Türk Ceza Kanunu 72. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 72- (1) Dava ve ceza zamanaşımı süreleri gün, ay ve yıl hesabıyla belirlenir. Bir gün, yirmidört saat; bir ay, otuz gündür. Yıl, resmi takvime göre hesap edilir.
(2) Dava ve ceza zamanaşımı re'sen uygulanır ve bundan şüpheli, sanık ve hükümlü vazgeçemezler.
Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlar[23]
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
32 karar eşleşti
12. Ceza Dairesi, 2011/1723 E., 2011/3275 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
maddesi gereğince 1/6 indirilerek 140 TL adli para, TCK'nın 72. maddesi gereğince aynı neviden para cezaları toplanarak 2840 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına,
12. Ceza Dairesi 2011/1723 E. , 2011/3275 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle öldürme
Hüküm : 765 Sayılı TCK'nın 455/1-son, 59, 72, 647/4, 6 maddeleri gereğince mahkumiyet, erteleme.
Taksirle öldürme suçundan sanıklar hakkında kurulan mahkumiyet hükmü sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanıklara hükmedilen para cezasının miktarı ve infaz aşamasında taksitlendirme imkanı bulunması dikkate alınarak, 647 sayılı Kanunun 5. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin karar verilmemesi yönündeki tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiş olup, mahkemece yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıklar müdafinin sübuta ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir, ancak;
1- 5252 sayılı Kanunun 5/2. maddesi gereğince suç tarihi itibariyle hükmedilen temel para cezasının 450 TL' yi geçemeyeceğinin gözetilmemesi,
2- Vekalet ücretinin her bir katılan için ayrı ayrı ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi,
3- Yargılama giderinin eşit yerine sanıkların payları oranında tahsili hususları Kanuna aykırı olduğundan, hükmün CMUK’un 321 nci maddesi gereğince BOZULMASI, ancak bu hususlar yeniden yargılanmayı gerektirmediğinden, aynı Kanunun 322. maddesi uyarınca, hükmün 10. paragrafında yer alan "yargılama giderlerine ilişkin bölümden payları oranında" ibaresinin çıkarılarak yerine "sanıkların sebebiyle verdikleri ibaresinin"ve, 11. paragrafında yer alan "vekalet ücretine ilişkin bölümden ayrı ayrı ve müteselsilen" ibaresinin çıkartılarak "eşit ibaresinin" eklenmesi,
Sanık ... hakkındaki hükümde yer alan para cezasına ilişkin olarak, 765 sayılı TCK’nın 455/1. maddesi uyarınca hapis cezası yanında 450 TL adli para, TCK'nın 455/son maddesi uyarınca 5/8 oranında indirilerek 168 TL adli para, TCK'nın 59. maddesi gereğince 1/6 indirilerek 140 TL adli para, TCK'nın 72. maddesi gereğince aynı neviden para cezaları toplanarak 2840 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına,
Sanık ... hakkındaki hükümde yer alan para cezasına ilişkin olarak, 765 sayılı TCK’nın 455/1. maddesi uyarınca hapis cezası yanında 450 TL adli para, TCK'nın 455/son maddesi uyarınca 7/8 oranında indirilerek 56 TL adli para, TCK'nın 59. maddesi gereğince 1/6 indirilerek 46 TL adli para, TCK'nın 72. maddesi gereğince aynı neviden para cezaları toplanarak 946 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hükmün sair yönleri aynı kalmak suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 19.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
12. Ceza Dairesi, 2011/2386 E., 2011/4059 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
maddesi gereğince hürriyeti bağlayıcı cezanın beher günü 12 TL'den 2700 TL adli para cezasına çevrilmesine, TCK'nın 72. maddesi gereğince aynı neviden olan adli para cezaları toplanarak sonuç cezanın 2840 TL adli para cezası olarak ve sanık ...
12. Ceza Dairesi 2011/2386 E. , 2011/4059 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle öldürme
Hükümler : Sanıklar hakkında 765 sayılı TCK’nın 455/1-son, 59/2, 72; 647sayılı Kanunun 4, 5, 6. maddeleri uyarınca mahkümiyet, erteleme
Taksirle öldürme suçundan sanıkların mahkumiyetlerine ilişkin hüküm sanıklar müdafileri ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıklar müdafileri ile katılanlar vekilinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Avukatlık Asgari Ücret tarifesine göre hesaplanan 500 TL vekalet ücretinin sanıklardan ayrı ayrı alınarak katılanlara verilmesine karar verilmesi,
2-Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce benimsenen 13.12.2005 tarih, 2005/155 esas, 2005/164 sayılı kararına göre, suç tarihi itibariyle adli para cezasının 5252 sayılı Kanunun 5/2. maddesi ile belirlenen 450 TL’yi geçemeyeceği gözetilmeden sanık hakkında fazla ceza tayini,
Kanuna aykırı olup hükmün bu nedenle BOZULMASINA, bu hususların yeniden yargılama yapılmaksızın CMUK’un 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından maktu vekalet ücreti ile ilgili kısmın çıkartılarak “500 TL maktu vekalet ücretinin sanıklardan eşit olarak alınarak katılanlara verilmesine” ibaresinin yazılması ve sanık ... hakkında, 765 sayılı TCK'nın 455/1. maddesi uyarınca 2 yıl hapis ve temel adli para cezasının 450 TL'ye indirilmesine, aynı maddenin son fıkrası gereğince 9 ay hapis ve 168 TL adli para cezası, aynı Kanunun 59. maddesi gereğince 7 ay 15 gün hapis ve 140 TL, 647 sayılı Kanunun 4. maddesi gereğince hürriyeti bağlayıcı cezanın beher günü 12 TL'den 2700 TL adli para cezasına çevrilmesine, TCK'nın 72. maddesi gereğince aynı neviden olan adli para cezaları toplanarak sonuç cezanın 2840 TL adli para cezası olarak ve sanık ... hakkında 765 sayılı TCK'nın 455/1. maddesi uyarınca 2 yıl hapis ve temel adli para cezasının 450 TL'ye indirilmesine, aynı maddenin son fıkrası gereğince 15 ay hapis ve 281 TL adli para cezası, aynı Kanunun 59. maddesi gereğince 12 ay 15 gün hapis ve 242 TL, 647 sayılı Kanunun 4. maddesi gereğince hürriyeti bağlayıcı cezanın beher günü 12 TL'den 4500 TL adli para cezasına çevrilmesine,
TCK'nın 72. maddesi gereğince aynı neviden olan adli para cezaları toplanarak sonuç cezanın 4734 TL adli para cezası olarak belirlenmesi suretiyle diğer yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin istem gibi DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 31.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
8. Ceza Dairesi, 2008/10543 E., 2010/4941 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Sanık hakkında tayin olunan hapis cezasının 647 sayılı Kanunun 4.maddesi uyarınca para cezasına çevrilmesi ve TCK. nun 72.maddesi uyarınca içtimaı ile bulunan toplam ve sonuç adli para cezası miktarının, 5237 sayılı TCK.na göre hapis cezasında takdiri indirim yapılıp, para cezasına çevrilmesi durumunda bulunacak miktardan az olması karşısında tebliğnamedeki (1) nolu;
8. Ceza Dairesi 2008/10543 E. , 2010/4941 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : 6136 sayılı Yasaya aykırılık
HÜKÜM : Hükümlülük ve müsadere
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Sanık hakkında tayin olunan hapis cezasının 647 sayılı Kanunun 4.maddesi uyarınca para cezasına çevrilmesi ve TCK. nun 72.maddesi uyarınca içtimaı ile bulunan toplam ve sonuç adli para cezası miktarının, 5237 sayılı TCK.na göre hapis cezasında takdiri indirim yapılıp, para cezasına çevrilmesi durumunda bulunacak miktardan az olması karşısında tebliğnamedeki (1) nolu; Tekerrüre esas sabıkası bulunan sanık hakkında tayin olunan cezada TCK.nun 81. maddesi ile artırım yapılmaması karşı temyiz olmadığından (2) nolu bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen kanıtlara, mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazların reddine, ancak:
Hükümden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanunun 156.maddesiyle 6136 sayılı Kanunun 13/4. madde ve fıkrasında yapılan lehe değişiklikle, adli para cazasının asgari haddinin adli gün sayısı olan 5 güne karşılık gelen 100 TL olarak belirlenmesi ve sanık hakkında da asgari hadden hüküm kurulduğunun anlaşılması karşısında, temel adli para cezasının 100 TL'ye indirilmesi zorunluluğu,
Bozmayı gerektirdiğinden hükmün CMUK.nun 321. maddesi gereğince (BOZULMASINA), ancak bu aykırılığın CMUK.nun 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, sanık hakkında 6136 sayılı Yasanın 13/4. madde ve fıkrası uyarınca tayin edilen temel adli para cezasının 100 TL'ye ve 647 sayılı Kanunun 4.maddesi uyarınca hapisten çevrilen adli para cezası ile temel adli para cezasının TCK.nun 72.maddesi uyarınca içtimaı sonucu, toplam ve sonuç adli para cezasının da 280 TL'ye indirilmesi suretiyle sair yönleri usül ve yasaya uygun olan hükmün (DÜZELTİLEREK ONANMASINA) 31.3.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2019/434 E., 2021/155 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
765 sayılı mülga TCK’da içtima hükümleri 68 ila 77. maddeler arasında düzenlenmiştir.
Ceza Genel Kurulu 2019/434 E. , 2021/155 K.
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
05.12.2002 tarihinde işlemiş olduğu kasten öldürme ve 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçlarından Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 02.08.2006 tarih ve 297-648 sayı ile verilen içtimalı 20 yıl hapis cezasını infaz etmekte olan hükümlü ...’ın, ceza infaz kurumunda bulunduğu sırada 26.01.2006 tarihinde işlemiş olduğu infaz kurumuna yasak eşya sokmak suçundan Trabzon 4. Asliye Ceza Mahkemesince 27.12.2006 tarih ve 316-482 sayı ile, 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.11.2009 tarihli ve 2009/1650 değişik iş sayılı kararıyla infaz rejimleri farklı olan 20 yıl hapis cezasıyla, 2 yıl 6 ay hapis cezasının içtima edilmesi talebinin reddine; Gümüşhane Ağır Ceza Mahkemesinin 02.12.2010 tarihli ve 2010/315 değişik iş sayılı kararıyla hükümlü ...’ın infaz etmekte olduğu 20 yıl hapis cezası yönünden 09.12.2010 tarihinden itibaren şartla tahliye edilmesine karar verilmiştir.
İçtimaya dâhil edilmeyen 2 yıl 6 ay hapis cezasının infazına devam edilen hükümlü ... hakkında, 04.08.2011 tarihinde işlemiş olduğu kamu malına zarar verme suçundan Of Asliye Ceza Mahkemesinin 31.01.2012 tarihli ve 237-13 sayılı kararıyla 3 ay 10 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına; bu kararın da kesinleşmesi üzerine Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 05.02.2015 tarihli ve 297-648 sayılı ek karar ile şartla tahliyenin geri alınmasına ve 04.08.2011 tarihi ile bihakkın tahliye tarihi olan 05.12.2022 tarihleri arasındaki sürenin aynen çektirilmesine karar verilmiştir.
Hükümlünün 18.01.2016 tarihli şartla tahliyenin geri verilmesi talepli dilekçesi üzerine Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 21.03.2016 tarihli ve 297-648 sayılı ek kararla infazın durdurulmasına; Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığının bu karara yaptığı itirazı inceleyen Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesince 24.03.2016 tarihli ve 2016/764 değişik iş sayılı karar ile itirazın reddine karar verilmiştir.
Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.03.2016 tarihli ve 2016/764 değişik iş sayılı kararına yönelik Adalet Bakanlığının 18.06.2016 tarihli ve 5067 sayılı kanun yararına bozma talebi doğrultusunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 11.07.2016 tarihli ve 272103 sayılı ihbarnamede;
"Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 01.12.2008 tarihli ve 2008/7467 esas, 2008/7631 sayılı kararında 'Hükümlünün, 01 Haziran 2005 tarihinden önce işlediği suçlara ilişkin cezalar, o tarihte yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK'nın 71/2. maddesine göre toplanarak lehe olan 647 sayılı CİHK'nın 19. maddesi kapsamında koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında, 5237 sayılı TCK'nın yürürlükte bulunduğu tarihten sonra işlenen suçlara ilişkin cezaların ise 5275 sayılı CGTİK'nın 99. maddesi uyarınca toplanarak koşullu salıverilme hükümleri 107. maddesi uyarınca belirlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır.' şeklinde belirtildiği üzere hükümlünün 01.06.2005 tarihi sonrasında 26.01.2006 tarihinde işlediği ve 08.07.2009 tarihinde kesinleşen Trabzon 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.12.2006 tarihli ve 2006/316 esas, 2006/482 sayılı kararıyla almış olduğu 2 yıl 6 ay hapis cezasının infaz rejiminin farklı olması dolayısıyla koşullu salıverilme tarihinin kendi içerisinde belirlenmesi gerektiği gibi infaza konu cezası ile toplanarak koşullu salıverilme tarihinin belirlenemeyeceği cihetle, mercisince infazının durdurulmasına ilişkin karara karşı yapılan itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesinde isabet görülmediği" gerekçesiyle kararın kanun yararına bozulması istenmiştir.
Dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.02.2017 tarih ve 4703-339 sayı ile;
"Kanun yararına bozma talebine dayanılarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına göre yerinde görüldüğünden, Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.03.2016 tarihli ve 2016/764 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasına" karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 07.10.2020 tarih ve 84157 sayı ile;
“Cezaların infazına ilişkin 5275 sayılı Kanun'un 99. maddesinde 'Bir kişi hakkında hükmolunan her bir ceza diğerinden bağımsız olup varlıklarını ayrı ayrı korurlar. Bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümler bulunur ise 107. maddenin uygulanması için mahkemeden toplama kararı istenir' hükmü karşısında farklı infaz rejimine tabi ilamların birleştirilemeyeceğine dair bir engel bulunmadığı görülmüştür.
Gerek TCK gerekse 5275 sayılı İnfaz Kanunu'nda aynı kişi hakkında birden fazla cezanın toplanması hâlinde 765 sayılı Kanun'un 70 ve müteakip maddelerinde olduğu gibi aşılması mümkün olmayan üst sınır bulunmamaktadır. Suça ait cezalar üst sınır olmaksızın toplanacak ancak ayrı ayrı çektirilecektir. 5275 sayılı Kanun'un 107. maddesinde yazıldığı biçimi ile koşullu salıverilme sürelerinin hesaplanması için İnfaz Kanunu'nun 99. maddesinde yapılan toplamada amaç aynı fail hakkındaki cezaları toplayıp karıştırmak değil koşullu salıverilmeden yararlanması için cezaevinde iyi hâlli olarak geçirmesi gereken asgari süreyi belirlemektir.
Örneklemek gerekirse 2005 yılı öncesi suçtan ötürü aldığı 20 yıllık ceza ile 2006 yılında işlediği suçtan aldığı 3 yıllık ceza 5275 sayılı Kanun'un 99. maddesi uyarınca içtima edilerek 23 yıl hapis cezası infaza girdiğinde her bir ceza bağımsızlığını koruyacağından 20 yıllık ceza 647 sayılı Kanun'a, 3 yıllık ceza 5275 sayılı Kanun'a göre cezaevinde kalacağı süre hesaplanarak iyi hâlli geçirmesi gereken süre bulunup buna göre müddetname düzenlenir. Aksi hâlde uygulama koşullu salıverilmenin amacına, ruhuna aykırı düşecektir.
Koşullu salıverilmeden maksat cezaevinde iyi hâlli olarak belirlenen süreyi tamamladıktan sonra cezaevinden salıverilmesidir. Şahıs bir başka infazı gereken cezanın varlığından bahsedilerek cezaevinde tutulmaya devam edilirken koşullu salıverilmeden bahsedilemeyecektir.
Bu genel açıklamalar karşısında farklı infaz rejimine tabi olsa da iki ilamın içtima edilebileceği, bu sebeple yukarıda belirtilen bozma kararının kaldırılarak içtima edilebilir yönünde karar ittihazı” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 20.05.2019 tarih ve 1779-2833 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; farklı infaz rejimine tabi cezaların içtima edilip edilemeyeceği, bu bağlamda Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesinin infazın durdurulmasına dair ek kararına yönelik itiraz üzerine, Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.03.2016 tarihli ve 2016/764 değişik iş sayılı itirazın reddi kararı hakkında, Özel Dairece verilen kanun yararına bozma kararının isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Hükümlü ...’ın 05.12.2002 tarihinde işlediği iddia edilen kasten öldürme ve 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçlarından yapılan yargılama sonucunda Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesince 12.09.2003 tarih ve 359-5 sayı ile; hükümlünün kasten öldürme suçundan 765 sayılı TCK’nın 448/1, 51/1, 31 ve 33. maddeleri uyarınca 21 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, ömür boyu kamu hizmetlerinden yasaklanmasına ve hapis hâlinin devamı süresince yasal kısıtlılık altında bulundurulmasına; 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçundan aynı Kanun’un 13/1. maddesi ve 765 sayılı TCK’nın 19 ve 36. maddesi uyarınca 2 yıl hapis ve 216.103.000 TL ağır para cezası ile cezalandırılmasına ve müsadereye karar verildiği, kararın Yargıtay 1. Ceza Dairesince 05.07.2004 tarih ve 1361-2685 sayı ile onanarak kesinleştiği,
01.06.2005 tarihinde 5237 sayılı TCK’nın yürürlüğe girmesi üzerine yapılan uyarlama yargılaması sonucunda; Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 22.08.2005 tarih ve 59-272 sayı ile hükümlünün 5237 sayılı TCK’nın 81/1 ve 29. maddeleri ile 6136 sayılı Kanun’un 13/1. maddesi uyarınca toplam 20 yıl hapis ve 216 YTL adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği,
Hükmün hükümlü müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesince 27.04.2006 ve 77-1681 sayı ile; "...Hükümlü hakkında 5237 sayılı TCK’nın 81. maddesinden hüküm kurulurken gerekçeye aykırı düşecek şekilde temel cezanın müebbet hapis yerine ağırlaştırılmış ömür boyu hapis olarak belirlenmesi, 5237 sayılı TCK’da cezaların içtimasına yönelik hüküm bulunmadığı gözetilmeden yasaya aykırı şekilde kasten öldürme ve 6136 sayılı Yasa'ya muhalefet suçlarından verilen cezaların toplanması, 6136 sayılı Yasa’ya muhalefet suçundan hüküm kurulurken ceza miktarı göz önüne alındığında 765 sayılı TCK gereği belirlenecek ceza ile 5237 sayılı TCK gereği belirlenecek cczanın miktar olarak aynı olması hâlinde hak yoksunluklarına ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektirmeyen 765 sayılı TCK’nın lehe olduğu anlaşıldığından 5237 sayılı TCK’ya göre uygulama yapılarak bu Yasa’nın 53. maddesinin uygulanması sebebiyle hükümlü aleyhine sonuç doğurması” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verildiği,
Bozmaya uyan Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 02.08.2006 tarih ve 297-648 sayı ile; 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçundan takdiren ve ağırlaştırılarak 2 yıl hapis ve 216 YTL adli para cezasıyla cezalandırılan hükümlü hakkında bu suç yönünden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına; kasten öldürme suçundan 5237 sayılı TCK’nın 81/1, 29, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 18 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verildiği, hükümlerin Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 07.12.2007 tarihli ve 3877-9191 sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği,
Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 03.04.2008 tarih ve 426 değişik iş sayı ile; 18 ve 2 yıl hapis cezalarının 5275 sayılı Kanun’un 99/1. maddesi gereğince toplanması ile hükümlünün 20 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezasının bu şekilde tamamen infazına karar verildiği,
Hükümlünün ceza infaz kurumundayken 26.01.2006 tarihinde işlediği iddia edilen infaz kurumuna yasak eşya sokma suçundan yapılan yargılama sonucunda, Trabzon 4. Asliye Ceza Mahkemesince 27.12.2006 tarih ve 316-482 sayı ile; hükümlünün TCK’nın 297/1, 62, 53 ve 54. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye karar verildiği, bu hükmün de Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 08.07.2009 tarihli ve 2959-13787 sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği,
Rize Cumhuriyet Başsavcılığının içtima talebini inceleyen Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 05.11.2009 tarih ve 1650 değişik iş sayı ile; farklı infaz kanunlarına göre infaz edilmesi gereken cezalara ilişkin içtima talebinin reddine karar verildiği,
Gümüşhane Ağır Ceza Mahkemesince 02.10.2010 tarih ve 315 değişik iş sayı ile; hükümlünün içtima edilen 20 yıl hapis cezasıyla ilgili 09.12.2010 tarihinden geçerli olmak üzere şartla tahliyesine karar verildiği,
Hakkında şartla tahliye kararı verilmesine rağmen 2 yıl 6 ay hapis cezasının infazı nedeniyle ceza infaz kurumundan ayrılmayan hükümlünün, 04.08.2011 tarihinde cezaevinde işlediği iddia edilen kamu malına zarar verme suçundan yapılan yargılama sonucunda, Of Asliye Ceza Mahkemesince 31.01.2012 tarih ve 237-13 sayı; hükümlünün TCK’nın 152/1-a, 168/1, 62, 53 ve 58. maddeleri uyarınca 3 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verildiği, bu hükmün de Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 10.11.2014 tarihli ve 27956-18331 sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği,
Şartla tahliye edildikten sonra deneme süresi içerisinde kamu malına zarar verme suçunu işlediği anlaşılan hükümlü hakkında, Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 05.02.2015 tarihli ve 297-648 sayılı ek karar ile; 5275 sayılı Kanun’un 107/15. maddesi uyarınca şartla tahliyenin geri alınmasına, aynı Kanun’un 107/13. maddesi gereğince ikinci suç tarihi olan 04.08.2011 tarihi ile bihakkın tahliye tarihi olan 05.12.2022 tarihleri arasındaki sürenin aynen çektirilmesine karar verildiği,
Bu karara yönelik hükümlü müdafisinin itirazını inceleyen Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesince 22.04.2015 tarih ve 759 değişik iş sayı ile; itirazın reddine karar verildiği,
Hükümlünün 18.01.2016 tarihli dilekçeyle şartla tahliyenin geri verilmesi talebini inceleyen Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 21.03.2016 tarihli ve 297-648 sayılı ek karar ile; infazın durdurulmasına, kesinleşen ek ve değişik iş kararları hakkında kanun yararına bozma yoluna gidilip gidilmeyeceği konusunda dosyanın Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmek üzere Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verildiği,
Bu karara yönelik Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığının itirazını inceleyen Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesince 24.03.2016 tarih ve 764 değişik iş sayı ile; itirazın reddine karar verildiği,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11.07.2016 tarihli ve 272103 sayılı ihbarnamesi ile; “Hükümlünün 01.06.2005 tarihi sonrasında 26.01.2006 tarihinde işlediği ve 08.07.2009 tarihinde kesinleşen Trabzon 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.12.2006 tarihli ve 2006/316 esas, 2006/482 sayılı kararıyla almış olduğu 2 yıl 6 ay hapis cezasının infaz rejiminin farklı olması dolayısıyla koşullu salıverilme tarihinin kendi içerisinde belirlenmesi gerektiği gibi infaza konu cezası ile toplanarak koşullu salıverilme tarihinin belirlenemeyeceği cihetle, mercisince infazının durdurulmasına ilişkin karara karşı yapılan itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesinde isabet görülmediği” gerekçesiyle, Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.03.2016 tarihli ve 764 değişik iş sayılı kararının CMK’nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması talep edildiği,
Dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.02.2017 tarih ve 4703-339 sayı ile; ihbarnamedeki gerekçeye dayanılarak Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.03.2016 tarihli ve 764 değişik iş sayılı kararının CMK’nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasına karar verildiği ve hükümlü hakkında şartla tahliyenin geri alınması kararının infazına devam edildiği,
Anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi için “cezaların toplanması (içtiması)” ve “koşullu salıverilme” kavramları üzerinde durulması gerekmektedir.
Cezaların toplanması (içtiması) bakımından üç farklı sistem bulunmaktadır.
Bunlardan birincisi erime (yutma) sistemidir. Bu sistemde içtima içerisinde bulunan cezalardan hafif olanlar en ağır olanın içinde erirler. Başka bir deyişle faile en ağır ceza verilir ve fail daha hafif suçlara ait cezalardan muaf tutulur.
Erime (yutma) sisteminin tam tersi olan toplama (maddi içtima) sisteminde ise, aynı türden cezalar toplanır, ayrı türden olanlar da sırasıyla infaz edilir.
Diğer bir sistem ise hukuki içtima sistemidir. Bu sistemde faile, işlediği tüm suçlardan ceza verilmekte ancak cezaların tamamı değil bir kısmı temel olarak alınan cezaya eklenmektedir. Suçlardan en ağır cezayı gerektiren suça göre ceza (temel ceza) tayin edilir ve bu cezaya diğer suçların cezalarının belli bir miktarı eklenir. Hukuki içtima sisteminde sonuç ceza, erime sistemindeki cezadan fazla toplama sistemindeki cezadan az olmaktadır.
Hukukumuzda 1953 yılına kadar uygulanan hukuki içtima sistemine, 09.07.1953 tarihli ve 6123 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle son verilmiş ve toplama sistemine geçilmiştir. Toplama sistemine yapılan en büyük itiraz, toplama sonucunda cezaların çok yüksek bir miktara ulaşması olmuştur. Bu sakıncanın giderilmesi için 765 sayılı TCK’nın 77. maddesindeki düzenlemeyle infaz kurumunda geçirilecek süreler için bir üst sınır belirlenmiştir.
6123 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonra 765 sayılı TCK’da benimsenen “Toplama sistemi” ya da “Maddi içtima sistemi” diye adlandırılan sistemde, “Kaç suç işlenmişse o kadar ceza verilir” prensibi uygulanır ve esas itibarıyla fail, işlediği bütün suçların cezalarını ayrı ayrı çeker.
Bu sisteme karşı, bazı cezaları birbirine eklemenin mümkün olamayacağı veya birbirine eklenen birden fazla muvakkat cezanın, failin bütün hayatı boyunca sürecek bir nitelik alarak müebbet bir şekle dönüşeceği yolunda eleştiriler yöneltilmiştir. Bu sakıncalara karşı da, toplama sisteminde genel bir sınır konulabileceği, bu sınıra varıldığı takdirde, geri kalan cezaların çektirilmesinden vazgeçileceği, birbirine eklenmesi mümkün olmayan cezalar söz konusu olduğunda ise ya cezanın nevinin değiştirileceği yahut toplama imkânsız olduğundan, erime sisteminin istisnaen kabul edilebileceği görüşü ileri sürülmüştür (Dönmezer-Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, 12. bası, İst-1997, Cilt III, s.106.).
765 sayılı mülga TCK’da içtima hükümleri 68 ila 77. maddeler arasında düzenlenmiştir.
765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun;
68. maddesi; “Bir kimse mütaaddit suçlardan dolayı Hüküm veya Ceza Kararnamesiyle mahkum edilirse cezalar bu bap hükümlerine göre içtima ettirilir.”,
69. maddesi; “Bir Hüküm veya Ceza Kararnamesinden sonra aynı kimsenin bu mahkumiyetten önce veya sonra işlediği bir suçtan dolayı mahkum edilmesi halinde cezaların içtimaı hükümleri tatbik olunur.”,
70. maddesi; “Birden çok ağırlaştırılmış müebbet ağır hapse mahkûmiyet halinde, bir yıldan az ve altı yıldan fazla; ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ile müebbet ağır hapis cezasına mahkûmiyet halinde, dokuz aydan az ve beş yıldan fazla; birden çok müebbet ağır hapse mahkûmiyet halinde ise altı aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, hükmedilecek miktarı geceli gündüzlü bir hücrede tecrit edilmek üzere, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis veya müebbet ağır hapis cezaları infaz olunur.”,
71. maddesi; “Aynı neviden şahsi hürriyeti bağlıyan muvakkat cezalara mahkumiyet halinde bu cezaların mecmuu tatbik olunur.
24 seneden aşağı olmamak üzere en az iki ağır hapis cezasına mahkumiyet halinde müebbet ağır hapis cezası tatbik olunur.”,
72. maddesi; “Aynı neviden para cezalarına mahkumiyet halinde bu cezaların mecmuu tatbik olunur.”,
73. maddesi; “Cezalardan biri ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve diğeri şahsî hürriyeti bağlayıcı muvakkat bir ceza ise, ilave edilecek cezanın nev'i ve miktarına göre yirmi günden az ve altı seneden fazla olmamak üzere geceli gündüzlü bir hücrede tecrit edilmek suretiyle ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası tatbik olunur.
Cezalardan biri müebbet ağır hapis ve diğeri şahsi hürriyeti bağlayıcı muvakkat bir ceza ise, ilave edilecek cezanın nevi ve miktarına göre on günden az ve üç seneden fazla olmamak üzere geceli gündüzlü bir hücrede tecrit edilmek suretiyle müebbet ağır hapis cezası tatbik olunur.”,
74. maddesi; “Başka neviden hürriyeti bağlayıcı muvakkat cezalara mahkumiyet halinde bu cezaların hepsi ayrı ayrı tamamen tatbik olunur.
İnfazda ağır hapis, hapis, hafif hapis ve sürgün sırası takip edilir.”,
75. maddesi; “Başka neviden para cezalarına mahkumiyet halinde bu cezaların hepsi ayrı ayrı tamamen tatbik olunur.
Para cezaları sair cezalarla birleştiği takdirde de hepsi ayrı ayrı ve tamamen tatbik olunur.”,
76. maddesi; “Fer'i cezalar ve mahkumiyetin bütün diğer cezai neticeleri her ceza hakkında ayrı ayrı tayin ve tatbik olunur.”,
77. maddesi; “1) Aynı neviden şahsi hürriyeti bağlayıcı muvakkat cezaların birleştirilmesi halinde tatbik edilecek ceza ağır hapiste 36, hapiste 25, sürgünde 15, hafif hapiste 10 seneyi geçemez.
2) Başka neviden şahsi hürriyeti bağlayıcı muvakkat cezaların mecmuu otuz seneyi geçemez. Bu haddi aşan ceza miktarı sırası ile sürgün, hafif hapis, hapis ve ağır hapisten tenzil edilir.
3) Ağır para cezası ile hafif para cezası birleştiği takdirde çevrilecek cezanın nev'i hapistir.
4) Birleştirilen para cezalarının şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezaya çevrilmesi halinde bu ceza müddeti beş seneyi geçemez.
5) İçtima neticesinde uygulanacak süreli fer'i cezalar, kamu hizmetlerinden yasaklanma cezasında on, muayyen bir meslek ve sanatın icrasının tatilinde dört yılı geçemez.
6) Yukarıki fıkralarda yazılı yukarı hadlere baliğ olan cezalara kati surette mahkumiyetten sonra işlenen suçlardan dolayı verilecek cezalar aynen tatbik olunur.”,
Ve son olarak 74. maddesi; “Başka neviden hürriyeti bağlayıcı muvakkat cezalara mahkumiyet halinde bu cezaların hepsi ayrı ayrı tamamen tatbik olunur.
İnfazda ağır hapis, hapis, hafif hapis ve sürgün sırası takip edilir.”,
Şeklinde düzenlenmiştir.
Toplama sisteminin, cezaları, adeta niteliklerini değiştirecek surette ağırlaştırdığı yolundaki eleştirilerin karşılanması amacıyla, bu sistemde arttırmaya ve genel toplama bir yukarı sınır çizilmesi ve bu sınıra varıldıktan sonra geri kalan cezaların çektirilmesinden vazgeçilmesine ilişkin bu prensipten esinlenen 765 sayılı TCK’da, farklı ceza nevileri için değişik yukarı sınırlar getirilmiştir. Sözgelimi; 77. maddenin birinci fıkrasına göre, içtima eden birden fazla hürriyeti bağlayıcı ceza aynı neviden ise “tatbik edilecek ceza ağır hapiste 36, hapiste 25, hafif hapiste 10 seneyi geçemez”. Buna göre, hâkim her bir ceza nevi için gösterilen bu yukarı sınırlara varıncaya kadar cezaları toplayacak, fakat bu sınırları aşamayacak ve geri kalan cezalar çektirilemeyecektir. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre içtima eden birden fazla hürriyeti bağlayıcı cezalar ayrı neviden iseler “bunların mecmuu 30 seneyi geçemez".
Ancak 765 sayılı mülga TCK, iki nevi hürriyeti bağlayıcı cezada bu prensipten ayrılmıştır. Bunlardan birincisi, müebbet ağır hapisle diğer bir hürriyeti bağlayıcı cezanın (TCK’nın 70 ve 73. maddeleri), ikincisi ise her biri 24 yıldan az olmayan birden çok muvakkat ağır hapis cezalarının (TCK’nın 71/2. maddesi) içtimasıdır.
765 sayılı TCK’nın yürürlükte olduğu dönemde, birden fazla suçtan verilecek mahkûmiyet kararları, aynı hüküm veya ceza kararnamesinde yer alabileceği gibi ayrı hüküm veya ceza kararnamelerine de konu oluşturabilir. İlk durumda, 765 sayılı TCK’nın 68. maddesine göre içtima hükümleri uygulanacak, ikinci hâlde ise infaz aşamasında Ceza Yargılaması Usulü Kanunu’nun 403. maddesine göre mahkemeden karar istenecektir.
Bu açıklamalar sonucunda 765 sayılı TCK’nın kabul ettiği toplama sisteminde içtima kurallarına egemen olan prensipler ise şu şekilde özetlenebilir.
Birinci prensip, cezaların mümkün oldukça toplanmasıdır. Buna göre, aynı neviden cezalar birbirleri ile toplanacak, cezalar ayrı neviden ise her biri ayrı ayrı infaz edilecektir (765 sayılı TCK’nın 71/1, 72, 74 ve 75. maddeleri).
Cezaların çevrilmesi prensibi de denilen ikinci prensip, bazı cezalarda toplama sisteminin imkânsız olması veya fazla ağır sonuçlar doğurması hâlinde, nevilerinin değiştirilmesinden ibarettir (TCK’nın 70, 71/2 ve 73. maddeleri).
Üçüncü prensip ise, içtima kurallarının uygulanması suretiyle elde edilecek cezaların genel bir yukarı sınırı aşmamasını sağlamaktır.
Yeni ceza adalet sisteminde, önceki sistemde var olan “cezaların içtiması” hükümlerine yer verilmemiştir. Bununla birlikte verilen cezaların toplanamayacağı veya hangi şartlarda toplanabileceğine ilişkin tek düzenleme 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 99. maddesinde yer almaktadır.
5275 sayılı Kanun’un 99. maddesi; “Bir kişi hakkında hükmolunan herbir ceza diğerinden bağımsızdır, varlıklarını ayrı ayrı korurlar. Ancak, bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümler bulunur ise, 107 nci maddenin uygulanabilmesi yönünden infaz hâkimliğinden bir toplama kararı istenir.” şeklinde olup,
15.04.2020 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 42. maddesiyle “Adli para cezasından çevrilen ve ceza infaz kurumunda infaz edilme aşamasına gelen hapis cezaları da toplama kararına dahil edilir.” cümlesi madde metnine eklenmiştir.
7242 sayılı Kanun’un 42. maddesinin gerekçesinde ise; “Maddeyle, 4675 sayılı Kanunda yapılması öngörülen değişikliklere uyum sağlamak amacıyla 5275 sayılı Kanunun 99 uncu maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Buna göre, birden fazla hükümdeki cezaların koşullu salıverilme süresinin belirlenebilmesi bakımından toplanması gerektiğinde toplama (içtima) kararları, infaz hâkimliği tarafından verilecektir.
Ayrıca, maddeye eklenen hükümle, adlî para cezasının ödenmemesi nedeniyle hapis cezasına çevrilen fakat öncelikli olarak uygulanan kamuya yararlı bir işte çalışma yükümlülüğünü yerine getirmeyen hükümlünün bu hapis cezasının da süreli hapis cezalarında olduğu gibi toplama kararına dahil edilmesi sağlanmaktadır. Böylelikle, adlî para cezasından çevrilen hapis cezalarının da toplama kararına girmesi nedeniyle infaz edilecek cezalar bakımından hakkaniyete uygun bir sonucun ortaya çıkması amaçlanmaktadır.” ifadelerine yer verilmiştir.
Şu hâlde, yeni ceza adalet sisteminde birden fazla hükümde yer alan cezalar sadece koşullu salıverilmenin hesaplanması amacına dönük olarak infaz aşamasında toplanabilir, bunun dışında ise “cezaların içtiması” mümkün değildir. Bu sistemde cezaların toplanması, ancak koşullu salıverilmenin söz konusu olması hâlinde mümkün olabilecekken, koşullu salıverilme hükümlerinin uygulanmadığı adli para cezasından çevrilen hapis cezaları da 7242 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle başka cezalarla birlikte infaz edilmesi durumunda koşullu salıverilmenin hesaplanması amacına yönelik toplama kararına dâhil edilebilecektir.
Bir ceza hükmü verildiğinde normal sonuç bu hükmün infazıdır. Ancak bu kuralın istisnaları, bazen cezalar sistemini tamamlayan araçları oluşturmaktadır. İşte çağdaş ceza hukukunda, cezalar sistemini tamamlayan kurumlardan biri de koşullu salıverilmedir. 5275 sayılı Kanun’da da düzenlenmiş olan koşullu salıverilme kavramının ortak bir tanımı bulunmamaktadır. Bu kavramın ortak bir tanımının bulunmamasının en önemli sebebi, koşullu salıverilme kurumunun düzenlenme şekli, amacı, şartları ve sonuçlarınn ülkeden ülkeye farklılıklar içermesidir. Türk Ceza Hukuku'nda da koşullu salıverilme kavramıyla ilgili farklı tanımlar yapılmıştır.
Doktrinde koşullu salıverilmeyle ilgili olarak; “Koşullu salıverilme, mahkûm edildiği hürriyeti bağlayıcı cezasından, kanunun gösterdiği bir bölümünü iyi hal ile ve kurallara tam uyarak geçirmiş olan hükümlünün, konulmuş olan şartlara uymadığı takdirde geri alınması şartı ile, mahkûmiyet süresini tamamı ile bitirmeden, merciince alınacak bir kararla salıverilmesini ve böylece serbest hayata dönmesini ya da bu hayata geçişinin kolaylaştırılmasını sağlayan bir kurumdur.” (Dönmezer-Erman, Nazarî ve Tatbikî Ceza Hukuku, DER yayınları, 14. bası, İstanbul, 2020, Cilt III, s.285.); “Şartla salıverme, cezaevinde hal ve gidişatı iyi olan hükümlüye tanınan ve hükümlülük süresinin bitmesinden önce salıverilmesini sağlayan bir lütuftur, iyiliktir.” (Sami Selçuk, Doğululaşan Batılı Kurum: Şartlı Salıverme, Tekin Yayınevi, 1. Baskı, 1990, s. 260.); “Koşullu salıverilme, mahkûm olunan cezanın bir kısmının infaz kurumunda çekilmesinden sonra, geri kalan kısmının kanunda belirtilen belirli şartlarla cezaevi dışında geçirilmesini sağlayan bir ceza infaz kurumudur.” (Koca, Mahmut/Üzülmez, İlhan; Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 13. Baskı, Seçkin Yayınları, Ankara, 2020, s. 607; Zafer, Hamide; Ceza Hukuku Genel Hükümler, 7. Baskı, Beta Yayınevi, İstanbul, 2019, s. 662.); “Şartla salıverme, hürriyeti bağlayıcı cezaların infazında hem bir bireyselleştirme aracı hem de yaptırımın çekilmeyen kısmının yerine geçmek üzere öngördüğü deneme süresiyle cezaya seçenek bir kurumdur.” (Yenidünya, Mukayeseli Hukukta ve Türk Hukukunda Şartla Salıverme, s. 19.); “Koşullu salıverilme, mahkûm edildiği hürriyeti bağlayıcı cezanın kanun tarafından öngörülen kısmım iyi hal ile geçirmiş olan hükümlünün, konulan şartlara uymadığı takdirde geri alınması koşulu ile hükümlülük süresinin tamamının bitirilmeden merciince alınacak kararla salıverilmesini ve bu şekilde normal yaşama dönmesini sağlayan bir kurumdur.” (Timur Demirbaş, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 15. baskı, 2020, s. 715-716.); “Koşullu salıverilme, hapis cezasına mahkûm edilmiş olan hükümlünün, hükmedilen hapis cezasının belirli bir kısmını ceza infaz kurumunda iyi halli olarak çektikten sonra, belirli koşullarla cezanın kalan kısmının infaz kurumu dışında infaz edilmesini öngören ve infazın bireyselleştirilmesini sağlayan bir infaz kurumudur.” (Ahmet Bozdağ, Türk Ceza Hukukunda Koşullu Salıverilme Kurumu ve Etkinliğinin Geliştirilmesi, Adalet Yayınevi, 2. baskı, 2021, s. 25.) şeklinde tanımlamalar yapılmıştır.
Anayasa Mahkemesi de bir kararında koşullu salıverilmeyi; “Cezanın çektirilmesinin kişiselleştirilmesi, başka bir deyişle cezaevindeki tutum ve davranışlarıyla (iyi durumuyla) topluma uyum sağlayabileceği izlenimini veren hükümlünün şarta bağlı olarak ödüllendirilmesidir. Suçlunun kendisine verilen cezadan daha kısa bir sürede uslanması, eyleminden pişmanlık duyması ve bunu iyi davranışıyla kanıtlaması durumunda, infaz sistemindeki en etkili araçtır. Koşullu salıverilmenin en önemli öğeleri, cezanın belirli bir süre çekilmiş olması, hükümlünün bu süre içinde iyi durum göstermesi, koşullu salıverildikten sonra gözetim altında kalması ve koşullu salıverilmenin gereklerine uyulmaması durumunda koşullu salıverilme kararının geri alınabilmesidir” şeklinde tanımlamıştır. (AYM’nin 18.07.2001 tarihli ve 4-332 sayılı kararı.).
Koşullu salıverilmenin kabulünde rol oynayan temel düşünce şudur ki, "Suçlu, hâkimin kabul ettiğinden çok daha çabuk uslanabilir ve bu durumda hükümlünün ceza kurumundaki süresi gereksiz olur". Sonuç olarak bu durumdaki hükümlünün salıverilmesi ile topluma dönmesini çabuklaştırmak ve fakat salıverilmeden itibaren belirli bir süre ile onu kontrol etmek, belli bir çerçeve içinde denetim altında tutmak suretiyle toplum hayatına uyumu bakımından bir aşamadan geçirmek ve böylece uyumu kolaylaştırmak yerinde olur (Dönmezer-Erman, Nazarî ve Tatbikî Ceza Hukuku, DER yayınları, 14. bası, İstanbul, 2020, Cilt III, s.286.).
5275 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 01.06.2005 tarihinden önce işlenen suçlarla ilgili koşullu salıverilme süreleri, 647 sayılı mülga CİK’in 19 ve ek 2. maddesi, 3713 sayılı TMK’nın 17 ve geçici 1 ile 4. maddeleri, 4616 sayılı Kanun’un 1/1-2. maddelerine göre belirlenmektedir.
Somut olaydaki suçlarla ilgili koşullu salıverilme sürelerinin düzenlendiği 647 sayılı mülga Kanun’un 19. maddesinin 1. fıkrası; “Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler 25 yıllarını; müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler 20 yıllarını; diğer şahsi hürriyeti bağlayıcı cezalara mahkum edilmiş olanlar hükümlülük süresinin ½'ni; çekmiş olup da Tüzüğe göre iyi halli hükümlü niteliğinde bulundukları takdirde, talepleri olmasa dahi şahsi şartla salıverilirler.” şeklinde; ek 2. maddesinin 1. fıkrası ise; “Hükümlülerin yarı açık veya açık cezaevlerine seçilmelerine karar verme işlemi, Adalet Bakanlığınca her yılın Ocak ayı içerisinde tespit edilerek Cumhuriyet Savcılıklarına bildirilen şartla salıverilme tarihine göre yapılır. Bakanlıkça bildirilen bu tarih aşılmamak ve kapalı kurumlarda çalışanlara öncelik tanınmak kaydıyla; 9, 10 ve 11 inci maddeler gereğince tabi tutulacakları müşahadeleri sonucu yarı açık veya açık müesseselere naklolunan hükümlülerin; anılan müesseselerde kaldıkları her ay için 6 gün, 19 uncu maddenin 1, 2 ve 3 üncü fıkralarına göre tespit edilecek şartla salıverilme tarihlerinden indirilmek suretiyle şartla salıverilme işlemi yapılır.” şeklinde hükümler içermektedir.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Koşullu salıverilme” başlıklı 107. maddesinde, koşullu salıverilmenin uygulanma şartları ve süreleri bakımından sık sık değişiklik yapılmış, Kanun’un geçici 6. maddesiyle birlikte değerlendirilmesi gereken 107. maddesinde son olarak 15.04.2020 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’la da değişiklik yapılarak anılan madde;
“(1) Koşullu salıverilmeden yararlanabilmek için mahkûmun kurumdaki infaz süresini iyi hâlli olarak geçirmesi gerekir.
(2) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar yirmidört yılını, diğer süreli hapis cezalarına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının yarısını infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. (Ek cümleler:14/4/2020-7242/48 md.) Ancak, Türk Ceza Kanununun;
a) Kasten öldürme suçlarından (madde 81, 82 ve 83) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar,
b) Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan (madde 87, fıkra iki, bent d) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar,
c) İşkence suçundan (madde 94 ve 95) ve eziyet suçundan (madde 96) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar,
d) Cinsel saldırı (madde 102, ikinci fıkra hariç), reşit olmayanla cinsel ilişki (madde 104, ikinci ve üçüncü fıkra hariç) ve cinsel taciz (madde 105) suçlarından süreli hapis cezasına mahkûm olanlar,
e) Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan (madde 102, 103, 104 ve 105) hapis cezasına mahkûm olan çocuklar,
f) Özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlardan (madde 132, 133, 134, 135, 136, 137 ve 138) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar,
g) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan (madde 188) hapis cezasına mahkûm olan çocuklar,
h) Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçlarından (madde 326 ilâ 339) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar, cezalarının üçte ikisini infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. Ayrıca, suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olan çocuklar ile 1/1/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar hakkında koşullu salıverilme oranı üçte iki olarak uygulanır.
(3) Koşullu salıverilme için infaz kurumunda geçirilmesi gereken süre;
a) Birden fazla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde otuzaltı,
b) Birden fazla müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde otuz,
c) Bir ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla otuzaltı,
d) Bir müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla otuz,
e) Birden fazla süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla yirmisekiz,
Yıldır.
...
(6) Koşullu salıverilen hükümlünün tâbi tutulacağı denetim süresi, yukarıdaki fıkralara göre infaz kurumunda geçirilmesi gereken süre kadardır. Ancak süreli hapislerde hakederek tahliye tarihini geçemez.
(7) Hükümlü, denetim süresinde, infaz kurumunda öğrendiği meslek veya sanatı icra etmek üzere, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında, ücret karşılığında çalıştırılabilir.
...
(10) İnfaz hâkimi, koşullu salıverilen hükümlünün kişiliğini ve topluma uyumdaki başarısını göz önünde bulundurarak; denetim süresinin, denetimli serbestlik tedbiri uygulanmadan veya herhangi bir yükümlülük belirlemeden geçirilmesine karar verebileceği gibi, denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasını veya belirlenen yükümlülükleri denetim süresi içinde kaldırabilir.
(11) Hükümlünün koşullu salıverilmesi hakkında ceza infaz kurumu idaresi tarafından hazırlanan gerekçeli rapor, infaz işlemlerinin yapıldığı yer infaz hâkimliğine verilir. İnfaz hâkimi, bu raporu uygun bulursa hükümlünün koşullu salıverilmesine dosya üzerinden karar verir; raporu uygun bulmadığı takdirde gerekçesini kararında gösterir. Bu kararlara karşı itiraz yoluna gidilebilir.
(12) Koşullu salıverilen hükümlünün, denetim süresinde hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, infaz hâkiminin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi hâlinde koşullu salıverilme kararı geri alınır....” şekliyle son hâlini almıştır.
Türk İnfaz Hukuku sistemi içerisinde hükümlünün koşullu salıverilmesi için Kanun'da belirtilen infaz süresini cezaevinde iyi hâlli bir şekilde geçirmesi gerekir. 5275 sayılı Kanun’da sürelerin belirlenmesinde adi suçlar, adi suçlar arasında istisna suçlar, çocuklar ve yetişkinler açısından istisna suçlar, terör suçları, örgütlü suçlar açısından farklı süreler öngörülmüş, istisna suçlarda, suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda veya Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlarda mahkûmiyet hâlinde cezaevinde geçirilmesi gereken süre diğer suçlara nazaran daha uzun belirlenmiştir. 5275 sayılı Kanun’un ilk hâlinde genel olarak cezaevinde kalınması gereken süreler 647 sayılı mülga Kanun’da öngörülen sürelere göre artırılmış, özellikle süreli hapis cezalarında hükümlünün cezaevinde kalması gereken sürenin hesaplanmasında kullanılan 1/2 ve ayda 6 günlük indirim oranı ve süreleri, 2/3’e yükseltilmiş olmakla birlikte, 7242 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle beraber 5275 sayılı Kanun’da istisna bazı suçlar haricinde temel infaz oranı 647 sayılı Kanun’da olduğu gibi 1/2 olarak kabul edilmiş, ancak 647 sayılı Kanun’un ek 2. maddesinde düzenlenen ayda altı günlük indirime yer verilmemiştir.
Öte yandan 5237 sayılı TCK’nın 7. maddesinin 3. fıkrasında “Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır” hükmü ile koşullu salıverilmede derhâl uygulama ilkesinin geçerli olmadığı, lehe hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir. Koşullu salıverilme süresinde sonradan yapılan değişiklik hükümlü aleyhine değerlendirilmemelidir. Bu düzenleme ile infaz rejiminin ağırlaştırıcı sonuçlar doğurmasına sebep olan hükümlerin uygulamada yol açtığı sorunlar giderilmeye çalışılmış olup koşullu salıverilme, zaman bakımından uygulamada infaz rejimine ilişkin diğer hükümlerden ayrık tutularak maddi ceza hukuku müessesesi gibi kabul edilmiştir. 5237 sayılı TCK’nın 7/3. maddesi gereği lehe kanun ilkesi uyarınca, suç tarihi ve suçun türüne göre hükümlünün lehine olan düzenleme uygulanmalıdır.
Bu genel açıklamalardan sonra, birden fazla suça ilişkin cezanın infazında koşullu salıverilme süresinin belirlenebilmesi açısından cezaların ne şekilde toplanması gerektiği ve farklı infaz rejimine tabi olan ya da farklı koşullu salıverilme süreleri öngörülen cezaların içtima edilip edilmeyeceği üzerinde durulmalıdır.
5275 sayılı Kanun’un 99. maddesine göre, bir kişi hakkında hükmolunan her bir ceza diğerinden bağımsızdır, varlıklarını ayrı ayrı korurlar ancak bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümler bulunur ise aynı Kanun’un 107. maddesinin uygulanabilmesi yönünden mahkemeden bir toplama kararı istenir. Bu düzenleme ile, hükümlünün birden çok kesinleşmiş mahkûmiyetinin bulunması hâlinde infazda kolaylık sağlanması için cezaların toplanması, infazı gereken tüm hapis cezaları için toplam süre üzerinden tek bir şartla tahliye tarihi, deneme süresi ve bihakkın tahliye tarihinin saptanması ve cezaların infazları ile deneme sürelerinin çakışmasının önlenmesi amaçlanmaktadır.
Kesinleşmiş mahkeme kararları suç tarihleri veya türlerine göre farklı koşullu salıverilme sürelerine tabi olması hâlinde, bu ilamlar 5275 sayılı Kanun’un 99. maddesi uyarınca koşullu salıverilme tarihinin belirlenmesi amacıyla cezaların içtiması yoluyla toplanmalı ve tek bir koşullu salıverilme tarihi belirlenmelidir. Ancak koşullu salıverilme oranları farklı olan her bir ceza yönünden TCK’nın 7/3. maddesi uyarınca hükümlünün lehine olan süre belirlenmeli ve bu şekilde cezaların içtimasına karar verilmelidir. Cumhuriyet Başsavcılıklarınca yapılan uygulama da bu yöndedir. Ancak bazı cezalar koşullu salıverilme yasağı kapsamında kalmaktadır. Örneğin 5275 sayılı Kanun’un 107/16. maddesinde işlenen suçlardan dolayı ağırlaştırılmış müebbet cezası verilmesi hâlinde koşullu salıverilme hükümleri uygulanmamaktadır. Aynı şekilde 5275 sayılı Kanun’un 108/3. maddesine göre ikinci defa mükerrirlik hâlinde, yine aynı Kanun’un 107/13. maddesine koşullu salıverilme kararı geri alınanlar hakkında koşullu salıverilme hükümleri uygulanmamaktadır. Yukarıda sayılan ve benzer durumlardaki koşullu salıverilme hükümlerinin uygulanmadığı cezalar diğer cezalarla toplanmamalıdır. Ancak 5275 sayılı Kanun’un 99. maddesine, 7242 sayılı Kanun'un 42. maddesiyle eklenen “Adli para cezasından çevrilen ve ceza infaz kurumunda infaz edilme aşamasına gelen hapis cezaları da toplama kararına dahil edilir.” şeklindeki cümle uyarınca adli para cezalarından çevrili hapis cezaları yönünden bir istisna getirilmiştir. Buna göre, adli para cezasından çevrilen ve ceza infaz kurumunda infaz edilme aşamasına gelen hapis cezaları da toplama kararına dâhil edilmelidir.
Farklı infaz rejimlerine tabi cezaların içtima edilemeyeceğine ilişkin açık bir yasal düzenleme bulunmasa da 647 ve 765 sayılı Kanunlara göre infaz edilecek cezalarla 5275 sayılı Kanun’a göre infaz edilmesi gereken cezaların içtima edilmesi hâlinde, toplamadaki üst sınırın ne olacağı ve üst sınır belirlendiğinde hangi yasa yürürlükte iken işlenen suçlar sebebiyle verilen cezaların infaz dışı bırakılacağı veya içtima içerisinde 765 sayılı mülga TCK gereği geceli gündüzlü bir hücrede tecrit kararı verilmesini gerektiren ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet hapis cezası bulunmakta ise bu cezaların içtimaya dâhil edilip edilmeyeceği ya da ne şekilde içtimaya dâhil edilmesi gerektiği gibi birtakım sorunlar ortaya çıkmaktadır. Ancak somut olayda uyuşmazlığa konu cezalarda içtima edilmesi hâlinde bu üst sınırların aşılması gibi durumun söz konusu olmaması ve geceli gündüzlü bir hücrede tecrit kararı verilmesini gerektiren bir cezanın bulunmaması karşısında bu aşamada sadece somut olaya ilişkin bir değelendirme yapıldığında; sadece infaz rejimlerinin farklı olmasının, cezaların toplanmasına engel bir durum olmadığı sonucu ortaya çıkmaktadır. Hükümlü hakkında tayin olunan hürriyeti bağlayıcı cezaların şartla tahliye süreleri ve infaz rejimlerinin farklı olması anılan yasa maddesinin uygulanmasına engel değildir. Cezaların infazındaki bu farklılık, şartla ve bihakkın tahliye tarihlerinin de farklı olmasını gerektirmeyecek, hükümlünün farklı süre ve rejimlere tabi her bir cezası açısından cezaevinde geçireceği sürelerin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından müddetnamede gösterilmesi yeterli olacak ancak yine toplam ceza süresi üzerinden tahliye tarihleri hesaplanacaktır. Aynı şekilde içtima kararı verecek mahkeme de toplamanın bu şekilde yapılması gerektiğini kararında göstermelidir.
Koşullu salıverilme hükümleri uygulanmamasına rağmen, 15.04.2020 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’la adli para cezalarından çevrili hapis cezalarını da içtimaya dâhil eden ve bunun gerekçesini “...Hakkaniyete uygun bir sonucun ortaya çıkması amaçlanmaktadır.” şeklinde ortaya koyan kanun koyucunun iradesinin de, cezaları mümkün olduğunca içtimaya dâhil etmek olduğu söylenebilir.
Öte yandan, 5275 sayılı Kanun’un 2. maddesinde belirtildiği üzere infazda temel amaçlardan birisi de “Hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak”tır. Bu amaca hizmet edecek koşullu salıverilme kurumunun içinde barındırdığı diğer bir müessese ise koşullu salıverilen hükümkü hakkında belirlenecek denetim süresidir. Denetim süresi, koşullu salıverilme kararı ile salıverilen hükümlünün cezaevi dışında geçireceği ve kanunla belirtilen bir süredir. Belirlenen denetim süresi, cezaevi dışında tamamlandığında hükümlü bihakkın tahliye süresini de geçirmiş olmaktadır. Ancak denetim süresi içerisinde hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç işleyen veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, infaz hâkiminin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar eden hükümlü hakkındaki koşullu salıverilme kararı 5275 sayılı Kanun’un 107/12. maddesi uyarınca geri alınır.
Somut olaydaki gibi durumlarda ise, yani almış olduğu cezadan dolayı hakkında koşullu salıverilme kararı verilen bir hükümlünün, koşullu salıverilme tarihinden önce işleyip de içtimaya dâhil edilmeyen başka bir cezasının infazına başlanılması, başka bir ifadeyle koşullu salıverilmesine rağmen başka bir cezasının infazı nedeniyle cezaevinden ayrılmaması hâlinde, hükümlü hakkında koşullu salıverilme kararı verilmiş olsa da cezaevi dışına çıkmadığı için denetim süresinin başladığından da söz edilemez. Bu nedenle, cezaevinden ayrılmaması nedeniyle denetim süresi başlamayan bir hükümlünün, cezevindeyken sonradan işlediği başka bir suç nedeniyle koşullu salıverilme kararının geri alınması da hakkaniyete aykırı sonuçlar doğuracaktır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
05.12.2002 tarihinde işlemiş olduğu kasten öldürme ve 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçlarından aldığı içtimalı 20 yıl hapis cezasını 647 sayılı Kanun’un 19 ve ek 2. maddelerine göre infaz etmekte olan hükümlü ...’ın, ceza infaz kurumunda bulunduğu sırada 26.01.2006 tarihinde işlemiş olduğu infaz kurumuna yasak eşya sokmak suçundan 5237 sayılı TCK’nın 297/1. maddesi uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, 20 yıl hapis cezası ile 2 yıl 6 ay hapis cezasının farklı infaz rejimine tabi olduğu gerekçesiyle içtima edilmediği, 20 yıl hapis cezası nedeniyle 09.12.2010 tarihinden itibaren şartla tahliye edilmesine karar verilen hükümlünün, içtimaya dâhil edilmeyen 2 yıl 6 ay hapis cezasının infazı nedeniyle ceza infaz kurumundan ayrılmadığı, ceza infaz kurumunda bulunduğu sırada 04.08.2011 tarihinde işlemiş olduğu kamu malına zarar verme suçundan 3 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilen hükümlü hakkında şartla salıverilme kararının geri alındığı dosyada;
647 sayılı Kanun’a göre infaz edilen içtimalı 20 yıl hapis cezası ile 5275 sayılı Kanun’a göre infaz edilmesi gereken 2 yıl 6 ay hapis cezasının, 5275 sayılı Kanun’un 99. maddesine göre içtima edilmesi hâlinde, 765 sayılı TCK’da veya 5275 sayılı Kanun’da belirtilen üst sınırların aşılmayacağı da göz önüne alındığında, sadece infaz rejimlerinin farklı olmasının cezaların toplanmasına engel bir durum teşkil etmemesi, hükümlü hakkında tek bir koşullu salıverilme tarihi belirlenmesinin Kanun’un amacına uygun düşeceği gibi infazda kolaylık sağlaması ve hakkaniyete uygun olması, hükümlü hakkındaki farklı infaz rejimlerine tabi olan 20 yıl hapis cezası ile 2 yıl 6 ay hapis cezasının toplanarak tek bir koşullu salıverilme tarihinin belirlenmesi hâlinde, hükümlünün 04.08.2011 tarihinde işlediği suçun koşullu salıverilme tarihinden öncesine denk gelecek, bu durumda koşullu salıverilme kararının geri alınmasının da gerekmeyecek olması, kaldı ki hakkında koşullu salıverilme kararı verilen hükümlünün ceza infaz kurumundan ayrılmaması nedeniyle denetim süresi başlamayacağından, 04.08.2011 tarihinde işlenen suçun, denetim süresinde işlenmiş olarak kabul edilemeceği de gözetildiğinde, Gümüşhane Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen koşullu salıverilme kararı ile Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen koşullu salıverilme kararının geri alınması kararlarının hukuki dayanaktan yoksun olduğu anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 21.03.2016 tarihli ve 297-648 sayılı ek kararla verilen infazın durdurulması kararı isabetli olduğundan, bu karara yönelik itirazı reddeden Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.03.2016 tarihli ve 2016/764 değişik iş sayılı kararını, kanun yararına bozan Özel Daire kararında isabet bulunmamaktadır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin kanun yararına bozma kararının kaldırılmasına, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.03.2016 tarihli ve 2016/764 değişik iş sayılı kararına yönelik kanun yararına bozma isteminin reddine, Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 05.02.2015 tarih ve 297-648 sayı ile verilen şartla tahliyenin geri alınmasına ilişkin ek kararın infazının durdurulmasına, mahallince toplama (içtima) kararı alınarak hükümlü hakkında yeniden bir müddetname düzenlenmesine, hükümlü ...’ın başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü değilse bu suçlardan derhâl serbest bırakılması için yazı yazılmasına karar verilmelidir.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 13.02.2017 tarihli ve 4703-339 sayılı kanun yararına bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.03.2016 tarihli ve 2016/764 değişik iş sayılı kararına yönelik kanun yararına bozma isteminin REDDİNE,
4- Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 05.02.2015 tarih ve 297-648 sayı ile verilen şartla tahliyenin geri alınmasına ilişkin ek kararın İNFAZININ DURDURULMASINA, mahallince (içtima) toplama kararı alınarak hükümlü hakkında yeniden bir müddetname düzenlenmesine, hükümlü ...’ın başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü değilse bu suçlardan derhâl serbest bırakılması için YAZI YAZILMASINA,
5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 20.04.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
16. Ceza Dairesi, 2018/1333 E., 2018/2309 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
hk.da tayin edilen yukarıdaki cezalar TCK'nın 72 ve 74 maddeleri uyarınca içtima ettirilerek neticeten ve içtimaen sanıkların ayrı ayrı BİRER YIL SEKİZER AY AĞIR HAPİS, BİRER AY YİRMİŞER GÜN HAPİS VE 83,333,333 TL AĞIR PARA CEZASI İLE CEZALANDIRILMALARINA,
16. Ceza Dairesi 2018/1333 E. , 2018/2309 K.
"İçtihat Metni"
TALEP: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 12.02.2018 tarih ve 2018/10880 sayılı yazısı ile,
Bölücülük propagandası yapmak ve görevli memura mukavemet suçlarından sanık ...'ın, 3713 sayılı Kanununun 8/1, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 59/2 (iki kez) ve 258/1-3. maddeleri uyarınca 1 yıl sekiz ay hapis, 1 ay 20 gün hapis ve 83.333.333 Türk Lirası ağır para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Diyarbakır (Kapatılan) 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 21.02.1994 tarihli ve 1992/437 esas, 1994/58 sayılı kararının kesinleşmesini müteakip, 3713 sayılı Kanunun 8/1. maddesinde öngörülen cezanın nev'i ve miktarında değişiklik yapıldığından bahisle 3713 sayılı Kanunun 8/1 ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 59/2. maddeleri 10 ay hapis cezasına, 647 sayılı Kanunun 6. maddesi gereğince cezanın ertelenmesine dair Diyarbakır (Kapatılan) 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 16.11.1995 tarihli ve 1992/437 esas, 1994/58 sayılı ek kararının da kesinleşmesinden sonra hükümlünün memnu hakların iadesi talebi üzerine, memnu hakların iadesi yönünde karar verilmesine yer olmadığına ilişkin Diyarbakır (Kapatılan) 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 01.09.2016 tarihli ve 2016/80 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
Dosya kapsamına göre, yasaklanmış hakların geri verilmesi, belli bir suç veya cezaya mahkûmiyete bağlı olarak gerek Türk Ceza Kanununda, gerekse diğer kanunlarda öngörülen çeşitli hak yoksunluklarının kaldırılmasını sağlayan hukuki bir düzenleme olup, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 121 ve 124. maddeleri ile 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usul Kanununun 416 ve 420. maddelerinde yer alan "yasaklanmış hakların geri verilmesi" kurumuna, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda yer verilmediği, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren ve 5560 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 38. maddesiyle 5352 sayılı Adli Sicil Kanununa 13/A maddesi eklenmek suretiyle tekrar düzenlendiği, bu düzenleme ile ceza mahkûmiyetinden doğan müebbet hak yoksunluklarının giderilmesi amaçlandığı, 5352 sayılı Adli Sicil Kanununa eklenen 13/A maddesinde, 5237 sayılı Kanun dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebileceği, bunun için, anılan Kanunun 53. maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla, mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması gerektiğinin belirtildiği, yasaklanmış hakların geri verilmesi için cezanın infaz edilmiş olması ve kişinin infazın tamamlanmasından itibaren üç yıllık süre içerisinde yeni bir suç işlememesi ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaatin oluşması gerekeceği, bu nedenle, mahkûm olduğu erteli hapis cezası 29.11.1995 tarihinde, hapis cezası da 14.09.1994 kesinleşen hükümlünün talebinin yukarıda izah edilen 5352 sayılı Kanununa eklenen 13/A maddesi kapsamındaki yasaklanmış haklarının iadesi niteliğinde olup, mahkemece her iki suça ilişkin bu yönde araştırma yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 24/01/2018 gün ve 94660652-105-21-369-2018-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak, Dairemize gönderilmiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
OLAY:
Kanun Yararına Bozma istemine dair talepleri içeren Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 24.01.2018 tarihli 94660652-105-21-369-2018-Kyb sayılı yazısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepnamesi ekinde Dairemize gönderilen 10 adet dosya ve 1 adet klasörün fiziki incelenmesinde özetle;
1 adet mavi renkli dosya üzerinde Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/270 esas ve 2009/344 karar, 26.05.2009 tarih, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... isimlerinin sanık olarak yazıldığı, içerisinde adları belirtilen sanıklar ile ilgili olarak uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti yapma sağlama suçu kapsamında düzenlenen ve kolluk tarafından Zorba Operasyonu olarak adlandırılan operasyona yönelik olarak tanzim edilen bir kısım soruşturma ve kovuşturma evraklarının yer aldığı,
1 adet üzerine DMO kaşesi bulunan karton dosya içerisinde yer alan 1 adet yarım kapaklı karton dosya içerisinde ise, Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 13.10.2010 tarih 2010/351 esas ve 2010/21549 karar sayılı ilamı ile kesinleşen Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin (kapatılan CMK 250. maddesi ile görevli) 2008/270 esas ve 2009/344 karar sayılı ilamına yönelik hazırlanan yerine getirme fişlerinin, Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/270 esas, 2009/344 karar sayılı 29.08.2012 tarihli uyarlamaya yönelik ek kararı ile Şanlıurfa 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/61 esas ve 2008/112 karar sayılı 25.04.2008 tarihli görevsizlik kararı başta olmak üzere ve bir kısım hükümlüler hakkındaki infaz evrakları ve mahsup kararlarının bulunduğu;
1 Adet üzerinde 2012/132 esas 2012/118 karar 27.09.2012 tarih hak. Ver. Kar. İtr. ... ibareleri yazılı olan karton dosya içerisinde ... hakkındaki adli para cezasının infazına dair belgelerin, mavi renkli şeffaf dosya içerisinde, ... hakkındaki adli para cezasının infazına dair belgelerin, ayrıca karton dosya içerisinde, ... hakkındaki adli para cezasının infazına dair belgelerin ve ... hakkındaki adli para cezasının infazına dair belgelerin ise mavi renkli şeffaf dosya içerisinde yer alacak şekilde bulunduğu,
1 adet üzerinde ..., para cezası ibarelerinin yazılı olduğu karton dosya içerisinde hükümlü hakkındaki adli para cezasının infazına dair belgelerin bulunduğu;
1 adet üzerinde ... 2012/131 esas, 2012/113 karar, 27.09.2012 tarih, hak.ver.cez.itr. ibaresinin yazılı olduğu karton dosya içerisinde, Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/270 esas ve 2009/344 karar sayılı kesinleşen ilamı kapsamında bir kısım hükümlüler hakkında hükmedilen cezaların infazına yönelik olarak hazırlanan yerine getirme fişleri ile infaz belgelerinin ve çeşitli kararların bulunduğu,
1 adet üzerinde 414, ..., 07.11.2009 ibareleri yazan karton dosya içerisinde ... ile ilgili infaz evraklarının bulunduğu,
1 adet üzerinde ..., -123, vasi istenecek, vasi istendi, vasi vardır ibareleri yazılı bulunan karton dosya içerisinde hükümlü ... ile ilgili infaz evrakları ve şartlı tahliye kararının bulunduğu,
1 adet üzerinde il:2012/443, ..., 15.000TL adli para, 20 Taksit ibarelerinin yazıldığı karton dosya içerisinde, hükümlü ... hakkındaki adli para cezasının infazına dair belgelerin bulunduğu,
1 adet üzerinde ..., 2012/7-3938, 12/7-3938 ibarelerinin yazılı bulunduğu karton dosya içerisinde hükümlü ... ile ilgili infaz evraklarının, yarım kapaklı üzerine taksit 20, her ayın 15'i 1 taksit 15.03.2012 ibaresi yazılı bulunan karton dosyanın bulunduğu;
1 adet üzerinde 2008/, 2008/270 , gölge dosya ibaresi yazılı bulunan karton dosya içerisinde ... ve ... hakkında tanzim edilen infaz belgelerinin ve bir kısım kararların bulunduğu,
Belirtilen dosyaların Kanun Yararına Bozma isteminde bulunulan dosya ile bağlantısının ve ilgisinin bulunmadığı, UYAP sisteminden yapılan inceleme de belirtilen belgelerin bulunmadığı görülmüştür.
1992/437 ibaresinin yazılı bulunduğu ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Dosya Gönderme Formuna göre Diyarbakır Kapatılan 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 01.09.2016 tarihli 2016/80 değişik iş sayılı ... hakkındaki kararı ile ilgili, 1 adet karton dosya içerisinde yer alan olay ile ilgili yargılaması yapılan diğer sanıklar ile ilgili belgelerinde yer aldığı anlaşılmakla yapılan incelemede;
18.07.1992 tarihnde 23:30 sıralarında ... Mahallesi ... Caddesi, ... Yapı Kooperatifi C ve D blok arasındaki boş alanda yapılan ve kanunsuz siyasi gösteriye dönüşen düğünün dağıtılması ve saldırganların durdurulması için yapılan uyarı üzerine başlayan olaylar sonucunda yapılan ikaz atışına silahla karşılık verilmesi, memura saldırı ve mukavemette bulunulması, polis aracına zarar verilmesi akabinde şahısların dağılarak D blok içerisinde yer alan 11 ve 15 nolu dairelere kaçmaları akabinde takip edilerek yakalanmaları üzerine başlatılan soruşturma kapsamında;
19.07.1992 tarihli teşhis tutanağı ile düğünde davetliler arasında olduğu tespit edilen sanığın, yakalamayı müteakip saat 04:20 de yapılan muayenesinde kafa arkasında, kafa sol oxipital bölgede, arka pariatal bölgede künt cisimle oluşturulmuş maddi yaralanmaları, ense ile sağ omuz arkasında ekimoz, sağ skapula üzerinde ise ödem, sol dizkapağı ile sağ diz kapağı altında ekimoz, sağ tibia ortasında erezyon ve sıyrık bulunduğuna ve hayati tehlikesinin bulunduğuna dair geçici rapor tanzim edildiği, 19.07.1992 tarihinde kollukça "sanık ifade tutanağı" olarak tanzim edilen tutanakların incelenmesinde bir kısım şüpheli ifadelerinde BİJİ PKK, BİJİ APO, BİJİ KÜRDİSTAN şeklinde slogan atıldığı, sarı, kırmızı, yeşil renkli bez parçalarının sallandığı, polis ekibinin uyarısı üzerine kalabalığın karşı çıkarak polis ekibine taş, sopa ve sandalyeler ile saldırdığı, polis minibüsünün camlarının kırıldığı, polis tarafından uyarı atışı yapılmasına müteakip kalabalık içerisinden silahla ateş edilerek karşılık verildiğinin belirtildiği,
Sanığın 19.07.1992 tarihinde saat 17:45 te müdafii bulunmadığı anlaşılan kolluktaki ifadesinde özetle; arkadaşının düğününde hizmet etmek için bulunduğu esnada polis memurlarının bir kişiyi götürmeleri üzerine düğünün biteceğini, huzurun bozulmaması için müdahale edilmesi amacıyla konuştuğu esnada kardeşinin de yanında bulunduğu sırada, polislerce kendisi ve kardeşinin götürülmek istenildiğini bu sırada yaşanan arbedede tartaklandığını, o anda taşların atıldığını ve polis otosunun camlarının kırıldığını, polis memurlarının havaya ateş açtığını, silah sesleri duyduğunu ancak atılan taşlar nedeni ile yere kapaklandığı için kimin silah kullandığını görmediğini, düğünde yasa dışı slogan atılmadığını ancak tanımadığı kişilerce renkli kumaşların sallandığını gördüğünü özetle beyan ettiği,
Olay yakalama, zapt etme tutanağına göre özetle; ...'ya ait olduğu öğrenilen düğün merasiminde bölücü mahiyette sloganlar atıldığının öğrenilmesi üzerine olay yerine giden polis ekiplerince ikaz yapılmak istenildiği sırada ... ve ... tarafından yönlendirilen ellerinde yeşil, sarı, kırmızı renkli bezleri sallayan ve küfürler etmek sureti ile "biji apo, biji pkk, biji kürdistan, şerok apo, kürdistan faşizme mezar olacak, vur gerilla vur,kürdistanı kur" içerikli sloganlar atarak eylemlerini devam ettiren ve bu esnada da apartmanların balkonlarından saksıların atılmasını müteakip yapılan uyarılar üzerine, görevlilere taş ve sopalar ile saldırıldığının, anons yapmaya çalışan ekip amirinin darp edildiğinin, gömleğinin yırtıldığının ve telsiz anteninin kırıldığının, resmi plakalı otoya taşlı sopalı saldırıda bulunarak zarar verdildiğinin, polis memurlarınca bu esnada saldırıların durdurulması amacı ile ateş açılması üzerine saldırgan gurubun içerisinden kimliği belirlenemeyen kişilerin silah kullandıklarının, takviye ekip gelmesine müteakip aralarında ...'ında bulunduğu kişilerin olay yerinde ve kaçan diğer şahısların ise D blok içerisinde saklandıkları dairelerin kapılarının yapılan uyarı ile bazılarının ise zor kullanmak sureti ile açılarak yakalandıklarının, olay yerinde kürsü diye tabir edilen ve polise saldırıda kullanılan kırık masaların, kırmızı sarı yeşil renkli bez parçalarının ve 3 adet MKE yapımı 9 mm çaplı kovan, 2 adet 7.65 mm çaplı geco marka boş kovanın, 12 parça "serxwebun" isimli PKK'nın 10'uncu zafer yılı kutlu olsun konulu döküman parçalarının bulunduğunun belirtildiği,
20.07.1992 tarihinde DGM savcısı huzurunda alınan bir kısım ifadelerde de "biji apo, serok apo, biji kürdistan, biji pkk" gibi sloganların düğünde atıldığı ve kırmızı, sarı, yeşil renklerden oluşan şallar ile oyun oynandığı, silah seslerinin duyulduğuna dair beyanları içerir ifade tespit tutanaklarının bulunduğu, ...'ın ise beyanında düğün yerinde sloganların atılmadığını ancak sarı yeşil, kırmızı renkli şallar ile oynandığını bunun üzerine polislerin düğün yerine gelmeleri damadında polislerin yanına gitmek istemesi üzerine kendisinin damadı göndermeyerek polislerin yanına gittiğini, bu esnada polislerin bir şahsı götürmek istediklerini, kardeşinin de yanına bulunduğunu, polislerin kendisini götürmek istemeleri üzerine kalabalığı uzaklaştırdığını, vücudundaki ekimozların polisler ile olan itişme ve kalkışma nedeni ile olduğunu, polislerin kendisini dövdüğünü beyan ettiği,
Kapatılan Diyarbakır 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi Yedek Üyeliğinin 1992/162 müt no sayılı 20.07.1992 tarihli sorgu tutanağı ile sorgusu yapılan ...'ın ifadesinde özetle; düğün yerinde slogan atılmadığını, sarı yeşil kırmızı renkli bez parçalarının düğün yerinde tanımadığı kişilerce sallandığını gördüğünü, polislerin düğüne müdahale ettiklerini, polisler ile konuşmaları esnasında taşların atıldığını, polislere vurmadığını ancak kendisinin polislerce dövüldüğünü, başından yaralandığını kendisinin polislere vurmadığını beyan ettiği ve düğün yerinde bölücülük propagandası yapmak, görevli memura mukavemet, kamu malına zarar vermek suçlarından tutuklandığı ve hakkında 20.07.1992 tarihli tevkif müzekkeresinin düzenlendiği,
Yırtılmış vaziyette bulunan serxwebun dergisine ait parçalar ile sarı, kırmızı, yeşil renklerden oluşan 3 adet puşinin 20.07.1992 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edildiğine dair tutanağın ve emanet makbuzunun ayrıca olay yerinde bulunan puşiler ile zarar verilen polis minübüsü ile anteni kırılan polis telsizine ait resimlerinde dosya içerisinde bulunduğu görülmüştür.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 1992/1819 hazırlık, 1992/791 esas, 1992/755 iddianame numaralı 30.07.1992 tarihli iddianamesi ile sanığın diğer 27 sanık ile birlikte olay tarihinde Bağlar Hatboyu Caddesi Öğretmenler Sokak Yapı koop. C ve D bloklar arasında sanıklardan ...'nın düğün merasiminde "Biji Pkk, Biji Apo, Biji Kürdistan, Serok Apo, Kürdistan Faşizme mezar olacak, vur gerilla vur, kürdistanı kur" şeklinde slogan attıkları, sarı kırmızı, yeşil renkli şalları salladıkları, kendilerine ikaz etmek isteyen güvenlik görevlilerine taş ve sopalar ile saldırıp yaraladıkları, bu arada topluluk içinden silah atıldığı, olay yerinde görevli bir polis memurunun telsizinin anteni ile ekip otosunun camlarını kırdıkları bilahare olaya müdahale eden güvenlik görevlilerince yakalandıkları, iddia, tevilli ikrar, doktor raporları, olay zaptı ve teşhis tutanağı ile tüm evrak kapsamında anlaşılmakla; sanıkların 2845 sayılı yasa hükümlerine göre yargılanarak eylemlerine uyan 3713 sayılı yasanın 8/1, TCK'nın 258/2, 516/3, 517, 522, 3713 sayılı yasanın 5 maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmalarına, bır kısım sanıklar hakkında yaşları nedeni ile TCK 55/3 ile 2253 sayılı yasanın 12/2 maddelerinin tatbikine ,1992/438 sıraya kayıtlı emanetin müsaderesine karar verilerek cezalandırılmalarının talep edildiği görülmüştür.
20.07.1992 tarihli ekspertiz raporu ile olay yerinde bulunduğu belirtilen 4 adet parebellum tipi kovan ile 3 adet 7.65 mm çapındaki kovanlar üzerinde inceleme yapıldığı, inceleme konusu kovanlar ile bilinmeyen olaylar bölümünde kayıtlı bulunan verilerin karşılaştırılmasında irtibat bulunmadığı belirtilmiştir.
Diyarbakır 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1992/437 esasına kayden yürütülen yargılamada 30.09.1992 tarihinde yapılan duruşmada verilen ara karar ile tutuklu sanıkların bihakkın tahliyelerine karar verilmiştir.
İç İşleri Emniyet Genel Müdürlüğünün dosya içerisinde yer alan 20.12.1993 tarih ve 333450 sayılı yazı cevabına göre aselsan telsizinin antenin fiyatının 140.000-TL olduğu bildirilmiştir.
02.09.1992 tarihinde yapılan ilk duruşma zaptındaki beyanına, 10.01.1994 havale tarihli sabıka kaydına göre sanığın adli sicil kaydı bulunmamaktadır.
Tutanak mümzilerinin dinlenildiği, olay yerine sonradan gelen polis memurlarının haricinde dinlenen 3 tutanak mümzisi tanığın sanık aleyhine beyanda bulundukları, dinlenen mümzilerin tutanak içeriklerini doğruladıkları duruşma zabıtlarından anlaşılmaktadır.
14.02.1994 tarihli 14 nolu oturumun yapıldığı duruşmada; eylemin bir bütün olarak değerlendirilip ızrar suçunun memura mukavemet suçunun unsurları içerisinde yer aldığından sanık ve kardeşi hakkında 3713 sayılı kanunun 8/1, TCK'nun 258/1-3, 3713 sayılı yasanın 5 maddesi gereğince cezalandırılması, 516/3 maddesinden açılan davada ceza tayinine yer olmadığına karar verilmesi, diğer sanıklar hakkında ise delil yetersizliğinden beraat kararı verilmesinin iddia makamınca mütalaa olunduğu;
Diyarbakır 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1992/437 esas, 1994/58 karar sayılı 21.02.1994 tarihli gerekçeli kararında özetle; olay yakalama ve arama tutanağı, olay yeri inceleme ve zapt tutanağı, zabıt mümzisi tanıkların beyanları ve diğer deliller dikkate alınarak, olay günü ...'nın düğün töreninde sanığın düğüne katılan diğer şahıslar ile birlikte ellerindeki sarı kırmızı yeşil renkli bezler ile oyun oynayıp şarkı söylediği sırada topluluk ile birlikte "biji apo, biji pkk, biji kürdistan, serok apo, kürdistan faşizme mezar olacak, vur gerilla vur kürdistanı kur" şeklinde sloganlar söylediği, bu durumun tanık 3 zabıt mümzisince görülüp beyanları ile tespit edildiği, olay yerinde bulunan ekip amirinin düğün sahibini araması esnasında ...'ın kendisini düğün sahibi olarak tanıttığı ve ekip amirine "sen topluluğa müdahale etme ağzımızın tadını bozma kenara çekil" diye cevap verdiği, ekip amirinin sanığı topluluğun dışına çıkarıp konuştuğu sırada orada bulunan iki kişinin ellerini kaldırıp zafer işareti yaptığı, polis memurlarının bu iki şahsı tutup götürdüğü sırada sanığın "bu iki kişiyi bırak sonra kötü olur" dediği, sanığın ekip aracına doğru götürülürken aniden üstünü başını yırtıp bağırmaya başladığı, bu sırada kardeşi sanık ...'in "kardeşimi götüremezsiniz" diyerek ekip amirinin üzerine saldırdığı, arkadan gelen kalabalığın güvenlik görevlilerine taş ve sopa ile saldırdığı, sloganlar söylediği, ekip amirinin merkezden elindeki telsiz ile yardım istediği sırada sanık ...'ın telsize saldırıp anteni kırdığı, atılan taşlar ile ekip aracının camlarının kırıldığı, ekip amirinin ...'i kendisine siper edip taşlardan korumaya çalıştığı sırada sanık ile arasında boğuşma yaşandığı, bu esnada sanığın "saldırın öldürün" diye bağırdığı, ek güvenlik güçleri gelince topluluğun dağıldığının kabulü ile sanığın topluluk ile birlikte "Biji apo, Biji PKK, Biji Kürdistan, Serok Apo, Kürdistan faşizme mezar olacak, vur gerilla vur Kürdistanı kur" şeklinde slogan söyleme eylemlerinin 3713 sayılı Kanunun 8/1'nci maddesi kapsamında Devletin Ülkesi ve Milleti ile Bölünmez Bütünlüğü Aleyhine propaganda yapmak suçunu oluşturduğu, bu suçun maddi ve manevi unsurlarının tamamlandığı, ekip amiri olan komiser yardımcısına karşı saldırı eylemlerinin TCK'nın 258/1'nci maddesi kapsamında görevli memura mukavemet suçunu oluşturduğu, bu suçunda maddi ve manevi unsurlarını tamamladığı, görevli memura mukavemet suçunu sanığın kendisini kurtarmak amacıyla işlediğinden hakkında TCK'nın 258/3. maddesinin tatbik edildiği, telsizin antenini kırması eyleminin komiser yardımcısına mukamevet suçunun unsuru olması, bu suç içerisinde eridiğinden ayrıca kamu malına zarar vermek suçundan ceza tayin edilmediği, aracın camını kırdığının tespit edilememesi nedeniyle delil yetersizliğinden beraat kararı verildiği gerekçesi ile;
1-a-)Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Ülkesi ve Milleti aleyhine bölünmez bütünlüğü aleyhine propaganda yapmak suçunu işledikleri sabit görüldüğünden eylemlerine uyan 3713 S.Knun 8/1 maddesi uyarınca suçun işleniş şekli yeri ağırlığı, sanıkların izlenimleri sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınarak İKİ ŞER YIL AĞIR HAPİS VE 50.000.000-TL' ER LİRA AĞIR PARA CEZASI İLE CEZALANDIRILMALARINA,
Ağır Para Cezası 3506 S.K nun ek md. 2 göre iki kat arttırılarak 100.000.000-TL ER LİRA AĞIR PARA CEZASI İLE CEZALANDIRILMALARINA,
Yukarıdaki gerekçelere binaen sanıklar hakkında TCK'nın 59/2 maddesinin tatbiki ile cezalarının 1/6 oranında indirilemesine ve böylece sanıkların bu suçtan ayrı ayrı BİRER YIL SEKİZER AY HAPİS VE (83,333,333) SEKSENÜÇ MİLYON ÜÇYÜZ OTUZÜÇ BİN ÜÇYÜZ OTUZUÇ LİRA AĞIR PARA CEZASI İLE CEZALANDIRILMALARINA,
b-)Görevli memura mukavemet suçunu işledikleri sabit görüldüğünden;eylemlerine uyan TCK'nın 258/1 madde ve fıkrası gereğince suçun işleniş şekli, yeri ağırlığı sanıkların izlenimleri, sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınarak ALTIŞAR AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMALARINA,
Sanık ...'ın suçu kendisini tehditten kurtarnak amacıyla işlediğinden sanık ...'ında suçu kardeşini tevkiften kurtarmak amacıyla işlediğinden TCK'nın 258/3 madde ve fıkrasının tatbiki ile sanıkların İKİŞER AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMALARINA,
Yukarıdaki gerekçelere binaen sanıklar hakkında TCK'nun 59/2 maddesinin tatbiki ile verilen cezanın 1/6 oranında indirilmesine ve böylece sanıkların ayrı ayrı BİRER AY YİRMİŞER GÜN HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
Suçun işlenmesindeki özellikler sanıkların olaylar sırasındaki tutum ve davranışları dikkate alınarak her iki sanık hakkında 647 S.K nun 4 ve 6 maddelerinin tatbikine yer olmadığına,
c-) Sanık ...'ın polis memurunun elindeki telsizin antenini kırmak suçu mukavemet suçu içinde değerlendirildiğinden sanık hakkında bu suçtan dolayı ayrıca ceza tayinine YER OLMADIĞINA,
d-) Sanıklar ... ve ...'ın polis aracının camlarını kırmak suretiyle mahkumiyetlerine yeterli kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden ayrı ayrı BERAATLERİNE,
e-) Sanıklar ... ve ... hk.da tayin edilen yukarıdaki cezalar TCK'nın 72 ve 74 maddeleri uyarınca içtima ettirilerek neticeten ve içtimaen sanıkların ayrı ayrı BİRER YIL SEKİZER AY AĞIR HAPİS, BİRER AY YİRMİŞER GÜN HAPİS VE 83,333,333 TL AĞIR PARA CEZASI İLE CEZALANDIRILMALARINA,
Sanıkların gözetim altında ve tutuklulukta geçirdikleri günlerin TCK 40 maddesi gerekince MAHKUMİYETLERİNDEN MAHSUBUNA ...
2-)...
3-)DGM Emanetinin ..sırasına kayıtlı Dergi ve Puşilerin TCK'nun 36 maddesi uyarınca zoralımına,
4-)DGM C Başsavcılığının sanıklar ... ve ... hakkında 3713/ S.K'nun 5 maddesinin uygulanmasına dair talebinin yasal koşulları oluşmadığından REDDİNE, ..... 2000-TL yargılama giderinin ödenmesine dair karar verildiği, gerekçeli kararın 12.04.1994 tarihinde sanık müdafiine tebliğ edildiği, 22.02.1994 tarihinde verilen süre tutum dilekçesi ile kararın temyiz edildiği, 14.04.1994 tarihinde gerekçeli temyiz dilekçesinin sunulduğu, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 1994/4549 esas, 1994/4368 karar sayılı 14.09.1994 tarihli ilamı ile oybirliği ile onanarak kesinleştiği,
Ayrıca 11.10.1994 tarihli 1992/437 esas sayılı Diyarbakır 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararı ile dosyanın Yargıtay'a gidiş geliş masrafı olarak 150.000 TL nin hazine adına sanıklardan tahsiline, önce hükmedilen yargılama masrafına eklenmesine dair karar verildiği görülmüştür. Harcın tahsili içinde İcra Dairesi Hakimliği 1992/432 sayılı Diyarbakır Defterdarlığına yazılan harç tahsil müzekkeresinin de dosya içerisinde bulunduğu görülmüştür.
22.11.1994 tarihinde sanık müdafiince karar düzeltme isteminde bulunulmuş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.12.1994 tarih ve 104567 sayılı yazısı ile istem yerinde görülmediğinden dosya iade edilmiştir.
3713 sayılı yasada 4126 sayılı yasa ile değişiklik yapılması nedeni ile hükümlünün durumunun yeniden değerlendirilmesi gerektiğinden Diyarbakır 1 nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1992/437 esas ve 01.11.1995 tarihli tensibi ile infazın durdurulmasına ve duruşma açılmasına karar verildiği 01.11.1995 tarihli tensip zaptından anlaşılmıştır.
02.11.1995 tarihli 1992/437 esas numaralı evrak üzerinden sanık hakkındaki ilamın infazında tereddüt oluşması nedeni ile verilen karar ile de; 3713 sayılı Yasanın 8/1 maddesinde yapılan değişiklik nedeni ile infazın durdurulmasına karar verildiği, TCK'nın 258/1 maddesinden verilen cezanın ise aynen infaz edileceğine dair karar verilmiştir.
Bu karara karşı sanık müdafiinin 4126 sayılı değişiklik sonucunda cezanın alt sınırdan tayin edilmesi ve sanık hakkında TCK'nın 59. maddesinin uygulanması nedeni ile verilebilecek cezanın ON AY HAPİS cezası olduğu, bu kapsamda 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddeleri uyarınca paraya çevirme ve tecil durumunun kuvvetle muhtemel olduğu, bu durumda müvekkillerin cezaevinde 7 AY 12 GÜN fazladan yatmış olacaklarını, infazın bir bütün olduğu, aynı ilam ile içtima kararı verildiği nazara alındığında TCK'nın 258/1 maddesinden de tahliye kararı verilmesi gerektiğinden bahisle itirazda bulunulduğu, Diyarbakır 2 nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi Başkanlığının 1995/82 müt.karar nolu 13.11.1995 tarihli kararı ile 3713 sayılı 8/1 maddesinden sanığın aldığı cezaya ilişkin infazın durdurulduğu, bu ilamla içtima ettirilmiş bulunan TCK'nın 258/1 ve 3 maddelerine istinaden almış oldukları mahkumiyet hükmünün ise 3713 sayılı Yasanın 8/1 maddesi dışında bir yasa maddesi olup değişikliğin bu maddeyle ilgili olmadığı anlaşılmakla red kararının usul ve yasaya uygun olduğundan yapılan itirazın oybirliği ile reddine karar verilmiştir.
16.11.1995 tarihli 1992/437 esas, 1994/58 karar sayılı, Diyarbakır 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin ek kararı ile; 4126 sayılı yasa kapsamında yapılan değişiklik üzerine resen duruşmalı olarak yapılan yargılama sonucunda;
Hükümlüler hakkında mahkememizce verilen 21.02.1999- tarih 1992/9-37 Esas, 1999-/58 Karar sayılı hükmü ile Bir'er yıl Sekiz'er ay ağır hapis 83.333.333.TL lira ağır para cezasının 3713 SY 8. maddesini değiştiren 4126 SY.nın 1. maddesi gereğince ceza miktarında ve nevinde yapılan değişiklik gözönüne alınarak mahkumiyet süresi yeniden belirlenmek suretiyle hükümlüler ... ve ...'ın bir'er yıl hapis 100.000.000' er lira ağır para cezası ile mahkumiyetlerine
Hükümlüler hakkında daha önce TCK'nın 59. maddesinin tatbik edilmiş olmakla verilen cezadan TCK 59/2 maddesi gereğince 1/6 oranında indirim yapılarak NETİCETEN ON'AR AY HAPİS ve 83.333.333.-'ER LİRA AĞIR PARA CEZASI İLE MAHKUMİYETLERİNE,
Hükümlüler hakkında 647 SY. Kanun 4. maddesinin suçun işleniş şekli işlenen suçun vehameti, kasıtlarındaki yoğunluk, ve sanıkların kişilikleri gözönüne alınarak takdiren uygulanmasına YER OLMADIĞINA,
Hükümlülerin geçmişteki hali, suç işleme hususundaki eğilimleri gözönüne alınarak ileride bir daha suç işlemeyecekleri kanaati hasıl olduğundan hükmolunan cezanın 647 SY.nın 6. maddesi gereğince ERTELENMESİNE,
Hükümlüler hakkında daha önce verilen mahkumiyet hükmü 21.02.1994 tarih 1992/9-37 Esas, 1999-/58 Karar sayısı ile verilen ve adli sicile işlenen 3713 SY.nın 8/1 maddesi uyarınca verilen mahkumiyet nedeniyle adli sicile işlenen adli sicil kaydının 3862 sayılı kanunun 8/d madde ve 2. fıkrası gereğince adli sicilden çıkarılmasına......
Kanun yolu açık olmak üzere hükümlülerin ve vekillerinin yokluğunda İddia makamı hazır olduğu halde talebe uygun olarak oy birliği ile karar verildiği, kararın 22.12.1995 tarihinde hükümlü müdafiine tebliğ edildiği, temyiz edilmediğinden 29.12.1995 tarihinde mesai bitiminde kesinleştiğine dair kesinleşme şerhinin bulunduğu görülmüştür.
17.11.1995 tarihli dilekçesi ile hükümlü ... müdafiinin ertelenen ceza kapsamında tutuklu kalınan sürenin TCK'nın 258 maddesi kapsamındaki infaz edilen cezasından mahsubuna karar verilmesini talep ettiği, Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 1992/437 esas, 1994/58 karar sayılı 21.11.1995 tarihli kararı ile TCK'nın 40. maddesi gereğince 3713 sayılı Yasadan beraat etmediğinden mahsup talebinin gerçekleşmesi mümkün bulunmadığından hükümlüler vekilinin talebinin reddine dair evrak üzerinden oy birliği ile karar verdiği görülmüştür.
06.02.1996 tarih 1992/437 esas sayılı müzekkere ile Cumhuriyet Başsavcılığına tecil evrakının mahkemesince gönderildiği, adli sicil kaydının silinerek gönderilen ceza fişine göre yeniden düzenlenmesinin istenildiği görülmüştür.
Hükümlü avukatının istemi üzerine, yasal değişiklik nedeni ile Cumhuriyet savcısının talimatı doğrultusunda hazırlanan 31.10.1995 tarihli Bismil Kapalı Cezaevi Memurluğunca tanzim edilen belgede 19.07.1992 tarihinde hükümlünün gözaltına alındığı, 20.07.1992 tarihinde tutuklandığı, 30.09.1992 tarihinde tahliye olduğu, 12.06.1995 tarihinde cezalarından dolayı cezaevine giriş yaptığının belirtildiği görülmüştür.
03.11.1995 tarihli müddetnameye göre 01.11.1995 tarihinde cezaevine girdiği, mahkumiyet müddetinin 1 ay 20 gün hapis cezası olduğu, 21.12.1995 tarihinin bihakkın tahliye, 26.11.1995 tarihinin ise 647 sayılı Yasaya göre şartla tahliye tarihi olduğunun, müddetnamenin TCK'nın 258 maddesine yönelik tanzim edilen müddetname olduğunun, infazın 3713 sayılı Yasada yapılan değişiklik nedeni ile durdurulmasına karar verilmesine müteakip hazırlandığının, 09.11.1995 tarihli Bismil Kapalı Cezaevi İdare Memurluğu Disiplin Kurulu kararı ile hükümlünün infaz evrakı incelendiğinde cezasının 1/2 sini iyi halli olarak geçirmiş olduğuna dair karar alındığının, 23.11.1995 tarihli 1995/109 karar sayılı Diyarbakır 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararı ile de TCK'nın 258 maddesi uyarınca 1 ay 20 gün olarak hükmedilen cezanın 1/2 ni çektiğinden 26.11.1995 tarihinden itibaren şartla tahliyesine karar verilerek, infaz olunan cezaya yönelik infaz fişlerinin 06.12.1995 tarihinde 1 nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi Başkanlığına gönderildiği görülmüştür.
03.04.1995 tarihinde hükümlü müdafiince İnsan Hakları Avrupa Komisyonuna başvuruda bulunulduğu,dosya içerisinde yer alan Dış İşleri Bakanlığının 8546 sayılı yazısından düğün günü atılan slogan nedeni ile ileri sürülen iddianın iç yargı organları önünde düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında ileri sürülmediğinden reddine ancak işkence iddiası yönünden iddiaları incelemeye değer bulduğunda dair karar verdiği anlaşılmıştır.
20.03.2001 tarihli sabıka kaydında hükümlü hakkındaki cezaların haber özetlerinin içeriklerinde bulunduğu görülmüştür.
Hükümlü müdafiinin Diyarbakır 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesine sunduğu 26.03.2001 havale tarihli dilekçe ile 3713 sayılı yasa kapsamında hükmedilen 1992/437 esas ve 1994/58 karar sayılı 21.02.1994 tarihli karara konu hapis cezasının 4126 sayılı Yasa kapsamında ON AY hapis cezasına dönüştürülmesi ve teciline karar verilmesi nedeni ile 3682 sayılı yasa kapsamında silinmesi talebinde bulunmuştur.
Diyarbakır 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi 1992/437 esas sayılı 29.03.2011 tarihli evrak üzerinden verdiği karar ile hükümlü hakkında verilen 21.02.1994 gün 1992/437 esas ve 1994/58 karar sayılı Adli sicil kaydına dair mahkumiyet hükmünün 3682 sayılı yasal koşullar oluştuğundan adli sicil kaydından silinmesine karar vermiş ve verilen karar 29.03.2001 tarihinde Adli Sicil İstatistik Müdürlüğüne gönderilmiştir.
02.07.2003 tarihinde hükümlünün kardeşi olan ...'ında benzer şekilde adli sicil kaydının silinmesi talebinde bulunduğu, Diyarbakır 1 nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1992/432 esas ve 1994/58 karar sayılı 03.07.2003 tarihli ilamı ile 1 yıl 8 ay hapis ve 83.333.333-TL ağır para cezasının 16.11.1995 gün 1992/437 esas, 1994/58 karar sayılı ek kararı ile 3713 sayılı Yasada yapılan değişiklik nedeni ile verilen 10 ay hapis ve 83.333.333-TL ağır para cezasının teciline karar verildiğinden belirtilen ilamın adli sicil kaydından silinmesine karar verdiği görülmüştür.
29.08.2016 tarihinde ... vekili tarafından müvekkili hakkında Diyarbakır 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesince verilen 21.02.1994 tarih ve Esas No: 1992/437 Karar No; 1994/58 sayılı kararı ile 1 YIL 8 AY Ağır Hapis Cezasına yönelik kesinleşen karar doğrultusunda infaz işlemlerinin yerine getirildiğini, ayrıca ceza süresi kadar kamu hizmetlerinden mahrumiyetime karar verildiği, mahkumiyet hükmünün kesinleşip, söz konusu tarihten itibaren yasal deneme süresinin geçtiği belirtilerek hakkında verilen kamu hizmetlerinden yasaklanmaya ilişkin kısıtlılık halinin kaldırılmasına yönelik talebini içeren "Memnu Hakların İadesine İlişkin İstemdir" konulu dilekçe ve ekinde sunduğu sabıka kaydı, nüfus kaydı, iyi durum ilmuhaberi ve vekaletname sureti ile istemde bulunduğu görülmüştür.
Diyarbakır (kapatılan) 4. Ağır Ceza Mahkemesi (cmk 250 ile yetkili) nin 2016/80 değişik iş sayılı 01.09.2016 tarihli 09.09.2016 tarihinde itiraz edilmeden kesinleşen kararı ile;
"Hükümlü ...'nın Mahkememizin (Diyarbakır (kapatılan) 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi) 1992/437 Esas, 1994/58 Karar sayılı dosyasında Bölücülük propagandası yapmak, memura cebir, şiddetle mukavemet, kamu malına zarar verme suçundan yargılandığı, yapılan yargılama sonucu 21/02/1994 tarihinde sanığın terör örgütünün propagandasını yapmak ve görevli memura mukavemet suçu sabit görülerek 3713 sayılı Yasanın 8/1, 3506 sayılı Kanunun ek madde 2, 765 sayılı TCK’nın 59/2, 258/1-3, 72 ve 74 maddeleri gereğince mahkumiyetine karar verildiği verilen kararın 01.04.1994 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
Hükümlü hakkında Mahkememizin (Diyarbakır (kapatılan) 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi) 16.11.1995 tarih 1992/437 Esas, 1994/58 sayılı ek kararı ile mahkememizce (Diyarbakır (kapatılan) 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi) 21.02.1994 tarih 1992/437 Esas, 1994/58 Karar sayılı hükmü ile verilen 1 yıl 8 ay ağır hapis ve 83.333.333 lira ağır para cezasının 3713 sayılı Kanunun 8. maddesini değiştiren 4126 sayılı Yasanın 1. maddesi gereğince ceza miktarında ve neviinde yapılan değişiklik gözönüne alınarak mahkumiyet süresi yeniden belirlenmek suretiyle hükümlü hakkında neticeten 647 sayılı Kanunun 6. maddesi gereğince ertelenmesine ve mahkememizce (Diyarbakır (kapatılan) 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi) 21.02.1994 tarih 1992/437 Esas, 1994/58 sayılı kararı ile verilen ve adli sicile işlenen 3713 sayılı Kanunun 8/1 maddesi uyarınca verilen mahkumiyet nedeniyle adli sicile işlenen adli sicil kaydının 3682 sayılı Kanunun 8/1 maddesi gereğince 2. fıkrası gereğince adli sicil'den çıkartılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
Dolayısıyla Mahkememizce (Diyarbakır (kapatılan) 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi) 16.11.1995 tarih 1992/437 Esas, 1994/58 sayılı ek kararı ile hükümlüye daha evvel verilen mahkumiyet kararının ertelenmesine karar verildiği ve hükümlü hakkında mahkememizce kamu hizmetlerinden mahrumiyetine dair herhangi bir karar verilmediği anlaşıldığından, bu konuda karar verilmesine yer olmadığına dair karar vermek gerekmiş olup, hükümlü ... müdafiinin memnu hakların iadesine ilgili olarak mahkememizce (Diyarbakır (kapatılan) 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi) 1992/437 Esas 1994/58 sayılı kararında hükümlü hakkında kamu hizmetlerinden yasaklanmasına dair herhangi bir karar verilmediği anlaşılmakla, hükümlü ... müdafii Av. ...'in talebinin reddi ile, bu konuda KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA" dair dosya üzerinden itiraz yolu açık olmak üzere karar verildiği görülmüştür.
Uyap ortamında taralı olan belgeler ile fiziki belgeler arasında kararın tebliğ edildiğine dair bir belgeye rastlanılmamıştır.
Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü'nün 20.10.2016 tarihli yazısı ile ... hakkında Diyarbakır 4 Ağır Ceza Mahkemesinin 01.09.2016 tarih ve 2016/80 değişik iş sayılı kararı ile her ne kadar, Diyarbakır (Kapatılan) 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 16.11.1995 tarihli ve 437 E. - 58 K. sayılı ilâmında kamu hizmetlerinden yasaklanmasına dair herhangi bir karar verilmediğinden bahisle "memnu haklarının iadesi yönünde talebin reddi ile bu konuda karar verilmesine yer olmadığına" hükmedilmiş ise de;
5352 sayılı Adli Sicil Kanununun 14. ve geçici 2. maddeleri uyarınca adli sicil kaydından çıkartılarak, anılan Kanunun 10. maddesi gereği istenildiğinde verilmek üzere arşive alındığı anlaşılan kaydın arşivden silinme süresi, aynı Kanunun 6290 sayılı Kanunla değişik 12. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) ile (2) numaralı alt bentlerinde gösterilen duruma göre hesaplanacağından ve aynı bentte düzenlenen "hak yoksunluğu" kavramına, adli sicil sorgulama sonucunda kayıt bulunması hâli de dahil olduğundan, talebin reddine karar verilmesi suretiyle Kanunun anılan hükmüne muhalefet edildiği düşünce ve sonucuna varıldığı belirtilmiştir.
02.01.2018 tarihli Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu'nun aynı gerekçe ile kanun yararına bozma istemi içerir fezlekenin hazırlandığı görülmüştür.
Yine dosya içerisinde yer alan infaz evrakları incelendiğinde; hükümlü hakkındaki ağır hapis ve ağır para cezası ilamlarının 647 sayılı Kanunun 6 maddesi gereğince tecil edildiği bildirildiğinden ilamların bila infaz mahkemesine 08.02.1996 tarihinde gönderildiği, gönderilen dosya etiketinde 21.02.1994 tarihli ilama yönelik olarak 1 yıl 9 ay 20 gün şeklinde ceza miktarının işlendiği, 19.07.1992 tarihinin nezaret, 20.07.1992 tarihinin tevkif, 30.09.1992 tarihinin ise tahliye tarihi, infaza başlanılan tarihin 12.06.1995 bihakkın tahliye tarihinin 15.01.1997, 3713 sayılı Yasaya göre tahliye tarihinin 04.08.1996, düşünceler kısmında ise 83.333.333 TL ağır para cezası var ibarelerinin el yazısı ile yazılı olduğu, içerisinde yer alan belgelerde 1 yıl 8 ay ağır hapis, 1 ay 20 gün hapis cezasına ilişkin ilamın mahkemesince Cumhuriyet Başsavcılığına 12.10.1994 tarihinde gönderildiği, 13.10.1994 tarihinde mahkumlara mahsus yakalama müzekkeresinin tanzim edildiği, infaz dosyası ve para cezasına ait evrakların 05.07.1995 tarihinde Bismil Kapalı Cezaevine gönderildiği, vasi tayini için hazırlanan 19.07.1995 tarihli yazı içerisindeki bilgilerde 12.06.1995 tarihinde 1 yıl 9 ay 20 gün ağır hapis cezasının infazına başlanıldığı, 15.01.1997 tarihinin bihakkın tahliye tarihi olduğu, 04.08.1996 tarihinin şartla tahliye tarihi olduğu, 21.02.1994 tarih 1992/ 437 esas ve 1994/58 sayılı kararar istinaden infazın yapıldığının belirtildiği, yine 12.06.1995 tarihli müddetname de aynı bilgilerin dosya etiketinde yer alan gözaltı ve tutukluluk süreli ile örtüşecek şekilde yazılı olduğu, 13.07.1995 tarihli müddetnamede 19.07.1992 tarihinde gözaltına alındığı, 20.07.1992 tarihinde tevkif edildiği, 30.09.1992 tarihinde tahliye edildiği, 73 gün evvelce mevkuf kaldığı,12.06.1995 tarihinde cezaevine girdiği, 15.01.1997 tarihinin bihakkın tahliye tarihi olduğu, 02.08.1996 tarihinin ise 3713 sayılı Kanuna göre şartlı tahliye tarihi olduğunun, 2148 sayılı Kanuna göre istifade edeceği sürenin bulunmadığının belirtildiği, 02.11.1995 tarihinde infazın 3713 sayılı Yasa kapsamındaki suç yönünden durdurulmasına dair karar kapsamında gereğinin yapılmasının istenildiği, 83.333.333-TL ağır para cezasının infazına dair belgelerin yer aldığı, para cezası ödeme emirlerine yönelik ödeme emirlerinin gönderildiğine dair belge ve zarfların bulunduğu,ödenmemesi durumunda beher günü yüz lira üzerinden hapse çevrileceğine dair ihtarın gönderilen ödeme emirlerinde yazılı olduğu görülmüştür.
KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI:
Hükümlü hakkında verilen kararın 5352 sayılı Yasanın 13/A maddesi uyarınca hukuka uygunluğu hususunda ihtilafın bulunduğu anlaşılmıştır.
YASAL MEVZUAT
Kanun yararına bozma, kesinleşen hükümde verildiği zaman yürürlükte bulunan usul ve maddi hukuka ilişkin hukuka aykırılıkların giderilmesi ile sınırlı olduğundan, inceleme karar tarihindeki mevzuat hükümlerine göre yapılmıştır.
Mülga 765 sayılı Kanunun
ONUNCU BAP : MEMNU HAKLARIN İADESİ
Madde 121 - Müebbeden hidematı ammeden memnuiyet ve ceza mahkumiyetinden mütevellit diğer nevi ademi ehliyet cezaları memnu hakların iadesi tarikiyle izale olunabilir.
Madde 122 - (Değişik madde: 11/06/1936 - 3038/1 md.)
(Değişik fıkra: 21/11/1990 - 3679/6 md.) Yukarıdaki maddede yazılı ceza, şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezaya bağlı olduğu halde, buna mahkum olan ve işlemiş olduğu cürümden dolayı pişmanlık duyduğunu ihsas edecek surette iyi hali görülen kimse, asıl cezasını çektiği veya ceza af ile ortadan kalktığı tarihten itibaren üç ve zamanaşımı ile düşmüş olduğu surette düştüğü tarihten itibaren beş yıl geçtikten sonra memnu haklarının iadesini talep edebilir.
Eğer bu mahrumiyet ve ıskatı ehliyet cezaları diğer bir cezaya ilaveten tertib olunmamış ise memnu hakların iadesi ancak hüküm ilamının kat'ileştiği tarihten itibaren beş sene sonra istenebilir.
Madde 123 - Mükerrirler cezanın tamamen infazından veya af yahut müruru zaman ile sukutundan itibaren bundan evvelki maddede beyan olunan müddetlerin iki katı geçmedikçe memnu haklarının iadesi istidasında bulunamazlar.
Madde 124 - Memnu haklar, Usulü Muhakematı Cezaiye Kanununun tayin ettiği suretlerle iade olunur. Memnu hakların iadesine alakadarın talebi üzerine usulü dairesinde karar verilmesi mahkemeye aittir.
Mülga 1412 sayılı ceza muhakemeleri usul kanunu
DOKUZUNCU KİTAP: MEMNU HAKLARIN İADESİ MERCİ
Madde 416 - Memnu hakların iadesi istidası mahkümun ikametgahı olan yerin tabi bulunduğu ağır ceza işlerini gören mahkemeye verilir.
İSTİDAYA RAPTOLUNACAK EVRAK
Madde 417 - İstidaya aşağıda yazılı evrak raptolunur :
1-Mahkümiyeti gösteren kararın sureti,
2-Müsted'inin mahküm olduğu cezanın infaz edildiğini veya kanuni sebeplerden dolayı düştüğünü ve tarihlerini ve mahkeme masraflariyle hükmolunmuş ise şahsi hakların ödendiğini müsbit evrak,
3-Mahküm olduğu cürümden pişman olduğunu ihsas edecek surette hüsnü hali görüldüğüne dair vesikalar.
TETKİK VE KARAR
Madde 418 - Mahkeme bu istida üzerine arasından birini raportör tayin eder. Raportör aza mahkümun adli sicil kayıtlarını celp ile beraber lüzum gördüğü malümatı toplar ve Ceza Kanununun 122 ve 123. maddelerinde yazılı müddetlerin geçip geçmediğini hesap ettikten sonra evrakı Cumhuriyet Müddeiumumiliğine verir.
Mahkeme Cumhuriyet Müddeiumumisinin delilli mütaleanamesi üzerine duruşma yapmaksızın kararını verir. Bu karar aleyhine temyize müracaat olunabilir.
RET KARARI VE TALEBİN TEKRARI
Madde 419 - İstida reddedilirse ret kararının kat'ileştiği tarihten itibaren Ceza Kanununun 122 ve 123 üncü maddelerinde yazılı müddetler yeniden geçmedikçe memnu hakların iadesi tekrar istenemez.
İstidanın reddi bazı evrakın noksan olmasından yahut yolunda tanzim edilmemesinden ileri gelmiş ise iade her zaman yeniden istenebilir.
İADE KARARININ İLANI
Madde 420 - Memnu hakların iadesine dair olan karar kat'ileştikten sonra müsted'i isterse Resmi Gazete ile ilan olunur.
5352 sayılı Kanunun
Yasaklanmış hakların geri verilmesi
Madde 13/A – (Ek: 6/12/2006-5560/38 md.)
(1) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilir. Bunun için; Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla,
a) Mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması,
b) Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması, gerekir.
(2) Mahkûm olunan cezanın infazına genel af veya etkin pişmanlık dışında başka bir hukukî nedenle son verilmiş olması halinde, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilmesi için, hükmün kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl geçmesi gerekir. Ancak, bu süre kişinin mahkûm olduğu hapis cezasına üç yıl eklenmek suretiyle bulunacak süreden az olamaz.
(3) Yasaklanmış hakların geri verilmesi için, hükümlünün veya vekilinin talebi üzerine, hükmü veren mahkemenin veya hükümlünün ikametgâhının bulunduğu yerdeki aynı derecedeki mahkemenin karar vermesi gerekir.
(4) Mahkeme bu husustaki kararını, dosya üzerinde inceleme yaparak ya da Cumhuriyet savcısını ve hükümlüyü dinlemek suretiyle verebilir.
(5) Yasaklanmış hakların geri verilmesi talebi üzerine mahkemenin verdiği karara karşı, hükümle ilgili olarak Ceza Muhakemesi Kanununda öngörülen kanun yoluna başvurulabilir.
(6) Yasaklanmış hakların geri verilmesine ilişkin karar, kesinleşmesi halinde, adlî sicil arşivine kaydedilir.
(7) Yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna başvurulması nedeniyle oluşan bütün masraflar hükümlü tarafından karşılanır
Adlî sicil ve arşiv bilgilerinin silinmesi
Madde 12- (1) (Değişik: 5/4/2012-6290/2 md.) Arşiv bilgileri;
a) İlgilinin ölümü üzerine,
b) Anayasanın 76'ncı maddesi ile Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunlarda bir hak yoksunluğuna neden olan mahkûmiyetler bakımından kaydın arşive alınma koşullarının oluştuğu tarihten itibaren;
1. Yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı alınması koşuluyla onbeş yıl geçmesiyle,
2. Yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı alınması koşulu aranmaksızın otuz yıl geçmesiyle,
c) Diğer mahkûmiyetler bakımından kaydın arşive alınma koşullarının oluştuğu tarihten itibaren beş yıl geçmesiyle, tamamen silinir.
(2) Fiilin kanunla suç olmaktan çıkarılması halinde, bu suçtan mahkûmiyete ilişkin adlî sicil ve arşiv kayıtları, talep aranmaksızın tamamen silinir.
(3) Kanun yararına bozma veya yargılamanın yenilenmesi sonucunda verilen beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararının kesinleşmesi halinde, önceki mahkûmiyet kararına ilişkin adlî sicil ve arşiv kaydı tamamen silinir.
(4) (Ek: 24.11.2016-6763/40 md.) Akıl hastalığı nedeniyle hükmedilen güvenlik tedbirlerine ilişkin kayıtlar, infazının tamamlanmasıyla tamamen silinir.
HUKUKSAL DEĞERLENDİRME:
Ayrıntıları, 14.11.1977 tarih, 3-2 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen istikrar kazanmış kararlarında (03.04.2012 tarih 2011/10-438-2012/141 sy., 10.05.2011 tarih 6-80-90 sy, 14.12.2010 tarih 4-210-259 sy, 15.06.2010 tarih 9-117-146 sy. 23.06.2009 tarih 9- 30-177 sy. gibi) açıklandığı üzere: 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinde, olağanüstü bir kanun yolu olarak düzenlenen kanun yararına bozma ile; hakim ya da mahkemelerce verilen ve temyiz veya istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar yahut hükümlerdeki gerek maddi gerekse usule ilişkin hukuka aykırılıkların hem ilgilisi hem de toplum açısından giderilmesi ile ülkede uygulama birliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Ancak kesin kararlara karşı kabul edilmesi nedeniyle bu amaçlara hizmet etmeyen, sadece yapılan uygulamanın hatalı olduğunun tesbiti ile yetinilmesi sonucunu doğuran hukuka aykırılıkların bu yolla çözülmesinde kanun yararı olmadığı gibi bu uygulama kesin hükmün otoritesini sarsmakla kalmaz, hukukun abesle iştigal etmemek kuralını da yıpratır. Aynı nedenlerle olağan yasa yollarına göre, kapsamının dar ve sınırlı olması, hukuka aykırılığın, davanın özüne ve cezaya esaslı bir şekilde etki etmesi, tüm hukuka aykırılıkların bir defada giderilmesi gerekmektedir.
Hakim ya da mahkeme tarafından değiştirilmesi, geri alınması her zaman mümkün olan kararlarda yasanın aradığı kesinlikten bahsedilemez. Esasen hukuki değer taşımayan kararlar da kanun yararına bozma yasa yolu ile incelenemez. Ciddi boyuta ulaşmayan, maddi meseleye ilişkin olan, hakimin kanaat ve takdir yetkisi kapsamında kalan hususlar ile infaz aşamasında, soruşturma ya da kovuşturma safhasında alınacak bir kararla giderilebilecek nitelikte olanlar gibi başka bir yol ve yöntemle giderilmesi mümkün olan hukuka aykırılıkların kanun yoluna bozma konusu olamayacağı kabul edilmektedir.
Maddi olaya ilişkin olarak tüm delillerin toplanıp değerlendirilmesi yapıldıktan sonra delillerin takdir ve değerlendirilmesinde hataya düşüldüğünden ya da eksik soruşturma yapıldığından bahisle kanun yararına başvurma imkanı bulunmamaktadır (Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 06.10.2010 tarih, 25731-27609 sy., 27.01.2010 tarih 53798-1580 sy. kararları vb.)
Kanun yararına bozma talebinde ileri sürülen bozma nedenleri yönünden "isteğe bağlılık kuralı" gereği isteme konu edilmeyen hukuka aykırılıkların ve hükümlerin bozma konusu yapılamayacağı hususu kural olmakla birlikte; Yargıtay Kanunu ve Yargıtay İç Yönetmeliği yönünden Dairece usul incelemesinin yapılmasına müteakip kanun yararına bozma konusu yapılan karar veya hükmün yasa yoluna haiz kılınan koşullarına yönelik olarak;
Diyarbakır (kapatılan) 4. Ağır Ceza Mahkemesi (cmk 250 ile yetkili)'nin 2016/80 değişik iş sayılı, 01.09.2016 tarihli ilamının, 09.09.2016 tarihinde itiraz edilmeden kesinleştiğinin 26.10.2016 tarihli değişik iş kesinleşme şerhi ile belirtildiği görülmüş ise de; kararın usule uygun olarak kesinleşip kesinleşmediğinin denetimine yönelik olarak gerek UYAP sisteminde gerekse fiziki dosya içerisinde yer alan belgeler arasında yapılan incelemede, itiraza tabi kararın 2. fıkrasında hükmolunan şekilde tebliğin yapıldığına dair bir belgenin veya tutanağının bulunmadığı, her ne kadar aksi yönde ilgililerce yapılan bir itirazın bulunduğuna dair bir bilgi veya belgeye de rastlanılmamış ve bu yönde de bir kanun yararına bozma sebebi ileri sürülmediği görülmüş ise de; dosya kapsamında gönderilen ve maddi olay kısmında anlatılan belgeler arasında başkaca dosya evraklarının bulunduğunun görülmesi nedeni ile; Tebligat Kanununun ilgili hükümleri ile usule uygun biçimde kesinleştirme işlemi gerçekleştirilmeyen bir kararın mevcudiyeti halinde kanun yararına bozma isteminde bulunulamayacağı hususunun, itiraza tabi değişik iş kararının 20.07.2016 tarihinden sonra verildiği de gözetilmek suretiyle, usule uygun kesinleşmiş ilamın bulunması şartının denetimine yönelik olarak itiraza tabi kararın tebliğine dair belgelerin gönderilmesi, başkaca şahıslara ait belge ve dosyalarında incelenerek eksik yahut fazladan gönderilen bir klasörün bulunup bulunmadığı hususlarının tetkik edilip gereğine tevessül edilmesi için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ VE KARAR:
Yukarıda açıklanan nedenlerle; Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün kanun yararına bozma talebine konu Diyarbakır (Kapatılan) 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 01.09.2016 tarihli ve 2016/80 değişik iş sayılı kararının kesinleşmesine esas alınan tebliğ ve tebellüğ belgeleri veya tutanakların gönderilmesi, gönderilen dosyanın eklerinin bulunup bulunmadığı tetkik edilerek gereğine tevessül edilmek üzere dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.07.2018 gününde oybirliği ile karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Hukuku Genel Hükümler
Türk Ceza Hukuku'nda "dava veya cezanın düşmesi" sonucunu doğuran nedenler arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?
A) Genel af
B) Dava zamanaşımı
C) Sanığın ölümü
D) Şikayetten vazgeçme
E) Failin suçu işledikten sonra akıl hastalığına yakalanması
Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.