5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 76

Türk Ceza Kanunu 76. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 76- (1) Bir planın icrası suretiyle, milli, etnik, ırki veya dini bir grubun tamamen veya kısmen yokedilmesi maksadıyla, bu grupların üyelerine karşı aşağıdaki fiillerden birinin işlenmesi, soykırım suçunu oluşturur: a) Kasten öldürme. b) Kişilerin bedensel veya ruhsal bütünlüklerine ağır zarar verme. c) Grubun, tamamen veya kısmen yokedilmesi sonucunu doğuracak koşullarda yaşamaya zorlanması. d) Grup içinde doğumlara engel olmaya yönelik tedbirlerin alınması. e) Gruba ait çocukların bir başka gruba zorla nakledilmesi. (2) Soykırım suçu failine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir. Ancak, soykırım kapsamında işlenen kasten öldürme ve kasten yaralama suçları açısından, belirlenen mağdur sayısınca gerçek içtima hükümleri uygulanır. (3) Bu suçlardan dolayı tüzel kişiler hakkında da güvenlik tedbirine hükmolunur. (4) Bu suçlardan dolayı zamanaşımı işlemez. İnsanlığa karşı suçlar

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

5 karar eşleşti
Ceza Genel Kurulu, 2019/434 E., 2021/155 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
765 sayılı mülga TCK’da içtima hükümleri 68 ila 77. maddeler arasında düzenlenmiştir.
Ceza Genel Kurulu         2019/434 E.  ,  2021/155 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ağır Ceza 05.12.2002 tarihinde işlemiş olduğu kasten öldürme ve 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçlarından Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 02.08.2006 tarih ve 297-648 sayı ile verilen içtimalı 20 yıl hapis cezasını infaz etmekte olan hükümlü ...’ın, ceza infaz kurumunda bulunduğu sırada 26.01.2006 tarihinde işlemiş olduğu infaz kurumuna yasak eşya sokmak suçundan Trabzon 4. Asliye Ceza Mahkemesince 27.12.2006 tarih ve 316-482 sayı ile, 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.11.2009 tarihli ve 2009/1650 değişik iş sayılı kararıyla infaz rejimleri farklı olan 20 yıl hapis cezasıyla, 2 yıl 6 ay hapis cezasının içtima edilmesi talebinin reddine; Gümüşhane Ağır Ceza Mahkemesinin 02.12.2010 tarihli ve 2010/315 değişik iş sayılı kararıyla hükümlü ...’ın infaz etmekte olduğu 20 yıl hapis cezası yönünden 09.12.2010 tarihinden itibaren şartla tahliye edilmesine karar verilmiştir. İçtimaya dâhil edilmeyen 2 yıl 6 ay hapis cezasının infazına devam edilen hükümlü ... hakkında, 04.08.2011 tarihinde işlemiş olduğu kamu malına zarar verme suçundan Of Asliye Ceza Mahkemesinin 31.01.2012 tarihli ve 237-13 sayılı kararıyla 3 ay 10 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına; bu kararın da kesinleşmesi üzerine Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 05.02.2015 tarihli ve 297-648 sayılı ek karar ile şartla tahliyenin geri alınmasına ve 04.08.2011 tarihi ile bihakkın tahliye tarihi olan 05.12.2022 tarihleri arasındaki sürenin aynen çektirilmesine karar verilmiştir. Hükümlünün 18.01.2016 tarihli şartla tahliyenin geri verilmesi talepli dilekçesi üzerine Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 21.03.2016 tarihli ve 297-648 sayılı ek kararla infazın durdurulmasına; Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığının bu karara yaptığı itirazı inceleyen Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesince 24.03.2016 tarihli ve 2016/764 değişik iş sayılı karar ile itirazın reddine karar verilmiştir. Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.03.2016 tarihli ve 2016/764 değişik iş sayılı kararına yönelik Adalet Bakanlığının 18.06.2016 tarihli ve 5067 sayılı kanun yararına bozma talebi doğrultusunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 11.07.2016 tarihli ve 272103 sayılı ihbarnamede; "Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 01.12.2008 tarihli ve 2008/7467 esas, 2008/7631 sayılı kararında 'Hükümlünün, 01 Haziran 2005 tarihinden önce işlediği suçlara ilişkin cezalar, o tarihte yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK'nın 71/2. maddesine göre toplanarak lehe olan 647 sayılı CİHK'nın 19. maddesi kapsamında koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında, 5237 sayılı TCK'nın yürürlükte bulunduğu tarihten sonra işlenen suçlara ilişkin cezaların ise 5275 sayılı CGTİK'nın 99. maddesi uyarınca toplanarak koşullu salıverilme hükümleri 107. maddesi uyarınca belirlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır.' şeklinde belirtildiği üzere hükümlünün 01.06.2005 tarihi sonrasında 26.01.2006 tarihinde işlediği ve 08.07.2009 tarihinde kesinleşen Trabzon 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.12.2006 tarihli ve 2006/316 esas, 2006/482 sayılı kararıyla almış olduğu 2 yıl 6 ay hapis cezasının infaz rejiminin farklı olması dolayısıyla koşullu salıverilme tarihinin kendi içerisinde belirlenmesi gerektiği gibi infaza konu cezası ile toplanarak koşullu salıverilme tarihinin belirlenemeyeceği cihetle, mercisince infazının durdurulmasına ilişkin karara karşı yapılan itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesinde isabet görülmediği" gerekçesiyle kararın kanun yararına bozulması istenmiştir. Dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.02.2017 tarih ve 4703-339 sayı ile; "Kanun yararına bozma talebine dayanılarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına göre yerinde görüldüğünden, Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.03.2016 tarihli ve 2016/764 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasına" karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 07.10.2020 tarih ve 84157 sayı ile; “Cezaların infazına ilişkin 5275 sayılı Kanun'un 99. maddesinde 'Bir kişi hakkında hükmolunan her bir ceza diğerinden bağımsız olup varlıklarını ayrı ayrı korurlar. Bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümler bulunur ise 107. maddenin uygulanması için mahkemeden toplama kararı istenir' hükmü karşısında farklı infaz rejimine tabi ilamların birleştirilemeyeceğine dair bir engel bulunmadığı görülmüştür. Gerek TCK gerekse 5275 sayılı İnfaz Kanunu'nda aynı kişi hakkında birden fazla cezanın toplanması hâlinde 765 sayılı Kanun'un 70 ve müteakip maddelerinde olduğu gibi aşılması mümkün olmayan üst sınır bulunmamaktadır. Suça ait cezalar üst sınır olmaksızın toplanacak ancak ayrı ayrı çektirilecektir. 5275 sayılı Kanun'un 107. maddesinde yazıldığı biçimi ile koşullu salıverilme sürelerinin hesaplanması için İnfaz Kanunu'nun 99. maddesinde yapılan toplamada amaç aynı fail hakkındaki cezaları toplayıp karıştırmak değil koşullu salıverilmeden yararlanması için cezaevinde iyi hâlli olarak geçirmesi gereken asgari süreyi belirlemektir. Örneklemek gerekirse 2005 yılı öncesi suçtan ötürü aldığı 20 yıllık ceza ile 2006 yılında işlediği suçtan aldığı 3 yıllık ceza 5275 sayılı Kanun'un 99. maddesi uyarınca içtima edilerek 23 yıl hapis cezası infaza girdiğinde her bir ceza bağımsızlığını koruyacağından 20 yıllık ceza 647 sayılı Kanun'a, 3 yıllık ceza 5275 sayılı Kanun'a göre cezaevinde kalacağı süre hesaplanarak iyi hâlli geçirmesi gereken süre bulunup buna göre müddetname düzenlenir. Aksi hâlde uygulama koşullu salıverilmenin amacına, ruhuna aykırı düşecektir. Koşullu salıverilmeden maksat cezaevinde iyi hâlli olarak belirlenen süreyi tamamladıktan sonra cezaevinden salıverilmesidir. Şahıs bir başka infazı gereken cezanın varlığından bahsedilerek cezaevinde tutulmaya devam edilirken koşullu salıverilmeden bahsedilemeyecektir. Bu genel açıklamalar karşısında farklı infaz rejimine tabi olsa da iki ilamın içtima edilebileceği, bu sebeple yukarıda belirtilen bozma kararının kaldırılarak içtima edilebilir yönünde karar ittihazı” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 20.05.2019 tarih ve 1779-2833 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; farklı infaz rejimine tabi cezaların içtima edilip edilemeyeceği, bu bağlamda Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesinin infazın durdurulmasına dair ek kararına yönelik itiraz üzerine, Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.03.2016 tarihli ve 2016/764 değişik iş sayılı itirazın reddi kararı hakkında, Özel Dairece verilen kanun yararına bozma kararının isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Hükümlü ...’ın 05.12.2002 tarihinde işlediği iddia edilen kasten öldürme ve 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçlarından yapılan yargılama sonucunda Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesince 12.09.2003 tarih ve 359-5 sayı ile; hükümlünün kasten öldürme suçundan 765 sayılı TCK’nın 448/1, 51/1, 31 ve 33. maddeleri uyarınca 21 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, ömür boyu kamu hizmetlerinden yasaklanmasına ve hapis hâlinin devamı süresince yasal kısıtlılık altında bulundurulmasına; 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçundan aynı Kanun’un 13/1. maddesi ve 765 sayılı TCK’nın 19 ve 36. maddesi uyarınca 2 yıl hapis ve 216.103.000 TL ağır para cezası ile cezalandırılmasına ve müsadereye karar verildiği, kararın Yargıtay 1. Ceza Dairesince 05.07.2004 tarih ve 1361-2685 sayı ile onanarak kesinleştiği, 01.06.2005 tarihinde 5237 sayılı TCK’nın yürürlüğe girmesi üzerine yapılan uyarlama yargılaması sonucunda; Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 22.08.2005 tarih ve 59-272 sayı ile hükümlünün 5237 sayılı TCK’nın 81/1 ve 29. maddeleri ile 6136 sayılı Kanun’un 13/1. maddesi uyarınca toplam 20 yıl hapis ve 216 YTL adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, Hükmün hükümlü müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesince 27.04.2006 ve 77-1681 sayı ile; "...Hükümlü hakkında 5237 sayılı TCK’nın 81. maddesinden hüküm kurulurken gerekçeye aykırı düşecek şekilde temel cezanın müebbet hapis yerine ağırlaştırılmış ömür boyu hapis olarak belirlenmesi, 5237 sayılı TCK’da cezaların içtimasına yönelik hüküm bulunmadığı gözetilmeden yasaya aykırı şekilde kasten öldürme ve 6136 sayılı Yasa'ya muhalefet suçlarından verilen cezaların toplanması, 6136 sayılı Yasa’ya muhalefet suçundan hüküm kurulurken ceza miktarı göz önüne alındığında 765 sayılı TCK gereği belirlenecek ceza ile 5237 sayılı TCK gereği belirlenecek cczanın miktar olarak aynı olması hâlinde hak yoksunluklarına ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektirmeyen 765 sayılı TCK’nın lehe olduğu anlaşıldığından 5237 sayılı TCK’ya göre uygulama yapılarak bu Yasa’nın 53. maddesinin uygulanması sebebiyle hükümlü aleyhine sonuç doğurması” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verildiği, Bozmaya uyan Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 02.08.2006 tarih ve 297-648 sayı ile; 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçundan takdiren ve ağırlaştırılarak 2 yıl hapis ve 216 YTL adli para cezasıyla cezalandırılan hükümlü hakkında bu suç yönünden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına; kasten öldürme suçundan 5237 sayılı TCK’nın 81/1, 29, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 18 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verildiği, hükümlerin Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 07.12.2007 tarihli ve 3877-9191 sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği, Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 03.04.2008 tarih ve 426 değişik iş sayı ile; 18 ve 2 yıl hapis cezalarının 5275 sayılı Kanun’un 99/1. maddesi gereğince toplanması ile hükümlünün 20 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezasının bu şekilde tamamen infazına karar verildiği, Hükümlünün ceza infaz kurumundayken 26.01.2006 tarihinde işlediği iddia edilen infaz kurumuna yasak eşya sokma suçundan yapılan yargılama sonucunda, Trabzon 4. Asliye Ceza Mahkemesince 27.12.2006 tarih ve 316-482 sayı ile; hükümlünün TCK’nın 297/1, 62, 53 ve 54. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye karar verildiği, bu hükmün de Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 08.07.2009 tarihli ve 2959-13787 sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği, Rize Cumhuriyet Başsavcılığının içtima talebini inceleyen Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 05.11.2009 tarih ve 1650 değişik iş sayı ile; farklı infaz kanunlarına göre infaz edilmesi gereken cezalara ilişkin içtima talebinin reddine karar verildiği, Gümüşhane Ağır Ceza Mahkemesince 02.10.2010 tarih ve 315 değişik iş sayı ile; hükümlünün içtima edilen 20 yıl hapis cezasıyla ilgili 09.12.2010 tarihinden geçerli olmak üzere şartla tahliyesine karar verildiği, Hakkında şartla tahliye kararı verilmesine rağmen 2 yıl 6 ay hapis cezasının infazı nedeniyle ceza infaz kurumundan ayrılmayan hükümlünün, 04.08.2011 tarihinde cezaevinde işlediği iddia edilen kamu malına zarar verme suçundan yapılan yargılama sonucunda, Of Asliye Ceza Mahkemesince 31.01.2012 tarih ve 237-13 sayı; hükümlünün TCK’nın 152/1-a, 168/1, 62, 53 ve 58. maddeleri uyarınca 3 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verildiği, bu hükmün de Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 10.11.2014 tarihli ve 27956-18331 sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği, Şartla tahliye edildikten sonra deneme süresi içerisinde kamu malına zarar verme suçunu işlediği anlaşılan hükümlü hakkında, Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 05.02.2015 tarihli ve 297-648 sayılı ek karar ile; 5275 sayılı Kanun’un 107/15. maddesi uyarınca şartla tahliyenin geri alınmasına, aynı Kanun’un 107/13. maddesi gereğince ikinci suç tarihi olan 04.08.2011 tarihi ile bihakkın tahliye tarihi olan 05.12.2022 tarihleri arasındaki sürenin aynen çektirilmesine karar verildiği, Bu karara yönelik hükümlü müdafisinin itirazını inceleyen Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesince 22.04.2015 tarih ve 759 değişik iş sayı ile; itirazın reddine karar verildiği, Hükümlünün 18.01.2016 tarihli dilekçeyle şartla tahliyenin geri verilmesi talebini inceleyen Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 21.03.2016 tarihli ve 297-648 sayılı ek karar ile; infazın durdurulmasına, kesinleşen ek ve değişik iş kararları hakkında kanun yararına bozma yoluna gidilip gidilmeyeceği konusunda dosyanın Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmek üzere Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verildiği, Bu karara yönelik Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığının itirazını inceleyen Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesince 24.03.2016 tarih ve 764 değişik iş sayı ile; itirazın reddine karar verildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11.07.2016 tarihli ve 272103 sayılı ihbarnamesi ile; “Hükümlünün 01.06.2005 tarihi sonrasında 26.01.2006 tarihinde işlediği ve 08.07.2009 tarihinde kesinleşen Trabzon 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.12.2006 tarihli ve 2006/316 esas, 2006/482 sayılı kararıyla almış olduğu 2 yıl 6 ay hapis cezasının infaz rejiminin farklı olması dolayısıyla koşullu salıverilme tarihinin kendi içerisinde belirlenmesi gerektiği gibi infaza konu cezası ile toplanarak koşullu salıverilme tarihinin belirlenemeyeceği cihetle, mercisince infazının durdurulmasına ilişkin karara karşı yapılan itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesinde isabet görülmediği” gerekçesiyle, Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.03.2016 tarihli ve 764 değişik iş sayılı kararının CMK’nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması talep edildiği, Dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.02.2017 tarih ve 4703-339 sayı ile; ihbarnamedeki gerekçeye dayanılarak Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.03.2016 tarihli ve 764 değişik iş sayılı kararının CMK’nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasına karar verildiği ve hükümlü hakkında şartla tahliyenin geri alınması kararının infazına devam edildiği, Anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi için “cezaların toplanması (içtiması)” ve “koşullu salıverilme” kavramları üzerinde durulması gerekmektedir. Cezaların toplanması (içtiması) bakımından üç farklı sistem bulunmaktadır. Bunlardan birincisi erime (yutma) sistemidir. Bu sistemde içtima içerisinde bulunan cezalardan hafif olanlar en ağır olanın içinde erirler. Başka bir deyişle faile en ağır ceza verilir ve fail daha hafif suçlara ait cezalardan muaf tutulur. Erime (yutma) sisteminin tam tersi olan toplama (maddi içtima) sisteminde ise, aynı türden cezalar toplanır, ayrı türden olanlar da sırasıyla infaz edilir. Diğer bir sistem ise hukuki içtima sistemidir. Bu sistemde faile, işlediği tüm suçlardan ceza verilmekte ancak cezaların tamamı değil bir kısmı temel olarak alınan cezaya eklenmektedir. Suçlardan en ağır cezayı gerektiren suça göre ceza (temel ceza) tayin edilir ve bu cezaya diğer suçların cezalarının belli bir miktarı eklenir. Hukuki içtima sisteminde sonuç ceza, erime sistemindeki cezadan fazla toplama sistemindeki cezadan az olmaktadır. Hukukumuzda 1953 yılına kadar uygulanan hukuki içtima sistemine, 09.07.1953 tarihli ve 6123 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle son verilmiş ve toplama sistemine geçilmiştir. Toplama sistemine yapılan en büyük itiraz, toplama sonucunda cezaların çok yüksek bir miktara ulaşması olmuştur. Bu sakıncanın giderilmesi için 765 sayılı TCK’nın 77. maddesindeki düzenlemeyle infaz kurumunda geçirilecek süreler için bir üst sınır belirlenmiştir. 6123 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonra 765 sayılı TCK’da benimsenen “Toplama sistemi” ya da “Maddi içtima sistemi” diye adlandırılan sistemde, “Kaç suç işlenmişse o kadar ceza verilir” prensibi uygulanır ve esas itibarıyla fail, işlediği bütün suçların cezalarını ayrı ayrı çeker. Bu sisteme karşı, bazı cezaları birbirine eklemenin mümkün olamayacağı veya birbirine eklenen birden fazla muvakkat cezanın, failin bütün hayatı boyunca sürecek bir nitelik alarak müebbet bir şekle dönüşeceği yolunda eleştiriler yöneltilmiştir. Bu sakıncalara karşı da, toplama sisteminde genel bir sınır konulabileceği, bu sınıra varıldığı takdirde, geri kalan cezaların çektirilmesinden vazgeçileceği, birbirine eklenmesi mümkün olmayan cezalar söz konusu olduğunda ise ya cezanın nevinin değiştirileceği yahut toplama imkânsız olduğundan, erime sisteminin istisnaen kabul edilebileceği görüşü ileri sürülmüştür (Dönmezer-Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, 12. bası, İst-1997, Cilt III, s.106.). 765 sayılı mülga TCK’da içtima hükümleri 68 ila 77. maddeler arasında düzenlenmiştir. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun; 68. maddesi; “Bir kimse mütaaddit suçlardan dolayı Hüküm veya Ceza Kararnamesiyle mahkum edilirse cezalar bu bap hükümlerine göre içtima ettirilir.”, 69. maddesi; “Bir Hüküm veya Ceza Kararnamesinden sonra aynı kimsenin bu mahkumiyetten önce veya sonra işlediği bir suçtan dolayı mahkum edilmesi halinde cezaların içtimaı hükümleri tatbik olunur.”, 70. maddesi; “Birden çok ağırlaştırılmış müebbet ağır hapse mahkûmiyet halinde, bir yıldan az ve altı yıldan fazla; ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ile müebbet ağır hapis cezasına mahkûmiyet halinde, dokuz aydan az ve beş yıldan fazla; birden çok müebbet ağır hapse mahkûmiyet halinde ise altı aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, hükmedilecek miktarı geceli gündüzlü bir hücrede tecrit edilmek üzere, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis veya müebbet ağır hapis cezaları infaz olunur.”, 71. maddesi; “Aynı neviden şahsi hürriyeti bağlıyan muvakkat cezalara mahkumiyet halinde bu cezaların mecmuu tatbik olunur. 24 seneden aşağı olmamak üzere en az iki ağır hapis cezasına mahkumiyet halinde müebbet ağır hapis cezası tatbik olunur.”, 72. maddesi; “Aynı neviden para cezalarına mahkumiyet halinde bu cezaların mecmuu tatbik olunur.”, 73. maddesi; “Cezalardan biri ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve diğeri şahsî hürriyeti bağlayıcı muvakkat bir ceza ise, ilave edilecek cezanın nev'i ve miktarına göre yirmi günden az ve altı seneden fazla olmamak üzere geceli gündüzlü bir hücrede tecrit edilmek suretiyle ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası tatbik olunur. Cezalardan biri müebbet ağır hapis ve diğeri şahsi hürriyeti bağlayıcı muvakkat bir ceza ise, ilave edilecek cezanın nevi ve miktarına göre on günden az ve üç seneden fazla olmamak üzere geceli gündüzlü bir hücrede tecrit edilmek suretiyle müebbet ağır hapis cezası tatbik olunur.”, 74. maddesi; “Başka neviden hürriyeti bağlayıcı muvakkat cezalara mahkumiyet halinde bu cezaların hepsi ayrı ayrı tamamen tatbik olunur. İnfazda ağır hapis, hapis, hafif hapis ve sürgün sırası takip edilir.”, 75. maddesi; “Başka neviden para cezalarına mahkumiyet halinde bu cezaların hepsi ayrı ayrı tamamen tatbik olunur. Para cezaları sair cezalarla birleştiği takdirde de hepsi ayrı ayrı ve tamamen tatbik olunur.”, 76. maddesi; “Fer'i cezalar ve mahkumiyetin bütün diğer cezai neticeleri her ceza hakkında ayrı ayrı tayin ve tatbik olunur.”, 77. maddesi; “1) Aynı neviden şahsi hürriyeti bağlayıcı muvakkat cezaların birleştirilmesi halinde tatbik edilecek ceza ağır hapiste 36, hapiste 25, sürgünde 15, hafif hapiste 10 seneyi geçemez. 2) Başka neviden şahsi hürriyeti bağlayıcı muvakkat cezaların mecmuu otuz seneyi geçemez. Bu haddi aşan ceza miktarı sırası ile sürgün, hafif hapis, hapis ve ağır hapisten tenzil edilir. 3) Ağır para cezası ile hafif para cezası birleştiği takdirde çevrilecek cezanın nev'i hapistir. 4) Birleştirilen para cezalarının şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezaya çevrilmesi halinde bu ceza müddeti beş seneyi geçemez. 5) İçtima neticesinde uygulanacak süreli fer'i cezalar, kamu hizmetlerinden yasaklanma cezasında on, muayyen bir meslek ve sanatın icrasının tatilinde dört yılı geçemez. 6) Yukarıki fıkralarda yazılı yukarı hadlere baliğ olan cezalara kati surette mahkumiyetten sonra işlenen suçlardan dolayı verilecek cezalar aynen tatbik olunur.”, Ve son olarak 74. maddesi; “Başka neviden hürriyeti bağlayıcı muvakkat cezalara mahkumiyet halinde bu cezaların hepsi ayrı ayrı tamamen tatbik olunur. İnfazda ağır hapis, hapis, hafif hapis ve sürgün sırası takip edilir.”, Şeklinde düzenlenmiştir. Toplama sisteminin, cezaları, adeta niteliklerini değiştirecek surette ağırlaştırdığı yolundaki eleştirilerin karşılanması amacıyla, bu sistemde arttırmaya ve genel toplama bir yukarı sınır çizilmesi ve bu sınıra varıldıktan sonra geri kalan cezaların çektirilmesinden vazgeçilmesine ilişkin bu prensipten esinlenen 765 sayılı TCK’da, farklı ceza nevileri için değişik yukarı sınırlar getirilmiştir. Sözgelimi; 77. maddenin birinci fıkrasına göre, içtima eden birden fazla hürriyeti bağlayıcı ceza aynı neviden ise “tatbik edilecek ceza ağır hapiste 36, hapiste 25, hafif hapiste 10 seneyi geçemez”. Buna göre, hâkim her bir ceza nevi için gösterilen bu yukarı sınırlara varıncaya kadar cezaları toplayacak, fakat bu sınırları aşamayacak ve geri kalan cezalar çektirilemeyecektir. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre içtima eden birden fazla hürriyeti bağlayıcı cezalar ayrı neviden iseler “bunların mecmuu 30 seneyi geçemez". Ancak 765 sayılı mülga TCK, iki nevi hürriyeti bağlayıcı cezada bu prensipten ayrılmıştır. Bunlardan birincisi, müebbet ağır hapisle diğer bir hürriyeti bağlayıcı cezanın (TCK’nın 70 ve 73. maddeleri), ikincisi ise her biri 24 yıldan az olmayan birden çok muvakkat ağır hapis cezalarının (TCK’nın 71/2. maddesi) içtimasıdır. 765 sayılı TCK’nın yürürlükte olduğu dönemde, birden fazla suçtan verilecek mahkûmiyet kararları, aynı hüküm veya ceza kararnamesinde yer alabileceği gibi ayrı hüküm veya ceza kararnamelerine de konu oluşturabilir. İlk durumda, 765 sayılı TCK’nın 68. maddesine göre içtima hükümleri uygulanacak, ikinci hâlde ise infaz aşamasında Ceza Yargılaması Usulü Kanunu’nun 403. maddesine göre mahkemeden karar istenecektir. Bu açıklamalar sonucunda 765 sayılı TCK’nın kabul ettiği toplama sisteminde içtima kurallarına egemen olan prensipler ise şu şekilde özetlenebilir. Birinci prensip, cezaların mümkün oldukça toplanmasıdır. Buna göre, aynı neviden cezalar birbirleri ile toplanacak, cezalar ayrı neviden ise her biri ayrı ayrı infaz edilecektir (765 sayılı TCK’nın 71/1, 72, 74 ve 75. maddeleri). Cezaların çevrilmesi prensibi de denilen ikinci prensip, bazı cezalarda toplama sisteminin imkânsız olması veya fazla ağır sonuçlar doğurması hâlinde, nevilerinin değiştirilmesinden ibarettir (TCK’nın 70, 71/2 ve 73. maddeleri). Üçüncü prensip ise, içtima kurallarının uygulanması suretiyle elde edilecek cezaların genel bir yukarı sınırı aşmamasını sağlamaktır. Yeni ceza adalet sisteminde, önceki sistemde var olan “cezaların içtiması” hükümlerine yer verilmemiştir. Bununla birlikte verilen cezaların toplanamayacağı veya hangi şartlarda toplanabileceğine ilişkin tek düzenleme 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 99. maddesinde yer almaktadır. 5275 sayılı Kanun’un 99. maddesi; “Bir kişi hakkında hükmolunan herbir ceza diğerinden bağımsızdır, varlıklarını ayrı ayrı korurlar. Ancak, bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümler bulunur ise, 107 nci maddenin uygulanabilmesi yönünden infaz hâkimliğinden bir toplama kararı istenir.” şeklinde olup, 15.04.2020 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 42. maddesiyle “Adli para cezasından çevrilen ve ceza infaz kurumunda infaz edilme aşamasına gelen hapis cezaları da toplama kararına dahil edilir.” cümlesi madde metnine eklenmiştir. 7242 sayılı Kanun’un 42. maddesinin gerekçesinde ise; “Maddeyle, 4675 sayılı Kanunda yapılması öngörülen değişikliklere uyum sağlamak amacıyla 5275 sayılı Kanunun 99 uncu maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Buna göre, birden fazla hükümdeki cezaların koşullu salıverilme süresinin belirlenebilmesi bakımından toplanması gerektiğinde toplama (içtima) kararları, infaz hâkimliği tarafından verilecektir. Ayrıca, maddeye eklenen hükümle, adlî para cezasının ödenmemesi nedeniyle hapis cezasına çevrilen fakat öncelikli olarak uygulanan kamuya yararlı bir işte çalışma yükümlülüğünü yerine getirmeyen hükümlünün bu hapis cezasının da süreli hapis cezalarında olduğu gibi toplama kararına dahil edilmesi sağlanmaktadır. Böylelikle, adlî para cezasından çevrilen hapis cezalarının da toplama kararına girmesi nedeniyle infaz edilecek cezalar bakımından hakkaniyete uygun bir sonucun ortaya çıkması amaçlanmaktadır.” ifadelerine yer verilmiştir. Şu hâlde, yeni ceza adalet sisteminde birden fazla hükümde yer alan cezalar sadece koşullu salıverilmenin hesaplanması amacına dönük olarak infaz aşamasında toplanabilir, bunun dışında ise “cezaların içtiması” mümkün değildir. Bu sistemde cezaların toplanması, ancak koşullu salıverilmenin söz konusu olması hâlinde mümkün olabilecekken, koşullu salıverilme hükümlerinin uygulanmadığı adli para cezasından çevrilen hapis cezaları da 7242 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle başka cezalarla birlikte infaz edilmesi durumunda koşullu salıverilmenin hesaplanması amacına yönelik toplama kararına dâhil edilebilecektir. Bir ceza hükmü verildiğinde normal sonuç bu hükmün infazıdır. Ancak bu kuralın istisnaları, bazen cezalar sistemini tamamlayan araçları oluşturmaktadır. İşte çağdaş ceza hukukunda, cezalar sistemini tamamlayan kurumlardan biri de koşullu salıverilmedir. 5275 sayılı Kanun’da da düzenlenmiş olan koşullu salıverilme kavramının ortak bir tanımı bulunmamaktadır. Bu kavramın ortak bir tanımının bulunmamasının en önemli sebebi, koşullu salıverilme kurumunun düzenlenme şekli, amacı, şartları ve sonuçlarınn ülkeden ülkeye farklılıklar içermesidir. Türk Ceza Hukuku'nda da koşullu salıverilme kavramıyla ilgili farklı tanımlar yapılmıştır. Doktrinde koşullu salıverilmeyle ilgili olarak; “Koşullu salıverilme, mahkûm edildiği hürriyeti bağlayıcı cezasından, kanunun gösterdiği bir bölümünü iyi hal ile ve kurallara tam uyarak geçirmiş olan hükümlünün, konulmuş olan şartlara uymadığı takdirde geri alınması şartı ile, mahkûmiyet süresini tamamı ile bitirmeden, merciince alınacak bir kararla salıverilmesini ve böylece serbest hayata dönmesini ya da bu hayata geçişinin kolaylaştırılmasını sağlayan bir kurumdur.” (Dönmezer-Erman, Nazarî ve Tatbikî Ceza Hukuku, DER yayınları, 14. bası, İstanbul, 2020, Cilt III, s.285.); “Şartla salıverme, cezaevinde hal ve gidişatı iyi olan hükümlüye tanınan ve hükümlülük süresinin bitmesinden önce salıverilmesini sağlayan bir lütuftur, iyiliktir.” (Sami Selçuk, Doğululaşan Batılı Kurum: Şartlı Salıverme, Tekin Yayınevi, 1. Baskı, 1990, s. 260.); “Koşullu salıverilme, mahkûm olunan cezanın bir kısmının infaz kurumunda çekilmesinden sonra, geri kalan kısmının kanunda belirtilen belirli şartlarla cezaevi dışında geçirilmesini sağlayan bir ceza infaz kurumudur.” (Koca, Mahmut/Üzülmez, İlhan; Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 13. Baskı, Seçkin Yayınları, Ankara, 2020, s. 607; Zafer, Hamide; Ceza Hukuku Genel Hükümler, 7. Baskı, Beta Yayınevi, İstanbul, 2019, s. 662.); “Şartla salıverme, hürriyeti bağlayıcı cezaların infazında hem bir bireyselleştirme aracı hem de yaptırımın çekilmeyen kısmının yerine geçmek üzere öngördüğü deneme süresiyle cezaya seçenek bir kurumdur.” (Yenidünya, Mukayeseli Hukukta ve Türk Hukukunda Şartla Salıverme, s. 19.); “Koşullu salıverilme, mahkûm edildiği hürriyeti bağlayıcı cezanın kanun tarafından öngörülen kısmım iyi hal ile geçirmiş olan hükümlünün, konulan şartlara uymadığı takdirde geri alınması koşulu ile hükümlülük süresinin tamamının bitirilmeden merciince alınacak kararla salıverilmesini ve bu şekilde normal yaşama dönmesini sağlayan bir kurumdur.” (Timur Demirbaş, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 15. baskı, 2020, s. 715-716.); “Koşullu salıverilme, hapis cezasına mahkûm edilmiş olan hükümlünün, hükmedilen hapis cezasının belirli bir kısmını ceza infaz kurumunda iyi halli olarak çektikten sonra, belirli koşullarla cezanın kalan kısmının infaz kurumu dışında infaz edilmesini öngören ve infazın bireyselleştirilmesini sağlayan bir infaz kurumudur.” (Ahmet Bozdağ, Türk Ceza Hukukunda Koşullu Salıverilme Kurumu ve Etkinliğinin Geliştirilmesi, Adalet Yayınevi, 2. baskı, 2021, s. 25.) şeklinde tanımlamalar yapılmıştır. Anayasa Mahkemesi de bir kararında koşullu salıverilmeyi; “Cezanın çektirilmesinin kişiselleştirilmesi, başka bir deyişle cezaevindeki tutum ve davranışlarıyla (iyi durumuyla) topluma uyum sağlayabileceği izlenimini veren hükümlünün şarta bağlı olarak ödüllendirilmesidir. Suçlunun kendisine verilen cezadan daha kısa bir sürede uslanması, eyleminden pişmanlık duyması ve bunu iyi davranışıyla kanıtlaması durumunda, infaz sistemindeki en etkili araçtır. Koşullu salıverilmenin en önemli öğeleri, cezanın belirli bir süre çekilmiş olması, hükümlünün bu süre içinde iyi durum göstermesi, koşullu salıverildikten sonra gözetim altında kalması ve koşullu salıverilmenin gereklerine uyulmaması durumunda koşullu salıverilme kararının geri alınabilmesidir” şeklinde tanımlamıştır. (AYM’nin 18.07.2001 tarihli ve 4-332 sayılı kararı.). Koşullu salıverilmenin kabulünde rol oynayan temel düşünce şudur ki, "Suçlu, hâkimin kabul ettiğinden çok daha çabuk uslanabilir ve bu durumda hükümlünün ceza kurumundaki süresi gereksiz olur". Sonuç olarak bu durumdaki hükümlünün salıverilmesi ile topluma dönmesini çabuklaştırmak ve fakat salıverilmeden itibaren belirli bir süre ile onu kontrol etmek, belli bir çerçeve içinde denetim altında tutmak suretiyle toplum hayatına uyumu bakımından bir aşamadan geçirmek ve böylece uyumu kolaylaştırmak yerinde olur (Dönmezer-Erman, Nazarî ve Tatbikî Ceza Hukuku, DER yayınları, 14. bası, İstanbul, 2020, Cilt III, s.286.). 5275 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 01.06.2005 tarihinden önce işlenen suçlarla ilgili koşullu salıverilme süreleri, 647 sayılı mülga CİK’in 19 ve ek 2. maddesi, 3713 sayılı TMK’nın 17 ve geçici 1 ile 4. maddeleri, 4616 sayılı Kanun’un 1/1-2. maddelerine göre belirlenmektedir. Somut olaydaki suçlarla ilgili koşullu salıverilme sürelerinin düzenlendiği 647 sayılı mülga Kanun’un 19. maddesinin 1. fıkrası; “Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler 25 yıllarını; müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler 20 yıllarını; diğer şahsi hürriyeti bağlayıcı cezalara mahkum edilmiş olanlar hükümlülük süresinin ½'ni; çekmiş olup da Tüzüğe göre iyi halli hükümlü niteliğinde bulundukları takdirde, talepleri olmasa dahi şahsi şartla salıverilirler.” şeklinde; ek 2. maddesinin 1. fıkrası ise; “Hükümlülerin yarı açık veya açık cezaevlerine seçilmelerine karar verme işlemi, Adalet Bakanlığınca her yılın Ocak ayı içerisinde tespit edilerek Cumhuriyet Savcılıklarına bildirilen şartla salıverilme tarihine göre yapılır. Bakanlıkça bildirilen bu tarih aşılmamak ve kapalı kurumlarda çalışanlara öncelik tanınmak kaydıyla; 9, 10 ve 11 inci maddeler gereğince tabi tutulacakları müşahadeleri sonucu yarı açık veya açık müesseselere naklolunan hükümlülerin; anılan müesseselerde kaldıkları her ay için 6 gün, 19 uncu maddenin 1, 2 ve 3 üncü fıkralarına göre tespit edilecek şartla salıverilme tarihlerinden indirilmek suretiyle şartla salıverilme işlemi yapılır.” şeklinde hükümler içermektedir. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Koşullu salıverilme” başlıklı 107. maddesinde, koşullu salıverilmenin uygulanma şartları ve süreleri bakımından sık sık değişiklik yapılmış, Kanun’un geçici 6. maddesiyle birlikte değerlendirilmesi gereken 107. maddesinde son olarak 15.04.2020 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’la da değişiklik yapılarak anılan madde; “(1) Koşullu salıverilmeden yararlanabilmek için mahkûmun kurumdaki infaz süresini iyi hâlli olarak geçirmesi gerekir. (2) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar yirmidört yılını, diğer süreli hapis cezalarına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının yarısını infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. (Ek cümleler:14/4/2020-7242/48 md.) Ancak, Türk Ceza Kanununun; a) Kasten öldürme suçlarından (madde 81, 82 ve 83) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar, b) Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan (madde 87, fıkra iki, bent d) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar, c) İşkence suçundan (madde 94 ve 95) ve eziyet suçundan (madde 96) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar, d) Cinsel saldırı (madde 102, ikinci fıkra hariç), reşit olmayanla cinsel ilişki (madde 104, ikinci ve üçüncü fıkra hariç) ve cinsel taciz (madde 105) suçlarından süreli hapis cezasına mahkûm olanlar, e) Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan (madde 102, 103, 104 ve 105) hapis cezasına mahkûm olan çocuklar, f) Özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlardan (madde 132, 133, 134, 135, 136, 137 ve 138) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar, g) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan (madde 188) hapis cezasına mahkûm olan çocuklar, h) Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçlarından (madde 326 ilâ 339) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar, cezalarının üçte ikisini infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. Ayrıca, suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olan çocuklar ile 1/1/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar hakkında koşullu salıverilme oranı üçte iki olarak uygulanır. (3) Koşullu salıverilme için infaz kurumunda geçirilmesi gereken süre; a) Birden fazla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde otuzaltı, b) Birden fazla müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde otuz, c) Bir ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla otuzaltı, d) Bir müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla otuz, e) Birden fazla süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla yirmisekiz, Yıldır. ... (6) Koşullu salıverilen hükümlünün tâbi tutulacağı denetim süresi, yukarıdaki fıkralara göre infaz kurumunda geçirilmesi gereken süre kadardır. Ancak süreli hapislerde hakederek tahliye tarihini geçemez. (7) Hükümlü, denetim süresinde, infaz kurumunda öğrendiği meslek veya sanatı icra etmek üzere, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında, ücret karşılığında çalıştırılabilir. ... (10) İnfaz hâkimi, koşullu salıverilen hükümlünün kişiliğini ve topluma uyumdaki başarısını göz önünde bulundurarak; denetim süresinin, denetimli serbestlik tedbiri uygulanmadan veya herhangi bir yükümlülük belirlemeden geçirilmesine karar verebileceği gibi, denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasını veya belirlenen yükümlülükleri denetim süresi içinde kaldırabilir. (11) Hükümlünün koşullu salıverilmesi hakkında ceza infaz kurumu idaresi tarafından hazırlanan gerekçeli rapor, infaz işlemlerinin yapıldığı yer infaz hâkimliğine verilir. İnfaz hâkimi, bu raporu uygun bulursa hükümlünün koşullu salıverilmesine dosya üzerinden karar verir; raporu uygun bulmadığı takdirde gerekçesini kararında gösterir. Bu kararlara karşı itiraz yoluna gidilebilir. (12) Koşullu salıverilen hükümlünün, denetim süresinde hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, infaz hâkiminin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi hâlinde koşullu salıverilme kararı geri alınır....” şekliyle son hâlini almıştır. Türk İnfaz Hukuku sistemi içerisinde hükümlünün koşullu salıverilmesi için Kanun'da belirtilen infaz süresini cezaevinde iyi hâlli bir şekilde geçirmesi gerekir. 5275 sayılı Kanun’da sürelerin belirlenmesinde adi suçlar, adi suçlar arasında istisna suçlar, çocuklar ve yetişkinler açısından istisna suçlar, terör suçları, örgütlü suçlar açısından farklı süreler öngörülmüş, istisna suçlarda, suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda veya Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlarda mahkûmiyet hâlinde cezaevinde geçirilmesi gereken süre diğer suçlara nazaran daha uzun belirlenmiştir. 5275 sayılı Kanun’un ilk hâlinde genel olarak cezaevinde kalınması gereken süreler 647 sayılı mülga Kanun’da öngörülen sürelere göre artırılmış, özellikle süreli hapis cezalarında hükümlünün cezaevinde kalması gereken sürenin hesaplanmasında kullanılan 1/2 ve ayda 6 günlük indirim oranı ve süreleri, 2/3’e yükseltilmiş olmakla birlikte, 7242 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle beraber 5275 sayılı Kanun’da istisna bazı suçlar haricinde temel infaz oranı 647 sayılı Kanun’da olduğu gibi 1/2 olarak kabul edilmiş, ancak 647 sayılı Kanun’un ek 2. maddesinde düzenlenen ayda altı günlük indirime yer verilmemiştir. Öte yandan 5237 sayılı TCK’nın 7. maddesinin 3. fıkrasında “Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır” hükmü ile koşullu salıverilmede derhâl uygulama ilkesinin geçerli olmadığı, lehe hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir. Koşullu salıverilme süresinde sonradan yapılan değişiklik hükümlü aleyhine değerlendirilmemelidir. Bu düzenleme ile infaz rejiminin ağırlaştırıcı sonuçlar doğurmasına sebep olan hükümlerin uygulamada yol açtığı sorunlar giderilmeye çalışılmış olup koşullu salıverilme, zaman bakımından uygulamada infaz rejimine ilişkin diğer hükümlerden ayrık tutularak maddi ceza hukuku müessesesi gibi kabul edilmiştir. 5237 sayılı TCK’nın 7/3. maddesi gereği lehe kanun ilkesi uyarınca, suç tarihi ve suçun türüne göre hükümlünün lehine olan düzenleme uygulanmalıdır. Bu genel açıklamalardan sonra, birden fazla suça ilişkin cezanın infazında koşullu salıverilme süresinin belirlenebilmesi açısından cezaların ne şekilde toplanması gerektiği ve farklı infaz rejimine tabi olan ya da farklı koşullu salıverilme süreleri öngörülen cezaların içtima edilip edilmeyeceği üzerinde durulmalıdır. 5275 sayılı Kanun’un 99. maddesine göre, bir kişi hakkında hükmolunan her bir ceza diğerinden bağımsızdır, varlıklarını ayrı ayrı korurlar ancak bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümler bulunur ise aynı Kanun’un 107. maddesinin uygulanabilmesi yönünden mahkemeden bir toplama kararı istenir. Bu düzenleme ile, hükümlünün birden çok kesinleşmiş mahkûmiyetinin bulunması hâlinde infazda kolaylık sağlanması için cezaların toplanması, infazı gereken tüm hapis cezaları için toplam süre üzerinden tek bir şartla tahliye tarihi, deneme süresi ve bihakkın tahliye tarihinin saptanması ve cezaların infazları ile deneme sürelerinin çakışmasının önlenmesi amaçlanmaktadır. Kesinleşmiş mahkeme kararları suç tarihleri veya türlerine göre farklı koşullu salıverilme sürelerine tabi olması hâlinde, bu ilamlar 5275 sayılı Kanun’un 99. maddesi uyarınca koşullu salıverilme tarihinin belirlenmesi amacıyla cezaların içtiması yoluyla toplanmalı ve tek bir koşullu salıverilme tarihi belirlenmelidir. Ancak koşullu salıverilme oranları farklı olan her bir ceza yönünden TCK’nın 7/3. maddesi uyarınca hükümlünün lehine olan süre belirlenmeli ve bu şekilde cezaların içtimasına karar verilmelidir. Cumhuriyet Başsavcılıklarınca yapılan uygulama da bu yöndedir. Ancak bazı cezalar koşullu salıverilme yasağı kapsamında kalmaktadır. Örneğin 5275 sayılı Kanun’un 107/16. maddesinde işlenen suçlardan dolayı ağırlaştırılmış müebbet cezası verilmesi hâlinde koşullu salıverilme hükümleri uygulanmamaktadır. Aynı şekilde 5275 sayılı Kanun’un 108/3. maddesine göre ikinci defa mükerrirlik hâlinde, yine aynı Kanun’un 107/13. maddesine koşullu salıverilme kararı geri alınanlar hakkında koşullu salıverilme hükümleri uygulanmamaktadır. Yukarıda sayılan ve benzer durumlardaki koşullu salıverilme hükümlerinin uygulanmadığı cezalar diğer cezalarla toplanmamalıdır. Ancak 5275 sayılı Kanun’un 99. maddesine, 7242 sayılı Kanun'un 42. maddesiyle eklenen “Adli para cezasından çevrilen ve ceza infaz kurumunda infaz edilme aşamasına gelen hapis cezaları da toplama kararına dahil edilir.” şeklindeki cümle uyarınca adli para cezalarından çevrili hapis cezaları yönünden bir istisna getirilmiştir. Buna göre, adli para cezasından çevrilen ve ceza infaz kurumunda infaz edilme aşamasına gelen hapis cezaları da toplama kararına dâhil edilmelidir. Farklı infaz rejimlerine tabi cezaların içtima edilemeyeceğine ilişkin açık bir yasal düzenleme bulunmasa da 647 ve 765 sayılı Kanunlara göre infaz edilecek cezalarla 5275 sayılı Kanun’a göre infaz edilmesi gereken cezaların içtima edilmesi hâlinde, toplamadaki üst sınırın ne olacağı ve üst sınır belirlendiğinde hangi yasa yürürlükte iken işlenen suçlar sebebiyle verilen cezaların infaz dışı bırakılacağı veya içtima içerisinde 765 sayılı mülga TCK gereği geceli gündüzlü bir hücrede tecrit kararı verilmesini gerektiren ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet hapis cezası bulunmakta ise bu cezaların içtimaya dâhil edilip edilmeyeceği ya da ne şekilde içtimaya dâhil edilmesi gerektiği gibi birtakım sorunlar ortaya çıkmaktadır. Ancak somut olayda uyuşmazlığa konu cezalarda içtima edilmesi hâlinde bu üst sınırların aşılması gibi durumun söz konusu olmaması ve geceli gündüzlü bir hücrede tecrit kararı verilmesini gerektiren bir cezanın bulunmaması karşısında bu aşamada sadece somut olaya ilişkin bir değelendirme yapıldığında; sadece infaz rejimlerinin farklı olmasının, cezaların toplanmasına engel bir durum olmadığı sonucu ortaya çıkmaktadır. Hükümlü hakkında tayin olunan hürriyeti bağlayıcı cezaların şartla tahliye süreleri ve infaz rejimlerinin farklı olması anılan yasa maddesinin uygulanmasına engel değildir. Cezaların infazındaki bu farklılık, şartla ve bihakkın tahliye tarihlerinin de farklı olmasını gerektirmeyecek, hükümlünün farklı süre ve rejimlere tabi her bir cezası açısından cezaevinde geçireceği sürelerin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından müddetnamede gösterilmesi yeterli olacak ancak yine toplam ceza süresi üzerinden tahliye tarihleri hesaplanacaktır. Aynı şekilde içtima kararı verecek mahkeme de toplamanın bu şekilde yapılması gerektiğini kararında göstermelidir. Koşullu salıverilme hükümleri uygulanmamasına rağmen, 15.04.2020 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’la adli para cezalarından çevrili hapis cezalarını da içtimaya dâhil eden ve bunun gerekçesini “...Hakkaniyete uygun bir sonucun ortaya çıkması amaçlanmaktadır.” şeklinde ortaya koyan kanun koyucunun iradesinin de, cezaları mümkün olduğunca içtimaya dâhil etmek olduğu söylenebilir. Öte yandan, 5275 sayılı Kanun’un 2. maddesinde belirtildiği üzere infazda temel amaçlardan birisi de “Hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak”tır. Bu amaca hizmet edecek koşullu salıverilme kurumunun içinde barındırdığı diğer bir müessese ise koşullu salıverilen hükümkü hakkında belirlenecek denetim süresidir. Denetim süresi, koşullu salıverilme kararı ile salıverilen hükümlünün cezaevi dışında geçireceği ve kanunla belirtilen bir süredir. Belirlenen denetim süresi, cezaevi dışında tamamlandığında hükümlü bihakkın tahliye süresini de geçirmiş olmaktadır. Ancak denetim süresi içerisinde hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç işleyen veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, infaz hâkiminin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar eden hükümlü hakkındaki koşullu salıverilme kararı 5275 sayılı Kanun’un 107/12. maddesi uyarınca geri alınır. Somut olaydaki gibi durumlarda ise, yani almış olduğu cezadan dolayı hakkında koşullu salıverilme kararı verilen bir hükümlünün, koşullu salıverilme tarihinden önce işleyip de içtimaya dâhil edilmeyen başka bir cezasının infazına başlanılması, başka bir ifadeyle koşullu salıverilmesine rağmen başka bir cezasının infazı nedeniyle cezaevinden ayrılmaması hâlinde, hükümlü hakkında koşullu salıverilme kararı verilmiş olsa da cezaevi dışına çıkmadığı için denetim süresinin başladığından da söz edilemez. Bu nedenle, cezaevinden ayrılmaması nedeniyle denetim süresi başlamayan bir hükümlünün, cezevindeyken sonradan işlediği başka bir suç nedeniyle koşullu salıverilme kararının geri alınması da hakkaniyete aykırı sonuçlar doğuracaktır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; 05.12.2002 tarihinde işlemiş olduğu kasten öldürme ve 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçlarından aldığı içtimalı 20 yıl hapis cezasını 647 sayılı Kanun’un 19 ve ek 2. maddelerine göre infaz etmekte olan hükümlü ...’ın, ceza infaz kurumunda bulunduğu sırada 26.01.2006 tarihinde işlemiş olduğu infaz kurumuna yasak eşya sokmak suçundan 5237 sayılı TCK’nın 297/1. maddesi uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, 20 yıl hapis cezası ile 2 yıl 6 ay hapis cezasının farklı infaz rejimine tabi olduğu gerekçesiyle içtima edilmediği, 20 yıl hapis cezası nedeniyle 09.12.2010 tarihinden itibaren şartla tahliye edilmesine karar verilen hükümlünün, içtimaya dâhil edilmeyen 2 yıl 6 ay hapis cezasının infazı nedeniyle ceza infaz kurumundan ayrılmadığı, ceza infaz kurumunda bulunduğu sırada 04.08.2011 tarihinde işlemiş olduğu kamu malına zarar verme suçundan 3 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilen hükümlü hakkında şartla salıverilme kararının geri alındığı dosyada; 647 sayılı Kanun’a göre infaz edilen içtimalı 20 yıl hapis cezası ile 5275 sayılı Kanun’a göre infaz edilmesi gereken 2 yıl 6 ay hapis cezasının, 5275 sayılı Kanun’un 99. maddesine göre içtima edilmesi hâlinde, 765 sayılı TCK’da veya 5275 sayılı Kanun’da belirtilen üst sınırların aşılmayacağı da göz önüne alındığında, sadece infaz rejimlerinin farklı olmasının cezaların toplanmasına engel bir durum teşkil etmemesi, hükümlü hakkında tek bir koşullu salıverilme tarihi belirlenmesinin Kanun’un amacına uygun düşeceği gibi infazda kolaylık sağlaması ve hakkaniyete uygun olması, hükümlü hakkındaki farklı infaz rejimlerine tabi olan 20 yıl hapis cezası ile 2 yıl 6 ay hapis cezasının toplanarak tek bir koşullu salıverilme tarihinin belirlenmesi hâlinde, hükümlünün 04.08.2011 tarihinde işlediği suçun koşullu salıverilme tarihinden öncesine denk gelecek, bu durumda koşullu salıverilme kararının geri alınmasının da gerekmeyecek olması, kaldı ki hakkında koşullu salıverilme kararı verilen hükümlünün ceza infaz kurumundan ayrılmaması nedeniyle denetim süresi başlamayacağından, 04.08.2011 tarihinde işlenen suçun, denetim süresinde işlenmiş olarak kabul edilemeceği de gözetildiğinde, Gümüşhane Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen koşullu salıverilme kararı ile Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen koşullu salıverilme kararının geri alınması kararlarının hukuki dayanaktan yoksun olduğu anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 21.03.2016 tarihli ve 297-648 sayılı ek kararla verilen infazın durdurulması kararı isabetli olduğundan, bu karara yönelik itirazı reddeden Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.03.2016 tarihli ve 2016/764 değişik iş sayılı kararını, kanun yararına bozan Özel Daire kararında isabet bulunmamaktadır. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin kanun yararına bozma kararının kaldırılmasına, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.03.2016 tarihli ve 2016/764 değişik iş sayılı kararına yönelik kanun yararına bozma isteminin reddine, Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 05.02.2015 tarih ve 297-648 sayı ile verilen şartla tahliyenin geri alınmasına ilişkin ek kararın infazının durdurulmasına, mahallince toplama (içtima) kararı alınarak hükümlü hakkında yeniden bir müddetname düzenlenmesine, hükümlü ...’ın başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü değilse bu suçlardan derhâl serbest bırakılması için yazı yazılmasına karar verilmelidir. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 13.02.2017 tarihli ve 4703-339 sayılı kanun yararına bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.03.2016 tarihli ve 2016/764 değişik iş sayılı kararına yönelik kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 4- Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesince 05.02.2015 tarih ve 297-648 sayı ile verilen şartla tahliyenin geri alınmasına ilişkin ek kararın İNFAZININ DURDURULMASINA, mahallince (içtima) toplama kararı alınarak hükümlü hakkında yeniden bir müddetname düzenlenmesine, hükümlü ...’ın başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü değilse bu suçlardan derhâl serbest bırakılması için YAZI YAZILMASINA, 5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 20.04.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

16. Ceza Dairesi, 2019/11749 E., 2020/3651 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Burada hükümlünün mahkumiyetinin, mülga 765 sayılı ya da mer'i 5237 sayılı Ceza Kanunlarına veya ceza öngören özel kanunlara dayanmasının bir önemi bulunmamaktadır. İadesine karar verilecek yasaklanmış haklar, Anayasanın 76. maddesi gibi, belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı süresiz hak yoksunluklarına ilişkindir.
16. Ceza Dairesi         2019/11749 E.  ,  2020/3651 K. "İçtihat Metni" I-TALEP: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 13.12.2019 tarih ve 2019/123421 sayılı yazısı ile; yasadışı silahlı terör örgütüne yardım ve yataklık suçundan sanık ...'in, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 169, 59 ve 3713 sayılı Kanun'un 5. maddeleri gereğince 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/05/2006 tarihli ve 2006/7 esas, 2006/35 sayılı kararının Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 07/04/2009 tarihli ve 2007/8927 esas, 2009/4018 karar sayılı ilâmı ile onanmak suretiyle kesinleşmesini müteakip, adı geçen hükümlünün memnu haklarının iadesine dair Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/05/2019 tarihli ve 2006/7 esas, 2006/35 sayılı ek kararını kapsayan dosya incelendi. Dosya kapsamına göre, Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesince hükümlünün talebinin kabulü ile memnu hakların iadesine karar verilmiş ise de, anılan karara dayanak teşkil eden 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu 13/A maddesinde yer alan, ''5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkumiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilir. Bunun için; Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla, a) Mahkum olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması, b) Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması gerekir.'' şeklindeki düzenleme dikkate alındığında, memnu hakların iadesi kararı verilebilmesi için infazın tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık sürenin geçmiş olmasının gerekmesi karşısında, hükümlünün mahkum olduğu 3 yıl 9 ay hapis cezasının ek karar tarihi itibariyle infaz edilmediği anlaşılmakla, yasaklanmış hakların iadesine karar verilemeyeceği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir. 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 03/12/2019 gün ve 94660652-105-44-15949-2019-Kyb sayılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak Dairemize gönderilmiştir. II-OLAY: Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığının 2004/8895 hazırlık sayısına kayden yürütülen, 14.10.2004 tarih 2004/34 esas sayılı görevsizlik kararı ile 5190 sayılı Kanun ile yetkili Malatya Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilerek 2004/257 hazırlık sayılı soruşturma dosyası ile birleştirilmesine karar verilmesine müteakip 02.11.2004 tarih, 2004/256 hazırlık sayılı karar ile bir kısım şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen soruşturma kapsamında; yasa dışı terör örgütü PKK/KONGRA-GEL örgütü mensubu olmak ve örgüte yardım, yataklık yapmak ve yasak yayın bulundurmak suçlarından ..., . hakkında 5190 sayılı Kanun ile yetkili Malatya Cumhuriyet Başsavcılığının 02.11.2004 tarihli 2004/250 hazırlık, 2004/61 esas ve 2004/47 numaralı, Malatya 3 no'lu Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına tanzim edilen iddianamesi ile şüpheliler ... ve ...'ın yasa dışı PKK/KONGRA-GEL örgütünün sair efradı oldukları, diğer şüphelilerin ise örgüte yardım ve yataklık yaptıkları iddiası ile şüpheliler ... ile ...'in 765 sayılı mülga TCK'nın 168/2, 31, 33, 40 ve 3713 sayılı TMK'nın 5; diğer şüphelilerin ise 765 sayılı mülga TCK'nın 169, 31, 40 ve 3713 sayılı TMK'nın 5 maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istenilmiştir. 5190 sayılı Kanun ile yetkili Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/238 esasına kayden yürütülen ve sanıklar ...'in atılı eylemleri bilerek ve isteyerek yaptıklarına dair delil bulunmadığından unsurları nedeni ile oluşmayan müsnet suçtan beraatlerine, sanıklar ... ve ...'in ise eylemlerine uyan TCK'nın 169, 3713 sayılı Kanunun 5. maddesi, TCK'nın 31, 33, 40 maddeleri gereğince cezalandırılmalarının iddia makamınca mütalaa olunduğu anlaşılan yargılama sonunda, CMK'nın 250. maddesine göre görevli Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.06.2005 tarih, 2004/238 esas, 2005/71 karar sayılı kararı ile özetle; sanıklar ... ..., 'in beraatlerine; sanıklar ... ve ...'in ise eylemlerine uyan ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'ya göre daha lehe hüküm içeren 765 sayılı TCK'nın 169, 5252 sayılı Yürürlük Kanununun 6, 3713 sayılı TMK'nın 5, TCK'nın 59, 31, 40 maddeleri gereğince 3'er sene 9'ar ay hapis cezası ile 3'er sene müddetle kamu hizmetlerinden yasaklanmalarına dair verilen kararın, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 20.12.2005 tarihli ilamı ile tanıkların beyanlarını içeren ve hükme esas alınan 13.12.2004 tarihli duruşma tutanağının bazı sayfalarında naip hakim imzasının bulunmaması nedeni ile sair yönler incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda 2006/7 esas, 2006/35 karar sayılı 04.05.2006 tarihli kararı ile özetle; beraat eden sanıklar hakkında beraat hükmü temyiz edilmeksizin kesinleştiğinden ayrıca karar ittihazına yer olmadığına, sanıklar ... ve ...'in eylemlerine uyan ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'ya göre daha lehe hüküm içeren 765 sayılı TCK'nın 169 ve 5252 sayılı Yürürlük Kanununun 6. maddeleri gereğince ağır hapis cezası hapse tahvil olunarak, 3713 sayılı Kanunun 5, TCK'nın 59, 31 ve 20. maddeleri gereğince 3'er sene 9'ar ay hapis cezası ile 3’er sene müddetle kamu hizmetlerinden yasaklanmasına karar verilmiştir. Hükmün ilgili kısmı; "765 sayılı TCK'nun 31 ve 20 ncı maddesi gereğince ve sanıklara tertip olunan hürriyeti bağlayıcı cezanın tahvil öncesi niteliği süresi ve cezanın nevindeki değişikliği yürürlük yasasından kaynaklandığı göz önü edilerek sanıkların 3’er sene müddetle kamu hizmetlerinden yasaklanmasına," şeklindedir. Karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 07.04.2009 tarih 2007/8927 esas ve 2009/4018 karar sayılı onama ilamı ile kesinleşmiştir. Süreçte sanık müdafiinin kanun yararına bozma ve karar düzeltme/itiraz istemlerinin reddedildiği ayrıca emanet eşyaların müsaderesine dair 03.02.2012 tarihli ek kararın verilerek kesinleştiği görülmüştür. Malatya Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim edilen 24.09.2009 tarihli yerine getirme fişinde hükümlü ... hakkında "3 yıl kamu hizmetlerinden geçici yasaklılık kararının" 17.08.2009 tarihinde yerine getirildiğinin, hükümlüler hakkında tanzim edilen kesinleşme şerhlerinde ise 07.04.2009 tarihi yerine 07.04.2008 tarihinin yazıldığı görülmüştür. Tutanaklarda illegal yollardan yurt dışına çıktığı bilgisinin alındığı belirtilen ve Cumhuriyet Başsavcılığınca çıkartılan 2012/1-101 sayılı yakalama emrinin infaz edilemediği anlaşılan hükümlü hakkında, Malatya Cumhuriyet Başsavcılığının hükmolunan cezanın infaz edilmemesine karar verilmesine yönelik istemi doğrultusunda Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.05.2019 tarih, 2019/577 değişik iş sayılı kararı ile özetle; "Kapatılan Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.05.2006 tarih ve 2006/7-35 E-K sayılı kararı ile yasadışı silahlı örgüt mensuplarına hal ve sıfatlarını bilerek yardım etmek suçundan 765 sayılı TCK'nun 169 maddesi uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, kararın Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 07.04.2008 tarih ve 2007/9927 Esas, 2009/4018 Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği, hükmün infaza verildiği, hükümlünün atılı suç nedeniyle 13.10.2004 ile 13.01.2005 tarihleri arasında tutuklulukta kaldığı, hükmün infaza verilmesi sonrasında hükümlünün bakiye cezasının infazı hakkında yakalama emri çıkartıldığı, 5237 sayılı TCK'nın ceza zamanaşımını düzenleyen 68. maddesine göre ceza zamanaşımının gerçekleşmesi, infaza konu mahkumiyet hükmünü ortadan kaldırmayıp, sadece mahkumiyet hükmünün infaz edilmesini engellemediği, dosya kapsamına göre kesinleşme tarihinden itibaren zamaşımını kesen herhangi bir işlem bulunmadığından, infaz edilemeyen, bakiye ceza miktarı itibariyle (TCK 68) ceza zamanaşımının 10 yıl olduğunu, onama tarihinden itibaren dolduğu görüldüğünden talebin kabulüne" karar verilerek, bakiye cezasının ceza zamanaşımının dolması nedeniyle infaz edilmemesine dair itiraz yolu açık olmak üzere 23.05.2019 tarihinde kesinleşen karar verilmiştir. Sanık müdafiinin 24.05.2019 tarihli dilekçesi ile memnu hakların iadesine karar verilmesi talebinde bulunulması üzerine; Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 28.05.2019 tarihli ek kararı ile Cumhuriyet savcısının mütalası doğrultusunda özetle; "hükümlünün cezasının ceza zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle infaz edilmemesine dair karar verildiği ve kararın kesinleştiği, dolayısıyla hükümlü hakkındaki hak mahrumiyetine neden olan yasaklılıkların da tüm hukuki sonuçları ile birlikte ortadan kalkacağı anlaşılmakla talebin kabulüne karar verildiği" belirtilerek, Kapatılan Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.05.2006 tarih ve 2006/7 esas, 2006/35 karar sayılı ilamı ile verilen tüm yasaklanmış hakların geri verilmesine, itiraz yolu açık olmak üzere karar verilmiştir. Karar hükümlü müdafiine kalemde tebliğ edilmiş ve 11.06.2019 tarihinde kesinleşmiştir. Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünün 26.08.2019 tarihli yazısında, 5352 sayılı Kanunun 13/A maddesi uyarınca cezanın infaz edilmemesine yönelik karar verildiği, ceza zamanaşımı süresi hesaplandığında ve infaz tarihinin 07.04.2018 olduğu dikkate alındığında, kanunda öngörülen 3 yıllık sürenin geçmemesi sebebi ile yasaklanmış hakların iadesine karar verilemeyeceğinden ek karar ile ilgili gereğinin yapılması hususunda Malatya Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulunulmuştur. Malatya Cumhuriyet Başsavcılığının 25.09.2019 tarihli görüşü ile Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne ek kararın kanun yararına bozulması hususunda başvuruda bulunması üzerine, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 03.12.2019 tarihli talebi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından kesinleşen ek kararın kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşılmıştır. III-KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI: Kesinleşen mahkumiyet hükmüne yönelik ceza zamanaşımı süresinin dolması nedeni ile bakiye cezasının infaz edilmemesine karar verilen hükümlünün memnu haklarının iadesine dair verilen ek kararda hukuka aykırılık bulunup bulunmadığına ilişkindir. IV-HUKUKSAL DEĞERLENDİRME: 01.06.2005 tarihinde ceza adalet sisteminde temel yasalar değiştirilmek suretiyle yeni bir dönem başlatılmıştır. 5352 sayılı Kanunun 13/A maddesinin gerekçesinde de açıklandığı üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda, belli bir suçu işlemekten dolayı cezaya mahkumiyetin sonucu olarak ömür boyu devam edecek bir hak yoksunluğu düşünülmediği için, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 121-124. maddeleri ile 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 416-420. maddelerinin yerine ikame olmak üzere yasaklanmış hakların geri verilmesi müessesesine ilişkin bir düzenleme yapılmamıştır. Ancak, 5352 sayılı Adlî Sicil Kanununun geçici 2. maddesinde, diğer kanunlardaki kasıtlı bir suçtan dolayı belirli süreyle hapis cezasına veya belli suçlardan dolayı bir cezaya mahkum olan kişilerin, belli hakları kullanmaktan süresiz olarak yoksun bırakılmasına ilişkin hükümleri saklı tutulmuş, Anayasanın 76. maddesi ile özel kanunlarda sayılan suç ve mahkûmiyetlerin arşiv bilgilerinin silinmesi kabul edilmemiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki çeşitli kanunlardaki süresiz hak yoksunluğu doğuran bu hükümlere rağmen, yasaklanmış hakların geri verilmesi yolunun kapalı tutulması, uygulamada ciddi sorunlara yol açtığından, 06.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 38. maddesiyle 5352 sayılı Adli Sicil Kanununa 13/A maddesi eklenmek suretiyle yasaklanmış hakların geri verilmesi/memnu hakların iadesi müessesesi yeniden Türk ceza adalet sistemindeki yerini almıştır. 5352 sayılı Kanunun "Yasaklanmış hakların geri verilmesi" kenar başlıklı 13/A maddesi şöyledir: "(1)5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilir. Bunun için; Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla, a)Mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması, b)Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması gerekir. (2)Mahkûm olunan cezanın infazına genel af veya etkin pişmanlık dışında başka bir hukukî nedenle son verilmiş olması halinde, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilmesi için, hükmün kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl geçmesi gerekir. Ancak, bu süre kişinin mahkûm olduğu hapis cezasına üç yıl eklenmek suretiyle bulunacak süreden az olamaz. (3)Yasaklanmış hakların geri verilmesi için, hükümlünün veya vekilinin talebi üzerine, hükmü veren mahkemenin veya hükümlünün ikametgâhının bulunduğu yerdeki aynı derecedeki mahkemenin karar vermesi gerekir. (4)Mahkeme bu husustaki kararını, dosya üzerinde inceleme yaparak ya da Cumhuriyet Savcısını ve hükümlüyü dinlemek suretiyle verebilir. (5)Yasaklanmış hakların geri verilmesi talebi üzerine mahkemenin verdiği karara karşı, hükümle ilgili olarak Ceza Muhakemesi Kanununda öngörülen kanun yoluna başvurulabilir. (6)Yasaklanmış hakların geri verilmesine ilişkin karar, kesinleşmesi halinde, adlî sicil arşivine kaydedilir. (7)Yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna başvurulması nedeniyle oluşan bütün masraflar hükümlü tarafından karşılanır." Kanun maddesinin sarahatine ve gerekçesinde işaret olunan amaç ve kapsamına nazaran, her ne kadar 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda, belli bir suçu işlemekten dolayı cezaya mahkumiyetin sonucu olarak ömür boyu devam edecek bir hak yoksunluğuna yer verilmemiş ise de, Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilecektir. Burada hükümlünün mahkumiyetinin, mülga 765 sayılı ya da mer'i 5237 sayılı Ceza Kanunlarına veya ceza öngören özel kanunlara dayanmasının bir önemi bulunmamaktadır. İadesine karar verilecek yasaklanmış haklar, Anayasanın 76. maddesi gibi, belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı süresiz hak yoksunluklarına ilişkindir. Bunun için; Türk Ceza Kanununun 53'üncü maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla, a)Mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması, b)Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması gerekir. Diğer taraftan ceza zamanaşımını düzenleyen mülga 765 sayılı TCK ve mer'i 5237 sayılı TCK'nın ilgili maddeleri ise şu şekildedir: 765 sayılı mülga TCK Madde 112 – Bu maddede yazılı cezalar aşağıdaki müddetlerin müruriyle ortadan kalkar: ... 4-Beş seneye kadar ağır hapis veyahut hapis veya muvakkat sürgün veya muvakkaten hidematı ammeden memnuiyet cezalariyle ağır cezayı nakdi hükümleri on sene... geçmesiyle ortadan kalkar. Madde 115 – (Değişik: 11.6.1936-3038/1 md.) Amme hizmetlerinden muvakkat memnuiyet yahut diğer bir ıskatı ehliyet cezası veya bir meslek ve sanatın tatili icrası sair cezalara zam ve ilave edildiği veyahut bir hüküm neticesi olduğu takdirde ıskatı ehliyet ve tatili meslek ve sanat cezaları, onlar için muayyen olan müddetin iki misline muadil bir müddet geçmedikçe sakıt olmazlar ve işbu müruru zaman aslı mücazatın sakıt olduğu tarihten itibaren cereyana başlar. Madde 122 – (Değişik : 11.6.1936 - 3038/1 md.) (Değişik birinci fıkra : 21.11.1990 - 3679/6 md.) Yukarıdaki maddede yazılı ceza, şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezaya bağlı olduğu halde, buna mahkum olan ve işlemiş olduğu cürümden dolayı pişmanlık duyduğunu ihsas edecek surette iyi hali görülen kimse, asıl cezasını çektiği veya ceza af ile ortadan kalktığı tarihten itibaren üç ve zamanaşımı ile düşmüş olduğu surette düştüğü tarihten itibaren beş yıl geçtikten sonra memnu haklarının iadesini talep edebilir. Eğer bu mahrumiyet ve ıskatı ehliyet cezaları diğer bir cezaya ilaveten tertib olunmamış ise memnu hakların iadesi ancak hüküm ilamının kat'ileştiği tarihten itibaren beş sene sonra istenebilir. 5237 sayılı TCK Ceza zamanaşımı Madde 68- (1) Bu maddede yazılı cezalar aşağıdaki sürelerin geçmesiyle infaz edilmez: ... e) Beş yıla kadar hapis ve adlî para cezalarında on yıl. Ceza zamanaşımı ve hak yoksunlukları Madde 69- (1) Cezaya bağlı olan veya hükümde belirtilen hak yoksunluklarının süresi ceza zamanaşımı doluncaya kadar devam eder. Silahlı terör örgütüne yardım etmek suçundan hükümlü ...'in, eylemine uyan ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'ya göre daha lehe hüküm içeren 765 sayılı TCK'nın 169, 3713 sayılı Kanunun 5, TCK'nın 59, 31 ve 20. (5252 sayılı Yürürlük Kanununun 6. maddeleri gereğince ağır hapis cezası hapse tahvil olunarak) maddeleri gereğince 3 sene 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 3 sene müddetle kamu hizmetlerinden yasaklanmasına dair 5190 sayılı Kanun ile yetkili Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/7 esas, 2006/35 karar sayılı 04.05.2006 tarihli kararının Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 07.04.2009 tarih, 2007/8927 esas ve 2009/4018 sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiğinin görülmesine, Beş yıla kadar hapis ve adlî para cezalarında ceza zamanaşımının, gerek 5237 sayılı TCK'nın 68/1-e gerekse 765 sayılı TCK'nın 112/4 maddelerinde on yıl olarak belirlenmiş olmasına ve fakat kamu hizmetlerinden yasaklanma hükmü yönünden, 765 sayılı TCK'nın 122. maddesi gereğince memnu haklarının iadesinin talep edilebilmesi için asıl cezanın zamanaşımı ile düşmüş olduğu surette düştüğü tarihten itibaren beş yıl geçmiş olması aranırken 5237 sayılı TCK'nın 69/(1). maddesine göre; cezaya bağlı olan veya hükümde belirtilen hak yoksunluklarının süresinin ceza zamanaşımı dolunca sona ereceğinin hükme bağlanmış bulunmasına, 5252 sayılı Kanunun 9/(3) maddesinde; "Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir." denilmekle birlikte, uyarlama yargılamasında sonuç cezanın belirlenmesi bakımından ceza zamanaşımına ilişkin hükümlerin tatbik imkanının bulunmaması nedeniyle ceza zamanaşımı ve buna bağlı olarak hak yoksunluklarına dair lehe yasa belirlemesinde, iş bu cezanın tespit edildiği 765 sayılı TCK hükümlerinden bağımsız olarak, bir yönüyle infaz hukukuna taalluk eden 5237 sayılı TCK normlarının uygulanmasının "karma uygulama yasağı" kapsamında değerlendirilemeyeceği, aksi halin sonuç cezayı belirleyecek olan İlk Derece Mahkemesini ceza zamanaşımı ve buna bağlı olarak hak yoksunlukları yönünden daha lehe hüküm içeren ceza kanununa göre bir uygulama yapmaya zorlayarak, TCK'nın 61. maddesinde öngörülen ilkelerin göz ardı edilmesini sonuçlayacağının anlaşılmasına nazaran; Kamu hizmetlerinden yasaklanma hükmü bakımından 5237 sayılı TCK'nın 69/(1). maddesinin, 765 sayılı TCK'nın 122 maddesine göre açıkça lehe düzenleme içermesi ve bu düzenleme ile cezaya bağlı olan veya hükümde belirtilen hak yoksunluklarının süresinin ceza zamanaşımı doluncaya kadar devam edeceğinin hükme bağlanmış olması, somut olay yönünden, 11.06.2019 tarihinde kesinleşen Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 28.05.2019 tarihli, "hükümlünün cezasının ceza zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle infaz edilmemesine dair karar verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmakla tüm yasaklanmış hakların geri verilmesine," dair kararında hukuka aykırılık bulunmaması karşısında yerinde görülmeyen talebin reddine karar verilmiştir. V-SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 13.12.2019 tarih ve 2019/123421 sayılı kanun yararına bozma talebinin REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2014/478 E., 2016/347 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varÇocuk Ağır Ceza
tam metni aç
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; 1. Soykırım ve insanlığa karşı suçlar (madde 76, 77, 78),
Ceza Genel Kurulu         2014/478 E.  ,  2016/347 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : Ceza Dairesi Mahkemesi :Çocuk Ağır Ceza Günü : 05.09.2013 Sayısı : 83-168 Yağma suçundan sanık ...'ın beraatine ilişkin, Beyoğlu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince verilen 17.09.2008 gün ve 177-147 sayılı hükmün Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 18.04.2012 gün ve 2345-7937 sayı ile; "Gece sayılan saat 23.00 sıralarında yürümekte olan mağdurun yanına gelen ve yanında arkadaşları olduğu halde elinde bıçak olan sanığın ‘biz sokak çocuğuyuz’ diyerek para istediği, yakınanın 'param yok' demesi üzerine sanığın ‘param yok deme, bıçak anlamaz, sokarız’ diyerek tehdit etmesi nedeniyle korkan mağdurun ‘param yok ama sigaram var’ diyerek cebinden çıkardığı sigara paketini sanığa verdiğinin anlaşılması karşısında, eylemin nitelikli yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, kanıtların takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı biçimde sanık hakkında beraat kararı verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. İstanbul Çocuk 2. Ağır Ceza Mahkemesi ise 05.09.2013 gün ve 83-168 sayı ile; "Mağdurun ‘sanık ve arkadaşı tarafından bıçak tehdidiyle yarım sigara paketinin yağmalandığı’ iddiası, tutarsız ve tespitsiz kalan şikâyet beyanları dışında, vicdani kanaat oluşmasına yeter kesin, duraksamasız kanıtlarla desteklenerek kanıtlanamamıştır. Bu hâliyle, sanık ve arkadaşının aşamalarda değişmeyen ve birbirini doğrulayan, ‘yolda yürüdükleri sırada sanığın mağdura çarpması üzerine aralarında itişme, tartışma ve karşılıklı küfürleşme yaşandığı’ yolundaki savunmalarının, şüphenin sanık lehine değerlendirilmesi ilkesi gereği olabileceğinin mümkün görülmesi gerektiği, olayda bıçak kullanıldığının, sigara paketinin alındığının, dolayısıyla açılan kamu davasının konusunu oluşturan ve şikâyete tâbi bulunmayan atılı yağma suçunun işlendiğinin, her türlü kuşkudan uzak biçimde vicdani kanaat oluşacak şekilde sabit olmadığı sonuç ve kanaatini varıldığı" şeklindeki gerekçelerle ilk hükmünde direnmiştir. Direnme hükmünün de Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.07.2014 gün, 340671 sayı ve "bozma" istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın üzerine atılı yağma suçunu işlediğinin sabit olup olmadığının tespitine ilişkin ise de; Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi gereğince öncelikle, 6526 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik öncesi CMK’nun 94. maddesi gereğince yapılan tutuklamanın, 5237 sayılı TCK'nun 67/2-b maddesi uyarınca dava zamanaşımını kesen neden olarak kabul edilip edilmeyeceği, bu bağlamda somut olayda aynı Kanunun 66 ve 67. maddeleri gereğince dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi gerekmektedir. İncelenen dosya kapsamından; Sanık ...'ın, 13.12.2001 tarihinde saat 23.00 sıralarında yanında inceleme dışı sanık Hüseyin Keleş de olduğu halde, karşılaştığı mağdura elindeki bıçak ile yaklaşarak mağdurdan para istediği, mağdurun parasının olmadığını söylemesi üzerine sanığın "param yok deme, bıçak anlamaz, takarız” diyerek mağduru tehdit ettiği, mağdurun korkarak para yerine üzerindeki yarım paket sigarayı sanığa verdiği iddia edilen olayda; Sanık ... ve ..... hakkında teşebbüs aşamasında kalan yağma suçundan 11.01.2002 tarihinde kamu davası açıldığı, yargılamayı yapan Eyüp 2. Ağır Ceza Mahkemesince 01.08.2003 tarihinde sanığın sorgusunun yapıldığı, daha sonra 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun gereğince yargılamanın çocuk mahkemesi tarafından yapılması gerektiği gerekçesi ile görevsizlik kararı verildiği, yargılamaya devam eden Beyoğlu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince sanığın adresinde bulunamaması nedeniyle, savunmasının alınması amacıyla 12.06.2006 tarihinde 5271 sayılı CMK'nun 98. maddesi gereğince yakalama emri düzenlendiği, sanığın 29.11.2007 tarihinde Kütahya'da yakalandığı, aynı tarihte Kütahya 1. Sulh Ceza Mahkemesince sanığın savunmasının yargılamayı yapan mahkeme tarafından alınması gerektiğinden bahisle CMK’nun 94. maddesi gereğince tutuklandığı, Beyoğlu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince 07.12.2007 tarihinde savunması alınan sanığın, 17.09.2008 tarihinde atılı suçtan beraatine karar verildiği, Cumhuriyet savcısının temyiz talebi üzerine inceleme yapan Özel Dairece beraat hükmünün bozulduğu, bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda yerel mahkeme, 05.09.2013 tarihinde önceki hükmünde direnerek yeniden sanığın beraatine karar verdiği, sanığın birlikte suç işlediği iddia edilen Hüseyin Keleş hakkında Eyüp 2. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılamada ise, adı geçenin 15.03.2006 tarihinde savunmasının alındığı ve 30.11.2006 tarihinde atılı suçtan beraatine karar verildiği, Anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözülebilmesi için öncelikle "dava zamanaşımını kesen sebepler" üzerinde durulmalıdır. Suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK'nun 104. maddesinin birinci fıkrasında dava zamanaşımını kesen nedenler; "Hukuku amme davasının müruru zamanı, mahkûmiyet hükmü, yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karar veya C. müddeiumumisi tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir" şeklinde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere, 765 sayılı TCK'nun 104. maddesinde dava zamanaşımını kesen nedenler, mahkûmiyet hükmü, yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, sorgu, son soruşturmanın açılması kararı veya iddianame ile dava açılması olarak belirlenmiştir. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nun “Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi” başlıklı 67. maddesinin ikinci fıkrası ise; “Bir suçla ilgili olarak; a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi, d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi, Halinde, dava zamanaşımı kesilir” şeklinde düzenlenmiş olup, dava zamanaşımını kesen nedenler, bir suçla ilgili olarak; şüpheli veya sanıklardan birinin Cumhuriyet savcısı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi ve sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi olarak belirtilmiştir. Dava zamanaşımını kesen sebeplere ilişkin bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlığın çözümüne katkısı bakımından "tutuklama" kavramı ile "CMK'nun 100 vd maddeleri gereğince yapılan tutuklama" ve "6526 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik öncesinde CMK’nun 94. maddesi gereğince yapılan tutuklama" konuları üzerinde de durulması gerekmektedir. Tutuklama, şüpheli veya sanığın suç işlediğine ilişkin kuvvetli şüphenin varlığını gösteren somut deliller ile birlikte bir tutuklama nedeninin bulunması halinde kaçmasını veya delilleri karartmasını engellemek amacı ile özgürlüğünün kesin hükümden önce, hâkim kararı ile kısıtlanmasıdır. (Kunter/Yenisey/Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınları, 18. Baskı, s.919, Yenisey/Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayınları, 4. Baskı, s. 346) Tutuklama, 5271 sayılı CMK'nun "Koruma Tedbirleri"nin yer aldığı dördüncü kısmının ikinci bölümünde düzenlenmiş olup, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren CMK’nun "Tutuklama nedenleri" başlıklı 100. maddesi; "(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez. (2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir: a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa. b) Şüpheli veya sanığın davranışları; 1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, 2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma, Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa. (3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir: a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; 1. Soykırım ve insanlığa karşı suçlar (madde 76, 77, 78), 2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83), 3. İşkence (madde 94, 95), 4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102), 5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103), 6. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188), 7. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220), 8. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304, 307, 308), 9. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315), b) 10.7.1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları. c) 18.6.1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu. d) 10.7.2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar. e) 21.7.1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar. f) 31.8.1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin dört ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları. (4) Sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı bir yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez." şeklinde iken, 19.12.2006 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun ile, maddenin üçüncü fıkrasının (a) bendinde katalog halinde sayılan suçlara, silahla işlenmiş kasten yaralama (madde 86, fıkra 3, bent e) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama (madde 87) ile hırsızlık (madde 141, 142) ve yağma (madde 148, 149) suçları da eklenmiş, 05.07.2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun ile, maddenin dördüncü fıkrası "Sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez" şeklinde değiştirilmiş, 06.03.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun ile, maddenin birinci fıkrasında yer alan “olguların” ibaresi “somut delillerin” şeklinde değiştirilmiş, 04.04.2015 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6638 sayılı Kanun ile ise, maddenin üçüncü fıkrasında katalog halinde sayılan suçlara, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 33 üncü maddesinde sayılan suçlar ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7 nci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen suçlar eklenmek suretiyle madde son halini almıştır. Aynı Kanunun "Tutuklama kararı" başlıklı 101. maddesi ise; "(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir. (2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda hukukî ve fiilî nedenler ile gerekçeleri gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir. (3) Tutuklama istenildiğinde, şüpheli veya sanık, kendisinin seçeceği veya baro tarafından görevlendirilecek bir müdafiin yardımından yararlanır. (4) Tutuklama kararı verilmezse, şüpheli veya sanık derhâl serbest bırakılır. (5) Bu madde ile 100 üncü madde gereğince verilen kararlara itiraz edilebilir." şeklinde iken, 05.07.2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun ile, maddenin ikinci fıkrası; "Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda; a) Kuvvetli suç şüphesini, b) Tutuklama nedenlerinin varlığını, c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu, gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir.” şeklinde değiştirilmek suretiyle madde son halini almıştır. Tutuklama, şüpheli veya sanığın kaçmasını ya da delillerin karartılmasını yahut tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı kurulmasını önlemek amacıyla başvurulan bir koruma tedbiridir. Tutuklama kararı verilebilmesi için, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller bulunmalı, bir tutuklama nedeni olmalı, ölçülülük ilkesine uyulmalı, tutuklama yasağı bulunmamalı, sanığa güvence belgesi verilmemiş olmalı, muhakeme şartı gerçekleşmeli, muhakeme ehliyeti bulunmalıdır. Hâkim veya mahkeme, kanunda yazılı tutuklama nedenleri bulunsa dahi tutuklama kararı vermek zorunda değildir. 5271 sayılı CMK'nun "Koruma Tedbirleri" başlıklı dördüncü kısmının, "Yakalama ve Gözaltı" başlıklı birinci bölümünde düzenlenen "yakalama" tedbiri ile ilgili olarak ise aynı Kanunun "Yakalama emri ve nedenleri" başlıklı 98. maddesinde; "(1) Soruşturma evresinde çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından yakalama emri düzenlenebilir. Ayrıca, tutuklama isteminin reddi kararına itiraz halinde, itiraz mercii tarafından da yakalama emri düzenlenebilir. (2) Yakalanmış iken kolluk görevlisinin elinden kaçan şüpheli veya sanık ya da tutukevi veya ceza infaz kurumundan kaçan tutuklu veya hükümlü hakkında Cumhuriyet savcıları ve kolluk kuvvetleri de yakalama emri düzenleyebilirler. (3) Kovuşturma evresinde kaçak sanık hakkında yakalama emri re'sen veya Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim veya mahkeme tarafından düzenlenir. (4) Yakalama emrinde, kişinin açık eşkâli, bilindiğinde kimliği ve yüklenen suç ile yakalandığında nereye gönderileceği gösterilir." hükmü öngörülmüştür. Belirtilen madde uyarınca, soruşturma evresinde çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, tutuklama isteminin reddi kararına itiraz halinde, itiraz mercii tarafından yakalama emri düzenlenebilecek, kovuşturma evresinde ise kaçak sanık hakkında re'sen veya Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim veya mahkeme tarafından yakalama emri düzenlenecektir. Ayrıca, CMK'nun 199. maddesine göre mahkeme, sanığın hazır bulunmasına ve zorla getirme kararı veya yakalama emriyle getirilmesine her zaman karar verebilecektir. Yakalama emrinde, kişinin açık eşkâli, bilindiğinde kimliği ve yüklenen suç ile nereye götürüleceği gösterilmelidir. Yakalanan kişi hakkında yapılacak işlemler ise CMK'nun "Yakalanan kişinin mahkemeye götürülmesi" başlıklı 94. maddesinde; "Hâkim veya mahkeme tarafından verilen yakalama emri üzerine soruşturma veya kovuşturma evresinde yakalanan kişi, en geç yirmidört saat içinde yetkili hâkim veya mahkeme önüne çıkarılamıyorsa, aynı süre içinde en yakın sulh ceza hâkimi önüne çıkarılır; serbest bırakılmadığı takdirde, yetkili hâkim veya mahkemeye en kısa zamanda gönderilmek üzere tutuklanır" şeklinde gösterilmişken, 06.03.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun ile; "(1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen yakalama emri üzerine soruşturma veya kovuşturma evresinde yakalanan kişi, en geç yirmi dört saat içinde yetkili hâkim veya mahkeme önüne çıkarılır. (2) Yakalanan kişi, en geç yirmi dört saat içinde yetkili hâkim veya mahkeme önüne çıkarılamıyorsa, aynı süre içinde yakalandığı yer adliyesinde, mevcut değil ise en yakın adliyede kurulu sesli ve görüntülü iletişim sisteminin kullanılması suretiyle yetkili hâkim veya mahkeme tarafından bu kişinin sorgusu yapılır veya ifadesi alınır" şeklinde değiştirilmiştir. Uyuşmazlığa konu olayda sanık, 6526 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik öncesi CMK'nun 94. maddesine göre tutuklandığından, maddenin değişiklik öncesindeki halinin değerlendirilmesi gerekmektedir. 5271 sayılı CMK'nun 94. maddesine ilişkin ilk düzenlemede, hâkim veya mahkeme tarafından verilen yakalama emri üzerine yakalanan kişinin, en geç yirmidört saat içinde yetkili hâkim veya mahkeme önüne çıkarılamıyorsa, aynı süre içinde en yakın sulh ceza hâkimi önüne çıkarılacağı; serbest bırakılmadığı takdirde, yetkili hâkim veya mahkemeye en kısa zamanda gönderilmek üzere tutuklanmasına karar verileceği hüküm altına alınmıştır. Uygulamada sevk tutuklaması da denilen bu tutuklamada, kararı veren hâkimin elinde soruşturma veya dava dosyası olmadığı için, CMK'nun 100. maddesinde aranan tutuklama şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini değerlendirmesine olanak bulunmamaktadır. Sulh ceza hâkimince sadece, yakalama emrindeki bilgilerin yakalanan kişiye uyup uymadığına bakılacak, uyduğu takdirde sevk tutuklaması kararı verilecek ve kişi derhal yetkili hâkim veya mahkemeye gönderilecektir. Bu nedenle sevk tutuklaması, CMK'nun 101. maddesi anlamında bir tutuklama kararı olmayıp, yakalama emri üzerine verilen şekli bir kararıdır. (Öztürk/Erdem, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayınları, 9. Baskı, s.502) Belirtilen nedenlerle, 6526 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik öncesinde CMK'nun 94. maddesi gereğince verilen tutuklama kararı, şüpheli veya sanığın yetkili hâkim veya mahkeme önüne çıkarılmasını sağlamak amacıyla başvurulan bir tedbir olduğundan, CMK'nun 100. maddesinde düzenlenen tutuklamanın şartlarını taşımadığı ve davanın esasıyla ilgisinin bulunmadığı, dolayısıyla zamanaşımını kesici niteliğe sahip olmadığının kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, sanık ... hakkında, yargılamayı yapan Beyoğlu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince 5271 sayılı CMK'nun 98. maddesi gereğince düzenlenen yakalama emri üzerine, sanığın yakalandığı yerdeki Kütahya 1. Sulh Ceza Mahkemesince 29.11.2007 tarihinde CMK’nun 94. maddesi gereğince verilen tutuklama kararı dava zamanaşımı kesmeyecektir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanığa atılı yağma suçuna ilişkin olarak, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren ve lehe olan 5237 sayılı TCK'nun 149/1. maddesi uyarınca suçun yaptırımı on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası olup, aynı Kanunun 66/1-d. maddesi gereğince belirtilen suçun asli dava zamanaşımı süresi onbeş yıl, 67/4. maddesi göz önüne alındığında ise kesintili dava zamanaşımı süresi yirmiiki yıl altı aydır. Sanığın suç tarihi itibarıyla onbeş yaşını bitirmiş, ancak onsekiz yaşını tamamlamamış olduğu göz önüne alındığında, TCK'nun 66/2. maddesi uyarınca söz konusu suçta asli dava zamanaşımı süresi on yıl, kesintili dava zamanaşımı süresi ise on beş yıldır. Suç tarihinde 17 yaşında olan sanığın, daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve 13.12.2001 tarihinde işlediği iddia olunan eylemle ilgili olarak, TCK'nun 66/1-d, 66/2 ve 67/4. maddelerinde öngörülen on yıllık asli dava zamanaşımı süresinin, sanıkla iştirak halinde suçu işlediği iddia olunan Hüseyin Keleş'in kovuşturma aşamasında sorgusunun yapıldığı 15.03.2006 tarihinde kesilerek yeniden işlemeye başladığı ve 15.03.2016 tarihinde dolduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün, dava zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle bozulmasına, ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu konuda 1412 sayılı CMUK'nun, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün bulunduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının 5237 sayılı TCK'nun 66/1, 66/2, 67/4 ve 5271 sayılı CMK'nun 223/8. maddeleri uyarınca düşmesine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı; "Dava zamanaşımının kesilmesi, kanunda açıkça sayılan bazı hukuki fiillerden dolayı, o ana kadar işlemiş olan dava zamanaşımı süresinin işlememiş sayılmasını ve dava zamanaşımı süresinin yeni baştan işlemeye başlamasını ifade etmektedir. Suçun doğurduğu içtimai sarsıntı devam ettiği müddetçe suçlunun cezalandırılmasında kamu faydası olduğu esasından, dava canlı ve harekette iken zamanaşımı olmayacağı, davanın canlı ve hareketli olduğunu gösteren hadiselerin zamanaşımını keseceği sonucu çıkarılmıştır. (Nurullah Kunter, Ceza Hukukunda Zamanaşımı, Yayımlanmamış Doçentlik Tezi, s. 92) 5237 sayılı TCK'nun 67. maddesinin ikinci fıkrasında, kesme nedenlerinin sirayeti konusunda nesnel ölçüt esas alınarak, bir suçla ilgili olarak; şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi, sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi halinde dava zamanaşımının kesileceği kabul edilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasının (b) bendinde 'Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi' dava zamanaşımını kesen nedenlerden biri olarak gösterilmiştir. Soruşturma veya kovuşturma evresinde, CMK’nun 101. maddesi uyarınca verilen tutuklama kararının dava zamanaşımını kestiği konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Yerleşmiş içtihatlara göre, gerek 1412 sayılı CMUK’un 104. maddesi, gerekse sanığın savunmasının alınmasına ilişkin aynı Kanunun 223. maddesi gereğince çıkartılan her türlü tutuklama kararının zamanaşımını kestiği kabul edilmektedir. 5271 sayılı CMK'nda gıyabi tutuklamaya ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak CMK’nun 98. maddesindeki nedenlerin varlığı halinde hakkında verilen yakalama emri gereğince yakalanan kişi, 6526 sayılı Kanunla yapılan değişiklik öncesi CMK’nun 94. maddesi gereğince en geç yirmi dört saat içinde yetkili hâkim veya mahkeme önüne çıkarılamıyorsa, aynı süre içinde en yakın sulh ceza hâkimi önüne çıkarılacak; serbest bırakılmadığı takdirde, en kısa zamanda yetkili hâkim veya mahkemeye gönderilmek üzere tutuklanmasına karar verilecektir. 5271 sayılı CMK'nda, tutuklama kararının zamanaşımını keseceği belirtilmiş, ancak tutuklama kararı konusunda herhangi bir ayrıma gidilmediği gibi sadece CMK'nun 101. maddesi uyarınca verilen tutuklama kararının zamanaşımının keseceği şeklinde bir düzenleme de yapılmamıştır. Belirtilen nedenlerle, CMK’nun 94. maddesi gereğince yapılan tutuklamanın da dava zamanaşımının kestiğinin kabulü gerektiğinden, bu bağlamda dava zamanaşımı gerçekleşmemiştir" düşüncesiyle, Diğer Beş Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle, CMK'nun 94. maddesi gereğince yapılan tutuklamanın dava zamanaşımını kestiği, dolayısıyla dava zamanaşımının gerçekleşmediği ve esasa ilişkin uyuşmazlığın incelenmesine geçilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin 05.09.2013 gün ve 83-168 sayılı direnme hükmünün, gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle BOZULMASINA, Ancak yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda 1412 sayılı CMUK'nun, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün olduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının 5237 sayılı TCK’nun 66/1-d, 66/2, 67/4 ve 5271 sayılı CMK’nun 223/8. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.10.2016 tarihinde yapılan birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından 11.10.2016 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi. ...
18. Ceza Dairesi, 2015/110 E., 2015/4209 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
(2) Birinci fıkra hükmü; a) Türk Ceza Kanununda tanımlanan; 1. Soykırım ve insanlığa karşı suçlar (madde 76, 77, 78), 2.
18. Ceza Dairesi         2015/110 E.  ,  2015/4209 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi Gereği görüşülüp düşünüldü: Göçmen kaçakçılığı suçundan, şüpheli ...’e ait ... plakalı aracın suçta kullanıldığı gerekçesiyle ...Cumhuriyet Başsavcılığınca söz konusu araca el konulması talebi üzerine, karar verme yetki ve görevinin Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğundan bahisle talebin reddine dair.... Sulh Ceza Hâkimliğinin 15/10/2014 tarihli ve 2014/418 değişik iş sayılı kararına itirazın reddine ilişkin .. Sulh Ceza Hâkimliğinin 17/10/2014 tarihli ve 2014/377 değişik iş sayılı kararını müteakip ... Cumhuriyet Başsavcılığınca söz konusu araca el konulması talebi üzerine, bu konuda karar verilmesine yer olmadığına dair .... Ağır Ceza Mahkemesinin 22/10/2014 tarihli ve 2014/2642 değişik iş sayılı kararını kapsayan onaylı dosya sureti incelendi. İstem yazısında “Dosya kapsamına göre, taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoyma kararına ilişkin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 128. maddesinde, “(1) Soruşturma veya kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebi bulunan hallerde, şüpheli veya sanığa ait; a) Taşınmazlara, b) Kara, deniz veya hava ulaşım araçlarına, c) Banka veya diğer malî kuramlardaki her türlü hesaba, d) Gerçek veya tüzel kişiler nezdindeki her türlü hak ve alacaklara, e) Kıymetli evraka, f) Ortağı bulunduğu şirketteki ortaklık paylarına, g) Kiralık kasa mevcutlarına, h) Diğer malvarlığı değerlerine, Elkonulabilir... (2) Birinci fıkra hükmü; a) Türk Ceza Kanununda tanımlanan; 1. Soykırım ve insanlığa karşı suçlar (madde 76, 77, 78), 2. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80)... Hakkında uygulanır... (9) (Değişik: 21/02/2014 - 6526/10 md.) Bu madde hükmüne göre elkoymaya ağır ceza mahkemesince oy birliğiyle karar verilir, itiraz üzerine bu tedbire karar verilebilmesi için de oy birliği aranır.” şeklindeki düzenleme dikkate alındığında, soruşturma veya kovuşturma konusu suçun işlendiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebi bulunan hallerde, göçmen kaçakçılığı suçlarında el koyma işleminin Ağır Ceza Mahkemelerince yapılması gerektiği cihetle, somut olayda şüphelinin göçmen kaçakçılığı suçunda kullanılan aracı hakkında el koyma yetki ve görevinin... nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesine yer olmadığına şeklinde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir. Elkoyma, 5271 sayılı CMK'nın 123 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, CMK'nın 123. maddesinde, ispat aracı olarak yararlı görülen ya da eşya veya kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan malvarlığı değerlerine, yanında bulunduran kişinin rızasıyla vermemesi halinde elkonulacağı belirtilmiştir. CMK'nın 127/1. maddesi ve 5235 sayılı Yasanın 6545 sayılı Yasa ile değişik 10. maddesi uyarınca bu karar, soruşturma aşamasında Sulh Ceza Hakimliğince verilecektir. CMK'nın 128. maddesinde ise suçtan elde edilen değerlere elkonulması düzenlenmiş olup, maddenin 9. fıkrası uyarınca suçtan elde edilen değerlere elkoyma görevi Ağır Ceza Mahkemesine aittir. İncelemeye konu olayda, göçmen kaçakçılığı suçunda kullanıldığı iddiasıyla Cumhuriyet savcısının 10 RT 265 plakalı araca el konulması talebi üzerine, ...Ağır Ceza Mahkemesince, bu konuda karar verme görevinin Sulh Ceza Hakimliğinde olduğu belirtilerek karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Cumhuriyet Savcısınca ... plakalı aracın suçta kullanıldığı iddiasıyla elkonulması talep edilmiş olduğu gözetildiğinde, olayda suçtan elde edilen değerlere elkoymanın söz konusu olmadığı cihetle CMK'nın 128. maddesinin uygulama yeri bulunmayıp, aynı Yasanın 123. ve 127/1. maddeleri uyarınca değerlendirme yapılması gerekeceğinden, bu konuda karar verme görevi Sulh Ceza Hakimliğindedir. Açıklanan nedenlerle, ...Ağır Ceza Mahkemesinin 22.10.2014 gün ve 2014/2642 değişik iş nolu kararı sonucu itibariyle yerinde görüldüğünden, .. Bakanlığının kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ihbarname içeriği yerinde görülmediğinden kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, dosyanın... Bakanlığına gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 07/07/2015 gününde oy birliğiyle karar verildi.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
uygulamaya göre, suçun 01.06.2005 tarihinden önce işlenmiş olması şartıyla; Yerel Mahkemece her bir suç açısından hangi yasanın lehe olduğunun tespiti ve cezaların o yasa uyarınca belirlenmesinin ardından, hükümlerden bir kısmı veya tamamı 5237 sayılı Yasa uyarınca verilmiş olsa bile 765 sayılı Yasanın 68-77 maddeleri uyarınca cezaların içtimaına karar verilebilecektir.
Ceza Genel Kurulu 2008/1-130 E., 2008/215 K. Ceza Genel Kurulu 2008/1-130 E., 2008/215 K. - DURUŞMANIN KAPALI YAPILMASI - SANIĞIN ONSEKİZ YAŞINI DOLDURMAMASI - TEŞEBBÜS - TEŞEBBÜS HÜKÜMLERİNİN UYGULANMASI- 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 289 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 50 ] - 5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 105 ] - 1412 S. CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) [ Madde 308 ] "İçtihat Metni" 30.08.2001 tarihinde Dikili ilçesinde bulunan bir çorbacıda meydana gelen ve O..... C.....’in ölümü, E.... A...., N.... K....., K.... K....., T.... K........ile H....D.........’ın da yaralanmasıyla sonuçlanan olayla ilgili olarak; (diğer sanıklar ve suçlar yanında) sanık S..... D.........’ın maktul O....’ı tasarlayarak öldürme, mağdurlar E.... ve N....’ı tasarlayarak öldürmeye teşebbüs ve 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçlarından 765 sayılı TCY.nın 450/4; 450/4,62 (iki kez) ve 6136 sayılı Yasanın 13. maddeleri uyarınca; sanık H....D.........’ın ise 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçundan aynı yasanın 13/1. maddesi uyarınca cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davaları sonunda; Bergama Ağır Ceza Mahkemesince 13.12.2002 gün ve 163-211 sayı ile; “(Sanıkların suçları sabit kabul edilerek) sanık S..... D.........’ın, (hakkındaki diğer hükümler yanında); 1-Maktul O..... C.....'i kasten öldürme suçundan; 765 sayılı Yasanın 448 ve 59. maddeleri uyarınca 20 yıl, 2-Mağdur E.... A....'ı öldürmeye tam teşebbüs suçundan; 765 sayılı Yasanın 448, 62 ve 59. maddeleri uyarınca 13 yıl 4 ay, 3-Mağdur N.... K.....’ı öldürmeye tam teşebbüs suçundan; 765 sayılı Yasanın 448, 62 ve 59. maddeleri uyarınca 13 yıl 4 ay ağır hapis cezaları ile cezalandırılmasına, hakkında her üç suç için ayrı ayrı olmak üzere 31 ve 33. maddelerin uygulanmasına, 4- 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçundan; 6136 sayılı Yasanın 13/1 ve 765 sayılı Yasanın 59. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 118.638.000.TL. ağır para cezası ile cezalandırılmasına, verilen hapis cezasının 647 sayılı Yasanın 4. maddesi uyarınca günlüğü 4.745.520 liradan 1.423.656.000 lira ağır para cezasına çevrilmesine, 765 sayılı Yasanın 72. maddesi uyarınca sonuç ağır para cezasının 1.542.294.000 lira olarak içtima ettirilmesine, 765 sayılı TCY.nın 71, 75/2 ve 77/1. maddeleri gereğince verilen cezalar toplanmak suretiyle sanığın sonuç olarak 36 yıl ağır hapis ve 1.542.294.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına; sanık H....D.........’ın ise (hakkındaki diğer hüküm yanında); 1-Mağdur K.... K.....'ı öldürmeye tam teşebbüs suçundan; 765 sayılı Yasanın 448, 62 ve 59. maddeleri uyarınca 13 yıl 4 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanık hakkında ayrıca 31 ve 33. maddelerin uygulanmasına, 2-6136 sayılı Yasaya muhalefet suçundan; 6136 sayılı Yasanın 13/1 ve 765 sayılı Yasanın 59. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 118.638.000.TL. ağır para cezası ile cezalandırılmasına, verilen hapis cezasının 647 sayılı Yasanın 4.maddesi uyarınca günlüğü 4.745.520 liradan 1.423.656.000 lira ağır para cezasına çevrilmesine, 765 sayılı Yasanın 72. maddesi uyarınca sonuç ağır para cezasının 1.542.294.000 lira olarak içtima ettirilmesine, 765 sayılı TCY.nın 75/2. maddesi gereğince verilen cezalar toplanmak suretiyle sanığın sonuç olarak 13 yıl 4 ay ağır hapis ve 1.700.478.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına, 647 sayılı Yasanın 5. ve 6. maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına, vekalet ücretine, müsadereye, mahsuba, yargılama giderine, S.....’ın tutukluluk halinin devamına, H....’ın tutuklanmasına,… ….” ” hükmedilmiştir. Hükmün diğer bazı sanıklar yanında sanıklar S..... ve H....müdafileri tarafından da temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesince 03.05.2004 gün ve 445-1642 sayı ile; “ “Dikili Cumhuriyet Başsavcılığının 24.10.2001 gün ve 2001/2 sayılı tefrik kararına göre sanıklar S..... ile H....’ın 4422 sayılı Yasa kapsamında değerlendirilerek çıkar amaçlı suç örgütü elemanı olarak Dikili ilçesindeki içkili mahallerin işletmesini ve korumalığını ele geçirmek amacıyla kamu davasına konu 30.08.2001 günlü eylemleri yaptığının ifade edilmesi karşısında; Yargılama konusu suçların sübutu ve örgüt amacı doğrultusunda işlenmişliğinin belirlenmesi durumunda 4422 sayılı Yasanın 1. maddesi (6) fıkrasınca cezaların artırılması gerekeceğinden ve bu itiB..la suçların çıkar amaçlı suç örgütü faaliyetleri kapsamında işlenip işlenmediğinin görevli mahkemede tartışılması zarureti ortaya çıktığından, a) Dikili Cumhuriyet Başsavcılığının 2001/2 nolu tefrik kararı uyarınca Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne açılmış bir kamu davasının bulunup bulunmadığının belirlenmesi, b) Açılmışsa görevsizlik kararı verilerek, açılmamışsa açtırılıp birleştirilerek Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılamaya devamın sağlanması, c) Görevli Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin suçların 4422 sayılı Yasa kapsamında işlenip işlenmediğini değerlendirip anılan yasanın 1. maddesi (6) fıkrasının uygulanma kabiliyetini de tartışıp hüküm kurması ve sanıklar S.... ile F.....’in de örgüt elemanı olup olmadığını saptayıp buna göre uygulama yapması gerekirken özel yasa ile görevlendirilen mahkemenin varlığı dışlanmak suretiyle yargıya devamla yazılı biçimde hükümler kurulması… …” usule aykırı görüldüğünden hükümlerin “ “sair cihetleri incelenmeksizin” ” bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyulmasının ve yapılan araştırma sonucu sanıkların örgüt üyesi olmak suçundan İzmir 1 Nolu DGM’ce yargılanıp beraat ettiklerinin anlaşılması üzerine de; Bergama Ağır Ceza Mahkemesince 05.11.2004 gün ve 226-253 sayı ile; önceki hükümdeki gerekçe ile; aynı hüküm yeniden verilmiştir. Bu hükmün, diğer bazı sanıklar yanında sanıklar S..... ve H....müdafileri tarafından da temyiz edilmesinin ardından Yargıtay’a giden dosya, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 15.06.2005 gün ve 100503 sayılı yazı ile, 5320 sayılı Yasanın 8. maddesindeki yetkiye dayanılmak suretiyle, lehe yasanın tespiti açısından mahalline iade edilmiştir. Bunun üzerine, Bergama Ağır Ceza Mahkemesince 26.12.2005 gün ve 93-139 sayı ile; “ “Önceki hükümdeki gerekçe tekrar edildikten ve lehe Yasanın hangisi olduğu tartışıldıktan sonra; sanık S..... D.........’ın (hakkındaki diğer hükümler yanında); 1-Maktül O..... C.....'i kasten öldürme suçundan; 765 sayılı Yasanın 448 ve 59. maddeleri uyarınca (5252 sayılı Yasanın 6. maddesi de dikkate alınarak) 20 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanığa verilen hürriyeti bağlayıcı 5252 sayılı TCY.nın Yürürlük Yasasının 6. maddesinin i. bendi gereğince değişen niteliğine göre 765 sayılı TCY.nın 31. ve 33. maddelerinin uygulanması olanağı bulunmadığından, bu konuda karar kurulmasına yer olmadığına, 2-Mağdur E.... A....'ı kasten öldürmeye teşebbüs suçundan; 5237 TCY.nın 81,35/2 ve 62. maddeleri uyarınca 10 yıl 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, koşulları bulunmadığından 5237 sayılı TCY.nın 50 ve 51. maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına, 5237 sayılı TCY.nın 53/1 a-b-c-d-e bentlerinde belirtilen haklardan işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkum olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına ve mahsuba, 3-Mağdur N.... K.....'ı kasten öldürmeye teşebbüs suçundan; sanığın 5237 TCY.nın 81,35/2 ve 62. maddeleri uyarınca 10 yıl 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezadan başkaca arttım ve indirim yapılmasına yer olmadığına, koşulları bulunmadığından 5237 sayılı TCY.nın 50 ve 51. maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına, 5237 sayılı TCY.nın 53/1 a-b-c-d-e bentlerinde belirtilen haklardan işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkum olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına, mahsuba, 4-6136 sayılı Yasaya muhalefet suçundan; 6136 sayılı Yasanın l3/1. ve 765 sayılı Yasanın 59. maddeleri uyarınca (4421 sayılı Yasa, 5252 sayılı Yasanın 5/1 ve 5335 sayılı Yasa ile değişik 5083 sayılı Yasanın 2/son maddesi de gözetilmek suretiyle) 10 ay hapis ve 117 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının 647 sayılı Yasanın 4. maddesi uyarınca günlüğü 4 YTL den 1.200 YTL adli para cezasına çevrilmesine, sanığa verilen aynı neviden para cezalarının 765 sayılı TCY.nın 72. maddesi gereğince toplanarak sanığın sonuç olarak 1.317 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına, 647 sayılı Yasanın 5. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına; sanık H....D.........’ın (hakkındaki diğer hüküm yanında); 1-Mağdur K.... K.....'ı kasten öldürmeye teşebbüs suçundan; 5237 sayılı TCY.nın 81,35/2 ve 62. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezadan başkaca arttım ve indirim yapılmasına yer olmadığına, koşulları bulunmadığından 5237 sayılı TCY.nın 50 ve 51. maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına, 5237 sayılı TCY.nın 53/1 a-b-c-d-e bentlerinde belirtilen haklardan işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkum olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına, mahsuba, 2-6136 sayılı Yasaya muhalefet suçundan; sanığın 6136 sayılı Yasanın l3/1. ve 765 sayılı Yasanın 59. maddeleri uyarınca (4421 sayılı Yasa, 5252 sayılı Yasanın 5/1 ve 5335 sayılı Yasa ile değişik 5083 sayılı Yasanın 2/son maddesi de gözetilmek suretiyle) 10 ay hapis ve 117 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının 647 sayılı Yasanın 4. maddesi uyarınca günlüğü 4 YTL den 1.200 YTL adli para cezasına çevrilmesine, sanığa verilen aynı neviden para cezalarının 765 sayılı TCY.nın 72. maddesi gereğince toplanarak sanığın sonuç olarak 1.317 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına, 647 sayılı Yasanın 5. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına, verilen cezalar ile birlikte cezanın miktarı dikkate alınarak 647 sayılı Yasanın 6. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına, vekalet ücretine, müsadereye, yargılama giderine, S.....’ın tutukluluk halinin devamına… ….” ” hükmedilmiştir. Hükmün diğer bazı sanıklar yanında, sanıklar S..... ve H....müdafileri tarafından da temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesince 14.03.2007 gün 4048-1471 sayı ile; “1) Sanık H....hakkında 02.11.2001 tarihli iddianame ile maktül O....'a yönelik eyleminden dolayı zamanaşımı süresince hüküm kurulması mümkün görülmüştür. 2) 13.12.2002 tarihli kararı sanık sıfatlarıyla S..... ve H....müdafii temyiz etmiş olup, müdahil sıfatıyla yaptıkları temyizleri bulunmamaktadır. Bu nedenle kendilerine karşı suç işlediği iddia olunan diğer sanıklar hakkında verilen aynı tarihli hükümler temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olduğundan, sanıklar S..... ve H....müdafilerinin mağdur müdahil sıfatıyla yaptığı temyiz istemlerinin CMUK'nun 317. maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir. 3) Sanık H....hakkında mağdur T....'e yönelik müessir fiil suçundan verilen para cezasına ilişkin mahkumiyet kararı, 5219 sayılı Kanunla değişik CMUK'nun 305/1. maddesi uyarınca kesin nitelikte olup, temyizi mümkün olmadığından, sanık H....müdafiinin, bu suça yönelik temyiz talebinin CMUK.nun 317. maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir. 4) Sanıklar S.... ve F..... hakkında verilen mahkumiyetlerin tür ve süresine göre sanıklar müdafiinin bu sanıklar yönünden duruşmalı inceleme isteminin CMUK'nun 318. maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir. 5) Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıklar S....., H...., S.... ve F.....'in suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçların niteliği tayin, takdire ilişen cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre bozma üzerine verilen hükümde bozma nedenleri dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanıklar S..... ve H....müdafilerinin temyiz dilekçelerinde ve duruşmalı incelemede, eksik incelemeye, teşdit uygulanmaması gerektiğine, suçların vasfına, tahrikin varlığına, sanık H....hakkında mağdur K....' e yönelik eylemde sübuta yönelen, sanıklar S.... ve F..... müdafilerinin sübutun bulunmadığına, suç vasfına ilişen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, Ancak; a) Sanıklar S..... ve H....hakkında birden fazla suçlardan mahkumiyetlerine karar verildiğine göre, 5237 sayılı Yasa'nın uygulanması durumunda verilebilecek cezalar bakımından içtima olanağı bulunmadığından, 765 sayılı Yasa'ya göre verilmiş hükmün, içtimaının sonucuna göre koşullu salıverme hükümleri dikkate alındığında sanıkların özgürlüğünü daha az kısıtlayacağı, dolayısıyla lehte bulunduğu açıkça anlaşıldığı halde, yazılı şekilde hüküm kurulması, b) Sanıkların olayda kullandığı tabancaların olay sonrasında güvenlik görevlilerine teslim edilmiş olması karşısında sanıklar S.... ve F..... hakkında 5237 sayılı TCK'nun 281/3. maddesinin uygulanma olanağının tartışılmaması ve 765 sayılı TCK ile 5237 sayılı TCK'nun olayla ilgili tüm hükümleri Yargıtay denetimine imkan verecek açıklıkta uygulanarak sonuçlarının karşılaştırılması ve lehe olanın saptanması ile uygulamanın da buna göre yapılmasında zorunluluk olduğunun düşünülmemesi… …” isabetsizliğinden bozma kararı verilmiştir. Bergama Ağır Ceza Mahkemesince 21.09.2007 gün ve 59-115 sayı ile; (Önceki gerekçeler tekrar edilerek) diğer sanıklar yanında; sanık S..... D.........’in (hakkındaki diğer hükümler yanında); “ “(önceki hükümlerde direnilmesine) ….1-Maktül O..... C.....'i kasten öldürme suçundan; 765 sayılı Yasanın 448 ve 59. maddeleri uyarınca 20 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hakkında 31 ve 33. maddelerin uygulanmasına, 2-Mağdur E.... A....’ı kasten öldürmeye teşebbüs suçundan; 5237 sayılı Yasanın 81,35/2 ve 62. maddeleri uyarınca 10 yıl 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, koşulları bulunmadığından 5237 sayılı TCY.nın 50 ve 51. maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına, hak mahrumiyetine, mahsuba, 3- Mağdur N.... K.....’ı kasten öldürmeye teşebbüs suçundan; 5237 sayılı Yasanın 81,35/2 ve 62. maddeleri uyarınca 10 yıl 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, koşulları bulunmadığından 5237 sayılı TCY.nın 50 ve 51. maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına, hak mahrumiyetine, mahsuba, 4- Sanığın 6136 sayılı Yasanın l3/1. ve 765 sayılı Yasanın 59. maddeleri uyarınca (4421 sayılı Yasa, 5252 sayılı Yasanın 5/1 ve 5335 sayılı Yasa ile değişik 5083 sayılı Yasanın 2/son maddesi de gözetilmek suretiyle) 10 ay hapis ve 117 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının 647 sayılı Yasanın 4. maddesi uyarınca günlüğü 4 YTL den 1.200 YTL adli para cezasına çevrilmesine, sanığa verilen aynı neviden para cezalarının 765 sayılı TCY.nın 72. maddesi gereğince toplanarak sanığın sonuç olarak 1.317 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına, 647 sayılı Yasanın 5. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına; sanık H....D.........’in (hakkındaki diğer hüküm yanında); 1-Mağdur K.... K.....'ı kasten öldürmeye teşebbüs suçundan; 5237 sayılı Yasanın 81,35/2 ve 62. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, koşulları bulunmadığından 5237 sayılı TCY.nın 50 ve 51 maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına, hak mahrumiyetine, mahsuba, 2- Sanığın 6136 sayılı Yasanın l3/1. ve 765 sayılı Yasanın 59. maddeleri uyarınca (4421 sayılı Yasa, 5252 sayılı Yasanın 5/1 ve 5335 sayılı Yasa ile değişik 5083 sayılı Yasanın 2/son maddesi de gözetilmek suretiyle) 10 ay hapis ve 117 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının 647 sayılı Yasanın 4. maddesi uyarınca günlüğü 4 YTL den 1.200 YTL adli para cezasına çevrilmesine, sanığa verilen aynı neviden para cezalarının 765 sayılı TCY.nın 72. maddesi gereğince toplanarak sanığın sonuç olarak 1.317 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına, 647 sayılı Yasanın 5. maddesinin ve verilen cezalar ile birlikte cezanın miktarı dikkate alınarak 647 sayılı Yasanın 6. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına, müsadereye, yargılama giderine, S.....’ın tutukluluk halinin devamına… …” hükmedilmiştir. Kısmen res’en de temyize tabi olan direnme hükmünün; sanık S..... müdafi tarafından yasal savunma koşullarının oluştuğuna, suç vasfının maktul O....’a karşı işlenen eylemde kastın aşılması suretiyle öldürme, mağdurlar N.... ve E....’a karşı işlenen eylemlerde ise kasten yaralama olduğuna ve öldürme ile yaralama suçlarında ağır düzeyde tahrikin bulunduğuna yönelik olarak; sanık H....müdafii tarafından da, mağdur K....’e karşı işlenen eylemde sübutun bulunmadığına, yasal savunma koşullarının oluştuğuna ve ağır düzeyde tahrik bulunduğuna ve cezanın ertelenmesi gerektiğine yönelik olarak temyiz edilmesi üzerine, dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçlarından verilen hükümler için “ “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” ” konusunda değerlendirme yapılabilmesi için bozma, diğer hükümler yönünden ise onama istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Direnme ve temyizin kapsamına göre Ceza Genel Kurulu’ndaki inceleme; sanık S..... hakkında; maktul O....’ı kasten öldürme, mağdur E....’ı kasten öldürmeye teşebbüs, mağdur N....’ı kasten öldürmeye teşebbüs ve 6136 sayılı Yasaya muhalefet; sanık H....hakkında ise; mağdur K....’i kasten öldürmeye teşebbüs ve 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçlarından verilen hükümlere hasren yapılmıştır. Bunlar dışında, temyiz davasına konu edilmiş olan sanıklar S.... A........ve F..... E... ile ilgili hükümler ise Yerel Mahkemece uyulan kısma ilişkin olduklarından Özel Dairece incelenmelidir. Kapsam bu şekilde tespit edildikten sonra esasa girilmeden önce çözülmesi gereken ilk sorun usule ilişkin bir meseleye dairdir: 02.11.2001 tarihli ilk iddianamede sanık H....hakkında maktul O....’ı öldürme ve 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçlarından kamu davaları açılmıştır. 25.12.2001 tarihli ek iddianamede sanık H....hakkında açılmış herhangi bir dava bulunmamaktadır. 12.11.2002 tarihli ek iddianamede ise sanık H....hakkında mağdur T....’i kasten yaralama suçundan açılmış bir davaya yer verilmiştir. Şu durumda, her üç iddianameye de bakıldığında, sanık H....hakkında mağdur K.... K.....’ı kasten öldürmeye teşebbüs suçundan açılmış bir dava bulunmadığı halde ilk hükümden itiB..en sanık H....hakkında mağdur K....’i kasten öldürmeye teşebbüs suçu yönünden mahkumiyet hükümleri verildiği görülmektedir. Bununla birlikte, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından dosyanın yeni yasal düzenlemelerin değerlendirilmesi için iade edilmesi üzerine yapılan yargılama sırasında, sanık H....’a, mağdur K....’e karşı olan eylemiyle ilgili olarak 5237 sayılı Yasanın 81/1,35/2,62/1 ve 53. maddeleri uyarınca ek savunma hakkı tanınmıştır. Sanık H....hakkındaki kamu davalarının açıldığı tarihlerde yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY.nın 257 ve 258. maddeleriyle, davanın devamı sırasında yürürlüğe girmiş olan 5271 sayılı CYY.nın 225 ve 226. maddelerine göre; “ “hüküm ancak iddianamede unsurları gösterilen fiil ve faili hakkında verilebilir.” ” Bir başka deyişle, iddianameye konu edilmemiş olan eylemle ilgili olarak hüküm verilemez. Kaldı ki, ancak söz konusu fiille ilgili olarak kamu davası açılmak suretiyle giderilebilecek bu eksiklik, 1412 sayılı Yasanın 258. veya 5271 sayılı Yasanın 226. maddeleri uyarınca ek savunma verilmek suretiyle de bertaraf edilemez. Bu nedenlerle; sanık H....hakkında açılmış bir kamu davası bulunmadığı halde, mağdur K.... K.....’ı öldürmeye teşebbüs suçundan hüküm verilmesi usule aykırıdır. Halledilmesi gereken ikinci problem, davanın devamı sırasında ihdas edilen ve daha sonra da kapsamı genişletilen “ “Hükmün açıklanmasının geri bırakılması” ” müessesesinin olayımızı ne şekilde etkileyeceği ile ilgilidir: Olayda sanıklar S..... ve H....’ın 6136 sayılı Yasa kapsamında tabanca kullandıklarında herhangi bir şüphe bulunmamaktadır. Zira, her ikisi de bu suçu ikrar etmişlerdir. Bu nedenle de, sanıklar hakkında 6136 sayılı Yasanın 13/1 ve 765 sayılı Yasanın 59. maddeleri uyarınca hüküm verilmiş, sonuç olarak verilen hapis cezaları 647 sayılı Yasanın 4. maddesi uyarınca para cezasına çevrilmiştir. Şu durumda, hüküm tarihinden sonra 5271 sayılı Yasanın 231. maddesinde yapılan ve hükmedilen sonuç ceza miktarları itibarıyla sanıklar hakkında 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçlarından verilen hükümleri de kapsayacak şekilde genişleme sağlayan lehe değişiklik nedeniyle; 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçlarından verilen hükümlerin “ “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” ” yönünden değerlendirmeye tabi tutulması zorunluluğu bulunduğundan, bozulmalarına karar verilmelidir. Üçüncü ve son sorun olarak ise; sanık S..... hakkında; maktul O....’ı kasten öldürme, mağdurlar E.... ve N....’ı da kasten öldürmeye teşebbüs suçundan verilen hükümlerin değerlendirilmesi gerekmiştir: İncelenen dosyada; Dosyaya konu edilen suçların işlendiği olayın bir tarafında K..... B..’da koruma görevlisi olarak çalışan S..... ve H....D......... kardeşlerin, diğer tarafta ise M.... B..’da koruma görevlisi olarak çalışan O...., E...., K.... ve T.... ile K....’in babası N.... ve T....’in ağabeyi Ü...’ın yer aldığı, ayrıca da iki taraf arasında tam olarak hangi sebepten kaynaklandığı anlaşılamayan bir gerginliğin bulunduğu anlaşılmaktadır. Olay gecesi, saat 03.00 sıralarında işlerini bitiren M.... B.. çalışanları, onlardan kısa bir süre sonra da sanıklar H....ve S..... çorbacıya gelmişler ve her iki grup mensubu iki ayrı masa çevresine oturmuşlardır. Sanıklar, H....ve S.....’ın bellerinde silah olduğunu gören K.... yerinden hareketlenmiş ve yanına T....’i de alarak dışarı çıkmış, onların bu hareketlerinden huylanan H....da peşlerinden koşarak, onlara yetişmiştir. Daha sona K.... ve T.... ile H....itişmeye başlamışlardır. O sırada bu gruba müdahale etmek isteyen Ü... yerinden kalkmak istemiş ise de, silah çeken S..... tarafından engellenmiştir. Önce silah çekerek Ü...’ı engelleyen S....., daha sonra o masanın etrafında oturan herkesi “ “yerinden kalkanı vuracağı” ” şeklinde tehdit etmiştir. Bu arada H....ile K....’in boğuşmaya başlamasının ardından onların bulunduğu taraftan bir el silah patlaması duyulmuş ise de, bu patlamada yaralanan olmamıştır. Ancak, silah sesinin duyulması üzerine, S.....’ın olduğu yerdeki masanın etrafında oturanlar kaygılanıp hareketlenmiş, bunun üzerine de S..... bu kişilere seri halde ateş etmek suretiyle, O....’ı öldürmüş, E.... ve N....’ı da çeşitli yerlerinden yaralamıştır. Sair yönleri Genel Kurulca inceleneceği belirlenen hükümlerle ilgili olmayan olayın belirtilen şekilde meydana geldiği ile suçların sübutu ve nitelendirilmeleri yönünden; Yerel Mahkeme, Özel Daire ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Dosya kapsamı da bu kabul ve uygulamaya uygundur. Şu halde; Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında ortaya çıkan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklar S..... ve H....’ın eylemleri nedeniyle verilecek hükümler açısından 765 sayılı Yasanın mı, yoksa 5237 sayılı Yasanın mı daha lehe olduğu; başka bir deyişle, bir kısım suçlarla ilgili olarak 765 sayılı Yasa uyarınca, diğer bir kısım suçlarla ilgili olarak ise 5237 sayılı Yasa uyarınca hüküm verilmesi halinde, cezaların içtimanın olanaklı olup, olmadığı konusunda ortaya çıkmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekirse; her ne kadar Özel Daire kararında içtima ile ilgili bozmanın kapsamına hem sanık S....., hem de sanık H.... hakkında verilecek hükümler dahil edilmiş ise de; içtima ile ilgili problem sadece sanık S..... hakkında yapılacak uygulamada bahis mevzuudur. Sanık H.... hakkında ise, böyle bir problem bulunmamaktadır. Somut olayda; Yerel Mahkeme, aynı anda bir kişiyi öldürüp, iki kişiyi öldürmeye teşebbüs eden, aynı zamanda da ruhsatsız silah bulunduran sanık S..... hakkında, her suç açısından lehe yasanın hangisi olduğunu tespit ettikten sonra, kasten öldürme ve 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçları yönünden 765 sayılı Yasa, kasten öldürmeye teşebbüs suçları yönünden ise 5237 sayılı Yasa uyarınca hüküm vermiş; Özel Dairenin, bu tür bir uygulamanın, 765 sayılı Yasa uyarınca belirlenmiş olan sonuç cezaların içtimaına olanak sağlayan 765 sayılı Yasa uygulamasına göre aleyhe olacağı” ” yönündeki bozmasına rağmen de bu uygulamasında direnmiştir. Buna karşılık; her ne kadar dosyaya yansıyan durum itibarıyla, belirtilen konu ile ilgili olarak Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasında bir uyuşmazlık var gibi görünüyor olsa da; bu sorunun Genel Kurulca 17.04.2007 tarihinde Yerel Mahkeme hükmüne paralel şekilde çözümlenmiş olması ve ortaya konulan çözümün Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından da benimsenerek uygulamanın yerleşik hale dönüştürülmesi nedeniyle, Ceza Genel Kurulu kararından sonraki tarihler itiB..ıyla bu ihtilaf ortadan kalkmış bulunmaktadır. Bir başka deyişle; yerleşik uygulamaya göre, suçun 01.06.2005 tarihinden önce işlenmiş olması şartıyla; Yerel Mahkemece her bir suç açısından hangi yasanın lehe olduğunun tespiti ve cezaların o yasa uyarınca belirlenmesinin ardından, hükümlerden bir kısmı veya tamamı 5237 sayılı Yasa uyarınca verilmiş olsa bile 765 sayılı Yasanın 68-77 maddeleri uyarınca cezaların içtimaına karar verilebilecektir. Dolayısıyla; 765 sayılı Yasada ağırlaştırılmış müebbet (ağır) hapis veya müebbet (ağır) hapis cezasını gerektiren suçların yanında başkaca suçların işlenmesi halinde, cezanın mahkemece takdir edilecek bir süresinin hücrede tecrit edilmek suretiyle infazı gerektiğinden, kesinleşme koşulu aranmaksızın içtima kararının 765 sayılı TCY’nın içtimaya ilişkin hükümlerinin uygulandığı yöntem doğrultusunda hükümle birlikte verilmesi cihetine gidilmesi gerektiği halde, hükümde içtimaya yer verilmemiş olması bir eksiklik olarak görülmekte ise de; hükümlerin kesinleşmesinden sonra dahi içtima kararı verilebilmesi mümkün görüldüğünden, Yerel Mahkeme’nin direnme hükmü “ “içtimaya ilişkin sorun itiB..ıyla” ” ilkeleri Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 17.04.2007 gün ve 32-97 sayılı kararında ayrıntılı olarak gösterilen yerleşik uygulamaya uygun ve isabetlidir. Bu itibarla; sair temyiz itirazlarının reddiyle, kısmen res’en de temyize tabi olan ve sanıklar S..... ile H....müdafilerinin temyizleri nedeniyle incelenen hükümlerden, sanık H....hakkında mağdur K....’i kasten öldürmeye teşebbüsten verilen hükmün bu konuda dava bulunmadığından sair yönleri incelenmeksizin usulden bozulmasına, sanıklar H....ve S..... hakkında 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçlarından verilen hükümlerin sübutunda bir isabetsizlik görülmediğinden, hüküm tarihinden sonra ortaya çıkan “ “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” ” müessesesi yönünden değerlendirme yapılması zorunluluğu nedeniyle bozulmasına, sanık S..... hakkında maktul O....’ı kasten öldürme, mağdurlar E.... ve N....’ı da kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından verilen hükümlerin de, bu hükümlerde bir isabetsizlik bulunmamasına ve bu suçlardan verilen cezaların 765 sayılı Yasa uyarınca içtimaına ilişkin olarak infaz aşamasında karar alınmasının mümkün görülmesine rağmen, 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçundan verilen hükmün bozulması ve bu suçla ilgili olarak verilecek yeni hüküm nedeniyle ortaya çıkacak durumun içtima sırasında değerlendirilebilmesinin mümkün kılınması amacıyla bozulmasına karar verilerek dosyanın sanıklar F..... E... ve S.... A........hakkındaki hükümlerle ilgili temyiz davasına bakmakla görevli Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Bergama Ağır Ceza Mahkemesinin 21.09.2007 gün ve 59-115 sayılı hükmünde yer alan; a) Sanık H....D......... hakkında mağdur K.... K.....’ı kasten öldürmeye teşebbüs suçundan verilen hükmün sair cihetleri incelenmeksizin usule ilişen nedenlerle, b) Sanık H.... D......... ve sanık S..... D......... hakkında 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan verilen hükümlerin, suçların sübutları ve nitelendirilmelerinde bir isabetsizlik görülmemekle birlikte, “ “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” ” yönünden değerlendirmeye konu edilmesi zorunluluğu sebebiyle, c) Sanık S..... D......... hakkında maktul O....’ı kasten öldürme, mağdurlar E.... ve N....’ı da kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından verilen hükümlerin, suçların sübutları ve nitelendirilmeleri ile sair uygulamalarda bir isabetsizlik görülmemekle birlikte, bozmaya konu edilen 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçuyla ilgili olarak verilecek yeni hükmün içtimaya dahil edilmesinin mümkün kılınması düşüncesiyle, Kısmen tebliğnamedeki düşünce gibi, kısmen tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak BOZULMASINA, 2-Temyiz davasına konu edilmekle birlikte Yerel Mahkemece bozma kararının uyulan bölümüyle ilişkili olan sanıklar S.... A........ve F..... E... hakkındaki hükümlerle ilgili olmak üzere temyiz incelemesinin yapılabilmesi için dosyanın Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.10.2008 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Hukuku Özel Hükümler

Aşağıdakilerden hangisi Soykırım suçunun seçimlik hareketlerinden biri değildir?

A) Kasten öldürme
B) Kişilerin bedensel bütünlüklerine ağır zarar verme
C) Kişilerin ruhsal bütünlüklerine ağır zarar verme
D) Gruba ait çocukların bir başka gruba zorla nakledilmesi
E) Grubun ibadethanelerini yıkmak

Bu maddeyle ilgili 15 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol