5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 36

Türk Ceza Kanunu 36. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 36- (1) Fail, suçun icra hareketlerinden gönüllü vazgeçer veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini önlerse, teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz; fakat tamam olan kısım esasen bir suç oluşturduğu takdirde, sadece o suça ait ceza ile cezalandırılır. DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Suça İştirak Faillik

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

70 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2022/406 E., 2024/113 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
Bu koşullarda failin suçun icra hareketlerini sonuna kadar götürme imkân ve iktidarını yitirmesi sebebiyle fiile iradesi ile kendiliğinden değil, dış etkenlerle son vermek zorunda kaldığı anlaşıldığından TCK'nın 36. maddesinde düzenlenmiş olan gönüllü vazgeçmenin yasal koşullarının gerçekleşmediği açıkça ortadadır.
Ceza Genel Kurulu         2022/406 E.  ,  2024/113 K. "İçtihat Metni" İTİRAZ İtirazname No : 2014/353880 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 181-136 I. HUKUKÎ SÜREÇ Teşebbüs aşamasında kalan nitelikli cinsel saldırı suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/2, 35/1-2, 62/1 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Bilecik Ağır Ceza Mahkemesince verilen 16.07.2014 tarihli ve 181-136 sayılı hükmün, sanık müdafii ve katılan tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 30.11.2021 tarih ve 1726-9426 sayı ile; "... sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak; Katılanın aşamalardaki anlatımları, savunma, tanık beyanı ile tüm dosya içeriği nazara alındığında, olay günü kızının evinden ayrıldıktan sonra alt katta oturan katılanın kapısını çalan sanığın, çay içmek istediğini söylediği katılanın peşinden mutfağa gidip, cinsel ilişkiye girmek istediğini söyleyerek götürdüğü yatak odasında bacaklarına dokunarak alt kıyafetini indirmeye çalıştığı sırada katılanın direnerek bağırması üzerine kendiliğinden bıraktığı ve mevcut haliyle sübuta eren eyleminin cinsel saldırı suçunu oluşturduğu gözetilerek hüküm kurulması gerekirken suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüsten mahkumiyet kararı verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 03.02.2022 tarih ve 353880 sayı ile; "...Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanlığı ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında ortaya çıkan görüş ayrılığı ve itiraza konu uyuşmazlık, sanık hakkında TCK'nın 102/2 ve 35. maddeleri kapsamında nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs suçunun uygulama koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkindir... Somut olayın kabulüne ilişkin değerlendirmeler açısından gerek Bilecik Ağır Ceza Mahkemesinin kararında gerekse Yargıtay 9. Ceza Dairesinin kararında dosya kapsamındaki diğer delillerle uyumlu bulunan mağdurenin beyanının hükme esas alındığı anlaşıldığından mağdurenin beyanının bölünerek bir kısmının kabul edilmemesini gerektiren herhangi bir delil bulunmamaktadır. Bu nedenle, 'sanığın mağdurenin şalvarını dizine kadar indirdiğine' ilişkin katılanın beyanının diğer delillerle tamamen örtüştüğü gözden uzak tutulmamalıdır. Olayda nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs suçunun koşullarının yanı sıra Yargıtay 9. Ceza Dairesinin kararındaki 'sanığın katılanı kendiliğinden bıraktığına' ilişkin görüş açısından gönüllü vazgeçmenin yasal koşullarının da değerlendirilmesi gerekmektedir...Somut olayın değerlendirilmesinde, sanığın dünürü olan katılanın evine girdikten sonra cinsel ilişkiye girmek istediğini söyleyerek kolundan tutarak sürükleyip zorla yatak odasına götürdüğü, şalvarını dizine kadar indirdiği böylece nitelikli cinsel saldırıya suçuna teşebbüsün subjektif unsuru olan suçun tamamlanmasına yönelik kastın, gerek failin niyetini açıkça ifade etmesiyle (subjektif unsurun) gerekse işlenmek istenen suç tipiyle büyük bir yakınlık ve bağlantı içindeki icra hareketlerinin yapılmasıyla (objektif unsurun) gerçekleştiği açıkça anlaşılmaktadır. Ayrıca failin elverişli hareketlerle suçun icrasına başlamış olmasına rağmen nitelikli cinsel saldırı suçunun tamamlanamadığı konusunda da kuşku bulunmamaktadır....Dava konusu olayda 56 yaşındaki failin 74 yaşında olan mağdureyi sürükleyerek yatak odasına götürdüğü, şalvarını dizine indirdiği ve nitelikli cinsel saldırı suçunun icra hareketlerini sürüdürmeye çalıştığı sırada katılanın bağırarak yardım istediğini duyan tanık ...'nin alt kata inip kapı açılana kadar ısrarla kapıyı ve zili çalması üzerine failin kapıyı açarak katılanın evinden çıktığı anlaşılmaktadır. Bu koşullarda failin suçun icra hareketlerini sonuna kadar götürme imkân ve iktidarını yitirmesi sebebiyle fiile iradesi ile kendiliğinden değil, dış etkenlerle son vermek zorunda kaldığı anlaşıldığından TCK'nın 36. maddesinde düzenlenmiş olan gönüllü vazgeçmenin yasal koşullarının gerçekleşmediği açıkça ortadadır. Sonuç olarak, nitelikli cinsel saldırı suçunun tamamlanamaması failin elinde olmayan nedenlerden kaynakladığı için sanığın nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs suçundan cezalandırılmasına ilişkin ilk derece mahkemesinin hükmünün yerinde olduğu anlaşılmaktadır." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 18.05.2022 tarih ve 2687-4642 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU İtirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında teşebbüs aşamasında kalan nitelikli cinsel saldırı suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında TCK’nın 36. maddesinde düzenlenen gönüllü vazgeçme şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin ve buna bağlı olarak sanığın katılan mağdureye yönelik eyleminin basit cinsel saldırı suçunu mu yoksa teşebbüs aşamasında kalan nitelikli cinsel saldırı suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Katılan ...’in suç tarihinde yetmiş dört, sanık ...’in ise elli altı yaşında oldukları, katılanın oğlu tanık...ile sanığın kızı tanık ...’nin evli oldukları, Katılan hakkında düzenlenen 17.08.2013 tarihli adli muayene raporunun; "yüzde burun sol kanadında eritem, sırtta gövdede sol skapula alt ucuna yakın bölgede 0,5x4 cm’lik eritem, sırtta gövdede sağ skapula üstünde 2x3 cm’lik abrazyon mevcut" şeklinde olduğu, Polis tarafından düzenlenen 17.08.2013 tarihli tutanağa göre; meydana gelen cinsel saldırı olayı ile ilgili olarak yapılan görgü ve tespitte, ikametin mutfağında fazla dağınıklık bulunmadığı, holde ve yatak odasında az da olsa dağınıklığın olduğu, Anlaşılmaktadır. Tanık ... kollukta, olay günü babası olan sanığın hayvanlara yedirmek için karpuz getirdiğini, kahvaltı yaptıktan sonra evden ayrıldığını, on on beş dakika sonra kayınvalidesi olan katılanın bağırma seslerini duyması üzerine aşağıya inip katılanın evinin kapısını birkaç kez çaldığını, açan olmadığını, ancak bağırma seslerinin gelmeye devam ettiğini, bu sebeple zili çalmayı sürdürdüğünü, kapıyı babası olan sanığın açtığını, içeriye girdiğinde katılanın salonda yere oturmuş ağladığını, başörtüsünün başında olmadığını, bonesinin ise dağınık vaziyette olduğunu gördüğünü, boynu terlemiş ve çok korkmuş olan katılanı rahatlatmaya çalıştığı sırada sanığın katılana; "Sus!" diye işaret yaptığını, kendisinin sanığı evden çıkartıp polisi aradığını, kolonya almaya gittiğinde yatak odasındaki yatağın dağınık olduğunu gördüğünü, Talimat mahkemesinde; olay günü babası olan sanığın evine gelip kahvaltı yaptıktan sonra ayrıldığını, bir süre sonra kızının gelerek; "Babaannem beni çağırıyor, bağırıyor." dediğini, kendisinin de kızına gidip bakmasını söylediğini, kayınvalidesinin alt kattaki evine giden kızının bir süre sonra gelerek "Babaannem bana bağırıyor, ancak kapıyı açmıyor." demesi üzerine bahse konu eve gittiğini, kapıyı çalmasına rağmen açanın olmadığını, bu esnada içeriden kayınvalidesinin bağırma seslerinin geldiğini, kendisinin de zile basmaya devam ettiğini, kapıyı sanığın açtığını, içeriye girdiğinde kayınvalidesinin salonda ağladığını, başörtüsünün başında olmadığını, dağılmış ve çok korkmuş hâlde olduğunu gördüğünü, o sırada babasının kayınvalidesine sus işareti yaptığını, kendisinin de babasını evden çıkartarak polisi aradığını, Mahkemede; olay gününden öncesinde de sanığın sık sık gelip evinde kaldığını, olay günü kendi evinde kahvaltı eden sanığın Gölpazarı'nda duruşması olduğunu ve oraya gideceğini söyleyerek evden ayrıldığını, on on beş dakika sonra kızının gelip; "Babaannem bağırıyor, yardım istiyor." diye seslendiğini, bunun üzerine havalandırma bölümüne gidince kayınvalidesinin; "İmdat, kurtarın beni!" şeklindeki bağırdığını duyduğunu, alt kata inip kapalı olan kapıya vurduğunu, ısrarla zile bastığını, kapının bir süre açılmadığını, bu sırada kızının da balkona çıktığını ancak balkonun kapısının da kapalı olduğunu, bir süre sonra sanığın kapıyı açtığını, kapıda ne kadar beklediğini tam olarak hatırlayamamakla birlikte hemen açılmadığını söyleyebileceğini, birden çok kez zile basıp kapıya vurduğunu, kapıyı açan sanığın; "Sus sus kızım, sen ayarla her işi, ben gidiyorum." deyip evden çıktığını, içeride kayınvalidesinin holde yerde oturmuş ağlamakta olduğunu, başında örtüsünün olmadığını, normalde göbeğinin üstüne kadar çekili olması gereken şalvarının da kasık bölgesine kadar inmiş olduğunu gördüğünü, korkmuş vaziyetteki katılanın; "Mahvetti beni!" diye bağırdığını, sonra polisi ve eşini aradığını, Tanık ... mahkemede; olayı kendisine eşi ...'nin telefonla haber verdiğini ama olayın içeriğini anlatmadığını, eve giderken yolda kayınpederinin aracıyla karşılaştığını ve eve gittiğini söylediğini, kayınpederi olan sanığın da bunun üzerine; "Ben de sana bir şey söyleyeceğim" deyip peşinden geldiğini, eve vardığında annesiyle eşinin balkonda olduklarını ve eşinin; "Babam annene saldırdı!" dediğini, annesinin ise ağlamakta olduğunu ve kendisine bir şey anlatmadığını, bir süre sonra önce kayınpederi olan sanığın, ardından da polisin geldiğini, Katılan ... aşamalarda; olay günü saat 10.00 sıralarında gelininin babası olan sanık ...'in hayvanlara yedirmek için getirdiği karpuzları kapının önüne indirdiğini, gelini ...'nin sanığı kahvaltıya çağırdığını, bunun üzerine sanığın üst kata gelininin yanına çıktığını, kendisinin bu sırada aşağı katta tek başına kahvaltı yaptığını, yarım saat sonra çalan kapıyı açtığında sanığın geldiğini gördüğünü, sanığın kendisini kolundan tutup içeriye girdiğini ve bir bardak çay istediğini, mutfağa çay doldurmaya gittiğinde peşinden gelmiş olan sanığın bir anda arkasından sarılıp; "Rüyama giriyorsun, bir kere benimle yat!" diyerek kendisini zorla yatak odasına götürdüğünü, yatağın üstüne atmaya ve bluzunu çıkartmaya çalışan sanığa direndiğini, sanığın, bacaklarını elleyip şalvarını dizine kadar indirdiğini, kendisinin geri topladığını, bunlar yaşanırkan sürekli bağırdığını, bağırma seslerini duyup gelen gelini ... kapının zilini çalınca sanığın kendisini bıraktığını ve kapıyı açmaya gittiğini, kendisini hemen salona attığını ve ağlamaya başladığını, içeri giren gelini ...'ye olanları anlattığını, onun da polisi ve oğlunu aradığını, Beyan etmişlerdir. Sanık ... kollukta; olay günü kızı ...'nin evine hayvanlara yedirmeleri için karpuz bırakmaya gittiğini, kızının evinde kahvaltı yaptıktan sonra aşağı kata katılan ...'nin evine inip kapıyı çaldığını, kapıyı açan katılandan poşet istediğini, bu sırada rüzgârdan kapının kapandığını, salona geçtiğini, katılanın kendisine çay ikram ettiğini, on beş dakika sonra evden ayrılacağı sırada katılanın; "or...pu, pe..k" diye bağırmaya başladığını, ne olduğunu anlamadığını, kızının gelip kapıyı çaldığını, kendisi kapıyı açtığında katılanın ağlayarak ona saldırdığını söylediğini, kızının da polisi aradığını, Cumhuriyet Başsavcılığında ve talimat mahkemesinde; katılan ...'nin, kızı ...'nin kayınvalidesi olduğunu ve kızının evinin alt katında oturduğunu, olay günü sabah damadının isteği üzerine çürümüş karpuzları arabasıyla evin önüne getirdiğini, kapıya katılanın çıktığını, karpuzları getirdiğini söyleyince katılanın; "Bas git, ben almam!" dediğini, bunun üzerine çağırdığı kızıyla beraber karpuzları evin yanına indirdiklerini, daha sonra kızının evinde kahvaltı yaptığını, kızına; "Size İznik tarafından fasulye getireyim, bana poşet verin." dediğini, kızı poşet olmadığını söyleyince; "Alt katta Hanife Hanım'dan poşet alayım." dediğini, alt kata katılanın evine inip zili çaldığını ve katılandan poşet istediğini, katılanın kendisini içeriye çay içmeye davet ettiğini, evde on on beş dakika oturup çay içtiğini, tam kalkarken katılanın; "pe...k, boynuzlu!" diye bağırmaya başladığını, bunun üzerine kızının inip kapının ziline bastığını, kapıyı kendisinin koşup açtığını, kızı içeri girdiğinde katılanın; "Baban bana saldırdı!" diyerek ağlamaya başladığını, katılana saldırmadığını, sadece bağırmaya başladığında; "Yenge ne oluyor?" diyerek kolundan tuttuğunu, kızının evine gidip gelmesini istemeyen katılanın bu sebeple kendisine iftira attığını, Mahkemede; olaydan bir gün önce damadıyla katılanın ölen eşinden kalan evini damadının üzerine yapmasını ve kızı için de altın bilezik vermesini istediklerini, bunu kabul etmeyince katılanın; "Sana bir oyun ederim!" dediğini, bir gün sonra kızı ...'ye hayvanlara yedirmeleri için karpuz götürdüğünü, bunları taşımada yardım etmesini istediği katılanın kabul etmediğini, daha sonra kendisini eve çay içmeye çağırdığını, kızının da bir ara yanlarına geldiğini, sonra alt katın mutfağında yalnız kaldıklarında katılanın; "Bana saldırıyor!" diye bağırmaya başladığını, kapıyı çalan kızına; "Kaynanan bana iftira atıyor!" dediğini, katılanın ise; "Sen bizden yana konuşacaksın, yoksa oğlumdan seni boşattırırım!" diye kızı ...'ye bağırdığını, kendisinin sus işareti yapmadığını, başından örtüyü katılanın kendisinin çıkarttığını, Savunmuştur. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler Suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK'nın 102. maddesi; "(1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlal eden kişi, mağdurun şikayeti üzerine, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenmesi durumunda, yedi yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi halinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikayetine bağlıdır. (3) Suçun; a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, b) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, c) Üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı, d) Silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte, İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır. (4) Suçun işlenmesi sırasında mağdurun direncinin kırılmasını sağlayacak ölçünün ötesinde cebir kullanılması durumunda kişi ayrıca kasten yaralama suçundan dolayı cezalandırılır. (5) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması halinde, on yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. (6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur." şeklinde düzenlenmiştir. Maddenin ilk fıkrasında cinsel saldırı suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında ise vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi, suçun temel şekline nazaran daha ağır cezayı gerektiren nitelikli bir hâl olarak yaptırıma bağlanmıştır. Basit cinsel saldırı suçunun oluşabilmesi için eylemin cinsel ilişki boyutuna ulaşmaması gerekir. Eylem, vücuda organ veya sair bir cisim sokmaya yönelikse veya fiil de işlenmişse, basit cinsel saldırı değil, ikinci fıkrada düzenlenen nitelikli cinsel saldırı suçu söz konusu olacaktır. Bu ayrımın yapılabilmesi için failin kastının ve gerçekleştirdiği davranışların hangi fiile yönelik olduğunun belirlenmesi gerekir. Failin amacı ve davranışları vücuda organ veya sair bir cisim sokmak olmaksızın cinsel duyguları tatmine yönelik ise basit cinsel saldırı, amacı ve davranışları vücuda organ veya sair bir cisim sokmaya yönelik olmakla birlikte eylemin elinde bulunmayan nedenlerle gerçekleştirilememesi hâlinde ise ikinci fıkrada düzenlenen nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüs söz konusu olacaktır. Madde metninde "sair bir cisim" ibaresine yer verilmesi karşısında suçun temel şeklinin aksine, ikinci fıkrada tanımlanan nitelikli hâlin oluşabilmesi için eylemin cinsel arzularının tatmini amacına yönelik olması şart değildir. Sanığın nitelikli cinsel saldırı mı yoksa basit cinsel saldırı kastıyla mı hareket ettiğinin; tarafların yaşları, konumları, olay yerinin özellikleri, sanığın dış dünyaya yansıyan söz ve fiilleri gibi somut olayı nitelendirmeye yarayan tüm hususlar dikkate alınarak hâkim tarafından saptanması gerekmektedir. Bu aşamada sağlıklı bir hukuki sonuca ulaşılabilmesi bakımından suça teşebbüs ve gönüllü vazgeçme kavramları üzerinde de durulmalıdır. TCK'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında; "Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur." şeklinde tanımlanan teşebbüsün varlığından söz edilebilmesi için; 1- Kasıtlı bir suç işleme kararı olmalı, 2- Elverişli hareketlerle suçun doğrudan doğruya icrasına başlanmalı, 3- Failin elinde bulunmayan nedenlerle suç tamamlanamamalı ya da amaçlanan sonuç gerçekleşmemelidir. Suça teşebbüste fail, suçu tamamlamak amacıyla hareket etmesine karşın, elinde olmayan nedenlerden dolayı fiilini gerçekleştirememekte, bu durumda kişiye tamamlanmış suça oranla daha az ceza verilmektedir. Sanığın fiilinin basit cinsel saldırı suçunu mu, yoksa nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüsü mü oluşturacağının belirlenmesi açısından elverişli hareketlerle suçun doğrudan doğruya icrasına başlama şartı da değerlendirilmelidir. TCK'nın 35. maddesinin gerekçesinde; 765 sayılı TCK'daki eksik - tam teşebbüs ayrımına son verildiği, bu ayrımın objektif bir ölçütünün bulunmadığı ve uygulamada birtakım tereddütlere yol açtığı belirtildikten sonra, getirilen diğer bir yeniliğin icra hareketlerinin başlangıcına ilişkin olduğu, failin kastının şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı yolundaki subjektif ölçütün kabul edilmesi durumunda kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacağı, çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesinin mümkün bulunduğu, suçun icrasıyla ilgisiz davranışların dahi suç kastını ortaya koyduğu gerekçesiyle cezalandırılabileceği, o nedenle Tasarı'daki "kastı şüpheye yer bırakmayacak" kriterinin madde metninden çıkartılarak "doğrudan doğruya icraya başlama" ölçütünün kabul edildiği, böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması hâlinde suçun icrasına başlanılmış sayılacağı açıklanmış; ayrıca kullanılan aracın suçun kanuni tanımında öngörülen fiili meydana getirmeye elverişli olması gerektiği ancak elverişliliğin sadece kullanılan araç bakımından değil, suçun konusu da dâhil olmak üzere bütün fiil yönünden bulunması gerektiği, bu nedenle maddeye, suça teşebbüsün bu unsurunu tam anlamıyla ifade eden uygun hareketler kavramının dâhil edildiği belirtilmiştir. Görüldüğü gibi 765 sayılı TCK'da icra hareketlerinin başlangıcı konusunda açık bir ifadeye yer verilmezken, 5237 sayılı TCK'da doğrudan doğruya icraya başlama ölçütü kabul edilmiştir. Ancak soyut olan bu kavramın nasıl anlaşılması gerektiği konusu açık olmayıp cezalandırılabilen davranışın ne zaman başladığını belirlemek her zaman kolay değildir. Genel olarak suçun dış dünyada oluşmaya başladığı süreç, hazırlık hareketleri ve icra hareketleri olmak üzere birbirinden farklı iki aşamaya ayrılmaktadır. Suçu işlemek için kullanılacak âletlerin üretilmesi ya da temin edilmesi, eylem yerinin araştırılması veya gözetlenmesi gibi fiiller hazırlık hareketleri olup suç tipini oluşturan icra hareketlerinden önce gerçekleştirilen ve cezalandırılmayan davranışlardır. Teşebbüs ise suçun tamamlanmasından önce, fakat hazırlık hareketleri aşamasından sonra gelen, başlanmış ancak bitirilememiş bir eylemli aşamayı ifade eder. Bu kapsamda cezalandırılabilir davranışların, yani suça teşebbüsün sınırlarının saptanması, diğer bir ifadeyle suç yolunda ilerleyen sanıkla ilgili olarak hangi andan itibaren ceza hukukunun devreye gireceği sorununun çözülmesi gerekmektedir. Öğretide; TCK'nın 35. maddesinde teşebbüs açısından, doğrudan doğruya icraya başlama ölçütünün kabul edilmesiyle objektif teorinin benimsendiği, suçun kanuni tanımında unsur veya nitelikli hâl olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi hâlinde icra hareketlerinin başladığının kabul edilmesi, örneğin öldürmek için silahını hasmına doğrultarak nişan alınmasının icra hareketleri sayılması gerektiği ancak öldürmek için silah veya zehir satın alınmasının belirleyici bir niteliğe sahip bulunmaması nedeniyle hazırlık hareketi sayılabileceği belirtilmiştir (Mahmut Koca–İlhan Üzülmez; Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 2013, Seçkin Yayınları, 6. Baskı, s. 393). Özetle; bir kimsenin suça teşebbüsten dolayı cezalandırılabilmesi için, yapılan hareketlerin objektif olarak suçun kanuni tanımında öngörülen sonucu meydana getirmeye elverişli olmasıyla birlikte, aracın fail tarafından bu sonucu gerçekleştirmeye uygun biçimde kullanılması ancak failin elinde olmayan nedenlerle icra hareketlerinin tamamlanamaması ya da tamamlanmasına karşın sonucun gerçekleşmemesi gerekir. Öğretide; suçun nitelikli şeklinin tamamlanması için organ veya cismin az da olsa mağdurun vücuduna girmesinin yeterli olup tamamının girmesine gerek olmadığı, failin elinde olmayan nedenlerle fiili tamamlayamaması durumlarında nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüsün kural olarak mümkün olacağı belirtilmiştir (Fahri Gökçen Taner, Türk Ceza Hukukunda Cinsel Özgürlüğe Karşı Suçlar, Seçkin Yayınları, 2. Baskı, s. 235., Durmuş Tezcan–Mustafa Ruhan Erdem-Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Ankara, 2019, Seçkin Yayınları, 17. Baskı, s. 414., Pınar Memiş Kartal, Özel Ceza Hukuku, 3. Cilt, On İki Levha Yayıncılık, 1. Baskı, 2018, s. 476). Ancak; "Cinsel saldırının vücuda organ veya sair cisim sokularak işlenmesi, daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâl olduğu için, 'sokma' fiilinin gerçekleşmediği durumlarda fail suçun temel şekline göre cezalandırılacaktır. Örneğin fail zorla kıyafetlerini çıkardığı mağdura cinsel organını sokmaya çalışmasına rağmen, mağdurun direnmesi ya da üçüncü birinin gelmesi üzerine fiilin yarıda kalması hâlinde cinsel saldırı suçunun temel şekli oluşacaktır." (M. Emin Artuk-Ahmet Gökcen, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara, 2019, s.374), "Cinsel saldırının vücuda organ veya cisim sokularak işlenmesi nitelikli hal olarak değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Bu nedenle, bu nitelikli hâl gerçekleşmedikçe, failin bundan dolayı sorumluluğu yoluna gidilemeyeceğini düşünmekteyiz. Örneğin failin cinsel organını sokmaya çalışmasına rağmen mağdurun direnç göstermesi veya etraftan gelenlerin müdahalesi nedeniyle başarılı olamaması gibi hallerde, hakim bu durumu suçun temel şekline ilişkin cezanın belirlenmesinde dikkate almalıdır." şeklinde aksi yönde görüşlerde ileri sürülmüştür (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 6. Baskı, Ankara, 2019, s.344-345). Ceza Genel Kurulunun 24.09.2013 tarihli ve 1239-384 sayılı, 25.02.2014 tarihli ve 496-97 sayılı ve 28.11.2019 tarihli ve 36-675 sayılı olmak üzere birçok kararında nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüsün mümkün olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Nitekim özel Ceza Dairelerinin istikrarlı uygulamaları da bu doğrultudadır. Öte yandan, nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüsün şüpheye yer bırakmayacak şekilde gerçekleşmiş olması ile nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüsün mümkün olmaması hususlarının birbirinden farklı kavramlar olduğu göz önüne alınmalıdır. TCK'nın "Gönüllü Vazgeçme" başlıklı 36. maddesinde ise; "Fail, suçun icra hareketlerinden gönüllü vazgeçer veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini önlerse, teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz; fakat tamam olan kısım esasen bir suç oluşturduğu takdirde, sadece o suça ait ceza ile cezalandırılır." şeklindeki düzenlemeye yer verilmiştir. Kanundaki tanım uyarınca gönüllü vazgeçme ile teşebbüs arasındaki ayrım şu şekilde özetlenebilir: Teşebbüs, suçun tamamlanması veya neticenin gerçekleşmesinin failin elinde olmayan nedenlerle meydana gelmemesi olarak tanımlanmışken, gönüllü vazgeçmede failin iradi hareketi veya çabası ile icra hareketlerinin terk edilmesi ya da suçun tamamlanmasının önlenmesi söz konusudur. Suç tamamlanmadan veya sonuca ulaşılmadan önce vazgeçme gerçekleştiğinden, gönüllü vazgeçme etkin pişmanlıktan da farklıdır. Etkin pişmanlık, suçun tamamlanmasından sonraki pişmanlığı düzenlemekte ve tamamlanan bir suçun yol açtığı zararın giderilmesi, eski hâle getirilmesi ya da malın iadesini kapsamaktadır. Gönüllü vazgeçmenin şartları ve sonuçları TCK'nın 36. maddesinin gerekçesinde; "Gerek icra hareketleri aşamasında gerekse icra hareketlerinin bitmesinden sonra, failin suçu tamamlamaktan gönüllü olarak vazgeçmesini teşvik etmek modern suç politikasının temel araçlarından biridir. 765 sayılı Türk Ceza Kanununda sadece icra hareketlerinin devamı aşamasında kabul edilen gönüllü vazgeçme, icra hareketlerinin bittiği ancak neticenin meydana gelmediği olaylar bakımından da öngörülmüştür. Böylece suçun icrası sürecindeki bütün aşamalarda gönüllü vazgeçme mümkün hâle gelmektedir. Ancak icra hareketlerinin bitmesinden sonra gönüllü vazgeçmenin kabulü için, vazgeçenin suçun tamamlanmasını önlemek bakımından ciddi bir çaba göstermesi gerekmektedir. Gönüllü vazgeçme hâlinde kişiye ceza verilmemekte, ancak o ana kadar yapılan hareketler ayrıca bir suç oluşturuyorsa sadece o suçtan sorumlu tutulmaktadır. Suç bütün unsurlarıyla tamamlandıktan sonra örneğin çalınan eşyanın geri verilmesi veya kaçırılan kişinin serbest bırakılması hâllerinde, artık vazgeçme değil etkin pişmanlık söz konusudur…" biçiminde açıklanmıştır. Madde gerekçesinde de özenle vurgulandığı üzere, 765 sayılı TCK'nın uygulanmasında sadece icra hareketlerinin devamı aşamasında kabul edilen gönüllü vazgeçme, 5237 sayılı TCK'nın uygulanmasında icra hareketlerinin bittiği ancak neticenin meydana gelmediği olaylar bakımından da öngörülmüş, böylece neticenin meydana gelmesine kadar bütün aşamalarda gönüllü vazgeçmenin mümkün olduğu kabul edilmiştir. Öğretide; "Yeni TCK sisteminde, gönüllü vazgeçme; gerek icra hareketleri aşamasında, gerekse icra hareketlerinin bitmesinden sonra, failin suçu tamamlamaktan gönüllü vazgeçmesini ifade etmektedir. Suçun icrası tamamlanıncaya, neticenin ayrıca unsur oluşturduğu suçlarda, netice gerçekleşinceye kadar, gönüllü vazgeçme mümkündür... Vazgeçmenin gönüllü olması gerekir. Yani herhangi bir engel olmaksızın, pişmanlık duyarak kişinin suç işlemekten vazgeçmiş olması gerekir." (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 9. Bası, Ankara, 2013, s.478), "Teşebbüs halinde faildeki suç işleme düşüncesi ve kastı sürmektedir. Gönüllü vazgeçmede ise fail eyleminden dönüp, suçun oluşmasını önlemeye çabalamaktadır. Kişilere pişman olma olanağı tanınması, onların suç işlemeden topluma kazandırılması, cezalandırılma ile elde edilecek yarardan çok daha faydalı görülmektedir. Kanunumuzda yer alan düzenlemenin temelinde, eylemin vazgeçme anına kadar icra edilmesi dolayısıyla bir haksızlık teşkil ettiği, ancak suç politikası gereği cezalandırılmak istenilmediği fikrinin yattığı söylenebilir. Bu husus madde metninde; vazgeçme hâlinde failin teşebbüsten dolayı cezalandırılmayacağı ve fakat tamam olan kısmın suç oluşturması durumunda o suçun cezası ile cezalandırılacağının açıklandığı cümlelerden anlaşılmaktadır." (Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, 1. Cilt, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s. 1096), "Elde olmayan sebeplerle icra hareketlerinin tamamlanamaması veya neticenin gerçekleştirilememesi teşebbüsün kurucu unsurunu oluşturmaktadır. Buna göre icra hareketlerinin tamamlanmaması veya neticenin gerçekleşmemesi failin elinde olan sebeplerden kaynaklanmışsa teşebbüsten söz edilmeyecektir. Gönüllü vazgeçme olarak nitelenen bu durum TCK'nın 36. maddesinde düzenlenmiştir." (Mahmut Koca- İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 6. Bası, Ankara 2013, s.412.), "Fail, sonucu gerçekleştirebilme ve icra hareketlerini devam ettirebilme olanağına sahip olduğu hâlde, bunu ettirmemiş ise, vazgeçme gönüllüdür. Ancak, istediği hâlde, buna olanak bulunmadığı için hareketlerini devam ettirmemiş ise, vazgeçme gönüllü değildir." (Nur Centel – Hamide Zafer – Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınevi, 3. Baskı, İstanbul, 2005, s. 478) şeklindeki açıklamalarla gönüllü vazgeçmenin saptanmasında göz önüne alınacak kriterler ortaya konulmuştur. Yargısal kararlarda da, suç yolunda (iter criminis) ilerleyen sanık daha fazla ilerleme imkânına ve kanaatine sahip olduğu hâlde, suç yolunda ilerlemeyerek icrayı yarıda bırakmışsa ya da icra hareketleri tamamlandıktan sonra kendi çabası ile sonucun meydana gelmesini önlemişse vazgeçmenin gönüllü olduğu, buna karşılık fail icraya başlarken göz önünde tuttuğu ve hesaba kattığı risklerden başka bir faktör nedeniyle icra hareketlerine devam etmemişse ya da sonuca ulaşamamışsa vazgeçmenin gönüllü olmadığı, bu hâlde icra hareketleri failin elinde olmayan engelleyici nedenlerle bitirilemediğinden ya da sonuç failin elinde olmayan nedenlerle meydana gelmediğinden teşebbüsün söz konusu olduğu vurgulanmıştır. Gerek öğreti gerekse yerleşmiş yargısal kararlarda yer alan bu kabullere göre gönüllü vazgeçmenin varlığı için aranan şartlar şu şekilde sıralanabilir: 1- Öncelikle kasıtlı bir suçun işlenmesine yönelik olarak icra hareketlerine başlanmalı, 2- Suç tamamlanmadan önce vazgeçme gerçekleşmeli, 3-Vazgeçmenin konusu; icra hareketinin devamına, suçun tamamlanmasına ya da sonucun gerçekleşmesine yönelik bulunmalı yani sanık ya suçun icra hareketlerinden vazgeçmeli ya da kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya sonucun gerçekleşmesini önlemeli, 4- Vazgeçme gönüllü olmalı yani fail suçun icra hareketlerini isteyerek terk etmeli ya da suçun tamamlanmasını veya sonucun gerçekleşmesini isteyerek önlemeli, 5- Suçun tamamlanmasının önlenmesi veya sonucun gerçekleşmesinin engellenmesi, failin çabalarıyla meydana gelmelidir. Sonuç başka bir nedenle önlenmiş ise kural olarak gönüllü vazgeçme oluşmayacak ve fail TCK'nın 36. maddesinden yararlanamayacaktır. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Sanığın olay günü kızı ...'nin evinde kahvaltı yaptıktan sonra alt katta oturan katılanın evine giderek kapısını çaldığı, kapıya çıkan katılanın kolunu tutarak içeriye girip çay istediği, mutfağa çay doldurmaya giden katılana arkasından sarılarak; "Rüyama giriyorsun, bir kere benimle yat!" dediği, yatak odasına götürdüğü katılanı yatağın üzerine yatırmaya çalıştığı ve eliyle bacaklarına dokunduğu, bluzunu ve şalvarını indirmeye çalıştığı, katılanın bağırıp direnerek engel olmaya çalıştığı sırada sesleri duyan tanık ...'nin kapıya gelerek zile bastığı ve kapıya vurduğu, sanığın katılanı bırakarak kapıyı açtığı ve tanığın eve girerek holde yerde oturmuş ağlamakta olan katılanın başında örtüsünün olmadığını, şalvarının da kasık bölgesine kadar indiğini gördüğü kabul edilen olayda; TCK'nın 36. maddesinde yer alan gönüllü vazgeçme kurumunun varlığının tespiti bakımından öncelikle sanığın kasıtlı bir suçun işlenmesine yönelik olarak icra hareketlerine başlamasının ve suçun icra hareketlerini isteyerek terk etmesinin gerekli olması göz önünde bulundurulduğunda; somut olayda sanığın kızı olan tanığın da evde olduğunu bildiği hâlde gündüz vakti alt katta bulunan katılanın evinde olayı gerçekleştirmesi karşısında olay yerinin özellikleri, sanığın katılana arkasından sarılarak söylediği; "Rüyama giriyorsun, bir kere benimle yat!" şeklindeki sözleri ve bu sözleri destekler mahiyette katılanı zorla yatak odasına götürüp yatağın üstüne atmaya ve bluzunu çıkartmaya çalışmak, bacaklarını elleyip şalvarını indirmek şeklindeki dış dünyaya yansıyan ve katılanın direnerek bağırması ile tanığın kapıyı ısrarlı şekilde çalması üzerine sonlandırdığı aşamaya kadar devam eden eylemlerinin vücuda organ veya sair bir cisim sokmaya yönelik olmadığı, bu bağlamda sanığın nitelikli cinsel saldırı suçuna (vücuda organ veya sair cisim sokmaya) yönelen icrai bir hareketinin bulunmadığı, sanığın kastına ilişkin aksine bir kabulün, şüphenin aleyhine değerlendirilerek cezalandırılması anlamına geleceği, dolayısıyla kastının basit cinsel saldırı suçuna yönelik olduğu, bununla birlikte eylemine kendiliğinden son vermemesi nedeniyle TCK'nın 36. maddesinde yer alan gönüllü vazgeçme hükmünün itiraza konu olayda uygulanma olanağının bulunmadığı, katılanın bağırması ve tanığın kapıyı ısrarlı şekilde çalması üzerine sanığın kast edip tamamlamış olduğu basit cinsel saldırı eylemine son verdiği anlaşıldığından, eyleminin bir bütün hâlinde basit cinsel saldırı suçunu oluşturduğunun kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın katılana yönelik eyleminin teşebbüs aşamasında kalan nitelikli cinsel saldırı suçunu oluşturması nedeniyle itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.03.2024 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Diğer kararlar (4)

2. Ceza Dairesi, 2022/14444 E., 2023/207 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Sanığın suça konu eşya üzerinde hakimiyet kurmadan kendi rızası ile pişman olup iade etmesi nedeniyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 36 ncı maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen gönüllü vazgeçme hükümlerinden yararlanması gerektiğine
2. Ceza Dairesi         2022/14444 E.  ,  2023/207 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ ... 9. Asliye Ceza Mahkemesinin, 26.04.2022 tarihli ve 2022/321 Esas, 2022/555 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 142 inci maddesinin ikinci fıkrasının (h), (b) bentleri, 62 inci maddesi, 58 inci maddesinin altıncı fıkrası, 53 üncü maddesi ve 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ve hak yoksunluklarına Karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık Müdafiinin Temyiz Sebepleri; 1. Katılanın, suça konu kolyeyi kendi rızası ile sanığa verdiğine 2. Sanığın suça konu eşya üzerinde hakimiyet kurmadan kendi rızası ile pişman olup iade etmesi nedeniyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 36 ncı maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen gönüllü vazgeçme hükümlerinden yararlanması gerektiğine Sanığın Temyiz Sebepleri; Suça konu kolyeyi katılanın rızasıyla aldığına İlişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü Sanığın, katılanın ikamet ettiği apartmana girip katılanın dairesinin kapısının zilini çalmasının akabinde katılan ... kapıyı açınca, katılanı lafa tutup boynundaki altın kolyeyi gündüz vakti çekip alıp kaçmasının üzerine kolluğa ihbarda bulunduğu, olaydan yaklaşık üç saat sonra eşgal bilgilerine uyan sanık kolluk tarafından yakalanınca, yapılan üst aramasında suça konu kolyenin sanığın üzerinde ele geçerek kollukça katılana iade edildiği tespit edildiği anlaşılmıştır. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik bulunmadığı belirlenmiştir. IV. GEREKÇE A. Sanık Müdafiinin Temyiz Sebepleri Yönünden 1.Katılanın, Suça Konu Kolyeyi Kendi Rızası İle Sanığa Verdiğine İlişkin Temyiz Sebebi Yönünden Katılanın aşamalardaki istikrarlı beyanları ile tanık ...'in aşamalardaki ifadelerinden ve tüm dosya kapsamından suça konu kolyenin katılanın rızası ile sanığa verilmesi söz konusu olmadığından hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır. 2. Sanığın Suça Konu Eşya Üzerinde Hakimiyet Kurmadan Kendi Rızası İle Pişman Olup İade Etmesi Nedeniyle 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 36 ncı Maddesinin Birinci Fıkrasında Düzenlenen Gönüllü Vazgeçme Hükümlerinden Yararlanması Gerektiğine İlişkin Temyiz Sebebi Yönünden 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 36 ncı maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen gönüllü vazgeçmeden söz edebilmek için "Sanık suçun icra hareketlerinden gönüllü olarak vazgeçmeli veya neticenin gerçekleşmesini önlemelidir". Oysa ki inceleme konusu olan olayda yakalama tutanağı, tanık ifadeleri tarafların ifadeleri ve tüm dosya kapsamından sanığın, suça konu kolyeyi çalıp, katılanın apartmanından hızla kaçarak eylemi tamamladıktan sonra, ihbar üzerine olaydan yaklaşık üç saat sonra kolluğa yakalanmasının akabinde kollukça yapılan üst aramasında suça konu kolyenin ele geçtiği ve kollukça katılana iade edildiği anlaşılmakla, kurulan hükümde 5237 sayılı Kanun'un 36 ncı maddesinin birinci fıkrasında uygulama yapılmamasında bir isabetsizlik görülmediğinden, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır. B. Sanığın Temyiz Sebepleri Yönünden Katılanın aşamalardaki istikrarlı beyanları ile tanık ...'in aşamalardaki ifadelerinden ve tüm dosya kapsamından suça konu kolyenin katılanın rızası ile sanığa verilmesi söz konusu olmadığından hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 14.09.2022 tarihli ve 2022/1990 Esas, 2022/1196 Karar sayılı kararında sanık ve müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca ... 9. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.01.2023 tarihinde karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2019/170 E., 2021/166 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
insel saldırı suçunu işlemek isteyen sanığın eylemini tamamlamasına mağdurenin izin vermemesi dışında ciddi bir engel olmayıp hareketlerini sonuna kadar götürebilme imkânı bulunduğu hâlde kendiliğinden eylemine son verdiği anlaşıldığından, 5237 sayılı TCK'nın 36. maddesinde düzenlenen gönüllü vazgeçme hükmü gözetildiğinde hakkında basit cinsel saldırıya teşebbüsten ceza verilemeyeceği ancak sanığı
Ceza Genel Kurulu         2019/170 E.  ,  2021/166 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 14. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ağır Ceza Sanık ... hakkında basit cinsel saldırı suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sırasında, Karaman 1. Asliye Ceza Mahkemesince 03.07.2012 tarih ve 144-502 sayı ile sanığın eyleminin teşebbüs aşamasında kalan nitelikli cinsel saldırı suçunu oluşturabileceği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilerek dosyanın gönderildiği Karaman Ağır Ceza Mahkemesince de 02.10.2012 tarih ve 129-124 sayı ile görevsizlik kararı verilmesi üzerine Yargıtay 5. Ceza Dairesince 24.01.2013 tarih ve 701-701 sayı ile görevsizlik kararı kaldırılan Karaman Ağır Ceza Mahkemesince 29.05.2013 tarih ve 39-86 sayı ile sanığın eyleminin teşebbüs aşamasında kalan basit cinsel saldırı suçunu oluşturduğu kabul edilerek sanığın TCK’nın 102/1, 102/3-d, 35/2 ve 53. maddeleri uyarınca 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin hükmün Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 17.09.2018 tarih, 4628-5242 sayı ve oy çokluğu ile; "...Oluşa uygun kabule göre sanığın, mağdureyi öpmek istediği, ancak mağdurenin geri çekilmesi nedeniyle eylemine son verdiği olayda, basit cinsel saldırı suçunu işlemek isteyen sanığın eylemini tamamlamasına mağdurenin izin vermemesi dışında ciddi bir engel olmayıp hareketlerini sonuna kadar götürebilme imkânı bulunduğu hâlde kendiliğinden eylemine son verdiği anlaşıldığından, 5237 sayılı TCK'nın 36. maddesinde düzenlenen gönüllü vazgeçme hükmü gözetildiğinde hakkında basit cinsel saldırıya teşebbüsten ceza verilemeyeceği ancak sanığın, mağdureye yönelik öpmeye çalışmak şeklinde gerçekleşen eyleminin tamamlanan kısımlarının aynı Kanun'un 105/1. maddesinde düzenlenen cinsel taciz suçunu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde basit cinsel saldırı suçundan hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiş, Daire Üyesi E. Yüzer; "Sanık ...'ün basit cinsel saldırı suçuna teşebbüsten mahkûmiyetine ilişkin Karaman Ağır Ceza Mahkemesince verilen 29.05.2013 tarihli ve 39-86 sayılı hükmün temyizen incelenmesi sonucu Yargıtay 14. Ceza Dairesince 17.09.2018 tarih ve 4628-5242 sayı ile; 'Oluşa uygun kabule göre sanığın, mağdureyi öpmek istediği, ancak mağdurenin geri çekilmesi nedeniyle eylemine son verdiği olayda, basit cinsel saldırı suçunu işlemek isteyen sanığın eylemini tamamlamasına mağdurenin izin vermemesi dışında ciddi bir engel olmayıp hareketlerini sonuna kadar götürebilme imkânı bulunduğu hâlde kendiliğinden eylemine son verdiği anlaşıldığından, 5237 sayılı TCK'nın 36. maddesinde düzenlenen gönüllü vazgeçme hükmü gözetildiğinde hakkında basit cinsel saldırıya teşebbüsten ceza verilemeyeceği ancak sanığın, mağdureye yönelik öpmeye çalışmak şeklinde gerçekleşen eyleminin tamamlanan kısımlarının aynı Kanun'un 105/1. maddesinde düzenlenen cinsel taciz suçunu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde basit cinsel saldırı suçundan hüküm kurulması,' isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay 14. Ceza Dairesince yapılan incelemede sayın Daire çoğunluğu ile ihtilafımız sanığın eyleminin cinsel saldırıya teşebbüs mü, yoksa cinsel taciz suçu mu olduğu hususlarındadır. 5237 sayılı TCK'nın 35/1. maddesinde teşebbüs; 'Kişi, işlemeye kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenler ile tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur.' şeklinde tanımlanmış, Madde gerekçesinde ise; 765 sayılı TCK'daki eksik-tam teşebbüs ayrımına son verildiği, bunun uygulamada birçok duraksamaya yol açtığı ve bu ayrımın objektif bir ölçütünün bulunamadığı belirtildikten sonra, getirilen diğer bir yeniliğin ise icra hareketlerinin başlangıcına ilişkin olduğu, 'failin kastının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı' yolundaki subjektif ölçütün kabul edilmesi hâlinde, kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılabileceği, çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesinin mümkün olduğu, suçun icrasıyla ilgisiz davranışların dahi, suç kastını ortaya koyduğu gerekçesiyle cezalandırılabileceği, bu nedenlerle, tasarıdaki 'kastı şüpheye yer bırakmayacak' ölçütünün madde metninden çıkartılarak 'doğrudan doğruya icraya başlama' ölçütünün kabul edildiği, böylece işlenmek istenen suç tipi ile belirli bir yatkınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması durumunda suçun icrasına başlanılmış sayılacağı, Ayrıca kullanılan aracın suçun yasal tanımında öngörülen fiili meydana getirmeye elverişli olması gerektiği ancak elverişliliğin sadece kullanılan araç bakımından değil, suçun konusu da dahil olmak üzere bütün fiil yönünden bulunması gerektiği, bu nedenle maddeye suça teşebbüsün bu unsurunu tam anlamıyla ifade eden 'uygun hareketler' kavramının dahil edildiği belirtilmiştir. Öğretide de; 5237 sayılı TCK'nın 35. maddesinde teşebbüs açısından, doğrudan doğruya icraya başlama ölçütünün kabul edilmesiyle objektif teorinin benimsendiği, suçun yasal tanımında, unsur veya nitelikli hâl olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi hâlinde icra hareketlerinin başladığının kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir. (Prof.Dr. M. Koca – Prof.Dr. İ. Üzülmez; Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 2. baskı, sh. 378 vd.) Bir kimsenin suça kalkışmaktan dolayı cezalandırılabilmesi için, yapılan hareketlerin objektif olarak suçun yasal tanımında öngörülen sonucu meydana getirmeye elverişli olmasıyla birlikte, aracın fail tarafından bu sonucu gerçekleştirmeye uygun biçimde kullanılması, ancak failin elinde olmayan nedenlerle, icra hareketlerinin tamamlanamaması veya tamamlanmasına karşın sonucun gerçekleşmemesi gerekir. Bilindiği gibi, cinsel istismara teşebbüs bakımından genel hükümler uygulanır. Cinsel istismar suçunda şartlarının oluşması hâlinde gönüllü vazgeçme hükümleri de uygulanır. TCK'nın 35. maddesine göre sanıklar hakkında teşebbüs hükümlerinin uygulanabilmesi için işlemeyi kastettikleri cinsel istismar suçunu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da ellerinde olmayan nedenlerle tamamlayamamalarının gerektiğidir. O hâlde aşılamayan mukavemet söz konusu olduğunda ve eyleme ilişkin hareket bölünebildiğinde teşebbüs söz konusu olacaktır. Yargıtay 14. Ceza Dairesinin bu doğrultuda 2014/4341-2016/1390 sayıda '...Olay tarihinde sanığın mağdurenin göğüslerine dokunmaya çalıştığı, ancak mağdurenin elleriyle engel olması sebebiyle eylemini tamamlayamadığı anlaşılmakla, çocuğun basit cinsel istismar suçuna teşebbüs ettiği sabit olduğundan,' şeklinde kararı da mevcuttur. Yine buna benzer olarak Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 01.12.2015 tarihli ve 6220-11201 sayılı ilamıyla; olay tarihinden önce de defalarca kendisine tecavüz edeceğini söyleyerek niyetini ortaya koyan sanığın eyleminin nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs suçunu oluşturduğu belirtilmiştir. Yukarıda belirtilen kararlar da dikkate alındığında eylemin teşebbüs aşamasında kaldığını kabul etmek için eylemin görünüş ve gerçekleşme biçimi, bu görünüşe uygun hareket ve mağdurun aşılamayan mukavemeti sebebiyle suç sayılan fiilin gerçekleşmemesi gereklidir. Bu izahat ışığında somut olay incelendiğinde; olay tarihinde sanığın İsmetpaşa Caddesinde yürümekte olan katılanı gördüğü, sanığın katılana yaklaşarak 'Ben seni tanıyorum.' dediği, katılanı öpmeye çalıştığı, katılanın da sanığı itelediği ve sanığın 'Gel sana apartmanın bodrumunda bir şey vereceğim.' dediği, katılanın 'Beni tanıyorsan telefonuma çağrı atarsın. Sonra görüşürüz.' dediği, katılana ait 05xx8xx9xx3 numaralı hattına 05xx6xx7xx1 numaralı hattan çağrı attığı, akabinde katılanın sanığın yanından ayrılmak istediği sırada sanığın apartman bodrumuna götürmek maksadıyla katılana biber gazı sıktığı, katılanın bağırması üzerine sanığın eylemlerini tamamlayamayarak olay yerinden kaçtığı anlaşılmıştır. Katılan poliste alınan ilk ifadesinde sanığın, kendisiyle yatmak istediğini söylediğinden, kolundan, saçından tutup sürüklemeye çalıştığından bahsetmemiş iken duruşma beyanlarında bu hususları eklediği, beyanların bu manada çelişkili olduğu anlaşılmıştır. Katılanın alınan raporunda; gözü haricinde, saçları ve kolu da dahil olmak üzere vücudunun herhangi bir yerinde darp cebir izi bulunduğundan bahsetmediği de anlaşılmaktadır. Olayı gören tanık da yoktur. Bu hâli ile olayın hemen ardından sıcağı sıcağına verdiği polis beyanının olayı olduğu gibi yansıttığı kanaatine varıldığından bu beyana itibar etmek gerekmiştir. Sanığın çağrı attığı hattın kendisine ait olmayıp ...'ya ait olduğu, bu tanığın da söz konusu telefonunun çalındığını, çalıştığı fabrikada cep telefonu kullanmanın yasak olması nedeniyle şikâyette bulunmadığı, hattın kırılıp atıldığını düşündüğü için iptal de ettirmediği anlaşılmıştır. Dinlenen tanıklar Demet ve Seher'in anlatımlarından söz konusu hattın sanık tarafından kullanıldığı anlaşılmıştır. Sanığın inkara dayalı savunmasına, katılan anlatımı, tanık anlatımları ve teşhis tutanakları nazara alınarak itibar edilmemiştir. Sanığın kesin bir şekilde teşhis edilmiş olması ve katılan dışında, olay öncesi tarihlerde tanıklar Seher ve Demet'e yönelik de cinsel ilişkide bulunmak istediğini gösterir davranışlarda bulunması itibarıyla, daha önceden tanımadığı katılanla konuşması ve cinsel amaçlı davranışlarda bulunması, talebinin kabul görmemesi üzerine kaçmasının başka bir şekilde yorumlanması mümkün görülmemiştir. Sanığın ilk etapta katılanı öpmek istediği, katılanın geri çekilmesi ve eliyle direnmesi üzerine eylemini gerçekleştiremediği anlaşılmaktadır. Bu hareketinden sanığın şehevi amaç güttüğü, cinsel suç işleme kastıyla hareket ettiği kanaatine ulaşılmıştır. Sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'nın 102/1. maddesinde tanımlandığı şekilde cinsel saldırı mı yoksa 5237 sayılı TCK'nın 102/1, 35. maddesi kapsamında cinsel saldırıya teşebbüs suçu mu yoksa cinsel taciz suçunu oluşturup oluşturmadığının tartışılması gerekmektedir. Ankara Barosu Dergisinin 1989/4. sayısında yayımlanan sayın Sedat Bakıcı'nın 'Sarkıntılık Suçu ve Unsurları' isimli makalesi ışığında değerlendirme yapmak gerekmiştir. 765 sayılı TCK'da 5237 sayılı TCK'dan farklı olarak cinsel suçlar temelde 4 ayrı eylem olarak vasıflandırılmış iken 5237 sayılı TCK'da 3 ayrı eylem olarak düzenlenmiştir. 765 sayılı TCK'nın 421/1. cümlesindeki söz atma eylemi 5237 sayılı TCK'nın 105. maddesinde cinsel taciz olarak düzenlenmiştir. 765 sayılı TCK'nın 416/2. maddesinde tanımlanan ırza tasaddi eylemi, 5237 sayılı TCK'nın 102/1. maddesinde karşılık bulmuştur. 765 sayılı TCK'nın 416/1. maddesinde tanımlanan ırza geçme eylemi, 5237 sayılı TCK'nın 102/2. maddesinde organ sokma suretiyle cinsel saldırı olarak yeniden düzenlenmiştir. 765 sayılı TCK'nın 421/2. cümlesinde lafzını bulan sarkıntılık suçuna ise 5237 sayılı TCK'da yer verilmemiştir. Yani 1933 yılında yapılan değişiklikle eklenen 765 sayılı TCK'nın 421/2. cümlesinden önceki hâle dönüş olmuştur. Yasa koyucu 1933 yılında 765 sayılı TCK'nın 421. maddesinde değişiklik yaparken söz atma veya diğer anlatımla cinsel tacizden daha ağır nitelik taşıyan fakat ırza tasaddi veya ırza geçmeye teşebbüs boyutuna ulaşmayan şehevi eylemleri sarkıntılık olarak kabul etmiştir. Bunu söz atmaya göre daha ağır nitelikteki eylemlerin cezasız kalmaması gibi aynı zamanda tasaddi ve ırza geçmeye teşebbüs kapsamında değerlendirilerek hakkaniyete aykırı biçimde daha ağır bir ceza ile cezalandırılmasını engellemek için yapmıştır. 765 sayılı TCK'nın ışığında eyleme bakıldığında, sanığın katılanı öpmeye çalışması, eylemini devam ettirmeye çalışırken katılanın direnmesi nedeniyle kaçması şeklindeki eylemin temadi eden sırnaşık hareketler olup sarkıntılık suçunu oluşturacağı açıktır. Çünkü eylem edep ve iffete yönelik ani, hareketler yönünden kesiklik gösteren, edepsizce davranış özelliği göstermektedir. Cinsel birleşme boyutuna varmayan, tatmine yönelik kesintisiz bir davranış olan tasaddi aşamasına ulaşmamaktadır. 5237 sayılı TCK'nın cinsel taciz suçunu düzenleyen 105. maddesinin gerekçesinde cinsel taciz vücut bütünlüğünü ihlal niteliği taşımayan cinsel davranışlar olarak kabul edilmiştir. Cinsel taciz, cinsel yönden ahlâk temizliğine aykırı olarak mağdurun rahatsız edilmesinden ibarettir. Cinsel taciz suçunda vücut bütünlüğüne yönelik fail tarafından hareket söz konusu değildir. Eylem sözle veya failin kendi kendine hareketi ile olabilir. Mevcut olay yönünden yürürlükte bulunan, 5237 sayılı TCK'nın ışığında eyleme bakıldığında, sanığın öpmeye çalışması ama katılanın eliyle direnip çekilmesi nedeniyle eylemini gerçekleştirememesi, vücut temasının olmaması, sonrasında amaç suç olan cinsel saldırı suçunu gerçekleştirmek için biber gazı sıkması ancak katılanın bağırması üzerine kaçması şeklinde gelişen olayda, eylemin cinsel saldırıya teşebbüs olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Çünkü sanık tarafından mağdurun vücut bütünlüğüne yönelik bir hareket söz konusudur. Açıklanan nedenlerle sanığın eyleminin cinsel saldırıya teşebbüs suçunu oluşturduğu ve Yerel Mahkeme kararının onanması kanaatiyle sayın çoğunluğun kararına iştirak edilmemiştir." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 03.10.2018 tarih ve 262171 sayı ile; "...Katılan ... Turğut hükme esas alınan ve aşamalarda uyum gösteren anlatımlarında; sanığı olay öncesinde tanımadığını, olay günü İsmetpaşa Caddesine doğru yaya olarak yürümekteyken hatırladığı kadarıyla apartman önünde beklemekte olan sanığın kendisine yaklaşarak 'Seni tanıyorum.' dediğini, öpmeye yeltendiğini, kendisinin de sanığı itelediğini ve bağırdığını ayrıca kendisini tanıyorsa çağrı atmasını istediğini, sanığın da çağrı attığını ve kendisiyle yatmak istediğini söylediğini, daha sonra 'Gel sana apartmanda bir şey vereceğim.' diyerek kolundan asıldığını, çevredekilerin şikâyet etmesiyle olay yerinden motosikletle kaçtığını, sanıktan şikâyetçi olduğunu beyan etmiştir. Katılanın hükme esas alınan beyanlarından, sanığın önce katılanı tanıdığını söyleyerek ona yanaştığı, öpmek isteyince katılanın geri çekilerek izin vermediği, bunun üzerine yandaki apartmanda kendisine bir şey göstereceğini söylediği, katılanı buna da ikna edemeyince onunla yatmak istediğini beyan ederek biber gazı sıkmak suretiyle direncini kırmaya ve kolundan tutarak apartmana çekmeye çalıştığı, katılanın bağırıp yardım istemesi üzerine korkarak motosikletine binip olay yerinden kaçtığı sabit olan olayda; Sanığın mağdureye yönelik cinsel saldırı kastı ile hareket ettiğinin söz ve davranışlarından açıkça anlaşıldığı, önce mağdureyi ikna ederek, akabinde ise zor kullanarak eylemini gerçekleştirmeye yönelik elverişli hareketlerle eylemin icrasına başladığı, mağdurenin direnç göstermesi ve bağırarak yardım istemesi üzerine kendi iradesi dışındaki sebeplerle eylemini gerçekleştiremediği ve böylece basit cinsel saldırı suçuna teşebbüs suçunu işlediği, suçu silahtan sayılan biber gazı sıkmak suretiyle gerçekleştirdiği düşüncesine varılmış olmakla, aksi yöndeki bozma kararına itiraz etmek gerektiği," görüşüyle itiraz kanun yoluna müracaat etmiştir. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 07.02.2019 tarih, 8069-858 sayı ve oy çokluğuyla; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü Özel Dairece bozulmuş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanık hakkında teşebbüs aşamasında kalan basit cinsel saldırı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın katılan mağdureye yönelik eyleminin teşebbüs aşamasında kalan basit cinsel saldırı suçunu mu yoksa TCK’nın 36. maddesi de gözetildiğinde cinsel taciz suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Katılan mağdure ...’in suç tarihinde yirmi üç yaşında ve evli olduğu (Kararın devam eden kısımlarında katılan mağdure ...'den "mağdure" olarak söz edilecektir.), Suç tarihinde yirmi dokuz yaşında ve evli olan sanık ...’ün fabrikada işçilik yaparak geçimini sağladığı, Mağdurenin 11.07.2010 tarihinde saat 21.15 sıralarında yardım isteğinde bulunması üzerine olay yerine intikal eden kolluk görevlilerine, daha önce tanımadığı ve eşkâl bilgilerini verdiği sanık hakkında şikâyetçi olduğunu bildirmesi üzerine olayla ilgili soruşturma başlatıldığı, 11.07.2010 tarihinde Karaman Devlet Hastanesince mağdure hakkında düzenlenen raporda; gözlerde kızarıklık ve sulanma bulunduğunun, yaralanmasının basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte olduğunun belirtildiği, 11.07.2010 tarihli teşhis tutanağına göre; mağdureye mevcut suç işleyenler ve zanlılar albümü gösterilerek ifadesinde eşkâl bilgilerini verdiği kişiyi teşhis etmesinin istendiğinin, mağdurenin ise olayla ilgili olarak kimseyi teşhis edemediğinin bildirildiği, 12.07.2010 tarihli teşhis tutanağına göre; mağdurenin olay sırasında sanığın kendisini aradığını belirttiği 05xx 6xx7xx1 numaralı telefon hattının ... isimli şahıs adına kayıtlı olduğunun tespit edildiği, aralarında ...’nın da bulunduğu üç şahsın mağdureye gösterilerek mağdureden sanığı teşhis etmesinin istendiği, mağdurenin kendisine cinsel tacizde bulunan sanığın gösterilen şahıslar arasında olmadığını beyan ettiği, 19.10.2010 tarihli yakalama tutanağından; sanık hakkında yürütülen soruşturma kapsamında 05xx 6xx7xx1 numaralı telefon ile aranan Seher Küçüker ve Demet Büyükeken isimli şahısların tespit edilerek tanık sıfatıyla ifadelerinin alındığı, sanığın yakalanması için çalışmalar devam ederken tanık Seher’in sanığın evini bildiğini ve gösterebileceğini beyan etmesi üzerine sanığın adresine gidildiği, evden taşınmış olup hâlen Anı Bisküvi Fabrikasında çalıştığı tespit edilen sanığın, 19.10.2010 tarihinde saat 10.00’da çalıştığı fabrikada yakalandığı, 19.10.2010 tarihinde kolluk görevlilerince düzenlenen teşhis tutanağına göre; mağdure Zülfiye ile tanıklar Demet Büyükeken ve Seher Küçüker’in sanığı göstererek kesin olarak teşhis ettiklerini beyan ettikleri, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının 20.08.2010 tarihli ve 303221 sayılı yazısı ve eklerinden; tanık ... adına kayıtlı olup sanık tarafından kullanıldığı tespit edilen 05xx 6xx7xx1 numaralı GSM hattından mağdure adına kayıtlı 05xx 8xx9xx3 numaralı hattın olay günü saat 15.14, 18.55, 20.25 ve 20.31’de dört defa arandığı, sırasıyla 40, 67, 40 ve 14 saniyelik görüşmeler yapıldığı, olaydan bir gün sonra 12.07.2010 tarihinde saat 18.58’de ise bu defa mağdurenin sanığı araması üzerine 63 saniye görüştükleri, Cumhuriyet Başsavcılığının 11.10.2010 tarihli ifade tutanağında, tanık Seher Küçüker’in cep telefonunu teslim etmesi üzerine gelen mesajlar bölümüne girildiğinde, 13.06.2010 tarihinde saat 14.55.47' de 05xx 6xx7xx1 numaralı telefondan gönderilen mesajda "Seni a...ğına s..yim g..ne koyduğumun o...su" şeklinde hakaret içeren sözler olduğunun, fotoğraflar bölümüne girildiğinde ise yol üzerinde siyah motosiklette bir erkek şahsın bulunduğunun görüldüğü, Karaman Cumhuriyet Başsavcılığınca 14.02.2011 tarihli ve 4350 soruşturma sayılı ek karar ile sanık hakkında tanık ...’ya yönelik hırsızlık suçundan kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, Anlaşılmaktadır. Katılan mağdure ... Kollukta; 11.07.2010 tarihinde saat 21.15 sıralarında yaya olarak yanında kimse olmadığı hâlde Kirişçi Mahallesi, Yunus Emre Caddesi üzerinde dolaşmaktayken 43. Sokak girişinde apartman önünde beklemekte olan uzun boylu, beyaz yüzlü, iri kalın kaşlı, iri gözlü, 25-30 yaşlarında siyah saçlı ve saçlarının önü seyrek, üzerinde siyah kumaş pantolon, siyah gömlek ve siyah ayakkabı bulunan erkek bir şahsın kendisine "Ben seni tanıyorum." dediğini ve yanına yaklaşarak boynundan öpmek istediğini, geri çekilerek sanığın öpmesini engellediğini, sanığın bu defa "Gel sana apartman bodrumunda bir şey vereceğim." dediğini, kendisinin de "Madem sen beni tanıyorsun. Şu an benim işim var. Sen bana telefonla çağrı at. Seninle sonra görüşürüz." dediğini, sanığın kendisine ait 05xx 8xx9xx3 numaralı telefonuna 05xx 6xx7xx1 numarası ile çağrı bıraktığını, sanığın yanından ayrılarak gitmek istediği sırada sanığın aniden biber gazı çıkartarak kendisinin gözüne ve yüzüne doğru sıktığını, bağırarak etraftan yardım talebinde bulunması üzerine sanığın plakasını alamadığı, siyah renkli bir motosiklete binerek İsmetpaşa istikametine doğru kaçarak gittiğini, sanığı gördüğü takdirde tanıyabileceğini, sanık hakkında davacı ve şikâyetçi olduğunu, 03.07.2012 tarihinde Mahkemede; sanığı olay öncesinde tanımadığını, olay günü İsmetpaşa Caddesine doğru yürümekteyken hatırladığı kadarıyla apartman önünde beklemekte olan sanığın kendisine "Ben seni tanıyorum." diyerek yaklaştığını, öpmeye çalıştığını, sanığı iteklediğini ve bağırdığını, ayrıca "Sen beni tanıyorsan bana çağrı at. Ben seni sonra ararım." diye söylediğini, bu sırada sanığın kendisine çağrı attığını, daha sonra "Gel sana apartman bodrumunda bir şey vereceğim." dediğini ve kolundan asıldığını, "Seninle yatmak istiyorum." dediğini, bağırıp çağırması üzerine çevredeki şahısların şikâyet ettiklerini, bu sırada sanığın kendisine biber gazı sıkarak siyah motosikletle olay yerinden kaçtığını, motosikletin plakasını alamadığını ancak hatırladığı kadarıyla plakasının da olmadığını, durumu daha sonra polis memurlarına anlattığını, sanığın kendisinin telefonunu araması neticesinde sanığa ait numaranın kendi telefonunda göründüğünü, sonra sanığı da teşhis ettiğini, sanıktan şikâyetçi olduğunu ve davaya katılmak istediğini, 15.05.2013 tarihinde Mahkemede; olay günü İsmetpaşa Caddesinde gitmekte olduğunu, sanığın "Seni tanıyorum." diyerek kendisini çağırdığını, sanığın kendisini nereden tanıdığını bilmediğini, sanığın kendisinin yüzünden ve boynundan öpmeye çalıştığını ancak ona izin vermeyerek bağırıp çağırdığını, sanığın kendisini saçlarından tutup apartmana doğru çekmeye çalıştığını ama bağırıp etraftan yardım istediğini, sanığın biber gazını kendisini apartmana doğru götürmek isterken sıktığını, kaçarken sıkmadığını, bu eylemi yapanın huzurdaki sanık olduğunu, şikâyetçi olduğunu ve cezalandırılmasını istediğini, tekrar sorulması üzerine; sanığın biber gazını kendisini apartmanın içine sürüklemek isterken sıktığını, kaçarken sıkmadığını, kendisini öpmeye çalıştığını ama tam öpemediğini, koluna da asıldığını, Tanık ... 12.07.2010 tarihinde Kollukta; 05xx 6xx7xx1 numaralı hattın kullanmakta olduğu bir hat olmadığını, ne zaman kullandığını, hangi tarihte aldığını ve şu an kimin kullandığını bilmediğini, önceki tarihlerde üzerine kayıtlı birçok hat aldığını, bunlardan bazılarını kırdığını ya da kapattırdığını, sadece 2008 yılında Karaman Organize Sanayi Bölgesinde bulunan Taç Gofret isimli iş yerinde çalışırken telefonunun içerisinde sim kartıyla birlikte çalındığını, fabrikaya telefon getirmek yasak olduğundan konuyla ilgili bir müracaatta bulunamadığını, çalınan telefon içinde takılı bulunan sim kartın 541 ile başlayan Vodafone şirketine ait sim kart olduğunu ama numarasını tam olarak hatırlayamadığını, bu nedenle kendisine sorulan telefon numarasının o numara olup olmadığından emin olmadığını, 19.10.2010 tarihinde Kollukta; 05xx 6xx7xx1 numaralı hattın üzerine kayıtlı olduğunu, bu numarayı daha önce kullandığını ve kullanmakta olduğu bir buçuk veya iki yıl önceki dönemde Organize Sanayi Bölgesinde bulunan Taç Gofret isimli iş yerinde çalıştığını, o tarihlerde fabrikaya telefon getirmenin yasak olduğunu, ancak yeni evli olması ve eşinin de hamile olması nedeniyle içerisinde 05xx 6xx7xx1 numaralı hat takılı olan çin malı, markası bulunmayan telefonu fabrikaya götürdüğünü, telefonu sessiz konuma getirip kapatmadan ceketinin cebine koyduğunu, çalışmaya başladığını, akşam iş bitiminde sivil elbiselerini giydiğinde telefonun cebinde olmadığını fark ettiğini, hemen hattını aradığını, telefonun açık olduğunu ancak cevap veren olmadığını, daha sonra defalarca aramasına rağmen telefonun kapalı olduğunu, çalan kişinin telefonu alıp hattı da kırıp attığını düşünerek hattı kapattırmadığını, iş yerinde telefon taşımak yasak olduğu için telefonunun çalındığına dair müracaatta da bulunmadığını, daha sonra üzerine kayıtlı bu hat kullanılarak bir kadının rahatsız edilmesi nedeniyle 2010 yılı Temmuz ayında karakola çağrıldığını ve ifade verdiğini, o zaman hattının hâlen kullanılmakta olduğunu öğrendiğini, polis memurlarıyla kullanan kişiyi tespit etmeye çalıştıklarını, sonra da bu hattı kapattırdığını, bugün yine polis merkezine çağrıldığını, polis merkezine girer girmez bekleme salonunda sanığı gördüğünü, sanığın, kendisinin üzerine kayıtlı hat ile kadınları rahatsız ettiğini öğrendiğini, sanık ile cep telefonunun çalındığı tarihlerde aynı iş yerinde birlikte çalıştıklarını, cep telefonunun sanık tarafından çalındığından şüphelendiğini ve şikâyetçi olduğunu, Mahkemede; Taç Gofret isimli iş yerinde çalışırken özelliklerini ve numarasını hatırlamadığı telefonu iş yerine götürdüğünü, iş yerinde telefonunun çalındığını, fabrikada cep telefonu kullanmak yasak olduğu için savcılığa da başvuramadığını, o tarihte huzurdaki sanığın kendisiyle aynı iş yerinde çalıştığını, bu hususta karakolda verdiği ifadesinin geçerli olduğunu, Tanık Seher Küçüker Savcılıkta; 05xx 4xx9xx4 numaralı hattın kendisine ait olduğunu, 05xx 6xx7xx1 numaralı hattı kullanan kişiyi tanıdığını, çünkü kendisine de telefonla mesaj göndererek cinsel tacizde bulunduğunu, tanışıp arkadaş olmak istediğini söylediğini, sanıkla birlikte Taç Gofret isimli iş yerinde geçen yıl birlikte çalıştıklarını, adının Murat olduğunu, soy ismini bilmediğini, sanığın Figen isimli kişiyle evli olduğunu, bildiği kadarıyla en son Larende Mahallesinde oturduğunu, hatta sanığın kendisini de taciz ettiğine ilişkin mesajlardan birisini gösterebileceğini, sanığın evli olduğunu bildiğinden kendisiyle uğraşmasından çekinerek hakkında şikâyetçi olmadığını, sanığı teşhis edebileceğini, Taç Gofret isimli iş yerinde sanığın kimlik bilgilerinin olduğunu, sanığın Taç Gofret isimli iş yerinde İsa isimli kişiyle arkadaş olduğunu, kendisinin daha önce sabit telefonlardan da arandığını ve arayanın sanık olduğundan emin olduğunu, ayrıca sanığın fabrikada kendisine laf attığını, bu nedenle fabrikanın sahibi Mehmet Kızık'a sanık hakkında şikâyette bulunduğunu, sanık kendisini aradığında isminin Metin veya Kadir olduğunu söylediğini, ... isimli şahsı tanımadığını, sanık kendisini taciz ettiğinde onu yolda motosikletinin üzerindeyken ablasına gösterdiğini, ablası Ayşe Demir’in kendisinin cep telefonuyla sanığın fotoğrafını çektiğini, bu fotoğrafın cep telefonunda mevcut olduğunu, Mahkemede; kendisini telefonla rahatsız eden kişinin huzurda olan sanık olduğunu, bundan hiç şüphesi bulunmadığını, bu hususta teşhis yaptırıldığını ve teşhis tutanağının da doğru olduğunu, sadece sanığın aradığı numarayı hatırlayamadığını, Tanık Demet Büyükeken aşamalarda; 05xx 5xx0xx8 numaralı hattın kendisi adına kayıtlı olduğunu, haziran ayı içerisinde pasaportunu kaybettiğini, Yunus Emre Polis Karakoluna müracaat ederek telefon numarasını bıraktığını, bir süre sonra karakoldan arandığını ve polis memuru olduğunu söyleyen kişinin bir vatandaşın, pasaportunu bulduğunu söylediğini, kendisinin pasaportunu almak için karakola gelebileceğini söylediğini ancak arayan kişinin karakolda işlerin yoğun olduğunu, pasaportu bulan kişinin teslim edebileceğini söylerek kendisinden bir adres istediğini, bunun üzerine evinin yakınında bulunan Bayramoğlu Alışveriş Merkezinde buluşabileceklerini söylediğini, arayan kişinin 05xx 6xx7xx1 numaralı telefonu vererek bu kişinin pasaportu teslim edecek kişi olduğunu söylediğini, daha sonra Bayramoğlu Alışveriş Merkezi yakınında saçları dökülmüş, siyah, gözlüklü birisinin kendisine pasaportunu bulduğunu söyleyerek teslim ettiğini, isminin Kadir olduğunu söylediğini, daha sonraki günlerde bu kişinin mesaj göndererek kendisinden hoşlandığı, arkadaş olmak istediği şeklinde sözlerle tacizde bulunduğunu, bu kişiye karşılık vermediğini, herhangi bir şikâyette de bulunmadığını, bu kişiyi görmesi hâlinde tanıyabileceğini, diğer tanık Seher Küçüker'in cep telefonundan elde edilen Murat isimli kişiye ait fotoğraf gösterildiğinde; kendisine pasaportunu veren ve daha sonra telefonda taciz eden kişinin bu kişiye benzediğini ancak canlı olarak görmesi hâlinde daha iyi teşhis edebileceğini, Beyan etmişlerdir. Sanık ... Kollukta; 6-7 yıl kadar Taç Gofret isimli iş yerinde işçi olarak çalıştığını, iki haftadır da Anı Bisküvi Fabrikasında işçi olarak çalıştığını, Kadir isimli şahsı tanıdığını, Taç Gofret isimli iş yerinde çalışırken bu şahsın da orada çalıştığını, aralarında bir samimiyet olmadığını, sadece iş arkadaşı olduklarını, yine Seher isimli şahsın da Taç Gofret isimli iş yerinde çalışırken iş arkadaşı olduğunu, Demet Büyükeken isimli şahsı tanımadığını, hatırlayamadığı bir tarihte bu şahsın pasaportunu yolda bulduğunu, pasaportu vermek için internetten ev telefonuna ulaşıp şahsı arayarak pasaportunu kaybedip etmediğini sorduğunu, şahsın pasaportunun kaybolduğunu söylediğini, şahsa "Verebileceğiniz bir adrese bırakabilirim veya sizin yanınıza getirebilirim." dediğini, sonra Bayramoğlu Alışveriş Merkezi önünde buluştuklarını ve pasaportu verdiğini, kadını 05xx 6xx7xx1 numaralı telefonla aramadığını, pasaportunu teslim ettikten sonra şahsı iki defa arayarak konuşmak istediğini, kabul etmeyince bir daha aramadığını, mağdure Zülfiye'yi tanımadığını, suçlamayı kabul etmediğini, kesinlikle 05xx 6xx7xx1 numaralı hattı aramadığını, on senedir 05xx 4xx7xx1 numaralı hattı kullandığını, Savcılıkta; mağdureyi tanımadığını, tanık Seher Küçüker'i tanıdığını, onunla Taç Gofret isimli iş yerinde birlikte çalıştıklarını, fabrikada tanıştıkları için onunla konuştuğunu, tanık Demet Büyükeken'i de tanıdığını, Demet'in pasaportunu çarşıda bulduğunu, daha sonra telefonla arayarak pasaportunun kendisinde olduğunu söylediğini, pasaportu Bayramoğlu Alışveriş Merkezinde Demet'e iade ettiğini, 05xx 6xx7xx1 numaralı hattı kullanmadığını, Demet'i 05xx 4xx7xx1 numaralı telefon hattından aradığını, başka bir numaradan aramadığını, tacizde bulunmadığını, ayrıca Seher'e de mesaj göndererek hakaret etmediğini, mağdureyi öpmeye çalışmadığını, ona telefon numarasını vermediğini, ayrıca biber gazı çıkartıp ona sıkmadığını, tanık ...'yla birlikte üç yıl önce Taç Gofret isimli iş yerinde birlikte çalıştığını, Kadir'in, kendisine telefon hattını vermediğini, Kadir'in telefonunu kesinlikle çalmadığını, üzerine atılı suçlamaları ve teşhis tutanaklarını kabul etmediğini, Tutuklanması istemiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde; tanıklar Seher Küçüker ve Demet Büyükeken'i tanıdığını, Seher ile aynı fabrikada çalıştığını, Demet'in de pasaportunu bulup aradığını, bu nedenle şahısları tanıdığını ancak bu şahıslara yönelik hiçbir mesaj göndermediğini, sadece Demet ile 05xxx 4xx7xx1 numaralı kendisine ait hattan arayarak iki kez konuştuğunu, Seher’le telefonda hiç konuşmadığını ve mesaj da göndermediğini, bu kişilere yönelik hakaret veya tacizde bulunmadığını, mağdureyi ise hiç tanımadığını, mağdureye biber gazı sıkmadığını, öpmeye çalışmadığını, suçlamaları kabul etmediğini ve kendisini neden teşhis ettiklerini bilmediğini, 14.07.2011 tarihinde Mahkemede; mağdureye cinsel tacizde bulunmadığını, 05xx 6xx7xx1 numaralı telefon hattının kendisine ait olmadığını, bu hattı hiç kullanmadığını, 05xx 4xx7xx1 numaralı telefon hattının kendisine ait olduğunu ve önceden beri bu numarayı kullandığını, 08.05.2013 tarihinde Mahkemede; mağdureyle daha önceden tanışmadıklarını, aralarında bir husumet bulunmadığını, kendisine neden iftira atıldığını bilmediğini, Savunmuştur. Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir hukuki sonuca ulaşılabilmesi bakımından, "cinsel taciz suçu", "cinsel saldırı suçu", "suça teşebbüs" ve "gönüllü vazgeçme" kavramları üzerinde durulmalıdır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Cinsel saldırı" başlığını taşıyan 102. maddesi; "1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenmesi durumunda, yedi yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır. 3) Suçun; a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, b) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı, d) Silâhla veya birden fazla kişi tarafından birlikte, İşlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır. 4) Suçun işlenmesi sırasında mağdurun direncinin kırılmasını sağlayacak ölçünün ötesinde cebir kullanılması durumunda kişi ayrıca kasten yaralama suçundan dolayı cezalandırılır. 5) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlinde, on yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. 6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur." şeklinde iken, 28.06.2014 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 58. maddesi ile yapılan değişiklik sonucu; "(1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır. (3) Suçun; a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, b) Kamu görevinin, vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş, evlat edinen veya evlatlık tarafından, d) Silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte, e) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle, İşlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır. (4) Cinsel saldırı için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. (5) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur" hâlini almıştır. Suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan maddenin ilk fıkrasında cinsel saldırı suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında ise vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi, suçun temel şekline nazaran daha ağır cezayı gerektiren nitelikli bir hâl olarak yaptırıma bağlanmıştır. Korunan hukukî değerin, kişilerin cinsel özgürlüğü ve dokunulmazlığı olduğu cinsel saldırı suçunda failin ve mağdurun, kadın ya da erkek, evli veya bekâr olması mümkündür. Fail ile mağdurun farklı ya da aynı cinsiyetten olması da önemli değildir. Ancak, TCK’nın 102. maddesinde düzenlenen cinsel saldırı suçunun mağdurunun on sekiz yaşını tamamlamış olması gerekir. Cinsel saldırı kasten işlenebilir ve failin kastının suçun kanuni tanımındaki tüm unsurları, yani mağduru, cinsel davranışı, vücut dokunulmazlığının ihlalini ve mağdurun rıza göstermediğini kapsaması gerekir. Bu suçla korunan hukuki yarar üzerinde tasarrufta bulunabilen cinsel özgürlük olduğundan hukuki sınırlar içerisinde kalması şartıyla rızaya ehil mağdurun cinsel davranışa göstereceği rıza, fiili hukuka uygun hale getirecektir. Maddenin ikinci fıkrasındaki nitelikli halin oluşması için vücuda organ veya sair cismin sokulması gerekir. Teşebbüs ise TCK'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında; "Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur." şeklinde tanımlanmıştır. Teşebbüsün varlığından söz edilebilmesi için; 1- Kasıtlı bir suç işleme kararı olmalı, 2- Elverişli hareketlerle suçun doğrudan doğruya icrasına başlanmalı, 3- Failin elinde bulunmayan nedenlerle suç tamamlanamamalı ya da amaçlanan sonuç gerçekleşmemelidir. Suça teşebbüste fail, suçu tamamlamak amacıyla hareket etmesine karşın, elinde olmayan nedenlerden dolayı fiilini gerçekleştirememekte, bu durumda kişiye tamamlanmış suça oranla daha az ceza verilmektedir. Sanığın eyleminin belirlenmesi açısından "elverişli hareketlerle suçun doğrudan doğruya icrasına başlama" şartı da değerlendirilmelidir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 35. maddesinin gerekçesinde; 765 sayılı Kanun'daki "eksik - tam teşebbüs" ayrımına son verildiği, bu ayrımın objektif bir ölçütünün bulunmadığı ve uygulamada bir takım tereddütlere yol açtığı belirtildikten sonra, getirilen diğer bir yeniliğin icra hareketlerinin başlangıcına ilişkin olduğu, "failin kastının şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı" yolundaki subjektif ölçütün kabul edilmesi durumunda kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacağı, çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesinin mümkün bulunduğu, suçun icrasıyla ilgisiz davranışların dahi suç kastını ortaya koyduğu gerekçesiyle cezalandırılabileceği, o nedenle tasarıdaki "kastı şüpheye yer bırakmayacak" kriterinin madde metninden çıkartılarak "doğrudan doğruya icraya başlama" ölçütünün kabul edildiği, böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması hâlinde suçun icrasına başlanılmış sayılacağı açıklanmış; ayrıca kullanılan aracın suçun kanuni tanımında öngörülen fiili meydana getirmeye elverişli olması gerektiği, ancak elverişliliğin sadece kullanılan araç bakımından değil, suçun konusu da dâhil olmak üzere bütün fiil yönünden bulunması gerektiği, bu nedenle maddeye, suça teşebbüsün bu unsurunu tam anlamıyla ifade eden "uygun hareketler" kavramının dâhil edildiği belirtilmiştir. Görüldüğü gibi 765 sayılı Kanun’da icra hareketlerinin başlangıcı konusunda açık bir ifadeye yer verilmezken, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda doğrudan doğruya icraya başlama ölçütü kabul edilmiştir. Ancak soyut olan bu kavramın nasıl anlaşılması gerektiği konusu açık olmayıp cezalandırılabilen davranışın ne zaman başladığını belirlemek her zaman kolay değildir. Genel olarak suçun dış dünyada oluşmaya başladığı süreç, "hazırlık hareketleri" ve "icra hareketleri" olmak üzere birbirinden farklı iki aşamaya ayrılmaktadır. Suçu işlemek için kullanılacak aletlerin üretilmesi ya da temin edilmesi, eylem yerinin araştırılması veya gözetlenmesi, eylemle ilgili çeşitli bilgiler toplanması, suç işlendikten sonra sorumlu tutulmayı önleyici tedbirler alınması, suçtan elde edilecek eşyalar için güvenli bir yer ayarlanması gibi fiiller hazırlık hareketleri olup, suç tipini oluşturan icra hareketlerinden önce gerçekleştirilen ve cezalandırılmayan davranışlardır. Teşebbüs ise, suçun tamamlanmasından önce, fakat hazırlık hareketleri aşamasından sonra gelen, başlanmış ancak bitirilememiş bir eylemli aşamayı ifade eder. Bu kapsamda cezalandırılabilir davranışların, yani suça teşebbüsün sınırlarının saptanması, diğer bir ifadeyle suç yolunda ilerleyen sanıkla ilgili olarak hangi andan itibaren ceza hukukunun devreye gireceği sorununun çözülmesi gerekmektedir. Öğretide; 5237 sayılı TCK'nın 35. maddesinde teşebbüs açısından, "doğrudan doğruya icraya başlama" ölçütünün kabul edilmesiyle "objektif teori"nin benimsendiği, suçun kanuni tanımında unsur veya nitelikli hâl olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi hâlinde icra hareketlerinin başladığının kabul edilmesi, örneğin öldürmek için silahını hasmına doğrultarak nişan alınmasının icra hareketleri sayılması gerektiği, ancak öldürmek için silah veya zehir satın alınmasının belirleyici bir niteliğe sahip bulunmaması nedeniyle hazırlık hareketi sayılabileceği belirtilmiştir. (M. Koca–İ. Üzülmez; Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 6. Baskı, 2013, s. 393.). Özetle; bir kimsenin suça teşebbüsten dolayı cezalandırılabilmesi için, yapılan hareketlerin objektif olarak suçun kanuni tanımında öngörülen sonucu meydana getirmeye elverişli olmasıyla birlikte, aracın fail tarafından bu sonucu gerçekleştirmeye uygun biçimde kullanılması, ancak failin elinde olmayan nedenlerle icra hareketlerinin tamamlanamaması ya da tamamlanmasına karşın sonucun gerçekleşmemesi gerekir. Öte yandan 5237 sayılı TCK'nın “Gönüllü Vazgeçme” başlıklı 36. maddesinde; “Fail, suçun icra hareketlerinden gönüllü vazgeçer veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini önlerse, teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz; fakat tamam olan kısım esasen bir suç oluşturduğu takdirde, sadece o suça ait ceza ile cezalandırılır” şeklindeki düzenlemeye yer verilmiştir. Kanundaki tanım uyarınca gönüllü vazgeçme ile teşebbüs arasındaki ayrım şu şekilde özetlenebilir: Teşebbüs, suçun tamamlanması veya neticenin gerçekleşmesinin, failin elinde olmayan nedenlerle meydana gelmemesi olarak tanımlanmışken, gönüllü vazgeçmede failin iradi hareketi veya çabası ile icra hareketlerinin terk edilmesi ya da suçun tamamlanmasının önlenmesi söz konusudur. Suç tamamlanmadan veya sonuca ulaşılmadan önce vazgeçme gerçekleştiğinden, gönüllü vazgeçme etkin pişmanlıktan da farklıdır. Etkin pişmanlık, suçun tamamlanmasından sonraki pişmanlığı düzenlemekte ve tamamlanan bir suçun yol açtığı zararın giderilmesi, eski hâle getirilmesi ya da malın iadesini kapsamaktadır. Gönüllü vazgeçmenin şartları ve sonuçları TCK'nın 36. maddesinin gerekçesinde; “Gerek icra hareketleri aşamasında gerekse icra hareketlerinin bitmesinden sonra, failin suçu tamamlamaktan gönüllü olarak vazgeçmesini teşvik etmek modern suç politikasının temel araçlarından biridir. 765 sayılı Türk Ceza Kanununda sadece icra hareketlerinin devamı aşamasında kabul edilen gönüllü vazgeçme, icra hareketlerinin bittiği ancak neticenin meydana gelmediği olaylar bakımından da öngörülmüştür. Böylece suçun icrası sürecindeki bütün aşamalarda gönüllü vazgeçme mümkün hâle gelmektedir. Ancak icra hareketlerinin bitmesinden sonra gönüllü vazgeçmenin kabulü için, vazgeçenin suçun tamamlanmasını önlemek bakımından ciddi bir çaba göstermesi gerekmektedir. Gönüllü vazgeçme hâlinde kişiye ceza verilmemekte, ancak o ana kadar yapılan hareketler ayrıca bir suç oluşturuyorsa sadece o suçtan sorumlu tutulmaktadır. Suç bütün unsurlarıyla tamamlandıktan sonra örneğin çalınan eşyanın geri verilmesi veya kaçırılan kişinin serbest bırakılması hâllerinde, artık vazgeçme değil etkin pişmanlık söz konusudur…” biçiminde açıklanmıştır. Madde gerekçesinde de özenle vurgulandığı üzere, 765 sayılı TCK'nın uygulanmasında sadece icra hareketlerinin devamı aşamasında kabul edilen gönüllü vazgeçme, 5237 sayılı TCK'nın uygulanmasında icra hareketlerinin bittiği ancak neticenin meydana gelmediği olaylar bakımından da öngörülmüş, böylece neticenin meydana gelmesine kadar bütün aşamalarda gönüllü vazgeçmenin mümkün olduğu kabul edilmiştir. Öğretide; “Yeni TCK sisteminde, gönüllü vazgeçme; gerek icra hareketleri aşamasında, gerekse icra hareketlerinin bitmesinden sonra, failin suçu tamamlamaktan gönüllü vazgeçmesini ifade etmektedir. Suçun icrası tamamlanıncaya, neticenin ayrıca unsur oluşturduğu suçlarda, netice gerçekleşinceye kadar, gönüllü vazgçme mümkündür... Vazgeçmenin gönüllü olması gerekir. Yani herhangi bir engel olmaksızın, pişmanlık duyarak kişinin suç işlemekten vazgeçmiş olması gerekir” (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 9. Bası, Ankara 2013, s.478.),“Teşebbüs halinde faildeki suç işleme düşüncesi ve kastı sürmektedir. Gönüllü vazgeçmede ise fail eyleminden dönüp, suçun oluşmasını önlemeye çabalamaktadır. Kişilere pişman olma olanağı tanınması, onların suç işlemeden topluma kazandırılması, cezalandırılma ile elde edilecek yarardan çok daha faydalı görülmektedir. Kanunumuzda yer alan düzenlemenin temelinde, eylemin vazgeçme anına kadar icra edilmesi dolayısıyla bir haksızlık teşkil ettiği, ancak suç politikası gereği cezalandırılmak istenilmediği fikrinin yattığı söylenebilir. Bu husus madde metninde; vazgeçme hâlinde failin teşebbüsten dolayı cezalandırılmayacağı ve fakat tamam olan kısmın suç oluşturması durumunda o suçun cezası ile cezalandırılacağının açıklandığı cümlelerden anlaşılmaktadır” (Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, 1. Cilt, Adalet Yayınevi 2. Bası, Ankara 2014, s. 1096.), "Elde olmayan sebeplerle icra hareketlerinin tamamlanamaması veya neticenin gerçekleştirilememesi teşebbüsün kurucu unsurunu oluşturmaktadır. Buna göre icra hareketlerinin tamamlanması veya neticenin gerçekleşmemesi failin elinde olan sebeplerden kaynaklanmışsa teşebbüsten söz edilmeyecektir. Gönüllü vazgeçme olarak nitelenen bu durum TCK'nın 36. maddesinde düzenlenmiştir" (Mahmut Koca- İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 6. Bası, Ankara 2013, s.412.), “Fail, sonucu gerçekleştirebilme ve icra hareketlerini devam ettirebilme olanağına sahip olduğu hâlde, bunu ettirmemiş ise, vazgeçme gönüllüdür. Ancak, istediği hâlde, buna olanak bulunmadığı için hareketlerini devam ettirmemiş ise, vazgeçme gönüllü değildir” (Nur Centel – Hamide Zafer – Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınevi, 3. Baskı, İstanbul 2005, s. 478.) şeklindeki açıklamalarla gönüllü vazgeçmenin saptanmasında göz önüne alınacak kriterler ortaya konulmuştur. Yargısal kararlarda da, suç yolunda (iter criminis) ilerleyen sanık daha fazla ilerleme imkânına ve kanaatine sahip olduğu hâlde, suç yolunda ilerlemeyerek icrayı yarıda bırakmışsa ya da icra hareketleri tamamlandıktan sonra kendi çabası ile sonucun meydana gelmesini önlemişse vazgeçmenin gönüllü olduğu, buna karşılık fail icraya başlarken göz önünde tuttuğu ve hesaba kattığı risklerden başka bir faktör nedeniyle icra hareketlerine devam etmemişse ya da sonuca ulaşamamışsa vazgeçmenin gönüllü olmadığı, bu hâlde icra hareketleri failin elinde olmayan engelleyici nedenlerle bitirilemediğinden ya da sonuç failin elinde olmayan nedenlerle meydana gelmediğinden teşebbüsün söz konusu olduğu vurgulanmıştır. Gerek öğreti gerekse yerleşmiş yargısal kararlarda yer alan bu kabullere göre gönüllü vazgeçmenin varlığı için aranan şartlar şu şekilde sıralanabilir: 1- Öncelikle kasıtlı bir suçun işlenmesine yönelik olarak icra hareketlerine başlanmalı, 2- Suç tamamlanmadan önce vazgeçme gerçekleşmeli, 3- Vazgeçmenin konusu; icra hareketinin devamına, suçun tamamlanmasına ya da sonucun gerçekleşmesine yönelik bulunmalı yani sanık ya suçun icra hareketlerinden vazgeçmeli ya da kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya sonucun gerçekleşmesini önlemeli, 4- Vazgeçme gönüllü olmalı yani fail suçun icra hareketlerini isteyerek terk etmeli ya da suçun tamamlanmasını veya sonucun gerçekleşmesini isteyerek önlemeli, 5- Suçun tamamlanmasının önlenmesi veya sonucun gerçekleşmesinin engellenmesi, failin çabalarıyla meydana gelmelidir. Sonuç başka bir nedenle önlenmiş ise kural olarak gönüllü vazgeçme oluşmayacak ve fail 5237 sayılı TCK'nın 36. maddesinden yararlanamayacaktır. Bu aşamada cinsel taciz suçuna da değinilmesinde yarar bulunmaktadır. Suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 105. maddesinde; "(1) Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikâyeti üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına veya adlî para cezasına hükmolunur. (2) Bu fiiller; hiyerarşi, hizmet veya eğitim ve öğretim ilişkisinden ya da aile içi ilişkiden kaynaklanan nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle ya da aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlendiği takdirde, yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu fiil nedeniyle mağdur; işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmış ise, verilecek ceza bir yıldan az olamaz." şeklindeki düzenleme yer almaktadır. Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğünde taciz; "tedirgin etme, rahatsız etme veya sıkıntı verme" şeklinde tanımlanmıştır. Madde gerekçesinde, "Cinsel yönden, ahlâk temizliğine aykırı olarak mağdurun rahatsız edilmesi" şeklinde tanımlanmış olan cinsel taciz eyleminin ne tür davranışlarla gerçekleştirilebileceği hususunda kanunda bir açıklık bulunmamakla birlikte öğreti ve yargısal kararlarda, mağduru hedef almış, onun vücut dokunulmazlığı ihlal edilmeksizin cinselliğine yönelen davranışlarla cinsel taciz suçunun işlenebileceği kabul edilmektedir. Cinsel taciz eylemlerinin suç olarak kabul edilebilmesi için bu eylemlerin hukuka aykırı olarak, başka bir ifadeyle mağdurun rızası hilafına gerçekleştirilmiş olması zorunludur. Rıza açıklama ehliyetine sahip bulunan bir kişinin, cinsel taciz eylemlerine TCK’nın 26. maddesi kapsamında göstereceği rıza ceza sorumluluğunu kaldıracaktır. Rızanın varlığı somut olayın özelliklerine göre belirlenecektir. Cinsel taciz oluşturacak davranışlar, mağdurun vücuduna temasta bulunmamak şartıyla ani olabileceği gibi, devamlı nitelikte de gerçekleşebilir. Cinsel yönden rahatsız edici söz, yazı, işaret veya her hangi bir davranışla işlenmesi mümkün olduğu için serbest hareketli bir suçtur. Suçun oluşabilmesi için, failin cinsel amaç gütmesi ve eylemin belirli kişi ya da kişilere karşı gerçekleştirilmiş olması gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 24.03.2015 tarihli ve 669-68 sayılı kararında da belirtildiği üzere; cinsel taciz suçunun maddi unsuru, bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz etmektir. Suçun manevi unsuru ise kast olup, failin cinsel amaç gütmesi, başka bir ifadeyle cinsel arzu ve isteklerini tatmin maksadıyla hareket etmesi gerekmektedir. Eylemin cinsel amaçla işlenip işlenmediği ya da hangi fiilin cinsel taciz suçunu oluşturacağı belirlenirken sosyal hayatın gerekleri, failin sarf ettiği söz ve davranışların niteliği, gerçekleşme biçimi, tarafların konumları, aralarındaki ilişki ile eylemin gerçekleştiği tüm koşullar birlikte değerlendirilmeli, bu kapsamda ahlaki kurallara uygun evlenme teklifi, tanışma isteği veya nazikane beğeni ifadelerinin cinsel taciz suçunu oluşturmayacağı kabul edilmelidir. Çünkü bunlar bazen toplumun temelini oluşturan ailenin kurulmasına veya saygın bir arkadaşlığın oluşmasına da vesile olan, insani ilişkiler bağlamında gerçekleştirilen, cinsel özgürlüğü ihlal amacı taşımayan ve esasen buna elverişli de olmayan davranışlardır. Bununla birlikte evlenme veya arkadaşlık isteğinin iç çamaşırı hediye etme veya cinselliğe yönelen sözlerle gerçekleştirilmesi örneklerinde olduğu gibi kaba ve rahatsız edici bir üslupla yapılması, teklifin reddedilmesine karşın eylemin mağduru rahatsız edecek şekilde sürdürülmesi yahut mağdurun Medeni Kanun hükümlerine göre evlenme imkânı bulunmayan bir çocuk veya taraflardan birinin evli olması örneklerinde olduğu gibi evlilik veya arkadaşlık ilişkisinin önünde kanuni veya ahlaki engellerin bulunması durumlarında cinsel taciz suçunun oluşacağında hiç bir tereddüt bulunmamaktadır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Mağdurenin olay günü saat 21.15 sıralarında İsmetpaşa Caddesi üzerinde tek başına yürüdüğü, bu esnada 43. Sokak girişinde bir apartmanın önünde bekleyen sanığın mağdureye hitaben "Ben seni tanıyorum." diyerek yaklaşıp boynundan öpmeye çalıştığı, mağdurenin geri çekilmek suretiyle kendisini öpmesini engellediği sanığın, bu defa mağdureye "Gel sana apartman bodrumunda bir şey vereceğim." dediği, mağdurenin ise kendisini tanıdığını iddia eden sanığa işleri olduğunu, telefonuna çağrı bırakması durumunda kendisini daha sonra arayabileceğini söyleyerek sanığın yanından ayrılmak istediği, sanığın aniden çıkardığı biber gazını mağdurenin yüzüne ve gözlerine doğru sıktığı, mağdurenin bağırarak çevreden yardım talebinde bulunması üzerine sanığın siyah renkli bir motosiklete binerek olay yerinden kaçtığı, mağdurenin gözlerindeki sulanma ve kızarıklık nedeniyle basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığı anlaşılan olayda; Sanığın olay tarihinde yalnız olan mağdureyi boynundan öpmeye çalışması, mağdurenin geri çekilmesi nedeniyle eylemini gerçekleştirememesi, bu defa apartmanın bodrumunda bir şey vereceğini söyleyerek bodrum katına inmeyi teklif etmesi, mağdurenin, cep telefonuna çağrı bırakmasını sağlamak suretiyle oyalayarak yanından ayrılmak istediği sırada sanığın aniden mağdurenin yüzüne ve gözlerine biber gazı sıkması, mağdurenin bağırarak yardım istemesi üzerine sanığın eylemine bu engel durum nedeniyle son vermek zorunda kalması, sanığın mağdureyi önce ikna etmeye çalışmak devamında hileye başvurmak ve son olarak zor kullanmak suretiyle elverişli hareketlerle eylemin icrasına başlaması ancak mağdurenin direnç gösterip bağırması üzerine kendi iradesi dışındaki sebeplerle fiilini tamamlayamaması karşısında, sanığın gönüllü olarak vazgeçmediği eyleminin, bir bütün hâlinde teşebbüs aşamasında kalan basit cinsel saldırı suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının haklı nedene dayanan itirazının kabulüne, Özel Daire bozma ilamının kaldırılmasına ve dosyanın uygulamanın denetlenmesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 17.09.2018 tarihli ve 4628-5242 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi için Yargıtay 14. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 22.04.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2020/2 E., 2021/205 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
gan veya sair cisim sokmayı engelleyen mağdurenin aşılabilir mukavemeti dışında harici bir engel bulunmadığından sanığın suçun icra hareketlerinden gönüllü vazgeçtiğinin kabul edilmesi gerektiği, bu durumda sabit ve tamam olan eylemlerinin TCK'nın 36. maddesi karşısında 5237 sayılı TCK'nın 102/1.
Ceza Genel Kurulu         2020/2 E.  ,  2021/205 K. "İçtihat Metni" Yargıtay Dairesi : 14. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ceza Dairesi Teşebbüs aşamasında kalan nitelikli cinsel saldırı suçundan sanık ...'ın TCK'nın 102/2, 35/2 ve 53. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 10.11.2017 tarihli ve 443-376 sayılı hükmün sanık müdafisi tarafından istinaf edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince 16.01.2018 tarih ve 70-90 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bu kararın da sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 24.05.2018 tarih ve 4654-4007 sayı ile, İlk Derece Mahkemesince gerçekleştirilen soruşturma ve kovuşturma evrelerine ait işlemleri içeren dava dosyasının Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemine (UYAP) kaydedilmemesi nedeniyle bilhassa kovuşturmaya ilişkin olup ıslak imza atılmayan duruşma tutanakları ile gerekçeli kararda elektronik imza bulunup bulunmadığı hususunda tereddüt yaşandığından bahisle dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine tevdiine karar verilmiş, anılan eksikliğin giderilerek dosyanın iade edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 06.12.2018 tarih, 7149-7303 sayı ve oy çokluğu ile; ''...Sanık hakkında teşebbüs hükümlerinin uygulanabilmesi için işlemeyi kastettiği nitelikli cinsel saldırı suçunu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamamasının gerektiği, dosya kapsamına ve olay yerinin özelliklerine göre mağdurenin vücuduna organ veya sair cisim sokmayı engelleyen mağdurenin aşılabilir mukavemeti dışında harici bir engel bulunmadığından sanığın suçun icra hareketlerinden gönüllü vazgeçtiğinin kabul edilmesi gerektiği, bu durumda sabit ve tamam olan eylemlerinin TCK'nın 36. maddesi karşısında 5237 sayılı TCK'nın 102/1. maddesine uyan basit cinsel saldırı suçunu oluşturacağı gözetilmeden nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüsten cezalandırılmasına karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiş, Daire Üyesi E. Yüzer; "Sanık ...'ın nitelikli cinsel saldırı suçundan mahkûmiyetine ilişkin Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 10.11.2017 tarihli ve 443-376 sayılı hükmünün istinaf incelemesi sonucu İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının sanık müdafisi tarafından temyizi üzerine Yargıtay 14. Ceza Dairesince yapılan incelemede sayın Daire çoğunluğu ile ihtilafımız sanığın cinsel saldırıya ilişkin eyleminin nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs mü yoksa basit cinsel saldırı suçu mu olduğu hususlarındadır. 5237 sayılı TCK'nın 35/1. maddesinde teşebbüs; 'Kişi, işlemeye kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenler ile tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur.' şeklinde tanımlanmış, Madde gerekçesinde ise; 765 sayılı TCK'daki eksik-tam teşebbüs ayrımına son verildiği, bunun uygulamada birçok duraksamaya yol açtığı ve bu ayrımın objektif bir ölçütünün bulunamadığı belirtildikten sonra, getirilen diğer bir yeniliğin ise icra hareketlerinin başlangıcına ilişkin olduğu, 'failin kastının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı' yolundaki subjektif ölçütün kabul edilmesi hâlinde, kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılabileceği, çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesinin mümkün olduğu, suçun icrasıyla ilgisiz davranışların dahi suç kastını ortaya koyduğu gerekçesiyle cezalandırılabileceği, bu nedenlerle tasarıdaki 'kastı şüpheye yer bırakmayacak' ölçütünün madde metninden çıkartılarak 'doğrudan doğruya icraya başlama' ölçütünün kabul edildiği, böylece işlenmek istenen suç tipi ile belirli bir yatkınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması durumunda suçun icrasına başlanılmış sayılacağı, Ayrıca kullanılan aracın suçun yasal tanımında öngörülen fiili meydana getirmeye elverişli olması gerektiği ancak elverişliliğin sadece kullanılan araç bakımından değil, suçun konusu da dâhil olmak üzere bütün fiil yönünden bulunması gerektiği, bu nedenle maddeye suça teşebbüsün bu unsurunu tam anlamıyla ifade eden 'uygun hareketler' kavramının dâhil edildiği belirtilmiştir. Öğretide de; 5237 sayılı TCK'nın 35. maddesinde teşebbüs açısından, doğrudan doğruya icraya başlama ölçütünün kabul edilmesiyle objektif teorinin benimsendiği, suçun yasal tanımında, unsur veya nitelikli hâl olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi hâlinde icra hareketlerinin başladığının kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir(Prof.Dr. M. Koca – Prof.Dr. İ. Üzülmez; Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 2. baskı, sh. 378 vd.). Bir kimsenin suça kalkışmaktan dolayı cezalandırılabilmesi için, yapılan hareketlerin objektif olarak suçun yasal tanımında öngörülen sonucu meydana getirmeye elverişli olmasıyla birlikte, aracın fail tarafından bu sonucu gerçekleştirmeye uygun biçimde kullanılması, ancak failin elinde olmayan nedenlerle, icra hareketlerinin tamamlanamaması veya tamamlanmasına karşın sonucun gerçekleşmemesi gerekir. Bilindiği gibi, cinsel istismara teşebbüs bakımından genel hükümler uygulanır. Cinsel istismar suçunda şartlarının oluşması halinde gönüllü vazgeçme hükümleri de uygulanır. Elverişli hareketlerle cinsel istismarın nitelikli şeklinin icrasına başlandığı ve fakat icra hareketlerinin tamamlanmasından gönüllü vazgeçildiği hallerde, failin cinsel istismarın temel şeklinden cezalandırılacağı yolunda istikrar kazanmış bir uygulama bulunmaktadır. Yargıtay 14. Ceza Dairesi 05.03.2012 tarih ve 1625-2596 sayılı ilamında; 'TCK'nın 35. maddesine göre sanıklar hakkında teşebbüs hükümlerinin uygulanabilmesi için işlemeyi kastettikleri nitelikli cinsel istismar suçunu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da ellerinde olmayan nedenlerle tamamlayamamalarının gerektiği, dosya kapsamına ve olay yerinin özelliklerine göre mağdurenin vücuduna organ veya sair cisim sokmayı engelleyen mağdurenin aşılabilir mukavemeti dışında harici bir engel bulunmadığından sanıkların suçun icra hareketlerinden gönüllü vazgeçtiğinin kabul edilmesi gerektiği, bu durumda sabit ve tamam olan eylemlerinin TCK'nın 36. maddesi karşısında 5237 sayılı TCK'nın 103/1. maddesine uyan çocuğun basit cinsel istismarı suçunu oluşturacağı gözetilmeden, çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçuna teşebbüsten cezalandırılmalarına karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.' şeklinde içtihatta bulunmuştur. Bu uygulama cinsel istismarın nitelikli şeklinin ayrı bir suç olarak değerlendirilmesinden kaynaklanmaktadır. Bu kararda nitelikli eyleme teşebbüsten verilen Yerel Mahkeme kararını, eylemin fail tarafından gerçekleştirilmesinde aşılabilir mukavemet olmadığından bahisle nitelikli eyleme teşebbüs değil, vazgeçme nedeniyle TCK'nın 36. maddesindeki hüküm de uygulanarak temel nitelikten ceza verilmesi amacıyla bozmuştur. O hâlde aşılamayan mukavemet söz konusu olduğunda ve eyleme ilişkin hareket bölünebildiğinde teşebbüs söz konusu olacaktır. Yargıtay 14. Ceza Dairesinin bu doğrultuda 2014/4341-2016/1390 sayılı ilamında 'Olay tarihinde sanığın mağdurenin göğüslerine dokunmaya çalıştığı, ancak mağdurenin elleriyle engel olması sebebiyle eylemini tamamlayamadığı anlaşılmakla, çocuğun basit cinsel istismarı suçuna teşebbüs ettiği sabit olduğundan,' şeklinde kararı da mevcuttur. Yine buna benzer olarak Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 01.12.2015 tarihli ve 6220-11201 sayılı ilamıyla; olay tarihinden önce de defalarca kendisine tecavüz edeceğini söyleyerek niyetini ortaya koyan sanığın eyleminin nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs suçunu oluşturduğu belirtilmiştir. Yukarıda belirtilen kararlar da dikkate alındığında eylemin teşebbüs aşamasında kaldığını kabul etmek için eylemin görünüş ve gerçekleşme biçimi, bu görünüşe uygun hareket ve mağdurun aşılamayan mukavemeti sebebiyle suç sayılan fiilin gerçekleşmemesi gereklidir. Basit cinsel istismar suçunun oluşabilmesi için eylemin cinsel ilişki boyutuna ulaşmaması gerekir. Eylem, vücuduna organ veya sair bir cisim sokmaya yönelikse veya fiil de işlenmemişse, basit cinsel istismar değil, ikinci fıkrada düzenlenen nitelikli cinsel istismar suçu söz konusu olacaktır. Bu ayrımın yapılabilmesi için failin kastının ve gerçekleştirdiği davranışların hangi fiile yönelik olduğunun belirlenmesi gerekir. Failin amacı ve davranışları vücuda organ veya sair bir cisim sokmak olmaksızın cinsel duyguları tatmine yönelik ise basit cinsel istismar, amacı ve davranışları vücuda organ veya sair bir cisim sokmaya yönelik olmakla birlikte eylemin elinde bulunmayan nedenlerle gerçekleştirilmemesi hâlinde ise ikinci fıkrada düzenlenen nitelikli cinsel istismar suçuna teşebbüs söz konusu olacaktır. Madde metninde 'sair bir cisim' ibaresine yer verilmesi karşısında suçun temel şeklinin aksine, ikinci fıkrada tanımlanan nitelikli hâlinin oluşabilmesi için eylemin cinsel arzuların tatmini amacına yönelik olması şart değildir. Nitelikli hâlinin oluşması için vücuda sokulan organ veya cismin girmesi yeterli olup ne kadar girdiğinin ya da örneğin vajinaya sokulan cisim veya organın kızlık zarına ulaşıp ulaşmadığı, kızlık zarının bozulup bozulmadığı önemli değildir. Yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, sanık ile katılanın olay tarihinden yaklaşık 1 ay kadar önceden beri Facebook üzerinden tanışarak mesajlaşmakta oldukları, olay günü ise buluşup bir kafede yüz yüze konuşmaya karar verdikleri, akşam saat 20.00 sıralarında sanığın aracı ile katılanı Eşrefpaşa semtinden alarak Çiğli ilçesine geldikleri, ancak sanığın katılanı kafeye değil boş bir araziye götürerek çıkma teklif ettiği, katılanın sanığın kendisini kafeye değil tenha bir yere götürmesiyle niyetinin kötü olduğunu anlayarak geri gitmek istediğini söylediği, sanığın 'Tamam araca binelim.' demesi üzerine araca binerlerken sanığın aniden katılanı dudaklarından öptüğü, katılanın sanığa 'Ne yapıyorsun? Beni geri götür.' dediği, sanığın katılana 'Araca bin.' dediği, katılanın sanığın kendisini geri götüreceğini, daha ileri gitmeyeceğini sanarak araca bindiği, ancak sanığın bu kez araç içinde katılana sarılıp 'Beni öpmeden seni eve bırakmam.' dediği, katılanın kabul etmediği, bunun üzerine sanığın 'Öpmezsen seni bırakmayacağım.' dediği ve katılanı zorla öpmeye çalıştığı, sonra daha ileri giderek elleri ile katılanın ellerini tutarak katılanın boynunu öpmeye başladığı, sonra daha da ileri giderek katılanın üst tarafındaki elbiselerini çıkardığı, sanığın bu eylemleri sırasında katılanın karşı koymaya çalıştığı ancak sanığın katılandan fiziken çok daha kuvvetli olmasından dolayı engel olamadığı, sanığın katılanın sutyenini çıkarıp göğüslerini öpmeye başladığı, katılanın bu sırada bağırdığı, ancak sanığın eliyle katılanın ağzını kapatarak 'Benimle birlikte olacaksın yoksa seni öldürürüm.' diyerek tehdit ettiği, aracın kapıları kilitli olduğundan katılanın kaçma imkânının da olmadığı, sanığın daha da ileri giderek katılanın bacaklarından tutarak havaya kaldırdığı ve katılanın külodunu çıkarmak istediği, katılanın artık sanığın kendinden geçtiğini ve durdurmak imkânının kalmadığını, kendisine tecavüz edeceğini anlayarak son çare olarak kurtulmak için 'sara hastası' olduğunu söylediği, katılanın bu şekilde bir şey söyleyeceğini tahmin etmeyen sanığın katılanın bu beyanı karşısında tereddüt ederek çekindiği ve eylemine son verdiği, katılana 'Seni bırakacağım.' dediği, aracı çalıştırıp hareket ettiği, katılanı izban durağına bırakacağını söylediği ancak yolda giderken katılanın sara hastası olduğuna ilişkin beyanının yalan olduğunu, cinsel ilişkiden kurtulmak için sara hastası olduğunu söylediğini anladığı ve katılanı izban durağına götürmediği, katılanın da sara hastası olduğuna ilişkin beyanının yalan olduğunu sanığın anladığının farkına vardığı, kendisini izban durağına götürmediğini, başka bir yere götürerek tecavüz etmeye çalışacağını anlayınca sara hastası olduğuna ilişkin beyanını güçlendirmek ve sanığın inanmasını sağlamak için 'Markete uğrayıp su alalım. Benim ilaç içmem gerekiyor.' dediği, sonra şarjı bitmiş olan cep telefonunu açmaya çalıştığı, sanığın katılanın elindeki telefonu görünce elinden aldığı, 'Sen kimi kandırıyorsun? Hani ilacın nerede?' dediği, katılanın 'İlacım evde kalmış. Yalan söylemiyorum.' dediği, bunun üzerine sanığın 'Seni bırakmayacağım. Bugün benimle birlikte olacaksın yoksa seni öldürürüm.' dediği, katılanın artık yapacak ve söyleyecek birşey olmadığını, sanığı kandırıp kurtulmasının mümkün olmadığını anlayıp 'Araçtan atlayayım ne olursa olsun.' diye düşünüp seyir hâlindeki araçtan aşağı ayağını yere attığı, ancak sanığın elini uzatarak katılanın saçını tuttuğu, katılanın ayağının biri yerde araç kapısı açık vaziyette araç seyir hâlindeyken bir süre sürüklendiği, sanığın aracı yavaşlatarak durdurduğu, katılandan araca binmesini isteyerek, evine bırakacağını söylediği, ancak katılanın tekrar araca binmeyi kabul etmeyerek 'Ben kendim giderim.' dediği, sonra ise kaçmaya başladığı, otobanda el kaldırdığı ambulansın durduğu, ambulanstan inen tanıklara olayı anlattığı, sonra polislere ve hastanedeki doktora da anlattığı anlaşılmıştır. Yukarıdaki olayın şekli, sanığın amacı ve fiilleri dikkate alındığında, sanığın eyleminin nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs suçunu oluşturduğu, bu sebeple Yerel Mahkeme ve İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin kararının isabetli olduğu ve onanması gerektiği," görüşüyle karşı oy kullanmıştır. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi ise 14.03.2019 tarih ve 343-347 sayı ile; "...Sanık ile katılan mağdurenin olay tarihinden yaklaşık 1 ay kadar önce facebook üzerinden tanışarak mesajlaşmaya başladıkları, olay günü sanığın telefonla katılan mağdureyi arayarak buluşmayı teklif ettiği, katılan mağdurenin bir kafede buluşmayı kabul ettiği, akşam saat 20.00 sıralarında sanığın aracıyla katılan mağdureyi Eşrefpaşa semtinden alıp Çiğli İlçesinde boş bir araziye götürerek orada katılan mağdureye çıkma teklif ettiği, katılan mağdureye daha önce cinsel ilişkiye girip girmediğini sorduğu, katılan mağdurenin cinsel ilişkiye girmediğini söylemesi üzerine bu kez anal veya oral yolla ilişkiye girip girmediğini sorduğu, katılan mağdurenin, sanığın kendisini kafeye değil tenha bir yere getirmesi ve sorduğu sorulardan niyetinin kötü olduğunu anlaması nedeniyle geri gitmek istediğini söylediği, bunun üzerine sanığın 'Tamam araca binelim.' demesi üzerine araca binerlerken sanığın aniden katılan mağdureyi dudaklarından öptüğü, katılan mağdurenin sanığa 'Ne yapıyorsun? Beni geri götür.' dediği, sanığın bunun üzerine 'Araca bin.' dediği, katılan mağdurenin sanığın kendisini geri götüreceğini, daha ileri gitmeyeceğini düşünerek araca bindiği ancak sanığın bu kez araç içinde katılan mağdureye sarılıp 'Beni öpmeden seni eve bırakmam.' dediği, katılan mağdurenin kabul etmemesi üzerine sanığın 'Öpmezsen seni bırakmayacağım.' dediği ve katılan mağdureyi zorla öpmeye çalıştığı ve daha ileri giderek elleri ile katılan mağdurenin ellerini tutarak boynunu öpmeye başladığı, daha sonra da katılan mağdurenin üst tarafındaki elbiselerini çıkardığı, sanığın bu eylemleri sırasında katılan mağdurenin ona karşı koymaya çalıştığı ancak sanığın kendisinden fiziken çok daha kuvvetli olmasından dolayı ona engel olamadığı, sanığın katılan mağdurenin sutyenini çıkarıp göğüslerini öpmeye başladığı, bu sırada katılan mağdurenin bağırdığı ancak sanığın eli ile ağzını kapatarak 'Benimle birlikte olacaksın yoksa seni öldürürüm.' diyerek tehdit ettiği, aracın kapıları kilitli olduğundan katılan mağdurenin kaçma imkânının da olmadığı, sanığın daha da ileri giderek katılan mağdurenin bacaklarından tutarak havaya kaldırdığı ve onun külodunu çıkarmak istediği, katılan mağdurenin artık sanığın kendinden geçtiğini ve durdurmak imkânının kalmadığını, kendisine tecavüz edeceğini anladığı ve son çare olarak kurtulmak için 'sara hastası' olduğunu söylediği, katılan mağdurenin bu şekilde bir şey söyleyeceğini tahmin etmeyen sanığın, katılan mağdurenin bu beyanı karşısında, tereddüt ederek çekindiği ve eylemine son verdiği, katılan mağdureye 'Seni bırakacağım.' dediği ve aracı çalıştırıp hareket ettiği, katılan mağdureye izban durağına bırakacağını söylediği ancak yolda giderken katılan mağdurenin sara hastası olduğuna ilişkin beyanının yalan olduğunu, cinsel ilişkiden kurtulmak için sara hastası olduğunu söylediğini anladığı ve onu izban durağına götürmediği, katılan mağdurenin de sara hastası olduğunu ilişkin beyanının yalan olduğunu sanığın anladığının farkına varıp kendisini izban durağına götürmediğini, başka bir yere götürerek tecavüz etmeye çalışacağını anlayınca sara hastası olduğuna ilişkin beyanını güçlendirmek ve sanığın kendisine inanmasını sağlamak için 'Markete uğrayıp su alalım. Benim ilaç içmem gerekiyor.' dediği, sonra şarjı bitmiş olan cep telefonunu açmaya çalıştığı, sanığın katılan mağdurenin elindeki telefonu görünce elinden aldığı, 'Sen kimi kandırıyorsun? Hani ilacın nerede?' dediği, katılan mağdurenin 'İlacım evde kalmış. Yalan söylemiyorum.' dediği, bunun üzerine sanığın 'Seni bırakmayacağım. Bugün benimle birlikte olacaksın yoksa seni öldürürüm.' dediği, katılan mağdurenin artık yapacak ve söyleyecek bir şey olmadığını, sanığı kandırıp kurtulmasının mümkün olmadığını anladığı, 'Araçtan atlayayım ne olursa olsun.' diye düşünerek seyir hâlindeki araçtan aşağıya doğru ayağını yere attığı ancak sanığın elini uzatarak katılan mağdurenin saçını tuttuğu, katılan mağdurenin araç kapısı açık olduğu hâlde bir ayağı yerde bir süre sürüklendiği, sanığın aracı yavaşlatarak durdurduğu, katılan mağdurenin bu sırada araçtan indiği, sanığın katılan mağdureden araca binmesini isteyerek onu evine bırakacağını söylediği ancak katılan mağdurenin tekrar araca binmeyi kabul etmeyerek 'Ben kendim giderim.' dediği ve kaçmaya başladığı, otobanda hareket hâlindeki ambulansı görerek işaret edip durdurduğu, ambulanstan inen tanıklara olayı anlattığı, daha sonra yaşadıklarını polis memurları ve hastanede görev yapan doktora da anlattığı anlaşılmış olup sanık ... aşamalarda üzerine atılı cinsel saldırı suçunu işlemediğini belirtmiş ise de, 20.08.2016 tarihli emniyet ifadesinde, '...Nimet arka koltuğun ortasından benim üzerime doğru eğilerek 'Sen şerefsizsin. Erkekler hepiniz böylesiniz.' deyince ben de dirseğimle geriye doğru ittirerek 'Sus kızım.' dedim, bunun üzerine Nimet bağırarak arka kapıyı açtı ve bir ayağını dışarıya çıkardı. Ben de arkaya uzandım ve Nimet'i tuttum. 'Ne yapıyorsun? Rahatsız mısın? Niye böyle yapıyorsun?' dedim. Aşağıya atlama korkusundan biraz fazla sıkmışım. 'Burada indiremem. Şehir içinde indireyim. Kapıyı kapat.' dedim. Kapıyı kapatmaması üzerine ben iyice yavaşladım ve durdum. Durunca Nimet'i bıraktım ve Nimet araçtan atladı, gitti. Anlattığım dışında başkaca bir olay ya da temas yaşanmadı. Sadece bir defa rızası ile öptüm...' şeklindeki beyanı ile Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.12.2016 tarihli celsesinde verdiği ifadesinde de '...Otomobil içindeki tavan lambası yandı. Saat 21.00-21.30 sıralarıydı. Tavan lambasının yanması üzerine mağdurenin otomobilin sağ arka kapısını açıp kendisini atmak istediğini gördüm. Sol kolumla direksiyondan sağ kolumla da mağdureden tuttum. Bir ayağı dışarıdaydı. Bu şekilde 100-150 metre hareket ettik, 90 km hızla seyrediyordum ve peşimden de araçlar geliyordu. Bu nedenle hemen duramamıştım. Otomobilimi otoban kenarına çektim ve 'Sen ne yapıyorsun?' diyerek mağdureyi tutup arabamı durdurdum ve bu sözüm üzerine de 'Allah belanızı versin. Seninle daha sonra görüşeceğiz.' diyerek bağırmaya başladı...' şeklindeki beyanları, katılan mağdurenin Emniyet ve Ağır Ceza Mahkemesinde verdiği beyanlarının birbiriyle uyumlu olması, katılan mağdure hakkında düzenlenen genel adli muayene raporunun içeriği, katılan mağdure ...'nın durdurduğu ambulans içinde bulunan tanıklar Şenay Bektaş ve ...'in ifadeleri, katılan mağdurenin ambulans görevlileri, polis memurları ve hastane doktoruna olayı anlatması, sanık ...'ın olay sırasında katılan mağdureye sarf ettiği sözler ve davranışları, sanığın katılan mağdureye 'Benimle birlikte olacaksın.' diyerek katılan mağdureye yönelik olarak organ sokmak suretiyle nitelikli cinsel saldırı kastını ortaya koyduğu, katılan mağdurenin bu saldırıdan kurtulma şansının olmadığını anlaması üzerine sara hastası olduğunu, bir markete uğrayarak su alıp ilaçlarını içmesi gerektiğini söylediği, sanığın katılan mağdurenin bu yöndeki talebi üzerine ilkin eylemlerine son verip bir tereddüt geçirdiği hatta mağdureyi bu arada bırakmaya da karar verdiği ancak devamında bir ilaç almayıp katılan mağdurenin kendisini kandırdığını anlayınca başladığı icrai hareketlere devam edip katılan mağdureyi bırakmadığı, yolda giderken katılan mağdurenin başka bir şekilde kurtulma imkânının olmadığını anlaması üzerine hareket eden arabanın kapısını açıp bir ayağını kapıdan çıkartmak suretiyle inmeye çalıştığı, bunu gören sanığın katılan mağdureye engel olmaya çalıştığı, aynı şekilde kendisini bırakacağını söyleyerek bu eylemden vazgeçirmeye çalıştığı, katılan mağdurenin ise sanığın kendisine yönelik hareketlerinden dolayı ona inanmayıp eylemine devam ettiği, sanığın katılan mağdureyi kapıyı kapatması konusunda ikna edememesi, katılan mağdurenin arabadan inmek konusunda kararından vazgeçmemesi üzerine sanığın arabayı yavaşlattığı, katılan mağdurenin bunu fırsat bilip arabadan atladığı, sanığın arabaya geri binmesi doğrultusundaki taleplerini kabul etmeyip olay yerinden kaçarak otobandan o sırada geçmekte olan ambulanstan yardım istediği, sanığın katılan mağdurenin ilk olarak sara hastası olduğu yönündeki hilesine kısa bir süre inanıp katılan mağdureyi bırakmaya ve başladığı eyleme son vermeye karar vermiş ise de, sonrasında katılan mağdurenin kendisini kandırdığını anlayıp, katılan mağdure ile cinsel ilişkiye girme yönünde başladığı icrai hareketlere aynen devam ettiği, katılan mağdurenin hareket eden aracın kapısını açıp ayaklarını yere değecek şekilde inmeye çalışması ve sanığın da katılan mağdurenin bu yöndeki hareketlerine son vermeyip devam etmesi nedeniyle arabayı yavaşlatmak zorunda kaldığı, sanığın bu aşamada başladığı icrai hareketlerinden kendi isteğiyle ve gönüllü vazgeçmesi nedeniyle değil, katılan mağdurenin aracın kapısını açıp aşağıya inmeye çalışmasından ve bunun sonraki sonuçlarından korkmasından kaynaklı olup katılan mağdurenin bu hareketleri sırasında uzunca bir süre arabayı durdurmayıp hatta yavaşlatmadığı ancak katılan mağdurenin ısrarlı ve kararlı şekilde arabadan inmeye çalıştığını görünce sadece arabayı yavaşlattığı, bu hareketlerinin bile başladığı eyleme son verme niyet ve kastının olmadığını gösterdiği, dolayısıyla sanığın bozma kararında belirtildiği şekilde olayda gönüllü vazgeçme hâli söz konusu olmayıp sanığın eyleminin nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs suçunu oluşturduğu Dairemizce kabul edilerek, sanığın üzerine atılı cinsel saldırı suçu nedeniyle mahkûmiyetine karar verilen İlk Derece Mahkemesi hükmüne yönelik itirazların reddiyle istinaf talebinin esastan reddine dair kararımızın usul ve yasaya uygun olduğu," gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 12.07.2019 tarihli ve 59280 sayılı "Temyiz isteminin esastan reddine karar verilmesi" istekli tebliğnamesiyle dosya, kararına direnilen Daireye gönderilmiş, inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 16.12.2019 tarih ve 6907-13303 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanık hakkında Yerel Mahkemece kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü Bölge Adliye Mahkemesince istinaf isteminin esastan reddine karar verilmek suretiyle kesinleşmiş olup direnme kararının kapsamına göre inceleme, sanık hakkında teşebbüs aşamasında kalan nitelikli cinsel saldırı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Hukuk devleti olmanın sorumluluğu bağlamında verilen kararlar ile kurulan hükümlere karşı yasa yolları, şekli, süreleri ve sonuçlarının ilgililere açıkça bildirilmemesi veya eksik bildirilmesi hâlinde, yasal sürelerin tebligat tarihinden itibaren değil ancak öğrenme tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı, öğrenme tarihi kesin olarak belirlenebilen hâller dışında taraf beyanının esas alınması gerekliliğinden hareketle, usulüne uygun sebep içeren dilekçe var ise bu kapsamda temyiz incelemesi yapılması, aksi hâlde ilgiliye yapılacak meşruhatlı tebligatla 7 günlük süre içinde yasal düzenlemeye uygun sebep bildirmemesi hâlinde sebep yokluğundan temyiz talebinin reddedileceği ihtar edilmeli, sonucuna göre esasa ilişkin temyiz incelemesi yapılıp yapılmayacağına karar verilmesi gerekmekte olup somut dosyada sanık müdafisinin yüzüne karşı tefhim olunan hükümde 5271 sayılı CMK’nın 295. maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçenin, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren (7) gün içerisinde verilmesi gerektiği bildirilmediği gibi meşruhatlı tebligat da yapılmadığı anlaşıldığından, temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden ve gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün geçtikten sonra sunduğu 28.04.2019 tarihli temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçenin öğrenme üzerine ve süresinde olduğu kabul edilerek bu dilekçe doğrultusunda inceleme yapılmıştır. Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 36. maddesinde düzenlenen gönüllü vazgeçme şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin ve buna bağlı olarak sanığın katılan mağdureye yönelik eyleminin basit cinsel saldırı suçunu mu yoksa teşebbüs aşamasında kalan nitelikli cinsel saldırı suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Katılan mağdure ...’nın suç tarihinde yirmi dört yaşında bulunduğu ve bekâr olduğu (Kararın devam eden kısımlarında katılan mağdure ...'dan "mağdure" olarak söz edilecektir.), Suç tarihinde otuz iki yaşında olan sanık ...’ın evli olduğu, inşaat işleri yaparak geçimini sağladığı, 19.08.2016 tarihinde Çiğli Bölge Eğitim Hastanesince mağdure hakkında düzenlenen raporda; mağdureyi, internette tanıştığı erkeğin arabasıyla bilmediği yere götürdüğü, araba içerisinde cinsel ilişki kurma taleplerinde bulunduğu, kurtulmak için arabadan kendini attığı, sağ ayağının kasık bölgesinde ve kollarında ağrılar oluştuğu, boynunu sıkmaya ve göğüslerini öpmeye çalıştığı, kollarında küçük kızarıklıklar bulunduğu, sağ ayak uyluk iç bölgede ağrı olduğu, iz olmadığı, arabadan inmeye çalışırken ayağının yerde sürüklendiği, genital bölgeyi elleriyle okşamaya çalıştığı, hatta öpmeye yeltendiği, iz olmadığı, hayati tehlikenin mevcut olmadığı, bulguların basit tıbbi müdahale ile iyileşebileceği, psikolojik durumunun psikiyatri uzmanınca değerlendirilmesi gerektiği, mağdurenin, kadın doğum uzmanının muayenesini istemediği hususlarının kayıtlı olduğu, 20.08.2016 tarihli araştırma tutanağına göre; 19.08.2016 tarihinde saat 23.00 sıralarında Çiğli Devlet Hastanesinde müracaatçı bir kadın olduğuna dair haber merkezine gelen ihbar üzerine Çiğli Devlet Hastanesine gidilerek mağdureyle görüşüldüğü ve olayla ilgili soruşturma başlatıldığı, mağdurenin hastanede yapılan tedavisinin ardından refakâte alındığı, mağdurenin tarifleri doğrultusunda olayın Çiğli Atatürk Organize Sanayi Bölgesi içerisinde bulunup otobana yakın olan geniş park alanında meydana geldiğinin tespit edildiği, çevrede yapılan araştırmalarda park alanını gören kamera ve görgü tanığına rastlanılmadığı, 20.08.2016 tarihli yakalama ve üst arama tutanağına göre; mağdurenin, sanık tarafından kullanıldığını belirttiği telefon numarası aranarak telefonu açan erkek şahsa ismi sorulduğunda isminin "Serkan" olduğunu söylediği, çalıştığı inşaat alanının altında bulunan Bülent Ecevit Bulvarı üzerine çağrılarak yapılan kimlik kontrolünde sanığın ... isimli şahıs olduğunun tespit edildiği, sanığın sözlü olarak alınan ilk beyanında mağdureyi tanıdığını, mağdureyle internette tanıştıklarını, internette Serkan Begoviç adını kullandığını, önceki gün saat 20.00’de mağdureyle ilk kez görüştüğünü ve mağdurenin bahsettiği eylemleri gerçekleştirmediğini, mağdureyi bir defa öptüğünü ancak istemeyince devam etmediğini, mağdure eski sevgililerinden bahsederken tartışma çıktığını ve mağdurenin omzuna doğru dirseğini ittiğini, aralarında başkaca bir darp olayının yaşanmadığını belirttiği, 18.10.2017 tarihinde sanık müdafisi tarafından dosyaya sunulan mağdure ile sanık arasında Facebook isimli sitede gerçekleşen yazışma dökümlerinin; Mağdure "can tam hcbrseym", "hzir degil", "Dgil", "Disari ckmamlazm", "Rde", "Brde" Mağdure: "Islerim", "Var" Mağdure: "Veririm tabi", "Ama şuan konusamam", "Müsait değilm" Mağdure: "Bence daha zordur", "İnan buna", "...." 18 Temmuz, saat 22.55 Mağdure: "??", "Uzun sure önce göndermissiniz sanirim istegi" 19 Temmuz, saat 09.24 19 Temmuz, saat 11.34 Mağdure: "Silebilirim", "İsterseniz" Mağdure: "Uzun sure olmuş oyuzdn" Mağdure: "Kız arkds vs yokmu" Mağdure: "Anladm", "Yas" Mağdure: "Bana Bir şey lazm degl", "Sordm" Mağdure: "24", "Ne isle meskulsn" 19 Temmuz, saat 12.14 Mağdure: "Anladm", "Su an çal ismi yorum ben" Mağdure: "İnss", "Bulurum", "BN şuan tatil yapaymdedm" Mağdure: "Nerelisin aslen" Mağdure: "Anladm", "Peki" Mağdure: "İzmir" Mağdure: "İyi tabiki" 3 Ağustos, saat 11.56 Mağdure: "Birşey sorucm", "Özlemi nerdn taniyorsun" Mağdure: "Ergenekon" Mağdure: "Sordum oyle", "Bir sorun mu var" Mağdure: "Ters bir şekilde sorduğumu düşünmüyorum", "Sadece sordum", "Bu daha başka nasil sorulabilirdi", "Yanlis algilandysan sorun olduysa şeklin silebilirsin", "Sorun degil" Mağdure: "Evet gayet normal sordum", "Yüz yüze olmasgimz icij", "Net algilanmiyor" Mağdure: "Hayir ne oldu falan diyunce", "Bende sana mi sorucm ekli iste", "Dermissin gibi algiladm", "Oyuzdn sorun vr dedim ama sinirli şekilde sormadm sinirli halimi bilmiysun beni bilmiysn oyuzdn yanlış algilama olmus" 3 Ağustos, saat 12.34 Mağdure: "Esrefpasa" Mağdure: "Sen" Mağdure: "Evet biliyorum" 3 Ağustos, saat 13.00 Mağdure: "Anldm yas", "Kacti" 3 Ağustos, saat 13.27 Mağdure: "Tahmin edemem", "Seninle brkez konamstk", "Unuttn sanrm" Mağdure: "Evet" Mağdure: "Aah evet" 3 Ağustos, saat 15.07 3 Ağustos, saat 16.09 Mağdure: "Hayir yol yorgunuydum", "Uyumusum kusura bakma" Mağdure: "Nerdn bilicksin", "Bende soylemedim" 4 Ağustos, saat 12.42 Mağdure: "Yazamadin kusura bakma", "Avuket yaninda calisiyordm", "Brktm isi", "Fakat bazen is oldu mu gidiyrm" 4 Ağustos, saat 12.56 Mağdure: "Sen nerden biliyorsun" Mağdure: "facedr", "Öyle çok fotom yoktur benim", "Ki" Mağdure: "Allah allah hiç htrlamiyrm", "İnstda varda facede htrlamiyrm" Mağdure: "Anladim" Mağdure: "Bakiyim hemen" 4 Ağustos, saat 16.47 5 Ağustos, saat 07.33 Mağdure: "Cokmu zayifim" 5 Ağustos, saat 18.39 Mağdure: "Yaaa", "Okdrda zayıf deglm", "Yakisti diyerek dalga geciyosun" 6 Ağustos, saat 12.29 Mağdure: "Yeni dinledm", "Arabadydim dinleyemistm" 6 Ağustos, saat 13.00 9 Ağustos, saat 12.26 Mağdure: "İyiyim teşekkürler sen nasilsin" Mağdure: "Hayir" 9 Ağustos, saat 12.40 Mağdure: "Nedennn" Mağdure: "Dust giriyordum", "Tam", "Meskule aldim", "Smdi cktm daha" Mağdure: "Ne yuhh", "Tesekkurler" Mağdure: "Hii evet oyleyim beb" Mağdure: "Ayy" Mağdure: "Yarin sabah ist gidicm", "Dur islerimi ayarlarsam", "Goruselm", "Olurmu" Mağdure: "Ama şuan disari cikicm", "Akşam üzerine dgru", "Olabilir" Mağdure: "Hataya" Mağdure: "Sen nerde oturuyorsun", "Uzun sürer misafirliğe gidicem", "Cunku" Mağdure: "Ne oldu yinee", "Ayip olur geç kaldm ztm" 10 Ağustos, saat 14.16 Mağdure: "İyiyim sen" 10 Ağustos, saat 23.55 Mağdure: "Brdaha bende selam veririm peki", "İsteklisin madem" 12 Ağustos, saat 01.49 Mağdure: "Napiyosun" Mağdure: "Nasil", "Anlamadim" Mağdure: "Anladimmm", "Ne diyim bilemedim utandm" Mağdure: "Utandiimmm" Mağdure: "Nereye" Mağdure: "Nezaman" Mağdure: "Çalismiyormuaun", "Hakkında hcbrsey blmiyrmki", "Yazmamissin hic" 12 Ağustos, saat 07.20 12 Ağustos, saat 12.33 Mağdure: "İç bakalim" 12 Ağustos, saat 12.53 Mağdure: "Çok tesekkurler", "İsterdm fakat anlama sözüm vr" 12 Ağustos, saat 15.07 Mağdure: "Bilmemki", "Bana kendinden bahesedrmisin", "Serkan kim", "Neler yapar", "Neleri sever", "Nasil yasar" Mağdure: "Yasin", "Nerelisiniz", "Nerde oturuyorsunz ailenlemi yalnzmi yasiyorsun" Mağdure: "Yarismaya izmirden mi katiliyosun", "Onun gibi oldu" Mağdure: "İzmirliyimm", "24 yas", "Ailemke yasiyrm", "Gezmeyi severim", "Arada saknligide isterim ama", "Herzman gezen tiplerden deglm", "Boga burcuyum", "Öyle yani" Mağdure: "1 sene" Mağdure: "Senin" Mağdure: "Nisanlickken ayrldk biz", "Ailesi yuznden", "Çok müdahale", "Ediyolrdi", "Senin neden btti", "Kisa olabilir ama ben dolu dolu 1 sene yasadim", "Benim için önemli olan yasanmisliklar", "3 sene 5 sene bos ilski yasicagima" Mağdure: "Askerde bitmesini anlamiyorim", "Olmaması gerekli" Mağdure: "Anladm tabi okdr uzun ilski", "İste beklemesi gerekirdi", "Yani", "Nekdr oldu biteli" Mağdure: "Olmuş baya", "Unutabldn mi" Mağdure: "Bilmem geçme ilskilern üzerine konusulmasi", "Unutulmadiigni düşündürmüştür bana her zaman" Mağdure: "Anladm snrasnda hayatında oldu mu birisi" Mağdure: "Ne kdr surdu", "Ciddi anlamda oldumu" Mağdure: "Demek isttedm", "Anladm" Mağdure: "Unuttum", "Zor oldu", "Ama btti", "Çünkü hak etmedgm şekilde ayrildm" Mağdure: "Hrneyse herşey geçip gider" Mağdure: "Gunaydin" 16 Ağustos, saat 21.16 Mağdure: "Napiyorsun", "Hep Ben yaziyorum" 16 Ağustos, saat 23.04 Mağdure: "Grip bakmamissin yazdigima", "Brdajayazmam merak etme" 17 Ağustos, saat 07.16 Mağdure: "Istiyosun", "Yani" Mağdure: "Hmm", "Istemek yetmiyor bazen iste" Mağdure: "Herrsey" 19 Ağustos, saat 16.54 Mağdure: "Yapablckmsn" Mağdure: "Seni tanimadan", "Bunu soylemem ben" Mağdure: "Brkez gormeyle tanimam olsallmaz" Mağdure: "Oyle", "Oyuzdn brkezde anlasilmaz2dedim" Mağdure: "Buna karar vermem ben", "Gorusmeden", "Herneyse" Mağdure: "Tmm ytismeye calisicm" 19 Ağustos, saat 18.17 Mağdure: "Sende masallah", "Hep cevrimici" 19 Ağustos, saat 18.33 Mağdure: "Anladm" 19 Ağustos, saat 18.44 Mağdure: "Hallediyrm" 19 Ağustos, saat 19.22 Mağdure: "Cok az beklwteblirim", "Az bejlwteblirom" Mağdure: "Alabilirsen", "Esrefpasa evlendrme dairesinin ordann al", "Varyantin ust", "Tarafı" Mağdure: "10dkkya", "Orda", "Olurim", "En", "Ben" Mağdure: "Yaklsnca yazarsn", "Cikarm" Mağdure: "Oraya", "Gidicem", "Ozaman", "Bilmiyosun ya", "Varyantin", "Ustu" Mağdure: "Evet", "Cikayimmi" Mağdure: "Ne fuari", "Ya", "Varyant diyorum", "Fuar diyosun" 19 Ağustos, saat 20.18 Anlaşılmaktadır. Katılan mağdure ... Kollukta; yaklaşık bir ay önce Facebook isimli sitede Serkan Begowiç rumuzunu kullanan sanıkla tanıştığını, sanıkla bugüne kadar facebook üzerinden yazıştıklarını, ayrıca konuşma sırasında karşılıklı olarak birbirlerine telefon numaralarını verdiklerini, sanığın 0507 x48x81x numaralı hattı kullandığını, Çiğli ilçesinde Egekent’te ikamet ettiğini söylediğini, sanıkla olay gününe kadar hiç yüz yüze gelmediklerini, olay günü saat 15.10 sıralarında sanığın telefonla arayarak buluşmak istediğini söylediğini, kendisinin de kafe tarzı insanların olduğu bir yere gitmeleri hâlinde buluşabileceklerini söylediğini, sanığın bunu kabul ederek kendisini saat 20.00 sıralarında Eşrefpaşa Evlendirme Dairesinin önünden yeşil renkli ford marka plakasını tam olarak hatırlayamadığı bir araçla aldığını, önce birlikte Örnekköy tarafına gittiklerini, sanığın orada bir arkadaşına uğrayacağını söyleyerek yanından ayrıldığını, kendisinin o esnada araçta kaldığını, sanığın yaklaşık 10 dakika sonra döndüğünü, tekrar Çiğli’ye doğru yola çıktıklarını, araçta biraların olduğunu, sanığın seyir hâlindeyken bir taraftan bira içtiğini ve kendisini Çiğli tarafında bilmediği ve daha önce hiç gitmediği boş bir araziye götürdüğünü, sanığa "Burada ne işimiz var? Kafeye gidecektik." dediğini, sanığın da kendisine fazla vaktini almayacağını söyleyip arkadaşlık kurup kurmayacaklarını sorduğunu, kendisinin "Seni tanımıyorum. Daha sonra görüşmemiz durumunda buna karar vereceğim." dediğini, sanığın bunun üzerine daha açık konuşmaya başlayarak kendisine daha önce cinsel ilişkiye girip girmediğini sorduğunu, sanığa "Seni ilgilendirmez. İlişkiye girmedim." dediğini, bu defa sanığın anal veya oral yolla ilişkiye girip girmediğini sorduğunu, kendisinin sanığın kötü bir şey yapacağını anlayarak sanığa eve gitmek istediğini söylediğini, sanığın ise "Tamam. Bırakayım." diyerek aniden isteği dışında kendisini dudaklarından öptüğünü, sanığa "Ne yapıyorsun?" diyerek çıkıştığını, sanığın da "Tamam. Bin arabaya. Eve bırakayım seni." dediğini, bu sözler üzerine arabaya bindiğini, arabanın sağ ön yolcu koltuğunun olmaması nedeniyle arka koltuğa oturduğunu, sanığın ise şoför koltuğuna oturmak yerine kendisinin yanına oturduğunu ve birden üstüne gelerek dudaklarından öpmeye çalıştığını, sanığa karşı koyarak istemediğini söylediğini, sanıktan tekrar kendisini eve bırakmasını istediğini, sanığın kendisine onu öpmemesi hâlinde eve bırakmayacağını söylediğini, sanığa onu asla öpmeyeceğini söylemesi üzerine sanığın kendisini araç içinde cama doğru sıkıştırdığını, iki eliyle ellerini tutarak iki yana doğru açtığını ve boynundan öpmeye başladığını, sanığa yapmaması için devamlı yalvardığını ancak sanığın kendisini dinlemeyerek elbisesinin göğüs kısmını yarıya kadar indirerek göğüs kısmından zorla öptüğünü, bunun üzerine sanığı ittirerek "Yeter. Beni eve bırak." dediğini, sanığın çok sinirlendiğini ve kendisinin üzerine abanarak zorla üzerinde bulunan tek parça elbiseyi yukarı kadar sıyırdığını, sanığın çok daha kuvvetli olması nedeniyle onu ittirmesine rağmen üzerinden kaldıramadığını, üzerine abanmış bir şekildeyken sanığın iç çamaşırı da dahil bütün kıyafetlerini çıkardığını, kendisinin alt iç çamaşırını da çıkartmaya çalıştığını ancak başaramadığını, sanığın aracın camlarını kapatması ve kapıları da kilitlemesi nedeniyle dışarı çıkamadığını, etrafta kimse bulunmadığı için sesini duyan da olmadığını, sanığın, çenesinden ve boğazından tutarak "Benim olacaksın. Ben seni istiyorum. Hiç bağırma yoksa seni burada öldürürüm." dediğini, kendisinin de sanığa "Ne olur yapma." diyerek ağladığını, sanığın üzerinden kalkmasını sağlamak için ona "Ne olur yapma. Ben kötüyüm. Sara hastalığım var. Kriz gelecek." dediğini, sanığın bu durumdan korkarak üzerinden kalkıp giyindiğini, eve bırakacağını söylediğini ve araçla yola çıktıklarını, yoldayken kendisini İzban’a bırakacağını söyleyen sanığın tekrar otobana döndüğünü, sanığa "Beni nereye götürüyorsun?" diye sorduğunda kendisinin elinde bulunan cep telefonunu alarak "Seni eve götüreceğim. Benimle birlikte olacaksın." dediğini, bunun üzerine araçla seyir hâlindeyken kapıyı açarak bir ayağını dışarı attığını, bunu gören sanığın hemen aracı yavaşlattığını ve atlamaması için saçından tuttuğunu, kendisinden aldığı telefonu geri verdiğini, bir ayağı aracın dışındayken yaklaşık 300 metre gittiklerini, sanığın aracı durdurması üzerine hemen araçtan indiğini, sanığın da kendisini otoban üzerinde bırakıp kaçarak gittiğini, o esnada otobandan geçmekte olan bir ambulansı el hareketiyle durdurduğunu, ambulansın kendisini alarak Çiğli Devlet Hastanesine getirdiğini, darp raporu aldıktan sonra hastaneye gelen polislere olay yerini tarif ettiğini ve gösterdiğini, ismini Serkan Begowiç olarak bildiği şahıstan şikâyetçi olduğunu, 17.05.2017 tarihinde Mahkemede; olay tarihinden yaklaşık bir ay kadar önce sanıkla Facebook isimli sitede tanıştıklarını, isminin Serkan Begoviç olduğunu söyleyen sanığın olay günü buluşmak istediğini, kendisinin de bir kafede buluşabileceklerini söylediğini, bunun üzerine sanığın kendisini saat 20.00 sıralarında Eşrefpaşa Evlendirme Dairesi önünden aracıyla aldığını, oradan hareketle Karşıyaka Örnekköy mahallesi tarafına gittiklerini, sanığın burada bir yerde aracını park ederek kısa süreliğine bir işi olduğunu söyleyip ayrıldığını, 10 dakika sonra geri geldiğini ve tekrar Çiğli’ye doğru yola çıktıklarını, sanığın araç kullanırken bira içtiğini ve kendisini bir kafeye götürmeyip boş bir araziye götürdüğünü, Çiğli tarafında bir yerde sanığa "Neden buraya geldik?" diye sorduğunu, sanığın cevaben "Çok vaktini almayacağım. Biraz konuşacağım." dediğini, araçtan dışarı çıktıklarını, kötü bir şey olmasından korkarak fazla karşı çıkmak istemediğini çünkü etrafta da kimsenin bulunmadığını, tenha bir yer olduğunu, sanığın kendisine daha önce başka birisiyle birlikte olup olmadığını sorduğunu ve "Benimle birlikte olur musun?" dediğini, kendisinin de bunların onu ilgilendirmediğini söylediğini, sanığın "Erkek arkadaşın olmama izin verir misin?" şeklindeki sorusuna "İlk görüşmede böyle bir şeye karar veremem." diye cevap verdiğini ve artık eve gitmek istediğini söylediğini, sanığın "Tamam." diyerek araca biner gibi hareket yaptığını ancak aniden kendisini dudaklarından öptüğünü, bunun üzerine sanığı iterek "Ne yapıyorsun? Beni eve bırak." dediğini, sanığın araca binmesini söylediğini, arabanın arka koltuğuna oturduğunu, ön tarafa bineceğini düşündüğü sanığın ise gelip yanına oturduğunu, aracın ön tarafında sadece şoför koltuğunun bulunduğunu, yolcu koltuğunun ise sökük vaziyette olduğunu, aniden yanına arka koltuğa oturan sanığa "Benim yanıma oturma. Beni eve bırak." diye beyanda bulunduğunu, sanığın da kendisine "Sarılıp beni öpmeden seni eve bırakmam." dediğini, "Ben böyle bir şey yapmayacağım." dediğinde sanığın "Yapmazsan seni bırakmayacağım." diye cevap verdiğini, sanığın zorla öpmeye ve elbiselerini çıkarmaya çalıştığını, sanığın kendisinin üst kısmındaki elbiselerini çıkardığını, ona engel olamadığını, sonra öpmeye başladığını, sutyenini çıkarıp göğüslerini öpmeye başladığını, sanığı itelemeye çalıştığını, bağırıp çağırdığını ancak ağzını eliyle kapatarak "Seni öldürürüm." dediğini, sanığın aracın kapılarını zaten kilitlemiş olduğunu ve kendisini "Bugün benimle birlikte olacaksın yoksa seni öldürürüm." diyerek tehdit ettiğini, o sırada bacaklarından tutarak kendisini havaya kaldırdığını ve külodunu çıkarmak istediğini, sanıktan kurtulmak için son çare olarak aklına sara hastası olduğunu söylemenin geldiğini, bu arada sanığın kendisinin de soyunduğunu, sanığa sara hastası olduğunu, krize girebileceğini söylemesi üzerine sanığın çekindiğini, "Tamam, tamam bırakacağım." diye beyanda bulunduğunu, sanığın araç içinde arka koltuktan ön koltuğa geçip aracı çalıştırdığını, sanığa "Beni eve bırak." dediğini, sanığın da kendisine "Seni izban durağında bırakacağım. Oradan metro ile evine gidersin." dediğini, sanığın aracı hareket ettirdiğini ancak kendisini izban durağına götürmediğini, tenha başka bir yere götürdüğünü, otoban yoluna çıktıklarını, sanığın kendisini izban durağına götürmeyeceğini anlayınca sanığa "Markete uğrayıp su alalım. Benim ilaç içmem gerekiyor." dediğini, bu sırada telefonunu açmaya çalıştığını, telefonunun Örnekköy tarafına geldikleri sırada yani olaydan önce şarjı bittiği için kapalı olduğunu, içinde biraz şarj kalmış olabileceğini düşünerek açmaya uğraştığını ancak sanığın telefonu görünce hemen elinden aldığını, sanığın kendisine "Sen ne yapıyorsun? Sen kimi kandırıyorsun? Hani ilacın nerede?" dediğini, bunun üzerine sanığa ilacının evde kaldığını, yalan söylemediğini belirttiğini ancak sanığın hâlen "Seni bırakmayacağım. Bugün benimle birlikte olacaksın yoksa seni öldürürüm." dediğini, sanığın bu sözleri baştan beri tekrarlayıp durduğunu, kendisinin daha fazla yapacak ve söyleyecek bir şeyi kalmadığını, sanığın kendisini başka bir yere götürmekte olduğunu, sanığın kendisini öldürebileceğini ve bu nedenle araçtan atlayıp ölecekse bu şekilde ölmeyi düşündüğünü, aracın kapısını açıp ayağını yere attığında sanığın "Sen ne yapıyorsun?" diye elini uzatarak saçından asıldığını, kapı açık vaziyette ayağının bir tanesinin yerde vücudunun diğer tarafı ise aracın içinde olmak üzere araç seyir hâlindeyken bir müddet sürüklendiğini, sanığın aracı yavaşlatarak durdurduğunu, sanığın kendisine "Lütfen araca bin. Seni evine bırakacağım." dediğini, kendisinin de sanığa "Artık araca binmeyeceğim. Beni burada bırak. Ben kendim giderim." şeklinde sözlerle cevap verdiğini, sanığın da "Hayır araca bineceksin." dediğini, sanıkla bu şekilde yaklaşık beş dakika tartıştıklarını, bu sırada kendisinin bir anda hareket ederek kaçmaya başladığını, yoldan geçen araçlara el işareti yaptığını ancak duran araç olmadığını, uzaktan ışıklı bir araç geldiğini gördüğünü, polis aracı zannettiğini, bu aracın durduğunu, koşturarak aracın yanına gittiğini ve aracın bir ambulans olduğunu gördüğünü, içinden iki kadın ile bir erkeğin indiklerini, olayı anlatması üzerine bu şahısların polisi aradıklarını, kendisini ambulansla Çiğli Devlet Hastanesine götürdüklerini, doktora durumu anlattığını, olay nedeniyle sanıktan şikâyetçi olup kamu davasına katılmak istediğini, sanığın yaklaşık bir saat boyunca hürriyetini kısıtladığını, ayrıca sanığın kendisine tecavüz etmek istediğini ve ölümle tehdit ettiğini, sara hastası olduğunu söyleyerek sanıktan kurtulabildiğini ancak sara hastası olmadığını, 18.10.2017 tarihinde Mahkemede; ayağında çorap olmadığını, ayakkabısının çıktığını ve ayakkabısının üstüne basarak yürümekte olduğunu, sanığın daha önceden kendi Facebook hesabında ekli olduğunu bilmediğini, ancak arada konuşmalarının olduğunu, sanığın soyadını Begoviç olarak bildiğini, evli ve çocuklu olduğunu ise kesinlikle bilmediğini, kendisine "Kafede görüşelim." diye söylediğini, bu şekilde arabada konuşacaklarını bilmediğini ve düşünmediğini, olay günü de yazışarak değil telefonla konuşarak buluştuklarını, yanlarında su olup olmadığını bilmediğini ancak sanığın elinden kurtulmak için "Sara hastasıyım. Su istiyorum. İlaç içmem lazım." dediğini, amacının bir fırsatını bulup sanığın yanından kaçmak olduğunu, polisler sorduğunda olay yerini anlattığını ve birkaç kez taksi görünümlü üzerinde ışık olan araçların geçtiğini söylediğini, polislerin de Çiğli Organize Sanayi olabileceğini söyleyerek olay yerini bulduklarını, polislerin kendisine "Biz burada birçok olaya şahit oluyoruz. Baskına geliyoruz. Hep böyle cinsel olaylarla karşılaşıyoruz. Bazen iş üstünde yakalıyoruz." şeklinde sözler söylediklerini, olay yerinin normal insanların gidip muhabbet edecekleri bir yer olmadığını, şikâyetinin devam ettiğini, Tanık Şenay Bektaş Mahkemede; ambulans hekimi olduğunu, gece saat 22.00 ya da 23.00 sıralarında İzmir’e hasta bıraktıktan sonra otobandan Aliağa’ya doğru gitmekte olduklarını, Sasalı yol ayrımına geldiklerinde hızlı olduklarını ve yola bir kadının atladığını, kendilerinden önceki aracın durmadığını, kendilerinin de mağdureyi geçtikten sonra durduklarını, mağdurenin koşarak yanlarına geldiğini, araçtan aşağı indiklerini, korku içerisindeki mağdurenin tanık Kamuran’a sarılarak ağlamaya başladığını ve "Beni kurtarın." dediğini, ambulansın arka tarafını açtıkları sırada mağdurenin "Beni öldürecekti. Bana saldırmaya çalıştı. Bana tecavüz etmeye çalıştı." dediğini, mağdureyle konuştuktan sonra merkezi aradığını ve mağdurenin beyanlarından bahsedip en yakın polis ya da jandarma noktasının nerede olduğunu sorduğunu, sonra ambulans sürücüsünün geldiğini ve kendisine "Hocam karşı tarafta beyaz bir araba var. Bizi takip ediyor. O olabilir mi?" dediğini, merkezin kendilerine mağdurenin muayenesini yapmalarını, eğer jandarma ya da polis gelmezse mağdureyi en yakın hastaneye götürüp bırakmalarını söylediğini, kendilerine en yakın hastanenin de Çiğli Eğitim Araştırma Hastanesi olduğunu, mağdurenin muayenesini yaptığını, kolunda ve bacağında çizikler olduğunu, mağdurenin "Kasığım ağrıyor." demesi üzerine mağdureye "Acaba tecavüz mü var?" diye sorduğunu, mağdurenin de cevaben "Hayır. Ben araçtan aşağı inmek isterken sürüklendim. Araç kapısı açık gitti." dediğini, mağdurenin çorabının da kaçmış olduğunu, bacağının alt baldır kısmında sıyrıkların bulunduğunu, mağdurenin boğazını da sanığın sıktığını söylediğini ancak kendisinin mağdurenin boğazında herhangi bir darp cebir izine rastlamadığını, sadece çorabının kaçmış olduğunu, kıyafetlerinde herhangi bir yırtıklık olmadığını, saçında ve vücudunda göze çok çarpacak bir dağınıklık görmediğini, daha sonra mağdureyi Çiğli Bölge Hastanesine götürüp teslim ettiklerini, Tanık ... Mahkemede; Aliağa Devlet Hastanesinden Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesine hasta bırakarak Aliağa’ya geri dönmekte olduklarını, saat 22.00 sıralarında otobana döndüklerini, Ata Sanayi Sasalı kavşağında önlerine bir kadının atladığını, hep beraber aracın önünde oturmakta olduklarını, mağdurenin önlerine atlaması üzerine biraz ilerleyip yolun sağında durduklarını, bir trafik kazası olduğunu düşündüklerini, etrafta araç aradıklarını ancak göremediklerini, mağdurenin yanlarına gelerek kendisinin boynuna sarıldığını, "Beni kurtarın. Ben tacize uğradım." dediğini, mağdurenin çok korkmuş bir hâlde titremekte olduğunu, mağdurenin genel muayenesini tanık Şenay'ın yaptığını, mağdureyi ilk gördüğünde kolunda ve bacaklarında sıyrık olduğunu, ifadesine göre de araçtan atlarken bacağının yerde süründüğünü söylediğini, bir süre olay yerinde kaldıklarını ve güvenlik güçlerini beklediklerini, mağdurenin sürekli olarak kendilerine "Ben böyle değilim. Lütfen beni böyle tanımanızı istemem. Ben çok pişmanım. Böyle olacağını düşünmüyordum. Çok korktum. Kaçtım." dediğini, mağdurenin Çiğli Kipanın arka taraflarında boş bir araziyi tarif ettiğini, orada kendisine tacizde bulunulduğunu ve sanığın söylediği şeyleri yaparsa kurtulabileceğini düşündüğünü, sanığa su istediğini söylediğini ve su almaya çıktıklarında da kendisini otobana attığını anlattığını, mağdurenin üzerinde etek olduğunu, çorap olmadığını hatırladığını, bu nedenle mağdurenin kolundaki ve bacağındaki çizikleri çok net gördüğünü, mağdurenin ayrıca kasığının ağrıdığını söylediğini, mağdurenin çok korkmuş ve panik bir hâlde olduğunu, kendilerine hiç kimsenin durmadığını söylediğini, mağdureyi hastaneye götürüp bıraktıklarını, Beyan etmişlerdir. Sanık ... Kollukta; mağdureyle Facebook isimli sitede tanıştıklarını, yaklaşık bir ay boyunca yazıştıklarını ve sohbet ettiklerini, sohbetleri sırasında telefon numaralarını karşılıklı olarak birbirlerine verdiklerini, 19.08.2016 tarihinde buluşmaya karar verdiklerini, 19.08.20l6 tarihinde saat 20.20 sıralarında mağdureyi Eşrefpaşa Evlendirme Dairesi önünden 35 S xx37 plakalı aracıyla aldığını, araç içinde arabalar ve yarışlar hakkında konuştuklarını, Karşıyaka İlçe Jandarma Komutanlığında arkadaşının olduğunu ve onun yanına uğraması gerektiğini, beraber gittiklerini ve kendisinin arkadaşının yanına uğradığını, sonra tekrar araca binerek mağdureye ne içmek istediğini sorduğunu, mağdurenin "Bira olur." demesi üzerine iki bira ve bir ice tea aldığını, yolda seyir hâlindeyken mağdurenin yarım kutu birayı içtiğini, ilk olarak Çiğli Kipa civarına geldiklerini, her cuma Çiğli Kipa arkasındaki alanda yarış ve araba seven gençlerin toplandıklarını ancak mağdure yarış sevmediğini söyleyince AOSB içerisindeki tır parkına geldiklerini, aracı oraya park ederek araçta bulunan portatif sandalyeleri çıkardığını, aracın dışında oturdukları sırada mağdurenin kendisine eski sevgilisinden bahsederek eski sevgilisinin Almanya'da yaşadığını, çok zengin olduğunu, zengin olduğu için cinsel birliktelik yaşadıklarını ancak ayrıldığını, başka sevgililerini anlattığını, saat 22.00 civarı "Hadi seni bırakayım artık." diyerek sandalyeleri topladığını, araca binerken mağdurenin yanaklarından tuttuğunu ve dudağından kısa şekilde öptüğünü, öpmesi üzerine mağdurenin güldüğünü ve "Çok tatlıydı." dediğini, bir süre daha aracın içinde oturduklarını, araç içinde mağdurenin "Siz hepiniz aynısınız. Hepiniz şerefsizsiniz. Hiçbirinize güven yok." demesi üzerine kendisinin de "Kızım sakin ol. Sen kendini bozdun. Seni bırakayım." dediğini, mağdureyi yakında bulunan Egekent Aktarma İstasyonuna bırakmak istediğini ve otobana çıktığını, aracın ön koltuğunun arızalı olduğunu, bu sebeple mağdurenin arkada oturduğunu, mağdurenin arka koltuğun ortasından kendisinin üzerine doğru eğilerek "Sen şerefsizsin. Erkekler hepiniz böylesiniz." demesi üzerine kendisinin de dirseğiyle onu geriye doğru ittirerek "Sus kızım." dediğini, bunun üzerine mağdurenin bağırarak arka kapıyı açtığını ve bir ayağını dışarıya çıkardığını, kendisinin de arkaya uzanıp mağdureyi tutarak "Ne yapıyorsun? Rahatsız mısın? Niye böyle yapıyorsun?" diye sorduğunu, aşağı atlamasından korktuğu mağdurenin kolunu biraz fazla sıktığını ve mağdureye "Burada indiremem. Şehir içinde indireyim. Kapıyı kapat." dediğini, mağdurenin kapıyı kapatmaması üzerine iyice yavaşlayarak durduğunu, durunca mağdureyi bıraktığını ve mağdurenin araçtan atlayarak gittiğini, anlattıkları dışında başkaca bir olay ya da temas yaşanmadığını, mağdureyi sadece bir defa rızasıyla öptüğünü, mağdurenin alkolün de etkisiyle değişik hâllere girdiğini, kendisinin de mağdurenin konuşmalarından rahatsız olarak onu bırakmak istediğini, suçlamaları kesinlikle kabul etmediğini, 07.12.2016 tarihinde Mahkemede; üzerine atılı cinsel saldırı suçuna kalkışma ve özgürlüğünden yoksun bırakma suçlarıyla ilgisinin olmadığını, olayla ilgili olarak emniyette ayrıntılı beyanda bulunduğunu, emniyetçe saptanan beyanının doğru olduğunu, her iki suçtan beraatini istediğini, cezalandırılmasına karar verilmesi hâlinde ise hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine muvafakat ettiğini, sorulması üzerine; mağdureyle buluştuğunda mağdurenin rızasıyla onun yanağından bir kez öptüğünü ancak vücudunu okşamadığını, elbiselerini çıkarmaya çalışmadığını ve dudağından öpmediğini, olay tarihinde Sakine Bayındır ile evli olduğunu, 1,5 yaşında Çınar isminde bir oğlunun bulunduğunu, hâlen kayden evli olduğunu ancak eşiyle arasında uyuşmazlık bulunduğunu, mağdureyle tanıştığında ona evli olduğunu söylemediğini, daha önce araba yarışları yaptığını ve araba tutkunluğunun bulunduğunu, her cuma günü Çiğli Kipa alışveriş merkezi yakınındaki alanda otomobil yarışları yapıldığını, araba tutkunu olduğu için de her Cuma günü bu otomobil yarışlarını seyretmeye gittiğini, tarihini hatırlayamadığı bir cuma günü mağdureyle buluştuklarını ve mağdureyi kendi otomobiliyle Çiğli Kipa alışveriş merkezi yakınındaki otomobil yarış alanına götürdüğünü, mağdurenin otomobil yarışlarını ve hızı sevmediğini söyleyerek durmak istemediğini belirtmesi üzerine yarış alanından ayrıldıklarını, Kipa alışveriş merkezi yakınındaki mahallede bulunan marketten birer tane bira ve ice tea aldıklarını, otoban kenarındaki park alanına gittiklerini, park alanının da yarış alanına yakın olduğunu ve yarışları park alanından seyretmeyi düşündüklerini, otomobilinden iki adet açılır kapanır sandalye çıkarıp otomobilin dışına koyduğunu, mağdureyle birlikte biraları içmeye başladıklarını ve bira içerken de sohbet ettiklerini, mağdurenin kendisine eski sevgililerinden bahsetmeye başladığını, bu sırada mağdurenin Alman, zengin bir nişanlısının olduğunu ve onunla cinsel ilişkide de bulunduğunu söylediğini, mağdurenin bu konuşması ve sürekli olarak da zenginlikten söz etmesi nedeniyle kendisiyle de para için arkadaş olmak istediğini düşündüğünü ve mağdureye "Alman sevgilinden neden ayrıldın?" diye sorduğunu, mağdurenin ise "Alman sevgilimin bir annesi yoktu. 4-5 tane annesi vardı." diye cevap verdiğini, "Nasıl yani?" dediğinde mağdurenin, sevgilisinin teyzelerinin de sevgilisine annelik yaptıklarından bahsettiğini, mağdurenin hep paradan ve zenginlikten bahsetmesi ve ayrıca Alman sevgilisiyle de cinsel ilişkide bulunduğunu söylemesi üzerine mağdureden ayrılmak istediğini ve onu evine bırakabileceğini söylediğini, otomobile bindiklerini, mağdureyi İzmir Eşrefpaşa’daki evine bırakmak üzere yola çıktıklarını, seyir hâlindeyken de mağdureye evli olduğunu söylediğini, aklına bir şey gelmediğini, yalnızca mağdureden kurtulmak istediğini, daha önceden de paylaşmadığı için mağdurenin kendisini bırakacağı düşüncesiyle evli olduğunu söylediğini, bunun üzerine mağdurenin kendisine "Bütün erkekler aynısınız. Allah belanızı versin." gibi sözlerle hakaret etmeye başladığını, mağdurenin zaten arka koltukta oturmakta olduğunu, zira otomobilin sağ ön koltuğunu tamir için çıkardığını, arka koltukta oturan mağdurenin, sırtına yumrukla vurduğunu, kendisinin de kurtulmak için mağdureyi eliyle ittirdiğini, o esnada mağdurenin otomobilin sağ arka kapısını açarak arabadan atlamak istediğini, arka kapıyı açınca otomobil içindeki tavan lambasının yandığını, o sırada saatin 21.00-21.30 sıraları olduğunu, otomobilin içinin de karanlık olduğunu ve otomobilin tavan lambasının yanması üzerine mağdurenin otomobilin sağ arka kapısını açıp kendisini atmak istediğini gördüğünü, sol eliyle direksiyonu sağ eliyle de mağdureyi tuttuğunu, mağdurenin bir ayağının dışarıda olduğunu, bu şekilde yaklaşık 100-150 metre hareket ettiklerini, 90 kilometre hızla seyir hâlinde olduğunu ve peşinden de araçların geldiğini, bu nedenle hemen duramadığını, otomobili otoban kenarına çekip mağdureye "Sen ne yapıyorsun?" diyerek arabayı durdurduğunu, bu sözleri üzerine mağdurenin "Allah belanızı versin. Seninle daha sonra görüşeceğiz." diyerek bağırmaya başladığını, otomobili zaten durdurduğu için mağdureyi bıraktığını, mağdurenin dışarı çıkıp yanından ayrıldığını, kendisinin yola devam ederek eve gittiğini, mağdureye olumsuz hiçbir söz ve davranışta bulunmadığını, yalnızca ilk buluştuklarında rızasıyla mağdurenin yanağından bir kez öptüğünü, mağdureyle daha önce hiç görüşmediğini, yalnızca Facebook isimli sitede yazıştıklarını, bu olaydan sonra da mağdureyle görüşmediğini, sorulması üzerine; aleyhine olan beyanları kabul etmediğini, ayrıca mağdureyle hiçbir şekilde otomobil içinde cinsel ilişkide bulunmak istemediğini, genel adli muayene raporunda mağdurenin kollarında kızarıklıklar olduğu belirtilmişse de otomobilden atlamak istediğinde engel olmak için mağdurenin kollarından yakaladığını, kızarıklıkların bu nedenle meydana gelmiş olabileceğini, kendisinin mağdureye hiçbir şekilde cebir ve tehditte bulunmadığını, 18.10.2017 tarihinde Mahkemede; yola su almak için çıkmadıklarını, mağdureyi evine bırakmak için çıktıklarını, otomobilde sularının olduğunu, bulundukları ortamda yedi sekiz tane araba olduğunu, sürekli olarak güvenlik güçlerinin geldiğini, mağdureye elini bile sürmediğini, sadece bir arkadaş olarak mağdureyi öptüğünü, bunun dışında başkaca bir eyleminin olmadığını, oğlunun böbrek hastası olduğunu, eşiyle sorunlarının bulunduğunu, bu nedenle mağdureyi götürdüğünü ancak mağdureyi öptükten sonra bunu eşine yapamayacağını söylemesi üzerine mağdurenin birden çıldırdığını, öpüşme konusuna gelindiğinde ise "hoşgeldin" anlamında mağdurenin yanaklarından öpmek istediği sırada mağdurenin dudağının kenarına denk geldiğini, bunun dışında herhangi bir cinsel davranışının bulunmadığını, kendisiyle ilişkiye girmeyince mağdurenin çıldırdığını, "Bütün erkekler aynısınız." gibi sözlerle söylenmeye başladığını, mağdureyi izbana götürmek istediğini ancak araç hareket hâlindeyken mağdurenin inmeye çalıştığını ve ayrıca kendisini iteklediğini, kendisinin de direksiyon hakimiyetini kaybetmemek için mağdureyi iteklediğini, mağdurenin araçtan inmeye çalıştığı sırada onu tuttuğunu, sonra da yol kenarında indirdiğini, 10.11.2017 tarihinde Mahkemede; bir hata yaptığını, evli olduğu hâlde başka bir kadınla görüştüğünü, bunun dışında kendisinin ve ailesinin başını öne eğecek herhangi bir şey yapmadığını, bugüne kadar eşine bile el kaldırmadığını, suçlamaları kabul etmediğini, Bölge Adliye Mahkemesinde; üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini, mağdureye yönelik organ veya sair cisim sokma anlamında bir teşebbüsünün olmadığını, iddia edildiği şekilde bir cinsel saldırısının da söz konusu olmadığını, her ikisini de kabul etmediğini, önceki savunmalarının doğru olduğunu, bozma ilamına uyulmasını istediğini, beraatini ve tahliyesini talep ettiğini, Savunmuştur. Suç tarihinde yürürlükte bulunan hâliyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102. maddesi; "(1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır. (3) Suçun; a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, b) Kamu görevinin, vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş, evlat edinen veya evlatlık tarafından, d) Silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte, e) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle, işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır. (4) Cinsel saldırı için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. (5) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur." şeklinde düzenlenmiştir. Maddenin ilk fıkrasında cinsel saldırı suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında ise vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi, suçun temel şekline nazaran daha ağır cezayı gerektiren nitelikli bir hâl olarak yaptırıma bağlanmıştır. Basit cinsel saldırı suçunun oluşabilmesi için eylemin cinsel ilişki boyutuna ulaşmaması gerekir. Eylem, vücuda organ veya sair bir cisim sokmaya yönelikse veya fiil de işlenmişse, basit cinsel saldırı değil, ikinci fıkrada düzenlenen nitelikli cinsel saldırı suçu söz konusu olacaktır. Bu ayırımın yapılabilmesi için failin kastının ve gerçekleştirdiği davranışların hangi fiile yönelik olduğunun belirlenmesi gerekir. Failin amacı ve davranışları vücuda organ veya sair bir cisim sokmak olmaksızın cinsel duyguları tatmine yönelik ise basit cinsel saldırı, amacı ve davranışları vücuda organ veya sair bir cisim sokmaya yönelik olmakla birlikte eylemin elinde bulunmayan nedenlerle gerçekleştirilememesi hâlinde ise ikinci fıkrada düzenlenen nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüs söz konusu olacaktır. Madde metninde "sair bir cisim" ibaresine yer verilmesi karşısında suçun temel şeklinin aksine, ikinci fıkrada tanımlanan nitelikli hâlin oluşabilmesi için eylemin cinsel arzularının tatmini amacına yönelik olması şart değildir. Sanığın nitelikli cinsel saldırı mı, yoksa basit cinsel saldırı kastıyla mı hareket ettiği; tarafların yaşları, konumları, olay yerinin özellikleri, suçta kullanılan araçların niteliği, sanığın dış dünyaya yansıyan söz ve fiileri gibi somut olayı nitelendirmeye yarayan tüm hususlar dikkate alınarak hâkim tarafından saptanması gerekmektedir. Bu aşamada sağlıklı bir hukuki sonuca ulaşılabilmesi bakımından "suça teşebbüs" ve "gönüllü vazgeçme" kavramları üzerinde de durulmalıdır. TCK'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında; "Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur." şeklinde tanımlanan teşebbüsün varlığından söz edilebilmesi için; 1- Kasıtlı bir suç işleme kararı olmalı, 2- Elverişli hareketlerle suçun doğrudan doğruya icrasına başlanmalı, 3- Failin elinde bulunmayan nedenlerle suç tamamlanamamalı ya da amaçlanan sonuç gerçekleşmemelidir. Suça teşebbüste fail, suçu tamamlamak amacıyla hareket etmesine karşın, elinde olmayan nedenlerden dolayı fiilini gerçekleştirememekte, bu durumda kişiye tamamlanmış suça oranla daha az ceza verilmektedir. Sanığın fiilinin basit cinsel saldırı suçunu mu, yoksa nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüsü mü oluşturacağının belirlenmesi açısından "elverişli hareketlerle suçun doğrudan doğruya icrasına başlama" şartı da değerlendirilmelidir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 35. maddesinin gerekçesinde; 765 sayılı Kanun’daki "eksik - tam teşebbüs" ayrımına son verildiği, bu ayırımın objektif bir ölçütünün bulunmadığı ve uygulamada bir takım tereddütlere yol açtığı belirtildikten sonra, getirilen diğer bir yeniliğin icra hareketlerinin başlangıcına ilişkin olduğu, "failin kastının şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı" yolundaki sübjektif ölçütün kabul edilmesi durumunda kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacağı, çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesinin mümkün bulunduğu, suçun icrasıyla ilgisiz davranışların dahi suç kastını ortaya koyduğu gerekçesiyle cezalandırılabileceği, o nedenle tasarıdaki "kastı şüpheye yer bırakmayacak" kriterinin madde metninden çıkartılarak "doğrudan doğruya icraya başlama" ölçütünün kabul edildiği, böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması hâlinde suçun icrasına başlanılmış sayılacağı açıklanmış; ayrıca kullanılan aracın suçun kanuni tanımında öngörülen fiili meydana getirmeye elverişli olması gerektiği, ancak elverişliliğin sadece kullanılan araç bakımından değil, suçun konusu da dâhil olmak üzere bütün fiil yönünden bulunması gerektiği, bu nedenle maddeye, suça teşebbüsün bu unsurunu tam anlamıyla ifade eden "uygun hareketler" kavramının dâhil edildiği belirtilmiştir. Görüldüğü gibi 765 sayılı Kanun’da icra hareketlerinin başlangıcı konusunda açık bir ifadeye yer verilmezken, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda doğrudan doğruya icraya başlama ölçütü kabul edilmiştir. Ancak soyut olan bu kavramın nasıl anlaşılması gerektiği konusu açık olmayıp, cezalandırılabilen davranışın ne zaman başladığını belirlemek her zaman kolay değildir. Genel olarak suçun dış dünyada oluşmaya başladığı süreç; "hazırlık hareketleri" ve "icra hareketleri" olmak üzere birbirinden farklı iki aşamaya ayrılmaktadır. Suçu işlemek için kullanılacak âletlerin üretilmesi ya da temin edilmesi, eylem yerinin araştırılması veya gözetlenmesi gibi fiiller hazırlık hareketleri olup, suç tipini oluşturan icra hareketlerinden önce gerçekleştirilen ve cezalandırılmayan davranışlardır. Teşebbüs ise, suçun tamamlanmasından önce, fakat hazırlık hareketleri aşamasından sonra gelen, başlanmış ancak bitirilememiş bir eylemli aşamayı ifade eder. Bu kapsamda cezalandırılabilir davranışların, yani suça teşebbüsün sınırlarının saptanması, diğer bir ifadeyle suç yolunda ilerleyen sanıkla ilgili olarak hangi andan itibaren ceza hukukunun devreye gireceği sorununun çözülmesi gerekmektedir. Öğretide; 5237 sayılı TCK'nın 35. maddesinde teşebbüs açısından, "doğrudan doğruya icraya başlama" ölçütünün kabul edilmesiyle "objektif teori"nin benimsendiği, suçun kanuni tanımında unsur veya nitelikli hâl olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi hâlinde icra hareketlerinin başladığının kabul edilmesi, örneğin öldürmek için silahını hasmına doğrultarak nişan alınmasının icra hareketleri sayılması gerektiği, ancak öldürmek için silah veya zehir satın alınmasının belirleyici bir niteliğe sahip bulunmaması nedeniyle hazırlık hareketi sayılabileceği belirtilmiştir (Mahmut Koca–İlhan Üzülmez; Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2013, Seçkin Yayınları, 6. Baskı, s. 393.). Özetle; bir kimsenin suça teşebbüsten dolayı cezalandırılabilmesi için, yapılan hareketlerin objektif olarak suçun kanuni tanımında öngörülen sonucu meydana getirmeye elverişli olmasıyla birlikte, aracın fail tarafından bu sonucu gerçekleştirmeye uygun biçimde kullanılması, ancak failin elinde olmayan nedenlerle icra hareketlerinin tamamlanamaması ya da tamamlanmasına karşın sonucun gerçekleşmemesi gerekir. Öğretide; suçun nitelikli şeklinin tamamlanması için organ veya cismin az da olsa mağdurun vücuduna girmesinin yeterli olup tamamının girmesine gerek olmadığı, failin elinde olmayan nedenlerle fiili tamamlayamaması durumlarında nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüsün kural olarak mümkün olacağı belirtilmiştir (Fahri Gökçen Taner; Türk Ceza Hukukunda Cinsel Özgürlüğe Karşı Suçlar, Seçkin Yayınları, 2. Baskı, s. 235., Durmuş Tezcan–Mustafa Ruhan Erdem-Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Ankara 2019, Seçkin Yayınları, 17. Baskı, s. 414., Pınar Memiş Kartal, Özel Ceza Hukuku, 3. Cilt, On İki Levha Yayıncılık, 1. Baskı, 2018, s. 476.). Ancak aksi yönde de öğretide; "Cinsel saldırının vücuda organ veya sair cisim sokularak işlenmesi, daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâl olduğu için, 'sokma' fiilinin gerçekleşmediği durumlarda fail suçun temel şekline göre cezalandırılacaktır. Örneğin fail zorla kıyafetlerini çıkardığı mağdura cinsel organını sokmaya çalışmasına rağmen, mağdurun direnmesi ya da üçüncü birinin gelmesi üzerine fiilin yarıda kalması hâlinde cinsel saldırı suçunun temel şekli oluşacaktır." ( M. Emin Artuk, Ahmet Gökcen, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara-2019, s.374.), "Cinsel saldırının vücuda organ veya cisim sokularak işlenmesi nitelikli hal olarak değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Bu nedenle, bu nitelikli hâl gerçekleşmedikçe, failin bundan dolayı sorumluluğu yoluna gidilemeyeceğini düşünmekteyiz. Örneğin failin cinsel organını sokmaya çalışmasına rağmen mağdurun direnç göstermesi veya etraftan gelenlerin müdahalesi nedeniyle başarılı olamaması gibi hallerde, hakim bu durumu suçun temel şekline ilişkin cezanın belirlenmesinde dikkate almalıdır." şeklinde görüşler ileri sürülmüştür ( Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 6. Baskı, Ankara, 2019, s.344-345.). Ceza Genel Kurulunun 24.09.2013 tarihli ve 1239-384 sayılı, 5.02.2014 tarihli ve 496-97 sayılı ve 28.11.2019 tarihli ve 36-675 sayılı olmak üzere birçok kararında nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüsün mümkün olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Nitekim Özel Ceza Dairelerinin istikrarlı uygulamaları da bu doğrultudadır. Öte yandan, nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüsün şüpheye yer bırakmayacak şekilde gerçekleşmiş olması ile nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüsün mümkün olmaması hususlarının birbirinden farklı kavramlar olduğu göz önüne alınmalıdır. 5237 sayılı TCK'nın “Gönüllü Vazgeçme” başlıklı 36. Maddesinde ise; "Fail, suçun icra hareketlerinden gönüllü vazgeçer veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini önlerse, teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz; fakat tamam olan kısım esasen bir suç oluşturduğu takdirde, sadece o suça ait ceza ile cezalandırılır" şeklindeki düzenlemeye yer verilmiştir. Kanundaki tanım uyarınca gönüllü vazgeçme ile teşebbüs arasındaki ayrım şu şekilde özetlenebilir: Teşebbüs, suçun tamamlanması veya neticenin gerçekleşmesinin, failin elinde olmayan nedenlerle meydana gelmemesi olarak tanımlanmışken, gönüllü vazgeçmede failin iradi hareketi veya çabası ile icra hareketlerinin terk edilmesi ya da suçun tamamlanmasının önlenmesi söz konusudur. Suç tamamlanmadan veya sonuca ulaşılmadan önce vazgeçme gerçekleştiğinden, gönüllü vazgeçme etkin pişmanlıktan da farklıdır. Etkin pişmanlık, suçun tamamlanmasından sonraki pişmanlığı düzenlemekte ve tamamlanan bir suçun yol açtığı zararın giderilmesi, eski hâle getirilmesi ya da malın iadesini kapsamaktadır. Gönüllü vazgeçmenin şartları ve sonuçları TCK'nın 36. maddesinin gerekçesinde; "Gerek icra hareketleri aşamasında gerekse icra hareketlerinin bitmesinden sonra, failin suçu tamamlamaktan gönüllü olarak vazgeçmesini teşvik etmek modern suç politikasının temel araçlarından biridir. 765 sayılı Türk Ceza Kanununda sadece icra hareketlerinin devamı aşamasında kabul edilen gönüllü vazgeçme, icra hareketlerinin bittiği ancak neticenin meydana gelmediği olaylar bakımından da öngörülmüştür. Böylece suçun icrası sürecindeki bütün aşamalarda gönüllü vazgeçme mümkün hâle gelmektedir. Ancak icra hareketlerinin bitmesinden sonra gönüllü vazgeçmenin kabulü için, vazgeçenin suçun tamamlanmasını önlemek bakımından ciddi bir çaba göstermesi gerekmektedir. Gönüllü vazgeçme hâlinde kişiye ceza verilmemekte, ancak o ana kadar yapılan hareketler ayrıca bir suç oluşturuyorsa sadece o suçtan sorumlu tutulmaktadır. Suç bütün unsurlarıyla tamamlandıktan sonra örneğin çalınan eşyanın geri verilmesi veya kaçırılan kişinin serbest bırakılması hâllerinde, artık vazgeçme değil etkin pişmanlık söz konusudur…" biçiminde açıklanmıştır. Madde gerekçesinde de özenle vurgulandığı üzere, 765 sayılı TCK'nın uygulanmasında sadece icra hareketlerinin devamı aşamasında kabul edilen gönüllü vazgeçme, 5237 sayılı TCK'nın uygulanmasında icra hareketlerinin bittiği ancak neticenin meydana gelmediği olaylar bakımından da öngörülmüş, böylece neticenin meydana gelmesine kadar bütün aşamalarda gönüllü vazgeçmenin mümkün olduğu kabul edilmiştir. Öğretide; "Yeni TCK sisteminde, gönüllü vazgeçme; gerek icra hareketleri aşamasında, gerekse icra hareketlerinin bitmesinden sonra, failin suçu tamamlamaktan gönüllü vazgeçmesini ifade etmektedir. Suçun icrası tamamlanıncaya, neticenin ayrıca unsur oluşturduğu suçlarda, netice gerçekleşinceye kadar, gönüllü vazgeçme mümkündür... Vazgeçmenin gönüllü olması gerekir. Yani herhangi bir engel olmaksızın, pişmanlık duyarak kişinin suç işlemekten vazgeçmiş olması gerekir" (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 9. Bası, Ankara 2013, s.478.),"Teşebbüs halinde faildeki suç işleme düşüncesi ve kastı sürmektedir. Gönüllü vazgeçmede ise fail eyleminden dönüp, suçun oluşmasını önlemeye çabalamaktadır. Kişilere pişman olma olanağı tanınması, onların suç işlemeden topluma kazandırılması, cezalandırılma ile elde edilecek yarardan çok daha faydalı görülmektedir. Kanunumuzda yer alan düzenlemenin temelinde, eylemin vazgeçme anına kadar icra edilmesi dolayısıyla bir haksızlık teşkil ettiği, ancak suç politikası gereği cezalandırılmak istenilmediği fikrinin yattığı söylenebilir. Bu husus madde metninde; vazgeçme hâlinde failin teşebbüsten dolayı cezalandırılmayacağı ve fakat tamam olan kısmın suç oluşturması durumunda o suçun cezası ile cezalandırılacağının açıklandığı cümlelerden anlaşılmaktadır" (Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, 1. Cilt, Adalet Yayınevi 2. Bası, Ankara 2014, s. 1096.), "Elde olmayan sebeplerle icra hareketlerinin tamamlanamaması veya neticenin gerçekleştirilememesi teşebbüsün kurucu unsurunu oluşturmaktadır. Buna göre icra hareketlerinin tamamlanması veya neticenin gerçekleşmemesi failin elinde olan sebeplerden kaynaklanmışsa teşebbüsten söz edilmeyecektir. Gönüllü vazgeçme olarak nitelenen bu durum TCK'nın 36. maddesinde düzenlenmiştir" (Mahmut Koca- İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 6. Bası, Ankara 2013, s.412.), "Fail, sonucu gerçekleştirebilme ve icra hareketlerini devam ettirebilme olanağına sahip olduğu hâlde, bunu ettirmemiş ise, vazgeçme gönüllüdür. Ancak, istediği hâlde, buna olanak bulunmadığı için hareketlerini devam ettirmemiş ise, vazgeçme gönüllü değildir" (Nur Centel – Hamide Zafer – Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınevi, 3. Baskı, İstanbul 2005, s. 478.) şeklindeki açıklamalarla gönüllü vazgeçmenin saptanmasında göz önüne alınacak kriterler ortaya konulmuştur. Yargısal kararlarda da, suç yolunda (iter criminis) ilerleyen sanık daha fazla ilerleme imkânına ve kanaatine sahip olduğu hâlde, suç yolunda ilerlemeyerek icrayı yarıda bırakmışsa ya da icra hareketleri tamamlandıktan sonra kendi çabası ile sonucun meydana gelmesini önlemişse vazgeçmenin gönüllü olduğu, buna karşılık fail icraya başlarken göz önünde tuttuğu ve hesaba kattığı risklerden başka bir faktör nedeniyle icra hareketlerine devam etmemişse ya da sonuca ulaşamamışsa vazgeçmenin gönüllü olmadığı, bu hâlde icra hareketleri failin elinde olmayan engelleyici nedenlerle bitirilemediğinden ya da sonuç failin elinde olmayan nedenlerle meydana gelmediğinden teşebbüsün söz konusu olduğu vurgulanmıştır. Gerek öğreti gerekse yerleşmiş yargısal kararlarda yer alan bu kabullere göre gönüllü vazgeçmenin varlığı için aranan şartlar şu şekilde sıralanabilir: 1- Öncelikle kasıtlı bir suçun işlenmesine yönelik olarak icra hareketlerine başlanmalı, 2- Suç tamamlanmadan önce vazgeçme gerçekleşmeli, 3-Vazgeçmenin konusu; icra hareketinin devamına, suçun tamamlanmasına ya da sonucun gerçekleşmesine yönelik bulunmalı yani sanık ya suçun icra hareketlerinden vazgeçmeli ya da kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya sonucun gerçekleşmesini önlemeli, 4- Vazgeçme gönüllü olmalı yani fail suçun icra hareketlerini isteyerek terk etmeli ya da suçun tamamlanmasını veya sonucun gerçekleşmesini isteyerek önlemeli, 5- Suçun tamamlanmasının önlenmesi veya sonucun gerçekleşmesinin engellenmesi, failin çabalarıyla meydana gelmelidir. Sonuç başka bir nedenle önlenmiş ise kural olarak gönüllü vazgeçme oluşmayacak ve fail 5237 sayılı TCK'nın 36. maddesinden yararlanamayacaktır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Olaydan yaklaşık bir ay önce Facebook sosyal paylaşım sitesi üzerinden irtibat kurup mesajlaşmaya başlayan sanık ile mağdurenin 19.08.2016 tarihinde buluşmaya karar verdikleri, bu karar doğrultusunda sanığın mağdureyi olay günü saat 20.00 sıralarında Eşrefpaşa Evlendirme Dairesi önünden aldığı, otomobille önce Örnekköy tarafına geldikleri ve burada sanığın bir arkadaşına uğraması gerektiğini söyleyerek mağdureyi araçta yalnız bıraktığı, yaklaşık on dakika sonra döndüğünde Çiğli istikametine doğru hareket ettikleri, seyir hâlindeyken sanığın araçta bulunan biralardan içmeye başladığı ve kafe tarzında insanların bulunduğu bir yere gideceklerine dair söz veren sanığın, mağdureyi Çiğli tarafında boş bir araziye götürdüğü, mağdurenin "Burada ne işimiz var? Kafeye gidecektik." demesi üzerine fazla vaktini almayacağını söyleyerek mağdureye arkadaşlık kurup kuramayacaklarını sorduğu, mağdurenin daha sonra görüşmeleri hâlinde buna karar vereceğini söylemesi üzerine sanığın bu defa mağdureye daha önce cinsel ilişkiye girip girmediğini sorduğu, mağdurenin "Seni ilgilendirmez ancak girmedim." dediği, devamında sanığın mağdureye anal ya da oral yolla ilişkiye girip girmediğini sorduğu, sanığın bu sorularından rahatsızlık duyan ve niyetinin kötü olduğunu düşünen mağdurenin eve dönme isteğini dile getirdiği, sanığın da "Tamam. Bırakayım." diyerek aniden mağdureyi dudağından öptüğü, mağdurenin sanığa "Ne yapıyorsun?" biçiminde sözlerle tepki göstermesi üzerine sanığın "Tamam. Bin arabaya. Eve bırakayım seni." dediği, otomobilin sağ ön yolcu koltuğunun olmaması nedeniyle mağdurenin arka koltuğa oturduğu, sanığın ise şoför koltuğuna oturmak yerine mağdurenin yanına oturup birden mağdurenin üstüne gelerek dudağından öpmeye çalıştığı, mağdurenin karşı koyarak istemediğini söylediği ve sanıktan kendisini eve bırakmasını istediği, sanığın ise mağdureye kendisini öpmemesi hâlinde eve bırakmayacağını söylediği, mağdurenin sanığa onu kesinlikle öpmeyeceğini söylemesi üzerine sanığın mağdureyi araç içinde cama doğru sıkıştırdığı, iki eliyle mağdurenin ellerini tutarak iki yana doğru açtığı ve boynundan öpmeye başladığı, mağdurenin sanığa yapmaması için devamlı yalvardığı ancak sanığın dinlemeyerek mağdurenin elbisesinin göğüs kısmını yarıya kadar indirip göğüs kısmından zorla öptüğü, bunun üzerine mağdurenin sanığı ittirerek "Yeter. Beni eve bırak." dediği, sanığın sinirlendiği ve mağdurenin üzerine abanarak zorla üzerinde bulunan tek parça elbiseyi yukarı kadar sıyırdığı, mağdurenin üzerine abanmış bir hâldeyken sanığın iç çamaşırı da dahil olmak üzere bütün kıyafetlerini çıkardığı,mağdurenin de bacaklarından tutup havaya kaldırarak alt iç çamaşırını çıkarmaya çalıştığı ancak başaramadığı, sanığın aracın camlarını kapatması ve kapıları da kilitlemesi nedeniyle mağdurenin dışarı çıkamadığı, etrafta kimse bulunmadığı için mağdurenin sesini kimseye duyuramadığı, sanığın mağdurenin çenesinden ve boğazından tutarak "Benim olacaksın. Ben seni istiyorum. Hiç bağırma yoksa seni burada öldürürüm." dediği, mağdurenin de sanığa "Ne olur yapma." diyerek ağladığı, sanığın üzerinden kalkmasını sağlamak için "Ne olur yapma. Ben kötüyüm. Sara hastalığım var. Kriz gelecek." dediği, sanığın bu durumdan korkarak mağdurenin üzerinden kalkıp giyindiği, mağdureyi eve bırakacağını söylediği ve araçla yola çıktıkları, yoldayken mağdureyi izbana bırakacağını söyleyen sanığın tekrar otobana döndüğü, mağdurenin sanığın izbana gitmediğini anlayarak "Markete gidip su alalım. Benim ilaç içmem gerekiyor." dediği ve daha önce şarjı bitmiş olan cep telefonunu açmaya çalıştığı, sanığın mağdurenin elinde bulunan cep telefonunu alarak "Sen ne yapıyorsun? Sen kimi kandırıyorsun? Hani ilacın nerede?" dediği, mağdurenin yalan söylemediğini, ilaçlarının evde kaldığını söylemesi üzerine sanığın mağdureye "Seni bırakmayacağım. Bugün benimle birlikte olacaksın yoksa seni öldürürüm." dediği, bunun üzerine mağdurenin seyir hâlindeyken aracın sağ arka kapısını açarak bir ayağını dışarı çıkardığı, bunu gören sanığın atlamaması için mağdureyi saçından tuttuğu ve cep telefonunu da geri verdiği, mağdurenin bir ayağı aracın dışındayken yaklaşık 300 metre gittikleri, sanığın aracı yavaşlatarak durdurduğu ve mağdurenin de araçtan indiği, sanığın mağdureden araca binmesini isteyerek onu eve bırakacağını söylediği ancak mağdurenin araca binmeyi kabul etmeyerek "Ben kendim giderim." dediği ve kaçmaya başladığı, otobandan geçmekte olan bir ambulansı durdurduğu, ambulansta bulunan tanıkların ilk müdahaleyi yaptıkları mağdureyi Çiğli Devlet Hastanesine bıraktıkları, mağdurenin basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığı anlaşılan olayda; Sanığın daha önce sadece Facebook yoluyla mesajlaşıp olay günü ilk kez yüz yüze görüştüğü mağdureyi tır park alanı olarak kullanılan boş araziye götürüp yalnızlaştırarak uygun ortam hazırlaması, mağdureye daha önce cinsel ilişkiye girip girmediğini, anal ya da oral yolla gerçekleşen cinsel ilişki tecrübesinin bulunup bulunmadığını sorması, sorular nedeniyle sanığın niyetinden şüphelenerek evine dönmek isteyen mağdureyi aniden dudağından öpmesi, mağdurenin tepki göstermesi üzerine evine götüreceğini söyleyip araca bindikten sonra şoför mahalli yerine mağdurenin yanına, arka koltuğa geçerek mağdureyi boynundan, dudağından ve göğüs kısmından öpmeye çalışması, bir yandan kendi giysilerini tamamen çıkarıp bir yandan da mağdurenin elbisesini yukarı doğru sıyırıp alt iç çamaşırını çıkarmak istemesi, bu sırada sarf ettiği "Benim olacaksın. Ben seni istiyorum. Hiç bağırma yoksa seni burada öldürürüm." biçiminde sözlerle mağdureyle cinsel ilişkiye girme niyetini açıkça ortaya koyması, mağdurenin sanığın elinden kurtulmak için kendisinde sara hastalığı bulunduğunu ve kriz geçirebileceğini söylemesi üzerine giysilerini giyip mağdureyi izbana bırakmak üzere yola çıkması ancak izban durağına değil de otobana doğru ilerlemesi, mağdurenin yanında ilaç olmadığını anlaması ve hasta olmadığını düşünmesi üzerine mağdureye yine "Seni bırakmayacağım. Bugün benimle birlikte olacaksın yoksa seni öldürürüm." biçiminde sözler söylemesi, başka türlü kurtulma imkânının bulunmadığını düşünen mağdurenin hareket hâlindeki aracın sağ arka kapısını açarak bir ayağını dışarı çıkarmak suretiyle araçtan inme girişiminde bulunması üzerine saçlarından tutarak mağdureyi engellemeye çalışması, bu yolla mağdurenin eylemine son veremeyince aracı yavaşlatarak durdurması ve mağdurenin de araçtan kaçması, mağdurenin önce sanığa şiddetli biçimde direnmesi, devamında sara krizi geçirebileceğini söylemesi ve son olarak araçtan inebilmek için hareket hâlindeki aracın kapısını açarak ayağını dışarı çıkarması biçiminde ortaya çıkan engel durumlar nedeniyle eylemine son vermek zorunda kalması hususları birlikte gözetildiğinde, sanığın dış dünyaya yansıyan eylemlerinin vücuda organ sokmak suretiyle nitelikli cinsel saldırı kastını açıkça ortaya koyduğu, ancak mağdurenin etkin direnmesi nedeniyle eylemini tamamlayamadığı, elinde olmayan nedenlerle işlemeyi kast ettiği suçun icrai hareketlerini sürdüremediği, dolayısıyla davranışının gönüllü vazgeçmeye dayanmadığı ve hakkında TCK'nın 36. maddesinin uygulanma şartlarının gerçekleşmediği anlaşıldığından, eyleminin bir bütün hâlinde nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüs niteliğinde olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesinin direnme gerekçesi isabetli olduğundan uygulamanın denetlenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın eyleminin basit cinsel saldırı suçunu oluşturduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 14.03.2019 tarihli ve 343-347 sayılı direnme kararına konu hükmündeki gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA, 2- Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi için Yargıtay 14. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 06.05.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2017/1062 E., 2018/612 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
götürmelerini söyleyip müştekinin hastaneye kaldırılmasını sağladığı, ameliyata alınan mağdurun acil müdahale ile hayata döndürüldüğü, bu çerçevede kasten öldürme olarak vasıflandırılması gereken eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı, ancak TCK'nın 36. maddesine göre suçun tamamlanmasını ve neticenin gerçekleşmesini önleyen sanığın kasten öldürmeye teşebbüsten değil tamam olan eylemden yani kasten s
Ceza Genel Kurulu         2017/1062 E.  ,  2018/612 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ağır Ceza Sayısı : 70-198 Kasten öldürme suçuna teşebbüsten sanık ...'ın, 765 sayılı TCK'nın 448, 62, 51/1, 59/2, 31, 33, 40 ve 36. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, kamu hizmetlerinden yasaklanmasına, yasal kısıtlılık altına alınmasına, mahsuba ve müsadereye ilişkin Rize Ağır Ceza Mahkemesince verilen 18.07.2003 tarihli ve 70-198 sayılı hükmün, sanık müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 04.05.2004 tarih ve 436-1654 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. Hükmün infazı sırasında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Cumhuriyet Başsavcılığınca lehe aleyhe kanun değerlendirmesi yapılarak yeni bir karar verilmesinin talep edilmesi üzerine Rize Ağır Ceza Mahkemesince dosya üzerinden yapılan incelemeyle verilen ve sanığın lehine olan 5237 sayılı TCK’nın 81/1, 35, 29, 62/1, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin 03.06.2005 tarihli ve 70-198 sayılı ek kararın da sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 18.11.2005 tarih ve 2646-3389 sayı ile; “765 sayılı Türk Ceza Yasası uygulanarak verilmiş ve kesinleşmiş olan hükümlerin, 5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nın 7/2 ve 5252 Sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9. maddesi gereğince yeniden ele alınıp, lehe olan yasanın belirlenmesi ve uygulanması sırasında; adam öldürmeye teşebbüs suçundan kurulan hükümde tahrik ve teşebbüs ile ilgili uygulama nedeniyle takdir hakkının kullanılması, 6136 sayılı Yasa'ya muhalefet suçundan kurulan hükümde ise seçenek yaptırımların uygulanmasına olanak sağlanması söz konusu olduğundan, duruşmalı inceleme yapılarak hüküm kurulması gerekirken, duruşma yapılmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Rize Ağır Ceza Mahkemesince duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda 21.02.2007 tarihli ve 70-198 sayılı ek kararla, sanığın önceki hükümdeki gibi lehine olan 5237 sayılı TCK’ya göre cezalandırılmasına karar verilmiş, bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 07.02.2008 tarih ve 8886-757 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. Sanık müdafisi tarafından 21.11.2014 tarihli dilekçeyle mağdur Köksal Sarı ve tanık ..... Aksu'nun ifadelerinin değiştiği ve olayı gören yeni bir tanık olduğu iddialarıyla yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulmuş, Rize Ağır Ceza Mahkemesince 08.12.2014 tarih ve 1739 sayı ile CMK’nın 318 ve 319. maddeleri uyarınca talebin kabule değer görülmemesi nedeniyle reddine karar verilmiş, bu karara karşı yapılan itiraz üzerine Trabzon Ağır Ceza Mahkemesince 06.02.2015 tarih ve 64 sayı ile itirazın reddine karar verilmiştir. İtirazın reddine ilişkin bu karar aleyhine Adalet Bakanlığının 02.06.2015 tarihli ve 36396 sayılı yazıları üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 12.06.2015 tarihli ve 208565 sayılı ihbarnamesiyle kanun yararına bozma talebinde bulunulmuş, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 14.09.2015 tarih ve 3632-4489 sayı ile kanun yararına bozma talebinin reddine karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 29.06.2017 tarih ve 35978 sayı ile; "...Olay tarihinde müşteki Köksal Sarı'nın aşırı derece alkollü olduğu hâlde, akşam saat 22.30 sıralarında tanık ..... Aksu'nun kullandığı ticari taksiye binerek kendisini kayınbiraderinin evine götürmesini istediği, yolda giderlerken taksiciye sanık ...'ın evinin bulunduğu sokağa dönmesini söylediği, sanığın evinin önüne geldiklerinde ticari taksiyi durdurup, taksiden inerek aldığı alkolün de etkisiyle sanığın evinin ziline uzun uzun basarak 'Adem in aşağıya' diyerek bağırmaya başladığı, daha sonra sanık ...'ın iki arkadaşıyla yan taraftaki dükkânda olduğunu görmesi üzerine, bu kez sanığın bulunduğu dükkâna giderek, burada sanık ...'e hitaben sinkaflı sözlerle hakaretlerde bulunduğu ve iş yerini kurşunlatacağını söyleyerek tehdit ettiği, ayrıca sanığın üzerine yürümesi sonucu müşteki ile sanık arasında itişip kakışma yaşandığı, tanıklar..... .... ve.....Nalkıran'ın araya girerek, tarafları birbirlerinden uzaklaştırmaya çalıştıkları, müştekinin yeniden sanığın üzerine saldırmaya çalışması üzerine, sanığın sinirlenerek üzerinde taşıdığı ruhsatsız 7.65 mm çaplı tabancasını çıkararak, müştekiye yönelik olarak toplam 4 el ateş ettiği, mermilerden birinin müştekinin karın bölgesine, birinin sol baldırına ve birinin de sağ ayak parmağına isabet ettiği, dördüncü merminin ise müştekiye isabet etmediği, müştekinin yaralanıp yere düşmesi üzerine sanığın tabancasında hâlen 4 adet kurşun daha bulunmasına rağmen olaydan pişmanlık duyarak atışlarını sürdürmediği, olay yerinde bulunan tanıklar..... ....,.....Nalkıran ve taksici ..... Aksu'ya müştekiyi taksiyle hastaneye götürmelerini söyleyerek, silahı ile birlikte olay yerinden ayrıldığı, sanığın arkadaşları olan tanıklar..... ....,.....Nalkıran ve müştekiyi getiren taksici ..... Aksu'nun birlikte müştekiyi ticari taksiye bindirerek, tanık ..... Aksu'nun kullandığı ticari taksisi ile hastaneye götürdükleri anlaşılmıştır. Sanığın müştekiyi silahla hayati tehlike geçirecek şekilde yaraladığı olayda, sanığın eyleminin kasten öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturduğu hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Ancak yukarıdaki tüm açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu olayda, sanığın yaptığından pişmanlık duyup hâlen silahında 4 adet mermi bulunmasına rağmen eyleminden gönüllü vazgeçerek ölüm sonucunun ortaya çıkmasını engellemek amacıyla ciddi bir çaba içerisine girip yanındaki arkadaşları olan tanıklar..... ....,.....Nalkıran ve taksici olan tanık ..... Aksu'ya müştekiyi hastaneye götürmelerini söyleyip müştekinin hastaneye kaldırılmasını sağladığı, ameliyata alınan mağdurun acil müdahale ile hayata döndürüldüğü, bu çerçevede kasten öldürme olarak vasıflandırılması gereken eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı, ancak TCK'nın 36. maddesine göre suçun tamamlanmasını ve neticenin gerçekleşmesini önleyen sanığın kasten öldürmeye teşebbüsten değil tamam olan eylemden yani kasten silahla hayati tehlike geçirecek şekilde yaralama suçundan cezalandırılabileceği; ayrıca müştekinin sanığın evinin önünde ticari taksiyi durdurup taksiden inerek aldığı alkolün de etkisiyle sanığın evinin ziline uzun uzun basarak 'Adem in aşağıya' diyerek bağırması, daha sonra sanık ...'ın iki arkadaşıyla yan taraftaki dükkânda olduğunu görmesi üzerine, bu kez sanığın bulunduğu dükkâna giderek, burada sanık ...'e hitaben sinkaflı sözlerle hakaretlerde bulunması ve iş yerini kurşunlatacağını söyleyerek tehditlerde bulunması, ayrıca sanığa vurmak için üzerine yürüyerek sanık ile arasında itişip kakışma yaşanması, üzerinde bıçak veya silah olduğuna ilişkin izlenim oluşturmak için sürekli elini beline götürmesi, yaralı olarak hastaneye kaldırıldığında üzerinde bir adet bıçak çıkması hususları birlikte değerlendirildiğinde, mağdurdan sanığa yönelik haksız tahrik oluşturan söz ve davranışların tevali etmesi ve ulaştığı boyut dikkate alındığında, TCK'nın 29/1. maddesi ile uygulama yapılırken alt sınırın üzerinde tahrik indirimi yapılması gerekirken, alt sınırdan 1/4 oranında tahrik indirimi yapılarak, sanık hakkında fazla ceza tayin edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu" görüşüyle Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 07.02.2008 tarihli ve 8886-757 sayılı onama kararının kaldırılması talebiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 18.09.2017 tarih ve 1527-2776 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanık hakkında saldırgan sarhoşluk suçundan verilen beraat kararı temyiz edilmeksizin, 6136 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanık hakkında kasten öldürme suçuna teşebbüsten verilen mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 36. maddesinde düzenlenen gönüllü vazgeçme şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin ve buna bağlı olarak sanığın eyleminin kasten öldürme suçuna teşebbüsü mü yoksa kasten yaralama suçunu mu oluşturduğunun, 2- Sanık hakkında haksız tahrik nedeniyle yapılan indirim oranının isabetli olup olmadığının, Belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; 31.01.2003 tarihli olay, görgü tespit ve zapt etme tutanağında; saat 23.00 sıralarında, Ekrem Orhon Mahallesi, Güvercin Sokakta silah atma olayının meydana geldiğinin anons edilmesi üzerine olay yerinde yapılan incelemelerde, Akçay Apartmanı önünde bir şahsın silahla vurulduğu, yaralı şahsın sarı renkli bir otomobil ile ve iki kişinin yardımıyla olay yerinden götürüldüğü, şüphelinin olay yerinden kaçarak ayrıldığı, apartmanın yaklaşık 5 metre önünde, toprak zemin üzerinde, muhtelif yerlerde dört adet MKE yapımı 7,65 mm çapında boş kovan bulunduğunun belirtildiği, 31.01.2003 tarihli zapt etme tutanağında; olaydan sonra Rize Devlet Hastanesi Acil Servisine getirilen mağdur Köksal Sarı'nın üzerinden çıkan bir adet mermi çekirdeği ile mağdura ait sapı 12 cm, uç kısmı 8 cm uzunluğunda olan siyah renkli sustalı bıçağın muhafaza altına alındığının bildirildiği, Rize Devlet Hastanesince düzenlenen 01.02.2013 tarihli raporda; mağdurun bilincinin açık olduğu, aşırı derecede alkollü olduğu için kooperasyon kurulamadığı, mağdurun sağ ayak 3. parmağında ateşli silah yaralanmasına bağlı parçalı kırık olduğu, göbek deliğinin sağında 0,5x1 cm ebadında dudakları düzensiz aktif kanamalı kurşun giriş deliği ve bu lezyonun 1-2 cm üzerinde muhtemelen kesici delici alet yaralanmasına bağlı olduğu düşünülen 1 cm uzunluğunda ve derinliğinde kesi, sağ inguinal bölgede 0,5 cm çapında aktif kanamalı kurşun çıkış deliği, sol baldır lateralde 0,5x0,5 cm ebadında aktif kanamalı kurşun giriş deliği ve 2-3 cm distalinde cilt altındaki kurşuna ait sertlik görüldüğü, mağdurun hayati tehlikesinin bulunduğu bilgilerine yer verildiği, Rize Devlet Hastanesince düzenlenen 21.02.2003 tarihli raporda ise; karın içi kanama tanısıyla ameliyata alınan mağdurun göbek sağ kısımdan girip solda inen kolon üzerinden peritonu terk eden merminin, perforasyon ve balistik etki ile jejunoileal bölgede bir metrelik ileumda perforasyonlara neden olduğu, karında 1 litre hemorajik mayi olduğu, bir metrelik barsak çıkarıldığı, ayrıca sağ hipokondriumdan sağ lombere doğru seyreden delici alet yarası görüldüğü, sol femur ön yüzden girip aşağıya doğru seyreden ve femur alt ucunda kemiğe saplanmış mermi çekirdeğinin çıkarıldığı, sağ ayak tarağını delip geçen mermi çekirdeği yarası olduğu, 14.02.2003 tarihinde taburcu edilen mağdurun hayati tehlike geçirdiği, yaralanmasının bir ay iş ve gücüne mani olduğu, 45 günde tıbbi şifa bulabileceğinin belirtildiği, Hakkında yakalama kararı çıkartılan sanığın 23.06.2003 tarihli duruşmaya geldiği ve suçta kullandığını belirttiği tabanca ile dört adet mermiyi aynı gün adliye polisine teslim ettiği, tabanca ile mermilerin adli emanete alındığı, Samsun Kriminal Polis Laboratuvarınca düzenlenen 02.07.2003 tarihli ekspertiz raporunda; suçta kullanılan silahın 7,65 mm çapında, Browning tipi fişek istimal eden, Belçika yapısı, Browning marka, 1922 model, yarı otomatik bir tabanca olduğu, bu tabanca ve beraberinde gönderilen fişeklerin 6136 sayılı Kanun'a göre yasak niteliği haiz ateşli silah ve fişeklerden olduğu, inceleme konusu dört adet kovan ile bir adet mermi çekirdeğinin, suçta kullanılan tabancadan atıldıkları tespitlerine yer verildiği, Anlaşılmaktadır. Mağdur Köksal Sarı kollukta; saat 22.00 sıralarında kayınpederinin evine gitmek üzere yolda yürürken Çaykur Genel Müdürlüğünün bulunduğu yere geldiğinde daha önceden tanıdığı sanık ... ile karşılaştığını, sanığın yanında isimlerini.....ve..... olarak bildiği iki kişinin bulunduğunu, sanığın “Gel biraz konuşalım” diyerek kendisini kuru çay satışı yapılan dükkânına götürdüğünü, burada sanıkla konuşmaya başladıklarını, diğer iki kişinin de yanlarında bulunduklarını, sanığın kendisine küfrederek hakaret etmeye başladığını, sanığın neden böyle davrandığını bilmediğini, sanığa kendisini bir daha evinden çağırtıp rahatsız etmemesini söylediğini, tam oradan ayrılacağı sırada sanığın “Sen de kim oluyorsun” diyerek belinden çıkardığı tabanca ile ateş etmeye başladığını, bunun üzerine hemen oradan kaçtığını, ne olduğunu tam olarak hatırlamadığını, kendini hastanede bulduğunu, şikâyetçi olduğunu, Savcılıkta bu beyanlarından farklı ve ek olarak; sanığın çocukluk arkadaşı olduğunu, kendisiyle birlikte sık sık alkol aldıklarını, olay günü birbirlerinden habersiz ayrı ayrı yerlerde alkol almış olduklarını, tartışma üzerine sanığın yanından ayrılmak istediğini, bunun üzerine sanığın üzerinde taşıdığı ruhsatsız tabanca ile karnına denk gelecek şekilde ateş ettiğini, hatırladığı kadarıyla toplam 4-5 el ateş ettiğini, bu şekilde olay yerinden kaçmak isterken bir kurşunun karnına, iki kurşunun da ayağına isabet ettiğini, daha sonra ne olduğunu hatırlamadığını, sonradan öğrendiğine göre taksici .....’in kendisini hastaneye götürmüş olduğunu, olay esnasında sanığın kendisine hakaret ve tehdit içerikli sözler söylemediğini, kolluk ifadesinin bu yönüyle doğru olmadığını, Mahkemede ise önceki beyanlarından farklı olarak; tartışma sırasında sanığın kendisine ateş etmesi üzerine yere düştüğünü, sanığın ilk attığı mermi ile yaralandığını, ardından sanığın yere doğru birkaç el daha ateş ettiğini, yere düştükten sonra yere çarpan mermilerin ayağına isabet ettiğini, alkolik olan sanığın çok sarhoş olduğu için ne yaptığını bilemediğini, ateş ettikten sonra yaptığından pişman olan sanığın, başını öne eğerek olay yerinden uzaklaştığını, sanığın yanındakilerin kendisini hastaneye götürdüğünü, sanığa “Arkadaşlığımız burada bitecek. Bir daha arkadaş olmayacağız” dediği için bu olayın yaşandığını, sanıkla olan arkadaşlığından dolayı çok zarar gördüğünü, sanık yüzünden birçok kavgaya karıştığını, sanığın evinin ziline basmaya yeltenmiş olabileceğini, ancak sanığın o sırada evlerinin aşağısındaki dükkânda alkol almakta olduğunu, sanığa saldırmadığını, sanığın kendisine doğru mu yoksa yere doğru mu ateş ettiğini bilemediğini, şikâyetçi olmadığını, Tanıklar..... .... ve.....Nalkıran aşamalarda; sanık ...’le dışarıda içki içtikten sonra akşam saat 21.30 sıralarında sanığın evinin altında bulunan sanığa ait çay satış yerinde oturup sohbet ettiklerini, saat 22.00 sıralarında mağdur Köksal’ın geldiğini, aşırı derece alkollü olan mağdurun, sanığa “İş yerini dağıtırım, kurşunlatırım. Seni arıyorum, binanın zillerine bastım. Yoktun” dediğini, küfrederek sanığı dışarı çağırdığını, tartışmanın büyümesini engellemek için araya girdiklerini, mağdurun sanığa saldırdığını, bu esnada mağdurun elini beline attığını, bu nedenle mağdura yaklaşamadıklarını, sanık ...’in oralı olmadığını, Adem’i uzaklaştırmaya çalıştıklarını, bu sırada mağdurun tekrar saldırdığını ve sanığın yakasını tuttuğunu, bunun üzerine sanık ...’in belinden çıkarttığı tabanca ile yere doğru ateş ettiğini, yaralanan mağdur Köksal’ın yere düştüğünü, sanık ...’in olay yerinden kaçtığını, sanığın kendilerine mağduru hastaneye götürmelerini söylediğini, mağduru olay yerine geldiği taksiyle hastaneye gönderdiklerini, olayın mağdurun tahriki ve saldırısı nedeniyle gerçekleştiğini, Tanık Emrullah Nalkıran aşamalarda; saat 22.45 sıralarında evde televizyon izlediğini, evlerinin altında ağabeyi sanık ...’in çay alım satım dükkânının bulunduğunu, dışarıdan sesler gelmesi üzerine ağabeyi Muhammet’le birlikte aşağıya indiklerini, mağdur Köksal’ın, sanık ...’in üzerine yürüyüp tehdit ettiğini, “İş yerine, Bosch bayine silah atarım, seni vururum” gibi sözler söylediğini, sanığın da mağdura “Benim seninle işim olmaz. Git işine” dediğini, annesi Sebahat Nalkıran’ın da aşağıya indiğini, sanık ...’in annesini görmesi üzerine utanarak tartışmayı bıraktığını, diğer şahısların mağduru uzaklaştırmaya çalıştıklarını, ağabeyi Muhammet’le birlikte anneleri Sebahat’ı yukarıya çıkardıklarını, geri döndüğünde diğer şahısların mağduru taksiye bindirmeye çalıştıklarını, ancak mağdurun taksiye binmediğini, hakaret ve tehditlerine devam ettiğini, mağdurun elini sürekli beline götürdüğünü, sanığın, mağdura “Yarın gel, dükkânlarıma mermi at” dediğini, bu esnada sanıkla mağdurun birdenbire kavga etmeye başladıklarını, aralamaya gidecekken silahla ateş edildiğini, korkarak yere yattığını, sanığın, mağdurun üzerine doğru değil de yere doğru ateş ettiğini, isteseydi rahatlıkla mağduru öldürebilecek durumda olduğunu, aralarında bir metreden az mesafe olduğunu, sanığın mağduru kastederek “Taksiye alın götürün bunu” dedikten sonra sahile doğru kaçtığını, Tanık Muhammet Nalkıran aşamalarda; evde televizyon izlerken dışarıdan gelen sesler üzerine kardeşi Emrullah ile birlikte aşağıya indiklerini, kapısı açık, motoru çalışır durumda olan bir taksi gördüğünü, seslerin geldiği yere gittiğinde ağabeyi sanık ... ile mağdurun konuştuklarını ve tartıştıklarını gördüğünü, mağdurun montunu geriye doğru iterek elini birkaç kez beline götürdüğünü, mağdurun sanığa “Senin Bosch bayine, çay dükkânına mermi atarım” dediğini, taksiciye mağduru oradan uzaklaştırmasını söylediğini, bunun üzerine taksicinin mağduru götürmeye çalıştığını, olay yerinde bulunan annesini alarak yukarı çıktığını, silahla ateş etme olayını görmediğini, Tanık ..... Aksu kollukta; olay akşamı çalışmakta olduğu taksi durağında müşteri beklerken daha önceden tanıdığı mağdur Köksal’ın yanına gelerek kendisini evine bırakmasını istediğini, bunun üzerine mağduru taksisine bindirerek duraktan hareket ettiklerini, taksiyle seyir hâlindeyken mağdurun yönlendirmesiyle sağa dönerek Nalkıran Apartmanını geçtikten sonra aracı durdurduğunu, taksiden inen mağdurun Nalkıran Apartmanının önüne giderek zile bastığını, bir süre sonra sonra mağdur ile sanık ... ve yanında bulunan tanımadığı iki kişiyi apartmanın önünde gördüğünü, mağdurla sanığın birbirlerine bağırdıklarını, birbirlerini iteklemek suretiyle tartıştıklarını, yanlarında bulunan iki kişinin de tartışmayı ayırmaya çalıştıklarını, mağdurun yanına giderek durağa dönmesi gerektiğini belirtip araca binmesini istediğini, mağdurun kendisine isterse gidebileceğini söylediğini, bunun üzerine taksisine binerek mağduru da alıp götürmek üzere hemen yakındaki ara sokağa park ettiğini, mağdur ile sanığın tekrar tartıştıklarını görmesi üzerine mağdurun yanına giderek taksiye binmesini söylediğini, ancak bu sırada sanıkla mağdurun yaka paça olduklarını ve sanığın elinde bulunan tabanca ile mağdura 3-4 defa ateş ettiğini, diğer şahısların da sanığın elinden tabancayı almaya çalıştıklarını, ancak sanığın tabancayla beraber koşarak uzaklaştığını, sanığın yanında bulunan tanımadığı kişilerle mağduru taksiye bindirdiklerini, mağduru Rize Devlet Hastanesi Acil Servisine tek başına götürdüğünü, Mahkemede bu beyanlarına ek olarak; sanığın öldürmek amacıyla değil de yaralamak amacıyla mağdurun, belden aşağısına ateş ettiğini, mağdurun ilk atışta yaralanarak yere düştüğünü, daha sonra sanığın yere doğru ateş ettiğini, mermilerin yere değdiğini, sanığın 5-6 kez ateş ettiğini, mağdurun yanına gittiğinde karnından ve ayağından yaralanmış olduğunu gördüğünü, kendisini hastaneye götürmesini istediğini, kavgayı kimin başlattığını görmediğini, tartışmanın nedenini bilmediğini, İfade etmişlerdir. Sanık mahkemede; akşam saatlerinde arkadaşları..... ve.....ile birlikte dükkânında alkol aldıklarını, saat 22.30 sıralarında mağdur Köksal’ın taksiyle gelerek evinin ziline bastığını, evinin altında iş yerinin olduğunu, mağdura “Hoş geldin” dediğini, aşırı derecede alkollü olan mağdurun gelir gelmez ağır hakaretlerde bulunduğunu, yanında bulunan arkadaşlarının mağduru dışarı çıkardıklarını, mağdurun kendisine hitaben “Dışarı çıkalım seninle bir şey görüşeceğiz” dediğini, bu sırada annesiyle kız kardeşinin evden aşağıya indiklerini, onların yanında da mağdurun kendisine ağır hakaretlerde bulunduğunu, arkadaşlarına mağduru olay yerinden götürmelerini söylediğini, mağdur gitmeyince arkadaşlarının bu sefer kendisini uzaklaştırmak istediklerini, bu sırada mağdurun koluna girip bir şey söyleyeceğini belirterek kendisini arkaya doğru götürmeye çalıştığını, mağdurun devamlı elini beline götürdüğünü, evin arkasına geçtiklerini, mağdura “Biz çocukluk arkadaşıyız, neden elini beline atıyorsun?” dediğini, bunun üzerine mağdurun iyice raydan çıkıp “İş yerini kurşunlayacağım” dediğini, arkadaşları olan tanıklar..... ve Mehmet’in tekrar yanlarına geldiklerini, mağdurla aralarında bir metre mesafe olduğunu, mağdurun hakaretlerine devam ettiğini, kendisinin o sırada fazla alkollü olmadığını, sadece 3-4 çay bardağı rakı içtiğini, mağdura “Yarın gelirsin, istediğin yerleri kurşunlarsın” dediğini, mağdurun “Çekilin” diyerek elini beline attığını, bunun üzerine mağdurun silah çıkarabileceğini düşünerek üzerinde taşıdığı tabancayı çekip yere doğru ateş ettiğini, mağdur ile arkadaşlık yapmak istemediğini, silah sevgisi ve işi gereği üzerinde tabanca taşıdığını, silah ruhsatının olmadığını, ateş ettiği sırada mağdurla aralarında bir metre mesafe olduğunu, sokak lambası olduğu için ortamın rahatlıkla görülebildiğini, ateş ederken arkasının dükkâna dönük, mağdurun da karşısında olduğunu, seri şekilde ateş ettiğini, tabancasında dokuz adet mermi olduğunu, olaydan sonra ise dört tane mermisi kalmış olduğunu, demek ki beş mermi attığını, hep yere doğru ateş ettiğini, mağdur yaralandığını söyleyince ona hitaben “Beni yıktın” dediğini, arkadaşlarına “Mağduru hastaneye götürün, ona yardımcı olun” dediğini, mağdurun olaydan dört gün önce kendisinden para istediğini, mağdura üç dört gün sonra parayı hazır edebileceğini söylediğini, olay günü de kendisine telefon ederek para istediğini, ancak olay sırasında para istemediğini, mağduru öldürme amacının olmadığını, isteseydi rahatlıkla öldürebileceğini, olaylar esnasında mağdurun üzerinde silah ya da bıçak olduğunu ancak hastaneye götürülürken yakınları tarafından alınmış olabileceğini, mağdurun kendisini vuracağından korktuğunu savunmuştur. Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır. I- Sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 36. maddesinde düzenlenen gönüllü vazgeçme şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği ve buna bağlı olarak sanığın eyleminin kasten öldürme suçuna teşebbüsü mü yoksa kasten yaralama suçunu mu oluşturduğu; Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir hukuki sonuca ulaşılabilmesi bakımından “suça teşebbüs” ve gönüllü “vazgeçme” kavramı üzerinde durulmalıdır. TCK'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında; “Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur" şeklinde tanımlanan teşebbüsün varlığından söz edilebilmesi için; 1- Kasıtlı bir suç işleme kararı olmalı, 2- Elverişli hareketlerle suçun doğrudan doğruya icrasına başlanmalı, 3- Failin elinde bulunmayan nedenlerle suç tamamlanamamalı ya da amaçlanan sonuç gerçekleşmemelidir. Suça teşebbüste fail, suçu tamamlamak amacıyla hareket etmesine karşın, elinde olmayan nedenlerden dolayı fiilini gerçekleştirememekte, bu durumda kişiye tamamlanmış suça oranla daha az ceza verilmektedir. Sanığın eyleminin belirlenmesi açısından "elverişli hareketlerle suçun doğrudan doğruya icrasına başlama" şartı da değerlendirilmelidir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 35. maddesinin gerekçesinde; 765 sayılı Kanun'daki "eksik - tam teşebbüs" ayrımına son verildiği, bu ayrımın objektif bir ölçütünün bulunmadığı ve uygulamada bir takım tereddütlere yol açtığı belirtildikten sonra, getirilen diğer bir yeniliğin icra hareketlerinin başlangıcına ilişkin olduğu, "failin kastının şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı" yolundaki subjektif ölçütün kabul edilmesi durumunda kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacağı, çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesinin mümkün bulunduğu, suçun icrasıyla ilgisiz davranışların dahi suç kastını ortaya koyduğu gerekçesiyle cezalandırılabileceği, o nedenle tasarıdaki "kastı şüpheye yer bırakmayacak" kriterinin madde metninden çıkartılarak "doğrudan doğruya icraya başlama" ölçütünün kabul edildiği, böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması hâlinde suçun icrasına başlanılmış sayılacağı açıklanmış; ayrıca kullanılan aracın suçun kanuni tanımında öngörülen fiili meydana getirmeye elverişli olması gerektiği, ancak elverişliliğin sadece kullanılan araç bakımından değil, suçun konusu da dâhil olmak üzere bütün fiil yönünden bulunması gerektiği, bu nedenle maddeye, suça teşebbüsün bu unsurunu tam anlamıyla ifade eden "uygun hareketler" kavramının dahil edildiği belirtilmiştir. Görüldüğü gibi 765 sayılı Kanun’da icra hareketlerinin başlangıcı konusunda açık bir ifadeye yer verilmezken, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda doğrudan doğruya icraya başlama ölçütü kabul edilmiştir. Ancak soyut olan bu kavramın nasıl anlaşılması gerektiği konusu açık olmayıp cezalandırılabilen davranışın ne zaman başladığını belirlemek her zaman kolay değildir. Genel olarak suçun dış dünyada oluşmaya başladığı süreç, "hazırlık hareketleri" ve "icra hareketleri" olmak üzere birbirinden farklı iki aşamaya ayrılmaktadır. Suçu işlemek için kullanılacak aletlerin üretilmesi ya da temin edilmesi, eylem yerinin araştırılması veya gözetlenmesi, eylemle ilgili çeşitli bilgiler toplanması, suç işlendikten sonra sorumlu tutulmayı önleyici tedbirler alınması, suçtan elde edilecek eşyalar için güvenli bir yer ayarlanması gibi fiiller hazırlık hareketleri olup, suç tipini oluşturan icra hareketlerinden önce gerçekleştirilen ve cezalandırılmayan davranışlardır. Teşebbüs ise, suçun tamamlanmasından önce, fakat hazırlık hareketleri aşamasından sonra gelen, başlanmış ancak bitirilememiş bir eylemli aşamayı ifade eder. Bu kapsamda cezalandırılabilir davranışların, yani suça teşebbüsün sınırlarının saptanması, diğer bir ifadeyle suç yolunda ilerleyen sanıkla ilgili olarak hangi andan itibaren ceza hukukunun devreye gireceği sorununun çözülmesi gerekmektedir. Öğretide; 5237 sayılı TCK'nın 35. maddesinde teşebbüs açısından, "doğrudan doğruya icraya başlama" ölçütünün kabul edilmesiyle "objektif teori"nin benimsendiği, suçun kanuni tanımında unsur veya nitelikli hâl olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi hâlinde icra hareketlerinin başladığının kabul edilmesi, örneğin öldürmek için silahını hasmına doğrultarak nişan alınmasının icra hareketleri sayılması gerektiği, ancak öldürmek için silah veya zehir satın alınmasının belirleyici bir niteliğe sahip bulunmaması nedeniyle hazırlık hareketi sayılabileceği belirtilmiştir. (M. Koca–İ. Üzülmez; Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 6. Baskı, 2013, s. 393.) Özetle; bir kimsenin suça teşebbüsten dolayı cezalandırılabilmesi için, yapılan hareketlerin objektif olarak suçun kanuni tanımında öngörülen sonucu meydana getirmeye elverişli olmasıyla birlikte, aracın fail tarafından bu sonucu gerçekleştirmeye uygun biçimde kullanılması, ancak failin elinde olmayan nedenlerle icra hareketlerinin tamamlanamaması ya da tamamlanmasına karşın sonucun gerçekleşmemesi gerekir. Öte yandan 5237 sayılı TCK'nın “Gönüllü Vazgeçme” başlıklı 36. maddesinde; “Fail, suçun icra hareketlerinden gönüllü vazgeçer veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini önlerse, teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz; fakat tamam olan kısım esasen bir suç oluşturduğu takdirde, sadece o suça ait ceza ile cezalandırılır” şeklindeki düzenlemeye yer verilmiştir. Kanundaki tanım uyarınca gönüllü vazgeçme ile teşebbüs arasındaki ayrım şu şekilde özetlenebilir: Teşebbüs, suçun tamamlanması veya neticenin gerçekleşmesinin, failin elinde olmayan nedenlerle meydana gelmemesi olarak tanımlanmışken, gönüllü vazgeçmede failin iradi hareketi veya çabası ile icra hareketlerinin terk edilmesi ya da suçun tamamlanmasının önlenmesi söz konusudur. Suç tamamlanmadan veya sonuca ulaşılmadan önce vazgeçme gerçekleştiğinden, gönüllü vazgeçme etkin pişmanlıktan da farklıdır. Etkin pişmanlık, suçun tamamlanmasından sonraki pişmanlığı düzenlemekte ve tamamlanan bir suçun yol açtığı zararın giderilmesi, eski hâle getirilmesi ya da malın iadesini kapsamaktadır. Gönüllü vazgeçmenin şartları ve sonuçları TCK'nın 36. maddesinin gerekçesinde; “Gerek icra hareketleri aşamasında gerekse icra hareketlerinin bitmesinden sonra, failin suçu tamamlamaktan gönüllü olarak vazgeçmesini teşvik etmek modern suç politikasının temel araçlarından biridir. 765 sayılı Türk Ceza Kanununda sadece icra hareketlerinin devamı aşamasında kabul edilen gönüllü vazgeçme, icra hareketlerinin bittiği ancak neticenin meydana gelmediği olaylar bakımından da öngörülmüştür. Böylece suçun icrası sürecindeki bütün aşamalarda gönüllü vazgeçme mümkün hâle gelmektedir. Ancak icra hareketlerinin bitmesinden sonra gönüllü vazgeçmenin kabulü için, vazgeçenin suçun tamamlanmasını önlemek bakımından ciddi bir çaba göstermesi gerekmektedir. Gönüllü vazgeçme hâlinde kişiye ceza verilmemekte, ancak o ana kadar yapılan hareketler ayrıca bir suç oluşturuyorsa sadece o suçtan sorumlu tutulmaktadır. Suç bütün unsurlarıyla tamamlandıktan sonra örneğin çalınan eşyanın geri verilmesi veya kaçırılan kişinin serbest bırakılması hâllerinde, artık vazgeçme değil etkin pişmanlık söz konusudur…” biçiminde açıklanmıştır. Madde gerekçesinde de özenle vurgulandığı üzere, 765 sayılı TCK'nın uygulanmasında sadece icra hareketlerinin devamı aşamasında kabul edilen gönüllü vazgeçme, 5237 sayılı TCK'nın uygulanmasında icra hareketlerinin bittiği ancak neticenin meydana gelmediği olaylar bakımından da öngörülmüş, böylece neticenin meydana gelmesine kadar bütün aşamalarda gönüllü vazgeçmenin mümkün olduğu kabul edilmiştir. Öğretide; “Yeni TCK sisteminde, gönüllü vazgeçme; gerek icra hareketleri aşamasında, gerekse icra hareketlerinin bitmesinden sonra, failin suçu tamamlamaktan gönüllü vazgeçmesini ifade etmektedir. Suçun icrası tamamlanıncaya, neticenin ayrıca unsur oluşturduğu suçlarda, netice gerçekleşinceye kadar, gönüllü vazgeçme mümkündür... Vazgeçmenin gönüllü olması gerekir. Yani herhangi bir engel olmaksızın, pişmanlık duyarak kişinin suç işlemekten vazgeçmiş olması gerekir” (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 9. Bası, Ankara 2013, s.478.),“Teşebbüs halinde faildeki suç işleme düşüncesi ve kastı sürmektedir. Gönüllü vazgeçmede ise fail eyleminden dönüp, suçun oluşmasını önlemeye çabalamaktadır. Kişilere pişman olma olanağı tanınması, onların suç işlemeden topluma kazandırılması, cezalandırılma ile elde edilecek yarardan çok daha faydalı görülmektedir. Kanunumuzda yer alan düzenlemenin temelinde, eylemin vazgeçme anına kadar icra edilmesi dolayısıyla bir haksızlık teşkil ettiği, ancak suç politikası gereği cezalandırılmak istenilmediği fikrinin yattığı söylenebilir. Bu husus madde metninde; vazgeçme hâlinde failin teşebbüsten dolayı cezalandırılmayacağı ve fakat tamam olan kısmın suç oluşturması durumunda o suçun cezası ile cezalandırılacağının açıklandığı cümlelerden anlaşılmaktadır” (Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, 1. Cilt, Adalet Yayınevi 2. Bası, Ankara 2014, s. 1096.), "Elde olmayan sebeplerle icra hareketlerinin tamamlanamaması veya neticenin gerçekleştirilememesi teşebbüsün kurucu unsurunu oluşturmaktadır. Buna göre icra hareketlerinin taamlanmaması veya neticenin gerçekleşmemesi failin elinde olan sebeplerden kaynaklanmışsa teşebbüsten söz edilmeyecektir. Gönüllü vazgeçme olarak nitelenen bu durum TCK'nın 36. maddesinde düzenlenmiştir" (Mahmut Koca- İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 6. Bası, Ankara 2013, s.412.), “Fail, sonucu gerçekleştirebilme ve icra hareketlerini devam ettirebilme olanağına sahip olduğu hâlde, bunu ettirmemiş ise, vazgeçme gönüllüdür. Ancak, istediği hâlde, buna olanak bulunmadığı için hareketlerini devam ettirmemiş ise, vazgeçme gönüllü değildir” (Nur Centel – Hamide Zafer – Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınevi, 3. Baskı, İstanbul 2005, s. 478.) şeklindeki açıklamalarla gönüllü vazgeçmenin saptanmasında göz önüne alınacak kriterler ortaya konulmuştur. Yargısal kararlarda da, suç yolunda (iter criminis) ilerleyen sanık daha fazla ilerleme imkânına ve kanaatine sahip olduğu hâlde, suç yolunda ilerlemeyerek icrayı yarıda bırakmışsa ya da icra hareketleri tamamlandıktan sonra kendi çabası ile sonucun meydana gelmesini önlemişse vazgeçmenin gönüllü olduğu, buna karşılık fail icraya başlarken göz önünde tuttuğu ve hesaba kattığı risklerden başka bir faktör nedeniyle icra hareketlerine devam etmemişse ya da sonuca ulaşamamışsa vazgeçmenin gönüllü olmadığı, bu hâlde icra hareketleri failin elinde olmayan engelleyici nedenlerle bitirilemediğinden ya da sonuç failin elinde olmayan nedenlerle meydana gelmediğinden teşebbüsün söz konusu olduğu vurgulanmıştır. Gerek öğreti gerekse yerleşmiş yargısal kararlarda yer alan bu kabullere göre gönüllü vazgeçmenin varlığı için aranan şartlar şu şekilde sıralanabilir: 1- Öncelikle kasıtlı bir suçun işlenmesine yönelik olarak icra hareketlerine başlanmalı, 2- Suç tamamlanmadan önce vazgeçme gerçekleşmeli, 3- Vazgeçmenin konusu; icra hareketinin devamına, suçun tamamlanmasına ya da sonucun gerçekleşmesine yönelik bulunmalı yani sanık ya suçun icra hareketlerinden vazgeçmeli ya da kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya sonucun gerçekleşmesini önlemeli, 4- Vazgeçme gönüllü olmalı yani fail suçun icra hareketlerini isteyerek terketmeli ya da suçun tamamlanmasını veya sonucun gerçekleşmesini isteyerek önlemeli, 5- Suçun tamamlanmasının önlenmesi veya sonucun gerçekleşmesinin engellenmesi, failin çabalarıyla meydana gelmelidir. Sonuç başka bir nedenle önlenmiş ise kural olarak gönüllü vazgeçme oluşmayacak ve fail 5237 sayılı TCK'nın 36. maddesinden yararlanamayacaktır. Uyuşmazlık konusunun çözümüne yönelik olarak TCK'nın 36. maddesinde düzenlenen gönüllü vazgeçmenin ikinci şeklinin yani "kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini önlemek" biçiminin ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Suçun icra hareketlerinden gönüllü vazgeçme hâlinden farklı olarak, sonucu gerçekleştirmeye elverişli ve yeterli icra hareketinin gerçekleştirilmesinden sonra gönüllü de olsa sadece icra hareketlerine devam edilmemesi yeterli olmayıp bunun yanında 5237 sayılı TCK’nın 36. maddesine göre fail, “...kendi çabasıyla suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini” önlemelidir. Bunun için failin sonucun gerçekleşmesini önleyecek şekilde gönüllülüğe dayanan aktif faaliyette bulunması gereklidir. Buna göre ; a- Fail sonucu önlemeye yönelik aktif davranışlarda bulunmalı ve bunun için ciddi çaba sarf etmelidir. Ancak aktif davranış, failin mutlaka kendisinin müdahalede bulunmak zorunda olması şeklinde anlaşılmamalıdır. Failin iradesine dayanan ve sonucu önlemeye yönelik bulunan her türlü çaba bu kapsamda olup üçüncü kişinin hareketi de, bu hareketin yapılmasına fail tarafından neden olunduğu sürece yeterli kabul edilmelidir. Nitekim belirli bazı durumlarda sadece failin müdahalesinin sonucun gerçekleşmesine engel olmayacağı açıktır. Bu kapsamda, fail tarafından ilk yardım ekibinin veya itfaiyenin çağrılması gibi neticenin meydana gelmesini engelleyen davranışların yapılması yeterli görülebilir. Ciddi bir çabanın varlığından söz edebilmek için de failin içinde bulunduğu koşullarda sonucun gerçekleşmesini önlemeye yönelik mevcut olan bütün olanaklarını seferber etmesi gereklidir. b- Suçun tamamlanması, söz konusu aktif davranışlar ve çabalarla önlenmelidir. Böylece, icra hareketlerini tamamlayan failin, çaba göstererek neticenin gerçekleşmesini önlemesi durumunda gönüllü vazgeçme gerçekleşecektir. Görüldüğü gibi, icra hareketlerinin bitmesinden sonra gönüllü vazgeçmenin kabulü için, vazgeçenin suçun tamamlanmasını önlemek bakımından ciddi bir çaba göstermesi ve sonucun bu nedenle meydana gelmemesi koşul olarak aranmıştır. İcra hareketlerinin terk edilmesi ya da suçun tamamlanmasının önlenmesi şeklinde gelişen her iki hâldeki gönüllü vazgeçmede de, failin işlemekte olduğu suça ilişkin hareketleri teşebbüs aşamasında kaldığı hâlde, TCK’nın 36. maddesi uyarınca bu suçtan dolayı ceza verilemeyecek, işlemeyi kastettiği suça yönelik olarak vazgeçme anına kadar icra ettiği hareketlerinin bir başka suçu oluşturması durumunda, fail sadece o suçtan dolayı cezalandırılacaktır. Başka bir anlatımla gönüllü vazgeçmenin aynı zamanda tamamlanmış olan suçlara etkisi bulunmamaktadır. Vazgeçme sadece icra hareketlerine başlarken işlenmesi kastolunan suçu kapsar ve bu suça teşebbüsten cezalandırılmama sonucunu doğurur, ancak aynı zamanda tamamlanan başka bir suçun cezalandırılmasını etkilemez. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Adli rapora göre aşırı derece alkollü olan mağdur Köksal Sarı’nın, 31.01.2003 tarihinde akşam saat 22.30 sıralarında arkadaşı olan ve taksicilik yapan tanık ..... Aksu’nun taksisine binerek kendisini evine götürmesini istediği, ancak yolda giderken mağdurun, tanık .....’e sanık ...’in iş yeri ve evinin bulunduğu sokağa girmesini söylediği, sanığın evinin bulunduğu binanın önüne geldiklerinde taksiden inen mağdurun, sanığın oturduğu binadaki tüm dairelerin zillerine bastığı, sanık ...’in ise o sırada binanın alt katında bulunan dükkânında arkadaşları olan tanıklar.....ve..... ile birlikte alkol almakta olduğu, mağdurun sanığı dükkânda görmesi üzerine içeri girdiği, yakın arkadaş olan sanıkla mağdurun aralarındaki meseleler nedeniyle tartışmaya başladıkları, mağdur Köksal’ın, sanığa küfrederek iş yerlerini kurşunlayacağını söyleyip tehdit ettiği, tanıklar.....ve..... ile mağduru olay yerine getiren tanık .....’in araya girerek mağduru dükkânın dışına çıkardıkları, mağdurun sanığı dışarı çağırması üzerine iş yerinden dışarı çıkan sanıkla mağdur arasındaki tartışmanın sokakta da devam ettiği ve aralarında itişme yaşandığı, tartışma sırasında mağdurun sık sık elini beline götürdüğü, bu sırada mağdurun söz ve davranışlarına sinirlenen sanığın üzerinde bulunan ruhsatsız tabancasını çıkartarak yakın mesafeden mağdura dört el ateş ettiği, ilk ateşlenen mermiyle karın bölgesinden yaralanan mağdurun yere düştüğü, sanığın sonraki atışlarını mağdur yerdeyken yaptığı, diğer iki merminin mağdurun sol baldır ve sağ ayak parmağına isabet ettiği, sanığın tanıklar..... ve Mehmet’e mağduru hastaneye götürmelerini söyleyerek suçta kullandığı tabancayla birlikte olay yerinden kaçtığı, tanıklar.....ve.....’ın yardımıyla taksiye bindirilen mağdur Köksal’ın tanık ..... tarafından hastaneye kaldırıldığı, karın bölgesindeki yaralanma nedeniyle hayati tehlike geçiren ve hemen ameliyata alınan mağdurun 14 gün sonra tabucu edildiği olayda; sanığın tartışma sırasında üzerinde taşıdığı ruhsatsız tabancayı çıkartıp yakın mesafeden hedef alarak yaptığı ilk atışta mağduru karnından yaralamasına ve mağdurun yere düşmesine rağmen üç el daha ateş ederek eylemine devam etmesi, olayın hemen akabinde kaçıp olaydan yaklaşık beş ay sonra suçta kullandığı tabancayla birlikte teslim olduğu ve savunmasına göre de seri atış yaptığı göz önüne alındığında, olay esnasında şarjöründe atılmamış dört adet mermi kaldığı hususunda tespit yapılabilmesinin mümkün olmaması karşısında, sanığın gönüllü olarak icra hareketlerini terk ettiğinin kabulü mümkün değildir. Sanığın, arkadaşları olan tanıklar..... ve Mehmet’e mağduru hastaneye götürmelerini söylemek suretiyle gönüllü vazgeçmenin ikinci hâlini oluşturan suçun tamamlanmasını önleyip önlemediği hususunda ise; olayın, evinin ve iş yerinin hemen yanında cereyan etmesine ve mağdura müdahale edebilmek için yeterli imkânı bulunmasına rağmen sanığın, hiçbir müdahalede bulunmadan, kolluğa veya sağlık birimlerine haber vermeden kaçması karşısında, sanığın “Mağduru hastaneye götürün” şeklindeki söyleminden ibaret eyleminin, neticenin meydana gelmesini önlemek için ciddi bir çaba içerisinde olduğu ya da içinde bulunduğu koşullarda bütün olanaklarını seferber ettiği anlamına geldiğinden söz edilebilmesi mümkün değildir. Kaldı ki, sanık arkadaşlarına mağduru hastaneye götürmelerini söylememiş olsaydı bile, il merkezinde kalabalık bir yerde meydana gelen olay nedeniyle çevreden yapılan ihbar sonucu mağdura tıbbi müdahalede bulunulabileceği gibi olay yerinde bulunan ve mağdurun da yakın arkadaşı olan tanık .....’in, hemen orada bulunan taksisiyle ve kendi imkânlarıyla mağduru hastaneye yetiştirebilecek durumda oluşu karşısında, sanığın çabalarıyla ölüm sonucunun meydana gelmesini engellendiğinin kabulü mümkün bulunmamaktadır. Bu itibarla; sanığın davranışları gönüllülüğe dayanmadığı gibi neticenin gerçekleşmesini önlemek bakımından ciddi bir çaba niteliğinde de olmadığından gönüllü vazgeçmenin şartlarının gerçekleşmediği kabul edilmeli ve bu uyuşmazlık bakımından haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. II- Sanık hakkında haksız tahrik nedeniyle yapılan indirim oranının isabetli olup olmadığı; Haksız tahrik, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun Birinci Kitap, İkinci Kısımda, “Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler” başlıklı İkinci Bölümde yer alan 29. maddesinde; “Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir” şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak hüküm altına alınmıştır. Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik; kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail suç işleme yönünde önceden bir karar vermeksizin, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısında meydana getirdiği karışıklığın bir sonucu olarak suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan bir nedendir. Başka bir anlatımla haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde bir zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmış bulunmaktadır. (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Genel Hükümler, s. 412.) Yerleşmiş yargısal kararlar ve doktrinde yer alan baskın görüşlere göre, 5237 sayılı TCK’nın 29. maddesinde yer alan haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için şu şartların birlikte gerçekleşmesi gereklidir: a) Tahriki oluşturan bir fiil bulunmalı, b) Bu fiil haksız olmalı, c) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı, d) Failin işlediği suç, bu ruhi durumun tepkisi olmalı, e) Haksız tahrik teşkil eden eylem, mağdurdan sadır olmalıdır. 5237 sayılı TCK'da tahrikle ilgili olarak, 765 sayılı TCK’da yer alan ağır tahrik-hafif tahrik ayırımına son verilmiş ve tahriki oluşturan fiilin, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilmesi ve sanığın iradesi üzerindeki etkisi göz önüne alınarak maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda indirim yapılması şeklinde bir düzenlemeye gidilmiştir. Ceza Genel Kurulunun çeşitli kararlarında tartışmasız olarak benimsendiği üzere, tahrik nedeniyle yapılacak indirimin oranı belirlenirken, haksız tahriki oluşturan hareketin işleniş şekli, yeri, niteliği, zamanı, yöresel şartlar ve tahrik eden ile edilenin durumları göz önüne alınıp değerlendirilmelidir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Bir numaralı uyuşmazlık konusunda anlatıldığı şekilde gerçekleşen olayda; mağdurun gece vakti, sanık ile aile bireylerinin oturduğu apartmandaki zillere basarak rahatsızlık vermesi, tartışma sırasında sanığa küfrederek iş yerlerini kurşunlayacağından bahsedip tehdit etmesi, tanık ..... ile sanığın yanında bulunan tanıklar.....ve.....’ın mağduru uzaklaştırmaya çalışmalarına rağmen mağdurun eylemlerine ısrarla devam etmesi ve tartışma sırasında mağdurun sık sık elini beline götürmek suretiyle sanki belinde bıçak veya silah varmış gibi bir izlenime neden olması, hastaneye kaldırılan mağdura yapılan müdahale sırasında üzerinde bıçak çıkması da göz önüne alındığında; mağdurdan sanığa yönelen ve her biri ayrı ayrı tahrik nedeni olan haksız söz ve davranışların ulaştığı boyuta göre, sanık hakkında haksız tahrik nedeniyle alt sınırın üzerinde bir oranda indirim yapılması gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, bu uyuşmazlık yönünden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin onama kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün, mağdurdan sanığa yönelen haksız söz ve davranışların ulaştığı boyuta göre, sanık hakkında haksız tahrik nedeniyle alt sınırın üzerinde bir oranda indirim yapılması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi; "Haksız tahrik nedeniyle belirlenen indirim oranının isabetli olduğu" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının; a- TCK’nın 36. maddesinde düzenlenen gönüllü vazgeçme şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği ve buna bağlı olarak sanığın eyleminin kasten öldürme suçuna teşebbüsü mü yoksa kasten yaralama suçunu mu oluşturduğuna ilişkin birinci uyuşmazlık bakımından REDDİNE, b- Sanık hakkında haksız tahrik nedeniyle yapılan indirim oranının isabetli olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık yönünden KABULÜNE, 2- Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 07.02.2008 tarihli ve 8886-757 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA, 3- Rize Ağır Ceza Mahkemesinin 21.02.2007 tarihli ve 70-198 sayılı hükmünün, sanık hakkında haksız tahrik nedeniyle indirim uygulanırken mağdurdan sanığa yönelen ve haksız tahrik oluşturan söz ve davranışlarının ulaştığı boyuta göre alt sınırın üzerinde bir oranda indirim yapılması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 4- Sanık ... hakkındaki cezanın infazına başlanmış ise İNFAZIN DURDURULMASINA, başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü değilse DERHAL SERBEST BIRAKILMASI için YAZI YAZILMASINA, 5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 20.11.2018 tarihinde yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık yönünden oy birliğiyle; ikinci uyuşmazlık bakımından 20.11.2018 tarihinde yapılan ilk müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından 06.12.2018 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Hukuku Genel Hükümler

Bir kimseyi öldürmek amacıyla zehirli bir içecek hazırlayan M, bu içeceği mağdura içirir. Mağdur zehirlenir ve hastaneye kaldırılır. M, yaptığına pişman olur ve hastaneye giderek doktorlara zehrin türünü söyleyip panzehirin uygulanmasını sağlar. Mağdur, M'nin bu çabası sonucunda ölmekten kurtulur ancak organlarında hasar oluşur. M'nin ceza sorumluluğu ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A) M, kasten öldürmeye teşebbüsten tam ceza alır.
B) M, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanır ve cezası indirilir.
C) M, gönüllü vazgeçme hükümlerinden yararlanır; kasten öldürmeye teşebbüsten ceza almaz, ancak meydana gelen zarar (kasten yaralama) nedeniyle cezalandırılır.
D) M, sadece taksirle yaralamadan sorumlu olur.
E) Mağdur ölmediği için M'ye ceza verilmez.

Bu maddeyle ilgili 11 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol