğu, atılı söylemlerin TCK'nın 301/2 maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ve soruşturma yapılmasının Adalet Bakanı'nın iznine bağlı olduğu anlaşıldığından dosyanın tefriki ile 2021/742 soruşturma numarasına kaydına karar verilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı Özel (Memur) Soruşturma Bürosunun 11.01.2021 tarihli yazısı ile de dosya, iş bölümüne göre görevli büroya tevzi edilmek üzere gönderilmiş, dosya Cumhuriyet Başsavcılığının 2021/742 soruşturma sayısında kaydedilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığının 08.02.2021 tarih, 2021/742 soruşturma, 2021/265 karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile şüpheli hakkında özetle, atılı suçun yasal şartlardan olan "aleniyet unsurunun" somut olayda gerçekleşmediği ve dosya kapsamında araştırılacak başkaca bir hususun bulunmadığı, Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 05.04.2018 tarih, 2017/13586 E, 2018/3114 K sayılı kararında da aleniyet içermeyen olaylarda atılı suçun oluşmayacağının belirtildiği gerekçesi ile kovuşturma yapılmasına yer olmadığına, kararın bir suretinin bilgi ve idari yönden gereği için ihbar eden kuruma, bir suretinin ise 2020/30369 sayılı soruşturma doyasına gönderilmesine, CMK'nın 172 ve 173 maddeleri gereğince itiraz kanun yolu açık olmak üzere karar verilmiştir. Karar başlığında müşteki olarak ...'nun ad ve soyadının kimlik bilgileri ile belirtildiği ayrıca not kısmında ise diğer suçlar yönünden şüpheli hakkında 2020/30369 soruşturmaya kayden soruşturmanın devam ettiğinin yazıldığı görülmüştür. 09.02.2021 tarihli yazı ile karar, Kara Kuvvetleri Komutanlığına gönderilmiştir. Kara Kuvvetleri Komutanlığı Hukuk Hizmetleri Daire Başkanlığının 18.02.2021 tarihli yazısı ekinde gönderilen, 17.02.2021 tarihli layiha ile Daire Başkanınca, karara itirazda bulunulmuştur. Sulh Ceza Hakimliğine hitaben tanzim olunan layihada özetle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun emsal kararına istinaden olayda aleniyet unsurunun gerçekleştiği, ayrıca bahse konu suçta soruşturma yapılmasının Adalet Bakanının iznine tabi olduğu, kararda bu yönde bir işlem tesis edilip edilmediğinin belirtilmediği, Adalet Bakanından gerekli izin alındıktan sonra adli soruşturmaya devam edilmesi ve şüpheli hakkında atılı suçtan kamu davasının açılması gerektiği, 21.11.2019 tarihli Milli Savunma Bakanlığının yazısı ile Bakanlık adına ceza davalarına katılma ve kanun yoluna başvurma yetkisinin Kara Kuvvetleri Komutanlığı Hukuk Hizmetleri Daire Başkanlığına devredildiği belirtilerek, kararın kaldırılmasına ve şüpheli adına kamu davası açılmasına karar verilmesi talep olunmuştur. 25.02.2021 tarihli yazısı ile Cumhuriyet savcısı, yapılan itirazı incelemek üzere dosyayı Sulh Ceza Hakimliğine göndermiştir. Ankara Batı 2. Sulh Ceza Hakimliğinin, 08.03.2021 tarih ve 2021/1391 değişik iş sayılı kararı ile Kara Kuvvetleri Komutanlığı Hukuk Hizmetleri Başkanlığının yapmış olduğu itiraz hususunda karar verilmesine yer olmadığına, kesin olarak karar verilmiştir. Kararın gerekçesi belirtildiği şekli ile şöyledir: "...5237 sayılı TCK'nın 5759 sayılı Kanun ile değişik 301/4 maddesi uyarınca devletin askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılama suçunu işleyen kişi hakkında Cumhuriyet savcısının re'sen soruşturma yapma yetkisi bulunmadığı, bu suç yönünden soruşturmanın başlaması Adalet Bakanının izin vermesi koşuluna bağlı olduğu, yetkili merci izin vermedikçe soruşturma aşamasına geçilemeyeceğinden şüpheli kişi veya kişiler hakkında Cumhuriyet Savcılığınca kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi de olanaklı olmadığı, takipsizlik kararının ancak 5237 sayılı TCK'nın 5759 sayılı Kanun ile değişik 301/4 maddesi uyarınca Adalet Bakanı tarafından soruşturma izni verildikten sonra yapılacak soruşturma sonunda verilebileceğinden Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, devletin askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılama suçundan şüpheli ... hakkında Adalet Bakanından izin almadan suçun unsurlarının oluşmaması nedeniyle verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın hukuken geçersiz olduğu dolayısıyla Hakimliğimizce incelenebilecek nitelikte hukuken geçerli bir kovuşturmaya yer olmadığına dair karar bulunmadığından "karar vermeye yer olmadığına" dair ... karar vermek gerekmiştir." İş bu karara yönelik olarak Cumhuriyet savcısı 09.03.2021 tarihli yazısı ile özetle, atılı suça ilişkin kamu davası açılması için yeterli delil olduğu takdirde fezleke düzenlenerek soruşturma izninin isteneceği, aksi yönde karar verilecek ise soruşturma iznine gerek bulunmadığı, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 18/1 nolu genelgesinde de bu yönde düzenlemenin bulunduğunu belirterek, karara yapılan itiraz hakkında yeniden inceleme yapılması, Hakimlikten yeniden talep edilmiştir. Ankara Batı 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 25.03.2021 tarih 2021/2224 değişik iş sayılı kararı ile kararın kesin olarak verildiği ve itiraz edilebilecek kararlardan olmadığı gerekçesi ile talebin reddine kesin olarak karar verilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir; "...Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararların itirazı üzerine sulh ceza hakimliklerince verilen kararların 5271 sayılı CMK'nın 271/4.maddesi gereği kesin olduğu dolayısıyla bu kararın tekrar değerlendirilmesi gibi bir durumun sözkonusu olamayacağı anlaşılmakla Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığının yeniden değerlendirilmesi talebinin reddine karar vermek gerekmiştir." Cumhuriyet Başsavcılığı, 07.04.2021 tarihli yazısı ile Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünden özetle; bahse konu karar açısından kanun yararına bozma koşullarının oluştuğunun düşünüldüğü belirtilerek, atılı suç açısından kamu davası açılmasına yeter delil var ise fezleke soruşturma izninin isteneceği, delil olmayan yahut suçun unsurlarının oluşmadığı durumlarda eylemi kovuşturmaya veya soruşturmaya yer olmadığına dair karar verilerek sonuçlandırılacağının bilinir bir durum olmasına ve bu durumun Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 18/1'nolu genelgesinde de açık olarak belirtilmesine rağmen belirtilir şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, kaldı ki atılı suçun niteliği gereği verilen karara da Kara Kuvvetleri Komutanlığı Hukuk Hizmetleri Başkanlığının itiraz hakkının bulunmadığından "itirazın reddine" karar verilmesi gerektiği, somut olay özelinde ve genelde kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yapılan itirazlarda, Hakimlikçe "kabul, red ya da soruşturmanın genişletilmesi" yönünde karar verilmesi gerektiği halde yasada yer almayan ve somut olayla uyarlılık göstermeyen "Karar Verilmesine Yer Olmadığına" şeklinde, mahkemece verilebilecek nitelikte olmayan bir karar verilmesinin hukuka aykırılık oluşturduğundan, Ankara Batı 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 08.03.2021 tarih ve 2021/1391 değişik iş sayılı kararına yönelik kanun yararına bozma yoluna gidilmesi ihbar ve görüşünde bulunulmuştur. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 12.07.2021 gün ve 94660652- 105-06-9164-2021-Kyb sayılı yazıları ile Ankara Batı 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 08.03.2021 tarih ve 2021/1391 değişik iş sayılı kararının bozulması istenilmiştir. III- HUKUKİ UYUŞMAZLIK; Devletin askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılama suçundan, Adalet Bakanından izin alınmadan yapılan soruşturma neticesinde verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla bu karara vaki itirazın reddine ilişkin mercii kararında hukuki isabet bulunup bulunmadığına dair ise de, öncelikle istemin kanun yararına bozmaya konu olup olamayacağı hususunun tartışılması gerekmektedir. IV- HUKUKİ MEVZUAT; 1-)5237 sayılı TCK'nın; Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama Madde 301- (Değişik: 30/4/2008-5759/1 md.) (1) Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Devletin askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır. (3) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. (4) Bu suçtan dolayı soruşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır. 2-)1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu; Askeri suçlarda şikayet ve izin: Madde 48 – (Değişik; 12/5/1941 - 4026/1 md.) a) Askeri suçların takibi şikayete bağlı değildir. b) Askeri kazaya tabi olupta Türk Ceza Kanunu mucibince takibi Adliye Vekilinin izinine bağlı suçlar hakkında izin, Milli Müdafaa Vekili tarafından verilir. 3-)5271 sayılı CMK'nın Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar Madde 172 – (1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir. (2) (Değişik: 2/1/2017-KHK-680/10 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7072/9 md.) Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz. (3) (Ek: 11/4/2013-6459/19 md.) Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi veya bu karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi üzerine, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmesi hâlinde yeniden soruşturma açılır. Cumhuriyet savcısının kararına itiraz Madde 173 – (1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir. (2) İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olaylar ve deliller belirtilir. (3) (Değişik: 18/6/2014-6545/71 md.) Sulh ceza hâkimliği, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer Cumhuriyet başsavcılığından talepte bulunabilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir. (4) (Değişik: 25/5/2005 - 5353/26 md.) Sulh Ceza Hâkimliği istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir. (5) Cumhuriyet savcısının kamu davasının açılmaması hususunda takdir yetkisini kullandığı hâllerde bu madde hükmü uygulanmaz. (6) (Değişik: 2/1/2017-KHK-680/11 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7072/10 md.) İtirazın reddedilmesi halinde aynı fiilden dolayı kamu davası açılabilmesi için 172 nci maddenin ikinci fıkrası uygulanır. 4-) Adalet Bakanlığının 09.05.2008 tarih ve 018-1 nolu, TCK'nın 299 ve 301 ’inci maddeleri gereğince soruşturma veya kovuşturma yapılması Adalet Bakanının iznine bağlı suçlar konulu genelgesi; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 299’uncu maddesi gereğince kovuşturma yapılması Adalet Bakanının iznine bağlı olan “Cumhurbaşkanına hakaret” suçu nedeniyle yapılan soruşturma işlemleri ile anılan Kanun'un “Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin kurum ve organlarını aşağılama” kenar başlıklı 301’inci maddesinde yer alan suçlardan dolayı kovuşturma yapılmasının Adalet Bakanının iznine bağlı olmaktan çıkarıldığına ilişkin hususları vurguladığımız 01/01/2006 tarihli ve (18) No'lu Genelgenin; TCK'nın 301 "inci maddesinde 30/4/2008 tarihli ve 5759 sayılı Kanun’un 1 ’inci maddesi ile yapılan değişiklik sonucu bu maddede yazılı suçlarda soruşturma yapılmasının Adalet Bakanının iznine bağlanması karşısında güncellenmesine ihtiyaç duyulmuştur. Bu kanuni düzenleme sebebiyle; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 299 ve 301' inci maddelerinde yer alan suçların soruşturma evresinde, işin sürüncemede kalmaması için lüzumsuz yazışma ve gecikmelere sebebiyet verilmemesi bakımından aşağıda yer alan hususların hatırlatılmasında yarar görülmüştür. Bilindiği üzere; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 24’üncü maddesinde din ve vicdan hürriyeti, 25’inci maddesinde düşünce ve kanaat hürriyeti, 26’ncı maddesinde düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti, 27’nci maddesinde ise bilim ve sanat hürriyeti düzenlenmiş bulunmaktadır. Öte yandan; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 9'uncu maddesinde düşünce, vicdan ve din özgürlüğü, 10'uncu maddesinde ise ifade özgürlüğü yer almıştır. Nitekim, Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi kararlanna göre de, temel hak ve özgürlüklerden biri olan “düşünceyi açıklama özgürlüğü”; demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden ve toplumun ilerlemesi ve her bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi’nin 10’uncu maddesinin ikinci fıkrasının Avrupa İnsan Haklan Mahkemesince yapılan yorumunda bu “hürriyet”; sadece toplumda beğenilen, kabul gören, zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerli sayılmış ve bunun demokratik bir toplumun olmazsa olmaz unsurlarından olan çok seslilik, tolerans ve hoşgörünün gereği olduğu vurgulanmıştır. Diğer taraftan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun; "Türk Milletini. Türkiye Cumhuriyeti Devletini. Devletin kurum ve organlarını aşağılama" kenar başlıklı 301 ‘inci maddesinde: "(1) Türk Milletini. Türkiye Cumhuriyeti Devletini. Türkiye Büyük Millet Meclisini. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Devletin askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır. (3) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. (4) Bu suçtan dolayı soruşturma yapılması. Adalet Bakanının iznine bağlıdır." hükümlerine yer verilmiştir. Bu itibarla: İzne bağlı olan bu suçlar hakkında yapılan soruşturmalarda, soruşturma veya kovuşturma yapılmasının Adalet Bakanının iznine bağlı tutulmasındaki amaç da göz önünde bulundurularak: B) TCK'nın 301'inci maddesi gereğince "soruşturma" yapılması Adalet Bakanının iznine bağlı "Türk Milletini. Türkiye Cumhuriyeti Devletini. Devletin kurum ve organlarını aşağılama" suçlarında: 1- Cumhuriyet başsavcılıklarına yapılan ihbar ve şikayetlerin öncelikle soruşturma defterine kaydedilmesi. 2- Soruşturma evresindeki izin öncesi ve sonrası tüm adlî işlemlerin, bizzat Cumhuriyet başsavcısı veya görevlendireceği bir Cumhuriyet savcısı tarafından yapılması. 3- Soruşturma izni verilmeden önce hakkında suç isnadında bulunulan kişilerin savunmasının alınmaması. 4- Soruşturma evresinde izin alınmadan önce yapılan inceleme sonunda toplanan delillerin, soruşturma izni talep edilmesini gerektirecek şekilde suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturması halinde düzenlenecek evrakın: şüpheliye isnat edilen suçun ne şekilde ve hangi sözlerin sarf edilmesi suretiyle işlendiği ile Cumhuriyet savcısının soruşturma izni verilmesi konusundaki gerekçeli düşüncesini de içeren fezleke ekinde ağır ceza Cumhuriyet başsavcılığı aracılığıyla Bakanlığımız Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmesi, aksi durumda inceleme evrakı gönderilmeden kanunî gereğinin mahallinde takdir ve ifa olunması. 5- İzin verilmesi üzerine yürütülen soruşturma sonunda iddianameyle dava açılması veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi halinde evrakın bir örneğinin gönderilmesi, izin verilmemesi durumunda ise işlem sonucunun bildirilmemesi. 6- Soruşturma izni alınmadan kamu davasının açılması ve mahkemece bu durumun tespiti ile durma kararı verilerek dosyanın Bakanlığımız Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmesine karar verilmesi durumunda: sanığın hangi suçundan dolayı izin istenildiğinin açıkça belirtilmesi ve bu takdirde dahi evrakın. Cumhuriyet savcısı tarafından fezlekeye bağlanarak gerekçeli düşünce belirtilmek suretiyle sunulması. C) Ayrıca; 1- TCK'nın 299 ve 301 'inci maddelerinde yazılı suçların birlikte işlenmesi halinde, bu suçların soruşturması ayrı usullere tabi olduğundan, öncelikle evrakın tefrik edilmesi ve her suç bakımından buna göre işlem yapılması. 2- Genelgemize konu suçların 5187 sayılı Basın Kanunu kapsamında işlenmesi halinde, anılan Kanun'un 26'ncı maddesinde belirtilen ceza davalarının günlük süreli yayınlar yönünden iki ay diğer basılmış eserler yönünden dört ay içinde açılması zorunluluğu ile bu suçlarda izin için gerekli başvurunun yapılmasıyla dava açma süresinin duracağı ve durma süresinin iki ayı geçemeyeceği hususlarının hatırdan çıkarılmaması. 3- 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun'a aykırılık gibi kovuşturma yapılması izne bağlı olmayan suçların: Türk Ceza Kanunu'nun 299 ve 301 ' inci maddelerindeki suçlarla birlikte işlenmesi hâlinde, bu suçlar bakımından evrakın tefrik edilerek Cumhuriyet başsavcılığınca genel hükümler dairesinde işlem yapılması. Konularında gereken dikkat ve özenin gösterilmesini rica ederim. V- HUKUKİ DEĞERLENDİRME; Ayrıntıları, 14.11.1977 tarih, 3-2 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen istikrar kazanmış kararlarında (03.04.2012 tarih 2011/10-438 - 2012/141 sy. 10.05.2011 tarih 6-80-90 sy. 14.12.2010 tarih 4-210-259 sy. 15.06.2010 tarih 9-117-146 sy. 23.06.2009 tarih 9-30-177 sy. gibi) açıklandığı üzere: 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinde, olağanüstü bir kanun yolu olarak düzenlenen kanun yararına bozma ile; hakim ya da mahkemelerce verilen ve temyiz veya istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar yahut hükümlerdeki gerek maddi gerekse usule ilişkin hukuka aykırılıkların hem ilgilisi hem de toplum açısından giderilmesi ile ülkede uygulama birliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Ancak kesin kararlara karşı kabul edilmesi nedeniyle bu amaçlara hizmet etmeyen, sadece yapılan uygulamanın hatalı olduğunun tespiti ile yetinilmesi sonucunu doğuran hukuka aykırılıkların bu yolla çözülmesinde kanun yararı olmadığı gibi bu uygulamanın kesin hükmün otoritesini sarsacağı da açıktır. Aynı nedenlerle olağan yasa yollarına göre, kapsamının dar ve sınırlı olması, hukuka aykırılığın, davanın özüne ve cezaya esaslı bir şekilde etki etmesi, tüm hukuka aykırılıkların bir defada giderilmesi gerekmektedir. Ciddi boyuta ulaşmayan, maddi meseleye ilişkin olan, hakimin kanaat ve takdir yetkisi kapsamında kalan hususlar ile infaz aşamasında, soruşturma ya da kovuşturma safhasında alınacak bir kararla giderilebilecek nitelikte olanlar gibi başka bir yol ve yöntemle giderilmesi mümkün olan hukuka aykırılıkların kanun yararına bozma konusu olamayacağı kabul edilmektedir. Kanun yararına bozmada geçerli olan “istekle bağlılık kuralı” gereği, isteme konu edilmeyen hukuka aykırılıklar yasa yararına bozma konusu yapılamayacak, inceleme sırasında Adalet Bakanlığının istem yazısında ileri sürülmeyen ve sonuca etkili bulunan başkaca hukuka aykırılıkların saptanması halinde, bu yönlerden de başvuruda bulunulmasının sağlanması için Adalet Bakanlığına veya koşulları bulunmakta ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına ihbarda bulunulması suretiyle, bu hususlarda da başvuruda bulunulması halinde tüm hukuka aykırılıkların bir defada giderilmesi sağlanacaktır (CGK’nun 14.07.2009 gün ve 163-202; 07.07.2009 gün ve 155-192; 17.07.2007 gün ve 145-172; 02.10.2007 gün ve 82-196 sayılı kararları). Kanun yararına bozmaya dair istem yazısında belirtilen karar yerine başka bir kararın yasa yararına bozulmasına karar verilmesi de isteme bağlılık kuralına aykırılık oluşturur (CGK'nın 29.09.2009 gün 2009/6-177-210 sayılı kararı). Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; İncelemeye konu Ankara Batı 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 08/03/2021 tarih, 2021/1391 değişik iş sayılı "karar verilemesine yer olmadığına" dair kararının, uyuşmazlığı çözen ve merciince denetlenmesi mümkün kararlardan olmaması nedeniyle yasa yararına bozma kanun yoluna konu olamayacağı fakat Cumhuriyet savcısınca iş bu karara yönelik yapılan itirazın, Ankara Batı 2. Sulh Ceza Hakimliğinin, 25.03.2021 tarih ve 2021/2224 değişik iş sayılı kararı ile kesin olarak reddedildiğinin anlaşılmasına nazaran; istemle bağlılık kuralı ve karardaki tüm hukuka aykırılıkların bir defada giderilmesi gerekliliği de gözetilerek Ankara Batı 2. Sulh Ceza Hakimliğinin, 25.03.2021 tarih ve 2021/2224 değişik iş sayılı kesin kararına yönelik olarak da kanun yararına bozma yoluna gidilip gidilmeyeceği hususunda Adalet Bakanlığına ihbarda bulunulması, sonucuna göre de Milli Savunma Bakanlığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Hukuk Hizmetleri Daire Başkanlığının 16.11.2020 tarihli, "Soruşturma izni (2020/320 Esas), Tnk er ... ve diğerleri hk" konulu yazısında ilgi a-c ve ç de ilgi tutulan yazı ve olurun temini için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar verilmiştir. VI-SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, Ankara Batı 2. Sulh Ceza Hakimliğinin, 25.03.2021 tarih ve 2021/2224 değişik iş sayılı kesin kararına yönelik olarak da kanun yararına bozma yoluna gidilip gidilmeyeceği hususunda Adalet Bakanlığına ihbarda bulunulması, sonucuna göre de Milli Savunma Bakanlığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Hukuk Hizmetleri Daire Başkanlığının 16.11.2020 tarihli, "Soruşturma izni (2020/320 Esas), Tnk er ... ve diğerleri hk" konulu yazısında ilgi a-c ve ç de ilgi tutulan yazılar ve olurun Bakanlıkça temini için dosyanın Adalet Bakanlığı'na gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.01.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2022/368 E., 2022/695 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Ceza Dairesince 04.04.2018 tarih ve 15-12 sayı ile; düzenlenen iddianamenin A bendinde belirtilen sanığa atılı eylemin TCK’nın 301. maddesinde düzenlenen Devletin kurum ve organlarını aşağılama suçu kapsamında kalma ihtimali bulunduğundan bahisle anılan TCK'nın 301/4.
Ceza Genel Kurulu         2022/368 E.  ,  2022/695 K. "İçtihat Metni" Yargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu Sanık ... hakkında görevi kötüye kullanma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanığın eyleminin kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunu oluşturduğu kabul edilerek TCK'nın 125/3-a, 43 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince verilen 16.02.2022 tarihli ve 54-7 sayılı hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “Onama” istemli 07.07.2022 tarihli ve 100449 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Temyizin kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Ceza Genel Kurulunca sanık hakkında kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün isabetli olup olmadığına ilişkin temyiz incelemesi yapılacaktır. İncelenen dosya kapsamına göre; Hâkimler ve Savcılar Kurulu 3. Dairesinin 20.10.2016 tarihli ve 9707 sayılı kararı ile sanık hakkında soruşturma izni verilmesinin teklif edildiği, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Başkanı tarafından 24.10.2016 tarihinde olur verildiği, Hâkimler ve Savcılar Kurulu 2. Dairesinin 03.05.2017 tarihli ve 169 sayılı kararı ile kovuşturma izni verildiği, Yargıtay 5. Ceza Dairesince 04.04.2018 tarih ve 15-12 sayı ile; düzenlenen iddianamenin A bendinde belirtilen sanığa atılı eylemin TCK’nın 301. maddesinde düzenlenen Devletin kurum ve organlarını aşağılama suçu kapsamında kalma ihtimali bulunduğundan bahisle anılan TCK'nın 301/4. maddesi uyarınca ... Bakanlığından izin alınması için CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca durma kararı verildiği, ... Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 06.11.2018 tarihli ve 16346 sayılı yazısı ile; sanık hakkında Özel Dairece izin talep edilen suç olarak “Devletin kurum ve organlarını aşağılama” olarak gösterilmişse de söz konusu eylemin “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini alenen aşağılama” kapsamında değerlendirilebileceğinden TCK’nın 301/4. maddesi uyarınca soruşturma izni verildiği, Anlaşılmaktadır. Katılan ...; 17-25 Aralık sürecinden sonra 2014 yılının Mart ayında cemaatçi olduğu söylenen İl Emniyet Müdürünün görevden alınıp yerine mağdur ...’ın atandığını, operasyon şubelerinde değişiklik yapıldığını, kendisinin de KOM Müdürü olduğunu, Iğdır Cumhuriyet Başsavcısı ve Iğdır Ağır Ceza Mahkemesi Başkanını ziyaret etmeleri istendiği için Iğdır Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olan sanık ...'i ziyarete Asayiş Şube Müdürü, TEM Şube Müdürü ve KOM Şube Müdürü ve yardımcıları olarak gittiklerini, hatırladığı kadar mağdur ..., katılan ..., mağdur ... ve katılan ... ile birlikte ziyarete gittiklerini, kapıdan girer girmez sanığın "Ooo... Parti Müdürleri hoş geldiniz." dediğini, oturduktan sonra sanığa... Partinin polisi olmadıklarını, bu mesleğe 13 yaşında girdiklerinde henüz... Partinin olmadığını, Devletin polisi olduklarını söylediğini, sanığın "Aileniz sizi 13 yaşında yatılı okula mı vermiş, ne zavallı aileleriniz varmış." dediğinden bir Ağır Ceza Mahkemesi Başkanından böyle laflar duymalarına şaşırdıklarını, sanığın kendilerini terörist yerine koyduğunu, sonra lafı değiştirdiğini, Adli Kolluk Yönetmeliği'nin değiştiğini söyleyip "Eskiden hırsızı yakaladığınızda savcıya haber veriyordunuz, şimdi bu Yönetmelik değişikliği sonucunda hem emniyet müdürüne hem de valiye haber vereceksiniz, yani bir nevi hırsızı hırsıza haber vereceksiniz." dediğini, konuşmalardan rahatsız olup kısa bir süre sonra ayrıldıklarını, bu durumu Emniyet Müdürü mağdur ...’a söylediklerini, onun da ... Bakanı Müsteşarı....'i arayacağını ifade ettiğini, birkaç ay sonra sanığın tayininin çıktığını, ...’de Digitürk ile ilgili kararı verdiğini, daha sonra açığa alınıp ihraç edildiğini, Katılan ...; olay tarihinde Iğdır’da Asayiş Şube Müdür Yardımcısı olduğunu, 17 Aralık sonrasında göreve yeni başlayan müdür ve müdür yardımcıları toplam altı kişi olarak sanığı makamında ziyaret ettiklerinde "Siz şimdi... Partinin polisleri oldunuz, maalesef o damgayı yediniz, bakalım sizi de göreceğiz." dediğini, devamında “Adli Kolluk Yönetmeliği değişti, eskiden hırsızı yakaladığınızda sadece savcıya bildiriyordunuz, artık İl Emniyet Müdürü ve Valiye bildireceksiniz, yani hırsızı hırsıza bildireceksiniz.” demesi üzerine kendilerinin de devletin polisi olduklarını söylediklerini, Katılan ...; 17-25 Aralık sürecinden sonra görev değişiklikleri üzerine TEM Şube Müdürlüğünde müdür yardımcısı olarak görevlendirildiğini, Ağır Ceza Mahkemesi başkanı olan sanığı yeni göreve başlayan müdür ve müdür yardımcıları olarak ziyarete gittiklerinde sohbet ederken sanığın, o dönemde gerçekleşen kanun değişikliklerinden bahsedip laf arasında "Siz şimdi... Partinin polisleri oluyorsunuz." devamında da “Adli Kolluk Yönetmeliği değişti, eskiden hırsızı yakaladığınızda Savcıya bildiriyordunuz, artık İl Emniyet Müdürlüğüne bildireceksiniz, artık hırsızı, hırsıza bildireceksiniz." dediğini, sohbetten rahatsız olup "Biz devletin polisiyiz, devletimize bağlıyız." şeklinde cevap verdiklerini, aradan uzun zaman geçtiği için, sohbetin ayrıntılarını çok net hatırlamadığını, Mağdur ...; Iğdır İl Emniyet Müdürlüğünde 2012-2015 yılları arasında görev yaptığını, Iğdır İl Emniyet Müdürlüğünde Koordinasyon Şube Müdürüyken kamuoyunda 17 Aralık olarak bilinen süreç sonrasında TEM Şube Müdürü olarak görevlendirildiğini, KOM Şube Müdürü katılan ..., Asayiş Şube Müdürü mağdur ..., Asayiş Şube Müdür Yardımcısı katılan ... ve TEM Şube Müdür Yardımcısı katılan ...’le birlikte Iğdır Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ile Iğdır Cumhuriyet Başsavcısını ziyaret etmeye karar verdiklerini, 2014 yılı Mart ayı sonlarına doğru sanığı ziyaret ettiklerini, emin olmamakla birlikte sanığın "Hoş geldiniz... Partinin atadığı yeni polisler." şeklinde ya da "Hoş geldiniz hükümetin yeni atadığı polisler." dediğini, katılan ...’in "Ben mesleğe girdiğimde... Parti diye bir parti yoktu, biz devletin polisiyiz." dediğini, sanığın sohbet esnasında "İşiniz zor, işi bilen tecrübeli polisleri görevden aldılar başka birimlere atadılar yerine sizi verdiler." dediğini, katılan ...’in "Biz yeni mesleğe başlayan polisler değiliz, uzun yıllardır bu meslekte çeşitli birimlerde görev yapmış insanlarız, tecrübesiz değiliz." dediğini, sanığın Adli Kolluk Yönetmeliği'nde yapılan değişiklikler ile ilgili konuşurken "Artık Savcılara değil ilk önce mülki amirlere ve emniyet müdürüne bilgi vereceksiniz, mülki amir veya emniyet müdürü hırsızsa hırsızlık yapan birini hırsıza mı ihbar edeceksiniz?" şeklinde sözler söylediğini, katılan ...’in "Yanlış yapan insanlar her birimde olabilir, biz görevimizin bilincinde olan insanlarız, görevimizin gereğini yaparız, yanlış yapan varsa onun hakkında da gereken yapılır." şeklinde sözler söylediğini, bu ziyaret sırasında sanıkla en kıdemli olan katılan ...’ın daha çok konuştuğunu, ziyaret amacıyla sanığın odasına girdiklerinde sanığın yanında kimse olmadığını, Mağdur ...; ...Emniyet Müdürlüğünde göreve başladıktan yaklaşık bir hafta sonra Iğdır KOM Şube Müdürü katılan ..., Asayiş Şube Müdür Yardımcısı katılan ..., TEM Şube Müdür Yardımcısı katılan ..., TEM Şube Müdürü mağdur ... ile birlikte Iğdır Ağır Ceza Mahkemesi başkanı olan sanığı ziyaret ettiklerini, o gün başka hâkimleri ve başsavcıyı da ziyaret ettiklerini, sanığın odasına girdiklerinde kendilerine ''Hoş geldiniz... Partinin atadığı polisler.'' dediğini, aralarında en kıdemli olan katılan ...’in ''Ben emniyete 1983 yılında girdim ve göreve başladığımda... Parti isimli bir parti bile yoktu. Ben devletin polisiyim.'' diyerek tepki gösterdiğini, sanığın ''Adli Kolluk Yönetmeliği değişti, eskiden olay olduğu zaman savcıya bilgi veriyordunuz hasbel kader hırsızlığı Vali, Emniyet Müdürü yaparsa hırsızlığı onlara mı haber vereceksiniz?'' dediğini, bu konuşmalar üzerine sanığın nerelerde çalıştınız, bu işleri yürütebilecek misiniz, alt yapınız var mı şeklinde hak etmedikleri sözler söylediğini, Mağdur ...; 2014 yılı Şubat ayında Iğdır valisi olarak görev yaptığını, o tarihte sanığın ağır ceza mahkemesi başkanı olduğunu, iddianame ve son soruşturmanın açılması kararında bahsedilen hakaret olayı ile ilgili bilgisinin olmadığını, kendisini hırsızlıkla suçlayan sanıktan şikâyetçi olduğunu ancak davaya katılmak istemediğini, Mağdur ... soruşturma aşamasında; Iğdır Asayiş Şube Müdürlüğünde görevliyken Kaçakçılık ve Organize Suçlar Müdürlüğünde görevlendirildiğini, şube müdürleri ve yardımcılar ile birlikte adliyeye ziyaret için gittiklerinde sanığın, "Hoş geldiniz... Parti Polisleri.", “Adli Kolluk Yönetmeliği değişti, eskiden hırsızı yakaladığınızda savcıya haber veriyordunuz, şimdi bu yönetmelik değişikliği sonucunda hem emniyet müdürüne hem de valiye haber vereceksiniz, yani hırsızı hırsıza bildireceksiniz." şeklindeki sözleri motomot olarak kullandığını aradan 2 yıl geçtiği için tam olarak hatırlayamadığını, ...’daki savcılığın talimatını yerine getirmeyen polisler gibi olmayın tarzında sert bir üslupla konuştuğunu, genel itibarıyla sert bir tutumu olup “Bizim talimatlarımızı aynen yerine getirmek durumundasınız, ...'da talimatları yerine getirmeyenler sıkıntı yaşayacaklar.” mahiyetinde söz sarf ettiğini, İstinabe yoluyla alınan beyanında; olayda şahsına yapılmış bir hakaret olmadığını, ... Komisyon Başkanı ...'e nezaket ziyaretine gittiklerinde sanığın “Hoş geldiniz... Partinin polisleri.” demediğini, Tanık ...; kendisinin Başsavcı olarak görev yaptığı Iğdır Adliyesinde sanığın Ağır Ceza Mahkemesi ve Komisyon Başkanı olduğunu, Emniyet Personeli ile arasında bir konuşma geçip bu sebeple aralarında sorun olup olmadığını sanığa sorduğunda, "Emniyetteki bir kısım kadroların tasfiye edilip yerine iddianamede bahsedilen müdür ve yardımcıların atandığını, bu kişilerin yanlarına ziyaret için geldiklerinde tasfiye edilen kadroların haklarında olumsuz konuşabileceğini ön yargı oluşturmaya çalışacaklarını bu sebeple daha dikkatli ve özenli çalışmaları gerektiğini,'' beyan ettiğini söylediğini, ''Hoş geldiniz... Partinin Polisleri, Adli Kolluk Yönetmeliği değişti, eskiden hırsızı yakaladığında sadece savcıya bildiriyordunuz, artık İl Emniyet Müdürü ve Valiye de bildireceksiniz yani hırsızı hırsıza bildireceksiniz.'' sözlerini söylediğine dair bir beyanda bulunmadığını, Tanık Hakan Tekin; 17 Aralık süreci sonrası Iğdır Emniyet Müdürünün atanması sonrası yeni göreve başlayan KOM Şube Müdürü katılan ..., Asayiş Şube Müdür Yardımcısı katılan ..., TEM Şube Müdür Yardımcısı katılan ..., Asayiş Şube Müdürü mağdur ... ve TEM Şube Müdür Yardımcısı mağdur ... Çolaker’in Cumhuriyet Başsavcısına, daha sonra Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı sanığa, ardından da kendisine uğradıklarını, geldiklerinde yüzlerinin asık olduğunu, ne olduğunu sorduğunda sanığı ziyaret için gittiklerinde kapıdan girer girmez sanığın “Hoş geldiniz... Partinin polisleri.” dediğini, bunun üzerine katılan ...'in “Ben 1983 yılında emniyet teşkilatına girdim, emniyetin her kademesinde çalıştım, ben devletin polisiyim, ben emniyete girdiğimde... Parti diye bir parti yoktu.” diye tepki gösterince oturmalarını söyleyip çay ikram ettiğini, sohbet sırasında “Adli Kolluk Yönetmeliğinin değiştiğini, eskiden hırsızı yakaladığınızda sadece savcıya bildiriyordunuz, artık İl Emniyet Müdürü ve Valiye de bildireceksiniz, yani hırsızı hırsıza bildireceksiniz.” deyince ortamın gerildiğini, KOM Müdürü ve diğerlerinin tepki gösterdiğini anlattıklarını, sanığın tavrının neden böyle olduğunu sorduklarını, bu olaydan bir süre sonra sanık ile karşılaştıklarında sanığın göreve başlayan emniyet müdürlerinin kendisini ziyarete geldiğini, kendisinin de sert bir üslupla konuştuğunu söylediğini, ancak neden böyle davrandığı konusunda bir şey anlatmadığını, İfade etmişlerdir. Sanık ...; Emniyet şube müdürleri ile müdür yardımcılarına söylediği iddia olunan sözlerin hangi suçu oluşturacağı yönünde kafa karışıklığı bulunup HSK müfettişlerince hazırlanan raporda eylemin TCK’nın 301. maddesi olarak nitelendirildiğini, HSK’nın kovuşturma izni verilmesi kararında ise bir suç nitelendirmesi yapılmayarak sadece kovuşturma izni verildiğini, ... Cumhuriyet Başsavcılığının ise eylemin görevi kötüye kullanma suçu olduğunu belirterek iddianame düzenlediğini, ... Ağır Ceza Mahkemesinin de görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu belirterek son soruşturmanın açılmasına karar verdiğini, son soruşturmanın açılması kararında tekrarlanan "Hoş geldiniz... Partinin polisleri." ve "Adli Kolluk Yönetmeliği değişti, eskiden hırsızı yakaladığınızda sadece savcıya bildiriyordunuz, artık il emniyet müdürü ve valiye de bildireceksiniz, yani hırsızı hırsıza bildireceksiniz." şeklindeki sözleri söylemediğini, bu sözleri yazıldığı şekilde dile getirmediğini mağdur olarak beyanları alınan ..., ... ve ...’in açıkça ifade ettiğini, konuşmanın geçtiği odada kendisi dahil toplam 7 kişinin bulunduğunu, iddia edilen sözlerin söylenmesi hâlinde mağdurlar ..., ... ve ...’in de duyması gerekeceğini, nitekim bu şahısların hakkında “Hoş geldiniz... Partinin yeni atadığı polisler, hasbel kader hırsızlığı vali ve emniyet müdürü yaparsa hırsızlığı onlara mı haber vereceksiniz?” şeklinde beyanda bulunduğunu söylediklerini, sözlerinin bu hâliyle suç unsuru barındırmadığını, konuşmanın gerçekleştiği tarihten aylar sonra bir şahıs tarafından şikâyette bulunulması üzerine 20-21 ay sonra mağdurların beyanlarının alındığını, ortada suç unsuru barındıran sözler olsa tamamı emniyet müdürü olan mağdurların 20-21 ay beklemeksizin hemen tutanak tutup işlem yapmaları gerekeceğini, 2010 yılından sonra devletin parti devletine dönüşmeye başladığı, yoğun eleştirilerin olduğu, bu eleştirilerin 2013-2014 yıllarında daha çok dile getirildiğinin bir gerçek olduğunu, “Hoş geldiniz... Partinin yeni atadığı polisler.” beyanının, devletin parti devletine dönüşmeye başladığına ilişkin bir eleştiri olduğunu, hatta “Hoş geldiniz... Partinin polisleri.” demiş olsa bile durumun aynı olacağını, TCK’nın 301/3. maddesi uyarınca eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamalarının suç oluşturmayacağını, TCK’nın 301. maddesindeki suçun oluşması için aşağılama içeren sözlerin varlığı bir zorunluluk olup “Hoş geldiniz... partinin yeni atadığı polisler!” cümlesiyle “Hasbel kader hırsızlığı emniyet veya vali yaparsa hırsızlığı onlara mı bildireceksiniz.” sözlerinde herhangi bir aşağılama bulunmadığını, hükümetin... Parti hükümeti olup İçişleri Bakanının... Partili olduğunu, Emniyet Müdürlüğü atamalarının İçişleri Bakanlığınca yapıldığını, yani emniyet müdürlerini... Partinin atadığını, TCK’nın 301. maddesindeki suçun oluşabilmesi için aleniyet unsurunun gerçekleşmesi gerektiğini, makam odasında 6 kişiyle birlikte kapalı kapılar arkasında otururken yapılan düşünce açıklamasının aleni yapıldığını iddia etmenin kötü niyet olduğunu, söylediği iddia edilen sözlerin hiçbirisinin doğrudan muhatap alınan kişilere yönelik olmadığını, emniyet müdür ve müdür yardımcılarına izafe edilen sözler olmadığını, Ak Partili olmak ya da... Partinin polisi olmak aşağılayıcı ise Cumhurbaşkanının... Partili olmasının nereye konulması gerektiğini savunmuştur. Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Öğretide değişik tanımlara rastlanmakla birlikte, genel bir kabulle ifade/düşünce hürriyeti, insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkân ve özgürlüğüdür. Demokrasinin "olmazsa olmaz şartı" olan ifade hürriyeti, birçok hak ve özgürlüğün temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin de kaynağıdır. İşte bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti, temel hak ve hürriyetler kapsamında değerlendirilerek, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda da ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmuştur. Bu bağlamda; İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19. maddesinde; "Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır. Bu hak fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları mevzubahis olmaksızın malûmat ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek veya yaymak hakkını gerektirir.", İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 10. maddesinin birinci fıkrasında; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir." hükümlerine yer verilmiştir Anayasa'mıza bakıldığında; 25. maddesinde "Düşünce ve kanaat hürriyeti" başlığı altında; "Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz." 26. maddesinde, AİHS’nin 10. maddesinin birinci fıkrasındaki düzenlemeye benzer şekilde; "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir." hükümleri yer almıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi konuya ilişkin olarak; "İfade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur. İfade özgürlüğü, 10. maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen 'haber' ve 'düşünceler' için değil, ama ayrıca Devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz. Bu demektir ki, başka şeyler bir yana, bu alanda getirilen her 'formalite', 'koşul', 'yasak' ve 'ceza', izlenen meşru amaçla orantılı olmalıdır." şeklinde görüş belirtmiştir (Handyside/ Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 07.12.1976). Görüldüğü gibi, Sözleşme'nin 10. maddesinin birinci fıkrası ile Anayasa’nın 25 ve 26. maddelerinde ifade (düşünce) hürriyeti en geniş anlamıyla güvence altına alınmıştır. Günümüz özgürlükçü demokrasilerinde, istisnalar dışında, geniş bir yelpazeyle düşünceyi açıklama korunmakta ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmek suretiyle özgürlüğün sağladığı haklardan en geniş şekilde yararlandırılmaktadır. Ne var ki; iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır. Bu bağlamda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun "Hakaret" başlıklı 125. maddesi; "(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. (2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur. (3) Hakaret suçunun; a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı, b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı, c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle, İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz (4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır. (5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile 765 sayılı TCK'dan farklı olarak hakaret ve sövme ayrımı kaldırılmış, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek hakaret suçunu oluşturan seçimlik hareketler olarak belirlenmiştir (Mahmut Koca- İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, ... Yayınevi, ..., 2013, s. 430.). Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Eleştiri ise herhangi bir kişiyi, eseri, olayı veya konuyu enine, boyuna, derinlemesine her yönüyle incelemek, belli kriterlere göre ölçmek, değerlendirmek, doğru ve yanlış yanlarını sergilemek amacıyla ortaya konulan görüş ve düşüncelerdir. Genelde beğenmemek, kusur bulmak olarak kabul görmekte ise de eleştirinin bir amacının da konuyu anlaşılır kılmak, sonuç çıkarmak ve toplumu yönlendirmek olduğunda kuşku yoktur. Her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. Kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemeyi ve saygınlıklarına zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı saldırılara karşı korunmaları zorunlu olmakla birlikte, demokratik bir hukuk devletinde, kamu görevini üstlenenleri denetlemek, faaliyetlerini değerlendirmek ve eleştirmek de kaynağını Anayasadan alan düşünceyi açıklama özgürlüğünün sonucudur. Eleştirinin sert bir üslupla yapılması, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu ise de eleştiri yapılırken görüş açıklama niteliğinde bulunmayan, küçültücü, aşağılayıcı ifadeler kullanılmamalı, düşünceyi açıklama sınırları içinde kalınmalıdır. AİHM’e göre, öncelikle ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler eğer bir değer yargısı içermekte ve somut bir olgu isnadından bahsedilemeyecekse, değer yargılarını destekleyecek "yeterli bir altyapı"nın mevcut olup olmadığı AİHM tarafından göz önünde bulundurulmaktadır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Öte yandan, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısı AİHM tarafından da ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kabul görmemektedir. Olgu isnadı içeren ifadeler konusunda ise en azından ilk bakışta güvenilir görünen delil sunulması gerektiği kabul edilmektedir. Elbette ki, bu deliller sunulamadığı takdirde, AİHM, iddiaların gerçekliğinin kanıtlanmasını beklemektedir. İnceleme konusunun sağlıklı bir şekilde çözülebilmesi bakımından “Hakaret suçunda mağdurun belirlenmesi” hususuna da kısaca değinilmesinde yarar bulunmaktadır. TCK’nın “Mağdurun belirlenmesi” başlığını taşıyan 126. maddesi; “Hakaret suçunun işlenmesinde mağdurun ismi açıkça belirtilmemiş veya isnat üstü kapalı geçiştirilmiş olsa bile, eğer niteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik bulunduğunda duraksanmayacak bir durum varsa, hem ismi belirtilmiş ve hem de hakaret açıklanmış sayılır.” Şeklinde düzenlenmiş olup, madde gerekçesinde de; “Hakaret suçunun oluşabilmesi için mağdurun belli veya belirlenmesinin olanaklı bulunması gereklidir. İşte bu maddeyle suçu işleyen tarafından mağdurun kimliğinin açıkça belirtilmediğinde, ne gibi bir durumun varlığı hâlinde ismin belirtilmiş ve hakaretin açıklanmış sayılacağına ait ölçü gösterilmektedir. Madde, aslında usûl hukuku bakımından ispata yönelik, karineye benzer bir ölçü getirmiş bulunmaktadır.” açıklamalarına yer verilmiştir. Buna göre hakaret suçunun oluşabilmesi için muhatabının belirli olmasında zorunluluk bulunmakta olup, Özel Dairenin yerleşik içtihatları da bu doğrultudadır. Öte yandan TCK’nın "Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin Kurum ve Organlarını Aşağılama" başlıkla 301. maddesi; "(1) Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır. (3) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. (4) Bu suçtan dolayı soruşturma yapılması, ... Bakanının iznine bağlıdır." Şeklindedir. Bu düzenlemeyle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin siyasal ve hukuki varlığı ile aynı doğrultudaki çıkarları korunmaya çalışılmaktadır. Hükümde, Devletin varlığını oluşturan ve ayrılmaz unsurları arasında bulunan müesseselerin ayrı ayrı sayılması ve bunlara yönelen aşağılayıcı hareketlerin yaptırım altına alınmasıyla güdülen amaç temelde Devletin tüzel kişiliğinin, saygınlığının ve hukuki yararının korunmasıdır. Eleştiri ya da siyasi tenkit amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suçun hukuka aykırılık unsuru kapsamında kalmaz. Maddede sayılan kurumların aşağılanması, "Eleştiri niteliğini aşan", "Fikir niteliği bulunmayan", "Küçültücü", "Tecavüz niteliğinde", "Aşağılaştırıcı" bir ifade gerektirmektedir. Bu durumlarda artık "Düşünce açıklaması" söz konusu olamayacağı için hak da söz konusu olmaz (M. Emin Artuk- ... Gökcen, Ceza Hukuk Özel Hükümler, 2017, 16. Baskı, s. 963.). Suçun oluşabilmesi için aleniyet şartı aranmakta, kovuşturulması da son fıkra uyarınca ... Bakanının iznine tabi bulunmaktadır. Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler"e yer veren dördüncü kısmının "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı birinci bölümünde düzenlenen “Görevi kötüye kullanma” başlıklı 257. maddesi; "(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmiştir. Maddenin, birinci fıkrasında düzenlenen icrai davranışlarla görevi kötüye kullanma suçu, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu aykırı davranış nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız menfaat sağlanması ile oluşmaktadır. Buna göre ilk şart, kamu görevlisi olan failin yaptığı işle ilgili olarak kanundan veya diğer idari düzenlemelerden doğan bir görevinin olması ve bu görevinin gereklerine aykırı davranmasıdır. Suçun oluşabilmesi için, norma aykırı davranış yetmemekte, fiil nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da suç tarihi itibarıyla kişilere haksız kazanç sağlanması gerekmektedir. Anılan maddenin gerekçesinde suçun oluşmasına ilişkin genel koşullar; "Kamu görevinin gereklerine aykırı olan her fiili cezai yaptırım altına almak, suç ve ceza siyasetinin esaslarıyla bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, görevin gereklerine aykırı davranışın belli koşulları taşıması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kamu görevinin gereklerine aykırı davranışın, kişilerin mağduriyetiyle sonuçlanmış olması veya kamunun ekonomik bakımdan zararına neden olması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlamış olması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçu oluşabilecektir." şeklinde vurgulanmış, gerekçede yer verilen "kazanç" ifadesi 6086 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle sonradan "menfaat" olarak değiştirilmiştir. Öğretide de TCK’nın 257. maddesindeki suçun oluşmasının, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi sonucunda kişilerin mağdur olması veya kamunun zarar görmesi ya da kişilere haksız menfaat sağlanması şartlarına bağlı olduğu, bu sonuçları doğurmayan norma aykırı davranışların, suç kapsamında değerlendirilemeyeceği açıklanmıştır (... Emin Artuk - ... Gökçen - ... Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, ..., 2011, s. 913 vd; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, ... Yayınevi, ..., 2013, s. 769; Veli ... Özbek - ... Nihat Kanbur - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker ..., Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, ..., 2011, s. 974.). Görevin gereklerine aykırı hareket etmekten, kamu görevlisinin görevini kanun, idari düzenlemeler veya talimatların öngördüğü usul ve esaslardan başka surette ifa etmesi anlaşılmaktadır. Bu anlamda kamu görevlisinin herhangi bir şekilde kanuni yetkisini aşması, kanunun aradığı şekil şartlarına uymaması, takdir yetkisini amacı dışında kullanması, kanunun emir ve müsaade ettiği hareketinin gerektirdiği ön şartlara aykırı hareket etmesi, kendisine teslim edilen ve görevi sebebiyle kullanması gerekli eşyayı usulsüz kullanması gibi fiiller görevin gereklerine aykırılık kapsamında kalmaktadır. Norma aykırı davranışın maddede belirtilen sonuçları doğurup doğurmadığının saptanabilmesi için öncelikle "Mağduriyet, kamunun zarara uğraması ve haksız menfaat" kavramlarının açıklanması ve somut olayda bunların gerçekleşip gerçekleşmediklerinin belirlenmesi gerekmektedir. Mağduriyet kavramının, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararla sınırlı olmayıp bireysel hakların ihlali sonucunu doğuran her türlü davranışı ifade ettiği kabul edilmelidir. Bu husus madde gerekçesinde; "Görevin gereklerine aykırı davranışın, kişinin mağduriyetine neden olması gerekir. Bu mağduriyet, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararı ifade etmez. Mağduriyet kavramı, zarar kavramından daha geniş bir anlama sahiptir." şeklinde vurgulanmış, öğretide de mağduriyetin sadece ekonomik bakımdan ortaya çıkan zararı ifade etmeyip daha geniş bir anlama sahip olduğu, bireyin, sosyal, siyasi, medeni her türlü haklarının ihlali sonucunu doğuran hareketlerin ve herhangi bir çıkarının zedelenmesine neden olmanın da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilmiştir (... Emin Artuk - ... Gökçen - ... Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, ..., 2011, s. 911 vd.; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, ... Yayınevi, ..., 2013, s. 772; Veli ... Özbek - ... Nihat Kanbur - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker ..., Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, ..., 2011, s. 974.). Kişilere haksız menfaat sağlanması, bir başkasına hukuka aykırı şekilde her türlü maddi ya da manevi yarar sağlanması anlamına gelmektedir. Kamunun zarara uğraması hususuna gelince; madde gerekçesinde "Ekonomik bir zarar" olduğu vurgulanan anılan kavramla ilgili olarak kanuni düzenleme içeren 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun 71. maddesinde; kamu görevlilerinin kast, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması şeklinde tanımlanan kamu zararı, her olayda hâkim tarafından, ..., mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek bir fiyatla alınıp alınmadığı veya aynı şekilde yaptırılıp yaptırılmadığı, somut olayın kendine özgü özellikleri de dikkate alınarak belirlenmelidir. Bu belirleme; uğranılan kamu zararının miktarının kesin bir biçimde saptanması anlamında olmayıp miktarı saptanamasa dahi, işin veya hizmetin niteliği nazara alınarak, rayiç bedelden daha yüksek bir bedelle alım veya yapımın gerçekleştirildiğinin anlaşılması hâlinde de kamu zararının varlığı kabul edilmelidir. Ancak bu belirleme yapılırken, norma aykırı her davranışın, kamuya duyulan güveni sarstığı, dolayısıyla, kamu zararına yol açtığı veya zarara uğrama ihtimalini ortaya çıkardığı şeklindeki bir düşünceyle de hareket edilmemelidir. Bu açıklamalar ışığında inceleme konusu değerlendirildiğinde; Iğdır Adliyesinde HSK müfettişleri tarafından yapılan denetim esnasında ortaya çıkan bir soruşturma kapsamında Cumhuriyet savcısı Hakan Tekin'in 21.10.2014 tarihinde tanık olarak HSK müfettişleri tarafından ifadesinin alınması üzerine iddiaya konu olayın ortaya çıktığı, buna göre Iğdır Ağır Ceza Mahkemesi ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi ... Komisyonu Başkanı olan sanık ...'in kendisini ziyaret eden Iğdır İl Emniyet Müdürlüğünde görevli şube müdürü ve müdür yardımcısı olan mağdurlar ..., ..., ... ve katılanlar ..., ... Çevik ve ...’i "Hoş geldiniz... Partinin polisleri." diyerek karşıladığı, sohbet esnasında onlara hitaben "Adli Kolluk Yönetmeliği değişti, eskiden hırsızı yakaladığınızda sadece savcıya bildiriyordunuz, artık İl Emniyet Müdürü ve Valiye de bildireceksiniz, yani hırsızı hırsıza bildireceksiniz." şeklinde sözler söylediğinin iddia ve kabul edildiği olayda; Sanık hakkında görevi kötüye kullanma suçundan kamu davası açılmış ve ek savunma hakkı verilmek suretiyle sanık hakkında kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan mahkûmiyet kararı verilmiş ise de; görev suçu kapsamında olmayan kişisel suç kapsamında bulunan hakaret suçundan soruşturma ve kovuşturma yapma yetkisinin 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 93. maddesinde düzenlenmesi ve buna göre kovuşturma yapacak yerin Yargıtay Özel Dairesi olmadığı anlaşılmakla beraber; sanığa atılı olan inceleme dışı görevi kötüye kullanma suçu ile incelemeye konu atılı eylem hakkında bütün olarak görevi kötüye kullanma suçundan dava açılması ve bu eylemler arasında bağlantı olması ile sanık hakkında soruşturma ve kovuşturma izni alınmak suretiyle daha teminatlı olarak dava açılması ve söz konusu kararlarda da atılı suç belirtilmeksizin eylemlerin tek tek sayılması yoluyla sanık hakkında soruşturma ve kovuşturma izinleri verilerek dava açılması, dosyanın geldiği aşama itibarıyla tekrar soruşturma aşamasına dönülmesinin hukuki bir yarar sağlamayıp sanığın aleyhine sonuçlar doğuracak olması nedeniyle; sanığa atılı bu eylem hakkında ayırma kararı verilmeksizin yargılama yapılmasının usul ve kanuna uygun olduğu gözetilerek; Sanığın sarf ettiği iddia ve kabul olunan "Hoş geldiniz... Partinin polisleri." sözünün eleştiri kapsamında kalıp hakaret suçunu oluşturmadığı, "Adli Kolluk Yönetmeliği değişti, eskiden hırsızı yakaladığınızda sadece savcıya bildiriyordunuz, artık İl Emniyet Müdürü ve Valiye de bildireceksiniz, yani hırsızı hırsıza bildireceksiniz." sözünde geçen "hırsız" kelimesi ile Iğdır İl Emniyet Müdürü ve Iğdır Valisinin muhatap alınmaması ve onların şahsına yönelik olarak söylenmeyip genel bir uygulamadan bahsedilerek muhatap belirtilmeksizin ifade edilmesi, anılan sözlerin TCK’nın 126. maddesinde belirtildiği üzere duraksamaya yer vermeyecek biçimde Iğdır İl Emniyet Müdürü ve Iğdır Valisine yöneltildiğinin anlaşılamaması, hakaret suçunun oluşabilmesi için muhatabının belirli olmasında zorunluluk bulunmasının gerekmesi göz önüne alındığında; sanığın eyleminin kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunu oluşturmadığı, TCK'nın 301. maddesinde düzenlenen Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin Kurum ve Organlarını aşağılama suçunun oluşabileceği kanaati ile Özel Dairece durma kararı verilerek ... Bakanından kovuşturma izin alınmış ise de, bu suçun oluşabilmesi için aleniyet şartının arandığı, sanığın makam odasının aleni bir yer olmaması nedeniyle söz konusu bu suçun da oluşmadığı, TCK'nın 257. maddesi genel, tali ve tamamlayıcı bir hüküm olup kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında görevin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir menfaat sağlanması ile oluşacağı nazara alındığında, sanığın sarf ettiği sözlerin üstlendiği kamu göreviyle bir ilgisi bulunmadığından görevi kötüye kullanma suçunun oluşmayıp hakkında silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan mahkûmiyet hükmü kurulan sanığın örgütün faaliyeti kapsamında sarf ettiği sözlerin disiplin soruşturmasına konu olabileceği anlaşılmakla; sanığa atılı eylemin suç oluşturmaması nedeniyle beraatine karar verilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla Özel Daire kararının sanığa atılı eylemin suç oluşturmaması nedeniyle sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; "Sanığın eyleminin kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunu oluşturduğu" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 16.02.2022 tarihli ve 54-7 sayılı sanık ... hakkında kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan verilen kararın sanığa atılı eylemin suç oluşturmaması nedeniyle sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 03.11.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
3. Ceza Dairesi, 2021/12596 E., 2021/10824 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
sayılı yazısı ile "Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve devletin kurum ve organlarını aşağılama suçundan sanık ...'nın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 301/1 ve 62/1. maddeleri gereğince 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5.
3. Ceza Dairesi         2021/12596 E.  ,  2021/10824 K. "İçtihat Metni" I- TALEP: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.09.2021 tarih ve... sayılı yazısı ile "Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve devletin kurum ve organlarını aşağılama suçundan sanık ...'nın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 301/1 ve 62/1. maddeleri gereğince 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair...1. Asliye Ceza Mahkemesinin 01/10/2020 tarihli ve 2018/246 esas, 2020/1081 sayılı kararına karşı sanık müdafii tarafından yapılan itirazın kabulü ile anılan kararın kaldırılmasına ilişkin mercii...1. Ağır Ceza Mahkemesinin 11/12/2020 tarihli ve 2020/1054 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07/07/2020 tarihli ve 2017/5.MD-1119 esas, ... karar sayılı ilamında “Hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağına ilişkin bir değerlendirme yapılması için, yargılamanın herhangi bir süjesinin talepte bulunması şart değildir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması şartlarının varlığı hâlinde, 6008 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önce resen, bu değişiklikten sonra ise sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması hâlinde CMK'nın 231. maddesinin yedinci fıkrası göz önünde bulundurularak mahkemece diğer kişiselleştirme hükümleri olan seçenek yaptırımlara çevirme ve ertelemeden önce değerlendirilmesi gerekmektedir.” şeklindeki açıklamalar dikkate alındığında, her ne kadar...1. Ağır Ceza Mahkemesince "... sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi için kabulünün gerektiği, sanığın kabulü yönündeki beyanı alınmadan hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu…" gerekçesiyle sanık tarafından yapılan itirazın kabulüne karar verilmiş ise de,...1. Asliye Ceza Mahkemesince sanık hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karara sanık müdafiin, sanığın beraat etmesi gerektiği yönünde itirazda bulunulduğu, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yönelik bir itirazın bulunmadığı, sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının bulunmadığı göz önüne alındığında, sanık lehine olan durumun sanık aleyhine olacak şekilde kaldırılıp, yeniden duruşma yapılarak hükmün açıklanmasına karar verilmesi yönünde karar verilemeyeceği gözetilmeden, itirazın reddi yerine yazılı gerekçeyle kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiştir. 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 22/06/2021 gün ve 94660652-105-72-4551-2021-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden gönderilen ihbar ile mevcut evrak, 23.06.2021 tarih ve 31520 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak 01.07.2021 tarihinde yürürlüğe giren Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 196 sayılı kararının II/1-a maddesi gereğince Yargıtay 16. Ceza Dairesi numarasının 3. Ceza Dairesi olarak değiştirilmesine müteakip devralınmıştır. II-OLAY: "Tutuklanan HDP Milletvekilleri, Belediyelere atanan Kayyumlar ve son KHK kararları” ile ilgili olarak, 05.12.2016 tarihinde, Gülistan Caddesi girişi İnsan Hakları Anıtı önünde HDP...İl Başkanlığı ve DBP...İl Başkanlığı organizesinde toplanan ve "irademe dokunma" yazılı pankartı açan, aralarında diğer sanıklardan ...nün de bulunduğu otuz kişilik grup içinde bulunan ve olay tutanaklarında görevden uzaklaştırılan Gercüş Belediyesi sözde eş başkanı olarak belirtilen sanık ... tarafından, diğer sanıklardan DBP...İl Başkanı Abdulbari Karaağaç'ın konuşmasına müteakip basın açıklamasında bulunulmuştur. Görevli polis memuru tarafından izin talebi olmadan yapıldığına dair toplanan gruba bilgilendirmede bulunulan eylemde sanık tarafından yapılan basın açıklaması şöyledir; “Basına ve kamuoyuna, Meşru seçimlerde, demokratik zeminde yaşadığı kan kaybını, önce Türkiye halkları ardından da Ortadoğu halklarının dökülen ve dökülecek kanlarıyla telafi edebileceğine inanan AKP faşist rejimi, ülke içinde ve dışında kurduğu kontra yapılarla bu akıl dışı uygulamaları sürdürmekte sonuna kadar kararlıdır. Bütün bir ülke, rant ve kan müteahhitliği yapan bir iktidarın ve dünyadaki tüm uygulamalarından daha katı bir diktatörlük rejimini Türkiye’de hayata geçirmek isteyen bir tek adamın çılgın hevesleri uğruna ateşe veriliyor. Meclisteki iki partiyi de yedeğine almakta zorlanmayan iktidarın, bu ülkede yaktığı ateşe su dökebilecek tek gücün Kürt demokratik muhalefeti ve onun dostları olduğunun bilinciyle, tüm saldırılarının merkezine bu kesimleri koyması bir tesadüf değildi. Devletin Kürtler için öngördüğü tek şey, sömürgeci bir hukuk ve onun görünür bir uygulaması olarak Kayyım rejimidir. Vahşi sömürgeciliğin, yağma ve talanının meşruiyet zemini olarak kamuoyuna sunduğu kayyım rejimi, başta yürürlükteki kendi anayasasının bir çok maddesine, Türkiye 'nin imzalamış olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı da dahil olmak üzere uluslararası tüm demokratik anlaşmalara, evrensel hukuka ve temel insan haklarına aykırı bir suç rejimidir. AKP faşizmi, Kürt halkını merkeze alan ülke içinde ve dışında bir yılı aşkın sürdürdüğü bu korkunç savaşı kaybedecektir. Ne insanlık dışı cinayetleri, ne siyasi soykırım harekatları, ne işgal ve talanı ona arzu ettiği mutlu sonu vermeyecektir. AKP’nin kaybedeceği kesindir, ama bu vahşi saldırganlığı onunla birlikte bu ülkeye de çok şey kaybettirecektir. Biz yürürlükteki faşist barbarlığın mağdurları olarak, bu hukuk ve ahlak dışı sömürgeci saldırganlığa karşı sonuna kadar direneceğimizi, onu kabul etmeyeceğimizi ve mücadele etmekten geri durmayacağımızı bir kez daha tüm halkımızın huzurunda ilan ediyoruz. Vicdanları sağır edecek kadar gürültülü bir sessizlik var havada... Korkuyla sinmiş büyük bir kitle, olup biteni susarak alkışlıyor...” Olaysız dağıldıkları belirtilen grup içerisinde bulunarak 2911 sayılı Kanun'un 10. ve 28. maddelerine muhalefet etmeleri ayrıca yaptığı konuşmaya istinaden diğer sanık Abdulkadir hakkında TCK'nın 301. maddesi, okuduğu basın açıklaması içeriğine istinaden de sanık ... hakkında TCK'nın 301. ve 299. maddelerine istinaden soruşturma başlatılmıştır. "Bütün bir ülke rant ve kan müteahhitliği yapan bir iktidarın ve dünyadaki tüm uygulamalarından daha katı bir diktatörlük rejimini Türkiye'de hayata geçirmek isteyen bir tek adamın çılgın hevesleri uğruna ateşe veriliyor” şeklinde basın açıklamasında bulunması nedeni ile Cumhurbaşkanına hakaret suçundan yürütülen soruşturma evrakı,...Cumhuriyet Başsavcılığının 04.01.2017 tarih, 2016/21489 soruşturma ve 2017/7 karar nolu ayırma kararı ile tefrik edilerek 2017/68 numaraya kaydedilmiştir. ...Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/214489 soruşturma ve 2017/3 sayılı fezlekesine istinaden sanıklar hakkında TCK'nın 301/4 maddesince 11.04.2017 tarihli Bakan oluru ile soruşturma izni verilmiştir. 14.11.2017 tarihinde Abdulbari Karaağaç, 16.11.2017 tarihinde ise ... müdafiileri eşliğinde...Cumhuriyet Başsavcılığında ifade vermişlerdir. 16.11.2017 tarihinde dosyaya ibraz edilen genel vekaletnamede sanık ... müdafiilerinin, "CMK gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını ve ertelenmesini talep etme" ile yetkilendirildikleri belirtilmiştir. ...Cumhuriyet Başsavcılığının 16.11.2017 tarih, 2017/14900 soruşturma ve 2017/3651 esas sayılı iddianamesi ile sanık ...'nın basın açıklamasında, diğer sanık Abdulbari Karaağaç'ın ise konuşmasında geçen ve ayrıntıları iddianame anlatımında belirtilen ifadelerine istinaden Türk Milletini, Cumhuriyeti ve Türkiye Büyük Millet Meclisini Alenen Aşağılama suçunu işledikleri iddiası ile Türk Ceza Kanunu'nun 301/1, 53 maddelerinden cezalandırılmaları istenilmiştir. Sanık ...'nın adli sicil ve arşiv kaydına göre sabıkası bulunmamaktadır. ...1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 11.12.2017 tarihli kararı ile iddianame kabul edilmiş ve mahkemenin 2017/978 esasına kayden kovuşturmaya başlanmıştır. 18.12.2017 tarihli tensipte sanık ...'nın savunma ve delillerinin tespiti için talimat yazılmasına ve müdafiine duruşma günü bildirir davetiye çıkartılmasına, diğer sanık Abdulbari Karaağaç'a ise CMK 176 madde meşruhatını taşır davetiye tebliğine karar verilmiştir. İddianame ekli duruşma gününü bildirir davetiyeler sanık ... müdafiine 22.12.2017, diğer sanık Abdulbari Karaağaç müdafiine ise 21.12.2017 tarihlerinde tebliğ edilmiştir. Sanık ...'nın sorgu ve savunmasının alınmasına yönelik süreçte Gercüş Asliye Ceza Mahkemesine yazılan talimat ise sanığın duruşma gününden bilgisi olduğunu, asıl mahkemesine katılacağını bildirmesi nedeni ile iade edilmiştir. Kovuşturma sürecine yönelik duruşma zabıtları incelendiğinde; 22.03.2018 tarihli duruşmaya diğer sanık Abdulbari Karaağaç ile sanık ... müdafiinin katıldığı, diğer sanık ...'ın savunmasını yaparak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğini ve duruşmalardan bağışık tutulmak istediğini beyan ettiği, vekaletnamede adı geçen sanık ... müdafiinin ise sanığa ait istirahat raporunu sunarak, sağlık proplemleri nedeniyle müvekkilini duruşmada hazır edemediklerini beyanla, sanığın hazır edilmesi için tarafına süre verilmesini ve TCK'nın 301/3 maddesinin her iki sanık açısından dikkate alınmasını talep ettiği, 29.05.2018 tarihli duruşmada, sanık ... ile vekaletnamede adları geçen her iki müdafiinin hazır bulunduğu, kimlik tespiti yapılan sanığa haklarının hatırlatıldığı, bu aşamada hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yönelik bir açıklama yapıldığına dair duruşma zaptında bir bilginin bulunmadığı ve sonrasında savunmasını yaparak beraatine karar verilmesini isteyen sanığın, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına rızasının olup olmadığını ise daha sonra avukatları aracılığıyla açıklayacağını, duruşmalardan bağışık tutulmak istediğini beyan ettiği, sanık müdafiilerinin ise atılı suçun oluşmadığını beyanla, yazılı savunma sunacaklarını belirttikleri, 24.10.2018 tarihli duruşmada sanık ... müdafiinin bulunduğu, hakim değişikliği nedeni ile önceki zabıtlar okunarak sanık müdafiine savunma yapması için süre verildiği, 11.01.2019 tarihli duruşmada sanık Abdulkerim müdafiinin yetki belgesine istinaden başka bir avukatın duruşmaya katıldığı, başkaca gelenin ise olmadığı, hakim değişikliği nedeni ile önceki zabıtların okunduğu, müdafiinin önceki celse esasa ilişkin savunmalarını yapmak için süre verildiğini ancak müvekkilinin ağır ceza mahkemesinde aynı eylem kapsamında yargılandığını öğrendiklerini, bu nedenle iki dosyaya beraber savunma vermek ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına rıza olup olmadığına dair beyanda bulunmak istediklerinden taraflarına süre verilmesini talep ettiği ancak; tefhim olunan hükümle dosyanın 2018/246 esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildiği görülmüştür. ...1. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.01.2019 tarih, 2017/978 esas ve 2019/58 karar sayılı gerekçeli kararında özetle, mahkemenin 2018/246 esas sayılı, sanıklarının Abdulbari Karaağaç ile ..., iddianame tarihinin 08.02.2018, suç tarihinin ise 31.05.2016 tarihi olan dosyası ile iddianame tarihinin 16.11.2017, suç tarihinin 05.12.2016 ve sanıkların ... ile Abdulbari Karaağaç olduğu dava dosyasının suç tarihleri arasında kısa süre olduğu ve iddianame ile kesintinin gerçekleşmediği anlaşıldığından, sanık Abdulbari Karaağaç hakkında suçunun subutu halinde TCK'nın 43. maddesinin uygulanma koşullarının değerlendirilmesi gerektiği gözetilerek, dosyanın 2018/246 esas sayılı dosyada birleştirilmesine karar verildiği belirtilmiştir. 19.02.2019 tarihinde gerekçeli karar diğer sanık Abdulbari Karaağaç'a tebliğ edilmiştir. Sanık Abdulkerim müdafii, 13.11.2018 tarihli dilekçesiyle özetle, birleştirilmesine karar verilen dosya ile davaya konu dosya arasında hukuki ve fiili bir irtibatın, kanunun belirttiği manada dar veya geniş bir bağlantının söz konusu olmadığını, taraflarının aynı olmadığı gibi suç tarihlerinin de her iki dosyada farklı olduğunu, diğer sanığın her iki davada yargılanmasının müvekkilleri yönünden birleştirme sebebi sayılamayacağını, iki davanın suç tarihleri arasında yedi aylık bir sürenin söz konusu olduğunu ve suçun temadi eden bir suç olmadığını, ilk açılan dosyada davanın birleştirilmesi gerektiği kuralına ve CMK'nın ilgili düzenlemelerine de riayet edilmeden karar verildiğinden kararın kaldırılması aksi halde dosyanın üst mercie gönderilmesine dair itirazda bulunmuştur. 01.04.2019 tarihli dosya gönderme formu ile dosya sanık ... tarafından 29.03.2019 tarihinde istinaf edildiğinden bahisle Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesine gönderilmiştir. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin 29.01.2020 tarih, 2019/758 esas ve 2020/176 karar sayılı kararı ile dava dosyasının bir başka kovuşturma dosyası ile birleştirilmesine dair kararların itiraz yasa yoluna tabi olup bu nevi kararlara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması olanaklı bulunmadığından, istinaf isteminin itiraz talebi olarak kabulü ile gereği mahkemesince yapılmak üzere dosyanın ilk derece mahkemesine tevdiine kesin olarak oy birliği ile karar verilmiştir. ...1. Asliye Ceza Mahkemesi, 11.02.2020 tarihli yazı ile kararda düzeltilecek bir husus bulunmadığını belirterek dosyayı CMK'nın 268/3-c maddesince itirazen incelenmek üzere...3.Ağır Ceza Mahkemesine göndermiştir....3 . Ağır Ceza Mahkemesine sunulan 08.03.2020 tarihli mütalaada, Cumhuriyet savcısınca itirazın reddine karar verilmesi istenilmiştir....3.Ağır Ceza Mahkemesinin 30.03.2020 tarih 2020/109 değişik iş sayılı kararı ile karar usul ve yasaya uygun bulunduğundan itirazın reddine, kararın ilgililere mahkemesince tebliğine, oy birliği ile kesin olarak karar verilmiştir. Dosya içeriğinde...1 Asliye Ceza Mahkemesinin 2017/978 esas ve 2019/58 karar sayılı kararının itirazın reddi ile 30.03.2020 tarihinde kesinleştiğine dair, 10.04.2020 tarihli kesinleşme şerhinin bulunduğu görülmüş ise de ilgililere kesin kararın tebliğine dair bir belgenin bulunmamaktadır. Mahkemenin 2018/246 esas sayılı dosyası ise, 31.05.2016 tarihinde Gülistan Caddesi İnsan Haklan Anıtı Önünde DBP...İl Başkanlığı organizesinde toplanarak “Hürşit Külter nerede? Şırnak Nusaybin ve Gever’e sessiz kalmayalım, irademize sahip çıkalım!" ve “DBP...İl Örgütü” pankartları açarak "Şırnak ve Nusaybin’de yaşanan olaylar” ile ilgili toplanan grup içerisinde yer aldıklarının tespiti ile konuşma gerçekleştiren DBP...İl Başkanı olan sanık Abdulbari Karaağaç ve hakkında milletvekili olması nedeni ile ayrı tahkikat evrakı hazırlandığı belirtilen HDP...Milletvekili Ayşe Acar Başaran ve basın açıklaması yapan tutanaklarda belirtildiği şekli ile DBP...İl sözde eş başkanı olan ... hakkında TCK'nın 301 maddesine muhalefet suçundan başlatılan soruşturma dosyası ile ilgilidir. ...Cumhuriyet Başsavcılığının bila tarihli, 2017/1 nolu fezlekesine istinaden diğer sanıklar ... ve ... hakkında, 16.10.2017 tarihli Adalet Bakanı oluru ile Türk Ceza Kanununun 301/4 maddesi uyarınca soruşturma izni verilmiştir. 13.12.2017 tarihinde şüpheli sıfatı ile savunmasını kendisinin yapacağını ve müdafii istemediğini beyanla sanık ...; 19.12.2017 tarihinde ise müdafii eşliğinde sanık Abdulbari Karaağaç, Cumhuriyet Başsavcılığında ifade vermişlerdir. Sanıklardan ...nün ve Abdulbari Karaağaç'ın adli sicil kayıtlarında başkaca dosyalardan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının bulunduğu görülmüştür. ...Cumhuriyet Başsavcılığı, 08.02.2018 tarih,...soruşturma, 2018/750 esas ve 2018/508 numaralı iddianamesi ile sanıklar ...'ın konuşmasında ve ...nün okuduğu basın açıklamasına istinaden Türk Ceza Kanununun 301/1 maddesince ''Türk milletini Türkiye Cumhuriyetini Devletini, Devletin kurum ve Organlarını Aşağılama'' suçunu işledikleri iddiası ile cezalandırılmaları istenilmiştir. ...1. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.02.2018 tarihli kararı ile iddianamenin kabulüne müteakip mahkemenin 2018/246 esas sayılı dosyasına kayden, sanıklar hakkında kovuşturmaya başlanmıştır. Duruşma tutanakları incelendiğinde özetle; sanık Abdulbari Karaağaç müdafiinin hazır bulunduğu yargılamanın 27.02.2019 tarihli 3. celsesinde, birleştirilmesine karar verildiğinin mahkemenin malumunda olduğu belirtilen mahkemenin 2017/978 esas sayılı dosyasının kalemden getirtilerek incelendiği ve ... vekilinin birleştirme kararına itirazda bulunulması nedeni ile kararın henüz kesinleşmediğinin belirtildiği, sanık Abdulbari Karaağaç müdafiinin birleşen dosya yönünden karar kesinleşmesinden sonra beyanda bulunmak için süre istediği, 11.06.2019 tarihli 4. celsede mahkemenin 2017/978 esas sayılı dosyasının istinafa gönderildiği belirtilerek dönüşünün beklenilmesine karar verildiği, 15.10.2019 tarihli 5. celsede birleşen dosyanın sehven istinafa gönderildiği, sanık müdafiinin inceledikten sonra beyanda bulunacağını beyan ettikleri ve dosyanın akıbetinin araştırılmasına karar verildiği, 28.01.2020 tarihli 6.celsede sanık Abdulbari'nin başka bir suçtan cezaevinde bulunduğu, birleşen dosyanın ise istinaftan dönmediği belirtilerek, sanık Abdulbari müdafiine TCK’nın 58, 43 maddelerinin uygulanması ihtimaline binaen CMK’nın 226 maddesi uyarınca ek savunma hakkı verildiği ve sanık müdafinin ek savunma için süre talep etmediğini beyanla müvekkilinin beyanlarının ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirterek beraatine karar verilmesini talep ettiği, birleşen dosyanın İstinaftan dönüşünün beklenilmesine karar verildiği, 31.03.2020 tarihli tutanakla duruşmanın Covid 19 tedbirleri nedeni ile ertelendiği, bu kapsamda sanık veya sanıkların ve müdafiilerin mazeretli sayıldıkları, ilk defa davetiye çıkarılan ve usulüne uygun olarak tebliğ yapılan sanıklar için yeniden duruşma gün ve saatini bildirir meşruhatlı davetiye çıkarılmasına; savunma ve beyanları talimat ile alınan sanıklar için yeniden duruşma gün ve saatini bildirir şerhsiz davetiye çıkarılmasına, ayrıca sanıkların UYAP sisteminde kayıtlı telefon numaralarının mevcut olması halinde bilgilendirme mesajı gönderilmesine, duruşmaya çağrılan ve tebligat yapılamayan, talimat evrakı bila ikmal edilen sanıklar için adres araştırması yapılarak verilecek cevabi yazılara göre usulü işlemlerin yapılmasına, dosyada görev yapan vekil ve müdafiler için belirlenecek duruşma gün ve saatinin 7201 sayılı TK'nın 7/a-9 madde ve bendi uyarınca elektronik tebligat yolu ile bildirilmesine, dosyaya gelen yazı cevapları veya beyanların gelecek celse açık duruşmada okunmasına ve gereği hakkında karar verilmesine, dosyanın esası veya herhangi bir delil hakkında yazılı olarak beyanda bulunmaları üzere taraflara veya vekillerine süre verilmişse sürenin gelecek celseye kadar uzatılmasına karar verildiği, 15.09.2020 tarihli 7.celsede başka suçtan ceza infaz kurumunda bulunan sanık Abdulbari Karaağaç'ın segbis sistemi ile hazır edildiği, müdafiinin hazır bulunduğu, birleşen dosyanın iddianame, kabul kararı ve birleştirme kararının okunduğu, sanık müdafiinin tebliğ edilmediğinden birleştirme kararını kabul etmediklerini beyan ettiği, diğer sanık Abdulbari'nin ve müdafiinin birleşen dosyaya yönelik savunma ve beyanlarının alındığı, iddia makamının esas hakkında mütalaasını sunduğu ve sanıkların TCK'nın 301/1, 53 maddeleri uyarınca, sanık Abdulbari Karaağaç'ın ise aynı zamanda cezasında TCK'nın 43/1 maddesi uyarınca arttırım yapılmasının istenildiği, duruşmada hazır bulunan sanık Abdulbari'nin esas hakkında ve mütalaaya karşı beyanda bulunduğu, müdafiinin ise süre talep ettiği, sanık müdafıne talebi doğrultusunda gelecek celseye kadar süre verilmesine, sanığın gelecek celse segbis ile hazır edilmesi için müzekkere yazılmasına ve 2018/246 esas sayılı dosyasında yer alan iddianame, tüm duruşma tutanakları ile 2017/978 esas sayılı dosyada yer alan iddianame, tüm duruşma tutanakları, birleştirme kararının sanığa tebliğine karar verildiği, 01.10.2020 tarihli 8. celsede sanık ... ile müdafii ve sanık ... ile müdafiinin bulunduğu, sanık Nurten müdafiinin vekaletname ibraz ettiği ve sanıklar ile müdafiilerinin esasa ve mütalaaya karşı beyanda bulundukları ve hükümlerin tefhim olunduğu görülmüştür. Bu kapsamda, sanık ... ve müdafiilerinin yokluğunda tefhim olunan hükümle, sanığın suçu işlediği sabit görülerek TCK'nın 301/1, 62/1, 53 maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, daha önce kasıtlı bir suçtan sabıkasının olmaması, kişiliği, yargılama sürecindeki tutum ve davranışlarına nazaran ileride yeniden suç işlemeyeceği yönünde olumlu kanaat hasıl olduğundan, oluşan şartları itibari ile CMK'nın 231/5. maddesi uyarınca 5 yıl süreyle denetime tabi tutulmak üzere takdiren hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, denetim süresi içerisinde herhangi bir yükümlülük belirlenmesine takdiren yer olmadığına, itiraz kanun yolu açık olmak üzere, mütalaaya uygun karar verilmiştir. ...1.Asliye Ceza Mahkemesinin 01.10.2020 tarihli 2018/246 esas ve 2020/1081 karar sayılı gerekçeli kararında sanığın, Devletin, hükumet eliyle emniyet ve askeri teşkilatını kullanarak "sivillere yönelik cinayet işlediği, sivilleri katlettiği, işkencelerden geçirerek tutukladığı vb." yukarıda ayrıntısı yazılı beyanatının nefret söylemi kapsamında alenen aşağılama şeklinde vücut bulduğu ve bu nedenle ifade hürriyetinin hukuki sınırları içerisinde değerlendirilerek korunamayacağı, bu suretle üzerine atılı suçu işlediği sabit olduğundan, hapis cezası ile cezalandırılmasına ve duruşmada açıkça karşı çıkmadığı anlaşıldığından, oluşan şartları itibariyle CMK'nın 231/5. maddesi uyarınca 5 yıl süreyle denetime tabi tutulmak üzere takdiren hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği belirtilmiştir. Gerekçeli karar, 13.10.2020 tarihinde sanık ... ile birlikte ikamet eden akrabası, ...'ya tebliğ edilmiştir. Sanık ... müdafii, 19.10.2020 havale tarihli...Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere...1. Asliye Ceza Mahkemesine sunduğu dilekçesi ile özetle; suçun yasal unsurlarının oluşmadığından müvekkilinin beraatine karar verilmesini, verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının usul ve yasaya aykırı olduğu, yasal düzenlemelere ve hukuka aykırı olması nedeni ile iş bu kararın kaldırılarak beraatine karar verilmesini, söylemlerin Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde düzenlenen ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı, söz konusu suçtan beraatine karar verilmesi gerektiği halde müvekkili hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesinin hak ihlaline yol açacağından kararın esastan incelenip kaldırılarak beraatine karar verilmesini, itiraz merciinin Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarına göre suçun sabit olmadığı gerekçesi ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yapılan itirazı maddi olay yönünden de incelenmesi gerektiğini belirtilerek itiraz başvurusunun kabulü ile usul ve yasaya aykırı olan kararın kaldırılarak, beraatine karar verilmesini istemiştir. İtiraz incelemesi yapılmak üzere gönderildiği anlaşılan dosyaya yönelik,...1. Ağır Ceza Mahkemesine sunulan 05.11.2020 tarihli mütaaada cumhuriyet savcısı itirazın reddine karar verilmesini istemiştir. ...1.Ağır Ceza Mahkemesi 11.12.2020 tarih, 2020/1054 değişik iş sayılı kararı ile CMK'nın 231 maddesine göre sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmaması, mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaat oluşması ve sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesini kabul etmesi hallerinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verileceği belirtilerek,...1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2017/798 esas, 2019/58 karar sayılı dosyasının mahkemenin 2018/246 esas sayılı dosyası ile birleştirildiği ve yargılamanın bu dosya üzerinden devam ettiği, sanığın 2017/798 esas sayılı dosyasındaki beyanın 29.05.2018 tarihli celsede alındığı ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanması konusunda rızasının olup olmadığını bildirmek için süre istediği, 11.01.2019 tarihli celsede ise sanık müdafiinin bu konuda süre talep ettiği, aynı celse dosyaların birleştirilmesine karar verildiği, dosya kapsamında sanık ve müdafiinin hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanması konusunda rızasının olup olmadığına dair beyanlarının alınmadığı, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi için kabulünün gerektiği, sanığın kabulü yönündeki beyanı alınmadan hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğundan itirazın kabulü ile verilen kararın sanık yönünden kaldırılmasına oy birliğiyle, mütalaaya aykırı ve kesin olarak karar verilmiştir. ...1. Asliye Ceza Mahkemesi 03.02.2021 tarihli yazı ile CMK'nın 231/6.c-son maddesine göre sanığın kabul etmemesi halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2017/5. MD-1119 esas, ... karar sayılı kararında hükmün sanığın kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması şeklinde tefsir edilmesi gerektiğinin belirtildiği, müstakar uygulamanın da bu yönde olduğu, somut olayda, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair sanığın beyanda bulunmak için süre istediği, verilen süreye rağmen ikinci kez sanık müdafınin süre istediği, kovuşturmanın hiçbir aşamasında ve hüküm anına kadar sanığın kabul etmediğine dair bir beyanın bulunmadığı, sanık müdafınin itiraz dilekçesinde de hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediklerine dair bir beyanın olmadığı, açıklanan maddi vakıa ve hukuki durum karşısında mercii kararının hukuki dayanaktan yoksun olduğu değerlendirilerek işlem tesis edilmesi hukuken kabul edilebilir görülmediğinden, CMK'nın 309. maddesi gereği kesin kararın kanun yararına bozulması hususunda ihbarda bulunmuştur. Cumhuriyet Başsavcılığının 17.02.2021 tarih,...sayılı yazısı ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair beyanda bulunmak için süre verilen sanık ile müdafii tarafından hüküm anına kadar kovuşturmanın hiç bir aşamasında ve sunulan itiraz dilekçesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediklerine dair beyanda bulunmadıklarından, düzenlemenin sanık lehine olduğu ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun ... karar sayılı kararında hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağına ilişkin değerlendirme yapılması için yargılamanın herhangi bir süjesinin talepte bulunmasının şart olmadığı, şartlarının varlığı halinde 6008 sayılı kanun ile yapılan değişiklikten önce resen, bu değişiklikten sonra ise sanığın kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması halinde değerlendirilmesi gerektiğine dair kararına nazaran merciinin kesin kararının kanun yararına bozulması hususunda Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne görüşte bulunulmuştur. III-KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI: Koşulları gerçekleşse bile gerek kendisi gerekse vekaletnamesinde yetki verdiği müdafii tarafından uygulanmasını kabul ettiğine dair açık beyanda bulunmayan sanık hakkında verilen mahkumiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararda isabet bulunup bulunmadığı hususunda uyuşmazlık bulunmaktadır. IV-HUKUKİ MEVZUAT Karar tarihinde yürürlükte olan mevzuat şöyledir; Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması Madde 231 – ... (6) (Ek: 6.12.2006-5560/23 md.) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için; a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması, b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması, c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi, gerekir. (Ek cümle: 22.7.2010 - 6008/7 md.) Sanığın kabul etmemesi halinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez. ... (12) (Ek: 6.12.2006-5560/23 md.) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir. ... (14) (Değişik: 23.1.2008 – 5728/562 md.) Bu maddenin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri, Anayasanın 174 üncü maddesinde koruma altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlarla ilgili olarak uygulanmaz. 5271 SAYILI KANUNA İŞLENEMEYEN HÜKÜMLER (4) 6008 sayılı Kanunun Geçici 2 nci Maddesi: GEÇİCİ MADDE 2 – Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiş olanların, bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren onbeş gün içinde mahkemeye başvurmaları halinde, mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı geri alınır ve Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesinin yedinci fıkrasındaki kayıtla bağlı olmaksızın, başvuruda bulunan sanık hakkında yeniden hüküm kurulur. 6008 SAYILI KANUNUN 7. MADDE GEREKÇESİ Tasarıya, aşağıda belirtilen gerekçelerle 04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını düzenleyen 231 inci maddesinin altıncı fıkrasının sonuna bir cümle eklenmesini öngören yeni çerçeve 7 nci madde Alt Komisyonca kabul edilmiştir. Uygulamada hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesiyle yargı yoluna müracaat halinde beraat edeceğini düşünen sanığın bu hakkı elinden alınmaktadır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları itiraza tabi olup; uygulamada itiraz mercii kararları şeklen incelemektedir. Her iki durumda da sanığın suçsuzluğunu ispat amacıyla kararı temyiz incelemesine götürmesi mümkün değildir. Bu sebeple sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı olduğunu beyan etme ve dolayısıyla temyiz mahkemesinde beraat etme hakkının elinden alınmaması düşüncesiyle anılan hükmü ihdas eden madde eklenmiştir. Alt Komisyonca Tasarıya eklenen 7 nci madde Komisyonumuzca da kabul edilmiştir. Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere Avrupa Konseyi Denetimli Serbestlik Kurallarına İlişkin CM/REC(2010)1 Nolu Tavsiye Kararı; Bölüm I – Kapsam, uygulama, tanımlar ve temel ilkeler Kapsam ve uygulama ..Bu kuralların, Kamusal Yaptırım ve Tedbirlere Dair Avrupa Kurallarına ilişkin R (92) 16 Nolu Tavsiye Kararıyla birlikte okunması gerekmektedir. ...Kamusal yaptırım ve tedbirler: Hükümlüleri toplumda tutan, şartlar ve/veya yükümlülüklerin verilmesi yoluyla hürriyetlerine bazı kısıtlamalar getiren yaptırımlar ve tedbirler anlamına gelir. Terim, adli veya idari bir makam tarafından verilen herhangi bir yaptırımı ve bir yaptırıma ilişkin bir karardan önce veya karar yerine alınan herhangi bir tedbiri, ve ayrıca bir cezaevi kurumu dışında hapis cezasının uygulanması yollarını tanımlar. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Kamusal Cezalar ve Tedbirler Hakkındaki R(92)16 sayılı Tavsiye Kararı (Kural 31) "Bir kamusal ceza veya tedbire, sadece suçlunun işbirliği yapmaya ve bunlara uymaya hazır olduğunun ve hangi koşullar ile yükümlülüklerin uygun olacağının bilinmesi hükmedilmelidir." (Kural 35); “Yargılama öncesinde uygulanacak herhangi bir kamusal tedbirin alınmasında yada bunun yerine bir cezanın verilmesinde suçlunun muvafakati alınmalıdır.” (Kural 36). “Muvafakatinin gerekli olduğu suçluya bildirilmeli ve bu açık olmalıdır. Bu muvafakat hiçbir zaman suçlunun herhangi bir temel hakkından yoksun kalması sonucunu doğurmamalıdır.” V-HUKUKSAL DEĞERLENDİRME; Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 23. maddesiyle kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanunun 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanunun 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkralarıyla büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı Kanunun 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanunun 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla çocuk suçlular ile yetişkin suçlular, hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tabi kılınmıştır. Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 sayılı Kanunun 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanunun 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezalarına ilişkin suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, 25.07.2010 tarihli ve 27650 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 22.07.2010 tarihli ve 6008 sayılı Kanunun 7. maddesiyle maddenin 6. fıkrasının sonuna "Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez" cümlesi, 28.06.2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunun 72. maddesiyle de maddenin 8. fıkrasına "Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez" cümlesi eklenmiştir. 5560, 5728, 6008 ve 6545 sayılı Kanunlarla 5271 sayılı CMK'nun 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için; 1) Suça ilişkin olarak; a- Yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması, b- Suçun Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlardan olmaması, 2) Sanığa ilişkin olarak; a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum edilmemiş olması, b- Yargılamaya konu kasıtlı suçun, sanık hakkında daha önce işlediği başka bir suç nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin denetim süresi içinde işlenmemiş olması, c- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi, d- Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması, e- Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması, Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir. Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 tarihli ve 346–25 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında açıklandığı gibi; sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak, kamu davasının 5271 sayılı CMK’nun 223/8. maddesi uyarınca düşmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile Devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması şartlarının varlığı halinde, 6008 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önce re’sen, bu değişiklikten sonra ise sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması halinde mahkemece diğer kişiselleştirme hükümleri olan seçenek yaptırımlara çevirme ve ertelemeden önce değerlendirilmesi gerekmektedir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağına ilişkin bir değerlendirme yapılması için, maddede öngörülen şartların oluşup oluşmadığı ve bu hükmün uygulanıp uygulanmayacağı hakim tarafından her olayda resen değerlendirilip takdir edilmeli ve denetime imkan verecek biçimde kararda gösterilmelidir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesi için; objektif koşulların gerçekleşmesi ile birlikte "Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılmasına" ilişkin takdire dayanan subjektif koşulunda gerçekleşmesi gerekmektedir. Ayrıca, 6008 sayılı Kanunun 7. maddesi ile 5271 sayılı CMK’nun 231. maddesinin altıncı fıkrasının (c) bendinin sonuna "Sanığın kabul etmemesi halinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez" cümlesi eklenmiş olup, Kanun koyucu bu değişikliğin gerekçesini "...Uygulamada hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesiyle yargı yoluna müracaat halinde beraat edeceğini düşünen sanığın bu hakkı elinden alınmaktadır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları itiraza tabi olup; uygulamada itiraz mercii kararları şeklen incelemektedir. Her iki durumda da sanığın suçsuzluğunu ispat amacıyla kararı temyiz incelemesine götürmesi mümkün değildir. Bu sebeple sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı olduğunu beyan etme ve dolayısıyla temyiz mahkemesinde beraat etme hakkının elinden alınmaması düşüncesiyle anılan hükmü ihdas eden madde eklenmiştir" şeklinde açıklamıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında yasa metninde "sanığın kabul etmemesi" ibaresinin kurumun uygulanmamasını şarta bağladığından sanığın kurumun uygulanmasını açıkça reddetmemesi halinde diğer koşullar gerçekleşmişse yani sanığın açıkça reddettiğini beyan etmemesi veya susması durumunda da uygulanması gerektiği belirtilmiştir. Yine uygulamaya göre sanığın veya müdafiinin yokluğunda verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karara itiraz etmemeleri, zımnen muvafakat edildiği anlamına gelmektedir (CGK.17.03.2015 tarih 2015/4-222 esas ve 2015/48 karar ; YCGK. 03.07.2018 tarih, 2017/479 Esas, 2018/327 Karar; Yargıtay 7. Ceza Dairesi 18.06.2015 tarih, ... karar). Sanığın savunmasının alınması sırasında bu hususun sorulmadığı ve sonraki oturumlara sanığın katılmadığı durumlarda ise; şüphesiz, adil yargılanma hakkı kapsamında sağlıklı bir sonuca ulaşılabilmesi için, duruşmanın temel ilkelerinden olan yüz yüzelik ve doğrudanlık ilkeleri ile sözlülük kuralı gereğince, sanığın duruşmada hazır edilip hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun hukuki anlam ve sonuçları hakkında bilgilendirilerek bu husustaki beyanı alındıktan sonra karar verilmesi gerekmektedir. Öte yandan, Ceza Genel Kurulan göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına sanığın itiraz hakkı bulunmasına rağmen 6008 sayılı Kanunun 7. maddesi ile 231. maddenin 6. fıkrasına eklenen "Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez" cümlesi ile getirilen düzenleme ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.01.2013 tarihli ve 534-15 sayılı kararında belirtilen itiraz merciin esasa müessir inceleme yapabileceğine ilişkin kabulü birlikte değerlendirildiğinde; hakkında verilecek olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz hakkı bulunan sanığın, esasa müessir incelemeye yönelik yaptığı itirazların hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanmasını kabul etmediği şeklinde yorumlanması mümkün değildir. Zira, suçlamayı kabul etmeme ile hakkında verilen karara itiraz etme olguları birbirlerinden farklı anlam ve sonuçlar taşıyan hususlar olup itiraz suçlamayı kabul etme sebebine ilişkin olabileceği gibi başka birçok nedene yönelik de olabilir. Aksinin kabulü, esasa müessir incelemeye yönelik itirazda bulunmak isteyen sanığın, itirazının reddine karar verilmesi durumunda artık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı da verilemeyeceği düşüncesiyle karara itiraz etme hakkını kullanıp kullanmama konusunda çekince göstermesine yol açan, uluslararası sözleşmeler ile Anayasa'da bir temel hak ve özgürlük olarak tanımlanan hak arama özgürlüğünün tam anlamıyla kullanılmasına engel teşkil eder nitelikte daraltıcı bir yorum olacaktır ki bu durum hak arama özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırmak adına hareket ederek söz konusu düzenlemeyi getiren kanun koyucunun amacına aykırılık teşkil edecektir (CGK'nun 03.07.2018 tarih, 2017/19-479 Esas ve 2018/327 Karar). Yukarıda belirtilen bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve devletin kurum ve organlarını aşağılama suçundan cezalandırılması istemi ile açılan, süreçte birleştirilmesine karar verilen dosyada yargılanan ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına rızasının olmadığını beyanla beraatine karar verilmesini isteyen diğer sanık Abdulbari ile birlikte yargılandığı davada, yokluğunda yapılan ilk duruşmada, TCK'nın 301/3 maddesinin her iki sanık yönünden nazara alınmasını talep eden vekaletnamesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yetkili kıldığı müdafiileri eşliğinde yaptığı savunmasında beraatine karar verilmesini talep ederek, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına rızasının olup olmadığını daha sonra avukatları aracılığıyla açıklayacağını beyanla duruşmalardan bağışık tutulan, esasa yönelik beyanda bulunmaları için süre verilen müdafiilerinin yerine, yetki belgesi ile duruşmaya katılarak hükmün açıklanmasının geri bırakılması yönünden hem de aynı eylemden yargılandığı belirtilen ağır ceza mahkemesi dosyası ile birlikte savunma yapacağından yeniden süre verilmesini isteyen avukatın bulunduğu duruşmada verilen karar ile birleştirilmesine karar verilen ancak; süreçte birleştirme yönünden ortaya çıkan uyuşmazlığa istinaden verilen 30.03.2020 tarihli mercii kararı sonrasında, gerek merci kararının gerekse birleştiği dosyanın duruşma gün ve saatinin sanık veya müdafiilerine bildirildiğine dair evrak veya bilgiye rastlanılmayan davanın 01.10.2020 tarihli duruşmasında tefhim olunan hükümle, atılı suçtan hapis cezası ile mahkumiyetine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen sanık hakkında verilen karara, sanık müdafiince esasa ilişkin olarak itirazlarda bulunulmasının yanı sıra sebeple bağlı olmadan incelemeye yetkili merciiye sunulan dilekçede, kararın usule aykırı olduğundan bahsedilerek kaldırılmasının istendiğinin görülmesi karşısında; duruşmanın temel ilkelerinden olan yüz yüzelik ve doğrudanlık ilkeleri ile sözlülük kuralı gereğince, süre isteyen sanık ve müdafiilerinin duruşmada hazır edilip beyanları alınması gerekirken bu işten zuhulle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi yerinde bulunmamakla, netice itibari ile verilen merci kararında isabetsizlik görülmediğinden istemin reddine karar verilmiştir. V-SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.09.2021 tarih ve... sayılı sayılı kanun yararına bozma isteğinin, CMK'nın 309. maddesi uyarınca REDDİNE, dosyanın mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.12.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
16. Ceza Dairesi, 2019/11433 E., 2020/1791 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
maddesine muhalefet ettiklerine dair ihbar kapsamında 1136 sayılı Kanunun 58/1 maddesi uyarınca soruşturma izni verilmesi istenildiği, 5237 sayılı TCK'nın 301/4 ve 1136 sayılı Kanunun 58/1 maddesi gereğince de 02.05.2018 tarihinde alınan Bakan oluru ile haklarında soruşturma izni verildiği anlaşılmıştır.
16. Ceza Dairesi         2019/11433 E.  ,  2020/1791 K. "İçtihat Metni" I- TALEP; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.11.2019 tarih ve 2019/110007 sayılı yazısı ile; Türk Milletini, Cumhuriyeti ve Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılama suçundan sanıklar ... ve ... haklarında son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına dair Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/04/2019 tarihli ve 2019/28 esas, 2019/267 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi. Dosya kapsamına göre, İstanbul Barosunda kayıtlı avukat olan sanıkların, sanık müdafileri sıfatıyla takip ettikleri, müvekkilleri sanıklar ... ve ...'ün İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandıkları davanın 01/04/2016 tarihli duruşmasında, duruşma salonuna alınmadıkları gerekçisi ile 100-150 kişilik grup ile birlikte İstanbul Adliyesi Mahkemeler katında toplanıp duruşma bitene kadar belli aralıklarla ''faşizme karşı omuz omuza, direne direne kazanacağız, baskılar bizi yıldıramaz, yazanlar değil çalanlar Silivri'ye, özgür basın susturulamaz'' şeklinde sloganlar attıkları ve duruşma sonrasında adliye merdivenlerinde alkışlarla ilerleyerek çağlayan meydanında yapılan açıklamaya katıldıkları, mevcut delillerin son soruşturmanın açılması için yeterli olduğu, delillerin takdir ve değerlendirilmesinin de son soruşturma aşamasında davayı görecek olan mahkemesine ait bulunduğu gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir. 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 06/11/2019 gün ve 94660652-105-34-13961-2019-Kyb sayılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak Dairemize gönderilmiştir. II-OLAY; Kamuoyunda ... ve ... davası olarak bilinen davanın 01.04.2016 tarihinde yapılan duruşması sırasında adliye sarayı koridorlarında yaklaşık 100-150 kişilik grup tarafından slogan atılması sureti ile gerçekleştiği belirtilen eyleme yönelik olarak tanzim edilen tutanakların Cumhuriyet Başsavcılığına sunulmasına müteakip 2911 sayılı Kanuna muhalefet suçundan başlatılan soruşturma kapsamında; 01.04.2016 tarihinde özel güvenlik görevlilerince tanzim edilen tutanakta özetle; İstanbul Adalet Sarayı 1. kat C3 blok katında saat 12:30-16:30-18:30 sıralarında, 14. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen 2016/37 esas nolu dava dosyasının duruşmasına ara verildiği ve bitimi sonrasında; sanıklar ... ve ...'ün koridora çıkması ile yaklaşık 100-150 kişilik koridor başında bekleyen bir grubun sanıkları karşılayarak "Baskılar bizi yıldıramaz" "Direne direne kazanacağız" "Faşizme karşı omuz omuza" "Yazanlar değil çalanlar Silivri'ye" "özgür basın susturulamaz" şeklinde slogan attıklarının görülmesi üzerine bölgede görevli özel güvenlik görevlileri tarafından gruba hitaben slogan atmamaları hususunda sözlü uyarıda bulunularak, adliyeyi terk edinceye kadar takiplerinin yapıldığı"; Aynı tarihli saat 19:30'da kolluk görevlilerince tanzim edilen tutanakta ise özetle; İstanbul Adalet Sarayı Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz yerleşkesinde gazeteciler ... ve ... hakkında 14. Ağır Ceza Mahkemesinde görülecek olan MİT tırları ve casusluk davası ile ilgili çevik kuvvet ve diğer unsurlar ile birlikte bahse konu yerleşke ve çevresinde saat 09:00 itibariyle gerekli emniyet tedbirlerinin alındığı, saat 10:00 sıralarında duruşmayı izlemek ve desteklemek amacıyla CHP milletvekilleri ..., ..., ..., ile HDP milletvekilleri ..., ... ile yaklaşık 100-150 kişilik grup mahkeme katında toplandığı, saat 11:15 sıralarında duruşma başlandığı, mahkemenin gizlilik kararı olması nedeni ile sanıklar, ailesi ve avukatları haricinde salona kimsenin alınmadığı, mahkeme katında bekleyen grubun zaman zaman "faşizme karşı omuz omuza, direne direne kazanacağız" şeklinde sloganlar atarak alkışlı protesto eylemi yaptığı, saat 18:00 sıralarında mahkemenin sanıklar hakkında verdiği tutuksuz yargılama ve davanın ertelenmesi kararı sonrası bahse konu grubun adliyeden ayrılmaya başladığı sırada adliye içindeki merdivenlerde alkışlarla ilerleyerek Çağlayan Meydanında bir açıklama yaptıktan sonra kendiliğinden olaysız ve müdahalesiz bir şekilde dağıldıklarının belirtildiği görülmüştür. Ses kayıt özelliği olmayan güvenlik kameralarında yapılan inceleme sonucunda şüphelilerin grup içerisinde bulundukları görüntü izleme ve tespit tutanağı ile tespit edilmiştir. Şüphelilere yönelik bir tespit bulunmamakla birlikte ses kaydı olmayan kamera kayıtlarına göre grup içerisindeki bazı kişilerin yumruklarını havaya kaldırarak muhtemelen slogan attıkları ve alkışladıklarına dair bilirkişi raporunun alındığı görülmüştür. Cumhuriyet savcısının şüpheliler arasında avukat oldukları tespit edilen kişilerin bulunması halinde ifadelerinin alınmadan kimlik tespitlerinin yapılması hususunu da içerir talimatları kapsamında hazırlanan tahkikat evrakının, 2911 sayılı Kanuna muhalefet suçundan suç duyurusunu içerir 27.05.2016 tarihli fezleke ile şüphelilerin avukat olduklarının da belirtilmesi sureti ile gönderildiği görülmüştür. Bu kapsamda görüntülerden tespitleri yapılan ve 2911 sayılı Kanuna muhalefet ettikleri iddia edilen 12 milletvekili hakkında dokunulmazlıklarının kaldırılması hususunda 05.09.2016 tarihinde hazırlanan fezleke İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmiştir. İstanbul Barosuna kayıtlı avukat oldukları ve görüntülerde yer aldıkları tespit edilen şüpheliler ... ve ...'e yönelik olarak ise soruşturma numarası üzerinden şüpheli sıfatı ile ifadelerinin alınacağının belirtildiği çağrı kağıtlarının çıkartılmasına müteakip, süreçte 24.01.2017 tarihinde Cumhuriyet savcılığında "beyan sahibi" sıfatı ile alınan beyanında özetle; ... ve ... müdafii olarak yetki belgesi ile 3 celse duruşmalara katıldığını, duruşma günü mahkeme başkanınca duruşmaya 3 avukatın alınacağının söylendiğini, görevi nedeni ile orada bulunduğunu ve bu kapsamda işlem yapılmasını, "faşizme karşı omuz omuza, direne direne kazanacağız, yazanlar değil çalanlar Silivri'ye, özgür basın susturulamaz, baskılar bizi yıldıramaz" şeklinde sloganlarını attıklarını, bunların savunma hakkını gerçekleştirmek için duruşmaya geldiklerinde alınmamaları nedeni ile atıldığını, demokratik protesto hakkını kullandıklarını, sloganların suç teşkil etmediğini beyan eden ... ile 03.02.2017 tarihinde Cumhuriyet savcılığında "beyan sahibi" sıfatı ile ifadesinde özetle; yetki belgesi ile duruşmaya iki defa katıldığını, olay sırasında adliyede bulunmadığını, öğleden sonra saat 14:00 sıralarında adliyeye geldiğini, slogan atmadığını, avukatlık görevi nedeni ile orada bulunduğunu, duruşmaya yasalara aykırı bir biçimde 3 avukatla katılıma dair sınırlama yapılması nedeni ile olayların gerçekleştiğini duyduğunu, görevi nedeni ile bulunduğundan usul hükümlerinin uygulanmasını, yüzlerce avukat arasından iki avukata işlem yapılmasını manidar bulduğunu beyan eden ... hakkında; avukat olmaları nedeni ile görevden kaynaklanan suçlarda Bakanlık muhabere numarası üzerinden takibin yapılması gerektiği halde aynı dosyada sehven soruşturma numarasından da işlem yapıldığı anlaşıldığından mükerrer olan soruşturma numarasının kapatılması hususunda 06.03.2017 tarihinde 2016/67897 soruşturma ve 2017/16022 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın verilmesine müteakip; belirtilen dava dosyası kapsamında yetki belgesi sunan müdafiler arasında adlarının geçtiği, her iki avukatın da 01.04.2016 tarihinde yapılan 2. duruşmaya ve müteakip duruşmalara katılmadıkları, ...'in 25.03.2016 tarihindeki ilk duruşmaya ... ve ... müdafii sıfatı ile katıldığının bildirilmesi ve 05.02.2018 tarihli Cumhuriyet Başsavcılığı inceleme tutanağının da tanzim edilmesi sureti ile hazırlanan inceleme raporu kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünden şüpheliler hakkında 2911 sayılı Kanunun 22. maddesine muhalefet ettiklerine dair ihbar kapsamında 1136 sayılı Kanunun 58/1 maddesi uyarınca soruşturma izni verilmesi istenildiği, 5237 sayılı TCK'nın 301/4 ve 1136 sayılı Kanunun 58/1 maddesi gereğince de 02.05.2018 tarihinde alınan Bakan oluru ile haklarında soruşturma izni verildiği anlaşılmıştır. Bolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunan şüpheli ...'e, 04.06.2018 tarihinde savunmasını yapması hususunda düşünce örneğinin tebliğ edildiği, 01.06.2018 tarihli davetnameye istinaden de düşünce örneğine yönelik şüpheli ...'ın 03.07.2018 havale tarihli dilekçesi ile yazılı savunmalarını sunduğu ve özetle olay günü belirtilen suçları işlemediğini, duruşmanın öğleden önceki ve sonraki oturumuna büyük ölçüde katılmadığını, grubun içerisinde yer almadığını, güvenlik kameraları ve cep telefonunun sinyal bilgilerinden de bu durumun tespit edilebileceğini, saat 15:00 sıralarında adliyeye geldiğini, duruşmaya sorunsuz şekilde girdiğini ve çıktığında Çağlayan meydanında duruşmaya ilişkin basın açıklamasına katıldığını, slogan atan grup içerisinde olmadığını, atılan sloganların da suç olduğunu düşünmediğini, 100-150 kişiden oluşan grup içesinden sadece kendisine ve Av....'e soruşturma açılmasının ilginç bir durum olduğunu, hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesini, güvenlik kamera kayıtlarını ve cep telefonunun sinyal bilgilerinin de celp edilmesini talep ettiği görülmüştür. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 19.07.2018 tarihli 2018/94220 soruşturma numaralı fezlekesi ile 5237 sayılı TCK'nın 301. maddesi uyarınca şüpheliler hakkında kovuşturma izni verilmesinin istenilmesi üzerine, kovuşturma izni verilerek düzenlenecek olan iddianamenin Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine dair Adalet Bakanlığının 28.12.2018 tarihli elektronik olarak imzalanan olurunun, düşünce örneğinin ve soruşturma dosyasının 10.01.2019 tarihli Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü yazısı ile 23.01.2019 tarihinde Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine müteakip Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/9450 soruşturma, 2019/3541 esas ve 2019/581 numaralı 25.01.2019 tarihli son soruşturma talebi ile Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinden, şüphelilerin sanık müdafileri sıfatıyla takip ettikleri, müvekkilleri sanıklar ... ve ...'ün İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandıkları davanın 01.04.2016 tarihli duruşmasında, duruşma salonuna alınmadıkları gerekçesi ile 100-150 kişilik grup ile birlikte İstanbul Adliyesi mahkemeler katında toplanıp duruşma bitene kadar belli aralıklarla "faşizme karşı omuz omuza, direne direne kazanacağız, baskılar bizi yıldıramaz, yazanlar değil çalanlar Silivri'ye, özgür basın susturulamaz" şeklinde sloganlar attıkları ve duruşma sonrasında adliye merdivenlerinde alkışlarla ilerleyerek Çağlayan Meydanında yapılan açıklamaya katıldıkları anlaşıldığından isnat edilen suçtan yargılamalarının yapılması, suç işlendiğinin sabit olması halinde 5237 sayılı TCK'nın 301/1, 53 maddelerinden cezalandırılmalarına karar verilmek üzere kovuşturmanın İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde açılmasına karar verilmesi talep edilmiştir. 11.02.2019 tarihinde Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabulüne karar verilmesi üzerine 2019/8 esasa kayden yürütülen dosya kapsamında tensiben verilen karar gereği her iki şüphelinin adreslerine 15 günlük süre içerisinde savunma ve delillerini bildirmeleri ihtaratı içeren davetiye ve iddianamenin bulunduğu tebligatların çıkartıldığı; şüpheli ...'ın özetle daha önce sunmuş olduğu savunmasına istinaden GSM baz istasyonu bilgileri ve güvenlik kamera kayıtlarının celbi ile hakkında takipsizlik kararı verilmesini talep etmesine rağmen lehine delil araştırmasının yapılmamış olduğunu, usule yönelik olarak 1136 sayılı Kanunun 58 ve 60 maddelerinde öngörülen özel soruşturma usulünün gereksiz soruşturma yapılmasının önüne geçmek amacı ile düzenlendiğini, isnat edilen suçların hiç birisini işlemediğini, slogan atan grup içerisinde yer almadığını, duruşmayı takip ettikten sonra avukatlar, basın mensupları ve izleyiciler ile birlikte salondan çıkarak Çağlayan Meydanında basın açıklamasına katıldığını, slogan atan grup içesinde olmamakla birlikte atılan sloganların da ifade özgürlüğü kapsamında suç teşkil etmediğini, 100-150 kişi arasından sadece iki kişiye soruşturma açılmasının ilginç olduğunu, bu yönde bir araştırmanın da yapılmadığını, bunun ancak muhalif kimliği bilinen avukatlara "had bildirme", "yargı yoluyla üzerinde baskı kurma" amaçlı yapıldığından başka bir açıklamasının olamayacağını, güvenlik kamera kayıtlarının incelenmesini, kullandığı telefon numarasının olay gününe yönelik sinyal bilgilerinin celp edilmesini, son soruşturma açılmasına yer olmadığına karar verilmesini talep ettiğine dair yazılı beyanda bulunduğu; süpheli ...'in ise cezaevinde olduğu beyan edildiğinden gönderilen tebligatın merciine 12.03.2019 tarihinde iade edildiği ve 29.05.2018 tarihli UYAP sistemine ait "şüphelinin Bolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunduğuna dair uyarının" bulunduğu ekran görüntüsü çıktısının bulunduğu da görülmüştür. Bu kapsamda şüpheli ...'e yönelik UYAP sisteminde yapılan sorgulamada ise 12.03.2019 tarihi itibari ile ceza evinde bulunduğuna dair bir kayda rastlanılmamıştır. Şüphelinin kayıtlarında 15.09.2018 tarihinde Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan çıkış yaptığının belirtildiği görülmüştür. 2019/5 iddianame değerlendirme numarası ile 11.02.2019 tarihinde kabul edilen son soruşturma talebine istinaden tensiple çağrı kağıtları döndüğünde dosyanın ele alınarak 1136 sayılı Avukatlık Kanunun 59. maddesine göre işlem yapılmasına karar verilen Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/28 esas sayılı dosyasında; 16.04.2019 tarihinde Cumhuriyet savcısınca, "eyleminin sübut bulması halinde, eylemin yargı organına hakaret aşağılama suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkin delillerin takdir ve değerlendirmesinin yapılacak kovuşturma sonucunda mahkemece sonuçlandırılması gerektiğinden son soruşturmanın açılmasına karar verilmesine" dair mütalaası üzerine, dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde 16.04.2019 tarihinde 2019/28 esas 2019/267 sayılı, 1136 sayılı Avukatlık Kanunun 58, 59. maddeleri hükümleri nazara alınarak kararın tebliğinden itibaren 7 günlük süre içerisinde Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesine itiraz olunabileceğine dair oy birliği ile verilen ve gerekçesinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına da atıfta bulunulduğu görülen kararında özetle; "sanık ...'in kamera görüntü çözümlerine göre olay yerinde olduğu, 24.01.2017 tarihli ifadesiyle de olay yerinde olduğunu ve sloganlara katıldığını beyan ettiği, sanık ...'ın kamera görüntü çözümlerine göre olay yerinde olduğu, fakat 03.02.2017 tarihli ifadesiyle olay yerinde olmadığını ve sloganlara katılmadığını belirttiği, sanığın belirtilen sloganlara katıldığına ilişkin dosyada herhangi bir delilin olmadığı, ... sanıkların duruşma solonu dışında adliye koridorlarında attıkları iddia olunan sloganlarda açıkça bir muhatap belirtilmediği, somut fiil isnadına dayanmayan ve ispat gerektirmeyen sözler olduğu, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek, herhangi bir kurumu ve yargı organlarını aşağılayacak nitelikte olmadığı, isnat olunan sözlerin 5237 sayılı TCK'nın 301/3 maddesi anlamında eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları mahiyetinde olduğu, ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı ve suç oluşturmadığı" belirtilerek şüpheliler hakkında son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına dair karar verilmiştir. Sanık ...'a, gerekçeli kararın MERNİS adresi olduğu da anlaşılan adresine gönderildiği, geçici olarak dışarıda bulunduğunun komşusunca beyan edilmesi üzerine tebligatın muhtara bırakıldığı ve kapıya 2 nolu haber kağıdının yapıştırılıp, komşusuna da haber edilmek sureti ile 07.05.2019 tarihinde tebliğ edildiğine dair şerhi içerir tebligat parçasının dosya içerisinde bulunduğu görülmüştür. Şüpheli ...'e yönelik olarak gerekçeli kararı içerir tebligatın adresinde sürekli olarak ayrıldığının ve yönetici tarafından da imzadan imtina edildiğinin belirtilmesi nedeni ile 08.05.2019 tarihinde iade edildiği, sonrasında MERNİS adresine çıkartılan tebligatın ise tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina nedeni ile 23.05.2019 tarihinde Tebligat Kanunu 21/2 maddesi uyarınca mahalle muhtarına bırakılarak, kapısına 2 nolu haber kağıdının yapıştırılmak sureti ile tebliğ edildiğine dair şerhi içerir tebligat parçasının dosya içerisinde bulunduğu görülmüştür. Gerekçeli kararın Cumhuriyet savcısınca görüldüsünün yapıldığına dair bir belge veya bilginin gerek fiziken gerekse UYAP sistemi safahat/işlem bilgilerinde bulunmadığı görülmüştür. 12.07.2019 tarihli kesinleşme şerhi ile 31.05.2019 tarihinde itiraz edilmediğinden kesinleştiği bildirilen kararın Bakanlık Muhabere Bürosu aracılığı ile Adalet Bakanlığı Ceza İşler Genel Müdürlüğüne gönderilmesine müteakip hukuka aykırılık yönünden Kanun Yararına Bozma Bürosunca değerlendirilmesinin uygun görülmesi üzerine, 09.09.2019 tarihinde Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca “faşizme karşı omuz omuza, direne direne kazanacağız şeklinde sözlerle alkışlı protestoda bulundukları, eylemlerine duruşma süresince devam ettiklerin iddia edildiği, mahkeme heyetine yönelik olarak sarf edilen sözlerin eleştiri sınırını aştığı, kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu, olay tutanağı ve güvenlik kamera görüntülerine göre kovuşturma başlatılması için yeterli şüphe bulunduğunun anlaşılması karşısında; şüphelilerin eyleminin sübutu halinde TCK'nın 125/5. maddesinde düzenlenen “Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret” suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkin delillerin yapılacak yargılama sonunda mahkemesince saptanması gerektiği gözetilmeden, “şüphelilerin belirtilen sloganlara katıldıklarına ilişkin delil bulunmaması” ve “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yargı organının üstünlüğü ve tarafsızlığını korumak amacıyla ifade hakkı özgürlüğüne sınırlama getirilebileceğini kabul etmiştir. Kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirirken aşağılayıcı saldırılara karşı korunmaları zorunludur. Ancak bununla birlikte kendilerine karşı eylem ve sözlere daha fazla hoş görü göstermeleri gerekir” şeklinde dosya içeriğine uygun olmayan gerekçelerle son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına karar vermiştir." gerekçesi ile kesinleşen kararın kanun yararına bozulması" hususunda alınan görüş kapsamında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 15.11.2019 tarihli talebi ile kesinleşen kararın kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşılmıştır. III-KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI: Şüpheliler hakkında verilen son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına dair kararın usul ve kanuna uygun olup olmadığına ilişkin ise de, talep konusu kararın yukarıda yer verilen gerekçe ile kanun yararına bozma yasa yoluna konu olup olamayacağının ön sorun olarak tartışılması gerekmektedir. IV-HUKUKSAL DEĞERLENDİRME; Kanun yararına bozma, kesinleşen hükümde verildiği zaman yürürlükte bulunan usul ve maddi hukuka ilişkin hukuka aykırılıkların giderilmesi ile sınırlı olduğundan, inceleme karar tarihindeki mevzuat hükümlerine göre yapılmıştır. Ayrıntıları, 14.11.1977 tarih, 3-2 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen istikrar kazanmış kararlarında (03.04.2012 tarih 2011/10-438 - 2012/141 sy. 10.05.2011 tarih 6-80-90 sy. 14.12.2010 tarih 4-210-259 sy. 15.06.2010 tarih 9-117-146 sy. 23.06.2009 tarih 9-30-177 sy. gibi) açıklandığı üzere: 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinde, olağanüstü ve istisnai bir kanun yolu olarak düzenlenen kanun yararına bozma ile; hakim ya da mahkemelerce verilen ve temyiz veya istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar yahut hükümlerdeki gerek maddi gerekse usule ilişkin hukuka aykırılıkların hem ilgilisi hem de toplum açısından giderilmesi ile ülkede uygulama birliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Ancak kesin kararlara karşı kabul edilmesi nedeniyle bu amaçlara hizmet etmeyen, sadece yapılan uygulamanın hatalı olduğunun tespiti ile yetinilmesi sonucunu doğuran hukuka aykırılıkların bu yolla çözülmesinde kanun yararı olmadığı gibi bu uygulamanın kesin hükmün otoritesini sarsacağı da açıktır. Aynı nedenlerle olağan yasa yollarına göre, kapsamının dar ve sınırlı olması, hukuka aykırılığın, davanın özüne ve cezaya esaslı bir şekilde etki etmesi, tüm hukuka aykırılıkların bir defada giderilmesi gerekmektedir. Hakim ya da mahkeme tarafından değiştirilmesi, geri alınması her zaman mümkün olan kararlarda yasanın aradığı kesinlikten bahsedilemez. Ciddi boyuta ulaşmayan, maddi meseleye ilişkin olan, hakimin kanaat ve takdir yetkisi kapsamında kalan hususlar ile infaz aşamasında, soruşturma ya da kovuşturma safhasında alınacak bir kararla giderilebilecek nitelikte olanlar gibi başka bir yol ve yöntemle giderilmesi mümkün olan hukuka aykırılıkların kanun yararına bozma konusu olamayacağı kabul edilmektedir. Ancak ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 25.10.1993 tarih 260/281 sayılı kararında da açıklandığı üzere; olaya ilişkin deliller toplanıp değerlendirilmişse, delil takdiri yapılarak verilen bu karar aleyhine noksan kovuşturma yapıldığından ya da takdirinde yanılgıya düşüldüğünden bahisle kanun yararına bozmaya gidilemez. Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/37 esasına kayden görülen ve kamuoyunca da takip edilen bir davanın 01.04.2016 tarihli duruşması sırasında yargılamanın kapalı yapılması ve duruşma salonunun fiziki koşulları gözetilerek duruşma salonuna alınmayan aralarında avukatlar, milletvekilleri ve sanık yakınlarının bulunduğu belirtilen 100-150 kişilik bir grubun, adliye binası mahkemeler katında toplanarak duruşma bitene kadar belirli aralıklar ile yukarıda yer verilen sloganları atarak ve alkışlar ile ilerleyerek durumu protesto etmekten ibaret eylemlerinin, toplanıp karar yerinde tartışılan deliller ve hukuki düzenlemeler muvacehesinde 5237 sayılı TCK'nın 301/3 maddesi anlamında eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları mahiyetinde olduğu, ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı ve suç oluşturmadığı gerekçesi ile şüpheliler hakkında son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına karar verildiğinin anlaşılması karşısında; olaya ilişkin toplanıp değerlendirilen delillerin takdiri yapılarak verilen ve esas itibariyle de hukuka aykırılık içermeyen bu karar aleyhine delillerin takdirinde yanılgıya düşüldüğünden bahisle kanun yararına bozmaya gidilemeyeceğinden istemin reddine karar verilmiştir. V-SONUÇ: Açıklanan sebeplerle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği 15.11.2019 tarih ve 2019/110007 sayılı tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden, CMK'nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozma isteğinin REDDİNE, dosyanın mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.02.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Hukuku Özel Hükümler

Aşağıdakilerden hangisi "Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar" bölümünde yer alır?

A) Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozmak
B) Yasama Organına Karşı Suç
C) Hükümete Karşı Suç
D) Silahlı Örgüt
E) Cumhurbaşkanına Suikast