5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 45

Türk Ceza Kanunu 45. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 45- (1) Suç karşılığında uygulanan yaptırım olarak cezalar, hapis ve adlî para cezalarıdır. Hapis cezaları

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

30 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2016/543 E., 2019/668 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
Aleyhe değiştirme yasağı münhasıran 'cezalar' ile ilgili olup cezalar da 5237 sayılı TCK'nın 45. maddesinde hapis ve adli para cezaları olarak sayıldığından, cezalar arasında sayılmayan güvenlik tedbirlerinin bu kapsamda değerlendirelemeyeceği açıktır.
Ceza Genel Kurulu         2016/543 E.  ,  2019/668 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 10. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ağır Ceza Sayısı : 36-178 Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan sanık ...'un, TCK'nın 188/3-4, 62, 52/2-4, 53, 54 ve 63. maddeleri uyarınca 18 yıl 9 ay hapis ve 300.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye, hak yoksunluğuna, müsadereye, mahsuba ve... plaka sayılı aracın ruhsat sahibine iadesine ilişkin Van 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 18.06.2015 tarihli ve 36-178 sayılı, resen de temyize tabi olan hükmün sanık ve müdafisi tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 18.12.2015 tarih ve 5131-33370 sayı ile; "A) ...plakalı aracın iadesine ilişkin hükümle ilgili inceleme: Aracın kayıt maliki olan üçüncü kişiye iadesine ilişkin hükme yönelik temyiz bulunmadığından, iade hükmünün İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA, üye...'nun karşı oyu ve oyçokluğuyla, B) Sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmünün incelenmesi: Yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile aşağıda belirtilen dışındaki yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak; Hükümden sonra 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarihli 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK'nın 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından, sanığın durumunun yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması, Bozmayı gerektirmiş, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, resen de temyize tabi olan hükmün BOZULMASINA; ancak bu durumun yeniden yargılama yapılmaksızın CMUK'nın 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, TCK'nın 53. maddesinin uygulanması ile ilgili bölümün hüküm fıkrasından çıkarılması ve yerine 'Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarihli iptal kararından sonra oluşan durumuna göre, sanık hakkında, TCK'nın 53. maddesinin 1 ve 2. fıkraları ile 3. fıkrasının birinci cümlesinin uygulanmasına' ibaresinin yazılması suretiyle, hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA... oybirliğiyle" karar verilmiş, Daire Üyesi H. Uğurlu, sanığın tasarrufunda olup iade edilen ...plaka sayılı araç hakkında; "Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 05.07.2011 tarih ve 119-162 sayılı kararında da belirttiği üzere, müsadere 5237 sayılı TCK'nın birinci kitabının, üçüncü kısmının, ikinci bölümünde bir 'güvenlik tedbiri' olarak düzenlenmiş olduğundan, gerek CMUK'nın 326. maddesinin son fıkrasında, gerekse 5271 sayılı CMK'nın 307/4. maddesinde öngörülen 'hükmün sanık lehine temyizi üzerine bozulmasından sonra yeniden verilen hükmün, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz' şeklindeki kuralın kapsamı dışındadır. Güvenlik tedbirlerinin uygulanması gerekirken uygulanmaması veya yanlış uygulanması kazanılmış hak olarak değerlendirilemeyeceğinden, temyizin sanık lehine olup olmadığına bakılmaksızın hükmün bozulması gerekir. Aleyhe değiştirme yasağı münhasıran 'cezalar' ile ilgili olup cezalar da 5237 sayılı TCK'nın 45. maddesinde hapis ve adli para cezaları olarak sayıldığından, cezalar arasında sayılmayan güvenlik tedbirlerinin bu kapsamda değerlendirelemeyeceği açıktır. Hüküm sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmiş olduğundan tüm yönleriyle incelenmelidir. Ayrıca hüküm ceza süresi itibarıyla resen temyize tabidir. Resen temyiz halinde de karar bütün yönleriyle incelenir, varsa hukuka aykırılıklar düzeltilir. Müsadere veya iade hükmünün incelenmesi de temyizin kapsamı içindedir. Sanık suçta kullanılan... plaka sayılı aracın kendisine ait olduğunu, ancak trafikte amcasının oğlu... adına kayıtlı olduğunu, aracı ondan satın aldığını, üzerine kaydını yaptırmadığını belirtmiştir. Aracın kayıt maliki..., İzmir 7. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından talimatla alınan 04.05.2015 tarihli ifadesinde; sanığın amcasının oğlu olduğunu, ...plakalı aracı yaklaşık 1 yıl kadar önce harici olarak sanık ...'a sattığını, aracın parasını da aldığını, sanığın 'aracın devrini sonra alırım' dediğini, ancak İzmir'e geldiği için aracın devrini kendisine veremediğini, aracın kaydının üzerinde kaldığını, sanığın böyle bir şey yapacağını aklına getirmediğini, dava konusu olay hakkında bilgisi olmadığını, aracı sanığa sattığı için müsadere talebi konusunda da bir diyeceği olmadığını beyan ederek satış işlemini doğrulamıştır. Söz konusu aracın zula tabir edilen özel yapılmış gizli bölmesinde 130 paket hâlinde, brütü 68 kg. 868 gram, neti de 40 kg. 505 gram eroin ele geçirilmiştir. Sanık aracı harici satışla teslim alarak malik sıfatıyla tasarruf etmiş, araca zula tabir edilen özel bölmeler dahi yaptırarak, aracı uyuşturucu maddenin taşınmasına tahsis etmiştir. Kayıt maliki aracı satıp devrettiği için olayda iyi niyet araştırmasına gerek yoktur. Gerek sanık gerekse kayıt maliki mahkeme önünde satışı doğrulamışlardır. Sadece trafik kaydı alınmadı diye aracın kayıt sahibine iadesi dolaylı yoldan sanığa iadesi anlamına gelir. Zira, kayıt maliki araç bedelini de aldığı için, kendisine iade edilen aracı tekrar sanığa teslim edecektir. Bu takdirde uyuşturucu madde ticareti yapan kişiler, nakilde kullandıkları özel bölme yapılmış araçları dahi 'haricen satın aldık' demek suretiyle aracı müsadere edilmekten, aracın kayıt malikini de suça karışmış olmaktan kolayca kurtarabileceklerdir. Böyle bir durumun hukuken korunması mümkün değildir. Araç mevcut hâliyle bile suçta kullanılmak üzere özel bir şekilde hazırlanmış gizli bölmeli bir araçtır. Dolayısıyla, bu araçla ilgili iade kararı da temyizin kapsamı içinde olup, güvenlik tedbirinin yanlış uygulanması kazanılmış hak olarak değerlendirilemeyeceğinden, uyuşturucu maddenin taşınmasına tahsis edildiği ve suçta kullanıldığı anlaşılan, sanığın malik sıfatıyla tasarruf ettiği... plakalı orjinalinde olmayan sonradan yapılmış özel gizli bölmeleri bulunan aracın, 5237 sayılı TCK'nın 54/1 inci maddesi uyarınca müsaderesi yerine, uygun olmayan gerekçe ile iadesi yönünde hüküm kurulması nedeniyle, hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1 ve 1412 sayılı CMUK'nın 321 inci maddeleri gereğince bozulması, ancak; bu aykırılık yeniden duruşma yapılmaksızın CMUK'nın 322 inci maddesi gereğince düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükmün 12 inci parağrafındaki 'Suçta kullanılan... Plaka sayılı aracın' ibaresi dışında kalan bölümlerin metinden çıkarılması ve yerine '5237 sayılı TCK'nın 54/1 inci maddesi uyarınca müsaderesine' ibaresinin eklenmesi suretiyle, hükmün düzeltilerek onanması gerektiği kanısını taşıdığımdan, çoğunluğun iade hükmünün incelenmesine yer olmadığına ilişkin kararına katılmıyorum" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 14.01.2016 tarih ve 315772 sayı ile; "...Muhalif üye...'nun muhalefet şerhinde ayrıntılı şekilde belirtiği üzere; sanık ... suçta kullanılan... plaka sayılı aracın kendisine ait olduğunu, ancak trafikte amcasının oğlu... adına kayıtlı olduğunu, aracı ondan satın aldığını, üzerine kaydını yaptırmadığını belirtmiştir. Aracın kayıt maliki..., İzmir 7. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından talimatla alınan 04.05.2015 tarihli ifadesinde; sanığın amcasının oğlu olduğunu, ...plakalı aracı yaklaşık 1 yıl kadar önce harici olarak sanık ...'a sattığını, aracın parasını da aldığını, sanığın 'aracın devrini sonra alırım' dediğini, ancak İzmir'e geldiği için aracın devrini kendisine veremediğini, aracın kaydının üzerinde kaldığını, sanığın böyle bir şey yapacağını aklına getirmediğini, dava konusu olay hakkında bilgisi olmadığını, aracı sanığa sattığı için müsadere talebi konusunda da bir diyeceği olmadığını beyan ederek satış işlemini doğrulamıştır. Söz konusu aracın zula tabir edilen özel yapılmış gizli bölmesinde 130 paket halinde, brütü 68 kg. 868 gram, neti de 40 kg. 505 gram eroin ele geçirilmiştir. Sanık aracı harici satışla teslim alarak malik sıfatıyla tasarruf etmiş, araca zula tabir edilen özel bölmeler dahi yaptırarak, aracı uyuşturucu maddenin taşınmasına tahsis etmiştir. Kayıt maliki aracı satıp devrettiği için olayda iyi niyet araştırmasına gerek yoktur. Gerek sanık gerekse kayıt maliki mahkeme önünde satışı doğrulamışlardır. Sadece trafik kaydı alınmadı diye aracın kayıt sahibine iadesi dolaylı yoldan sanığa iadesi anlamına gelir. Zira, kayıt maliki araç bedelini de aldığı için, kendisine iade edilen aracı tekrar sanığa teslim edecektir. Bu takdirde uyuşturucu madde ticareti yapan kişiler, nakilde kullandıkları özel bölme yapılmış araçları dahi 'haricen satın aldık' demek suretiyle aracı müsadere edilmekten, aracın kayıt malikini de suça karışmış olmaktan kolayca kurtarabileceklerdir. Böyle bir durumun hukuken korunması mümkün değildir. Araç mevcut haliyle bile suçta kullanılmak üzere özel bir şekilde hazırlanmış gizli bölmeli bir araçtır. Dolayısıyla, bu araçla ilgili iade kararı da temyizin kapsamı içinde olup güvenlik tedbirinin yanlış uygulanması kazanılmış hak olarak değerlendirilemeyeceğinden, uyuşturucu maddenin taşınmasına tahsis edildiği ve suçta kullanıldığı anlaşılan, sanığın malik sıfatıyla tasarruf ettiği... plakalı orjinalinde olmayan sonradan yapılmış özel gizli bölmeleri bulunan aracın 5237 sayılı TCK'nın 54/1 inci maddesi uyarınca müsaderesi yerine, uygun olmayan gerekçe ile iadesi yönünde hüküm kurulması nedeniyle, hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1 ve 1412 sayılı CMUK'nın 321 inci maddeleri gereğince bozulması, ancak; bu aykırılık yeniden duruşma yapılmaksızın CMUK'nın 322 inci maddesi gereğince düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, Özel Daire ilamındaki '...plakalı aracın kayıt maliki olan üçüncü kişiye iadesine ilişkin hükme yönelik temyiz bulunmadığından, iade hükmünün incelenmesine yer olmadığına' ibaresinin çıkarılması ve hükmün 12 inci paragrafındaki 'Suçta kullanılan... Plaka sayılı aracın' ibaresi dışında kalan bölümlerin metinden çıkarılması ve yerine '5237 sayılı TCK'nın 54/1 inci maddesi uyarınca müsaderesine' ibaresinin eklenmesi suretiyle, hükmün düzeltilerek onanması gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 10. Ceza Dairesince 04.03.2016 tarih, 158-651 sayı ve oy çokluğuyla; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü Özel Dairece düzeltilerek onanmasına karar verilmek suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme... plaka sayılı aracın iadesine ilişkin hükme yönelik olarak yapılmıştır. Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suçta kullanılan... plaka sayılı aracın kayıt maliki olan üçüncü kişiye iadesine ilişkin hükmün, bu hususta bir talep olmasa dahi sadece mahkûmiyetine karar verilen sanık ve müdafisinin temyiz istemi üzerine incelemeye konu edilip edilemeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; 13.12.2014 tarihli olay, arama, rızaen teslim, muhafaza altına alma ve yakalama tutanağına göre; uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti, nakli ve depolanması faaliyetlerini yürüten şahıs veya organizasyonların tespiti ve faillerin yakalanmalarına yönelik risk analizine dayalı olarak Başkale KOM Grup Amirliği görevlilerince yapılan çalışmalar kapsamında; 13.12.2014 tarihinde saat 05.15 sıralarında Başkale ilçesi Bölge Trafik İstasyon Amirliği önünde gerekli emniyet tedbirleri alınarak uygulama noktası oluşturulduğu, Başkale Sulh Ceza Mahkemesinin 01.12.2014 tarihli ve 123 değişik iş sayılı kararına istinaden şüpheli görülen araçlar üzerinde çalışmalara başlanıldığı, saat 07.45’de Hakkari istikametinden Van’a seyir hâlinde olduğu görülen Peugeot Tepe marka, ...plaka sayılı aracın uygulama noktasında görevlilerce durdurulduğu, yapılan kimlik tespitinde araç sürücüsünün sanık ... olduğunun tespit edildiği, yapılan mülakat sırasında adı geçenin tedirgin hâl ve tavırlar sergileyip sorulan sorulara çelişkili cevaplar vermesi üzerine, görevlilerce araçta yapılan ön incelemede sürücü ile ön yolcu koltuklarının paspasları altında kaynak izleri bulunduğunun görülmesi ve riskli araçlardan olabileceğinin değerlendirilmesi üzerine Cumhuriyet savcısının bilgisi dâhilinde aracın detaylı incelemesinin yapılması için KOM Grup Amirliği yerleşkesine götürüldüğü, burada yapılan inceleme sırasında sürücü ile ön yolcu koltukları altında bulunan kaynak yapılmış gizli bölmelerin boş olduklarının, yakıt deposunun yüksekliğinin ise yere normalden yakın olduğunun tespit edilmesi üzerine uyuşturucu madde arama köpeği ile devam edilen inceleme sırasında köpeğin yolcu koltuğunun altına aşırı tepki verdiğini fark eden görevlilerin yolcu koltuğunu kaldırdıklarında döşemenin altında kapaklı gizli bir bölme bulunduğunu görüp kapağı söktükleri, söz konusu gizli bölme içerisinde koyu gri renkli koli bandına sarılı vaziyette toplam 130 paket içerisinde suç konusu eroinin ele geçirildiği, Erzurum Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü tarafından düzenlenen 29.08.2014 tarihli uzmanlık raporuna göre; inceleme için gönderilen krem renkli ve toz hâlindeki toplam 16 gram numune maddenin % 60 oranında eroin ihtiva ettiği ve miktar olarak toplam 9,6 grama karşılık geldiği, buna göre uzmanlık raporu içeriğinden suç konusu net 67509 gram gelen krem renkli toz maddenin 40505,4 gram eroin ihtiva ettiğinin değerlendirildiği, Başkale Sulh Ceza Mahkemesinin 14.12.2014 tarihli ve 153 değişik iş sayılı kararıyla... plaka sayılı aracın trafik sicil kaydına CMK'nın 128/1-b maddesi uyarınca, “satılamaz, devredilemez” şerhi düşülmek suretiyle el konulmasına karar verildiği, ...plaka sayılı aracın ruhsat bilgilerine göre; 2009 model, Peugeot marka, Partner Tepe Premium 1.6 tipi ve... adına kayıtlı kamyonet (panelvan) olduğu, Yürütülen soruşturma sonucunda sanık ...’un uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan TCK'nın 188. maddesinin 3 ve 4. fıkraları ile aynı Kanun'un 53, 54 ve 63. maddeleri uyarınca cezalandırılması, ...plaka sayılı aracın ise TCK'nın 54. maddesi gereğince müsadere edilmesi istemiyle kamu davası açıldığı, Yapılan yargılama neticesinde Van 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.06.2015 tarihli ve 36-178 sayılı kararı ile sanık ...'un uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, TCK'nın 188/3-4, 62, 52/2-4, 53, 54 ve 63. maddeleri uyarınca 18 yıl 9 ay hapis ve 300.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye, hak yoksunluğuna, suç konusu uyuşturucu maddenin müsaderesine ve mahsuba, ...plaka sayılı aracın ise ruhsat sahibi...’un bilgisi ve rızasıyla suçta kullanıldığına dair delil bulunmadığından iyiniyetli araç sahibi olduğunun kabulü ile ruhsat sahibine iadesine karar verildiği, hükmün sanık ve müdafisi tarafından temyiz edildiği, Anlaşılmıştır. Aracın kayıt maliki... talimat mahkemesince alınan ifadesinde; sanık ...’ın amcasının oğlu olduğunu, adına kayıtlı bulunan... plaka sayılı aracı yaklaşık bir yıl kadar önce haricen sanık ...'a sattığını ve parasını da aldığını, sanık ...’ın aracın devrini sonra alırım dediğini ancak kendisinin İzmir'e gelmesi nedeniyle aracın devrini veremediğini, dava konusu olay hakkında bilgisinin olmadığını, aracı sanık ...’a sattığı için müsadere talebi konusunda da bir diyeceğim bulunmadığını beyan etmiştir. Sanık ... aşamalarda; suça konu eroini Yüksekova’dan Van’a götürmek üzere aldığını, atılı suçlamayı kabul ettiğini, Husret Delikurt adına kayıtlı bulunan... plaka sayılı aracı adı geçenden satın aldığını, ancak kaydını henüz üzerine yaptırmadığını, aracın kendisine ait olduğunu savunmuştur. Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir hukuki sonuca ulaşılabilmesi bakımından 765 ve 5237 sayılı Kanun’larda müsadere hükmünün ne şekilde düzenlendiği ile 5237 sayılı TCK’daki müsadere hükmünün niteliğine değinilmesi yararlı olacaktır. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda yaptırımların tümü "ceza" olarak öngörülmüş olup, 11. maddede cürümlere mahsus cezalar; "ağır hapis, hapis, ağır para, kamu hizmetlerinden yasaklılık" kabahat fiillerinin karşılığı olarak da; "hafif hapis, hafif para, muayyen bir meslek ve sanatın tatili icrası" düzenlenmiştir. Bu Kanun'un yürürlükte bulunduğu dönemde, öğretide yaptırımlar; "asıl ve feri cezalar ile tamamlayıcı cezalar" olarak üçe ayrılmış, tamamlayıcı cezalar; "eylemin karşılığında ve ceza hükümlülüğüne bağlı olarak kanundaki açıklama doğrultusunda ve asıl ceza yanında hükümde gösterilmesi gereken cezalardır" biçiminde tanımlanmıştır. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'da ise yaptırımlar, "ceza" ve "güvenlik tedbirleri" adı altında yeniden düzenlenmiş; ceza olarak yalnızca hapis ve adli para cezasına yer verilmişken, güvenlik tedbirleri; "Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma, eşya ve kazanç müsaderesi, sınır dışı edilme, çocuklara, akıl hastalarına, mükerrirlere ve tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirleri" şeklinde sayılmıştır. Kanunda "yaptırım" terimine yer verilmek suretiyle, konusu suç teşkil eden eylemler için yalnızca "ceza" değil, cezalarla birlikte veya ayrıca ceza niteliği taşımayan başkaca sonuçların yani "güvenlik tedbirlerinin" de uygulanabileceği belirtilmiş bulunmaktadır. Bu düzenlemeye göre güvenlik tedbirleri; kusurlu olmadıklarından ceza verilmeyenler açısından uygulanabilen bir yaptırım olmanın yanı sıra, ceza sorumluluğu bulunan kişiler bakımından cezanın yanında, tehlikelilik hâliyle bağlantılı ve orantılı olarak uygulanabilen, ceza sistemini tamamlamaya yönelik bir nitelik arz etmektedir. Öğretide de güvenlik tedbirleri; "Suç işleyen kişiye, suç işlemesi dolayısıyla ve suçun tekrarlanması ihtimali karşısında, gösterdiği tehlikelilik durumu göz önünde bulundurulmak suretiyle uygulanan, kendisini ve toplumu koruyucu nitelikteki ceza hukuku yaptırımlarıdır" şeklinde tanımlanmıştır. Ceza hukukunda özgürlüğe yönelik yaptırımlar dışında, suçlulukla mücadelede etkin diğer bir yöntem de yaptırımlarla birlikte veya ayrıca hükmolunabilen mal varlığına yönelik müeyyidelerdir. Bu yaptırımlardan birisi de eşya ve kazanç müsaderesidir. Uyuşmazlığın esasını oluşturan eşya müsaderesi; 5237 sayılı TCK'nın 54. maddesinde bir güvenlik tedbiri olarak düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrasında; "İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlâk açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir..." hükmü yer almaktadır. Bu düzenleme ile iyi niyetli üçüncü kişilere ait olmamak şartıyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine özgülenen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsadere edileceği hüküm altına alınmıştır. TCK'nın 54. maddesinde düzenlenen eşya müsaderesinin hukuksal niteliği itibarıyla bir ceza değil güvenlik tedbiri olduğu hususunda kuşku bulunmamaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.12.2011 tarihli ve 219-280 ile 25.04.1983 tarihli ve 92-191 sayılı kararlarında; "Ceza Kanununda zoralımı meşru kılan başlıca sebep, zoralınacak maddenin bizatihi memnu olmasa bile suçta kullanılmış olması delaletiyle, suçlu tarafından başka suçlarda da aynı veçhile kullanılabilmesi ihtimali karşısında, fail elinde zararlı ve tehlikeli bir mahiyet almış olmasıdır. Kanundaki 'başkasına ait olmadıkça' kaydının tazammun edeceği maksat ve mana budur" açıklamalarına yer verilmiştir. Niteliği itibarıyla zor alıma tabi bulunmayan bir eşyanın müsadere edilebilmesi için, kasten işlenen suçun varlığı zorunlu olmakla birlikte, bu suçtan dolayı failin cezalandırılması şart değildir. Suçun işlenmesinde kullanılan eşya, yaş küçüklüğü veya akıl hastalığı gibi nedenlerle failin cezalandırılamadığı durumlarda da müsadere edilebilecektir. Yine sanığın ölümü hâlinde kamu davasının düşürülmesine karar verilecek olup suçta kullanıldığı anlaşılan ya da niteliği itibarıyla müsadereye tabi eşya ve maddi menfaatler hakkında davaya devam olunarak bunların müsaderesine hükmolunacaktır. Bunun yanında, zor alım kararı verilmesi gereken hâllerde bir kamu davası açılmamış veya açılmakla birlikte müsadere isteminde bulunulmamış ya da istemde bulunulmasına karşın bu konuda bir karar verilmemiş ise ayrı bir müsadere yargılamasına ihtiyaç duyulacağı açıktır. Bu nedenle kanun koyucu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda güvenlik tedbirlerinden yalnızca eşya müsaderesine ilişkin bir yargılama usulü düzenlemiş ve 256. maddesinde; "Müsadere kararı verilmesi gereken hâllerde, kamu davası açılmamış veya kamu davası açılmış olup da esasla beraber bir karar verilmemiş ise; karar verilmesi için, Cumhuriyet savcısı veya katılan, davayı görmeye yetkili mahkemeye başvurabilir" hükmüne yer vermiştir. Buna göre; eşyanın müsaderesine veya iadesine esas davadan sonra da karar verilebilecektir. Diğer taraftan, bir kararın temyiz edilebilmesi için, o kararın “hüküm” niteliğini taşıması gerekmektedir. Hangi kararların hüküm sayılacağı ise 5271 sayılı Kanun'un 223. maddesinde düzenlenmiş olup beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirlerine hükmedilmesi, davanın reddi ve davanın düşmesi kararlarının hüküm oldukları belirtildikten sonra, maddenin son fıkrasında “Adlî yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı”nın yasa yolu bakımından hüküm sayılacağı vurgulanmıştır. Sayılan hükümlerin verilme koşulları da maddede ayrıntılı olarak düzenlenmiş, 6. fıkrada; “Yüklenen suçu işlediğinin sabit olması halinde, belli bir cezaya mahkûmiyet yerine veya mahkûmiyetin yanı sıra güvenlik tedbirine” hükmolunacağı belirtilmiştir. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere 5237 sayılı TCK’da bir güvenlik tedbiri olarak düzenlenen müsadere kararının hüküm sayılacağı ve temyiz kanun yoluna konu olacağı açıktır. Bu kapsamda, müsaderesi istenen eşyayı iki gruba ayırmak mümkündür. Birinci grup eşya; suçun maddî konusunu oluşturan, bulundurulması, kullanılması veya taşınması başlı başına suç oluşturan uyuşturucu madde ve tabanca gibi şeylerdir. Bu grupta yer alan eşyanın müsaderesi "mahkûmiyet" hükmünün bir parçasıdır ve kural olarak mahkûmiyet hükmü ile birlikte incelenir. İkinci grup eşya ise; suçun işlenmesinde kullanılan veya kullanılmak üzere hazırlanan, bulundurulması, kullanılması veya taşınması başlı başına suç oluşturmayan şeylerdir. Bu grubu da kendi içinde "sanığa ait eşya" ve "üçüncü kişiye ait eşya" olarak ikiye ayırmak mümkündür. Sanığın cezalandırılmasına ve üçüncü kişiye ait eşyanın müsaderesine karar verildiği durumlarda birisi mahkûmiyet, diğeri ise müsadere olmak üzere iki ayrı hüküm bulunmaktadır. Mahkûmiyet hükmünün sanık tarafından, müsadere hükmünün ise üçüncü kişi konumundaki eşya sahibi tarafından temyiz edilmesi durumunda, bu iki hüküm kural olarak birbirinden bağımsız şekilde incelenecektir. Ancak, eşyanın suçta kullanıldığının kabul edilebilmesi için, öncelikle suçun işlendiğinin sabit olmasında zorunluluk bulunduğundan, eşyanın müsaderesi veya iadesi hususu suçla ilgili hükmün sonucuna bağlı olabilir. Bu nedenlerle, sanık hakkındaki "mahkûmiyet hükmünün onanması" ve üçüncü kişiyle ilgili "müsadere hükmünün ise bozulması" mümkün olup bu durumda mahkûmiyet ve müsadere hükümlerine yönelik ayrı ayrı inceleme yapılmasının hukuka aykırı olduğu ileri sürülemeyecektir. Bu aşamada "cezayı aleyhe değiştirememe ilkesi"ne değinilmesinde fayda bulunmaktadır. Cezayı aleyhe değiştirememe ilkesi; temyiz davasının yalnızca sanık veya müdafii ya da sanık lehine Cumhuriyet savcısı tarafından açıldığı durumlarda, temyiz davası sonucunda sanığın durumunun ağırlaştırılamayacağı, sanığın aleyhine sonuç doğuracak şekilde düzeltmelerin yapılamayacağını veya kurulacak yeni hükümdeki cezanın sanığın aleyhine olarak önceki hükümden daha ağır olamayacağı anlamına gelmektedir. Latince “reformatio in pejus” olarak adlandırılan, öğreti ve uygulamada “lehe yasa yolu davası üzerine aleyhe değiştirememe zorunluluğu, aleyhe düzeltme yasağı, aleyhe bozma yasağı, aleyhe bozmama zorunluluğu, aleyhe kötüleştirememe, yaptırımı ve sonuçlarını ağırlaştıramama kuralı” olarak ifade edilen ilkenin amacı; hükmün aleyhine de bozulabileceğini düşünen sanığın, bazı olaylarda istinaf ya da temyiz yasa yoluna başvurmaktan çekinmesinin önüne geçmek, yasa yoluna başvurma hakkını daha özgürce kullanabilmesini sağlamaktır. Bu kural, 5252 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca hâlen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nın 326. maddesinin 4. fıkrasında; “hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz” şeklinde yasal düzenlemeye kavuşturulmuş olup 5271 sayılı CMK'nın 307. maddesinin 4. fıkrasında da "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262 nci maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz" şeklinde ifade edilmiştir. Ceza muhakemesi hukukumuzda bu maddeler dışında cezayı aleyhe değiştirmeme yasağını düzenleyen başka bir hüküm de bulunmamaktadır. Buna göre; ceza hukukunda genel anlamda kazanılmış hak kavramından bahsedilemeyeceği, ancak gerek 1412 sayılı CMUK'nın 326. maddesinin son fıkrası gerekse 5271 sayılı CMK'nın 307. maddesinin son fıkrası uyarınca sınırlı biçimde uygulanabilecek bir “cezayı aleyhe değiştirememe ilkesi” veya “aleyhte düzeltme yasağı”nın söz konusu olduğunun kabulü gerekmektedir. “Cezayı aleyhe değiştirememe ilkesi” gerek 1412 CMUK gerekse 5271 sayılı CMK'da yalnızca hükmolunan ceza yönünden söz konusudur. Cezalar da 5237 sayılı TCK’nın 45. maddesinde hapis ve adli para cezaları olarak sayıldığından, cezalar arasında gösterilmeyen güvenlik tedbirleri ile diğer kurumların ve bu arada müsadere kararlarının bu kapsamda değerlendirilemeyeceği ve hükümde yaptırım olarak güvenlik tedbiri uygulamasına yer verilmemesinin sanık açısından “cezayı aleyhe değiştirememe ilkesine” konu oluşturmayacağı Ceza Genel Kurulunca duraksamasız olarak kabul edilegelmiştir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Başkale Sulh Ceza Mahkemesinin 01.12.2014 tarihli ve 123 değişik iş sayılı kararına istinaden oluşturulan uygulama noktasına gelen şüpheli araçlar üzerinde yapılan çalışmalar sırasında, Hakkari istikametinden Van’a seyir hâlinde olduğu görülerek durdurulan sanığın kullandığı aracın yakıt deposunun yüksekliğinin yere normalden yakın olduğunun tespiti üzerine, görevlilerce uyuşturucu madde arama köpeği ile yapılan kontrol sonucunda yolcu koltuğu döşemesinin altındaki kapaklı gizli bölme içerisinde paketler hâlinde suç konusu eroinin ele geçirildiği, araç sürücüsü olan sanık ...'un uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan TCK'nın 188. maddesinin 3 ve 4. fıkraları ile aynı Kanun'un 53, 54 ve 63. maddeleri uyarınca cezalandırılması, ...plaka sayılı aracın ise TCK'nın 54. maddesi gereğince müsadere edilmesi istemiyle kamu davasının açıldığı, yapılan yargılama neticesinde Van 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.06.2015 tarihli ve 36-178 sayılı kararı ile sanık ...'un uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyetine, ...plaka sayılı aracın ise ruhsat sahibi...’a iadesine karar verildiği, hükmün sanık ve müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece yapılan inceleme sonucunda mahkûmiyet hükmünün düzeltilerek onanmasına, aracın iadesine ilişkin hükmün ise incelenmesine yer olmadığına karar verildiği anlaşılan olayda; 5237 sayılı TCK'da yaptırımların "ceza" ve "güvenlik tedbirleri" adı altında ayrı ayrı düzenlenmesi, TCK'nın 54. maddesinde hüküm altına alınan eşya müsaderesinin bir güvenlik tedbiri olarak öngörülmesi, 5271 sayılı CMK'nın 223. maddesinin 1. fıkrasında güvenlik tedbirine ilişkin kararların hüküm olduğunun belirtilmesi, 1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 305. maddesinin 1. fıkrası uyarınca ceza mahkemelerinden verilen ve hüküm niteliğinde olan güvenlik tedbirleri hakkında temyiz kanun yolunun açık olması, iadesine hükmolunan aracın malikinin kayden sanık olmamasına rağmen sanığın harici satışla aracı satın alıp zilyetliğini de devraldığının sanık ile aracın kayıt malikinin beyanlarından anlaşılması, araç kayıt maliki olarak görülen tanık...'un aracın müsaderesi hakkındaki talebe karşı bir diyeceği olmadığını beyan etmesi, aracın sanığa ait olduğu hususunda bir tereddüt de bulunmaması karşısında; gizli bölmesi olduğu tespit edilen aracın bu hâliyle iadesinin, tekrardan başka bir suçta kullanılması ihtimalinden kaynaklanan tehlikelilik durumu sebebiyle mümkün olmadığının, iyi niyetli üçüncü bir kişiye değil sanığa ait olduğu anlaşılan, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan, ele geçirilen suç konusu uyuşturucu maddenin niteliği, miktarı ve değeri itibarıyla müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğurmayacağı ve hakkaniyete uygun olduğu anlaşıldığından aracın, müsaderesi yerine ruhsat sahibine iadesine karar verilmesinin kanuna açık bir şekilde aykırılık teşkil ettiğinin, bir güvenlik tedbirinin uygulanmaması niteliğinde olan aracın iadesine dair verilen hükmün “cezayı aleyhe değiştirememe ilkesi” kapsamında değerlendirilemeyeceğinin, bu bağlamda sanık bakımından kazanılmış bir hakkın varlığından da söz edilemeyeceğinin kabulü gerekmektedir. Sonuç olarak; sanığa ait olup gizli bölmesi bulunan ve suçta kullanıldığı açık olan aracın müsadere edilmeyip ruhsat sahibine iadesine dair verilen hükmün, cezayı aleyhe değiştirememe ilkesi kapsamında da değerlendirilemeyeceği dikkate alındığında, mahkûmiyet

Diğer kararlar (4)

11. Ceza Dairesi, 2022/1532 E., 2025/1366 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu 45. maddesinde yaptırım olarak cezaları hapis ve adli para cezası olarak öngörmüştür.
11. Ceza Dairesi         2022/1532 E.  ,  2025/1366 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2020/179 E., 2021/198 K. SUÇ : Dolandırıcılık HÜKÜMLER : Mahkumiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: Sanıkların üzerine atılı dolandırıcılık suçunun suç tarihi itibarıyla 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nin 253. ve 254. maddeleri gereğince uzlaşma kapsamında olması nedeniyle, dosyanın uzlaştırma bürosuna tevdi edildiği ancak uzlaşmanın sağlanamadığı belirlenerek, yapılan incelemede; Bozmaya uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp gerekçeli kararda gösterilerek tartışılan delillere, Mahkemenin oluşa uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, sanık ... müdafii, sanık ... 'ün diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir, ancak; Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesinin, 19.12.2019 tarihli ve 2019/10417 Esas, 2019/15249 Karar sayılı bozma kararına konu olan Çorum 2. Asliye Ceza Mahkemesinin, 18.05.2015 tarihli kararındaki adli para cezalarının 24 taksitte ödenmesine karar verildiği halde, anılan bozma kararı sonrası verilen temyize konu hükümlerde, 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca halen uygulanması gereken 1412 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca bozmadan önce verilen hüküm yalnız sanık ... müdafii ile sanık ... tarafından temyiz edilmesi nedeniyle söz konusu taksit sayısının kazanılmış hak oluşturduğu gözetilmemesi ayrıca sanık ... hakkında katılan ...'e yönelik eyleminden dolayı Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2007/10-108 esas, 2007/152 karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, kanun koyucunun ayrıca adlî para cezası öngördüğü suçlarda, hapis cezasının alt sınırdan tayini halinde mutlak surette adlî para cezasının da alt sınırdan tayini gerektiği yönünde bir zorunluluk bulunmamakta ise de, alt sınırdan uzaklaşmanın gerekçelerinin gösterilmesi, dayanılan gerekçelerin de yasal olması ve dosya içeriğiyle örtüşmesi gerektiği hâlde, sanık hakkında 5237 sayılı Kanun’un 157/1 maddesi uyarınca hüküm kurulurken, hapis cezasının alt sınırı olan 1 yıl olarak belirlenmesine rağmen adli para cezasının 5 gün yerine 250 gün olarak belirlenmek suretiyle fazla adli para cezası tayini, Yasaya aykırı, sanık ... müdafii ve sanık ... temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca hükümlerin BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkralarındaki adli para cezasının taksitlendirilmesine dair taksit sayılarının "24" olarak değiştirilmesi, ayrıca sanık ...'in, katılan ...'e yönelik eylemi nedeniyle hüküm fıkrasından adli para cezasına ilişkin sırasıyla “250 gün”, "125 gün" ve “2500,00 TL” adli para cezası terimlerinin çıkarılarak yerine, sırasıyla “5 gün”, “2 gün” ve “40,00 TL” adli para cezası ibarelerinin eklenmesi suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin Tebliğnameye aykırı olarak (adli para cezası yönünden hükümlerin kazanılmış hak yarattığı konusunda Yargıtay Üyesi ... karşı oyu ve oy çokluğu ile diğer yönlerden ise oy birliğiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.02.2025 tarihinde karar verildi. KARŞI OY Sanıklar ... ve ... hakkında basit dolandırıcılık suçundan Çorum 2. Asliye Ceza Mahkemesi 2015/570 Karar sayılı ilamıyla, neticeten 2 yıl 6 ay hapis ve 10.000 TL adli para cezasıyla katılan sayısınca cezalandırılmaları yoluna gidilmiştir. Bu karar aleyhe temyiz olmaksızın sanık ve sanık müdafiince temyiz edilmiş Yargıtay 15. Ceza Dairesi görev bozması yapmış olup bozma sonrası görevli 3. Ağır Ceza Mahkemesi 2021/198 sayılı karar ile sanıkların TCK 157. maddesi uyarınca yine katılan sayısı kadar 2 yıl hapis ve 19.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına karar vermiştir. Dairemizde bu karar kazanılmış hak yönünden ihtilaf konusu olmuş çoğunluk sonraki karar hapis cezası daha az olduğundan para cezasının fazla olmasının kazanılmış hakkı etkilemeyeceğini düşünerek onanması yönünde oy çokluğuyla karar vermiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu 45. maddesinde yaptırım olarak cezaları hapis ve adli para cezası olarak öngörmüştür. Gerek ceza Kanununda gerekse cezaların infaz hakkındaki kanunda hapis cezasının para cezasından üstün veya daha ağır olduğu öngörülmemiştir. Her iki ceza türü farklı türden cezalardır. Yaptırım ve infaz şekilleri farklıdır. Bu itibarla bozma sonrası verilen hapis cezasının öncekinden az olması farklı ceza ve yaptırım olan para cezasının kazanılmış hakkını ortadan kaldırmaz. Bu nedenle sanıklara verilen para cezalarının da müstakil ve münhasır olarak kazanılmış hak teşkil etmesi gerektiği kanaatiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
9. Ceza Dairesi, 2021/9633 E., 2024/3117 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
sanığın kucağındaki mağdureyi yere bıraktığı, şeklinde kabul edilen olayda, dosya içerisindeki mevcut delillerin değerlendirilmesi neticesinde mağdure Hatice Zeynep'e karşı gerçekleştirilen eylem sebebiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 6545 sayılı Kanun ile değişiklik öncesi hali ile 103 ncü maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi ve 53 ü
9. Ceza Dairesi         2021/9633 E.  ,  2024/3117 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2012/263 E., 2015/264 K. HÜKÜM : Mahkûmiyet, beraat Kayden mağdurelerden Hatice Zeynep'in 27.07.2003 doğumlu, mağdure İlayda 'nın ise 14.09.2004 doğumlu olduğu ve her iki mağdurenin de ilk derece yargılaması sırasında onbeş yaşını tamamlamadıkları anlaşıldığı, 17.08.2012 tarihli duruşmada mağdurelerin velileri konumunda olan mağdure...'in annesi Sevim ile mağdure İlayda'nın babası Ali'nin sanıktan şikâyetçi olmadıklarını beyan etmeleri karşısında, mağdurelere yaş küçüklüğü nedeniyle tayin edilen vekilin hükümleri temyize hakkı bulunmadığı anlaşılmış olup, bu itibarla mağdureler vekilinin hükmü temyiz yetkisi bulunmadığı anlaşılmıştır. Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünde; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ - OLAY VE OLGULAR 1. Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 15.10.2015 tarihli ve 2012/263 Esas, 2015/264 Karar sayılı kararı ile sanığın, dışarıda oyun oynamakta olan mağdurelerin yanına giderek "Size 10'ar TL vereyim" dediği, mağdurelerin kendisine inanmayıp parayı yere koy biz alırız demeleri üzerine, sanığın yere koyduğu parayı almaya çalışan mağdure Hatice Zeynep’i kucağına alarak orada bulunan bir eczane ile dükkanın arasına götürmeye ve bu sırada öpmeye çalıştığı, bacak, kol ve kasık bölgesine dokunduğu, mağdure Hatice Zeynep'in bağırması üzerine sanığın kucağındaki mağdureyi yere bıraktığı, şeklinde kabul edilen olayda, dosya içerisindeki mevcut delillerin değerlendirilmesi neticesinde mağdure Hatice Zeynep'e karşı gerçekleştirilen eylem sebebiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 6545 sayılı Kanun ile değişiklik öncesi hali ile 103 ncü maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi ve 53 üncü maddesinin uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına mağdure İlayda'yayönelik eylemi sebebiyle beraatine karar verilmiştir. 2. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca kısmî ret ve kısmî bozma görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık Müdafiinin Temyiz İsteği Beraat kararı verilen mağdure İlayda yönünden sanık lehine vekalet ücretine hükmedilmediğine, mağdure Hatice’nin annesinin şikayetten vazgeçmiş olduğundan mahkûmiyet hükmünün bu yönüyle usul ve yasaya aykırı olduğuna ve dilekçesinde belirttiği diğer hususlara yöneliktir. III. GEREKÇE A. Mağdureler Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden Kayden mağdurelerden Hatice Zeynep'in 27.07.2003 doğumlu, mağdure İlayda'nın ise 14.09.2004 doğumlu olduğu ve her iki mağdurenin de ilk derece yargılaması sırasında on beş yaşını tamamlamadıkları anlaşıldığı, 17.08.2012 tarihli duruşmada mağdurelerin velileri konumunda olan mağdure Hatice Zeynep'in annesi Sevim ile mağdure İlayda'nın babası Ali'nin sanıktan şikayetçi olmadıklarını beyan etmeleri karşısında, mağdurelere yaş küçüklüğü nedeniyle tayin edilen vekilin hükümleri temyize hakkı bulunmadığı anlaşılmakla mağdureler vekilinin temyiz isteminin 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin birinci fıkrası gözetilerek 1412 sayılı Kanun'un 317 nci maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir. B. Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi Yönünden 1.Mahkemenin gerekçesi ve tüm dosya kapsamına göre; yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırılarak vicdanî kanıya ulaşıldığı, eyleme uyan suç vasıfı ile yaptırımın doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, kurulan hükümde hukuka aykırılık görülmemiştir. 2. Oluşa uygun kabule göre, sanığın mağdure Hatice Zeynep'e yönelik eyleminde mağdureyi öpmeye çalıştığı ve bu sırada da mağdurenin kol, bacak ve kasık bölgesine dokunduğu anlaşılmakla sanığın temas içeren eylemlerinde cinsel saikle hareket ettiği kabul edilmesi gerektiğinden Tebliğnamede bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir. IV. KARAR A. Mağdureler Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden Gerekçenin (A) bölümünde açıklanan nedenle mağdureler vekilinin temyiz isteminin, 1412 sayılı Kanun’un 317 nci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE, B. Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi Yönünden Gerekçenin (B) bölümünde açıklanan nedenlerle Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 15.10.2015 tarihli ve 2012/263 Esas, 2015/264 Karar sayılı kararında sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle ONANMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.04.2024 tarihinde karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2022/237 E., 2024/25 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
tam metni aç
TCK'nın 45. maddesinin madde metni ve gerekçesinde açıkça belirtildiği üzere ceza olarak sadece hapis ve adli para cezası öngörülmüştür.
Ceza Genel Kurulu         2022/237 E.  ,  2024/25 K. "İçtihat Metni" DİRENME KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Ceza SAYISI : 255-468 I. HUKUKİ SÜREÇ Hakkı olmayan yere tecavüz suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 154/2. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 154/1, 62/1 ve 52/4. maddeleri uyarınca 6 ay 20 gün hapis ve 200 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, para cezasının ödenmesi için kendisine mehil verilmesine ve aynı Kanun’un 50/1-d maddesi uyarınca da hapis cezasının 13 ay 10 gün süre ile kafelere gitmeme seçenek tedbirine çevrilmesine ilişkin Torul Asliye Ceza Mahkemesince verilen 22.09.2014 tarihli ve 105-248 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 22.05.2018 tarih ve 7064-5707 sayı ile; "Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine, ancak; 1- 5237 sayılı TCK'nın 50. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendindeki düzenlemenin, 'belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanma'yı öngördüğü, yasada geçen 'etkinlik' kavramının ise, '...insanın, çevresiyle arasındaki ilişkileri düzenleyen her türlü eylem-çalışma, iş yapma, işlerlik ve devinimi' ifade ettiği, bu fıkraya göre belirli yerler ve etkinlikler; temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunmayan sanığın suç işlemesinde, suça yönelmesinde ya da zararlı alışkanlıklar edinmesinde veya bağımlılık yapan maddeler kullanmasında çevresel, psikolojik, sosyal veya ekonomik etkisi bulunan ya da sanığın yeniden suç işlemesine yol açan etkenleri tetikleyecek yerler veya etkinliklerdir. Bu bağlamda sanık hakkında hükmedilecek seçenek yaptırımın infazı ile ulaşılmak istenilen temel amacın, sanığın yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, sanığın sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak niteliğinde olması gerektiği gözetilmeden, sanık hakkında hükmedilen hapis cezasının, 5237 sayılı TCK'nın 50/1-d maddesi uyarınca soyut ifadelerle infazda kuşkuya neden olacak şekilde, temel hak ve özgürlükleri kısıtlayacak şekilde '13 ay 10 gün süre ile kafelere gitmeme' tedbirine çevrilmesi, Kabule göre de; 2- YCGK 15.04.2014 tarih 2013/13-689E-2014/191K sayılı kararı gereğince, hükümde 6 ay 20 gün hapis cezasının, cezanın yarısından bir katına kadar süreyle tedbire çevrilebileceği gözetilmeden, cezanın bir katını aşacak biçimde 13 ay 10 gün süre ile tedbire çevrilmesi," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Torul Asliye Ceza Mahkemesince 19.03.2019 tarih ve 161-46 sayı ile sanığın TCK'nın 154/2. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 154/1, 62/1, 50/1-a, 52/2 ve 52/4. maddeleri uyarınca hapisten çevrilen 3.000 TL ve doğrudan verilen 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hapisten çevrilen adli para cezasının taksitlendirilmesine karar verilmiş, bu hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 14.10.2020 tarih ve 28258-17024 sayı ile; "Ceza Genel Kurulunun 03.04.2018 tarih ve 2017/853 Esas, 2018/135 Karar sayılı ilamı ve 09.02.2016 tarih ve 2014/71 Esas, 2016/42 Karar sayılı ilamı da gözetildiğinde; bozmadan önce verilen ve yalnızca sanık tarafından temyiz edilen Torul Asliye Ceza Mahkemesinin 22.09.2014 tarihli kararı ile hükmedilen hapis cezasının TCK'nın 50/1-d maddesi uyarınca tedbire çevrildiği ve aleyhe temyiz olmadığı, 1412 sayılı CMUK'un 326/son madde ve fıkrası uyarınca sanık lehine kazanılmış hak oluşması nedeniyle, son hükümde verilen hapis cezasının TCK'nın 50/1-d maddesi uyarınca başka bir tedbire karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde adli para cezasına hükmedilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Torul Asliye Ceza Mahkemesi 23.09.2021 tarih ve 255-468 sayı ile; "TCK'nın 50. maddesinin birinci fıkrası '1) Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre; a) Adlî para cezasına, b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine, c) En az iki yıl süreyle, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmeye, d) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya, e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş olması durumunda; mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmaya, f) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya, çevrilebilir.' hükmünü içermektedir. Madde başlığının 'kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar' olması ve yukarıda belirtilen maddede kanun koyucu bir öncelik sırası belirtmediğinden, kısa süreli hapis cezası suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre belirtilen seçenek yaptırımlardan herhangi birine çevrilebilir. Bu nedenle seçenek yaptırımların biri diğerine göre daha ağır sonuç doğurmamaktadır. Nitekim TCK'nın 50. maddesinin 3. fıkrasında da 'Daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak koşuluyla, mahkûm olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile fiili işlediği tarihte onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkûm edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, birinci fıkrada yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilir.' denilmektedir. TCK'nın 50/1. maddesinde belirtilen seçenek yaptırımlardan biri diğerine göre daha ağır bir yaptırım olarak belirlenmiş olsaydı TCK'nın 50/3. maddesinde uygulanabilecek seçenek yaptırımlar daha ağır veya daha hafif olarak sınıflandırılmak üzere açıkça belirtilirdi. Oysa ki madde metni 'birine çevrilir' ifadesiyle bitmektedir. Bu ifade de seçenek tedbirlerin birbirleri arasında daha ağır veya daha hafif yaptırımlar olarak kabul edilemeyeceğini göstermektedir. TCK'nın 50/3. maddesinden çıkarılacak sonuç, daha önceden hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak koşuluyla, mahkûm olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile fiili işlediği tarihte onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkûm edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezası hakkında TCK'nın 50. maddesi uyarınca seçenek tedbir uygulanması gerektiği ve kanun metnindeki 'birine çevrilir' ifadesinden de anlaşıldığı üzere bu tedbirler bir bütün olarak TCK'nın 50. maddesi kapsamında değerlendirildiğinden birinin diğerine göre ağır sonuç doğurmadığıdır. Sanık hakkında 2014/105 E. 2014/248 K. sayılı dosyada yapılan yargılamaya nazaran 2018/161 E. 2019/46 K. sayılı dosyada verilen hükümde alt sınırdan uzaklaşılmayarak daha az bir ceza olan neticeten 5 ay hapis cezası ve 80 TL adli para cezasına hükmolunmuş, hapis cezası da yine bir önceki yargılamada olduğu gibi TCK'nın 50/1. maddesi uyarınca seçenek yaptırıma çevrilmiş, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2016/7064 E. 2018/5707 K. sayılı bozma ilamındaki bozma sebebi de göz önünde bulundurularak adli para cezası seçenek yaptırımı tercih edilmiştir. Dava konusu olay ile TCK'nın 50/1-d kapsamına uygun yeni bir tedbir kararı verilemeyeceği anlaşıldığından mahkememizce 19/03/2019 tarih, 2018/161 E. 2019/46 K. sayılı hükümde suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre TCK'nın 50/1-a maddesi gereğince adli para cezası seçenek yaptırımı tercih edilmiştir. Sonuç olarak yukarıdaki paragrafta belirtilen açıklamalar doğrultusunda, TCK'nın 50. maddesinde belirtilen seçenek yaptırımlar arasında birinin diğerine göre daha ağır sonuç doğurmayacağı, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre Hâkim tarafından uygun bir seçenek yaptırımın belirlenebileceği ve bu nedenle de verilen hükmün kazanılmış hak ilkesine aykırılık oluşturmayacağı," gerekçesiyle bozmaya direnerek, sanığın önceki hüküm gibi mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.12.2021 tarihli ve 143344 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 12.04.2022 tarih ve 18622-5930 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KONUSU Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; temel cezası teşdiden 8 ay hapis ve 12 gün adli para cezası olarak belirlenen sanığın TCK’nın 154/2. maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 154/1, 62/1 ve 52/4. maddeleri uyarınca 6 ay 20 gün hapis ve 200 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, para cezasının ödenmesi için kendisine mehil verilmesine ve aynı Kanun’un 50/1-d maddesi uyarınca da hapis cezasının 13 ay 10 gün süre ile kafelere gitmeme tedbirine çevrilmesine ilişkin ilk hükmün, sanık tarafından temyiz edilip bozulması üzerine bu kez Yerel Mahkemece temel cezası alt sınırdan 6 ay hapis ve 5 gün adli para cezası olarak belirlenen sanığın TCK’nın 154/2. maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 154/1, 62, 50/1-a, 52/2 ve 52/4. maddeleri uyarınca hapisten çevrilen 3.000 TL ve doğrudan verilen 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hapisten çevrilen adli para cezasının taksitlendirilmesine karar verilmesinin 1412 sayılı CMUK'un 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi uyarınca hâlen yürürlükte bulunan 326/son maddesine aykırı olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olup ayrıca direnme kararından sonra, 02.08.2022 tarihli ve 31911 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli ve 87-44 sayılı kararı ile Ceza Muhakemesi Kanunu’na 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan "...kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış..." ibaresinin "...seri muhakeme usulü..." yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği gözetilerek, seri muhakeme usulünün uygulanması bakımından sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Hakkı olmayan yere tecavüz suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda Torul Asliye Ceza Mahkemesince 22.09.2014 tarih ve 105-248 sayı ile; temel cezası teşdiden 8 ay hapis ve 12 gün adli para cezası olarak belirlenen sanığın TCK’nın 154/2. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 154/1, 62/1 ve 52/4. maddeleri uyarınca 6 ay 20 gün hapis ve 200 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, para cezasının ödenmesi için kendisine mehil verilmesine ve aynı Kanun’un 50/1-d maddesi uyarınca da hapis cezasının 13 ay 10 gün süre ile kafelere gitmeme seçenek tedbirine çevrilmesine karar verildiği, Bu hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 22.05.2018 tarih ve 7064-5707 sayı ile; seçenek tedbirin infazı ile ulaşılmak istenilen amaca aykırı olacak ve temel hak ve özgürlükleri kısıtlayacak şekilde kısa süreli hapis cezasının "13 ay 10 gün süre ile kafelere gitmeme" tedbirine çevrilmesi, kabule göre de; 6 ay 20 gün hapis cezasının yarısından bir katına kadar süreyle tedbire çevrilebileceği gözetilmeden, cezanın bir katını aşacak biçimde 13 ay 10 gün süre ile tedbire çevrilmesi isabetsizliklerinden bozulmasına karar verildiği, Bozmaya uyan Torul Asliye Ceza Mahkemesince 19.03.2019 tarih ve 161-46 sayı ile; temel cezası alt sınırdan 6 ay hapis ve 5 gün adli para cezası olarak belirlenen sanığın TCK'nın 154/2. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 154/1, 62/1, 50/1-a, 52/2 ve 52/4. maddeleri uyarınca hapisten çevrilen 3.000 TL ve doğrudan verilen 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hapisten çevrilen adli para cezasının taksitlendirilmesine karar verildiği, Bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 14.10.2020 tarih ve 28258-17024 sayı ile; CMUK'un 326/son madde ve fıkrası uyarınca sanık lehine kazanılmış hak oluşması nedeniyle, son hükümde verilen hapis cezasının TCK'nın 50/1-d maddesi uyarınca başka bir tedbire karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde adli para cezasına hükmedilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği, Torul Asliye Ceza Mahkemesi ise 23.09.2021 tarih ve 255-468 sayı ile bozmaya direnerek sanığın önceki hüküm gibi mahkûmiyetine karar verdiği, Ev hanımı olduğunu ve aylık bir geliri bulunmadığını beyan eden sanığın direnme kararına yönelik 28.09.2021 tarihli temyiz dilekçesinde cezasının tedbire çevrilmesi gerekirken adli para cezası ile cezalandırıldığını belirttiği, Anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE A. Yerel Mahkemece 1412 sayılı CMUK'un 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi uyarınca hâlen yürürlükte bulunan 326/son maddesine aykırı davranılıp davranılmadığı: 1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Aleyhe bozma yasağı; "Temyiz davası yalnızca sanık veya müdafii ya da sanık lehine Cumhuriyet savcısı veya sanığın eşi ya da yasal temsilcisi tarafından açıldığında, hükümde, yaptırımın türü ve ağırlığı bakımından sonucu sanığın aleyhine ağırlaştırıcı, diğer bir deyişle, aleyhe sonuç verici düzeltmelerin yapılamaması veya kurulacak yeni hükümdeki cezanın, sanığın aleyhine olarak ilk hükümden daha ağır olamaması" şeklinde tanımlanmaktadır. Latince reformatio in pejus olarak adlandırılan, öğreti ve uygulamada ise, "Lehe kanun yolu davası üzerine hükmü aleyhe değiştirmeme zorunluluğu, aleyhe düzeltme yasağı, aleyhe bozma yasağı, aleyhe bozmama zorunluluğu, yaptırımı ve sonuçlarını aleyhe kötüleştirememe yasağı, yaptırımı ve sonuçlarını ağırlaştıramama kuralı" olarak ifade edilen bu ilkenin amacı; hükmün aleyhine de bozulabileceğini düşünen sanığın, bazı davalarda istinaf ya da temyiz kanun yoluna başvurmaktan çekinmesinin önüne geçmek ve kanun yoluna başvurma hakkını daha özgürce kullanabilmesini sağlamaktır. Anılan kural, CMUK'un, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca hâlen yürürlükte bulunan 326. maddesinin son fıkrasında; "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz." şeklinde kanuni düzenlemeye kavuşturulmuştur. Ceza muhakeme hukukumuzda bu madde dışında yaptırım ve cezayı aleyhe değiştirmeme yasağını düzenleyen başka bir hüküm de bulunmamaktadır. Buna göre ceza hukukunda genel anlamda kazanılmış hak kavramından bahsedilemeyeceği, yalnızca CMUK’un 326. maddesinin son fıkrası uyarınca sınırlı biçimde uygulanabilecek bir cezayı aleyhe değiştirememe ilkesi veya aleyhte düzeltme yasağının söz konusu olduğunun kabulü gerekmektedir. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren CMK'nın 307/4. maddesinde de; "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262. maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz." düzenlemesine yer verilmek suretiyle, aleyhe bozmama ilkesi korunmuştur. Kanun'un açık düzenlemesinden de anlaşılacağı üzere; yaptırım ve sonuçlarını aleyhe değiştirme yasağının kapsamı yalnızca ceza ve yaptırım miktarı ile sınırlıdır. Kanun koyucu suçun niteliği veya adı yönünden sanık yararına kazanılmış bir hak tanımamıştır. Ceza miktarı yönünden kazanılmış hak ise; sanık veya onun lehine ilgililer tarafından temyiz davası açıldığında, bozma üzerine yeniden kurulan hükümle belirlenen cezanın ve sonucun önceki hükümle belirlenen cezadan ve sonuçtan daha ağır olmamasıdır. Gerek bozma ilamında, gerekse yerel mahkemece bozmadan sonra kurulan hükümde aleyhe değiştirme yasağına bir aykırılığın söz konusu olup olmadığı, önceki ve sonraki hükümlerde yer alan ceza ve yaptırımların sanığın sosyal ve ekonomik durumu da gözönüne alınarak tüm yönleri ile karşılaştırılması suretiyle belirlenecektir. Bu açıklamalardan sonra uyuşmazlığın isabetli bir çözüme kavuşturulabilmesi için, TCK'nın 50. maddesindeki kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımların hukuki niteliği üzerinde durulması gerekmektedir. TCK'nın "Yaptırımlar" başlıklı üçüncü kısmının, "Cezalar" başlıklı birinci bölümünde yer alan "Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar" başlıklı 50. maddesi; "(1) Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre; a) Adlî para cezasına, b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine, c) En az iki yıl süreyle, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkânı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmeye, d) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya, e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş olması durumunda; mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmaya, f) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya, Çevrilebilir. (2) Suç tanımında hapis cezası ile adlî para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü hâllerde, hapis cezasına hükmedilmişse; bu ceza artık adlî para cezasına çevrilmez. (3) Daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak koşuluyla, mahkûm olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile fiili işlediği tarihte onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkûm edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, birinci fıkrada yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilir. (4) Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı hâlinde, birinci fıkranın (a) bendine göre adlî para cezasına çevrilebilir. Ancak, bu hüküm, bilinçli taksir hâlinde uygulanmaz. (5) Uygulamada asıl mahkûmiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen adlî para cezası veya tedbirdir. (6) Hüküm kesinleştikten sonra Cumhuriyet savcılığınca yapılan tebligata rağmen otuz gün içinde seçenek yaptırımın gereklerinin yerine getirilmesine başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi hâlinde, hükmü veren mahkeme kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verir ve bu karar derhâl infaz edilir. Bu durumda, beşinci fıkra hükmü uygulanmaz. (7) Hükmedilen seçenek tedbirin hükümlünün elinde olmayan nedenlerle yerine getirilememesi durumunda, hükmü veren mahkemece tedbir değiştirilir." şeklinde düzenlenmiş iken 01.03.2008 tarihli ve 26803 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5739 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile anılan maddenin altıncı fıkrasında yer alan "yaptırımın" ibaresi "tedbirin"; 15.04.2020 tarihli ve 31100 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun'un 8. maddesi ile de söz konusu maddenin altıncı fıkrasında yer alan "hükmü veren mahkeme" ibaresi "infaz hâkimliği" ve yedinci fıkrasında yer alan "hükmü veren mahkemece" ibaresi "infaz hâkimliğince" şeklinde değiştirilerek madde son şeklini almıştır. Hürriyeti bağlayıcı cezanın seçenek yaptırımlara çevrilmesi, cezanın sanığın kişiliğine uydurulmasını öngören kişiselleştirme kurumudur. Kanun koyucu bu kapsamda hâkime belli şartlar çerçevesinde hükmolunan hapis cezasının adli para cezasına ya da diğer seçenek yaptırımlara çevrilip çevrilmeyeceğini belirleme yetki ve görevini yüklemiştir. Kanun'da seçenek yaptırımlardan adli para cezasının ceza niteliğinde olduğu açıkça vurgulanmış iken diğer seçenek yaptırımların güvenlik tedbiri niteliğinde olup olmadıklarına tam bir açıklık getirilmeden sadece tedbir niteliğinde oldukları belirtilmekle yetinilmiştir. Ceza kanunumuzda suç karşılığı olarak uygulanabilecek yaptırımlar, ceza ve güvenlik tedbirleri olarak belirlenmiştir. TCK'nın 45. maddesinin madde metni ve gerekçesinde açıkça belirtildiği üzere ceza olarak sadece hapis ve adli para cezası öngörülmüştür. Şu hâlde adli para cezası dışındaki diğer seçenek yaptırımların her biri aynı nitelikte olmamakla birlikte güvenlik tedbiri olduğu kabul edilmelidir. Nitekim 5352 sayılı Adlî Sicil Kanunu’nun 4/1-d maddesinde açıkça adli para cezası dışındaki seçenek yaptırımların güvenlik tedbiri niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Ancak TCK'nın 50. maddesindeki seçenek yaptırım olarak öngörülen güvenlik tedbirleri ile TCK'nın "Güvenlik Tedbirleri" başlıklı ikinci bölümünde 53-60. maddeler arasında düzenlenen klasik güvenlik tedbirleri arasında bir fark bulunduğu da bir gerçektir. Güvenlik tedbirlerinin uygulanabilmesi için kusurun tespit edilmesine gerek yokken seçenek yaptırım olan güvenlik tedbirleri ancak kusurlu bulunan kişi hakkında uygulanabilmektedir. Bu bakımdan TCK'nın 50. maddesindeki seçenek yaptırım niteliğindeki güvenlik tedbirleri kısa süreli hapis cezasının yerine uygulanmaktadır (İkame sistemi). Mahkemece hapis cezası yerine seçenek yaptırım olarak tedbire hükmedilmesi hâlinde faile ayrıca ceza verilemeyecektir. Aleyhe değiştirme yasağı münhasıran cezalar ile ilgili ve sınırlı olup TCK'nın 50. maddesindeki güvenlik tedbiri niteliğindeki seçenek yaptırımların yasak kapsamda değerlendirilemeyeceği ileri sürülebilir ise de; aleyhe değiştirme yasağının amacı, sanık veya sanık lehine kanun yoluna başvuran kişilerin, aleyhe bir sonuç ile karşılaşacakları korkusu yaşamaksızın kanun yollarına başvurmalarını temin etmek olup aleyhe temyiz bulunmayan ahvalde sanığın bozma kararından sonraki durumunun kanun yoluna başvurmadan önceki durumundan daha kötü olmaması gerekir. Bu nedenle ceza olmamakla beraber ceza yerine hükmolunan TCK'nın 50. maddesindeki seçenek tedbirlerin de, CMUK'un 326. maddesinin son fıkrası kapsamında ceza gibi kabul edilmesi gerekir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 24.03.2015 tarihli ve 162-65 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır. Hukuki nitelikleri bu şekilde belirlenen seçenek yaptırımların sonuçları üzerinde de durulmasında fayda bulunmaktadır. TCK'nın 50. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca uygulamada asıl mahkûmiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen adli para cezası veya tedbir olacaktır. Dolayısıyla kişi hakkında hapis cezasına mahkûmiyete bağlı sonuçlar doğmayacaktır. Bu da daha sonra işlediği suç nedeniyle verilen hapis cezasının ertelenmesine veya kamu davasının açılmasının ertelenmesine engel teşkil etmeyecektir. Yine kısa süreli hapis cezasının tedbire çevrilmesi hâlinde daha sonra işlediği suç nedeniyle tekerrür hükümlerinin uygulanması mümkün olmayacaktır. Öte yandan, hüküm kesinleştikten sonra Cumhuriyet savcılığınca yapılan tebligata rağmen otuz gün içinde seçenek tedbirin gereklerinin yerine getirilmesine başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi hâlinde, TCK'nın 50. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca infaz hâkimliğince kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verilip bu karar derhâl infaz edilecektir. Bu durumda, beşinci fıkra hükmü uygulanmayacaktır. Ancak hükmedilen seçenek tedbirin hükümlünün elinde olmayan nedenlerle yerine getirilememesi durumunda ise aynı maddenin yedinci fıkrası uyarınca infaz hâkimliğince tedbir değiştirilebilecek ve hükmolunan kısa süreli hapis cezası anılan maddenin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca adli para cezasına çevrilemese de aynı fıkrada yer alan diğer bir tedbire hükmedilebilecektir. Bu bağlamda kanun koyucu tarafından TCK'nın 50. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen seçenek tedbirlerin aynı fıkrada düzenlenen adli para cezasından ayrı tutulduğu ancak seçenek tedbirler arasında kazanılmış hakka konu olabilecek bir fark gözetilmediği kabul edilmelidir. Diğer taraftan kısa süreli hapis cezası yerine hükmolunan adli para cezasının infazına ilişkin gereklerin yerine getirilmemesi hâlinde, TCK'nın 50. maddesinin altıncı fıkrasında 5739 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik nedeniyle artık kısa süreli hapis cezasının infazına karar verilemeyecektir. Bu durumda, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un adli para cezasının infazına ilişkin 106. maddesi hükümlerinin uygulanması gerekecektir. 2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Temel cezası teşdiden 8 ay hapis ve 12 gün adli para cezası olarak belirlenen sanığın TCK’nın 154/2. maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 154/1, 62/1 ve 52/4. maddeleri uyarınca 6 ay 20 gün hapis ve 200 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, para cezasının ödenmesi için kendisine mehil verilmesine ve aynı Kanun’un 50/1-d maddesi uyarınca da hapis cezasının 13 ay 10 gün süre ile kafelere gitmeme tedbirine çevrilmesine ilişkin ilk hükmün, sanık tarafından temyiz edilip bozulması üzerine bu kez Yerel Mahkemece temel cezası alt sınırdan 6 ay hapis ve 5 gün adli para cezası olarak belirlenen sanığın TCK’nın 154/2. maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 154/1, 62, 50/1-a, 52/2 ve 52/4. maddeleri uyarınca hapisten çevrilen 3.000 TL ve doğrudan verilen 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hapisten çevrilen adli para cezasının taksitlendirilmesine karar verildiği anlaşılan olayda; TCK'nın 50. maddesinde düzenlenen seçenek yaptırımlar arasında yer alan adli para cezasının ceza, diğer seçenek yaptırımların ise güvenlik tedbiri niteliğinde kabul edilmesi, anılan maddenin beşinci fıkrası uyarınca uygulamada asıl mahkûmiyetin bu madde hükümlerine göre çevrilen adli para cezası veya tedbir olması, seçenek tedbirlerden farklı olarak adli para cezasının tekerrüre esas teşkil etmesi, sanığın sosyal ve ekonomik durumu ile kısa süreli hapis cezasının tedbire çevrilmesine yönelik talebi göz önünde bulundurulduğunda güvenlik tedbirinin aksine adli para cezasının infazının sanık için ekonomik bir külfet yükleyecek nitelikte bulunması ve "Hükmedilen seçenek tedbirin hükümlünün elinde olmayan nedenlerle yerine getirilememesi durumunda, infaz hâkimliğince tedbir değiştirilir." şeklinde düzenlenen TCK'nın 50. maddesinin yedinci fıkrası göz önünde bulundurulduğunda anılan maddenin birinci fıkrasında hüküm altına alınan seçenek tedbirler arasında kanun koyucu tarafından kazanılmış hakka konu olabilecek bir fark gözetilmemesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanık bakımından kısa süreli hapis cezasının adli para cezası yerine seçenek tedbire çevrilmesinin daha lehe olduğu ve yalnız sanık lehine temyiz edilen önceki hükümde sanık hakkında hükmolunan kısa süreli hapis cezasının seçenek tedbirin infazı ile ulaşılmak istenilen amaca aykırı olacak şekilde ve temel hak ve özgürlükleri sınırlandıracak biçimde 13 ay 10 gün süre ile kafelere gitmeme seçenek tedbirine çevrilmesi nedeniyle de bozmadan sonra yapılan yargılamada kısa süreli hapis cezasının TCK'nın 50. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen diğer bir seçenek tedbire çevrilmesi gerektiği gözetilmeden, 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca hâlen yürürlükte bulunan CMUK'un 326. maddesinin son fıkrasında hüküm altına alınan aleyhe değiştirme yasağı ilkesine aykırı olacak bir biçimde adli para cezasına çevrilmesinde isabet bulunmamaktadır. Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün bu uyuşmazlık konusu bakımından bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yerel Mahkemenin direnme gerekçesinin isabetli olduğu görüşüyle karşı oy kullanmışlardır. B- Direnme kararından sonra, 02.08.2022 tarihli ve 31911 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli ve 87-44 sayılı kararı ile Ceza Muhakemesi Kanunu’na 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan "...kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış..." ibaresinin "...seri muhakeme usulü..." yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği gözetilerek, seri muhakeme usulünün uygulanması bakımından sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunup bulunmadığı 1. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler 24.10.2019 tarihli ve 30928 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanun'un 23. maddesi ile CMK'nın mülga 250. maddesi başlığı ile birlikte; "Seri muhakeme usulü (1) Soruşturma evresi sonunda aşağıdaki suçlarla ilgili olarak kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmediği takdirde seri muhakeme usulü uygulanır: a) Türk Ceza Kanununda yer alan; 1. Hakkı olmayan yere tecavüz (madde 154, ikinci ve üçüncü fıkra), 2. Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması (madde 170), 3. Trafik güvenliğini tehlikeye sokma (madde 179, ikinci ve üçüncü fıkra), 4. Gürültüye neden olma (madde 183), 5. Parada sahtecilik (madde 197, ikinci ve üçüncü fıkra), 6. Mühür bozma (madde 203), 7. Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan (madde 206), 8. Kumar oynanması için yer ve imkan sağlama (madde 228, birinci fıkra), 9. Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması (madde 268), suçları. b) 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun 13 üncü maddesinin birinci, üçüncü ve beşinci fıkraları ile 15 inci maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında belirtilen suçlar. c) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 93 üncü maddesinin birinci fıkrasında belirtilen suç. d) 13/12/1968 tarihli ve 1072 sayılı Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında Kanunun 2 nci maddesinde belirtilen suç. e) 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun ek 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde belirtilen suç. (2) Cumhuriyet savcısı veya kolluk görevlileri, şüpheliyi, seri muhakeme usulü hakkında bilgilendirir. (3) Cumhuriyet savcısı tarafından seri muhakeme usulünün uygulanması şüpheliye teklif edilir ve şüphelinin müdafii huzurunda teklifi kabul etmesi hâlinde bu usul uygulanır. (4) Cumhuriyet savcısı, Türk Ceza Kanununun 61 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında tespit edeceği temel cezadan yarı oranında indirim uygulamak suretiyle yaptırımı belirler. (5) Dördüncü fıkra uyarınca sonuç olarak belirlenen hapis cezası Cumhuriyet savcısı tarafından, koşulları bulunması hâlinde Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesine göre seçenek yaptırımlara çevrilebilir veya 51 inci maddesine göre ertelenebilir. (6) Bu maddeye göre belirlenen yaptırımlar hakkında, Cumhuriyet savcısı tarafından, koşulları bulunması hâlinde 231 inci madde kıyasen uygulanabilir. (7) Bu madde kapsamında yaptırım uygulanması, güvenlik tedbirlerine ilişkin hükümlerin uygulanmasına engel teşkil etmez. (8) Cumhuriyet savcısı, şüpheli hakkında seri muhakeme usulünün uygulanmasını yazılı olarak görevli mahkemeden talep eder. Talep yazısında; a) Şüphelinin kimliği ve müdafii, b) Mağdur veya suçtan zarar görenlerin kimliği ile varsa vekili veya kanuni temsilcisi, c) İsnat olunan suç ve ilgili kanun maddeleri, d) İsnat olunan suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, e) Şüphelinin tutuklu olup olmadığı; tutuklanmış ise, gözaltına alma ve tutuklama tarihleri ile bunların süreleri, f) İsnat olunan suçu oluşturan olayların özeti, g) Üçüncü fıkrada belirtilen şartların gerçekleştiği, h) Belirlenen yaptırım ile beşinci ve altıncı fıkra uygulanmış ise bunlara ilişkin hususlar ve güvenlik tedbirleri, gösterilir. (9) Mahkeme, şüpheliyi müdafii huzurunda dinledikten sonra üçüncü fıkradaki şartların gerçekleştiği ve eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu kanaatine varırsa talepte belirlenen yaptırım doğrultusunda hüküm kurar; aksi takdirde talebi reddeder ve soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla dosyayı Cumhuriyet başsavcılığına gönderir. Mazeretsiz olarak mahkemeye gelmeyen şüpheli, bu usulden vazgeçmiş sayılır. (10) Seri muhakeme usulünün herhangi bir sebeple tamamlanamaması veya soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla Cumhuriyet başsavcılığına gönderilmesi hâllerinde, şüphelinin seri muhakeme usulünü kabul ettiğine ilişkin beyanları ile bu usulün uygulanmasına dair diğer belgeler, takip eden soruşturma ve kovuşturma işlemlerinde delil olarak kullanılamaz. (11) Suçun iştirak hâlinde işlenmesi durumunda şüphelilerden birinin bu usulün uygulanmasını kabul etmemesi hâlinde seri muhakeme usulü uygulanmaz. (12) Seri muhakeme usulü, yaş küçüklüğü ve akıl hastalığı ile sağır ve dilsizlik hâllerinde uygulanmaz. (13) Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması hâlinde, seri muhakeme usulü uygulanmaz. (14) Dokuzuncu fıkra kapsamında Cumhuriyet savcısının talebi doğrultusunda mahkemece kurulan hükme itiraz edilebilir. (15) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılan yönetmelikle belirlenir." şeklinde yeniden düzenlenmiş, 31. maddesiyle de CMK'ya; "(1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla; ... c) 250 nci maddede düzenlenen seri muhakeme usulü ile 251 ve 252 nci maddelerde düzenlenen basit yargılama usulüne ilişkin hükümler, 1/1/2020 tarihinden itibaren uygulanır. d) 1/1/2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz. ..." şeklinde geçici 5. madde eklenerek 01.01.2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulünün uygulanmaması öngörülmüştür. 14.07.2021 tarihli ve 31541 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7331 sayılı Kanun'un 22. maddesiyle CMK'nın 250. maddesinin dördüncü fıkrasına "temel cezadan" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve koşulları bulunduğu takdirde zincirleme suça ilişkin hükümler uygulandıktan sonra belirlenen cezadan" ibaresi, sekizinci fıkrasına "Bu fıkraya aykırı olarak düzenlendiği, belirlenen yaptırımda maddi hata yapıldığı, yaptırım hakkında 231 inci veya Türk Ceza Kanununun 50 nci ve 51 inci maddelerinin uygulanmasında objektif koşulların gerçekleşmediği ya da teklif edilen cezanın mahiyetine uygun bir güvenlik tedbiri belirtilmediği anlaşılan talep yazısı, eksikliklerin tamamlanması amacıyla mahkemece Cumhuriyet başsavcılığına iade edilir. Cumhuriyet savcısı tarafından eksiklikler tamamlandıktan ve hatalı noktalar düzeltildikten sonra talep yazısı yeniden düzenlenerek mahkemeye gönderilir.", onbirinci fıkrasına ise "Seri muhakeme usulü, bu kapsama giren bir suçun, kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde uygulanmaz." cümleleri eklenmiş, dokuzuncu fıkrasında yer alan "şartların gerçekleştiği ve eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu kanaatine varırsa talepte belirlenen yaptırım doğrultusunda" ibaresi "şartların gerçekleştiği, eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu ve dosyadaki mevcut delillere göre mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiği kanaatine varırsa talep yazısında belirtilen yaptırımdan daha ağır olmamak üzere dört ila yedinci fıkra hükümleri doğrultusunda" şeklinde, ondördüncü fıkrası ise "Dokuzuncu fıkra kapsamında mahkemece kurulan hükme itiraz edilebilir. İtiraz mercii, itirazı üçüncü ve dokuzuncu fıkralardaki şartlar yönünden inceler." biçiminde değiştirilmiş ve madde son şeklini almıştır. Seri muhakeme usulü, CMK'nın 250. maddesinde tahdidi olarak sayılan suçlarla sınırlı olmak üzere belirli şartlarda uygulanabilecek istisnai bir muhakeme yoludur. Bahse konu suçlarla ilgili yürütülen soruşturma evresinin sonunda kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmemesi ve anılan maddede yer alan şartların gerçekleştiğinin anlaşılması hâlinde Cumhuriyet savcısı veya kolluk görevlileri seri muhakeme usulü hakkında şüpheliyi bilgilendirecek, bu usulün uygulanması için Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan teklifin müdafi huzurunda şüpheli tarafından kabul edilmesi hâlinde ise bu usul uygulanacaktır. Dolayısıyla seri muhakeme usulü, belirli uyuşmazlıklarda uygulama girişiminde bulunulması zorunlu olan ve bu nedenle aynı zamanda muhakeme şartı oluşturan, özel bir ceza muhakemesi türüdür (Hakan Karakehya-Asuman İnce Tunçer, Seri Muhakeme Usulünün Adil Yargılanma Hakkı ve Diğer Bazı Anayasal İlkeler Açısından Değerlendirilmesi, Hakemli Makale). Bu usulün uygulanması durumunda Cumhuriyet savcısı, TCK'nın 61. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında tespit edeceği temel cezadan ve şartları bulunduğu takdirde zincirleme suça ilişkin hükümler uygulandıktan sonra belirlenen cezadan yarı oranında indirim uygulamak suretiyle yaptırımı belirledikten sonra seri muhakeme usulünün uygulanmasını görevli mahkemeden talep edecektir. Mahkemece şüpheli müdafi huzurunda dinledikten sonra Cumhuriyet savcısı tarafından seri muhakeme usulünün uygulanmasının şüpheliye teklif edildiği, şüphelinin müdafi huzurunda teklifi kabul ettiği, eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu ve dosyadaki mevcut delillere göre mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiği kanaatine varılırsa talep yazısında belirtilen yaptırımdan daha ağır olmamak üzere CMK'nın 250. maddesinin dört ila yedinci fıkra hükümleri doğrultusunda hüküm kurulacak aksi hâlde talep reddedilip soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla dosya Cumhuriyet başsavcılığına gönderilecektir. Bu bağlamda seri muhakeme usulünün bir ceza muhakemesi kurumu olduğu açık ise de ceza miktarı üzerinde fail lehine olan etkisi nedeniyle maddi ceza hukukunu da ilgilendirdiği tartışmasızdır. Bu aşamada suçta ve cezada kanunîlik ilkesinin üzerinde durulması gerekmektedir. Latince Nullum crimen sine lege ve Nulla poena sine lege olarak ifade edilen kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi hukukun egemen olduğu tüm demokratik ülkelerce kabul edilmiş ve yasal güvenceye kavuşturulmuştur. Bu kapsamda Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 38. maddesinde de; "Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkûmiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır. Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur." şeklinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 7. maddesinde; "Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez." şeklinde hüküm altına alınmıştır. Öte yandan Anayasa Mahkemesince 21.04.2022 tarih ve 87-44 sayı ile; "30. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında itiraz konusu kuralın bulunduğu bentte yer alan '...kovuşturma evresine geçilmiş...', '...hükme bağlanmış...' ibarelerinin 'basit yargılama usulü yönünden' iptaline karar vermiştir (AYM; E.2020/16, K.2020/33, 25.06.2020, §§ 23-27; E.2020/81, K.2021/4, 14/1/2021, §§ 27-28.). Anılan kararlarda, kesinleşmiş yargı kararıyla sonuçlanmamış yargılamalarda yeni muhakeme usulünün uygulanabilir olduğunun tespiti yapılmıştır. Bununla birlikte basit yargılama usulünün uygulanması durumunda sonuç cezanın sanık lehine indirilmesinin zorunlu olması nedeniyle kural için suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında lehe kanunun geçmişe yürütülmesi ilkesinin geçerli olduğu ifade edilmiştir. Bu bağlamda söz konusu kararlarda belirli bir tarih itibarıyla kovuşturma aşamasında olan veya hükme bağlanmış dosyalarda lehe hükümler içeren basit yargılama usulünün uygulanmasını önleyen kuralın Anayasa’nın 38. maddesiyle bağdaşmadığı tespit edilmiştir. 31. Anayasa’nın 141. maddesinin son fıkrasında 'Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.' denilmek suretiyle davaların makul bir süre içinde bitirilmesi gerekliliği açıkça ifade edilmiştir. Bu hak gereğince devlet, yargılamaların gereksiz yere uzamasını engelleyecek etkin çareler oluşturmak zorundadır. Ancak bu amaçla alınacak kanuni tedbirlerin ve öngörülen çarelerin yargılama sonucunda işin esasına yönelik adil ve hakkaniyete uygun bir karar verilmesine engel oluşturmaması gerektiği de tartışmasızdır (AYM, E.2013/4, K.2013/35, 28.02.2013.). 32. İtiraz konusu kural, belirli bir tarih itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş ya da hükme bağlanmış dosyalarda seri muhakeme usulünün uygulanamayacağını öngörmektedir. Yukarıda da belirtildiği üzere Kanun’un 250. maddesinin (4) numaralı fıkrası seri muhakeme usulünün uygulanması sonucunda yaptırımın yarı oranında indirilerek belirlenmesini öngörmektedir. Buna göre itiraz konusu kural yargılama aşamasında olup henüz kesinleşmiş hükümle sonuçlanmamış, dolayısıyla yeni yargılama usulünün uygulanabileceği dosyalarda ceza miktarı üzerinde fail lehine etkisi olan seri yargılama usulünün belirli bir tarih itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş veya hükme bağlanmış dosyalarda uygulanmamasını öngörmek suretiyle Anayasa’nın 38. maddesini ihlal etmektedir. Kuralın bu niteliği ve yargılama üzerindeki etkisi dikkate alındığında Anayasa Mahkemesinin 25.06.2020 tarihli ve E.2020/16, K.2020/33 ile 14/1/2021 tarihli ve E.2020/81, K.2021/4 sayılı kararlarında ulaştığı sonuçtan ayrılmayı gerektirir bir durum söz konusu değildir. 33. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 38. maddesine aykırıdır..." gerekçesiyle CMK'ya, 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan "...kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış..." ibaresinin "...seri muhakeme usulü..." yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir. 2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Sanığın hakkı olmayan yere tecavüz suçunu işlediği iddia ve kabul edilen olayda; 02.08.2022 tarihli ve 31911 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli ve 87-44 sayılı kararı ile CMK'ya, 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan "...kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış..." ibaresinin "...seri muhakeme usulü..." yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmesi ve bu muhakeme usulünün bir ceza muhakemesi kurumu olduğu açık ise de ceza miktarı üzerinde fail lehine olan etkisi nedeniyle maddi ceza hukukunu da ilgilendirmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; hakkı olmayan yere tecavüz suçuna ilişkin olarak seri muhakeme usulünün uygulanması bakımından sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğunun kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün bu uyuşmazlık konusu bakımından bozulmasına karar verilmelidir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Torul Asliye Ceza Mahkemesinin 23.09.2021 tarihli ve 255-468 sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanık bakımından kısa süreli hapis cezasının adli para cezası yerine seçenek tedbire çevrilmesinin daha lehe olduğu ve yalnız sanık lehine temyiz edilen önceki hükümde sanık hakkında hükmolunan kısa süreli hapis cezasının seçenek tedbirin infazı ile ulaşılmak istenilen amaca aykırı olacak şekilde ve temel hak ve özgürlükleri sınırlandıracak biçimde 13 ay 10 gün süre ile kafelere gitmeme seçenek tedbirine çevrilmesi nedeniyle de bozmadan sonra yapılan yargılamada kısa süreli hapis cezasının TCK'nın 50. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen diğer bir seçenek tedbire çevrilmesi gerektiği gözetilmeden, 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca hâlen yürürlükte bulunan CMUK'un 326. maddesinin son fıkrasında hüküm altına alınan "aleyhe değiştirme yasağı" ilkesine aykırı olacak bir biçimde adli para cezasına çevrilmesi isabetsizliğinden ve 02.08.2022 tarihli ve 31911 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli ve 87-44 sayılı kararı ile CMK'ya 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan "...kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış..." ibaresinin "...seri muhakeme usulü..." yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmesi karşısında hakkı olmayan yere tecavüz suçuna ilişkin olarak seri muhakeme usulünün uygulanması bakımından sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması nedeninden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.01.2024 tarihinde yapılan müzakerede, (1) numaralı uyuşmazlık konusu bakımından oy çokluğuyla, (2) numaralı uyuşmazlık konusu bakımından ise oy birliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2022/178 E., 2024/24 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
tam metni aç
TCK'nın 45. maddesinin madde metni ve gerekçesinde açıkça belirtildiği üzere ceza olarak sadece hapis ve adli para cezası öngörülmüştür.
Ceza Genel Kurulu         2022/178 E.  ,  2024/24 K. "İçtihat Metni" İTİRAZ İtirazname No : 2021/10354 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Ceza SAYISI : 241-195 I. HUKUKİ SÜREÇ Hakkı olmayan yere tecavüz suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 154/2. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 154/1, 62/1, 52/4 ve 58. maddeleri uyarınca 6 ay 20 gün hapis ve 200 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, para cezasının ödenmesi için mehil verilmesine, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve aynı Kanun’un 50/1-d maddesi uyarınca da hapis cezasının 6 ay 20 gün süre ile kahvehaneye gitmeme seçenek tedbirine çevrilmesine ilişkin Torul Asliye Ceza Mahkemesince verilen 17.03.2015 tarihli ve 686-146 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 10.10.2019 tarih ve 25063-12105 sayı ile; "Suça konu taşınmaza ilişkin tapu kaydının getirtilip taşınmazın hangi nitelikte kayıtlı olduğunun belirlenmesi, mera, yaylak, kışlak şeklinde kayıt ya da tahsis kararının bulunmaması durumunda mahallinde keşif yapılıp mahalli bilirkişiler dinlenerek öteden beri mera, yaylak, kışlak ya da köylünün ortak kullanımında bir yer olup olmadığının belirlendikten sonra veya suç duyurusunda bulunulan Torul Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/116 Esas, 2013/62 Karar sayılı dosya içerisinde hükme esas alınan keşif tutanağı, bilirkişi raporu, olay görgü ve zarar tespit tutanağı gibi belgelerin denetime olanak sağlayacak şekilde aslı veya onaylı sureti getirtilmeden, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması, Kabule göre; 1- 5237 sayılı TCK'nın 50. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendindeki düzenlemenin, 'belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanma'yı öngördüğü, yasada geçen 'etkinlik' kavramının ise, '...insanın, çevresiyle arasındaki ilişkileri düzenleyen her türlü eylem-çalışma, iş yapma, işlerlik ve devinimi' ifade ettiği, bu fıkraya göre belirli yerler ve etkinlikler; temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunmayan sanığın suç işlemesinde, suça yönelmesinde ya da zararlı alışkanlıklar edinmesinde veya bağımlılık yapan maddeler kullanmasında çevresel, psikolojik, sosyal veya ekonomik etkisi bulunan ya da sanığın yeniden suç işlemesine yol açan etkenleri tetikleyecek yerler veya etkinliklerdir. Bu bağlamda sanık hakkında hükmedilecek seçenek yaptırımın infazı ile ulaşılmak istenilen temel amacın, sanığın yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, sanığın sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak niteliğinde olması gerektiği gözetilmeden, sanık hakkında hükmedilen hapis cezasının, 5237 sayılı TCK'nın 50/1-d maddesi uyarınca soyut ifadelerle infazda kuşkuya neden olacak şekilde, temel hak ve özgürlükleri kısıtlayacak şekilde '6 ay 20 gün süre ile kahvehanelere gitmeme' tedbirine çevrilmesi, 2- Seçenek yaptırımdan ibaret mahkûmiyet kararına tekerrür hükümlerinin uygulanması suretiyle, 5271 sayılı TCK'nın 58/2. maddesine aykırı davranılması, 3- Sanık hakkında hükmedilen adli para cezası 5237 sayılı TCK'nın 52/4 ve 5275 sayılı Yasa'nın 109. maddesi ve bu maddeye dayanılarak çıkarılan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Tüzüğün 51. maddelerine aykırı olarak infaz yetkisini kısıtlar şekilde 'mahkememiz kararının kesinleşmesinden itibaren 1 yıl içinde peşin olarak ödemesine' karar verilmesi, " isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Torul Asliye Ceza Mahkemesince 19.11.2020 tarih ve 241-195 sayı ile sanığın TCK'nın 154/2. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 154/1, 62, 50/1-a, 52/2 ve 52/4. maddeleri uyarınca hapisten çevrilen 3.000 TL ve doğrudan verilen 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hapisten çevrilen adli para cezasının taksitlendirilmesine, bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 02.11.2021 tarih ve 13206-20089 sayı ile; "Ceza Genel Kurulunun 03.04.2018 tarih ve 2017/853 Esas, 2018/135 Karar sayılı ilamı ve 09.02.2016 tarih ve 2014/71 Esas, 2016/42 Karar sayılı ilamı da gözetildiğinde; bozmadan önce verilen ve yalnızca sanık tarafından temyiz edilen Torul Asliye Ceza Mahkemesinin 17.02.2015 tarihli kararı ile hükmedilen hapis cezasının TCK'nın 50/1-d maddesi uyarınca tedbire çevrildiği ve aleyhe temyiz olmadığı, 1412 sayılı CMUK'un 326/son madde ve fıkrası uyarınca sanık lehine kazanılmış hak oluşması nedeniyle, son hükümde verilen hapis cezasının TCK'nın 50/1-d maddesi uyarınca başka bir tedbire karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde adli para cezasına hükmedilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 24.11.2021 tarih ve 10354 sayı ile; "Somut olayda, ilk hükme yönelik temyizin kapsamına göre 'Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar' başlıklı TCK'nın 50. maddesinin sanık yönünden kazanılmış hak teşkil edeceği uyuşmazlık dışı olup bu durum söz konusu Ceza Genel Kurulu kararları ile de uyumludur. Ancak, TCK'nın 50. maddesinin birinci fıkrasında altı bent olarak yer alan tedbirlerin kendi içerisinde kazanılmış hakka konu olamayacağı değerlendirilmiştir. Zira, sanığa tayin olunan kısa süreli hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi, TCK'nın 50/1. maddesinde 'suçlunun kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlık ve suçun işlenmesindeki özelliklere' bağlanmıştır. Hâkim, bu hususları nazara almak suretiyle, sanığa tayin olunan kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezayı, aynı madde ve fıkrada yer alan altı bentten birisine çevirebilir. Buradaki tedbirlerden hangisinin sanığın lehine veya hangisinin aleyhine olacağı ise 'kazanılmış hak' kavramı çerçevesinde değerlendirilmemelidir. Örneğin, 'gönüllü' olan sanık hakkında TCK'nın 50/1-f maddesi ile yapılacak uygulamanın, aynı Kanun'un 50/1-d maddesi uyarınca 'belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklama' tedbirine göre daha lehe olması mümkündür. Bu durum maddede yer alan diğer bentler içinde geçerlidir. Zira her bir bent sanığa özgülenecek bir 'ceza' değil 'seçenek yaptırım' içermektedir. Bu anlamda, maddede yer alan seçenek yaptırımlar bir hiyerarşiye konu edilemeyeceği gibi, fıkrada yer alan bir seçenek yaptırımın diğer yaptırıma göre daha uygun olup olmaması 'kazanılmış hak' konusu değil, esasen hüküm gerekçesinin yeterli olup olmaması ile ilgilidir. TCK'nın 50/5. maddesinde yer alan asıl mahkûmiyetin bu madde hükümlerine göre çevrilen adli para cezası veya tedbir olacağına ilişkin yasal düzenleme de bu konuda yasal bir engel teşkil etmez. Zira, ceza mahkûmiyetini engelleyen bir düzenleme olan TCK'nın 50. maddesinde kısa süreli hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi hükmünün kendisi 1412 sayılı CMUK'un 326/son (5271 sayılı CMK 307/son) maddesinde düzenlenen 'kazanılmış hak' müessesesinin konusudur. Seçenek yaptırımlara uyulmaması hâlinde beşinci fıkra hükmünün uygulanmayacağına ve cezanın tamamen veya kısmen infaz edileceğine ilişkin aynı maddenin altıncı fıkrasında yer alan düzenleme de bu sonucu varılmasını gerektirir. Dolayısıyla, TCK'nın 50. maddesi seçenek yaptırım uygulaması itibarıyla kazanılmış hakka konu olur ise de bir cezadan ziyade seçenek yaptırım olma niteliği itibarıyla maddede altı bent olarak yer alan seçenek yaptırımların kendi arasında kazanılmış hakka konu olamayacağı kabul edilmelidir. Kaldı ki ilk hükümde temel ceza teşdiden 8 ay hapis olarak belirlendiği hâlde, bozma sonrası kurulan itiraza konu hükümde ise temel ceza alt sınırdan 6 ay hapis cezası olarak belirlenmiştir." düşüncesiyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 01.03.2022 tarih ve 17330-3642 sayı ile; itiraz nedeni yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; temel cezası teşdiden 8 ay hapis ve 12 gün adli para cezası olarak belirlenen sanığın TCK’nın 154/2. maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 154/1, 62/1, 52/4 ve 58. maddeleri uyarınca 6 ay 20 gün hapis ve 200 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, para cezasının ödemesi için mehil verilmesine, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve aynı Kanun’un 50/1-d maddesi uyarınca da hapis cezasının 6 ay 20 gün süre ile kahvehanelere gitmeme tedbirine çevrilmesine ilişkin ilk hükmün, sanık tarafından temyiz edilip bozulması üzerine bu kez temel cezası alt sınırdan 6 ay hapis ve 5 gün adli para cezası olarak belirlenen sanığın TCK’nın 154/2. maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 154/1, 62, 50/1-a, 52/2 ve 52/4. maddeleri uyarınca hapisten çevrilen 3.000 TL ve doğrudan verilen 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hapisten çevrilen adli para cezasının taksitlendirilmesine karar verilmesinin 1412 sayılı CMUK'un 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi uyarınca hâlen yürürlükte bulunan 326/son maddesine aykırı olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olup ayrıca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazından sonra 02.08.2022 tarihli ve 31911 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli ve 87-44 sayılı kararı ile Ceza Muhakemesi Kanunu’na 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan "...kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış..." ibaresinin "...seri muhakeme usulü..." yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği gözetilerek, seri muhakeme usulünün uygulanması bakımından sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Hakkı olmayan yere tecavüz suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda Torul Asliye Ceza Mahkemesince 17.03.2015 tarih ve 686-146 sayı ile; temel cezası teşdiden 8 ay hapis ve 12 gün adli para cezası olarak belirlenen sanığın TCK’nın 154/2. maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 154/1, 62/1, 52/4 ve 58. maddeleri uyarınca 6 ay 20 gün hapis ve 200 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, para cezasının ödenmesi için kendisine mehil verilmesine, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve aynı Kanun’un 50/1-d maddesi uyarınca da hapis cezasının 6 ay 20 gün süre ile kahvehanelere gitmeme tedbirine çevrilmesine karar verildiği, Bu hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 10.10.2019 tarih ve 25063-12105 sayı ile; eksik araştırma ile hüküm kurulması, kabule göre de; seçenek tedbirin infazı ile ulaşılmak istenilen amaca aykırı olacak ve temel hak ve özgürlükleri kısıtlayacak şekilde kısa süreli hapis cezasının "6 ay 20 gün süre ile kahvehanelere gitmeme" tedbirine çevrilmesi, hapis cezasının tedbire çevrilmesine karşın sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanması suretiyle TCK'nın 58/2. maddesine aykırı davranılması ve doğrudan verilen adli para cezasının infaz yetkisini kısıtlar biçimde "mahkememiz kararının kesinleşmesinden itibaren 1 yıl içinde peşin olarak ödenmesine" karar verilmesi isabetsizliklerinden bozulmasına karar verildiği, Bozmaya uyan Torul Asliye Ceza Mahkemesince 19.11.2020 tarih ve 241-195 sayı ile; temel cezası alt sınırdan 6 ay hapis ve 5 gün adli para cezası olarak belirlenen sanığın TCK’nın 154/2. maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 154/1, 62, 50/1-a, 52/2 ve 52/4. maddeleri uyarınca hapisten çevrilen 3.000 TL ve doğrudan verilen 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hapisten çevrilen adli para cezasının taksitlendirilmesine karar verildiği, Kısa süreli hapis cezasının adli para cezasına veya seçenek tedbire çevrilmesine yönelik olarak herhangi bir talepte bulunmayan sanığın 04.03.2015 tarihinde istinabe olunan mahkemede emekli olduğunu aylık 1.000 TL gelirinin bulunduğunu belirttiği, Anlaşılmıştır. V. GEREKÇE A.Yerel Mahkemece 1412 sayılı CMUK'un 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi uyarınca hâlen yürürlükte bulunan 326/son maddesine aykırı davranılıp davranılmadığı: 1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Aleyhe bozma yasağı; "Temyiz davası yalnızca sanık veya müdafii ya da sanık lehine Cumhuriyet savcısı veya sanığın eşi ya da yasal temsilcisi tarafından açıldığında, hükümde, yaptırımın türü ve ağırlığı bakımından sonucu sanığın aleyhine ağırlaştırıcı, diğer bir deyişle, aleyhe sonuç verici düzeltmelerin yapılamaması veya kurulacak yeni hükümdeki cezanın, sanığın aleyhine olarak ilk hükümden daha ağır olamaması" şeklinde tanımlanmaktadır. Latince reformatio in pejus olarak adlandırılan, öğreti ve uygulamada ise, "Lehe kanun yolu davası üzerine hükmü aleyhe değiştirmeme zorunluluğu, aleyhe düzeltme yasağı, aleyhe bozma yasağı, aleyhe bozmama zorunluluğu, yaptırımı ve sonuçlarını aleyhe kötüleştirememe yasağı, yaptırımı ve sonuçlarını ağırlaştıramama kuralı" olarak ifade edilen bu ilkenin amacı; hükmün aleyhine de bozulabileceğini düşünen sanığın, bazı davalarda istinaf ya da temyiz kanun yoluna başvurmaktan çekinmesinin önüne geçmek ve kanun yoluna başvurma hakkını daha özgürce kullanabilmesini sağlamaktır. Anılan kural, CMUK'un, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca hâlen yürürlükte bulunan 326. maddesinin son fıkrasında; "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz." şeklinde kanuni düzenlemeye kavuşturulmuştur. Ceza muhakeme hukukumuzda bu madde dışında yaptırım ve cezayı aleyhe değiştirmeme yasağını düzenleyen başka bir hüküm de bulunmamaktadır. Buna göre ceza hukukunda genel anlamda kazanılmış hak kavramından bahsedilemeyeceği, yalnızca CMUK’un 326. maddesinin son fıkrası uyarınca sınırlı biçimde uygulanabilecek bir "cezayı aleyhe değiştirememe ilkesi" veya "aleyhte düzeltme yasağı"nın söz konusu olduğunun kabulü gerekmektedir. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren CMK'nın 307/4. maddesinde de; "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262. maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz." düzenlemesine yer verilmek suretiyle, aleyhe bozmama ilkesi korunmuştur. Kanun'un açık düzenlemesinden de anlaşılacağı üzere; yaptırım ve sonuçlarını aleyhe değiştirme yasağının kapsamı yalnızca ceza ve yaptırım miktarı ile sınırlıdır. Kanun koyucu suçun niteliği veya adı yönünden sanık yararına kazanılmış bir hak tanımamıştır. Ceza miktarı yönünden kazanılmış hak ise; sanık veya onun lehine ilgililer tarafından temyiz davası açıldığında, bozma üzerine yeniden kurulan hükümle belirlenen cezanın ve sonucun önceki hükümle belirlenen cezadan ve sonuçtan daha ağır olmamasıdır. Gerek bozma ilamında, gerekse yerel mahkemece bozmadan sonra kurulan hükümde aleyhe değiştirme yasağına bir aykırılığın söz konusu olup olmadığı, önceki ve sonraki hükümlerde yer alan ceza ve yaptırımların sanığın sosyal ve ekonomik durumu da gözönüne alınarak tüm yönleri ile karşılaştırılması suretiyle belirlenecektir. Bu açıklamalardan sonra uyuşmazlığın isabetli bir çözüme kavuşturulabilmesi için, TCK'nın 50. maddesindeki kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımların hukuki niteliği üzerinde durulması gerekmektedir. TCK'nın "Yaptırımlar" başlıklı üçüncü kısmının, "Cezalar" başlıklı birinci bölümünde yer alan "Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar" başlıklı 50. maddesi; "(1) Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre; a) Adlî para cezasına, b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine, c) En az iki yıl süreyle, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkânı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmeye, d) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya, e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş olması durumunda; mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmaya, f) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya, Çevrilebilir. (2) Suç tanımında hapis cezası ile adlî para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü hâllerde, hapis cezasına hükmedilmişse; bu ceza artık adlî para cezasına çevrilmez. (3) Daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak koşuluyla, mahkûm olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile fiili işlediği tarihte onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkûm edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, birinci fıkrada yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilir. (4) Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı hâlinde, birinci fıkranın (a) bendine göre adlî para cezasına çevrilebilir. Ancak, bu hüküm, bilinçli taksir hâlinde uygulanmaz. (5) Uygulamada asıl mahkûmiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen adlî para cezası veya tedbirdir. (6) Hüküm kesinleştikten sonra Cumhuriyet savcılığınca yapılan tebligata rağmen otuz gün içinde seçenek yaptırımın gereklerinin yerine getirilmesine başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi hâlinde, hükmü veren mahkeme kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verir ve bu karar derhâl infaz edilir. Bu durumda, beşinci fıkra hükmü uygulanmaz. (7) Hükmedilen seçenek tedbirin hükümlünün elinde olmayan nedenlerle yerine getirilememesi durumunda, hükmü veren mahkemece tedbir değiştirilir." şeklinde düzenlenmiş iken 01.03.2008 tarihli ve 26803 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5739 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile anılan maddenin altıncı fıkrasında yer alan "yaptırımın" ibaresi "tedbirin"; 15.04.2020 tarihli ve 31100 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun'un 8. maddesi ile de söz konusu maddenin altıncı fıkrasında yer alan "hükmü veren mahkeme" ibaresi "infaz hâkimliği" ve yedinci fıkrasında yer alan "hükmü veren mahkemece" ibaresi "infaz hâkimliğince" şeklinde değiştirilerek madde son şeklini almıştır. Hürriyeti bağlayıcı cezanın seçenek yaptırımlara çevrilmesi, cezanın sanığın kişiliğine uydurulmasını öngören kişiselleştirme kurumudur. Kanun koyucu bu kapsamda hâkime belli şartlar çerçevesinde hükmolunan hapis cezasının adli para cezasına ya da diğer seçenek yaptırımlara çevrilip çevrilmeyeceğini belirleme yetki ve görevini yüklemiştir. Kanun'da seçenek yaptırımlardan adli para cezasının ceza niteliğinde olduğu açıkça vurgulanmış iken diğer seçenek yaptırımların güvenlik tedbiri niteliğinde olup olmadıklarına tam bir açıklık getirilmeden sadece tedbir niteliğinde oldukları belirtilmekle yetinilmiştir. Ceza kanunumuzda suç karşılığı olarak uygulanabilecek yaptırımlar, ceza ve güvenlik tedbirleri olarak belirlenmiştir. TCK'nın 45. maddesinin madde metni ve gerekçesinde açıkça belirtildiği üzere ceza olarak sadece hapis ve adli para cezası öngörülmüştür. Şu hâlde adli para cezası dışındaki diğer seçenek yaptırımların her biri aynı nitelikte olmamakla birlikte güvenlik tedbiri olduğu kabul edilmelidir. Nitekim 5352 sayılı Adlî Sicil Kanunu’nun 4/1-d maddesinde açıkça adli para cezası dışındaki seçenek yaptırımların güvenlik tedbiri niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Ancak TCK'nın 50. maddesindeki seçenek yaptırım olarak öngörülen güvenlik tedbirleri ile TCK'nın "Güvenlik Tedbirleri" başlıklı ikinci bölümünde 53-60. maddeler arasında düzenlenen klasik güvenlik tedbirleri arasında bir fark bulunduğu da bir gerçektir. Güvenlik tedbirlerinin uygulanabilmesi için kusurun tespit edilmesine gerek yokken seçenek yaptırım olan güvenlik tedbirleri ancak kusurlu bulunan kişi hakkında uygulanabilmektedir. Bu bakımdan TCK'nın 50. maddesindeki seçenek yaptırım niteliğindeki güvenlik tedbirleri kısa süreli hapis cezasının yerine uygulanmaktadır (İkame sistemi). Mahkemece hapis cezası yerine seçenek yaptırım olarak tedbire hükmedilmesi hâlinde faile ayrıca ceza verilemeyecektir. Aleyhe değiştirme yasağı münhasıran cezalar ile ilgili ve sınırlı olup TCK'nın 50. maddesindeki güvenlik tedbiri niteliğindeki seçenek yaptırımların yasak kapsamda değerlendirilemeyeceği ileri sürülebilir ise de; aleyhe değiştirme yasağının amacı, sanık veya sanık lehine kanun yoluna başvuran kişilerin, aleyhe bir sonuç ile karşılaşacakları korkusu yaşamaksızın kanun yollarına başvurmalarını temin etmek olup aleyhe temyiz bulunmayan ahvalde sanığın bozma kararından sonraki durumunun kanun yoluna başvurmadan önceki durumundan daha kötü olmaması gerekir. Bu nedenle ceza olmamakla beraber ceza yerine hükmolunan TCK'nın 50. maddesindeki seçenek tedbirlerin de, CMUK'un 326. maddesinin son fıkrası kapsamında ceza gibi kabul edilmesi gerekir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 24.03.2015 tarihli ve 162-65 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır. Hukuki nitelikleri bu şekilde belirlenen seçenek yaptırımların sonuçları üzerinde de durulmasında fayda bulunmaktadır. TCK'nın 50. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca uygulamada asıl mahkûmiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen adli para cezası veya tedbir olacaktır. Dolayısıyla kişi hakkında hapis cezasına mahkûmiyete bağlı sonuçlar doğmayacaktır. Bu da daha sonra işlediği suç nedeniyle verilen hapis cezasının ertelenmesine veya kamu davasının açılmasının ertelenmesine engel teşkil etmeyecektir. Yine kısa süreli hapis cezasının tedbire çevrilmesi hâlinde daha sonra işlediği suç nedeniyle tekerrür hükümlerinin uygulanması mümkün olmayacaktır. Öte yandan, hüküm kesinleştikten sonra Cumhuriyet savcılığınca yapılan tebligata rağmen otuz gün içinde seçenek tedbirin gereklerinin yerine getirilmesine başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi hâlinde, TCK'nın 50. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca infaz hâkimliğince kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verilip bu karar derhâl infaz edilecektir. Bu durumda, beşinci fıkra hükmü uygulanmayacaktır. Ancak hükmedilen seçenek tedbirin hükümlünün elinde olmayan nedenlerle yerine getirilememesi durumunda ise aynı maddenin yedinci fıkrası uyarınca infaz hâkimliğince tedbir değiştirilebilecek ve hükmolunan kısa süreli hapis cezası anılan maddenin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca adli para cezasına çevrilemese de aynı fıkrada yer alan diğer bir tedbire hükmedilebilecektir. Bu bağlamda kanun koyucu tarafından TCK'nın 50. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen seçenek tedbirlerin aynı fıkrada düzenlenen adli para cezasından ayrı tutulduğu ancak seçenek tedbirler arasında kazanılmış hakka konu olabilecek bir fark gözetilmediği kabul edilmelidir. Diğer taraftan kısa süreli hapis cezası yerine hükmolunan adli para cezasının infazına ilişkin gereklerin yerine getirilmemesi hâlinde, TCK'nın 50. maddesinin altıncı fıkrasında 5739 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik nedeniyle artık kısa süreli hapis cezasının infazına karar verilemeyecektir. Bu durumda, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un adli para cezasının infazına ilişkin 106. maddesi hükümlerinin uygulanması gerekecektir. 2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Temel cezası teşdiden 8 ay hapis ve 12 gün adli para cezası olarak belirlenen sanığın TCK’nın 154/2. maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 154/1, 62/1, 52/4 ve 58. maddeleri uyarınca 6 ay 20 gün hapis ve 200 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, para cezasının ödenmesi için mehil verilmesine, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve aynı Kanun’un 50/1-d maddesi uyarınca da hapis cezasının 6 ay 20 gün süre ile kahvehanelere gitmeme tedbirine çevrilmesine ilişkin ilk hükmün, sanık tarafından temyiz edilip bozulması üzerine bu kez Yerel Mahkemece temel cezası alt sınırdan 6 ay hapis ve 5 gün adli para cezası olarak belirlenen sanığın TCK’nın 154/2. maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 154/1, 62, 50/1-a, 52/2 ve 52/4. maddeleri uyarınca hapisten çevrilen 3.000 TL ve doğrudan verilen 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hapisten çevrilen adli para cezasının taksitlendirilmesine karar verildiği anlaşılan olayda; TCK'nın 50. maddesinde düzenlenen seçenek yaptırımlar arasında yer alan adli para cezasının ceza, diğer seçenek yaptırımların ise güvenlik tedbiri niteliğinde kabul edilmesi, anılan maddenin beşinci fıkrası uyarınca uygulamada asıl mahkûmiyetin bu madde hükümlerine göre çevrilen adli para cezası veya tedbir olması, seçenek tedbirlerden farklı olarak adli para cezasının tekerrüre esas teşkil etmesi, sanığın sosyal ve ekonomik durumu göz önünde bulundurulduğunda güvenlik tedbirinin aksine adli para cezasının infazının sanık için ekonomik bir külfet yükleyecek nitelikte bulunması ve "Hükmedilen seçenek tedbirin hükümlünün elinde olmayan nedenlerle yerine getirilememesi durumunda, infaz hâkimliğince tedbir değiştirilir." şeklinde düzenlenen TCK'nın 50. maddesinin yedinci fıkrası göz önünde bulundurulduğunda anılan maddenin birinci fıkrasında hüküm altına alınan seçenek tedbirler arasında kanun koyucu tarafından kazanılmış hakka konu olabilecek bir fark gözetilmemesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanık bakımından kısa süreli hapis cezasının adli para cezası yerine seçenek tedbire çevrilmesinin daha lehe olduğu ve yalnız sanık lehine temyiz edilen önceki hükümde sanık hakkında hükmolunan kısa süreli hapis cezasının seçenek tedbirin infazı ile ulaşılmak istenilen amaca aykırı olacak şekilde ve temel hak ve özgürlükleri sınırlandıracak biçimde 6 ay 20 gün süre ile kahvehanelere gitmeme seçenek tedbirine çevrilmesi nedeniyle de bozmadan sonra yapılan yargılamada kısa süreli hapis cezasının TCK'nın 50. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen diğer bir seçenek tedbire çevrilmesi gerektiği gözetilmeden, 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca hâlen yürürlükte bulunan CMUK'un 326. maddesinin son fıkrasında hüküm altına alınan aleyhe değiştirme yasağı ilkesine aykırı olacak bir biçimde adli para cezasına çevrilmesinde isabet bulunmamaktadır. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının bu uyuşmazlık konusu bakımından değişik gerekçe ile kabulüne karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır. B. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazından sonra 02.08.2022 tarihli ve 31911 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli ve 87-44 sayılı kararı ile Ceza Muhakemesi Kanunu’na 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan "...kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış..." ibaresinin "...seri muhakeme usulü..." yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği gözetilerek, seri muhakeme usulünün uygulanması bakımından sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunup bulunmadığı 1. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler 24.10.2019 tarihli ve 30928 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanun'un 23. maddesi ile CMK'nın mülga 250. maddesi başlığı ile birlikte; "Seri muhakeme usulü (1) Soruşturma evresi sonunda aşağıdaki suçlarla ilgili olarak kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmediği takdirde seri muhakeme usulü uygulanır: a) Türk Ceza Kanununda yer alan; 1. Hakkı olmayan yere tecavüz (madde 154, ikinci ve üçüncü fıkra), 2. Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması (madde 170), 3. Trafik güvenliğini tehlikeye sokma (madde 179, ikinci ve üçüncü fıkra), 4. Gürültüye neden olma (madde 183), 5. Parada sahtecilik (madde 197, ikinci ve üçüncü fıkra), 6. Mühür bozma (madde 203), 7. Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan (madde 206), 8. Kumar oynanması için yer ve imkan sağlama (madde 228, birinci fıkra), 9. Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması (madde 268), suçları. b) 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun 13 üncü maddesinin birinci, üçüncü ve beşinci fıkraları ile 15 inci maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında belirtilen suçlar. c) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 93 üncü maddesinin birinci fıkrasında belirtilen suç. d) 13/12/1968 tarihli ve 1072 sayılı Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında Kanunun 2 nci maddesinde belirtilen suç. e) 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun ek 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde belirtilen suç. (2) Cumhuriyet savcısı veya kolluk görevlileri, şüpheliyi, seri muhakeme usulü hakkında bilgilendirir. (3) Cumhuriyet savcısı tarafından seri muhakeme usulünün uygulanması şüpheliye teklif edilir ve şüphelinin müdafii huzurunda teklifi kabul etmesi hâlinde bu usul uygulanır. (4) Cumhuriyet savcısı, Türk Ceza Kanununun 61 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında tespit edeceği temel cezadan yarı oranında indirim uygulamak suretiyle yaptırımı belirler. (5) Dördüncü fıkra uyarınca sonuç olarak belirlenen hapis cezası Cumhuriyet savcısı tarafından, koşulları bulunması hâlinde Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesine göre seçenek yaptırımlara çevrilebilir veya 51 inci maddesine göre ertelenebilir. (6) Bu maddeye göre belirlenen yaptırımlar hakkında, Cumhuriyet savcısı tarafından, koşulları bulunması hâlinde 231 inci madde kıyasen uygulanabilir. (7) Bu madde kapsamında yaptırım uygulanması, güvenlik tedbirlerine ilişkin hükümlerin uygulanmasına engel teşkil etmez. (8) Cumhuriyet savcısı, şüpheli hakkında seri muhakeme usulünün uygulanmasını yazılı olarak görevli mahkemeden talep eder. Talep yazısında; a) Şüphelinin kimliği ve müdafii, b) Mağdur veya suçtan zarar görenlerin kimliği ile varsa vekili veya kanuni temsilcisi, c) İsnat olunan suç ve ilgili kanun maddeleri, d) İsnat olunan suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, e) Şüphelinin tutuklu olup olmadığı; tutuklanmış ise, gözaltına alma ve tutuklama tarihleri ile bunların süreleri, f) İsnat olunan suçu oluşturan olayların özeti, g) Üçüncü fıkrada belirtilen şartların gerçekleştiği, h) Belirlenen yaptırım ile beşinci ve altıncı fıkra uygulanmış ise bunlara ilişkin hususlar ve güvenlik tedbirleri, gösterilir. (9) Mahkeme, şüpheliyi müdafii huzurunda dinledikten sonra üçüncü fıkradaki şartların gerçekleştiği ve eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu kanaatine varırsa talepte belirlenen yaptırım doğrultusunda hüküm kurar; aksi takdirde talebi reddeder ve soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla dosyayı Cumhuriyet başsavcılığına gönderir. Mazeretsiz olarak mahkemeye gelmeyen şüpheli, bu usulden vazgeçmiş sayılır. (10) Seri muhakeme usulünün herhangi bir sebeple tamamlanamaması veya soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla Cumhuriyet başsavcılığına gönderilmesi hâllerinde, şüphelinin seri muhakeme usulünü kabul ettiğine ilişkin beyanları ile bu usulün uygulanmasına dair diğer belgeler, takip eden soruşturma ve kovuşturma işlemlerinde delil olarak kullanılamaz. (11) Suçun iştirak hâlinde işlenmesi durumunda şüphelilerden birinin bu usulün uygulanmasını kabul etmemesi hâlinde seri muhakeme usulü uygulanmaz. (12) Seri muhakeme usulü, yaş küçüklüğü ve akıl hastalığı ile sağır ve dilsizlik hâllerinde uygulanmaz. (13) Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması hâlinde, seri muhakeme usulü uygulanmaz. (14) Dokuzuncu fıkra kapsamında Cumhuriyet savcısının talebi doğrultusunda mahkemece kurulan hükme itiraz edilebilir. (15) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılan yönetmelikle belirlenir." şeklinde yeniden düzenlenmiş, 31. maddesiyle de CMK'ya; "(1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla; ... c) 250 nci maddede düzenlenen seri muhakeme usulü ile 251 ve 252 nci maddelerde düzenlenen basit yargılama usulüne ilişkin hükümler, 1/1/2020 tarihinden itibaren uygulanır. d) 1/1/2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz. ..." şeklinde geçici 5. madde eklenerek 01.01.2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulünün uygulanmaması öngörülmüştür. 14.07.2021 tarihli ve 31541 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7331 sayılı Kanun'un 22. maddesiyle CMK'nın 250. maddesinin dördüncü fıkrasına "temel cezadan" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve koşulları bulunduğu takdirde zincirleme suça ilişkin hükümler uygulandıktan sonra belirlenen cezadan" ibaresi, sekizinci fıkrasına "Bu fıkraya aykırı olarak düzenlendiği, belirlenen yaptırımda maddi hata yapıldığı, yaptırım hakkında 231 inci veya Türk Ceza Kanununun 50 nci ve 51 inci maddelerinin uygulanmasında objektif koşulların gerçekleşmediği ya da teklif edilen cezanın mahiyetine uygun bir güvenlik tedbiri belirtilmediği anlaşılan talep yazısı, eksikliklerin tamamlanması amacıyla mahkemece Cumhuriyet başsavcılığına iade edilir. Cumhuriyet savcısı tarafından eksiklikler tamamlandıktan ve hatalı noktalar düzeltildikten sonra talep yazısı yeniden düzenlenerek mahkemeye gönderilir.", onbirinci fıkrasına ise "Seri muhakeme usulü, bu kapsama giren bir suçun, kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde uygulanmaz." cümleleri eklenmiş, dokuzuncu fıkrasında yer alan "şartların gerçekleştiği ve eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu kanaatine varırsa talepte belirlenen yaptırım doğrultusunda" ibaresi "şartların gerçekleştiği, eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu ve dosyadaki mevcut delillere göre mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiği kanaatine varırsa talep yazısında belirtilen yaptırımdan daha ağır olmamak üzere dört ila yedinci fıkra hükümleri doğrultusunda" şeklinde, ondördüncü fıkrası ise "Dokuzuncu fıkra kapsamında mahkemece kurulan hükme itiraz edilebilir. İtiraz mercii, itirazı üçüncü ve dokuzuncu fıkralardaki şartlar yönünden inceler." biçiminde değiştirilmiş ve madde son şeklini almıştır. Seri muhakeme usulü, CMK'nın 250. maddesinde tahdidi olarak sayılan suçlarla sınırlı olmak üzere belirli şartlarda uygulanabilecek istisnai bir muhakeme yoludur. Bahse konu suçlarla ilgili yürütülen soruşturma evresinin sonunda kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmemesi ve anılan maddede yer alan şartların gerçekleştiğinin anlaşılması hâlinde Cumhuriyet savcısı veya kolluk görevlileri seri muhakeme usulü hakkında şüpheliyi bilgilendirecek, bu usulün uygulanması için Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan teklifin müdafi huzurunda şüpheli tarafından kabul edilmesi hâlinde ise bu usul uygulanacaktır. Dolayısıyla seri muhakeme usulü, belirli uyuşmazlıklarda uygulama girişiminde bulunulması zorunlu olan ve bu nedenle aynı zamanda muhakeme şartı oluşturan, özel bir ceza muhakemesi türüdür (Hakan Karakehya-Asuman İnce Tunçer, Seri Muhakeme Usulünün Adil Yargılanma Hakkı ve Diğer Bazı Anayasal İlkeler Açısından Değerlendirilmesi, Hakemli Makale). Bu usulün uygulanması durumunda Cumhuriyet savcısı, TCK'nın 61. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında tespit edeceği temel cezadan ve şartları bulunduğu takdirde zincirleme suça ilişkin hükümler uygulandıktan sonra belirlenen cezadan yarı oranında indirim uygulamak suretiyle yaptırımı belirledikten sonra seri muhakeme usulünün uygulanmasını görevli mahkemeden talep edecektir. Mahkemece şüpheli müdafi huzurunda dinledikten sonra Cumhuriyet savcısı tarafından seri muhakeme usulünün uygulanmasının şüpheliye teklif edildiği, şüphelinin müdafi huzurunda teklifi kabul ettiği, eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu ve dosyadaki mevcut delillere göre mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiği kanaatine varılırsa talep yazısında belirtilen yaptırımdan daha ağır olmamak üzere CMK'nın 250. maddesinin dört ila yedinci fıkra hükümleri doğrultusunda hüküm kurulacak aksi hâlde talep reddedilip soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla dosya Cumhuriyet başsavcılığına gönderilecektir. Bu bağlamda seri muhakeme usulünün bir ceza muhakemesi kurumu olduğu açık ise de ceza miktarı üzerinde fail lehine olan etkisi nedeniyle maddi ceza hukukunu da ilgilendirdiği tartışmasızdır. Bu aşamada suçta ve cezada kanunîlik ilkesinin üzerinde durulması gerekmektedir. Latince Nullum crimen sine lege ve Nulla poena sine lege olarak ifade edilen kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi hukukun egemen olduğu tüm demokratik ülkelerce kabul edilmiş ve yasal güvenceye kavuşturulmuştur. Bu kapsamda Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 38. maddesinde de; "Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkûmiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır. Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur." şeklinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 7. maddesinde; "Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez." şeklinde hüküm altına alınmıştır. Öte yandan Anayasa Mahkemesince 21.04.2022 tarih ve 87-44 sayı ile; "30. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında itiraz konusu kuralın bulunduğu bentte yer alan '...kovuşturma evresine geçilmiş...', '...hükme bağlanmış...' ibarelerinin 'basit yargılama usulü yönünden' iptaline karar vermiştir (AYM; E.2020/16, K.2020/33, 25.06.2020, §§ 23-27; E.2020/81, K.2021/4, 14/1/2021, §§ 27-28.). Anılan kararlarda, kesinleşmiş yargı kararıyla sonuçlanmamış yargılamalarda yeni muhakeme usulünün uygulanabilir olduğunun tespiti yapılmıştır. Bununla birlikte basit yargılama usulünün uygulanması durumunda sonuç cezanın sanık lehine indirilmesinin zorunlu olması nedeniyle kural için suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında lehe kanunun geçmişe yürütülmesi ilkesinin geçerli olduğu ifade edilmiştir. Bu bağlamda söz konusu kararlarda belirli bir tarih itibarıyla kovuşturma aşamasında olan veya hükme bağlanmış dosyalarda lehe hükümler içeren basit yargılama usulünün uygulanmasını önleyen kuralın Anayasa’nın 38. maddesiyle bağdaşmadığı tespit edilmiştir. 31. Anayasa’nın 141. maddesinin son fıkrasında 'Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.' denilmek suretiyle davaların makul bir süre içinde bitirilmesi gerekliliği açıkça ifade edilmiştir. Bu hak gereğince devlet, yargılamaların gereksiz yere uzamasını engelleyecek etkin çareler oluşturmak zorundadır. Ancak bu amaçla alınacak kanuni tedbirlerin ve öngörülen çarelerin yargılama sonucunda işin esasına yönelik adil ve hakkaniyete uygun bir karar verilmesine engel oluşturmaması gerektiği de tartışmasızdır (AYM, E.2013/4, K.2013/35, 28.02.2013.). 32. İtiraz konusu kural, belirli bir tarih itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş ya da hükme bağlanmış dosyalarda seri muhakeme usulünün uygulanamayacağını öngörmektedir. Yukarıda da belirtildiği üzere Kanun’un 250. maddesinin (4) numaralı fıkrası seri muhakeme usulünün uygulanması sonucunda yaptırımın yarı oranında indirilerek belirlenmesini öngörmektedir. Buna göre itiraz konusu kural yargılama aşamasında olup henüz kesinleşmiş hükümle sonuçlanmamış, dolayısıyla yeni yargılama usulünün uygulanabileceği dosyalarda ceza miktarı üzerinde fail lehine etkisi olan seri yargılama usulünün belirli bir tarih itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş veya hükme bağlanmış dosyalarda uygulanmamasını öngörmek suretiyle Anayasa’nın 38. maddesini ihlal etmektedir. Kuralın bu niteliği ve yargılama üzerindeki etkisi dikkate alındığında Anayasa Mahkemesinin 25.06.2020 tarihli ve E.2020/16, K.2020/33 ile 14/1/2021 tarihli ve E.2020/81, K.2021/4 sayılı kararlarında ulaştığı sonuçtan ayrılmayı gerektirir bir durum söz konusu değildir. 33. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 38. maddesine aykırıdır..." gerekçesiyle CMK'ya, 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan "...kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış..." ibaresinin "...seri muhakeme usulü..." yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir. 2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Sanığın hakkı olmayan yere tecavüz suçunu işlediği iddia ve kabul edilen olayda; 02.08.2022 tarihli ve 31911 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli ve 87-44 sayılı kararı ile CMK'ya 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan "...kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış..." ibaresinin "...seri muhakeme usulü..." yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmesi ve bu muhakeme usulünün bir ceza muhakemesi kurumu olduğu açık ise de ceza miktarı üzerinde fail lehine olan etkisi nedeniyle maddi ceza hukukunu da ilgilendirmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; hakkı olmayan yere tecavüz suçuna ilişkin olarak seri muhakeme usulünün uygulanması bakımından sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğunun kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının bu uyuşmazlık konusu bakımından değişik gerekçe ile kabulüne karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının her iki uyuşmazlık konusu bakımından DEĞİŞİK GEREKÇE İLE KABULÜNE, 2- Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 02.11.2021 tarihli ve 13206-20089 sayılı bozma ilamının, ilk paragrafı (1) olarak numaralandırıldıktan sonra, bu paragrafta yer alan ve "son hükümde verilen hapis cezasının" ibaresinden sonra gelen "TCK.nın 50/1-d" ibaresinin "TCK'nın 50/1." şeklinde DEĞİŞTİRİLMESİNE, ayrıca bozma ilamına "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazından sonra 02.08.2022 tarihli ve 31911 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli ve 87-44 sayılı kararı ile Ceza Muhakemesi Kanunu’na 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddenin (d) bendinde yer alan '...kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış...' ibaresinin '...seri muhakeme usulü...' yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği gözetilerek, seri muhakeme usulünün uygulanması bakımından sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması" ibaresinin (2) numaralı bozma nedeni olarak EKLENMESİNE, 3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.01.2024 tarihinde yapılan müzakerede (1) numaralı uyuşmazlık konusu bakımından oy çokluğuyla, (2) numaralı uyuşmazlık konusu bakımından ise oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.