5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 40

Türk Ceza Kanunu 40. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 40- (1) Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır. (2) Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur. (3) Suça iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmek için ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir. İştirak hâlinde işlenen suçlarda gönüllü vazgeçme

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

139 karar eşleşti
5. Ceza Dairesi, 2013/17278 E., 2017/669 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
elirtilen halde ise ihaleye katılan ya da katılmak isteyen kişilerin suçun faili olabileceği, dolayısıyla söz konusu suçun özel faillik niteliği taşıyan kimselerce işlenebileceğinde bir tereddüt bulunmadığının kabulü gerektiği, bu itibarla 5237 sayılı TCK'nın 40/2. maddesine göre özgü suç niteliğinde olan ve TCK'nın 235/2-b maddesi uyarınca ihale sürecinde görev alan kamu görevlisi tarafından işle
5. Ceza Dairesi         2013/17278 E.  ,  2017/669 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, bu örgüte üye olmak, örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek, şantaj, ihaleye fesat karıştırma, rüşvet almak ve vermek, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği HÜKÜM : Mahkumiyet, beraat müdafiileri, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... müdafiileri, sanıklar Şahap ve ... müdafii, sanık Abdülkadir Barkın ve müdafii, sanıklar ..., ..., ... müdafiileri Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi; Sanıklar hakkında tayin olunan cezanın miktarına göre sanıklar ..., ... ve ...'ın duruşmalı inceleme istemlerinin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK'nın 318. maddesi uyarınca, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek yardım etmek suçundan doğrudan zarar görmesi söz konusu olmayan, bu nedenle hükümleri temyiz etme hakkı bulunmadığı anlaşılan katılan ... adına Hazinenin usulsüz olarak bu suç yönünden de davaya katılmasına karar verilmesi hükümleri temyiz hakkı vermeyeceğinden vekilinin bu husustaki 24 nolu hükme yönelik temyiz itirazlarının ise 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı CMUK'nın 317. maddesi uyarınca REDDİYLE, incelemenin O yer Cumhuriyet Savcısının 24 nolu hüküm fıkrasındaki sanıklar ..., ... ve ... hakkında örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek yardım etmek suçundan verilen beraat hükümleri ile 2 nolu hüküm fıkrasındaki sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında örgüte üye olmak suçundan verilen mahkumiyet hükümlerine, diğer sanıklar ve müdafiilerinin ise haklarında verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarıyla sınırlı olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü: O yer Cumhuriyet Savcısının temyiz dilekçesinde sanık ...'nın örgüte üye olmak suçundan cezalandırılması gerektiği belirtilmiş ise de 12 nolu hüküm fıkrasında bu suçtan sanık hakkında mahkumiyet hükmü kurulduğu anlaşılmıştır. 1- Sanıklar ..., ... ve ... hakkında örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek yardım etmek suçundan verilen 24 nolu hüküm fıkrasında belirtilen beraat kararlarına yönelik O yer Cumhuriyet Savcısının, sanık ... hakkında 11/05/2007 ve 24/05/2007 tarihli ihalelere fesat karıştırmak suçlarından, sanık ... hakkında 11/05/2007 tarihli ihaleye fesat karıştırmak suçundan, sanık ... hakkında 11/05/2007 tarihli ihaleye fesat karıştırmak suçundan, sanıklar ..., ... ve ... hakkında 05/04/2007-19/04/2007-10/08/2007 tarihli ihalelere fesat karıştırmak suçlarından, sanıklar ... ve ... hakkında 30/03/2007 tarihli ihaleye fesat karıştırmak suçundan, sanıklar ... ve ... hakkında 05/07/2007 tarihli (kilitli beton parke) ihaleye fesat karıştırmak suçundan, sanık ... hakkında 11/05/2007 tarihli ihaleye fesat karıştırmak suçundan verilen 26,27,28,29,30,31 ve sanık ... yönünden 32 nolu hüküm fıkralarında belirtilen beraat kararlarına yönelik ise Hazine vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen O yer Cumhuriyet Savcısı ve katılan Hazine vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 2- Sanık ... hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve yönetmek suçundan verilen 1 nolu hüküm fıkrasında, sanıklar ... ve ... hakkında suç işlemek amacı ile kurulan örgüte üye olmak suçundan verilen 2 nolu hüküm fıkrasında, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında suç işlemek amacı ile kurulan örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan verilen 3 nolu hüküm fıkrasında belirtilen mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Sanık ...'ün hükümden sonra 06/05/2016 tarihinde öldüğü UYAP sisteminden temin edilen nüfus kaydından anlaşıldığından, bu husus mahallinde araştırılarak sonucuna göre 5237 sayılı TCK'nın 64 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca bir karar verilmesi lüzumu, Ceza yargılaması sonucunda mahkumiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiç bir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak biçimde kanıtlanması ve masumiyet karinesinin gereği olarak şüphenin sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Anayasa 38/4. md. , İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2.md., İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. md., Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi 14/2. md.), aşamalarda değişmeyen savunmaları ve tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; sanık ...'nin yapılan telefon görüşmelerine göre suç örgütü olduğu iddia edilen oluşumdan ayrılmak istemesi üzerine kendisine şantaj yapıldığı, ayrıca örgüt olduğu iddia edilen oluşum adına hangi suç ya da suçları işlediğinin tespit edilemediği, zira mahkemece de sanığa örgüt kurucusu olmak dışında herhangi bir suçtan ceza verilmediği, sanık ... hakkında 10/08/2007 tarihli park yapım işi ihalesine fesat karıştırma suçundan mahkumiyet hükmü kurulduğu, ancak sanık ...'in örgüt olduğu iddia edilen oluşumun talimatları ile hareket ettiğine dair telefon gürüşmeleri veya başkaca bir delil olmadığı gibi, söz konusu ihalede kendisinden yaklaşık maliyet sorulmasına rağmen söylemediğinin telefon görüşmelerinden anlaşıldığı, yaklaşık 2 yıllık iletişimin tespiti süresince sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında sadece 05/07/2007 tarihli kilitli beton parke taşı döşeme işi ihalesine fesat karıştırma suçundan, sanıklar ... ve ... hakkında 20/08/2007 tarihli ihaleye fesat karıştırma suçundan, sanık ... hakkında 24/09/2007 tarihli ihaleye fesat karıştırma suçundan, sanık ... hakkında 10/11/2006 tarihli ihaleye fesat karıştırma suçundan, sanıklar ..., ..., ... hakkında 25-26-27/06/2007 tarihli ihalelere fesat karıştırma suçundan ve sanık ... hakkında ise sahtecilik suçundan kamu davaları açılması karşısında suç örgütü olduğu iddia edilen yapı ile bir ihale ya da işlem nedeniyle irtibatları olan sanıkların örgüte bilerek yardım ettiklerine veya üye olduklarına dair mahkumiyetlerine yeterli delil bulunmadığı, söz konusu eylemlerinin her bir olay içerisinde de değerlendirilmesinin ayrıca yapıldığı, bu kapsamda sanıkların atılı suçları işlediklerine dair kesin, inandırıcı ve yeterli delil bulunmadığı, savunmalarının aksine iddianın şüpheli kaldığı, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince de beraatlerine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde mahkumiyet hükümleri kurulması, 3- 05/04/2007 ve 19/04/2007 tarihinde yapılan ... Belediyesinin sosyal tesis yapım ihalelerine fesat karıştırılmasına ilişkin olarak; Mahkemece söz konusu ihalelere fesat karıştırdıkları gerekçesiyle sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında 4, 5 ve 6 nolu hüküm fıkralarında eylemleri zincirleme suç kapsamında teselsül ettirilmek suretiyle mahkumiyet hükümleri kurulmuş ise de; Aşamalarda değişmeyen savunmaları ve tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; yaklaşık maliyetin belirlenmesinde görev alan sanık ...'nın belirlenmiş yaklaşık maliyeti ihaleye katılmak üzere doküman alan ... İnşaat Ltd. Şti. yetkilisi sanık ...'a veya diğer sanıklara verdiğine veya bildirdiğine dair kesin, inandırıcı ve yeterli delil bulunmadığı, telefon kayıtlarındaki sanık ... ve... arasındaki konuşmaların teklif bedelini ve ihale sürecini belirlemeye yönelik soyut ve telkin mahiyetinde görüşmeler olup yaklaşık maliyetin sanık ... tarafından kendilerine bildirildiğine dair telefon görüşmeleri niteliğinde olmadığı, savunmalarının aksine iddianın şüpheli kaldığı, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince de tüm sanıkların beraatlerine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, varılan sonuç ile buna ilişkin delillerin dosya kapsamına uygun, mantıksal ve hukuksal bağ kurulmak suretiyle neler olduğu karar yerinde ayrıntılı olarak gösterilmeden 4, 5 ve 6 nolu hüküm fıkralarında yazılı şekilde yanılgılı değerlendirme sonucu eylemlerin sabit olmadığı nazara alınmadan sabit kabul edilerek zincirleme suç hükümleri uygulanıp ve ihale çokluğu da gerekçe gösterilmek suretiyle alt sınırdan da uzaklaşılarak fazla ceza tayiniKabule göre de 5237 sayılı TCK'nın 235. maddesinde ihaleye fesat karıştırma halleri yasa koyucu tarafından tahdidi olarak sayılmış olup, maddede sayılan seçimlik hareketlerin ya da faillik durumunun genişletilmesinin anılan Yasanın 2. maddesindeki kanunilik ilkesine aykırılık teşkil edeceğinde bir kuşku bulunmadığı, her ne kadar bir kısım öğretide özgü suç olarak kabul edilmese de madde metni gerekçesiyle birlikte incelendiğinde; 2. fıkranın “a” ve “b” bentlerinde sayılan hallerde ihale sürecinde görev alan ilgili kamu görevlileri, “d” bendinde belirtilen halde ise ihaleye katılan ya da katılmak isteyen kişilerin suçun faili olabileceği, dolayısıyla söz konusu suçun özel faillik niteliği taşıyan kimselerce işlenebileceğinde bir tereddüt bulunmadığının kabulü gerektiği, bu itibarla 5237 sayılı TCK'nın 40/2. maddesine göre özgü suç niteliğinde olan ve TCK'nın 235/2-b maddesi uyarınca ihale sürecinde görev alan kamu görevlisi tarafından işlenebilen ihaleye fesat karıştırma suçuna iştirak eden diğer kişilerin azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulabilecekleri dikkate alındığında, söz konusu ihalede yaklaşık maliyetin belirlenmesinde görev alan sanık ... ve ihale yetkilisi olarak görev yapan sanık ...'nın eylemlerine diğer sanıklar ..., ..., ve ...'un TCK 40/2 maddesi kapsamında azmettiren veya yardım eden olarak ne şekilde iştirak ettikleri gerekçeleriyle gösterilmeden, sanıkların 4734 sayılı Yasanın 61. maddesine göre ihale sürecinde görevli veya resmi bir şekilde ilişkisinin bulunup bulunmadığı belirlenmeden, müşterek fail olarak sorumlu tutulmak suretiyle yazılı şekilde hükümler kurulması, 4- 10/08/2007 tarihinde yapılan ... Belediyesinin park yapım işi ihalesine fesat karıştırılmasına ilişkin olarak; Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... yönünden sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak; Sanık ...'in belirlenmiş yaklaşık maliyeti ihaleye katılmak üzere doküman alan Medsan Ltd. Şti. yetkilisi sanık ...'a veya diğer sanıklara verdiğine veya bildirdiğine dair kesin, inandırıcı ve yeterli delil bulunmadığı, telefon kayıtlarındaki görüşmelerden sanıktan sorulmasına rağmen yaklaşık maliyeti söylemediği, yine sanık ...'nın da yaklaşık maliyeti diğer sanıklardan öğrenip başkasına ulaştırdığına dair bir delil bulunmadığı, bu ihale açısından suç unsuru içeren bir telefon görüşmesinin de olmadığının anlaşılması karşısında savunmalarının aksine iddianın şüpheli kaldığı, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince de sanıkar ... ve ...'nın beraatine karar verilmesi gerektiği nazara alınmadan varılan sonuç ile buna ilişkin delillerin dosya kapsamına uygun, mantıksal ve hukuksal bağ kurulmak suretiyle neler olduğu karar yerinde ayrıntılı olarak gösterilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu sanık ... hakkında 4 nolu hüküm fıkrasında zincirleme suç hükümleri uygulanıp ve ihale çokluğu da gerekçe gösterilmek suretiyle alt sınırdan da uzaklaşılarak fazla ceza tayini, sanık ... hakkında ise 11 nolu hüküm fıkrasında mahkumiyet hükmü kurulması, Kabule göre de; Söz konusu ihalede yaklaşık maliyet konusunda bilgi verdiği mahkemece kabul edilen ihale komisyonu üyeleri olan sanıklar ... ve ...'in eylemine diğer sanıklar ..., ..., ... ve ...'ın TCK 40/2 maddesi kapsamında azmettiren veya yardım eden olarak ne şekilde iştirak ettikleri gerekçeleriyle gösterilmeden, ayrıca adı geçen sanıkların 4734 sayılı Yasanın 61. maddesine göre bu ihale sürecinde görevli veya resmi bir şekilde ilişkisinin bulunup bulunmadığı belirlenmeden, 4 ve 6 nolu hüküm fıkralarında yazılı şekilde eksik inceleme sonucu zincirleme suç hükümleri uygulanıp ve ihale çokluğu da gerekçe gösterilmek suretiyle alt sınırdan da uzaklaşılarak fazla ceza tayini, 5- 30/03/2007 tarihinde yapılan ... Belediyesinin kilitli beton parke taşı döşeme işçilik ihalesine fesat karıştırılmasına ilişkin olarak; Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanıklar ..., ..., ..., ..., ... yönünden sair temyiz itirazlarının reddine,Ancak; Sanıklar ... ve ... hakkında 30/03/2007 tarihinde yapılan ... Belediyesinin kilitli beton parke taşı döşeme işçilik ihalesine fesat karıştırılmasına ilişkin olarak kamu davası açılmadığı, Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18/02/2014 gün ve 2013/13-274 Esas, 2014/78 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere CMK’nın 225. maddesi uyarınca da; “Hüküm ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir" hükmü karşısında, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılmasının, dolayısıyla davaya konu edilmeyen bir eylemden dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulmasının mümkün bulunmadığı gözetilmeden sanıklar ...ve... hakkında 4 ve 6 nolu hüküm fıkralarında yazılı şekilde zincirleme suç hükümleri uygulanıp ve ihale çokluğu da gerekçe gösterilmek suretiyle alt sınırdan da uzaklaşılarak fazla ceza tayini, Sanık ...'un aşamalarda değişmeyen savunması ve tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; diğer sanıkların eylemlerine iştirak ettiğine dair kesin, inandırıcı ve yeterli delil bulunmadığı, telefon kayıtlarındaki bu ihaleyle ilgili görüşmesinde herhangi bir suç unsuru bulunmadığı savunmasının aksine iddianın şüpheli kaldığı, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince de sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği nazara alınmadan varılan sonuç ile buna ilişkin delillerin dosya kapsamına uygun, mantıksal ve hukuksal bağ kurulmak suretiyle neler olduğu karar yerinde ayrıntılı olarak gösterilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu 4 nolu hüküm fıkrasında zincirleme suç hükümleri uygulanıp ve ihale çokluğu da gerekçe gösterilmek suretiyle alt sınırdan da uzaklaşılarak fazla ceza tayini, Kabule göre de; İhalede yaklaşık maliyet konusunda bilgi verdiği mahkemece kabul edilen kamu görevlisi sanık ... eylemine, ayrıca ihale öncesinde ihale şartlarını özellikle fiyatları etkilemek için aralarında anlaştıkları kabul edilen firma sahipleri ve yetkilileri olan sanıklar... ile ... ve...'ın eylemlerine diğer sanıklar ..., ..., ... ve ...'ın TCK 40/2 maddesi kapsamında azmettiren veya yardım eden olarak ne şekilde iştirak ettikleri gerekçeleriyle gösterilmeden 4 ve 6 nolu hüküm fıkralarında yazılı şekilde eksik inceleme sonucu zincirleme suç hükümleri uygulanıp ve ihale çokluğu da gerekçe gösterilmek suretiyle alt sınırdan da uzaklaşılarak fazla ceza tayini, 6- 05/07/2007 tarihinde yapılan ... Belediyesinin kilitli beton parke taşı döşeme işçilik ihalesine fesat karıştırılmasına ilişkin olarak; Sanık ... hakkında söz konusu ihaleye fesat karıştırmak suçundan açılan kamu davası ile ilgili olarak mahallinde bir hüküm kurulması mümkün görülmüştür. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanıklar ..., ..., ...,..., ..., ... ve ... yönünden sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak; Sanık ... ve ... hakkında söz konusu ihaleye ilişkin olarak kamu davası açılmadığı, zira bu ihaleden dolayı haklarında bir anlatım ve iddia bulunmadığı gözetilmeden adı geçen sanıklar hakkında 4 nolu hüküm fıkralarında zincirleme suç hükümleri uygulanıp ve ihale çokluğu da gerekçe gösterilmek suretiyle alt sınırdan da uzaklaşılarak fazla ceza tayini, Söz konusu ihale öncesinde ihale şartlarını özellikle fiyatları etkilemek için aralarında anlaştıkları kabul edilen firma sahipleri ve yetkilileri olan sanıklar ..., ..., , ..., ... ve ...'ın eylemlerine sanık ...'in TCK 40/2 maddesi kapsamında azmettiren veya yardım eden olarak ne şekilde iştirak ettiği gerekçeleriyle gösterilmeden 4 nolu hüküm fıkralarında yazılı şekilde eksik inceleme sonucu zincirleme suç hükümleri uygulanıp ve ihale çokluğu da gerekçe gösterilmek suretiyle alt sınırdan da uzaklaşılarak fazla ceza tayini, 7- 05/07/2007 tarihinde yapılan ... Belediyesinin kum alımı ihalesine fesat karıştırılmasına ve özel belgede sahtecilik suçuna ilişkin olarak; Sanık ... hakkında söz konusu ihaleye fesat karıştırmak suçundan açılan kamu davası ile ilgili olarak mahallinde bir hüküm kurulması mümkün görülmüştür. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanık ... hakkında özel belgede sahtecilik suçu yönünden kurulan mahkumiyet hükmü yönünden yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak; Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında söz konusu ihaleye ... isimli firmanın katılmasına hukuka aykırı davranışla engel olunması suretiyle fesat karıştırılmasına ilişkin olarak TCK'nın 235/2-c maddesine mümas olarak kamu davası açıldığı, ancak mahkemece sanıklar arasında dava konusu edilmeyen aynı Kanunun 235/2-d maddesinde belirtilen açık veya gizli bir anlaşma olduğu kabul edilerek mahkumiyet hükümleri kurulduğu, yine ... hakkında özel belgede sahtecilik suçundan açılan bir kamu davasının da bulunmadığı, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılmasının, dolayısıyla davaya konu edilmeyen bir eylemden dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulmasının mümkün bulunmadığı gözetilmeden sanıklar ..., ..., ... hakkında 4 nolu hüküm fıkrasında zincirleme suç hükümleri uygulanıp ve ihale çokluğu da gerekçe gösterilmek suretiyle alt sınırdan da uzaklaşılarak fazla ceza tayini, ... hakkında 14 nolu, sanık ... hakkında ise özel belgede sahtecilik suçuna ilişkin olarak 21 nolu hüküm fıkralarında yazılı şekilde mahkumiyet hükümleri kurulması, Sanıklar ... ve ...'un aşamalarda değişmeyen savunması ve tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; özel belgede sahtecilik suçuna ilişkin olarak sanık ...'nin eylemine iştirak ettiklerine dair kesin, inandırıcı ve yeterli delil bulunmadığı, telefon kayıtlarında sanık ...'un bu konuda bir görüşmesi olmadığı gibi söz konusu görüşmelerden sanık ...'nin ise özel belgede sahtecilik eyleminden sonradan haberinin olduğunun anlaşılması karşısında savunmalarının aksine iddianın şüpheli kaldığı, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince de sanıkların beraatine karar verilmesi gerektiği nazara alınmadan varılan sonuç ile buna ilişkin delillerin dosya kapsamına uygun, mantıksal ve hukuksal bağ kurulmak suretiyle neler olduğu karar yerinde ayrıntılı olarak gösterilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu 21. nolu hüküm fıkrasında yazılı şekilde sanıklar ... ve ... hakkında özel belgede sahtecilik suçundan mahkumiyet hükümleri kurulması, Kabule göre de; Söz konusu ihale öncesinde ihale şartlarını özellikle fiyatları etkilemek için aralarında anlaştıkları kabul edilen firma yetkilisi ve sahibi olan sanıklar ... ve ...'ın eylemlerine diğer sanıklar ..., ..., ...'un ne şekilde iştirak ettikleri gerekçeleriyle gösterilmeden, ayrıca ihale öncesinde ihaleye katılan veya katılmak isteyen firmalar arasında bir anlaşma olması durumunda TCK'nın 235/2-d maddesinde düzenlenen suçun oluşabileceği, somut olayda ise firmalar arasında böyle anlaşmanın olmadığı, aksine diğer firma yetkilisinden ihaleye girmemesi istenmesine rağmen söz konusu firmanın ihaleye girdiği gözetilmeden 4 nolu hüküm fıkralarında yazılı şekilde eksik inceleme sonucu zincirleme suç hükümleri uygulanıp ve ihale çokluğu da gerekçe gösterilmek suretiyle alt sınırdan da uzaklaşılarak fazla ceza tayini, 8- 28/05/2007 tarihinde yapılan ... Belediyesinin Özel Güvenlik Hizmet alımı ihalesine fesat karıştırılmasına ilişkin olarak; Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanıklar ..., ...,... ve ... yönünden sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak; Sanık ... ve ... hakkında söz konusu ihaleye ilişkin olarak kamu davası açılmadığı, zira bu ihaleden dolayı haklarında bir anlatım ve iddia bulunmadığı gözetilmeden sanıklar... ve ... hakkında 4 nolu hüküm fıkralarında zincirleme suç hükümleri uygulanıp ve ihale çokluğu da gerekçe gösterilmek suretiyle alt sınırdan da uzaklaşılarak fazla ceza tayini, Kabule göre de; Söz konusu ihale komisyonunda görev alan sanık ...'ın eylemine diğer sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'ın ne şekilde iştirak ettikleri gerekçeleriyle gösterilmeden, ayrıca sanıkların 4734 sayılı Yasanın 61. maddesine göre ihale sürecinde görevli veya resmi bir şekilde ilişkisinin bulunup bulunmadığı belirlenmeden, sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında 4 ve 5 nolu hüküm fıkralarında yazılı şekilde eksik inceleme sonucu zincirleme suç hükümleri uygulanıp ve ihale çokluğu da gerekçe gösterilmek suretiyle alt sınırdan da uzaklaşılarak fazla ceza tayini, sanık ... hakkında ise 15 nolu hüküm fıkrasında yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması, 9- 23/07/2007 tarihinde yapılan ... Belediyesinin kilitli parke taşı alımı ihalesine fesat karıştırılmasına ilişkin olarak; Sanık ... hakkında söz konusu ihaleye fesat karıştırmak suçundan açılan kamu davası ile ilgili olarak mahallinde bir hüküm kurulması mümkün görülmüştür. Sanık ...'ün hükümden sonra 06/05/2016 tarihinde öldüğü UYAP sisteminden temin edilen nüfus kaydından anlaşıldığından, bu husus mahallinde araştırılarak sonucuna göre 5237 sayılı TCK'nın 64 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca bir karar verilmesi lüzumu, Sanık ... hakkında söz konusu ihaleye ilişkin olarak kamu davası açılmadığı, zira bu ihaleden dolayı hakkında bir anlatım ve iddia bulunmadığı, yine sanıklar ..., ... ve ... hakkında söz konusu ihalede gizli tutulması gereken bilgileri başkasını ulaşmasını sağlamak ve ihaleye katılma yeterliliğine sahip Kam ... Beton isimli firmanın yeterli kapasite raporuna sahip olmadığından bahisle değerlendirme dışı bırakmak şeklinde fesat karıştırılmasına ilişkin olarak TCK'nın 235/2-a-b maddelerine mümas olarak kamu davası açıldığı, ancak mahkemece sanıklar arasında dava konusu edilmeyen aynı Kanunun 235/2-d maddesinde belirtilen açık veya gizli bir anlaşma olduğu kabul edilerek mahkumiyet hükümleri kurulduğu, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılmasının, dolayısıyla davaya konu edilmeyen bir eylemden dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulmasının mümkün bulunmadığı gözetilmeden sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında 4 ve 5 nolu hüküm fıkralarında zincirleme suç hükümleri uygulanıp ve ihale çokluğu da gerekçe gösterilmek suretiyle alt sınırdan da uzaklaşılarak fazla ceza tayini, Kabule göre de; 5237 sayılı TCK'nın 235. maddesinde ihaleye fesat karıştırma halleri yasa koyucu tarafından tahdidi olarak sayılmış olup, maddede sayılan seçimlik hareketlerin ya da faillik durumunun genişletilmesinin anılan Yasanın 2. maddesindeki kanunilik ilkesine aykırılık teşkil edeceğinde bir kuşku bulunmadığı, her ne kadar bir kısım öğretide özgü suç olarak kabul edilmese de madde metni gerekçesiyle birlikte incelendiğinde; 2. fıkranın “a” ve “b” bentlerinde sayılan hallerde ihale sürecinde görev alan ilgili kamu görevlileri, “d” bendinde belirtilen halde ise ihaleye katılan ya da katılmak isteyen kişilerin suçun faili olabileceği, dolayısıyla söz konusu suçun özel faillik niteliği taşıyan kimselerce işlenebileceğinde bir tereddüt bulunmadığının kabulü gerektiği, bu itibarla 5237 sayılı TCK'nın 40/2. maddesine göre özgü suç niteliğinde olan TCK'nın 235/2-d maddelerinde düzenlenen ihaleye fesat karıştırma suçlarına iştirak eden diğer kişilerin azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulabilecekleri dikkate alındığında, söz konusu ihale öncesinde ihale şartlarını özellikle fiyatları etkilemek için aralarında anlaştıkları kabul edilen firma yetkilileri ve sahipleri olan sanıklar ... ve ...'ün eylemlerine diğer sanıklar ..., ..., ... ve ...'nın ne şekilde iştirak ettikleri gerekçeleriyle gösterilmeden, ayrıca ihale öncesinde ihaleye katılan veye katılmak isteyen firmalar arasında bir anlaşma olması durumunda TCK'nın 235/2-d maddesinde düzenlenen suçun oluşabileceği, somut olayda ise firmalar arasında böyle anlaşmanın olmadığı aksine ihaleye katılan diğer firma yetkilisinin şikayeti üzerine ihalenin iptal edildiği gözetilmeden 4 ve 5 nolu hüküm fıkralarında yazılı şekilde eksik inceleme sonucu zincirleme suç hükümleri uygulanıp ve ihale çokluğu da gerekçe gösterilmek suretiyle alt sınırdan a uzaklaşılarak fazla ceza tayini, 10- 20/08/2007 tarihinde yapılan ... Belediyesinin Asfalt Emülsiyonu ile çift kat sathi kaplama yapılması ihalesine fesat karıştırılmasına ilişkin olarak; Mahkemece söz konusu ihaleye fesat karıştırdıkları gerekçesiyle sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında bu ihaleden dolayı 4 ve 5 nolu hüküm fıkralarında zincirleme suç kapsamında teselsül ettirilerek, sanıklar ... ve ... hakkında ise 17 nolu hüküm fıkrasında müstakilen mahkumiyet hükümleri kurulmuş ise de; Sanık ... hakkında söz konusu ihaleye ilişkin olarak kamu davası açılmadığı, zira bu ihaleden dolayı hakkında bir anlatım ve iddia bulunmadığı, Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18/02/2014 gün ve 2013/13-274 Esas, 2014/78 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere CMK’nın 225. maddesi uyarınca da; “Hüküm ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir" hükmü karşısında, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılmasının, dolayısıyla davaya konu edilmeyen bir eylemden dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulmasının mümkün bulunmadığı gözetilmeden sanık ... hakkında 4 nolu hüküm fıkrasında zincirleme suç hükümleri uygulanıp ve ihale çokluğu da gerekçe gösterilmek suretiyle alt sınırdan da uzaklaşılarak fazla ceza tayini, Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'ın aşamalarda değişmeyen savunmaları ve tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair kesin, inandırıcı ve yeterli delil bulunmadığı, telefon kayıtlarındaki bu ihaleyle ilgili görüşmelerin herkese açık olan şartnamenin ne şekilde hazırlanacağına dair görüşmeler niteliğinde olup tekliflerle ilgili olmadığı gibi ihale mevzuatı veya şartnameye göre gizli kalması gereken bir bilgi niteliğinde de olmadığı, savunmalarının aksine iddianın şüpheli kaldığı, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince sanıkların açılan davanın konusu da dikkate alındığında beraatlerine karar verilmesi gerektiği nazara alınmadan varılan sonuç ile buna ilişkin delillerin dosya kapsamına uygun, mantıksal ve hukuksal bağ kurulmak suretiyle neler olduğu karar yerinde ayrıntılı olarak gösterilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu sanıklar ..., ... ve ... hakkında 4 ve 5 nolu hüküm fıkralarında zincirleme suç hükümleri uygulanıp ve ihale çokluğu da gerekçe gösterilmek suretiyle alt sınırdan da uzaklaşılarak fazla ceza tayini, sanıklar ... ve ... hakkında ise 17 nolu hüküm fıkrasında yazılı şekilde mahkumiyet hükümleri kurulması, Kabule göre de; Söz konusu ihalede tekliflerle ilgili olup da ihale mevzuatına veya şartnamelere göre gizli tutulması gereken bilgilere başkalarının ulaşmasını sağladıkları kabul edilen sanıklardan sanık ...'nın ihale komisyonun da görevli olduğu, sanık ...'un da ita amiri olarak görev yaptığı, ancak diğer sanıklar ..., ..., ... ve ...'in ise 4734 sayılı Yasanın 61. maddesine göre bu ihale sürecinde görevli veya resmi bir şekilde ilişkisinin bulunup bulunmadığı belirlenmeden, sanıklar ... ve ... hakkında 4 nolu hüküm fıkrasında zincirleme suç hükümleri uygulanıp ve ihale çokluğu da gerekçe gösterilmek suretiyle alt sınırdan da uzaklaşılarak fazla ceza tayini, sanık ... hakkında ise 17 nolu hüküm fıkrasında yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması, 11- 24/09/2007 tarihinde yapılan ... Belediyesinin gıda yardım paketi alımı ihalesine fesat karıştırılmasına ilişkin olarak; Mahkemece söz konusu ihaleye fesat karıştırdıkları gerekçesiyle sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında bu ihaleden dolayı 4 ve 7 nolu hüküm fıkralarında zincirleme suç kapsamında teselsül ettirilerek, sanık ... hakkında ise 18 nolu hüküm fıkrasında müstakilen mahkumiyet hükümleri kurulmuş ise de; Sanık ..., ... ve ... hakkında söz konusu ihaleye ilişkin olarak kamu davası açılmadığı, zira bu ihaleden dolayı haklarında bir anlatım ve iddia bulunmadığı gözetilmeden adı geçen sanıklar hakkında 4 nolu hüküm fıkrasında zincirleme suç hükümleri uygulanıp ve ihale çokluğu da gerekçe gösterilmek suretiyle alt sınırdan da uzaklaşılarak fazla ceza tayini, Sanıklar ... ve ...'in aşamalarda değişmeyen savunmaları ve tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair kesin, inandırıcı ve yeterli delil bulunmadığı, telefon kayıtlarındaki bu ihaleyle ilgili ... ve ... arasındaki görüşmelerin herkese açık olan ihale için şartname alan firmanın olup olmadığına dair görüşmeler niteliğinde olup tekliflerle ilgili olmadığı gibi ihale mevzuatı veya şartnameye göre gizli kalması gereken bir bilgi niteliğinde de olmadığı, savunmalarının aksine iddianın şüpheli kaldığı, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince de sanıkların açılan davanın konusu dikkate alındığında beraatlerine karar verilmesi gerektiği nazara alınmadan varılan sonuç ile buna ilişkin delillerin dosya kapsamına uygun, mantıksal ve hukuksal bağ kurulmak suretiyle neler olduğu karar yerinde ayrıntılı olarak gösterilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu sanık ... hakkında 7 nolu hüküm fıkrasında zincirleme suç hükümleri uygulanıp ve ihale çokluğu da gerekçe gösterilmek suretiyle alt sınırdan da uzaklaşılarak fazla ceza tayini, sanık ... hakkında ise 18 nolu hüküm fıkrasında yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması, Kabule göre de; Söz konusu ihalede tekliflerle ilgili olup da ihale mevzuatına veya şartnamelere göre gizli tutulması gereken bilgilere başkalarının ulaşmasını sağladıkları kabul edilen sanıklardan sanık ...'un ihaleye çıkılması için talepte bulunduğu, sanık ...'nın ihale yetkilisi olarak görev yaptığı, sanık ...'ın hakediş ödemelerinde görev yaptığı ancak diğer sanıklar ... ve ...'in ise 4734 sayılı Yasanın 61. maddesine göre bu ihale sürecinde görevli veya resmi bir şekilde ilişkisinin bulunup bulunmadığı belirlenmeden, sanık ... hakkında 4 nolu hüküm fıkrasında zincirleme suç hükümleri uygulanıp ve ihale çokluğu da gerekçe gösterilmek suretiyle alt sınırdan da uzaklaşılarak fazla ceza tayini, sanık ... hakkında ise 18 nolu hüküm fıkrasında yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması, 12- 10/11/2006 tarihinde yapılan ... Belediyesinin yakacak alım ihalesine fesat karıştırılmasına ilişkin olarak; Sanıklar ..., ... ve ... hakkında söz konusu ihaleye fesat karıştırmak suçundan açılan kamu davası ile ilgili olarak mahallinde bir hüküm kurulması mümkün görülmüştür. Mahkemece söz konusu ihaleye fesat karıştırma suçunu işledikleri gerekçesiyle sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında 4 ve 5 nolu hüküm fıkralarında zincirleme suç kapsamında teselsül ettirilerek mahkumiyet hükümleri kurulmuş ise de; Sanıklar ... ve ... hakkında söz konusu ihaleye fesat karıştırılmasına ilişkin olarak herhangi bir kamu davası açılmadığı, sanıklar ... ve ... hakkında ise söz konusu ihalede gizli tutulması gereken bilgileri başkasına ulaşmasını ve ihaleye katılma yeterliliğine sahip olmayan kişinin ihaleye katılmasını sağlamak şeklinde fesat karıştırılmasına ilişkin olarak TCK'nın 235/2-a, b maddelerine mümas olarak kamu davası açıldığı, ancak mahkemece sanıkların ihalede gizli tutulması gereken bilgileri başkasına ulaşmasını sağlamak fiili yanında dava konusu edilmeyen aynı Kanunun 235/2-d maddesinde belirtilen açık veya gizli bir anlaşma olduğu da kabul edilerek mahkumiyet hükümleri kurulduğu, Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18/02/2014 gün ve 2013/13-274 Esas, 2014/78 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere CMK’nın 225. maddesi uyarınca da; “Hüküm ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir" hükmü karşısında, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılmasının, dolayısıyla davaya konu edilmeyen bir eylemden dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulmasının mümkün bulunmadığı gözetilmeden sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında 4 ve 5 nolu hüküm fıkralarında zincirleme suç hükümleri uygulanıp ve ihale çokluğu da gerekçe gösterilmek suretiyle alt sınırdan da uzaklaşılarak fazla ceza tayini, Kabule göre de; Telefon kayıtlarındaki bu ihaleyle ilgili görüşmelerin ihaleyle ilgili yapılacak ödemeler ve yaklaşık maliyetin belirlenmesine esas olan tekliflerin sonradan tamamlanmasına dair görüşmeler niteliğinde olup ihaleye esas tekliflerle ilgili olmadığı gibi ihale mevzuatı veya şartnameye göre gizli kalması gereken bir bilgi niteliğinde de olmadığı, öte yandan 5237 sayılı TCK'nın 235. maddesinde ihaleye fesat karıştırma halleri yasa koyucu tarafından tahdidi olarak sayılmış olup, maddede sayılan seçimlik hareketlerin ya da faillik durumunun genişletilmesinin anılan Yasanın 2. maddesindeki kanunilik ilkesine aykırılık teşkil edeceğinde bir kuşku bulunmadığı, her ne kadar bir kısım öğretide özgü suç olarak kabul edilmese de madde metni gerekçesiyle birlikte incelendiğinde; 2. fıkranın “a” ve “b” bentlerinde sayılan hallerde ihale sürecinde görev alan ilgili kamu görevlileri, “d” bendinde belirtilen halde ise ihaleye katılan ya da katılmak isteyen kişilerin suçun faili olabileceği, dolayısıyla söz konusu suçun özel faillik niteliği taşıyan kimselerce işlenebileceğinde bir tereddüt bulunmadığının kabulü gerektiği, bu itibarla 5237 sayılı TCK'nın 40/2. maddesine göre özgü suç niteliğinde olan TCK'nın 235/2-b,d maddelerinde düzenlenen ihaleye fesat karıştırma suçlarına iştirak eden diğer kişilerin azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulabilecekleri dikkate alındığında, söz konusu ihalede yaklaşık maliyet konusunda bilgi verdiği mahkemece kabul edilen ve ihalede ita amiri olarak görev yapan sanık ...'nın eylemine, ihale öncesinde ihale şartlarını özellikle fiyatları etkilemek için aralarında anlaştıkları kabul edilen firma sahipleri ve yetkilileri olan sanıklar ..., ..., ...'nun eylemlerine diğer sanıklar ..., ... ve ...'in ne şekilde iştirak ettikleri gerekçeleriyle gösterilmeden, ayrıca adı geçen sanıkların 4734 sayılı Yasanın 61. maddesine göre bu ihale sürecinde görevli veya resmi bir şekilde ilişkisinin bulunup bulunmadığı belirlenmeden, ayrıca ihale öncesinde ihaleye katılan veye katılmak isteyen firmalar arasında bir anlaşma olması durumunda TCK'nın 235/2-d maddesinde düzenlenen suçun oluşabileceği, somut olayda ise firmalar arasında böyle anlaşmanın olmadığı, zira ihalede tek firmanın doküman alıp aynı firmanın teklif verdiği gözetilmeden 4 ve 5 nolu hüküm fıkralarında yazılı şekilde eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu zincirleme suç hükümleri uygulanıp ve ihale çokluğu da gerekçe gösterilmek suretiyle alt sınırdan da uzaklaşılarak fazla ceza tayini, 13- 24/05/2007 tarihinde yapılan ... Kaymakamlığının ... köylerine hizmet götürme, köy yollarının temel tabaka, 1 kat asfalt sathı kaplama ve sanat yapısı inşaatı 2. ihalesine fesat karıştırılması suçlarına ilişkin olarak; Sanık ...’ın söz konusu ihalede yeterlilik komisyonunda görev yaptığı ihale gününden sonra ancak ihale süreci devam ederken sanık ...'ye ihale mevzuatına göre gizli kalması gereken .... Ltd. Şti. ve Era Harita İnş. Ltd. Şti. isimli firmaların ihaleye sunmuş oldukları dosyaların içerikleri ile ilgili bilgiler vererek bu firmaların nasıl ihaleden elenebileceği hususunda ... ile görüş alışverişinde bulunduğu, dosya kapsamındaki telefon görüşmeleri ve diğer delillerden anlaşılmakla tebliğnamedeki bu hususta bozma isteyen 32 nolu düşünceye iştirak edilmemiş, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanıklar ..., ..., ... ve ... yönünden sair temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir. Ancak; Sanıklardan ... hakkında söz konusu ihaleye ilişkin olarak kamu davası açılmadığı, zira bu ihaleden dolayı hakkında bir anlatım ve iddia bulunmadığı gözetilmeden sanık ...'un 32 nolu hüküm fıkrasında yazılı şekilde ihaleye fesat karıştırma suçundan beraatine karar verilmesi, Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'un aşamalarda değişmeyen savunmaları ve tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair dair kesin, inandırıcı ve yeterli delil bulunmadığı, telefon kayıtlarındaki bu ihaleyle ilgili görüşmelerin herkese açık olan şartnamenin ne şekilde hazırlanacağına dair görüşmeler niteliğinde olup tekliflerle ilgili olmadığı gibi ihale mevzuatı veya şartnameye göre gizli kalması gereken bir bilgi niteliğinde de olmadığı, yine ihale öncesinde aralarında anlaştıkları iddia edilen ...,.. hakkındaki telefon görüşmelerinden bir anlaşma sağlanamaması üzerine her bir firmanın ihaleye ayrı ayrı girdikleri ve ihale sürecinde adı geçen sanıkların sahibi ve yetkilisi olduğu firmaların ihaleden çekilmeyip ihale komisyonu kararı ile elendikleri de nazara alındığında savunmalarının aksine iddianın şüpheli kaldığı, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince de sanıkların açılan davanın konusu dikkate alındığında beraatlerine karar verilmesi gerektiği nazara alınmadan varılan sonuç ile buna ilişkin delillerin dosya kapsamına uygun, mantıksal ve hukuksal bağ kurulmak suretiyle neler olduğu karar yerinde ayrıntılı olarak gösterilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında 22 nolu hüküm fıkrasında yazılı şekilde mahkumiyet hükümleri kurulması, Kabule göre de; 5237 sayılı TCK'nın 235. maddesinde ihaleye fesat karıştırma halleri yasa koyucu tarafından tahdidi olarak sayılmış olup, maddede sayılan seçimlik hareketlerin ya da faillik durumunun genişletilmesinin anılan Yasanın 2. maddesindeki kanunilik ilkesine aykırılık teşkil edeceğinde bir kuşku bulunmadığı, her ne kadar bir kısım öğretide özgü suç olarak kabul edilmese de madde metni gerekçesiyle birlikte incelendiğinde; 2. fıkranın “a” ve “b” bentlerinde sayılan hallerde ihale sürecinde görev alan ilgili kamu görevlileri, “d” bendinde belirtilen halde ise ihaleye katılan ya da katılmak isteyen kişilerin suçun faili olabileceği, dolayısıyla söz konusu suçun özel faillik niteliği taşıyan kimselerce işlenebileceğinde bir tereddüt bulunmadığının kabulü gerektiği, bu itibarla 5237 sayılı TCK'nın 40/2. maddesine göre özgü suç niteliğinde olan ve TCK'nın 235/2-b maddesi uyarınca ihale sürecinde görev alan kamu görevlisi tarafından işlenebilen ihaleye fesat karıştırma suçuna iştirak eden diğer kişilerin azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulabilecekleri dikkate alındığında, söz konusu ihalede tekliflerle ilgili olup da ihale mevzuatına veya şartnamelere göre gizli tutulması gereken bilgilere başkalarının ulaşmasını sağladıkları kabul edilen sanıklardan ... ve ...'ın ihale komisyonunda, sanıklar ... ve ...'ın ihale yeterlilik komisyonunda görevli olduğu, ancak TCK'nın 235/2-b maddesini ihlal ettikleri kabul edilen diğer sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'ın TCK 40/2 maddesi kapsamında sanıklar ... ve ...'ın eylemlerine azmettiren veya yardım eden olarak ne şekilde iştirak ettikleri belirlenmeden, adı geçen sanıklar hakkında 22 nolu hüküm fıkrasında yazılı şekilde mahkumiyet hükümleri kurulması, 14- 25-26-27/06/2007 tarihlerinde yapılan ... Belediyesinin ... bulunan arsaların satış ihalelerine fesat karıştırılmasına ilişkin olarak; Sanık ... hakkında söz konusu ihaleye fesat karıştırmak suçundan açılan kamu davası ile ilgili olarak mahallinde bir hüküm kurulması mümkün görülmüştür. Sanık ... hakkında söz konusu ihalelere fesat karıştırılmasına ilişkin olarak herhangi bir kamu davası açılmadığı, sanıklar ... ve ... hakkında ise ihalede gizli tutulması gereken bilgilere başkasının ulaşmasını sağlamak şeklinde fesat karıştırılmasına ilişkin olarak TCK'nın 235/2-b maddesine mümas olarak kamu davası açıldığı, ancak mahkemece aynı Kanunun 235/2-a maddesine göre mahkumiyet hükümleri kurulduğu iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılmasının, dolayısıyla davaya konu edilmeyen bir eylemden dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulmasının mümkün bulunmadığı gözetilmeden adı geçen sanıklar hakkında 4 nolu hüküm fıkrasında zincirleme suç hükümleri uygulanıp ve ihale çokluğu da gerekçe gösterilmek suretiyle alt sınırdan da uzaklaşılarak fazla ceza tayini, Sanıklar ..., ... ve ...'ın aşamalarda değişmeyen savunmaları ve tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair kesin, inandırıcı ve yeterli delil bulunmadığı, sanık ...'ın telefon kayıtlarındaki bu ihalelerle ilgili görüşmelerinin herkese açık hangi arsaların ihale konusu olacağı ve arsaların niteliği ile ilgili olup tekliflerle ilgili olmadığı gibi ihale mevzuatı veya şartnameye göre gizli kalması gereken bir bilgi niteliğinde de olmadığı, yine diğer sanıklar ... ve ...'ın telefon görüşmesinde de bir suç unsuru bulunmadığı gibi sanık ...'ın cebir, tehdit ya da hukuka aykırı bir davranışla ihalelere katılmak isteyen kişileri engellediğine dair savunmalarının aksine iddianın şüpheli kaldığı, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince de sanıkların açılan davanın konusu dikkate alındığında beraatlerine karar verilmesi gerektiği nazara alınmadan varılan sonuç ile buna ilişkin delillerin dosya kapsamına uygun, mantıksal ve hukuksal bağ kurulmak suretiyle neler olduğu karar yerinde ayrıntılı olarak gösterilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu sanıklar ..., ... ve ... hakkında 10 nolu hüküm fıkrasında zincirleme suç hükümleri de uygulanıp ve ihale çokluğu da gerekçe gösterilmek suretiyle mahkumiyet hükümleri kurulması, Kabule göre de; 5237 sayılı TCK'nın 235. maddesinde ihaleye fesat karıştırma halleri yasa koyucu tarafından tahdidi olarak sayılmış olup, maddede sayılan seçimlik hareketlerin ya da faillik durumunun genişletilmesinin anılan Yasanın 2. maddesindeki kanunilik ilkesine aykırılık teşkil edeceğinde bir kuşku bulunmadığı, her ne kadar bir kısım öğretide özgü suç olarak kabul edilmese de madde metni gerekçesiyle birlikte incelendiğinde; 2. fıkranın “a” ve “b” bentlerinde sayılan hallerde ihale sürecinde görev alan ilgili kamu görevlileri, “d” bendinde belirtilen halde ise ihaleye katılan ya da katılmak isteyen kişilerin suçun faili olabileceği, dolayısıyla söz konusu suçun özel faillik niteliği taşıyan kimselerce işlenebileceğinde bir tereddüt bulunmadığının kabulü gerektiği, bu itibarla 5237 sayılı TCK'nın 40/2. maddesine göre özgü suç niteliğinde olan ve TCK'nın 235/2-a,b maddesi uyarınca ihale sürecinde görev alan kamu görevlisi tarafından işlenebilen ihaleye fesat karıştırma suçuna iştirak eden diğer kişilerin azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulabilecekleri dikkate alındığında, söz konusu ihalede tekliflerle ilgili olup da ihale mevzuatına veya şartnamelere göre gizli tutulması gereken bilgilere başkalarının ulaşmasını sağladıkları ve ihaleye katılımı engelledikleri kabul edilen sanıklardan ...'nın Belediye Başkanı olarak Belediye Ecümenin de görev yaptığı, diğer sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'ın ise bu ihaleler sürecinde görevli veya resmi bir şekilde ilişkisinin bulunup bulunmadığı belirlenmeden, adı geçen sanıklar hakkında 4 ve 10 nolu hüküm fıkralarında zincirleme suç hükümleri uygulanıp ve ihale çokluğu da gerekçe gösterilmek suretiyle alt sınırdan da uzaklaşılarak fazla ceza tayini, 15- ... İmar ve Şehircilik Müdürlüğünde işlendiği iddia edilen rüşvet suçuna ilişkin olarak sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında kurulan beraat hükümlerine ilişkin olarak; Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine sanıklar ... ve ... yönünden yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,Ancak; Sanıklardan ..., ... ve ... hakkında söz konusu rüşvet suçuna ilişkin olarak kamu davası açılmadığı, zira bu suçtan dolayı haklarında bir anlatım ve iddia bulunmadığı iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılmasının, dolayısıyla davaya konu edilmeyen bir eylemden dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulmasının mümkün bulunmadığı gözetilmeden sanık ..., ... ve ... hakkında 25 nolu hüküm fıkrasında yazılı şekilde rüşvet suçundan beraat hükümleri kurulması, Rüşvet suçunun menfaatin kamu görevlisi tarafından temin edildiği anda tamamlandığı, ancak izlenen suç siyasetinin gereği olarak belli bir işin yapılması veya yapılmaması amacına yönelik menfaat sağlanmasını öngören bir anlaşmanın yapılması durumunda dahi rüşvet suçu tamamlanmış gibi cezaya hükmedileceği, kamu görevlisinin görevinin ifası ile ilgili bir işi yapması veya yapmamasına bağlı olarak kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlanması hususunda, kamu görevlisiyle iş sahibinin serbest iradeleri ile rızaları uyuşarak rüşvet anlaşması yapılmasının suçun oluşumu için yeterli olduğu, menfaatin sağlanıp sağlanmamasının veya rüşvete konu işin yerine getirilip getirilmemesinin suçun oluşumuna etki etmediği, yine 5237 sayılı TCK'nın 6352 sayılı Yasa değişikliği öncesinde rüşveti tanımlayan 252/3. maddesinde "rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır" denilerek sadece nitelikli rüşvete yer verildiği, kamu görevlisinin yapması gereken işi yapması ya da yapmaması gereken işi yapmaması için yarar sağlanmasının veya kişilerin bu şekildeki iş için kamu görevlisine çıkar temin etmelerinin rüşvet tanımından çıkarıldığı, bu durumda eylemin 5237 sayılı TCK'nın 257/3. maddesinde düzenlenen "görevinin gereklerine uygun davranmak için çıkar sağlama suçunu oluşturacağı gözetildiğinde; sanıklar Eyyüp ve Harun arasındaki telefon görüşmelerinden imar geçmesi istenen arsalar ve bu arsalara inşaat yapılmasına ilişkin projelerin onaylanması hususlarında menfaat temin edilmesi konusunda anlaşmaya varıldığı,verilmesi konusunda anlaşılan bu menfaatin bir kısmının ... Spora yardım olarak kararlaştırılması yanında bir kısmının da kamu görevlisi olan sanık ...'e sağlandığının anlaşılması karşısında; rüşvet suçuna konu para teklifinin kamu görevlisi sanık ...'e görevinin gereklerine aykırı olan bir işi yapması için verilip verilmediği hususunun hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi ve buna bağlı olarak suç niteliğinin tayini bakımından olaya konu sanık ...'in imar geçmesini istediği arsaların ve bu arsalara inşaat yapılmasına ilişkin projelerinin mevzuata uygun olup olmadığı hususunun araştırılmasından sonra, bütün deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle görevlerinin gereklerine aykırı olarak kime, nasıl, ne şekilde, hangi iş ve işlemi nedeniyle ne kadar para veya menfaat teklif edildiği karar yerinde denetime imkan verecek biçimde gerçekçeleriyle gösterilerek sanıklar ... ve ...'in hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden suç niteliği bakımından eksik soruşturma ve yetersiz gerekçelerle yazılı şekilde 25 nolu hüküm fıkrasında beraat hükümleri kurulması, 16- Rüşvet vermek suçundan sanık ..., rüşvet almak suçundan sanıklar ... ve ... hakkında 23 nolu hüküm fıkrasında kurulan mahkumiyet hükümleri ile yine rüşvet suçundan sanıklar ... ve ... hakkında 32 nolu hüküm fıkrasında kurulan beraat hükümlerine ilişkin olarak; Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanıklar ..., ... ve ... hakkında yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak; Sanıklardan ... ve ... hakkında söz konusu rüşvet suçuna ilişkin olarak kamu davası açılmadığı, zira bu ihaleden dolayı haklarında bir anlatım ve iddia bulunmadığı, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılmasının, dolayısıyla davaya konu edilmeyen bir eylemden dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulmasının mümkün bulunmadığı gözetilmeden sanık ... ve ... hakkında 32 nolu hüküm fıkrasında yazılı şekilde rüşvet suçundan beraat hükümleri kurulduğu, Rüşvet suçunun menfaatin kamu görevlisi tarafından temin edildiği anda tamamlandığı, ancak izlenen suç siyasetinin gereği olarak belli bir işin yapılması veya yapılmaması amacına yönelik menfaat sağlanmasını öngören bir anlaşmanın yapılması durumunda dahi rüşvet suçu tamamlanmış gibi cezaya hükmedileceği, kamu görevlisinin görevinin ifası ile ilgili bir işi yapması veya yapmamasına bağlı olarak kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlanması hususunda, kamu görevlisiyle iş sahibinin serbest iradeleri ile rızaları uyuşarak rüşvet anlaşması yapılmasının suçun oluşumu için yeterli olduğu, menfaatin sağlanıp sağlanmamasının veya rüşvete konu işin yerine getirilip getirilmemesinin suçun oluşumuna etki etmediği, yine 5237 sayılı TCK'nın 6352 sayılı Yasa değişikliği öncesinde rüşveti tanımlayan 252/3. maddesinde "rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır" denilerek sadece nitelikli rüşvete yer verildiği, kamu görevlisinin yapması gereken işi yapması ya da yapmaması gereken işi yapmaması için yarar sağlanmasının veya kişilerin bu şekildeki iş için kamu görevlisine çıkar temin etmelerinin rüşvet tanımından çıkarıldığı, bu durumda eylemin 5237 sayılı TCK'nın 257/3. maddesinde düzenlenen "görevinin gereklerine uygun - davranmak için çıkar sağlama suçunu oluşturacağı, ayrıca rüşvet suçunun konusu; işin yapılması veya yapılmaması olup söz konusu işin yapılmasından sonra menfaat temin edilmesi konusunda anlaşma sağlanması halinde rüşvet alma ve verme suçlarının unsurlarının oluşmayacağı gözetildiğinde; sanıklar ... ve ... arasındaki telefon görüşmelerinden söz konusu ihaleye ilişkin hakediş ödemelerinin yapılması ve devamında para alışverişi hususlarında görüşmeler bulunduğu, ancak rüşvet suçuna konu paranın kamu görevlisi olan sanık ...'a görevlerinin gereklerine aykırı olan bir işi yapması için verilip verilmediği hususunun hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi ve buna bağlı olarak suç niteliğinin tayini bakımından olaya konu hakediş ödemelerinin işin tamamlanmasından sonra yapılıp yapılmadığı, ödemenin mevzuata uygun olup olmadığı, ödenmesi gereken tarihten önce bir ödeme gerçekleşip gerçekleşmediği, sanık ...'un söz konusu ödemelerde bir görevinin olup olmadığı, sanığın müdürü olduğu birimden ödeme gerçekleşmeden önce onayının alınıp alınmadığı hususlarının araştırılmasından sonra, bütün deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle görevlerinin gereklerine aykırı olarak kimden, nasıl, ne şekilde, hangi iş ve işlemi nedeniyle ne kadar para veya menfaat temin ettiği karar yerinde denetime imkan verecek biçimde gerçekçeleriyle gösterilerek sanıklar ... ve ...'un hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden suç niteliği bakımından eksik soruşturma ve yetersiz gerekçelerle yazılı şekilde 23 nolu hüküm fıkrasında mahkumiyet hükümleri kurulması,Kabule göre de; Sanık ...'nin kazandığı ihale ile ilgili olarak hakediş ödemelerinin onay işleminin vaktinden önce yapılmasını kamu görevlisi sanık ...'un sağladığı ve sonrasında sanık ...'nin sanık ...'a menfaat sağlaması konusunda görüşmeler yaptıkları, yine kamu görevlisi sanık ...'ın ihale mevzuatına göre gizli kalması gereken teklif dosyalarının içeriği ile ilgili sanık ...'ye bilgi verdiği, işin yapılmasına yönelik öncesinde bir rüşvet anlaşmasının olmadığı, söz konusu işin yapılmasından sonraki menfaat temin edilmesine yönelik anlaşmaların rüşvet suçuna vücut vermeyeceği, sanık ... ve ...'in eylemlerinin TCK'nın 257/1 maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma, sanık ...'nin eyleminin ise zincirleme biçimde görevi kötüye kullanma suçuna azmettirme suçlarını oluşturacağı gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde rüşvet almak ve vermek suçlarından 23 nolu hüküm fıkrasında mahkumiyet hükümleri kurulması, 17- Hazine arazisi üzerine yapılan...a ait işyeri ile ilgili resmi evrakta sahtecilik suçuna ilişkin olarak; Sanık ... hakkında söz konusu resmi belgede sahtecilik suçundan açılan kamu davası ile ilgili olarak mahallinde bir hüküm kurulması mümkün görülmüştür. Sanık ..., ... ve ...'ın görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu belgede sahtecilik yaptıklarının iddia edilmesi karşısında, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uyarınca yetkili merciden bu suç yönünden soruşturma izni alındıktan sonra dava açılması gerektiği gözetilmeden, genel hükümlere göre açılan davaya devamla yazılı şekilde hükümler kurulması, Sanıklardan ... ve ... hakkında söz konusu resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin olarak kamu davası açılmadığı, zira bu ihaleden dolayı haklarında bir anlatım ve iddia bulunmadığı, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılmasının, dolayısıyla davaya konu edilmeyen bir eylemden dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulmasının mümkün bulunmadığı gözetilmeden, sanıklar ... ve ... hakkında 20 nolu hüküm fıkrasında yazılı şekilde mahkumiyet hükümleri kurulması, Kabule göre de; Sanıklar hakkında TCK'nın 204/2. maddesine mümas olarak kamu davası açıldığı, bu itibarla 5237 sayılı TCK'nın 40/2. maddesine göre özgü suç niteliğinde olan bu suça iştirak eden diğer kişilerin azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulabilecekleri dikkate alındığında, söz konusu belgeyi görevi gereği düzenlemeye yetkili olan kamu görevlisi sanık ...'ın eylemine diğer sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...’nın ne şekilde iştirak ettikleri gerekçeleriyle gösterilmeden 20 nolu hüküm fıkrasında yazılı şekilde mahkumiyet hükümleri kurulması, 18- ... Belediyesinin 05/04/2007 tarihli sosyal tesis yapım, 19/04/2007 tarihli sosyal tesis yapım, 10/08/2007 tarihli park yapım işi, 30/03/2007 tarihli kilitli beton parke taşı döşeme işi, 05/07/2007 tarihli kilitli beton parke taşı döşeme işi, 05/07/2007 tarihli 7x15 kum alımı, 28/05/2007 tarihli özel güvenlik hizmet alımı, 23/07/2007 tarihli kilitli parke taşı alımı, 20/08/2007 tarihli asfalt emülsiyonu ile çift kat sathı kaplama yapılması, 24/09/2007 tarihli gıda yardım paketi alımı, 10/11/2006 tarihli yakacak alımı ve 25-26-27/06/2007 tarihlerinde yapılan Sünlü mahallesinde bulunan arsaların satış ihaleleri ile ... Kaymakamlığının 24/05/2007 tarihli ... köylerine hizmet götürme, köy yollarının temel tabaka 1.kat asfalt sathı kaplama ve sanat yapısı inşaatı 2. ihalesine fesat karıştırma suçundan sanıklar hakkında 4,5,6,7,8,9,10,11,12,13,14,15,17,18 ve 22 nolu hüküm fıkralarında kurulan tüm hükümlere yönelik ise; Sanıkların kasıtlarını belirleme bakımından ihale sürecindeki iş ve işlemlerdeki konumları, görevleri ve hangi ölçüde etkili oldukları, iddianameye konu edilen tüm işlemlerin mevzuata ve teamüllere uygun olup olmadığı, alınan malzemeler veya yaptırılan iş için ödenen bedellerin rayicin üstünde bulunup bulunmadığı, kurumun maddi bir zarara uğrayıp uğramadığı, suç tarihinde yürürlükte bulunan yasa ve yönetmelikler, suça konu ihalelere ait idari ve teknik şartname, sözleşmeler, iddia, savunmalar ve ön inceleme raporu da değerlendirilmek suretiyle, yeniden bilirkişi raporu alınmasından sonra sonucuna göre tüm sanıkların hukuki durumlarının belirlenmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle eksik inceleme ile gerekçeden yoksun biçimde yazılı şekilde hükümler kurulması, 19- Sanıklar ..., ... ve ... hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve yönetmek suçundan verilen 1 nolu hüküm fıkrasında, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında suç işlemek amacı ile kurulan örgüte üye olmak suçundan verilen 2 nolu hüküm fıkrasında, sanıklar ..., ..., ..., ... hakkında suç işlemek amacı ile kurulan örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan verilen 3 nolu hüküm fıkrasında belirtilen mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Sanıklar hakkında suç örgütü kurmak, yönetmek, suç örgütüne üye olmak, yardım etmek atılı suçlardan mahkumiyet hükümleri kurulmuş ise de; ihaleye fesat karıştırma suçlarından kurulan hükümlerin her bir ihale yönünden yukarıda ayrı ayrı bozma sebeplerinin belirtildiği ve bu suçların amaç suç niteliğinde olması karşısında, öncelikle amaç suç niteliğindeki ihaleye fesat karıştırma suçları yönünden bozma sebepleri doğrultusunda belirtilen eksikliklerin giderilmesinden sonra bu suçların sübutu halinde bir suç örgütünün, bu kapsamda sanıklar arasında hiyerarşik bir bağlantı, astlık, üstlük ilişkisi olup olmadığı gibi hususların tartışılması ve neticesine göre sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde mahkumiyet hükümleri kurulması, 20- Şantaj suçundan sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında 19 nolu hüküm fıkrasında belirtilen mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Olaydan dolayı şikayetçi dahi olmayan ...'nin aşamalardaki tutarlı anlatımları, bu beyanlarla uyumlu bir kısım sanıkların ikrarları ve olayın başlangıcı ile gelişimi de dikkate alındığında bu suçtan iletişimin tespiti kararı bulunmamasına rağmen delil olarak kabul edilmesi sonuca etkili görülmediğinden yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak; Sanıklar hakkında mahkemece verilen cezalarının örgüt mensubu kabul edilerek mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiş ise de; 19 nolu bozma sebeplerinde de belirtildiği gibi öncelikle amaç suç niteliğindeki ihaleye fesat karıştırma suçları yönünden suçların sübutu halinde bir suç örgütünün varlığının olup olmadığı, bu şekilde bir suç örgütünün varlığı kabul edildiği takdirde sanıkların bu örgüt içindeki konumları ve durumları belirlenip neticesine göre TCK 58/9 maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde eksik inceleme sonucu sanıklar hakkında söz konusu güvenlik tedbirine hükmedilmesi, 21- Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve yönetmek suçundan verilen 1 nolu hüküm fıkrasında, suç işlemek amacı ile kurulan örgüte üye olmak suçundan verilen 2 nolu hüküm fıkrasında, suç işlemek amacı ile kurulan örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan verilen 3 nolu hüküm fıkrasında, ihaleye fesat karıştırma suçundan verilen 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18 ve 22 nolu hüküm fıkralarında, şantaj suçundan verilen 19 nolu hüküm fıkrasında, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan verilen 20 nolu hüküm fıkrasında, özel belgede sahtecilik suçundan verilen 21 nolu hüküm fıkrasında, rüşvet almak ve vermek suçundan verilen 23 nolu hüküm fıkrasında belirtilen tüm mahkumiyet hükümlerine yönelik olarak kabule göre de ; - İhaleye fesat karıştırma suçundan hükümler kurulurken TCK'nın 235. maddesinin hangi fıkra ve bendinin uygulandığı gösterilmeyerek, şantaj suçundan hüküm kurulurken uygulanan kanun maddesinin TCK'nın 107/2 maddesi yerine aynı Kanunun 107/1 maddesi, sanık ...'ın hukuka aykırı davranışla ihaleye katılma yeterliliğine sahip kişilerin ihaleye katılmalarını engellediği kabul edildiği halde uygulanan kanun maddesinin gerekçeli kararda TCK'nın 235/2-c maddesi yerine aynı Kanunun 235/2-a maddesi olarak gösterilmesi suretiyle CMK'nın 232/6 maddesine aykırı davranılması, - Sanık ...'nin rüşvet vermek suçunu bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda birden fazla kez işlediği kabul edildiği halde yanılgılı değerlendirme sonucu TCK'nın 43/1. maddesi uygulanmayarak eksik ceza tayin edilmesi, -İhalelere katılan sanıklar hakkında 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 17/a maddesi yollamasıyla anılan Yasanın 59/1. maddesi uyarınca yasaklama kararına hükmedilmemesi, - Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarih ve E. 2014/140; K. 2015/85 sayılı Kararının 24/11/2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olması nedeniyle TCK'nın 53/1. maddesiyle ilgili olarak yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması, Suçları TCK'nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle işledikleri kabul edilen kamu görevlileri olan sanıklardan ... hakkında 11 nolu hüküm fıkrasında, sanık ... hakkında ise 17 nolu hüküm fıkrasında aynı Yasanın 53/5. maddesi uyarınca hak yoksunluğuna karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, -Yüklenen suçları TCK'nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işlediği kabul edilen kamu görevlisi sanıklar hakkında aynı Kanunun 53/5. maddesinin uygulanması sırasında bu bentteki hak ve yetkilerin tamamını kullanmaktan yasaklanmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı biçimde sınırlı ve sanıkların isimleri belirtilmeden tereddüte neden olacak biçimde uygulama yapılması, -Sanıklar hakkında mahkumiyet hükümleri kurulan bütün suçlardan mahkemece verilen cezaların örgüt mensubu kabul edilerek mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiş ise de; 19 nolu bozma sebeplerinde de belirtildiği gibi öncelikle amaç suç niteliğindeki ihaleye fesat karıştırma suçları yönünden suçların sübutu halinde bir suç örgütünün varlığının olup olmadığı, bu şekilde bir suç örgütünün varlığı kabul edildiği takdirde sanıkların bu örgüt içindeki konumları ve durumları belirlenip neticesine göre TCK 58/9 maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde eksik inceleme sonucu söz konusu güvenlik tedbirine hükmedilmesi, -21 nolu hüküm fıkrasının (e) bendinde TCK'nın 58/9 maddesi uygulanırken sanık ...'nin ismi yerine ...'ın isminin yazılması, -Adli sicil kaydına göre mükerrir olduğu anlaşılan sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında TCK'nın 58/6-7 maddelerinin uygulanmaması, - Sanıklar ..., ..., ... ve ...'ın adli sicil kaydında yer alan erteli mahkumiyet kararları yönünden ilgili mahkemelere ihbarda bulunulmaması, Kanuna aykırı, O yer Cumhuriyet Savcısı, katılan Hazine vekili, sanıklar ve müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nın 321 ve 326/son maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 27/02/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

5. Ceza Dairesi, 2011/11273 E., 2012/2577 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
gösterilen taşınmazların oluşturduğu ve bu nedenle fiillerinin bütün halinde nitelikli zimmet ve buna iştirak vasfında olduğundan, 5237 sayılı TCK'nın 212 ve 40/2. maddeleri de dikkate alınıp lehe yasa saptandıktan sonra buna göre hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, yazılı biçimde sahtecilik, zimmet ve rüşvet suçlarından mahkümiyetlerine karar verilmesi,
5. Ceza Dairesi         2011/11273 E.  ,  2012/2577 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Rüşvet, zimmet, irtikap, ihaleye fesat karıştırmak, dolandırıcılık, sahtecilik, nüfuz ticareti ve görevi kötüye kullanma HÜKÜM : Sanık ...’ın zimmet, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, sahtecilik ve irtikap suçlarından, sanık ...’ın rüşvet, ihaleye fesat karıştırma ve sahtecilik suçlarından, sanık ...’ın zimmet, irtikap ve sahtecilik suçlarından, sanıklar ... Küçükkulaksız, ... ve ...’nın ihaleye fesat karıştırma ve sahtecilik suçlarından, sanıklar ... ve ...’nun irtikap ve sahtecilik suçlarından, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve... 'ın sahtecilik suçundan, sanıklar ..., ..., ... ve ...’ın rüşvet suçundan, sanıklar ... ve ...’in irtikap suçundan mahkümiyetlerine, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında dolandırıcılık suçundan, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında görevi kötüye kullanma suçundan, sanık ... hakkında nüfuz ticareti suçundan açılan kamu davalarının dava zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına, sanıklar ..., ... ve ...’in dolandırıcılık suçundan, sanık ... ’in irtikap ve dolandırıcılık suçlarından, sanık ...’in rüşvet ve dolandırıcılık suçlarından, sanık ...’ün ihaleye fesat karıştırma, dolandırıcılık ve zimmet suçlarından, sanık ...’nun sahtecilik, dolandırıcılık ve zimmet suçlarından, sanık ...’ın zimmet ve dolandırıcılık suçlarından beraetlerine, sanıklar ... ve ... hakkında sahtecilik suçundan hüküm kurulmasına yer olmadığına, sanık ... hakkında usulüne uygun açılmış kamu davası bulunmadığından C.Savcılığına suç duyurusunda bulunulmasına, sanık ... hakkındaki kamu davalarının TCK'nın 64/1. maddesi gereğince düşürülmesine Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelendi; Sanık ... hakkında duruşmalı, diğer sanıklar hakkında ise tayin edilen cezaların miktarı nedeniyle duruşmasız olarak yapılan inceleme sonunda gereği düşünüldü: Sanık ...'nın TCK'nın 278/1. maddesine muhalefet, sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'in müşteki ... yönelik dolandırıcılık, sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın birleşen Antalya 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2002/1085 Esas, 2005/107 Karar sayılı kararına konu görevi kötüye kullanma, sanık ...'nın birleşen Antalya 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2001/107 Esas, 2005/438 Karar sayılı kararına konu görevi kötüye kullanma, sanık ...'ün zimmet, dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarından dolayı verilen (hükmün 5/a, 7, 9, 10, 11. bentlerine konu olan) hükümlerin incelenmesinde; Gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen kamu davalarının zamanaşımı ve sanık ...'in ölümü nedenleriyle ortadan kaldırılmasına ve düşürülmesine dair hükümler usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen O Yer C.Savcısı ve katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, Sanık ...'in rüşvet ve dolandırıcılık, sanıklar ..., ... ve ...'in dolandırıcılık, sanıklar ..., ..., ... ve ...'nun S. S. Yaygın Yapı Kooperatifi başkanı müşteki ...'a yönelik ikna suretiyle irtikap suçlarından verilen ( hükmün 17. bendinin ilk üç ve 5. fıkraları ile 8. bendine konu) hükümlerin incelenmesinde; Sanık ...'in rüşvet ve dolandırıcılık, sanıklar ..., ... ve ...'in dolandırıcılık suçlarına 765 sayılı TCK'nın 212 ve 504. maddelerinde öngörülen cezaların miktarına göre aynı Yasanın 102/3 ve 102/4. maddelerinde beş ve on yıllık dava zamanaşımı öngörüldüğü, zamanaşımını kesen 18/01/2001 günlü sorgu işlemi ile inceleme tarihleri arasında bu sürenin gerçekleştiği, sanıklar ..., ..., ... ve ...'nun S.S. ... Yapı Kooperatifi başkanı müşteki ...'a yönelik ikna suretiyle irtikap suçunun 1995 yılında işlendiğinin iddia edildiği, aynı Yasanın 102/3 ve 104/2. maddelerinde belirlenen 15 yıllık asli ve ilave dava zamanaşımı süresinin suç ve inceleme tarihleri arasında tahakkuk ettiği anlaşıldığından CMUK'nın 322/1 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca davaların zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE, Yukarıdakiler dışında kalan sanıklar ve suçlar hakkında verilen hükümlere gelince; İncelenen dosya içeriğine göre duruşma tutanaklarından 24/11/2000 günlünün 4 ila 20., 18/01/2001 günlünün 1 ila 3., 15/03/2001 günlünün 4 ila 13., 10/05/2001 günlünün 1 ila 6., 21/06/2001 günlünün 1 ila 10., 17/07/2001 günlünün 1 ila 7., 13/9/2001 günlünün 1 ila 3., 29/11/2001 günlünü 1 ila 3., 11/07/2002 günlünün 1. sayfalarının, 17/04/2002 ve 25/12/2002 günlü olanların ise tamamını dosyada bulunmadığı, tevdi kararımız üzerine yazı işleri müdürü tarafından onaylanarak gönderilen fotokopilerinin kaynağının belli olmadığı, bir kısmının yazı ve imzalarının okunaksız olduğu, 17/04/2002 günü yapıldığı ve bazı sanıkların savunmalarının bulunduğu anlaşılan duruşmaya ait tutanağın fotokopisinin dahi bulunmadığı, 25/12/2002 günlü olanın imzasız fotokopiden ibaret olduğu, 13/09/2001 günlü tutanağın son üç sayfasında katip tarafından imzalanmadığı ve hükme esas alınamayacaklarının anlaşılması karşısında, duruşmaların nasıl yapıldığını, kanunda belirtilen usul ve esaslara uygun yapılıp yapılmadığını gösteren ve CMK'nın 221. maddesinde belirtilen hususları içeren tutanak tutulmaması, imzasız bırakılması veya tutulmuş ise denetime olanak verecek şekilde dosyasında muhafaza edilmemesi suretiyle CMK'nın 219, 220, 221 ve 222. maddelerinin amir hükümlerine aykırı davranılması, Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'nin duruşmadaki beyanlarına ve tutanaklara nazaran bu sanıkların hazırlık aşamasında polis ve savcılıkça beyanlarının alındığı ancak bunların bir kısmının dosyada bulunmadığı, bulunanların ise tasdiksiz fotokopi olduğu, 18/05/2004 günlü tutanakta sanık ...'ın ... 5. Ağır Ceza Mahkemesince talimat yoluyla savunmasının alındığının belirtilmesine rağmen dosyada bulunmadığı, hükme esas alınan bilirkişiler kurulu raporunun ilk sayfası dışında onaysız fotokopi olduğu, ayrıca bu raporun 3. sayfasında bilirkişiler incelenen dava dosyasının yaklaşık elli klasör olduğunu belirtikleri ancak temyiz incelemesine gönderilen dava evrakının otuz dosya ve klasörden oluştuğu, belgelerin içeriklerini gösteren dizi pusulası yapılmadığı ve sistemli oluşturulmadığı için noksanlıların tümünün saptanamadığı dikkate alınarak, sanıkların hazırlık beyanlarının, bilirkişi raporu ve hükme esas alınan diğer belgelerin asılları ve onaylı örneklerinin temin edilmesi ve temyiz incelemesinin doğru yapılabilmesi için dosyasına eklenmesi yerine, noksan araştırma ile yazılı biçimde hüküm kurulması, 5252 sayılı Yasanın 9/3 ve CMK'nın 34 ve 230. maddelerine uygun olarak lehe olan hükmün; önceki ve sonraki kanunların bütün hükümlerinin olaylara uygulanarak ortaya çıkan sonuçlarının birbiriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenmesi, her iki Kanunla ilgili uygulamanın denetime olanak verecek şekilde kararda gösterilmesi ve tüm bunların gerekçelerine de yer verilerek hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi, Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... ’ın hükmün 1. bendine konu sahtecilik suçlarından verilen hükmün incelenmesinde; “Çalkaya Belediye Başkanı olan sanık ..., belediye yazı işleri müdürü sanık ..., fen memuru ..., belediye meclis üyeleri ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...’ın sanıklar ... ve ... ’ın kurmuş oldukları paravan kooperatifler aracılığı ile Çalkaya Belediyesi sınırları içerisinde olan arsa ve arazilerden bir kısmını usulsüz tahsis edilme işlemine alınan sahte meclis kararlarıyla katıldıkları ve eylemlerinin evrakta sahtecilik suçunu oluşturduğu” kabul edilirken suçun konusunu oluşturan sahte kararların hangileri olduğu, aldatma yeteneklerinin bulunup bulunmadığı, kanıtları da gösterilip tartışılarak sanıkların bu sahtecilik fiillerine ne şekilde katıldıkları karar yerinde açıklanıp gösterilmeden soyut ve eksik gerekçelerle yazılı biçimde mahkümiyetlerine karar verilmesi, Kabule göre de; Kamu görevlisi olmayan sanıklar bakımından 5237 sayılı TCK'nın 204/1. maddesinin lehe olacağının gözetilmemesi, Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... , ..., ..., ... ve ...'nun hükmün 2/a, b, c, d ve e bentlerine konu zimmet, sahtecilik ve rüşvet fiillerinden kurulan hükümlerin incelenmesinde; Sanıklar ... ve ...'ın yanlarında çalıştırdıkları kişilere S.S. ... ve S.S. ... Arsa ve Konut Yapı Kooperatiflerini kurdurdukları, belediyeye ait arazilerin tahsisi ve satış işlemlerini yürüten Belediye Başkanı ..., Yazı İşleri Müdürü ... ve fen memuru ...'ın bunlarla işbirliği içerisinde oldukları, sahte olduğu anlaşılan 12/10/1998 tarih ve 66/169 sayılı Belediye Encümen kararı dayanak yapılarak toplam 498.247 metrekare araziyi çok düşük bedelle Antalya 3. Tapu Sicil Müdürlüğü tarafından düzenlenen 21/10/1998 tarih ve 8136 sayılı resmi senetle adı geçen kooperatiflere satışının yapıldığı, satışı belediye adına başkan ...'ın, alım işlemini ise kooperatifleri temsil eden ancak sanıklar ... ve ...'nın yanında çalışıp onların talimatıyla hareket eden ..., ..., ... ve ...'nun yaptıkları, sanıklar resmi senet yazılı ve peşin alındığı belirtilen 99.660.800.000 TL arsa bedelinin belediye kayıtlarına intikal ettirilmediği, bu usulsüz işlere karşılık sanık ...'a 40 milyar rüşvet verildiği iddia ve kabul edilmiş ise de; yapılan işlemin amacının kamu görevlisi olan sanıkların koruması altında bulunan taşımazların, paravan olarak kurulan kooperatiflere sahte karalarla ... gösterilerek menfaat sağlamak ve paylaşmak olduğu, suçun konusunu usulsüz olarak ... gösterilen taşınmazların oluşturduğu ve bu nedenle fiillerinin bütün halinde nitelikli zimmet ve buna iştirak vasfında olduğundan, 5237 sayılı TCK'nın 212 ve 40/2. maddeleri de dikkate alınıp lehe yasa saptandıktan sonra buna göre hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, yazılı biçimde sahtecilik, zimmet ve rüşvet suçlarından mahkümiyetlerine karar verilmesi, İddianame içeriğine göre bu fiilden dolayı sanık ... hakkında da kamu davası açıldığı halde hüküm kurulmaması, Kabule göre de; Rüşvet verme suçunu işledikleri kabul edilen sanıkların fiilleri 765 sayılı TCK'nın 213/1. maddesine temas ettiği halde rüşvet almayı düzenleyen 212. maddenin uygulanması, Beyanlarda ve bilirkişi raporunda kooperatiflerin sonradan verdiği muvafakatname ile tahsis kararının iptal edilerek tekrar belediye adına tescil edildiğinin bildirilmesine rağmen olayda 5237 sayılı TCK'nın 248. maddesinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının tartışılmaması, Atılı zimmet suçunu TCK'nın 53/1-a maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işleyen sanık ... hakkında 53/5. maddenin uygulanmaması, Sanıklar ..., ... ve ... 'ın ihaleye fesat karıştırma suçlarından (hükmün 3. bendine konu) verilen hükmün incelenmesinde; Belediye tarafından yaptırılan sayısallaştırma işlerinin usulüne uygun ihale yapmadan veya yapılmış göstererek, sanıklar ... ve ... 'ın sahibi olduğu Sahil Mühendislik ve ... şirketlerine para aktarılmasını sağlamak için verildiği, soruşturma aşamasına kadar ihalelere konu iş ve hizmetler teslim edilmediği halde bedelleri olan toplam 692.304.600.000 TL'nin 1999 yılı Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında anılan şirketlere ödendiği, yaklaşık on sekiz ay sonra sayısallaştırma işlemiyle ilgili disket ve dökümanın varlığı ileri sürülerek eksik olarak teslim edildiğinin iddia ve kabul edilmesine göre, sanıkların amacının usulsüz olarak oluşturan ihale karar ve işlemleriyle hizmet alınmış gösterilerek Belediye Başkanı sanık ...'ın koruma ve gözetimle yükümlü olduğu belediye parasının mal edinilmesi olduğu, gerçekte bir ihale yapılmadığı için olayda ihaleye fesat karıştırma suçunun unsurlarının bulunmadığı, bu nedenle sübutu kabul edilen eylemlerin nitelikli zimmet suçunu oluşturacağı dikkate alınmadan yazılı biçimde, 5237 sayılı TCK'nın 235. maddesi uyarınca mahkümiyetlerine karar verilmesi, ayrıca bu suçu 53/1-a maddesindeki yetkisini kötüye kullanarak işleyen sanık ... hakkında aynı maddenin 5. fıkrasının tatbik edilmemesi, 05/10/2000 günlü iddianamenin ikinci bölümüne ve 10/11/2000 tarihli ek iddianamenin 5. sayfasının birinci paragrafına göre Belediye Yazı İşleri Müdürü ... ve anılan şirketlerin ortakları olan sanıklar ... ve ... haklarında da bu fiilden dolayı dava açılmasına rağmen hüküm kurulmaması, Sanıklar ..., ..., ... ve ...'nın hükmün 4/a-b bendine konu olan sahtecilik ve ihaleye fesat karıştırmak suçlarından verilen hükmün incelenmesinde; Belediyenin malı olan 226 ada 2 nolu parseldeki 5532 metre karelik taşınmazın taraflar arasında sözleşme yapılarak Yap İşlet Devret modeli ile benzin istasyonu yapılmak üzere sanık ...'ya verildiği, sözleşmede taşınmazın satışı ile ilgili bir hüküm bulunmadığı halde, Encümen defterinde kaydı bulunmayan ve sahte olan 11/03/1999 tarih ve 84 sayılı karara dayanılarak ihaleye çıkarılmış gösterildiği, sanık ...'ın yanında ihaleye katıldığı söylenen Sahil Mühendislik ve Karakartal şirketlerinin ... ve ... 'a ait olduğu ve gerçekte ihale yapılmadığı, gerçek değeri yaklaşık yüz milyar olan taşınmazın en yüksek teklifi vermiş gösterilen ...'a belediye başkanı sanık ... tarafından 26/03/1999 tarihinde resmi senetle 10.100.000.000 TL karşılığında satılarak tapusunun verildiği, daha sonra olası iptalleri önlemek amacıyla sanık ...'ın yanında çalışan ...'in eşi olarak bilinen ...'ya devredildiğinin iddia ve kabul edilmesi karşısında; olayda gerçek bir ihalenin bulunmadığı, belediyenin sahibi olduğu ve başkan olması nedeniyle sanık ...'ın muhafaza ile yükümlü olduğu suç tarihindeki değeri 100 milyar olduğu ifade edilen taşınmazın belediye kayıtlarında bulunmayan sahte kararla ... gösterildiği, sabit addedilen fiilin nitelikli zimmet ve buna katılma suçlarını oluşturacağı, sahte karar ve ihale işleminin zimmeti gizleme yönelik olduğu gözetilip, 5237 sayılı TCK'nın 212 ve 40/2. maddeleri gözönünde bulundurularak lehe yasanın tespitinden sonra buna göre uygulama yapılması yerine, yazılı biçimde karar verilmesi, Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... , ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'nun hükmün 5/c-d-e ve 18. benlerine konu edilen zimmet, sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından verilen hükümlerin incelenmesinde; Sanıklar ... ve ... 'ın yanlarında çalıştırdıkları kişilere sanık ...'nun yönetim kurulu başkanı olduğu S.S. Pazarcılar Arsa ve Konut Yapı Kooperatifini paravan olarak kurdurdukları, Belediye Encümenin 21/07/1997 günlü 260 sayılı kararı ile toplamı 173.216 metrekare, 11/02/1999 gün ve 58 sayılı kararlarıyla da toplamı 155.852 metrekare olan mandıralar bölgesindeki arazilerin bu kooperatife ceman 107.863.086.822 TL karşılığı satışına karar verildiği, ancak bu kararların sahte olduğu ve belediye kayıtlarında bulunmadığı, daha sonra bu sahte kararlar dayanak yapılarak kooperatife belediye başkanı tarafından resmi senetle satılarak tapularının verildiği, resmi satış senetlerine göre satımı yapan sanık ...'ın peşin aldığı belirtilen satış bedelinin belediye hesaplarına girmediği, usulsüz işlemlerde araç olarak kullanılmak üzere kurulan kooperatifin yönetim kurulu üyeleri ... ve yargılama sırasında ölen ...'ün tahsis istemleri üzerine kooperatifin göstermelik üyeleri ..., ..., ..., ..., ... ve ...'a devrinin yapıldığı, taşınmazların 80.000 metrekarelik kısmının 18/09/1998 günü sanık ... ... ait Palmar Su Ürünleri Endüstri Şirketine dört milyar lira üzerinden satıldığı, aynı gün 80.000 m2'lik bu taşınmazın Amir ... Saber'in Halk Bankasında kullanacağı kredinin teminatı olarak 1.200.000.000.000. lira bedelle, adı geçen banka lehine ipotek tesis edilerek kredi alındığı, satışa katılan kişilerden ... ve ...'nın sanık ... ...'ın şoför ve koruması, diğerlerinin ise sanıklar ... ve ...'ın yanında çalışan kişiler oldukları ve gerçekte üye olmadıklarının iddia ve kabul edildiği, kooperatifin 8.666.250.000 liraya almış gözüktüğü toplamı 80.000 m2'lik arsanın dahi 1,2 trilyonluk krediye karşılık teminat olarak kabul edildiğine göre belediyede sahte kararlara dayanılarak çok ucuza alınan arazilerin oldukça fazla fiyatlarla pazarlanarak önemli miktarlarda çıkar sağlandığı, açıklanan eylemlerle sanıkların işbirliği içerisinde hareket ederek kamu görevlisi olan sanıkların koruması altında bulunan taşınmazları belediye hesaplarına da intikal ettirilmeyen çok düşük bedellerle ... göstererek mal edindikleri, bu nedenle sabit kabul edilen fiillerinin müteselsilen nitelikli zimmet ve buna iştirak niteliğinde olduğu gözetilerek, 5237 sayılı TCK'nın 212 ve 40/2. maddeleri de dikkate alınıp lehe yasa saptandıktan sonra buna göre uygulama yapılması yerine, yazılı biçimde hüküm kurulması, 05/10/2000 tarihli ana iddianamenin 4. bölümündeki anlatıma ve sevke göre sanıklar ... ve ... haklarından da bu fiilden dolayı kamu davası açıldığı halde bir karar verilmemesi, Atılı suçu zimmet suçunu TCK'nın 53/1-a maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işleyen sanık ... hakkında 53/5. maddenin uygulanmaması, Sanıklar ..., ..., ... ve ...'ın hükmün 6/a-c-d benlerine ve 17. bendin 6. fıkrasına konu edilen zimmet, dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarından verilen hükümlerin incelenmesinde; Belediye Encümeninin almış olduğu 15/02/1999 gün ve 39 sayılı kararla Mandıralar 1718 ada 7 nolu parselin sanık ...'in yetkilisi olduğu Özel Ansa Sağlık Hizmetleri A.Ş.'ne, aynı tarihli ve 41 sayılı kararla aynı yerde 1738 ada 7 nolu ve 1241 ada 26 nolu parsellerin ...'e satışına karar verildiği, ancak bu kararların belediye kayıtlarında bulunmadığı, encümen tutanak defterindeki bilgilere göre anılan sayılı kararların kağıt alımı ve kepçe parası ödenmesine ilişkin olduğu ve dolayısıyla sahte oldukları, bu sahte kararlara dayanılarak Tapu Sicil Müdürlüğünde 13/04/1999 tarih ve 2330 yevmiye nolu işlemle adı geçen şirkete, 16/04/1999 gün ve 2519 yevmiye nolu işlemle ...'e belediye başkanı ... tarafından satılarak tapularının devredildi, şirket adına alım işleminin sanık ...'ın tarafından yapıldığı, satış senetlerinde düşük gösterilen taşınmaz bedellerinin de ödenmediği ve belediye hesaplarına intikal ettirilmediğinin iddia ve kabulü karşısında, sanıkların fiillerinin belediye başkanı olan sanık ...'ın koruma ve gözetimle yükümlü olduğu taşınmazların başkasına mal edinilmesi ve dolayısıyla nitelikli zimmet vasfında olduğundan, 5237 sayılı TCK'nın 212 ve 40/2. maddeleri dikkate alınıp lehe yasa belirlendikten sonra buna göre uygulama yapılması yerine, yazılı biçimde hüküm kurulması, 05/10/2000 tarihli ana iddianamenin 7. bölümündeki anlatıma ve sevke göre sanık ...'ın sahte kararı onaylayıp tapuya vermek suretiyle suça katıldığı iddia edilerek kamu davası açıldığı halde bu sanıkla ilgili karar verilmemesi, Sanık ...'ın sabit kabul edilen eylemleri bütün halinde nitelikli zimmete katılma vasfında olduğu halde, bölünerek sahtecilikten mahkümiyetine, zimmete iştirak ve dolandırıcılıktan beraetine karar verilmesi, Zimmet suçunu TCK'nın 53/1-a maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işleyen ve lehine görülen 5237 sayılı TCK'nın 247. maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilen sanık ... hakkında 53/5. maddenin uygulanmaması, Sanık ...'ın 17/06/2002 günlü iddianamede yer alan ve sahtecilik ve dolandırıcılıktan dava açılan fiiliyle ilgili (hükmün 12/a-b bentlerine konu olan) verilen hükümlerin incelenmesinde; Belediye yazı işleri müdürü olan sanığın mükerrer olarak bastırdığı muhasebe kayıtlarında gözükmeyen 35501-35550 seri nolu bir cilt tahsilat makbuzunu kullanarak 31/03/1997 ve 10/12/1998 tarihleri arasında tahsil ettiği paraları kayıtlara intikal ettirmeyerek zimmetine geçirdiği, ilgili belediye 25/10/2001 günlü yazısında sanığa para tahsil görev ve yetkisinin verilmediğini bildirmiş ise de, sanığın hazırlıktaki beyanına göre tahsilatı yapan servis elemanlarının mazeretli olduğu zamanlarda fiilen tahsilat yaptığı, ayrıca görevi nedeniyle belediyenin para ve mallarını koruma yükümlülüğü bulunduğundan mahkemece eylemin müteselsil nitelikli zimmet kabulünde bir isabetsizlik bulunmamakta ise de; zimmet sayılan eyleminin içerisinde kalan “sahte bastırdığı makbuzları kullanması” ayrıca dolandırıcılık kabul edilerek zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararı verilerek hükümde çelişki yaratılması, 5237 sayılı TCK'nın 212. maddesi dikkate alınarak unsurlarının varlığı halinde sahtecilikten de hüküm kurularak sonucuna göre lehe yasanın belirlenmesi gereğine uyulmaması ve hakkında aynı kanunun 53/5. maddesinin uygulanmaması, Sanık ...’un hükmün 13. bendine konu icbar suretiyle irtikap suçundan kurulan hükmün incelenmesinde; 10/11/2000 tarihli iddianame içeriğine göre özetle “Antalya Emniyet Müdür Yardımcısı olarak görev yapan sanığın organize suç örgütünün başında yer alan ... ile ilişkisinin bulunduğu, bu kişiyi rant da pay almaya çalışan diğer gruplara karşı koruduğu ve bu şekilde görevini kötüye kullanarak ...'dan menfaat temin etmek suretiyle irtikap suçunu işlediğinin” iddia edilmesine rağmen, “... ve ... ile kurduğu yakın ilişki nedeni ile bölge halkı üzerinde taşınmazlarını devretmeleri konusunda baskı oluşturduğu, böylece icbar sureti ile irtikap suçunu işlediğinden” bahisle iddianamede yer almayan fiilden dolayı hüküm kurulması suretiyle CMK'nın 225/1. maddesine muhalefet edilmesi, İcbar suretiyle irtikap suçunun, kamu görevlisinin yürüttüğü görevin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle ferdi icbar etmesi, belli bir manevi şiddete ulaşmış manevi cebrin etkisinde kalan ferdin hukuka aykırı olduğunu bilmesine rağmen kamu görevlisinin haksız işlemini önlemek zorunluluğunda kalarak ona veya başkasına yarar sağlaması veya vaatte bulunması ile oluşacağı gözetilerek, sanığın haksız işlemlerinin ve kullandığı cebrin neler olduğu ve kimlere yönelttiği, kimden ne kadar çıkar sağladığı ve bunları gösteren kanıtlar karar yerinde açıklanıp tartışılmadan noksan gerekçe ile hüküm kurulması, İrtikap suçunu TCK'nın 53/1-a maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işleyen ve lehine görülen 5237 sayılı TCK'nın 250. maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilen sanık hakkında 53/5. maddenin uygulanmaması, Sanık ...'in hükmün 14. bendine konu ikna suretiyle irtikap suçundan verilen hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Olay tarihinde Antalya Tapu Kadastro Bölge Müdürü olarak görev yapan sanığın Çalkaya Belediyesi sınırları içindeki kamu arazilerini, sanık ... Başkanı ... ile birlikte pazarlayan sanıklar ... ve ... ile çıkar ilişki içine girdiği eylemleri ile onları yönlendirdiği ve böylece ikna sureti ile irtikap suçunu işlediği iddia ve kabul edilmiş ise de; bu suçun oluşması için mağdurun, kamu görevlisinin istediği çıkarın yasa ve görevi gereği verilmesi gerektiğine hileli davranışlarla inandırılmış olması gerektiği, somut olayda ise menfaati sağlayan kişilerin meşru zeminde bulunmamaları ve sağladıkları çıkarın yasal olmadığını bilmeleri nedeniyle ikna suretiyle irtikap suçunun unsurlarının gerçekleşmediği, ancak elde ettiği yarar karşılığında yaptığı işlemlerin görevine girmesi ve yasaya uygun yapılmış olup olmamasına göre rüşvet almak veya görevi kötüye kullanma suçlarını oluşturabileceği nazara alınarak, yaptığı işlemlerin neler olduğu, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişilerle vardığı anlaşma çerçevesinde yapılıp yapılmadığı, anlaşma ya da sağlanan çıkarın işin yapılmasından önce olup olmadığı ve miktarı saptandıktan sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri yerine noksan inceleme ve hatalı nitelendirme sonucu yazılı biçimde hüküm kurulması, İrtikap suçunu TCK'nın 53/1-a maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işleyen ve lehine görülen 5237 sayılı TCK'nın 250. maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilen sanık hakkında 53/5. maddenin uygulanmaması, Sanık ... ile ilgili temyiz itirazlarına gelince; 10/11/2000 tarihli ek iddianame içeriğine nazaran bu sanık hakkında müteselsil dolandırıcılık suçundan kamu davası açıldığı halde hüküm kurumaması, Kanuna aykırı ve sanıklar, müdafiiler, O Yer C.Savcısı ve katılan hazine vekilinin temyiz itirazları ile sanık ... müdafiin duruşmalı inceleme sırasındaki sözlü savunmaları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 26/03/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. 26/03/2012 tarihinde verilen iş bu karar 28/03/2012 tarihinde Yargıtay C.Savcılarından ... hazır olduğu halde sanık müdafiileri Av. ... ve Av. ...'in yüzüne karşı tefhim olundu.
Ceza Genel Kurulu, 2017/1032 E., 2022/544 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
(.) ve ...’nin 765 sayılı (mülga) TCK’nın 168/2, 3713 sayılı Kanun’un 5, 765 sayılı (mülga) TCK’nın 59, 31, 33 ve 40. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına, cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin ...
Ceza Genel Kurulu         2017/1032 E.  ,  2022/544 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi:Ağır Ceza Ülke topraklarının bir kısmını Devlet egemenliğinden ayırmaya yönelik eylemlerde bulunma ve silahlı terör örgütüne üye olma suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılamasında sanıklar. (.) ve ...’nin 765 sayılı (mülga) TCK’nın 168/2, 3713 sayılı Kanun’un 5, 765 sayılı (mülga) TCK’nın 59, 31, 33 ve 40. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına, cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin ... (Kapatılan) 4 Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesince verilen 22.04.1998 tarihli ve 16-146 sayılı hükmün Cumhuriyet savcısı ve sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 02.09.1998 tarih ve 2771-2149 sayı ile; Sanıkların, Hizbullah Örgütünün ‘İlim Cemaati’ adına faaliyet gösterdiği sırada yakalandığı bildirilen .’un beyanları üzerine gözaltına alındıkları ... Emniyet Müdürlüğünün 15.12.1995 günlü fezlekesinden anlaşılmasına göre duruşma tensip tutanağının 7 nci maddesinde verilen karar gereği yerine getirilmeden ve adı geçenin sanıklarla ilgili beyan örnekleri dosya içerisine konulup tüm deliller birlikte tartışılıp değerlendirilmeden eksik soruşturmaya dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması...” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan ... (Kapatılan) 4 nuumaralı Devlet Güvenlik Mahkemesince 23.03.2004 tarih ve 217-93 sayı ile; sanıkların Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının tamamını ya da bir kısmını tağyir tebdil ve ilgaya teşebbüs suçu uyarınca 765 sayılı (mülga) TCK.’nın146/1, 59, 31, 33 ve 40. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına, cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin verilen hükmün Cumhuriyet savcısı ve sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince üzerine 10.11.2004 tarih ve 5304-5876 sayı ile; Sanıklar ... ve ve . (. ile ilgili yapılan incelemede; a- Katıldıkları kabul edilen eylemlerde talimat verdiği iddia edilen . isimli şahıs yeterince araştırılıp, hakkında açılmış dava bulunup bulunmadığı saptanmadan hüküm tesisi, b- Sanıklarla birlikte eylem yaptıkları iddia ve kabul edilen ... hakkında açılmış bulunan davanın akıbeti araştırılarak, gerektiğinde delillerin birlikte değerlendirilmesi için davaların birleştirilmesi yoluna gidilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, c- Mağdurlar .ve.asına karar verilmiştir. Bozmaya uyan ... (Kapatılan) 6. Ağır Ceza Mahkemesince 19.10.2007 tarih ve 5-375 sayı ile anıkların Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın tamamını ya da bir kısmını tağyir, tebdil ve ilgaya teşebbüs suçu uyarınca 765 sayılı (mülga) TCK’nın146/1, 59, 31, 33 ve 40. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına, cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin verilen hükmün sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 16.05.2008 tarih ve 3848-6254 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 17.11.2016 tarih ve 381441 sayı ile; 1-..) klasör 1 dizi 102-101’deki savcılık beyanında, klasör 1 dizi 103-107’teki sorgu beyanında, 18.03.1996 tarihinde 1996/16 esas sayılı dava dosyasında duruşmada alınan savunmasında, Hizbullah örgütü üyesi olmadığını, kolluk beyanının baskı ve zora dayalı olduğunu, kollukça yapılan yer göstermelerin gerçek olmadığını, kendisinin yer gösterme yapmadığını beyan etmiştir. Sanık ... Kl-1 Dizi 98' deki DGM Cumhuriyet savcılığı, Dizi 103-104' deki DGM Yedek Üyeliği ve Mahkemedeki duruşma ifadelerinde suçlamaları kabul etmediğini, Hizbullah terör örgütü üyesi olmadığını belirterek, kolluk ifadesinin ve yer gösterme işleminin baskıya dayalı olarak gerçekleştirildiğini, bu ifadelerin kendisine gözleri kapalı olarak imzalatıldığını söylemiştir. Turgut Barut tanık sıfatıyla mahkemede 27.10.1998 tarihli celsede alınan beyanında, kendi dosyasında yargılandığı kolluk ve savcılık ve keşif zaptındaki ifadeleri kabul etmediğini, huzurdaki sanıkların hizbullah örgüt üyesi olup olmadığını bilmediğini beyan etmiş, 1998/221 esas sayılı dava dosyasında yargılanan ... Özboğa ve ... yönünden Turgut Barut tanık olarak dinlendiğinde, Turgay ve ...’i tanımadığını, yer göstermeleri kabul etmediğini, polislerce kendisine baskı yapıldığı için Cumhuriyet savcısı huzurunda yer gösterme yaptığını ancak yer göstermenin doğru olmadığını beyan etmiş, sorgu hakimi huzurundaki beyanında ise, kolluk beyanını kabul etmediğini, kimseyi yaralamadığını, kimsenin evine bomba atılması eylemine katılmadığını beyanla suçlamaları reddetmiştir. Baskıya dayalı olduğu bildirilerek sonradan geri alınan, hazırlık soruşturmasında, hakları hatırlatılmadan alınan ikrarların, hükme esas alınarak mahkûmiyet kararı verilmesi usul ve yasaya, hakkaniyetli yargılama ilkesine aykırıdır. 2- Sanıklara yükletilen tüm eylemlerin mağdurları ve/veya tanıkları sanıkları teşhis etmemişlerdir. Eylemlerde kullanılan silahlar da sanıklarda ele geçmemiştir. Sanıkların baskıya dayalı olduğunu belirterek kabul etmedikleri ve geri aldıkları kolluk ifadelerindeki çelişkili ikrarlar dışında, isnat olunan eylemleri işlediklerine ilişkin kuşku sınırlarını aşan yeterli, kesin ve inandırıcı delil bulunmamaktadır. 3- Şüpheli hakları 1412 sayılı (Mülga) Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası’nda 135 ve 135/A maddesinde düzenlenmiştir. 135. maddede Zabıta amir ve memurları ile Cumhuriyet savcısı tarafından ifade almada ve hakim tarafından sorguya çekilmede, ‘Müdafi tayin hakkının bulunduğu, müdafi tayin edebilecek durumda değilse baro tarafından tayin edilecek bir müdafi talep edebileceği ve onun hukuki yardımından yararlanabileceği, isterse müdafiin soruşturmayı geciktirmemek kaydı ile ve vekaletname aranmaksızın ifade veya sorguda hazır bulunacağı bildirilir; yakınlarından istediğine yakalandığını duyurabileceği söylenir. İsnad edilen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni hakkı olduğu söylenir’ şeklinde şüpheliye susma hakkı, müdafi tayin hakkı gibi haklarının bildirilmesini amir olmasına rağmen, dosyadaki hükme esas alınan kolluk, savcılık ifade ve yer gösterme tutanakları ile sorgu tutanaklarında emredici bu hususlara riayet edilmemiştir. 4- 1412 sayılı (Mülga) Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası’nda, CMK'dan farklı olarak soruşturma aşamasında yer gösterme düzenlenmemiştir. Fiilen uygulanan yer gösterme işlemiyle şüphelinin bilgisine başvurulmasına göre, ifade almada olduğu gibi, bu işlemin mutlaka şüphelinin özgür iradeye dayalı rızası ve hakları hatırlatılmak suretiyle var ise, veya zorunlu ise müdafi huzurunda, ifade almadaki usullere uyularak yapılması gerekirken, hükme esas alınan tüm yer gösterme tutanaklarında buna uyulmamıştır. 5-Tüm sanıklar kolluk ifade tutanakları ve ifadeli yer gösterme tutanaklarını kabul etmeyip, işkence ve baskı altında, gözleri kapalı halde imzaladıklarını yargılama aşamasında beyan etmelerine rağmen, kolluk tutanaklarının hukuka aykırı delil mahiyetinde olup olmadıklarının tespiti bakımından tutanak mümzileri görevliler duruşmada tanık sıfatıyla dinlenmeyip, sanık beyanları görmezden gelinerek, kolluk tutanaklarının mahkûmiyet hükmüne esas alınması, usul ve yasaya, hakkaniyetli yargılama ilkesine aykırıdır. 6- Gerekçeli kararda hükme esas alınan, sanıkların baskı altında gözleri kapalı hâlde imzalamak zorunda kaldıklarını beyan ettikleri kolluk beyanlarında yer alan; . Mahallesi, .Sokak, 1. . içerisinde bir şahsın kesici aletle yaralanması; . Mahallesi, . Sokak içerisinde bir şahsın silahla yaralanması; .a Mahallesi . Sokak içerisinde bir şahsın silahla yaralanması; . Caddesi, .Sokak girişinde bir şahsın kesici aletle yaralanması; .Mahallesi, Leylekbahçesi Sokak içerisinde bir şahsın yaralanması; .Camii yanında, . Sokak üzerinde bir şahsın kesici aletle yaralanması; .Caddesi üzerinde, . Apartmanı ile .Apartmanı arasında bir şahsın yaralanması; . Mahallesi, .e Sokak ile 1. . Sokağın kesiştiği yerde bir şahsın kesici aletle yaralanması eylemi’ gibi, çok sayıda silahlı eyleme ilişkin eylem evrakının bulunamadığının kabul edilmesine göre, güvenilirliği kuşkulu kolluk beyanlarının mahkumiyet hükmüne esas alınması usul ve yasaya, hakkaniyetli yargılama ilkesine aykırıdır. 7- Yine, Kl-1 dizi 39’daki tanık .’in hazırun olarak imzaladığı yer gösterme tutanağı ile ilgili ‘Tanığın mahkemece 03.03.1996 tarihli celsede alınan beyanında, kendisinin olay yerinde olmadığını, sanıkları görmediğini, görevli polis memuru arkadaşlarla.’da bulunan karakola çağırdıklarını, kendisine bu şahıslar ifadeler verdiler, kendilerinin de bu konuda tutanak tutuklarını bunu imzalayın dediklerini, kendisinin de tutanağı okumadan imzaladığını, yer gösterme tutanağındaki imzanın kendisine ait olduğunu ancak tutanak içeriğini okumadan imzaladığını beyan etmesi’; Klasör 1 Dizi 37’deki yer gösterme tutanağında imzası bulunan esnaf . ile duruşmada dinlenen tutanak hazırunları . ve .'ın mahkeme beyanlarında; yer göstermeye katılmadıklarını, evrakı sonradan polisin isteği üzerine imzaladıkları şeklindeki beyanlar ile sanıkların yer gösterme yapmadıklarına dair beyanlar dikkate alındığında, sanıkların müdafisi huzurunda düzenlenmemiş, güvenilirliği kuşkulu kolluk yer gösterme tutanaklarının mahkumiyet hükmüne esas alınması usul ve yasaya, hakkaniyetli yargılama ilkesine aykırıdır. 8- Dosya sanıklarından Sanık ... kolluk beyanı ve Cumhuriyet savcısının katılımıyla yapılan yer göstermede, ‘... ile birlikte .isimli örgüt mensubunun talimatı üzerine, 23.12.1993 tarihinde . Mahallesi,. Sokak içerisindeki.bahçesinde .’ un satırla yaralanması, 25.8.1993 tarihinde.Caddesi, . Caddesinde .in silahla öldürülmesi, 27.2.1994 tarihinde.Caddesi, . Kahvehanesinde .ın silahla öldürülmesi, 17.7.1994 günü . Mahallesi,. Sokak ve . Sokağın kesiştiği yerde . 'ın kesici aletle yaralanması, 18.5.1994 tarihinde . İlköğretim okulu yanında . ın kesici aletler yaralanması, 24.2.1994 günü . Semti . camii yanında.' ün keci aletle yaralanması,. Mahallesi .sokak birinci geçit içerisinde bir şahsın silahla yaralanması, . mahallesi dabanoğlu sokak içerisinde bir şahsın silahla yaralanması, .Mahallesi . oğlu sokak içerisinde bir şahsın silahla yaralanması, melikahmet caddesi .Sokak içerisinde bir şahsın silahla yaralanması, . Mahallesi . sokak içerisinde bir şahsın silahla yaralanması, 2.4.1993 günü .Caddesi . Lisesi yanında .in kesici aletle yaralanması, .i yanında . sokak üzerinde bir şahsın kesici aletle yaralanmas.caddesi üzerinde . apt. ve .apt. arasında bir şahsın silahla yaralanması, 1.9.1994 tarihinde .tren yolu kenarında . isimli şahsın kesici aletle yaralanması ve .Mahallesi . Sokak ile . Sokağın kesiştiği yerde bir şahsın kesici aletle yaralanması’ eylemlerine katıldığını söylemesine rağmen, sanığın suçlamaları kabul etmeyerek, kolluk ifadesinin baskı ve işkenceye dayalı olduğunu, bunun etkisinde kalarak katılmadığı eylemleri kendisi yapmışçasına kabullendiğini, C. Savcısına da kafasından uydurmak suretiyle bazı eylemleri açıklamak zorunda kaldığını belirterek suçsuz olduğunu öne sürmesi nedeniyle, yerinde olarak, sanık ...'in anılan eylemlere katıldığı sabit görülmediği halde; aynı konumdaki sanıklar hakkında farklı düşünülerek, baskı ve işkenceye dayalı olduğu beyan edilen kolluk ifadelerinin mahkûmiyet hükmüne esas alınması usul ve yasaya, hakkaniyetli yargılama ilkesine aykırıdır. Ayrıca 25.8.1993 tarihinde . caddesi . caddesinde .in silahla öldürülmesi eyleminin, kolluk ve savcılık beyanında dosya sanıklarından Sanık . tarafından üstlenilmesi nedeniyle,.'in silahla öldürülmesi eylemi sanık ...'e atılı olarak kamu davası açıldığı halde, .'in ölmeyip, olay nedeniyle basit nitelikte yaralandığının sonradan anlaşılması, kolluk beyanları kadar, dosyadaki savcı huzurunda alınan beyanların da ne kadar muteber olduğunu göstermektedir. 9-Kabule göre, bir an için sanıkların atılı eylemleri işlediği sabit kabul edilse bile, Yargıtay uygulamasına göre, atılı basit yaralama ve kundaklama eylemlerinin 765 sayılı (Mülga) TCK'nın 146. maddesi kapsamında vahim eylemler olarak kabul edilemeyeceği hususu göz ardı edilmiştir. CGK, Sorgu savunma vasıtası olup, kanıt elde edilmek üzere kabul edilmiş bir kurum değildir. Ancak maddi gerçeğin hakim tarafından öğrenilmesinde değerlendirilebilir. Bunun için beyanın kendiliğinden olması, yani cebir veya tazyik altında yapılmaması koşuldur. CYUY.nın 247. maddesine göre, duruşma dışındaki ikrarı içeren tutanağın kanıt olabilmesi için ikrarın hakim önünde yapılması zorunludur. Savcılık veya kolluktaki ikrarı içeren tutanaklar duruşmada kanıt olarak okunamaz. Dolayısıyla kanıt olarak hükme esas alınamazlar. Kaldı ki duruşma sırasındaki ikrarın bile tek başına kesin kanıt olduğu kabul edilemez. Zira bir insanın kendisini suçlu kabul etmesi veya bir başkasının suçunu kabullenmesi olanaklıdır. Bu itibarla duruşmadaki ikrarın da başkaca yan kanıtlarla desteklenmesi gerektiğini belirtmiştir. Ceza hukukunun ve yargılamasının temel amacı, maddi gerçeğin hiçbir kuşkuya yer vermeksizin açığa çıkarılmasını sağlamaktır. Ancak ceza muhakemesinin amacı, her ne suretle olursa olsun, maddî gerçeğe ulaşmak değildir. Maddî gerçek, dürüstlük ilkesine ve hukuk devletinin gereklerine uygun bir süreç sonucu ortaya çıkarılmalıdır. Maddî gerçeğin araştırılmasının iki sınırı; sanık hakları ve delil yasaklarıdır. Ceza muhakemesinin amacı, suçlu oluşturmak değil, gerçek suçluyu bulmaktır. Sanığın ifadesi, gerçeği öğrenmek konusunda hakim için delil teşkil edebilir ise de, yan kanıtlarla doğrulanmayan, oluşa ve maddi gerçeğe uygun düşmeyen, bilimsel kanıtlarla doğrulanmayan soyut ikrara dayanılarak mahkumiyet hükmü kurulması, ceza hukukunun ‘maddi gerçekliğe ulaşma’ ilkesine aykırılık teşkil eder. Bu nedenle; Sanıkların baskıya dayalı olduğunu belirterek kabul etmedikleri ve geri aldıkları kolluk ifadelerindeki ikrarlar dışında, isnat olunan suçları işlediklerine ilişkin kuşku sınırlarını aşan yeterli, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, kuşku halinin de sanıklar lehine yorumlanması gerektiği gözetilmeden, bazı varsayımları aleyhe yorumlayıp vaki ikrarı yeterli görerek, sanıkların silahlı terör örgütü üyesi olma yerine Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme suçundan mahkumiyetlerine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Yukarıda ayrıntısı ile arz ve izah edildiği üzere; ... (Kapatılan) 6. Ağır Ceza Mahkemesince (CMK'nın mülga 250. maddesi ile görevli) verilen 19.10.2007 tarihli ve 5-375 sayılı kararının bozulmansa karar verilmesi gerektiği...” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan)16. Ceza Dairesince 11.05.2007 tarih ve 7160-3960 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıkların eylemlerinin sabit olup olmadığın belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından, Hizbullah Örgütünün, . ve . Bölgesinde İslami-Kürt Devleti kurmak için terör eylemlerine girişen, ilk aşamada bölge hakimiyeti için . terör örgütü mensupları ile silahlı mücadele veren, siyasi ve askeri kanatları mevcut, üyelerinin çoğu silahlı, emir-komite zinciri mevcut, disiplinli ve düzenli bir silahlı çete, aynı zamanda bir terör örgütü olduğu ve Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 09.10.1995 tarihli ve 4933-5230 sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne dair karar verildiği, 23.11.1993 tarihinde.’in satırlı saldırı sonucu yaralandığı, olayın işlendiği tarihte faili meçhul olarak kaldığı, 08.03.1994 tarihinde .’ün ... ayında çiğ köfte sattığı için saldırıya uğradığı, tedavisinin yapıldığı,sol kolda 3-4 cm’lik, sağ skapular bölgede 3-4 cm kesik olduğu hayati tehlikesinin, olayın işlendiği tarihte faili meçhul olarak kaldığı,20.04.1994 . isimli şahsın satırla yaralandığı, saldıranların üç kişi olduğu ... adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğünün raporuna göre şahsın hayati tehlikeye maruz kılmadığı, 25 gün mutad iştigaline engel teşkil edeceğine dair rapor verildiği, olayın işlendiği tarihte faili meçhul olarak kaldığı,19.12.1994 tarihinde . isimli şahsın iki kişinin bıçaklı saldırısına uğradığı ancak dosya kapsamında raporun bulunmadığı, olayın faili meçhul olarak kaldığı, 29.12.1994 tarihinde. isimli şahsın evinin kundaklandığı ancak faillerin yakalanamadığı, Cumhuriyet savcısı huzurundan yapılan 14.12.1995 tarihli yer gösterme tutanağına göre; sanık.'nın (.) .’e ilişkin eylem esnasında, ...’ın gözcülük yaptığını, ... ve kendisinin .isimli şahsı satırla yaraladığını ifade ettiği, İnceleme dışı sanık ...'ın 15.04.1996 tarihinde Cumhuriyet savcısı huzurunda yaptığı yer göstermede; .’i inceleme dışı sanık ... ile birlikte satırla yaraladıklarını, ... ve sanık. ile .e vurduğunu, kendisinin gözcülük yaptığını,.’ün yaralanmasına ilişkin Cumhuriyet savcısı huzurunda yapılan ifadeli yer gösterme tutanağı ve olay yeri basit krokisine göre; sanıklar ... ve.nın beyanlarında, eylemi . ve ... ile birlikte gerçekleştirdiklerini, ...’nin gözcülük yaptığını ifade ettikleri tutanakta ... .’in hazurun olarak bulunduğunun belirtildiği,İnceleme dışı sanık ... kollukta yer gösterme yaparak . isimli şahsın yaralanması talimatını ... .isimli şahıstan aldığını, . ile birlikte eylemi gerçekleştireceklerini, ...’nin ise gözcülük yapacaklarını ve bu şekilde eylemi gerçekleştirdiğini, Cumhuriyet savcısı huzurunda yapılan 13.12.1995 tarihli ifadeli yer gösterme tutanak ve krokisine göre eylemi inceleme dışı sanıklar.ve ...’ın yaptığını, sanıklar. ve ...’nin birlikte gözcü olduklarını beyan ettikleri, İnceleme dışı sanık ...'ın ifadeli yer gösterme tutanağında; müşteki . isimli şahsın yaralanması talimatını .isimli şahıstan aldığını, eylemi kendisinin gerçekleştirdiğini, sanıklar. ile ...’nin gözcülük yaptıklarını beyan ettiği,Cumhuriyet savcısı huzurunda yapılan 13.12.1995 tarihli sanıklar. ve ... tarafından yapılan ifadeli yer gösterme tutanak ve krokisine göre; eylem talimatını.’in verdiğini ve olay yeri yakınında da bulunduğunu, ...'nin kendisinin gözcülük yaptığını, başka dava dosyasında yargılanan . ve sanık.’nın yaptığını beyan ettikleri,... (Kapatılan) 2 Numaralı DGM’nin 24.09.1998 tarihli ve 669-1154 sayılı dosyasınının incelendiği, buna göre; ... (Kapatılan) DGM Cumhuriyet Başsavcılığının 20.10.1995 tarihli ve 2090 esas sayılı iddianamesi ile sanık .’un 29.12.1994 tarihinde ... .e ait evin, evde fahişelik icra edildiği gerekçesiyle yakılma eylemine, eylemi icra edenlerin. ve ..(.... gözcünün ise kendisinin olduğu, yine 09.12.1994 tarihinde Hakim Konak isimli şahsa bıçakla saldırı eyleminin eylem sorumlusu ve icra edenin ., korum ve eyleme müdahale edenin kendisi, hedefi gösterenin Hamza kod Turgay’ın olduğu, 29.08.1995 tarihinde. isimli kişinin öldürülmesi eylemini Raif Acan ile birlikte gerçekleştirdikleri, bu suretle sanığın eylemine uyan 765 sayılı (mülga) TCK’nın 125 maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmesi talebiyle kamu davası açıldığı, .un kolluk beyanında; .(.) ve . ile birlikte Hizbullah örgütü askeri kanadında yer aldıklarını… 09.12.1994 tarihinde Hakim konak isimli şahsın işyerinin basılması ve şahsın bıçakla yaralanması eylemine kendisi (bıçaklı),. (bıçaklı), ve ....’ın da gözcü olarak görev aldığını ifade ettiği, 09.12.1994 tarihinde Hakim Konak’ın yaralanma eylemine ilişkin yapılan keşifte kolluk beyanı ile uyumlu ifade verdiği, sorgu hakimi huzurundaki beyanında, kolluk beyanını kabul etmediğini, kimseyi yaralamadığını, kimsenin evine bomba atılması eylemine katılmadığını, suçlamaları reddettiğini, bununla birlikte müşteki Hakim Konak olayında ... isimli arkadaşı ile birlikte şahsın üzerinde parasını çalmak istediğini şahsın hırsız var diye bağırması üzerine elindeki bıçağı çekip sol böğrüne vurduğunu, bu olayın ideolojik ve siyasal bir yönü olmadığını ... isimli kişi ile eylem arkadaşlığı olduğunu, yargılamada alınan beyanında; atılı suçlamaları kabul etmediği, sanık Turgut Barut’un yasadışı hizbullah örgütü ilim cemaatinin mensubu olduğu, örgüt içerisindeki tebliğ ve davet faaliyetlerinde bulunduğu, cihat grubuna seçildiği ve mensubu olduğu yasadışı örgütün amacı doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti Anayasal düzenini zor kullanmak suretiyle değiştirmek amacıyla mahkemece sabit kabul edilen, 29.12.1994 tarihinde .in evinin kundaklanması, 09.12.1994 tarihinde .ın bıçakla yaralanması ve 29.08.1995 tarihinde . isimli şahsın öldürülmesi eylemlerine(sanığın bu eylem sonrası elinde kar izleri olan biçağı yere attıktan sonra takih üzeri yakalandığı tespit edilmiştir) silahla katıldığı sabit olduğundan eylemine uyan 765 sayılı (mülga) TCK’nın 146/1. maddesi gereğince neticeten müebbet Ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin verilen kararın sanık müdafisi tarafından temyiz üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 26.10.1999 tarihli ve 1107-3438 karar sayılı ilâmı ile onanarak kesinleştiği, 29.12.1994 tarihinde. isimli şahsın evinin kundaklanmasına ilişkin başka dava dosyasında yargılanan . ve ... Yeşil' in bu eylemlerine sanık ... ile birlikte sanık .a’nın gözcülük yaptıklarını beyan ettikleri,Cumhuriyet savcısı huzurunda kundaklama eylemine ilişkin yapılan ifadeli yer gösterme tutanağı ve olay yeri basit krokisine göre; sanıklar ... ve .’nın beyanlarında, eylemi . ve.’in yaptığını ifade ettikleri,Sanık.’ya (.) ilişkin fotoğraflı özgeçmiş raporuna göre; sıra numarasının 4153, doğum tarihinin 1976/... olduğu, Sanık ...’ye ilişkin fotoğraflı özgeçmiş raporuna göre; sıra numarasının 6441, doğum tarihinin 1976/... olduğu, “Taranmış dökümanlar” başlıklı sayfada “Mahkemeciler var” kısmında sanığın isminin geçtiği, sanık. ve ...’nin 1.5 yıldır zindanda bulunduklarının belirtildiği, “Muhtemelen .. .Grubu Sınav Sonuçlarının Devamı” başlıklı sayfada sanıklar . ve ...’nin tefsir, siyer ve risale sınava katıldıklarının yazılı olduğu, “Arapça/İhtisas Grubu”, “Şehid-Gazi ve Tutuklu Aileleri Ziyaret Raporları”,“Aralık Ayı Ders Ortalamaları Şehit Ata Ders Grubu…”, başlıklı sayfalarda sanık ...’nin isminin yazılı olduğu, “Duruşmacılar Var” başlıklı sayfada her iki sanığın da isminin bulunduğu, “Satırlı işlerini yapanlar” başlıklı sayfada sanık ...’nin isminin yanında “ekip elemanı, 3, Hocaoğlu camisi” yazdığı, sanık.(.) isminin yanında, (..., 1976, TİCL-2, istihbarat, muhasebe, 1993, ekip sorumlusu, 6, H. Hamit Camisi, 487-57, mahkûm) şeklinde ibarelerin yazdığı, Anlaşılmaktadır.Tanıklar. ve. mahkemede alınan beyanlarında, yer göstermeye ilişkin tutanakları okumadan imzaladıklarını, yer gösterme tutanağındaki imzanın kendilerine ait olduğunu ancak tutanak içeriğini okumadan imzaladığını beyan etmişlerdir. Sanık. (.) kollukta; yasadışı Hizbullah terör örgütüyle bağlantısının 1992 yılı içerisinde lisede öğrenim gördüğü sırada başladığını, .Camide tanışmış olduğu. isimli şahsa bağlı olarak .Camisinde bir yıl kadar Kur' an dersi verdiğini, daha sonra. Camisine ders vermek üzere gönderildiğini, bir süre sonra kendisine iletilen talimat sonucu ... (K) ... ve .isimli şahıslarla Melikahmet Camisine gittiklerini, burada üçüne askeri kanatta görevlendirildiklerinin bildirildiğini, askeri kanatta bulundukları süre zarfında .simli .'in kendilerinin üst sorumlusu olarak görevlendirildiğini, yasa dışı Hizbullah terör örgütünün amaçları doğrultusunda 23.11.1993 tarihinde. Lisesinde öğrenci olan .'in PKK yanlısı olması nedeni ile satırla yaralanması eylemine katıldığını, bu eylem talimatının kendilerine . tarafından verildiğini, ...'ın gözcülük yaptığını, kendisi ile ...'ın bizzat eylemi gerçekleştirdiklerini, 08.03.1994 tarihinde yine.in talimatı ile ... ile birlikte . Lisesi önünde köftecilik yapan ve ... ayında da satış yaptığından dolayı örgütün tepkisini çeken .'ün yaralanması eylemine katıldığını bu eylem sırasında ...'nin kendilerine gözcülük yaptığını, 27.04.1994 tarihinde de . Pazarında yine.'in talimatıyla . isimli şahsın yaralanması olayına karıştığını, bu eylemi . ve ...'ın bizzat gerçekleştirdiklerini, kendisiyle ...'nin gözcülük yaptığını, 09.12.1994 tarihinde de yine.'in talimatıyla .isimli örgüt mensubu ile birlikte .da . isimli şahsın yaralanması fiilini gerçekleştirdiklerini, bu eylemde ... ve .'in gözcü olarak yer aldıklarını, son olarakta 29.12.1994 tarihinde .isimli şahsın evinin kundaklanması fiilini gerçekleştiren .ve .'in eylemlerine ... ile birlikte gözcü olarak katıldığını beyan etmiş;Ancak;Cumhuriyet savcılığı, sorgu ve mahkeme aşamalarında suçlamaları kabul etmeyerek kolluk ifadesi ve yer gösterme işleminin baskıya dayalı olduğunu, ifadelerinin gözü kapalı olarak kendisine imzalatıldığını, Sanık ... kollukta; kendisinin Hizbullah terör örgütü ile bağlantısının 1992 yılı içerisinde .isimli örgüt mensubunun propagandası ve telkinleri sonucunda kurulduğunu, bir süre kendisine verilen kitapları okuyarak kendisine yetiştirdiğini,. Camisine giderek bir yıl kadar ders aldığını, burada ticaret lisesinden tanıdığı . ile karşılaştığını, bu örgüt mensubu ve ... ile birlikte kendisinin .....Kod ... .'e bağlı olarak örgütün askeri kanadına alındığını, aradan bir süre geçtikten sonra ... ın başka bir göreve gönderilmesinden sonra yerine.'un kendilerine katıldığını, yasadışı Hizbullah örgütü içerisinde 8.3.1994 tarihinde .l'in talimatıyla .Lisesi civarında köftecilik yapan. isimli şahsın satırla yaralanması eylemini gerçekleştiren ... ve.nın yanında onlara gözcü olarak katıldığını, 20.04.1994 tarihinde yine .l'in talimatıyla bu örgüt mensubunun ... ile birlikte gerçekleştirdikleri ... . isimli şahsın yaraIanması fiiline sanık .ile birlikte gözcü olarak katıldığını, daha sonra 9.12.1994 tarihinde Hakim Konak'ın yaralanması eylemine.ile birlikte gözcü olarak katıldığını, söz konusu eylemin. ve.tarafından gerçekleştirildiğini, en son olarak ta 29.12.1994 tarihinde.in evinin kundaklanması eylemini gerçekleştiren . ve .'in yanında eylem yerine giderek. ile birlikte bu eyleme gözcü olarak katıldığını beyan etmiş, Ancak;Cumhuriyet savcılığı, sorgu ve mahkeme aşamalarında suçlamaları kabul etmeyerek, Hizbullah terör örgütü üyesi olmadığını, kolluk ifadesinin ve yer gösterme işleminin baskıya dayalı olarak gerçekleştirildiğini bu ifadelerin kendisine gözlerinin kapalı olarak imzalatıldığını, Savunmuşlardır.Uyuşmazlığın çözümü için 765 sayılı (mülga) TCK’nın 168. maddesinde düzenlenen örgüte üye olma suçunun açıklanması gerekemektedir.765 sayılı TCK'nın 168. maddesinde yer alan; "Her kim, 125, 131, 146, 147, 149 ve 156 ncı maddelerde yazılı cürümleri işlemek için silahlı cemiyet ve çete teşkil eder yahut böyle bir cemiyet ve çetede amirliği ve kumandayı ve hususi bir vazifeyi haiz olursa onbeş seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasına mahküm olur.Cemiyet ve çetenin sair efradı on yıldan onbeş yıla kadar ağır hapisle cezalandırılır" şeklindeki düzenlemenin birinci fıkrasında, Kanun’un 125, 131, 146, 147, 149 ve 156. maddelerinde yazılı cürümleri işlemek için silahlı cemiyet ve çete oluşturmak veya böyle bir cemiyet ve çetede amirlik, yöneticilik ve hususi bir vazife üstlenmek eylemleri yaptırıma bağlanmıştır. Silahlı cemiyet ve çetenin sair efradı olmanın cezai müeyyidesi de maddenin 2. fıkrasında düzenlenmiş olup, birçok yargısal kararda vurgulandığı üzere; silahlı cemiyet ve çetede amirlik, yöneticilik ve hususi bir görev almayan, çeteye basit şekilde katılan, ulaşılmak istenen amaca ait konularda irade birliği içinde olan, çeteye katılırken çetenin niteliğini bilen ve çetenin ulaşmak istediği amacı kendi amacına uygun görenler ise cemiyet ve çetenin sair efradıdır.Gelinen noktada 5237 sayılı TCK’da düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olma ve silahlı terör örgütüne yardım etme suçunun da ifade edilmesi gerekecektir.Terör konusunu özel bir kanunla düzenleme yoluna giden kanun koyucu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörü; “Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.”; aynı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında terör suçlusunu, "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi..." şeklinde tanımlamış, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, terör örgütüne mensup olmasa da örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağını hüküm altına almıştır. Bu genel terör ve terör suçlusu tanımları dışında; 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesinde doğrudan terör suçları, 4. maddesinde de dolaylı terör suçları düzenlenmiştir. 18.07.2006 tarihli ve 26232 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5532 sayılı Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 17. maddesiyle, terör örgütünün tanımını yapan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun birinci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları yürürlükten kaldırılmış; madde gerekçesinde, Türkiye'nin de taraf olduğu Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nin 2. maddesinin (a) bendine uygun olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesinde suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüt tanımlaması yapıldığı için, Terörle Mücadele Kanunu'nda ayrıca örgüt tanımlaması yapılmasına gerek görülmediği belirtilmiştir. TCK'nın 6. maddesinin birinci fıkrasının (j) bendine göre örgüt mensubu suçlu; suç işl
Ceza Genel Kurulu, 2018/107 E., 2020/144 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinin 07.10.2011 tarihli ve 241-222 sayılı kararı ile; inceleme dışı sanık ...’in görevi kötüye kullanma suçundan TCK'nın 40/2 yollamasıyla 38. Madde gereğince, 257/3 ve 53.
Ceza Genel Kurulu         2018/107 E.  ,  2020/144 K. "İçtihat Metni" Kararı veren Yargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu Mahkemesi :Ceza Dairesi Sayısı : 5-13 Sanıklar ... ve ... hakkında rüşvet suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, sanık ...'in eyleminin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu kabul edilerek TCK'nın 257/3, 62, 50/1-a ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 6.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye, sanık ...'nın beraatine ilişkin Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.10.2011 tarihli ve 241-222 sayılı hükümlerin, sanık ... ve müdafisi ile şikâyetçi Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 14.01.2016 tarih ve 9333-344 sayı ile; "Suçtan zarar gören ve kovuşturma aşamasında duruşmadan haberdar edilmeyen şikâyetçi Hazine vekilinin katılma talebinin 3628 sayılı Kanun'un 17 ve 18. maddeleri ile CMK'nın 237/2 ve 260. maddelerinin verdiği yetkiye dayanılarak kabulüne karar verildikten sonra gereği düşünüldü: Sanık ...’un, son soruşturma kararının verildiği 14.12.2009 tarihinde Osmaniye 2. Ağır Ceza Mahkemesinde üye hâkim olarak görev yaptığının anlaşılması karşısında, 2802 sayılı Kanun'un 90 ve 91. maddeleri uyarınca, hakkındaki son soruşturmanın Yargıtay görevli ceza dairesinde yapılması gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devamla yazılı şekilde hükümler kurulması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesince 06.05.2016 tarih ve 68-230 sayı ile sanık ... hakkında, 25.11.2006 tarih ve 68-230 sayı ile de sanık ... hakkında görevsizlik kararları verilerek dosyanın görevli Yargıtay Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmiştir. Sanıkların beraatlerine ilişkin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince verilen 11.10.2017 tarihli ve 5-13 sayılı hükümlerin, Yargıtay Cumhuriyet savcısı ve katılan Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “Onama ve bozma” istemli 26.02.2018 tarihli ve 4 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü: İnceleme dışı sanık ... hakkında görevi kötüye kullanma ve yargı görevi yapanı etkileme, inceleme dışı sanıklar ... ve ... hakkında görevi kötüye kullanma suçlarından kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları itirazın reddine karar verilmek suretiyle kesinleşmiş olup temyizin kapsamına göre inceleme sanıklar ... ve ... hakkında rüşvet suçundan kurulan beraat hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır. İncelenen dosya kapsamına göre; İsimsiz ve tarihsiz dilekçe ile sanık ... hakkında yapılan şikâyet üzerine Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığınca 11.03.2009 tarih ve 200 sayı ile 2802 sayılı Kanun’un 82. maddesi uyarınca soruşturma izni talebinde bulunulduğu, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünce 12.05.2009 tarihli olur ve 5065 sayı ile iddiaların adalet müfettişi tarafından incelenmesi gerektiğine karar verildiği, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünce 24.09.2009 tarih ve 9549 sayı ile sanık ...'un inceleme dışı sanık ...’ın tahliyesine karar verdiği iddiası hakkında kovuşturma izni verildiği, Sanık ...’un 41101 sicilli olduğu ve mesleğe 24.10.2000 tarihinde başladığı, suç tarihinde Çorlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi olduğu, Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığının 12.11.2009 tarihli ve 2943-204 sayılı iddianamesi ile; sanık ...’un, TCK'nın 252/1-2 ve 53. maddeleri uyarınca rüşvet suçundan cezalandırılması için yetkili ve görevli Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinde yargılama yapılabilmesi için 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 89 ve 90. maddeleri gereğince karar verilmesinin kamu adına talep ve iddia olunduğu, Hakimler ve Savcılar Kurulunun müstemir yetkilerin düzenlenmesine ilişkin 23.10.2009 tarihli ve 461 sayılı kararına göre sanık ...’un Osmaniye Ağır Ceza Mahkemesinde üye hâkim olduğu ve kararı 30.10.2009 tarihinde tebliğ aldığı, Tekirdağ 1. Ağır Ceza Mahkemesince 14.12.2009 tarih ve 223-269 sayı ile; sanık ... hakkında TCK'nın 252/1-2 ve 53/1-5. maddeleri uyarınca yargılama yapılmak üzere 2802 sayılı Kanun’un 89/2 ve 90/2. maddeleri uyarınca son soruşturmanın açılmasına, sanık hakkındaki yargılamanın aynı Kanun’un 89/2 ve 91/1. maddeleri yollamasıyla 90/2. maddesi gereğince Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinde yapılmasına karar verildiği, Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığının 03.06.2009 tarihli ve 2450-154 sayılı iddianamesi ile sanık ... ve inceleme dışı sanık ...’ın TCK'nın 252/1-2-3, 38 ve 53. maddeler uyarınca rüşvet, inceleme dışı sanık ...’in TCK'nın 252/1-2-3, 277, 37/1, 63 ve 53. Maddeler gereğince rüşvet ve yargı görevi yapanı etkileme, inceleme dışı sanık ...’ın ise TCK'nın 252/1-2-3, 37/1, 53 ve 63. maddeleri uyarınca rüşvet suçlarından cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davasının Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/241 esas sırasına kaydedildiği, Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinin 22.02.2010 tarihli ve 60-29 sayılı kararı ile sanık ... hakkında rüşvet suçundan açılan kamu davasının, sanık ... ve inceleme dışı sanıklar..., Hayrettin ve Turgay hakkında devam eden Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/241 esas numaralı dava dosyası ile birleştirilmesine ve yargılamanın 2009/241 esas numaralı dosya üzerinden yürütülmesine karar verildiği, Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinin 07.10.2011 tarihli ve 241-222 sayılı kararı ile; inceleme dışı sanık ...’in görevi kötüye kullanma suçundan TCK'nın 40/2 yollamasıyla 38. Madde gereğince, 257/3 ve 53. maddeleri uyarınca 10 ay hapis; yargı görevi yapanı etkileme suçundan TCK'nın 277 ve 53. madde uyarınca 5 ay hapis; cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve CMK'nın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, sanık ...’in rüşvet suçundan beraatine, inceleme dışı sanıklar Turgay ve...’ın görevi kötüye kullanma suçundan TCK'nın 40/2 yollamasıyla 38. madde gereğince, 257/3 ve 53. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve CMK'nın 231. madde uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararlara müdafilerinin itiraz etmeleri üzerine Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.12.2011 tarihli ve 2010 Değişik iş sayılı kararı ile itirazların reddedilmesi üzerine aynı tarihte kesinleştiği, inceleme dışı sanık ... müdafisinin itirazının ise kabul edilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırıldığı ve bu sanık bakımından ayırma kararı verilerek mahkemenin 2011/483 esas sırasına kaydedildiği, UYAP sisteminden yapılan sorgulamada, hakkındaki davanın ayrılmasına karar verilen inceleme dışı sanık ... hakkında Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesince 05.03.2012 tarih ve 483-86 sayı ile; TCK'nın 40/2. maddesi yollamasıyla TCK’nın 38. madde gereğince, 257/3 ve 62. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve CMK'nın 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın itiraz edilmeksizin kesinleştiği, Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığının 2008/7737 soruşturma numaralı dosyasında; nitelikli dolandırıcılık ve ihaleye fesat karıştırma suçundan şüpheliler..., ..., ... ve...’ın Çorlu 1. Sulh Ceza Mahkemesince 19.12.2008 tarih ve 333 sayı ile tutuklanmalarına karar verildiği, şüpheli... müdafilerinin tutukluluğa itiraz talebinin Çorlu 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.12.2008 tarihli ve 221 Değişik iş sayılı kararı ile reddedildiği, diğer şüpheliler ... ve... müdafilerinin tutukluluğa itiraz talebinin ise Çorlu 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 26.12.2008 tarihli ve 230 Değişik iş sayılı kararı ile reddedildiği, sonrasında şüpheli... müdafilerinin tahliye taleplerinin Çorlu 1. Sulh Ceza Mahkemesi hâkimi tanık ... tarafından 05.01.2009 tarih ve 3 sayı ile reddine ve şüphelinin tutukluluk hâlinin devamına karar verildiği, şüpheli... müdafilerinin 05.01.2009 havale tarihli dilekçe ile yaptıkları itirazın Çorlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi sanık ... tarafından 05.01.2009 tarih ve 2 Değişik iş sayı ile şüphelinin üzerine atılı ve halen soruşturması yürütülen suç vasfının değişmesi ihtimali, sabit ikametgâh sahibi olup kaçma şüphesi uyandırmaması, bu aşamada tutukluluğun devam etmesinin ağır bir tedbir niteliği taşıyacağı gerekçeleriyle kabulüne ve tahliyesine karar verildiği, şüpheliler... ve ... müdafisi Avukat Kemal Kaan’ın 09.01.2009 havale tarihli dilekçe ile tahliye isteminde bulunduğu, Çorlu 1. Sulh Ceza Mahkemesi hâkimi tanık ...’un 09.01.2009 tarih ve 27 Değişik iş sayı ile talebin reddine karar verdiği, ...ve ... müdafisinin 09.01.2009 havale tarihli dilekçe ile karara yaptığı itiraz üzerine Çorlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi sanık ...’un 09.01.2009 tarih ve 2009/14 Değişik iş sayı ile, delillerin büyük ölçüde toplanmış olması, kaçma şüphesi bulunmaması, kendiliğinden teslim olmaları, Cumhuriyet Başsavcılığınca aynı konu ile ilgili olarak yapılan diğer soruşturmalarda tutuklama tedbirine başvurulmaması, suçun vasfının değişme ihtimalinin olması, toplanan delillere ve yüklenen suçun mahiyetine göre tutuklama tedbirinin bu aşamada ağır olması gerekçeleriyle itirazın kabulüne ve şüpheliler ... ile...’ün tahliyelerine karar verdiği, dosyada mevcut olan UYAP safahat bilgilerinin incelenmesinde dosyanın Çorlu 1. Sulh Ceza Mahkemesince saat 19.33.53'de UYAP sistemi üzerinden Çorlu 1. Asliye Ceza Mahkemesine gönderildiği, 19.43.22'de 1. Asliye Ceza Mahkemesinde zabıt kâtibi tarafından UYAP ekranından dosyanın açıldığı, 19.43.47'de müteferrik karar sonucunun kaydedildiği, 19.43.48'de dosyanın kapatıldığı, 19.51.36'da da tahliye müzekkeresinin yazıldığı, şüpheliler hakkında ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, nitelikli dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlarından cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davasında Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/85 esas sayılı dosyası kapsamında yapılan yargılamanın 29.04.2009 tarihli birinci oturumunda... ve ...’ün edimin ifasına fesat karıştırma ve dolandırıcılık suçlarından, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların olması, davranışlarının tanıklar ve başkası üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususunda kuvvetli şüphe oluşturması gerekçeleriyle tutuklanmalarına karar verildiği, 04.06.2009 tarihli HTS raporu inceleme tutanağına göre; inceleme dışı sanık ... ile sanık ... arasında gerçekleşen telefon kayıtlarına göre, 01.12.2008'de ve 22.12.2008'de birer kez, 23.12.2008'de dört kez, 25.12.2008'de üç kez olmak üzere toplamda dokuz kez, inceleme dışı sanık ...'ın tahliye olduğu 05.01.2009 tarihinde dört kez, ...ve ...’ün tahliye olduğu 09.01.2009 tarihinde iki kez görüşmenin gerçekleştiği, Çorlu 1. Sulh Ceza Mahkemesince iletişimin tespitine karar verildiği, 22.02.2009 tarihinden otelde konaklamanın gerçekleştiği 03.04.2009 tarihine kadar sanık ... ile inceleme dışı sanık ...'in toplam yetmiş iki kez telefonda görüştükleri, Çorlu Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığının 20.02.2009 tarihli ve 81 sayılı yazısına göre; ceza mahkemeleri nöbetçi hâkimi ve sorgu hâkimi nöbetinin hafta içi 08.00-17.00, hafta sonu 08.00-08.00 saatleri arasında olduğu, 05.01.2009-11.01.2009 tarihleri arasında ceza mahkemeleri nöbetçi hâkiminin tanık ... ... olduğu, Ankara Emniyet Müdürlüğünün 10.04.2009 tarihli ve 10 sayılı yazısına göre; inceleme dışı sanık ... ve sanık ...’un Ankara Dedeman Oteline 03.04.2009 tarihinde beraber giriş yaptıkları, Turgay’ın 617, sanık ...'un ise 629 numaralı odada kaldığı, 04.04.2009 tarihinde otelden ayrıldıkları, inceleme dışı sanık ...’ın kaldığı oda için 344.93 TL, sanık ...’un kaldığı oda için ise 243.93 TL konaklama ücretinin... Grup İnş. Turz. İth. İhr. Ltd. Şti. adına fatura edilip anılan şirket tarafından ödendiği, ilgili faturaya göre odada ikinci kişi farkı da olmak üzere inceleme dışı sanık ... adına toplam 344.93 TL’lik fatura tanzim edildiği, UYAP sisteminden temin edilen Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 28.01.2013 tarihli ve 85-12 sayılı kararına göre; dosyanın sanıkları..., ...ve ... hakkında ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, nitelikli dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlarından beraat kararları verildiği, sanıkların gözaltında ve tutuklulukta geçirdikleri süreler için CMK’nın 141-144. maddeleri uyarınca tazminat istemeye hakları olduğunun CMK’nın 141/2 ve 231/3. maddeleri uyarınca bildirilmesine dair verilen kararların temyiz edilmeksizin kesinleştiği, Çorlu KOM Grup Amirliğinin 20.02.2009 tarihli yazısına göre; inceleme dışı sanık ...’ın tahliyesinin ardından ORTEM Ltd. Şti. ortaklarından olup tutuklu olan diğer kişilerin de tahliye edilmesi konusunda avukat Kemal Kaan ile görüşerek tahliye için her şeyi yapacakları ve 100.000 Dolar karşılığında anlaştıkları konusunda duyum alındığı, Çorlu 1. Sulh Ceza Mahkemesince 20.02.2009 tarih ve 131 Değişik iş sayı ile; inceleme dışı sanıklar Hayrettin, Suat ve Turgay hakkında rüşvet ve ihaleye fesat karıştırma suçlarından üç ay süreyle CMK’nın 135 ve 137. maddeleri uyarınca iletişimin tespitine, dinlenmesine, kayda alınmasına ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin kararın 18.05.2009 tarih ve 298 Değişik iş sayı ile üç ay süreyle uzatılmasına karar verildiği, Anlaşılmaktadır. Tanık ...; Cumhuriyet savcısı olduğunu, inceleme dışı sanıklar..., ... ve...'ün tutuklandıkları dosyanın soruşturmasını yaptığını, tahliye talebinde bulunulması üzerine sekiz klasör olan soruşturma dosyasının iki ana klasörünü sulh ceza mahkemesine gönderdiğini, diğer dosyaların ihale evraklarına ilişkin bilgiler içerdiğinden göndermediğini, Çorlu Cumhuriyet Başsavcısının üzerlerinde herhangi bir baskısının olmadığını, Tanık ...; olay tarihinde Çorlu Adliyesinde nöbetçi Cumhuriyet savcısı olduğunu, sanık ...’un asliye ceza mahkemesi hâkimi olarak görev yaptığını, olay günü 17.30-18.00 sıralarında sulh ceza mahkemesi hâkimi tanık ...'un odasına gittiğinde tahliye talebinde bulunulduğunu, bunu karara bağlayıp beraber çıkalım dediğini, kendisinin de 15-20 dakika kadar bekledikten sonra tahliye talebinin reddine karar verildiğini, birlikte adliyeden çıktıktan yaklaşık yarım saat sonra nöbetçi Cumhuriyet savcısı olması nedeniyle kâtip tarafından aranarak kâtibin tahliye kararlarının bulunduğu, tahliye müzekkerelerinin imzalanması gerektiği söyleyince kâtibe adliye lokaline getirmesini istediğini, lokale getirilen tahliye müzekkerelerini imzaladığını, yarım saat sonra sanık ...’un da geldiğini, bu sırada tahliye talebinde bulunan sanıkların müdafilerinin sanık ...’u aradığını, avukatların tahliye kararında bazı yanlışlıklar olduğunu ve düzeltilmesi gerektiğini söyleyince, sanık ...’un nöbetçi kâtibi aradığını ve gerekli düzeltmeler yapıldıktan sonra evrakın adliye lokaline getirilmesini istediğini, bir süre sonra lokale getirilen evrakın sanık ... tarafından imzalandığını, Tanık ... Bilgi; Avukat Şerafettin ile beraber inceleme dışı sanık ...’ın vekili olduklarını, Çorlu Adliyesinde yürütülen bir soruşturma dosyasında tutuklu olan inceleme dışı sanık ...’ın tahliyesi taleplerinin reddedildiğini, itiraz merci olan asliye ceza mahkemesi hâkimi olan sanık ... tarafından tahliye taleplerinin kabul edildiğini ve müvekkilinin tahliye olduğunu, dosyada gizlilik kararı bulunduğunu, inceleme dışı sanık ...’ın iş arkadaşları olan inceleme dışı sanıklar Hayrettin ve Turgay’ın Çorlu ilçesine gelerek dosya hakkında kendisinden bilgi aldıklarını, sanık ...’u ilk defa tahliye talebinin kabul edildiği gün gördüğünü, Tanık ...; Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığının ORTEM Ltd. Şti. ortaklarını ihaleye fesat karıştırma ve edimin ifasına fesat karıştırma suçlarından tutuklama talebi ile Sulh Ceza Mahkemesine sevk ettiğini, müvekkilleri... ve ...’ün iki farklı dosya kapsamında tutuklandıklarını, tahliye talepleri hakkında sulh ceza mahkemesi hâkimi tanık ... dosyaların biri hakkında tahliye, diğeri hakkında tahliye talebinin reddi kararı verince birlikte çalıştıkları Avukat Ramis Murat ile itiraz dilekçesini saat 16.00 sıralarında Asliye Ceza Mahkemesine verdiklerini, yaklaşık iki buçuk saat beklediklerini, saat 18.00 civarında tahliye kararı verildiğini, müvekkillerinin ailesine cezaevine gidebileceklerini söylediğini, saat 23.00 sıralarında müvekkillerinin ailesinin kendisini telefonla arayarak cezaevi yönetimince tahliyenin gerçekleşmediğini beyan edince adliyeye gittiğini, nöbetçi kâtibin kendisine cezaevine faks çekildiğini, ancak tahliye müzekkeresindeki tarih hatasından dolayı tahliyenin gerçekleşmediğini söyledikten sonra kâtibin sanık ...’u telefonla aradığını, tutuklama kararıyla ilgili yanlışlık olduğunu söylediğini, onun da “Paraf atılsın ben imzalarım, evrakı adliye lokaline getirin” dediğini, nöbetçi kâtibin evrakları imzalattırınca tahliye işleminin gerçekleştiğini, o sıralarda yanında staj yapan Didem ve kendisine sanık ... aleyhine gizli tanıklık yapmasının Başsavcı tarafından söylendiğini, bu teklifi kabul etmediklerini, sanık ...’un rüşvet aldığını duymadığını ve görmediğini, tahliye talebinde bulundukları gün sanığın iki buçuk saate yakın dosyayı incelediğini, Tanık ...; olay tarihinde sulh ceza mahkemesi hâkimi olduğunu, Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığının dosyasında bir kısım şüphelilerle ilgili talep edilen tahliye istemlerini reddettiğini, ancak UYAP sisteminde sorun olduğu için dosyayı nöbetçi mahkemeye mesai saatinden sonra gönderdiğini, dosyanın sekiz klasör olduğunu, daha önceden de dosyayı incelediğinden asıl belgelerin iki klasörün içerisinde bulunduğunu bildiğinden sadece o iki klasörü istediğini, tahliye talebini reddettikten sonra sanık ...’un odasındayken avukat tanık Yeşim'in gelip kararın ne zaman verileceğini sorunca kendisi yarın dediğini, ancak sanık ...’un bir saat sonra karar verilir dediğini, Tanık ...; Cumhuriyet savcısı olduğunu, o dönemde ORTEM Ltd. Şti.’nin Çorlu Belediyesinin gerçekleştirdiği temizlik ihalesini aldığından anılan şirketin ortakları hakkında ihaleye fesat karıştırdıkları iddiasıyla soruşturma yapıldığını, adı geçen şirketin kazandığı beş ayrı yıla ait ihalele dosyalarının farklı Cumhuriyet savcısına tevzi edildiğini, kendisinde bulunan dosyadaki iddiaya konu edimin ifasına fesat karıştırma suçunun oluşup oluşmadığı hususunun tespit edilmesi o tarih itibarıyla mümkün bulunmadığından ve üzerinden uzun bir zaman geçtiğinden, şüphelilerin tutuksuz yargılandığını, Cumhuriyet savcısı tanık ...'deki dosyanın şüphelilerinin bir kısmının tutuklandığını, tutuklamanın yapıldığı dosyanın içeriği hakkında bilgi sahibi olmadığını, tutuklularının tahliye edildikleri tarihte yıllık izinde olduğunu, Tanık ...; iddiaya konu rüşvet suçu konusunda bilgisinin olmadığını, suç tarihinde inceleme dışı sanık ...’in yöneticisi olduğu inşaat firmasında muhasebe finansman müdürlüğü yaptığını, sanık ...’un ofislerine gelip 250 TL’lik bir ödeme yaptığını, "Bu otelde kaldığımıza dair ödenen para ile ilgili" dediğini, almamakla ısrar etmesine rağmen parayı verdiğini, Tanık ...; iddiaya konu rüşvet suçuyla ilgili bilgisinin olmadığını, çocukluk arkadaşı olan sanık ...’un annesinin Ankara'da yaşadığından dönem dönem Ankara'ya geldiğinde buluştuklarını, Ankara'da Bursa Spor Kulübünün futbol maçı olduğundan ve anılan Kulüpte basın ve yayın konusunda bir görevi olan inceleme dışı sanık ...’ın Ankara'ya geldiğinde buluştuklarını, sanık ...’un da annesinin yanına geldiğini, inceleme dışı sanık ...’ı masaj salonuna götürmek üzere yola çıktıklarını, sanık ... ile birlikte dışarıda beklediklerini, sonradan çorba içmeye gittiklerini, akşam sanık ...’un annesi akrabalarına gittiğinden otelde kalmaya karar verdiğini, sanık ...’u ve inceleme dışı sanık ...'ı otele bırakıp eve gittiklerini, Tanık ... ...; inceleme dışı sanık ... ile iş ortaklığı olduğunu, inceleme dışı sanık ...’ın da diğer ortakları olduğunu, inceleme dışı sanık ...’in de taşeron firma yetkilisi olduğunu, inceleme dışı sanık ...’ın tahliye olduğu gün Hayrettin’in Çorlu’ya geldiğini, inceleme dışı sanıklar Turgay, Hayrettin ve arkadaşları olan Erhan ile birlikte...’ı karşıladıklarını, tutukluluğa yapılan ilk itirazda da Hayrettin dışındaki kişilerle birlikte yine Çorlu’ya geldiklerini, Tanık Murat Vural; avukatlık yaptığını, Çorlu Belediyesinde ihale dosyaları ile ilgili yapılan soruşturma dosyasında vekilliğini üstlendiği belediye personeli olan iki kişinin tutuklandığını, her bir ihale dosyası hakkında ayrı soruşturma yürütüldüğü, davayı yargılama aşamasını da takip ettiğini, kamu davası açılmadan müvekkili Nedret ile Bedri'nin tutuklama kararına itiraz ettiklerini, talebin sulh ceza mahkemesince reddedildiğini, asliye ceza mahkemesine itiraz ettiklerini, sanık ...’un müvekkillerinin tahliyesine karar verdiğini, yaklaşık bir buçuk ay sonra kamu davası açılınca müvekkillerinin yeniden tutuklandığını, davayı daha sonra takip etmediğini, Tanık ... Arıkan; olay tarihinde Çorlu Adliyesinde Cumhuriyet savcısı olduğunu, Cumhuriyet savcısı tanık ... tarafından Ortem Ltd. Şti.’nin Çorlu Belediyesinden aldığı ihaleler ile ilgili olarak yürütülen soruşturma kapsamında inceleme dışı davanın sanıkları..., ...ve ...'ün tutuklandıklarını, inceleme dışı sanık Hayretttin’in sanık ...’un hemşehrisi olduğunu, tutuklu olan inceleme dışı sanık ... aracılığıyla ve sanık ...'un çocukluk arkadaşı olan inceleme dışı sanık ...'in yardımıyla soruşturma sırasında tahliye kararları alınacağı yönünde söylenti olduğunu, tutuklu olan inceleme dışı sanık ... hakkında verilen tahliye kararından yaklaşık bir hafta sonra inceleme dışı davanın sanıkları ... ve...’ün de tahliye edildiği günün akşamı adliye lokalinde otururken sanık ...’un geldiğini, Cumhuriyet savcılığı kâtibi Mahmut’u lokale çağırıp, "Niye yanlış faks çekiyorsunuz, düzeltin" dediğini, ardından sanık ...’un sürekli telefonla görüştüğünü, telefonda "Merak etmeyin, bu işi hâlledeceğim, yanlış faks çekilmiş" gibi sözler söylediğini, o gece saat 24.00'e kadar adliye lokalinde oturduklarını, sanık ...’a "İş mi takip ediyorsun" diyerek tepki gösterdiğini, Tanık Mahmut Fidan; Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığında zabıt kâtibi olduğunu, Çorlu 1. Asliye Ceza Mahkemesince inceleme dışı davanın sanıkları ... ve... hakkında tahliye kararı verildiğini, tahliye müzekkerelerini akşam saat 20.00 sıralarında cezaevine faks çektiğini, cezaevinden aranarak tahliye müzekkerelerinin tarihinde hata olduğundan tahliye işleminin gerçekleştirilmediği bildirilince sanık ...’a telefonla ulaşmaya çalıştığını, tahliye edilen şahısların avukatı tanık Kemal Kaan’ın da yanında olduğunu, sanık ...’a ulaşamadığını gören tanık Kemal Kaan’ın kendi telefonundan arama yapabileceğini söylemesi üzerine, onun telefonuyla sanık ...'u aradığını, önce tanık Kemal Kaan’ın görüştüğünü, sonradan telefonu alarak kendisinin konuştuğunu, kararı adliye lokalinde bulunan sanık ...’a götürüp paraf attırdığını, Tanık ... ...; 09.01.2009 tarihinde nöbetçi hâkim olduğunu, sanık ...'un olay günü saat 19.00 sıralarında telefonla aradığını, tahliye talebinin reddine dair karara itiraz edildiğini, avukatların uzun süre koridorda beklediklerini, dosyanın Sulh Ceza Mahkemesinden geç gönderildiğini, kendisinin bakmaması hâlinde bunun yanlış anlaşılabileceğini, gelmesine gerek olmadığını, isterse dosyaya bakabileceğini, üç günlük inceleme süresi olduğunu söylediğini, mesai saati dışında olsa da sanık ...’un asliye ceza mahkemesinin müstemir yetkili hâkimi olduğu için ve üç günlük itirazı değerlendirme süresi olduğundan itiraza bakmasının olağan olduğunu düşündüğünü, telefonla aradığı Çorlu 1. Sulh Ceza Mahkemesi Hâkimi tanık ...’un UYAP sisteminde sorun olduğu için dosyayı asliye ceza mahkemesine geç gönderdiklerini, avukatların koridorda beklediklerini söylediğini, aynı gün akşam saat 21.00 sıralarında adliye lokaline geldiğinde ORTEM Ltd. Şti.’nin ortaklarının tahliye olduğunu öğrendiğini, daha sonra sanık ...'un adliye lokaline geldiğini, tahliye müzekkerelerinde sorun olduğundan bunu çözmeye çalıştığını, sürekli telefonda görüştüğünden Cumhuriyet savcısı tanık ...’in sanık ...’u uyararak rahatsız olduğunu belirttiğini, Tanık ...; güzellik salonu işletmeciliği yaptığını, inceleme dışı sanıklar Turgay ve Hayrettin ile sanık ...’un birlikte iş yerine geldiklerini, daha sonra sanık ...’un görevli personelle tartışınca birlikte gittiklerini, daha sonra inceleme dışı sanık ...’ın telefonla arayarak Ankara Dedemen Otelinde bir misafiri ile kalacağını, yabancı uyruklu iki kadın talep ettiğini, misafirinin 629 numaralı odada kaldığını, gelecek bayanın oraya gitmesini istediğini, bunun karşılığında kimseden para almadığını, güzellik salonuna inceleme dışı sanık ...'ın gelmediğini, Tanık ...; yaklaşık otuz yıldır otelcilik iş kolunda çalıştığını, çocukluktan beri tanıştıkları sanık ...’un sık sık yanlarına uğradığını, otelcilik sektöründe çalıştığı için kendisine %50 indirim yapıldığından kuzeni olan inceleme dışı sanık ...'in arayıp Dedeman Otelde üç kişilik oda ayırmasını istediğini, üç odayı inceleme dışı sanık ... adına ayırttığını, otel ücretinin adına fatura edildiğini, otelde cari hesabının bulunduğunu, ücreti Hayrettin'in ödediğini, fatura gelmediğini, İnceleme dışı sanık ...; sanık ... ile hemşehri ve çocukluk arkadaşı olduklarını, sanık ...’un annesi Ankara’da oturduğundan sık sık Ankara’ya geldiği için de görüşmeye devam ettiklerini, iş arkadaşı olan inceleme dışı sanık ...’ın tutuklanması üzerine inceleme dışı sanık ... ve tanık ... ile birlikte Çorlu’ya gittiklerini, sanık ... ile birlikte yemek yediklerini, yemekte inceleme dışı sanık ...’ın tutukluluğuna itiraz için geldiklerini söylediklerini, sonrasında 05.01.2009 tarihinde inceleme dışı sanık ..., tanık ... ve birkaç kişi ile birlikte sanık ... ve eşi ... ile birlikte yemek yediklerini, yemekte dosya ile ilgili konuşmadıklarını, daha sonra tahliye edilen inceleme dışı sanık ...’ı cezaevinden aldıklarını, iki üç ay sonra sanık ... Ankara’ya gelince inceleme dışı sanık ...’ın teklifi üzerine sanık ... ve... ile birlikte masaj salonuna gittiklerini, sanık ...’un ödemeyi yaptığını, akrabası olan tanık ... aracılığıyla sanık ... ve inceleme dışı sanık ... için otelde yer ayırıp onları otele bıraktıklarını, otelin parasını tanık ...’un ödediğini, suçlamaları kabul etmediğini, sanık ...'un Ankara'ya geldiğinde yemek parasının ödenmesi konusunun rüşvet suçu kapsamında değerlendirilmeye çalışıldığını, emniyet müdürünün yanına gelip "Seni bu çemberin dışında tutabiliriz, ancak sanık hâkim aleyhine bir şeyler söyle" dediğini, bunu kabul etmediğini, ertesi gün Başsavcının da benzer sözleri sarf ettiğini, kendisine baskı yapıldığını, masaj salonu ve yabancı uyruklu kadın gibi kavramlarla soruşturmayı magazinleştirdiklerini, İnceleme dışı sanık ...; sanıklar Selçuk Uğur’u ve Hikmet’i bu dava sebebi ile tanıdığını, inceleme dışı sanık ...'i taşeronları olduğu için tanıdığını, birlikte Çorlu'ya gittiklerini, sanık ...’un kendilerini yemeğe götürüp, parasını da ödediğini, inceleme dışı sanık ...’ın tutukluluğu kunusunda kaç kez itiraz haklarının olduğunu sanık ...’a sorduğunu, onun da sınırsız olduğunu söylediğini, inceleme dışı sanık ... tahliye olduktan üç buçuk ay kadar sonra inceleme dışı sanık ...’in yanında sanık ...’da varken Ankara’da görüştüklerini, birlikte masaj salonuna gittiklerini, sanık ...’un annesi Gölbaşı'nda oturduğundan, eve gitmesi zor olacağı için inceleme dışı sanık ...’in kendilerine otelde yer ayırttığını, otele gidince birlikte olmak için tanık...’dan arkadaşı Mümin ve kendisi için iki kadın ayarlamasını söylediğini, bir kadın daha gelince onu sanık ...’un odasına yönlendirdiğini, bundan sanık ...’un haberinin olmadığını, sonradan öğrendiği kadarıyla sanık ...’un gelen kadına taksi ücreti verip geri gönderdiğini, sanık ...'i tanımadığını, İnceleme dışı sanık ...; Çorlu Belediyesinin gerçekleştirmiş olduğu ihaleye katıldıklarını, ihaleye fesat karıştırdığı iddiasıyla tutuklandığını, tutukluluğa yaptıkları ilk itirazın reddedildiğini, inceleme dışı sanık ...’ın yapmış olduğu projelerden birinde ortak iş yaptıklarını, inceleme dışı sanık ...’in de taşeron firmanın temsilcisi olduğu, sanık ...’u tanımadığını, inceleme dışı davanın tutuklu sanığı olan... ile cezaevinde aynı koğuşta kaldığını, tahliye olunca inceleme dışı sanıklar Turgay ve Hayrettin tarafından cezaevinden araçla alındığını, tahliye edildikten üç gün sonra sanık ...’in kendisini arayarak nasıl tahliye olduğunu, itiraz dilekçesinde neler yazıldığını sorunca avukatıyla görüşmesini söylediğini, Ankara’da masaj salonuna gidilmesi, yemek yenmesi ve otelde kalınması olayından haberinin olmadığını, tahliye edilmesi konusunda kimseyle görüşmediğini, Beyan etmişlerdir. Sanık ...; kızı ...’ün 18.12.2008 tarihinde Bursa Emniyet Müdürlüğünden telefonla aranıp davet edilmesi üzerine Bursa Emniyet Müdürlüğüne gittiğini ve hakkında soruşturma yapıldığını öğrendiğini, aynı gün oğlu...’ün de ifadesi alınmak üzere aranınca İstanbul'dan Çorlu Emniyet Müdürlüğüne gittiğini, çocuklarının tutuklandığını öğrenince avukat olan tanık Kemal Kaan'a vekaletname verdiklerini, avukatlarının tahliye talebinde bulunduğunu, daha sonra çocuklarının tahliye edilmelerine karar verildiğini, tanık Kemal Kaan’ın cezaevine gidip beklemesi gerektiğini, cezaevine çekilecek faks üzerine salıverileceklerini söyleyince cezaevine gidip beklemeye başladığını, uzun süre bekleyince tanık Kemal Kaan'ı aradığını, onun tahliye müzekkeresinde tarih hatası olduğunu, bunun düzeltilmeye çalışıldığını, beklemesi gerektiğini söylediğini, hatanın düzeltilip tekrar faks çekildiğini, tanık Kemal Kaan'a verdiği vekalet ücretinin farklı şekilde gösterilmeye çalışıldığını, her ihale dosyası hakkında ayrı ayrı soruşturmanın yapıldığını, birden fazla dava olduğu için ve iki çocuğunun da avukatlığını yaptığından vekalet ücreti olarak toplam 60.000 TL verdiğini, karşılığında da makbuz aldığını, inceleme dışı sanık ... dışında hiç kimseyi tanımadığını, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini, Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/85 esas sayılı dosyasında da çocukları... ve ... hakkında beraat kararı verilip kesinleştiğini, Sanık ...; çocukluk arkadaşı ve hemşehrisi olan inceleme dışı sanık ...'in 2008 yılı Aralık ayının son günlerinde Çorlu'ya geldiğinde yanında Ankara'dan ortak arkadaşı olan Asım ve inceleme dışı sanık ...’ın olduğunu, onları yemeğe davet ettiğini, inceleme dışı sanık ...’ın tutukluğu konusunda inceleme dışı sanık ...'a “Hayırlısı olsun inşaallah itirazınız kabul olur, eğer olmaz ise her zaman itiraz edebilirsiniz” demediğini, demiş olsa dahi herkese karşı söylenebilecek bir söz olduğunu, bu olaydan yaklaşık on beş gün sonra inceleme dışı sanık ... ile yeniden telefonda görüştüğünde Çorlu'da olduğunu söylemesi üzerine o sırada eşiyle birlikte öğle yemeği için dışarıda olduğundan onu da davet ettiğini, birlikte yemek yediklerini, ancak aralarında tutuklu şahısla ilgili herhangi bir konuşma geçmediğini, bu olaydan yaklaşık bir ay sonra Şubat ayı içerisinde inceleme dışı sanık ...’in telefonla arayarak Çorlu Başsavcısı Orhan'ın ifade vermek için kendisini çağırdığını fakat sebep göstermediğini söylediğini, ifadeleri alınmak istenen tahliye edilen inceleme dışı sanık ... ve yanında bir kaç kişi Çorlu'ya geldiklerinde ifade vermeden önce Başsavcı Orhan’ın inceleme dışı sanık ...’a, kendisine rüşvet verdiğini kabul etmesi hâlinde kimliğinin gizli tutulacağını, devam etmekte olan diğer soruşturmanın da kapatılacağını söylediğini, Suat’ın bunu kabul etmediğini öğrendikten sonra konuyla ilgili Adalet Bakanlığındaki bazı kişilerle görüşerek sözlü olarak bu durumu aktardığını, 29.03.2009 mahalli idareler genel seçimi nedeni ile yıllık izin alıp Ankara'ya gittiğini, bu sürede inceleme dışı sanık ... ile görüştüklerini, Nisan ayı başlarında inceleme dışı sanık ... ve diğer arkadaşları ile buluştuklarını, tanık...’ın inceleme dışı sanık ... ile birlikte yemek yediklerini görünce, inceleme dışı sanık ... ile yanlarına gittiklerini, inceleme dışı sanık ...’ın, önceden tanıdığı ve yeni bir iş yeri açan tanık... ile sözleştiğini oraya uğraması gerektiğini söyleyince, tanık...’ın işlettiği güzellik ve masaj salonuna gittiklerini, yanlarında tanık..., inceleme dışı sanık ..., ... ve birkaç arkadaşlarının daha olduğunu, masaj salonu kısmına geçtiklerinde buranın uygun bir yer olmadığını düşündüğünü, ikram edilen çayı içip kalkacağı sırada orada çalışan kişilerin saunaya girmeleri konusunda ısrarcı olmaları üzerine tartışarak dışarıya çıktığını, bu esnada inceleme dışı sanık ...’ın masaj odasına gittiğini, bir süre dışarıda bekledikten sonra geldiğini, buradan nargile cafeye ve çorbacıya geçtiklerini, inceleme dışı sanık ... misafir olduğu için tüm masrafların kendisi, inceleme dışı sanık ... ve tanık... tarafından ödendiğini, saat 23.00-23.30 sıralarında inceleme dışı sanık ...'ın konaklayacağı Dedeman Oteline giderken annesinin Gölbaşı'nda teyzesinin yanında olduğunu öğrenince, evin anahtarı yanında olmadığından otelde kalmaya karar verdiğini, inceleme dışı sanık ...’in rezervasyon işlemini yaptırdığını, ortak arkadaşları olan tanık ...’un otelcilik iş kolunda çalışması nedeniyle rezervasyonun onun adına olduğunu, 629 numaralı odada kaldığını, inceleme dışı sanık ...'dan daha önce odaya çıktığını, yaklaşık birkaç saat televizyon seyrettiğini, uyuyacağı sırada konuşmasından yabancı uyruklu olduğunu anladığı bir kadının kapıyı çaldığını, açtığında kendisinin inceleme dışı sanık ... tarafından gönderildiğini söyleyince, böyle bir talebinin olmadığını ifade ettiğini, kadının bu saatte buraya çağırdınız paramı isterim diyerek taşkınlık yapması üzerine 20 TL taksi parası verip gönderdiğini, ertesi gün inceleme dışı sanık ...'a kendisine sormadan böyle bir şey yapmaması gerektiğini söylediğini, otel ücretini ödemek istediğinde inceleme dışı sanık ...’in faturanın tanık ... adına kesileceğini, bu nedenle ödemeyi daha sonra yapabileceğini beyan ettiğini, otel ücretini yaklaşık on beş gün sonra inceleme dışı sanık ...’in muhasebecisi olan...’ye verdiğini ve fatura geldiğinde mahsup edilmesini söylediğini, ORTEM Ltd. Şti.’nin katıldığı ihalelerle ilgili yürütülen soruşturma dosyalarında Cumhuriyet savcısı olan tanık ... dışındaki diğer Cumhuriyet savcılarının şüphelileri göz altına almamasına rağmen Cumhuriyet savcısı tanık ...’in Çorlu Cumhuriyet Başsavcısının talimatı doğrultusunda şahısları tutuklamaya sevk ettiğini, müstemir yetkisinin asliye ceza mahkemesi olduğundan sulh ceza mahkemesinin kararlarına karşı itirazı incelemeye yetkili olduğunu, sulh ceza mahkemesi hâkimi tanık ...’un olay günü saat 17.00’dan önce odasına gelerek inceleme dışı davanın sanıkları ... ve...’ün tahliyesi isteminde bulunulduğunu, talebi reddettiğini ve karara itiraz edildiğini, UYAP sistemindeki sorundan dolayı dosyayı geç göndermek zorunda olduğunu söylediğini, dosyanın mesai saatinden sonra mahkemeye gönderilmesi üzerine nöbetçi hâkim olan tanık ...’ı aradığını, onun da talep hakkında bir gün sonra karar verilirse sıkıntı olur diyerek dosyaya bakması için ricada bulununca bunu kabul ettiğini, tahliye kararı verdikten sonra kâtip Mahmut’un, avukat olan tanık Kemal Kaan’a ait telefonla aradığını, karardaki tarih hatası nedeniyle tahliyenin yapılmadığını söyleyince kararın adliye lokaline getirilmesini istediğini, gönderilen karara paraf attığını, ikinci asliye ceza mahkemesine itirazda bulunulmamasının sebebinin o haftanın yılbaşı tatiline denk gelmesinden kaynaklandığını, suçlamaları kabul etmediğini, Savunmuşlardır. Temyiz incelemesinin isabetli bir şekilde yapılabilmesi için rüşvet ve görevi kötüye kullanma suçları üzerinde durulmalıdır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitabının “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlığını taşıyan Dördüncü Kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı Birinci Bölümünde yer alan "Rüşvet" başlıklı 252. maddesi suç tarihinde; “(1) Rüşvet alan kamu görevlisi, dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Rüşvet veren kişi de kamu görevlisi gibi cezalandırılır. Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması hâlinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur. (2) Rüşvet alan veya bu konuda anlaşmaya varan kişinin, yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması hâlinde, birinci fıkraya göre verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılır. (3) Rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır. …” şeklinde düzenlenip anılan maddenin üçüncü fıkrasında rüşvet suçu; bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır şeklinde tanımlanmışken, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunla madde tamamen değiştirilmiş ve on fıkradan oluşan maddenin ilk dört fıkrasında; "Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi, dört yıldan on iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır. Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur. Kamu görevlisinin rüşvet talebinde bulunması ve fakat bunun kişi tarafından kabul edilmemesi ya da kişinin kamu görevlisine menfaat temini konusunda teklif veya vaatte bulunması ve fakat bunun kamu görevlisi tarafından kabul edilmemesi hâllerinde fail hakkında, birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre verilecek ceza yarı oranında indirilir..." hükümleri getirilmiştir. Rüşvet suçu, bir tarafta rüşvet veren ile diğer tarafta ise rüşvet alan kamu görevlisinin yer aldığı bir karşılaşma suçu, dolayısıyla da çok failli bir suçtur. TCK’nın 252. maddesinde; “… bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır” şeklinde tanımlanmak suretiyle yalnızca “nitelikli rüşvet suçu” ceza yaptırımına bağlanmış iken, 05.07.2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un 87. maddesi ile TCK'nın 252. maddesinde yapılan değişiklikle öncekinden farklı olarak “basit rüşveti” de kapsayacak şekilde düzenlenmiştir. Yapılan değişiklikle TCK'nın 252. maddesinin birinci fıkrasında; “Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde “rüşvet veren” bakımından, İkinci fıkrasında ise; “Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır” biçiminde ifade edilmek suretiyle de “rüşvet alan kamu görevlisi” açısından “rüşvet suçu” tanımlanmıştır. Bu suretle de, sağlanan menfaatin “kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı” bir işin yapılması amacına yönelik olması şartı kaldırılarak, görevinin gereklerine uygun davranması için kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlamak fiili TCK'nun 257/3. maddesindeki görevi kötüye kullanmak suçu kapsamından çıkartılarak rüşvet suçuna dönüştürülmüştür. Rüşvet suçu, öğretide de açıkça vurgulandığı üzere iki taraflı bir suçtur. Bir karşılaşma suçu olduğu için, zorunlu olarak suçun işlenişine katılanlar, aynı amacın gerçekleşmesini hedeflemekte, fakat farklı yönlerden hareket etmektedirler. Bu suç ile yasaklanan eylemler, rüşvet alan kamu görevlisi bakımından rüşvet alma, rüşveti veren fail bakımından ise, rüşvet vermedir. Bu nedenle de yararı sağlayan veya bu yolda anlaşmaya varan (vaadde bulunan) kişi ile kamu görevlisi arasında, serbest iradeye dayalı bir “rüşvet anlaşması” bulunmaktadır (... Emin Artuk –Ahmet Gökcen –A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 7. Bası, s. 699 vd.; Durmuş Tezcan – Mustafa Ruhan Erdem –Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 6. Bası. s. 810 vd.; İzzet Özgenç, İrtikap ve Rüşvet Suçları, 1. Bası, s. 78 vd.). Gerek Ceza Genel Kurulunun ve Özel Dairenin yerleşmiş kararlarında, gerekse öğretide ağırlıklı bir görüş olarak kabul gördüğü üzere, kamu görevlisinin, görev alanına giren bir işin yapılması veya yapılmaması karşılığında, fertler arasında, haksız yararın sağlanması hususunda rızalarının tam olarak uyuşması ile rüşvet anlaşması gerçekleşmiş olur. Teklif veya önerinin fert veya kamu görevlisinden gelmesinin önemi bulunmamakla birlikte, rüşvet veren ve alanın aynı amacın gerçekleştirilmesine yönelik olarak, kamu görevlisi tarafından ferde veya fert tarafından kamu görevlisine doğrudan veya örtülü bir istek veya önerinin yapılması ve bunun da karşı tarafça kabul edilmesi gerekir. Böyle bir anlaşmanın varlığının kabulü için, anlaşmaya ilişkin rızalar... irade ürünü olmalı, başka deyişle, cebir, tehdit, hile ve sair nedenlerle fesada uğratılmamış bulunmalıdır. TCK’nın “Görevi kötüye kullanma” başlıklı 257/3. maddesi suç tarihi itibarıyla; “İrtikap suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmişken, suç tarihinden sonra 19.12.2010 tarihinde yürürlüğe giren 6086 sayılı Kanun’un birinci maddesi ile "birinci fıkra hükmüne göre" ibaresi "bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile" biçiminde değiştirilmiş, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un 105. maddesi ile de üçüncü fıkra yürürlükten kaldırılmıştır. 05.07.2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un 87. maddesi ile TCK'nın 252. maddesinde yapılan değişikliğe ilişkin madde gerekçesinde; “Rüşvet suçunun oluşabilmesi için sağlanan menfaatin kamu görevlisinin ‘görevinin gereklerine avkırı’ bir işin yapılması amacına özgü olması şartı aranmamaktadır. Rüşvet suçunun oluşabilmesi için, kamu görevlisinin görevinin ifasıyla ilgili bir işin yapılması veya yapılmaması bağlamında kişiyle anlaşarak bir menfaat temin etmesi gerekmektedir. Ancak, önemle vurgulamak gerekir ki, kişinin haklı bir işinin gereği gibi, hiç veya en azından vaktinde görülmeyeceği endişesiyle, kendisini mecbur hissederek kamu görevlisine veya yönlendireceği kişiye menfaat temin etmiş olması hâlinde, bu kişi bakımından fiil suç oluşturmaz. Çünkü bu durumdaki kişiyi mağdur olarak kabul etmek gerekmektedir. Buna karşılık menfaat sağlanan kamu görevlisini ise, artık rüşvet veya görevi kötüye kullanma suçundan dolayı değil, icbar suretiyle irtikâp suçundan dolayı cezalandırmak gerekmektedir. Bu suretle rüşvet suçu ile icbar suretiyle irtikap suçu arasındaki ayırıma açıklık getirilmiştir.” şeklinde açıklanarak bu suretle de, görevinin gereklerine uygun davranması için kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlamak fiili TCK'nun 257/3. maddesindeki görevi kötüye kullanmak suçu kapsamından çıkartılmış olup irtikap suçunu oluşturmadığı takdirde rüşvet suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Adalet Bakanlığı Ceza İşleri ve Genel Müdürlüğüne gönderilen isimsiz, imzasız ve tarihsiz ihbar mektubunda; Çorlu Belediyesinin yapmış olduğu ihaleyi alan ORTEM Ltd. Şti.’nin yetkilisi olan..., ... ve...’ın ihaleye fesat karıştırma suçundan tutuklandıkları, Çorlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi olan sanık ...’a sanık ... ile inceleme dışı sanıklar Hayrettin ve Turgay’ın ulaştıkları, sağladıkları yarar karşılığında inceleme dışı davanın tutuklu olan sanıkları..., ... ve...’ın sanık ... tarafından tahliye edildiğinden bahisle suç duyurusunda bulunulması üzerine sanıklar Selçuk Uğur ve Hikmet ile inceleme dışı sanıklar Hayrettin, Suat ve Turgay hakkında soruşturmaya başlandığı, Çorlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi olan sanık ... ile inceleme dışı sanık ...’in çocukluk arkadaşı ve hemşehri oldukları, inceleme dışı sanık ...’a ait şirketin taşeron firmasının temsilcisinin inceleme dışı sanık ... olduğu, inceleme dışı sanıklar... ile Turgay’ın da iş ortaklıklarının bulunduğu, Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığınca ihaleye fesat karıştırma, nitelikli dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlarından..., Özgür, ... ve bir kısım şüpheliler hakkında yürütülen soruşturma kapsamında Çorlu 1. Sulh Ceza Mahkemesince 19.12.2008 tarihinde inceleme dışı davanın sanıkları..., ...ve ...’ün tutuklanmalarına karar verildiği, inceleme dışı sanık ...’ın müdafilerince yapılan tutukluluğa itiraz taleplerinin Çorlu 2. Asliye Ceza Mahkemesince 25.12.2008 tarihinde reddedildiği, inceleme dışı davanın sanıkları olan ... ve...’ün müdafilerinin itirazlarının ise aynı mahkemece 26.12.2008 tarihinde reddedildiği, inceleme dışı sanık ...'ın arkadaşları olan ... ... ve inceleme dışı sanık ...’ın inceleme dışı sanık ...'e ulaşarak hep birlikte Çorlu’ya gittikleri, sanık ... ile görüşüp yemek yedikleri, yemek sırasında inceleme dışı sanık ...’ın, Suat hakkında kaç kez tahliye talebinde bulunma haklarının olduğunu sorunca sanık ...’un “Hayırlısı olsun, inşallah itirazınız kabul olur, olmaz ise her zaman itiraz edebilirsiniz” dediği, bu olaydan on gün sonra tahliye kararının verildiği gün inceleme dışı sanık ...’in telefonla sanık ...’u arayarak Çorlu’da olduğunu söylemesi üzerine sanık ... ve eşi ile birlikte yemek yediği, yemek ücretlerinin sanık ... tarafından ödendiği, inceleme dışı sanık ...’ın müdafilerinin tahliye talebinde bulunmaları üzerine Çorlu 1. Sulh Ceza Mahkemesince 05.01.2009 tarihinde talebin reddedildiği, bu karara itiraz edilmesi üzerine Çorlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi olan sanık ... tarafından itirazın kabulüne ve tahliyesine kararı verildiği, bu işlem nedeniyle sanık ...'un rüşvet aldığından bahisle, İnceleme dışı sanık ...’ın tahliye olduğunu duyan ORTEM Ltd. Şti.’nin diğer ortakları inceleme dışı davanın sanıkları... ve ...’ün babası olan sanık ...’in avukat olan tanık Kemal Kaan ile görüşerek tahliye konusunda ne gerekiyorsa yapılmasını istediği ve 100.000 Dolara anlaştıkları, inceleme dışı davanın sanıkları... ve ...’ün müdafisince yapılan tahliye talebinin Çorlu 1. Sulh Ceza Mahkemesince 09.01.2009 tarihinde reddedildiği karara itiraz edilmesi üzerine UYAP sisteminde meydana gelen aksaklıktan dolayı dosyanın UYAP sistemi üzerinden ve fiziken aynı gün saat 19.33’de Çorlu 1. Asliye Ceza Mahkemesine gönderildiği, o tarihte saat 17.00’dan sonra gelen taleplerin nöbetçi hâkim olan tanık ... tarafından bakılması gerekirken tanık ...'ın bilgisi ve rızası doğrultusunda sanık ... tarafından incelendiği ve inceleme dışı davanın tutuklu sanıkları olan... ve ...’ün tahliyelerine karar verildiğinden sanık ...’un inceleme dışı davanın sanığı...’ın tahliyesine karar verdiği olay hakkında rüşvet aldığı, sanık ...’in, çocukları olan inceleme dışı davanın sanıkları... ve ...’ün tahliyesine karar verilmesi için sanık ...’a rüşvet verdiği iddiasıyla Kamu davası açılan olayda; Sanık ...’un çocukluk arkadaşı ve hemşehrisi olan inceleme dışı sanık ...’in, inceleme dışı...’ın iş ortağı olan inceleme dışı sanık ... ile inceleme dışı sanık ...’ın tutuklanmasından sonra ve tahliyesinden önce sanık ... ile görüşüp yemek yedikleri, yemekte inceleme dışı sanık ...’ın tahliyesi konusunda konuşmanın geçtiği, sanık ...’un tahliye kararından üç ay sonra Ankara’da bulunan tanık ... tarafından işletilen masaj ve güzellik salonuna gittiği, ardından otele geçtiği ve kendisine inceleme dışı sanık ... tarafından hayat kadını gönderildiği, otel ücretinin inceleme dışı sanık ...’in talimatıyla tanık ...'a ait inşaat firması tarafından ödendiği, sanık ...’un otel ücretini inceleme dışı sanık ...’in muhasebecisi olan tanık Üstün’e geri ödediği, inceleme dışı sanıklar Turgay ve Hayrettin ile tanıklar..., Üstün, Ünsal, ... ve ...’un beyanlarından, sanık ...’un savunmasından, Ankara Emniyet Müdürlüğünün ilgili yazısından anlaşılmış ise de; Sanığa atılı rüşvet suçunun oluşabilmesi için suç tarihindeki düzenleme uyarınca görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlanmasının gerektiği, Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma dosyasında tutuklu olan... hakkında sanık ... tarafından tahliye kararı verilmiş olup inceleme dışı davada da sanık olan... hakkında yapılan yargılama sonucunda ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, nitelikli dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlarından verilen beraat hükümlerinin temyiz edilmeksizin kesinleştiği, kararda göz altında ve tutuklulukta geçirdiği süre için CMK’nın 141-144. maddeleri uyarınca tazminat istemeye hakkı olduğunun CMK’nın 141/2 ve 231/3. maddeleri uyarınca bildirilmesine yer verildiği, sanık ...'un inceleme dışı davanın sanığı... hakkında verdiği tahliye kararında usul ve yasaya bir aykırılık bulunmadığı, kaldı ki tahliye kararının yargısal karardan olup, sanık ...’un takdir hakkı kapsamında kaldığı, bu kararı vermeden önce veya verirken taraflar arasında rüşvet anlaşmasının gerçekleştiğine veya menfaat temin edildiğine dair herhangi bir delil bulunmadığı, suç tarihindeki düzenleme göz önüne alınarak TCK’nın 257/3. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçu açısından değerlendirildiğinde ise, tahliye kararından yaklaşık üç ay sonra gerçekleştiği iddia olunan menfaatlerin aradan geçen zaman da nazara alındığında sağlanan yararın yapılan işin karşılığı olduğuna dair bir bağ kurulamadığı gibi görevinin gereklerine uygun davranması için menfaat temin ederek görevi kötüye kullandığına ilişkin yeterli, her türlü kuşkudan uzak, somut, kesin ve inandırıcı bir delilin bulunmadığı, sanık ...’un eyleminin disiplin hukuku kapsamında değerlendirilebilecek nitelikte olduğu, zaten bu eyleminden dolayı hakkında disiplin soruşturmasının da yapıldığı, Sanık ...’in inceleme dışı sanık ...’ın tahliye edilmesi üzerine aynı dosya kapsamında tutuklu inceleme dışı davanın sanıkları olan çocukları ... ve...'ün tahliyesi için avukat olan tanık Kemal Kaan ile görüşerek 100.000 Dolar karşılığında anlaştığı ve bu konuda sanık ...’a rüşvet verildiği duyumu üzerine başlatılan soruşturmada, sanık ...’in sanık ...’a rüşvet verdiği iddiası ile kamu davası açılmış ise de; sanık ... hakkında bu olayla ilgili olarak kovuşturma izni verilmediğinden kamu davası açılmadığı, sanık ...'in tanık avukat Kemal Kaan’a vekalet ücreti olarak ödediği 60.000 TL’nin farklı şekilde gösterilmeye çalışıldığını, bu para karşılığında makbuz aldığını savunduğu, tanık Kemal Kaan tarafından da bunun doğrulandığı, sanık ...’un anlatımları dikkate alındığında ve tahliye işlemindeki tarih hatasından dolayı cezaevi müdürlüğünce tahliyenin yapılmaması üzerine nöbetçi kâtip tanık Mahmut’un tahliye müzekkeresindeki tarih hatasının düzeltilmesi amacıyla sanık ...’u telefonla aradığına, ulaşamayınca yanında bulunan tanık Kemal Kaan’ın telefonundan sanık ... ile görüştüğüne ilişkin tanıklar Kemal Kaaan ve Mahmut ile sanık ...’un anlatımları, sulh ceza mahkemesi hâkimi tanık ...’un UYAP sisteminde yaşanan aksaklıktan dolayı dosyayı mesai saatinden sonra itiraz merci olan asliye ceza mahkemesine göndermek durumunda kaldığını söylemesi, nöbetçi hâkim tanık ...’ın, sanık ...’un kendisini arayarak dosyanın geç gönderildiğini, avukatların kararı beklediğini o mahkemenin müstemir yetkili hâkimi olup üç günlük karar verme süresinin bulunduğunu, isterse dosyaya bakabileceğini söylemesi üzerine tanık ...’u aradıktan sonra bunu kabul ettiğini ifade etmesi, sanık ...’un, benzer yöndeki anlatımları, Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma dosyasında tutuklu olan inceleme dışı davanın sanıkları... ve ... hakkında sanık ... tarafından tahliye kararları verilmiş ve her ne kadar... ve ...’ün ilk oturumda yeniden tutuklanmalarına karar verilmiş ise de, yapılan yargılama sonucunda haklarında ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, nitelikli dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlarından verilen beraat kararlarının temyiz edilmeksizin kesinleşmesi, kararda göz altında ve tutuklulukta geçirdikleri süreler için CMK’nın 141-144. maddeleri uyarınca tazminat istemeye hakları olduğunun CMK’nın 141/2 ve 231/3. maddeleri uyarınca bildirilmesine yer verilmesi birlikte değerlendirildiğinde, sanık ...’in sanık ...’a rüşvet verdiğine yahut görevinin gereklerine uygun davranması için çıkar sağlayarak görevi kötüye kullanmaya azmettirdiğine dair, dosya kapsamında, yeterli, her türlü kuşkudan uzak, somut, kesin ve inandırıcı bir delil elde edilemediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla, katılan vekilinin ve Yargıtay Cumhuriyet savcısının temyiz itirazlarının reddi ile sanıklar ... ve ... hakkında rüşvet suçundan kurulan beraat hükümlerinin onanmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "İlk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama Yargıtay 5. Ceza Dairesince sanığın eyleminin disiplin hukukunun ihlali niteliğinde bulunup suç oluşturmadığından beraatine ilişkin hükmün temyizen incelenmesi sonunda beraat hükmünün onanmasına ilişkin sayın çoğunluğun düşüncesine iştirak etmek mümkün bulunmamıştır, zira; Sanığın iddia ve kabul olunan eylemleri suç tarihinde yürürlükte bulunan ve lehe olan 5237 sayılı TCK'nın 257/3. maddesinde yazılı suçu oluşturduğu ancak suç ile inceleme tarihi arasında TCK'nın 66. maddesinde yazılı zamanaşımı süresinin anılan Kanun'un 67. maddesi uyarınca zamanaşımını kesen en son işlemden itibaren inceleme tarihine kadar gerçekleştiğinden davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğu" görüşüyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi de; "Sanıklara atılı rüşvet suçunuın sabit olduğu " düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 11.10.2017 tarihli ve 5-13 sayılı hükümlerinin ONANMASINA, 2- Dosyanın, Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 03.03.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
16. Ceza Dairesi, 2020/3313 E., 2020/3283 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
TCK'nın 31, 33, 40 maddesinin uygulanması" istenilmiştir.
16. Ceza Dairesi         2020/3313 E.  ,  2020/3283 K. "İçtihat Metni" I-TALEP: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06.05.2020 tarih ve 2020/42358 sayılı yazısı ile; PKK terör örgütünün sair efradı olmak ve bomba patlatmak, bomba koymak suçlarından sanık ...'in, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 168/2, 59/2, 264/6-8, 59/2, 74, 75/2. maddeleri ile 3713 sayılı Kanun'un 5. maddesi uyarınca neticeten ve içtimaen 12 yıl 6 ay ağır hapis, 5 yıl 6 ay 20 gün hapis ve 1.688.888 Türk lirası ağır para cezaları ile cezalandırılmasına dair İstanbul 3 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 02/05/2001 tarihli ve 1998/221 esas, 2001/115 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi. İstanbul (Kapatılan) 3 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 02/05/2001 tarihli kararının suç vasfı yönünden kanun yararına bozulması durumunda, bu kararın 5237 sayılı Kanun'a uyarlanmasına ilişkin İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 09/06/2006 tarihli ve 1998/221 esas, 2001/115 sayılı ek kararının da hükümsüz hale geleceği düşünülerek yapılan incelemede, Dosya kapsamına göre, sanığın diğer sanıklar ..., ... ve ... ile birlikte PKK terör örgütünün sair efradı olduklarının ve bu kapsamda bir kıraathaneyi bombalamak eylemlerini birlikte planlayıp gerçekleştirdiklerinin Mahkemesince kabul edilerek 765 sayılı Kanun'un 168/2 ve 264/6-8. maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına karar verildiği, Anılan kararın diğer sanıklar tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 31/01/2002 tarihli ve 2001/2407 esas, 2002/192 karar sayılı ilamı ile "Toplanan delillere göre, sanıkların mensubu bulundukları silahlı çete niteliğindeki örgütün ülke topraklarının bir kısmını devlet hakimiyetinden ayırıp, bu bölgede bağımsız ayrı bir devlet kurmak şeklindeki amacına yönelik olarak vahamet arz eden olaylara fiilen katıldıklarının anlaşılması karşısında TCK.nun 125. maddesi yerine yazılı şekilde hüküm" kurulmasının kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 326/son uyarınca kazanılmış hakları saklı kalmak kaydıyla bozulmasına karar verildiği, Aynı dosyada, adı geçen sanıklarla birlikte yargılanan sanığın da PKK terör örgütü üyesi olduğunun ve bu kapsamda vahamet arz eden kıraathaneye bomba atma eylemini mezkur sanıklarla birlikte planlayıp icra ettiğinin Mahkemesince kabul edildiği, bu itibarla sanığın bomba atma ve PKK terör örgütünün sair üyesi olma suçlarının birbirinden bağımsız olmadığı cihetle, bu suçlardan ayrı ayrı cezalandırılmasının yerinde olmadığı, sanığın eyleminin bir bütün olarak 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinde düzenlenen, "...Devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmağa matuf bir fiil..." kapsamında kalacağı gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca İstanbul 3 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 02/05/2001 tarihli ve 1998/221 esas, 2001/115 sayılı kararının bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 25/03/2020 gün ve 94660652-105-34-6856-2019-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak Dairemize gönderilmiştir. II-OLAY; PKK terör örgütü mensuplarına yönelik 04.06.1998/05.06.1998 ve 06.06.1998 tarihlerinde yapılan operasyonlarda, 06.06.1998 tarihinde ...'nun ikametinde ... (kod) ... ile birlikte yanlarında bulundurdukları çuval içerisinde l adet 7.62 mm çaplı seyyar dipçikli kaleşnikof marka otomatik tüfek ile 2 adet şarjör ve 30 adet fişek , l adet 9 mm çaplı 14'lü browning marka tabanca, l adet şarjör ve 7 adet fişek, l adet askeri bot, l adet tabanca harbisi, l adet hücum yeleği, 1 adet kışlık askeri elbise üstü,l adet askeri parka,1 adet palaska, 6 adet elektrikli fünye, l adet camı delinerek raptiye ve elektrik kablosu takılmak suretiyle zaman ayarlı bomba yapımında kullanılmak üzere hazırlanmış kol saati, 1 adet kol saati, l adet plastik bomba kabı, 2 adet düzenekli kalem pil, l adet 9 voltluk düzenekli pil, l adet el bombası ateşleme mekanizması, l adet ateşleme maşası, fünyesi ve yayı, 50 cm uzunluğunda sarı-kırmızı renkli elektrik funyesi kablosu ile yakalandığı, süreçte ... kod ...'nın, birlikte faaliyet göstererek eylemlerde bulunduğunu belirttiği ... (kod) ... (kod) ...'in de yakalandığı, yapılan aramalarda askeri ve örgütsel malzemelerin ele geçirildiği; bu kapsamda 03.06.1998 günü ... Kıraathanesine saat 23.00 sıralarında bomba atılarak yedi vatandaşın yaralanması ve maddi hasara sebebiyet veren eylemin ..., ..., ... ve ...'in firarda bulunan ... kod ... ...'in talimatı ile gerçekleştirdiklerinin; 07.02.1998 günü... ... adlı işyerinin silahla taranarak ... isimli şahısların öldürülmesi, ... isimli şahsın yaralanması eyleminde ... kod ... ...'in ...'e eylemde kullanmak üzere verdiği ve kahvehane eyleminden sonra ... tarafından ... ile ...'e bırakılan ve ele geçirilen kaleşnikof marka tüfek ile 14'lü tabancanın bu olayda kullanıldığının ancak olayın tanığı ...'e yaptırılan teşhiste şahısların bahse konu eylemi gerçekleştirenler arasında bulunmadığının beyan edildiğinin, 03.06.1998 günü Yeşilköy semtinde Banliyö treninin içerisine bırakılan bombanın patlaması sonucu bir vatandaşın ölümü, altı vatandaşın yaralanması ile sonuçlanan eyleme yönelik ...'ın ... ile birlikte eylemi gerçekleştirdiğini yakalandığında beyan ettiği ve akabinde yer gösterdiği ancak sonrasında bunları inkar ettiği, 31.05.1998 tarihinde Bakırköy ilçesinde faaliyet gösteren PTT paketleme servisinde meydana gelen patlama sonrası yapılan incelemeler sonucunda ele geçen bomba parçaları ve 01.06.1998 tarihinde Garanti Bankası Çarşı Şubesinin önüne konularak patlatılan zaman ayarlı bombaların yapımı aşamasında kullanılan cam macun ile ...'in evinde ele geçirilen cam macunun aynı fiziksel özelliklere sahip olduğunun belirlendiği, 24.05.1998 tarihinde ... Turizm'e ait otobüs yazıhanesi peronu tarafında bulunan beton çiçekliğe bomba konulması sonucu bir vatandaşın yaralanması ve maddi hasar meydana gelmesi olayı ile ilgili tanık ... ... isimli şahsın ...'yı teşhis ettiğinin belirlendiği, bu kapsamda yakalanan bir kısım şüphelilerin kolluk ve Cumhuriyet savcılığında alınan ifadelerinde ikrarda bulundukları anlaşılan, aralarında sanığında bulunduğu ..., kod), ... (... kod) hakkında yürütülen tahkikat neticesinde; ... olayına karışmadığına, kırsala çıkmayı düşündüğüne ve kıraathane eylemine katıldığına dair süreçte beyanda bulunan, 06.06.1998 tarihinde gözetim altına alınan ve İstanbul 2 Nolu DGM Yedek Hakimliğinin 1998/39-1242 sayılı sorgusuyla 11.06.1998 tarihinde tutuklanan, ... (kod) adını kullandığı belirtilen sanık hakkında; İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 17.06.1998 tarih ve 1998/840 esas sayılı iddianamesi ile ilgili kısımda özetle belirtildiği şekilde; "... emniyetteki, C.Savcılığındaki, yer gösterme sırasındaki ve hakim önündeki beyanlarında örgütsel sıfatını, konumunu, ... Kıraathanesindeki eylemini açıkça ifade etmiş, iddianamede örgüt üyesi olmakla suçlanan ... isimli şahısla tanıştığını ve bu kişinin kendisine PKK örgütünün propagandasını yaptığını, ihtiyacı olduğu takdirde ...'in kendisine para vermeyi teklif ettiğini, diğer yandan ...'nın da ...'deki HADEP binasında sanık ... ile tanıştığını ve adı geçenin evine gittiklerini PKK hakkında konuşmalar yapıldığını, daha sonra kendisine ..., ...'ya ... Kod adlarını verildiğini, dosya arasında yer göstermesinde de bulunduğu ... Kıraathanesindeki eylemin ne suretle meydana getirildiğini anlatmış yakalanmasa idi dağa çıkarak faaliyetini sürdüreceğini beyan etmiştir. Sanık yasa dışı örgüt üyesi olmak ve bombalama eyleminde bulunmak fiillerinden sorumludur... Dosyada ifadeleri bulunan sanıkların beyanlarına, birbirleri hakkındaki anlatımlarına, ele geçen suç eşyasına göre sanıklardan ...'in örgüt üyesi olduğu, sanık ...'nun yasadışı örgüte yardım ve yataklıkta bulunduğu, diğer sanıkların ise örgüt üyesi olarak bombalama eylemine katıldıkları, sanık ...'nın ayrıca İstanbul otogarında bir çöp bidonuna bomba koyduğu, ancak 07.02.1998 tarihinde... kuyumculuğun silahla taranarak iki kişinin öldürülmesi, 31.09.1998 tarihinde Bakırköy PTT paketleme servisine bomba konulması, 01.06.1998'de Bakırköy Garanti Bankası şubesine bomba bırakılması fillerini bu sanıkların işlediğine dair delil elde edilememiş, İstanbul otagarında ... Turizm firması önünde çöp bidonuna konulan bomba ile ilgili olarak ... dışındaki sanıkların ilgisi kurulamamış, şahıslarca teşhis edilememiş oldukları ve nihayet 06.06.1998 tarihinde Sirkeci-Halkalı istikametinde seyreden banliyö treninde patlayan bomba ile ...'ın ilgileri görülememiş bu kişilerin o sırada inşaat işi ile uğraştıkları dosyadaki tanık beyanlarından anlaşılmıştır... sanığın TCK'nın 168/2, 3713 sayılı Kanunun 5 ve ayrıca TCK'nın 264/6-8 madde uyarınca cezalandırılmalası... TCK'nın 31, 33, 40 maddesinin uygulanması" istenilmiştir. İstanbul 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1998/221 esasına kayden yürütülen ve iddia makamınca 765 sayılı TCK'nın 168/2, 3713 sayılı TMK'nın 5, TCK'nın 264/6-8, 31, 33, 40 maddeleri uyarınca cezalandırılmalası mütalaa olunan yargılama neticesinde verilen 02.05.2001 tarih, 2001/115 karar nolu ilamda sanık ile ilgili olarak belirtildiği şekilde ilgili kısımlarda özetle; "....sanığın emniyet ifadesinde suçunu ikrar ettiği, Yedek Hakimlik ifadelerinde, ...in evine ... ile birlikte gittiklerini, ...'in kahve bombalamak için talimat verdiğini, kendisinin katılmak istemediğini söylediğini, ailene zarar veririz dedikleri için korkudan dolayı eyleme katıldığını, kıraathaneye bomba atılması eyleminde gözcülük yaptığını, bombayı sanık ...nın attığını, bomba atıldıktan sonra kaçtıklarını beyan etmiş, Mahkememizde tespit edilen savunmasında: Suçlamayı kabul etmediğini, örgüt ile ilgisi olmadığını, ...... isimli şahısla hırsızlık yaptıklarını, ...’ın kendisine ... Kıraathane sahibi ile aralarında bir sorun olduğunu, yanına bir şahıs vereceğim bunun kıraathanesine ses bombalarını atın dediğini, ... ile birlikte kıraathaneye gidip, el bombalarından birini kıraathanenin duvarının dibine diğerini de duvara doğru atıp oradan kaçtıklarını, ...'nın evinde kaldıklarını, ertesi gece polislerin baskın yapıp yakaladıklarını, sanıklar..., ... ve ...’in bu olayla ilgileri olmadığını, Emniyet ifadesini kabul etmediğini, baskı ve işkence altında alındığını, yine savcılık ve yedek hakimlik sırasında da, polisin baskısı devam ettiği için emniyet ifadesine benzer şekilde ifade verdiğim bu ifadeleri kabul etmediğini beyan etmiştir...Üzerlerine atılı yasadışı silahlı terör örgütü PKK’nın sair efradı olmak suçunun ve yine bu sanıkların üzerlerine atılı 3.6.1998 tarihinde ... Kıraathanesinin bombalanması eylemine katılmak ve zaman ayarlı el bombası koymak suçlarının sabit olduğu, Sanık ...'in amcasının oğlu ... ...'in telkinleri ile yasadışı örgüte sempati duyup örgüte katıldığı, ..., ... ve ...'i de ... ile kendisinin tanıştırdığı, ... ...’in kendisine ... kod adını verdiği, ...’in bir adet kaleş, 30 adet fişek, 1 adet tabanca, 7 adet fişek, 2 el bombası, getirip evlerinde sakladığı, bomba yapımını gösterdiği, ...'in talimatı ile diğer sanıklarla ... Kıraathanesinin bombalanmasını kararlaştırdıkları, 2.6.1998 tarihinde keşfini yaptıkları, 3.6.1998 tarihinde de sanık...’in evinde toplanıp buradan olay yerine gittikleri, el bombasının ...'de olduğu ve kahvehanenin yanındaki duvara koyduğu. ...'de de el bombası olduğu, pimini çekerek kahvenin açık olan kapısından içeri attığı, kendisinde kaleşnikof, ...'da da 14'lü tabanca olduğu halde, olay mahallinde bekledikleri ve patlama sonucu olay yerinden ayrıldıkları, sanığın emniyette savcılıkta ve sorgu hakimliğinde suçunu bu şekilde ikrar ettiği, örgütün sair efradı olmak ve ... Kıraathanesinin bombalanması eylemleri ile ilgili cezalandırılması gerektiği... Sanığın örgüt içerisinde ... kod adını kullandığı, emniyette, savcılıkta ve Yedek Hakimlikte üzerine atılı suçları ikrar edip sanıklardan ... ile birlikte ...'nun evinde yakalandığı ve bu evde yukarda belirtilen malzemelerin bulunduğu, dosya kapsamına göre sanığın ... Kıraaathanesi bombalama eylemine de katıldığı..." belirtilerek, örgütün sair efradı olmak ve ... Kıraathanesinin bombalanması eylemleri ile ilgili cezalandırılması gerektiği gerekçesi ile yasadışı silahlı PKK terör örgütünün sair efradı olmak suçundan kanıtlanan eylemlerine uyan TCK'nın 168/2, 3713 sayılı Kanunun 5, TCK'nın 59/2, 31, 33, maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, müebbeden kamu hizmetlerinden yasaklanmasına, ceza müddetinde kanuni mahcuriyet altında bulundurulmasına, ... Kıraathanesine el bombası atmak ve zaman ayarlı bomba koymak suçundan kanıtlanan eylemlerine uyan TCK'nın 264/6-8, 19, 59/2 maddeleri uyarınca 5 sene 6 ay 20 gün hapis ve 1.688.888-TL ağır para cezası ile cezalandırılmasına; sanığa verilen cezanın aynı neviden olması nedeniyle TCK'nın 74 ve 75/2 maddeleri uyarınca neticeden ve içtimaen 12 yıl 6 ay ağır hapis 5 yıl 6 ay 20 gün hapis ve 1.688.888 ağır para cezası ile cezalandırılmasına, TCK'nın 40 maddesi uyarınca tutuklulukta vs nezarette geçirdikleri günlerin cezalarından mahsubuna, yüze karşı tefhim olunan hükümle karar verilmiştir. Süresinde temyiz edilmediğinden, sanık hakkındaki hükmün 10.05.2001 tarihinde kesinleştiğine dair kesinleşme şerhi görülmüştür. Diğer sanıklar ..., ... ve ... tarafından bahse konu kararın temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 31.01.2002 tarih ve 2001/2407 esas 2002/192 karar sayılı ilamı ile ''... toplanan delillere göre sanıkların mensubu bulundukları silahlı çete niteliğindeki örgütün ülke topraklarından bir kısmını devlet hakimiyetinden ayırıp, bu bölgede bağımsız ayrı bir devlet kurmak şeklindeki amacına yönelik olarak vehamet arz eden olaylara fiilen katıldıklarının anlaşılması karşısında TCK'nun 125. maddesi yerine yazılı şekilde hüküm tesisi, kabule göre de; sanık ... hakkında 4616 sayılı Kanun hükümlerine gözetilmeden TCK'nın 95/2. maddesi uygulanması'' kanuna aykırı bulunarak 1412 sayılı Kanunun 326 maddesi gereğince sanıkların kazanılmış hakkı saklı tutulmak kaydıyla hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bozma üzerine İstanbul 3. Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 2002/63 esasına kayden yapılan yargılama sonucunda, sanıklar ..., ..., ... hakkında 30.09.2002 tarih 2002/259 karar sayılı ilam ile sanık ... hakkında verilen kararın temyiz edilmeyerek kesinleştiği, diğer sanıklar hakkındaki hükmün ise Yargıtay 9 Ceza Dairesinin kararı ile bozulduğu da belirtilerek; bozma kararında gösterilen gerektirici nedenlerle, sanıkların mensubu bulundukları silahlı çete niteliğindeki örgütün ülke topraklarından bir kısmını devlet hakimiyetinden ayırıp bu bölgede bağımsız bir devlet kurmak şeklindeki amacına yönelik olarak vehamet arzeden olaylara fiilen katıldıkları anlaşılmakla, 4471 sayılı Kanunda nazara alınarak TCK'nın 125, 59/2 maddeleri uyarınca müebbed ağır hapis cezası ile cezalandırılmalarına, bozmadan önceki kararda kazanılmış haklar gözönüne alınarak CMUK'nın 326/son maddesi uyarınca daha fazla olamayacağından her üç sanığın ayrı ayrı sonuç olarak 12’şer yıl 6'şar ay ağır hapis ve 5 yıl 6 ay 20 gün hapis ve 1.688.888.lira ağır para cezası ile cezalandırılmalarına, ağır hapis cezalarının infazı ile ilgili olarak mübbeden kamu hizmetlerinden yasaklanmalarına ve hapis halleri sona erdirilinceye kadar kanuni mahcuriyet altında bulundurulmalarına, tutukluluk ve nezarette geçirdikleri günlerin cezalarından mahsubuna hükmedilmiştir. 09.11.2006 tarihli kesinleşme şerhine göre belirtilen karar 17.06.2006 tarihinde kesinleşmiştir. Cezayı infaz eden sanık ile ilgili olarak, Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığının 12.10.2004 tarihli yazısı ile yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından 5237 sayılı TCK’nın hükümlü lehine düzenleme içermesi nedeni ile uyarlamasının yapılarak, infazı gereken bakiye süre bulunması halinde infazın durdurularak tahliyesine yönelik hüküm kurulması isteminde bulunulduğu ayrıca 14.10.2004 tarihli dilekçesi ile de sanığın uyarlama isteminde bulunduğu görülmüştür. 5190 sayılı Kanunla yetkili İstanbul 11 nolu Ağır Ceza Mahkemesinin 21.10.2004 tarih, 1998/221 esas 2001/115 karar sayılı müteferrik kararı ile ilamın infazının durdurularak başka suçtan hükümlü değil ise sanığın tahliyesine karar verilmiştir. 5190 sayılı Kanunla yetkili İstanbul 11 nolu Ağır Ceza Mahkemesinin 09.06.2006 tarih 1998/221 esas 2001/115 kararı kapsamında; sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın yürürlüğe girmesi nedeni ile duruşma açılarak uyarlama yargılamasının yapıldığı, 10.03.2006 tarihinde yapılacak olan duruşma davetiyesinin sanığın önceki kararda belirtilen adresine gönderildiği ve gönderilen tebligatta gelmemesi durumunda lehe düzenleme nedeni ile yokluğunda karar verileceğinin şerh edildiği, aynı ihtaratı içerir davetiyenin müdafiye gönderildiği, hükümlüye gönderilen davetiyenin belirtilen adreste tanınmaması ve muhtarda ikamet kaydını olmaması nedeni ile 15.02.2006 tarihinde iade edildiği, müdafinin ise 10.03.2006 tarihli dilekçe ile ...'in vekili olmadığını bildirdiği, 09.06.2006 tarihli duruşmaya yönelik yeniden tebligatın çıkartıldığı ve aynı nedenle 27.03.2006 tarihinde iade edildiği, baroya müzekkere yazılarak müdafii tayin edildiği, terör örgütüne üye olduğu ve ... Kıraathanesine zaman ayarlı bomba koyarak yerleştirerek patlatmak eyleminden lehe 5237 sayılı TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5, TCK'nın 174/1-2, 170/1-c, 53 ve 63 maddelerince cezalandırılmasının mütalaa olunduğu yargılama neticesinde, sanık hakkında 5237 sayılı Kanunun lehe olduğu gerekçesi ile TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5, TCK'nın 62/1 maddelerince 6 yıl 3 ay hapis cezası, TCK'nın 170/1-c, 62/1 maddelerince 5 ay hapis; TCK'nın 174/1-2, 62/1 maddelerince 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve TCK'nın 53/1, 63, 58/9 maddelerinin uygulanmasına yönelik sanık müdafiinin yüzüne karşı, sanığın yokluğunda, mütaalaya uygun olarak temyiz yolu açık olmak üzere karar verilmiştir. Kararının temyiz edilmeyerek 17.06.2006 tarihinde kesinleştiğine dair kesinleşme şerhi görülmüştür. İstanbul 11 Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK 250. maddesi ile görevli) 08.05.2008 tarih 2008/469 değişik iş kararı ile Cumhuriyet Başsavcılığının talebi doğrultusunda CGTİHK'nun 99. maddesi gereği cezalarının toplanmasına karar vererek neticeten 6 yıl 3 ay hapis ve 3 yıl 14 ay hapis cezası olarak cezalarının infazına, 11.10.2004 tarihinden itibaren şartla tahliyesine ve tali karar fişi tanzim edilmesine karar verilmiştir. 31.12.2008 tarihli ilamat bürosu müzekkeresinde sanığın 6 yıl 3 ay hapis, 3 yıl 9 ay hapis ve 5 ay hapis cezalarının infaz edilmekle ilamat kayıtlarının kapatılarak infazen gönderildiği belirtilmiştir. Diğer sanıklar ..., ..., ... hakkında ise mahkemenin 09.06.2006 tarih ve 2002/63 esas 2002/259 karar sayılı ek kararıyla duruşma açılmak sureti ile uyarlama yargılamalarının yapılarak, her ne kadar CMUK'nın 326 maddesi gözetilerek TCK'nın 125 maddesinden cezalandırılmalarına karar verilmiş ise de sanıklar hakkında aleyhe temyiz bulunmadığından mahkumiyetlerine dair ilk hükümlerin temyiz edilmeyerek kesinleşmesi durumunda 5237 sayılı TCK'nın hükümlerinin lehlerine olacağından ve bu durumun kazanılmış hak oluşturduğu gerekçesi ile sanıkların terör örgütü üyeliği suçundan 5237 sayılı Kanunun 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5, 5237 sayılı TCK'nın 62/1 maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis, ... ilçesindeki kahvehanenin bombalanması eyleminden ötürü 5237 sayılı Kanunun 170/1-c, 62/1 maddeleri uyarınca 5 ay hapis ve 5237 sayılı Kanunun 174/1-2, 62/1 maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezaları ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Kararın 17.06.2006 tarihinde temyiz edilmeyerek kesinleştiğine dair kesinleşme şerhi görülmüştür. Ancak ..., ... ve ... hakkındaki 09.06.2006 tarih ve 2002/63 esas 2002/259 karar sayılı ek kararın, sanıklar hakkında devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırma eyleminde bulunma suçundan mahkum olduklarından lehe kanun hükümleri belirlenirken sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanunun 302/1, 3713 sayılı Kanunun 5, 5237 sayılı Kanunun 62/1, yine 5237 sayılı Kanunun 302/2 maddesi yollamasıyla aynı Kanunun 170/1c, 62/1, 174/1-2, 62/1 maddelerinin uygulanması suretiyle bulunacak toplam ceza miktarının asıl hükme konu toplam ceza miktarı ile karşılaştırılıp sonuca göre karar verilmesi gerektiği gözetilmeden verildiğinden kaldırılmasına yönelik Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan ihbara müteakip Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünce sanığın da adının yer aldığı talep doğrultusunda kesinleşen kararın kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.09.2017 tarihli istemi doğrultusunda yapılan inceleme sonucunda Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 09.01.2018 tarih ve 2017/2032 esas 2018/338 karar sayılı kararı ile "...765 sayılı TCK'nın 125. maddesinin karşılığı 5237 sayılı Kanunun 302. maddesi olup 765 sayılı TCK'nın 125. maddesi ile aynı cezayı öngörmektedir. Ancak 765 sayılı TCK'nın 125. maddesi tek başına uygulanması gerekirken 5237 sayılı TCK'nın 302/2 maddesi, 302/1 maddesinde yazılı suçların işlenmesi sırasında işlenen diğer suçlardan da ayrıca cezalandırmayı öngörmektedir. Bu durumda 5237 sayılı TCK'nın uygulanması halinde 5237 sayılı TCK'nın 302/1 maddesi yanında elverişli eylem niteliğinde kabul edilen diğer suçlardan da cezalandırma yoluna gidileceğinde kuşku bulunmamaktadır. Uyarlama yargılamasında lehe kanun bir bütün halinde olaya uygulanarak belirlenmesi gerektiği nazara alındığında 765 sayılı TCK'nın 125. maddesinin her halde hükümlülerin lehine olduğu bu nedenle uyarlama talebinin hükümlüler hakkında suç tarihinde yürürlükte bulunan ve kesinleşen ilk hükümdeki uygulamanın açıkça lehe olduğunun tespiti ile kesinleşen hükümdeki ağır hapis cezasının hapse çevrildiği vurgulanıp tespit edilmesi suretiyle uyarlama talebinin reddine karar verilerek, uyarlama yargılamasında ceza süresi yönünden kazanılmış hak oluşmayacağı da nazara alınarak infazın kesinleşen İstanbul 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 30.09.2002 tarih ve 2002/63-2002/259 sayılı ilamına göre yapılması gerektiği..." gerekçesi ile kanun yararına bozma talebinin kısmen kabulüne karar verilerek, hükümlüler hakkındaki İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 09.06.2006 tarih, 2002/632 - 2002/259 ek karar sayılı kararın CMK’nın 309/4-d maddesi gereğince kanun yararına bozulmasına, hükümlüler hakkında kesinleşen İstanbul 3 nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 30.09.2002 tarihli hükmü açıkça lehe olduğundan uyarlama talebinin reddine, hükümlüler hakkında daha önce tayin olunan ağır hapis cezası ile ağır para cezasının 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5/1 ve 6. maddeleri uyarınca hapis ve adli para cezalarına dönüştürülmesine, 5083 sayılı Kanunun 2. maddesine eklenen fıkradaki "ilgili kanunlar gereğince uygulanacak adli ve idari para cezalarının hesaplanmasında ve ödenmesinde bir Yeni Türk Lirasının (1 YTL) altında kalan tutarlar dikkate alınmaz" hükmünün dikkate alınmasına, infazın buna göre yapılmasına karar verilmiştir. Süreçte, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK 250 madde ile görevli) 1998/221 esas ve 2001/115 karar sayılı ilamı uyarınca sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5 yıl 6 ay 20 gün hapis cezasının, 06.07.2018 tarihli kesinleştirme şerhine göre Yargıtay 16 Ceza Dairesinin ilamı ile 09.01.2018 tarihinde kesinleştiğinden bahisle tanzim edilerek infaza yönelik Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği ancak ceza türünün hatalı belirtildiğinden bahisle yeniden hazırlanması istenildiğinden suç türünün "patlayıcı, yıkıcı, öldürücü alet ve ateşli eczayı meskun yerde ateşlemek, patlatmak veya bırakmak", "yasa dışı silahlı örgüt kurmak veya katılmak", ceza türününde düzeltilmesi sureti ile 11.12.2018 tarihli kesinleşme şerhlerinin hazırlandığı, bu kapsamda Cumhuriyet Başsavcılığının 17.12.2018 tarihli müzekkeresi ile Yargıtay 16 Ceza Dairesinin kararı gereğince İstanbul 3 Nolu DGM'nin 30.09.2002 tarih, 2002/63 esas ve 2002/59 karar sayılı kararı ile verilen ilamların infaz edilmek üzere gönderilmesi gerekli iken hatalı olarak 01.01.2001 tarihli 1998/221 esas 2001/115 karar sayılı karar ile verilen ilamlar gönderildiğinden sanık hakkındaki ilamların bila infaz iade edilmesi üzerine aynı ilam esas alınarak 24.12.2018 tarihli kesinleşme şerhlerinin tanzim edildiği, Cumhuriyet Başsavcılığınca İstanbul 3. Nolu DGM'nin 30.09.2002 tarih, 2002/63 esas ve 2002/59 karar sayılı kararı ile verilen ilamların infaz edilmek üzere gönderilmesinin tekrar istenilmesi üzerine de 04.01.2019, 08.01.2019 tarihli İstanbul (kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250 madde ile görevli) nin 1998/221 esas 2001/115 karar sayılı yasa dışı silahlı örgüt kurmak veya katılmak suçundan 10.05.2001 tarihinde temyiz edilmeden kesinleştiği şerh edilen kesinleşme şerhlerinin tanzim edilerek gönderildiği, Cumhuriyet Başsavcılığının 06.03.2019 tarihli müzekkeresi ile mahkemenin 30.09.2002 tarih ve 2002/63 esas 2002/259 karar sayılı ilamı ile toplam 17 yıl 12 ay 20 gün hapis cezasından hükümlü olan sanık hakkında 09.06.2006 tarih 2002/63 esas ve 2002/259 karar sayılı ek karar ile kararlaştırılan 9 yıl 17 ay hapis cezası nedeni ile 08.05.2008 tarih 2008/469 değişik iş sayılı karar ile 11.10.2004 tarihinden itibaren şartla tahliyesine karar verilmiş ise de Yargıtay 16 Ceza Dairesinin ilamı ile ek kararın kaldırılması nedeni ile koşullu salıvermeye hak kazanamadığından 08.05.2008 tarihli 2008/469 değişik iş sayılı koşullu salıverme kararının kaldırılmasının ve cezalarının toplanmasının talep edildiği ayrıca 06.03.2019 tarihinde hakkında yakalama emri çıkartıldığı, 13.03.2019 tarihinde sanığın yakalamasının ifa edildiği, 24.04.2018 tarihinde diğer sanıklar hakkındaki kanun yararına bozma istemine konu evrakları içerir dava dosyasının Bakanlık Bürosunca gönderildiği, 14.03.2019 tarihinde sanık hakkında verilen 09.06.2006 tarihli ek karara yönelik kanun yararına bozma yasa yoluna başvurulacağından hakkında infazın durdurulmasına karar verilmesinin istenilmesine müteakip İstanbul (Kapatılan) 11 Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250 Madde ile görevli)'nin 1998/221 esas 2001/115 karar sayılı 14.03.2019 tarihli ek kararı ile 02.05.2001 tarih, 1998/221 esas ve 2001/115 karar sayılı dosyasında hükümlü olan sanık hakkındaki ilamların infazının durdurulmasına karar verildiği ve yakalama kararının kaldırıldığı görülmüştür. Cumhuriyet Başsavcılığının, İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 09.06.2006 tarih ve 1998/221 esas 2001/115 karar sayılı ek kararının kanun yararına bozulmasına dair ihbar ve görüşünü içerir 16.04.2019 tarihli fezlekesine müteakip, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 25.03.2020 tarihli talebi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından suç vasfına yönelik olarak İstanbul 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 02.05.2001 tarihli 1998/221 esas ve 2001/115 sayılı kararının kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşılmıştır. III- KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI: Örgüt içerisinde ... kod adını kullanan, emniyette, savcılıkta ve yedek hakimlikte üzerine atılı suçları ikrar edip sanıklardan ... ile birlikte emanette kayıtlı malzemelerin ele geçirildiği ...'nun evinde yakalanan, ... Kıraathanesinin bombalanması suretiyle hayati tehlikelerinin olmadığı belirtilen yedi vatandaşın yaralanmasına ve maddi hasara sebebiyet veren sanığın eyleminin, mülga 765 sayılı TCK'nın 125 maddesinde belirtilen suçu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir. IV-HUKUKSAL DEĞERLENDİRME: Ayrıntıları, 14.11.1977 tarih, 3-2 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen istikrar kazanmış kararlarında (03.04.2012 tarih 2011/10-438 - 2012/141 sy. 10.05.2011 tarih 6-80-90 sy. 14.12.2010 tarih 4-210-259 sy. 15.06.2010 tarih 9-117-146 sy. 23.06.2009 tarih 9-30-177 sy. gibi) açıklandığı üzere: 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinde, olağanüstü ve istisnai bir kanun yolu olarak düzenlenen kanun yararına bozma ile; hakim ya da mahkemelerce verilen ve temyiz veya istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar yahut hükümlerdeki gerek maddi gerekse usule ilişkin hukuka aykırılıkların hem ilgilisi hem de toplum açısından giderilmesi ile ülkede uygulama birliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Ancak kesin kararlara karşı kabul edilmesi nedeniyle bu amaçlara hizmet etmeyen, sadece yapılan uygulamanın hatalı olduğunun tespiti ile yetinilmesi sonucunu doğuran hukuka aykırılıkların bu yolla çözülmesinde kanun yararı olmadığı gibi bu uygulamanın kesin hükmün otoritesini sarsacağı da açıktır. Aynı nedenlerle olağan yasa yollarına göre, kapsamının dar ve sınırlı olması, hukuka aykırılığın, davanın özüne ve cezaya esaslı bir şekilde etki etmesi, tüm hukuka aykırılıkların bir defada giderilmesi gerekmektedir. Hakim ya da mahkeme tarafından değiştirilmesi, geri alınması her zaman mümkün olan kararlarda yasanın aradığı kesinlikten bahsedilemez. Ciddi boyuta ulaşmayan, maddi meseleye ilişkin olan, hakimin kanaat ve takdir yetkisi kapsamında kalan hususlar ile infaz aşamasında, soruşturma ya da kovuşturma safhasında alınacak bir kararla giderilebilecek nitelikte olanlar gibi başka bir yol ve yöntemle giderilmesi mümkün olan hukuka aykırılıkların kanun yararına bozma konusu olamayacağı kabul edilmektedir. Sübutu kabul edilen eylemin suç oluşturup oluşturmayacağı ya da hangi suçu oluşturacağı yönündeki hukuki tespit, kabul ve uygulamaların yukarıda sayılan, uygulama birliği ve hukuk güvenliği amaçları bağlamında kanun/kamu yararı taşıdığından kanun yararına bozma yasa yoluna konu olabileceğinde şüphe yoktur. Yüksek Ceza Genel Kurulu da aynı görüştedir(23.6.2009 t,2009/7-69,176 sy). Somut olayda; İstanbul 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 02.05.2001 tarihli ve 1998/221 esas, 2001/115 sayılı, sanık yönünden temyiz edilmeksizin 10.05.2001 tarihinde kesinleşen kararı ile özetle; PKK terör örgütünün sair efradı olmak ve bomba patlatmak, bomba koymak suçlarından sanık

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Hukuku Genel Hükümler

Suça iştirakten dolayı bir kişinin sorumlu tutulabilmesi için, ilgili suçun en az hangi aşamaya varmış olması gerekir?

A) Hazırlık hareketleri
B) Teşebbüs aşaması
C) Tamamlanma aşaması
D) Neticenin gerçekleşmesi
E) Suçun sona ermesi

Bu maddeyle ilgili 7 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol