Türk Ceza Kanunu 75. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 75- (1) Uzlaşma kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, yalnız adlî para cezasını gerektiren veya kanun maddesinde öngörülen hapis cezasının yukarı sınırı altı ayı aşmayan suçların faili;[24]
a) Adlî para cezası maktu ise bu miktarı, değilse aşağı sınırını,
b) Hapis cezasının aşağı sınırının karşılığı olarak her gün için yüz Türk Lirası üzerinden bulunacak miktarı,[25]
c) Hapis cezası ile birlikte adlî para cezası da öngörülmüş ise, hapis cezası için bu fıkranın (b) bendine göre belirlenecek miktar ile adlî para cezasının aşağı sınırını,
Soruşturma giderleri ile birlikte, Cumhuriyet savcılığınca yapılacak tebliğ üzerine on gün içinde ödediği takdirde hakkında kamu davası açılmaz. (Ek cümleler:17/10/2019-7188/16 md.) Failin on gün içinde talep etmesi koşuluyla bu miktarın birer ay ara ile üç eşit taksit hâlinde ödenmesine Cumhuriyet savcısı tarafından karar verilir. Taksitlerin süresinde ödenmemesi hâlinde önödeme hükümsüz kalır ve soruşturmaya devam edilir. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/12 md.) Taksirli suçlar hariç olmak üzere, önödemeye bağlı olarak kovuşturmaya yer olmadığına veya kamu davasının düşmesine karar verildiği tarihten itibaren beş yıl içinde önödemeye tabi bir suçu işleyen faile bu fıkra uyarınca teklif edilecek önödeme miktarı yarı oranında artırılır.
(2) Özel kanun hükümleri gereğince işin doğrudan mahkemeye intikal etmesi halinde de fail, hakim tarafından yapılacak bildirim üzerine birinci fıkra hükümlerine göre saptanacak miktardaki parayı yargılama giderleriyle birlikte ödediğinde kamu davası düşer.
(3) Cumhuriyet savcılığınca madde kapsamına giren suç nedeniyle önödeme işlemi yapılmadan dava açılması veya dava konusu fiilin niteliğinin değişmesi suretiyle madde kapsamına giren bir suça dönüşmesi halinde de yukarıdaki fıkra uygulanır.
(4) Suçla ilgili kanun maddesinde yukarı sınırı altı ayı aşmayan hapis cezası veya adlî para cezasından yalnız birinin uygulanabileceği hallerde ödenmesi gereken miktar, yukarıdaki fıkralara göre adlî para cezası esas alınarak belirlenir.[26]
(5) Bu madde gereğince kamu davasının açılmaması veya ortadan kaldırılması, kişisel hakkın istenmesine, malın geri alınmasına ve müsadereye ilişkin hükümleri etkilemez.
(6) (Ek: 24/11/2016-6763/12 md.) Bu madde hükümleri;
a) Bu Kanunda yer alan;[27]
1. Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi (98 inci maddenin birinci fıkrası),
2. (Ek:7/11/2024-7531/15 md.) (Değişik:24/12/2025-7571/16 md.) Hakaret (üçüncü fıkranın (a) bendi hariç, madde 125),
3. Genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması (madde 171),
4. Çevrenin taksirle kirletilmesi (182 nci maddenin birinci fıkrası),
5. Özel işaret ve kıyafetleri usulsüz kullanma (264 üncü maddenin birinci fıkrası),
6. Suçu bildirmeme (278 inci maddenin birinci ve ikinci fıkraları),
suçları,
b) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 108 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan suç,
c) (Ek:17/10/2019-7188/16 md.) 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 74 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan suç,
d) (Ek:17/10/2019-7188/16 md.) 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanununun 32 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan suç,
bakımından da uygulanır. Bu fıkra kapsamındaki suçların beş yıl içinde tekrar işlenmesi hâlinde fail hakkında aynı suçtan dolayı önödeme hükümleri uygulanmaz.
(7) (Ek: 24/11/2016-6763/12 md.) Ödemede bulunulması üzerine verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar ile düşme kararları, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi hâlinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.
İKİNCİ KİTAP
Özel Hükümler
BİRİNCİ KISIM
Uluslararası Suçlar
BİRİNCİ BÖLÜM
Soykırım ve İnsanlığa Karşı Suçlar
Soykırım
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
69 karar eşleşti
2. Ceza Dairesi, 2020/27848 E., 2021/520 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
Kabule göre de, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun ön ödemeyi düzenleyen 75. maddesinin, 02/12/2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 12.
2. Ceza Dairesi 2020/27848 E. , 2021/520 K.
"İçtihat Metni"
Muhafaza görevinin kötüye kullanılması suçundan sanık ...'nun, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 289/3, 62 ve 52/2. maddeleri gereğince 500,00 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına dair Antalya 18. Asliye Ceza Mahkemesinin 23/11/2018 tarihli ve 2016/336 Esas, 2018/849 sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 11/12/2019 gün ve 68-2019 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18/12/2019 gün ve 2019/128565 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu.
Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;
Muhafaza görevinin kötüye kullanılması suçundan sanık ...'nun, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 289/3, 62 ve 52/2. maddeleri gereğince 500,00 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına dair Antalya 18. Asliye Ceza Mahkemesinin 23/11/2018 tarihli ve 2016/336 Esas, 2018/849 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
Dosya kapsamına göre, yedieminlik kurumunun yediemine yalnızca kendisine teslim edilen hacizli malı saklama ve istendiğinde iade etme yükümlülüğü yüklediği, yedieminin malları satış yerine götürme yükümlülüğünün bulunmadığı, salt hacizli malların satış yerine götürülmemesinin suçun maddi öğesini oluşturmaması karşısında, mahcuzları satış mahalline götürme yükümlülüğü bulunmayan sanığın aşamalardaki savunmalarında suça konu malların halen kendisinde bulunduğunu belirtmesi karşısında; savunmalarının doğruluğu araştırılıp, mahcuzlar üzerinde teslim amacı dışında tasarrufta bulunup bulunmadığı, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle kaybolmalarına veya bozulmalarına neden olup olmadığı belirlendikten sonra sonucuna göre hukukî durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden eksik araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmesinde,
Kabule göre de, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun ön ödemeyi düzenleyen 75. maddesinin, 02/12/2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile değiştirilerek uzlaşma kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, yalnız adlî para cezasını gerektiren veya kanun maddesinde öngörülen hapis cezasının yukarı sınırı altı ayı aşmayan suçların ön ödeme kapsamına alınması karşısında, 5237 sayılı Kanun'un 289/3. maddesinde tanımlanan suçun bu kapsamda kaldığı ve karar tarihi itibariyle 6763 sayılı Kanun ile değişik 5237 sayılı Kanun'un 75. maddesinin yürürlükte olduğu gözetilmeden, mahkemece sanığa usulüne uygun şekilde ön ödeme ihtarı yapılıp sonucuna göre sanığın hukukî durumunun takdir ve değerlendirilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinde, isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Dosya kapsamına göre, yedieminlik kurumunun yediemine yalnızca kendisine teslim edilen hacizli malı saklama ve istendiğinde iade etme yükümlülüğü yüklediği, yedieminin malları satış yerine götürme yükümlülüğünün bulunmadığı, salt hacizli malların satış yerine götürülmemesinin suçun maddi öğesini oluşturmaması karşısında, mahcuzları satış mahalline götürme yükümlülüğü bulunmayan sanığın aşamalardaki savunmalarında suça konu malların halen kendisinde bulunduğunu belirtmesi karşısında; savunmalarının doğruluğu araştırılıp, mahcuzlar üzerinde teslim amacı dışında tasarrufta bulunup bulunmadığı, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle kaybolmalarına veya bozulmalarına neden olup olmadığı belirlendikten sonra sonucuna göre hukukî durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden, eksik araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmesi,
Kabule göre de, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun ön ödemeyi düzenleyen 75. maddesinin, 02/12/2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile değiştirilerek uzlaşma kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, yalnız adlî para cezasını gerektiren veya kanun maddesinde öngörülen hapis cezasının yukarı sınırı altı ayı aşmayan suçların ön ödeme kapsamına alınması karşısında, 5237 sayılı Kanun'un 289/3. maddesinde tanımlanan suçun bu kapsamda kaldığı ve karar tarihi itibariyle 6763 sayılı Kanun ile değişik 5237 sayılı Kanun'un 75. maddesinin yürürlükte olduğu gözetilmeden, mahkemece sanığa usulüne uygun şekilde ön ödeme ihtarı yapılıp sonucuna göre sanığın hukukî durumunun takdir ve değerlendirilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi nedeniyle kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden (ANTALYA) 18. Asliye Ceza Mahkemesinden kesin olarak verilen 23.11.2018 tarihli, 2016/336 Esas ve 2018/849 Karar sayılı kararın 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca BOZULMASINA, aynı maddenin 4. fıkra (b) bendi uyarınca sonraki işlemlerin yerel mahkemece yerine getirilmesine, 19/01/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
6. Ceza Dairesi, 2024/5849 E., 2025/2120 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
3- 5237 sayılı Kanun'un ön ödemeyi düzenleyen 75. maddesinin, 02.12.2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 12.
6. Ceza Dairesi 2024/5849 E. , 2025/2120 K.
"İçtihat Metni"
KANUN YARARINA BOZMA
6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar İle Diğer Aletler Hakkında Kanun’a (6136 sayılı Kanun) muhalefet ve tehdit suçlarından sanık ...'in, 6136 sayılı Kanun'un 15/4 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 106/1-2. cümle, 43/2, 62/1 (2 kez) ve 52/2. maddeleri gereğince 75 tam gün karşılığı adli para cezası ve 600,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl denetim süresine tabi tutulmasına dair İstanbul 54. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.01.2015 tarihli ve 2013/437 Esas, 2015/20 sayılı Kararının 28.01.2015 tarihinde kesinleşmesini müteakip, sanığın denetim süresi içerisinde 05.02.2017 tarihinde kasıtlı bir suç işlediğinin ihbarı üzerine yapılan yargılama sonucunda, hükmün açıklanması ile adı geçen sanığın 6136 sayılı Kanun'un 15/4 ve 5237 sayılı Kanun’un 106/1-2. cümle, 43/2, 62/1 (2 kez) ve 52/2 (2 kez). maddeleri gereğince 1.500,00 Türk Lirası ve 600,00 Türk Lirası adli para cezaları ile cezalandırılmasına ilişkin İstanbul 54. Asliye Ceza Mahkemesinin 09.05.2023 tarihli ve 2023/241 Esas, 2023/251 sayılı Kararına karşı, Adalet Bakanlığı'nın 19.10.2024 günlü ve 94660652-105-34-22767-2023-KYB sayılı yazısı ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 22.11.2024 günlü ve 2024/108208 sayılı ihbarnamesiyle Dairemize gönderildiği,
MEZKUR İHBARNAMEDE;
Dosya aslının, görevi yaptırmamak için direnme suçu yönünden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istinaf edilmesi üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine gönderildiği anlaşılmakla, onaylı dosya sureti üzerinden yapılan incelemede;
İstanbul 54. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.01.2015 tarihli kararıyla, sanık hakkında 6136 sayılı Kanun'un 15/4 ve 5237 sayılı Kanun’un 62/1. maddeleri gereğince tayin olunan 75 gün adli para cezasının, aynı Kanun'un 52/2. maddesi uyarınca gün sayısının takdir edilecek miktar ile çarpılması suretiyle adli para cezasına çevrilmesi gerektiğinin gözetilmemesinde isabet görülmemiş ise de; hükmün açıklanmasına ilişkin aynı Mahkemenin 09.05.2023 tarihli kararıyla anılan eksikliğin giderilmiş olduğu gözetilerek yapılan incelemede;
Dosya kapsamına göre;
1-İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 26.11.2013 tarihli ve 2013/151421 Soruşturma, 2013/59737 Esas, 2013/19343 sayılı İddianame ile sanığın, 6136 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan cezalandırılması için kamu davası açılmadığı halde, 5271 sayılı Kanun’un 225/1. maddesinde yer alan, "Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir." şeklindeki düzenlemeye aykırı olarak, hakkında açılmış dava bulunmayan anılan suçtan cezalandırılmasına karar verilmesinde,
2- Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 12.05.2015 tarihli ve 2015/19047 Esas, 2015/1279 Karar sayılı ilâmında yer alan, "...Sanığın, hakkında rapor düzenlenmesi için hastaneye götürüldüğünde, şikâyetçi M.N.'nin sanığın tüm şikâyetlerini rapora yazacağını belirtmesine rağmen, sanığın şikâyetçiye kolunu hiç kullanamadığını tekrarlayarak rapora bu hususu yazdırmak istediğini beyan ettiği, ancak muayene olmak için sedyeye oturmadığı, bu nedenle müştekinin sanığın muayenesini yapamadığı, ardından sanığın şikâyetçiye "ben kolumu feda ettim, seni mi feda etmeyeceğim, seninle görüşeceğiz" şeklinde tehdit eyleminde bulunduğunun anlaşılması ve sanığın bu eylemini müştekinin görevini yaptırmamak amacıyla gerçekleştirmemesi karşısında, tehdit yerine, görevi yaptırmamak için direnme suçundan mahkumiyet hükmü kurulması... BOZULMASINA..." şeklindeki açıklamalar nazara alındığında,
Sanığın, inceleme dışı diğer sanıkla birlikte yoldan geçen kadınlara laf atmak suretiyle rahatsızlık vermesi sebebiyle olay yerine gelen görevli polis memurlarının, sanıkları uyarması ve üstlerini aramak istemeleri üzerine, sanıkların "siktirin gidin, siz bize karışamazsınız, bizim Ankara'da tanıdıklarımız var, üstümüzü arayamazsınız" diyerek elleriyle polis memurlarının görevini yapmalarını engellemeleri şeklinde gerçekleştiği iddia ve kabul edilen somut olayda, Mahkemece sanığın görevi yaptırmamak için direnme suçunun yanında tehdit suçundan da mahkumiyetine karar verilmiş ise de,
Suça konu, "siktirin gidin, siz bize karışamazsınız, bizim Ankara'da tanıdıklarımız var, üstümüzü arayamazsınız" şeklindeki ifadelerin, görevi yaptırmamak amacıyla sarf edilmiş olması ve görevi yaptırmamak için direnme suçunun tehdit unsurunu oluşturması karşısında, sanığın eyleminin bir bütün olarak görevi yaptırmamak için direnme suçunu oluşturacağı gözetilmeden, sanığın tehdit suçundan da mahkumiyetine karar verilmesinde,
Kabule göre de;
3- 5237 sayılı Kanun'un ön ödemeyi düzenleyen 75. maddesinin, 02.12.2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile değiştirilerek uzlaşma kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, yalnız adlî para cezasını gerektiren veya kanun maddesinde öngörülen hapis cezasının yukarı sınırı altı ayı aşmayan suçların ön ödeme kapsamına alınması karşısında, sanığın üzerine atılı 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçunun cezasının uygulanan kanun maddesine göre üç aya kadar hapis veya adli para cezası olması nazara alındığında, bu suçun 5237 sayılı Kanun'un 75. maddesi kapsamına girip ön ödemeye tabi bulunduğu cihetle, mahkemece sanığa usulüne uygun şekilde ön ödeme ihtarı yapılıp, sonucuna göre hukuki durumunun takdir ve değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde, isabet görülmediğinden anılan kararın bozulması gerektiğinin ihbar olunduğu anlaşılmıştır.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dosya aslının, görevi yaptırmamak için direnme suçu yönünden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istinaf edilmesi üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine gönderildiği anlaşılmakla, onaylı dosya sureti üzerinden yapılan incelemede;
I- Tehdit Suçundan Kurulan Hükme Yönelik Kanun Yararına Bozma Talebine İlişkin Yapılan İncelemede;
Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ihbar yazısı incelenen dosya kapsamına göre yerinde görüldüğünden KABULÜ ile, sanık ... hakkında tehdit suçu yönünden İstanbul 54. Asliye Ceza Mahkemesinin 09.05.2023 tarihli ve 2023/241 Esas, 2023/251 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309. maddesinin 3. fıkrası uyarınca BOZULMASINA, 5271 sayılı Kanun’un 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca bozma nedeninin sanığın cezasının kaldırılmasını gerektirdiği belirlendiğinden; hüküm fıkrasında (A) numara ile belirtilmiş olan sanığın "tehdit" suçundan mahkûmiyetine ilişkin bölümün tamamen ORTADAN KALDIRILMASINA, tayin olunan cezanın çektirilmemesine, hukuka aykırılığın bu şekilde giderilmesine, infazın belirlenen şekilde yapılmasına, kararın diğer kısımların aynen bırakılmasına, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,
II- 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar İle Diğer Aletler Hakkında Kanun’a muhalefet Suçundan Kurulan Hükme Yönelik Kanun Yararına Bozma Talebine İlişkin Yapılan İncelemede;
Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ihbar yazısı incelenen dosya kapsamına göre yerinde görüldüğünden KABULÜ ile, İstanbul 54. Asliye Ceza Mahkemesinin 09.05.2023 tarihli ve 2023/241 Esas, 2023/251 sayılı Kararının 5271 sayılı Kanun’un 309. maddesinin 3. fıkrası uyarınca BOZULMASINA, aynı maddenin 4. fıkra (b) bendi uyarınca uyarınca gerekli işlemlerin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 3 no’lu kanun yararına bozma istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına
24.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2019/414 E., 2021/349 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza
tam metni aç
"Sanıklar üzerine atılı suçun; 5187 sayılı Kanun'da öngörülen cezasının alt ve üst sınırları göze alındığında TCK'nın 75. maddesi gereği ön ödemeye tabi suçlardan olduğu, sanıklara çıkartılan ön ödeme tebliğlerinin bila tebliğ iade edildiği anlaşılmakla, mahkemece bu durumun tespitiyle sanıklara yeniden ön ödeme önerisinde bulunulduktan sonra 5237 sayılı Kanun'un 75.
Ceza Genel Kurulu 2019/414 E. , 2021/349 K.
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 19. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 209-270
Şikâyetçi : ...
5187 sayılı Basın Kanunu'nda düzenlenen "kimliğin açıklanmaması" suçundan sanık ...'in aynı Kanun’un 21/c maddesi uyarınca 10.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 10.06.2014 tarihli ve 56-203 sayılı hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 19. Ceza Dairesince 14.12.2017 tarih ve 5023-11160 sayı ile;
"Sanıklar üzerine atılı suçun; 5187 sayılı Kanun'da öngörülen cezasının alt ve üst sınırları göze alındığında TCK'nın 75. maddesi gereği ön ödemeye tabi suçlardan olduğu, sanıklara çıkartılan ön ödeme tebliğlerinin bila tebliğ iade edildiği anlaşılmakla, mahkemece bu durumun tespitiyle sanıklara yeniden ön ödeme önerisinde bulunulduktan sonra 5237 sayılı Kanun'un 75. maddesinde düzenlenen 10 günlük yasal süre beklenerek sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdiri yerine, yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü kurulması..." isabetsizliğinden oy birliğiyle bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 28.03.2018 tarih ve 23-124 sayı ile; sanıklar adına çıkarılan ön ödeme tebligatları sebebiyle TCK'nın 75 ve CMK’nın 223. maddeleri uyarınca muhakemenin durmasına karar verildikten sonra ön ödeme ihtaratının yerine getirilmemesi üzerine dosyayı yeniden ele alan Yerel Mahkemece 25.10.2018 tarih ve 209-270 sayı ile; sanığın 5187 sayılı Kanun’un 21/c, TCK’nın 62 ve 52/4. maddeleri uyarınca 8.333 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye karar verilmiştir.
Hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 19. Ceza Dairesince 25.03.2019 tarih ve 462-6168 sayı ile;
"5187 sayılı Basın Kanunu'nun 21. maddesinin (c) bendinde on sekiz yaşından küçük olan kişilerin fail veya mağdur olarak yer aldığı suçlarda, bu kişilerle ilgili olarak yapılacak haberlerde, kimliklerinin açıklanması veya kimliklerinin tanınmasına yol açacak şekilde yayın yapılması fiili suç olarak tanımlanmıştır. Bu suç ile korunan hukuki yarar, onsekiz yaşından küçük kişilerin, yani çocukların, fail veya mağdur olduğu suçlarla ilgili haberlerde kişilik haklarının korunmasıdır. Hukuka uygunluk sebeplerinin varlığı hâlinde ise suçun faili cezalandırılamaz.
Temel hak ve özgürlükler arasında düşünce ve kanaat açıklama özgürlüğünün önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu özgürlüğün kullanılabilmesinin en önemli ve etkin yollarından birisi basındır. Basın özgürlüğü; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir. Düşünceyi açıklama ve basın özgürlüğü, onu kullananlar açısından olduğu kadar gerçekleri öğrenmek özgürlüğüne sahip kişi ve kitleler açısından da temel hak niteliğindedir. O hâlde, basın özgürlüğü bir yönüyle halkı ilgilendiren haber ve görüşleri iletme özgürlüğüdür; diğer yönüyle ise, bu özgürlük, halkın bu bilgi ve görüşleri alma hakkıdır.
Toplumun ve insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek, doğru ve gerçeğe uygun bilgiler ile donatmak, yaşanan sorun, olay ve oluşumlar hakkında kamuoyunu nesnel bir biçimde aydınlatmak, düşünmeye yönlendirici tartışmalar açmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu suretle denetlemek durumunda olan basının sahip olduğu hakkı hukuka uygun bir biçimde kullandığının kabulü için; açıklama, eleştiri ve değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bağ bulunması, açıklamada küçültücü sözlerin kullanılmaması gerekmektedir. Ancak, basın özgürlüğünün bir dereceye kadar abartma hatta kışkırtmaya başvurma hakkını da içerdiği de unutulmamalıdır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13.02.2007 tarih ve 2007/7-28 E, 2007/34 K. sayılı kararında da; basının ödev ve sorumlulukları hususunda yapılan değerlendirmede;
'Geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır. Bunlar; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarıdır. Temelini Anayasa’nın 28. vd. maddelerinden alan ve 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 3. maddesinde düzenlenen bu haklar, basın yoluyla işlenen suçlarda, hukuka uygunluk nedenlerini oluşturur. Bilgiyi yayma, eleştirme ve yorumlama haklarının kabulü için, açıklama, eleştiri veya değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması, açıklamada 'küçültücü' sözlerin kullanılmaması gerekir.' denilmektedir.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Öte yandan yazılı ve görsel basın organlarının büyük çoğunluğunun haber yaptığı bu tür olaylarda 5187 sayılı Kanun ile benzer konularda hükümler içeren temel kanunları her olayın özelliğine göre ayrı ayrı değerlendirmek gerekir. Basının haber yapma ve yayma özgürlüğü kapsamında, bu tür haberlerin toplumsal bilgilendirme ve duyarlılığı artırma amacıyla gerçekleştirilen kamusal bir etkinlik olduğu, bu noktada kişilik hakları gibi bireysel temel hak ve özgürlükler ile basının haber yapma, dolayısıyla düşünce, bilgiye ulaşma ve fikir özgürlüğünün uzlaştırılması, aralarında adil bir dengenin sağlanması gerekmektedir.
Hemen belirtmek gerekmektedir ki; 5187 sayılı Kanun'un 21. maddesinin a ve b bentlerinde, yaş sınırı aranmaksızın, habere konu olanların sınırlı sayıda yazılı bazı suçların mağduru veya faili olmaları hâlinde, kimliklerinin açıklanmaması, gizlenmesi gerekliliğinin amacının; kişilerin 'ikincil mağduriyetlerine' yol açılmasının engellenmesi olduğu, aynı maddenin c fıkrasında ise herhangi bir suç türü belirtilmese de 18 yaşından küçüklerin kimliklerinin açıklanmasının yasaklanmasının amacının; gerçek kişiler için önlenmeye çalışılan ikincil mağduriyetin, 18 yaşından küçükler için sadece belli suçlarda değil, tüm suçlarda önlenmesi, küçüklerin başlarına gelen ve konusu suç oluşturan fiiller nedeniyle onları toplum içinde rencide olabilecekleri, geleceklerinde onları kötü anlamda etkileyebilecek bir takım sonuçlara yol açabilecek benzer ihtimaller karşısında savunmasız kalmalarını engellemek olduğu kanaatine varılmıştır.
Yukarıdaki açıklamalardan sonra somut olaya gelince;
Sanık ...'in sorumlu müdür olarak görev yaptığı ... Gazetesinin 29.10.2013 tarihli nüshasının 3. sayfasında yer alan 'Rotweiller, ...'ı bu hale getirdi' başlığı ile yayımlanan ve içeriğindeki '9 yaşındaki mağdur çocuk ...'in, kapısının önünde karşılaştığı köpeğin saldırması sonucu bacağından yaralandığına ve hastanede yattığına' ilişkin haberde, suçun mağduru olan küçüğün kimliğinin tanınmasına yol açacak derecede fotoğrafının yayımlanması ve isminin açıklanması olayında, haberin güncel ve gerçek olması, başka çocukların da aynı tehlikeye maruz kalmamaları için kamuoyunun ilgisini konu üzerine çekerek ilgililer hakkında denetim görevini üstlenmesi, haberde küçüğün hastanede ayağı sargılı fotoğrafının yayınlanmasındaki maksadın dikkat çekmek ve haberdeki çarpıcılığı artırmak yönündeki işlevi, haberin özetlenme ve açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması ve mağdur hakkında haber içeriğinde küçüğü küçültücü veya kişilik haklarını ihlal eden ifadelere yer verilmemesi, okuyucuda mağdurun hukuki yararının ihlal edildiği ve mağduriyetine yol açtığı izlenimi uyandırmadığı, sonuç olarak haberin verilme amacının kamu yararına hizmet etmesi nedenleriyle, sanık hakkında beraat yerine yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi," isabetsizliğinden oy çokluğuyla bozulmasına karar verilmiştir.
Daire Üyesi...;
"Sayın Çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık; taksirli suç mağduru olan küçüğe ilişkin haberde küçük mağdurun ad ve soyadı ile fotoğrafına yer verilmek suretiyle kimliğinin açıklanması fiilinin Basın Kanunu’nun 21/c maddesindeki suçu oluşturup oluşturmayacağına ilişkindir.
Bilindiği üzere, kimliğin açıklanma yasağına 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 21. maddesinde yer verilmiştir. Bu hükme göre;
'Süreli yayınlarda … on sekiz yaşından küçük olan suç faili veya mağdurlarının, kimliklerini açıklayacak ya da tanınmalarına yol açacak şekilde yayın yapanlar birmilyar liradan yirmimilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu ceza bölgesel süreli yayınlarda ikimilyar liradan, yaygın süreli yayınlarda onmilyar liradan az olamaz.'
Basın Kanunu’nun 21. maddesi ile getirilen 'kimlik açıklama yasağı' ilkesi, bir yönüyle Anayasa’nın 38/4. maddesinde ve AİHS m. 6/2’de güvence altına alınan suçsuzluk karinesini hayata geçirmeye yönelik bir düzenleme içermektedir. Anılan norm diğer yanıyla ise onsekiz yaşından küçük tüm suç faili ve mağdurların, bazı suçların ise sadece mağdurlarının kimliklerini açıklayacak şekilde yayın yapılması yasaklanmaktadır. Doktrinde bu korumanın önemine dikkat çekilerek, tüm sanıklar için sağlanması gerektiği ifade edilmektedir (Baştürk, İhsan: Basın Kanunu’nda Kimlik Açıklama Yasağına Aykırılık Suçu, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı 86, ... 2009, s. 133-134).
Basın Kanunu’nun 21. maddesinin (c) bendinde on sekiz yaşından küçük olan kişilerin fail veya mağdur olarak yer aldığı suçlarda, bu kişilerle ilgili olarak yapılacak haberlerde, kimliklerinin açıklanması veya kimliklerinin tanınmasına yol açacak şekilde yayın yapılması fiili suç olarak tanımlanmıştır. Bu norm ile kanun koyucunun çocukların kişilik haklarını korumak istemesi son derece isabetlidir. Kanun koyucu, küçüklerin her hangi bir suçun faili veya mağduru olmaları hâlinde, şahsiyet haklarının bütününün korunması ve reşit olmadan toplumdan suçlu veya suç mağduru damgası ile uzaklaştırılmasının engellenmesi için bu yasağı getirmiştir. Söz edilen suçun hukuki konusu, on sekiz yaşından küçük kişilerin yani çocukların fail veya mağdur olduğu suçlarla ilgili haberlerde, bu kişilerin kimliklerinin açıklanmaması ya da tanınmalarına yol açacak şekilde haber yapılmaması suretiyle bu kişilerin kişilik haklarının korunması, gelecekleri açısından doğabilecek olası olumsuz sonuçların ortaya çıkmasının daha ilk baştan engellenmesidir. Suçun maddi unsuru haberin kimliğin belirlenmesi sonucuna yol açacak şekilde yayımıdır. Küçükler yönünden yapılan bu düzenlemede 21. maddenin (a) ve (b) bentlerinde düzenlenen fiillerden farklı olarak, haberin konusunu oluşturan suç yönünden herhangi bir sınırlama veya belirlemeye yer verilmemiştir. Öte yandan suçun kasıtla mı işlendiği yoksa taksirle mi işlendiği hususunda da bir ayrım yapılmamıştır. Bu nedenle 21. maddenin (c) bendinde tanımlanan suçun, on sekiz yaşını tamamlamamış olan kişilerin fail veya mağdur olduğu herhangi bir suça ilişkin haberin veriliş şekli itibarıyla işlenmesi mümkündür (Baştürk, agm, s. 152-154). Kanun’un gerekçesinde de bu düzenleme ile on sekiz yaşından küçüklerin işlediği veya bunlara karşı işlenen suçlarla ilgili haberler değil, bu kişilerin tanıtılması ile kimliklerinin açıklanmasının yasaklandığı ve küçüklerin korunduğu belirtilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta, sanık ...'in sorumlu müdür olarak görev yaptığı ... Gazetesinin 29.10.2013 tarihli nüshasının 3. sayfasında yer alan 'Rotweiller, ...'ı bu hale getirdi' başlığı ile yayımlanan ve içeriğindeki '9 yaşındaki mağdur çocuk ...'in kapısının önünde karşılaştığı köpeğin saldırması sonucu bacağından yaralandığına' ilişkin haberde, suçun mağduru olan küçüğün kimliğinin tanınmasına yol açacak derecede fotoğrafının yayımlanması ve isminin açıklanması olayında, haberin güncel ve gerçek olması, kamuoyunun ilgisini konu üzerine dikkat çekerek ilgililer hakkında denetim görevini üstlenmesi, haberde küçüğün fotoğrafının yayınlanmasındaki maksadın dikkat çekmek ve haberdeki çarpıcılığı artırmak yönündeki işlevi, haberin özetlenme ve açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması ve mağdur hakkında haber içeriğinde küçüğü küçültücü veya kişilik haklarını ihlal eden ifadelere yer verilmemesi, okuyucuda mağdurun hukuki yararının ihlal edildiği ve mağduriyetine yol açtığı izlenimi uyandırmadığı, sonuç olarak haberin verilme amacının kamu yararına hizmet etmesi,
Kanun koyucunun anılan düzenleme ile getirdiği yasak mutlak bir yasak olup, suç mağduru veya faili küçüklerin haklarının korunması amacına yöneliktir. Bu itibarla, anılan suçlarda basın özgürlüğünün korunması, kamunun haber hakkı veya kişilik haklarının ve kamu yararının korunması arasında bir denge sağlanması gerekliliğinden hareketle haberin verilişinde hukuka uygunluk sebebi bulunabileceği de düşünülemeyecektir. Öte yandan kişilik haklarının somut olarak ihlal edilip edilmediği yani neticenin meydana gelip gelmediğinin ispatı da gerekmeyecektir. Kısacası kanun koyucu anılan norm ile küçüğün yararlarını kamu yararından ve basın özgürlüğünden daha üstün tutmuştur. Sonuç olarak, söz edilen kimlik açıklama yasağı 'mutlak nitelikte' olup bu yasağa aykırılığın objektif olarak gerçekleştiği fiillerin atılı suçu unsurları yönünden oluşturacağı kuşkusuzdur.
Açıklanan sebeplerle, sanıkların fiilinin Basın Kanunu’nun 21/c. maddesindeki suçu oluşturacağı ve mahkûmiyet hükmünün onanmasına karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 11.05.2019 tarih ve 106580 sayı ile;
"...Bilindiği üzere, kimliğin açıklanma yasağına 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 21. maddesinde yer verilmiştir. Bu hükme göre; 'Süreli yayınlarda … on sekiz yaşından küçük olan suç faili veya mağdurlarının, kimliklerini açıklayacak ya da tanınmalarına yol açacak şekilde yayın yapanlar birmilyar liradan yirmimilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu ceza bölgesel süreli yayınlarda ikimilyar liradan, yaygın süreli yayınlarda onmilyar liradan az olamaz.'
Basın Kanunu’nun 21. maddesi ile getirilen 'kimlik açıklama yasağı' ilkesi, bir yönüyle Anayasa’nın 38/4. maddesinde ve AİHS m. 6/2’de güvence altına alınan suçsuzluk karinesini hayata geçirmeye yönelik bir düzenleme içermektedir. Anılan norm diğer yanıyla ise on sekiz yaşından küçük tüm suç faili ve mağdurların, bazı suçların ise sadece mağdurlarının kimliklerini açıklayacak şekilde yayın yapılması yasaklanmaktadır. Doktrinde bu korumanın önemine dikkat çekilerek, tüm sanıklar için sağlanması gerektiği ifade edilmektedir (Baştürk, İhsan: Basın Kanunu’nda Kimlik Açıklama Yasağına Aykırılık Suçu, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı 86, ... 2009, s. 133-134). Basın Kanunu’nun 21. maddesinin (c) bendinde on sekiz yaşından küçük olan kişilerin fail veya mağdur olarak yer aldığı suçlarda, bu kişilerle ilgili olarak yapılacak haberlerde, kimliklerinin açıklanması veya kimliklerinin tanınmasına yol açacak şekilde yayın yapılması fiili suç olarak tanımlanmıştır. Bu norm ile kanun koyucunun çocukların kişilik haklarını korumak istemesi son derece isabetlidir. Kanun koyucu, küçüklerin herhangi bir suçun faili veya mağduru olmaları hâlinde, şahsiyet haklarının bütününün korunması ve reşit olmadan toplumdan suçlu veya suç mağduru damgası ile uzaklaştırılmasının engellenmesi için bu yasağı getirmiştir. Söz edilen suçun hukuki konusu, on sekiz yaşından küçük kişilerin yani çocukların fail veya mağdur olduğu suçlarla ilgili haberlerde, bu kişilerin kimliklerinin açıklanmaması ya da tanınmalarına yol açacak şekilde haber yapılmaması suretiyle bu kişilerin kişilik haklarının korunması, gelecekleri açısından doğabilecek olası olumsuz sonuçların ortaya çıkmasının daha ilk baştan engellenmesidir. Suçun maddi unsuru haberin kimliğin belirlenmesi sonucuna yol açacak şekilde yayımıdır. Küçükler yönünden yapılan bu düzenlemede 21. maddenin (a) ve (b) bentlerinde düzenlenen fiillerden farklı olarak, haberin konusunu oluşturan suç yönünden herhangi bir sınırlama veya belirlemeye yer verilmemiştir. Öte yandan suçun kasıtla mı işlendiği yoksa taksirle mi işlendiği hususunda da bir ayrım yapılmamıştır. Bu nedenle 21. maddenin (c) bendinde tanımlanan suçun, on sekiz yaşını tamamlamamış olan kişilerin fail veya mağdur olduğu herhangi bir suça ilişkin haberin veriliş şekli itibarıyla işlenmesi mümkündür (Baştürk, agm, s. 152-154). Kanun’un gerekçesinde de, bu düzenleme ile on sekiz yaşından küçüklerin işlediği veya bunlara karşı işlenen suçlarla ilgili haberler değil, bu kişilerin tanıtılması ile kimliklerinin açıklanmasının yasaklandığı ve küçüklerin korunduğu belirtilmiştir.
Kanun koyucunun anılan düzenleme ile getirdiği yasak mutlak bir yasak olup, suç mağduru veya faili küçüklerin haklarının korunması amacına yöneliktir. Bu itibarla, anılan suçlarda basın özgürlüğünün korunması, kamunun haber hakkı veya kişilik haklarının ve kamu yararının korunması arasında bir denge sağlanması gerekliliğinden hareketle haberin verilişinde hukuka uygunluk sebebi bulunabileceği de düşünülemeyecektir. Öte yandan kişilik haklarının somut olarak ihlal edilip edilmediği yani neticenin meydana gelip gelmediğinin ispatı da gerekmeyecektir. Kısacası kanun koyucu anılan norm ile küçüğün yararlarını kamu yararından ve basın özgürlüğünden daha üstün tutmuştur. Sonuç olarak, söz edilen kimlik açıklama yasağı 'mutlak nitelikte' olup bu yasağa aykırılığın objektif olarak gerçekleştiği fiillerin atılı suçu unsurları yönünden oluşturacağı kuşkusuzdur.
Açıklanan sebeplerle, sanığın fiilinin Basın Kanunu’nun 21/c. maddesindeki suçu oluşturacağı ve mahkûmiyet hükmünün onanmasına karar verilmesi gerekirken bozulması yönündeki itiraza konu ilam usul ve yasalara aykırıdır." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 19. Ceza Dairesince 17.06.2019 tarih, 29145-9551 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
İnceleme dışı sanık ... hakkında kurulan beraat hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı 5187 sayılı Basın Kanunu'nda düzenlenen "kimliğin açıklanmaması" suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
... Gazetesinin 29.10.2013 tarihli nüshasının 3. sayfasında yer alan “Rottweiler, ...’ı bu hâle getirdi” başlıklı haberde;
“Dokuz yaşındaki ağabeyi ile markete giderken Rottweiler cinsi köpeğin saldırısıyla yaralanan 3,5 yaşındaki ..., tedavi altına alındı.
...’in Buca ilçesinde İlköğretim Okulu 3. sınıf öğrencisi ... ile kardeşi ..., mahalle marketine gitmek üzere evden çıktı. Yolda iki kardeşe Rottweiler cinsi bir köpek saldırdı. Vücudunun çeşitli yerlerinden ısırılan ... yaralandı, kardeşini kurtarmak isteyen ... ise köpeğin altında kaldı. ..., durumu fark eden köpeğin sahibi H.İ.K.’nin araya girmesiyle kurtuldu.
Çocuk sakat kalabilir.
Yaşadığı şoku üzerinden uzun süre atamayan ... yaşadıklarını ‘Siyah bir köpek, birden önümüze atladı. Kaçmaya çalıştık, kardeşimi ısırmaya başladı. Kurtarmaya çalıştım, yardım edin diye bağırdım. Köpeğin sahibi kurtardı. Saldırı anında kendimi çok kötü hissettim. Çünkü kardeşimden kan geliyordu.’ sözleriyle anlattı. Çocukların amcası ... ‘Çocuğun sakat kalma riski var. Baldırına, ayağının alt kısmına ve omzuna saldırmış.’ dedi. Olayın ardından hastane önünde karşılaşan iki çocuğun yakınları ile köpeğin sahipleri arasında tartışma çıktığı, birbirlerinden şikâyetçi oldukları da belirtildi.” şeklinde açıklamalara ve mağdur ...’in tedavi gördüğü hastanede çekilen fotoğrafına yer verildiği,
... Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu Cumhuriyet savcısı tarafından 16.12.2013 tarihinde tanzim edilen tutanakta; Beşiktaş ilçesinde yayınlanmakta olan ... Gazetesinin 29.10.2013 tarihli nüshasının 3. sayfasında “Rottweiler, ...'ı bu hâle getirdi.” başlığı ile yayımlanan haber içeriğinde bilgi verilirken 18 yaşından küçük olduğu anlaşılan ve olayın mağduru olduğu belirtilen ...'in kimliğini açıklayacak ve tanınmasına yol açacak şekilde ad-soyadının ve fotoğrafının yayımlandığı, bu suretle 5187 Sayılı Basın Kanunu'nun 21. maddesinde "Kimliğin Açıklanmaması" başlığı ile düzenlenen suç kapsamında aynı maddenin (c) bendinde belirtilen 18 yaşından küçük mağdurun kimliğini açıklayacak ve tanınmasına yol açacak şekilde yayın yapıldığı anlaşıldığından, gazetenin sorumlu müdürü olan ... ve sorumlu müdürün bağlı bulunduğu yetkili olan ... hakkında söz konusu haberle ilgili olarak anılan suçtan dolayı soruşturma açılmasına karar verildiğinin belirtildiği,
... Cumhuriyet Başsavcılığınca 06.01.2014 tarih ve 1034-282 sayı ile; sanıkların 5187 sayılı Basın Kanunu'nun "Kimliğin açıklanmaması" başlıklı 21. maddesinde tanımlanan suçu işlediklerinden bahisle kamu davası açıldığı,
Basın Kanunu gereğince verilecek beyannameye göre sanık ...’in ... Gazetesi’nin sorumlu yazı işleri müdürü olduğu,
Nüfus bilgilerine göre; mağdur ...’in 11.08.2010 doğumlu olduğu,
... Cumhuriyet Başsavcılığınca 16.12.2013 tarihinde düzenlenen ön ödeme önerisinin 25.12.2013 tarihinde sanığa tebliğ edilemeden iade edildiği, Yerel Mahkemece 28.03.2018 tarihinde düzenlenen ön ödeme önerisinin 10.04.2018 tarihinde sanığa tebliğ edilmesine rağmen yerine getirilmediği,
Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) üzerinden yapılan incelemede; ... Cumhuriyet Başsavcılığınca 24.02.2014 tarih ve 6715-3294 sayı ile mağdur ...'i ısıran köpeğin sahibi hakkında taksirle yaralama suçundan kamu davası açıldığı, ... (Kapatılan) 14. Sulh Ceza Mahkemesince 12.06.2014 tarih ve 280-530 sayı ile taksirle yaralama suçunun sanığı hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği,
Sanığa iddianame ekli duruşma gününü bildirir CMK’nın 195. maddesine göre şerh bulunan davetiye tebliğ edilmesine rağmen sanığın savunmasının alınamadığı,
Anlaşılmaktadır.
Şikâyetçi ...; haber yapılan çocuklardan ...’ın kendi çocuğu olduğunu, çocuğunun fotoğrafını çekip yayınladıklarını, zannederse bunu ... Haber Ajansının yaptığını, şikâyetçi olduğunu beyan etmiştir.
Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi'nin 3. maddesinin birinci fıkrası;
"Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.",
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi;
"Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.
Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.",
Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesi;
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.",
"Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası;
“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”,
"Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" başlıklı 26. maddesi;
"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet Resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir...",
"Basın hürriyeti" başlıklı 28. maddesi;
"Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz.
Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.
Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır...",
"Süreli ve süresiz yayın hakkı" başlıklı 29. maddesi;
"Süreli veya süresiz yayın önceden izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz.
Süreli yayın çıkarabilmek için kanunun gösterdiği bilgi ve belgelerin, kanunda belirtilen yetkili mercie verilmesi yeterlidir. Bu bilgi ve belgelerin kanuna aykırılığının tesbiti halinde yetkili merci, yayının durdurulması için mahkemeye başvurur.
Süreli yayınların çıkarılması, yayım şartları, mali kaynakları ve gazetecilik mesleği ile ilgili esaslar kanunla düzenlenir. Kanun, haber, düşünce ve kanaatlerin serbestçe yayımlanmasını engelleyici veya zorlaştırıcı siyasal, ekonomik, mali ve teknik şartlar koyamaz.
Süreli yayınlar, Devletin ve diğer kamu tüzelkişilerinin veya bunlara bağlı kurumların araç ve imkanlarından eşitlik esasına göre yararlanır.",
"Ailenin korunması ve çocuk hakları" başlıklı 41. maddesinin son fıkrası;
"Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.",
5187 sayılı Basın Kanunu'nun "Amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesi;
"Bu Kanunun amacı, basın özgürlüğünü ve bu özgürlüğün kullanımını düzenlemektir.
Bu Kanun basılmış eserlerin basımı ve yayımını kapsar.",
"Tanımlar" başlıklı 2. maddesi;
"Bu Kanunun uygulanmasında;
...
c) Süreli yayın: Belli aralıklarla yayımlanan gazete, dergi gibi basılmış eserler ile haber ajansları yayınlarını,
d) Yaygın süreli yayın: Tek bir basın-yayın kuruluşu tarafından aynı isimle basılan ve her coğrafi bölgede en az bir ilde olmak üzere, ülkenin en az yüzde yetmişinde yayımlanan süreli yayın ile haber ajanslarının yayınlarını,
...
İfade eder.",
"Basın özgürlüğü" başlıklı 3. maddesi;
"Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.
Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir.",
"Cezai sorumluluk" başlıklı 11. maddesinin ilk üç fıkrası;
"Basılmış eserler yoluyla işlenen suç yayım anında oluşur.
Süreli yayınlar ve süresiz yayınlar yoluyla işlenen suçlardan eser sahibi sorumludur.
Süreli yayınlarda eser sahibinin belli olmaması veya yayım sırasında ceza ehliyetine sahip bulunmaması ya da yurt dışında bulunması nedeniyle Türkiye'de yargılanamaması veya verilecek cezanın eser sahibinin diğer bir suçtan dolayı kesin hükümle mahkûm olduğu cezaya etki etmemesi hallerinde, sorumlu müdür ve yayın yönetmeni, genel yayın yönetmeni, editör, basın danışmanı gibi sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili sorumlu olur. Ancak bu eserin sorumlu müdürün ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkilinin karşı çıkmasına rağmen yayımlanması halinde, bundan doğan sorumluluk yayımlatana aittir.",
"Kimliğin açıklanmaması" başlıklı 21. maddesi;
"Süreli yayınlarda;
a) 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununa göre evlenmeleri yasaklanmış olan kimseler arasındaki cinsel ilişkiyle ilgili haberlerde bu kişilerin,
b) 1.3.1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 414, 415, 416, 421, 423, 429, 430, 435 ve 436 ncı maddelerinde yazılı cürümlere ilişkin haberlerde mağdurların,
c) Onsekiz yaşından küçük olan suç faili veya mağdurlarının,
Kimliklerini açıklayacak ya da tanınmalarına yol açacak şekilde yayın yapanlar birmilyar liradan yirmimilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu ceza bölgesel süreli yayınlarda ikimilyar liradan, yaygın süreli yayınlarda onmilyar liradan az olamaz.",
"Dava süreleri" başlıklı 26. maddesinin birinci fıkrası;
"Basılmış eserler yoluyla işlenen veya bu Kanunda öngörülen diğer suçlarla ilgili ceza davalarının bir muhakeme şartı olarak, günlük süreli yayınlar yönünden dört ay, diğer basılmış eserler yönünden altı ay içinde açılması zorunludur.",
Şeklinde düzenlenmiştir.
5187 sayılı Basın Kanunu'nun 21. maddesinin gerekçesinde ise; "Maddenin (a) bendinde, 5680 sayılı Kanunun 33 üncü maddesinin aksine, evlenmeleri kanunen yasak olan kimseler arasındaki ilişkilere ilişkin haberler değil, bu kişilerin kimliklerinin açıklanması yasaklanmaktadır.
Maddenin (b) bendinde Türk Ceza Kanununun 414, 415, 416, 421, 423, 429, 430, 435 ve 436 ncı maddelerinde öngörülen suçların yaşı ne olursa olsun mağdurlarının, (c) bendinde de genel olarak onsekiz yaşından küçüklerin işlediği veya bunlara karşı işlenen suçlarla ilgili olarak haberler değil, bu kişilerin tanıtılması, kimliklerinin açıklanması yasaklanmaktadır. Bu hükümle, umumi adap, belli suçların mağdurları ve küçükler korunmaktadır." açıklamalarına yer verilmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Temel hak ve özgürlükler özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’da öngörülen sebeplerle ve ancak kanunla sınırlanabilir. Dokunulamayacak “öz”, her temel hak ve özgürlük açısından farklılık göstermekle birlikte kanunla getirilen sınırlamanın hakkın özüne dokunmadığının kabulü için temel hakların kullanılmasını ciddî surette güçleştirip amacına ulaşmasına engel olmaması ve etkisini ortadan kaldırıcı bir nitelik taşımaması gerekir.
Temel hak ve özgürlüklerin özlerine dokunulmaksızın yapılan sınırlamalar yönünden ise bu sınırlamaların, demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bir başka deyişle, öze dokunan sınırlamalar, “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine evleviyetle aykırı olacağından, temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunan sınırlamalar yönünden “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkeleri bakımından ayrıca inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
Öze dokunma yasağını ihlal etmeyen müdahaleler yönünden gözetilmesi öngörülen “demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikle ilgili hak yönünden getirilen sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir niteliğinde olmalarını gerektirmektedir. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri”nden olma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik ve ölçülü olmasını ifade etmektedir.
Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülük ilkesi”, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında dikkate alınması gereken bir diğer ilkedir. Demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleri, iki ayrı kriter olarak düzenlenmiş olmakla birlikte bu iki kriter arasında sıkı bir ilişki vardır. Temel hak ve özgürlüklere yönelik herhangi bir sınırlamanın başvurulabilecek en son çare ya da alınabilecek en son önlem olarak temel haklara en az müdahaleye olanak veren ölçülü bir sınırlama niteliğinde olup olmadığının incelenmesi gerekir.
Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ve aralarında sıkı bir ilişki bulunan, “temel hak ve hürriyetlerin özü”, “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük ilkesi” kavramları, bir bütünün parçaları olup, “demokratik bir hukuk devleti”nin özgürlükler rejiminde gözetilmesi gereken temel ölçütlerini oluşturmaktadır.
Demokratik toplum kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin en geniş şekilde güvence altına alındığı bir düzeni gerektirir. Demokrasilerde devlete düşen görev, temel hak ve özgürlükleri korumak ve geliştirmek, bunların etkili şekilde kullanılmasını sağlayacak tedbirleri almaktır. Bu kapsamda devlet, özellikle temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldıracak veya bunlara ölçüsüz müdahale teşkil edecek tutumlardan kaçınmalı ve başkalarından gelebilecek tehditlere karşı bireyleri korumalıdır. Temel hak ve özgürlükler arasında düşünce özgürlüğü ve özellikle düşünceyi açıklama özgürlüğü önemli bir yer alır. Düşünce özgürlüğünün en olağan yollarından biri de basındır. Belirli bir olay, konu ve durum hakkındaki düşünce ve kanaat genellikle basılmış eserlerle, yani gazete, dergi, kitap, broşür, bildiri veya el ilanı yolu ile açıklanır. Kişilerin düşüncelerini açıklamaları ve çeşitli konularda bilgi edinmeleri, düşünce ve görüşlerin yazılı ve görsel basın aracılığıyla başka kişilere, topluma ulaştırılabilmesine bağlıdır.
Demokratik toplumlarda basının en önemli görevi, kamu yararını ilgilendiren olay ve konularda haber ve bilgi vermek, açıklamalar yapmak, eleştiri ve değer yargıları sunmak suretiyle toplumu aydınlatmak, kamuoyu oluşturmak, böylece toplumun düşünce ve kanaatlere ulaşmasını sağlamak ve kamu gücünü elinde tutanların üzerinde de toplumun denetimine aracı olmaktır.
Anayasa’nın 28. maddesinin birinci fıkrasında, basının hür olduğu ve sansür edilemeyeceği düzenlenmiş olup basın hürriyeti temel hak ve özgürlükler arasında sayılmış ve güvence altına alınmıştır. Anayasa, basın özgürlüğünün hayata geçirilebilmesi için sadece bu özgürlüğü değil, bilim ve sanat özgürlüğü ve haberleşme özgürlüğü gibi, esaslarını düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünden alan özgürlük kategorilerini de düzenlemiş, anayasal güvence altına almıştır. Maddenin dördüncü fıkrasında ise basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasa'nın 26 ve 27. maddelerinin uygulanacağı belirtilerek bu hakkın mutlak olmadığı ve anılan maddelere göre sınırlandırılabileceği kabul edilmiştir.
Anayasa’nın 26. maddesinin birinci fıkrasında ifade özgürlüğü güvence altına alınmış olup maddenin ikinci fıkrasında ise bu özgürlüğün sınırlandırılması sebepleri belirtilmiştir. Anayasa'nın 28. maddesinin dördüncü fıkrasında yapılan atıf sebebiyle basın hürriyeti, mutlak bir hak olmayıp millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi nedenleriyle sınırlandırılması mümkündür. Ayrıca Anayasa'nın 27. maddesinin 2. fıkrası uyarınca basın özgürlüğü, Anayasa’nın 1, 2 ve 3. maddeleri hükümlerinin değiştirilmesi maksadıyla kullanılamayacaktır. Dolayısıyla, söz konusu maddeler de basın özgürlüğünün sınırı olarak belirmektedir.
5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3. maddesinin 1. fıkrasında, AİHS’nin 10. maddesindeki düzenleme esas alınarak, basının özgür olduğu, bu özgürlüğün bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerdiği, 2. fıkrasında ise basın özgürlüğünün kullanılmasının ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlakının, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabileceği hükme bağlanmıştır.
Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmez haklarındandır. Bireyin kişisel şeref ve itibarı da Anayasa’nın 17. maddesinde yer alan “manevi varlık” kapsamında yer almaktadır.
Tüm hak ve özgürlükler gibi basın özgürlüğü de yukarıda belirtildiği üzere mutlak ve sınırsız değildir. Bu sınırlamalar arasında, kişilik hakkı yönünden getirilen sınırlama önem taşımaktadır. Basın özgürlüğü gibi kişilik hakkı da bir temel hak olarak Anayasa’da birçok hükümle güvence altına alınmıştır. Esasen Anayasa’da güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin birçoğu, kişilik hakkının kapsamına giren değerleri koruyan düzenlemeler içermektedir. Nitekim Anayasa’nın 28. maddesinde de açık bir şekilde basın özgürlüğünün sınırlanmasında Anayasa’nın 26. maddesi hükmünün uygulanacağı belirtilmesi sebebiyle basın özgürlüğünün kişilerin şöhret veya haklarının korunması amacıyla sınırlanabileceği düzenlenmektedir.
AİHS’nin ifade özgürlüğünü düzenleyen 10. maddesinde de herkesin görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahip olduğu, bu hakkın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerdiği ifade edildikten sonra bu özgürlüklerin demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak “başkalarının şöhret ve haklarının korunması için” yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabileceği ifade edilmiştir.
Öte yandan, basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı için, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasa'nın Temel Haklar ve Ödevler bölümünde yer alan ve gerekse 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddelerinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması yasal bir zorunluluk ve hukuki gerekliliktir.
Uyuşmazlık konusu ile ilgili olması sebebiyle Anayasa Mahkemesinin 10.09.2020 tarihli ve 69-45 sayılı kararındaki gerekçelere yer vermekte yarar bulunmaktadır.
... 2. Asliye Ceza Mahkemesince 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 21. maddesinin (c) bendinde yaptırım altına alınan fiillerin yalnızca süreli yayınlar ile işlenebileceği, aynı fiilin daha fazla kişiye ulaşabilen radyo, televizyon ve internet gibi kitle iletişim araçlarıyla işlenmesi durumunda suç oluşturmayacağı, kuralla habere konu olan kişilerin haklarının basın özgürlüğünden üstün tutulduğu belirtilerek ilgili düzenlemenin Anayasa’nın 2, 10, 26, 28, 32, 38 ve 90. maddelerine aykırı olduğunun ileri sürülmesi üzerine anılan maddenin (c) bendinde yer alan ‘...mağdurlarının,’ ibaresi ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda 24.11.2020 tarihli ve 31314 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 10.09.2020 tarihli ve 69-45 sayılı kararında özetle;
Temel hak ve özgürlükler arasında sayılan basın hürriyetinin Anayasa’nın 28. maddesinin birinci fıkrasında, ifade özgürlüğünün ise Anayasa’nın 26. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenerek güvence altına alındığını, ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğünün demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden ve demokratik toplum düzeninde geçerli olan çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gereklerinden olduğunu, basın özgürlüğünün kamuoyuna çeşitli fikir ve tutumların iletilmesi ve bunlara ilişkin bir kanaat oluşturması için en iyi araçlardan birini sağladığını, itiraz konusu kuralın, süreli yayınlarda on sekiz yaşından küçük suç mağduru kişilerin kimliklerini açıklayacak ya da tanınmalarına yol açacak şekilde yayın yapılmasını cezai yaptırıma bağlamak suretiyle ifade ve basın özgürlüklerini sınırladığını, Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca ifade ve basın özgürlüklerine getirilen sınırlamaların Anayasa’da öngörülen sınırlama sebeplerine, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olması gerektiğini, Anayasa’nın 28. maddesinin dördüncü fıkrasında; basın hürriyetinin Anayasa’nın 26. ve 27. madde hükümlerine göre sınırlanabileceğinin kabul edildiğini, ifade özgürlüğünün düzenlendiği Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında ise bu özgürlüğün sınırlanma sebepleri belirtilip bu hakkın mutlak olmadığı ve anılan maddede belirtilen nedenlerle sınırlanabileceğinin kabul edildiğini, itiraz konusu kural ile on sekiz yaşından küçük suç mağdurlarının kimliklerini açıklayacak ya da tanınmalarına yol açacak şekilde haber yapılmasının cezai yaptırıma bağlanması suretiyle mağdur çocukların şöhret ve haklarının korunmasının amaçlandığını, öngörülen sınırlamanın anayasal anlamda meşru bir amaca dayandığını, devletin her türlü istismara karşı çocukları koruyucu tedbirleri almasını öngören Anayasa’nın 41. maddesindeki yükümlülük ile de uyumlu olduğunu, basın özgürlüğü gibi kişilik hakkı da bir temel hak olarak Anayasa’da birçok hükümle güvence altına alındığını, Kanun’un gerekçesinde de belirtildiği üzere bu düzenleme ile küçüklerin korunması amaçlanmakta olup kuralın zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik olduğunu ve demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırılık taşımadığını,
Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca sınırlamanın ölçülü olup olmadığı, bu bağlamda kuralın elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı hususunda yapılan değerlendirmede ise; on sekiz yaşından küçük olan suç mağdurlarının kimliklerini açıklayacak ya da tanınmalarına yol açacak şekilde yayın yapılmamasının çocukların tanınmalarına ve mağdur sıfatıyla da olsa bir suçla ilgili gösterilmelerine engel olmak suretiyle korunmalarına katkıda bulunacağı için hedeflenen amaca ulaşma bakımından elverişli olduğunu, kuralla, on sekiz yaşından küçük olan suç mağdurlarına ilişkin haber yapılması değil mağdurların kimliklerini açıklayacak ya da tanınmalarına yol açacak şekilde haber yapılmasının suç olarak düzenlendiği için ulaşılmak istenen amaç bakımından seçilen aracın gerekli olmadığının söylenemeyeceğini, öte yandan kuralın, adli para cezasıyla cezalandırılmayı gerektiren bir suç olarak düzenlendiğini, söz konusu yayının yaygın süreli yayın olması durumu ise ağırlaştırıcı sebep olarak öngörüldüğünü, cezai yaptırım olarak adli para cezasının tercih edilmesi ile cezanın alt ve üst sınırları için belirlenen miktar göz önünde bulundurulduğunda ifade ve basın özgürlüklerine getirilen sınırlamanın orantısız olmadığını,
Anayasa’nın 10. maddesinde belirtilen kanun önünde eşitlik ilkesinin amacı aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemek olduğunu, kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmediğini, aynı fiilin nesnel olarak farklı mecralarda işlenmesinin farklı tür yaptırımlara bağlanması, anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğunu, bu nedenle on sekiz yaşından küçük suç mağdurlarının tanınmalarına yol açacak şekildeki haberlerin süreli yayınlarda yapılması halinde adlî para cezası ile cezalandırılacak bir suç oluşturması karşısında 5187 sayılı Kanun kapsamı dışında kalan diğer medya hizmet sağlayıcıları yoluyla gerçekleştirilmesinin farklı idari yaptırımlara bağlanmasında eşitlik ilkesine aykırı bir yön bulunmadığını kabul ederek 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 21. maddesinin (c) bendinde yer alan “...mağdurlarının” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına oy birliğiyle karar verildiği anlaşılmıştır.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulması için 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 21. maddesinin (c) bendinde düzenlenen “kimliğin açıklanmaması” suçunun unsurları üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.
5187 sayılı Basın Kanunu’nun 21. maddesinin (c) bendinde on sekiz yaşından küçük olan kişilerin fail veya mağdur olarak yer aldığı suçlarda, bu kişilerle ilgili olarak yapılacak yayınlarda, kimliklerinin açıklanması veya kimliklerinin tanınmasına yol açılması fiili suç olarak tanımlanmıştır. Bu düzenleme ile çocukların herhangi bir suçun faili veya mağduru olmaları hâlinde, kişilik haklarının korunması ve reşit olmadan toplum tarafından suçlu kabul edilip uzaklaştırılmalarının engellenmesi amaçlanmıştır.
Kanun’un 2. maddesinin (c) bendinde süreli yayın; belli aralıklarla yayımlanan gazete, dergi gibi basılmış eserler ile haber ajansları yayınlarını, (d) bendinde yaygın süreli yayın ise; tek bir basın-yayın kuruluşu tarafından aynı isimle basılan ve her coğrafi bölgede en az bir ilde olmak üzere, ülkenin en az yüzde yetmişinde yayımlanan süreli yayın ile haber ajanslarının yayınlarını ifade edeceği düzenlenmiştir. Kanun’un 21. maddesine göre on sekiz yaşından küçük olan suç faili veya mağdurlarının kimliklerini açıklayacak veya tanınmalarına yol açacak şekilde yapılacak yayının, süreli yayın veya yaygın süreli yayın olması gerekmekte, maddenin son cümlesine göre söz konusu yayının yaygın süreli yayın olması durumu ise ağırlaştırıcı sebep olarak öngörülmüştür.
Suçun hukuki konusu, on sekiz yaşından küçük kişilerin yani çocukların fail veya mağdur olduğu suçlarla ilgili yayınlarda, bu kişilerin kimliklerinin açıklanmaması ya da tanınmalarına yol açacak şekilde haber yapılmaması suretiyle bu kişilerin kişilik haklarının korunması, gelecekleri açısından doğabilecek olası olumsuz sonuçların ortaya çıkmasının daha ilk baştan engellenmesidir. Madde gerekçesinde de bu hükümle küçüklerin korunduğu vurgulanmıştır.
Suçun mağduru ise, on sekiz yaşını henüz tamamlamamış olan ve yayının konusunu oluşturan suçta fail ya da mağdur olarak yer alan kişidir. 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 3/1-a maddesine göre; daha erken yaşta ergin olsa bile, on sekiz yaşını doldurmamış olan kişiler çocuk sayılmaktadır. Çocuk Koruma Kanunu’nun kapsamında bulunan on sekiz yaşını tamamlamamış kişiler (çocuklar), 5187 sayılı Kanun’un 21. maddesinin (c) bendinde düzenlenen “kimliğin açıklanmaması” suçunun mağduru olup anılan suçun mağdurunun yaşı öncelikle tespit edilmelidir.
Suçun maddi unsuru yayının mağduru olan çocukların kimliklerinin açıklanmasına veya tanınmalarına yol açacak şekilde yayın yapılmasıdır. Anılan bu bentte yer alan düzenlemede, yayının konusunu oluşturan suç yönünden herhangi bir sınırlama veya belirlemeye yer verilmemiştir. Bu nedenle 21. maddenin (c) bendinde tanımlanan suçun, on sekiz yaşını tamamlamamış olan kişilerin fail veya mağdur olduğu herhangi bir suça ilişkin haberin veriliş şekli itibarıyla işlenmesi mümkündür. Suç sonucu ortaya çıkan hukuksal durum ne olursa olsun, küçük mağdurun veya failin kimliğinin açıklanması bu suçu oluşturacaktır. Anılan norm ile küçüğün korunması amacıyla getirilen kimlik açıklama yasağı “mutlak” nitelikte olup bu bağlamda olmak üzere, küçüğün kimliğinin kamuoyu tarafından daha önce yapılan yazılı veya görüntülü başka yayınlarla öğrenilmiş olması da eylemi suç olmaktan çıkarmayacaktır.
Öte yandan madde gerekçesinde on sekiz yaşından küçüklerin işlediği veya bunlara karşı işlenen suçlarla ilgili olarak haberler değil, bu kişilerin tanıtılması, kimliklerinin açıklanmasının yasaklandığı belirtilmiştir. Madde metni ile gerekçe birlikte değerlendirildiğinde; on sekiz yaşını henüz tamamlamamış olan ve yayının konusunu oluşturan suçta fail ya da mağdur olarak yer alan kişilerle ilgili haber yapılması yasaklanmamış olup yapılan yayınlarda bu kişilerin tanıtılması, kimliklerinin açıklanması engellenmek istenmiştir. Bu bağlamda anılan kural ile getirilen sınırlama bu kişilerin yer aldığı haberlerin veriliş şekline ilişkindir.
Haberin güncel ve gerçek olması, haberin verilmesinde kamu yararı bulunması, haberin veriliş biçimi ile özü arasında düşünsel bir bağ bulunması durumlarında dahi on sekiz yaşından küçüklerin fail veya mağdur olduğu suçlarla ilgili yayınlarda, bu kişilerin kimliklerinin açıklanması ya da tanınmalarına yol açılması hâlinde suç oluşacaktır. Anılan suçun mağduru olan çocukları küçültücü veya kişilik haklarını ihlal eden ifadelere yer verilmemesi veyahut haberi okuyan kişilerde küçüğün hukuki yararının ihlal edilerek mağduriyete yol açıldığına ilişkin izlenim uyandırmaması da suçun oluşumuna engel teşkil etmeyecektir. Kanun koyucu on sekiz yaşından küçüklerin fail veya mağdur olduğu suçlarla ilgili yayınlarda, bu kişilerin kimliklerinin açıklanması ya da tanınmalarına yol açılması hâlinin başka hiçbir koşula bağlı olmaksızın on sekiz yaşından küçüklerin kişilik haklarını zedelediğini kabul etmiştir. Böylece Anayasa’da temel hak ve özgürlükler arasında sayılarak güvence altına alınan basın özgürlüğü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Anayasa ve Basın Kanunu’nda belirtilen sınırlama sebeplerinden başkalarının şöhret veya haklarının korunması amacıyla sınırlandırılmıştır.
Süreli yayınlarda yer verilen on sekiz yaşından küçük olan ve kimlikleri açıklanan ya da tanınmalarına yol açılan kişilerin bir “suçun” mağduru ya da faili olmaları zorunludur. Kanun’un suç olarak tanımlamadığı kabahat olarak düzenlenen eylemler bakımından haberin veriliş şekline ilişkin bir sınırlama getirilmemiş olup bu durumlarda küçüklerin kimliğinin açıklanması ya da tanınmalarına yol açacak şekilde yayın yapılması bu suçu oluşturmayacaktır.
"Kimliğin açıklanmaması" suçunun failinin kim olacağı ise 5187 sayılı Basın Kanunu'nun "Cezai sorumluluk" başlıklı 11. maddesinde düzenlenmiştir. Süreli yayınlar yoluyla işlenen suçlardan "eser sahibi" sorumludur. Eser sahibinin belli olmaması veya yayım sırasında ceza ehliyetine sahip bulunmaması ya da yurt dışında bulunması nedeniyle Türkiye'de yargılanamaması veya verilecek cezanın eser sahibinin diğer bir suçtan dolayı kesin hükümle mahkûm olduğu cezaya etki etmemesi hâllerinde, "sorumlu müdür ve yayın yönetmeni, genel yayın yönetmeni, editör, basın danışmanı gibi sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili" sorumlu olur. Ancak bu eserin sorumlu müdürün ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkilinin karşı çıkmasına rağmen yayımlanması hâlinde, bundan doğan sorumluluk "yayımlatana" aittir.
On sekiz yaşından küçüklerle ilgili kimliğin açıklandığı ya da tanınmalarına yol açacak şekilde yayın yapıldığı anda suç tamamlanacak olup bu suç ancak kasten işlenebilir.
5187 sayılı Basın Kanunu’nun 21. maddesinin (c) bendinde düzenlenen suç resen soruşturmaya tabi olup bu suça ilişkin ceza davalarının bir muhakeme şartı olarak, günlük süreli yayınlar yönünden dört ay, diğer basılmış eserler yönünden altı ay içinde açılması zorunludur.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sorumlu müdürü sanık ..., sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkilinin ise inceleme dışı sanık ... olan yaygın süreli yayınlardan ... Gazetesinin 29.10.2013 tarihli nüshasının 3. sayfasında yer alan “Rottweiller, ...’ı bu hâle getirdi” başlığını taşıyan haberde, ... ili, Buca ilçesinde 9 yaşındaki ağabeyi ile markete gitmek üzere evden çıkan 3,5 yaşındaki mağdur ...'in Rottweiller cinsi köpeğin saldırısına uğrayarak yaralandığı belirtilip 18 yaşından küçük olan taksirle yaralama suçunun mağdurunun ad-soyad ve fotoğrafına yer verilmek suretiyle kimliğinin açıklandığı ve mağdurun tanınmasına yol açacak şekilde yayın yapıldığı anlaşılan olayda;
Mutlak ve sınırsız bir hak olmayan basın özgürlüğünün, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi, Anayasa'nın 26. maddesi, Basın Kanunu'nun 3. maddesi hükümleri uyarınca "başkalarının şöhret veya haklarının korunması için" sınırlandırılabileceğinin kabul edildiği, "çocuğun yüksek yararı" ilkesi de gözetilerek 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 21. maddesinin (c) bendinin süreli yayınlar vasıtasıyla on sekiz yaşından küçük suç mağduru kişilerin kimliklerini açıklayacak ya da tanınmalarına yol açacak şekilde yayın yapılmasını cezai yaptırıma bağlamak suretiyle basın özgürlüğünün sınırlandırıldığı, Anayasa Mahkemesinin 10.09.2020 tarihli ve 69-45 sayılı kararında da kabul edildiği üzere bu sınırlandırmanın Anayasa'da öngörülen sınırlama sebeplerine, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olduğu, bu yasal düzenleme ile mağdur çocukların şöhret ve haklarının korunmasının amaçlandığı ve bu hâliyle öngörülen sınırlamanın anayasal anlamda meşru bir amaca dayanmakla birlikte devletin her türlü istismara karşı çocukları koruyucu tedbirleri almasını öngören Anayasa'nın 41. maddesindeki yükümlülük ile Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi'ne de uygun olduğu, basın özgürlüğü gibi kişilik hakkı da bir temel hak olarak Anayasa'da güvence altına alındığı için Basın Kanunu'nun gerekçesinde de belirtildiği üzere bu düzenleme ile küçüklerin korunması amaçlanarak zorunlu bir toplumsal ihtiyacın karşılandığı, "kimliğin açıklanmaması" suçu ile çocukların tanınmalarına ve mağdur sıfatıyla da olsa bir suçla ilgili gösterilmelerine engel olmak suretiyle korunmalarına katkıda bulunulacağı için kuralın hedeflenen amaca ulaşma bakımından elverişli olduğu, bu kuralla, on sekiz yaşından küçük olan suç mağdurlarına ilişkin haber yapılması değil mağdurların kimliklerini açıklayacak ya da tanınmalarına yol açacak şekilde haber yapılmasının suç olarak düzenlendiği, bu bakımdan basının haber verme veya kamunun haber alma özgürlüğünün de esasen sınırlandırılmadığı, ulaşılmak istenen amaç bakımından orantılı ve gerekli olan bu sınırlandırmanın, mağdur çocuklara ilişkin yayın yaparken haberin veriliş şekli itibarıyla basit yöntemlerle kurala uyulmasını sağlayacak nitelikte olduğu, bu sebeplerle Anayasa Mahkemesince de Anayasa'ya aykırı olmadığı kabul edilen ve anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olan bu düzenleme ile mağdur çocuklara ilişkin haberlerin veriliş şekli sınırlandırılarak suç ihdas edildiği,
Haberin güncel ve gerçek olması, haberin verilmesinde kamu yararı bulunması, haberin veriliş biçimi ile özü arasında düşünsel bir bağ bulunması durumlarında dahi on sekiz yaşından küçüklerin fail veya mağdur olduğu suçlarla ilgili yayınlarda, bu kişilerin kimliklerinin açıklanması ya da tanınmalarına yol açılması hâlinde suçun oluşacağı, anılan suçun mağduru olan çocukları küçültücü veya kişilik haklarını ihlal eden ifadelere yer verilmemesinin veyahut haberi okuyan kişilerde küçüğün hukuki yararının ihlal edilerek mağduriyete yol açıldığına ilişkin izlenim uyandırılmamasının da suçun oluşumuna engel teşkil etmeyeceği, madde hükmünde on sekiz yaşından küçüklerin fail veya mağdur olduğu suçlarla ilgili yayınlarda, bu kişilerin kimliklerinin açıklanması ya da tanınmalarına yol açılması hâlinin başka hiçbir koşula bağlı olmaksızın on sekiz yaşından küçüklerin kişilik haklarının zedelendiğinin kabul edildiği,
Basının özgürlüğü ile mağdur çocuğun, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu, hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına almasının düşünülemeyeceği, aslında yapılan düzenlemenin hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibarıyla koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygun olduğu, "kimliğin açıklanmaması" suçu ile on sekiz yaşından küçük olan mağdurun kişilik haklarının, haberin veriliş şekli bakımından basın özgürlüğünden üstün tutulduğu,
Kanun koyucunun anılan düzenleme ile getirdiği sınırlamanın mutlak bir yasak olduğu ve bu kural ile suç mağduru olan küçüğün kişilik haklarının kamu yararından da üstün tutulduğu hususları dikkate alındığında; anılan suçta basın özgürlüğünden hareketle haber alma veya verme hakkında kamu yararı bulunduğu gerekçesiyle somut olayda hukuka uygunluk sebebi bulunduğunun ileri sürülemeyeceği anlaşılmakla;
Sanığın, yaygın süreli yayın olan ... Gazetesinin 29.10.2013 tarihli nüshasının 3. sayfasında yer alan “Rottweiller, ...’ı bu hâle getirdi” başlığını taşıyan haberde, 18 yaşından küçük olan taksirle yaralama suçunun mağdurunun ad-soyadına ve fotoğrafına yer vermek suretiyle kimliğin açıklanması ve mağdurun tanınmasına yol açacak şekilde yayın yapmaları şeklindeki eylemlerinde 5187 sayılı Kanun'un 21. maddesinin (c) bendinde düzenlenen "kimliğin açıklanmaması" suçunun unsurları itibarıyla oluştuğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının haklı nedene dayanan itirazının kabulüne, Özel Daire bozma ilamının kaldırılmasına ve dosyanın uygulamanın denetlenmesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle,
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay (Kapatılan) 19. Ceza Dairesinin 25.03.2019 tarihli ve 462-6168 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi için Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 196 sayılı kararı ile Yargıtay 19. Ceza Dairesinin kapatılması nedeniyle aynı karar uyarınca bu Daireye ait işlerin devredildiği Yargıtay 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 06.07.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
8. Ceza Dairesi, 2019/2774 E., 2019/11538 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Dosya kapsamına göre, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun ön ödemeyi düzenleyen 75. maddesinin, 02.12.2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 12.
8. Ceza Dairesi 2019/2774 E. , 2019/11538 K.
"İçtihat Metni"
İhbarname No : KYB - 2019/12086
Muhafaza görevinin kötüye kullanılması suçundan sanık ...'nun, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 289/3, 62 ve 52/2. maddeleri gereğince 500,00 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına dair ... 18. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.11.2018 tarihli ve 2016/336 esas, 2018/849 sayılı kararını kapsayan dosyası ile ilgili olarak;
Dosya kapsamına göre, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun ön ödemeyi düzenleyen 75. maddesinin, 02.12.2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile değiştirilerek uzlaşma kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, yalnız adlî para cezasını gerektiren veya kanun maddesinde öngörülen hapis cezasının yukarı sınırı altı ayı aşmayan suçların ön ödeme kapsamına alınması karşısında, 5237 sayılı Kanun'un 289/3. maddesinde tanımlanan suçun bu kapsamda kaldığı ve karar tarihi itibariyle 6763 sayılı Kanun ile değişik 5237 sayılı Kanun'un 75. maddesinin yürürlükte olduğu gözetilmeden, mahkemece sanığa usulüne uygun şekilde ön ödeme ihtarı yapılıp sonucuna göre sanığın hukukî durumunun takdir ve değerlendirilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK.nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek ... Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 30.01.2019 gün ve 68 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.02.2019 gün ve KYB/2019-12086 sayılı ihbarnamesi ile dairemize tevdii kılınmakla incelendi.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Yedieminlik kurumunun yediemine yalnızca kendisine teslim edilen hacizli malı saklama ve istendiğinde iade etme yükümlülüğü yüklediği, yedieminin malları satış yerine götürme yükümlülüğünün bulunmadığı, salt hacizli malların satış yerine götürülmemesinin suçun maddi öğesini oluşturmaması karşısında, mahcuzları satış mahalline götürme yükümlülüğü bulunmayan hükümlünün aşamalardaki savunmalarında suça konu malların halen kendisinde bulunduğunu belirtmesi karşısında; savunmalarının doğruluğu araştırılıp, mahcuzlar üzerinde teslim amacı dışında tasarrufta bulunup bulunmadığı, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle kaybolmalarına veya bozulmalarına neden olup olmadığı belirlendikten sonra sonucuna göre hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,
Hususuna yönelik olarak kanun yararına bozma isteminde bulunulup bulunulmayacağının takdiri için dosyanın ... Bakanlığına sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, sonucuna göre diğer kanun yararına bozma isteminin incelenmesine, 30.09.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.
19. Ceza Dairesi, 2019/1302 E., 2019/7893 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Buna göre; sanığın üzerine atılı suçun 5187 sayılı Kanun'da öngörülen cezasının alt ve üst sınırları göz önüne alındığında TCK'nun 75. maddesi gereği ön ödemeye tabi suçlardan olduğu, sanığın sorumlu müdür olduğu gazetenin yaygın süreli yayın olması karşısında;
19. Ceza Dairesi 2019/1302 E. , 2019/7893 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : 5187 Sayılı Kanuna Aykırılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Katılan şirkete karşı gerçekleştirilen düzeltme ve cevabın yayımlanmaması yönünde sanığın değişik tarihlerde işlediği suçlardan dolayı açılan davalarla temyize konu dava dosyası arasında TCK'nun 43/1. maddesinde yazılı "zincirleme suç" hükümlerinin uygulanmasını tartışılmamasının bozma nedeni olduğu yönündeki tebliğnamede yer alan düşünceye, gerek hangi dosyaların zincirleme suç kapsamında olduğunun belirtilmemesi gerekse sanık hakkında aynı mağdura karşı gerçekleşen diğer eylemlerinin aynı mahkemece suç oluşturduğu kanaatiyle verilen başka bir mahkumiyet hükmü bulunduğunun tespit edilememiş olması nedeniyle iştirak edilmemiştir.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1-) Gerekçeli karar başlığında; suç tarihi olarak, düzeltme ve cevap metninin gereği gibi yayımlanmadığı tarih olan 07.06.2014 yazılması gerekirken, 12.06.2014 yazılmasıyla, mahkemece kovuşturma aşamasında usulüne uygun şekilde davaya katılmasına karar verilen tüzel kişi şirketin gerekçeli karar başlığında müşteki sıfatıyla yazılması,
2-) 5187 sayılı Kanun'un "Düzeltme ve cevabın yayımlanmaması" başlıklı 18/1. maddesi;
"Düzeltme ve cevabın yayımlanmasına ilişkin kesinleşmiş hâkim kararlarına uymayan sorumlu müdür ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili onmilyar liradan yüzellimilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Ağır para cezası, bölgesel süreli yayınlarda yirmimilyar liradan, yaygın süreli yayınlarda ellimilyar liradan az olamaz." hükmünü amirdir.
Buna göre; sanığın üzerine atılı suçun 5187 sayılı Kanun'da öngörülen cezasının alt ve üst sınırları göz önüne alındığında TCK'nun 75. maddesi gereği ön ödemeye tabi suçlardan olduğu, sanığın sorumlu müdür olduğu gazetenin yaygın süreli yayın olması karşısında; soruşturma aşamasında sanığa çıkartılan ön ödeme tebliğinin 10.000 TL üzerinden Kanun'a göre hatalı olarak hesaplanmak suretiyle tebliğ edildiği anlaşılmakla, mahkemece bu durumun tespitiyle sanığa yeniden ön ödeme önerisinde bulunulduktan sonra 5237 sayılı Kanun'un 75. maddesinde düzenlenen 10 günlük yasal süre beklenerek sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerekirken yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,
Kanuna aykırı ve sanık müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak HÜKMÜN 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, oy birliğiyle 06.05.2019 tarihinde karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Hukuku Genel Hükümler
Şüpheli (A), hakkında yürütülen soruşturmada işlediği iddia edilen TCK m. 278 kapsamındaki “suçu bildirmeme” eyleminin, TCK m. 75 uyarınca önödemeye tabi bir suç olduğu Cumhuriyet savcısı tarafından gözden kaçırılmıştır. Savcı, (A) hakkında önödeme usulünü işletmeksizin doğrudan asliye ceza mahkemesinde kamu davası açmış ve iddianame mahkemece kabul edilerek kovuşturma evresine geçilmiştir. Duruşma hazırlığı aşamasında durumu fark eden mahkeme hâkiminin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uyarınca vermesi gereken karar aşağıdakilerden hangisidir?
A) İddianamenin, CMK m. 174/1-c gereğince önödeme usulü uygulanmaksızın düzenlendiği gerekçesiyle Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verir.
B) Önödeme kurumunun soruşturma evresine özgü bir usul olduğunu, kovuşturma aşamasında uygulanamayacağını belirterek yargılamaya devam eder ve esasa ilişkin bir hüküm kurar.
C) Cumhuriyet savcısının iddianame düzenleyerek dava açmasının, önödeme teklifinden zımnen vazgeçildiği anlamına geldiğini kabul ederek duruşma günü belirler.
D) TCK m. 75/3 uyarınca, sanığa önödeme teklifinde bulunur ve sanığın belirlenen miktarı yasal süresi içinde ödemesi halinde kamu davasının düşmesine karar verir.
E) Soruşturma evresinde usulüne uygun işletilmeyen önödeme nedeniyle kovuşturma şartının gerçekleşmediğini tespit ederek davanın durmasına karar verir.
Bu maddeyle ilgili 19 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.