5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 33

Türk Ceza Kanunu 33. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 33- (1) Bu Kanunun, fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmamış olan çocuklara ilişkin hükümleri, onbeş yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında; oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlara ilişkin hükümleri, onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olanlara ilişkin hükümleri, onsekiz yaşını doldurmuş olup da yirmibir yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında da uygulanır. Geçici nedenler, alkol veya uyuşturucu madde etkisinde olma

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

36 karar eşleşti
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 33 ]
Ceza Genel Kurulu 2005/5MD-36 E., 2005/154 K. Ceza Genel Kurulu 2005/5MD-36 E., 2005/154 K. - BEYANI İNKAR - EŞİNİ KASTEN ÖLDÜRMEK - GÖREVLİ HAKİME RÜŞVET VERMEK - RÜŞVET ALMAYA TEŞEBBÜS- 4616 S. 23 NİSAN 1999 TARİHİNE KADAR İŞLENEN SUÇLARDAN ... [ Madde 1 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 240 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 278 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 33 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 61 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 64 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 102 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 212 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 213 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 214 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 219 ] - 3628 S. MAL BİLDİRİMİNDE BULUNULMASI, RÜŞVET VE YOLSUZL... [ Madde 13 ] - 3628 S. MAL BİLDİRİMİNDE BULUNULMASI, RÜŞVET VE YOLSUZL... [ Madde 14 ] - 3628 S. MAL BİLDİRİMİNDE BULUNULMASI, RÜŞVET VE YOLSUZL... [ Madde 15 ] - 3628 S. MAL BİLDİRİMİNDE BULUNULMASI, RÜŞVET VE YOLSUZL... [ Madde 16 ] "İçtihat Metni" Sanıklardan ....... .....'ın, TCK'nın 212/2-son, 61, 219/1-3-son, 33, 212/2-3-son, 219/1-3-son, 33, 212/2-3-son, 219/1-3-son, 33 ve 3628 Sayılı Yasanın 13, 14, 15,16. maddeleri uyarınca; ..... .....'in TCK'nın 216. maddesi yollaması ile 212/2-3-son, 219/1-3-son, 33. maddeleri uyarınca iki kez, ..... ....., ..... ....., ..... ..... ve ..... ..... ....'nın TCK'nın 64/1, 213/1, 214, 219/3-son, 33. maddeleri uyarınca, ..... .....,'ın TCK'nın 240. maddesi uyarınca; Cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davalarında, Sanık ..... ....., hakkındaki kamu davasının 4616 Sayılı Yasanın 1/4. Maddesi uyarı kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine; Sanık ..... ....., hakkında 3628 Sayılı Yasanın 13-14-15 ve 16. maddelerine aykırılıktan cezalandırılması istemi ile açılan davanın TCK'nın 102/4. maddesi uyarı zamanaşımı nedeni ile ortadan kaldırılmasına; Sanık ..... .....,'ın ..... .....,'den rüşvet almaya teşebbüs suçundan cezalandırılması istemi ile açılan davanın yine TCK'nın 102/4. maddesi uyarı zamanaşımı nedeni ile ortadan kaldırılmasına; Sanık ..... ....., hakkında rüşvet aldığı iddiası ile cezalandırılması istemi ile açılan davalardan delil yetersizliği nedeniyle beraetine; Sanıklar ..... .....,, ..... .....,, ..... ....., ve ..... ..... .... haklarında görevli hakime rüşvet vermek suçundan cezalandırılmaları istemi ile açılan davadan delil yetersizliği nedeniyle beraetlerine; Sanık ..... .....,'in TCK'nın 278. maddesinde belirlenen suçu oluşturduğu kabul edilen eylemlerinden açılan her iki davanın 4616 Sayılı Yasanın 1/4. maddesi gereğince kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine ilişkin Yargıtay 5. Ceza Dairesince verilen 17.12.2004 gün ve 4-3 sayılı hüküm, Yargıtay C.Savcısı tarafından; sanıklar, ..... ....., ..... .....,..... ....., ..... ....., ..... ....., ..... ve ..... .....,'ın Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 1996/347 Esas sayılı dosyasında sanık ..... .....'in daha az ceza almasını temin için ..... ..... ....'dan rüşvet almak eyleminin sübuta erdiği, sanık ..... .....,'ın TCK'nın 212/2-son 219/1-son, 33, sanık ..... .....,'in TCK'nın 216. maddesi aracılığıyla aynı Yasanın 212/2-son, 219/1-son, 33, sanıklar ..... .....,, ..... .....,, ..... ..... .... ve ..... .....'ın TCK'nın 216. maddesi aracılığıyla aynı Yasanın 213/1, 214, 219/son, 33. maddeleri uyarınca mahkûmiyetlerine karar verilmesi gerektiği gerekçeleriyle ve sanık Kasım Sümer tarafından temyiz edilmekle dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının bozma istekli 9.3.2005 gün ve 155160 sayılı tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü. CEZA GENEL KURULU KARARI Sanıklardan ..... ..... tarafından verilen müddeti muhafaza dilekçesinde hükmün temyiz edildiği belirtilmiş olmakla birlikte, dilekçesinde hakkındaki davaların ertelenmesine bir diyeceğinin olmadığını beyan etmesi, verilen hükümlerin de, kamu davalarının 4616 sayılı Yasa hükümleri uyarınca kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine ilişkin olması nazara alındığında, hükmü temyiz etmekte hukuki bir yararı bulunmadığı gibi, dilekçesinde kullandığı ibarelerin de hakkında verilen hükmü temyiz etmek istediği yönünde bir iradeyi yansıtmaması karşısında, temyiz isteminin reddi ile C.Savcısının temyiz istemi ve temyize konu hükümle sınırlı olarak yapılan incelemede; Sanık ..... .....; 29 sahifeden ibaret ihbar dilekçesinde ..... .....'in eşinin öldürülmesi olayıyla ilgili olarak, 1997 yılı içinde en önemli olaylardan biri de eşini öldürmekten dolayı 6,5 sene ceza alan ..... .....'in işidir. Bu kararda üye ..... ..... muhalefet şerhi yazmış, temyiz üzerine karar bozuldu, bozmanın gereği yerine getirildikten sonra, Adli Tıp raporuna göre ......'in 20 yıl ceza alması gerekiyordu, işle ilgili olarak Av. ..... .....,, beni ..... .....,'in yakını olan ..... ....., ile bir araya getirdi, sanığa, önceki bozulan hükümde verilen 6,5 yıl cezanın verilmesi için ..... .....,'le görüşmemi istedi, ..... beyle görüştüm, 200 bin Alman Markına bu işin biteceğini söyledi, ben de işe koyuldum, duruşmadan 15-20 gün önce gelen 50 bin markın, 40 binini .....'e verdim, 10 bini bende kaldı, bir hafta sonra 50 bin mark daha geldi, 30 binini .... beye verdim, diğeri bende kaldı, bende bu para ile ..... .....,'in villasının işlerini yaptım, kalan 100 bin mark tamamlanamadığı için duruşmalar uzatıldı, dikkat çekmemesi için ..... .....,'in annesinin dinlenmesi için 2-3 celsede böyle atıldı, ama bir türlü para tamamlanamadı, en sonunda ......'in arkadaşı ..... ..... 50 bin dolar getirdi, bu parayı ..... .....,'nın dükkanında ..... ..... ile birlikte verdi, artık işi bitir dediler, parayı marka çevirdim, 80 bin mark tuttu, 45 bin markı ..... .....,'a, verdim, kalanı ise alıp, ..... ....., in evine gittim, konuştum, muhalefet şerhinin olduğunu, para aldığının ortaya çıkacağını, muhalefetini kaldıramayacağını söyledi, duruşmada ..... ....., muhalefetim var kararım belli, diyerek odasına gitti, Başkan ..... ....., ile Üye ..... ....., anlaşamayınca, para alınmasına rağmen, sanığa 20 sene ceza verdiler, aynı gün bana geldiler, bende ..... beyden parayı alarak iade ettim, paranın bir kısmını ...... ......'in villasına harcadığımdan eksik teslim ettim. ...... ...... beni .... beyle görüştür, bilgi almak istiyorum diyince, Perşembe günü saat ikiye randevu aldım, birlikte ...... ......'ın yanına gittik, bizi iyi karşıladı, siz gerekleri yerine getirmediniz, ...... ...... her şeyi yaptı ama geç kaldınız dedi, ..... ......, sen bizim babamızsın, bize yardım et, yol göster dedi, ...... ...... tek bir yol kaldı, o da 47 raporu almak, bunun için ......, olaydan önce ruhsal tedavi görmekteydim diye bir dilekçe yazsın, 2-3 tane de eski tarihli reçete göndersin, karar bozulur, ama bu sefer de akıl hastanesinde uğraşacaksınız dedi, bunun üzerine ...... ......, akıl hastası olduğuna dair cezaevinden bir dilekçe gönderir, dediği gibi dosya Yargıtay'da bu noktadan bozulur, Cevdet hastaneye sevk edilir, ama iş yine çözülemez neticede 20 yıl ceza alır ve af ile çıkar demiş, Diğer aşamalarda, 29 sayfadan ibaret ihbar dilekçesinin ve altındaki imzanın kendisine ait olduğunu, ancak bu dilekçenin Mersin Emniyet Müdürlüğünde kendisine zorla ve tehditle, dikte ettirilerek yazdırıldığını, hayatı tehlikede olduğu için bu dilekçeyi yazmak ve imzalamak zorunda kaldığını, hiç kimseye menfaat temin etmediğini, hediye dahi olsa bir şey vermediğini beyanla, Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi Reisi Mustafa Ünal'la, Tarsus Amerikan Kolejinde öğrenci olan kızına bilgisayar dersi vermesiyle tanıştığını, hiçbir işe aracılık yapmadığını söylemiştir. Sanık Mustafa Ünal savunmalarında; Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 1996/347 esas sayılı dosyasında eşini öldürmek suçundan tutuklu sanık ..... ......'in daha az ceza almasına söz vererek 165.000 Alman Markı aldığı iddiasının yalan olduğunu, kimseye böyle bir söz vermediğini, bozma ilamına uyularak verilen bir karar nedeniyle nasıl az ceza sözü verilebileceğini, iddiaların tamamen asılsız olup, oybirliği ile alınmış kararlarda sadece kendisinin seçilip şikayet edilmesinin şahsına yönelik kampanyanın ürünü olduğunu, sadece kendisinin seçilip asılsız ithamlara muhatap bırakılmasının nedenini bilemediğini, suçlamaların soyut ve çelişkili beyanlara dayandığını, yargılama sürecinin bu iddiaların doğru olmadığını gözler önüne serdiğini, hiçbir yanlı kararının bulunmadığını, suçlamaların asılsız olduğunu söylemiştir. Sanık ...... ......; Adalet müfettişlerince saptanan 10.6.2002 tarihli beyanında; 1995 yılında eşimi öldürmekten dolayı tutuklandım, Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandım, önce 6 yıl 3 ay ağır hapis cezası verildi, C.Savcısının temyizi üzerine karar Yargıtay'ca bozuldu, 2. defa yeniden yargılandım, bu sırada mahkeme heyeti değişti, Tarsus'tan Mersin'e atanan ...... ...... 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı'na geldi, tutuklu olarak duruşmalara katılıyordum ve Erdemli Cezaevine nakledilmiştim, Mersin'deki duruşmalara da oradan gidip geliyordum, sanıyorum 1997 yılının Eylül-Ekim aylarında ...... ...... denen şahıs Erdemli Cezaevine beni ziyarete geldi, bana "senin davanı ancak ben halledebilirim, belli bir miktarda anlaşırız" dedi, yakın köylüm olan ...... ...... vasıtasıyla ...... ......'in, Başkan ...... ...... ve Hakim ...... ......'la ilişkisi olup olmadığını araştırdım, ...... ...... bir sonraki gelişinde ...... ......'in, ...... ......'la çok yakın olduğunu, hatta Ankara'ya otobüsle gidişlerinde onu yolcu ettiğini, eşyasını taşıdığını, yine Kasım'ın Hakim ...... ......'la da arasının çok iyi olduğunu, hatta O'na gıyabında "....." diye hitap ettiğini anlattı, bu nedenle Kasım'a başlangıçta inanmıştım, ..... yine ziyaret için geldiğinde bana "100 bin mark civarında verirsen bu işi hallederim, bunun bir kısmını ...... ......'a ve bir kısmını da ...... ......'a vereceğim, zaten bu mahkemeyle işim olsun olmasın, ben bunlara bir takım menfaatler temin ediyorum" dedi, kendisine "sen benim tahliyemi sağla, seni memnun etmek benim şerefimdir" dedim, ama tek kuruş vermedim. ...... ...... benim ziyaretime geldiğinde ...... ......'in kendisinden ...... ...... ve ...... ......'a bir takım hediyeler almak ve balık lokantalarında ücret ödemek için para olarak yaklaşık 1000 Mark, 100 Mark gibi paralar aldığını söylüyordu, adli tıptan rapor aleyhime gelince Başkan ...... ...... ve ...... ......'ın bizim istediğimiz gibi karar veremeyeceklerini hissettim, daha doğrusu ...... ...... gevelemeye başladı, davranışlarından anladım, bana netice itibariyle 20 yıl ağır hapis cezası verildi, bu sırada verilen ceza itibariyle ilçe cezaevinde kalamayacağım için Mersin Cezaevine sevk edildim, Mersin Cezaevi'nde ...... ...... ziyaretime geldi ve ...... ......'in, tek çaremizin cezaevinden akli dengemin yerinde olmadığına dair Adli Tıptan rapor almak olduğunu söylediğini belirtti, ben bu bilgiyi ...... ......'in, ...... ......'dan almış olabileceğini düşündüm, bunun üzerine istenen dilekçeyi cezaevinden yazarak 1. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdim, dosya temyizimiz üzerine Yargıtay'a gönderildi, akli durumumun incelenmesi noktasından dosya bozuldu, 3. yargılama sürecinde bu eksiklik de tamamlandı ve netice itibariyle 20 yıl ağır hapis cezası aldım, cezam kesinleşti, 4616 sayılı infaz yasasından yararlanarak 22 Aralık 2000'de tahliye oldum, şunu söylemek isterim ki, ...... ......'a veya ...... ......'a ...... ...... aracılığı ile para vermedim, ancak ...... ......, ...... ......'ın ve ...... ......'ın adını kullanarak 2000 veya 3000 Mark civarında bir parayı ...... ......'dan aldı, bana bunu ...... ...... anlatmıştır, 2. yargılama aşamasında, annem ...... ......'in yeniden tanık olarak dinlenmesi için mahkemenin bu talebi kabul edip duruşmaları ertelemesinde, ben cezaevinde olduğum için ...... ......'in veya herhangi bir başkasının bir katkısı var mı, yok mu bilemem, ...... ......, benim son aşamada duruşmalarımı takip eden yakın arkadaşımdır, Adıyaman doğumlu ...... ......'la cezaevinde tanıştım, dışarıda da arkadaşlığım devam etti, benim yargılamalarımla kendisinin bir alakası yoktur, ...... ......'ın ve ...... ......'ın ...... ......'e, ...... ......'a verilmek üzere para verdiğini duymadım, ...... ......'in villasının yapılması iddiası tamamen yalandır. Herhangi bir avukatın bu işe aracılık yaptığını ve menfaat temin ettiğini duymadım" şeklinde beyanda bulunmuş, Duruşmada ise, önceki beyanını inkar ederek, çapraz sorgu sonucu ne yazıldı ise imzaladığını, kimseye para vermediğini savunmuştur. Sanık ...... ...... ....; Adalet müfettişlerince saptanan 28.5.2002 tarihli beyanında; ..... .... davası için hiçbir hakim veya savcıyla görüşmedim, aracı tutmadım, kimseye para vermedim ve geri almadım, Mahkeme Başkanı Hakim ...... ...... 'la, üyelerden ...... ......'le ve diğer üyelerle hiçbir görüşmem ve konuşmam olmamıştır, şeklinde beyanda bulunmuş, Diğer aşamalarda da, suçlamaları red ederek önceki anlatımlarını tekrar etmiştir. Sanık ...... ......; Adalet müfettişlerince saptanan 26.7.2002 tarihli beyanında; ...... ...... eşini öldürdüğünden tutuklanmış ve cezaevine girmişti, benim de hemşehrim olan ...... ......, ...... ......'in dışarıdaki işlerini takip ediyordu, Avukat olarak ...... ...... ve ...... ......'u tutmuşlardı, sanıyorum 1998 yılı başlarında ...... ......'in yakın tanıdığı ve arkadaşı ...... ...... yanıma gelerek bana, "senin tanıdıkların vardır, araya gir, mahkemeden az ceza çıksın" dedi, ben de kendisine "beni bu tür işlere bulaştırmayın, ben haktan adaletten yana kişiyim, neyse cezası onu alır" dedim, bu konuşmalarımdan kısa bir süre sonra her zaman olduğu gibi ...... ......'nın bürosuna gittiğimde ...... ...... denen şahısla tanıştım, o gittikten sonra ...... ...... bana, kararı verecek olan hakimle, ...... ......'in bu işi halledeceklerini, emin değilim ama sanıyorum 165 bin marka bu işin biteceğini söyledi ve benden de bir miktar para talep etti, ...... ......'i cezaevinde ziyaret ettim, ...... ......'nın söylediklerini anlattım ortağım olması nedeniyle izin verdiği takdirde 50 veya 60 bin Mark civarında bir parayı ...... ......'ya vereceğimi söyledim. "ver!" dedi bende ...... ......'nın bürosuna giderek hiçbir açıklama yapmadan 50 veya 60 bin Mark civarında bir parayı İlyas Kaya'ya verdim. Bu parayı verdiğimde ...... ...... orada yoktu, bu sıralarda ...... ......'in pek çok dosyada menfaat karşılığında aracılık yaparak tahliye kararlarının çıkmasına ve bazı cezaların indirilmesine vesile olduğu söyleniyordu. ...... ......'ya verdiğim paranın miktarını tam olarak hatırlayamadığım için 50-60 bin mark ödedim, benim büromda bilgisayar kayıtları vardır, en kısa sürede, bilgisayarıma bakarak net miktarı da size söyleyeceğim. Birkaç gün sonra, bir hafta olabilir, ...... ......'in Mersin Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmasına katılmak için adliyeye gittim, koridorda ...... ......'i gördüm, ...... ......'in duruşmaya girip girmediğini hatırlamıyorum, ...... ...... beni görmemezlikten geldi, ...... ......'ya "niye böyle davranıyor?" dedim, o da bana, "onun için bana -...... ...... sahtekâr, yalancı, üçkâğıtçı- demiştin, aynı sözleri -senin için böyle söylüyor- diye ...... ......'e anlattım, o yüzden senle konuşmuyordur" dedi, ...... ......'in üçkâğıtçı olduğunu ben boyacı bir arkadaşımdan duymuştum ve ...... ......'ya anlatarak, "bu dava için ona çok güveniyorsunuz, bu adama güvenmeyin, para kaptırmayın, sahtekârın birisidir, bu davaya bakacak hâkim aptal mı? Delimi? Bu parayı alarak davayı bitirsin, bu paranın verileceğini Mersin'de herkes duydu, bu kadar aleni bu iş yapılmaz" demiştim, buna rağmen bilahare, sanıyorum 165 bin markı, kararı verecek olan hakime vermek üzere ...... ......'e verdiğini, istenilen karar çıkmadığı için, verilen paranın bir miktarının geri alındığını ...... ......'dan ve Karadenizli arkadaşlardan duydum. ...... ......, ...... ...... ilgili hâkime verilmek üzere, 165 bin markı verdiğinde ben yanlarında yoktum, o zamanki 1.Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ...... ......'ı tanımam, sadece bir duruşmaya gitmiştim, orada görmüştüm, dışarıda görsem tanımam, Ben, paranın ...... ...... tarafından ...... ......'e verildiğinde yanlarında değildim, ama sanıyorum bu konuda Rize'li olduğunu bildiğim ...... ...... daha fazla bilgi sahibidir, benim başkaca bir bilgim yoktur, Adalet müfettişlerince saptanan 30.7.2002 tarihli beyanında ise; ...... ......'in izniyle ...... ......'ya "73.392" (yetmiş üç bin üç yüz doksan iki) alman markı verdiğini, İlyas Kaya'nın bu parayı nerede kullandığını kesin olarak bilmediğini söylemiştir. Duruşmada; müfettiş beyanlarını kabul etmediğini, ...... ......'ya verdiği paranın ...... ......'in alacağı olduğunu, bu paranın kime ne amaçla verdiğini bilmediğini beyan etmiştir. Sanık ...... ......; Adalet müfettişlerince saptanan 12.7.2002 tarihli beyanında; 1995 yılı içerisinde ...... ...... eşini öldürmüştü, tutuklandı hakkında Mersin 1.Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştı, avukat olarak da beni ve ...... ......'yı tutmuştu, önceleri mahkeme başkanı ...... ...... değildi, 1996 yılının sonlarından itibaren ...... ......'ın başkanlık yaptığı heyet duruşmalara çıkıyordu, ilk verilen karardan sonra dosya temyiz edilerek Yargıtay'a gönderilmişti, adli tıptan rapor alınmadığı için bozularak geri geldi, tekrar yargılama başladığında ...... ...... beni aradı ve bana "bir adamın kendisini aradığını, bu davayı halledeceğini söylediğini belirtti. ...... ......, ...... ......'in yakını, davalarını takip eden kişiydi, ben ...... ......'ya "böyle adamlara inanma, bu davada hallolacak herhangi bir şey yok, adli tıp raporuna göre ya kasten adam öldürme olur, ya da kastı aşan fiil nedeniyle adam öldürme olur, herhangi bir kişinin devreye girmesine gerek yok, çünkü yapacağı bir şey yok, hakimler ...... ......'in babasının oğlu bile olsa bir şey yapamazlar" dedim, o tarihte ...... ...... Erdemli Cezaevindeydi, bir gün beni çağırmış cezaevine yanına gittim, bana "af çıkacakmış, bu davayı uzat, ne yaparsan yap, mutlaka uzat" dedi, hatta bana annesinin yeniden dinlenmesi için talimat verdi, kendisine annesinin dinlendiğini, bir daha dinlenmesinin mümkün olamayacağını söyledim, buna rağmen "dediğimi yap!" dediği için mahkemece reddedileceğini bile bile, ...... ......'in annesi ...... ......'in yeniden dinlenmesi için Av. ...... ...... ile birlikte talepte bulunduk, hiç tahmin etmeyeceğimiz bir şekilde mahkemece savunmaya taalluk ettiği gerekçesiyle talebimiz kabul edildi. Ben avukat olarak hayretler içerisinde kaldım. Bundaki amaç davayı uzatmaktı, üç celse arandı, bulunamayınca dinlenmesinden talebimiz üzerine vazgeçildi. Bu arada heyette olan üye değişikliğinin farkında değilim, biz talepten vazgeçince mahkeme kararını beklediğim gibi 20 yıl olarak verdi. Bu sırada ...... ...... cezaevinden akıl hastası olduğuna dair bir dilekçe göndermiş, ne ben ne de diğer Av. ...... ......bu konuda ...... ......'e herhangi bir fikir vermedik, böyle bir dilekçe vereceğinden haberimiz de yoktu, bu nedenle kısa kararla gerekçeli karar arasındaki süreçte bu dilekçenin cezaevinden ...... ......tarafından gönderilerek, dosyanın safahatını değiştirmesi bizim içinde sürpriz oldu, ama bu fikri Cevdet bey nereden aldı bilemiyorum, biz de gerekçeli kararla birlikte bu dilekçeyi gördük, Yargıtay bu defa akıl hastalığının araştırılmadığı gerekçesiyle kararı bozdu, yeniden yapılan yargılama sonucunda karar 20 yıl olarak verildi, bu davada ...... ...... veya bir başkası tarafından Mahkeme Başkanı ...... ......'a para verildiğini görmedim ve duymadım, öyle bir şey hissetmedim, heyette bir gerginlik hissetmedim, Ben bu dava nedeniyle ...... ......'i bularak, "sen ...... ......'a yakınsın, ...... ......'i bu davadan kurtar" demedim, ...... ......'in ...... ......'e "beni bu davadan kurtar, Mahkeme Başkanı ...... ......'la görüş, sana istediğin kadar para vereceğim" dediğini ve ...... ......'nın da ...... ......'e bu işi hallet, 200-250 bin mark kazanırsın" dediğini duymadım, ...... ......' in ofisinde ...... ......'nın, ...... ......'e kafa attığını görmedim, para yüzünden kavga ettiklerini işitmedim şeklinde beyanda bulunmuştur. Duruşmada, 12.7.2002 tarihli müfettiş beyanının doğru olduğunu söyleyerek, benzer şekilde savunma yapmıştır. Tanık ...... ......; a) Adalet müfettişlerince saptanan 21.5.2002 tarihli beyanında; "1995 yılının yaz aylarında Samsun'dan Mersin savcılığına atandım, ...... ...... ........ Müsteşarlığa atandıktan sonra Başsavcı ...... ...... .... gelene kadar, yani 10.02.1997 tarihine kadar Başsavcılığa vekalet ettim, hemen arkasından başsavcı vekili olarak Mersin'e atamam yapıldı, 11.10.1996 tarihinde Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ...... ...... Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı'na atandı, çok kısa bir süre sonra da komisyon başkanı oldu, Tarsus'tan ilk geldiğinde yanında adliyedeki tüm hâkim ve savcılara bilgisayar mühendisi ve yabancı dil öğretmeni olarak tanıttığı "...... ......" adıyla bilahare tanınan ...... ......vardı, geldikten kısa bir süre sonra ...... ......'le ve ...... ......'la ilgili dedikodular adliyede yaygın bir şekilde söylenmeye başlandı, çünkü ...... ......l Komisyon Başkanı olmasının da etkisiyle hâkim ve savcılar üzerinde ...... ......lehine bir manevi baskı oluşturmuştu, öyle ki ...... ......hâkim ve savcıdan çok daha üst pozisyonda birisi gibi davranıyor, ...... ...... da kendisine bu fırsatı veriyordu, adliyedeki hâkim ve savcılarla birlikte bir arkadaşımızın veda yemeğinde veya protokol yemeklerinde bile ...... ......'ın yanında yer alıyordu, bu sırada Başsavcı olarak ...... ...... ..... atandı, dedikodular daha da artınca Başsavcı ...... ....... .....'a ...... ......'in adliyede iş takipçiliği ve davalarda aracılık yaptığını duyduğumu, bu nedenle adı geçen şahsın adliyeye girmesinin sakıncalı olacağını söyledim, bu sözleri söylediğimde ...... ...... ..... , ...... ......'in evinde kiracı olarak oturuyordu, hatta ismini hatırlayamadığı emekli bir hakim arkadaşım kanalıyla kendisine "bu evde oturmasın, başı derde girer" diye de haber gönderdim, kendisi yani ...... ...... ..... inşaat halindeki evinin bitmesini bekliyordu, hemen Kasım Sümer'in evini boşalttı, ben işi gücü bırakmış adeta ...... ......'i takip eder duruma gelmiştim, çünkü dedikodular artık minibüslerde, taksilerde konuşulur vaziyetteydi, koridorda Kasım'ı sıkıştırıp "yine mi geldin?" dediğimde, kendisi ...... ......'ın odasına kaçıyordu, her mühim dava ve sorgu sırasında elinde cep telefonu ile adliyede dolaşıyor, hakim odalarına girip çıkıyor, birilerine cep telefonuyla uzun uzun bir şeyler anlatıyordu, PKK örgütü ile ilgili bir soruşturma sırasında ...... ...... yine adliye koridorunda idi, durumdan şüphelendim soruşturmayı yürüten ve halen İzmir'e yerleşen o zamanki savcı arkadaşım ...... ......'ya "evrakta titiz davranalım, çünkü ...... ......buralarda, bir şeyler çeviriyor, cep telefonuyla dışarıya bir takım haberler veriyor" dedim, ...... ...... tüm sanıkları tutuklama talebiyle sorgu hakimliğine gönderdi, bir ara ...... ...... koridordan kaybolunca ben şüphelendim, sorgu yapan Hakim ...... ......'ın odasına girdiğimde, beklediğini gördüm, o sırada sanıkların savunmasını almaya devam ediyordu, Hakim ...... ......'a "sorgu gizlidir" dedim ve orada ...... ......'e de dönerek; "sen utanmıyor musun?, ben seni kaç defa adliyeden kovdum" dedim, kolundan tutup odadan dışarıya çıkarttım, adliye karakol amiri ...... ...... biraz sonra yanıma geldi "Ne oldu? ......'a bir şey mi yaptınız? söylenerek gidiyordu" dedi, ben durumu olduğu gibi kendisine anlattım ve .....'a "bu adam hangi kaleme gidiyor, hangi hakimin yanına gidiyor takip edin" dedim, buna rağmen ...... ......'in önünü kesemedim, çünkü ...... ......onu her zaman için sahiplendi, himaye etti, korudu, kolladı, birlikte adliyeye girip çıktılar, nereye gittiler ve ne yaptılar dışarıdaki hayatlarını bilemem, bana bir haber göndererek, "Savcı ..... bey benden ne istiyor? Benimle niye uğraşıyor? İstediği şekilde ağırlayayım" dedirtti, ben de kendisine "adliyeden elini ayağını çeksin, başka bir şey istemiyorum" diye haber gönderdim, aradan çok zaman geçtiği için kimle haber geldiğini ve kimle gönderdiğimi hatırlamıyorum, ...... ...... ayrıca Başsavcı ...... ...... .....'ın, Hakim ...... ......'nun ve Hakim ...... ......'ın odasına da sık sık girip çıkıyordu, o tarihte ...... ...... ...., ...... ......'in evinde kiracı olarak oturuyordu, bu evi Başsavcı ...... beye, ...... ...... tutmuştu, çünkü diğer hakim ve savcılar üzerinde kurduğu baskı gibi, Başsavcı ..... beyin üzerinde de, ...... ......'in etkinliğini sağlamak istiyordu, ancak ...... ......1998 yılı sonlarında Yargıtay Savcılığına gittikten sonra Başsavcımız ...... ...... ....., ...... ......'i bir daha yanına kabul etmedi ve gelmemesi için de haber gönderdiğini duydum, bir daha da yanında görmedim, Bir dosya ile ilgili dedikodular çok artmıştı, bu dosya ...... ......dosyasıydı, ...... ......Karadenizli bir müteahhittir, karısını öldürmüş ve tutuklanmıştı, 14.05.1996 tarihinde verilen kararda sanığın kastın aşılması suretiyle TCK'nın 452/1, 51/1 ve 59/2. maddeleri gereğince netice itibarıyla altı sene üç ay ağır hapis cezası verilmişti, bu dosyanın duruşmalarına C.Savcısı olarak ben çıkmıştım, esas hakkındaki mütalaamda sanığın TCK'nın 449/1 ve 51/1. maddeleri gereğince cezalandırılmasını istemiştim, karara 1. Ağır Ceza Mahkemesi Üyesi ...... ......'de muhalif kalmıştı, dosya temyizim üzerine Yargıtay'dan bozularak geldi, dosya Yargıtay'dan geldikten sonra yeniden esasa kaydedilip, duruşmalara başlandığında mahkeme heyeti değişmiş, ...... ......l Mahkeme Başkanlığına, halen Mersin Asliye Ticaret Mahkemesi üyesi olan Hakim ...... ......'de mahkeme üyeliğine atanmıştı, diğer üye de Hakim ...... ......'di, bozmaya uyularak dosya Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderilerek rapor alındı, dosya karar aşamasına geldiğinde eski mütalaamı aynen tekrar ettim, TCK'nın 449/1 ve 51/1. maddeleri gereğince sanığın cezalandırılmasını istedim, sanık vekili Av. ...... ......son savunmasını vermek üzere mehil istedi, genellikle 1. Ağır Ceza Mahkemesinde son savunma için 10 veya 15 gün mehil verilirken, bu dava için Başkan ...... ...... bir istisna yaratarak bir aylık mehil verdi, bir sonraki celsede daha önce dinlenmiş ve görgüye müstenit herhangi bir bilgisi olmayan sanığın annesinin yeniden dinlenmesini sanık vekili talep etti, ben iddia makamı olarak söz aldım, sanığın annesinin daha önce dinlendiğini, yeniden dinlenmesinin dosyaya bir daha yenilik getirmeyeceğini bildirdim, bunun üzerine Mahkeme Başkanı üyeleri "dinlersek iyi olur" şeklinde söyleyerek ikna etti ve tanığın yeniden dinlenmesine ve dosya tutuklu olmasına rağmen, adı geçen tanığın ihzar yerine, davetiye ile celbine karar verildi, tanık bulunamadı, bunun üzerine sonraki celsede ihzar çıkartıldı, bir sonraki celsede adresinin bilinemediği bildirildi, daha sonrakinde Trabzon'da olduğu söylendi, adresinin tahkiki için tekrar talik edildi, buradaki amaç Başkan ...... ......'ın adli tatile kadar kararın çıkmasını engelleyerek, heyette değişiklik yapılmasını sağlamak ve kararı istediği gibi çıkarmaktı, nitekim adli tatilden bir gün önceki celsede heyette değişiklik olmuş üye ...... ...... adli tatile çıkmış, aynı zamanda komisyon başkanı olan ...... ...... ......'ı görevlendirmişti, ben avukat ..... ......., "tanığın adresini bildirin, ne zaman dönecek" diye söyleyerek sorulmasını mahkeme heyetinden istediğimde, avukat, heyete Trabzon'daki adresini bilmediğini, ne zaman döneceğini de bilmeyeceğini söyledi, Başkan ...... ...... ve heyet, tanığın dinlenmesinden vazgeçtiler, sanık vekilinden esas hakkındaki savunması istendi, Başkan ...... ...... ve heyet, tanığın dinlenmesinden vazgeçtiler, sanık vekilinden esas hakkındaki savunması istendi, sanık vekili duruşma salonu dışına çıkartıldı, Başkan, üye ...... ......'den görüşünü sordu, ...... ...... Başkana "benim oyum belli, daha önce muhalefet şerhim de vardı, TCK'nın 449/1 ve 51/1. maddeleri gereğince cezalandırılmasını istiyorum" diyerek kürsüden indi ve Reis ...... ......'ın odasına geçti, ben kürsüden inmedim, Başkan ...... bey dosyanın kapağını kaldırarak beni perdeledi ve ...... beyi ikna etmeye çalıştı, ...... ...... ilk kez bu dosyanın duruşmasına çıkıyordu, ..... bey Başkana: "Savcı bey ne diyor" diye sordu, Başkan ...... bey de, "onu boş ver, o farklı düşünüyor" diye söyledi, ben de ..... beye dönerek, "Yargıtay bozmasını, adli tıp raporunu ve esas hakkındaki mütalaayı oku yeter" derken, parmaklarımı da para alındığını ima edecek şekilde oynattım, bunun üzerine ...... ...... "ben mütalaaya uyuyorum" diye söyleyince, Başkan .....bey koltuğa kendisini bıraktı, rengi sarardı, bir süre hareketsiz kaldı, açıkça bir hayal kırıklığı yaşadığı belli oluyordu, sonra kendisini toparladı mübaşire tarafları çağır dedi ve mütalaama uygun olarak sanığın TCK'nın 449/1, 51/1 ve 59/2. maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verildiğini açıkladı, bu dosyanın baştan beri müdahili yoktu, aynı gün Başkan ..... beyin odasının kapısında bir kargaşa yaşandığını, akşam saat:17.00'ye kadar dışarıya çıkamadığını ve kapısında polis beklettiğini gördüm, bundan birkaç gün sonra ...... ......'in işlerini takip eden Karadenizli ...... ...... odama geldi bana "bizim Başkan ...... ......'a verdiğimiz para ne olacak? Paramızı versinler." Dedi, kendisine "ben Başsavcı vekiliyim, buranın Başsavcısı ...... ...... ..... Şu anda kütüphanede, kendisine anlatın, isterseniz Bakanlığa bildirin, neticeyi de bana bildirin" dedim, bir müddet sonra tekrar yanıma geldiğinde, Başsavcı ...... ...... .....'a durumu anlattığını, kendisine, "beni bu işe karıştırmayın, dışarıda halledin" diye söylediğini belirtti, verilen para miktarını söylemedi, rüşvet vermenin suç olduğunu bildiği için de şikayet edemedi, bu olaylar yaşandığında ...... ......'ın babası Mersin'deydi, ...... ......'ın babası Şereflikoçhisar'da oturan bir kişidir, ancak önemli davalarda karar verildiğinde sık sık Mersin'e gelir giderdi, ...... ...... temkinli bir kişiydi, aldığı parayı babası kanalıyla temin ettiğini sanıyorum, yaptığım araştırmada p

Diğer kararlar (4)

Ceza Genel Kurulu, 2017/1032 E., 2022/544 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
(.) ve ...’nin 765 sayılı (mülga) TCK’nın 168/2, 3713 sayılı Kanun’un 5, 765 sayılı (mülga) TCK’nın 59, 31, 33 ve 40. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına, cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin ...
Ceza Genel Kurulu         2017/1032 E.  ,  2022/544 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi:Ağır Ceza Ülke topraklarının bir kısmını Devlet egemenliğinden ayırmaya yönelik eylemlerde bulunma ve silahlı terör örgütüne üye olma suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılamasında sanıklar. (.) ve ...’nin 765 sayılı (mülga) TCK’nın 168/2, 3713 sayılı Kanun’un 5, 765 sayılı (mülga) TCK’nın 59, 31, 33 ve 40. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına, cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin ... (Kapatılan) 4 Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesince verilen 22.04.1998 tarihli ve 16-146 sayılı hükmün Cumhuriyet savcısı ve sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 02.09.1998 tarih ve 2771-2149 sayı ile; Sanıkların, Hizbullah Örgütünün ‘İlim Cemaati’ adına faaliyet gösterdiği sırada yakalandığı bildirilen .’un beyanları üzerine gözaltına alındıkları ... Emniyet Müdürlüğünün 15.12.1995 günlü fezlekesinden anlaşılmasına göre duruşma tensip tutanağının 7 nci maddesinde verilen karar gereği yerine getirilmeden ve adı geçenin sanıklarla ilgili beyan örnekleri dosya içerisine konulup tüm deliller birlikte tartışılıp değerlendirilmeden eksik soruşturmaya dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması...” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan ... (Kapatılan) 4 nuumaralı Devlet Güvenlik Mahkemesince 23.03.2004 tarih ve 217-93 sayı ile; sanıkların Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının tamamını ya da bir kısmını tağyir tebdil ve ilgaya teşebbüs suçu uyarınca 765 sayılı (mülga) TCK.’nın146/1, 59, 31, 33 ve 40. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına, cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin verilen hükmün Cumhuriyet savcısı ve sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince üzerine 10.11.2004 tarih ve 5304-5876 sayı ile; Sanıklar ... ve ve . (. ile ilgili yapılan incelemede; a- Katıldıkları kabul edilen eylemlerde talimat verdiği iddia edilen . isimli şahıs yeterince araştırılıp, hakkında açılmış dava bulunup bulunmadığı saptanmadan hüküm tesisi, b- Sanıklarla birlikte eylem yaptıkları iddia ve kabul edilen ... hakkında açılmış bulunan davanın akıbeti araştırılarak, gerektiğinde delillerin birlikte değerlendirilmesi için davaların birleştirilmesi yoluna gidilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, c- Mağdurlar .ve.asına karar verilmiştir. Bozmaya uyan ... (Kapatılan) 6. Ağır Ceza Mahkemesince 19.10.2007 tarih ve 5-375 sayı ile anıkların Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın tamamını ya da bir kısmını tağyir, tebdil ve ilgaya teşebbüs suçu uyarınca 765 sayılı (mülga) TCK’nın146/1, 59, 31, 33 ve 40. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına, cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin verilen hükmün sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 16.05.2008 tarih ve 3848-6254 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 17.11.2016 tarih ve 381441 sayı ile; 1-..) klasör 1 dizi 102-101’deki savcılık beyanında, klasör 1 dizi 103-107’teki sorgu beyanında, 18.03.1996 tarihinde 1996/16 esas sayılı dava dosyasında duruşmada alınan savunmasında, Hizbullah örgütü üyesi olmadığını, kolluk beyanının baskı ve zora dayalı olduğunu, kollukça yapılan yer göstermelerin gerçek olmadığını, kendisinin yer gösterme yapmadığını beyan etmiştir. Sanık ... Kl-1 Dizi 98' deki DGM Cumhuriyet savcılığı, Dizi 103-104' deki DGM Yedek Üyeliği ve Mahkemedeki duruşma ifadelerinde suçlamaları kabul etmediğini, Hizbullah terör örgütü üyesi olmadığını belirterek, kolluk ifadesinin ve yer gösterme işleminin baskıya dayalı olarak gerçekleştirildiğini, bu ifadelerin kendisine gözleri kapalı olarak imzalatıldığını söylemiştir. Turgut Barut tanık sıfatıyla mahkemede 27.10.1998 tarihli celsede alınan beyanında, kendi dosyasında yargılandığı kolluk ve savcılık ve keşif zaptındaki ifadeleri kabul etmediğini, huzurdaki sanıkların hizbullah örgüt üyesi olup olmadığını bilmediğini beyan etmiş, 1998/221 esas sayılı dava dosyasında yargılanan ... Özboğa ve ... yönünden Turgut Barut tanık olarak dinlendiğinde, Turgay ve ...’i tanımadığını, yer göstermeleri kabul etmediğini, polislerce kendisine baskı yapıldığı için Cumhuriyet savcısı huzurunda yer gösterme yaptığını ancak yer göstermenin doğru olmadığını beyan etmiş, sorgu hakimi huzurundaki beyanında ise, kolluk beyanını kabul etmediğini, kimseyi yaralamadığını, kimsenin evine bomba atılması eylemine katılmadığını beyanla suçlamaları reddetmiştir. Baskıya dayalı olduğu bildirilerek sonradan geri alınan, hazırlık soruşturmasında, hakları hatırlatılmadan alınan ikrarların, hükme esas alınarak mahkûmiyet kararı verilmesi usul ve yasaya, hakkaniyetli yargılama ilkesine aykırıdır. 2- Sanıklara yükletilen tüm eylemlerin mağdurları ve/veya tanıkları sanıkları teşhis etmemişlerdir. Eylemlerde kullanılan silahlar da sanıklarda ele geçmemiştir. Sanıkların baskıya dayalı olduğunu belirterek kabul etmedikleri ve geri aldıkları kolluk ifadelerindeki çelişkili ikrarlar dışında, isnat olunan eylemleri işlediklerine ilişkin kuşku sınırlarını aşan yeterli, kesin ve inandırıcı delil bulunmamaktadır. 3- Şüpheli hakları 1412 sayılı (Mülga) Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası’nda 135 ve 135/A maddesinde düzenlenmiştir. 135. maddede Zabıta amir ve memurları ile Cumhuriyet savcısı tarafından ifade almada ve hakim tarafından sorguya çekilmede, ‘Müdafi tayin hakkının bulunduğu, müdafi tayin edebilecek durumda değilse baro tarafından tayin edilecek bir müdafi talep edebileceği ve onun hukuki yardımından yararlanabileceği, isterse müdafiin soruşturmayı geciktirmemek kaydı ile ve vekaletname aranmaksızın ifade veya sorguda hazır bulunacağı bildirilir; yakınlarından istediğine yakalandığını duyurabileceği söylenir. İsnad edilen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni hakkı olduğu söylenir’ şeklinde şüpheliye susma hakkı, müdafi tayin hakkı gibi haklarının bildirilmesini amir olmasına rağmen, dosyadaki hükme esas alınan kolluk, savcılık ifade ve yer gösterme tutanakları ile sorgu tutanaklarında emredici bu hususlara riayet edilmemiştir. 4- 1412 sayılı (Mülga) Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası’nda, CMK'dan farklı olarak soruşturma aşamasında yer gösterme düzenlenmemiştir. Fiilen uygulanan yer gösterme işlemiyle şüphelinin bilgisine başvurulmasına göre, ifade almada olduğu gibi, bu işlemin mutlaka şüphelinin özgür iradeye dayalı rızası ve hakları hatırlatılmak suretiyle var ise, veya zorunlu ise müdafi huzurunda, ifade almadaki usullere uyularak yapılması gerekirken, hükme esas alınan tüm yer gösterme tutanaklarında buna uyulmamıştır. 5-Tüm sanıklar kolluk ifade tutanakları ve ifadeli yer gösterme tutanaklarını kabul etmeyip, işkence ve baskı altında, gözleri kapalı halde imzaladıklarını yargılama aşamasında beyan etmelerine rağmen, kolluk tutanaklarının hukuka aykırı delil mahiyetinde olup olmadıklarının tespiti bakımından tutanak mümzileri görevliler duruşmada tanık sıfatıyla dinlenmeyip, sanık beyanları görmezden gelinerek, kolluk tutanaklarının mahkûmiyet hükmüne esas alınması, usul ve yasaya, hakkaniyetli yargılama ilkesine aykırıdır. 6- Gerekçeli kararda hükme esas alınan, sanıkların baskı altında gözleri kapalı hâlde imzalamak zorunda kaldıklarını beyan ettikleri kolluk beyanlarında yer alan; . Mahallesi, .Sokak, 1. . içerisinde bir şahsın kesici aletle yaralanması; . Mahallesi, . Sokak içerisinde bir şahsın silahla yaralanması; .a Mahallesi . Sokak içerisinde bir şahsın silahla yaralanması; . Caddesi, .Sokak girişinde bir şahsın kesici aletle yaralanması; .Mahallesi, Leylekbahçesi Sokak içerisinde bir şahsın yaralanması; .Camii yanında, . Sokak üzerinde bir şahsın kesici aletle yaralanması; .Caddesi üzerinde, . Apartmanı ile .Apartmanı arasında bir şahsın yaralanması; . Mahallesi, .e Sokak ile 1. . Sokağın kesiştiği yerde bir şahsın kesici aletle yaralanması eylemi’ gibi, çok sayıda silahlı eyleme ilişkin eylem evrakının bulunamadığının kabul edilmesine göre, güvenilirliği kuşkulu kolluk beyanlarının mahkumiyet hükmüne esas alınması usul ve yasaya, hakkaniyetli yargılama ilkesine aykırıdır. 7- Yine, Kl-1 dizi 39’daki tanık .’in hazırun olarak imzaladığı yer gösterme tutanağı ile ilgili ‘Tanığın mahkemece 03.03.1996 tarihli celsede alınan beyanında, kendisinin olay yerinde olmadığını, sanıkları görmediğini, görevli polis memuru arkadaşlarla.’da bulunan karakola çağırdıklarını, kendisine bu şahıslar ifadeler verdiler, kendilerinin de bu konuda tutanak tutuklarını bunu imzalayın dediklerini, kendisinin de tutanağı okumadan imzaladığını, yer gösterme tutanağındaki imzanın kendisine ait olduğunu ancak tutanak içeriğini okumadan imzaladığını beyan etmesi’; Klasör 1 Dizi 37’deki yer gösterme tutanağında imzası bulunan esnaf . ile duruşmada dinlenen tutanak hazırunları . ve .'ın mahkeme beyanlarında; yer göstermeye katılmadıklarını, evrakı sonradan polisin isteği üzerine imzaladıkları şeklindeki beyanlar ile sanıkların yer gösterme yapmadıklarına dair beyanlar dikkate alındığında, sanıkların müdafisi huzurunda düzenlenmemiş, güvenilirliği kuşkulu kolluk yer gösterme tutanaklarının mahkumiyet hükmüne esas alınması usul ve yasaya, hakkaniyetli yargılama ilkesine aykırıdır. 8- Dosya sanıklarından Sanık ... kolluk beyanı ve Cumhuriyet savcısının katılımıyla yapılan yer göstermede, ‘... ile birlikte .isimli örgüt mensubunun talimatı üzerine, 23.12.1993 tarihinde . Mahallesi,. Sokak içerisindeki.bahçesinde .’ un satırla yaralanması, 25.8.1993 tarihinde.Caddesi, . Caddesinde .in silahla öldürülmesi, 27.2.1994 tarihinde.Caddesi, . Kahvehanesinde .ın silahla öldürülmesi, 17.7.1994 günü . Mahallesi,. Sokak ve . Sokağın kesiştiği yerde . 'ın kesici aletle yaralanması, 18.5.1994 tarihinde . İlköğretim okulu yanında . ın kesici aletler yaralanması, 24.2.1994 günü . Semti . camii yanında.' ün keci aletle yaralanması,. Mahallesi .sokak birinci geçit içerisinde bir şahsın silahla yaralanması, . mahallesi dabanoğlu sokak içerisinde bir şahsın silahla yaralanması, .Mahallesi . oğlu sokak içerisinde bir şahsın silahla yaralanması, melikahmet caddesi .Sokak içerisinde bir şahsın silahla yaralanması, . Mahallesi . sokak içerisinde bir şahsın silahla yaralanması, 2.4.1993 günü .Caddesi . Lisesi yanında .in kesici aletle yaralanması, .i yanında . sokak üzerinde bir şahsın kesici aletle yaralanmas.caddesi üzerinde . apt. ve .apt. arasında bir şahsın silahla yaralanması, 1.9.1994 tarihinde .tren yolu kenarında . isimli şahsın kesici aletle yaralanması ve .Mahallesi . Sokak ile . Sokağın kesiştiği yerde bir şahsın kesici aletle yaralanması’ eylemlerine katıldığını söylemesine rağmen, sanığın suçlamaları kabul etmeyerek, kolluk ifadesinin baskı ve işkenceye dayalı olduğunu, bunun etkisinde kalarak katılmadığı eylemleri kendisi yapmışçasına kabullendiğini, C. Savcısına da kafasından uydurmak suretiyle bazı eylemleri açıklamak zorunda kaldığını belirterek suçsuz olduğunu öne sürmesi nedeniyle, yerinde olarak, sanık ...'in anılan eylemlere katıldığı sabit görülmediği halde; aynı konumdaki sanıklar hakkında farklı düşünülerek, baskı ve işkenceye dayalı olduğu beyan edilen kolluk ifadelerinin mahkûmiyet hükmüne esas alınması usul ve yasaya, hakkaniyetli yargılama ilkesine aykırıdır. Ayrıca 25.8.1993 tarihinde . caddesi . caddesinde .in silahla öldürülmesi eyleminin, kolluk ve savcılık beyanında dosya sanıklarından Sanık . tarafından üstlenilmesi nedeniyle,.'in silahla öldürülmesi eylemi sanık ...'e atılı olarak kamu davası açıldığı halde, .'in ölmeyip, olay nedeniyle basit nitelikte yaralandığının sonradan anlaşılması, kolluk beyanları kadar, dosyadaki savcı huzurunda alınan beyanların da ne kadar muteber olduğunu göstermektedir. 9-Kabule göre, bir an için sanıkların atılı eylemleri işlediği sabit kabul edilse bile, Yargıtay uygulamasına göre, atılı basit yaralama ve kundaklama eylemlerinin 765 sayılı (Mülga) TCK'nın 146. maddesi kapsamında vahim eylemler olarak kabul edilemeyeceği hususu göz ardı edilmiştir. CGK, Sorgu savunma vasıtası olup, kanıt elde edilmek üzere kabul edilmiş bir kurum değildir. Ancak maddi gerçeğin hakim tarafından öğrenilmesinde değerlendirilebilir. Bunun için beyanın kendiliğinden olması, yani cebir veya tazyik altında yapılmaması koşuldur. CYUY.nın 247. maddesine göre, duruşma dışındaki ikrarı içeren tutanağın kanıt olabilmesi için ikrarın hakim önünde yapılması zorunludur. Savcılık veya kolluktaki ikrarı içeren tutanaklar duruşmada kanıt olarak okunamaz. Dolayısıyla kanıt olarak hükme esas alınamazlar. Kaldı ki duruşma sırasındaki ikrarın bile tek başına kesin kanıt olduğu kabul edilemez. Zira bir insanın kendisini suçlu kabul etmesi veya bir başkasının suçunu kabullenmesi olanaklıdır. Bu itibarla duruşmadaki ikrarın da başkaca yan kanıtlarla desteklenmesi gerektiğini belirtmiştir. Ceza hukukunun ve yargılamasının temel amacı, maddi gerçeğin hiçbir kuşkuya yer vermeksizin açığa çıkarılmasını sağlamaktır. Ancak ceza muhakemesinin amacı, her ne suretle olursa olsun, maddî gerçeğe ulaşmak değildir. Maddî gerçek, dürüstlük ilkesine ve hukuk devletinin gereklerine uygun bir süreç sonucu ortaya çıkarılmalıdır. Maddî gerçeğin araştırılmasının iki sınırı; sanık hakları ve delil yasaklarıdır. Ceza muhakemesinin amacı, suçlu oluşturmak değil, gerçek suçluyu bulmaktır. Sanığın ifadesi, gerçeği öğrenmek konusunda hakim için delil teşkil edebilir ise de, yan kanıtlarla doğrulanmayan, oluşa ve maddi gerçeğe uygun düşmeyen, bilimsel kanıtlarla doğrulanmayan soyut ikrara dayanılarak mahkumiyet hükmü kurulması, ceza hukukunun ‘maddi gerçekliğe ulaşma’ ilkesine aykırılık teşkil eder. Bu nedenle; Sanıkların baskıya dayalı olduğunu belirterek kabul etmedikleri ve geri aldıkları kolluk ifadelerindeki ikrarlar dışında, isnat olunan suçları işlediklerine ilişkin kuşku sınırlarını aşan yeterli, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, kuşku halinin de sanıklar lehine yorumlanması gerektiği gözetilmeden, bazı varsayımları aleyhe yorumlayıp vaki ikrarı yeterli görerek, sanıkların silahlı terör örgütü üyesi olma yerine Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme suçundan mahkumiyetlerine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Yukarıda ayrıntısı ile arz ve izah edildiği üzere; ... (Kapatılan) 6. Ağır Ceza Mahkemesince (CMK'nın mülga 250. maddesi ile görevli) verilen 19.10.2007 tarihli ve 5-375 sayılı kararının bozulmansa karar verilmesi gerektiği...” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan)16. Ceza Dairesince 11.05.2007 tarih ve 7160-3960 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıkların eylemlerinin sabit olup olmadığın belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından, Hizbullah Örgütünün, . ve . Bölgesinde İslami-Kürt Devleti kurmak için terör eylemlerine girişen, ilk aşamada bölge hakimiyeti için . terör örgütü mensupları ile silahlı mücadele veren, siyasi ve askeri kanatları mevcut, üyelerinin çoğu silahlı, emir-komite zinciri mevcut, disiplinli ve düzenli bir silahlı çete, aynı zamanda bir terör örgütü olduğu ve Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 09.10.1995 tarihli ve 4933-5230 sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne dair karar verildiği, 23.11.1993 tarihinde.’in satırlı saldırı sonucu yaralandığı, olayın işlendiği tarihte faili meçhul olarak kaldığı, 08.03.1994 tarihinde .’ün ... ayında çiğ köfte sattığı için saldırıya uğradığı, tedavisinin yapıldığı,sol kolda 3-4 cm’lik, sağ skapular bölgede 3-4 cm kesik olduğu hayati tehlikesinin, olayın işlendiği tarihte faili meçhul olarak kaldığı,20.04.1994 . isimli şahsın satırla yaralandığı, saldıranların üç kişi olduğu ... adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğünün raporuna göre şahsın hayati tehlikeye maruz kılmadığı, 25 gün mutad iştigaline engel teşkil edeceğine dair rapor verildiği, olayın işlendiği tarihte faili meçhul olarak kaldığı,19.12.1994 tarihinde . isimli şahsın iki kişinin bıçaklı saldırısına uğradığı ancak dosya kapsamında raporun bulunmadığı, olayın faili meçhul olarak kaldığı, 29.12.1994 tarihinde. isimli şahsın evinin kundaklandığı ancak faillerin yakalanamadığı, Cumhuriyet savcısı huzurundan yapılan 14.12.1995 tarihli yer gösterme tutanağına göre; sanık.'nın (.) .’e ilişkin eylem esnasında, ...’ın gözcülük yaptığını, ... ve kendisinin .isimli şahsı satırla yaraladığını ifade ettiği, İnceleme dışı sanık ...'ın 15.04.1996 tarihinde Cumhuriyet savcısı huzurunda yaptığı yer göstermede; .’i inceleme dışı sanık ... ile birlikte satırla yaraladıklarını, ... ve sanık. ile .e vurduğunu, kendisinin gözcülük yaptığını,.’ün yaralanmasına ilişkin Cumhuriyet savcısı huzurunda yapılan ifadeli yer gösterme tutanağı ve olay yeri basit krokisine göre; sanıklar ... ve.nın beyanlarında, eylemi . ve ... ile birlikte gerçekleştirdiklerini, ...’nin gözcülük yaptığını ifade ettikleri tutanakta ... .’in hazurun olarak bulunduğunun belirtildiği,İnceleme dışı sanık ... kollukta yer gösterme yaparak . isimli şahsın yaralanması talimatını ... .isimli şahıstan aldığını, . ile birlikte eylemi gerçekleştireceklerini, ...’nin ise gözcülük yapacaklarını ve bu şekilde eylemi gerçekleştirdiğini, Cumhuriyet savcısı huzurunda yapılan 13.12.1995 tarihli ifadeli yer gösterme tutanak ve krokisine göre eylemi inceleme dışı sanıklar.ve ...’ın yaptığını, sanıklar. ve ...’nin birlikte gözcü olduklarını beyan ettikleri, İnceleme dışı sanık ...'ın ifadeli yer gösterme tutanağında; müşteki . isimli şahsın yaralanması talimatını .isimli şahıstan aldığını, eylemi kendisinin gerçekleştirdiğini, sanıklar. ile ...’nin gözcülük yaptıklarını beyan ettiği,Cumhuriyet savcısı huzurunda yapılan 13.12.1995 tarihli sanıklar. ve ... tarafından yapılan ifadeli yer gösterme tutanak ve krokisine göre; eylem talimatını.’in verdiğini ve olay yeri yakınında da bulunduğunu, ...'nin kendisinin gözcülük yaptığını, başka dava dosyasında yargılanan . ve sanık.’nın yaptığını beyan ettikleri,... (Kapatılan) 2 Numaralı DGM’nin 24.09.1998 tarihli ve 669-1154 sayılı dosyasınının incelendiği, buna göre; ... (Kapatılan) DGM Cumhuriyet Başsavcılığının 20.10.1995 tarihli ve 2090 esas sayılı iddianamesi ile sanık .’un 29.12.1994 tarihinde ... .e ait evin, evde fahişelik icra edildiği gerekçesiyle yakılma eylemine, eylemi icra edenlerin. ve ..(.... gözcünün ise kendisinin olduğu, yine 09.12.1994 tarihinde Hakim Konak isimli şahsa bıçakla saldırı eyleminin eylem sorumlusu ve icra edenin ., korum ve eyleme müdahale edenin kendisi, hedefi gösterenin Hamza kod Turgay’ın olduğu, 29.08.1995 tarihinde. isimli kişinin öldürülmesi eylemini Raif Acan ile birlikte gerçekleştirdikleri, bu suretle sanığın eylemine uyan 765 sayılı (mülga) TCK’nın 125 maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmesi talebiyle kamu davası açıldığı, .un kolluk beyanında; .(.) ve . ile birlikte Hizbullah örgütü askeri kanadında yer aldıklarını… 09.12.1994 tarihinde Hakim konak isimli şahsın işyerinin basılması ve şahsın bıçakla yaralanması eylemine kendisi (bıçaklı),. (bıçaklı), ve ....’ın da gözcü olarak görev aldığını ifade ettiği, 09.12.1994 tarihinde Hakim Konak’ın yaralanma eylemine ilişkin yapılan keşifte kolluk beyanı ile uyumlu ifade verdiği, sorgu hakimi huzurundaki beyanında, kolluk beyanını kabul etmediğini, kimseyi yaralamadığını, kimsenin evine bomba atılması eylemine katılmadığını, suçlamaları reddettiğini, bununla birlikte müşteki Hakim Konak olayında ... isimli arkadaşı ile birlikte şahsın üzerinde parasını çalmak istediğini şahsın hırsız var diye bağırması üzerine elindeki bıçağı çekip sol böğrüne vurduğunu, bu olayın ideolojik ve siyasal bir yönü olmadığını ... isimli kişi ile eylem arkadaşlığı olduğunu, yargılamada alınan beyanında; atılı suçlamaları kabul etmediği, sanık Turgut Barut’un yasadışı hizbullah örgütü ilim cemaatinin mensubu olduğu, örgüt içerisindeki tebliğ ve davet faaliyetlerinde bulunduğu, cihat grubuna seçildiği ve mensubu olduğu yasadışı örgütün amacı doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti Anayasal düzenini zor kullanmak suretiyle değiştirmek amacıyla mahkemece sabit kabul edilen, 29.12.1994 tarihinde .in evinin kundaklanması, 09.12.1994 tarihinde .ın bıçakla yaralanması ve 29.08.1995 tarihinde . isimli şahsın öldürülmesi eylemlerine(sanığın bu eylem sonrası elinde kar izleri olan biçağı yere attıktan sonra takih üzeri yakalandığı tespit edilmiştir) silahla katıldığı sabit olduğundan eylemine uyan 765 sayılı (mülga) TCK’nın 146/1. maddesi gereğince neticeten müebbet Ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin verilen kararın sanık müdafisi tarafından temyiz üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 26.10.1999 tarihli ve 1107-3438 karar sayılı ilâmı ile onanarak kesinleştiği, 29.12.1994 tarihinde. isimli şahsın evinin kundaklanmasına ilişkin başka dava dosyasında yargılanan . ve ... Yeşil' in bu eylemlerine sanık ... ile birlikte sanık .a’nın gözcülük yaptıklarını beyan ettikleri,Cumhuriyet savcısı huzurunda kundaklama eylemine ilişkin yapılan ifadeli yer gösterme tutanağı ve olay yeri basit krokisine göre; sanıklar ... ve .’nın beyanlarında, eylemi . ve.’in yaptığını ifade ettikleri,Sanık.’ya (.) ilişkin fotoğraflı özgeçmiş raporuna göre; sıra numarasının 4153, doğum tarihinin 1976/... olduğu, Sanık ...’ye ilişkin fotoğraflı özgeçmiş raporuna göre; sıra numarasının 6441, doğum tarihinin 1976/... olduğu, “Taranmış dökümanlar” başlıklı sayfada “Mahkemeciler var” kısmında sanığın isminin geçtiği, sanık. ve ...’nin 1.5 yıldır zindanda bulunduklarının belirtildiği, “Muhtemelen .. .Grubu Sınav Sonuçlarının Devamı” başlıklı sayfada sanıklar . ve ...’nin tefsir, siyer ve risale sınava katıldıklarının yazılı olduğu, “Arapça/İhtisas Grubu”, “Şehid-Gazi ve Tutuklu Aileleri Ziyaret Raporları”,“Aralık Ayı Ders Ortalamaları Şehit Ata Ders Grubu…”, başlıklı sayfalarda sanık ...’nin isminin yazılı olduğu, “Duruşmacılar Var” başlıklı sayfada her iki sanığın da isminin bulunduğu, “Satırlı işlerini yapanlar” başlıklı sayfada sanık ...’nin isminin yanında “ekip elemanı, 3, Hocaoğlu camisi” yazdığı, sanık.(.) isminin yanında, (..., 1976, TİCL-2, istihbarat, muhasebe, 1993, ekip sorumlusu, 6, H. Hamit Camisi, 487-57, mahkûm) şeklinde ibarelerin yazdığı, Anlaşılmaktadır.Tanıklar. ve. mahkemede alınan beyanlarında, yer göstermeye ilişkin tutanakları okumadan imzaladıklarını, yer gösterme tutanağındaki imzanın kendilerine ait olduğunu ancak tutanak içeriğini okumadan imzaladığını beyan etmişlerdir. Sanık. (.) kollukta; yasadışı Hizbullah terör örgütüyle bağlantısının 1992 yılı içerisinde lisede öğrenim gördüğü sırada başladığını, .Camide tanışmış olduğu. isimli şahsa bağlı olarak .Camisinde bir yıl kadar Kur' an dersi verdiğini, daha sonra. Camisine ders vermek üzere gönderildiğini, bir süre sonra kendisine iletilen talimat sonucu ... (K) ... ve .isimli şahıslarla Melikahmet Camisine gittiklerini, burada üçüne askeri kanatta görevlendirildiklerinin bildirildiğini, askeri kanatta bulundukları süre zarfında .simli .'in kendilerinin üst sorumlusu olarak görevlendirildiğini, yasa dışı Hizbullah terör örgütünün amaçları doğrultusunda 23.11.1993 tarihinde. Lisesinde öğrenci olan .'in PKK yanlısı olması nedeni ile satırla yaralanması eylemine katıldığını, bu eylem talimatının kendilerine . tarafından verildiğini, ...'ın gözcülük yaptığını, kendisi ile ...'ın bizzat eylemi gerçekleştirdiklerini, 08.03.1994 tarihinde yine.in talimatı ile ... ile birlikte . Lisesi önünde köftecilik yapan ve ... ayında da satış yaptığından dolayı örgütün tepkisini çeken .'ün yaralanması eylemine katıldığını bu eylem sırasında ...'nin kendilerine gözcülük yaptığını, 27.04.1994 tarihinde de . Pazarında yine.'in talimatıyla . isimli şahsın yaralanması olayına karıştığını, bu eylemi . ve ...'ın bizzat gerçekleştirdiklerini, kendisiyle ...'nin gözcülük yaptığını, 09.12.1994 tarihinde de yine.'in talimatıyla .isimli örgüt mensubu ile birlikte .da . isimli şahsın yaralanması fiilini gerçekleştirdiklerini, bu eylemde ... ve .'in gözcü olarak yer aldıklarını, son olarakta 29.12.1994 tarihinde .isimli şahsın evinin kundaklanması fiilini gerçekleştiren .ve .'in eylemlerine ... ile birlikte gözcü olarak katıldığını beyan etmiş;Ancak;Cumhuriyet savcılığı, sorgu ve mahkeme aşamalarında suçlamaları kabul etmeyerek kolluk ifadesi ve yer gösterme işleminin baskıya dayalı olduğunu, ifadelerinin gözü kapalı olarak kendisine imzalatıldığını, Sanık ... kollukta; kendisinin Hizbullah terör örgütü ile bağlantısının 1992 yılı içerisinde .isimli örgüt mensubunun propagandası ve telkinleri sonucunda kurulduğunu, bir süre kendisine verilen kitapları okuyarak kendisine yetiştirdiğini,. Camisine giderek bir yıl kadar ders aldığını, burada ticaret lisesinden tanıdığı . ile karşılaştığını, bu örgüt mensubu ve ... ile birlikte kendisinin .....Kod ... .'e bağlı olarak örgütün askeri kanadına alındığını, aradan bir süre geçtikten sonra ... ın başka bir göreve gönderilmesinden sonra yerine.'un kendilerine katıldığını, yasadışı Hizbullah örgütü içerisinde 8.3.1994 tarihinde .l'in talimatıyla .Lisesi civarında köftecilik yapan. isimli şahsın satırla yaralanması eylemini gerçekleştiren ... ve.nın yanında onlara gözcü olarak katıldığını, 20.04.1994 tarihinde yine .l'in talimatıyla bu örgüt mensubunun ... ile birlikte gerçekleştirdikleri ... . isimli şahsın yaraIanması fiiline sanık .ile birlikte gözcü olarak katıldığını, daha sonra 9.12.1994 tarihinde Hakim Konak'ın yaralanması eylemine.ile birlikte gözcü olarak katıldığını, söz konusu eylemin. ve.tarafından gerçekleştirildiğini, en son olarak ta 29.12.1994 tarihinde.in evinin kundaklanması eylemini gerçekleştiren . ve .'in yanında eylem yerine giderek. ile birlikte bu eyleme gözcü olarak katıldığını beyan etmiş, Ancak;Cumhuriyet savcılığı, sorgu ve mahkeme aşamalarında suçlamaları kabul etmeyerek, Hizbullah terör örgütü üyesi olmadığını, kolluk ifadesinin ve yer gösterme işleminin baskıya dayalı olarak gerçekleştirildiğini bu ifadelerin kendisine gözlerinin kapalı olarak imzalatıldığını, Savunmuşlardır.Uyuşmazlığın çözümü için 765 sayılı (mülga) TCK’nın 168. maddesinde düzenlenen örgüte üye olma suçunun açıklanması gerekemektedir.765 sayılı TCK'nın 168. maddesinde yer alan; "Her kim, 125, 131, 146, 147, 149 ve 156 ncı maddelerde yazılı cürümleri işlemek için silahlı cemiyet ve çete teşkil eder yahut böyle bir cemiyet ve çetede amirliği ve kumandayı ve hususi bir vazifeyi haiz olursa onbeş seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasına mahküm olur.Cemiyet ve çetenin sair efradı on yıldan onbeş yıla kadar ağır hapisle cezalandırılır" şeklindeki düzenlemenin birinci fıkrasında, Kanun’un 125, 131, 146, 147, 149 ve 156. maddelerinde yazılı cürümleri işlemek için silahlı cemiyet ve çete oluşturmak veya böyle bir cemiyet ve çetede amirlik, yöneticilik ve hususi bir vazife üstlenmek eylemleri yaptırıma bağlanmıştır. Silahlı cemiyet ve çetenin sair efradı olmanın cezai müeyyidesi de maddenin 2. fıkrasında düzenlenmiş olup, birçok yargısal kararda vurgulandığı üzere; silahlı cemiyet ve çetede amirlik, yöneticilik ve hususi bir görev almayan, çeteye basit şekilde katılan, ulaşılmak istenen amaca ait konularda irade birliği içinde olan, çeteye katılırken çetenin niteliğini bilen ve çetenin ulaşmak istediği amacı kendi amacına uygun görenler ise cemiyet ve çetenin sair efradıdır.Gelinen noktada 5237 sayılı TCK’da düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olma ve silahlı terör örgütüne yardım etme suçunun da ifade edilmesi gerekecektir.Terör konusunu özel bir kanunla düzenleme yoluna giden kanun koyucu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörü; “Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.”; aynı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında terör suçlusunu, "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi..." şeklinde tanımlamış, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, terör örgütüne mensup olmasa da örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağını hüküm altına almıştır. Bu genel terör ve terör suçlusu tanımları dışında; 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesinde doğrudan terör suçları, 4. maddesinde de dolaylı terör suçları düzenlenmiştir. 18.07.2006 tarihli ve 26232 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5532 sayılı Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 17. maddesiyle, terör örgütünün tanımını yapan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun birinci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları yürürlükten kaldırılmış; madde gerekçesinde, Türkiye'nin de taraf olduğu Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nin 2. maddesinin (a) bendine uygun olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesinde suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüt tanımlaması yapıldığı için, Terörle Mücadele Kanunu'nda ayrıca örgüt tanımlaması yapılmasına gerek görülmediği belirtilmiştir. TCK'nın 6. maddesinin birinci fıkrasının (j) bendine göre örgüt mensubu suçlu; suç işl
16. Ceza Dairesi, 2020/3313 E., 2020/3283 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
TCK'nın 31, 33, 40 maddesinin uygulanması" istenilmiştir.
16. Ceza Dairesi         2020/3313 E.  ,  2020/3283 K. "İçtihat Metni" I-TALEP: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06.05.2020 tarih ve 2020/42358 sayılı yazısı ile; PKK terör örgütünün sair efradı olmak ve bomba patlatmak, bomba koymak suçlarından sanık ...'in, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 168/2, 59/2, 264/6-8, 59/2, 74, 75/2. maddeleri ile 3713 sayılı Kanun'un 5. maddesi uyarınca neticeten ve içtimaen 12 yıl 6 ay ağır hapis, 5 yıl 6 ay 20 gün hapis ve 1.688.888 Türk lirası ağır para cezaları ile cezalandırılmasına dair İstanbul 3 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 02/05/2001 tarihli ve 1998/221 esas, 2001/115 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi. İstanbul (Kapatılan) 3 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 02/05/2001 tarihli kararının suç vasfı yönünden kanun yararına bozulması durumunda, bu kararın 5237 sayılı Kanun'a uyarlanmasına ilişkin İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 09/06/2006 tarihli ve 1998/221 esas, 2001/115 sayılı ek kararının da hükümsüz hale geleceği düşünülerek yapılan incelemede, Dosya kapsamına göre, sanığın diğer sanıklar ..., ... ve ... ile birlikte PKK terör örgütünün sair efradı olduklarının ve bu kapsamda bir kıraathaneyi bombalamak eylemlerini birlikte planlayıp gerçekleştirdiklerinin Mahkemesince kabul edilerek 765 sayılı Kanun'un 168/2 ve 264/6-8. maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına karar verildiği, Anılan kararın diğer sanıklar tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 31/01/2002 tarihli ve 2001/2407 esas, 2002/192 karar sayılı ilamı ile "Toplanan delillere göre, sanıkların mensubu bulundukları silahlı çete niteliğindeki örgütün ülke topraklarının bir kısmını devlet hakimiyetinden ayırıp, bu bölgede bağımsız ayrı bir devlet kurmak şeklindeki amacına yönelik olarak vahamet arz eden olaylara fiilen katıldıklarının anlaşılması karşısında TCK.nun 125. maddesi yerine yazılı şekilde hüküm" kurulmasının kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 326/son uyarınca kazanılmış hakları saklı kalmak kaydıyla bozulmasına karar verildiği, Aynı dosyada, adı geçen sanıklarla birlikte yargılanan sanığın da PKK terör örgütü üyesi olduğunun ve bu kapsamda vahamet arz eden kıraathaneye bomba atma eylemini mezkur sanıklarla birlikte planlayıp icra ettiğinin Mahkemesince kabul edildiği, bu itibarla sanığın bomba atma ve PKK terör örgütünün sair üyesi olma suçlarının birbirinden bağımsız olmadığı cihetle, bu suçlardan ayrı ayrı cezalandırılmasının yerinde olmadığı, sanığın eyleminin bir bütün olarak 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinde düzenlenen, "...Devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmağa matuf bir fiil..." kapsamında kalacağı gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca İstanbul 3 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 02/05/2001 tarihli ve 1998/221 esas, 2001/115 sayılı kararının bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 25/03/2020 gün ve 94660652-105-34-6856-2019-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak Dairemize gönderilmiştir. II-OLAY; PKK terör örgütü mensuplarına yönelik 04.06.1998/05.06.1998 ve 06.06.1998 tarihlerinde yapılan operasyonlarda, 06.06.1998 tarihinde ...'nun ikametinde ... (kod) ... ile birlikte yanlarında bulundurdukları çuval içerisinde l adet 7.62 mm çaplı seyyar dipçikli kaleşnikof marka otomatik tüfek ile 2 adet şarjör ve 30 adet fişek , l adet 9 mm çaplı 14'lü browning marka tabanca, l adet şarjör ve 7 adet fişek, l adet askeri bot, l adet tabanca harbisi, l adet hücum yeleği, 1 adet kışlık askeri elbise üstü,l adet askeri parka,1 adet palaska, 6 adet elektrikli fünye, l adet camı delinerek raptiye ve elektrik kablosu takılmak suretiyle zaman ayarlı bomba yapımında kullanılmak üzere hazırlanmış kol saati, 1 adet kol saati, l adet plastik bomba kabı, 2 adet düzenekli kalem pil, l adet 9 voltluk düzenekli pil, l adet el bombası ateşleme mekanizması, l adet ateşleme maşası, fünyesi ve yayı, 50 cm uzunluğunda sarı-kırmızı renkli elektrik funyesi kablosu ile yakalandığı, süreçte ... kod ...'nın, birlikte faaliyet göstererek eylemlerde bulunduğunu belirttiği ... (kod) ... (kod) ...'in de yakalandığı, yapılan aramalarda askeri ve örgütsel malzemelerin ele geçirildiği; bu kapsamda 03.06.1998 günü ... Kıraathanesine saat 23.00 sıralarında bomba atılarak yedi vatandaşın yaralanması ve maddi hasara sebebiyet veren eylemin ..., ..., ... ve ...'in firarda bulunan ... kod ... ...'in talimatı ile gerçekleştirdiklerinin; 07.02.1998 günü... ... adlı işyerinin silahla taranarak ... isimli şahısların öldürülmesi, ... isimli şahsın yaralanması eyleminde ... kod ... ...'in ...'e eylemde kullanmak üzere verdiği ve kahvehane eyleminden sonra ... tarafından ... ile ...'e bırakılan ve ele geçirilen kaleşnikof marka tüfek ile 14'lü tabancanın bu olayda kullanıldığının ancak olayın tanığı ...'e yaptırılan teşhiste şahısların bahse konu eylemi gerçekleştirenler arasında bulunmadığının beyan edildiğinin, 03.06.1998 günü Yeşilköy semtinde Banliyö treninin içerisine bırakılan bombanın patlaması sonucu bir vatandaşın ölümü, altı vatandaşın yaralanması ile sonuçlanan eyleme yönelik ...'ın ... ile birlikte eylemi gerçekleştirdiğini yakalandığında beyan ettiği ve akabinde yer gösterdiği ancak sonrasında bunları inkar ettiği, 31.05.1998 tarihinde Bakırköy ilçesinde faaliyet gösteren PTT paketleme servisinde meydana gelen patlama sonrası yapılan incelemeler sonucunda ele geçen bomba parçaları ve 01.06.1998 tarihinde Garanti Bankası Çarşı Şubesinin önüne konularak patlatılan zaman ayarlı bombaların yapımı aşamasında kullanılan cam macun ile ...'in evinde ele geçirilen cam macunun aynı fiziksel özelliklere sahip olduğunun belirlendiği, 24.05.1998 tarihinde ... Turizm'e ait otobüs yazıhanesi peronu tarafında bulunan beton çiçekliğe bomba konulması sonucu bir vatandaşın yaralanması ve maddi hasar meydana gelmesi olayı ile ilgili tanık ... ... isimli şahsın ...'yı teşhis ettiğinin belirlendiği, bu kapsamda yakalanan bir kısım şüphelilerin kolluk ve Cumhuriyet savcılığında alınan ifadelerinde ikrarda bulundukları anlaşılan, aralarında sanığında bulunduğu ..., kod), ... (... kod) hakkında yürütülen tahkikat neticesinde; ... olayına karışmadığına, kırsala çıkmayı düşündüğüne ve kıraathane eylemine katıldığına dair süreçte beyanda bulunan, 06.06.1998 tarihinde gözetim altına alınan ve İstanbul 2 Nolu DGM Yedek Hakimliğinin 1998/39-1242 sayılı sorgusuyla 11.06.1998 tarihinde tutuklanan, ... (kod) adını kullandığı belirtilen sanık hakkında; İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 17.06.1998 tarih ve 1998/840 esas sayılı iddianamesi ile ilgili kısımda özetle belirtildiği şekilde; "... emniyetteki, C.Savcılığındaki, yer gösterme sırasındaki ve hakim önündeki beyanlarında örgütsel sıfatını, konumunu, ... Kıraathanesindeki eylemini açıkça ifade etmiş, iddianamede örgüt üyesi olmakla suçlanan ... isimli şahısla tanıştığını ve bu kişinin kendisine PKK örgütünün propagandasını yaptığını, ihtiyacı olduğu takdirde ...'in kendisine para vermeyi teklif ettiğini, diğer yandan ...'nın da ...'deki HADEP binasında sanık ... ile tanıştığını ve adı geçenin evine gittiklerini PKK hakkında konuşmalar yapıldığını, daha sonra kendisine ..., ...'ya ... Kod adlarını verildiğini, dosya arasında yer göstermesinde de bulunduğu ... Kıraathanesindeki eylemin ne suretle meydana getirildiğini anlatmış yakalanmasa idi dağa çıkarak faaliyetini sürdüreceğini beyan etmiştir. Sanık yasa dışı örgüt üyesi olmak ve bombalama eyleminde bulunmak fiillerinden sorumludur... Dosyada ifadeleri bulunan sanıkların beyanlarına, birbirleri hakkındaki anlatımlarına, ele geçen suç eşyasına göre sanıklardan ...'in örgüt üyesi olduğu, sanık ...'nun yasadışı örgüte yardım ve yataklıkta bulunduğu, diğer sanıkların ise örgüt üyesi olarak bombalama eylemine katıldıkları, sanık ...'nın ayrıca İstanbul otogarında bir çöp bidonuna bomba koyduğu, ancak 07.02.1998 tarihinde... kuyumculuğun silahla taranarak iki kişinin öldürülmesi, 31.09.1998 tarihinde Bakırköy PTT paketleme servisine bomba konulması, 01.06.1998'de Bakırköy Garanti Bankası şubesine bomba bırakılması fillerini bu sanıkların işlediğine dair delil elde edilememiş, İstanbul otagarında ... Turizm firması önünde çöp bidonuna konulan bomba ile ilgili olarak ... dışındaki sanıkların ilgisi kurulamamış, şahıslarca teşhis edilememiş oldukları ve nihayet 06.06.1998 tarihinde Sirkeci-Halkalı istikametinde seyreden banliyö treninde patlayan bomba ile ...'ın ilgileri görülememiş bu kişilerin o sırada inşaat işi ile uğraştıkları dosyadaki tanık beyanlarından anlaşılmıştır... sanığın TCK'nın 168/2, 3713 sayılı Kanunun 5 ve ayrıca TCK'nın 264/6-8 madde uyarınca cezalandırılmalası... TCK'nın 31, 33, 40 maddesinin uygulanması" istenilmiştir. İstanbul 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1998/221 esasına kayden yürütülen ve iddia makamınca 765 sayılı TCK'nın 168/2, 3713 sayılı TMK'nın 5, TCK'nın 264/6-8, 31, 33, 40 maddeleri uyarınca cezalandırılmalası mütalaa olunan yargılama neticesinde verilen 02.05.2001 tarih, 2001/115 karar nolu ilamda sanık ile ilgili olarak belirtildiği şekilde ilgili kısımlarda özetle; "....sanığın emniyet ifadesinde suçunu ikrar ettiği, Yedek Hakimlik ifadelerinde, ...in evine ... ile birlikte gittiklerini, ...'in kahve bombalamak için talimat verdiğini, kendisinin katılmak istemediğini söylediğini, ailene zarar veririz dedikleri için korkudan dolayı eyleme katıldığını, kıraathaneye bomba atılması eyleminde gözcülük yaptığını, bombayı sanık ...nın attığını, bomba atıldıktan sonra kaçtıklarını beyan etmiş, Mahkememizde tespit edilen savunmasında: Suçlamayı kabul etmediğini, örgüt ile ilgisi olmadığını, ...... isimli şahısla hırsızlık yaptıklarını, ...’ın kendisine ... Kıraathane sahibi ile aralarında bir sorun olduğunu, yanına bir şahıs vereceğim bunun kıraathanesine ses bombalarını atın dediğini, ... ile birlikte kıraathaneye gidip, el bombalarından birini kıraathanenin duvarının dibine diğerini de duvara doğru atıp oradan kaçtıklarını, ...'nın evinde kaldıklarını, ertesi gece polislerin baskın yapıp yakaladıklarını, sanıklar..., ... ve ...’in bu olayla ilgileri olmadığını, Emniyet ifadesini kabul etmediğini, baskı ve işkence altında alındığını, yine savcılık ve yedek hakimlik sırasında da, polisin baskısı devam ettiği için emniyet ifadesine benzer şekilde ifade verdiğim bu ifadeleri kabul etmediğini beyan etmiştir...Üzerlerine atılı yasadışı silahlı terör örgütü PKK’nın sair efradı olmak suçunun ve yine bu sanıkların üzerlerine atılı 3.6.1998 tarihinde ... Kıraathanesinin bombalanması eylemine katılmak ve zaman ayarlı el bombası koymak suçlarının sabit olduğu, Sanık ...'in amcasının oğlu ... ...'in telkinleri ile yasadışı örgüte sempati duyup örgüte katıldığı, ..., ... ve ...'i de ... ile kendisinin tanıştırdığı, ... ...’in kendisine ... kod adını verdiği, ...’in bir adet kaleş, 30 adet fişek, 1 adet tabanca, 7 adet fişek, 2 el bombası, getirip evlerinde sakladığı, bomba yapımını gösterdiği, ...'in talimatı ile diğer sanıklarla ... Kıraathanesinin bombalanmasını kararlaştırdıkları, 2.6.1998 tarihinde keşfini yaptıkları, 3.6.1998 tarihinde de sanık...’in evinde toplanıp buradan olay yerine gittikleri, el bombasının ...'de olduğu ve kahvehanenin yanındaki duvara koyduğu. ...'de de el bombası olduğu, pimini çekerek kahvenin açık olan kapısından içeri attığı, kendisinde kaleşnikof, ...'da da 14'lü tabanca olduğu halde, olay mahallinde bekledikleri ve patlama sonucu olay yerinden ayrıldıkları, sanığın emniyette savcılıkta ve sorgu hakimliğinde suçunu bu şekilde ikrar ettiği, örgütün sair efradı olmak ve ... Kıraathanesinin bombalanması eylemleri ile ilgili cezalandırılması gerektiği... Sanığın örgüt içerisinde ... kod adını kullandığı, emniyette, savcılıkta ve Yedek Hakimlikte üzerine atılı suçları ikrar edip sanıklardan ... ile birlikte ...'nun evinde yakalandığı ve bu evde yukarda belirtilen malzemelerin bulunduğu, dosya kapsamına göre sanığın ... Kıraaathanesi bombalama eylemine de katıldığı..." belirtilerek, örgütün sair efradı olmak ve ... Kıraathanesinin bombalanması eylemleri ile ilgili cezalandırılması gerektiği gerekçesi ile yasadışı silahlı PKK terör örgütünün sair efradı olmak suçundan kanıtlanan eylemlerine uyan TCK'nın 168/2, 3713 sayılı Kanunun 5, TCK'nın 59/2, 31, 33, maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, müebbeden kamu hizmetlerinden yasaklanmasına, ceza müddetinde kanuni mahcuriyet altında bulundurulmasına, ... Kıraathanesine el bombası atmak ve zaman ayarlı bomba koymak suçundan kanıtlanan eylemlerine uyan TCK'nın 264/6-8, 19, 59/2 maddeleri uyarınca 5 sene 6 ay 20 gün hapis ve 1.688.888-TL ağır para cezası ile cezalandırılmasına; sanığa verilen cezanın aynı neviden olması nedeniyle TCK'nın 74 ve 75/2 maddeleri uyarınca neticeden ve içtimaen 12 yıl 6 ay ağır hapis 5 yıl 6 ay 20 gün hapis ve 1.688.888 ağır para cezası ile cezalandırılmasına, TCK'nın 40 maddesi uyarınca tutuklulukta vs nezarette geçirdikleri günlerin cezalarından mahsubuna, yüze karşı tefhim olunan hükümle karar verilmiştir. Süresinde temyiz edilmediğinden, sanık hakkındaki hükmün 10.05.2001 tarihinde kesinleştiğine dair kesinleşme şerhi görülmüştür. Diğer sanıklar ..., ... ve ... tarafından bahse konu kararın temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 31.01.2002 tarih ve 2001/2407 esas 2002/192 karar sayılı ilamı ile ''... toplanan delillere göre sanıkların mensubu bulundukları silahlı çete niteliğindeki örgütün ülke topraklarından bir kısmını devlet hakimiyetinden ayırıp, bu bölgede bağımsız ayrı bir devlet kurmak şeklindeki amacına yönelik olarak vehamet arz eden olaylara fiilen katıldıklarının anlaşılması karşısında TCK'nun 125. maddesi yerine yazılı şekilde hüküm tesisi, kabule göre de; sanık ... hakkında 4616 sayılı Kanun hükümlerine gözetilmeden TCK'nın 95/2. maddesi uygulanması'' kanuna aykırı bulunarak 1412 sayılı Kanunun 326 maddesi gereğince sanıkların kazanılmış hakkı saklı tutulmak kaydıyla hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bozma üzerine İstanbul 3. Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 2002/63 esasına kayden yapılan yargılama sonucunda, sanıklar ..., ..., ... hakkında 30.09.2002 tarih 2002/259 karar sayılı ilam ile sanık ... hakkında verilen kararın temyiz edilmeyerek kesinleştiği, diğer sanıklar hakkındaki hükmün ise Yargıtay 9 Ceza Dairesinin kararı ile bozulduğu da belirtilerek; bozma kararında gösterilen gerektirici nedenlerle, sanıkların mensubu bulundukları silahlı çete niteliğindeki örgütün ülke topraklarından bir kısmını devlet hakimiyetinden ayırıp bu bölgede bağımsız bir devlet kurmak şeklindeki amacına yönelik olarak vehamet arzeden olaylara fiilen katıldıkları anlaşılmakla, 4471 sayılı Kanunda nazara alınarak TCK'nın 125, 59/2 maddeleri uyarınca müebbed ağır hapis cezası ile cezalandırılmalarına, bozmadan önceki kararda kazanılmış haklar gözönüne alınarak CMUK'nın 326/son maddesi uyarınca daha fazla olamayacağından her üç sanığın ayrı ayrı sonuç olarak 12’şer yıl 6'şar ay ağır hapis ve 5 yıl 6 ay 20 gün hapis ve 1.688.888.lira ağır para cezası ile cezalandırılmalarına, ağır hapis cezalarının infazı ile ilgili olarak mübbeden kamu hizmetlerinden yasaklanmalarına ve hapis halleri sona erdirilinceye kadar kanuni mahcuriyet altında bulundurulmalarına, tutukluluk ve nezarette geçirdikleri günlerin cezalarından mahsubuna hükmedilmiştir. 09.11.2006 tarihli kesinleşme şerhine göre belirtilen karar 17.06.2006 tarihinde kesinleşmiştir. Cezayı infaz eden sanık ile ilgili olarak, Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığının 12.10.2004 tarihli yazısı ile yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından 5237 sayılı TCK’nın hükümlü lehine düzenleme içermesi nedeni ile uyarlamasının yapılarak, infazı gereken bakiye süre bulunması halinde infazın durdurularak tahliyesine yönelik hüküm kurulması isteminde bulunulduğu ayrıca 14.10.2004 tarihli dilekçesi ile de sanığın uyarlama isteminde bulunduğu görülmüştür. 5190 sayılı Kanunla yetkili İstanbul 11 nolu Ağır Ceza Mahkemesinin 21.10.2004 tarih, 1998/221 esas 2001/115 karar sayılı müteferrik kararı ile ilamın infazının durdurularak başka suçtan hükümlü değil ise sanığın tahliyesine karar verilmiştir. 5190 sayılı Kanunla yetkili İstanbul 11 nolu Ağır Ceza Mahkemesinin 09.06.2006 tarih 1998/221 esas 2001/115 kararı kapsamında; sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın yürürlüğe girmesi nedeni ile duruşma açılarak uyarlama yargılamasının yapıldığı, 10.03.2006 tarihinde yapılacak olan duruşma davetiyesinin sanığın önceki kararda belirtilen adresine gönderildiği ve gönderilen tebligatta gelmemesi durumunda lehe düzenleme nedeni ile yokluğunda karar verileceğinin şerh edildiği, aynı ihtaratı içerir davetiyenin müdafiye gönderildiği, hükümlüye gönderilen davetiyenin belirtilen adreste tanınmaması ve muhtarda ikamet kaydını olmaması nedeni ile 15.02.2006 tarihinde iade edildiği, müdafinin ise 10.03.2006 tarihli dilekçe ile ...'in vekili olmadığını bildirdiği, 09.06.2006 tarihli duruşmaya yönelik yeniden tebligatın çıkartıldığı ve aynı nedenle 27.03.2006 tarihinde iade edildiği, baroya müzekkere yazılarak müdafii tayin edildiği, terör örgütüne üye olduğu ve ... Kıraathanesine zaman ayarlı bomba koyarak yerleştirerek patlatmak eyleminden lehe 5237 sayılı TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5, TCK'nın 174/1-2, 170/1-c, 53 ve 63 maddelerince cezalandırılmasının mütalaa olunduğu yargılama neticesinde, sanık hakkında 5237 sayılı Kanunun lehe olduğu gerekçesi ile TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5, TCK'nın 62/1 maddelerince 6 yıl 3 ay hapis cezası, TCK'nın 170/1-c, 62/1 maddelerince 5 ay hapis; TCK'nın 174/1-2, 62/1 maddelerince 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve TCK'nın 53/1, 63, 58/9 maddelerinin uygulanmasına yönelik sanık müdafiinin yüzüne karşı, sanığın yokluğunda, mütaalaya uygun olarak temyiz yolu açık olmak üzere karar verilmiştir. Kararının temyiz edilmeyerek 17.06.2006 tarihinde kesinleştiğine dair kesinleşme şerhi görülmüştür. İstanbul 11 Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK 250. maddesi ile görevli) 08.05.2008 tarih 2008/469 değişik iş kararı ile Cumhuriyet Başsavcılığının talebi doğrultusunda CGTİHK'nun 99. maddesi gereği cezalarının toplanmasına karar vererek neticeten 6 yıl 3 ay hapis ve 3 yıl 14 ay hapis cezası olarak cezalarının infazına, 11.10.2004 tarihinden itibaren şartla tahliyesine ve tali karar fişi tanzim edilmesine karar verilmiştir. 31.12.2008 tarihli ilamat bürosu müzekkeresinde sanığın 6 yıl 3 ay hapis, 3 yıl 9 ay hapis ve 5 ay hapis cezalarının infaz edilmekle ilamat kayıtlarının kapatılarak infazen gönderildiği belirtilmiştir. Diğer sanıklar ..., ..., ... hakkında ise mahkemenin 09.06.2006 tarih ve 2002/63 esas 2002/259 karar sayılı ek kararıyla duruşma açılmak sureti ile uyarlama yargılamalarının yapılarak, her ne kadar CMUK'nın 326 maddesi gözetilerek TCK'nın 125 maddesinden cezalandırılmalarına karar verilmiş ise de sanıklar hakkında aleyhe temyiz bulunmadığından mahkumiyetlerine dair ilk hükümlerin temyiz edilmeyerek kesinleşmesi durumunda 5237 sayılı TCK'nın hükümlerinin lehlerine olacağından ve bu durumun kazanılmış hak oluşturduğu gerekçesi ile sanıkların terör örgütü üyeliği suçundan 5237 sayılı Kanunun 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5, 5237 sayılı TCK'nın 62/1 maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis, ... ilçesindeki kahvehanenin bombalanması eyleminden ötürü 5237 sayılı Kanunun 170/1-c, 62/1 maddeleri uyarınca 5 ay hapis ve 5237 sayılı Kanunun 174/1-2, 62/1 maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezaları ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Kararın 17.06.2006 tarihinde temyiz edilmeyerek kesinleştiğine dair kesinleşme şerhi görülmüştür. Ancak ..., ... ve ... hakkındaki 09.06.2006 tarih ve 2002/63 esas 2002/259 karar sayılı ek kararın, sanıklar hakkında devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırma eyleminde bulunma suçundan mahkum olduklarından lehe kanun hükümleri belirlenirken sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanunun 302/1, 3713 sayılı Kanunun 5, 5237 sayılı Kanunun 62/1, yine 5237 sayılı Kanunun 302/2 maddesi yollamasıyla aynı Kanunun 170/1c, 62/1, 174/1-2, 62/1 maddelerinin uygulanması suretiyle bulunacak toplam ceza miktarının asıl hükme konu toplam ceza miktarı ile karşılaştırılıp sonuca göre karar verilmesi gerektiği gözetilmeden verildiğinden kaldırılmasına yönelik Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan ihbara müteakip Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünce sanığın da adının yer aldığı talep doğrultusunda kesinleşen kararın kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.09.2017 tarihli istemi doğrultusunda yapılan inceleme sonucunda Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 09.01.2018 tarih ve 2017/2032 esas 2018/338 karar sayılı kararı ile "...765 sayılı TCK'nın 125. maddesinin karşılığı 5237 sayılı Kanunun 302. maddesi olup 765 sayılı TCK'nın 125. maddesi ile aynı cezayı öngörmektedir. Ancak 765 sayılı TCK'nın 125. maddesi tek başına uygulanması gerekirken 5237 sayılı TCK'nın 302/2 maddesi, 302/1 maddesinde yazılı suçların işlenmesi sırasında işlenen diğer suçlardan da ayrıca cezalandırmayı öngörmektedir. Bu durumda 5237 sayılı TCK'nın uygulanması halinde 5237 sayılı TCK'nın 302/1 maddesi yanında elverişli eylem niteliğinde kabul edilen diğer suçlardan da cezalandırma yoluna gidileceğinde kuşku bulunmamaktadır. Uyarlama yargılamasında lehe kanun bir bütün halinde olaya uygulanarak belirlenmesi gerektiği nazara alındığında 765 sayılı TCK'nın 125. maddesinin her halde hükümlülerin lehine olduğu bu nedenle uyarlama talebinin hükümlüler hakkında suç tarihinde yürürlükte bulunan ve kesinleşen ilk hükümdeki uygulamanın açıkça lehe olduğunun tespiti ile kesinleşen hükümdeki ağır hapis cezasının hapse çevrildiği vurgulanıp tespit edilmesi suretiyle uyarlama talebinin reddine karar verilerek, uyarlama yargılamasında ceza süresi yönünden kazanılmış hak oluşmayacağı da nazara alınarak infazın kesinleşen İstanbul 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 30.09.2002 tarih ve 2002/63-2002/259 sayılı ilamına göre yapılması gerektiği..." gerekçesi ile kanun yararına bozma talebinin kısmen kabulüne karar verilerek, hükümlüler hakkındaki İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 09.06.2006 tarih, 2002/632 - 2002/259 ek karar sayılı kararın CMK’nın 309/4-d maddesi gereğince kanun yararına bozulmasına, hükümlüler hakkında kesinleşen İstanbul 3 nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 30.09.2002 tarihli hükmü açıkça lehe olduğundan uyarlama talebinin reddine, hükümlüler hakkında daha önce tayin olunan ağır hapis cezası ile ağır para cezasının 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5/1 ve 6. maddeleri uyarınca hapis ve adli para cezalarına dönüştürülmesine, 5083 sayılı Kanunun 2. maddesine eklenen fıkradaki "ilgili kanunlar gereğince uygulanacak adli ve idari para cezalarının hesaplanmasında ve ödenmesinde bir Yeni Türk Lirasının (1 YTL) altında kalan tutarlar dikkate alınmaz" hükmünün dikkate alınmasına, infazın buna göre yapılmasına karar verilmiştir. Süreçte, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK 250 madde ile görevli) 1998/221 esas ve 2001/115 karar sayılı ilamı uyarınca sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5 yıl 6 ay 20 gün hapis cezasının, 06.07.2018 tarihli kesinleştirme şerhine göre Yargıtay 16 Ceza Dairesinin ilamı ile 09.01.2018 tarihinde kesinleştiğinden bahisle tanzim edilerek infaza yönelik Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği ancak ceza türünün hatalı belirtildiğinden bahisle yeniden hazırlanması istenildiğinden suç türünün "patlayıcı, yıkıcı, öldürücü alet ve ateşli eczayı meskun yerde ateşlemek, patlatmak veya bırakmak", "yasa dışı silahlı örgüt kurmak veya katılmak", ceza türününde düzeltilmesi sureti ile 11.12.2018 tarihli kesinleşme şerhlerinin hazırlandığı, bu kapsamda Cumhuriyet Başsavcılığının 17.12.2018 tarihli müzekkeresi ile Yargıtay 16 Ceza Dairesinin kararı gereğince İstanbul 3 Nolu DGM'nin 30.09.2002 tarih, 2002/63 esas ve 2002/59 karar sayılı kararı ile verilen ilamların infaz edilmek üzere gönderilmesi gerekli iken hatalı olarak 01.01.2001 tarihli 1998/221 esas 2001/115 karar sayılı karar ile verilen ilamlar gönderildiğinden sanık hakkındaki ilamların bila infaz iade edilmesi üzerine aynı ilam esas alınarak 24.12.2018 tarihli kesinleşme şerhlerinin tanzim edildiği, Cumhuriyet Başsavcılığınca İstanbul 3. Nolu DGM'nin 30.09.2002 tarih, 2002/63 esas ve 2002/59 karar sayılı kararı ile verilen ilamların infaz edilmek üzere gönderilmesinin tekrar istenilmesi üzerine de 04.01.2019, 08.01.2019 tarihli İstanbul (kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250 madde ile görevli) nin 1998/221 esas 2001/115 karar sayılı yasa dışı silahlı örgüt kurmak veya katılmak suçundan 10.05.2001 tarihinde temyiz edilmeden kesinleştiği şerh edilen kesinleşme şerhlerinin tanzim edilerek gönderildiği, Cumhuriyet Başsavcılığının 06.03.2019 tarihli müzekkeresi ile mahkemenin 30.09.2002 tarih ve 2002/63 esas 2002/259 karar sayılı ilamı ile toplam 17 yıl 12 ay 20 gün hapis cezasından hükümlü olan sanık hakkında 09.06.2006 tarih 2002/63 esas ve 2002/259 karar sayılı ek karar ile kararlaştırılan 9 yıl 17 ay hapis cezası nedeni ile 08.05.2008 tarih 2008/469 değişik iş sayılı karar ile 11.10.2004 tarihinden itibaren şartla tahliyesine karar verilmiş ise de Yargıtay 16 Ceza Dairesinin ilamı ile ek kararın kaldırılması nedeni ile koşullu salıvermeye hak kazanamadığından 08.05.2008 tarihli 2008/469 değişik iş sayılı koşullu salıverme kararının kaldırılmasının ve cezalarının toplanmasının talep edildiği ayrıca 06.03.2019 tarihinde hakkında yakalama emri çıkartıldığı, 13.03.2019 tarihinde sanığın yakalamasının ifa edildiği, 24.04.2018 tarihinde diğer sanıklar hakkındaki kanun yararına bozma istemine konu evrakları içerir dava dosyasının Bakanlık Bürosunca gönderildiği, 14.03.2019 tarihinde sanık hakkında verilen 09.06.2006 tarihli ek karara yönelik kanun yararına bozma yasa yoluna başvurulacağından hakkında infazın durdurulmasına karar verilmesinin istenilmesine müteakip İstanbul (Kapatılan) 11 Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250 Madde ile görevli)'nin 1998/221 esas 2001/115 karar sayılı 14.03.2019 tarihli ek kararı ile 02.05.2001 tarih, 1998/221 esas ve 2001/115 karar sayılı dosyasında hükümlü olan sanık hakkındaki ilamların infazının durdurulmasına karar verildiği ve yakalama kararının kaldırıldığı görülmüştür. Cumhuriyet Başsavcılığının, İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 09.06.2006 tarih ve 1998/221 esas 2001/115 karar sayılı ek kararının kanun yararına bozulmasına dair ihbar ve görüşünü içerir 16.04.2019 tarihli fezlekesine müteakip, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 25.03.2020 tarihli talebi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından suç vasfına yönelik olarak İstanbul 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 02.05.2001 tarihli 1998/221 esas ve 2001/115 sayılı kararının kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşılmıştır. III- KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI: Örgüt içerisinde ... kod adını kullanan, emniyette, savcılıkta ve yedek hakimlikte üzerine atılı suçları ikrar edip sanıklardan ... ile birlikte emanette kayıtlı malzemelerin ele geçirildiği ...'nun evinde yakalanan, ... Kıraathanesinin bombalanması suretiyle hayati tehlikelerinin olmadığı belirtilen yedi vatandaşın yaralanmasına ve maddi hasara sebebiyet veren sanığın eyleminin, mülga 765 sayılı TCK'nın 125 maddesinde belirtilen suçu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir. IV-HUKUKSAL DEĞERLENDİRME: Ayrıntıları, 14.11.1977 tarih, 3-2 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen istikrar kazanmış kararlarında (03.04.2012 tarih 2011/10-438 - 2012/141 sy. 10.05.2011 tarih 6-80-90 sy. 14.12.2010 tarih 4-210-259 sy. 15.06.2010 tarih 9-117-146 sy. 23.06.2009 tarih 9-30-177 sy. gibi) açıklandığı üzere: 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinde, olağanüstü ve istisnai bir kanun yolu olarak düzenlenen kanun yararına bozma ile; hakim ya da mahkemelerce verilen ve temyiz veya istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar yahut hükümlerdeki gerek maddi gerekse usule ilişkin hukuka aykırılıkların hem ilgilisi hem de toplum açısından giderilmesi ile ülkede uygulama birliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Ancak kesin kararlara karşı kabul edilmesi nedeniyle bu amaçlara hizmet etmeyen, sadece yapılan uygulamanın hatalı olduğunun tespiti ile yetinilmesi sonucunu doğuran hukuka aykırılıkların bu yolla çözülmesinde kanun yararı olmadığı gibi bu uygulamanın kesin hükmün otoritesini sarsacağı da açıktır. Aynı nedenlerle olağan yasa yollarına göre, kapsamının dar ve sınırlı olması, hukuka aykırılığın, davanın özüne ve cezaya esaslı bir şekilde etki etmesi, tüm hukuka aykırılıkların bir defada giderilmesi gerekmektedir. Hakim ya da mahkeme tarafından değiştirilmesi, geri alınması her zaman mümkün olan kararlarda yasanın aradığı kesinlikten bahsedilemez. Ciddi boyuta ulaşmayan, maddi meseleye ilişkin olan, hakimin kanaat ve takdir yetkisi kapsamında kalan hususlar ile infaz aşamasında, soruşturma ya da kovuşturma safhasında alınacak bir kararla giderilebilecek nitelikte olanlar gibi başka bir yol ve yöntemle giderilmesi mümkün olan hukuka aykırılıkların kanun yararına bozma konusu olamayacağı kabul edilmektedir. Sübutu kabul edilen eylemin suç oluşturup oluşturmayacağı ya da hangi suçu oluşturacağı yönündeki hukuki tespit, kabul ve uygulamaların yukarıda sayılan, uygulama birliği ve hukuk güvenliği amaçları bağlamında kanun/kamu yararı taşıdığından kanun yararına bozma yasa yoluna konu olabileceğinde şüphe yoktur. Yüksek Ceza Genel Kurulu da aynı görüştedir(23.6.2009 t,2009/7-69,176 sy). Somut olayda; İstanbul 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 02.05.2001 tarihli ve 1998/221 esas, 2001/115 sayılı, sanık yönünden temyiz edilmeksizin 10.05.2001 tarihinde kesinleşen kararı ile özetle; PKK terör örgütünün sair efradı olmak ve bomba patlatmak, bomba koymak suçlarından sanık
16. Ceza Dairesi, 2016/760 E., 2016/6279 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Bize attı yönündeki beyanları kabul edilmediği zira sanığın görevli memura direnme ve taşla toplantı ve gösteriye katıldığına yönelik beyanı kabul edilmeyerek TCK 265 ve 2911 sayılı Yasanın 33/1 maddesine muhalefet suçlarından beraat kararı verdiği, mahkemece verilen bu beraat kararının Dairemizce onandığı tespit edilmiştir.)
16. Ceza Dairesi         2016/760 E.  ,  2016/6279 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi Suç : Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek, 2911 sayılı Kanuna aykırılık, Görevi yaptırmamak için direnme Hüküm : Sanıkların TCK’nın 314/3 ve 220/6. maddeleri delaletiyle 314/2, TCK’nın 220/6-son, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK’nın 62, 53/1, 58/9 maddeleri ve 2911 sayılı Kanunun 32/1, 62, 50/1-a, 52/2-4 maddeleri gereğince mahkumiyetlerine, sanık ... Ay’ın 2911 sayılı Kanunun 23/b maddesi delaletiyle 33/1, TCK’nın 62, 50/1-a, 52/2-4 ve 2911 sayılı Kanunun 32/2. maddesi delaletiyle TCK’nın 265/1-3, 4, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK’nın 62, 50/1-a, 52/2-4 maddesi gereğince mahkumiyetine ve TCK’nın 63. maddesi gereği mahsuba ilişkindir Dosya incelenerek gereği düşünüldü: Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıkların suçunun sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanıklar müdafilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak; 1-Sanıklar hakkında silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçundan kurulan hükümlerde Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E. 2015/85 sayılı iptal kararı ile TCK'nın 53. maddesindeki bazı düzenlemelerin iptal edilmiş olması nedeniyle bu karar doğrultusunda hüküm kurulmasında zorunluluk bulunması, 2-Sanıklar hakkında 2911 sayılı Kanuna aykırılık suçlarından kurulan hükümler ve sanık ... hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan kurulan hükümde 01.03.2008 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 5739 sayılı Kanunun 4. maddesi ile TCK’nın 50/6. maddesinde yer alan “yaptırımın” ibaresinin “tedbirin” olarak değiştirildiği, yine aynı Kanunla 5275 sayılı Kanunun 106/10. maddesinin yürürlükten kaldırıldığı, 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunun 81. maddesi ile değişik 106/3. maddesi uyarınca adli para cezalarının ödenmemesi halinde kamuya yararlı bir işte çalışma kararı verileceği de gözetilerek, hükümde infaz yetkisini kısıtlayacak şekilde hapisten çevrilen adli para cezasının ödenmemesi halinde kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infaz edileceğinin sanıklara ihtar edilmesine karar verilmesi, Kanuna aykırı olup, hükmün 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususların yine aynı Kanunun 322. maddesi gereğince düzeltilmesi mümkün bulunduğundan hükümlerdeki TCK'nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin kısımların bütünüyle çıkarılarak yerine "Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E. 2015/85 sayılı iptal kararı doğrultusunda yürürlükte bulunan TCK'nın 53. maddesinin sanıklar hakkında uygulanmasına" ibaresi eklenmek ve adli para cezasına hükmolunan hükümlerden "taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmın tamamen tahsil edileceğinin ve ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğinin" sanıklara ihtar edildiğine dair bölümlerin çıkarılması suretiyle sair yönleri usul ve Kanuna uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 30.11.2016 tarihinde sanık ... hakkında kurulan hükümler yönünden oybirliği, sanıklar ... ve ... hakkında silahlı terör örgütü adına suç işlemek, 2911 sayılı Kanunun 32/1. maddesinden kurulan mahkumiyet hükmü yönünden oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY GEREKÇESİ: Sanıklar ..., ... ve ... hakkında Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda; "Sanıklar ..., ... ve ...'in yasadışı PKK terör örgütü ile illegal uzantılarının örgüt güdümünde faaliyet yürüten basın yayın organları aracılığı ile yaptığı eylem çağrıları doğrultusunda 17.11.2012 tarihinde gerçekleştirilen yasadışı gösterilere katılıp, güvenlik güçlerinin dağılın uyarılarına ve zor kullanmaya rağmen dağılmadıkları, sanıkların güvenlik görevlilerine taş atmak suretiyle mukavemette bulunan grupla birlikte hareket ettikleri iddiasıyla sanıklar hakkında yapılan yargılama sonucunda; Sanık ... hakkında 17.11.2012 tarihinde terör örgütünün çağrısı üzerine korsan gösteriye katılıp ihtar ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar ederek 2911 sayılı Yasanın 32/1. maddesine tanımlanan suçu yine bu toplantıya taşla katılmak suretiyle 33/1 maddesine muhalefet ettiği ihtar ve zor kullanmaya rağmen kolluk görevlilerine karşı cebir ve tehdit kullanarak direnmek suretiyle TCK 265 maddesine muhalefet ettiği kabul edildiği, sanığın örgüte üye olmadan bu suçları örgüt adına işlediği kabul edilerek TCK 314/3 delaletiyle 314/2 maddesine muhalefet ettiği kabul edilerek cezalandırılmasına karar verildiği, Dairemizce sanık ...'ın eylemleri yönünden yapılan değerlendirmede sanığın gösteri ve toplantı yürüyüşü sırasında güvenlik görevlilerine mukavemette bulunduğu tespit edildiğinden cezalandırıldığı TCK 265 maddenin TMK 4. maddesinde sayılan terör amacıyla işlenen suçlar arasında sayıldığından tarafımızın da iştirakiyle bu sanık hakkındaki hükümler OYBİRLİĞİYLE onanmıştır. Sanık ...'ın hukuki durumu; Sanık ...'ın 17.11.2012 tarihinde terör örgütünün çağrısı üzerine korsan gösteriye katılıp ihtar ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar ederek 2911 sayılı Yasanın 32/1. maddesine tanımlanan suçu işlediği bu suçu örgüt adına işlediği kabul edilerek TCK 220/6, 314/3 delaletiyle 314/2 maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verildiği, sanığın 17.11.2012 tarihinde "Görevi yaptırmamak için direnme suçunu işlediği iddiasıyla hakkında cezalandırılması için kamu davası açılmışsa da; sanığın yüklenen suçunu işlediği sabit olmaması nedeniyle hakkında beraat kararı verildiği tespit edilmiştir. Dairemizce sanık ... hakkında yerel mahkemece verilen görevi yaptırmamak için direnme ve 2911 sayılı Yasanın 33/1. maddesine muhalefet suçundan verilen beraat kararının oybirliğiyle ONANMASINA, Dairemizce sanığın kendisine isnat edilen 2911 sayılı Yasanın 32/1. maddesine tanımlanan suçu işlediği oyçokluğuyla kabul edilip kararın ONANMASINA karar verildiği, Sanığın toplantı ve gösteri yürüyüşünde ihtar ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar etme eylemi (2911 sayılı Yasanın 32/1) eylemi örgüt adına işlediği kabul edilerek sanığın örgüte üye olmadan bu suçu örgüt adına işlediği kabul edilerek TCK 314/3 delaletiyle 314/2 maddesi uyarınca örgüt üyeliğinden verilen cezanın oyçokluğuyla ONANMASINA karar verildiği, Sanık ...'in hukuki durumu; Sanık ...'in 17.11.2012 tarihinde terör örgütünün çağrısı üzerine korsan gösteriye katılıp ihtar ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar ederek 2911 sayılı Yasanın 32/1. maddesine tanımlanan suçu işlediği bu suçu örgüt adına işlediği kabul edilerek TCK 220/6, 314/3 delaletiyle 314/2 maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verildiği, Sanığın 17.11.2012 tarihinde Görevi yaptırmamak için direnme ve 2911 sayılı Yasanın 33/1 maddesine muhalefet suçunu işlediği iddiasıyla hakkında cezalandırılması için kamu davası açılmışsa da; sanığın yüklenen suçları işlediği sabit olmaması nedeniyle hakkında beraat kararı verildiği tespit edilmiştir. Dairemizce sanık ... hakkında yerel mahkemece verilen görevi yaptırmamak için direnme ve 2911 sayılı Yasanın 33/1. maddesine muhalefet suçundan verilen beraat kararının oybirliğiyle ONANMASINA, Dairemizce sanığın kendisine isnat edilen 2911 sayılı Yasanın 32/1. maddesine tanımlanan suçu işlediği oyçokluğuyla kabul edilip kararın ONANMASINA karar verildiği, Sanığın toplantı ve gösteri yürüyüşünde ihtar ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar etme eylemi (2911 sayılı Yasanın 32/1) eylemi örgüt adına işlediği kabul edilerek sanığın örgüte üye olmadan bu suçu örgüt adına işlediği kabul edilerek TCK 314/3 delaletiyle 314/2 maddesi uyarınca örgüt üyeliğinden verilen cezanın oyçokluğuyla ONANMASINA karar verildiği, Sanık ...'ın eyleminin sübuta ermediğine yönelik tespitler: Sanık ...'a isnat edilen 2911 sayılı Yasanın 32/1 maddesine muhalefet ettiği yönündeki mahkeme ve Dairemizin kabulünün bu suçun subutuna ilişkin muhalefet görüşümüzün olduğunu, sanığa isnat edilen suçla ilgili eksik soruşturma yapıldığı, dinlenen tanık beyanlarında sanığın ne şekilde ikaz ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar ettiği yönünde bir tespit bulunmadığı nitekim mahkeme huzurunda dinlenen polis tanıklardan; TANIK ... sicil numaralı polis memurunun mahkemede beyanında: "Ben olayı çok iyi hatırladım, sanığı da çok iyi hatırladım, sanığı ilk ve ikinci gördüğümüzde istesek alabilirdik, fakat bayan olduğu için bizim de bacımız anamız yanlışlıkla girmiş olabilir diye almadık, biz izdiham olmasın herkes dağılır diye düşündük, 3. defa gördüğümüz yerde bu sefer aldık. Bu bayanın yanında başka bayanlar da vardı, biz bu bayanın herkesi topladığını düşündük. Ben bayanın bizzat taş atarken görmedim, elinde hiçbirşey yoktu, sadece az önce belirtiğim gibi göz teması olarak insanları topladığını düşündük. Bayanın üzerinde renkli-menkli kıyafetler vardı. Bana göstermiş olduğunuz bağlar il binası önündeki sanığın görüntüsüne ilişkin fotoğraflardaki kıyafeti şuan gördüm, tam olarak buydu diyemiyorum, fakat alacalı bir kıyafetti çok insan yakalandığım için karıştırmış olabilirim, şeklinde beyanda bulunmuştur." TANIK ... sicil numaralı polis memurunun mahkemede alınan beyanında: "Bayanı hatırladım. Bağlar Belediyesini arkasına almıştı. Bekleme yapıyordu. .... biz ara sokaklarda ring halindeydik, ara ara bayanı görüyorduk, ama tam gösterici olduğu kanaatini taşımıyorduk, daha sonra bir kez daha gördüğümüzde etrafında göstericiler vardı, ben bayanı taş atarken görmedim, bayanın elinde birşey yoktu. Bayan sadece gruplar içerisindeydi, üzerinde yöresel bir kıyafet vardı." Şeklinde beyanda bulunmuştur. TANIK ... sicil numaralı polis memurunun mahkemede alınan beyanında: "Ben olayı hatırladım, ben ayrıca sanığı da şuanda gördüm, kendisini hatırladım, bize karşı yoğun taşlama olayı vardı, biz grupları kovaladık ve şahsı kovaladığımı grup içerisinde olduğu için aldık, ben şahsı taş atarken gördüm, şahsı yakalarken bize herhangi bir tepkisi olmadı, ben şahsın üzerinde hangi kıyafet olduğunu şuanda hatırlamıyorum ve şahsın hangi cadde üzerinde ve ne şekilde olduğunu hatırlamıyorum." dedi. (Mahkemece bu tanığın sanığın elinde taş gördüm. Bize attı yönündeki beyanları kabul edilmediği zira sanığın görevli memura direnme ve taşla toplantı ve gösteriye katıldığına yönelik beyanı kabul edilmeyerek TCK 265 ve 2911 sayılı Yasanın 33/1 maddesine muhalefet suçlarından beraat kararı verdiği, mahkemece verilen bu beraat kararının Dairemizce onandığı tespit edilmiştir.) Sanığın savunmasında Bağlar belediyesinde temizlik işçisi olarak olay günü asfaltta çalıştığını, saat 10.00'da paydos edip saat 13.00'de yeniden işbaşı yaptıklarını, olay günü kendisinin bulunduğu yere gönderildiğini, temizlik işi vardır diye düşündüğünü bu amaçla gittiğini, yakasında personel kartının olduğunu, bulunduğu yere gittiğinden polisler olduğunu, herhangi bir eylemden haberi olmadığını, olaylardan uzak durduğunu, kesinliklikle olaylara katılmadığını beyan ettiği, TANIK ... ve TANIK ... sicil numaralı polis memurları beyanlarında sanığın toplantı ve gösteri yürüşüne katılıp ihtar ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar ettiği yönünde bir beyanlarının olmadığı üçüncü tanığın (TANIK ...) beyanı ise mahkemece bu tanığın sanığın elinde taş gördüm. Bize attı yönündeki beyanları kabul edilmediği zira sanığın görevli memura direnme ve taşla toplantı ve gösteriye katıldığına yönelik beyanı kabul edilmeyerek TCK 265 ve 2911 sayılı Yasanın 33/1 maddesine muhalefet suçlarından beraat kararı verdiği, mahkemece verilen bu beraat kararının Dairemizce onandığı tespit edilmiştir. Bu durumda sanığın ihtar ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar ettiğine yönelik bir tespit, beyan, görüntü olmadığından isnat edilen sübuta ermediği gözönüne alınarak beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Sanık ...'in eyleminin sübuta ermediğine ilişkin tespitler; Sanık ...'in 17.11.2012 tarihinde terör örgütünün çağrısı üzerine korsan gösteriye katılıp ihtar ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar ederek kolluk görevlilerine karşı cebir ve tehdit kullanarak direndiği, olay tarihinde görevlilerce yakalandığı, hakkında yapılan yargılama sonucunda sanığın 17.11.2012 tarihinde "Görevi yaptırmamak için direnme ve 2911 sayılı Yasanın 33/1 maddesine muhalefet suçunu işlediği iddiasıyla hakkında cezalandırılması için kamu davası açılmışsa da; sanığın yüklenen suçları işlediği sabit olmaması nedeniyle hakkında beraat kararı verildiği tespit edilmiştir. Bu beraat kararlarının Dairemizce onanmasına karar verilmiştir. Sanığın savunmasında olay tarihinde işlettiği internet cafenin kepenklerini kapatıp eve giderken önünde bulunan sokağın diğer köşesinde iki tane polis memurunun çıktığının arkasından da akli dengesi olmayan bir şahsın gelip gittiğini bu arada polislerin bunun üzerine çullandığını, arbede olunca geri dönüp giderken polis memurlarının ateş ettiğini gaz bombası ile vurulduğunu anladığını, kendisinin herhangi bir olaya katılmadığını, kolluk kuvvetinin kolundan yaralanmasına sebebiyet verdiği için kendilerine biber gazının koluna değilde başına gelebileceğini söylediğini ve haklarında suç duyurusunda bulunacağını söylemesi üzerine bu suçlamaların kendisine isnat edildiğini, olay günü dükkanında elektrikler kesilince çıkmaya karar verdiğini, olaylara katılmadığını sadece dışarı çıkmanın dışında bir hatasının bulunmadığıını beyan etti. TANIK (...) sicil numaralı polis memurunun mahkemedeki beyanında; "Ben olay gününü hatırladım, ayrıca sanığı da simaen hatırladım, o gün orada kepenk kapatma eylemi vardı, uyarmamıza rağmen şahıslar dağılmadı, bizde gaz kullandık, ara sokaklara dağıldılar, ara sokağa girdiğimizde şahsı kovalamaca sonucu yakaladık, şahıs kaçıyordu, yakalandığında kolunda kan damlıyordu, şahıs kolunu tutuyordu ...... şahsı bize taş atan grubun içinde gördüm. Ancak bize taş attığını görmedim. Bana hakaret vari el kol hareketlerini görmedim." Şeklinde beyanda bulunduğu, Sanığın olaylara katıldığına dair henhangi bir görüntü kayıtları bulunmadığı sanığın savunmasının aksine kendisine isnat edilen yasadışı gösteriye katılıp ihtar ve zor kullannmaya rağmen dağılmamakta ısrar ettiğine dair herhangi bir tespit ve delil tespit edilemediği zira sanığın kamu görevlilerine mukavemet etmediği, (TCK 265) taş ve benzeri aletle gösteri ve toplantı yürüyüşüne katılmadığı (2911 S.Y. 33 madde) mahkemece tespit edilip hakkında beraat kararı verildiği tespit edilmiştir. Dolayısıyla sanğın kendisine isnat edilen suçları işlediğine dair her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 2911 sayılı Yasanın 32/1. maddesine tanımlanan suçu işlediği bu suçu örgüt adına işlediği kabul edilerek TCK 220/6, 314/3 delaletiyle 314/2 maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verildiği, Örgüte Üye Olmamakla Birlikte Örgüt Adına Suç İşleyen Failin Örgüt Üyesi Gibi Cezalandırılabilmesi İçin İşlemiş Olduğu Suçun 3713 Sayılı Yasanın 4. maddesinde Sayılan Suçlardan Olması Gerekir mi? Sanıklar ... ve ...'in terör örgütü üyeliğine kaynak suç kabul edilen 2911 sayılı Yasanın 32. maddesine muhalefet suçu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun, "terör amacıyla işlenen suçlar" başlıklı 4. maddesinde sayılan suçlardan bulunmadığı tespit edildiği; Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen failin örgüt üyesi gibi cezalandırılması için işlemiş olduğu suçun 3713 sayılı Yasanın 4. maddesinde sayılan suçlardan olması gerektiği, Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen failin 3713 sayılı yasanın 4. maddesinde sayılan suçlardan birini işlemesi gerekir. 3713 sayılı TMK'nın Terör amacı ile işlenen suçlar başlıklı 4. maddesi: Aşağıdaki suçlar 1'inci maddede belirtilen amaçlar doğrultusunda suç işlemek üzere “kurulmuş bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde”, terör suçu sayılır: a)Türk Ceza Kanununun 79, 80, 81, 82, 84, 86, 87, 96, 106, 107, 108, 109, 112, 113, 114, 115, 116, 117,118, 142, 148, 149, 151, 152, 170, 172, 173, 174, 185, 188, 199, 200, 202, 204, 210, 213, 214, 215, 223, 224, 243, 244, 265, 294, 300, 316, 317, 318 ve 319'uncu maddeleri ile 310'uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar. b)10.07.1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan suçlar. c)31.08.1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110'uncu maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları. ç)10.07.2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar. d)Anayasanın 120'nci maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde, olağanüstü halin ilanına neden olan olaylara ilişkin suçlar. e)21.07.1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 inci maddesinde tanımlanan suç) şeklinde düzenleme yapılmıştır. Görüldüğü gibi kanun koyucu terör amacıyla işlenen suçları tek tek katalog olarak saymıştır., Kanun koyucu TMK'nın 4 maddesinde TCK'da düzenlenen bazı suçlar yanında 5 tane özel yasa sayılmasına rağmen 2911 sayılı toplantı ve gösteri yürüyüşleri Kanunu bu suçlar arasında sayılmamıştır. Kanun koyucu esas itibariyle Anayasamızda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde ve 2911 sayılı Yasada düzenlenen ifade özgürlüğü, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü kapsamındaki Uluslararası taahhütlerine aykırılık teşkil etmemesi düşüncesiyle ifade ve toplanma ve örgütlenme özgürlüğünü düzenleyen 2911 sayılı toplantı ve gösteri yürüyüşleri Kanunu katalog suçlar arasında sayılmamıştır. Türk Ceza Kanunundaki ilgili düzenlemeler Ceza Kanununun amacı MADDE 1. - (1) Ceza Kanununun amacı; kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir. Kanunda, bu amacın gerçekleştirilmesi için ceza sorumluluğunun temel esasları ile suçlar, ceza ve güvenlik tedbirlerinin türleri düzenlenmiştir. Suçta ve cezada kanunîlik ilkesi MADDE 2. - (1) Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. (3) Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma MADDE 220. - (6) Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır. Silahlı örgüt MADDE 314. - (1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silâhlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir. (3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır. Uluslararası ve ulusal yasal düzenlemelere bakıldığında gerek Türkiye Cumhuriyeti Anayasası gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkının “demokratik bir toplumda gerekli olma” kriteri gözetilmek şartıyla, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın ya da ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla sınırlanabileceğini düzenlemektedir. Bununla birlikte soyut bir kamu düzeni ve kamu güvenliği tehlikesine dayanarak toplantı ve gösteri yürüyüşü yasaklanmamalı, göstericilerin saldırgan ve tehdit edici herhangi bir davranış sergileyip sergilemedikleri tespit edilmelidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 10/1 maddesinde düzenlenen görev ve sorumluluklarda yüklenen bu özgürlüklerin kullanılmasıyla ilgili 10/2 maddede sınırlandırmalar getiren kriterler ilgili verdiği; -Gül ve diğerleri-Türkiye No:4870/2, 8/6/2010- “Kamu güvenliğin korunması, kamu düzenini sağlanması” -Belek ve Velioğlu-Türkiye No:44227/4, 6/10/2015- “Kamu güvenliğinin korunması, düzenin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi” -Erbakan-Türkiye No:59405/0, 6/6/2006- “Kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, ahlakın korunması ve özellikle de başkalarının haklarının korunması” -Jersild-Danimarka[BD], No:15890/89, 23/9/1994- “Başkalarının haklarının korunması” kararlarında sınırlandırmalarda belirtilen kriterlerin sınırlarının ne olduğu açıklanmıştır. Gerek Anayasa 34/2 gerekse AİHS madde 10/2 düzenlenen görev ve sorumluklarda yükleyen bu özgürlükleri kullanılması “yasayla öngörülen” sınırlamalara ve yaptırımlara tabi tutulabilir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, içtihatlarındaki “yasayla öngörülen” kavramından ne anlaşılmalıdır sorusuna Sunday Times- Birleşik Krallık no:6538/74, 26.04.1979 tarihli sayılı kararında cevap vermiştir. -Ulaşılabilir, -Öngörülebilir... olması gerekir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ...- Türkiye (TCK m. 301), No:27520/07, 25/10/2011, ... ve diğerleri - Türkiye (Internet), No:48226/10, 01.12.2015 tarihli kararlarında yasaların öngörülebilir ve ulaşılabilir olmadığı sonucuna ulaşarak ihlal kararları vermiştir. Yine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, sözleşmenin 10. maddesinde düzenlenen görev ve sorumluluklar yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması “demokratik bir toplumda (...) gerekli olan” sınırlamalara veya yaptırımlara tabi tutulabilir. Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ifade özgürlüğü ve toplantı ve gösteri hakkı ile ilgili olarak kararlarında uyguladığı kriterler birlikte değerlendirildiğinde kanun koyucumuz TMK 4. maddede sayılan adi suçların kurulmuş bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde terör amacıyla işlenen suç sayılacağını kabul edip; bu suçları katalog halinde tek tek saymıştır. 2911 sayılı toplantı ve gösteri yürüyüşü kanunun muhalefet suçlarını bu maddede saymamıştır. Bununla birlikte aynı Kanunda düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşleri sırasında kolluğa direnme çekim yapan kolluk görevlilerini engelleme(TCK 265), yürüyüş sırasında silah taşıma(6136 sayılı yasaya SM), mala zarar verme (TCK151, 152), izinsiz tehlikeli madde bulundurma (TCK 174) eylemlerinin “düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle” işlenmediğinde şüphe yoktur. Ancak, toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında bu eylemlerin gerçekleşmiş olması toplantı ve gösteri yürüyüşünü sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemi olduğunu gerçeğini de değiştirmeyecektir (Ceza Genel Kurulu 16.09.2014 tarih, 2014/9-147-376 sayılı kararı) Görüldüğü üzere 2911 sayılı Kanunun asıl olarak toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılmayı düzenleyen gerek 32/1 gerekse 33/1 maddelerinde toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılmanın yanında gerçekleştirilen diğer fiillerin başka suçları oluşturması halinde gerçek içtima kuralları uygulanarak cezalandırılması gerektiğinde sadece toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılma kapsamında kalan eylemelere ilişkin bölümün düşünce ve kanaat açıklama yöntemi olduğu kabul edilmelidir. (Ceza Genel Kurulu 11.07.2014 tarihli 2013/9-386-353, 16.09.2014 tarih 2014/9-96-375 sayılı kararı) Dolayısıyla kanun koyucu esas itibariyle Anayasamızda düzenlenen yine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde yer alan ve Anayasamızın 90/5 de güvence altına alınan ve kanunlarımızın üstünde olduğu kabul edilen düzenlemelere, ifade özgürlüğü ve toplanma ve gösteri özgürlüğüne aykırılık teşkil etmemesi için diğer özel yasaları saydığı halde toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanunu özellikle TMK 4. maddede saymamıştır. Dolayısıyla 3713 sayılı Yasanın 4. maddesinde sayılmayan bir suçu örgüt adına işlenmiş terör suçu olarak kabul etmek gerek kanunlarımızda gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve yine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarına aykırıdır. İkinci aykırılık unsuru ise toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılan ve bu hakkını kullandığını düşünen kişinin kanunda “ulaşılabilir ve öngörülebilir” şekilde düzenlenmeyen TCK'nın 220/6 ve 314/3 maddesi delaletiyle TCK'nın 314/2 maddesinde düzenlenen terör örgütü üyesi olarak cezalandırılması mümkün değildir. Şekilde olursa olsun, örgütün hayatta kalmasına veya güçlenmesine katkı sağlayacak biçimde örgüt adına suç işlemesini önlemek olduğu söylenebilir. Yine, bu hükmün düzenleniş amacının kamu barışını bozan suçlarla etkin mücadele etme gayesi olduğu da söylenebilir. Ancak kanun koyucu burada tercihini yaparak hangi suçların terör amacıyla işlenebilen suçlar olduğunu tek tek katalog halinde saymak suretiyle bunun dışındaki suç tiplerini bu kapsamda kabul etmemiştir. Zira kanun koyucu 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3. maddesinde, Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315, 320. maddeleriyle 310. maddenin 1. fıkrasında yazılan suçları doğrudan terör suçları olarak tanımlamıştır. Terör amacıyla işlenen suçları ise 4. maddede katalog halinde tek tek saymıştır. Kanuni sistematik göz önüne alındığında TCK'nın 314. maddesi, TCK'nın 220. maddesine göre daha özel bir düzenlemedir. TMK'nın 4. madde ise TCK'nın 314. maddesine göre daha özel düzenlemedir. Kanun koyucu TMK'nın 4. maddesinde katalog suç sistemini kabul ederek iradesini açıkça ortaya koymuştur. TCK'nın 2/3 maddesindeki düzenlemede olduğu gibi “kanunların suç ve ceza içeren hükümlerin uygulamasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz” hükmü de göz önüne alındığında TMK'nın 4. maddesinde sayılan suçlar dışındaki suçların terör amacıyla işlenen suç kategorisine sokulmadığı için bu suçların örgüt adına işlendiği kabul edilerek örgüt üyeliğinden ceza verilmesi mümkün değildir. Bunun dışında kanun koyucu 3713 sayılı Yasada yapılan değişiklerle ifade özgürlüğü ve toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının bu düzenleme kapsamında olmadığı belirtmiştir. 3713 sayılı Yasada değişiklik yapan 5532 sayılı Yasanın gerekçesi üzerinden kamuoyunda suçların kapsamının geniş olduğu eleştirileri üzerine tasarının değiştirilmiş olması ve yasanın genel gerekçesi dikkate alındığında terör suçlarında örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen failin örgütü üyesi olarak cezalandırılabilmesi için işlemiş olduğu suçun 3713 sayılı Yasanın 4. maddesinde sayılan suçlardan olması gerektiği, işlenen suçun örgütün amacı doğrusunda yaptığı çağrı sonucunda işlenmesi gerektiği, terör amacıyla işlenen suçlarda yasada tek tek sayıldığına göre bu sayılan suçların dışındaki suçların terör amacıyla veya terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenebileceğini kabulünün mümkün olmadığı bu nedenle de terör amacıyla veya terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenemeyecek bir suç işleyen failin terör örgütü üyesi gibi cezalandırılması mümkün değildir (Prof. Dr. Feridun Yenisey, Doç. Dr. Namık Kemal Topçu, Yrd. Doç. Dr. Önder Tozman, Yrd. Doç Dr. Kemal Şahin, Örgütlü suçlar ve terör suçları- Avrupa Konseyi Ortak Projesi, adı geçen eser s. 157, 158) "Madde 220/6'nın tatbiki için örgüt adına işlenen eylemler suç duyurusunda bulunması yetmez, dava açılıp cezalandırılmalıdır...Sanığın TCK 220/6 hükmünden sorumlu tutulabilmesi için eylemin örgüt adına işlendiğinin ispatı gerekir.", "Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen suç işleyen kişi ayrıca örgüte üye olmak suçunda cezalandırılabilmesi için işlediği Mahkeme kararıyla tespit edilen suç olmalıdır." (Prof. Dr. Feridun Yenisey, Doç. Dr. Namık Kemal Topçu, Yrd. Doç. Dr. Önder Tozman, Yrd. Doç Dr. Kemal Şahin, Örgütlü suçlar ve terör suçları- Avrupa Konseyi Ortak Projesi, adı geçen eser s. 157, 158) Kanun koyucu TMK'nın 4 maddesinde TCK'da düzenlenen bazı suçlar yanında 5 tane özel yasa sayılmasına rağmen 2911 sayılı toplantı ve gösteri yürüyüşleri Kanunu bu suçlar arasında sayılmamıştır. Kanun koyucu esas itibariyle Anayasamızda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde ve 2911 sayılı Yasada düzenlenen ifade özgürlüğü, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü kapsamındaki Uluslararası taahhütlerine aykırılık teşkil etmemesi düşüncesiyle ifade ve toplanma ve örgütlenme özgürlüğünü düzenleyen 2911 sayılı toplantı ve gösteri yürüyüşleri Kanunu katalog suçlar arasında sayılmamıştır. Dolayısıyla TMK'nın 4. maddesinde sayılmayan bir suçu örgüt adına işlenmiş terör suçu kabul ederek ayrıca örgüt üyeliğinden cezalandırılmasına karar verilmesi “suçta ve cezada kanunilik ilkesi”ne (kanunsuz suç ve ceza olmaz) aykırıdır. İkinci aykırılık unsuru ise toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılan ve bu hakkını kullandığını düşünen kişinin kanunda “ulaşılabilir ve öngörülebilir” şekilde düzenlenmeyen TCK'nın 220/6 ve 314/3 maddesi delaletiyle TCK'nın 314/2 maddesinde düzenlenen terör örgütü üyesi olarak cezalandırılması mümkün değildir. Sanığa isnat edilen toplantı ve gösteri yürüyüşünde ihtar ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar etme eyleminin ne şekilde gerçekleştiği tespit edilemediği eylemin sübuta ermediği, savunmanın aksine suçun işlendiğine dair yeterli ve inandırıcı delil bulunmadığından sanık ... ile ...’in bu suçlardan beraatleri yerine mahkumiyetlerine karar verilmesi, Örgüt adına suç işleme suçunun ise kaynak kabul edilen 2911 sayılı Yasanın 32/1 maddesine muhalefet suçunun unsurlarının oluşmaması ve bu suçun TMK 4. maddesinde terör amacıyla işlenen suçlar arasında sayılmaması toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılan bu hakkını kullandığını düşünen kişinin kanunda “ulaşılabilir ve öngörülebilir şekilde” düzenlenmeyen TCK’nın 220/6 ve 314/3 delaletiyle TCK’nın 314/2 maddesinde düzenlenen örgüt üyesi olarak cezalandırılması yönündeki mahkeme kararı ve Dairemizin kararı, Anayasa, AİHS, yasalarımız ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararlarına aykırıdır. Bu nedenle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
maddesi ile ilgili olarak her zaman karar alınmasının mümkün bulunduğu gözetilerek, TCK.nun 31, 33. maddelerinin uygulanmasına ilişkin ibarenin esas karardan çıkarılması suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün düzeltilerek onanmasına" karar vermiştir.
Ceza Genel Kurulu 2006/9-14 E., 2006/28 K. Ceza Genel Kurulu 2006/9-14 E., 2006/28 K. - CEZA KANUNUNUN ZAMAN BAKIMINDAN UYGULANMASI HÜKÜMLERİ - DEVLELTİN HAKİMİYETİ ALTINDAKİ TOPRAKLARDAN BELLİ BİR PARÇASINI DEVLET İDARESİNDEN AYIRMAYA YÖNELİK EYLEMLER İÇİNDE BULUNMA - HAK VE YETKİLERİN KÖTÜYE KULLANILMASI SURETİYLE İŞLENEN SUÇLAR - LEHE OLAN KANUNUN UYGULANMASINDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR - MÜEBBED OLARAK KAMU HİZMETLERİNDEN YASAKLILIK HALİNE KARAR VERİLMESİ- 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 407 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 53 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 7 ] - 5252 S. TÜRK CEZA KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ŞEKLİ ... [ Madde 9 ] - 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 125 ] - 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 20 ] - 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 31 ] - 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 33 ] - 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 53 ] - 765 S. TÜRK CEZA KANUNU (MÜLGA) [ Madde 59 ] "İçtihat Metni" Devletin hakimiyeti altındaki topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya matuf fiil işleme suçundan sanık F… …. Encu'nun 765 sayılı TCY'nın 5218 sayılı Yasa ile değişik 125. ve 5252 sayılı Yasanın 6. ve TCY'nın 59/1. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, TCY'nın 31. maddesi uyarınca müebbeden kamu hizmetlerinden yasaklanmasına, TCY'nın 33. maddesi gereğince hapis halinin sona ermesine kadar yasal kısıtlılık halinde bulundurulmasına ilişkin Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen ve re'sen de temyize tâbi bulunan 28.06.2005 gün ve 30-182 sayılı hükmün sanık ve müdafii ile C.savcısı tarafından temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9.Ceza Dairesi 10.11.2005 gün ve 6362-8600 sayı ile; "Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın mensubu bulunduğu silahlı çete niteliğindeki örgütün ülke topraklarından bir kısmını devlet hakimiyetinden ayırıp, bu bölgede bağımsız ayrı bir devlet kurmak şeklindeki amacına yönelik olarak vehamet arz eden olaya fiilen katıldığının sübutu kabul ve eylemin amaç suçun işlenmesi doğrultusundaki örgütsel bağlılık ile ülke genelindeki organik bütünlüğüne göre soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış olduğundan, incelenen dosya kapsamına göre Cumhuriyet Savcısının tüm, sanık müdafiinin sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak; 765 sayılı TCK.nun 31 ve 33. maddelerinin ağır hapis cezasının kanuni sonucu olarak uygulanabileceği sanık hakkında 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 6. maddesi uyarınca müebbet hapis cezasına hükmedilmiş olması karşısında, anılan Yasa maddelerinin uygulama olanağı olmadığı gibi 5252 sayılı Yasanın 9. maddesinin 3. fıkrası uyarınca lehe olan hüküm önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle belirleneceğinden suç ve cezaların tesbitine ilişkin 765 sayılı TCK. hükümleri uygulanarak hükmolunan sonuç ceza ile 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK.nun suç ve yaptırımlara ilişkin hükümleri karşılaştırılarak lehe yasanın tesbiti ve daha sonra da tedbir, erteleme ve hapis cezasının yasal sonucu olarak belirli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hükümleri düzenleyen 647 sayılı Yasa ile 765 sayılı Yasanın konuya ilişkin hükümleri ile 5237 sayılı Yasanın infaza ilişkin 50-60. maddeleri karşılaştırılmak suretiyle, bu konudaki lehe hükmün belirlenmesi gerekmekte olup bu durumda da sanık hakkında tayin olunan hürriyeti bağlayıcı cezanın kanuni sonucu olarak 5237 sayılı TCK.nun 53.maddesinin uygulanmasında zorunluluk bulunması, Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafiinin temyiz dilekçeleri ile duruşmalı inceleme sırasında ileri sürdüğü temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden re'sen temyize tabi olan hükmün bozulmasına, Ancak; bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden CMUK.nun 322. maddesi uyarınca 5237 sayılı Yasanın 53. maddesi ile ilgili olarak her zaman karar alınmasının mümkün bulunduğu gözetilerek, TCK.nun 31, 33. maddelerinin uygulanmasına ilişkin ibarenin esas karardan çıkarılması suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün düzeltilerek onanmasına" karar vermiştir. Yargıtay C.Başsavcılığı ise 05.01.2006 gün ve 149221 sayı ile; "765 sayılı TCK'nun 31. maddesinde ceza mahkûmiyetinin sonucu olarak düzenlenen kamu hizmetlerinden yasaklanma cezası, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nun sistematiğinde, Yaptırımlar başlıklı Üçüncü kısmın Güvenlik tedbirleri başlıklı ikinci bölümünde, Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma başlıklı 53. madde içerisinde, mahkûm olunan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar uygulanmak üzere ve eski yasanın 20, 25, 31, 33, 34, ve 35. maddelerini kapsayacak biçimde tek madde halinde düzenlenmiştir. Ceza Mahkûmiyetinin sonucu olarak hak yoksunluğuna ilişkin 765 ve 5237 sayılı TCK'larında yer alan düzenlemeler arasında, infazın şekli ile kısıtlanan hak çeşitleri dışında fark bulunmamaktadır. 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9/3. maddesinde yer alan, "lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir", şeklindeki hüküm ile Yüksek Yargıtay'ın 765 sayılı TCK'nun 2/2. maddesine ilişkin olarak süre gelen uygulamalarına göre; suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan yasa ile sonradan yürürlüğe giren yasa arasında lehte olan yasayı tayin hususunda, önceki ve sonraki kanunun ayrı ayrı ve her birinin lehte ve aleyhteki hükümleri ile kül halinde ele alınarak, ceza ehliyetine, suç unsurlarına, kanuni lütuflara, takip şartlarına, cezaya etkili nedenlere, cezai sonuçlara ait hükümlere de bakılmak suretiyle her iki kanuna göre ayrı ayrı somut olarak cezanın tayini ile sanık lehine olan kanunun belirlenmesi ve sanık lehine sonuç doğuran kanunun bütün halinde uygulanması gerekmektedir. Lehte kanunun belirlenmesi sırasında önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümlerinin, olaya uygulanması suretiyle yapılacak değerlendirme sonunda, varılan sonuçlardan ceza türü ve miktarına göre daha hafif olanın yer aldığı kanun, lehe olarak kabul edilmeli, buna göre; kıyaslamada hapis cezalarının süresi bakımından az olan, bunlarda eşitlik halinde, hapis cezası yanında para cezası öngörülmeyenin, para cezalarında da eşitlik bulunması halinde, fer'i cezalardan hafif olanın yer aldığı kanunun lehe olarak kabul edilmesi gerektiği, bu sıralama içinde hapis cezası hafif ise diğer kıyaslamaların yapılmasına ihtiyaç olmayıp, daha az hapis cezası öngören kanunun ilgili maddelerinin bütün halinde uygulanması suretiyle hüküm kurulmasının gerekeceği, daha açıkçası, hapis cezasının süresi bakımından hafif olması halinde, diğer cezalara bakılmadan bu kanunun lehe kabulü ile bütün halinde uygulanması yoluna gidilmelidir. Asıl ceza miktarı ve türü dışında öngörülen fer'i ceza veya hak yoksunlukları bakımından ayrıca bir değerlendirme yapılması, önceki yasa ile sonraki yasanın bütün halinde uygulanması ilkesine aykırı biçimde, her iki kanunun lehte olan hükümleri alınarak karma, üçüncü bir kanunun ortaya çıkmasına yol açacak ve kanun koyucunun amacının dışına çıkılmış olacaktır. Yine, 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun "ağır hapis" cezalarının "hapis" cezasına dönüştürüldüğüne ilişkin 6/1. maddesi uyarınca, 765 sayılı TCK'nun 31. maddesinde yazılı ağır hapis cezaları da hapis cezasına dönüştürülmüş bulunmaktadır, ayrıca anılan maddede, ağır hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak yer alan düzenlemenin 765 sayılı TCK'nun 50. maddesinde de, hapis cezasının sonucu olarak, geçici olarak kamu hizmetlerinden yasaklanma cezası şeklinde, yer aldığı gözetildiğinde, 765 sayılı TCK'nun diğer maddeler gibi 31. maddesinin de uygulanma imkanı bulunduğu görülmektedir. Buna göre, dava konusu olaya ilişkin olarak, Yerel Mahkeme tarafından suç tarihine göre lehte olan kanunu tayin bakımından yapılan değerlendirme sonunda, 765 sayılı TCK'nun hükümlü lehine olduğu sonucuna varılarak, bu kanunun ilgili maddelerinin bütün halinde uygulanması suretiyle kurulan önceki hükümde değişiklik yapılmasına yer olmadığına ilişkin ek kararda, 5252 sayılı Kanunun 9/3. maddesine ve Yüksek Yargıtay'ın süre gelen uygulamalarına aykırı bir husus bulunmamaktadır. Nitekim, Yüksek Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 13.10.2005 gün ve 2005/15077 E-21208 K. Sayılı, "5237 sayılı Yasanın sanıklar lehine bulunduğu ifade edilerek aynı yasanın 53. maddesine göre, hak yoksunluğu tayini suretiyle uygulama yapılarak hükmün karıştırılması "gerekçesiyle hükmün bozulmasına ilişkin ilamı ile Yüksek Yargıtay 1. Ceza Dairesinin, "765 sayılı TCK hükümleri lehe kabul edilmesine rağmen 5237 sayılı Kanunun 53. maddesiyle ayrıca uygulama yapılmak suretiyle yasaların karma olarak uygulanması" yönündeki içtihatları da bu konudaki itirazımızı destekler mahiyette bulunmuştur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun, "Bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkum olan her ergin kısıtlanır" şeklindeki 407 ve kısıtlılığın hapis halinin sona ermesi ile kendiliğinden ortadan kalkacağına ilişkin 471. maddesi hükümleri uyarınca, bir yıl veya daha uzun süreli mahkumiyetin kanuni sonucu olan kısıtlılığın, 04.12.1929 gün ve 33-18 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği üzere, ceza hükümlülüğünün sonucu olduğu, ilamda ayrıca açıklanmasına ve hükmedilmesine gerek olmadığından, 765 sayılı TCK'nun 33. maddesinin anılan kanun hükümleri doğrultusunda, hükmün infazı sırasında nazara alınabileceği kabul edilmiştir. 5252 sayılı Kanun hükümleri ile Yüksek Yargıtay'ın uygulamaları karşısında, Yüksek Dairenin, 765 sayılı TCK'nun 31. maddesinin uygulama imkanı kalmadığı ve lehe kanunun tespitinde, önceki ve sonraki kanunların suç ve cezaların tespitine ilişkin hükümleri karşılaştırılarak lehe kanunun tespitinden sonra cezaların yasal sonuçlarını düzenleyen hükümler ile infaza ilişkin hükümlerinin karşılaştırılması suretiyle lehe kanun tespitinin iki aşamalı olarak yapılması gerektiğine ilişkin, düzeltilerek onama kararındaki gerekçelere katılmak mümkün görülmemiştir. Kabule göre ise; düzeltilerek onama kararı verilmesi halinde, düzeltilen hükmü Yargıtay Dairesinin vermesi gerektiği halde, Yüksek Daire tarafından "5237 sayılı Yasanın 53. maddesi ile ilgili olarak her zaman karar alınmasının mümkün bulunduğu gözetilerek, TCK'nun 31. ve 33. maddelerinin uygulanmasına ilişkin ibarenin esas karardan çıkarılması suretiyle… …" şeklinde, sadece TCK'nun 31. ve 33. maddelerinin hükümden çıkarılması ile sınırlı olarak hüküm kurulması CMUK'nun 322. maddesine aykırı görülmüştür" görüşü ile itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Dairenin hükmün düzeltilerek onanmasına ilişkin kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü. TÜRK MİLLETİ ADINA İncelenen olayda; Sanığın C… …. kırsalında yasa dışı PKK terör örgütü mensupları ile bağlantıya geçip sık sık kırsala giderek görüştüğü, örgütün bölge sorumlusu F… …. Kod'un sanığa D… …. Kod adını verdiği, sonraki tarihlerde bildirilen telefon numaralarını arayarak temas kurdukları gibi zaman zaman da kırsalda görüşme gerçekleştirdikleri, buluşmalardan birinde örgütün bölge sorumlusunun, C… …. ilçesinde eylem yapılabilecek nitelikteki kamu binalarının görüntülerini cep telefonunun kamerasıyla saptamasını söylediği, sanığın da bu doğrultuda çalışma gerçekleştirip öncelikle Polis Merkezi, Trafik Denetleme Büro Amirliği ve Adliye Lojmanları gibi kamu binalarının görüntülerini kaydettiği, bilahare örgüt sorumlusunun üç el bombası teslim edip bunları 15.01.2005 tarihinde ilçedeki polis karakoluna atması yolunda talimat vermesi üzerine, sanığın da aynı gün 17.30 sıralarında el bombalarından birinin pimini çekip Trafik Denetleme Büro Amirliğinden çıkmakta olan iki polis memurunun üzerine attığı, patlama sonucu polis memurlarından M… …… Pehlivanlılar'ın yaralandığı, Emniyet Müdürlüğüne ait resmi araç ile park halindeki bir kısım sivil araçların da hasar gördüğü, olaydan sonra örgütün bölge sorumlusunu telefonla arayan sanığın eylemi gerçekleştirdiğini söyleyip iki kişinin öldüğü yolundaki duyumlarını aktardığı, F-1 Model Rus yapımı parça tesirli diğer iki el bombası ile bir adet tabancanın olaydan sonra sanığın evinde usulüne uygun biçimde gerçekleştirilen aramada ele geçirildiği, sanığın samimi ikrarı, tanık anlatımları, tutanaklar, ekspertiz ve bilirkişi raporları ile dosyadaki diğer kanıtlardan anlaşılmaktadır. Yerel Mahkeme dosyadaki kanıtlarla uyumlu bulunan bu oluş doğrultusunda sanığın eyleminin Devletin hakimiyeti altındaki topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya yönelik fiil işleme suçunu oluşturduğunu kabul ederek, F… …. Encu'nun eylemlerine suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Yasası ile suçtan sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasalarını ayrı ayrı uygulayarak sonuçları karşılaştırıp önceki Yasanın daha lehe olduğunu kabul ve bu Yasayı bir bütün halinde uygulamak suretiyle, sanığın 765 sayılı TCY'nın 5218 sayılı Yasa ile değişik 125, 5252 sayılı Yasanın 6. ve TCY'nın 59/1. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, 765 sayılı TCY'nın 31. maddesi uyarınca müebbeden kamu hizmetlerinden yasaklanmasına, aynı Yasanın 33. maddesi gereğince hapis halinin sona ermesine kadar yasal kısıtlılık halinde bulundurulmasına karar vermiştir. Hükmün temyizi üzerine Özel Daire, öncelikle 765 ve 5237 sayılı Yasaların suç ve yaptırımlara ilişkin hükümleri karşılaştırılıp lehe yasanın tespiti, daha sonra da 647 sayılı Yasa ve 765 sayılı Yasanın tedbir, erteleme ve hapis cezasının yasal sonucu olarak belirli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hükümleri ile 5237 sayılı Yasanın infaza ilişkin 50-60. maddeleri karşılaştırılmak suretiyle, bu konudaki lehe hükmün belirlenmesi ve hükümlü hakkında tayin olunan hürriyeti bağlayıcı cezanın yasal sonucu olarak 5237 sayılı TCY'nın 53. maddesinin uygulanmasında zorunluluk bulunduğuna işaretle hükmü bozmuş, "765 sayılı TCY'nın 31 ve 33. maddelerinin uygulanmasına" yönelik ibareleri hükümden çıkarmak ve 5237 sayılı TCY'nın 53. maddesi ile ilgili olarak her zaman karar alınmasının mümkün olduğu saptamasına da yer vermek suretiyle Yerel Mahkeme hükmünü düzelterek onamıştır. Yargıtay C.Başsavcılığı ise, daha lehe sonuç verdiği anlaşılan 765 sayılı Türk Ceza Yasası ile ceza tayin edildiğine göre sanık hakkında bu Yasanın 31 ve 33. maddelerinin de uygulanması gerektiğini, anılan maddeler yerine 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 53. maddesinin uygulanamayacağını belirterek itiraz yasa yoluna başvurmuştur. Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, suçtan önceki ve sonraki yasaların hangisinin sanık lehine sonuç doğurduğunun belirlenebilmesi için yapılan karşılaştırma sonucunda 765 sayılı Yasanın daha lehe olduğu saptanıp bu Yasa ile uygulama yapıldığında, sanık hakkında 765 sayılı TCY'nın 31 ve 33. maddelerinin mi yoksa 5237 sayılı Yasanın 53. maddesinin mi uygulanacağı noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlıkla ilgili olarak doğru bir sonuca ulaşabilmek için, 765 ve 5237 sayılı Yasalardaki yaptırım sistemi, bu sistemin dayandığı esaslar ve lehe yasa uygulamasında dikkate alınacak hususların değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır. 5252 sayılı Türk Ceza Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasanın, 12. maddesi ile 1 Haziran 2005 tarihinde tüm ek ve değişiklikleri ile birlikte yürürlükten kaldırılan 765 sayılı Türk Ceza Yasasının 11. maddesinde cezalar, cürümlere ve kabahatlere mahsus olmak üzere düzenlenmiş olup, cürümlere mahsus cezalar; "ağır hapis, hapis, ağır para cezası ve kamu hizmetlerinden mahrumiyet", kabahatlere mahsus cezalar ise; "hafif hapis, hafif para cezası ve belirli bir meslek sanatın tatili" şeklinde sıralanmış, ayrıca 647 sayılı Yasanın 1. maddesinde de cezalar, infaz yönünden üçlü ayrıma tabi tutulmuştur. Öğretide de, cezalar "aslî, fer'î ve mütemmim" olmak üzere ayırtılıp adlandırılmış, aslî cezanın, yasa koyucunun o suça mahsus ve doğrudan doğruya suçun karşılığı olmak üzere koyduğu yaptırım olduğu konusunda genel bir uzlaşı sağlanmış ancak, fer'î ve mütemmim cezalar konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bir kısım yazarca, fer'î cezanın herhangi bir hükme ve hâkim kararına gerek olmaksızın asli cezaya eklenen ceza olduğu, mütemmim cezaların ise, hâkimin hükmünde ayrıca gösterilmesinin zorunlu bulunduğu, diğer bir kısım yazarca ise; yukarıdaki tanımların tam aksine olarak, asıl cezaya eklenen ve infazı hükmedilmesine bağlı olan cezanın fer'î, hükme gerek kalmaksızın, mahkûmiyetin yasal sonucu olarak, kendiliğinden mahkûmiyete eklenen cezaların ise mütemmim cezalar olduğu belirtilmiştir. Yargısal kararlarda da, memuriyetten yoksunluk, kamu hizmetlerinden yasaklılık, belirli bir meslek ve sanatın tatili veya yasal kısıtlılığı gerektiren diğer hallerde, başka bir anlatımla 765 sayılı Yasanın 20, 25, 31, 33, 34 ve 35. maddelerinin uygulanma koşullarını gösteren kararlarda, kavram birliği bulunmamakla birlikte ek ceza, mütemmim ceza ve fer'i ceza terimlerine yer verilmiştir. 765 sayılı Yasanın 11 ve 25. maddelerinde düzenlenmiş bulunan ve kabahatlere özgü bir ceza olan "Muayyen bir meslek ve sanatın tatili", kesinleşen cezanın siyasi bir hizmete seçilmeye veya memuriyete engel olduğu taktirde, seçilmişliğin veya memuriyetin ortadan kalkacağına ilişkin 34. madde hükmü ile, yine resmi sıfat yada yapılması için dairesinden ruhsatname veya şehadetname verilmesine bağlı olan meslek ve sanatın kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlarda kamu hizmetlerinden yasaklanma koşullarını düzenleyen 35.madde hükmünün uygulanma koşullarının belirlenmesinin uyuşmazlığın çözümüne herhangi bir katkısı bulunmayacağından, konuyla ilgili olarak 765 sayılı Yasanın 20, 31 ve 33. maddelerinin uygulanma koşulları ile sonuçlarının irdelenmesinde yarar bulunmaktadır. 765 sayılı TCY'nın 20. maddesinde, geçici ve sürekli kamu hizmetlerinden yasaklılık cezasının kapsamı 6 bent halinde gösterilip, geçici yasaklılığın süresinin 3 aydan 3 yıla kadar olduğu belirtilmiştir. 3679 sayılı Yasa ile 765 sayılı Yasanın 20. maddesinde yapılan değişikliğin aynı Yasanın 31. maddesindeki "üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezasına mahkûmiyet" halinde ceza süresi kadar kamu hizmetlerinden mahrumiyet cezasının süresini değiştirip değiştirmediği hususu 30.06.1995 gün ve 1/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına konu olmuş, anılan İçtihadı Birleştirme Kararında; "Özgürlüğe ve mal varlığına yönelik olmayan ancak medeni ehliyeti kaldıran nitelikte yani kişinin vatandaşlık haklarının bir kısmını kullanabilmesini veya bu haklara sahip olmasını etkileyen bir ceza olan kamu hizmetlerinden yasaklılık TCY'nın 11. maddesinde "cürümlere mahsus ceza" olarak öngörülmüştür. Kamu hizmetlerinden yasaklılık cezası, özgürlüğü bağlayıcı ceza ile birlikte hükmolunan "tamamlayıcı ceza" (md. 20) yada ceza hükümlülüğünün sonucu olan "ek-fer'i ceza" (md.31) niteliğindedir. Bu ceza süreli (geçici) veya sürekli (ömür boyu) olsa da aynı tür cezadır. Yani Ceza Yasasının 20. ve 31. maddelerinde yer alan kamu hizmetlerinden yasaklılık cezası tek ve aynı kavramdır. ....Ceza Yasasının 20. maddesinde yapılan değişiklik sonucu 31. maddede yer alan yasaklama cezasının üst sınırı da üç seneye indirilmiş olup, bu cezanın da mahkeme kararlarında mutlaka gösterilmesi gerekir." şeklinde açıklamalara yer verilmiştir. Beş yıldan fazla ağır hapis cezasına mahkumiyet halinde, 4721 sayılı Türk Medeni Yasasının 471. maddesi hükmü de dikkate alınmak suretiyle, "hapis hali sona erinceye kadar yasal kısıtlılığı gerektiren 765 sayılı TCY'nın 33/1. maddesinin uygulanma koşullarını gösteren 4.12.1929 gün ve 33-18 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, yasal kısıtlılığın hükümlülüğün doğal sonucu olması nedeniyle, hükümde ayrıca açıklanmasına ve gösterilmesine gerek bulunmadığı belirtilmiştir. Bu açıklamalar ışığında 765 sayılı Yasanın 20, 31 ve 33. maddelerinin uygulanma koşullarını şu şekilde özetlemek mümkündür; Anılan Yasanın 20. maddesinde yer alan ve cürümlere mahsus tamamlayıcı bir ceza niteliğindeki kamu hizmetlerinden yasaklılık cezasının, hangi hallerde uygulanacağı maddede 6 bent halinde sınırlı bir şekilde sayılmış ve aynı madde uyarınca bu cezanın sürekli ya da yasada belirtildiği hallerde 3 aydan 3 yıla kadar olmak üzere süreli olması hükme bağlanmıştır. TCY'nın 31. maddesinde düzenlenen, 30.6.1995 gün ve 1/1 sayılı İçtihadı Birleştirme kararında da fer'i ceza olduğu vurgulanan, kamu hizmetlerinden yasaklanma cezası, 5 yıldan fazla ağır hapis cezasına mahkûmiyet halinde, bu mahkûmiyetin doğal sonucu olarak sürekli, 3 yıldan 5 yıla kadar ağır hapse mahkûmiyet halinde ise, ceza süresince, ancak üç yılı geçmemek üzere kamu hizmetlerinden yoksunluğu gerektirmektedir. 765 sayılı TCY'nın 33. maddesi uyarınca 5 seneden fazla ağır hapse mahkûmiyet halinde hükümlü, mahkumiyetin doğal sonucu olarak "hapis hali sona erinceye kadar yasal kısıtlılık altında bulundurulacağından, bu kısıtlılığın hükümde ayrıca açıklanmasına ve gösterilmesine de gerek bulunmamaktadır. 765 sayılı TCY'sındaki 20, 31 ve 33. maddelerinin uygulanması koşulları bu şekilde belirtildikten sonra, 5237 sayılı TCY'nın yaptırım sisteminin değerlendirilmesi gerekmektedir. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Yasada "cürüm-kabahat", "asli-fer'i" ceza ayrımı kaldırılarak, yaptırım olarak cezalar ve güvenlik tedbirlerine yer verilmiştir. 5237 sayılı TCY'nın "Birinci Kitap", "Üçüncü Kısım", "Birinci Bölüm", 45 ilâ 60. maddelerinde; suç karşılığı olarak uygulanabilecek yaptırımlar, ceza ve güvenlik tedbirleri olarak belirlenmiş, bir kısım kabahatlerin ceza yasasından çıkarılması, bir kısım kabahatlerin de suç olarak düzenlenmesi nedeniyle, ağır ve hafif hapis ile ağır ve hafif para cezası ayrımı kaldırılarak, ceza olarak sadece hapis ve adli para cezası öngörülmüş, hapis cezası da süresi ve infaz koşulları dikkate alınmak suretiyle, ağırlaştırılmış müebbet, müebbet ve süreli hapis cezası şeklinde üçlü bir ayrıma tabi tutulmuş, ayrıca süreli hapis cezası da kısa ve uzun süreli olmak üzere ikili bir ayrıma tabi tutularak kısa süreli hapis cezası yerine uygulanabilecek seçenek yaptırımlara yer verilmiştir. 5237 sayılı TCY'nın 2. maddesinde güvenlik tedbirleri yönünden de yasallık ilkesinin geçerli olduğu vurgulandıktan sonra, "Birinci Kitap", "Üçüncü Kısım", "İkinci Bölüm" de, "Güvenlik Tedbirleri" düzenlenmiş, Yasanın 53. maddede "Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma", 54. maddede "Eşya müsaderesi", 55. maddede "Kazanç müsaderesi", 56. maddede "Çocuklara özgü güvenlik tedbirleri," 57. maddede "Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri," 59. maddede "Sınır dışı edilme" ve 60. maddede "Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri" ile ilgili düzenlemelere yer verilmiştir. Kuşkusuz güvenlik tedbirleri anılan maddelerde sayılanlarla da sınırlı olmayıp, özel yasalarda da, yasallık ilkesine uyulmak koşuluyla farklı güvenlik tedbirlerine yer verilmesi olanaklıdır. 5237 sayılı Yasanın 53. maddesinde; "(1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak; a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tâbi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten, b) Seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasî hakları kullanmaktan, c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan, d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasî parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan, e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tâbi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten, Yoksun bırakılır. (2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz. (3) Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen hükümlü hakkında birinci fıkranın (e) bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar verilebilir. (4) Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz. (5) Birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde, ayrıca, cezanın infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Bu hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla sadece adlî para cezasına mahkûmiyet hâlinde, hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Hükmün kesinleşmesiyle icraya konan yasaklama ile ilgili süre, adlî para cezasının tamamen infazından itibaren işlemeye başlar. (6) Belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet hâlinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilir. Yasaklama ve geri alma hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre, cezanın tümüyle infazından itibaren işlemeye başlar." şeklindeki hüküm ile, 765 sayılı Yasanın 20, 25, 31, 33, 34 ve 35. maddelerinde yer alan hak mahrumiyetleri ve kısıtlılıklar tek bir madde altında toplanmıştır. Anılan madde ile getirilen sistem ve uygulama koşulları madde gerekçesinde; "İşlediği suç dolayısıyla toplumda kişiye karşı duyulan güven sarsılmaktadır. Bu nedenle, suçlu kişi özellikle güven ilişkisinin varlığını gerekli kılan belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmaktadır. Madde metninde, işlediği suç dolayısıyla kişinin hangi hakları kullanmaktan yoksun bırakılacağı belirlenmiştir. Ancak, bu hak yoksunluğu süresiz değildir. Cezalandırılmakla güdülen asıl amaç, işlediği suçtan dolayı kişinin etkin pişmanlık duymasını sağlayıp tekrar topluma kazandırılması olduğuna göre, suça bağlı hak yoksunluklarının da belli bir süreyle sınırlandırılması gerekmiştir. Bu nedenle, madde metninde söz konusu hak yoksunluklarının mahkûm olunan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar devam etmesi öngörülmüştür. Böylece, kişi mahkûm olduğu cezanın infazının gereklerine uygun davranarak bunun tamamlanmasıyla kendisinin tekrar güven duyulan bir kişi olduğu konusunda topluma da bir mesaj vermektedir. Bu bakımdan hak yoksunluklarının en geç cezanın infazının tamamlanması aşamasına kadar devam etmesi, suç ve ceza politikasıyla güdülen amaçlara daha uygun düşmektedir. Bu sistemde süresiz bir hak yoksunluğu söz konusu olmadığı için, yasaklanmış hakların geri verilmesinden artık söz edilemeyecektir. Maddenin üçüncü fıkrasında mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkilerini kullanabileceği belirtilmiştir. Ayrıca, dördüncü fıkrada, kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında mahkûm oldukları cezaya bağlı herhangi bir hak yoksunluğunun doğmadığı hüküm altına alınmıştır. Maddenin beşinci fıkrasında, belli bir hak ve yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen kasıtlı suçlar dolayısıyla mahkûmiyet hâlinde, mahkûm olunan cezanın infazından sonra da etkili olmak üzere bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına ayrıca hükmedilmesi öngörülmüştür. Bu durumda mahkemenin belli bir hak ve yetkiyle ilgili olarak vereceği yasaklama kararı bir güvenlik tedbiri niteliği taşımaktadır. Altıncı fıkrada, belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet hâlinde, yine güvenlik tedbiri olarak, belli bir süre için bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebileceği öngörülmüştür." şeklinde açıklanmıştır. Görüldüğü gibi 765 sayılı Yasanın 20, 25, 31,33, 34 ve 35. maddelerinde düzenlenen hak mahrumiyetleri "Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma" başlığı altında yeni sistemde güvenlik tedbiri olarak düzenlenmiş olup, esasen güvenlik tedbiri olarak adlandırılan ve mahkûmiyetin yasal sonucu olan bu hak mahrumiyetleri, bu niteliğiyle ek-fer'i ceza niteliğini taşımaktadır. Maddenin 1. fıkrasında beş bent halinde düzenlenen bu yoksunluklar, mahkûmiyetin doğal sonucu olduğundan, kararda gösterilmemiş olsa bile hükümlü açısından kazanılmış hakka konu olamazlar, 1. fıkrada belirtilen hak yoksunlukları esasen 765 sayılı TCY'nın 20. maddesinde düzenlenen hak yoksunlukları ile paralellik arz etmekte ise de, 5237 sayılı TCY'sında hak yoksunlukları kural olarak hapis cezasının infazı ile sınırlandırılmış, infaz tamamlanmakla, herhangi bir yargı kararına gerek olmaksızın, bu hak yoksunluklarının kendiliğinden ortadan kalkacağı öngörülmüş, bu nedenle yeni sistemde memnu hakların iadesi müessesesine yer verilmemiştir. Kural hak yoksunluklarının infazın tamamlanmasıyla sona ermesi ise de, aynı maddenin 5. fıkrasındaki düzenleme uyarınca, 1. fıkrada sayılan hak ve yetkilerin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlarda, infazın sona ermesinden sonra da, kararda ayrıca hükmedilmesi koşuluyla, hak yoksunluğunun bir süre daha devam etmesi sağlanmıştır. Yine maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkûm oldu

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Hukuku Genel Hükümler

Sağır ve dilsizlerde tam ceza ehliyeti (kusur yeteneği) hangi yaşın doldurulmasıyla başlar?

A) 15
B) 18
C) 21
D) 24
E) 12

Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol