Türk Ceza Kanunu 74. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 74- (1) Genel af, özel af ve şikayetten vazgeçme, müsadere olunan şeylerin veya ödenen adlî para cezasının geri alınmasını gerektirmez.
(2) Kamu davasının düşmesi, malların geri alınması ve uğranılan zararın tazmini için açılan şahsi hak davasını etkilemez.
(3) Cezanın düşmesi şahsi haklar, tazminat ve yargılama giderlerine ilişkin hükümleri etkilemez. Ancak, genel af halinde yargılama giderleri de istenemez.
Önödeme
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
10 karar eşleşti
4. Ceza Dairesi, 2024/1117 E., 2024/1278 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
Dairemizce de benimsenen, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.10.2020 tarih ve 2018/18-589 Esas, 2020/421 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, 5237 sayılı Kanun'un 74 üncü maddesinin altıncı fıkrasına göre kanunda aksi yazılı olmadıkça şikâyetten vazgeçmenin bunu kabul etmeyen sanığı etkilemeyeceğinin düzenlenmiş olması ve anılan Kanun hükmünün amacının yargılama sonucunda beraat etme ihtimali b
4. Ceza Dairesi 2024/1117 E. , 2024/1278 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2021/148 E., 2022/540 K.
SUÇ : Hakaret
İNCELEME KONUSU
KARAR : Mahkûmiyet
KANUN YARARINA
BOZMA YOLUNA
BAŞVURAN :Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması
Hakaret suçundan sanık ...’in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 125 inci maddesinin birinci ve dördüncü fıkrası, 62 nci maddesi ve 52 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince 1.740,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına dair İstanbul Anadolu 66. Asliye Ceza Mahkemesinin 26.05.2022 tarihli ve 2021/148 Esas, 2022/540 Karar sayılı kararının Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 09.01.2024 gün ve 2023/140007 sayılı Tebliğname'si ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İSTEM
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin;
"5237 sayılı Kanun'un 73/4 üncü maddesinde yer alan "Kovuşturma yapılabilmesi şikayete bağlı suçlarda kanunda aksi yazılı olmadıkça suçtan zarar gören kişinin vazgeçmesi davayı düşürür ve hükmün kesinleşmesinden sonraki vazgeçme cezanın infazına engel olmaz" ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/8 inci maddesinde yer alan "Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir. Bu karara itiraz edilebilir" şeklindeki düzenlemeler nazara alındığında,
Somut olayda, müşteki K.A.'nın 08.02.2022 tarihli oturumda sanık hakkında şikâyetinden vazgeçtiğini beyan ettiği, hakaret suçunun soruşturma ve kovuşturmasının şikâyete bağlı olduğu, sanığın da şikâyetten vazgeçmeyi kabul etmediğine dair bir beyanının bulunmadığının anlaşılması karşısında, sanık hakkında takibi şikâyete bağlı hakaret suçundan düşme kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir." şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
II. GEREKÇE
5237 sayılı Kanun'un 131 nci maddesinin birinci fıkrasında “Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç; hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması, mağdurun şikâyetine bağlıdır." hükmüne yer verildiği,
Aynı Kanun'un 73 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında ise, “Kovuşturma yapılabilmesi şikâyete bağlı suçlarda kanunda aksi yazılı olmadıkça suçtan zarar gören kişinin vazgeçmesi davayı düşürür." hükümleri düzenlenmiştir.
5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrasında da, “Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı yada soruşturma ya da kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir." hükmü yer almaktadır.
İnceleme konusu hükümde, mağdur K.A.'nın 08.02.2022 tarihli duruşmada şikayetten vazgeçtiği, sanığa ise şikâyetten vazgeçmeyi kabul edip etmediği sorulmadan 5237 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinin birinci ve dördüncü fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesi uyarınca mahkûmiyet hükmü kurulduğu anlaşılmıştır.
Dairemizce de benimsenen, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.10.2020 tarih ve 2018/18-589 Esas, 2020/421 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, 5237 sayılı Kanun'un 74 üncü maddesinin altıncı fıkrasına göre kanunda aksi yazılı olmadıkça şikâyetten vazgeçmenin bunu kabul etmeyen sanığı etkilemeyeceğinin düzenlenmiş olması ve anılan Kanun hükmünün amacının yargılama sonucunda beraat etme ihtimali bulunan sanık hakkında yargılamaya devam olunarak suçun sabit olmaması hâlinde sanığın beraatına, sabit olduğunun anlaşılması durumunda ise cezalandırma zorunluluğu ortadan kalktığı için davanın düşmesine karar verilmesini gerektirmesi karşısında, her ne kadar sanığın şikayetten vazgeçmeyi kabul edip etmediğine ilişkin bir beyanı yok ise de yargılama sonucu sanığın atılı suçu işlediğinin sabit olması nedeniyle mahkumiyetine karar verildiği ve bu kararın kesinleşerek kanun yararına bozma talebiyle incelendiği dolayısıyla beraat etme ihtimalinin bulunmadığı, ancak 5237 sayılı Kanun'un 73 üncü maddesinin dördüncü ve 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkraları uyarınca, kovuşturma şartının ortadan kalkması ve bir düşme sebebi bulunduğundan davanın düşmesine karar verilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Kanun yararına bozma talebi bu kapsamda yerinde görülmüştür.
III. KARAR
1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,
2. Yerel Mahkeme kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,
3. 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (d) bendi uyarınca karardaki hukuka aykırılık, hükmün Yargıtay tarafından düzeltilmesini gerektirmekle;
"Sanık hakkında hakaret suçundan açılan kamu davasının, 5237 sayılı Kanun'un 73 üncü maddesinin dördüncü ve 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkraları gereğince DÜŞMESİNE,
Sanık hakkında hakaret suçundan açılan kamu davasının düşmesi nedeniyle bu suç için yapılan yargılama giderinin Hazine üzerinde bırakılmasına,"
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
06.02.2024 tarihinde karar verildi.
Diğer kararlar (4)
4. Ceza Dairesi, 2023/12914 E., 2023/23418 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Dairemizce de benimsenen, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.10.2020 tarih ve 2018/18-589 Esas, 2020/421 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, 5237 sayılı Kanun'un 74 üncü maddesinin altıncı fıkrasına göre kanunda aksi yazılı olmadıkça şikâyetten vazgeçmenin bunu kabul etmeyen sanığı etkilemeyeceğinin düzenlenmiş olması ve anılan Kanun hükmünün amacının yargılama sonucunda beraat etme ihtimali b
4. Ceza Dairesi 2023/12914 E. , 2023/23418 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2019/445 E., 2022/360 K.
SUÇ : Hakaret
KARAR : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması
Hakaret suçundan sanık ...’ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 125 nci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 251 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince 1 ay 26 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Gaziosmanpaşa 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 22.03.2022 tarihli ve 2019/445 Esas, 2022/360 Karar sayılı kararının Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.07.2023 gün ve 2023/61947 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İSTEM
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin;
"5237 sayılı Kanun'un 73/4 üncü maddesinde yer alan "Kovuşturma yapılabilmesi şikâyete bağlı suçlarda kanunda aksi yazılı olmadıkça suçtan zarar gören kişinin vazgeçmesi davayı düşürür ve hükmün kesinleşmesinden sonraki vazgeçme cezanın infazına engel olmaz" ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/8 inci maddesinde yer alan "Türk Ceza Kanunu'nda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir. Bu karara itiraz edilebilir" şeklindeki düzenlemeler nazara alındığında,
Somut olayda, mağdur ...’ın 14.09.2020 tarihli 3. oturumda sanık hakkındaki şikâyetinden vazgeçtiğini beyan ettiği, hakaret suçunun soruşturma ve kovuşturmasının şikâyete bağlı olduğu, sanığın da şikâyetten vazgeçmeyi kabul etmediğine dair bir beyanının bulunmadığının anlaşılması karşısında, takibi şikâyete bağlı hakaret suçundan açılan kamu davasının düşmesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir."
Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
II. GEREKÇE
5237 sayılı Kanun'un 131 inci maddesinin birinci fıkrasında “Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç; hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması, mağdurun şikâyetine bağlıdır." hükmüne yer verildiği,
Aynı Kanun'un 73 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında ise, “Kovuşturma yapılabilmesi şikâyete bağlı suçlarda kanunda aksi yazılı olmadıkça suçtan zarar gören kişinin vazgeçmesi davayı düşürür." hükümleri düzenlenmiştir.
5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrasında da, “Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı yada soruşturma ya da kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir." hükmü yer almaktadır.
İnceleme konusu hükümde, mağdur ...'ın 14.09.2020 tarihli duruşmada şikâyetten vazgeçtiği, sanığa ise şikâyetten vazgeçmeyi kabul edip etmediği sorulmadan 5237 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinin birinci maddesi, 62 nci maddesi ve 5271 sayılı Kanun'un 251 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulduğu anlaşılmıştır.
Dairemizce de benimsenen, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.10.2020 tarih ve 2018/18-589 Esas, 2020/421 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, 5237 sayılı Kanun'un 74 üncü maddesinin altıncı fıkrasına göre kanunda aksi yazılı olmadıkça şikâyetten vazgeçmenin bunu kabul etmeyen sanığı etkilemeyeceğinin düzenlenmiş olması ve anılan Kanun hükmünün amacının yargılama sonucunda beraat etme ihtimali bulunan sanık hakkında yargılamaya devam olunarak suçun sabit olmaması hâlinde sanığın beraatına, sabit olduğunun anlaşılması durumunda ise cezalandırma zorunluluğu ortadan kalktığı için davanın düşmesine karar verilmesini gerektirmesi karşısında, her ne kadar sanığın şikâyetten vazgeçmeyi kabul edip etmediğine ilişkin bir beyanı yok ise de yargılama sonucu sanığın atılı suçu işlediğinin sabit olması nedeniyle mahkûmiyetine karar verildiği ve bu kararın kesinleşerek kanun yararına bozma talebiyle incelendiği dolayısıyla beraat etme ihtimalinin bulunmadığı, ancak 5237 sayılı Kanun'un 73 üncü maddesinin dördüncü ve 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkraları uyarınca, kovuşturma şartının ortadan kalkması ve bir düşme sebebi bulunduğundan davanın düşmesine karar verilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Kanun yararına bozma talebi bu kapsamda yerinde görülmüştür.
III. KARAR
1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,
2. Yerel Mahkeme kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,
3. 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (d) bendi uyarınca karardaki hukuka aykırılık, hükmün Yargıtay tarafından düzeltilmesini gerektirmekle;
"Sanık hakkında hakaret suçundan açılan kamu davasının, 5237 sayılı Kanun'un 73 üncü maddesinin dördüncü ve 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkraları gereğince DÜŞMESİNE,
Sanık hakkında hakaret suçundan açılan kamu davasının düşmesi nedeniyle bu suç için yapılan yargılama giderinin Hazine üzerinde bırakılmasına,"
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
31.10.2023 tarihinde karar verildi.
12. Ceza Dairesi, 2020/9825 E., 2023/1588 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
derece arkeolojik sit alanı olan yerde kültür varlığı bulmak amacıyla izinsiz olarak kazı yaptıkları gerekçeleri ile 5237 sayılı TCK'nın 37/1 yollamasıyla 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu 74/1-1.c maddesi gereğince cezalandırılmaları istemi ile kamu davası açılmış ise de, sanıklar ...
12. Ceza Dairesi 2020/9825 E. , 2023/1588 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
Sanıklar ..., ... ve ... hakkında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 231 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 03.02.2009 tarihli ve 2008/11-250 Esas, 2009/13 Karar sayılı kararı ile 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinin onikinci fıkrası gereği itiraz yoluna tabi olduğu, temyizinin mümkün olmadığı ve aynı Kanun’un 264 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer verilen; “Kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunun veya merciin belirlenmesinde yanılma, başvuranın haklarını ortadan kaldırmaz.” şeklindeki düzenleme dikkate alınarak kanun yolu incelemesinin itiraz merciince yapılması gerektiği anlaşılmıştır.
Sanıklar ... ve ... hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Ilgaz Asliye Ceza Mahkemesinin, 14.01.2016 tarihli ve 2015/73 Esas, 2016/13 Karar sayılı kararı ile sanıklar ... ve ... hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraat hükmü tesis edilmiş, sanıklar ..., ... ve ... hakkında 2863 sayılı Kanun'un 74 üncü maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 62 nci maddesi uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.
2. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 27.10.2020 tarihli, 2016/90461 sayılı ve sanıklar ..., ... ve ... hakkında tesis edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yönelik iade, sanıklar ... ve ... hakkında tesis edilen beraat hükümleri yönünden onama görüşlü Tebliğname ile dava dosyası Dairemize tevdi olunmuştur.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
1. Katılan vekilinin temyiz isteği; sanıklar ..., ... ve ... hakkında atılı suçtan mahkumiyet hükmü tesis edilmesi karşısında katılan kurum lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin ve sanıklar ... ile ...'nın savunmalarına itibar edilerek haklarında beraat hükmü tesis edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.
2. O yer Cumhuriyet savcısının temyiz istemi; sanıklar ... ve ... hakkında mahkumiyet hükmü tesis edilmesi gerektiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1. Mahkemenin Kabulü
"Her ne kadar sanıklar ... ve ...'nın üzerlerine atılı fikir ve eylem birliği içerisinde müşterek fail olarak hareket ederek 1. derece arkeolojik sit alanı olan yerde kültür varlığı bulmak amacıyla izinsiz olarak kazı yaptıkları gerekçeleri ile 5237 sayılı TCK'nın 37/1 yollamasıyla 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu 74/1-1.c maddesi gereğince cezalandırılmaları istemi ile kamu davası açılmış ise de, sanıklar ... ve ...'nın diğer sanıklar ... ve ...'ın yanlarına merak ettikleri için geldiklerine dair soruşturma aşamasından itibaren tutarlı savunmaları ile diğer sanıkların birbirleri ile uyumlu beyanları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; sanıklar ... ve ...'nın savunmalarına itibar edilmiş olup, sanıkların cezalandırılmalarını gerektirir her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden şüpheden sanık yararlanır evrensel ilkesi gereğince sanıkların beraatlerine dair karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."
2. Olay günü Ilgaz ilçesi, Yazı Köyü Mevkii'nde kaçak kazı yapılacağı duyumunun alınması üzerine saat 01.30 sıralarında olay yerine giden kolluk kuvvetleri tarafından 4 erkek şahsın kazı yaptığının görülmesi üzerine dur ihtarında bulunulduğu, kazı mahallinde sanıklar ... ve ...'ın yakalandığı, sanıklar ... ve ...'nın karanlıktan faydalanarak kaçtıkları, sanık ...'nın Yazı Köyü yol ayrımında gözcülük yaptığının tespit edildiği anlaşılmıştır.
3. Kazı mahallinde 120 cm derinliğinde bir, 150 cm derinliğinde iki adet olmak üzere toplam üç adet yeni kazılmış çukur bulunduğu belirlenmiştir.
4. Dosya kapsamında mevcut 20.11.2015 tarihli arkeolog bilirkişi raporunda, dava konusu yerin ... Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun 04.10.2006 tarih ve 1836 sayılı kararı ile tescilli 1. derece arkeolojik sit alanında kaldığı belirtilmiştir.
5. Sanıklar ... ve ... aşamalarda değişmeyen savunmalarında, haklarında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen sanıklar ..., ... ve ...'nın kazı yapacaklarını duyduklarını, olay günü kazı mahalline merak ettikleri için gittiklerini, kesinlikle kazı fiiline iştirak etmediklerini, kazı mahalline gittiklerinde kazının bitmiş olduğunu ve kolluk kuvvetlerinin olay yerine geldiklerini, bu şekilde olaya karıştıklarını beyan ettikleri, sanıklar ... ve ...'de savunmalarında, sanıklar ... ve Kadir'in kazı eyleminden nasıl haberdar olduklarını bilmediklerini, yanlarına geldiklerinde kazının bitmiş olduğunu, kendilerine yardım etmediklerini ifade etmişlerdir.
IV. GEREKÇE
A. Sanıklar ..., ... ve ... Hakkında Tesis Edilen Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı Yönünden;
Sanıklar hakkında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 231 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 03.02.2009 tarihli ve 2008/11-250 Esas, 2009/13 Karar sayılı kararı ile 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinin onikinci fıkrası gereği itiraz yoluna tabi olduğu, temyizinin mümkün olmadığı ve aynı Kanun’un 264 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer verilen; “Kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunun veya merciin belirlenmesinde yanılma, başvuranın haklarını ortadan kaldırmaz.” şeklindeki düzenleme dikkate alınarak kanun yolu incelemesinin itiraz merciince yapılması gerektiği anlaşılmıştır.
B. Sanıklar ... ve ... Hakkında Kurulan Hüküm Yönünden;
1. Dosya kapsamında mevcut tüm bilgi ve belgeler, bilirkişi raporları, sanıkların savunmaları birlikte değerlendirildiğinde, sanıklar ... ve ...'nın, haklarında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen diğer sanıklar ..., ... ve ... ile fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek kültür varlıkları bulmak amacıyla kazı yaptıklarına dair somut, gerçekçi ve her türlü şüpheden uzak, cezalandırılmalarını gerektirir delil elde edilemediği, yüklenen suçun sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmadığı gerekçeleriyle haklarında beraat hükmü tesis edilmesinde, hukuka aykırılık görülmemiştir.
2. Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, katılan vekilinin ve o yer Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
V. KARAR
A. Sanıklar ..., ... ve ... Hakkında Tesis Edilen Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı Yönünden;
Gerekçe bölümünde (A) bendinde açıklanan nedenle Ilgaz Asliye Ceza Mahkemesinin, 14.01.2016 tarihli ve 2015/73 Esas, 2016/13 Karar sayılı kararına yönelik kanun yolu incelemesinin itiraz merciince yapılması gerektiği anlaşılmakla, dava dosyasının, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle İNCELENMEKSİZİN İADESİNE,
B. Sanıklar ... ve ... Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden;
Gerekçe bölümünde (B) bendinde açıklanan nedenlerle Ilgaz Asliye Ceza Mahkemesinin, 14.01.2016 tarihli ve 2015/73 Esas, 2016/13 Karar sayılı kararında katılan vekili ve o yer Cumhuriyet savcısı tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan vekilinin ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
11.05.2023 tarihinde karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2019/434 E., 2021/155 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
765 sayılı mülga TCK’da içtima hükümleri 68 ila 77. maddeler arasında düzenlenmiştir.
Ceza Genel Kurulu 2019/434 E. , 2021/155 K.
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
05.12.2002 tarihinde işlemiş olduğu kasten öldürme ve 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçlarından Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 02.08.2006 tarih ve 297-648 sayı ile verilen içtimalı 20 yıl hapis cezasını infaz etmekte olan hükümlü ...’ın, ceza infaz kurumunda bulunduğu sırada 26.01.2006 tarihinde işlemiş olduğu infaz kurumuna yasak eşya sokmak suçundan Trabzon 4. Asliye Ceza Mahkemesince 27.12.2006 tarih ve 316-482 sayı ile, 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.11.2009 tarihli ve 2009/1650 değişik iş sayılı kararıyla infaz rejimleri farklı olan 20 yıl hapis cezasıyla, 2 yıl 6 ay hapis cezasının içtima edilmesi talebinin reddine; Gümüşhane Ağır Ceza Mahkemesinin 02.12.2010 tarihli ve 2010/315 değişik iş sayılı kararıyla hükümlü ...’ın infaz etmekte olduğu 20 yıl hapis cezası yönünden 09.12.2010 tarihinden itibaren şartla tahliye edilmesine karar verilmiştir.
İçtimaya dâhil edilmeyen 2 yıl 6 ay hapis cezasının infazına devam edilen hükümlü ... hakkında, 04.08.2011 tarihinde işlemiş olduğu kamu malına zarar verme suçundan Of Asliye Ceza Mahkemesinin 31.01.2012 tarihli ve 237-13 sayılı kararıyla 3 ay 10 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına; bu kararın da kesinleşmesi üzerine Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 05.02.2015 tarihli ve 297-648 sayılı ek karar ile şartla tahliyenin geri alınmasına ve 04.08.2011 tarihi ile bihakkın tahliye tarihi olan 05.12.2022 tarihleri arasındaki sürenin aynen çektirilmesine karar verilmiştir.
Hükümlünün 18.01.2016 tarihli şartla tahliyenin geri verilmesi talepli dilekçesi üzerine Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 21.03.2016 tarihli ve 297-648 sayılı ek kararla infazın durdurulmasına; Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığının bu karara yaptığı itirazı inceleyen Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesince 24.03.2016 tarihli ve 2016/764 değişik iş sayılı karar ile itirazın reddine karar verilmiştir.
Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.03.2016 tarihli ve 2016/764 değişik iş sayılı kararına yönelik Adalet Bakanlığının 18.06.2016 tarihli ve 5067 sayılı kanun yararına bozma talebi doğrultusunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 11.07.2016 tarihli ve 272103 sayılı ihbarnamede;
"Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 01.12.2008 tarihli ve 2008/7467 esas, 2008/7631 sayılı kararında 'Hükümlünün, 01 Haziran 2005 tarihinden önce işlediği suçlara ilişkin cezalar, o tarihte yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK'nın 71/2. maddesine göre toplanarak lehe olan 647 sayılı CİHK'nın 19. maddesi kapsamında koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında, 5237 sayılı TCK'nın yürürlükte bulunduğu tarihten sonra işlenen suçlara ilişkin cezaların ise 5275 sayılı CGTİK'nın 99. maddesi uyarınca toplanarak koşullu salıverilme hükümleri 107. maddesi uyarınca belirlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır.' şeklinde belirtildiği üzere hükümlünün 01.06.2005 tarihi sonrasında 26.01.2006 tarihinde işlediği ve 08.07.2009 tarihinde kesinleşen Trabzon 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.12.2006 tarihli ve 2006/316 esas, 2006/482 sayılı kararıyla almış olduğu 2 yıl 6 ay hapis cezasının infaz rejiminin farklı olması dolayısıyla koşullu salıverilme tarihinin kendi içerisinde belirlenmesi gerektiği gibi infaza konu cezası ile toplanarak koşullu salıverilme tarihinin belirlenemeyeceği cihetle, mercisince infazının durdurulmasına ilişkin karara karşı yapılan itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesinde isabet görülmediği" gerekçesiyle kararın kanun yararına bozulması istenmiştir.
Dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.02.2017 tarih ve 4703-339 sayı ile;
"Kanun yararına bozma talebine dayanılarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına göre yerinde görüldüğünden, Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.03.2016 tarihli ve 2016/764 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasına" karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 07.10.2020 tarih ve 84157 sayı ile;
“Cezaların infazına ilişkin 5275 sayılı Kanun'un 99. maddesinde 'Bir kişi hakkında hükmolunan her bir ceza diğerinden bağımsız olup varlıklarını ayrı ayrı korurlar. Bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümler bulunur ise 107. maddenin uygulanması için mahkemeden toplama kararı istenir' hükmü karşısında farklı infaz rejimine tabi ilamların birleştirilemeyeceğine dair bir engel bulunmadığı görülmüştür.
Gerek TCK gerekse 5275 sayılı İnfaz Kanunu'nda aynı kişi hakkında birden fazla cezanın toplanması hâlinde 765 sayılı Kanun'un 70 ve müteakip maddelerinde olduğu gibi aşılması mümkün olmayan üst sınır bulunmamaktadır. Suça ait cezalar üst sınır olmaksızın toplanacak ancak ayrı ayrı çektirilecektir. 5275 sayılı Kanun'un 107. maddesinde yazıldığı biçimi ile koşullu salıverilme sürelerinin hesaplanması için İnfaz Kanunu'nun 99. maddesinde yapılan toplamada amaç aynı fail hakkındaki cezaları toplayıp karıştırmak değil koşullu salıverilmeden yararlanması için cezaevinde iyi hâlli olarak geçirmesi gereken asgari süreyi belirlemektir.
Örneklemek gerekirse 2005 yılı öncesi suçtan ötürü aldığı 20 yıllık ceza ile 2006 yılında işlediği suçtan aldığı 3 yıllık ceza 5275 sayılı Kanun'un 99. maddesi uyarınca içtima edilerek 23 yıl hapis cezası infaza girdiğinde her bir ceza bağımsızlığını koruyacağından 20 yıllık ceza 647 sayılı Kanun'a, 3 yıllık ceza 5275 sayılı Kanun'a göre cezaevinde kalacağı süre hesaplanarak iyi hâlli geçirmesi gereken süre bulunup buna göre müddetname düzenlenir. Aksi hâlde uygulama koşullu salıverilmenin amacına, ruhuna aykırı düşecektir.
Koşullu salıverilmeden maksat cezaevinde iyi hâlli olarak belirlenen süreyi tamamladıktan sonra cezaevinden salıverilmesidir. Şahıs bir başka infazı gereken cezanın varlığından bahsedilerek cezaevinde tutulmaya devam edilirken koşullu salıverilmeden bahsedilemeyecektir.
Bu genel açıklamalar karşısında farklı infaz rejimine tabi olsa da iki ilamın içtima edilebileceği, bu sebeple yukarıda belirtilen bozma kararının kaldırılarak içtima edilebilir yönünde karar ittihazı” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 20.05.2019 tarih ve 1779-2833 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; farklı infaz rejimine tabi cezaların içtima edilip edilemeyeceği, bu bağlamda Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesinin infazın durdurulmasına dair ek kararına yönelik itiraz üzerine, Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.03.2016 tarihli ve 2016/764 değişik iş sayılı itirazın reddi kararı hakkında, Özel Dairece verilen kanun yararına bozma kararının isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Hükümlü ...’ın 05.12.2002 tarihinde işlediği iddia edilen kasten öldürme ve 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçlarından yapılan yargılama sonucunda Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesince 12.09.2003 tarih ve 359-5 sayı ile; hükümlünün kasten öldürme suçundan 765 sayılı TCK’nın 448/1, 51/1, 31 ve 33. maddeleri uyarınca 21 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, ömür boyu kamu hizmetlerinden yasaklanmasına ve hapis hâlinin devamı süresince yasal kısıtlılık altında bulundurulmasına; 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçundan aynı Kanun’un 13/1. maddesi ve 765 sayılı TCK’nın 19 ve 36. maddesi uyarınca 2 yıl hapis ve 216.103.000 TL ağır para cezası ile cezalandırılmasına ve müsadereye karar verildiği, kararın Yargıtay 1. Ceza Dairesince 05.07.2004 tarih ve 1361-2685 sayı ile onanarak kesinleştiği,
01.06.2005 tarihinde 5237 sayılı TCK’nın yürürlüğe girmesi üzerine yapılan uyarlama yargılaması sonucunda; Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 22.08.2005 tarih ve 59-272 sayı ile hükümlünün 5237 sayılı TCK’nın 81/1 ve 29. maddeleri ile 6136 sayılı Kanun’un 13/1. maddesi uyarınca toplam 20 yıl hapis ve 216 YTL adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği,
Hükmün hükümlü müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesince 27.04.2006 ve 77-1681 sayı ile; "...Hükümlü hakkında 5237 sayılı TCK’nın 81. maddesinden hüküm kurulurken gerekçeye aykırı düşecek şekilde temel cezanın müebbet hapis yerine ağırlaştırılmış ömür boyu hapis olarak belirlenmesi, 5237 sayılı TCK’da cezaların içtimasına yönelik hüküm bulunmadığı gözetilmeden yasaya aykırı şekilde kasten öldürme ve 6136 sayılı Yasa'ya muhalefet suçlarından verilen cezaların toplanması, 6136 sayılı Yasa’ya muhalefet suçundan hüküm kurulurken ceza miktarı göz önüne alındığında 765 sayılı TCK gereği belirlenecek ceza ile 5237 sayılı TCK gereği belirlenecek cczanın miktar olarak aynı olması hâlinde hak yoksunluklarına ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektirmeyen 765 sayılı TCK’nın lehe olduğu anlaşıldığından 5237 sayılı TCK’ya göre uygulama yapılarak bu Yasa’nın 53. maddesinin uygulanması sebebiyle hükümlü aleyhine sonuç doğurması” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verildiği,
Bozmaya uyan Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 02.08.2006 tarih ve 297-648 sayı ile; 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçundan takdiren ve ağırlaştırılarak 2 yıl hapis ve 216 YTL adli para cezasıyla cezalandırılan hükümlü hakkında bu suç yönünden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına; kasten öldürme suçundan 5237 sayılı TCK’nın 81/1, 29, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 18 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verildiği, hükümlerin Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 07.12.2007 tarihli ve 3877-9191 sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği,
Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 03.04.2008 tarih ve 426 değişik iş sayı ile; 18 ve 2 yıl hapis cezalarının 5275 sayılı Kanun’un 99/1. maddesi gereğince toplanması ile hükümlünün 20 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezasının bu şekilde tamamen infazına karar verildiği,
Hükümlünün ceza infaz kurumundayken 26.01.2006 tarihinde işlediği iddia edilen infaz kurumuna yasak eşya sokma suçundan yapılan yargılama sonucunda, Trabzon 4. Asliye Ceza Mahkemesince 27.12.2006 tarih ve 316-482 sayı ile; hükümlünün TCK’nın 297/1, 62, 53 ve 54. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye karar verildiği, bu hükmün de Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 08.07.2009 tarihli ve 2959-13787 sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği,
Rize Cumhuriyet Başsavcılığının içtima talebini inceleyen Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 05.11.2009 tarih ve 1650 değişik iş sayı ile; farklı infaz kanunlarına göre infaz edilmesi gereken cezalara ilişkin içtima talebinin reddine karar verildiği,
Gümüşhane Ağır Ceza Mahkemesince 02.10.2010 tarih ve 315 değişik iş sayı ile; hükümlünün içtima edilen 20 yıl hapis cezasıyla ilgili 09.12.2010 tarihinden geçerli olmak üzere şartla tahliyesine karar verildiği,
Hakkında şartla tahliye kararı verilmesine rağmen 2 yıl 6 ay hapis cezasının infazı nedeniyle ceza infaz kurumundan ayrılmayan hükümlünün, 04.08.2011 tarihinde cezaevinde işlediği iddia edilen kamu malına zarar verme suçundan yapılan yargılama sonucunda, Of Asliye Ceza Mahkemesince 31.01.2012 tarih ve 237-13 sayı; hükümlünün TCK’nın 152/1-a, 168/1, 62, 53 ve 58. maddeleri uyarınca 3 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verildiği, bu hükmün de Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 10.11.2014 tarihli ve 27956-18331 sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği,
Şartla tahliye edildikten sonra deneme süresi içerisinde kamu malına zarar verme suçunu işlediği anlaşılan hükümlü hakkında, Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 05.02.2015 tarihli ve 297-648 sayılı ek karar ile; 5275 sayılı Kanun’un 107/15. maddesi uyarınca şartla tahliyenin geri alınmasına, aynı Kanun’un 107/13. maddesi gereğince ikinci suç tarihi olan 04.08.2011 tarihi ile bihakkın tahliye tarihi olan 05.12.2022 tarihleri arasındaki sürenin aynen çektirilmesine karar verildiği,
Bu karara yönelik hükümlü müdafisinin itirazını inceleyen Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesince 22.04.2015 tarih ve 759 değişik iş sayı ile; itirazın reddine karar verildiği,
Hükümlünün 18.01.2016 tarihli dilekçeyle şartla tahliyenin geri verilmesi talebini inceleyen Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 21.03.2016 tarihli ve 297-648 sayılı ek karar ile; infazın durdurulmasına, kesinleşen ek ve değişik iş kararları hakkında kanun yararına bozma yoluna gidilip gidilmeyeceği konusunda dosyanın Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmek üzere Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verildiği,
Bu karara yönelik Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığının itirazını inceleyen Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesince 24.03.2016 tarih ve 764 değişik iş sayı ile; itirazın reddine karar verildiği,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11.07.2016 tarihli ve 272103 sayılı ihbarnamesi ile; “Hükümlünün 01.06.2005 tarihi sonrasında 26.01.2006 tarihinde işlediği ve 08.07.2009 tarihinde kesinleşen Trabzon 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.12.2006 tarihli ve 2006/316 esas, 2006/482 sayılı kararıyla almış olduğu 2 yıl 6 ay hapis cezasının infaz rejiminin farklı olması dolayısıyla koşullu salıverilme tarihinin kendi içerisinde belirlenmesi gerektiği gibi infaza konu cezası ile toplanarak koşullu salıverilme tarihinin belirlenemeyeceği cihetle, mercisince infazının durdurulmasına ilişkin karara karşı yapılan itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesinde isabet görülmediği” gerekçesiyle, Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.03.2016 tarihli ve 764 değişik iş sayılı kararının CMK’nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması talep edildiği,
Dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.02.2017 tarih ve 4703-339 sayı ile; ihbarnamedeki gerekçeye dayanılarak Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.03.2016 tarihli ve 764 değişik iş sayılı kararının CMK’nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasına karar verildiği ve hükümlü hakkında şartla tahliyenin geri alınması kararının infazına devam edildiği,
Anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi için “cezaların toplanması (içtiması)” ve “koşullu salıverilme” kavramları üzerinde durulması gerekmektedir.
Cezaların toplanması (içtiması) bakımından üç farklı sistem bulunmaktadır.
Bunlardan birincisi erime (yutma) sistemidir. Bu sistemde içtima içerisinde bulunan cezalardan hafif olanlar en ağır olanın içinde erirler. Başka bir deyişle faile en ağır ceza verilir ve fail daha hafif suçlara ait cezalardan muaf tutulur.
Erime (yutma) sisteminin tam tersi olan toplama (maddi içtima) sisteminde ise, aynı türden cezalar toplanır, ayrı türden olanlar da sırasıyla infaz edilir.
Diğer bir sistem ise hukuki içtima sistemidir. Bu sistemde faile, işlediği tüm suçlardan ceza verilmekte ancak cezaların tamamı değil bir kısmı temel olarak alınan cezaya eklenmektedir. Suçlardan en ağır cezayı gerektiren suça göre ceza (temel ceza) tayin edilir ve bu cezaya diğer suçların cezalarının belli bir miktarı eklenir. Hukuki içtima sisteminde sonuç ceza, erime sistemindeki cezadan fazla toplama sistemindeki cezadan az olmaktadır.
Hukukumuzda 1953 yılına kadar uygulanan hukuki içtima sistemine, 09.07.1953 tarihli ve 6123 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle son verilmiş ve toplama sistemine geçilmiştir. Toplama sistemine yapılan en büyük itiraz, toplama sonucunda cezaların çok yüksek bir miktara ulaşması olmuştur. Bu sakıncanın giderilmesi için 765 sayılı TCK’nın 77. maddesindeki düzenlemeyle infaz kurumunda geçirilecek süreler için bir üst sınır belirlenmiştir.
6123 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonra 765 sayılı TCK’da benimsenen “Toplama sistemi” ya da “Maddi içtima sistemi” diye adlandırılan sistemde, “Kaç suç işlenmişse o kadar ceza verilir” prensibi uygulanır ve esas itibarıyla fail, işlediği bütün suçların cezalarını ayrı ayrı çeker.
Bu sisteme karşı, bazı cezaları birbirine eklemenin mümkün olamayacağı veya birbirine eklenen birden fazla muvakkat cezanın, failin bütün hayatı boyunca sürecek bir nitelik alarak müebbet bir şekle dönüşeceği yolunda eleştiriler yöneltilmiştir. Bu sakıncalara karşı da, toplama sisteminde genel bir sınır konulabileceği, bu sınıra varıldığı takdirde, geri kalan cezaların çektirilmesinden vazgeçileceği, birbirine eklenmesi mümkün olmayan cezalar söz konusu olduğunda ise ya cezanın nevinin değiştirileceği yahut toplama imkânsız olduğundan, erime sisteminin istisnaen kabul edilebileceği görüşü ileri sürülmüştür (Dönmezer-Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, 12. bası, İst-1997, Cilt III, s.106.).
765 sayılı mülga TCK’da içtima hükümleri 68 ila 77. maddeler arasında düzenlenmiştir.
765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun;
68. maddesi; “Bir kimse mütaaddit suçlardan dolayı Hüküm veya Ceza Kararnamesiyle mahkum edilirse cezalar bu bap hükümlerine göre içtima ettirilir.”,
69. maddesi; “Bir Hüküm veya Ceza Kararnamesinden sonra aynı kimsenin bu mahkumiyetten önce veya sonra işlediği bir suçtan dolayı mahkum edilmesi halinde cezaların içtimaı hükümleri tatbik olunur.”,
70. maddesi; “Birden çok ağırlaştırılmış müebbet ağır hapse mahkûmiyet halinde, bir yıldan az ve altı yıldan fazla; ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ile müebbet ağır hapis cezasına mahkûmiyet halinde, dokuz aydan az ve beş yıldan fazla; birden çok müebbet ağır hapse mahkûmiyet halinde ise altı aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, hükmedilecek miktarı geceli gündüzlü bir hücrede tecrit edilmek üzere, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis veya müebbet ağır hapis cezaları infaz olunur.”,
71. maddesi; “Aynı neviden şahsi hürriyeti bağlıyan muvakkat cezalara mahkumiyet halinde bu cezaların mecmuu tatbik olunur.
24 seneden aşağı olmamak üzere en az iki ağır hapis cezasına mahkumiyet halinde müebbet ağır hapis cezası tatbik olunur.”,
72. maddesi; “Aynı neviden para cezalarına mahkumiyet halinde bu cezaların mecmuu tatbik olunur.”,
73. maddesi; “Cezalardan biri ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve diğeri şahsî hürriyeti bağlayıcı muvakkat bir ceza ise, ilave edilecek cezanın nev'i ve miktarına göre yirmi günden az ve altı seneden fazla olmamak üzere geceli gündüzlü bir hücrede tecrit edilmek suretiyle ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası tatbik olunur.
Cezalardan biri müebbet ağır hapis ve diğeri şahsi hürriyeti bağlayıcı muvakkat bir ceza ise, ilave edilecek cezanın nevi ve miktarına göre on günden az ve üç seneden fazla olmamak üzere geceli gündüzlü bir hücrede tecrit edilmek suretiyle müebbet ağır hapis cezası tatbik olunur.”,
74. maddesi; “Başka neviden hürriyeti bağlayıcı muvakkat cezalara mahkumiyet halinde bu cezaların hepsi ayrı ayrı tamamen tatbik olunur.
İnfazda ağır hapis, hapis, hafif hapis ve sürgün sırası takip edilir.”,
75. maddesi; “Başka neviden para cezalarına mahkumiyet halinde bu cezaların hepsi ayrı ayrı tamamen tatbik olunur.
Para cezaları sair cezalarla birleştiği takdirde de hepsi ayrı ayrı ve tamamen tatbik olunur.”,
76. maddesi; “Fer'i cezalar ve mahkumiyetin bütün diğer cezai neticeleri her ceza hakkında ayrı ayrı tayin ve tatbik olunur.”,
77. maddesi; “1) Aynı neviden şahsi hürriyeti bağlayıcı muvakkat cezaların birleştirilmesi halinde tatbik edilecek ceza ağır hapiste 36, hapiste 25, sürgünde 15, hafif hapiste 10 seneyi geçemez.
2) Başka neviden şahsi hürriyeti bağlayıcı muvakkat cezaların mecmuu otuz seneyi geçemez. Bu haddi aşan ceza miktarı sırası ile sürgün, hafif hapis, hapis ve ağır hapisten tenzil edilir.
3) Ağır para cezası ile hafif para cezası birleştiği takdirde çevrilecek cezanın nev'i hapistir.
4) Birleştirilen para cezalarının şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezaya çevrilmesi halinde bu ceza müddeti beş seneyi geçemez.
5) İçtima neticesinde uygulanacak süreli fer'i cezalar, kamu hizmetlerinden yasaklanma cezasında on, muayyen bir meslek ve sanatın icrasının tatilinde dört yılı geçemez.
6) Yukarıki fıkralarda yazılı yukarı hadlere baliğ olan cezalara kati surette mahkumiyetten sonra işlenen suçlardan dolayı verilecek cezalar aynen tatbik olunur.”,
Ve son olarak 74. maddesi; “Başka neviden hürriyeti bağlayıcı muvakkat cezalara mahkumiyet halinde bu cezaların hepsi ayrı ayrı tamamen tatbik olunur.
İnfazda ağır hapis, hapis, hafif hapis ve sürgün sırası takip edilir.”,
Şeklinde düzenlenmiştir.
Toplama sisteminin, cezaları, adeta niteliklerini değiştirecek surette ağırlaştırdığı yolundaki eleştirilerin karşılanması amacıyla, bu sistemde arttırmaya ve genel toplama bir yukarı sınır çizilmesi ve bu sınıra varıldıktan sonra geri kalan cezaların çektirilmesinden vazgeçilmesine ilişkin bu prensipten esinlenen 765 sayılı TCK’da, farklı ceza nevileri için değişik yukarı sınırlar getirilmiştir. Sözgelimi; 77. maddenin birinci fıkrasına göre, içtima eden birden fazla hürriyeti bağlayıcı ceza aynı neviden ise “tatbik edilecek ceza ağır hapiste 36, hapiste 25, hafif hapiste 10 seneyi geçemez”. Buna göre, hâkim her bir ceza nevi için gösterilen bu yukarı sınırlara varıncaya kadar cezaları toplayacak, fakat bu sınırları aşamayacak ve geri kalan cezalar çektirilemeyecektir. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre içtima eden birden fazla hürriyeti bağlayıcı cezalar ayrı neviden iseler “bunların mecmuu 30 seneyi geçemez".
Ancak 765 sayılı mülga TCK, iki nevi hürriyeti bağlayıcı cezada bu prensipten ayrılmıştır. Bunlardan birincisi, müebbet ağır hapisle diğer bir hürriyeti bağlayıcı cezanın (TCK’nın 70 ve 73. maddeleri), ikincisi ise her biri 24 yıldan az olmayan birden çok muvakkat ağır hapis cezalarının (TCK’nın 71/2. maddesi) içtimasıdır.
765 sayılı TCK’nın yürürlükte olduğu dönemde, birden fazla suçtan verilecek mahkûmiyet kararları, aynı hüküm veya ceza kararnamesinde yer alabileceği gibi ayrı hüküm veya ceza kararnamelerine de konu oluşturabilir. İlk durumda, 765 sayılı TCK’nın 68. maddesine göre içtima hükümleri uygulanacak, ikinci hâlde ise infaz aşamasında Ceza Yargılaması Usulü Kanunu’nun 403. maddesine göre mahkemeden karar istenecektir.
Bu açıklamalar sonucunda 765 sayılı TCK’nın kabul ettiği toplama sisteminde içtima kurallarına egemen olan prensipler ise şu şekilde özetlenebilir.
Birinci prensip, cezaların mümkün oldukça toplanmasıdır. Buna göre, aynı neviden cezalar birbirleri ile toplanacak, cezalar ayrı neviden ise her biri ayrı ayrı infaz edilecektir (765 sayılı TCK’nın 71/1, 72, 74 ve 75. maddeleri).
Cezaların çevrilmesi prensibi de denilen ikinci prensip, bazı cezalarda toplama sisteminin imkânsız olması veya fazla ağır sonuçlar doğurması hâlinde, nevilerinin değiştirilmesinden ibarettir (TCK’nın 70, 71/2 ve 73. maddeleri).
Üçüncü prensip ise, içtima kurallarının uygulanması suretiyle elde edilecek cezaların genel bir yukarı sınırı aşmamasını sağlamaktır.
Yeni ceza adalet sisteminde, önceki sistemde var olan “cezaların içtiması” hükümlerine yer verilmemiştir. Bununla birlikte verilen cezaların toplanamayacağı veya hangi şartlarda toplanabileceğine ilişkin tek düzenleme 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 99. maddesinde yer almaktadır.
5275 sayılı Kanun’un 99. maddesi; “Bir kişi hakkında hükmolunan herbir ceza diğerinden bağımsızdır, varlıklarını ayrı ayrı korurlar. Ancak, bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümler bulunur ise, 107 nci maddenin uygulanabilmesi yönünden infaz hâkimliğinden bir toplama kararı istenir.” şeklinde olup,
15.04.2020 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 42. maddesiyle “Adli para cezasından çevrilen ve ceza infaz kurumunda infaz edilme aşamasına gelen hapis cezaları da toplama kararına dahil edilir.” cümlesi madde metnine eklenmiştir.
7242 sayılı Kanun’un 42. maddesinin gerekçesinde ise; “Maddeyle, 4675 sayılı Kanunda yapılması öngörülen değişikliklere uyum sağlamak amacıyla 5275 sayılı Kanunun 99 uncu maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Buna göre, birden fazla hükümdeki cezaların koşullu salıverilme süresinin belirlenebilmesi bakımından toplanması gerektiğinde toplama (içtima) kararları, infaz hâkimliği tarafından verilecektir.
Ayrıca, maddeye eklenen hükümle, adlî para cezasının ödenmemesi nedeniyle hapis cezasına çevrilen fakat öncelikli olarak uygulanan kamuya yararlı bir işte çalışma yükümlülüğünü yerine getirmeyen hükümlünün bu hapis cezasının da süreli hapis cezalarında olduğu gibi toplama kararına dahil edilmesi sağlanmaktadır. Böylelikle, adlî para cezasından çevrilen hapis cezalarının da toplama kararına girmesi nedeniyle infaz edilecek cezalar bakımından hakkaniyete uygun bir sonucun ortaya çıkması amaçlanmaktadır.” ifadelerine yer verilmiştir.
Şu hâlde, yeni ceza adalet sisteminde birden fazla hükümde yer alan cezalar sadece koşullu salıverilmenin hesaplanması amacına dönük olarak infaz aşamasında toplanabilir, bunun dışında ise “cezaların içtiması” mümkün değildir. Bu sistemde cezaların toplanması, ancak koşullu salıverilmenin söz konusu olması hâlinde mümkün olabilecekken, koşullu salıverilme hükümlerinin uygulanmadığı adli para cezasından çevrilen hapis cezaları da 7242 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle başka cezalarla birlikte infaz edilmesi durumunda koşullu salıverilmenin hesaplanması amacına yönelik toplama kararına dâhil edilebilecektir.
Bir ceza hükmü verildiğinde normal sonuç bu hükmün infazıdır. Ancak bu kuralın istisnaları, bazen cezalar sistemini tamamlayan araçları oluşturmaktadır. İşte çağdaş ceza hukukunda, cezalar sistemini tamamlayan kurumlardan biri de koşullu salıverilmedir. 5275 sayılı Kanun’da da düzenlenmiş olan koşullu salıverilme kavramının ortak bir tanımı bulunmamaktadır. Bu kavramın ortak bir tanımının bulunmamasının en önemli sebebi, koşullu salıverilme kurumunun düzenlenme şekli, amacı, şartları ve sonuçlarınn ülkeden ülkeye farklılıklar içermesidir. Türk Ceza Hukuku'nda da koşullu salıverilme kavramıyla ilgili farklı tanımlar yapılmıştır.
Doktrinde koşullu salıverilmeyle ilgili olarak; “Koşullu salıverilme, mahkûm edildiği hürriyeti bağlayıcı cezasından, kanunun gösterdiği bir bölümünü iyi hal ile ve kurallara tam uyarak geçirmiş olan hükümlünün, konulmuş olan şartlara uymadığı takdirde geri alınması şartı ile, mahkûmiyet süresini tamamı ile bitirmeden, merciince alınacak bir kararla salıverilmesini ve böylece serbest hayata dönmesini ya da bu hayata geçişinin kolaylaştırılmasını sağlayan bir kurumdur.” (Dönmezer-Erman, Nazarî ve Tatbikî Ceza Hukuku, DER yayınları, 14. bası, İstanbul, 2020, Cilt III, s.285.); “Şartla salıverme, cezaevinde hal ve gidişatı iyi olan hükümlüye tanınan ve hükümlülük süresinin bitmesinden önce salıverilmesini sağlayan bir lütuftur, iyiliktir.” (Sami Selçuk, Doğululaşan Batılı Kurum: Şartlı Salıverme, Tekin Yayınevi, 1. Baskı, 1990, s. 260.); “Koşullu salıverilme, mahkûm olunan cezanın bir kısmının infaz kurumunda çekilmesinden sonra, geri kalan kısmının kanunda belirtilen belirli şartlarla cezaevi dışında geçirilmesini sağlayan bir ceza infaz kurumudur.” (Koca, Mahmut/Üzülmez, İlhan; Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 13. Baskı, Seçkin Yayınları, Ankara, 2020, s. 607; Zafer, Hamide; Ceza Hukuku Genel Hükümler, 7. Baskı, Beta Yayınevi, İstanbul, 2019, s. 662.); “Şartla salıverme, hürriyeti bağlayıcı cezaların infazında hem bir bireyselleştirme aracı hem de yaptırımın çekilmeyen kısmının yerine geçmek üzere öngördüğü deneme süresiyle cezaya seçenek bir kurumdur.” (Yenidünya, Mukayeseli Hukukta ve Türk Hukukunda Şartla Salıverme, s. 19.); “Koşullu salıverilme, mahkûm edildiği hürriyeti bağlayıcı cezanın kanun tarafından öngörülen kısmım iyi hal ile geçirmiş olan hükümlünün, konulan şartlara uymadığı takdirde geri alınması koşulu ile hükümlülük süresinin tamamının bitirilmeden merciince alınacak kararla salıverilmesini ve bu şekilde normal yaşama dönmesini sağlayan bir kurumdur.” (Timur Demirbaş, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 15. baskı, 2020, s. 715-716.); “Koşullu salıverilme, hapis cezasına mahkûm edilmiş olan hükümlünün, hükmedilen hapis cezasının belirli bir kısmını ceza infaz kurumunda iyi halli olarak çektikten sonra, belirli koşullarla cezanın kalan kısmının infaz kurumu dışında infaz edilmesini öngören ve infazın bireyselleştirilmesini sağlayan bir infaz kurumudur.” (Ahmet Bozdağ, Türk Ceza Hukukunda Koşullu Salıverilme Kurumu ve Etkinliğinin Geliştirilmesi, Adalet Yayınevi, 2. baskı, 2021, s. 25.) şeklinde tanımlamalar yapılmıştır.
Anayasa Mahkemesi de bir kararında koşullu salıverilmeyi; “Cezanın çektirilmesinin kişiselleştirilmesi, başka bir deyişle cezaevindeki tutum ve davranışlarıyla (iyi durumuyla) topluma uyum sağlayabileceği izlenimini veren hükümlünün şarta bağlı olarak ödüllendirilmesidir. Suçlunun kendisine verilen cezadan daha kısa bir sürede uslanması, eyleminden pişmanlık duyması ve bunu iyi davranışıyla kanıtlaması durumunda, infaz sistemindeki en etkili araçtır. Koşullu salıverilmenin en önemli öğeleri, cezanın belirli bir süre çekilmiş olması, hükümlünün bu süre içinde iyi durum göstermesi, koşullu salıverildikten sonra gözetim altında kalması ve koşullu salıverilmenin gereklerine uyulmaması durumunda koşullu salıverilme kararının geri alınabilmesidir” şeklinde tanımlamıştır. (AYM’nin 18.07.2001 tarihli ve 4-332 sayılı kararı.).
Koşullu salıverilmenin kabulünde rol oynayan temel düşünce şudur ki, "Suçlu, hâkimin kabul ettiğinden çok daha çabuk uslanabilir ve bu durumda hükümlünün ceza kurumundaki süresi gereksiz olur". Sonuç olarak bu durumdaki hükümlünün salıverilmesi ile topluma dönmesini çabuklaştırmak ve fakat salıverilmeden itibaren belirli bir süre ile onu kontrol etmek, belli bir çerçeve içinde denetim altında tutmak suretiyle toplum hayatına uyumu bakımından bir aşamadan geçirmek ve böylece uyumu kolaylaştırmak yerinde olur (Dönmezer-Erman, Nazarî ve Tatbikî Ceza Hukuku, DER yayınları, 14. bası, İstanbul, 2020, Cilt III, s.286.).
5275 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 01.06.2005 tarihinden önce işlenen suçlarla ilgili koşullu salıverilme süreleri, 647 sayılı mülga CİK’in 19 ve ek 2. maddesi, 3713 sayılı TMK’nın 17 ve geçici 1 ile 4. maddeleri, 4616 sayılı Kanun’un 1/1-2. maddelerine göre belirlenmektedir.
Somut olaydaki suçlarla ilgili koşullu salıverilme sürelerinin düzenlendiği 647 sayılı mülga Kanun’un 19. maddesinin 1. fıkrası; “Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler 25 yıllarını; müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler 20 yıllarını; diğer şahsi hürriyeti bağlayıcı cezalara mahkum edilmiş olanlar hükümlülük süresinin ½'ni; çekmiş olup da Tüzüğe göre iyi halli hükümlü niteliğinde bulundukları takdirde, talepleri olmasa dahi şahsi şartla salıverilirler.” şeklinde; ek 2. maddesinin 1. fıkrası ise; “Hükümlülerin yarı açık veya açık cezaevlerine seçilmelerine karar verme işlemi, Adalet Bakanlığınca her yılın Ocak ayı içerisinde tespit edilerek Cumhuriyet Savcılıklarına bildirilen şartla salıverilme tarihine göre yapılır. Bakanlıkça bildirilen bu tarih aşılmamak ve kapalı kurumlarda çalışanlara öncelik tanınmak kaydıyla; 9, 10 ve 11 inci maddeler gereğince tabi tutulacakları müşahadeleri sonucu yarı açık veya açık müesseselere naklolunan hükümlülerin; anılan müesseselerde kaldıkları her ay için 6 gün, 19 uncu maddenin 1, 2 ve 3 üncü fıkralarına göre tespit edilecek şartla salıverilme tarihlerinden indirilmek suretiyle şartla salıverilme işlemi yapılır.” şeklinde hükümler içermektedir.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Koşullu salıverilme” başlıklı 107. maddesinde, koşullu salıverilmenin uygulanma şartları ve süreleri bakımından sık sık değişiklik yapılmış, Kanun’un geçici 6. maddesiyle birlikte değerlendirilmesi gereken 107. maddesinde son olarak 15.04.2020 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’la da değişiklik yapılarak anılan madde;
“(1) Koşullu salıverilmeden yararlanabilmek için mahkûmun kurumdaki infaz süresini iyi hâlli olarak geçirmesi gerekir.
(2) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar yirmidört yılını, diğer süreli hapis cezalarına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının yarısını infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. (Ek cümleler:14/4/2020-7242/48 md.) Ancak, Türk Ceza Kanununun;
a) Kasten öldürme suçlarından (madde 81, 82 ve 83) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar,
b) Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan (madde 87, fıkra iki, bent d) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar,
c) İşkence suçundan (madde 94 ve 95) ve eziyet suçundan (madde 96) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar,
d) Cinsel saldırı (madde 102, ikinci fıkra hariç), reşit olmayanla cinsel ilişki (madde 104, ikinci ve üçüncü fıkra hariç) ve cinsel taciz (madde 105) suçlarından süreli hapis cezasına mahkûm olanlar,
e) Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan (madde 102, 103, 104 ve 105) hapis cezasına mahkûm olan çocuklar,
f) Özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlardan (madde 132, 133, 134, 135, 136, 137 ve 138) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar,
g) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan (madde 188) hapis cezasına mahkûm olan çocuklar,
h) Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçlarından (madde 326 ilâ 339) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar, cezalarının üçte ikisini infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. Ayrıca, suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olan çocuklar ile 1/1/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar hakkında koşullu salıverilme oranı üçte iki olarak uygulanır.
(3) Koşullu salıverilme için infaz kurumunda geçirilmesi gereken süre;
a) Birden fazla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde otuzaltı,
b) Birden fazla müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde otuz,
c) Bir ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla otuzaltı,
d) Bir müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla otuz,
e) Birden fazla süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla yirmisekiz,
Yıldır.
...
(6) Koşullu salıverilen hükümlünün tâbi tutulacağı denetim süresi, yukarıdaki fıkralara göre infaz kurumunda geçirilmesi gereken süre kadardır. Ancak süreli hapislerde hakederek tahliye tarihini geçemez.
(7) Hükümlü, denetim süresinde, infaz kurumunda öğrendiği meslek veya sanatı icra etmek üzere, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında, ücret karşılığında çalıştırılabilir.
...
(10) İnfaz hâkimi, koşullu salıverilen hükümlünün kişiliğini ve topluma uyumdaki başarısını göz önünde bulundurarak; denetim süresinin, denetimli serbestlik tedbiri uygulanmadan veya herhangi bir yükümlülük belirlemeden geçirilmesine karar verebileceği gibi, denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasını veya belirlenen yükümlülükleri denetim süresi içinde kaldırabilir.
(11) Hükümlünün koşullu salıverilmesi hakkında ceza infaz kurumu idaresi tarafından hazırlanan gerekçeli rapor, infaz işlemlerinin yapıldığı yer infaz hâkimliğine verilir. İnfaz hâkimi, bu raporu uygun bulursa hükümlünün koşullu salıverilmesine dosya üzerinden karar verir; raporu uygun bulmadığı takdirde gerekçesini kararında gösterir. Bu kararlara karşı itiraz yoluna gidilebilir.
(12) Koşullu salıverilen hükümlünün, denetim süresinde hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, infaz hâkiminin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi hâlinde koşullu salıverilme kararı geri alınır....” şekliyle son hâlini almıştır.
Türk İnfaz Hukuku sistemi içerisinde hükümlünün koşullu salıverilmesi için Kanun'da belirtilen infaz süresini cezaevinde iyi hâlli bir şekilde geçirmesi gerekir. 5275 sayılı Kanun’da sürelerin belirlenmesinde adi suçlar, adi suçlar arasında istisna suçlar, çocuklar ve yetişkinler açısından istisna suçlar, terör suçları, örgütlü suçlar açısından farklı süreler öngörülmüş, istisna suçlarda, suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda veya Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlarda mahkûmiyet hâlinde cezaevinde geçirilmesi gereken süre diğer suçlara nazaran daha uzun belirlenmiştir. 5275 sayılı Kanun’un ilk hâlinde genel olarak cezaevinde kalınması gereken süreler 647 sayılı mülga Kanun’da öngörülen sürelere göre artırılmış, özellikle süreli hapis cezalarında hükümlünün cezaevinde kalması gereken sürenin hesaplanmasında kullanılan 1/2 ve ayda 6 günlük indirim oranı ve süreleri, 2/3’e yükseltilmiş olmakla birlikte, 7242 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle beraber 5275 sayılı Kanun’da istisna bazı suçlar haricinde temel infaz oranı 647 sayılı Kanun’da olduğu gibi 1/2 olarak kabul edilmiş, ancak 647 sayılı Kanun’un ek 2. maddesinde düzenlenen ayda altı günlük indirime yer verilmemiştir.
Öte yandan 5237 sayılı TCK’nın 7. maddesinin 3. fıkrasında “Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır” hükmü ile koşullu salıverilmede derhâl uygulama ilkesinin geçerli olmadığı, lehe hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir. Koşullu salıverilme süresinde sonradan yapılan değişiklik hükümlü aleyhine değerlendirilmemelidir. Bu düzenleme ile infaz rejiminin ağırlaştırıcı sonuçlar doğurmasına sebep olan hükümlerin uygulamada yol açtığı sorunlar giderilmeye çalışılmış olup koşullu salıverilme, zaman bakımından uygulamada infaz rejimine ilişkin diğer hükümlerden ayrık tutularak maddi ceza hukuku müessesesi gibi kabul edilmiştir. 5237 sayılı TCK’nın 7/3. maddesi gereği lehe kanun ilkesi uyarınca, suç tarihi ve suçun türüne göre hükümlünün lehine olan düzenleme uygulanmalıdır.
Bu genel açıklamalardan sonra, birden fazla suça ilişkin cezanın infazında koşullu salıverilme süresinin belirlenebilmesi açısından cezaların ne şekilde toplanması gerektiği ve farklı infaz rejimine tabi olan ya da farklı koşullu salıverilme süreleri öngörülen cezaların içtima edilip edilmeyeceği üzerinde durulmalıdır.
5275 sayılı Kanun’un 99. maddesine göre, bir kişi hakkında hükmolunan her bir ceza diğerinden bağımsızdır, varlıklarını ayrı ayrı korurlar ancak bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümler bulunur ise aynı Kanun’un 107. maddesinin uygulanabilmesi yönünden mahkemeden bir toplama kararı istenir. Bu düzenleme ile, hükümlünün birden çok kesinleşmiş mahkûmiyetinin bulunması hâlinde infazda kolaylık sağlanması için cezaların toplanması, infazı gereken tüm hapis cezaları için toplam süre üzerinden tek bir şartla tahliye tarihi, deneme süresi ve bihakkın tahliye tarihinin saptanması ve cezaların infazları ile deneme sürelerinin çakışmasının önlenmesi amaçlanmaktadır.
Kesinleşmiş mahkeme kararları suç tarihleri veya türlerine göre farklı koşullu salıverilme sürelerine tabi olması hâlinde, bu ilamlar 5275 sayılı Kanun’un 99. maddesi uyarınca koşullu salıverilme tarihinin belirlenmesi amacıyla cezaların içtiması yoluyla toplanmalı ve tek bir koşullu salıverilme tarihi belirlenmelidir. Ancak koşullu salıverilme oranları farklı olan her bir ceza yönünden TCK’nın 7/3. maddesi uyarınca hükümlünün lehine olan süre belirlenmeli ve bu şekilde cezaların içtimasına karar verilmelidir. Cumhuriyet Başsavcılıklarınca yapılan uygulama da bu yöndedir. Ancak bazı cezalar koşullu salıverilme yasağı kapsamında kalmaktadır. Örneğin 5275 sayılı Kanun’un 107/16. maddesinde işlenen suçlardan dolayı ağırlaştırılmış müebbet cezası verilmesi hâlinde koşullu salıverilme hükümleri uygulanmamaktadır. Aynı şekilde 5275 sayılı Kanun’un 108/3. maddesine göre ikinci defa mükerrirlik hâlinde, yine aynı Kanun’un 107/13. maddesine koşullu salıverilme kararı geri alınanlar hakkında koşullu salıverilme hükümleri uygulanmamaktadır. Yukarıda sayılan ve benzer durumlardaki koşullu salıverilme hükümlerinin uygulanmadığı cezalar diğer cezalarla toplanmamalıdır. Ancak 5275 sayılı Kanun’un 99. maddesine, 7242 sayılı Kanun'un 42. maddesiyle eklenen “Adli para cezasından çevrilen ve ceza infaz kurumunda infaz edilme aşamasına gelen hapis cezaları da toplama kararına dahil edilir.” şeklindeki cümle uyarınca adli para cezalarından çevrili hapis cezaları yönünden bir istisna getirilmiştir. Buna göre, adli para cezasından çevrilen ve ceza infaz kurumunda infaz edilme aşamasına gelen hapis cezaları da toplama kararına dâhil edilmelidir.
Farklı infaz rejimlerine tabi cezaların içtima edilemeyeceğine ilişkin açık bir yasal düzenleme bulunmasa da 647 ve 765 sayılı Kanunlara göre infaz edilecek cezalarla 5275 sayılı Kanun’a göre infaz edilmesi gereken cezaların içtima edilmesi hâlinde, toplamadaki üst sınırın ne olacağı ve üst sınır belirlendiğinde hangi yasa yürürlükte iken işlenen suçlar sebebiyle verilen cezaların infaz dışı bırakılacağı veya içtima içerisinde 765 sayılı mülga TCK gereği geceli gündüzlü bir hücrede tecrit kararı verilmesini gerektiren ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet hapis cezası bulunmakta ise bu cezaların içtimaya dâhil edilip edilmeyeceği ya da ne şekilde içtimaya dâhil edilmesi gerektiği gibi birtakım sorunlar ortaya çıkmaktadır. Ancak somut olayda uyuşmazlığa konu cezalarda içtima edilmesi hâlinde bu üst sınırların aşılması gibi durumun söz konusu olmaması ve geceli gündüzlü bir hücrede tecrit kararı verilmesini gerektiren bir cezanın bulunmaması karşısında bu aşamada sadece somut olaya ilişkin bir değelendirme yapıldığında; sadece infaz rejimlerinin farklı olmasının, cezaların toplanmasına engel bir durum olmadığı sonucu ortaya çıkmaktadır. Hükümlü hakkında tayin olunan hürriyeti bağlayıcı cezaların şartla tahliye süreleri ve infaz rejimlerinin farklı olması anılan yasa maddesinin uygulanmasına engel değildir. Cezaların infazındaki bu farklılık, şartla ve bihakkın tahliye tarihlerinin de farklı olmasını gerektirmeyecek, hükümlünün farklı süre ve rejimlere tabi her bir cezası açısından cezaevinde geçireceği sürelerin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından müddetnamede gösterilmesi yeterli olacak ancak yine toplam ceza süresi üzerinden tahliye tarihleri hesaplanacaktır. Aynı şekilde içtima kararı verecek mahkeme de toplamanın bu şekilde yapılması gerektiğini kararında göstermelidir.
Koşullu salıverilme hükümleri uygulanmamasına rağmen, 15.04.2020 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’la adli para cezalarından çevrili hapis cezalarını da içtimaya dâhil eden ve bunun gerekçesini “...Hakkaniyete uygun bir sonucun ortaya çıkması amaçlanmaktadır.” şeklinde ortaya koyan kanun koyucunun iradesinin de, cezaları mümkün olduğunca içtimaya dâhil etmek olduğu söylenebilir.
Öte yandan, 5275 sayılı Kanun’un 2. maddesinde belirtildiği üzere infazda temel amaçlardan birisi de “Hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak”tır. Bu amaca hizmet edecek koşullu salıverilme kurumunun içinde barındırdığı diğer bir müessese ise koşullu salıverilen hükümkü hakkında belirlenecek denetim süresidir. Denetim süresi, koşullu salıverilme kararı ile salıverilen hükümlünün cezaevi dışında geçireceği ve kanunla belirtilen bir süredir. Belirlenen denetim süresi, cezaevi dışında tamamlandığında hükümlü bihakkın tahliye süresini de geçirmiş olmaktadır. Ancak denetim süresi içerisinde hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç işleyen veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, infaz hâkiminin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar eden hükümlü hakkındaki koşullu salıverilme kararı 5275 sayılı Kanun’un 107/12. maddesi uyarınca geri alınır.
Somut olaydaki gibi durumlarda ise, yani almış olduğu cezadan dolayı hakkında koşullu salıverilme kararı verilen bir hükümlünün, koşullu salıverilme tarihinden önce işleyip de içtimaya dâhil edilmeyen başka bir cezasının infazına başlanılması, başka bir ifadeyle koşullu salıverilmesine rağmen başka bir cezasının infazı nedeniyle cezaevinden ayrılmaması hâlinde, hükümlü hakkında koşullu salıverilme kararı verilmiş olsa da cezaevi dışına çıkmadığı için denetim süresinin başladığından da söz edilemez. Bu nedenle, cezaevinden ayrılmaması nedeniyle denetim süresi başlamayan bir hükümlünün, cezevindeyken sonradan işlediği başka bir suç nedeniyle koşullu salıverilme kararının geri alınması da hakkaniyete aykırı sonuçlar doğuracaktır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
05.12.2002 tarihinde işlemiş olduğu kasten öldürme ve 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçlarından aldığı içtimalı 20 yıl hapis cezasını 647 sayılı Kanun’un 19 ve ek 2. maddelerine göre infaz etmekte olan hükümlü ...’ın, ceza infaz kurumunda bulunduğu sırada 26.01.2006 tarihinde işlemiş olduğu infaz kurumuna yasak eşya sokmak suçundan 5237 sayılı TCK’nın 297/1. maddesi uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, 20 yıl hapis cezası ile 2 yıl 6 ay hapis cezasının farklı infaz rejimine tabi olduğu gerekçesiyle içtima edilmediği, 20 yıl hapis cezası nedeniyle 09.12.2010 tarihinden itibaren şartla tahliye edilmesine karar verilen hükümlünün, içtimaya dâhil edilmeyen 2 yıl 6 ay hapis cezasının infazı nedeniyle ceza infaz kurumundan ayrılmadığı, ceza infaz kurumunda bulunduğu sırada 04.08.2011 tarihinde işlemiş olduğu kamu malına zarar verme suçundan 3 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilen hükümlü hakkında şartla salıverilme kararının geri alındığı dosyada;
647 sayılı Kanun’a göre infaz edilen içtimalı 20 yıl hapis cezası ile 5275 sayılı Kanun’a göre infaz edilmesi gereken 2 yıl 6 ay hapis cezasının, 5275 sayılı Kanun’un 99. maddesine göre içtima edilmesi hâlinde, 765 sayılı TCK’da veya 5275 sayılı Kanun’da belirtilen üst sınırların aşılmayacağı da göz önüne alındığında, sadece infaz rejimlerinin farklı olmasının cezaların toplanmasına engel bir durum teşkil etmemesi, hükümlü hakkında tek bir koşullu salıverilme tarihi belirlenmesinin Kanun’un amacına uygun düşeceği gibi infazda kolaylık sağlaması ve hakkaniyete uygun olması, hükümlü hakkındaki farklı infaz rejimlerine tabi olan 20 yıl hapis cezası ile 2 yıl 6 ay hapis cezasının toplanarak tek bir koşullu salıverilme tarihinin belirlenmesi hâlinde, hükümlünün 04.08.2011 tarihinde işlediği suçun koşullu salıverilme tarihinden öncesine denk gelecek, bu durumda koşullu salıverilme kararının geri alınmasının da gerekmeyecek olması, kaldı ki hakkında koşullu salıverilme kararı verilen hükümlünün ceza infaz kurumundan ayrılmaması nedeniyle denetim süresi başlamayacağından, 04.08.2011 tarihinde işlenen suçun, denetim süresinde işlenmiş olarak kabul edilemeceği de gözetildiğinde, Gümüşhane Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen koşullu salıverilme kararı ile Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen koşullu salıverilme kararının geri alınması kararlarının hukuki dayanaktan yoksun olduğu anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 21.03.2016 tarihli ve 297-648 sayılı ek kararla verilen infazın durdurulması kararı isabetli olduğundan, bu karara yönelik itirazı reddeden Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.03.2016 tarihli ve 2016/764 değişik iş sayılı kararını, kanun yararına bozan Özel Daire kararında isabet bulunmamaktadır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin kanun yararına bozma kararının kaldırılmasına, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.03.2016 tarihli ve 2016/764 değişik iş sayılı kararına yönelik kanun yararına bozma isteminin reddine, Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 05.02.2015 tarih ve 297-648 sayı ile verilen şartla tahliyenin geri alınmasına ilişkin ek kararın infazının durdurulmasına, mahallince toplama (içtima) kararı alınarak hükümlü hakkında yeniden bir müddetname düzenlenmesine, hükümlü ...’ın başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü değilse bu suçlardan derhâl serbest bırakılması için yazı yazılmasına karar verilmelidir.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 13.02.2017 tarihli ve 4703-339 sayılı kanun yararına bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.03.2016 tarihli ve 2016/764 değişik iş sayılı kararına yönelik kanun yararına bozma isteminin REDDİNE,
4- Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 05.02.2015 tarih ve 297-648 sayı ile verilen şartla tahliyenin geri alınmasına ilişkin ek kararın İNFAZININ DURDURULMASINA, mahallince (içtima) toplama kararı alınarak hükümlü hakkında yeniden bir müddetname düzenlenmesine, hükümlü ...’ın başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü değilse bu suçlardan derhâl serbest bırakılması için YAZI YAZILMASINA,
5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 20.04.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2018/589 E., 2020/421 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
tam metni aç
Öte yandan mağdurun yargılama aşamasında sanık hakkındaki şikâyetinden vazgeçmesi, TCK’nın 74. maddesinin altıncı fıkrasına göre kanunda aksi yazılı olmadıkça şikâyetten vazgeçmenin bunu kabul etmeyen sanığı etkilemeyeceğinin düzenlenmiş olması ve anılan Kanun hükmünün amacının yargılama sonucunda beraat etme ihtimali bulunan sanık hakkında ya
Ceza Genel Kurulu 2018/589 E. , 2020/421 K.
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 18. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 25-404
Sanık ...'nın hakaret suçundan TCK’nın 125/1 ve 53. maddeleri uyarınca 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Denizli 5. Asliye Ceza Mahkemesince 16.03.2010 tarih ve 59-196 sayı ile verilen hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 20.11.2013 tarih ve 11363-29020 sayı ile:
"Katılanın temyiz aşamasında şikâyetten vazgeçme dilekçesi vermesi karşısında, şikâyete tabi olan bu suçtan dolayı sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu," nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda sanığın TCK’nın 125/1 ve 53. maddeleri uyarınca 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Yerel Mahkemece 25.09.2014 tarih ve 25-404 sayı ile verilen hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 18. Ceza Dairesince 03.07.2018 tarih ve 6357-10838 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 06.09.2018 tarih ve 394518 sayı ile;
"...
Sanık ...'nın 17.01.2008 tarihinde, boşanmış olduğu eski eşi ...'nın ikamet ettiği evine gelerek kapı zilini çaldığı, müştekinin kapıyı açmaması üzerine, sokağa çıkarak kuru sıkı tabanca ile havaya doğru 5-6 el ateş ettiği, müşteki Behice'ye telefonla arayarak 'Seni öldüreceğim, ananı avradını sinkaf edeceğim!' dediği, telefonu ...'nın alması üzerine 'Hepinizi öldüreceğim, o... çocukları, şerefsizler!' diyerek ona da hakaret ve tehdit ettiği, daha sonra abisi olan ...'yı cep telefonundan arayarak iş yerine çağırdığı, müştekinin, sanığın iş yerine gelmesi üzerine, sanığı sakinleştirmeye çalıştığı, sanığın, bir anda abisi ...' ya yönelerek 6136 Sayılı Kanun kapsamına giren Beretta marka silahı müşteki...'ün başına dayanarak 'Düş lan önüme!' diyerek silahın namlusu ile itekleyerek dışarı çıkardığı, 'Onları evden çıkarıp aşağıya indireceksin, önce seni sonra onları öldüreceğim'. diyerek ölümle tehdit ettiği, daha sonra müştekinin boğuşma sonucu sanığın elinden silahı alıp etkisiz hâle getirmesi üzerine, sanığın kaçtığı ve 10 Nisan Polis Karakoluna geldiğinde müşteki polis memurlarına saldırarak basit tıbbı müdahale ile giderilebilecek şekilde her birini yaraladığı, görevli polis memurlarına 'Sizler satılmış şerefsizlersiniz, köpekler, sizin maaşınızı ben veriyorum. Siz beni burada tutamazsınız!' diyerek hakaret ettiği şeklinde gerçekleşen eylemler sonucunda, Yargıtay 4.Ceza Dairesinin 20/11/2013 tarih ve 2012/11363 Esas ve 2013/29020 Karar sayılı ilamıyla, sanığın işlediği kabul edilen silahla tehdit, 6136 s. Kanuna aykırılık, görevli memura hakaret ve etkin direnme ve tehdit suçlarından verilen mahkûmiyet kararlarında bir isabetsizlik görülmediğinden Denizli 5 Asliye Ceza Mahkemesinin 16/03/2010 tarih ve 2008/59 Esas ve 2010/196 Karar sayılı ilamıyla, verilen mahkûmiyet kararlarda hukuka aykırı bir yön bulunmadığı nedenle bu suçlardan verilen hükümlülüklerin onanmasına karar verilmesi,
Sanık hakkında ...'ya hakaret eyleminden kurulan hükme yönelik temyizine gelince; başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Katılanın temyiz aşamasında şikâyetten vazgeçme dilekçesi vermesi karşısında, şikâyete tabi olan bu suçtan dolayı sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu, bozmayı gerektirdiğinden hükmün bozulmasına karar verildiği
Bozma sonrası, Denizli 5. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılamada, 01/04/2014 tarihli oturumda sanık vekili sanığın Antalya E tipi Kapalı Cezaevinde hükümlü olduğunu ve bozma ilamına bir diyeceklerinin bulunmadığını ve şikâyetten vazgeçmeyi kabul etmediğini beyan ettiği, daha sonra 24/04/2014 tarihli oturumda, SEBGİS sistemiyle sanığın alınan ifadesinde, müştekinin şikâyetten vazgeçmesini kabul etmediğini, telefonda karşılıklı tartıştıklarını atılı suçlamayı kabul etmediğini beyan ettiği, dinlenen tanık ... anlatımları ve diğer tanık anlatımları gözetilerek sanık ... hakkında hakaret suçunu işlediği kabul edilerek Denizli 5 Asliye Ceza Mahkemesinin 25/09/2014 tarih ve 2014/25 Esas ve 2014/404 Karar sayılı ilamıyla mahkûmiyet kararı verildiği ve yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay 18 Ceza Dairesinin 03/07/2018 tarih ve 2016/6357 Esas ve 2018/10838 Karar sayılı ilamıyla, sanık hakkında verilen mahkûmiyet hükmünün onanmasına karar verildiği,
Yargıtay 18 Ceza Dairesinin 03/07/2018 tarih ve 2016/6357 Esas ve 2018/10838 Karar sayılı onama kararının hukuka aykırı olduğu ve müşteki ...'nın sanık hakkındaki şikâyetinden 11/05/2010 tarihli dilekçesiyle vazgeçtiği ve bu vazgeçme isteminin sanık ve vekili tarafından kabul edilmediği sanığın hakaret suçunu işlemediğinin ileri sürülmesi karşısında, sanık hakkında kovuşturma şartının gerçekleşmemiş olsa da yargılamaya devam olunacak, sanığın suçu işlediği sabit olmaz ise beraat kararı verilecek, ancak sanığın suçunun sabit olması durumunda mahkûmiyetine değil, kovuşturma şartı gerçekleşmeyeceğinden kamu davasının düşürülmesine ya da ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği kabul edilmelidir." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 18. Ceza Dairesince 30.10.2018 tarih ve 6021-13813 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık hakkında, 6136 sayılı Kanun'a muhalefet, kamu görevlisine hakaret, görevi yaptırmamak için direnme ve mağdurlar ..., ... ve ...’ya karşı tehdit suçundan verilen mahkûmiyet hükümleri Özel Dairece onanmak suretiyle, korku kaygı ve panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçundan verilen beraat ve mağdur ... ya karşı hakaret suçundan verilen düşme hükümleri ise temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanığın mağdur ...’ya yönelik hakaret suçuyla sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; şikâyete tabi olan hakaret suçunda kovuşturma aşamasında katılanın şikâyetinden vazgeçmesi üzerine sanığın vazgeçmeyi kabul etmemesi durumunda sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilip verilmeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
18.01.2008 tarihli olay tutanağına göre: 17.01.2008 tarihinde saat 24.00 sıralarında meydana gelen silahla tehdit ve yaralama olayının mağduru olan ... ve diğer mağdurların polis merkezinde konu ile ilgili ifade verdikleri sırada aşırı alkollü şekilde polis merkezine gelen sanık ...’nın olayın mağdurlarına hakaret ve tehditlerde bulunarak saldırdığı, taşkınlık çıkararak kapıyı tekmelediği, görevli polis memurlarına "Satılmış şerefsizler, sizlere gösteririm!" gibi sözler söylediği, rapor alınmak üzere hastaneye götürülmek istendiği sırada da kendisini yere attığı, hakaretlerine devam etmesi üzerine, zor kullanılarak gözaltına alındığı,
Denizli Devlet Hastanesinin 18.01.2008 tarihli raporuna göre; sanığın 3.70 promil alkollü olduğu,
18.01.2008 tarihli ön inceleme tutanağına göre; sanığın ifadesi sırasında kendisinde kuru sıkı tabanca olduğunu ve teslim edeceğini bildirmesi üzerine sanık ve müdafisi refakate alınarak iş yerine gidildiği, burada üzerinde "Formula 20" yazan Magnum marka 9mm çapında 12330 seri No.lu bir adet tabancanın teslim edildiği, tabancanın namlusunun kapalı olduğu ve fişek patlatamayacağının anlaşıldığı,
18.01.2008 tarihli muhafaza altına alma tutanağına göre; aynı tarihte saat 01.10 sıralarında görevli ekiplerce suç mahalline intikal edildiğinde kuru sıkı kovanlarının olduğu görülerek bunların muhafaza altına alındığı ve mağdur ... tarafından sanık ...’ya ait olduğu ve olayda kullanıldığı belirtilen Beretta marka 9mm çapında 3333 seri numaralı silahın tanık ... tarafından görevlilere teslim edildiği,
Denizli Devlet Hastanesi Baştabipliğinin 11.12.2009 tarihli ve 4664 sayılı raporuna göre; sanığın yapılan ruhsal muayenesinde hâlen alkol bağımlılığı iyilik hâlinde olduğu, olayın gelişimi ve çıkma nedeni değerlendirildiğinde yoksunluk durumunda bulunmadığı, bu husus göz önüne alındığında atılı suçla ilgili olarak TCK’nın 32. maddesi kapsamında cezai ehliyetini tamamen ya da kısmen kaldıracak bir durumun olmadığı,
Mağdur ... tarafından 11.05.2010 havale tarihi ile Denizli 5. Asliye Mahkemesine hitaben sunulan dilekçeye göre; mağdurun sanık hakkındaki şikâyetinden vazgeçtiği,
Anlaşılmıştır.
Mağdur ... aşamalarda; sanığın, eski eşi olduğunu, boşandıktan sonra sanığın kendisini sık sık rahatsız ettiğini, bu hususta daha önceden karakola müracaatının da bulunduğunu, olay günü saat 19.30 civarında evde oturduğu sırada sanığın bulunduğu yere gelerek kapıyı açmasını istediğini, ancak kapıyı açmayıp sanığa gitmesini söylediğini, bunun üzerine sanığın “Ben bu kapıyı sana açtırmasını bilirim.” diyerek çıkıp gittiğini, on dakika sonra evin ön cephesinden 5-6 el silahla atış sesi duyduğunu, ateş edeni görmediğini fakat telefonla görüştüğü tanık ...’nın ateş edenin sanık olduğunu söylediğini, 155’i arayarak durumu anlattığını, inceleme dışı mağdur ...’dan eve gelmesini istediğini, ... eve geldikten yarım saat sonra sanığın, atölyesinden ev telefonunu aradığını, telefonda kendisine “Seni öldüreceğim, ananı avradını sinkaf edeceğim!” dediğini, telefonu kapamasına rağmen sanığın birkaç kez daha aramayı sürdürdüğünü, son olarak telefonu açan inceleme dışı mağdur ...’yı da öldürmekle tehdit ettiğini, saat 23.00 sıralarında tanık Bora’nın ...’yı cep telefonundan arayarak sanığın inceleme dışı mağdur...’ü tehdit ettiğini aktardığını, bunun üzerine ...’nın evden çıktığını,
Tanık ... Güney soruşturma aşamasında; sanığın amcası olduğunu, olay günü saat 20.00 sıralarında yengesi Behice'nin kendisini telefonla arayarak sanığın kendisini tehdit ettiğini aktardığını, tam o esnada silah sesleri duyduğunu, balkona çıktığında sanığın silahla ateş ettiğini gördüğünü, ardından sanığın silahı beline takarak olay yerinden uzaklaştığını, toplam 5-6 el atış sesi duyduğunu, kovuşturma aşamasında ise sanığın akrabası olması nedeniyle tanıklık yapmadığı,
İnceleme dışı mağdur ... aşamalarda; olay tarihinde saat 20.00 sıralarında yengesi Behice’nin kendisini telefonla arayarak “Amcan evimize geldi, içeri almayınca binadan dışarı çıktı, havaya silah sıktı, bize gel çabuk, korkuyorum.” dediğini, mağdur ...’nin evine giderek oturduğunu, yarım saat sonra sanığın, mağdurun ev telefonunu 5-6 defa arayarak mağduru ölümle tehdit ettiğini, telefonlardan birisini kendisi açtığında da sanığın “Hepinizi öldüreceğim, sizi keseceğim, o…çocukları, şerefsizler, hepiniz öleceksiniz!” dediğini, birkaç saat sonra da kardeşi olan tanık Bora’nın kendisini aradığını ve babaları olan inceleme dışı mağdur ...’nın sanık tarafından silahla tehdit edildiğini söylediğini,
İnceleme dışı mağdur ... aşamalarda; sanığın öz kardeşi olduğunu, olay günü akşam saat 20.00 sıralarında sanığın kendisini telefonla arayarak “Abi, eski eşimden sevmek için köpek istemeye gittim, vermediler, beni polise şikâyet etmişler, polisler şu an dükkânımın önünde beni bekliyorlar, buraya gel bana yardım et.” dediğini, sanığın atölyesine gidip birkaç saat konuşarak dertleştiklerini, gece saat 00.00 sıralarında bir anda sanığın ayağa kalkarak masanın üzerindeki Beretta marka silahı alıp başına dayadığını, “Düş lan önüme!” diyerek silahla kendisini iteklediğini, “Onları evden çıkarıp aşağı indireceksin, önce seni sonra onları öldüreceğim!” dediğini ve yürümeye başladıklarını, bir ara sanığın boşluğundan faydalanarak elini kıvırıp silahı sanıktan aldığını, sanıkla boğuşmaları esnasında oğlu Bora’nın kendisini araması üzerine telefonu açtığını, telefonun açık vaziyette yere düştüğünü, oğlundan bulunduğu yere gelmesini istediğini, silah kendisinde olduğu hâldeyken ayağa kalktığını ve bu esnada sanığın olay yerinden kaçarak uzaklaştığını,
Beyan etmişlerdir.
Sanık soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcılığında; mağdur ...’nin eski eşi olduğunu, çocukları ve köpeğinin onda kaldığını, olay öncesi iki gün boyunca alkol aldığını, olay günü akşam saatlerinde mağdurun evine giderek çocuklarını ve köpeğini görmek istediğini, ancak kapıyı kendisine açmadıklarını, mağdurun, köpeğin havlama sesini kastederek kendisine hitaben “Köpeğin sesini duydun, bu sana yeter.” dediğini, bunun üzerine doğruca atölyeye geri döndüğünü ve daha çok alkol almaya başladığını, atölyeden mağduru arayarak sadece köpeği ve çocukları görmek istediğini söylediğini, ancak mağdurun olumsuz cevap verdiğini, oğlu Serhat’ın telefonu alarak kendisine ağza alınmayacak küfürler ettiğini, kısa bir süre sonra atölyedeyken abisi...’ün yanına gelerek “Gidelim konuşalım, çocukların ile aranı düzelteyim.” dediğini, bunun üzerine yola çıktıklarını, ancak bunun yanlış olduğunu düşünerek geri dönmek isteyince abisi ile tartıştıklarını ve abisinin kendisine bir kaç kez vurduğunu, atölyeye geri dönüp kapıyı kapattığını ve sonrasını hiç hatırlamadığını, sorguda; kuru sıkı tabancanın kendisine ait olduğunu, kovuşturma aşamasında ise önceki beyanlarının doğru olduğunu, şekeri yüksek olduğu için fazla konuşamadığını, amatem ilaçları cezaevinde verilmediği için tedirginlik yaşadığını, polislere darp etmesinin mümkün olmadığını,
Savunmuştur.
TCK’nın “Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar” başlıklı 73. maddesi;
“(1) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olan suç hakkında yetkili kimse altı ay içinde şikâyette bulunmadığı takdirde soruşturma ve kovuşturma yapılamaz.
(2) Zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla bu süre, şikâyet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar.
(3) Şikâyet hakkı olan birkaç kişiden birisi altı aylık süreyi geçirirse bundan dolayı diğerlerinin hakları düşmez.
(4) Kovuşturma yapılabilmesi şikâyete bağlı suçlarda kanunda aksi yazılı olmadıkça suçtan zarar gören kişinin vazgeçmesi davayı düşürür ve hükmün kesinleşmesinden sonraki vazgeçme cezanın infazına engel olmaz.
(5) İştirak halinde suç işlemiş sanıklardan biri hakkındaki şikâyetten vazgeçme, diğerlerini de kapsar.
(6) Kanunda aksi yazılı olmadıkça, vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı etkilemez.
(7) Kamu davasının düşmesi, suçtan zarar gören kişinin şikâyetten vazgeçmiş olmasından ileri gelmiş ve vazgeçtiği sırada şahsi haklarından da vazgeçtiğini ayrıca açıklamış ise artık hukuk mahkemesinde de dava açamaz.” şeklinde olup anılan maddenin dördüncü fıkrasında kovuşturulması şikâyete bağlı suçlardan şikâyetten vazgeçmenin davayı düşüreceği ancak hükmün kesinleşmesinden sonraki vazgeçmenin infaza engel olmayacağı hükme bağlanmıştır.
Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete tabi suçlarda şikâyet hakkına sahip olan mağdur veya suçtan zarar gören aynı zamanda bu hakkından vazgeçme hakkına da sahiptir. Şikâyetten vazgeçme, şikâyet hakkı usulüne uygun olarak kullanıldıktan sonra şikâyetin geçersizliğini engellemek amacıyla yapılan bir irade açıklamasından ibarettir. Ceza Genel Kurulunun 04.05.1992 tarihli ve 112-134 sayılı kararında da açıklandığı üzere şikâyet hakkına sahip olanlar vazgeçme iradesini hiçbir duraksamaya yol açmayacak şekilde açıklamalıdır. Meşruhatlı davetiyeye rağmen duruşmaya gelmemek zımnen vazgeçme olarak kabul edilemez.
Şikâyetten vazgeçme için bir zaman sınırlaması söz konusu olup hükmün kesinleşmesine kadar bu hak kullanılabilir.
Öte yandan anılan maddenin altıncı fıkrasında kanunda aksi yazılı olmadıkça şikâyetten vazgeçilmesinin onu kabul etmeyen sanığı etkilemeyeceği düzenlemesi yer almaktadır. Vazgeçmeyi kabul edip etmeme sanığın tekelinde olan bir hak olup sanık müdafisinin bu konuda açıkça yetkilendirilmiş olması gerekmektedir. Kabul açıklaması bir şekle bağlı olmayıp yazılı bir beyanla veya duruşma sırasında şifahen yapılabileceği gibi vazgeçme iradesinin açıkça ortaya konulduğu oturumda buna itiraz edilmemesi suretiyle zımnen de gerçekleşebilir.
Diğer taraftan anılan maddenin dördüncü ve altıncı fıkrasındaki düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, şikâyetten vazgeçmenin kendiliğinden hukuki sonuç doğurmayacağı, sanığın açık ya da örtülü kabulü doğrultusunda kovuşturmanın seyrinin belli olacağı anlaşılmaktadır. Öğretide vazgeçmenin geçerliliği kabul şartına bağlanarak, bir yandan şikâyetçinin masum bir kişiyi affetmiş gibi görünmesinin engellenmeye çalışıldığı, bir yandan da sanığın korunduğu görüşü yer almaktadır (Kunter/Yenisey’den akt. Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 2017, Seçkin Yayınevi, s. 735). Zira doğrudan beraat kararı verilmesi gereken bir hâlin veya yargılama sonunda toplanan deliller doğrultusunda sanığın daha lehine olan beraat kararının çıkması mümkün olup beraat edeceğini düşünen sanık vazgeçmeyi kabul etmeyerek şikâyete konu yargılamadan aklanabilir. Dolayısıyla sanığın, açıkça beyanda bulunması veya şikâyetçinin vazgeçmesine karşı gelmemesi gibi örtülü yollardan vazgeçmeyi kabul etmesi hâlinde davanın düşmesi gerekmektedir. Lâkin vazgeçme kabul edilmemiş ise yargılamaya devam olunmalı, suçun sabit olmadığının anlaşılması hâlinde sanığın beraatına, suçun sabit olduğunun anlaşılması durumunda ise mahkûmiyet yerine davanın düşmesine karar verilmelidir. Çünkü şikâyetten vazgeçilmesiyle, kamu yararından ziyade bireyin çıkarını daha yakından ilgilendiren suçlar bakımından failin cezalandırılmasında kamu düzeni bakımından zorunluluk kalmamıştır. Kanun'un altıncı fıkrasındaki "etkilemez" ibaresini yasa koyucu sanık lehine düzenlemiş olup bunun aleyhe yorumlanamayacağı ve yargılanarak aklanma hakkı bulunan sanığın gerekirse cezalandırmayı göze aldığı sonucuna ulaşılamayacağı kabul edilmelidir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Olay günü saat 19.30 sıralarında sanığın boşanmış olduğu eşi mağdur ...’nin evine alkollü bir şekilde geldiği, kapı ziline basarak mağdurdan kapıyı açmasını istediği, mağdurun kapıyı açmaması üzerine bu duruma sinirlenerek yanında bulunan kuru sıkı tabancayla evin önünde havaya doğru 5-6 el ateş ettiği, mağdur ...’nin korkması nedeniyle inceleme dışı mağdur ...’yı arayarak evine gelmesini istediği, ... eve geldikten yarım saat kadar sonra sanığın telefonla mağduru arayarak "Seni öldüreceğim, ananı avradını sinkaf edeceğim!" şeklinde sözler söylediği, telefonla birkaç kez daha araması üzerine son olarak mağdur ...’nin yanında bulunan ve telefonu açan inceleme dışı mağdur ...’ya karşı da "Hepinizi öldüreceğim, o… çocukları, şerefsizler!" dediği, daha sonra abisi olan inceleme dışı mağdur...’ü cep telefonundan arayarak iş yerine çağırdığı, inceleme dışı mağdur...’ün sanığın iş yerine gelerek onu sakinleştirmeye çalıştığı, konuşma sırasında sanığın yanında bulunan silahı...'ün başına dayayıp "Düş lan önüme!" diyerek dışarı çıkardığı, "Onları evden çıkarıp aşağıya indireceksin, önce seni sonra onları öldüreceğim!" dediği, yolda yürüdükleri sırada sanığın bir anlık dalgınlığından faydalanan inceleme dışı mağdur...’ün boğuşarak silahı sanıktan aldığı, olay yerinden uzaklaşan sanığın daha sonra karakola gelerek şikayette bulunan mağdur ile inceleme dışı mağdurlara saldırdığı ve görevli memurlara tehdit ve hakaretlerde bulunduğu anlaşılan olayda;
İnceleme dışı mağdurlar ... ve...’ün mağdur ...’yi destekleyen ve olay örgüsü içinde tutarlılık gösteren anlatımlarına itibar edilmemesini gerektirecek bir sebep bulunmaması, sanığın mağduru aradığını söylemesi, mağdurun belirttiği şekilde evinin önünde gaz tabancasıyla atılan boş kovanların bulunmuş olması ve sanığın olay esnasında yüksek miktarda alkol kullanmış olduğunun anlaşılması karşısında, mağdur ...’nin aşamalarda istikrar gösteren beyanlarına üstünlük tanınarak sanığın mağduru telefonla arayıp hakaret ettiği iddiasının şüpheye yer bırakmayan kesin ve inandırıcı delillerle ispatlandığı anlaşılmıştır.
Öte yandan mağdurun yargılama aşamasında sanık hakkındaki şikâyetinden vazgeçmesi, TCK’nın 74. maddesinin altıncı fıkrasına göre kanunda aksi yazılı olmadıkça şikâyetten vazgeçmenin bunu kabul etmeyen sanığı etkilemeyeceğinin düzenlenmiş olması ve anılan Kanun hükmünün amacının yargılama sonucunda beraat etme ihtimali bulunan sanık hakkında yargılamaya devam olunarak suçun sabit olmaması hâlinde sanığın beraatına, sabit olduğunun anlaşılması durumunda ise cezalandırma zorunluluğu ortadan kalktığı için davanın düşmesine karar verilmesini gerektirmesi karşısında, her ne kadar sanık şikâyetten vazgeçmeyi kabul etmemiş ise de yargılama sonucu yukarıda belirtildiği şekilde sanığın atılı suçu işlediğinin sabit olması nedeniyle beraat etme ihtimalinin bulunmadığı, ancak TCK'nın 73. maddesinin dördüncü ve CMK'nın 223. maddesinin sekizinci fıkraları uyarınca, kovuşturma şartının ortadan kalkması ve bir düşme sebebi bulunduğundan davanın düşmesine karar verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulü ile sanık hakkında mağdur ...’ye yönelik hakaret suçundan kurulan hükme ilişkin Özel Daire kararının kaldırılmasına, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu hususta Ceza Genel Kurulunca karar verilmesi mümkün olup yargılama aşamasında her ne kadar sanık şikâyetten vazgeçmeyi kabul etmemiş ise de sanığın kovuşturulması şikâyete bağlı hakaret suçunu işlediği sabit olduğundan davanın düşmesine karar verilmiştir.
Şikâyete tabi olan hakaret suçunda kovuşturma aşamasında katılanın şikâyetinden vazgeçmesi üzerine sanığın vazgeçmeyi kabul etmemesi durumunda sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilemeyeceği sonucuna oy birliğiyle; verilmesi gereken hükmün düşme olması gerektiği sonucuna ise oy çokluğuyla ulaşılmış olup bu hususa ilişkin çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; "Sanık hakkında cezalandırma şartı bulunmadığından ceza verilmesine yer olmadığına hükmedilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 03.07.2018 tarih ve 6357-10838 sayılı bozma ilamının KALDIRILMASINA,
3- Denizli 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.09.2014 tarihli ve 25-404 sayılı hükmünün, mağdur ...'nın kovuşturma aşamasında şikâyetinden vazgeçmesi karşısında her ne kadar sanık şikâyetten vazgeçmeyi kabul etmemiş ise de sanığın kovuşturulması şikâyete bağlı hakaret suçunu işlediği sabit olduğundan davanın düşmesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, ancak, yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda 1412 sayılı CMUK'nın, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün olduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının TCK'nın 73/4 ve CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 15.10.2020 tarihinde yapılan müzakerede, sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilemeyeceği yönünden oy birliğiyle, düşme kararı mı yoksa ceza verilmesine yer olmadığı kararı mı verilmesi gerektiği hususunda ise oy çokluğuyla karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Hukuku Genel Hükümler
Önödeme kurumunun uygulanması ve sonuçları hakkında; I. Önödeme şartlarının yerine getirilmesi, suçtan zarar görenin tazminat talep etme hakkını ortadan kaldırmaz. II. Önödeme yapılması, suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesine engel değildir. III. Önödeme önerisi sadece soruşturma aşamasında savcı tarafından yapılabilir, kovuşturma aşamasında yapılamaz. ifadelerinden hangisi/hangileri doğrudur?
A) I ve II
B) II ve III
C) I ve III
D) Yalnız I
E) Yalnız II
Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.