5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 78

Türk Ceza Kanunu 78. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 78- (1) Yukarıdaki maddelerde yazılı suçları işlemek maksadıyla örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu örgütlere üye olanlara beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Bu suçlardan dolayı tüzel kişiler hakkında da güvenlik tedbirine hükmolunur. (3) Bu suçlardan dolayı zamanaşımı işlemez. İKİNCİ BÖLÜM Göçmen Kaçakçılığı ve İnsan Ticareti Göçmen kaçakçılığı[28]

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

22 karar eşleşti
16. Ceza Dairesi, 2015/4672 E., 2016/2330 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
maddesi ile 5237 sayılı TCK'nın 220, 314 ve 78. maddelerinde düzenlenmiştir.
16. Ceza Dairesi         2015/4672 E.  ,  2016/2330 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi : Ağır Ceza Mahkemesi Suç : Anayasayı ihlal, Hükümete karşı suç, Silahlı terör örgütü kurma, yöneticisi olma, Silahlı terör örgütüne üye olma, Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme, Silahlı terör örgütüne yardım, Silahlı terör örgütüne silah sağlama, Suç üstlenme, Kişisel verilerin kaydedilmesi, Kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, Yasaklanan bilgileri açıklama, Yasaklanan bilgileri temin, Tehlikeli maddelerin izinsiz bulundurulması veya el değiştirilmesi, Uyuşturucu madde ticareti yapma, Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, Devletin güvenliğine ilişkin belgeler, Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme, Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması, Özel hayatın gizliliğini ihlal, Tehdit, Mala zarar verme, Resmi belgede sahtecilik, Tutuklu, Hükümlü veya suç delillerini bildirmeme, Hakaret, 6136 sayılı Kanuna muhalefet, 2863 sayılı Kanuna aykırılık, Nitelikli öldürme, Nitelikli öldürmeye teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti hükümetine karşı silahlı isyan suçundan, Askerleri itaatsizliğe teşvik Hüküm : Sanıklar ................. hakkında; TCK’nın 314/2, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5. maddeleri uyarınca mahkumiyet, I- TEMYİZ TALEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ; A) İnceleme Dışı Bırakılan Temyiz Talepleri Sanık .... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan hükmü müdafii tarafından 05.08.2013 tarihindzekerrie, sanık.... hakkında 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçundan kurulan hükmü müdafii tarafından 12.08.2013 tarihinde temyiz edilmişse de; sanık .... müdafiinin 06.05.2014 tarihli, sanık....'in 27.01.2014 tarihli ve sanık.... müdafiinin ise 16.08.2013 tarihli dilekçeleri ile temyiz istemlerinden vazgeçtiklerini bildirilmeleri karşısında, hükümlerin de re'sen temyize tabi olunmaması nedeniyle temyiz incelemesi dışında bırakılmıştır. B) Temyiz İstemlerinin Kabulü 1- Anayasa'nın 40/2, 1412 sayılı CMUK'nın halen yürürlükte olan 310. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 34, 231, 234. ve 291 maddeleri uyarınca yasa yolu, mercii, süresi ve şeklinin tefhimi yanında, bu hususların kararda da yer alması gerekliliği gözetilerek, 05.08.2013 günü tefhim edilen hükümde 5271 sayılı CMK'nın 39. ve 331/4. maddeleri uyarınca tutuklu olmayan sanıklar yönünden adli tatilde sürelerin işlememesine rağmen temyiz süresinin tefhim ve tebliğden itibaren 7 gün ile sınırlandırılması suretiyle sanıkların yanıltılması; 2- Bir kısım sanık müdafilerince temyiz dilekçelerinin son oturumda ve hemen akabinde verildiğinin belirtilmesine rağmen dosya içeriğinde bulunamaması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yazısına cevap olarak verilen 05.05.2015 tarihli yazıda ''... Kapatılan... Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/191 Esas sayılı dava dosyasına ait temyiz kayıtlarının temyiz defterine işlenmediğinin, temyiz defteri kayıtlarının 2012 yılına kadar işlendiğinin, 2009/191 Esas sayılı dosyanın temyiz kayıtlarının bulunmadığının” bildirilmesi; Karşısında AİHS'nin “Adil Yargılanma Hakkı” başlıklı 6/3-b maddesinde sanığın savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olma hakkının ceza yargılamasının her aşamasında gözetilmesi gerekliliğinin ihlal edildiği kanaatine varılması nedeniyle usulî aykırılıklar da gözetilerek hak kaybına neden olunmaması için sanıklar ....,....,.....,.....,.....,....., ile bir kısım sanık ve müdafilerinin temyiz istemlerinin süresinde olduğundan süre yönünden; Tebliğnamedeki temyiz istemlerinin reddine ilişkin düşünce benimsenmemiştir. C) Temyiz İstemlerinin 1412 sayılı CMUK'nın 317. Maddesi Uyarınca Reddi 1- Sanık ..... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, sanık... hakkında, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyan, askerleri itaatsizliğe teşvik suçlarından, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, sanık ... hakkında Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyan, silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından, sanık .... Anayasayı ihlal, nitelikli adam öldürme ve nitelikli adam öldürmeye teşebbüs, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçlarından verilen beraat kararlarını temyizde sanıkların hukuki yararının bulunmadığı gözetilerek sanık ...müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık..... müdafii ile sanık .... müdafiinin gerekçeye yönelik olmayan temyiz taleplerinin; 2-a) Sanık .... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan açılan davada verilen tefrik kararının; b) Sanık .... hakkında kişisel verilerin kaydedilmesi, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarından, sanık .... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesinin; CMK'nın 223. maddesi anlamında hüküm sayılmadığından, temyizi kabil olmayan bu kararlara yönelik Cumhuriyet savcıları ile sanık. .... temyiz istemlerinin; 3- a) Katılan... Başkanlığının, sanıklar ....,...,.....,...., ..hakkında silahlı terör örgütünün yöneticisi olması nedeniyle TCK'nın 314/1 ve 220/5. maddeleri delaletiyle ...saldırısı ve .....ine bomba atılması eylemlerinden, sanıklar .. ve ...hakkında nitelikli öldürme, nitelikli öldürmeye teşebbüs suçlarından, sanık .. hakkında Anayasayı ihlal, hükümete karşı suç, nitelikli öldürme, nitelikli öldürmeye teşebbüs suçlarından, sanıklar ...ve ... hakkında Anayasayı ihlal, nitelikli öldürme, nitelikli öldürmeye teşebbüs suçlarından doğrudan zarar görmediğinden açılan davalara katılma ve bu suçlardan kurulan hükümleri temyize yetkisi bulunmadığından,... binasına zarar verme suçundan açılmış bir dava bulunmadığı halde, bu suçtan yeniden kurulan hükmün hukuki değerden yoksun olduğundan, katılan vekilinin bu suçlara yönelik temyiz isteminin; b) .... adına .... ve .... Ajansı Basın Yayıncılık A.Ş.'nin, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan açılan davalara katılma ve bu suçlardan kurulan hükümleri temyize yetkisi bulunmadığından, katılanlar vekilinin, sanıklar .................... yönünden anılan suçtan kurulan hükümlere yönelik temyiz isteminin; 1412 sayılı CMUK'nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE, 4- Suçtan zarar gördüğünü belirterek şikayetçi olan....'in, davaya katılma talepli dilekçesinin duruşmanın bittiği 21.06.2013 tarihinden sonra mahkemeye ulaşması nedeniyle şikayetçinin usule uygun şekilde katılan sıfatını almadığı anlaşılmakla; ...... Ağır Ceza Mahkemesinin 18.07.2014 tarihli 2014/880 D.İş sayılı kararı temyiz talebinin reddine dair kararda bir isabetsizlik bulunmadığından bahse konu kararın ONANMASINA, şikayetçi .....'in talebinin REDDİNE, Karar verilmiştir. II- DURUŞMA TALEPLERİ Sanıklar....,....,,.......,,,, ve müdafilerinin, ceza miktarı itibariyle yasal şartları taşımayan duruşma taleplerinin CMUK'nın 318. maddesi uyarınca REDDİNE; Sanık ..... ve müdafiinin yapılan tebligata rağmen duruşmaya gelmediği ve bir mazeret de bildirmediği; mürafaa sırasında sanık ..... müdafiinin beyanı üzerine ara kararı ile duruşmalı inceleme yapılmasına karar verilmiş ise de sanık müdafiinin alfabetik sıra ve mürafaanın bitiminde tekrar yapılan yoklamada duruşmada hazır bulunmadığı anlaşılmakla sanıklar ....ve ... ile yukarıda duruşmalı inceleme talepleri reddedilen diğer sanıklar yönünden DURUŞMASIZ; Sanıklar ...., .....,.....,....,...., yönünden DURUŞMALI olarak inceleme yapılmıştır. III- ZAMANAŞIMI SÜRESİNCE HÜKÜM KURULMASI MÜMKÜN GÖRÜLENLER Sanık.... hakkında açılan bir kısım davalarla ilgili hüküm kurulmamış ise de; nüfus kaydına göre sanığın karardan sonra 01.04.2015 tarihinde öldüğü anlaşılmakla, mahkemesince CMK'nın 223/8 maddesi uyarınca düşme kararı verilmesi mümkün görülmüştür. Sanık .... hakkında 10.07.2008 tarihli iddianame ile TCK'nın 288. maddesi(2 kez), TCK'nın 315. maddesi(3 kez), TCK'nın 319/1. maddesi(4 kez), TCK'nın 284/1. maddesi(3 kez), TCK'nın 216/1. maddesi(2 kez), 2863 sayılı Kanun'un 73. maddesi(2 kez), 2813 sayılı Kanun'un 32/A maddesi, TCK'nın 334/1. maddesi(8 kez), TCK'nın 312/2, 313/4,314/3 ve 220/5 maddeleri delaletiyle TCK'nın 336. maddesi, 174/1. maddesi uyarınca cezalandırılması talebiyle açılan davalarla ilgili hüküm kurulmamış ise de, bu hususta dava zamanaşımı süresi içerisinde karar verilmesi mümkün görülmüştür. IV) GENEL DEĞERLENDİRME Dava dosyası, toplam sayfa sayısı 6.533 olan 23 ayrı iddianame ile açılan davaların birleştirildiği, duruşmaya 20.10.2008 tarihinde başlandığı, birleşen dosyalarda da dahil olmak üzere toplam 620 oturum yapıldığı, 275 sanığın yargılandığı, 157 tanığın dinlendiği, Cumhuriyet savcılığınca 2270 sayfalık mütalaa verildiği, yargılama neticesinde verilen hükmün 05.08.2013 tarihinde tefhim edildiği, gerekçeli kararın ise 16.798 sayfadan oluştuğu, Temyiz incelemesi için Dairemize, 3.868 klasör, 11 adet çuval, içerisinde 208 kitabın olduğu 4 adet karton kutu ve 92 cilt iddianameden oluşan dosyanın teslim edildiği, yargılamanın birleşen dosyalarla birlikte yaklaşık 5 yıl sürdüğü görülmüştür. Bu kararın V. bölümünde mahkemece yargılamaya başlanmadan önce dikkate alınması gereken muhakeme şartı, görev, tefrike ilişkin Dairemizce bozma konusu yapılan hukuka aykırılıklara yer verilmiştir. VI. Bölümde soruşturma işlemlerine, VII. Bölümde yargılama aşamasındaki işlem ve kararlara, mahkemenin teşekkül ve müzakere usulüne, VIII. Bölümde örgüt suçuna, IX. Bölümde Hükümete karşı suça, X. Bölümde Devlet sırrı suçuna, XI. Bölümde mahkemenin kabul ettiği vahamet arz eden olaylara yer verilmiş; XII. Bölüme eksik soruşturma nedenleri, XIII. Bölüme genel bozma nedenleri dercedilmiş, XIV. Bölümde emanete ilişkin tespitlerden sonra son olarak XV. Bölümde Hüküm kısmı yer almıştır. İncelemelerde özellikle temyiz istemlerinde yoğunlaşan şekliyle, davaya ve hükme esas alınan kanıtların elde edilmesi, hukuken geçerliliği ve takdiri, adil yargılama sürecini etkileyen işlem ve kararların değerlendirilmesi ve özellikle varlığı ya da yokluğu birçok sanığın hukuki durumunu doğrudan ilgilendiren silahlı terör örgütüne ait kanıtlar, geçerliliği, örgüt kurma ve örgüte üye olma suçu yönünden yeterliliği ve bu örgüt faaliyetleri içerisinde işlendiği kabul edilen hükümete karşı suç ve devlet sırlarına karşı suçların değerlendirilmesine yer verilmiştir. Bu kararda öncelikle temyiz konusu hukuki uyuşmazlık ile Dairemizin görüş ve kabulü ortaya konulduktan sonra konuyla ilgili bozma nedenlerini belirleme şeklinde bir sistematik takip edilmiştir. V-TEMEL HUSUSLAR A-YARGILAMA ŞARTLARI 1) Ölüm Nedeniyle Düşme Sanık .... müdafiinin hükmü 06.08.2013 tarihinde temyiz ettiği ve sanığın hükümden sonra 30.12.2013 tarihinde ölmüş olduğunun anlaşılması karşısında; UYAP kayıtlarında bulunan 27.06.2014 gün ve 2009/468 Esas 2013/552 sayılı ölüm nedeniyle düşmeye ilişkin ek karar hukuki değerden yoksun kabul edilmiştir. Sanıklar ....,.....,.....,.....,ve .... hakkında kurulan hükümler yönünden; UYAP ortamından alınıp dosya içine konulan nüfus kayıt örneklerinden, sanıklar .....'ın 17.10.2014 tarihinde, ....'nun 25.06.2015 tarihinde,....'un 09.12.2014 tarihinde, ....'ün 21.03.2015 tarihinde, ....'ın 06.11.2014 tarihinde, ...'in 01.04.2015 tarihinde, ...'un 30.12.2013 tarihinde, ......'in 02.01.2015 tarihinde, .....'ın 11.05.2015 tarihinde ve ......'ın 06.03.2015 tarihinde hükümden sonra öldükleri anlaşılmakla, bu sanıkların öldüklerine ilişkin kayıtların araştırılarak TCK'nın 64/1 ve 5271 sayılı CMK'nın 223. maddeleri gereğince hukuki durumlarının tayin ve takdirinde zorunluluk bulunmaktadır. 2) Akıl Hastalığı Nedeniyle Durma Sanık .... hakkında CMK'nın 223/8 maddesinin uygulanması gerektiğine ilişkin itirazların incelenmesinde; Soruşturmanın veya kovuşturmanın başlatılması ya da yürütülmesi; şikayet şartının gerçekleşmesi, sanığın gaip (kaçak) olması, yasama dokunulmazlığının bulunması, suç işleme tarihinden sonra sanığın akıl hastalığına yakalanması gibi belli koşulların gerçekleşmesine veya engellerin bulunmamasına bağlı kılınmış olabilir. Yargılama şartları denilen ve yargılama yapılabilmesi için bulunması gereken bu şartların kovuşturma evresinde ortaya çıkması halinde; şartın gerçekleşme ihtimalinin bulunmadığının anlaşılması halinde davanın düşmesine, buna karşılık şartın henüz gerçekleşmediği ancak gerçekleşme ihtimalinin bulunduğunun anlaşılması halinde ise şartın gerçekleşmesini beklemek üzere kovuşturmanın durması kararı verilir. Bu bağlamda isnat edilen suç tarihinden sonra ve kovuşturma aşamasında dosyada bulunan Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 20.07.2012 tarihli raporuna göre; suç tarihinde herhangi bir akli arıza içinde olduğuna delalet edecek tıbbi bulgu ve belgeye rastlanılmadığı, ancak; organik beyin sendromu (travmaya bağlı) teşhisinden dolayı akıl hastalığının bulunduğu anlaşılması karşısında; bu rahatsızlığın “duruşma ve sorgu yapılmasını imkansız kılacak, yani sanığın kendini makul şekilde müdafaa edemeyecek derecede olması”(Kunter-Yenisey- Nuhoğlu, CMK s.696) halinde sanık ....’un iyileşme olanağının bulunup bulunmadığı hususunda ek rapor alınarak sonucuna göre iyileşme imkanı bulunmadığı takdirde CMK'nın 223. maddesi 8. fıkrasının 1. cümlesi uyarınca davanın düşmesine, iyileşme olanağı devam etmesi halinde ise; CMK'nın 223 maddesi 8. fıkrasının 2. cümlesi uyarınca kovuşturmanın durmasına, sanığın konusunda uzman bir hastanede gözlem altına alınarak koruma ve tedaviye karar verilmeli, amaca uygun aralıklarla yargılanmaya imkan sağlayacak derecede salaha ulaşıp ulaşmadığı sorulmalı, iyileştiğinde yargılanmasına başlanmalı ve sonucuna göre hukuki durumunun saptanması gerekirken, suç tarihi itibarı ile ceza ehliyeti araştıran yetersiz rapora dayalı olarak savunma hakkını kısıtlayıcı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. B-YÜCE DİVAN İTİRAZI Sanık..... müdafiinin bu sanık yönünden görevli mahkemenin yüce divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi olduğuna dair temyiz itirazlarının incelenmesi; Anayasa'nın 2. maddesinde, Cumhuriyetin temel nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan haklarına saygılı ve bu hakları koruyan, adaletli bir hukuk düzeni kuran ve bunu sürdürmekle kendini yükümlü sayan, bütün işlem ve eylemleri yargı denetimine bağlı olan Devlettir. Böyle bir düzenin kurulması, yasama, yürütme ve yargı alanına giren tüm işlem ve eylemlerin hukuk kuralları içinde kalması; temel hak ve özgürlüklerin, Anayasal güvenceye bağlanmasıyla olanaklıdır. Anayasa'nın 145. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde “Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür” şeklinde bir düzenlemeye yer verilmiştir. Anayasa'nın 37. maddesine göre; “Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir mercii önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir mercii önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.” Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 3. maddesinde mahkemelerin görevlerinin kanunla düzenleneceği 4. maddesinde, davaya bakan mahkemenin görevli olup olmadığına kovuşturma evresinin her aşamasında re'sen karar verilebileceği düzenlenmiştir. Mahkemelerin görevleri yargılamanın usulüne ilişkin konulardan olup, ceza yargılaması usulüne ilişkin yasaların kamu düzeni ile ilgili olmaları nedeniyle yürürlüğe girmelerinin ardından taraf iradelerinden bağımsız olarak derhal uygulanmaları gerektiğinden her yargılama işleminin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan yasaya göre yürütülmesi zorunludur. Yargılama hukuku normlarının zaman bakımından uygulanmasında dikkat edilmesi gereken konu, yeni yasanın yürürlüğe girdiği tarihte muhakemenin sona ermiş olup olmadığıdır. Yargılama henüz kesin olarak bitmemişse, yeni yasanın yürürlüğe girmesinden itibaren yapılacak yargılama işlemlerinde kural olarak yeni yasanın uygulanması gerekir. 01.06.2005 tarihinden, 02.07.2012 tarih ve 6352 sayılı Kanun ile yürürlükte kaldırılıncaya kadar uygulanmakta olan CMK'nın 250. maddesinin 1. fıkrasında sayılan suçlara bakmak üzere ağır ceza mahkemeleri kurulmuş ve aynı Kanun maddesinin 3. fıkrasında “Birinci fıkrada belirtilen suçları işleyenler sıfatı ve memuriyetleri ne olursa olsun bu kanunla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa mahkemesi ve Yargıtay'ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim hali dahil askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır” hükmüne yer verilmiştir. Yine 6352 sayılı yasa ile yürürlükten kaldırılan CMK'nın 251. maddesinin 1. fıkrasında “250. madde kapsamına giren suçlarda soruşturma, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet Savcılarınca bizzat yapılır. Bu suçlar görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır” düzenlemesi yer almıştır. 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile CMK'nın 250, 251, 252. maddeleri yürürlükten kaldırılırken aynı Kanun'un geçici 2. maddesinin 4. fıkrası uyarınca kapatılan bu ağır ceza mahkemelerinin açılmış olan davalara kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar bakmaya devam edecekleri kararlaştırılmıştır. 07.05.2010 tarihli ve 5922 sayılı Kanun'un 18. maddesi ile değişik Anayasa'nın 148. maddesinin 7. fıkrasına göre, “...., ..,... ve ... Komutanları ile . Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanırlar”. 6352 sayılı Kanun'un 75. maddesi ile değiştirilen 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesi ile terör suçları ile Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalara bakacak ağır ceza mahkemeleri kurulmuş ve “Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile Askeri Mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır." hükmüne yer verilmiş, daha sonra bu hüküm 21.02.2014 tarih ve 6526 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. Sanık.... 2008-2010 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti .....Başkanlığı görevini yaptıktan sonra .... rütbesiyle emekliye ayrılmıştır. .... Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2010/106 esas sayılı dosyasında yürütülen yargılama sırasında 30.12.2011 tarihinde yapılan suç duyurusu üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca düzenlenen 02.02.2012 tarihli iddianame ile .... Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2012/14 esas sayılı dosyasında yüklenen suçlardan dolayı cezalandırılması için kamu davası açılmış ve iddianamedeki birleştirme talebi doğrultusunda aynı mahkemenin 2010/106 esas sayılı dosyasında birleştirilmiştir. Bu dava dosyası da işbu 2009/191 esas sayılı dosya ile birleştirilmiş ve yargılama sonunda sanığın mahkumiyetine karar verilmiştir. Bilahare sanık hakkındaki soruşturma tamamlanıp dava açıldıktan sonra 11.02.2014 tarihinde kabul edilen 6519 sayılı Kanun'un 61. maddesi ile 353 sayılı Kanun'a 15/A maddesi eklenerek, .... Başkanı ve ....Komutanları hakkında soruşturma açılması ....'ın iznine tabi tutulmuş, ..... tarafından kamu davasının açılmasına gerek görülürse, soruşturma dosyasının .... Sıfatıyla yargılama yapılmak üzere Anayasa Mahkemesi'ne gönderileceği kuralı getirilmiştir. Bu soruşturma yöntemine ilişkin düzenlemenin, davanın açılmasından sonra ancak, hükmün kesinleşmesinden önce yürürlüğe girmesi nedeniyle, bu düzenlemenin usul hukukuna ilişkin olduğunun kabul edilmesi halinde, usul hükümlerinin derhal uygulanması prensibi ve usule ilişkin işlemlerin yapıldığı tarihteki mevzuata göre varlıklarını koruyacağı ilkesi gözetildiğinde, sanık hakkında uygulanma olanağı bulunmayacaktır. Diğer taraftan bu hüküm, “maddi ceza hukuku” müessesesi kabul edilmesi halinde de lehe bulunan kanunun geçmişe şamil olması nedeniyle, bu düzenlemenin sanık hakkında uygulanıp, yasanın öngördüğü şekilde izin alınması davanın devamı için şart olacaktır. Bu konudaki değerlendirmenin asıl davaya bakacak olan yüksek mahkeme “Yüce Divan” tarafından yapılmasının uygun olduğu değerlendirilmiştir. Her ne kadar mahkemece, sanığa atılı suçların görev kapsamında kalmadığı ve eylemlerin görevi ile ilgili bulunmadığı kabul edilerek yargılamaya devamla karar ittihaz olunmuş ise de; sanığa isnat olunan suçlara ilişkin iddia edilen eylemlerin (İnternet Andıçları ve Yargıtay 11. Ceza Dairesi tarafından yapılan yargılama neticesi beraat kararı ile sonuçlanan dosyada ana belge olarak yer verilen İrticayla Mücadele Eylem Planı çalışmalarının sanığın bilgisi dahilinde yapıldığı, yürütülmekte olan..... soruşturmaları ile ilgili olarak .... olduğu dönemde yaptığı basın açıklamaları, ayrıca sanığın bilgisi haricinde üçüncü kişilerin kendi aralarında yaptıkları telefon görüşmeleri, açıklamalar ve belgelerde sanığın isminin geçmesi nedeniyle bu kişilerle örgütsel bağ içerisinde bulunduğu yönündeki ve benzeri kabuller) yürütmekte olduğu ...Başkanlığı görevinin kendisine sağladığı kolaylık ve avantajla gerçekleştirildiği, yine, atılı eylemlerin görevdeki yetkiyi kötüye kullanma yönünden tartışılması gerektiği nazara alındığında, atılı suçlara ilişkin eylemlerin sanığın doğrudan göreviyle ilgili olduğu anlaşılmıştır. Tüm bu düzenlemeler ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, üst norm olan Anayasa'nın 5922 sayılı Kanun'la kabul edilen ve 12.09.2010 tarihinde yapılan referandumla yürürlüğe giren 148/7. maddesindeki “... Başkanı, ... ve ...... Komutanları ile...Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanırlar” hükmü ile sanığın yargılama merciinin Yüce Divan olarak değiştirilmiş olmasına, usule ilişkin bir düzenleme olması nedeniyle yürürlüğe girmesinden sonra yapılan tüm yargılama işlemlerine uygulanması gerekmesine rağmen, Yüce Divan yerine Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılması ve yargılamaya bu mahkemede devam edilmesi Anayasa'ya ve yasalara açıkça aykırılık oluşturmaktadır. Açıklanan nedenlerle, sanık ...... ile bağlantılı suç işlediği iddia olunan diğer sanıkların durumlarının da Yüce Divan tarafından takdir edilmesi uygun görülmüştür. C-TEFRİK/BİRLEŞTİRME Ceza muhakemesinde genel kural, açılan her dava üzerine ayrı bir yargılamanın yapılmasıdır. Ancak, uyuşmazlıklar arasında bağlantı olduğu zaman bağlantının özelliği gereği bu kuraldan ayrılmak mümkündür. Bağlantılı davalar ayrı ayrı görülebileceği gibi birleştirilerek de görülebilecek olup, istisnai hallerden biri olan yargılamaların birleştirilmesine karar verilebilmesi için; - Davalar arasında bağlantı olmalı, - Davaların birleştirilmesinde yarar görülmeli, - Birleştirme yasağı söz konusu olmamalıdır. Kanun koyucu, açılan her dava üzerine ayrı yargılama yapılmasını kural olarak benimseyip istisnai durumlarda davaların birleştirilebileceğini hüküm altına alırken, birleştirmede fayda bulunup bulunmadığının her olayda araştırılmasını arzu etmiştir. Birleştirme zorunluluğu ya da birleştirme yasağının söz konusu olmadığı diğer durumlarda, mahkemelerce görülmekte olan davalar arasında bağlantı olduğu tespit edildiğinde bu davalar birleştirilecektir. Fakat birleştirme zorunlu olmayıp tamamen mahkemenin takdirine bırakılmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 04.06.2013 gün ve 1345 - 279 sayılı kararında belirtildiği üzere, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, üye olma suçlarıyla bu çerçevede işlenen sair (yağma, 6136 sayılı yasaya aykırılık gibi) suçlardan kurulan hükümlerin birbirinden bağımsız olarak denetlenmesinin mümkün olması karşısında birleştirme zorunlu görülmemiştir. Kaldı ki yargılamaların birlikte görülmesini mutlak biçimde aramak, davaların uzamasına neden olacağı ve makul sürede sonuçlanmasını engelleyeceği gibi hakkında hüküm verilmesi dışında yapılacak bir muhakeme işlemi bulunmayan kişilerle ilgili davaların zamanaşımına uğramasına, bozulan kamu düzeninin kısmen de olsa düzeltilmesi imkanının kaybedilmesine ve dolayısıyla da toplumdaki adaletin gerçekleşmesini görmeye yönelik beklentilerin karşılanamamasına neden olacaktır. Terör Örgütleri mensuplarının gerçekleştirmek istedikleri Devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozmak, Hükümete karşı suç ve Anayasal düzen ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar amaç suç olup bu suçu gerçekleştirmek için işlenen diğer suçlar araç suçtur. Bu suçların işlenmesi halinde failin gerçek içtima kuralı doğrultusunda cezalandırılması gereklidir. Ayrıca örgüt üyesi, örgütün faaliyeti doğrultusunda vahim bir eylem (öldürme, yaralama, yağma ...gibi) gerçekleştirdiğinde geçitli suç nedeniyle üyelik suçundan değil amaç suçtan cezalandırılacaktır. Bu nedenle bu kabil suçların birlikte görülmesinde zorunluluk vardır. Nitekim... cinayeti olarak adlandırılan davanın temyiz incelenmesinde bu gerekçe ile bozma kararı verilmiştir. Ancak... davası sanıkları ile .... örgütü olarak isimlendirilen davanın sanıkları arasında hukuki ve fiili bağlantının varlığının somut delillerle ispat edilmesi, ya da öldürme suçunun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlendiğinin tespiti halinde davalar birlikte görülmeli, sanıkların hukuki durumu buna göre belirlenmelidir. Aksi takdirde yukarıda açıklanan nedenlerle davanın birleştirilmesi usul ekonomisine aykırı olacağı gibi tutuklu şekilde devam eden yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmasını engelleyeceğinden, bu tür davalar ana dosyadan tefrik edilerek karara çıkarılmalıdır. İlamın ilgili bölümlerinde ayrıntılı gerekçeleri açıklandığı üzere, haklarında beraat kararı verilen bir kısım sanıkların hukuki durumlarının değerlendirilmesi sonucunda, mahkeme heyetinin kanuna uygun teşekkül edip etmediğine, müzakerelerin usul kurallarına uygun olup olmadığına ilişkin, “usuli eksiklerin tespit edildiği noktaların, sırf sanık yararına vazedilmiş usul kuralları olmaması ile birlikte doğrudan kamu düzenini ilgilendirmeleri” nedeniyle ve dosyanın diğer sanıklarından bir kısmının aynı kararla ilgili mahkeme heyetinin oluşumu ve müzakerelerin yapılışına ilişkin itirazlarda bulunması da dikkate alındığında, CMUK'nın 309. maddesinin dosyamızda uygulanması mümkün görülmemiş, sanıklar yönünden salt bu nedenle bozma kararı vermek gerekmiş ise de; "makul sürede yargılanma hakkı" çerçevesinde haklarında başkaca yargılama işlemi gerekmeyen sanıkların dosyaları tefrik edilerek, haklarında mahkemesince karar verilmesi mümkün görülmüştür. Keza haklarında kanıtlar toplandıktan sonra mahkumiyetlerine karar verilen ....,.....,.....,....., ve .... gibi bazı sanıkların eylemlerinin suç oluşturmaması ve bu nedenle de yapılacak başkaca yargısal işlem bulunmaması halinde verilecek bozma kararı üzerine "aklanma hakkı" ve "makul sürede yargılanma hakkı" dikkate alınarak dosyalarının tefrik edilip haklarında beraat kararı verilmesinde zorunluluk görülmüştür. VI- SORUŞTURMA İŞLEMLERİ A-İLETİŞİM Tüm deliller gibi iletişimin tespiti neticesinde elde edilen görüşmelere ilişkin tutanakların da delil olarak kullanılabilmesi için CMK'nın 206/2-a ve 217/2. maddeleri gereğince hukuka uygun olarak elde edilmiş bulunması gerektiğinden öncelikle bu hususun incelenmesi gerekmektedir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 12. maddesi kişisel yazışma ve özel hayatı koruma altına alırken iç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesinde ise ''Her kişi özel ve aile yaşamına, konutuna, haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakların kullanılmasına resmi bir makamın müdahalesi, demokratik bir toplumda milli güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suçların önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın ve başkasının hak ve özgürlüklerinin korunması için zorunlu bulunduğu ölçüde ve kanunla düzenlenmesi koşuluyla olabilir'' denilmiş, bu hükme benzer şekilde Anayasamızın 22. maddesinde de ''Herkes haberleşme hürriyetine sahiptir. Milli Güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde hakimin onayına sunulur. Hakim kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde karar kendiliğinden kalkar.'' hükmüne yer verilmiştir. Ceza Muhakemesi Hukukumuzda iletişimin tespitiyle ilgili ilk düzenleme 4422 sayılı Kanun'la yapılmıştır. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren CMK'nın 135. maddesinde konu yeniden düzenlenmiş ve 4422 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmıştır. CMK'nın 135. maddesinin gerekçesinde düzenleme yapılırken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının yapılan düzenlemeye esas alındığı belirtilmektedir. Gerekçede ayrıca ''...gerek ikrar, gerek işlenen suça ait diğer delil, iz ve emareler, suçu işleyen, şerikleri, yataklık edenler ile diğer kişiler arasında cereyan eden telefon muhaberelerinin dinlenmesi veya sinyalleri, yazıları resimleri tek yönlü sistemlerle alan ve ileten araçlara girilerek elde edilebilir. Ancak burada çok açık olan ve örneğin uyuşturucu madde trafiğinde olduğu gibi başka suretle delilini bulmak olanağının çok az olduğu suçları ve faillerini meydana çıkarmak gibi önemli toplumsal yarar ile haberleşme özgürlüğü, özel hayatın dokunulmazlığı gibi temel insan haklarına saygının çatıştığı çok açık olduğundan batı ülkeleri bu konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin içtihatlarına uygun şekilde düzenlemişlerdir'' ifadeleri yer almaktadır. Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin 8. maddesinde de haberleşme özgürlüğüne müdahalenin belli değerlerin korunması amacıyla ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabileceği belirtilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nce 24 Nisan 1990 tarihli Kruslin-Fransa; 20 Nisan 1990 tarihli Huvig-Fransa; 4 Mayıs 2000 tarihli Rotaru-Romanya; 2 Ağustos 1984 tarihli Malone-Birleşik Krallık ve 06 Ağustos 1978 tarihli Klass ve Diğerleri-Almanya Davaları'nda verilen kararlar da bu yöndedir. Bu kararlarda özetle; “Telefon görüşmelerine dinleme veya diğer yöntemlerle müdahale edilmesi, özel hayata ve haberleşmeye ciddi bir müdahaledir ve bu nedenle özellikle kesin olan bir kanuna dayanmalıdır. Özellikle kullanılabilecek teknolojiler devamlı daha sofistike hale geldiği için, bu konuda açık ve detaylı kuralların olması önemlidir” ve “Gizli gözetim önlemlerinin uygulamaya geçirilmesi, söz konusu kişiler veya genel olarak kamu tarafından eleştiriye açık olmadığı için, yürütmeye verilen yasal taktir yetkisinin sınırsız bir güç olarak ifade edilmiş olması hukukun üstünlüğüne karşıdır. Bu nedenle, yetkililere verilen takdir yetkisinin kapsamı ve uygulanma yöntemi, bireye keyfi müdahaleye karşı gerekli korunmayı sağlayacak biçimde ve alınan önlemin meşru amacı göz önünde bulundurularak, kanunda yeterince açıklıkla belirtilmelidir.” biçimindeki gerekçelere dayanılmak suretiyle, telefonla yapılan iletişimin dinlenilmesi ve kayda alınması ile bu şekilde elde edilecek delillerin kullanılması konusunda belirleyici sınırlamalar getirilmemiş, buna karşılık iletişimin dinlenmesi tedbirine ilişkin tüm ayrıntıların yasalarda yer alması gerektiği vurgulanmıştır. Ceza Muhakemesi Kanunumuz da konuyu kişinin mahremiyet hakkı ile kamunun suçların önlenmesi ve aydınlatılması ihtiyacı arasında bir denge sorunu olarak değerlendirmekte, Anayasamıza ve insan hakları hukukunun yerleşik yaklaşımlarına uygun bir düzenleme getirmektedir. Buna göre CMK'nın soruşturma sürecinde yürürlükte bulunan 135. maddesinde; “(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır. (2) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir. (3) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok üç ay için verilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. (Ek cümle: 25/05/2005-5353 sayılı Kanunun 17.mad) Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir. (4) Şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için, ... mobil telefonun yeri, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararına istinaden tespit edilebilir. Bu hususa ilişkin olarak verilen kararda, ... mobil telefon numarası ve tespit işleminin süresi belirtilir. Tespit işlemi en çok üç ay için yapılabilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. (5) Bu Madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir süresince gizli tutulur. (6) Bu Madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir: a) Türk Ceza Kanunu'nda yer alan; 1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (Madde 79, 80), 2. Kasten öldürme (Madde 81, 82, 83), 3. İşkence (Madde 94, 95), 4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, Madde 102), 5. Çocukların cinsel istismarı (Madde 103), 6. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (Madde 188), 7. Parada sahtecilik (Madde 197), 8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, Madde 220), 9. (Ek alt bend: 25/05/2005-5353 S.K./17.mad) Fuhuş (Madde 227, fıkra 3), 10. İhaleye fesat karıştırma (Madde 235), 11. Rüşvet (Madde 252), 12. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (Madde 282), 13. Silahlı örgüt (Madde 314) veya bu örgütlere silah sağlama (Madde 315), 14. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (Madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları. b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'da tanımlanan silah kaçakçılığı (Madde 12) suçları. c) (Ek bend: 25/05/2005-5353 S.K./17.mad) Bankalar Kanunu'nun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu, d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 68 ve 74 ncü maddelerinde tanımlanan suçlar. (7) Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz” şeklindeki düzenlemeye yer verilmiştir. Kanun gerekçesinden de anlaşıldığı üzere, varolan denge sorununu üç araç kullanarak çözmeyi hedeflemiştir; ilki, iletişimin tespiti kararını verecek merciin sınırlandırılması, ikincisi iletişimin tespiti kararı verilmesinin olaya özgü koşulları olan mevcut şüphe, delil ve delil elde etme durumu, üçüncüsü de kararın verilebileceği suçların sınırlandırılmasıdır. Ceza muhakemesi hukukumuzda herhangi bir şekilde dosyaya alınmış iletişim tespit tutanağının CMK'nın 206/2-a ve 217/2. maddeleri anlamında hukuka uygun delil değeri kazanabilmesi için CMK 135. maddeye göre verilmiş bulunan kararın maddenin 1. cümlesinde düzenlenmiş şartlara uygun olarak verilmiş bir karar gerekmekte olup, kararı veren merci kendisine sunulan talebi bu koşullar açısından değerlendirirken, yargılamayı yapan mahkemede öncelikle iletişimin dinlenilmesine ilişkin kararın hukuka uygunluğunu denetleyecektir. Yukarıda belirtildiği şekilde kanun koyucu mevcut denge sorununu doktrinde katalog suç olarak adlandırılan yöntemle çözmeyi hedeflemiştir. Buna göre iletişimin dinlenilmesi kişiler, toplum ve devlet üzerinde ağır zarar veya tehlikeye yol açan bir dizi suç için mümkündür. Bu niteliğe sahip bulunduğu tartışmasız olan dosyamıza konu suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu soruşturma tarihinde katalog içinde yer alırken 6526 sayılı Kanun'un 12. maddesiyle yapılan değişiklikle katalogdan çıkarılmıştır. Ceza Muhakemesi Hukukunda geçerli olan "derhal uygulama'' ilkesi nedeniyle 6526 sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce 'suç işlemek için örgüt kurmak' suçundan usulüne uygun şekilde verilmiş kararlara göre yapılan iletişimin dinlenilmesi kayıtları hukuka uygun delil olarak hükme esas alınabilecektir (Kanun'un yürürlüğe giriş tarihinde ise süresi tamamlanmış olsun ya da olmasın tedbirin sonlandırılması gerekmektedir). Suç işlemek için örgüt kurmak suçundan 6526 sayılı Kanun'dan önce verilmiş kararların hukuka uygunluğunun denetlenmesi bakımından anılan değişikliğin gerekçesinin irdelenmesi önem arz etmektedir. 6526 sayılı Kanun'un değişiklik gerekçesinde; ''...Türk Ceza Kanunu'nun 220 nci maddesinde düzenlenen suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun maddenin altıncı fıkrasında düzenlenen katalogdan çıkarılması suretiyle, bazı soruşturmalarda sırf bu tedbirin uygulanabilmesi için soruşturmanın suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu kapsamında başlatılıp yürütülmesi uygulamasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır'' denilmektedir. Kanun koyucuya göre, soruşturmalarda 6526 sayılı Kanun'dan önce ''suç örgütü kurmak suçuna'' ilişkin olarak CMK'nın 135. maddesinin 1. fıkrasında yer alan ''kuvvetli şüphe sebepleri'' bulunmadığı halde bu suç kullanılarak katalogda bulunmayan bazı suçlara ilişkin delil toplandığını bu uygulamanın hukuka aykırı olduğunu saptadıktan sonra aykırılığın kendi içinde düzelmeyeceği öngörüsü ile 'suç işlemek amacıyla örgüt kurma' suçunu katalogdan çıkarma yoluna gitmiştir. Gerçekten de bir suç örgüt kapsamında işlenmişse, katalogda yer almasa bile CMK'nın 135/6-8 madde, fıkra ve bendi kapsamında alınmış bir dinleme kararına dayanılarak düzenlenen iletişimin tespit tutanaklarının örgüt faaliyetleri kapsamında işlenmiş suça ilişkin yapılan yargılamada delil olarak kullanılması mümkündür. Aksi halde örgütün kurucusu için alınmış bir dinleme kararının örgütün işlediği suçların aydınlatılmasında kullanılamayacağı düşünülemeyeceğinden bu imkanı sağlayan TCK'nın 220. maddesi bu anlamda CMK'nın 135/6. maddesinde düzenlenen katalog suç güvencesi için gizli bir tehdit olarak belirmiş, doktrinde de kanun koyucunun saptadığı suistimal kanuna karşı hile olarak nitelenmiştir. (Kunter/Yenisey/Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku) Elbette ki bahse konu örgüt suçunun oluşup oluşmayacağı ancak bir yargılama neticesinde ortaya çıkabilecektir, bunun yanında ceza mahkemesi suça ilişkin soruşturma makamının nitelendirmesiyle bağlı olmadığı gibi, kolluğa işlendiği iddia olunan suçun kesin olarak var olup olmadığı veya vasfını belirleme görevi de yüklenemez, yukarıda da belirtildiği üzere 6526 sayılı Kanun'un gerekçesinde yer alan husus iletişimin dinlenilmesine karar veren hakimin gözetmesi gereken CMK'nın 135/1. maddesindeki ''suç işlediğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması'' şartıyla ilişkilidir. Kanun koyucu uygulamada 'suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu' bakımından bu önkoşulun yeterince iyi incelenmediği, kanaatini ifade etmektedir. Bu kanaat ve yapılan değişiklik karşısında her ne kadar yukarıda ifade edildiği üzere yapılan değişiklik geçmişe etkili olmasa bile değişiklikten önce 'suç işlemek amacıyla örgüt kurma' suçundan verilen iletişimin dinlenilmesi kararlarının daha dikkatle denetlenmesi gereği ortaya çıkmış bulunmaktadır. 6526 sayılı Kanun'daki değişiklikle dolaylı olarak ilgili olan iletişimin dinlenilmesi kararı verilmesinin diğer ön koşulu başka suretle delil elde etme imkanının bulunmamasıdır. 5271 sayılı Kanun'un 135. maddesinin ilk şeklinde suç işlemek için örgüt kurma suçunun katalog içerisine alınıp TCK'nın 220. maddesinin 2, 6 ve 8. maddelerinin kapsam dışında tutulması nedeni dikkate değerdir; Suç örgütü kuran ve yöneten kişiler örgütün amaç suçlarını bilfiil işlememekte, çoğunlukla suçu işleyen örgüt üyelerini azmettiren, sevk ve idare eden konumda bulunmaktadırlar. İletişimin dinlenilmesi örgüt üyeleriyle örgüt kurucu ve yöneticileri arasındaki örgütsel bağlantı ve hiyerarşiyi saptayabilmek açısından büyük önem arz etmektedir. Bu anlamda kanun koyucu 8. bendin kanundan çıkarılmasının yaratacağı tehlikeyi kataloğa eklemeler yaparak aşmaya çalışmış, böylece yukarıda ifade edilen dengeyi sağlama amacı gütmüş, ancak örgüt kurucu ve yöneticileriyle örgüt üyeleri arasındaki bağlantıyı delillendirme noktasındaki önemli bir imkan katalog harici suçlar bakımından ortadan kaldırılmıştır. İletişimin dinlenilmesi ve kayda alınmasına yönelik kararın verilebilmesinin kararı veren merci ve katalog suç şeklindeki objektif koşullarının yanında olaya göre değişen subjektif nitelikteki ''suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde etme imkanının'' bulunmaması koşullarının yasa koyucunun amaçladığı dengeyi sağlayabilmesi için hakim tarafından dikkatle incelenmesi zorunludur. Hakim talebin kabulüne karar verirken bu şartları sağlayan somut olay, bilgi ve belgeleri soruşturma makamından talep etmelidir. Aksi uygulamada kararın CMK'nın 135/1. maddesinin subjektif koşullarına uygunluğu denetlenemez hale gelecek ve ön koşullar ölü düzenleme halini alacaktır ki özellikle suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna yönelik olarak verilen iletişimin dinlenilmesi kararları bakımından kanun koyucunun 6526 sayılı Kanun gerekçesinde ifade ettiği durum budur. Soruşturma makamları CMK 135/6-8. maddelerinin getirdiği imkanı kullanıp kolaycı bir yaklaşım içine girerek suça iştirak şekillerini, varlığı TCK'nın 220. maddesinde sıkı koşullara bağlanmış olan örgüt kurma suçu olarak göstermekten, şüphelilerin sorgusu sırasında dinleme tutanaklarını kullanarak ikrar elde etme yoluna gitmekten ve edemediği durumlarda tutanakları kendine göre yorumlayarak yeterli ve kuvvetli şüphe elde etmeye çalışmaktan kaçınmak zorundadır. Somut olayımızda verilen iletişimin dinlenilmesi ve kayda alınmasına dair kararların hukuka uygunluğu irdelenmeden önce CMK'nın 135/1. maddesindeki subjektif koşulları içeren tanımın açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Kunter/Yenisey/Nuhoğlu'na göre ''İletişimin denetlenebilmesi için kuvvetli, makul ve kanuna aykırı olarak elde edilmemiş şüphe sebeplerinin varlığı şarttır... kuvvetli şüphe sebeplerinin tutuklama için öngörülen 'kuvvetli suç şüphesinden' farklıdır. Zaten tutuklama kararı verecek kadar kuvvetli şüphe varsa iletişimin denetlenmesi yolu kendiliğinden kapanmaktadır. Şüphe ve belirti kavramları arasında ayrım yapılması gerektiğini belirten yazarlar ''İletişimin denetlenmesi kararı verilebilmesi için çok basit bir suç şüphesinin varlığı yeterli ise de, suç işlendiğine ilişkin belirtilerin kuvvetli olması gereklidir'' saptamasına yer vermişlerdir. 6526 sayılı Kanun CMK'nın 135/1. maddesinde yaptığı değişiklikle kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığını 'somut delillere dayanması'' şartını getirmiştir. Bu değişiklik yapılmadan önce de hakimin bu şartın varlığını denetlerken somut olayların varlığını araması Kanun'un kişilerin mahremiyetini korumayı amaçlayan anlayışının bir gereğidir ancak uygulamada soyut gerekçelerle iletişimin dinlenilmesi kararı verilmesi anılan değişikliğin gerekçesini oluşturmuştur. Bu şartın varlığında aranması gereken önemli bir husus da şüphe sebeplerinin kanuna aykırı elde edilmemiş olmasıdır. CMK'nın 217. maddesinin gerekçesine göre hukuka aykırı delil niteliğinde bulunan işkence, narko analiz, hataya sürükleyici eylemler, baskı, kişinin fizik ve moral bütünlüğüne yapılan saldırılar yoluyla elde edilmiş bilgiler de CMK'nın 135. maddesinde öngörülen kuvvetli suç şüphesinin varlığına dayanak alınamayacaktır. CMK 135/1. maddenin iletişimin dinlenilmesi kararı verilebilmesi için öngördüğü subjektif şartın ikinci unsuru başka suretle delil elde etme imkanının bulunmamasıdır. Doktrinde isabetle belirttiği üzere iletişimin dinlenilmesi son çaredir. Hakim soruşturma makamından delil elde etme hususundaki hangi çabalarının sonuçsuz kaldığını talep etmek durumundadır. Suç işlediği değerlendirilen kişinin güçlü konumu nedeniyle aleyhine tanıklık yapılmak istenmemesi, delilleri ortadan kaldırma hususunda tecrübeli ve becerikli olması, işlenen suçlarda azmettiren konumunda bulunması nedeniyle aleyhinde fiziksel bir delil bulunmaması, işlediği suçun ve işlenme biçiminin doğasının başka delil elde etme biçimlerine büyük ölçüde kapalı olması gibi yaşamsal durumlar, kişi hakkında yapılan önceki yargılamada delil yetersizliği nedeniyle verilmiş bir beraat kararı gibi hukuksal durumlar bu kapsamdadır. Önemle belirtmelidir ki, iletişimin tespiti kararı soyut gerekçelerle verilmiş olsa bile tekamül etmiş bir dosyadan kararların verildiği tarihte CMK'nın 135/1. maddesindeki şartların varlığı anlaşılabiliyorsa yargılama makamı iletişimin dinlenilmesi kararının hukuka uygunluğunu kendisi de saptayabilecektir. Yine önemle belirtmek gerekir ki subjektif koşulun her iki unsurunun da mevcut bulunması kararın verilebilmesi için zorunludur. CMK, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenebilmesine bazı hallerde sınırlamalar getirmiştir. Buna göre, şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması halindeyse alınan kayıtlar derhal yok edilir (CMK m. 135/2). İkinci fıkranın bu lafzından anlaşıldığı kadarıyla kayda alınamayacak olan bu iletişim, CMK’nın 135. maddesi hükmü anlamında tespit edilebilecek, dinlenebilecek ve bu iletişime ilişkin sinyal bilgileri değerlendirilebilecektir. CMK’nın 136. maddesi hükmü gereği şüpheli veya sanığa yüklenen suç dolayısıyla müdafiin bürosu, konutu ve yerleşim yerindeki telekomünikasyon araçları hakkında, bu Kanun’un 135. maddesi hükmü uygulanamaz. Meslekleri gereği CMK’nın 46. maddesi hükmü çerçevesinde tanıklıktan çekinme hakkı olan avukatlar hakkında da iletişiminin denetlenmesi çerçevesinde bu iletişimin “kayda alınması” tedbirinin zaten 135. maddenin ikinci fıkrası hükmü gereği uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Sonuç olarak müdafiin, yüklenen suça ilişkin olarak şüpheli veya sanıkla bürosunda, konutunda ve yerleşim yerinde telekomünikasyon yoluyla kurduğu her türlü iletişimin 135. madde hükmü anlamında her türlü denetimin dışında kalmaktadır. Ancak müdafiin suçu bizzat işlediği veya bu suça iştirak ettiği şüphesi altında bulunması halinde ise, bu tedbire ilişkin olarak kendisi hakkında da denetleme kararı alınmış olmak kaydıyla 135. maddenin ikinci fıkrası hükmündeki engelin ortadan kalkacağı, yani zaten mümkün olan tespit, dinleme ve sinyal bilgilerini değerlendirme tedbirleri yanında kayda alma tedbirinin de uygulanabileceği sonucuna ulaşılabilecekken 136. madde hükmünün salt lafzi bir şekilde ele alınması durumunda, müdafiin bu sefer kendisin de şüphelisi olduğu bu suç, şüpheli veya sanığa yüklenen suç olma vasfını devam ettirdiği için, kendisiyle bürosunda, konutunda ve yerleşim yerinde telekomünikasyon yoluyla kurduğu her türlü iletişimin yine 135. madde hükmü anlamında her türlü denetimin dışında kaldığı söylenebilecektir. Tesadüfen elde edilen delillerin düzenlendiği 5271 sayılı CMK’nın 138. maddesine göre “Arama veya elkoyma koruma tedbirlerinin uygulanması sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ancak, diğer bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet savcılığına derhal bildirilir. Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet savcılığına derhal bildirilir”. Yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma sırasında, soruşturma veya kovuşturma konusu suç dışında bir suçun işlendiğini gösteren deliller tesadüfen elde edilen delillerdir. CMK’da arama, el koyma ve iletişimin denetlenmesi koruma tedbirleri için düzenlenmiş olan bu tip deliller, diğer (örneğin, teknik takip, gizli soruşturmacı görevlendirilmesi) koruma tedbirlerinin uygulanmasıyla da elde edilmiş olabilir. Böyle bir durumda Ceza Muhakemesi Hukukunda kıyas yasağı olmadığından, CMK.nın 138. maddesi hükmü kıyasen bu deliller hakkında da uygulanabilecektir. Tesadüfen elde edilen deliller ve bunların değerlendirilmesi, temel hak ve özgürlüklere müdahale alanını genişlettiği ve özel hayata yeni ve bağımsız bir müdahale niteliğinde olduğu için bazı sınırlamalara tabidir. Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen tesadüfi delillerin, çoğu Avrupa ülkesinde olduğu gibi, katalog suçlardan birine ilişkin olması öngörülmüştür. Tesadüfi delil elde edilince iletişimin dinlenmesine devam edilebilmesi için ortaya çıkan yeni suçla ilgili dinleme şartlarının yeniden değerlendirilip yeni bir hakim kararı alınması gerekir. Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin dinlenmesi tedbiri uygulandığı sırada elde edilen tesadüfi delillerin hukuka uygun kabul edilip kullanılabilmeleri için, bu delilin elde edildiğine ilişkin derhal savcılığa bilgi verilmesi gerekir. Savcılığın bilgilendirilmesi, tesadüfi delil elde edildikten sonra dinlemenin bitirilmesi beklenerek veya dinlemeye devam edilip başka tesadüfi deliller de elde edildikten sonra gerçekleştirilmişse tesadüfi deliller hukuka aykırı hale gelecek ve kullanılamayacaktır. Bu şekildeki iletişim tespitiyle elde edilen delillerin hükme esas alınıp alınmayacağı hususuna gelindiğinde; Kunter/Yenisey/Nuhoğlu'na göre; ''...kanuna aykırı deliller teorisi çerçevesinde yabancı sistemlerin ''hukuka aykırılıktan'' anladıkları, sanığın Anayasa ile teminat altına alınmış olan haklarından birinin bir devlet organı tarafından yapılmış bir işlemle ihlal edilmiş olmasıdır.'' Hukuka aykırı delil sorunu CMK'nın 135, 206 ve 217. maddeleri çerçevesinde Ceza Genel Kurulu'nca tartışılmıştır; Ceza Genel Kurulu'nun 10.12.2013 tarih ve 2013/399 sayılı kararında; ''...ceza muhakemesinin amacı, usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak bir biçimde kesin olarak belirlenmesidir. Maddi gerçeğin belirlenmesinde kullanılan yegane araçlar deliller olup, nitekim 5271 sayılı CMK'nın "Delilleri takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" şeklindeki düzenleme ile bu husus belirtilmiştir. Bu düzenleme ile ayrıca delillerin serbestliği ilkesine de vurgu yapılmaktadır. Buna göre, ceza muhakemesinde hangi hususun hangi delillerle ispat olunacağı konusunda bir sınırlama bulunmayıp, yargılama yapan hakim hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delili kullanmak suretiyle, sanığın aleyhine olduğu kadar lehine olan delilleri de araştırıp değerlendirerek şüpheden arınmış bir sonuca ulaşmalıdır. Yargılama konusu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilir. Maddi gerçeğin araştırılması aşamasında kişisel ya da toplumsal değerlerin korunması zorunludur. Bu değerlerin korunması amacıyla kanun koyucu delillerin serbestliği ilkesine "delil yasakları" olarak adlandırılan bir takım sınırlamalar getirmiştir. Delil yasakları, "delil elde etme" ve "delil değerlendirme" yasağı olarak iki gruba ayrılmaktadır. Delillerin elde edilme şekline ilişkin yasaklara "delil elde etme yasakları", hukuka uygun elde edilmiş bile olsa o delilin yargılamada ortaya konulup değerlendirilebilmesine ilişkin yasaklara ise "delil değerlendirme yasakları" denilmektedir. İfade alma ve sorgunun 5271 sayılı CMK'nın 148. maddesinde sayılan şekillerde yapılması, tanıklıktan çekinme hakkı olan kişiye bu hakkının hatırlatılmaması delil elde etme yasaklarına; duruşmada tanıklıktan çekinen tanığın önceki ifadesinin okunamaması, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen delillerin aynı Kanun'un 135. maddesinin altıncı fıkrasında sayılanlar dışında bir suçun soruşturma ve kovuşturulmasında kullanılmaması ise delil değerlendirilmesi yasaklarına örnek olarak gösterilebilir. 5271 sayılı CMK'nın 217. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" şeklindeki düzenleme ile ayrıca ceza muhakemesinde kullanılacak delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Buna göre tüm deliller kanunda gösterilen yönteme uygun olarak elde edilmelidir. Ancak, delil elde etmeye ilişkin her hukuka aykırılığın o delilin yargılamada kullanılmasına engel oluşturup oluşturmayacağı hususu üzerinde de ayrıca durulmalıdır. Eğer ihlal edilen kural bir hak ihlaline neden olmuyor ve yargılama faaliyetlerinin bütünü itibariyle adil yargılanma ilkesi zedelenmiyorsa, o delilin yargılamada değerlendirilemeyeceğinden bahsedilemeyecektir. 5271 sayılı CMK'nın 217. maddesinin ikinci fıkrasına ilişkin gerekçede, "Maddenin son fıkrası, usul hukuku yönünden olağanüstü önem taşıyan ve adil yargılama ile bağlantılı bir ilkeyi belirtmektedir. İlke, delilin doğruluğunu, haklılığını hakkaniyete uygunluğunu sağlamak amacını gütmektedir. Böylece ister soruşturma ister kovuşturma evrelerinde olsun, hukuka aykırı olarak, örneğin; işkence, narko analiz, hataya sürükleyici eylemler, sorgulamalar, baskılar, kişinin fizik ve moral bütünlüğüne saldırılar yolu ile elde edilmiş deliller hükme esas alınamayacaktır" denilerek, delilin hükme esas alınmasına engel oluşturan hukuka aykırılıkların "sanığın temel haklarını" ihlal eden aykırılıklar olduğu belirtilmiştir. “Hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller” kavramındaki 'hukuka aykırılık', sanığın temel haklarını ihlal eden bir hukuka aykırılık olarak anlaşılmalıdır. Muhakemenin sonunda, yapılan işlemler bir bütün olarak değerlendirilmeli ve muhakeme neticesinde, hukuka uygun veya aykırı yöntemlerle elde edilen deliller kullanılarak verilen hüküm, Anayasanın 36'ncı maddesinde gösterildiği biçimde 'adil' ise, bir delil hukuka aykırı bir yöntemle elde edilmiş olsa dahi kullanılabilmelidir (Kunter/Yenisey/Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, 16. Baskı, 2007 yılı, s. 1080), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de P.G. ve J.H/Birleşik Krallık ve Khan/Birleşik Krallık davalarında, soyut şekilde hukuka aykırı delillerin dışlanmaması gerektiğine işaret etmiş, somut olay dikkate alındığında hukuka aykırı da olsa delilin kullanılmasının söz konusu olabileceğini, asıl önemle üzerinde durulması gereken hususun yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığı konusu olduğunu belirtmiştir. Ceza Genel Kurulu aynı düşüncelere 20.05.2014 tarih ve 2014/268, 03.06.2014 tarih ve 2014/302 sayılı kararlarında da yer vermiştir. Buna göre soruşturma bir bütün olarak adilse hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil hükme esas alınabilecektir. Ancak Ceza Genel Kurulu kararları içeriğinde atıf yapılan doktrin görüşlerinde önemli bir nokta üzerinde durulması gerekmektedir. Doktrine göre sanığın temel haklarını ihlal etmeyen ve şekli hukuka aykırılıkların söz konusu olduğu deliller hükme esas alınabilecektir. Bunun dışında yargılamanın bir bütün olarak adil bir şekilde yapılması zorunluluğundan bahsedilmektedir. Esasında CMK'nın ''Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir'' şeklindeki düzenlemeyi içeren 217/2. maddesi ve gerekçesi hukuka aykırı deliller için doktrin ve Ceza Genel Kurulu'nun yaptığı önemli hukuka aykırılık/önemsiz hukuka aykırılık şeklinde bir ayrıma yer vermemiştir. Buna rağmen doktrinde yapılan ayrım tamamen hatalı kabul edilemez, elde edilmesinde basit şekli hukuka aykırılıkların söz konusu olduğu delillerin, hükme esas alınmaması adil yargılama ilkesini zedeleyebilecektir. Ayrımın hangi kritere göre yapılacağı hususunda değişik görüşler bulunmakta olup CMK'nın 217. maddesinin gerekçesinde sayılan durumların yanında CMK'nın 148. maddesinde belirtilen yollarla elde edilen delillerin mutlak olarak hukuka aykırı olduğu ve hükme esas alınamayacağı kabul edilmiştir. Ceza Genel Kurulu 03.07.2007 tarih ve 2007/167, 22.01.2008 tarih ve 2008/3 karar sayılı kararlarında, hukuka aykırı olarak elde edilmiş bulunan iletişim tespit tutanaklarının hükme esas alınamayacağını belirtmek suretiyle iletişimin dinlenilmesi hususunda önemsiz/şekli hukuka aykırılık anlayışının geçerli bulunmadığını kabul etmiştir. Gerçekten de haberleşme hürriyeti anayasal bir haktır ve ihlali önemsiz kabul edilemez. CMK'nın 135. maddesinde iletişimin dinlenilmesinin katalog suçlar için mümkün kılınması, katalog harici suçlar için tespit edilmiş delilleri CMK'nın 138. maddesinin dahi dışında tutması hukuka aykırı bir kararla elde edilmiş iletişim tespit tutanaklarının hükme esas alınmayacağının kanun tarafından da açıkça öngörüldüğünü göstermektedir. Buna göre yargılamanın bir bütün olarak adil yapılmış sayılması dahi hukuka aykırı dinleme tutanaklarının delil olarak kullanılabileceği anlamına gelemez. Yukarıda yazılan düzenlemeler ve açıklamalar ışığında; 1-) Bir kısım sanıklar hakkında iletişim tespiti ve uzatma kararları verilmiş olup, bu kararlara dayanak olan talep yazılarını düzenleyen soruşturma makamının kuvvetli suç şüphesi sebeplerinin dayanağını oluşturan bilgilere ne suretle eriştiği belirlenememekte, soruşturma makamının talep yazılarında kuvvetli suç şüphesi sebeplerinin dayanağını oluşturabilecek herhangi bir belge ve Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 7/1 maddesine göre hazırlanması gereken gerekçeli raporun bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda, a-...... Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2007/83 Teknik Takip nolu kararı ile şüpheliler ....,.....,.....,....., ve ...... hakkında verilen iletişimin tespiti kararının gerekçesinin, “şüphelilerin suçla ilgisi olup olmadıklarının tespiti için” şeklinde olduğu ve bu kapsamda CMK'nın 135. maddesinde belirtilen kuvvetli suç şüphesini ortaya koyan olgulara yer verilip açıklanmadığı; b-Şüpheli ya da sanık sıfatıyla tespit edildiği anlaşılamadığı gibi CMK'da yer alan tanıklığa ilişkin kurallara da uygun şekilde alındığı ve yasak sorgu usullerine göre tespit edilip edilemediği anlaşılamayan .....’in mülakat beyanları doğrultusunda .... Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nün 23.10.2007 tarihli raporu üzerine ..... Ağır Ceza Mahkemesi'nin .... Teknik Takip nolu kararı ile şüpheliler....., ...., ....,.....,.....,....., ile birlikte 21 sanık hakkında (....’in mülakat beyanlarının doğruluğuna ilişkin bir inceleme ve araştırma yapılmadan) soyut kuvvetli suç şüphesinin varlığına dayanılarak iletişimin tespiti kararı verilmesi yasaya uygun bulunmamıştır. 2- İletişimin dinlenilmesine ilişkin kararlar verilmeden önce başka suretle delil elde etmeye ilişkin soyut ifadeler dışında dosya kapsamında yeterli çalışmanın yapılmadığı; ....Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2007/745 ve 2007/764 Teknik Takip nolu kararları ve dosyamızda bulunan benzer nitelikteki kararlarda her bir sanık ve somut olay için ortaya çıkan bulgulara göre bir değerlendirilme yapılması gerekirken genelleme suretiyle tüm kararlarda “..... yapılanmasının deşifre edilmesi suç işlemek amacıyla kurulmuş örgütlü bir yapı içerisinde faaliyet gösteren şahısların suç faaliyetlerinin önlenmesi, suçluların suç delilleri ile birlikte yakalanabilmesi ve grup içerisindeki yapının ortaya konulabilmesinin fiziki takip ve tasarrut çalışmaları ile mümkün olmadığından başka türlü delil elde etme imkanı bulunmadığı” gerekçesine dayanılarak iletişim tespiti kararı verilmesi ve yetersiz gerekçeye dayalı bu kararlar uyarınca yapılan arama işlemlerinin hükme esas alınması; 3- Sanıklar ....,.....,.....,....., gibi sanıklarda olduğu üzere, CMK’nın 135/3. Maddesine aykırı olarak tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimlerin kayda alınması ve bu kayıtlar derhal imha edilmeyerek dosyada muhafaza edilmesi; 4- Sanıklar, ....,.....,.....,....., ve bir kısım sanıklarda olduğu gibi haklarında iletişimin tespiti kararı verilen şüphelilerle görüşmeleri tespit edilen ve o aşamada haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunmayan bu sanıklar hakkında CMK'nın 138/1 maddesi uyarınca Cumhuriyet savcısına derhal bildirimde bulunularak iletişim tespiti kararı alınması gerekirken usulüne uygun karar alınmadan yapılan görüşmelere ilişkin tutanakların imha edilmeyip dosyada kanıt olarak bulundurulması; 5-Dosya arasında iletişim tespiti, dinlenilmesi ve kayda alınmasına ilişkin kararları da bulunmayan sanık ..... ve .... arasında geçen 2003 yılına ait iletişim tespit tutanakları ile sanık ..... ile ...arasındaki 12.03.2004 tarihli, ... ile İsmet arasındaki 12.03.2004 tarihli ve sanıklar ...ile ... arasındaki 29.02.2004 tarihli iletişim tespit tutanaklarının CMK'nın 138. maddesine aykırı bir şekilde sanıklar aleyhine delil olarak kullanılması; 6- Sanıklar ....,.....,.....,.....,hakkında iletişimin tespiti, dinlenilmesi ve kayda alınmasına ilişkin kararlarının, Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde dosya arasına konulmaması; 7-CMK'nın 170. maddesi gereğince toplanan delillere göre, yüklenen suçu oluşturan olaylar ile mevcut delillerin ilişkilendirilerek düzenlenecek iddianame ile kamu davası açma görevi Cumhuriyet savcısına verilmiştir. Ancak, haklarında ilgisiz iletişim tespit tutanaklarına iddianamede yer vermelerinden dolayı tazminat davası açılan Cumhuriyet savcılarının cevap dilekçelerinde iddianameye konulacak iletişim tespit tutanaklarının belirleme işlemlerinin kendileri tarafından yapılmadığının ileri sürülmesi karşısında CMK'nın 170/1. maddesine aykırı davranıldığının anlaşılması; 8- Sanık.......’in emniyet müdürlüğünde gözaltında olduğu 26.02.2008 günü sanıkla birlikte olan avukatı .....’un, cep telefonundan sanığın işyerini aradığı, işyerine ait telefon için verilmiş iletişim tespit kararı kapsamında kayıt altına alındığı anlaşılan 1824 ve 1825 sayılı iletişim tespit tutanaklarının incelenmesinde; Avukat .....’un iki görüşmeyi de tanık ..... ile yaptığı ancak bu esnada yan yana olmalarından dolayı avukat ile sanık ..... arasındaki konuşmaların da kayda alındığı; bu kayıtların sanık ....bakımından TCK’nın 314/2. ve 38/1. maddesi delaletiyle 270/1. maddeleri uyarınca kurulan mahkumiyet hükümlerine ve sanık .... bakımından TCK’nın 270/1 maddesi uyarınca kurulan mahkumiyet hükmüne delil kabul edildiği anlaşılmakla, CMK’nın 135/3. maddesine aykırı olarak sanığın, tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimlerin kayda alınması; bu kayıtların derhal imha edilmeyerek dosyada muhafaza edilmesi ve CMK’nın 135. maddesinde sayılmayan suç üstlenme suçu bakımından delil kabul edilmesi; 9- Sanık .... hakkında.... Ağır Ceza Mahkemesi’nin 31.10.2007 gün ve 2007/1276 teknik takip sayılı kararıyla iletişimin tespitine ve kayda alınmasına karar verilmiş ise de dosyada bu tarih öncesinde de iletişim tespit tutanaklarının bulunduğu ve bunların mahkemece delil kabul edildiği, bu tutanaklarda karar numarası olarak “2007/156” şeklinde belirtilmiş ise de Yargıtay denetimine imkan sağlayacak şekilde bu kararın dosya içine alınması gerektiğinin gözetilmemesi, CMK'nın 206/2-a, 230/1-b ve 217. maddelerine aykırı görülmüştür. B-ARAMA/EL KOYMA/DOKÜMANLARIN İNCELENMESİ 1- ARAMA VE EL KOYMA a- Adli ve Önleme Araması Arama, amacına göre "adli arama" ve "önleme araması" olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Arama şüpheli veya sanığı ya da bir delili elde etmek amacıyla yapılabileceği gibi, bir suçun işlenmesini veya bir tehlikeyi önlemek amacıyla da yapılabilir. Birinci tür aramaya "adli arama" ikinci tür aramaya ise "önleme araması" denilmektedir. Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 25.11.2014 gün ve 2013/9-610 esas, 2014/512 karar, 2013/9-841 esas, 2014/513 karar sayılı kararları ile 28.04.2015 gün ve 2013/9-464 esas, 2015/132 sayılı kararında gösterildiği üzere; adli arama, elkoyma ile birlikte 5271 sayılı CMK'nın 116-134 ve Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 5-17. maddelerinde düzenlenmiş olup Yönetmeliğin 5. maddesinde adli arama; "bir suç işlemek veya buna iştirak veyahut yataklık etmek makul şüphesi altında bulunan kimsenin, saklananın, şüphelinin, sanığın veya hükümlünün yakalanması ve suçun iz, eser, emare veya delillerinin elde edilmesi için bir kimsenin özel hayatının ve aile hayatının gizliliğinin sınırlandırılarak konutunda, işyerinde, kendisine ait diğer yerlerde, üzerinde, özel kâğıtlarında, eşyasında, aracında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile diğer kanunlara göre yapılan araştırma işlemidir" şeklinde tanımlanmıştır. Adli aramanın amacı şüpheli veya sanığın yakalanması veya suç delillerinin ele geçirilmesidir. Arama yazılı bir karara veya emre dayanmak zorundadır. Sonradan yazıya çevrilmiş olsa bile sözlü emir ile arama yapılması mümkün olmayıp yazılılık şartı Anayasa'nın 20, 21 ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 116. maddelerinin amir hükmü gereğidir. Arama kural olarak hakim kararı ile gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile de yapılabilecektir. Ancak, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda sadece hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile arama yapılması mümkündür. Anayasal koruma altında bulunan ve kişilerin temel haklarından olan konut dokunulmazlığı ve özel hayatın gizliliği haklarının bir yansıması olarak, CMK’nın 118. maddesinde aramanın yapılacağı zaman dilimini belirleyen bir düzenlemeye yer verilmiştir. Maddenin birinci fıkrasına göre, konutta, işyerinde veya diğer kapalı yerlerde kural olarak gece vaktinde arama yapılamaz. TCK’nın 6/1-e bendinde gece vakti; ‘güneşin batmasından bir saat sonra başlayan ve doğmasından bir saat evvele kadar devam eden zaman süresi’ olarak tanımlanmıştır. Ancak, suçüstü veya gecikmesinde sakınca bulunan hâller ile yakalanmış veya gözaltına alınmış olup da firar eden kişi veya tutuklu veya hükümlünün tekrar yakalanması amacıyla yapılan aramalarda, birinci fıkra hükmü uygulanmayacağı, maddenin ikinci fıkrasında belirtilmiştir. Bu halde, aramanın gece yapılmasını haklı gösteren sebepler, somut olgularla desteklenerek arama kararına yazılmalıdır. Hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı, ancak yetkili olduğu yargı çevresinde bulunan bir mahal için arama kararı verebilir. Bu durum, CMK’nın 161/1. maddesinde “...Cumhuriyet savcısı, adlî görevi gereğince nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında bir işlem yapmak ihtiyacı ortaya çıkınca, bu hususta o yer Cumhuriyet savcısından söz konusu işlemi yapmasını ister”, aynı Kanun'un 162. maddesinde ise “Cumhuriyet savcısı, ancak hâkim tarafından yapılabilecek olan bir soruşturma işlemine gerek görürse, istemlerini bu işlemin yapılacağı yerin sulh ceza hâkimine bildirir” şeklinde düzenlenmiştir. Dairemizce de benimsenen Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 10.07.2014 gün ve 2014/4166 esas, 2014/5354 karar sayılı kararında da “...belli bir yerde yapılması zorunlu olan soruşturma işlemlerinde, işlemin yapılacağı yerdeki Sulh Ceza Mahkemesinden karar alınması gerekmekte ise de; soruşturma işleminin herhangi bir yerde yapılması zorunluluğunun bulunmadığı durumlarda soruşturmanın yapıldığı yer Sulh Ceza Mahkemesi’nin yetkili olduğu...” denilmiştir. 02.07.2012 tarih ve 6352 sayılı Kanun’un 105. maddesi ile mülga olan CMK’nın 250, 251 ve 252. maddelerinde de bu hususa dair özel bir düzenleme yoktur. CMK’nın 250. maddesi ile yetkili hakimin, bu madde kapsamında yetkili olduğu yargı çevresinde arama kararı verebilecek olmasında tereddüt yokken, yargı çevresi dışındaki mahallerde kural olarak arama kararı veremeyeceğini kabul etmek gerekir. CMK’nın 20. maddesindeki “yetkili olmayan hakim veya mahkemece yapılan işlemler, sadece yetkisizlik nedeniyle hükümsüz sayılmaz” hükmü yanında, 21. maddede de “bir hakim veya mahkeme, yetkili olmasa bile, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yargı çevresi içerisinde gerekli işlemeleri yapar” şeklindeki açık düzenlemeler göz önünde bulundurulduğunda, gecikmesinde sakınca bulunan haller belgelendirilmesi veya makul gerekçelerle kabul edilmesi halinde yukarıdaki genel düzenlemeye istisna teşkil edebilecektir. Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin “bir delilin hükme esas alınıp alınmayacağı hususunda, yargılamanın tümünün adil yapılıp yapılmadığının belirlenerek sonucuna göre karar verilmesine” dair içtihadı da dikkate alınarak aramanın hukuka uygun olup olmadığı değerlendirilmelidir. Arama kararında veya emrinde, aramanın nedenini oluşturan fiil, aranılacak kişi, karar veya emrin geçerli olacağı zaman süresi açıkça gösterilmelidir. Aramanın yapılacağı konut veya diğer yerin adresinin açık olarak gösterilmesi gerekse bile bina numarasının yanlış gösterilmesi gibi basit hatalar, hukuka aykırılık teşkil etmez. Arama kolluk tarafından icra edilmekle birlikte hakim veya Cumhuriyet savcısı her zaman aramaya katılıp nezaret edebilir. Hakim veya Cumhuriyet savcısının katılımıyla yapılan aramalarda herhangi bir işlem tanığının bulundurulmasına gerek yoktur. Kolluk tarafından, hakim veya Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde yapılan aramalarda ise o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin hazır bulundurulması yasal bir zorunluluk olup, bu zorunluluk, Yargıtay CGK'nın 28/04/2015 gün ve 2013/9-464 esas, 2015/132 karar sayılı ilamında "o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi hazır bulundurulmaksızın yapılan aramanın hukuka aykırı olduğu ve arama sonucu elde edilen delilin de hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş delil niteliğinde bulunduğu, bu nedenle hükme esas alınamayacağı" şeklinde ortaya konmuştur. Aranacak yerlerin sahibi veya eşyanın zilyedi aramada hazır bulunabilir, kendisi bulunmazsa temsilcisi veya ayırt etme gücüne sahip hısımlarından biri veya kendisiyle birlikte oturmakta olan bir kişi veya komşusu hazır bulundurulur. CMK'nın 120/3. maddesi uyarınca kişinin avukatının aramada hazır bulunmasına ve bu kapsamda hazır bulunabilmesi için ilgili tarafından çağrılmasına engel olunamaz.Bununla birlikte aramanın sonuçsuz kalmasına neden olabilecekse avukatın çağrılması veya beklenilmesi şart değildir. Ancak, kolluk kuvvetlerine ve yargı merciilerine "engel olmama" biçiminde negatif yükümlülük öngören bu hükmün avukatın hiçbir şekilde çağrılmayacağı ve beklenilmeyeceği şeklinde yorumlanmaması, aksine uygulamaların arama işlemini ve bunun sonucunda elde edilen delilleri hukuka aykırı hale getirebileceğinin unutulmaması gerekir. Bu nedenle talep edilmesi durumunda bu istek aramayı tehlikeye sokacak veya sonuçsuz bırakacak nitelikte olmadığı müddetçe arama mahallinde gerekli tedbirler alınarak makul bir süre kişinin avukatının beklenilmesi ceza muhakemesinin amaç ve ilkelerine daha uygun olacaktır. Nitekim öğretide de "muhakemenin her aşamasında avukat yardımından yararlanmak mümkün olduğuna göre, aramada da sanık kadar onun avukatının da hazır bulunma hakkının olduğu kabul edilmelidir. Ancak bir avukat çağrılması ve beklenilmesi aramayı sonuçsuz bırakacağı hallerde, diğer bir ifadeyle gecikmede tehlikelinin bulunması halinde artık bu haktan yararlanılmaması gerekir" (Veli Özer Özbek, Ceza Muhakemesinde Koruma Tedbiri Olarak Arama, Seçkin Yayınları, Ankara, 1999, 1. Bası, s.132-133). Bunun yanında "Hakkında arama tedbiri uygulanan kişinin avukatının aramada hazır bulunmasına engel olunamaz. Ancak, avukat çağrılması ve beklenmesi aramayı sonuçsuz bırakmayacak olmalıdır" (Nur Centel, Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınları, İstanbul, Eylül 2014, 11. Bası, s.393) şeklinde görüşler de ileri sürülmüştür. Konut, işyeri, bina gibi birden fazla odası veya bağımsız bölümü olan mahallerde; şüpheli, malik, yetkili veya zilyed gibi ilgili kişilerin arama sırasında hazır bulunması; mezkur kişilerin arama yapılan yerin sadece bir bölümünde bulundurulması veya bekletilmesi demek değildir. Aramanın yapıldığı her bölümde, ilgilinin ve/veya müdafiinin hazır bulunma, aramanın kendi gözetiminde yapılmasını isteme hakkı vardır. Şüpheliye ve diğer kişilere böyle bir hak, aleyhlerine suç delili olabilecek eşyanın elde edilmesine tanık olabilmeleri ve oluşabilecek kuşkuları ortadan kaldırmak için verilmiştir. Bu husus savunma hakkının bir parçası olup aynı anda birden fazla yerde arama yapan kolluk, bu hakkın kısıtlanması sonucunu doğuracak şekilde hareket etmemelidir. Yine arama faaliyetinin tamamı, işlem tanığı olarak mahalde bulunan şahısların da huzurunda yapılmalı; bu şahıslar elde edilen her delile, bulunduğu yere, bulunma yöntemine ve muhafaza altına alınışına tanıklık etmelidir. Aksine yapılan uygulama -itiraz vaki olduğunda- arama tutanağında yazılmış ve imza altına alınmış olsa dahi elde edilen delilin sıhhati bakımından kuşku doğuracak ve o delili CMK’nın 206. maddesi uyarınca hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil vasfına sokabilecektir. 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun 9. ve Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin 18 – 26. maddelerinde düzenlenen önleme araması -ki adli aramadan farklı olarak- suçun işlenmesinden önceki alanla ilgili idari tedbirlerdendir. Adli aramanın amacı şüpheli veya sanığın yakalanması ya da suç delillerinin ele geçirilmesi iken; önleme araması, genel emniyet ve asayişin korunması ve tehlikelerin önlenmesi amacıyla başvurulan bir yoldur. Başlangıçta suç işlenmesinin önlenmesi düşüncesi olsa bile, suç şüphesi ortaya çıktığı andan itibaren yapılacak durdurma ve arama adli bir nitelik taşıyacaktır. Suç şüphesinin ortaya çıkmasından sonra CMK kuralları uygulanması gerektiğinden, arama işleminin önceden alınmış bulunan önleme araması kararına göre değil CMK kurallarına göre icra edilmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle, önleme araması sonucunda bir suç unsuruna veya deliline rastlanırsa koruma altına alınacak ve durum Cumhuriyet Başsavcılığına derhâl bildirilerek elkoyma işlemini gerçekleştirmek üzere Cumhuriyet savcısından yeni bir yazılı emir istenecektir. Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hâllerde kolluk âmirinin yazılı emriyle de elkoyma yapılabilecektir. Hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi, yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulmalıdır. Arama işlemi tutanağa bağlanır. Tutanakta aramanın sonuçları, el konulan suç eşyasına ilişkin tereddüt hasıl olmayacak şekilde ayırt edici ve belirleyici bilgiler ve arama işlemini yapanların adı, soyadı, sicili ve unvanı hususları yer almalıdır. CMK’nın 122. maddesinin 2. fıkrasında “Belge ve kâğıtların zilyedi veya temsilcisi kendi mührünü de koyabilir veya imzasını atabilir. İleride mührün kaldırılmasına ve kâğıtların incelenmesine karar verildiğinde bu işlemin yapılmasında hazır bulunmak üzere, zilyedi veya temsilcisi ya da müdafii veya vekili çağrılır; çağrıya uyulmadığında gerekli işlem yapılır.” şeklinde düzenleme mevcuttur. b- Askeri Mahallerde Arama Askeri mahallerde yapılacak yapılacak aramalarda Cumhuriyet savcısının katılımı zorunlu olup ayrıca arama, genel kolluk tarafından değil askeri makamlar tarafından yerine getirilecektir. ‘......’den ne anlayacağımız ve nerelerin askeri mahal olduğu, CMK’nın madde gerekçelerinde belirtilmiştir. Buna göre 211 sayılı ..... İç Hizmet Kanunu’nun 12. maddesinde tanımlanan kıt’a, taktik birlik, idari birlik, karargah ve askeri kurumlar; aynı Kanun'un 51. maddesinde açıklanan kışla ve benzeri yerler, 100. maddede belirtilen orduevleri, askeri gazinolar ve kışla binaları askeri bina olup askeri mahal niteliğinde oldukları açıklanmıştır. c- Bilgisayarlarda, Bilgisayar Programlarında ve Kütüklerinde Arama, Kopyalama ve Elkoyma Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma 5271 sayılı CMK’nın 134. maddesinde düzenlenmiş olup, CMK’nın 116 ve 123. maddeleri arasında yer alan arama koruma tedbirinin özel bir görünümünü oluşturmaktadır. CD, DVD, flash bellek, disket, harici ve dahili harddisk, bilgisayar özelliği içeren noktaları bakımından akıllı telefon ve benzerlerinden elde edilen ve tamamı “dijital delil” olarak adlandırılan, suistimale müsait olan verilerin; sıhhatini ve güvenliğini sağlamak amacıyla ve bireyin özel hayatına, kişisel verilerine yönelik olumsuz tesirleri göz önünde tutularak “son çare” olarak başvurulabilecek “özel koşullara bağlı” bir koruma tedbiri olması nedeniyle, genel adli aramadan ayrıksı ve istisnai olarak, ayrıntılı düzenlenmiş olup, bu hallerde arama kararının yalnızca hakim tarafından verilebileceği öngörülmüştür. Soruşturma tarihinde yürürlükte bulunan CMK'nın 134. maddesine göre; “(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, başka surette delil elde etme imkanının bulunmaması halinde, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin haline getirilmesine hakim tarafından karar verilir. (2) Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması halinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için, bu araç ve gereçlere elkonulabilir. Şifrenin çözümünün yapılması ve gerekli kopyaların alınması halinde, elkonulan cihazlar gecikme olmaksızın iade edilir. (3) Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoyma işlemi sırasında, sistemdeki bütün verilerin yedeklemesi yapılır. (4) İstemesi halinde, bu yedekten bir kopya çıkarılarak şüpheliye veya vekiline verilir ve bu husus tutanağa geçirilerek imza altına alınır. (5) Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoymaksızın da, sistemdeki verilerin tamamının veya bir kısmının kopyası alınabilir. Kopyası alınan veriler kâğıda yazdırılarak, bu husus tutanağa kaydedilir ve ilgililer tarafından imza altına alınır.” Hükmün uygulanmasına ilişkin ayrıntılara Yönetmelikte yer verilmiştir. Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 17. maddesi (Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma), CMK'nın 134'üncü maddesi temelinde düzenlenmiştir. Gelişen teknolojiyle beraber hayatın her alanında kullanılan bilişim teknolojisi muhakeme konusu olayların aydınlatılmasında etkin rol oynayan deliller arasında ön sıralarda yer almaktadır. 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu'nda “elektronik, optik veya benzeri yollarla üretilen, taşınan veya saklanan kayıtlar” olarak tanımlanan ve bilişim teknolojilerinin temel işlev aracı olan elektronik veriler, bilgisayar sistemleri tarafından otomatik olarak (değişken IP adresleri, log kayıtları, güvenlik kamerası kayıtlar vb.) oluşturulabileceği gibi kullanıcılar tarafından bilgisayar medyaları (dizüstü bilgisayar, PC, hard disk, USB Bellek, CD/DVD, bilgisayar işletim sistemi vasıtasıyla çalışan ve veri yüklenebilen akıllı telefon, mp3 çalar video kameralar, vb.) üzerinde de oluşturulabilmektedir. Soruşturma aşamasında olayın aydınlatılması amacıyla el konulan veya talep edilen elektronik verilerden doğrudan suçla ilgili olanlar ise elektronik delil olarak kabul edilmektedir. Elektronik delil, bir elektronik araç üzerinde saklanan veya bu araçlar aracılığıyla iletilen, soruşturma açısından değeri olan bilgi ve verilerdir. (KESER BERBER, Leyla; Adli Bilişim, Yetkin Yayınları, Ankara 2004, sy 46) Maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen ‘yedekleme’ tabirinden, ‘imaj alma’ işlemini anlamak gerekir. Zira imaj alma, dijital medyanın alelade kopyalanması değil aktif, silinmiş veya artık alanlarında bulunan verilerin, orijinal medyadaki haliyle bire bir aynı, adeta aynadaki görüntüsü gibi yedeklenmesidir. “Delillerin alındığı aşamadaki sıhhatinin korunması amacıyla, işlemi yapan kolluk tarafından, bilgisayarın hard diski alındığı anda öncelikle hash değeri alınarak tutanak tutulmalı ve bütün bu imaj alma, yedekleme vb. işlemler şüpheli veya vekilinin yanında gerçekleştirilmelidir.” (ÖZEN, Muharrem – ÖZOCAK, Gürkan; Adli Bilişim, Elektronik Deliller ve Bilgisayarlarda Arama ve El Koyma Tedbirinin Hukuki Rejimi; Ankara Barosu Dergisi, sayı:2015/1 Yıl:73) CMK’nın 134. maddesi uyarınca arama kararı, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hakim tarafından verilir. Diğer koruma tedbirlerinin aksine, suç üstü veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde dahi Cumhuriyet Savcısı bu kararı veremez. Cumhuriyet Savcısı tarafından, gecikmesinde sakınca bulunan hal gerekçesiyle verilen arama kararına istinaden yapılan aramada elde edilen dijital delillerle ilgili sonrasında hakim tarafından el koymanın onanması ve CMK 134. madde uyarınca incelenmesi kararı verilse dahi, bu kararlar, savcı emri ile yapılan aramada elde edilen delilleri hukuka uygun hale getirmez. “Zira, ceza muhakemesinde, ancak hukuka uygun yollarla elde edilmiş deliller soruşturma ve yargılamaya konu edilebilir, aksi halde, kanunda öngörülen usullerden birine dahi uyulmaması durumunda, elde edilen delil “kanuna aykırı delil” olacak ve herhangi bir hukuki anlam içermeyecektir.” (ÖZEN – ÖZOCAK, Ankara Barosu Dergisi, 2015/1 Yıl:73) CMK’nın 134. maddesi, dijital medyaların önce mahallinde incelenmesini, bilgisayar programlarına veya kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması halinde ise bilgisayarlara el konulmasını öngörmektedir. Bu hüküm uygulamada bazı sıkıntılara yol açmaktadır. Zira, bilgisayarda yerinde inceleme yapılması çoğu kez mümkün ve sıhhatli olmayıp, teknik yetersizliklerden dolayı imaj da alınamamaktadır. Dijital delillerin hukuka uygun yöntemlerle elde edildiğinin kabul edilebilmesi bakımından bu nokta önemlidir. Ceza muhakemesinde deliller kanuna uygun olmalı ve kanuna uygun yöntemlerle elde edilmelidir. Adil yargılanmanın sağlanabilmesi, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında toplanan bulguların delil değeri taşıyabilmesi için, şüpheli veya sanıktan elde edilen dijital verilerin, yasa ile sınırları belirlenmiş teknik gerekliliklere uygun olarak toplanması ve sonucunda yargılama makamlarına eksiksiz, bozulmamış halde sunulması gerekmektedir. Yasa koyucunun, CMK’nın 134. maddesini ayrıntılı olarak düzenlemesinin amacı da budur. Dijital delillere harici müdahalenin teknik olarak mümkün olması, çoğu zaman kim tarafından hangi tarihte müdahale yapıldığının da belirlenememesi karşısında, güvenli bir şekilde el konulup incelenebilmesi için mahallinde imaj alındıktan sonra orijinal medyanın şüpheliye bırakılması gerekmekte ise de bu şart soruşturma yapan kolluk personelinin teknik yetersizliği, ekipman yokluğu, ortamın incelemeye elverişli olmaması gibi nedenlerle yerine getirilememektedir. Bu itibarla arama ve elkoymanın özel bir hali olarak CMK'nın 134. maddesinde düzenlenen ve özel hayatın gizliliğine daha fazla müdahale içermesi nedeniyle yasa koyucu tarafından genel arama ve elkoymadan daha sıkı koşullara tabi tutulan bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama ve elkoymanın bu özelliği gözardı edilmek suretiyle, aramayı gerçekleştiren kişilerce elkoyma işlemine geçildiği sırada sistemdeki verilerin yedeklemesi (imaj-adli kopya) yapılmadan ve yedekten bir kopya alınıp şüpheli veya vekiline verilmeden, ya da yukarıda yazılı nedenlerden dolayı mahalde yedekleme ve yedekten kopya verme olanağının bulunmadığının objektif olarak kabulünde zorunluluk bulunan hallerde, aramayı yapan kolluk birimince dijital delillere müdahaleyi önleyecek şekilde, seri numaraları tutanağa yazılmak suretiyle usulüne uygun olarak zapt edilip mühürlenmeden, şüpheli veya müdafiinin istemesi halinde nezaret etme ve denetleme imkanı sağlanarak inceleme mahalline kadar eşlik etmesi sağlanmadan ve bu yerde şüpheli veya müdafiinin hazır bulunmasına imkan verildikten sonra mümkün olan en kısa süre içinde mühür açılıp, dijital medyanın derhal imajının alınarak ilgilisine de imajlardan bir kopya ve orijinal medya teslim edilmeden, yine sanık veya müdafiinin mühür açma işlemi sırasında hazır bulunmasının mümkün olmadığı hallerde, mühür açma işleminin arama ve el koyma kararını veren hakimin huzurunda açılarak imaj alma işleminin bu sırada yapılması yoluna gidilmeden inceleme yapılması halinde arama ve elkoyma işleminin yasaya ve hukuka uygunluğundan bahsetmek mümkün olmadığı gibi bu yolla elde edilen delillerin de hukuka uygunluğu tartışılır hale gelecek ve yargılama makamınca hükme esas alınması mümkün olamayacaktır. d- Avukat Bürolarında Arama ve Elkoyma Ceza Muhakemesi Kanunu ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu, avukatın bürosunda ve ikametinde elkoyma ile ilgili işlemleri genel hükümlerden ayrıksı ve istisnai olarak düzenlemiştir. Zira avukatın sır saklama yükümlülüğünün korunması, savunma hakkının önemli bir uzantısıdır. Avukatlık Kanunu’nun 36. maddesinde, “Avukatların, kendilerine tevdi edilen veya gerek avukatlık görevi, gerekse .......i ve barolar organlarındaki görevleri dolayısıyla öğrendikleri hususları açığa vurmaları yasaktır” denilmiş, ikinci fıkrada ise avukatların öğrendikleri hakkında ancak müvekkillerinin izin vermesi durumunda tanıklık edebileceği, ancak bu halde de tanıklıktan çekinme hakkına sahip oldukları belirtilmiştir. Avukatlar hakkındaki arama ve elkoyma koruma tedbirleri de özel olarak düzenlenmiştir. Bunun sonucunda avukatın mesleği gereği elinde bulunan, savunmaya dair olan ve müvekkili ile ilgili belgelerin genel kurallara göre yapılacak aramada ve el koymada açığa çıkmasının önüne geçilmiş, avukatın sır saklama yükümlülüğüne uygun kurallar getirilmiştir. CMK’nın 130. maddesinde, “(1) Avukat büroları ancak mahkeme kararı ile ve kararda belirtilen olayla ilgili olarak Cumhuriyet savcısının denetiminde aranabilir. Baro başkanı veya onu temsil eden bir avukat aramada hazır bulundurulur. (2) Arama sonucu elkonulmasına karar verilen şeyler bakımından bürosunda arama yapılan avukat, baro başkanı veya onu temsil eden avukat, bunların avukat ile müvekkili arasındaki meslekî ilişkiye ait olduğunu öne sürerek karşı koyduğunda, bu şey ayrı bir zarf veya paket içerisine konularak hazır bulunanlarca mühürlenir ve bu konuda gerekli kararı vermesi, soruşturma evresinde sulh ceza hâkiminden, kovuşturma evresinde hâkim veya mahkemeden istenir. Yetkili hâkim elkonulan şeyin avukatla müvekkili arasındaki meslekî ilişkiye ait olduğunu saptadığında, elkonulan şey derhâl avukata iade edilir ve yapılan işlemi belirten tutanaklar ortadan kaldırılır. Bu fıkrada öngörülen kararlar, yirmidört saat içinde verilir. (3) Postada elkoyma durumunda bürosunda arama yapılan avukat veya baro başkanı veya onu temsil eden avukatın karşı koyması üzerine ikinci fıkrada belirtilen usuller uygulanır.” denilmektedir. Avukatlık Kanunu’nun 58. maddesinde, “(1) Avukatların avukatlık veya...... ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma, Adalet Bakanlığının vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısı tarafından yapılır. Avukat yazıhaneleri ve konutları ancak mahkeme kararı ile ve kararda belirtilen olayla ilgili olarak Cumhuriyet savcısı denetiminde ve baro temsilcisinin katılımı ile aranabilir. Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suçtan dolayı suçüstü hali dışında avukatın üzeri aranamaz. (2) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Ceza Muhakemesi Kanun'unun duruşmanın inzibatına ilişkin hükümleri saklıdır. Şu kadar ki, bu hükümlere göre avukatlar tutuklanamayacağı gibi, haklarında disiplin hapsi veya para cezası da verilemez.” Avukat bürolarında arama, mutlaka bir mahkeme kararına istinaden, Cumhuriyet savcısının denetiminde ve baro temsilcisi arama tanığı sıfatıyla hazır bulunduğu halde yapılabilecektir. Bu esnada, genel arama bölümünde aramanın ne şekilde yapılacağına dair belirtilen kurallara riayet edilmelidir. CMK’nın 130/2. maddesine göre, avukat bürosunda yapılan arama sonucu elde edilen delillerin, avukat-müvekkil arasındaki mesleki ilişkiye dair olduğu hususundaki itiraz, bürosu aranan avukat veya aramada hazır bulunan baro temsilcisince yapılabilir. Bu durumda, itiraza konu delil, okunmaksızın ve incelenmeksizin ayrı bir delil torbası içerisine konularak mühürlenir ve itirazı karara bağlaması için hakime teslim edilir. Hakim, elkonulan şeyin avukatla müvekkili arasındaki mesleki ilişkiye dair olduğuna karar verirse, mezkur delil avukata iade edilir. Aksine karar verildiğinde ise bu delil artık soruşturma kapsamında, soruşturma makamlarınca incelenip değerlendirilir. Bu kararlar yirmi dört saat içinde verilir. Avukat konutları ile ilgili düzenleme, Avukatlık Kanunu’nun 58. maddesinde olup, aramaya dair istisnai kurallar yalnızca avukatların görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri iddia edilen suçlarla sınırlıdır. Yani soruşturma konusu suç, şüphelinin avukatlık mesleği ile ilgili değilse, arama CMK’daki genel arama usullerine göre yapılır. 2- ARAMADA ELDE EDİLEN BELGE VE EVRAKIN İNCELENMESİ CMK'nın 122. maddesi aramada ele geçirilen belge ve kağıtlar incelemeye yetkili mercileri ve inceleme şeklini düzenlemektedir. Yukarıda anılan Kanun'un 122 maddesine göre, "(1) Hakkında arama işlemi uygulanan kimsenin belge veya kağıtları inceleme yetkisi, Cumhuriyet savcısı ve hakime aittir. (2) Belge ve kağıtların zilyedi veya temsilcisi kendi mührünü de koyabilir veya imzasını atabilir. İleride mührün kaldırılmasına ve kağıtların incelenmesine karar verildiğinde bu işlemin yapılmasında hazır bulunmak üzere, zilyedi veya temsilcisi ya da müdafii veya vekili çağrılır; çağrıya uyulmadığında gerekli işlem yapılır. (3) İnceleme sonucu soruşturma veya kovuşturma konusu suça ilişkin olmadığı anlaşılan belge veya kâğıtlar ilgilisine geri verilir.” Kolluk görevlileri arama işlemi sırasında belirtilen nitelikte kağıtlara rastladıklarında bunları ilgilinin rızası olsa bile okumayarak bir zarfa koyacak ve mühürleyecektir. Kolluk görevlileri, soruşturma ve kovuşturma konusu suçla ilgilisi olmayan ve belgelerin incelenmesi sırasında öğrenilen kişilere ait özel bilgilerin, kişisel veri olarak korunması gerektiğini, maddenin amacının ilgilinin suçla ilişkisi bulunmayan ve onun özel hayatı ve ilişkilerine dair yazıların ne surette olursa olsun başkaları tarafından okunmamasını sağlamak ve böylece özel hayatın dokunulmazlığını güvence altına almak olduğunun göz önünde tutmalıdır. Nitekim, Adli ve Önleme Arama Yönetmeliği'nin 16/2. maddesinde kolluk görevlilerinin aramada ele geçen belge ve kağıtları inceleme yetkisi bulunmadığı vurgulanmıştır. Buna göre; "kolluk arama sırasında ele geçen belge ve kağıtlara suçla ilgili olup olmadığını tespit amacıyla incelemeksizin bakabilir, suçla ilgili olabileceğinden şüphelendiği anda Kanun'un öngörüldüğü şekilde incelenecek belge ve kağıtları ambalajlayarak mühürler." Maddede açıkça belirtildiği üzere belge ve kağıtlara zilyedi veya temsilcisi el konulan bu belge ve kağıtların değiştirilmesini önlemek amacıyla kendi özel mührünü koyabilir veya imzasını atabilir. Mührü kaldırarak incelemeye karar verildiğinde hazır bulunmak üzere zilyedi veya temsilcisi ya da müdafii veya vekili çağırılır. Çağrıya uyulmasa da mühürler açılarak incelemeye geçilebilir. Hakimin ve savcının yapacağı inceleme kağıdın delil olma veya müsadere edilebilir özelliğine sahip olup olmadığını anlamak için içeriğinin incelenmesidir. Hakim bunun için gerekli görürse bilirkişiye başvurabilir. Aramayı yapan memurun kağıtları yanına alması el koyma değil geçici olarak emniyet altına almaktır.(Veli Özer Özbek, Mehmet Nihat Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku Ankara, 2012 sf.369) Arama sırasında, devlet sırrı niteliğinde olan belgelere de rastlanabilir. 5271 sayılı CMK’nın 125. maddesine göre; “(1) Bir suç olgusuna ilişkin bilgileri içeren belgeler, Devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz. (2) Devlet sırrı niteliğindeki bilgileri içeren belgeler, ancak mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından incelenebilir. Bu belgelerde yer alan ve sadece yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte olan bilgiler, hâkim veya mahkeme başkanı tarafından tutanağa kaydettirilir. (3) Bu Madde hükmü, hapis cezasının alt sınırı beş yıl veya daha fazla olan suçlarla ilgili olarak uygulanır.” Anılan maddenin gerekçesi incelendiğinde, mahkemelerin, resmi devlet kurumlarından, niteliklerini öngörerek isteyeceği devlet sırrı niteliğindeki belgelerin kastedildiği anlaşılmaktadır. Şu halde Cumhuriyet savcısı soruşturma aşamasında CMK’nın 122. maddesi gereğince, arama esnasında sanıklardan ele geçecek belgeleri inceleyebilecek, bu belgelerin devlet sırrı niteliğinde olduğu şüphesine ulaştığı halde ise yalnızca 125. madde uyarınca işlem yapılması için belgeleri muhafaza altına alabilecektir. Fakat yalnızca mahkemeye ait olan yetkiyi kullanma anlamına gelecek şekilde, bu belgelerin niteliğine ilişkin araştırma yapamayacaktır. Kolluk personelinin ise yukarıda belirtildiği üzere normal belgelerde dahi inceleme yetkisinin çok kısıtlı olduğu dikkate alındığında, devlet sırrı niteliği taşıyan belgeleri incelemesinin mümkün olmadığı kabul edilmelidir. Kolluk görevlisi arama esnasında, belgenin soruşturma konusu suçla ilgili olup olmadığının tespiti ile sınırlı olan ön incelemesinde, bir belgenin devlet sırrı niteliğinde olduğundan kuşkulanır ise derhal Cumhuriyet savcısına bilgi verip, evrakı mühürlü zarf içinde Cumhuriyet savcısına teslim etmeli, Cumhuriyet savcısı ise yukarıda açıklanan silsile doğrultusunda usuli işlemleri tamamlamalıdır. 3- ARAMANIN HUKUKA AYKIRILIĞI VE BU AYKIRILIĞIN SONUÇLARI: Aramanın hukuka aykırı olması, arama karar veya emrinin ya da aramanın icrasının hukuka aykırı olması anlamına gelmektedir. Hukuka aykırılık, bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanmasıdır. Kanuna aykırılıktan daha geniş bir içeriğe sahip olan hukuka aykırılık kavramının çerçevesi ve kapsamı belirlenirken gerek pozitif hukuk kurallarına gerekse temel hak ve hürriyetlere ilişkin evrensel hukuk ilkelerine aykırılık bulunup bulunmadığı gözetilmelidir. Nitekim, Anayasa Mahkemesi’nin 22.06.2001 gün ve 2-2 sayılı kararında, “Hukuka aykırılık en başta milli hukuk sistemimiz içinde yürürlükteki tüm hukuk kurallarına aykırılık anlamına gelir. Bu çerçeve içinde, anayasaya, usulüne uygun olarak kabul edilmiş uluslararası sözleşmelere, kanunlara, kanun hükmünde kararnamelere, tüzüklere, yönetmeliklere, içtihadı birleştirme kararlarına ve teamül hukukuna aykırı uygulamaların tümü hukuka aykırılık kavramı içinde yer alır. Bunun dışında, hukuk sistemimiz, hukukun genel ilkeleri adı verilen ve uygar dünyanın tüm medeni ülkelerinde uygulanan kuralları da hukuk kuralı olarak kabul etmektedir. Hukukun genel ilkelerinin neler olduğu konusunda bir belirsizlik olsa da, hukukun genel ilkelerinin hukuki bağlayıcılığı bulunduğu gerek uygulamada gerekse doktrinde tartışmasız olarak kabul edilmektedir. Anayasa Mahkememiz de birçok kararında, hukukun genel ilkelerinin varlığını kabul etmenin hukuk devletinin gereklerinden biri olduğunu ve bu ilkelerin yasa koyucu tarafından dahi yok edilemeyeceğini hükme bağlamıştır. (Örneğin, E. 1985/31 K. 1986/1, KT. 17.3.1986, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, S.22. s.115) Anayasa Mahkemesi’nin bu görüşleri çerçevesinde hukukun genel ilkeleri, yasalardan, hatta Anayasa’nın değiştirilebilir hükümlerinden de üstün bir konuma getirilmiştir” denilmektedir. Bu itibarla aramanın hukuka uygun olup olmadığı arama tedbirine başvurulma şartları ve uygulanmasıyla ilgili gerek pozitif hukuk kuralları gerekse evrensel hukuk kaideleri göz önünde bulundurularak bütüncül bir bakış açısıyla belirlenmelidir. Aramanın hukuka aykırı olmasının ceza muhakemesi açısından sonucu arama sonucunda elde edilen delillerin hükme esas alınamamasıdır. CMK'nun 217. maddesinde, "(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir. (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir” denilmiş; aynı Kanun'un 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinde de ortaya konulmak istenen delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş olması halinde reddolunacağı ifade edilerek, hukuka uygun olarak elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilmeyeceği ve hükme esas alınmayacağı açıklanmıştır. Kaldı ki, aynı Kanun'un 230. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, mahkumiyet hükmünün gerekçesinde delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi, bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi de zorunludur. Her şekle aykırılığın aynı zamanda bir hak ihlaline de yol açacağı şeklindeki bir kabul isabetli değil ise de bu şekle aykırılık, elde edilen delilin güvenilirliğini tartışmalı hale getiriyorsa, herhalde hükme esas alınmaması gerekir. Ancak usulüne göre alınmış arama kararına istinaden, herhangi bir hak ihlaline neden olunmadan yapılan, güvenirliği konusunda kuşku bulunmayan arama sonucunda ele geçen delillerin, sadece arama sırasında bulunması gereken kişilerden birinin orada bulundurulmaması suretiyle şekle aykırı hareket edildiğinden bahisle “hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil” sayılmaları ve mahkumiyet hükmüne dayanak teşkil edememeleri de kabul edilemez. Bu açıklamalar ve ilkeler çerçevesinde dosya incelendiğinde; ...... Ağır Ceza Mahkemesinin 20.03.2008 gün ve 2008/421 D. İş sayılı arama kararına istinaden ....., .... ve Ulusal Kanal Genel Merkezlerinin ..... Sokak No:-- ..../... adresinde kollukça yürütülen arama faaliyetinde, -Arama kararının gecikmesindeki sakıncalı ve zorunluluk gerektiren durum açıklanıp gösterilmeksizin CMK’nın 250. maddesiyle yetkili mahkeme tarafından, yetki sınırlarının dışında olan..... ili için arama kararı verildiği; -Arama kararında gece vakti arama yapılmasına izin verilmesini haklı kılacak yasal bir gerekçe gösterilmediği gibi ekindeki soruşturma evrakında da buna dair somut olgu ve kanıtların tespit edilemediği; -Kolluk tarafından 21.03.2008 günü saat 04:00 sıralarında, arama yapılacak binaya, işlem tanıkları olan .... Mahallesi Muhtarı ..... ve aza .... olduğu halde gelindiği; bu esnada binada, güvenlik görevlisi ...., iki partili ve genel başkan olan sanık ...’in bulunduğu; kolluk ekiplerinin önce binanın dördüncü katındaki genel başkanlık makamı ve eklerinin bulunduğu yere gittikleri ve aramaya oradan başlandıktan yaklaşık kırk beş dakika sonra avukatlar ..... ve ...’in aramaya katıldıkları, bu katılım öncesinde genel başkanlık ve genel sekreterlik bölümlerinde aramanın tamamlandığının da parti avukatlarınca iddia edildiği; çok sayıda kolluk görevlisinin binanın katlarına ve odalarına arama faaliyeti için dağıldıkları; bu esnada muhtar ve azanın büyük salon tabir edilen yerde bekletildikleri ve bağımsız bölümlerde yapılan hiçbir aramanın bu şahısların huzurunda yapılmadığı; aramalarda elde edildiği iddia edilen özellikle CD/DVD gibi dijital medyalara seri numaraları ve ayırt edici özellikleri yazılmayarak el konulduğu; aramaya katılan polislerce, binada ele geçirildiği iddia edilen CD/DVD, disket gibi medyaların tamamının ilgililerce paraflandığı beyan edilmesine rağmen, özellikle iddianameye ve gerekçeli karara konu edilen ve suç unsuru içerdiği kabul edilen ve makam katında girişin karşısındaki sekreter odasının sağ tarafında bulunan masaya ait etajerin çekmecesinden çıktığı iddia olunan ...., ... ve .. marka olmak üzere dört adet CD üzerinde avukatların veya sair ilgililerin paraflarının olmadığı; ayrıca .... Genel Başkanı sanık ....’in saat 07:30-08:30 sıralarında gözaltına alınarak arama mahallinden götürüldüğü, bu nedenle aynı gün saat 17:45’te sona erdiği anlaşılan arama faaliyetinin genel başkan olan .....'in yokluğunda yapıldığı; -Ayrıca sanıklar ve müdafiileri tarafından, arama mahalline tutanakta imzası bulunanların dışında ve sayıca çok fazla kolluk görevlisinin girerek aramaya katıldığı; kolluk görevlilerinin birçok bağımsız bölüme avukatlar ve ilgililerin yokluğunda girerek arama faaliyetinde bulundukları iddia edilmiş olmasına rağmen yerel mahkeme tarafından bu hususların dikkate alınmadığı; -Mezkur arama kararında CMK’nın 134. maddesi uyarınca, bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma yapılabilmesine dair hiçbir hüküm olmadığı halde, arama kapsamında tüm dijital medyalara yasaya uygun el koyma gerekçesi dahi yazılmadan el konulduğu, mahallinde imajlarının alınmadığı ve ilgili avukatların talebine rağmen kopya verilmediği, tüm dosya kapsamı ile mahkemece celp edilip dosya arasına örneği konulan ..... Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2010/318 esas ve 2010/1154 karar sayılı kararından anlaşılmıştır. Ayrıca; a-.... Ağır Ceza Mahkemesinin 20.03.2008 gün ve 2008/421 D. İş sayılı kararında yasal gerekçe ve somut olgu belirtilmeden gece vakti arama yapılmasına izin verilmesi; mahkemenin, CMK’nın 250. maddesi uyarınca belirlenen yargı çevresi dışındaki bir mahal için, haklı gerekçeleri ve dayanakları gösterilmeden verdiği arama kararı ile arama yapılması; avukatların beklenmesi durumunda aramanın sonuçsuz kalmasına neden olabilecek sebepler belirtilmeden avukatların yokluğunda aramaya başlanması; işlem (arama) tanıklarının tüm arama işlemlerine katılımının sağlanmayarak yalnızca bir bölümde tutulması; bahse konu arama ve el koyma kararında, bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma yapılabilmesine dair CMK’nın 134. maddesi uyarınca açık bir ibare bulunmadığı halde yapılan aramada elde edildiği iddia olunan tüm dijital medyalara, seri numaraları ve ayırt edici özellikleri yazılmayarak ve arama mahallinde imaj alınmadan, ilgilisine bir kopyası verilmeden ve yasaya uygun gerekçesi de tutanağa yazılmadan el konulması ve bu suretle elde edilen delillerin sanıklar...., ...., ..., ..., ...., ...., ..., ....,.....,.....,....., ve dolaylı olarak birçok sanık bakımında suç delili olarak hükme esas alınması suretiyle CMK’nın 116-127, 134, 162 ve 217. maddelerine muhalefet edilmesi; b-Avukat olan sanıkların büro ve ev aramalarına ilişkin olarak, aa) Sanıklar .... ve ...’ın avukatlık bürolarında yapılan arama faaliyetinin incelenmesinde; CMK’nın 250. maddesi uyarınca belirlenen yargı çevresi dışındaki bir mahal için, haklı gerekçeleri ve dayanakları gösterilmeden verilen mahkeme kararlarında bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma yapılabilmesine dair CMK’nun 134. maddesi uyarınca açık bir ibare bulunmadığı halde, kollukça sanıkların avukatlık bürolarında yapılan aramalarda ele geçen dijital medyalara, arama mahallinde imaj alınmadan, sanıklara veya müdafiilerine bir kopyası verilmeden ve yasaya uygun olmayan gerekçe ile el konulması; yine dijital ve basılı doküman şeklindeki bir çok delilin avukat-müvekkil ilişkisine dair olduğu iddiaları karşısında, CMK’nın 130/2. maddesi uyarınca, bu iddiaya konu delillerin incelenmeksizin mühürlenerek hakim önüne götürülmesi ve hakimin karar vermesinden sonra sonucuna göre işlem yapılması gerekirken, bu hususta bir karar alınmaksızın delillerin incelenmesi ve bu suretle elde edilen delillerin hükme esas alınması; bb) Bunun yanında sanık.....’in evinde yapılan aramaya gelince, Yukarıda belirtilen dijital delillerin elde edilmesindeki hukuka aykırılıkların yanında, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 58. maddesi uyarınca, avukatların görevleri sırasında ve görevlerinden dolayı işledikleri suçlardan dolayı evlerinde ve bürolarında yapılacak aramanın, kararda belirtilen olayla ilgili olarak Cumhuriyet savcısı denetiminde ve baro temsilcisinin katılımı ile yapılacağı düzenlenmiş olup, yerel mahkemenin verdiği mahkumiyet kararında, sanığın bizatihi avukatlık mesleği faaliyetlerinin dahi suç unsuru olarak kabul edildiğinin anlaşılması karşısında, 26.03.2008 günü sanığın evinde Cumhuriyet savcısı ve baro temsilcisinin yokluğunda arama yapılması; cc) Sanık.....’in aramalarına gelince; elde edilen dijital medya ve basılı doküman şeklindeki bir çok delilin avukat-müvekkil ilişkisine dair olduğu iddiaları karşısında, CMK’nın 130/2. maddesi uyarınca, bu iddiaya konu delillerin incelenmeksizin mühürlenerek hakim önüne götürüldüğü, doküman delilleri hakim tarafından incelenmiş ise de dijital delillerin, hakim tarafından bilirkişi olarak atanan kolluk personelince incelenmesi ve hakim tarafından verilen kararın bu incelemeye dayandırılması suretiyle CMK’nın 130, 134 ve 217. maddeleri ile Avukatlık Kanunu’nun 58. maddesine muhalefet edilmesi; c- CMK’nın 250. maddesi uyarınca belirlenen yargı çevresi dışındaki bir mahal için, haklı gerekçeleri (gecikmesinde sakınca bulunan ve zorunluluk gerektiren durum) ve dayanakları gösterilmeden verilen hakim kararına istinaden sanıklar ....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,....., ve bir kısım sanıklar da olduğu gibi ev veya iş yerlerinde arama yapılması suretiyle CMK’nın 161 ve 162 maddelerine muhalefet edilmesi; d- Hakim kararında, bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma yapılabilmesine dair CMK’nın 134. maddesi uyarınca açık bir ibare bulunmadığı halde, sanıkların ev veya iş yerlerinde ve dernek, siyasi parti, basın kuruluşları gibi tüzel kişilerin hizmet binalarında yapılan aramalarda hard disk, bilgisayar kasası, CD ve DVD gibi dijital medyalara, arama mahallinde imaj alınmadan, ilgilisine bir kopyası verilmeden ve yasaya uygun gerekçesi de tutanağa yazılmadan el konulması ve bu şekilde elde edilen delillerin sanıklar ....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,....., gibi sanıklar bakımından hükme esas alınması suretiyle CMK’nun 134 ve 217. maddelerine muhalefet edilmesi; e- Sanıkların ev veya iş yerlerinde ve dernek gibi tüzel kişilerin hizmet binalarında yapılan aramalarda elde edilen dijital medyalara, arama mahallinde imaj alınmadan, sanığa veya müdafiine bir kopyası verilmeden ve yasaya uygun gerekçesi de tutanağa yazılmadan el konulması ve bu şekilde elde edilen delillerin sanıklar ....,.....,.....,.....,....,.....,.....,........,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,..gibi sanıklar bakımından hükme esas alınması suretiyle CMK’nın 134 ve 217. maddelerine muhalefet edilmesi; f- Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma yapılabilmesi ancak hakim kararıyla mümkün olduğu halde, Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle veya hiçbir soruşturma makamı tarafından verilen bir karar olmaksızın yapılan aramada elde edilen dijital medyalara, arama mahallinde imaj alınmadan, sanık veya müdafiine bir kopyası verilmeden ve yasaya uygun gerekçesi de tutanağa yazılmadan el konulması ve bu şekilde elde edilen delillerin sanıklar ....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,gibi sanıklar bakımından hükme esas alınması suretiyle CMK’nın 134 ve 217. maddelerine muhalefet edilmesi; g- 5271 sayılı CMK'nın 2/e ve 161 maddeleri ile 2559 sayılı PVSK'nın Ek 6. maddesi uyarınca bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenen kolluğunun derhal Cumhuriyet savcısına olayı haber verip, onun emri doğrultusunda soruşturma işlemlerine başlaması gerekmekte iken usulüne uygun adli arama emri veya kararı almadan delil elde etmek amacıyla olaydan belli bir süre önce verilmiş....Sulh Ceza Hakimliği’nin 2006/952 D.İş sayılı önleme araması kararı uyarınca 07.01.2007 günü sanık ......’ın sevk ve idaresindeki otomobilde yapılan arama işlemi; usulüne uygun verilmiş bir arama kararı bulunmadığından açıkça hukuka aykırı olup bu arama sonucunda elde edilen delillerin hükme esas alınması da mümkün değildir. Bu itibarla; hukuka aykırı olarak gerçekleştirilen arama işleminde elde edilen delillerin (Kuvayı Milliye 1919 Derneği üye başvuru formları ve on üç adet not kağıdı) ve buna ilişkin düzenlenen tutanağın sanıklar ....,.....,.....,.....,yönünden yerel mahkemece hükme esas alınması suretiyle CMK’nın 116 ve devamı maddeleriyle 217. maddesine muhalefet edilmesi; h- Arama sırasında elde edilen belgelerin ve kağıtların incelenmesiyle ilgili uygulamaların değerlendirilmesinde, sanıklar ....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.....,.....,.....,....,.......,.....,....,.....,.....,....., ve ...’da olduğu gibi aramalarda ele geçen evrak ve kağıtları inceleme yetkisinin CMK’nın 122/1 maddesi uyarınca Cumhuriyet savcısı ve hakime ait olduğu nazara alınmadan, doğrudan kolluk personelince incelenmesi suretiyle oluşturulan doküman inceleme tutanaklarının bu haliyle hükme esas alınması suretiyle CMK’nın 122 ve 217. maddelerine muhalefet edilmesi; ı- İşlem tarihinde askeri mahal olduğu kabul edilen lojman, kışla, birlik gibi kapalı alanlarda yapılan aramaların Cumhuriyet savcısının istem ve katılımı ile askeri makamlar tarafından yerine getirileceğine ilişkin kurallara riayet edilmeyip, sanıklar ....,....., ....., ..... ve ...’un askeri mahalde bulunan aramalarına emniyet mensuplarının da iştirak etmesi ve bu şekilde elde edilen delillerin hükme esas alınması suretiyle CMK’nın 119/5 ve 217. maddesine muhalefet edilmesi; i- Sanıklar .... ve ....erilen arama kararı ile yapılan arama sonucu tutulan tutanağın Yargıtay denetimine imkan vermek üzere dosya kapsamında bulundurulması gerektiğinin gözetilmemesi; Usul ve yasaya aykırı görülmüştür. VII- KOVUŞTURMA AŞAMASINA İLİŞKİN İŞLEMLER A- TANIKLIK Ceza Muhakemesinde önemli yer tutan tanıklık, yargılamaya konu fiilin fail tarafından işlenip işlenmediği ya da nasıl işlendiği konusunda yargılama makamının kanaate ulaşmasını sağlayan kanıtlardan birisidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 12.11.2013 tarihli ve 2013/1-251 esas 2013/454 karar sayılı kararında da belirtildiği üzere tanık, kendisine karşı yürütülmeyen bir ceza soruşturmasında, olay hakkında beş duyu ile edindiği algılamaları ifadesiyle açığa vuran kişidir. Tanığın açıklamalarının değerlendirilebilmesi için onun kim olduğunun bilinmesi bir zorunluluk teşkil etmektedir. Bu itibarla, tanıkların sanığın ceza görmesinde veya beraat etmesinde herhangi bir yararı ve aralarında bir dayanışma hissi bulunup bulunmadığının tespit edilmesi ve tanıklığın değerlendirilebilmesinin de dikkate alınması gerekir. Nitekim CMK'nın 58/1. maddesinin "...gerekirse tanıklığa ne dereceye kadar güvenilebileceği hakkında hakimi aydınlatacak durumlara, özellikle şüpheli, sanık veya mağdur ile ilişkilerine dair sorular yöneltilir." hükmü formalite gereği değil, tanığın kim olduğunun henüz beyanına başvurulmadan önce belirlenebilmesi ve yapacağı açıklamaların güvenirliğinin dinleyen makam tarafından test edilmesi amacıyla getirilmiştir. Kural olarak ceza muhakemesinde taraf sıfatı bulunanların tanık olarak dinlenmemesi gerekir. Bu nedenle davanın tarafı olan sanık ve şüphelinin tanık olarak dinlenmesini Ceza Muhakemesi Kanunu düzenlememiş ancak şeriklerin tanıklığına imkan sağlamıştır. Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre, görülmekte olan davada yargılanan sanığın, suç ortağı hakkında tanık olarak dinlenilmesi mümkündür. CMK'nın 50. maddesinde soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar tanık olarak dinlenebilirler, ancak bu tanıkların yeminsiz olarak dinlenmeleri gerekmektedir. Suç ortağının vereceği ifade, kendisinin de suçlanması sonucunu doğuracaksa, tanıklıktan çekinme olanağına sahiptir. (CMK m.48) CMK'nın 48. maddesinde, temelini Anayasanın 38/5. madde hükmünden alan ve adil yargılanma hakkını güvence altına alan bir düzenlemeye yer verilmiştir. Çekinme hakkı hatırlatılmadan tanığa bu tür soruların yöneltilmesi sonucu alınan cevaplar hukuka aykırı biçimde elde edilen kanıt niteliğindedir, (CMK m.206/a ve m.217/2) hukuka aykırı delil de hükmü esas alınamaz. (YCGK 12.11.2013 2013/1-251, 2013/454) Sanığın kendisinin de katıldığı suçlarla ilgili tanık sıfatıyla dinlenmemesi, sanığın açıklamalarının delil niteliği taşımayacağı anlamına gelmemektedir. Örneğin, diğer örgüt üyeleri kabul etmediği halde örgüt üyelerinden birisinin suçu birlikte nasıl işlediklerini samimi olarak anlatması ve destekleyişi kanıtların da bulunması halinde elbetteki bu beyan delil olarak değerlendirilecektir. Bu bakımdan bir anlatımın "tanık beyanı" veya "sanık beyanı" olarak adlandırılmasının çok önemi de bulunmamaktadır. AİHM'nin gizli tanıklığın koşullarına dair verdiği (Ellis, Simms ve Martin-İngiltere, Daire Kararı) kararda özetle, -Tanığın kimliğinin gizli tutulması için haklı bir neden olmalıdır; -Mahkeme tarafından gizli tanığın beyanının mahkumiyet kararı verilmesi için tek veya esaslı unsur olup olmadığı kararlaştırılmalıdır; -Mahkumiyet kararının tek veya ana dayanağı gizli tanığın ifadesi ise, işlemleri ayrıntılı incelemeye tabi tutulmalıdır. Bu koşullar altında tanıkların gizli dinlenmesinde kamu yararı olduğu belirtilmiştir. Aynı kararda çapraz sorgulamanın etkin şekilde yapılmasını arayarak, gizli tanığın beyanının güvenilirliğinin adil ve uygun şekilde değerlendirildiğine kanaat getirerek başvuruyu reddetmiştir. AİHM diğer dairesinin 11.12.2011 tarihli (Başvuru no: 26766/05) kararı da aynı prensipler tekrar edilmiştir. Sanığın kendisinin katılmadığı, suç ortaklarının gerçekleştirdiği diğer suçlarla ilgili tanık sıfatıyla dinlenmesi mümkündür. Bir kişinin aynı suça iştirak etmediği takdirde iki sıfatı (tanık-sanık) birden taşınmasında engel bulunmamaktadır. AİHM de suç ortaklarının tanıklığını kabul etmektedir. Mahkemeye göre ifadenin tanık tarafından değil de kendisi de sanık olan biri tarafından verilmiş olmasının hiçbir önemi bulunmamaktadır. Bu ifade elle tutulur derecede mahkumiyetin temeli olabilecek nitelikte ise, sözcüğün dar anlamında bir tanık tarafından mı, kendisi de sanık olan biri tarafından mı verildiğinden bağımsız olarak, iddia makamı için bir delildir. Çünkü mahkemeye göre, tanık teriminin AİHS sisteminde "özerk" bir anlamı bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak da AİHS'nin 6/1 ve 6/3-d maddesinin tanığa sağladığı güvenceler, sanık olup açıklamaları “tanıklık” olarak değerlendirilebilecek kişiler bakımından da devreye girebilecektir. Bu bağlamda AİHM'e göre, suça iştirak eden, olayın mağduru, şikayetçi devletin görevlendirdiği gizli/gizli olmayan soruşturmacı ya da tanık olabilir. Gizli tanıklık, kovuşturmanın aleniliği, yargılamanın doğrudan doğruyalığı ve kovuşturma aşamasında tüm yargılama süjelerinin huzurunda delillerin tartışılıp maddi hakikate ulaşması ilkelerine aykırı olmakla beraber kanun koyucu, suç örgütlerinin faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili yapılacak soruşturma ve kovuşturmalarda maddi gerçeğe ulaşmak adına bu prensiplerden vazgeçmeyi göze almıştır. Tanık Koruma Kanunu ve CMK'nın 58/2-5. fıkralarında tanıkların korunmasına ilişkin hükümlere yer verilmiştir. Bu düzenlemelere göre gizli tanık deliline başvurabilmek için, 1-CMK'nın 58/5. maddesinde tanıklığa konu eylemin bir suç örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş bir eylem olması aranırken örgütün faaliyeti dışında işlenen tüm suçlar kapsam dışı bırakılmıştır. Tanık Koruma Kanunun'da örgütlü suçlar için ceza alt sınırının iki yıl ve daha fazla olması şartı getirilmiştir. Sadece terör örgütünün faaliyetleri kapsamında değerlendirilen suçlar için alt sınır konulmamıştır. (TKK.nun m.3/1-b) Bunun yanında örgüt kapsamında işlenmese bile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve alt sınırı on yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren tüm suçlar Tanık Koruma Kanunu kapsamında değerlendirilmiştir. 2-Tanığın taraflar huzurunda dinlenilmesi, tanık ya da yakınları adına ağır tehlike oluşturmalı ve bu tehlike de başka türlü önlenemiyor olmalıdır. Tanık Koruma Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca tehlikelerin ağır ve ciddi olması gerekmektedir. Tehlikenin niteliği, tanığın subjektif algılaması ile değil yetkili makamlarca her somut olayın özelliğine göre yapılacak değerlendirmeyle saptanmalıdır. AİHM, tanıktaki genel bir korkudan ötürü tanığın dinlenilmemesini kabul etmemektedir. (AL-KHAWA ve Tahery/İngiltere-AİHM Büyük Dairesi Kararı) Korku, doğrudan doğruya yargılanan sanık veya onun yakınlarından kaynaklı olmalıdır. Böyle bir somut korku nedeni yoksa, tanığın korkusunun varlığının başka delille desteklenmesi gereklidir. Bunun için öncelikle tanığın ya da yakınlarının karşılaştığı somut tehdit ve baskılar kolluk görevlilerince belirlenip, yetkili makama sunulmalı, yetkili makamca da bu hususlar göz önünde tutarak, tanığın korkularının yerinde olup olmadığına karar verilmelidir. Ayrıca gerekli görülmesi halinde de özel tedbirler ve alternatiflerle korkunun giderilip giderilemeyeceği değerlendirilmelidir. Tanığın, sanıkla yüz yüze geldiğinde mahcubiyetten korkması ya da gerçeğe aykırı beyanda bulunan kişinin kendisi olduğunun ortaya çıkmasıyla uğrayacağı itibar kaybı kaygısı “ağır tehlike” kavramı kapsamında değerlendirilemez. Bu değerlendirmeyi yapacak kişi soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısıdır. Polisin veya jandarmanın bu konuda takdir yetkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle soruşturmada gizli tanıklar kesinlikle Cumhuriyet savcısı tarafından dinlenmelidir. Kovuşturma aşamasında ise, değerlendirmeyi tanığı dinleyecek olan mahkeme yapacaktır. Mahkeme soruşturma aşamasında koşullar oluşmadığı halde gizli tanık statüsü verilen tanığın bu statüsünü devam ettirmemelidir. Koşulları varsa 5726 sayılı Kanun'un 5. maddesindeki tedbirler uygulanmalıdır. AİHM, tanığın kimliğini gizleme gerekçesinin tutarlığının ve dayanaklarının araştırılmamış olmasını Sözleşmenin 6. maddesine aykırı bulmuştur. (Visser ve diğerleri/Hollanda 2002) Diğer yandan AİHM, polislerin ve benzer statüde görev yapan kamu görevlilerinin kimliklerinin gizli tutulmasını ancak özel koşulların varlığı halinde kabul etmektedir. (Vanmechelen/Hollanda 1997) CMK'nın 58/2. maddesine göre gizli tanığın kimliğinin ortaya çıkmaması için mahkeme 5726 sayılı Tanık Koruma Kanununun 9. maddesinde belirtilen tedbirlere başvurabilir. Gizli tanık kovuşturma aşamasında, hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan dinlenilebileceği gibi tarafların huzurunda ancak, duruşma salonunun dışında başka bir odada görüntü ve sesi salona aktarılarak gerektiğinde ses ve görüntüsü değiştirilerek ya da duruşma salonunda bulunmakla birlikte kabin, perde vs. gibi tanınmasını engelleyecek şekilde tedbirler alarak dinlenebilir. Gizli tanık, tanıklık ettiği olayları hangi nedenle öğrenmiş olduğunu açıklamakla yükümlü olduğu gibi, bu bilgiyle de beyanının gerçeğe uygunluğu denetlenmeli, bunun yanında sanık ve tarafların tanığın kimliğini ortaya çıkaracak soru sorması engellenmelidir. Ancak hangi yöntemle dinlenilirse dinlenilsin CMK'nın 58/3. maddesinin son cümlesine göre "soru sorma hakkı bulunanların soru sorma hakkı” saklıdır. Tanık Koruma Kanunu'nun 9/8. maddesine göre gizli tanık beyanı tek başına hükme esas alınamaz. Özellikle mahkumiyet kararı, ek başka delil olmadıkça, yalnızca gizli tanık beyanı esas alınarak verilemez. Dinlenen gizli tanığın birden fazla olmasının da önemi yoktur. Delil türü olarak yalnızca gizli tanık beyanına dayanılarak mahkumiyet kararı kurulamaz. Anayasa'nın 36/1. maddesine göre, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanma suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak, iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. AİHS'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası ve (3) numaralı fıkrasının d bendine göre, bir suç ile itham edilen herkes iddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmeleri ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek hakkına sahiptir. Bu düzenlemeler karşısında, mahkemenin, iddia makamının tanıkları yanında katılan ya da sanık tarafının tanık dinletme taleplerini de adil yargılanma hakkı çerçevesinde değerlendirip karara bağlanması gerekir. Kovuşturma aşamasında bütün kanıtların tartışılabilmesi için, kural olarak bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulmaları gerekir. Bu kural istisnasız olmamakla beraber eğer bir mahkumiyet sadece veya belirleyici ölçüde, sanığın soruşturma veya kovuşturma aşamasında sorgulama ve sorgulatma olanağı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise, sanığın hakları AİHS'nin 6. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olabilir. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bir tanığın ifadesine dayanılarak hüküm kurulacak ise, bu tanık mutlaka duruşmada dinlenmeli ve taraflara soru sorma imkanı sağlanmalıdır. Bir kimse hakkında gerçekleştirilen ceza yargılaması sürecinde tanıklara soru yöneltilebilmesi onlarla yüzleşebilmesi ve tanıkların beyanlarının doğruluğunu test etme olanağına sahip olması, adil bir yargılamanın yapılabilmesi bakımından gereklidir. Böylece suçlanan kişi aleyhindeki tanık beyanlarının zayıf/itibar edilmez noktalarını ortaya koyup çelişmeli yargılama ilkesine uygun olarak onların güvenirliğini huzurda test edebilecek, tanığın inandırıcılığı ve güvenirliği bakımından sorduğu sorularla kendi lehine sonuçlar ortaya çıkartabilecek ve yargılama makamının uyuşmazlık konusu olayı sadece iddia makamının ileri sürdüğü şekliyle değil savunmanın argümanlarıyla da algılanmasını sağlayabilecektir. AİHS'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ve aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi, sanığa, aleyhte ifade veren tanığın beyanlarına, tanık ifadesinin alındığı sırada ya da yargılamanın daha sonraki bir aşamasında itiraz imkanı tanınması gerektiğine işaret etmektedir. (Sadak ve diğerleri/Türkiye; B. no;29900/96, 29901/96, 29902/96, 29903/96, s.67) CMK'nın 179. maddesine göre sanık duruşmaya tanık getirebileceği gibi mahkemeye davet de ettirebilir. Mahkemede CMK'nın 181/1 maddesine göre tanığın dinlenmesi için belirlenen gün ve saat sanığa ve müdafiine bildirmelidir. Sanık ancak CMK'nın 200. maddesine göre, suç ortaklarının veya tanığın gerçeği söylemeyeceğinden endişe edilmesi halinde, dinleme sırasında mahkeme salonundan çıkarılabilir, ancak tekrar getirildiğinde tutanaklar okunup ve gerektiğinde içeriği anlatılır. CMK'nın 208. maddesi gereğince, “Tanıklar, dinlendikten sonra ancak mahkeme başkanı veya hakimin izniyle duruşma salonundan ayrılabilir.” CMK'nın 212. maddesi uyarınca, tanık, bir hususu hatırlayamadığını söylerse önceki ifadesini içeren tutanağın ilgili kısmı okunarak hatırlamasına yardım edilir. Tanığın duruşmadaki ifadesiyle önceki ifadesi arasında çelişki bulunduğunda, evvelce alınmış ifadesi okunarak çelişkinin giderilmesine çalışır. CMK'nın 201. maddesine göre, Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat, sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilir. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hakim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer soru sorabilir. Heyet halinde görev yapan mahkemelerde, heyeti oluşturan hakimler birinci fıkrada belirtilen kişilere soru sorabilir. CMK'nın 59. maddesine göre, tanıktan tanıklık edeceği konulara ilişkin bildiklerini söylemesi istenir ve tanıklık ederken sözü kesilmez. Tanıklık edilen konuları aydınlatmak, tamamlamak ve bilgilerinin dayandığı durumları gereğince değerlendirebilmek için tanığa ayrıca soru yöneltilebilir. CMK'nın 204. maddesinde duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini engelleyeceği ya da tehlikeye sokacağı anlaşılan sanığın duruşma salonundan çıkarılacağı, duruşmada hazır bulunması, dosyanın durumuna göre savunması bakımından zorunlu görülmezse oturumun yokluğunda sürdürülüp bitirilebileceği, ancak sanığın müdafii yoksa mahkemece barodan bir müdafii görevlendirilmesinin sağlanması, oturuma yeniden alınan sanığın yokluğunda yapılan işlemlerin açıklanması hükme bağlanmıştır. Yargılama makamları, yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi zorunludur. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus, tarafların tanık ve bilirkişi incelemesi de dâhil dermeyan ettikleri delillerin değerlendirilmesi ve özellikle bu taleplerin reddi halinde, yargılama makamınca bu karara ilişkin tutarlı şekilde gerekçe gösterilmesi gereğidir. (AİHM Vidal/Belgium, B.No. 12351/86, 22/04/1992) Bu yasal düzenlemeler ve açıklamalar doğrultusunda; 1- Birçok sanığın, tanıkların dinlendiği oturumlardan (16 oturum veya esas hakkındaki mütalaaya kadar gibi) çıkarıldığından tanıklara soru sorma ve tanık ifadelerine karşı beyanda bulunma olanağı tanınmayarak, Disiplin cezası veya duruşmanın yönetimi kapsamında oturumlardan uzaklaştırılan sanıkların veya müdafilerinin oturuma katılımlarından sonra kendilerine, yokluklarında yapılan işlem ve alınan ifadelerinin okunmayarak (örneğin tanık .......'in beyanı alındığı oturumdan çıkartılan sanıklar ve müdafilerine okunmaması gibi uygulamalarıyla) CMK'nın 204. maddesine aykırı davranılmış ve bu suretle savunma haklarının kısıtlanması; 2- Dosyanın kapsamı da dikkate alındığında CMK'nın 181/1. maddesine aykırı olarak genellikle tanıkların dinleneceği oturumların bir takvime bağlayıp hazırlık yapmalarına olanak verecek şekilde sanıklara ve müdafilerine bildirilmemesi; 3- .....'ın ifadelerinin sanık, tanık ve gizli tanık olarak tespit edilip daha sonra bu beyanların aynı maddi olayla ilgili olarak birbirini destekler nitelikte üç ayrı kanıt olarak hükme esas alınması; 4- Tanığın beyanlarının güvenilirliğinin denetlenmesi açısından anlatımlarda geçen tarihi bilgi ve maddi vakıaların uygunluğunun araştırılıp tespitinden sonra hükme esas alınması gerekirken tanıkların, sanıkların aleyhine şahsi yorumlar yapmasına müsaade edilerek ve bu yöndeki bir kısım sanıkların itirazları dikkate alınmaksızın hayatın olağan akışıyla uygun düşmeyen tanık beyanlarının hükme esas alınması; Bu bağlamda, tanık .....'in dosyadaki orijinal belgeye aykırı yurt dışı giriş çıkış bilgilerine uymayan beyanlarına karşı, bu belgeler getirilip tanığa sorulmaması ve beyanlarının doğruluğunun denetlenmemesi, gizli tanık Kıskaç ve gizli tanık 9'un beyanlarındaki öznel yorumları ve sanıklardan birinin eski eşinin yeni kocası olan gizli tanık ....'ın sanığa olan husumetinin bulunması hususları dikkate alındığında tanıkların tarafsızlığının ne şekilde sağlandığının ve neden ifadesine itibar edildiğinin karar yerinde açıklanmaması; 5-Gizli tanıklar 9 ve .... gibi bazı tanıkların ifadelerinin tespiti sırasında sanıklar hakaret içeren sözler sarf ederek duruşma disiplinine aykırı davrandıkları halde tanıklar hakkında disiplin tedbiri uygulanması yerine tepki gösteren sanıklar hakkında oturumdan çıkarılmalarına veya uzun süreli oturumlardan yasaklanmalarına karar verilerek savunma haklarının kısıtlanması; 6-Gizli tanık 9'un 14.11.2012 tarihli oturumda ifadesi tespit edilirken,... saldırısı soruşturmasını yürüten ..... Cumhuriyet savcıları, yargılamayı yapan mahkeme başkanı, ... onursal başsavcısı ile bir kısım siyasetçi ve kamu görevlileri hakkında iftira ve ağır hakaret içeren ve maddi gerçeklere uygun düşmeyen sözler sarf etmesi üzerine, hazır bulunan sanık ve müdafilerinin anlatımın devam etmemesi yönündeki itirazları reddedilerek, tanığın benzer şekilde anlatımlarına devam etmesine müsaade edilerek tanığın dinlenmesine ilişkin usul kurallarına aykırı davranılması; 7-Gizli tanık 9 gibi bazı tanıkların ifade vermeleri sırasında tanığın sadece bildiklerini ve gördüklerini anlatma prensibine aykırı olarak ellerinde bulunan dokümanları inceleyerek anlatımda bulunmasına ve soruları yanıtlamasına müsaade edilerek CMK'nın 59/1. maddesine aykırı davranılması; 8-Gizli tanık .... gibi bir kısım tanıkların beyanlarının gerekçeli karara aynen yazılarak olumlu ya da olumsuz değerlendirme yapılmadan hükme esas alınması; 9-Bir delilden mahkemenin hangi gerekçe ile vazgeçebileceği ya da ortaya konulması isteminin hangi nedenlerle reddedileceği CMK'nın 206/2. maddesinde açıklanmıştır. Maddenin 2/b fıkrasında “delil ile ispatlanmak istenilen olayın karara etkisi yoksa” ortaya konulmak istenilen delilin ve bu kapsamda tanığın dinlenmesi talebi de mahkemece reddolunabilir. CMK'nın 172. maddesinde sanığa ve katılanlara söylenen tanık dinletme hakkı sınırsız değildir. Davaya konu olayla ilgili olarak karara etkisi olma ihtimali bulunması halinde mahkemenin tanık dinlemesi mecburi hale getirilmektedir. Tarafların CMK'nın 178. maddesine göre hazır ettiği ya da yargılamanın seyrine göre dinlenmesini gerekli gördüğü tanıkların dinlenmelerine ilişkin talep ve haklarının ancak CMK'nın 206/2 maddesinde sayılan nedenle sınırlandırılabileceğinin kabulü gerekir. Bununla birlikte delillerin ortaya konması çerçevesinde tanık dinleme talebinin reddi için ciddi ve açık bir nedenin bulunması, CMK'nın 206/2 maddesi uyarınca verilecek kararın gerekçesinin somut olgu ve olaylara bağlı olarak ortaya konulması gerekir. Nitekim yerleşik Ceza Genel Kurulu kararlarında belirtildiği gibi mahkemenin tüm kararlarının Anayasanın 141/3 ve CMK'nın 34. maddesine göre akla, hukuka ve maddi olaya uygun bir açıklama içeren gerekçeye sahip olması gerekir. Yerel mahkeme 11.01.2013 tarihli kararında, dinlenen toplam açık ve gizli tanık sayısını, bunların %37.7'sinin sanıklar ve müdafilerinin talebi ile dinlendiğini belirttikten sonra, tanık dinletme isteklerinin doğrudan reddedilmeyip yapılan değerlendirme sonucunda talebin önemli bir kısmının karşılandığı, karşılamayanların ise “davaya katkı sağlamayacağı, gayri ciddi olmaları, davanın uzamasına sebep olması ve dinlenen tanıkların niteliği ve niceliği itibariyle maddi gerçeği vuzuha kavuşturmaya yeterli olduğu bu nedenle dinlenmelerinin davaya katkı sağlamayacağı, aksine davanın yıllarca uzamasına sebep olacağı, adil yargılama ilkesinin bir unsuru olan 'davanın makul sürede bitirilmesi'ni açık bir şekilde önleyeceği” gerekçesiyle dinlenen tanıklarla yetinilmesine, başkaca tanık dinlenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Mahkemenin gerekçesinde belirttiği istatistiksel bilgiler tanık dinlenmesinin gerekçesi olamayacağı gibi davayı uzatmak amaçlarının ve gayri ciddiliklerini ortaya koyan maddi olaylara ilişkin somut olgular belirtilmeden, kanun metnin tekrarından ibaret cümlelere yer vermenin, gerekçeyi hukuka uygun hale getirmeyeceği gibi, savunma tarafından dinlenilmesi talep edilen tanıkların birçoğunun yargılama konusu olaya ilişkin ilgi ve görgüleri olan kişiler olup, bu tanıkların davaya katkı sağlamayacağına ilişkin tespitin de dosya içeriğine uygun düşmediği anlaşılmaktadır. Gerekçe olarak gösterilen “davanın makul sürede bitirilmesi” ilkesi, sanığın lehine konulmuş bir adil yargılama prensibi olup; bu prensip, ceza yargılamasının amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkması ve AİHS'nin savunmaya sağladığı en temel haklardan olan “tüm önemli olgu ve hukuksal sorunları yeterli biçimde açıklayabilme ve bu konuda delil ileri sürebilme”, “kararların gerekçeli olması”, “silahların eşitliği” kurallarını ortadan kaldıramaz. Ancak “gerçek adalet” makul sürede sağlanmalıdır, gerçek adaleti sağlamayan ancak makul sürede tamamlanan bir yargılama gerek kanunların gerekse AİHS'nin 6. maddesinin bir amacı olamaz. Kaldı ki makul sürenin değerlendirilmesinde, “olayın kapsamı ve güçlükleri”, “yargılamayı yürüten makam ve yargı organının tutumu”, “yargılananlar açısından yargılamanın sona ermesinin önemi” gibi ölçütler göz önünde bulundurulmaktadır. Bu bağlamda, a- Tanık ......'ın dinlenmesi yönündeki ara karardan yeterli ve hukuki gerekçe gösterilmeden vazgeçilmesi; b- Dinlenilmesi halinde dosyanın esasını etkileyebilecek konumda olup da sanık ... ve müdafiinin hazır ettikleri tanık ...'nın, sanıklar ... ve .....müdafiinin hazır ettiği tanıklar ....Başkanı ..., emekli ...., emekli ... ve emekli ....., sanık ...müdafiinin hazır ettiği tanık Yaşar Yazıcıoğlu'nu, sanık ... müdafiinin hazır ettiği uzman kişi ....'ı dinletme taleplerinin reddedilmesi; c- Tanık ....'in ifadesinde geçen gazete nüshasının yayınlanıp yayınlanmadığı, 2003 yılında sanık ....'ün ...'ya gidip gitmediğine yönelik hususlar ile gizli tanık ....'ın 22.04.2007'de ...'da toplantı yaptıklarını söylemesine rağmen ....'ün koruma kayıtlarının araştırılıp araştırılmadığı bu gibi hususların karar yerinde tartışılmaması; 10- Kovuşturma başında her sanığın dinlenen tanıklara soru sorulmasına imkan verilmesine rağmen 2012 yılı Haziran ayından sonra dinlenen tanıklar yönünden ise sadece tanığın ifadesinde adı geçen sanıklara sözlü olarak soru sormalarına diğer sanıkların ise sorularını yazılı olarak Mahkeme Başkanına iletmelerine ve Mahkeme Başkanı tarafından uygun görüldüğü takdirde sorulmasına şeklinde karar verilerek, sanık veya müdafiinin soru sorulması sırasında olayla ilgisi yerine tanığın beyanında adı geçmesi gibi yasal olmayan gerekçelerle engellenmesi, bu bağlamda, a)Tanık .....'ın dinlenmesi sırasında soruların yazılı verilmesinin istenmesi; b)19.04.2012 tarihli oturumda sanık....'in kendisi ile ilgili beyanda bulunan gizli tanığa soru sormak istemesi üzerine müsaade edilmemesi, ısrarı üzerine sanığın oturumdan çıkartılarak tanığın sorgulanmasına devam edilmesi, gibi uygulamalarla sanıkların savunma hakkı kısıtlanarak adil yargılama haklarının ihlal edilmesi; 11-Tanık sıfatıyla soruşturma ve kovuşturma aşamasında ifadesi tespit edilmediği gibi, bir kısım beyanın da zora dayalı olup yasak delil niteliğinde bulunduğu anlaşılmasına rağmen .... isimli kişinin ifade görüntülerinin duruşmada izlettirilmesi ve mahkemenin gerekçeli karardaki ''Ancak ses kaydındaki ifadenin kötü muamele sonucu tespit edildiğine dair şüphe oluştuğundan'' tespitine rağmen bu beyan ve ifadelerinin hükme esas alınması suretiyle CMK'nın 206/2-a ve 217/1. maddesine aykırı davranılması; 12- Mahkeme başkanınca, sanık ve müdafilerinin soru sorma hakların uygun şekilde yapılmadığı gerekçesiyle engellenmesi nedeniyle, a) Sorulara itiraz eden sanık ve müdafilerinin itirazlarının usul ve yasaya uygun gerekçelerle reddedilmesi gerekirken, duruşma görüntüleri ve tutanak içerikleri ile uyumlu olmayacak biçimde disiplini bozdukları gerekçesiyle reddedilmesi; b) 24.01.2012 tarihli oturumda sanık ...'in maddi tespit yaparak tanığa soru sorma isteminin ve benzer şekilde bazı sanık veya müdafilerinin aynı şekilde soru sorma taleplerinin kabul edilmeyerek tanığı sorgulama hakkının ve dolasıyla savunma hakkının kısıtlanması; c) 17.04.2012 tarihli oturumda sanık ....'in, tanığa sorduğu soruya yanıt alamamasından dolayı aynı soruyu tekrarlaması üzerine sorunun mükerrer olduğu gerekçesiyle tanığa yöneltilmesine izin verilmemesi ve benzer şekilde başka sanık ve müdafilerinin sorularının engellenmesi; 13- Kimliğinin gizlenmesine karar verilen tanıkların, kimliklerinin açığa çıkması engellenecek şekilde kamera kayıtlarının, sanık ve müdafilerine verilmeyerek ifade çözüm tutanaklarının gerçeği yansıtıp yansıtmadığına dair sanıklara ve müdafilerine denetim imkanı sağlanmadan, bu ifadelerin hükmü esas alınarak CMK 217. maddesine aykırı davranılması; 14- Sanıklar..... ve ... hakkında gerekçede belirtilen tanık .....'in kolluk ifadesinin dosya kapsamında bulunmaması, gerekçeli kararın dipnotla bilgi notunda atıf yaptığı, gizli tanığın ifadesinin imzasız örneğinin dosya arasına alınması; 15- Dosya kapsamında, CMK'nın 58/3. maddesi ve Tanık Koruma Kanunu kapsamındaki düzenlemeleri göz önüne alındığında tanıkların hazır bulunanların huzurunda dinlenmelerinin ne şekilde haklarında ağır bir tehlike teşkil ettiği ve bu tehlikenin başka türlü önlenemeyeceği ya da maddî gerçeğin ortaya çıkarılması açısından tehlike oluşturacağının hususlarında sebep gösterilmeden ve herhangi değerlendirmede bulunmadan tanığın talebi üzerine tanığın kapalı oturum dinlenilmesine, tanığın duruşma salonu dışında bulunan tanık odasına alınarak orijinal ses ve görüntüsünün duruşma salonuna aktarılmak veya görüntüsünün değiştirilerek aktarılmak suretiyle dinlenmesi şeklinde tanık koruma tedbirlerine karar verildiği; 16- Gizli tanık sıfatı bulunmayan tanıkların, örneğin tanıklar ...., ..., ..., ....'ın dinlenilmesinde olduğu gibi yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeksizin duruşma dışında kapalı bir oda içinde görüntü aktarımı suretiyle ifadesinin tespiti yoluna gidilerek CMK'nın 200. maddesine muhalefet edilmesi; 17- Sanık ....'in müdafisi olarak görev yapan Av. ....ile sanık ...'ın müdafiisi olarak görev yapan Av. ....'ın Avukatlık Kanunu 36. maddesinde belirtilen usule aykırı şekilde tanık olarak ifadesinin hükme esas alınması; 18- .... mensuplarının dinlenilmesi hususunda 2937 sayılı ... Kanunu'nun 29. maddesine aykırı davranmak suretiyle emekli ..... mensubu ' ün tanık olarak dinlenilmesi ve beyanlarının hükme esas alınması; 19- Yargıtay 11. Ceza Dairesinin (İlk Derece Sıfatıyla) 13.11.2015 tarih 2012/1 Esas- 2015/4 Karar sayılı kararında gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu tespit ve kabul edilen ve haklarında bu nedenle soruşturma yürütülen gizli tanık ...ve gizli tanık ...'un beyanlarının hükme esas alınması; 20-Mahkeme tarafından, bir kısım sanıkların ... Düşünce Derneği'nin yönetimini ele geçirildiğinin kabul edilmesi karşısında, sanık ....'dan önce dernek başkanlığını yapan....nın tanık sıfatıyla dinlenilmesinin gerektiğini gözetilmemesi; 21-Tanık ... gibi bir kısım tanıkların, sanıkların savunmaları doğrultusunda lehe anlatımda bulunmalarına rağmen bu tanıkların ifadesini niçin itibar edilmediğinin tartışılıp karar yerinde gösterilmemesi; 22-Kimliğinin gizlenerek dinlenilmesine karar verilen tanıkların dinlenilmesinde, a) Dosya kapsamında, CMK 58/2. maddesi ve Tanık Koruma Kanunu kapsamındaki düzenlemeleri göz önüne alındığında tanık olarak dinlenecek kişilerin kimliklerinin ortaya çıkması ne şekilde haklarında kendileri veya yakınları açısından ağır bir tehlike oluşturacağı hususunda sebep gösterilmeden ve herhangi bir değerlendirmede bulunmadan, tanığın talebi üzerine kimliğinin gizlenerek dinlenilmesi, tanığın duruşma salonu dışında bulunan tanık odasına alınarak orijinal ses ve görüntüsünün duruşma salonuna aktarılmak; görüntüsünün veya sesinin değiştirilerek aktarılmak suretiyle dinlenmesi şeklinde tanık koruma tedbirlerine karar verilmesi; b) Tanığın kimliğinin aleniyet kazanmasına (gizli tanık ..., gizli tanık 9 ) veya kimliğini açıklayarak beyanda bulunmak istenmesine; tanıkların kimliklerinin açıklanarak(gizli tanık ...) veya orijinal ses/görüntüsüyle (gizli tanık 17, gizli tanık ...) dinlendiği halde bu tanıklar hakkında alınan koruma tedbirlerinin gerekliliği ve yararlılığı kalmadığı anlaşılması rağmen koruma tedbirlerinin kaldırılmadan tanığın dinlenmesi ve sorgulamasının yapılması; c) Yüksek güvenlikli cezaevlerinde hükümlü olarak bulunan .... ve .... gibi kişilerin devletin koruması altında olduğu halde, tanıkların kimliklerinin ortaya çıkması ne şekilde haklarında kendileri veya yakınları açısından ağır bir tehlike oluşturacağı hususunda değerlendirme yapılmadan ve koruma tedbiri gerekçeleri açıkça belirtilmeden kimliklerinin gizlenerek dinlenilmesi; d) Gizli tanıkların kimliğinin açığa çıkmaması gerekçesiyle güvenilirliği ve sözlerinin doğruluğu tespit edecek nitelikte soruların sorulmasına engel olunması suretiyle CMK'nın 58/1.maddesine aykırı davranılması, Usul ve yasaya aykırıdır. B-SAVUNMA CMK'nın 147. maddesinde, ifade ve sorgunun tarzı düzenlenmiş olup, bu maddede şüpheli ya da sanığa yüklenen suçun kendisine anlatılarak, suçlama hakkında açıklamada bulunmayabileceği, şüpheden kurtulmak için somut delillerin toplanmasını isteyebileceği ve müdafii yardımından yararlanabileceğine ilişkin haklarının hatırlatılması gerektiği belirtilmiştir. CMK'nın 148. maddesinde ise ifade alma ve sorgudaki yasak usuller düzenlenmiş olup, bu usullerle tespit edilen ifadelerin delil olarak değerlendirilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Keza müdafii hazır bulundurulmaksızın kollukça alınan ifade, hakim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz kuralı getirilmiştir. Kanunda açıkça belirtilmemiş olmakla birlikte doktrinde ifade ve sorgunun, günün makul saatlerinde, zorunlu durumlar haricinde gece yapılmaması, şüpheli veya sanığın yaşı, fiziksel ve ruhsal dayanıklılığı, sağlık durumu gibi faktörlerin ifade alma ve sorgunun süresini belirlemede dikkate alınması gerektiği, yirmi dört saatlik dilim içerisinde sekiz saatten fazla ifade alma işlemine devam edilmemesi bu sürenin de kesintisiz olmayıp asgari her iki saatte bir ara verilmesi gerektiği belirtilmektedir. (Prof. Vahit Bıçak, Suç Mahkemesi Hukuku, Ankara 2010, sh 545) AİHS'nin 6. maddesinin (3). fıkrasının (c) bendinde hakkında bir suç isnadında bulunulan kişinin “Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafiinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek” hakkı bulunduğu belirtilmiştir. Sanık kendisini bizzat savunma hakkına sahip olduğu gibi bir müdafi yardımıyla savunma hakkına da sahiptir. Ancak müdafi ile temsil edilme hakkı bakımından önemli olan, yargılamaya bir bütün olarak bakıldığında, sanığın müdafi yardımından etkili bir biçimde yararlanmış olmasıdır. AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (a) bendi ile hakkında bir suç isnadında bulunulan kişinin "Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak" hakkına yer verilen (b) bentlerinin birbiriyle bağlantılı olduğunu; suçlamanın nedeni ve niteliği hakkında bilgilendirilme hakkının, şüphelinin veya sanığın savunmasını hazırlama hakkı ışığında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir (AİHM Pelissier ve Sassi/ Fransa) Savunmanın hazırlanması için gerekli zamana sahip olma hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde belirtilen "meşru vasıta ve yollardan yararlanmak" kavramının kapsamındadır. (AYM, 1992/39, 16/6/1992). Bu hak gereğince sanığa ve müdafiine savunma için gerekli hazırlıkları yapabilecekleri zamanın verilmesi gerekmektedir. Aynı şekilde suçun hukuki nitelendirmesinin değişmesi halinde de savunmanın yeniden hazırlanması için gerekli zaman ve kolaylıklar sağlanmalıdır. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 226. maddesi ile de “sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez. Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında da aynı hüküm uygulanır. Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir. Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler varsa müdafiine yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır” hükmü getirilmiştir. Ancak kanun koyucu bu düzenlemeyle iddianamede anlatılan eylem değişmemiş olmakla birlikte, o eylemin hukuksal niteliğinde değişiklik olmasını anılan ilkeye aykırı görmemiş, bu gibi hâllerde sanığa ek savunma hakkı verilerek değişen suç niteliğine göre bir hüküm kurulmasına olanak sağlamıştır. Bu düzenlemenin bir sonucu olarak mahkeme, eylemin hangi suçu oluşturacağına ilişkin nitelendirmede iddia ve savunmayla bağlı değildir. Yargılamaya konu olayların mahiyeti, iddianame, mütalaa ve birleşen dosyalar ile tüm dosya kapsamı dikkate alınarak, savunma hakkını kısıtlamayacak şekilde her bir sanığın bireysel durumları göz önüne alınarak savunmasını yapması için gerekli makul sürenin sağlanması gerektiği gözetilmeyerek tüm sanıklar yönünden birleşen dosyada savunmayı 1 veya 2 tam duruşma günü, esas hakkındaki savunmayı 1 veya 2 saat, sözlü talepleri ise 15 dakika ile sınırlandırılmasına kararlar verilerek savunma haklarının kısıtlandığı belirlenmiştir. Müdafii yardımından yararlanma hakkı, savunma hakkının vazgeçilmez bir unsurudur. Nitekim CMK'nın 149. maddesi "şüpheli veya sanık soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafiinin yardımından yararlanabilir" diyerek bunu ifade etmektedir. Soruşturma evresinde olduğu gibi kovuşturma evresinde de müdafiin sanıkla görüşme, sorgu süresince yanında olma ve hukuki yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz. CMK'nın 150. maddesi iki halde yargılamada müdafii bulundurma zorunluluğu getirmiştir. Bunlardan birincisi sanığın çocuk ya da sağır dilsiz veya kendini savunamayacak derece malül olması; ikincisi ise, alt sınırı en az beş yıl hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada özel müdafii bulunmayan sanığın istemi aranmaksızın bir müdafii görevlendirilir. Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında avukatın, şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukuki yardımda bulunma hakkı yukarıda belirtilmiştir. (CMK'nın m. 149/3) Soruşturma aşamasında kısıtlama kararı bulunmadığı sürece dosya içeriğini inceleyebilir ve istediği belgelerin örneğini harçsız olarak alabilir. (CMK'nın m. 153/1-2) İddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiği tarihten itibaren dosya içeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleri inceleyebilir, bütün tutanak ve belgelerin örneklerini alabilir. (CMK m. 153/4) Öte yandan CMK'nın 154. maddesine göre "sanık vekaletname aranmaksızın müdafii ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Sanığın müdafiiyle yazışmaları denetime tabii tutulamaz. 5275 sayılı Kanunun 114/5. maddesine göre, tutuklunun müdafii ile olan haberleşme ve kurum düzeni çerçevesinde temas ve görüşmelerine hiçbir suretle engel olunamaz ve kısıtlamalar konulamaz. Aynı Kanun'un 86/4 maddesine göre de Ceza infaz kurumlarına giren avukatlarca savunmaya ilişkin olduğu yazılı olarak beyan edilerek belge ve dosyalar incelemeye tabii tutulamaz. Müdafiin kovuşturma evresinde hazır bulunma yetkisi CMK'nın değişik hükümlerinde düzenlenmiştir. Kanunun mecburi müdafiiliği kabul ettiği hallerde (CMK'nın m. 150) müdafiinin duruşmada hazır bulunması zorunludur (CMK m.188/1). Bu nedenle CMK'nın 191/1. maddesi uyarınca hazır bulunup bulunmadığı saptandıktan sonra duruşmaya başlanmalıdır. CMK'nın 197. maddesi, sanık duruşmada hazır bulunmasa da müdafiin bütün oturumlarda bulunma yetkisine sahip olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle de duruşma günü mutlaka müdafiine bildirilmelidir. CMK'nın 216/1. maddesinde “Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanuni temsilcisine verilir.” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Anılan Kanun maddelerinde şüpheli veya sanığın savunmasını yapması için bir süre sınırlaması öngörülmemiş, Avrupa İnsan Hakları Sözleşme'sinin 6. maddesinin (b) bendinde belirtilen "Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak" hakkı, sanığın, duruşmada “savunmasını yapmak için de gerekli olan zaman ve kolaylıklara sahip olma” hakkını da kapsamaktadır. Ceza muhakemesinin sözlülük ilkesi uyarınca, sanığa ve yargılamanın diğer taraflarına duruşmada yeterli sürede söz hakkı tanınması esastır. Kovuşturma aşamasında müdafii, sanığa katılana tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yönetilmesinin gerekip gerekmediği mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde müdafii yeniden soru sorabilir. (CMK'nın m. 201/1) Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir. (CMK'nın m. 216/2) CMK'nın 150. maddesine göre görevlendirilen müdafii, duruşmada hazır bulunmaz veya vakitsiz olarak duruşmadan çekilir ya da görevini yerine getirmekten kaçınırsa, mahkeme derhal başka bir müdafii görevlendirilmesi için gerekli işlemi yapar. Bu durumda mahkeme oturuma ara verebileceği gibi oturumun ertelenmesine de karar verebilir. Bu madde ile müdafiin savunma faaliyetinin kısıtlanmasından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin pek çok kararında belirtildiği üzere (Artico v. İtalya; Goddi v. İtalya ve Kamaninski v. Avusturya kararları gibi, Prof. Dr. Veli Özer Özbek, Mehmet Nihat Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin yayınları Ankara 2012 sh.563) mahkemeye müdafiin görevini gereği gibi yerine getirip getirmediğinin denetlenmesi zorunluluğunu da getirerek müdafii yardımından yararlanma hakkının önemi ortaya konulmuştur. Eğer yeni müdafii savunmasını hazırlamak için yeterli zaman olmadığını açıklarsa oturum ertelenir (CMK m.151/2) Nitekim Avukatlık Kanunu'nun 134. maddesinde üstlendiği savunma görevinin gereklerini yerine getirmeyen veya görevinin gerektirdiği dürüstlüğe uygun biçimde davranmayan müdafii hakkında disiplin soruşturması yapılarak disiplin cezası verileceği hükme bağlanmıştır. 02.07.2012 tarihinde 6352 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılıncaya kadar uygulanan CMK'nın 252/1-d maddesi uyarınca mahkeme savunma hakkını sınırlama anlamına gelmeyecek şekilde sanık veya müdafiine makul bir süre vermek zorundadır. Savunma hakkının doğal sonuçlarından birisi de duruşmada hazır bulunma hakkıdır. 5271 sayılı CMK'nın 193/1. maddesinde istisnalar saklı kalmak üzere, “hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılamayacağı” hükme bağlanmıştır. Yine CMK'nın 189/1. maddesinde “Duruşmada, hükme katılacak hâkimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt katibinin ve Kanun'un zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması şarttır.” denilmek suretiyle zorunlu müdafiin de duruşmada hazır bulunması gerektiği belirtilmiştir. Duruşmanın düzen ve disiplini başlığı altında CMK'nın 204. maddesinde, “Davranışları nedeniyle, hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşıldığında sanık, duruşma salonundan çıkarılır. Mahkeme, sanığın duruşmada hazır bulunmasını dosyanın durumuna göre savunması bakımından zorunlu görmezse, oturumu yokluğunda sürdürür ve bitirir. Ancak sanığın müdafii yoksa, mahkeme barodan bir müdafi görevlendirilmesini ister. Oturuma yeniden alınmasına karar verilen sanığa, yokluğunda yapılan işlemler açıklanır.” ve 02/07/2012 tarihinde mülga CMK'nın 252/1-f. maddesinde ise “Mahkeme başkanı, duruşmanın düzenini bozan sanığı veya müdafii o günkü oturumun tamamına çıkmamak üzere, duruşma salonundan çıkartır. Bunların, sonra gelen oturumda da duruşmayı önemli ölçüde aksatacak davranışlara devam edecekleri anlaşılırsa ve hazır bulunmaları gerekli görülmezse, yokluklarında duruşmaya devam olunmasına mahkemece karar verilebilir. Bu karar, esasa ilişkin iddia ve savunmanın yapılmasına engel olacak biçimde uygulanamaz ve sanığın kendisini başka bir müdafi ile temsil ettirmesine izin verilir. Duruşma salonundan çıkartılan sanık veya müdafiin bundan sonraki oturumlarda da duruşmanın düzenini bozmakta ısrar etmeleri hâlinde, bir daha aynı dava ile ilgili oturumların tamamına veya bir kısmına katılmamalarına da karar verilebilir. Bu hüküm müdafi hakkında uygulandığı takdirde, durum ilgili baroya bildirilir...” şeklinde düzenlenmiştir. Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında, 1-Mahkeme tarafından, a-TCK'nın 311, 312, 313 ve 314/1 maddeleri ve diğer maddelerden haklarında kamu davası açılan sanıkların savunma süresini iki duruşma günü, TCK. 314/2 ve diğer maddelerden haklarında kamu davası açılmış sanıkların savunma süresini ise bir duruşma günü ile sınırlandırılması; b-Esas hakkındaki mütalaaya karşı, hakkında silahlı terör örgüt üyeliği suçundan cezalandırılması istenen sanıklar için sanık ve müdafii/müdafilerine toplam bir saat, hakkında silahlı terör örgüt üyeliği ile diğer suçlardan cezalandırılması istenen sanıklar için ise, sanık ve müdafii/müdafiilerine toplam iki saat sözlü olarak beyanda bulunma hakkı tanınması; c-Değişik iş kararıyla duruşma sürecinde, sanıklar ve müdafilerine tahliye ve lehlerine olan delillerin toplanmasını isteme amacına yönelik talep ve beyanlarının sunmaları için tanınan, ayrı ayrı yarımşar saat toplamda ise bir saat sürenin, daha sonra bu sürenin ayrı ayrı 15'er dakikalık süreye indirilmesine şeklinde karar verilmesi; d-Mahkemenin 18.03.2013 tarihli duruşmada sanıklar ve müdafiilere esas hakkındaki mütalaa, dosyada bulunan tüm bilgi, belge, rapor ve tanık beyanlarına karşı son savunmalarını hazırlamaları için bir daha ki duruşmaya denilerek 08.04.2013 tarihine kadar süre verilmesi; 2-Dava dosyasının 23 ayrı dosyanın birleşmesinden oluştuğu toplam 620 oturum yapıldığı ve yargılamanın yaklaşık 5 yıl sürdüğü duruşma yapılan yerin avukatların iş yerlerinden uzakta bulunan ....de yer alması nedeniyle duruşmalara katılımın zorlaştığı dikkate alındığında bir kısım sanıkların hakkın kötüye kullanması biçiminde bulunmayan kendisini duruşmalarda birden fazla müdafii ile temsil ettirme taleplerinin yüklenen suçların niceliği ve niteliği ile dosyanın kapsamı irdelenmeden yetersiz gerekçeyle her bir sanığın en fazla üç müdafi ile temsil edilmesi şeklinde karar vererek CMK'nın 149/2. ve 189. maddelerine aykırı davranılmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanması; 3-Sanıklara yüklenen suçların niteliği ve niceliği, dosyanın kapsamı dikkate alındığında sanıkların okunan belgelerle ya da dinlenen tanık beyanlarıyla ilgili müdafii yardımına ihtiyaç duyduğunda talepleri doğrultusunda duruşma disiplinini bozmadan bir arada bulunmalarına müsaade edilmeyerek CMK'nın 154. maddesine aykırı davranılmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanması; 4-Duruşmalar sırasında sanık müdafilerinin mikrofonları verilen süreyi aştıklarından bahisle kapatılarak hukuki yardım amacıyla oturumda sanıklarla görüşmelerine izin verilmeyerek, duruşma sırasında ve verilen aralara ilişkin kamera kayıtlarına göre işlem yapılmak suretiyle sanık müdafiilerinin görevlerinin yerine getirilmesine engel olunarak savunma hakkının kısıtlanması; 5-Ceza yargılamasının özelliklerinden birisi de sözlülük ilkesi olduğu halde, mahkemece sanıkların ve müdafilerin sözlü olarak yapmış oldukları usule ilişkin ya da eksik araştırma konularındaki taleplerinin yazılı olarak verilmesi istenerek bu ilkeye aykırı davranılması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması; 6-Müdafilik görevinin gereği gibi yerine getirilmesi amacıyla tanık dinletmek isteyen bazı sanık müdafilerinin ve sanık müdafisi olarak görev yapmakta iken cezaevinde bulunan müvekkillerinin görevleri gereği ziyaret eden ...... gibi bir kısım sanıkların bu eylemlerinin kanunen verilen görevin yerine getirilmesi nedeniyle hukuka uygunluk arz etmesine rağmen örgütsel ve suça ilişkin faaliyet olarak değerlendirilerek gerekçeye dayanak yapılması; 7-Bazı sanıklara istinat edilen suçlar zorunlu müdafii bulundurulmasını gerekli kılacak nitelikte bulunmasına rağmen bu sanıkların müdafilerinin bulunmadığı oturumlarda suçlamalarla ilgili beyanlarının alınması ve sorular sorulması suretiyle müdafiden yararlanma hakkının bertaraf edilmesi; 8-Mahkemenin yargılama sırasında verdiği gerek ara kararlarını gerekse mahkeme başkanının oturumun yönetimiyle ilgili kararlarını duruşma disiplinini bozmamak kaydıyla itiraz ve yeniden gözden geçirilmesini talep etme hakkının bulunmasına rağmen özellikle sanık müdafilerinin mahkeme başkanını duruşma idaresi kapsamında kalan söz hakkının süresi, sorulacak soruların belirlenmesi ya da usulü işlemlerle ilgili karar ve uygulamalarına yapmış oldukları itirazların kanuna aykırı olarak "mahkeme başkanına itiraz edilemeyeceği ve kararlarının tartışılamayacağı" gerekçesiyle dinlenmemesi; 9-Bir kısım sanık ve müdafilerinin, birleşen dava dosyalarının iddianamelerinin duruşmada yeniden okunması yönündeki taleplerin, birleşme öncesi ile ilgili davalarda okunduğu gerekçesiyle reddedilmesi; 10-Mahkeme tarafından oturum bitiminde talepler konusunda karar verilmesi yerine celse arasında karar verilmesine şeklinde karar verilip dosyanın esasına ilişkin mağdurların ve tanıkların dinlenilmesi, duruşmadan men kararları, bilirkişi görevlendirilmesi gibi bir çok işlemin tarafların katılımı olmadan dosya üzerinden değişik iş kararları ile verilmesi; 11-Mahkeme tarafından, dosya kapsamında bulunan CD, DVD, harddisk, bilgisayar ve imajları ile belgelerin kendilerine verilmesini isteyen sanıklar ...,.....,.....,.....,, bir kısım sanık ve müdafiilere, henüz soruşturmanın devam ediyor olması, belgelerin gizli kaşeli olması, kişisel verilerin bulunması gibi sebeplerle taleplerin reddedilerek savunma hakkının kısıtlanması; 12-....,.....,.....,....., gibi bir kısım sanıklar hakkında bu kurallara uyulmaksızın ve özellikle, zorunlu gerekçeler de gösterilmeksizin, kesintisiz uzun süreli geceleyin sağlıksız ve hazırlıksız şekilde ifade ve sorguların yapılarak CMK'nın 147 ve 148. maddelerine aykırı davranılması keza sanık olan .....'in kollukta alınan ifadesi sırasında ifade içeriği ile uyuşmayan ve kendisine sorulan sorularla ilgili varsayımsal düşüncelerini yazdığını belirttiği notların herhangi bir araştırma yapılmadan aleyhine kanıt olarak kullanılması; 13-İfadesi şüpheli ya da sanık sıfatı ile tespit edildiği anlaşılamayan ve CMK'nın 45-58. maddelerinde düzenlenen tanıklığa ilişkin kurallara da uygun şekilde alındığı anlaşılmayan, keza dosyada kendisine yasak sorgu yöntemleri uygulandığı konusunda kuvvetli şüphe oluşturan ses kayıtları bulunan .....'in anlatımlarının hükme esas alınarak, Anayasanın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma ilkesine aykırı davranıldığı gibi hükmün, ancak hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş kanıtlara dayandırılabileceğini emreden Anayasanın 38/6. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 217. maddelerine aykırı davranılması; 14-Bir suç şüphesi ile hakkında cezai soruşturma başlatılan ve o andan itibaren ‘şüpheli’ sıfatını taşıyan kişinin savunmasının ne şekilde ve hangi kurallara tabi olarak alınacağı CMK’nın 147. ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, sanık ....’ın gözaltına alınmasından sonra anılan düzenlemelerde yeri olmayan ve ‘mülakat’ adı verilen yöntemle, yasal hakları hatırlatılmadan ve müdafii yardımından da yararlanma imkanı tanınmadan beyanının alınması, bu beyanının adı geçen sanıkla birlikte ....gibi sanıklar hakkında da aleyhe delil kabul edilmesi suretiyle CMK’nın 147 ve 217. maddelerine muhalefet edilmesi; 15-Sanıkların CMK'nın 226. maddesi uyarınca ek savunma haklarının ihlali yönünden yapılan incelemede; a-Sanıklar ....,.....,.....,....., ve ..... hakkında 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçu nedeniyle ek savunma verilmeden TMK 5. maddenin uygulanması; b-Sanık..... hakkında TCK’nın 334/1, sanık .... hakkında ise TCK'nın 136. maddeleri uyarınca verilen hapis cezalarında, sanıklara ek savunma hakkı tanınmaksızın TCK’nın 43/1. maddesi uyarınca artırım yapılması; c-Sanık.....hakkında TCK'nın 327/1. maddesi uyarınca cezalandırılması için kamu davası açılmış ve esas hakkında mütalaada da aynı maddenin uygulanması talep edilmiş ise de sanığa ek savunma hakkı verilmeden TCK'nın 334/1. maddesinden hüküm kurulması; d-Sanık .... hakkında TCK'nın 314/3, 220/7. maddeleri delaletiyle 314/2. maddesi uyarınca cezalandırılması için kamu davası açılmış ve esas hakkında mütalaada TCK'nın 314/2. maddesi uygulanması talep edilmiş ise de sanığa ek savunma hakkı verilmeden ve esas hakkında mütalaaya karşı beyanı alınmadan hüküm kurulması; e-Sanık......'a atılı tüm suçları yönünden savunması alınmadan ve ayrıca TCK'nın 135. maddesinden cezalandırılması için kamu davası açılmış ise de sanığa ek savunma hakkı verilmeden ve esas hakkında mütalaaya karşı beyanı da alınmadan TCK'nın 136. maddesinden hüküm kurulması; 16-Duruşmada hazır bulunan sanık .....'nun mütalaaya karşı beyanı ve son savunması alınmadan karar verilmesi; 17-Sanıklar....,.....,.....,.....,....,.....,.....,....., gibi birçok sanık yönünden CMK'nın 252/1-f maddesinin 02.07.2012 tarihinde 6352 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmasına rağmen, mahkeme başkanının duruşma düzenini bozan sanık veya müdafiinin oturumların bir kısmına ya da tamamına katılmamalarına karar verilmesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması; 18- 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu’nun 81. maddesinin 1. fıkrasındaki “Asker kişiler, ifadelerinin alınması veya sorguları için bağlı bulundukları askeri birlik komutanının veya askeri kurum amirinin emri ile getirilirler.” düzenleme karşısında, 01.04.2010 tarihinde asker kişi olan Sanık ....,.....,.....,.....,’un soruşturma aşamasındaki ifadesinin Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü personelince alınması ve ifade esnasında askeri inzibat bulundurulmaması; 02.04.2010 tarihinde mahkemedeki sorgusu sırasında, CMK’nın 148. madde hükmü hatırlatılmaksızın, “kolluk ve Cumhuriyet savcılığında müdafii bulundurulmaksızın alınan ifadelerini kabul edip etmediği”nin sanığa sorulması ve anılan husustaki bu kabul beyanına istinaden kolluk ve savcılık beyanlarının delil kabul edilmesi; yine.... Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2010/118 esas sayılı dosyasının 26.01.2011 tarihli celsesinde de müdafii olmaksızın alınan kolluk ifadesinin, sanığa okunması suretiyle CMK’nın 148 ve 213. maddelerine muhalefet edilmesi; 19-Sanık .....'ın Cumhuriyet Başsavcılığında şüpheli olarak savunmasının alınmasından sonra 19.12.2008 tarihinde....F Tipi Cezaevinde kolluk tarafından bir kez daha ifadesinin alınması yoluna gidilerek CMK’nın 148/5. maddesine muhalefet edilmesi; Suretiyle sanıkların savunma hakları kısıtlanarak kanuna aykırı şekilde uygulama yapıldığı tespit olunmuştur. C-DELİLLERİN TARTIŞILMASI CMK'nın 206. maddesine göre, sanıkların sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya konularak tartışılması ve gerektiğinde reddi aşamasına geçilir. Maddeye göre delillerin ortaya konulması, tanıkların ve bilirkişilerin dinlenmesi, diğer ispat araçlarının ileri sürülmesi, incelenmesi, irdelenmesi, açıklanması ve tartışılması demektir. Asıl olan bütün delillerin, ispat araçlarının soruşturma ve duruşma hazırlığı evresinde bir araya getirilmesi ve böylece davanın bir duruşmada bitirilmesidir. Ancak, ceza yargılamasının amacının, maddi gerçeğe ulaşmak olması nedeniyle hakim, taraflarca ikame edilen kanıtlarla bağlı değildir. Mahkemenin kendiliğinden duruşma aşamasında kanıt toplaması olanaklıdır. Hüküm, duruşmada ortaya konulan delillere dayanır. Çünkü, bu deliller tartışılmış, taraflar bunlara karşı diyeceklerini bildirmişlerdir. Tartışılmayan bir delil hükme esas alınamaz. Sözlülük ilkesi nedeniyle kural olarak tanığın duruşmada dinlenmesi ve önceki anlatımının okunulmasıyla yetinilmemesi gerekir. Maddenin ikinci fıkrasına göre, ceza yargılamasında kural her şeyin delil olabilmesidir. Ancak, yine de delillerde kimi özellikler aranmaktadır. Bunlar, -Deliller hukuka uygun olarak elde edilmelidir. Hukuka aykırı elde edilen deliller hükme esas alınamazlar. CMK'nın 217. maddesinde yüklenen suçun ancak hukuka uygun delillerle ispat edilebileceği öngörülmüştür. -Delillerin, ispat açısından önemli olması gerekir. İspat açısından bir yararı ya da etkisi yoksa delil olamaz. -Ortaya konulması istenen delilin davayı uzatmak maksadıyla bildirilmemesi gerekir. Sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa, isteğin reddi gerekir. Deliller gerçekçi olmalıdır, beş duyu organıyla öğrenilmelidir. Tanık beyanı, bilirkişi raporu dış dünya ile ilgili olmakla delil niteliğindedir. Ancak dış dünya ilgili olmayan hayali şeyler ya da afaki varsayımlar veya çıkarımlar delil olmazlar. Delillerin akılcı olması şarttır. Olayla ilgisi olmayan şeyler delil olamaz. Hakimlerin kişisel bilgi ve kanaati delil olmaz. Kişisel bilginin delil olabilmesi için hakim değil tanık olması gerekir. Delili yalnızca Cumhuriyet savcısı ya da hakimin öğrenmesi yeterli olmayıp tarafların da öğrenip tartışması zorunludur. Mahkemenin ilk ve asli hedefi, gerçeği ortaya çıkartmaktır. Bu nedenle istek üzerine delilleri ikame edilebileceği gibi, mahkemenin kendiliğinden tanık ve bilirkişi çağırması ve başkaca kanıtların getirilmesini istemesi de olanaklıdır. Kural olarak, çağrılan tüm tanıkların ve bilirkişilerin dinlenmeleri ve öteki kanıtların ortaya konulmaları gerekir ise de, dinlenen bir bölüm tanığın anlatımıyla ve bilirkişinin görüşünün alınmasıyla olayın hiçbir, kuşkuya yer bırakmayacak biçimde çözümlenmesi durumunda, zaman kaybına ve gereksiz uğraşıya yol açılmaması için, geride kalan tanık ve bilirkişiler dinlenilmemelidir. Aksi halde tüm kanıtların ortaya konulması zorunluluğu, yargılamayı uzatmayı amaçlayan kötü niyetlilerin işine yarayacaktır. Bu nedenlerle, kanıtların reddi ve sınırlandırılması durumlarını somutlaştırırsak, aşağıda ortaya konulmak istenen delillerin reddi gereklidir. “a-Kanıt gösterilmesine yasal olanak yoksa, b- Durum kanıt gerektirmeyecek biçimde açık ise, c- Kanıtlanması istenilen olayın karara etkisi yoksa ya da daha önce kanıtlanmış bir hususa ilişkin ise, d- Kanıt amaca elverişli değilse, e- Kanıtın elde edilmesi olanaksız ise, f- Kanıt gösterilmesi isteği işi uzatmak amacıyla yapılmış ise, g-İleri sürülen olay gerçek olarak kabul edilecek nitelikte ise, gösterilen kanıtın reddi gerekir.” Maddede belirtilen bu hükümlerin, değişik aşamada gösterilen tüm tanık ve bilirkişiler için uygulanması olanaklıdır. Cumhuriyet savcısı, sanık ve varsa katılanın, söz birliği etmeleri durumunda mahkemenin herhangi bir kanıttan vazgeçmesi mümkündür. Ancak bir yargıya ulaşması için gerekli ise, mahkemenin, tarafların vazgeçme isteklerini reddederek, kanıtı incelemesi ya da dinlemesi gerekir. Vazgeçme mahkemeyi bağlamaz. Katılan, kişisel haklarını kanıtlamak için gösterdiği kanıtlardan, C. Savcısının ve sanığın uygun beyanlarına gerek olmadan, her zaman tek yanlı olarak vazgeçebilir. Ceza yargılamasının amacı hiçbir duraksamaya yer vermeden maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Gerçeğe ulaşılabilmesi için sanığın leh ve aleyhindeki delillerin dava sonuçlanıncaya kadar her zaman toplanabilmesi olanaklıdır. CMK'nın 217. maddesi gereğince, bir delilin veya ispat olunacak vakıanın geç ileri sürülmesi, bu kanıt veya olgunun ileri sürme talebinin reddini gerektirmemektedir. Yargılamanın süratle bitirilmesi ilkesi asla maddi gerçeğin ortaya çıkarılması gayesinin önüne geçmemelidir. Delillerin reddi kararı, gerek tarafları gerekse toplumun adalet beklentisini karşılayacak derecede akla, hukuka uygun ve yeterli gerekçelere dayanmalıdır. CMK'nın 206 ve devamı maddelerinde delillerin ortaya konulmasına ilişkin düzenlemelere yer verilmiş, anılan Kanunun 216. maddesinde ise delillerin tartışılmasının usulü ve sonlandırılması açıklanmıştır. CMK'nın 208. maddesinde aynı yasanın 68. maddesine uygun olarak dinlenen tanıkların ifadelerinden sonraki işlemler, 209. maddesinde naip ve istinabe yoluyla sorgusu yapılan sanığa ait sorgu tutanakları ile aynı yöntem ile dinlenen tanık ifade tutanakları, muayene ve keşif tutanakları gibi delil niteliğindeki belge ve diğer belge ile bilgilerin duruşmada okunması, 211. maddede duruşmada önceki ifadesi okunmakla yetinilecek tanık ya da suç ortağının belirlenmesi, 212 ve 213. maddelerde hangi hallerde tanığın ve sanığın önceki ifadesinin 214. maddede de bir açıklama ve görüşü içeren resmi belge ve diğer yazıların, muayene ve doktor raporlarının okunmasından sonra hangi hallerde bu belgeleri düzenleyenlerin duruşmaya çağrılabileceği düzenlenmiştir. Duruşmada okunup tartışılmayan delillerin hükme esas alınmaması prensibinin bir sonucu olarak, olayın tek delililin bir tanık açıklamasından ibaret olması durumunda, daha önce yapılan yazılı ifade tutanağının dinleme yerine geçmeyeceği belirtilmiştir. CMK'nın 215. maddesinde, delillerin ortaya konulmasında yani, beyanların tespiti ve belgelerin okunmasından sonra bunlara karşı katılan veya vekiline Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine diyeceklerini bildirme hakkı düzenlenmiştir. Bu kişilerin yokluğunda beyanlar tespit edilip belgeler okunmuş ise, hazır bulundukları ilk oturumda bu kanıtlara karşı diyeceklerin sorulması gerekir. Ancak söz konusu kişilerin diyeceklerinin sorulması için çağrılmaları öngörülmemiştir. CMK'nın 216. maddesinin 1. fıkrasında ise, ortaya konulan deliller ile ilgili tartışma aşamasında söz sırası düzenlenerek, 2. fıkrada esasa ilişkin açıklamaların (esas hakkındaki mütalaa ve savunmanın) usulü ve son olarak 3. fıkrada hükümden önceki son sözün sanığa verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Ceza yargılamasının amacı olan maddi gerçeğin açığa çıkarılması için sanığın sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya konulması ve tartışılması aşamasına geçilir. Ceza yargılamasında maddi gerçek iddia ve savunma makamlarının görüşlerinin tartışılması sonucunda ortaya çıkar. Hâkim de kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Delillerin tartışılmasında hazır bulunan taraflardan kimin hangi sıra ile söz alacağı, cevap haklarını nasıl kullanacakları ve duruşmanın en son kimin sözü ile bitirileceği CMK'nın "Delillerin tartışılması başlıklıklı" 216. maddesinde: "1)Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanuni temsilcisine verilir. 2)Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanuni temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanuni temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir. 3)Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir" şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre delillerin tartışılmasında ilk önce söz katılana veya vekiline, daha sonra Cumhuriyet savcısına ve en son olarak da sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir. Görüldüğü üzere kanun koyucu, önce iddia, daha sonra da savunma makamını teşkil edenlerin söz alıp görüşlerini açıklaması gerektiğini kabul etmiştir. Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanuni temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanuni temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir. 5271 sayılı CMK'nın 216. maddesinin birinci fıkrasındaki delillerin tartışılmasındaki söz sırasına ilişkin kural ile üçüncü fıkrasındaki hükümden önce son sözün hazır bulunan sanığa ait olduğu kuralı nitelikleri ve kurala aykırılığın hukuki sonuçları itibari ile birbirinden farklıdır. Delillerin tartışılmasındaki söz sırasına ilişkin kural gerek son oturumda gerekse ara oturumlarda uygulanması gereken genel bir kural iken, son sözün hazır bulunan sanığa ait olduğu kuralı delillerin tartışılması aşamasının tamamlanmasından sonra son oturumda sanığa tanınan bir haktır. Sanığın son söz hakkını kullanmasından sonra tekrar duruşmaya geri dönülmez ve artık hüküm kurulur. Delillerin tartışılması sırasında sanık ister duruşmada hazır bulunsun isterse bulunmasın son sözün sanık müdafiine verilmesi gereklidir. Kanun koyucu söz sırasında sanık müdafiini sanıktan sonra saymıştır. Hükümden önce son söz hakkı ise Kanun'un açık ifadesinden de anlaşıldığı üzere sadece hazır bulunan sanığa aittir. Sanığın hükümden önceki son söz hakkı tıpkı ifade ve sorgu gibi şahsi bir haktır ve sanığın bizzat kendisi tarafından kullanılmalıdır. Sanık müdafii için nasıl ki temsilcisi denilerek sanığın yerine sorgulanamaz ve ifadesi alınamaz ise, sanığın hazır olduğu oturumda da son söz hakkını kullanamaz. İnceleme konusu somut olayda, mahkemece CMK'nın 206. maddesi uyarınca sanıkların sorgusu tamamlandıktan sonra bir kısım tanıkların dinlendiği devamında ve bazı oturumlarda dosyaya konulan belgelerin okunduğu ancak içeriklerinin açıkça anlatılmadığı bu aşamadan sonra, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaası alınıp sanık ve müdafiilerinin esasa ilişkin savunma yapması istenilmiş olmakla; CMK'nın 215. maddesi uyarınca dinlenen tanıkların, suç ortaklarının ve bilirkişilerin dinlenmesinden sonra ve okunmasında yasal engel bulunmayan her bir belgenin açıkça okunmasından sonra bu beyan ve belgelere karşı sırasıyla katılan veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine diyecekleri ile beyan ve belgeler üzerindeki değerlendirilmeleri sorulduktan ve bu şekilde delillerin maddi olaylara ve hukuka uygun olup olmadıklarının belirlenmesinden sonra sırasıyla katılan ve vekilinin esasa ilişkin beyanları ile Cumhuriyet savcısının esas hakkında mütalaası alınıp devamında yine CMK'nın 216. maddesi uyarınca sanıklara ve müdafilerine esas hakkındaki savunmaları sorulup akabinde hazır bulunan sanıklara son sözleri verilmesi gerekirken bu yargılama kurallarına uyulmadan yazılı şekilde hüküm kurulması suretiyle CMK'nın 215 ve 216. maddelerine aykırı davranılması tüm sanıklar yönünden bozma nedeni olarak kabul edilmiştir. D-MAHKEME KARARLARINDAKİ GEREKÇE ZORUNLULUĞU Anayasanın 141/3. maddesinde "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli yazılır." Buna paralel hüküm içeren 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın 34. maddesinde de "Hakim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil gerekçeli yazılır" hükümleri yer almaktadır. Mahkumiyet hükmünün gerekçesinde gösterilmesi gereken noktalar ise CMK'nın 230. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre sırayla, “a)İddia ve savunma, bunların dayandırıldığı ve mahkemece toplanan kanıtların neler olduğu, b)Kanıtların tartışılması, değerlendirilmesi ve reddedilen veya kanıtlama yönünden üstün tutulan ve kabul edilen kanıtlar ve nedenleri, c)Tüm bunların ışığında ulaşılan kanı, sanığın suç oluşturduğu kabul edilen eylemi, bunun yasal unsurları ve nitelendirmesi, uygulanacak kanun maddesi, d)Cezayı ağırlatan ve hafifleten yasal ve değerlendirmeye bağlı nedenlerle cezayı kaldıran yasal nedenlerin bulunup bulunmadığı, bunlara ilişkin istemlerin kabul veya reddiyle temel cezanın belirlenmesine ilişkin nedenler, e)Cezanın ertelenmesi, tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirinin uygulanmasına yönelik veya bu konulardaki istemlerin kabul veya reddine ilişkin dayanaklar gösterilecektir. Açıklanan bu usul kuralları buyurucu nitelikte olup, uygulamaması 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK'nın 308/7 (5271 sayılı CMK'nın 289/1-e) maddesi uyarınca kesin bozma nedenini oluşturur.” AİHS'nin adil yargılama hakkını düzenleyen 6. maddesinde gerekçeli karar hakkı açıkça yer almamaktadır. Buna karşılık AİHM, demokratik toplumda tuttuğu çok önemli yer nedeniyle dar yorumlamanın amaca uygun olmayacağını ifade ettiği, AİHS'nin 6/1. madde hükmüne ilişkin olarak, mahkemelerin kararlarında gerekçe vermekle yükümlü oldukları yorumunda bulunmaktadır. (Delcourt/Belçika, 17 Ocak 1970 Par. 25) Bu itibarla, gerekçeli karar hakkı hakkaniyete uygun yargılama ilkesi kapsamında tanınan içtihadî bir haktır ve mahkeme ceza yargılaması sonucunda verilen kararların gerekçeli olmasının demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez ögelerinden birisi olduğunu belirtmiştir. Bir yargı kararının gerekçesiz olması, adil yargılanma hakkının ihlalini oluşturacağı gibi, yetersiz bir gerekçe de aynı sonucu doğuracaktır. (H/ Belçika kararı 30 Kasım 1987) Dairemizce de benimsenin Yargıtay CGK'nın 25.01.2011 tarihli 2010/7-192 E. 2011/01 K. sayılı ve benzer nitelikteki diğer kararlarında belirtildiği üzere; Karar sorun/iddia, gerekçe ve sonuç bölümlerinden oluşmaktadır. Gerekçe kısmında, delillerle sonuç arasındaki bağ yani neden bu sonuca ulaşıldığı anlatılmalı ve hukuki nitelendirmeye yer verilmelidir. Gerekçe, hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun açıklaması olduğuna göre dosyadaki bilgi ve belgelerin yerinde değerlendirildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olmalıdır. Yeterli ve yasal bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi yasa koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek ve yargısal denetimin yapılmasına kolaylık sağlamak için hükmün gerekçeli olması gerekir. Hükmün mantıksal dayanağını oluşturan gerekçe, somut olaya, akla, mantığa, bilimsel görüşlere ve yargısal içtihatlara dayalı olmalıdır. Bu özellikleri taşıyan bir gerekçe, kararların daha isabetli verilmesini sağlar, tarafları tatmin eder, yasa yolu aşamasında kararların denetimine olanak sağlar, ayrıca bilimsel ve içtihat hukukunun gelişmesine olanak tanır. Yargı yetkisinin “Türk Milleti Adına” bağımsız mahkemelerce kullanılacağı yolundaki Anayasa kuralı ile bütün mahkemelerin her türlü kararlarını gerekçeli olması kuralı arasında doğrudan bağlantı vardır. Takdir hakkının kullanılması mahkemeye verilmiş bir yetkidir ve yetkinin yerinde kullanılıp kullanılmadığının denetimi ancak gerekçeyle yapılabilir. Takdir yetkisinin keyfi kullanımı ancak gerekçe denetimiyle engellenir. Hükmün nedeni olarak da tanımlanan gerekçenin öğrenilmesi hakkı sadece dava taraflarının değil kamunun da hakkıdır. Bu durum gerekçenin tam ve gerçeğe dayalı olmasını zorunlu kılar. Zira yerleşik Yargıtay içtihatlarında da ısrarla belirtildiği üzere gerekçe yetersiz ve gerçek durumu yansıtmıyor ise hak ihlali olduğu açıktır. Mahkeme kararları tarafları ve herkesi inandıracak ve Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde olmalı, Yargıtay'ın gerekçelerle tutanak denetimini yapması ve bu açıdan disiplin işlemlerini yerine getirmesi için, kararın dayandığı tüm verilerin, bu veriler konusunda mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddia, savunma ve tanık anlatımlarına ilişkin değerlendirmelerin açık olarak gerekçeye yansıtılması, belirsiz, kapalı ve duraksamalı söylemlerden kaçınılması ve genelleme yapılmaması gerekir. Aralarında bağlantı kurulmadan, sadece delillerin art arda sıralanması "yeterli ve geçerli" bir gerekçe değildir. Dayanılan gerekçe ile birlikte, iddia, savunma, sanığın lehine ve aleyhinde olan delillerin tartışılması, suçun kanuni unsurlarının yanı sıra sabit kabul edilen ve edilmeyen olayların kararda gösterilmesi gerekmektedir. Hangi delillere hangi gerekçeyle üstünlük tanındığının gerekçeye açıkça yansıtılması gerekmektedir. Öte yandan, cezanın kişiselleştirilmesinde gösterilecek gerekçe, sanığın kişiliği ile ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini de gösterecek biçimde dosya içeriğine uygun, geçerli ve yasal olmak zorundadır. Yine mahkemece, ceza tayin edilirken cezanın maddede yazılı alt sınırın üzerinde belirlenmesi halinde gerekçenin TCK'nın 61. maddesinde belirtildiği şekilde, suçun işleniş biçimini, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yeri, suçun konusunun önem ve değerini, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, failin kast veya taksirine dayalı kusurunun ağırlığını, failin güttüğü amaç ve saiki göz önünde bulundurarak ilgili bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli olması gerekir. Hakimin vicdani kanaati, davada oluşmalıdır ve delillerin tartışılıp hükmün oluşmasında önem arz eden bu kanaatin dava dışı bilgilerden, inançlardan ortaya çıkması çok tehlikelidir. Hakime etki edebilecek olan her husus, kurallara uygun olarak kanıtlanmalıdır. Mahkeme kararında, duruşma dışı bazı olayların ve davranışların yan delil olarak gösterilmesi doğru değildir. Hakimin kendi bilgisi de hükme dayanak yapılamaz. Yalnız vicdani kanaate dayanan bir kabul, her zaman gerçeğe uygun düşmez. Bir şeyin şüpheli olarak kabulü, reddi anlamına gelmelidir. Vicdani kanaat kendi başına hüküm sebebi olmaz, isnadın doğruluna veya yanlışlığına vicdanen kanî oluncaya kadar hakimin delil araştırmaya devam etmesi gerekir. O halde vicdani kanaat, delil değildir. "Gerekçe" ile "hukuki gerçek" farklı olamaz. Terim çoğaltmak, açıklamak gerekçe sayılmaz. Vicdani kanaat "delillerin takdiri" bakımından önemlidir. Bu dahi delillerin mevcut olmasını gerektirir. Bu delillerin rasyonel ve realist olmaları zorunludur. Subjektif nitelikte bulunan vicdani kanaat gerekçe sayılamaz. Hakimin delilleri toplama ve toplanmış delilleri takdiri aynı şey değildir. Hakimin delilleri toplamasında takdir hakkı bulunmayıp, toplanmış olan delillerin takdirinde serbesttir. Ancak bu serbestlik de keyfilik değildir. Bu düzenlemeler ve açıklamalar doğrultusunda, 1-Dönemin Başbakanı ....hakkında Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu'nun 19.01.2011 tarih ve 198 karar sayılı Raporundaki çoğunluk görüşünde; “. .... Hastanesi'nde 17/05/2002-27/05/2002 tarihlerinde; tromboflebit, sol 9. kaburga kırığı, pulmoner tromboemboli, Parkinson hastalığı, Myastenia gravis, blefarit, osteoporoz, kontrole hipertansiyon tanıları ile yatırıldığı, önerilerle taburcu edildiği, 28/05/2002 tarihinde evde yapılan kontrolde; 7. ve 8. vertebra hizasının ödemli, palpasyonla ağrılı olduğu, çekilen filmlerde T8 kompresyon kırığı saptandığı, korse ile fiksasyon ve mutlak yatak istirahati önerildiği, evde kontrollere devam edildiği, 12/06/2002'de gece evde düştüğü belirtildiği, muayenede omurilik zedelenme bulgusu olmadığı, ısrarla yatak istirahati ve korse gerekliliği önerildiği, en son 02/07/2002 tarihli ev ziyaretine ait muayene bulguları olduğu, 30/05/2003, 11/06/2002, 28/07/2003 tarihlerinde ... Akademisi ve ..... Fakültesi Eğitim Hastanesi'nde anemi açısından ayaktan takip ve tedavisi yapıldığı, 22/08/2003-29/08/2003 tarihlerinde aynı hastanede yataktan düşme, kasılma, bilinç kaybı nedeniyle yatırıldığı, yapılan tetkiklerle epilepsi tanısı konulduğu, en son 01/05/2006 tarihinde intraventriküler kanama nedeniyle aynı hastaneye yatırıldığı, takip ve tedavisi sürerken 05/11/2006 tarihinde öldüğü bildirilen.... adına düzenlenen adli ve tıbbi belgelerde bulunan veriler birlikte değerlendirildiğinde; Kişinin ....Hastanesi'nde 17/05/2002-27/05/2002 tarihleri arasındaki yatışında; sol 9. kaburga kırığı, tromboflebit, pulmoner tromboemboli yönünden değerlendirildiği, uygulanan tedavilerin tıbben uygun olduğu, Myastania Gravise de uygun tedavi verildiği fakat Parkinson hastalığı açısından hastane ve evdeki tıbbi kayıtlar ve takiplerde tutulan notlarda eksiklikler dikkati çektiği, Parkinson hastalığının düzeyi, komplikasyon (unutkanlık, hipotansiyon, uyku problemleri) gelişip gelişmediğinin, ilaç kullanımı ile ilgili sorunların olup olmadığının not edilmediği, bunlardan dolayı hastanın son muayene bulgularının düzenli olarak değerlendirilmediği ve detaylı olarak bildirilmediğinden hastanın kliniğine göre dopaminerjik tedavi ve tedavinin dozlarının yeterli olup olmadığı hakkında kesin bir yorum yapılamamakla birlikte, evdeki takipte düşmelerin ön planda olduğu, iki taraflı Parkinson hastalığı olan olgunun orta veya ileri evre (Hoehn and Yahr Skorlaması sonucu en az 3) Parkinson hastalarında görülebilen bir durum olduğu, bunu destekler biçimde.... tarafından yapılan takipte ilaç dozunun yükseltilmiş olması ve klinik bulguların daha iyi olduğunun not düşülmesi düşünüldüğünde dopaminerjik tedavinin yetersiz kaldığının kabulü gerektiği”, 2 Adli Tıp Uzmanı, Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı ile Nöroloji Uzmanı olmak üzere toplam 6 hekim imzası ile çoğunluk görüşü olarak belirtilmiş; Buna karşılık ..... Uzmanı, Beyin Sinir Cer. Uzmanı, Göğüs Kalp Damar Cer. Uzmanı, İç Hastalıkları Uzmanı, Genel Cerrahi Uzmanı olmak üzere toplam 5 hekim imzalı muhalefet şerhinde ise; “sırt solunda ağrı, sol bacakta ağrı ve şişlik, ağrı nedeniyle yürüme güçlüğü yakınmaları ile başvurmuş olduğu ve öyküsünde 12 gün önce duvara sırtını çarptığı ifade edilen ....'in, ....Hastanesi'nde 17/05/2002-27/05/2002 tarihleri arasındaki yatışı sırasında yapılan tetkik ve tahlillerin, tetkik ve tahliller neticesi tespit edilen tromboflebit, pulmoner emboli ve kot kırığına yönelik uygulanan tedaviler ile daha önceden tanısı konmuş Parkinson ve Myastenia Gravis hastalıklarına, hastaneye müracaatından önceki süreçte olduğu şekilde aynı dozda tedavi uygulanmasının tıp kurallarına uygun olduğu” beyan edilmiştir. Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun 5'e karşı 6 oyla-oyçokluğu ile düzenlediği raporda, dönemin ......'in diğer rahatsızlıklarının yanında orta veya ileri evrede parkinson hastalığının da teşhis ve tedavisine ilişkin kullanılması gereken ilaçlar konusunda görüş birliği bulunduğu, farklı görüşün ....Üniversitesi Hastanesinde bu rahatsızlığın tedavisi sırasında uygulanan ilaç dozunundan kaynaklandığı, çoğunluk görüşüne göre dozun yetersiz olup yükseltilmesi gerektiği, muhalefet şerhinde ise uygulanan ilaç tedavisinin tıp kurallarına uygun olduğunun beyan edildiğinin anlaşılması karşısında; rahatsızlığa ilişkin teşhis ve tedavide kullanılacak ilaç konusunda ittifak bulunması, kullanılacak ilaç dozu konusundaki uzman hekimler arasında 5/6 şeklinde farklı görüş çıkması dikkate alındığında, farklı görüşlerden herhangi birinin bilimsellikten uzak olduğunun ileri sürülemeyeceği, uygulamada hekimler arasında tedavideki doz farkı konusunda görüş farklılıkları bulunmasının doğal olması, kullanılacak doz miktarında tıp literatüründe kesinlik bulunmaması karşısında, mahkemece rapor içeriğinin yanlış anlamlandırılarak tedavi sürecinin dolaylı biçimde örgütsel faaliyet olarak kabul edilip dönemin ....'nı iş göremez hale getirmek suretiyle hükümete karşı suçun işlendiğine delil kabul edilmesi; Kabule göre de; ....Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı olup teşhis ve tedavi ekibinde yer almayan sanık ...'ın, hastanede uygulanan tedavinin ne şekilde yapılacağı konusunda teşhis ve tedavi sürecinde görev alan hekimleri ve sağlık personellerini yönlendirdiğine ilişkin somut deliller ortaya konulmadan meydana gelen sonuçtan sorumlu tutulup yazılı şekilde mahkumiyeti yönünde hükmü kurulması; 2-Dosya kapsamında bulunan .....'dan ele geçen kasetler içerisinde bulunan “....ile ..... arasında geçen bir telefon konuşmasına” ilişkin ses kaydının hukuka uygun bir şekilde elde edilip edilmediği hususunda tartışılmadan sanıklar aleyhine delil olarak kullanılması; 3-Sanıklar .....ve .....'ın bir kısım görüşmelerinin, ... Grubu faaliyetleri kapsamında kendilerinden habersiz olarak kayıt altına alındığının mahkemece kabul edilmesine rağmen, anılan görüşmelerin adı geçen sanıklar yönünden aleyhlerine delil kabul edilmesi; 4-...... Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK 250. md. ile Görevli ve Yetkili) tarafından hazırlanan 10.07.2008 tarih ve 2007/1536 soruşturma, 2008/968 esas sayılı iddianame, 08.03.2009 tarih ve 2009/511 soruşturma, 2009/268 esas sayılı iddianame ile 13.04.2012 tarih ve 2012/544 soruşturma, 2012/269 esas sayılı iddianamede yer alan bir kısım anlatımların olduğu gibi alınarak, gerekçeli kararın delil değerlendirme bölümüne yazılması; 5-Mahkeme tarafından gerekçeli kararın 2. Kitap B bölümünde ''Bilişim itirazları'' başlığı altında yapılan “...Örneğin, CMK'nın 134/5. maddesinde belirtilen bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoymaksızın da, sistemdeki verilerin tamamının veya bir kısmının kopyası alınabilir. Kopyası alınan veriler kâğıda yazdırılarak, bu husus tutanağa kaydedilir ve ilgililer tarafından imza altına alınır.” tespitinin uygulamada yeri bulunmamaktadır. “Mahkememiz tarafından yaptırılan HTS raporu sadece bir DVD'ye sığan 3,5 GB veri içeren excel tablo verisi Yargıtay denetimi yapılması aşamasında kullanılması için yaklaşık 6-7 ayı bulan bir zaman içerisinde kağıda bastırılabilmiş, her biri 500 sayfa olan 1300 civarında klasör oluşturulduğu yapılan uygulama ile müşahede edilmiştir. CMK'nın 134/5. maddesinin uygulanamıyor olması yapılan işlemi sakatlamakta mıdır, bunun iyi değerlendirilmesi gerekir. Eğer anılan Kanunun 134. madde anlamında tüm usul şartları tamamlanmadan bir delilin kullanılamayacağını düşünmek 2005 Haziran ayından itibaren yürütülen tüm soruşturmaları ve kovuşturmaları etkileyecektir.... Tüm bu izahatlar karşısında, CMK 206. maddenin 2/b maddesinde tanımlanan, “delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse reddolunur” hükmünün dar yorumlanması gerekmektedir. CMK'nın 134. maddesinde belirtilen bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoymanın, CD, DVD, Hafıza kartı, Flash bellek, harici harddisk gibi dijital medyanın kopyası veya imajının verilmesini kapsamamaktadır'' şeklinde değerlendirme yapılması karşısında; Suç şüphesi üzerine maddi gerçeğin araştırılması için uygulanacak usul kuralları CMK'da düzenlenmiş olup, soruşturma aşamasında kolluk görevlileri ve Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında ise mahkemenin bu kurallara uygun şekilde soruşturma ve yargılama yapma zorunluluğu karşısında, yargılama merciilerinin görevi, yasaları eleştirmek değil, kanun koyucunun amacına uygun şekilde yorumlayıp uygulamaktan ibaret olduğu gözetilmeksizin, halen yürürlükte bulunan ve emredici hükümler içeren bir kısım kanun hükümlerinin sanıklar aleyhine yorumlanarak yazılı şekilde uygulamalar yapılması; 6-Mahkeme tarafından, gerekçeli kararın 2. Kitap A bölümünde, ''....'' başlığı altında 2008/209 esas sayılı birleşen dosyanın 19.10.2009 tarihli 116. oturumunda çapraz sorgusu yapılan sanık ... bir soruya vermiş olduğu cevapta sanıklardan birini ve ayrıca kamuoyunca bilinen bir kişiyi sevdiğini beyan etmesine rağmen sanık ...'ın ifadesi bölünmek suretiyle bozularak sadece sanığı sevdiğine ilişkin kısmın örgüt üyeliğine karine olarak kabul edilmesi ve hükme esas alınması; 7-Sanık .....hakkında kararın gerekçesinde, silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan TCK'nın 314/2 maddesi uyarınca alt sınırdan ayrılarak ceza tayin edildiği belirtilmesine rağmen hüküm kısmında alt sınırdan ceza tayin edilerek çelişki yaratılması; 8-TCK'nın 61. maddesine göre, hakim, somut olayda bu maddede yazılı gerekçeleri göz önünde bulundurarak, temel cezayı belirleyecektir. Ancak maddede yazılı suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, suçun konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı ile failin güttüğü amaç ve saiki ile ilgili dosyaya yansıyan bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli gerekçe gösterilmelidir. Bu maddedeki sebeplerin aynen sıralanması yeterli değildir. Bu bağlamda ....,...,...,...,..., .... gibi sanıklar hakkında temel cezanın alt sınırdan ayrılmak suretiyle belirlenmesinde kanunda belirtilen ölçütlerin ne şekilde gerçekleştiği denetime uygun bir şekilde bilgi ve belgelerle ilişkilendirilerek değerlendirilmeden kanun maddesindeki terimlerin sıralanması suretiyle hüküm kurularak TCK'nın 61. maddesine aykırı davranılması; 9-Gerekçeli kararda önsözün yazılacağına ilişkin CMK'nın 223. ve 230. maddelerinde bir düzenleme bulunmadığı gibi yazılan önsözün imzasız bırakılması; 10-Gerekçeli kararda CMK'nın 230 ve 232. maddelerine aykırı olarak, hükümden sonra meydana gelen olaylardan üye hakimlerin basın açıklamasına, Yargıçlar Sendikasının basın açıklamasına ve 6526 sayılı Kanuna ilişkin değerlendirilmelere yer verilmesi; 11- Karar yazma tekniğine uygun olmayacak şekilde esasa ilişkin tespitlerin dipnotlarla yapılması; 12- Sanıkların bireysel durumlarının değerlendirilmesine ilişkin bölümde, sanıklarla ilgili yapılan tüm işlemleri tutanaklarıyla birlikte tahdidi şekilde sayılması ile yetinilerek, CMK'nın 230/1-b. maddesinde belirtildiği gibi “esas alınan veya reddedilen delillerin ayrı ayrı belirtilmesi” şeklindeki düzenlemeye aykırı olarak karar yerinde tartışılmaması; 13-Karar başlığında maktul .....'den katılanların gösterilmemesi ve suç tarihlerinin yanlış gösterilmesi, Usul ve yasaya aykırıdır. E-DAVA AÇILMAYAN SUÇLARDAN HÜKÜM KURULMASI Ceza hukukunun “davasız yargılama olmaz” ilkesinin yer aldığı CMK'nın 225/1 maddesi uyarınca “hüküm ancak iddianamede unsurları gösterilen fiil ve fail hakkında verilir” ve mahkeme kesinlikle dava edilmeyen bir fiil veya fail hakkında hakkında kendiliğinden yargılama yaparak, karar veremez. Usule ilişkin bu yasal düzenlemeye aykırı olarak, dava konusu yapılacak eylemin açıkça ve bağımsız olarak iddianamede gösterilmesi gerektiği halde, -Sanık .... hakkında kişisel verileri kaydedilmesi suçundan, sanık ...... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan, -Sanık.... hakkında tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçundan, -Sanık.... hakkında tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçundan, -Sanık .... hakkında tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçundan, -Sanık .... hakkında silahlı terör örgütü yöneticisi sıfatıyla ....'ın eylemlerinden dolayı yasaklanan bilgileri temin, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, silahlı terör örgütü yöneticisi sıfatıyla....ve...'in eylemlerinden dolayı verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, silahlı terör örgütü yöneticisi sıfatıyla ....,..... ve ....'in eylemlerinden dolayı 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçlarından, -Sanık.... hakkında yasaklanan bilgileri temin, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarından, -Sanık .... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan, -Sanık.... hakkında tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçundan, -Sanık ... hakkında tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçundan, -Sanık ....hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan, -Sanık .... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan, -Sanık ... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan, -Sanık ... hakkında tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçundan, -Sanık ... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan, -Sanık .... hakkında yasaklanan bilgileri temin suçundan, -Sanık ... hakkında yasaklanan bilgileri temin, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarından, -Sanık ... hakkında silahlı terör örgütü yöneticisi sıfatıyla ....'nın eyleminden dolayı verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, silahlı terör örgütü yöneticisi sıfatıyla ..., .... ve ...'nun eylemlerinden dolayı 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçlarından, -Sanık.... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan, -Sanık .... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan, -Sanık .... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, silahlı terör örgütü yöneticisi sıfatıyla ...'ün eyleminden dolayı verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, silahlı terör örgütü yöneticisi sıfatıyla ...'ın eylemlerinden dolayı 6136 sayılı Kanun'a muhalefet ve tehdit suçlarından, -Sanık ...hakkında tehdit suçundan, -Sanık ... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan, -Sanık.... hakkında 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan, -Sanık ... hakkında tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçundan, -Sanık .....hakkında silahlı terör örgütü yöneticisi sıfatıyla ....,.....,.....,....., ve ...'in eylemlerinden dolayı 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçlarından, -Sanık.... hakkında, iddianamede eyleminin "... ile irtibatlı olarak ...’a örgütün amaçları doğrultusunda kullanılmak üzere bilgi ve doküman temini için faaliyet gösterdiği, temin ettiği dokümanları.... vasıtası ile ...’a ulaştırdığı anlaşılmaktadır." şeklinde tariflendiği ve TCK'nın 314/2. maddesi uyarınca cezalandırılmasının talep edildiği ancak mahkemenin gerekçeli kararında sanığın eyleminin ".... Terör Örgütünün amaçları doğrultusunda hukuki yararı olmamasına rağmen örgütsel amaçla 01.07.2008 tarihinde....'in vesayet altına alınması için dava açmak olarak" kabul edilip sanığın TCK 314/3 ve 220/7. maddeleri yollaması ile 314/2. maddesi uyarınca, Mahkumiyetlerine; -Sanık... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan, -Sanık ... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan, -Sanık .... hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan, -Sanık ....hakkında yasaklanan bilgileri temin suçundan, -Sanık ....hakkında hakaret suçundan, Beraatlerine Dair karar verilmesi kanuna aykırıdır. F- MÜZAKERE USULÜ CMK'nın 227 maddesinde, “(1)Müzakerede ancak karara ve hükme katılacak hakimler bulunur. (2)Mahkeme başkanı mahkemesinde staj yapmakta olan hakim ve avukat adaylarının müzakere sırasında hazır bulunmalarına izin verebilir.” CMK'nın 188/3 maddesinde ise “bir oturumda bitmeyecek davada, “herhangi bir nedenle bulunamayacak üyenin yerine geçmek ve oya katılmak üzere yedek üye bulundurulabilir” hükmü yer almıştır. CMK'nın 188/3 maddesinin gerekçesinde “...yedek üye, duruşma sırasında herhangi bir müdahalede bulunmaz ve fakat duruşmaları dikkatli izler” açıklamasına, CMK'nın 227 maddesi gerekçesinde ise “madde, müzakerenin sadece karara ve hükme katılacak hakimler tarafından yapılacağı ilkesini getirmiş bulunmaktadır. Danışma amacıyla olsa bile hiç bir kimse müzakerelere katılamaz. Bu ilke tarafsızlığın zorunlu bir gereğidir...” ifadesine yer verilmiştir. 1412 sayılı CMUK'nın benzer nitelikteki 381/2. maddesinde “Bir celsede bitmeyecek duruşmalarda mazereti dolayısıyla bulunmaması ihtimali olan azanın yerine geçmek ve reye iştirak etmek üzere ihtiyat aza bulundurulabilir.” anılan Kanun'un 382. maddesinde ise “müzakerede ancak hükme iştirak edecek hakimler bulunur...” hükmü yer almaktaydı. CMUK'nın 381. maddesinin gerekçesinde “mahkemeler adedi kanunisinden ne fazla ve ne de eksik olarak teşekkül edemeyeceği gibi, aza adedi noksan veya fazla bir heyetin vereceği kararlar muteber olmaz” açıklamasına yer vermiştir. Aynı Kanun'un 382. maddesinin gerekçesinde de “...yedek üyenin müzakerede asıl üyeler birlikte bulunamayacağı belirtilmiştir. Müzakeratın ve reyin her türlü tesirli arî ve masun kalmasını temin için müzakerat ve rey itası keyfiyetinin hafi olarak cereyanı ve bundan hiç kimsenin istisna edilmemesi kavaidi umumiyedendir.” açıklamasına yer verilmiştir. “CMUK'nın 381/2 maddedeki reye iştirak etmek kaydından, ihtiyat azanın da, asil hakimle birlikte müzakereye iştirak edeceği manası anlaşılmamalıdır. İhtiyat aza, ancak asil hakimin bulunmadığı takdirde onun yerine kaim olarak müzakerede bulunur. Kanun müzakereye hükümden vicdanen sorumlu olanların iştirakini, başkaca tesirlerden uzak kalmasını sağlamak maksadıyla emretmiştir.” (Faruk Erem, Ceza Usulü Hukuku, Ankara Üniversitesi yayınları no:427 Ankara 1978 s. 531-532) Bu düzenlemeler ve açıklamalar karşısında, 05.08.2013 tarihli oturumda kürsüde 6 hakim olduğu halde hükmün tefhim edildiği, gerek kararın tefhime katılan hakimlerin basına yaptıkları açıklamalar gerekse gerekçeli karardaki anlatımdan müzakereye sadece karara iştirak eden hakimlerin değil, mahkemenin diğer hakimlerininde katıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda; *Mahkemenin karar müzakeresi usulü CMK'nın 227. maddesine açıkça aykırı olduğu gibi bu aykırılığın aynı Kanun'un 289/1-a maddesi uyarınca kesin hukuka aykırılık hallerinden bulunmasına rağmen yazılı şekilde müzakere yapılarak hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur. Bazı beraat kararlarının incelenmesi Bu hukuka aykırılığın sonucuna bağlı olarak haklarında beraat kararı verilen sanıkların hukuki durumlarının da değerlendirilmesi gerekmiştir. Bir kısım sanıklar hakkında başkaca bozma nedeni tespit edilememiş ise de; Dairemizce mahkemenin müzakere usulünün hukuka aykırı olduğuna ilişkin tespiti karşısında beraat kararlarının 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince yürürlükte bulunan CMUK'nın 309. maddesi kapsamında kalıp kalmadığının değerlendirilmesi gerekmiştir. Buna göre; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.09.2007 gün ve 189-188 ile 06.11.2007 gün ve 212-229 ve Dairemizin 04.03.2014 gün ve 1402-112 sayılı kararlarında "Ceza muhakemesinin temel amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına doğrudan veya dolaylı olarak hizmet eden, yargılamanın diğer süjelerinin hukukunu ilgilendiren ve ceza yargılamasının sair temel ilkeleriyle irtibatlı olan usul kuralları, maddede tanımlanan 'salt sanık yararına vazedilmiş kurallar' kapsamında sayılmamaktadır" şeklinde sonuca ulaşılmıştır. Öğretide "Ceza muhakemesi normları iki çeşittir. Çoğunluğu oluşturan normların amacı hakikatin araştırılmasıdır. Azınlıkta olanlar, şüpheden yararlanması gereken sanığın lehine kabul edilmişlerdir. Hakikatin araştırılması için ve dolayısı ile sanık dâhil herkesin yani toplumun lehine kabul edilmiş norma aykırılık elbet bozma nedeni olacaktır. Fakat sadece sanık yararlansın diye konulmuş norma aykırı hareket edildi diye sanık aleyhine bozmanın amaca ters düşeceği açıktır. Bu konuda bütün güçlük, normun hakikatin araştırılması için mi, yoksa yalnızca sanık lehine mi konulmuş olduğunun tayininde ortaya çıkmaktadır. Suçun mahiyeti değişince sanığın müdafaasını yapabilecek halde bulundurulması, sanık lehine temyizde cezanın ağırlaştırılmaması normlarının sanık lehine konuldukları şüphe götürmez. Buna karşılık kısmen de olsa hakikatin araştırılması için kabul edilmiş normlar sadece sanık lehine kabul edilmiş sayılmaz." (Nurullah Kunter-Feridun Yenisey-Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, Onaltıncı Bası, Beta Yayınevi, İstanbul 2007, s. 1427) "Madde, sırf maznun lehine bir hüküm tesis etmiştir. Yalnız maznunun menfaati değil, umumi menfaat düşüncesi ile konulmuş olan hükümler buraya dâhil değildir." (Muhtar Çağlayan, Ceza Muhakemesi Usulü, 1980, s. 105) "Sanık lehine olan kaidelere aykırılık, son kararın sanık aleyhine bozulması için hak vermez. Örneğin sanık beraat etmişse karar sanığa son söz verilmedi diye bozulamaz. Son sözün sanığa verilmesinin sebebi, kendi lehine bulup çıkaracağı bir delil ile lehinde karar verebilmektir. Burada en lehe karar verildiğine göre, son söz verilmemiş olması daha lehe bir durum doğuracak değildir." (Öztekin Tosun, Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri, Muhakemenin Yürüyüşü, İstanbul 1973, Sulhi Garan Matbaası s. 209) "Hukuk kurallarına aykırı verilen kararın temyiz denetiminde bozulacak olması doğaldır. Bu, hukuka aykırılıkların giderilmesi için başvurulacak zorunlu bir yoldur. Ancak bazen mahkeme kararlarındaki hukuka aykırılık, kararın bozulmasını gerektirmez. Gerçekten sanığın yararına olan hukuk kurallarına aykırılık, aleyhine hükmün bozdurulması için Cumhuriyet savcısına bir hak vermez. Böyle bir kuralın getirilmesinin amacı sanık menfaatine uygun olarak ortaya çıkan bir durum veya neticenin ortadan kaldırılmasını engellemektir." (Özbek-Kanbur- Doğan-Bacaksız, Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, İkinci Bası, Seçkin Yayınevi, 2011, s. 750) "Amacı sanığın menfaatlerinin korunması olan hukuk kuralının ihlal edilmiş olması halinde Cumhuriyet savcısı, sanığın lehine olan bu ihlali öne sürerek kararın temyiz incelemesi sonunda bozulmasını isteyemeyecektir. Bu kuralın getirilmiş olmasının amacı, sanık menfaatine uygun olarak ortaya çıkmış olan halin veya neticenin ortadan kaldırılmasını engellemektir." (Ceza Muhakemesi Kanunu İzmir Şerhi, Veli Özer Özbek, Birinci Bası, Seçkin Yayınevi, Ankara 2005, s. 1128) "Sanığın yararına konulan kurallara aykırı davranılması, ilke olarak hükmün bozulmasını gerektirir ise de, bu aykırılık hükmün sanık aleyhine bozulması için Cumhuriyet savcısına hak vermemektedir." (Osman Yaşar, Ceza Muhakemesi Kanunu, Beşinci Bası, Seçkin Yayınevi, Ankara 2011, c. 3, s. 3987) şeklinde görüşler bulunmaktadır. *Yukarıda açıklanan gerekçelerle haklarında beraat kararı verilen bir kısım sanıkların hukuki durumlarının değerlendirilmesi sonucunda, mahkeme heyetinin kanuna uygun teşekkül edip etmediği, müzakerelerin usule uygun olup olmadığına ilişkin kuralların "sırf sanık yararına vazedilmiş usul kuralları" olmaması ve dosyanın diğer sanıklarından bir kısmının aynı kararla ilgili mahkeme heyetinin oluşumu ve müzakerelerin yapılışına ilişkin itirazlarda bulunması da dikkate alındığında CMUK'nın 309. maddesinin dosyamızda uygulanması mümkün görülmemiş ve bu sanıklar yönünden salt bu nedenle bozma kararı vermek gerekmiştir. Ancak, mahkemesince "makul sürede yargılanma" hakkı çerçevesinde haklarında başkaca yargılama işlemi gerekmeyen bu sanıkların dosyaları tefrik edilerek haklarında karar verilmesi mümkün görülmüştür. G-ADİL YARGILAMA İLKESİNİ İHLAL EDEN NEDENLER Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Hukuki, cezai ve idari yargılama faaliyetlerinde ilkelerin bu hakka göre belirlenmesi, hukuk devleti olmanın asgari şartlarındandır. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, AİHS’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir. Adil yargılamaya ilişkin hak ve ilkelerden bir kısmı maddede açıkça belirtilmiş ise de -maddenin hukuk devleti ve demokratik toplum için sahip olduğu özel önem nedeniyle- İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nce geniş yorumlanmış, içtihatlarla geliştirilen bir takım unsurlar, madde hükmüne adeta zımnen dahil edilmiştir. “Adil yargılanma hakkının norm alanının genişlemesinin bir sonucu olarak bireyler sahip olduğunu iddia ettikleri tüm yasal hak ve yükümlülükleri talep edebilir; aynı zamanda devletin bu hak ve yükümlülüklere yaptığı her türlü müdahaleye yargı önünde itiraz edebilirler.” (ÇELİK, Abdullah; Adil Yargılanma Hakkı Rehberi, Anayasa Mahkemesi Yayınları; Ankara, 2014) Hakkaniyete uygun yargılama kavramından yola çıkılarak başka pek çok ilke ve hak da belirlenmiştir. Örneğin, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleriyle gerekçeli karar hakkı bunlar arasında sayılabilir. Sözleşmenin 6. maddesi kapsamındaki garantiler sadece mahkemedeki yargılama sürecine uygulanmaz, bu süreçten önce ve sonraki aşamalarda da uygulanır. Ceza davalarında, garantiler polis tarafından gerçekleştirilen soruşturma aşamasını da kapsar. Sözleşme açısından sorgulanan şey varılan sonuçtan çok yargılama sürecidir. Diğer bir anlatımla içerik olarak adil bir karar verilip verilmediği değil, adil bir karar verilebilmesi için gerekli koşulların sağlanıp sağlanmadığı 6. maddenin koruması altındadır. 1-Tarafsız mahkeme ve hakim önünde yargılanma hakkında AİHS'nin 6. maddesinin 1. fıkrasında şu ibare yer almaktadır; "...kanuni, müstakil ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının... dinlenmesini istemek hakkını haizdir." Bu kural, her türlü organ kurum ve kişiden bağımsız davanın taraflarına karşı nesnel, yargılama usulü güvencesine sahip bir yargı yerini ifade etmektedir. AİHS'nin birçok kararında hakim dışındaki unsurların yargı içinde yer almasını ve yargı dışındaki kişilerinde hakimler üzerinde emredici ve etkileyici konumda olmasının yargı yerinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında endişeye yol açacağına karar verilmiştir. Bu durumda yargıçların yakınlık duydukları ya da aidiyet hissettikleri dernek, kulüp veya birtakım etnik, dini ya da siyasi yapılanmaların etkileri ve yönlendirmeleri altında kalmadan karar vermeleri mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı yönünden zorunludur. İç hukukumuz yönünden hakimin görevinin ne olduğu Anayasa ve yasalarımızda ayrıntılı olarak belirlenmiş değildir. Anayasa’nın 140. maddesinin 1. ve 2. fıkralarına göre; “Hakimler ve savcılar adli ve idari yargı hakim ve savcıları olarak görev yaparlar. Bu görevler meslekten hakim ve savcılar eliyle yürütülür. Hakimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.” Hakimlerin görevle ilgili sorumluluklarının belirlenebilmesi için, görev ve yetkilerinin ne olduğunun bilinmesi ne kadar önemliyse, bu görev ve yetkileri hangi ilke ve esaslara göre yerine getirmeleri gerektiğinin bilinmesi de o derece önemlidir. Nitekim, yapılan eylemin “görevin gereklerine aykırı hareket” olup olmadığının belirlenmesi, ancak görevin gereklerinin ne anlama geldiğinin doğru tespit edilebilmesi ile mümkün olabilecektir. Görevin gereklerinden ne anlaşılması gerektiği değerlendirilirken, hakimlere Anayasa ve yasalarla açıkça verilen görev ve yetkilerin yanında, bu görev ve yetkilerin kullanılması sırasında uyulması gereken ilkeler de göz önünde bulundurulmalıdır. Hakimlerin görevlerini hangi esaslara göre yapmaları gerektiği konusunda mevzuatımızda açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bununla birlikte, bu konudaki en önemli uluslararası metin Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilmiş olan Bangalor Yargı Etiği İlkeleridir. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun 27.06.2006 gün ve 315 sayılı kararı ile de bu ilkelerin benimsenmesine karar verilmiştir. Bu belgede altı temel değerden bahsedilmiş ve bu değerlere ilişkin ilkeler tanımlanmıştır. Bu ilkeler bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk ve tutarlılık, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat olarak sayılmaktadır. Diğer kapsamlı açıklamaların yanında bağımsızlıktan bahsedilirken, “hakim, genelde toplumdan, özelde ise karar vermek zorunda olduğu ihtilafın taraflarından bağımsızdır.”; tarafsızlıktan bahsedilirken, “Tarafsızlık, yargı görevinin tam ve doğru bir şekilde yerine getirilmesinin esasıdır. Bu prensip, sadece bizatihi karar için değil aynı zamanda kararın oluşturulduğu süreç açısından da geçerlidir. Hakim, yargısal görevlerini tarafsız, ön yargısız ve iltimassız olarak yerine getirmelidir. Hakim mahkemede ve mahkeme dışında, yargı ve yargıç tarafsızlığı açısından kamuoyu, hukuk mesleği ve dava taraflarının güvenini sağlayacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmalıdır”; doğruluk ve tutarlılıktan bahsedilirken, “Hakim, mesleki davranış şekli itibarıyla, makul olarak düşünme yeteneği olan bir kişide her hangi bir serzenişe yol açmayacak hal ve tavır içinde olmalıdır. Hakimin hal ve davranış tarzı, yargının doğruluğuna ve tutarlılığına ilişkin inancı kuvvetlendirici nitelikte olmalıdır. Adaletin gerçek anlamda sağlanması kadar gerçekleştirildiğinin görüntü olarak sağlanması da önemlidir”; dürüstlükten bahsedilirken, “Dürüstlük ve dürüstlüğün görüntü olarak ortaya konuluşu, bir hakimin tüm etkinliklerini icrada esaslı bir unsurdur. Hakim, hakimden sadır olan tüm etkinliklerde yakışıksız ve yakışık almayan görüntüler içerisinde olmaktan kaçınmalıdır. Kamunun sürekli denetim süjesi olan hakim, normal bir vatandaş tarafından sıkıntı verici olarak görülebilecek kişisel sınırlamaları kabullenmeli ve bunlara isteyerek ve özgürce uymalıdır. Hakim, özellikle yargı mesleğinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmalıdır. Hakim, kendi mahkemesinde hukuk mesleğini icra eden kimselerle olan bireysel ilişkilerinde, objektif olarak bakıldığında tarafgirlik veya bir tarafa meyletme görüntüsü ya da şüphe doğuracak durumlardan kaçınmalıdır. Hakim ailesinin, sosyal veya diğer ilişkilerinin, hakim olarak mesleki davranışlarını veya vereceği yargısal kararları etkilemesine izin vermemelidir. Hakim, hakimlik mesleğinin prestijini, kendisine, aile üyelerinden birisine veya her hangi bir kimseye özel çıkar sağlayacak şekilde ne kendisi kullanmalı ne de başka birisine kullandırtmalıdır. Ayrıca hakim, yargı görevinin yerine getirilmesinde, herhangi bir kimsenin kendisini etkileyebileceği izlenimine ne kendisi yol açmalıdır ne de başkalarının böyle bir izlenime yol açmalarına müsaade etmelidir. Hakim ve aile üyeleri, yargısal görevlerin yerine getirilmesine ilişkin olarak, bir şeyin hakim tarafından yapılması, yapılmaması veya yapılmasına kayıtsız kalınması ile ilintili herhangi bir hediye, bir kredi, bir teberru ya da bir iltimas talebinde bulunmaları veya kabul etmeleri konusunda izin veremez”; eşitlikten bahsedilirken, “Yargıçlık makamının gerektirdiği performans açısından asıl olan; herkesin mahkemeler önünde eşit muameleye tabi tutulmasını sağlamaktır”; ehliyet ve liyakatten bahsedilirken, “Hakim, yargısal görevlerini layıkıyla yerine getirilmesine uygun düşmeyen davranışlar içerisinde bulunamaz” denilmek suretiyle bir hakimin (savcının) uyması gereken etik değerler özü itibarıyla ortaya konulmuştur. Şu halde hakimler, Anayasa ve yasalarla kendilerine verilen görev ve yetkileri yazılı olan veya olmayan ancak evrensel anlamda hakim ve savcıları bağladığında kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler. Aksine davranışın ortaya çıkacak sonuçlar ve toplumdaki adalet duygusunda açacağı yara itibarıyla hakimlik mesleğinden kaynaklanan yetki ve görevin ihmal edilmesi ya da kötüye kullanılması anlamına geleceği açıktır. Dosyamıza konu davalarının soruşturmasında görev alan ve aynı kişilerden oluşan kolluk personeli grubunun, Türkiye'nin birçok ilinde yapılan operasyonlarda görev yapması, tüm dokümanlar ile dijital verilerin bu kişiler tarafından incelenerek tutanağa bağlanması, Cumhuriyet savcılarının CMK'nın 122. maddesine aykırı olarak düzenlenen bu tutanaklara kuşku ile yaklaşmadan ve sorgulamadan itibar ederek koruma tedbirlerine ilişkin kararlara, iddianameye ve mütalaaya konu etmesi, yargılamayı yapan yargıçların da ısrarla yukarıda belirtildiği üzere yasalara aykırı olarak elde edilen kanıtlara göz yumması ve bu yöndeki ısrarlı itirazları dikkate almayarak maddi gerçeğin ortaya çıkmasına yönelik haklı taleplerin ısrarla ve yetersiz gerekçelerle reddedilmesi, karardan sonra, soruşturma ve yargılamada esas alınan önemli delillerin sahteliği konusunda tespitlerin ortaya çıkması karşısında, sahteliği ortaya çıkan delillerden objektiflikten uzak varsayıma dayalı çıkarımlar yaparak bu varsayımların sübuta esas alınması, hakimlerin tarafsızlığı konusunda haklı şüphe oluşturacağının gözetilmemesi usule ve yasaya aykırıdır. 2-Makul sürede yargılanma hakkına ilişkin olarak AİHS'nin 6. maddesinin amacı hak arayanları, yargılama işlemlerinin sürüncemede kalmasına karşı koruma, özellikle ceza davalarında suçlanan kişinin uzun süre işin nasıl sonuçlanacağı endişesiyle yaşamasını önlemektir. AİHM makul sürenin değerlendirilmesinde, "olayın kapsamı ve güçlükleri", "yargılamayı yürüten makam veya yargı organın tutumu", "başvurucunun tutumu ve ilgili açısından yargılamanın sona ermesinin önemi" gibi ölçütleri gözönünde bulundurmaktadır. İnceleme konusu dosyada birleşen dava sayısı, sanık sayısı, suç sayısı gibi ölçütler gözönüne alındığında yargılamanın makul sürede bitmediği ileri sürülemez ise de, yargı mercilerinin davaları makul sürede bitirecek şekilde yargılamanın yapılması için gerekli tedbirleri alması zorunluluğu karşısında; kararımızın birinci bölümünde de belirtildiği üzere birleştirilmesinde zorunluluk bulunmayan davaların birleştirilmesi, soruşturma ve kovuşturmanın paralel olarak yapılması, yani bir kısım sanıklar yönünden kovuşturma başladığı halde aynı suçla ilgili olarak diğer sanıklar hakkında soruşturmalara devam edilmesi, gibi nedenlerle davanın makul sürede bitirilmesini sağlayıcı önlemlerin alınmaması nedeniyle bir kısım sanıklar bakımından hak ihlali olduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda iddianamelerin ve gerekçeli kararın uzun olarak hazırlanmalarına ilişkin itirazlar incelendiğinde; Mevzuatımızda, iddianamenin ne kadar sayfa yazılacağı konusunda bir düzenleme bulunmamakla birlikte CMK'nın 170. maddesinde iddianamede bulunması gerekenler sıralanmış ve suçun delilleri ile yüklenen suçu oluşturan olayların, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanması, sadece sanıkların aleyhine olan hususların değil lehine olan hususların da belirtilmesi ve suç maddelerinin açıkça zikredilmesi zorunlu kılınmıştır. Bunun dışındaki bilgilerin iddianamede bulunması gerekmez. CMK'nın 174. maddesinde, iddianamenin ve soruşturma evraklarının mahkemeye verildikten itibaren 15 gün süreyle incelenmesi gerektiği, 176. maddesinin 4. fıkrasında ise (iddianame örneği içeren) çağrı kağıdının tebliğiyle duruşma günü arasında en az bir hafta süre bulunması gerektiği -yani savunmanın hazırlanması için en az bir hafta süre verilmesinin zorunlu olduğu- düzenlenmiştir. AİHS'nin 6/3 (b) maddesine göre hakkında suç isnadı olan kimse "savunmasını tamamlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak" hakkına sahiptir. Bu bendin ihlali silahların eşitliği bakımından da ihlale neden olabilmektedir. AİHM'ce duruşmaların başlamasından iki hafta önce 17.000 sayfalık dava dosyasını edinebilmeleri, silahların eşitliği ilkesiyle birlikte 6/3 (b) maddesinin de ihlali olarak nitelendirilmiştir. Tüm bu açıklamalardan, düzenlenen iddianamenin mahkemece onbeş gün içinde incelenebilecek, sanık yönünden ise okunup bir hafta içinde savunma hazırlanabilecek bir hacme sahip olması gerektiği, ancak davanın kapsamına göre savunma süresinin artırılabileceği sonucuna varılabilecektir. AİHM'nin içtihatlarında ise binlerce sayfalık iddianameler için ihlal bulunduğu kabul edilmiştir. Bu kadar uzun ve çok sayıda eki olan bir iddianame karşısında, sanık ya da müdafiine iddianameyi okuyup, delilleri inceleyip, buna göre etraflıca bir savunma hazırlamak olanağı verilmemesi, adil yargılanma hakkının ihlali olarak görülmüştür. Bu durum, aynı zamanda sanığın, sağlıklı bir şekilde hakkında yapılan suçlamayı öğrenememesi sonucunu doğurmakla, isnat edilen suçu öğrenme hakkının da ihlali olarak kabul edilmiştir. Aynı şekilde, 16798 sayfadan ibaret gerekçeli kararın bir haftalık temyiz süresinde okunup, sanığın kendisine ilişkin bölümleri belirleyip diğer sanıklarla bağlantıları ile gerekçeli kararın dayandığı kanıtlar ve değerlendirmelerini inceleyerek temyiz hakkını kullanması olanaklı değildir. Gerekçeli kararın kapsamının da makul olmadığı, ele geçen ancak kanıt değeri bulunmayan doküman ve sair delillerin de karara yazıldığı, iddianamedeki ifade ve değerlendirmelerin tekrar edildiği ve bu haliyle de irdelenmesinin güç bir hale getirildiği anlaşılmıştır. Bu durumun da sanıklar açısında bir hak ihlali doğurduğu kabul edilebilmesi gerekmiştir. 3-Hakkaniyete uygun olarak yargılanma hakkına ilişkin olarak Sanığa hakkaniyete uygun yargılanma kapsamında suçlamadan haberdar olma ve tercüman hakkı, savunma hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkı müdafii yardımında yararlanma hakkı, iddia tanıklarına soru sorma hakkı gibi haklar tanınmıştır. Bu haklardan gerekçeli karar hakkı, suçlamayı öğrenme ve müdafiiden yararlanma ve isnat edilen suçlamadan haberdar olma hakkına ilişkin kararımızın ilgili bölümlerinde tespitler yapılmıştır. VIII-ÖRGÜT SUÇU A-ÖRGÜT : 1- GENEL AÇIKLAMA Örgüt, soyut bir birleşmeden ziyade bünyesinde organik ve hiyerarşik yapı ve dolayısıyla alt üst ilişkisi, emir komuta zincirinin hakim olduğu bir yapılanmadır. olup, bu ilişki nedeniyle mensupları üzerinde hakimiyet kuran güç kaynağı niteliğini kazanmaktadır. Altlık üstlük ilişkisi, emir ve talimat yetkisini içerir basit de olsa hiyerarşinin mevcudiyeti ve belirsiz sayıda suçlar işlemek için bir araya gelmenin devamlılığını gösteren dış emarelerin varlığı ve amaçlanan suçlar için örgütsel yapı, üye, araç gereç bakımından elverişli olması gereklidir. Örgütün amaçlarına ulaşmak bakımından bu niteliklere sahip olup olmadığı somut olaya göre belirlenmelidir. Mevzuatımızda örgüt suçları 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7. maddesi ile 5237 sayılı TCK'nın 220, 314 ve 78. maddelerinde düzenlenmiştir. 2- TCK'NIN 220 MADDESİNDE DÜZENLENEN SUÇ İŞLEMEK İÇİN ÖRGÜT KURMA SUÇU: Örgüt suçları ile ilgili en temel düzenlemedir. Korunan hukuki değer, kamu güvenliği ve barışı olup bu suçun oluşabilmesi için süreklilik arz eden bir birleşmenin bulunması zorunludur. Çok failli suçlardan olup kurucu ve yöneticiler dahil en az üç kişinin iradelerinin bu yönde birleşmiş olmaları ve bu birleşmenin iştirak iradesini aşar nitelikte olması gereklidir. Bunun için somut olayda örgütün devamlılığı ve belirlenmemiş sayıda suç işlemek amacı etrafında bir araya gelindiğinin kanıtlaması gerekmektedir. Örgütlenmede örgütsel ilişki ve süreklilik olduğu gibi işlenmesi tasarlanan ve işlenen eylemle örgüt arasında bir bağlantının varlığının da araması gerekir. Somut tehlike suçu olsa bile suçun oluşumu için elverişlilik unsuru aranır. Kesintisiz bir suç olup, birleşmenin belirsiz bir süre devamı gereklidir. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu tamamlayıcı bir suçtur. Bu nedenle bazı suçları işlemek için örgüt kurmanın başka ceza normları tarafından ayrıca özel olarak düzenlenmesi durumunda, ilgili suç tipinde öngörülen hükümlerin uygulanması gerekir. Buna göre soykırım ve insanlığa karşı suç için kurulmuş örgütleri kuran, yöneten ve üye olanlar TCK'nın 78. maddesi, Anayasal düzen ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla terör örgütü kuranlar yöneten ve üye olanlar 3713 sayılı Kanun'un 7. maddesi ve bu amaca matuf silahlı terör örgütlerini kuran, yöneten ve üye olanlar hakkında ise TCK'nın 314. maddesi uygulanacaktır. TCK'nın 316. maddesinde düzenlenen “suç için anlaşma suçu” için, suç işlemek için örgüt kurma ve diğer örgüt suçlarından farklı olarak devletin güvenliği ve anayasal düzeni, anayasal düzenin işleyişine karşı suçlardan herhangi birini işlemek üzere anlaşma yeterlidir. Suç işlemek üzere örgüt kurma suçu için en az 3 kişinin organize yapı oluşturması zorunlu bulunduğu halde, TCK'nın 316. maddesinde yazılı suç iki veya daha fazla kişinin amaç ve araç açısından, maddi olgularla belirlenen bir biçimde fikren anlaşması suçun oluşumu için yeterlidir. Bir örgütlenme ve hiyerarşik yapının bulunması gerekmez. TCK'nın 302 ilâ 315 maddelerinde tanımlanan suçların icrasına başlanılmayan hallerde suçların işlenmesi için anlaşmaya varan kişiler yönünden TCK'nın 316. maddesinde yazılı suç oluşacaktır. 3-TERÖR SUÇLARI; TERÖR VE SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ KURMA, YÖNETME, ÜYE OLMA SUÇLARI: a- Terörün tanımı ve terör suçları: Türk Ceza Hukuku bakımından terörün tanımı ve hangi suçların terör suçu sayılacağı 3713 sayılı Kanun'da gösterilmiştir. Kanun'un 1. maddesinde gösterilen terör tanımına göre bir eylemin terör eylemi sayılabilmesi için; Eylem, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerini içermelidir. Eylemle, Anayasada belirtilen, Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik ve ekonomik düzenini değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amaçlanmalıdır. Eylemi gerçekleştiren failler bir örgüte mensup olmalıdır. Bu genel terör tanımı dışında, 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesinde doğrudan terör suçları ve 4. maddesinde de işlenme bağlamına göre dolaylı terör suçları gösterilmiştir. b- Terör Örgütü Kurma Yönetme ve Üye Olma Suçları: aa-TCK'nın 314. maddesi bakımından, bir oluşumun, bir yapılanmanın silahlı terör örgütü sayılabilmesi için, suç işlemek için örgüt kurma suçunda örgütün varlığı için gerekli koşullar yanında, Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü ve beşinci bölümlerde yer alan suçları "amaç suç" olarak işlemek üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olmalıdır. TCK'nın 220 maddesinden ayıran en önemli ölçüt budur. Burada sayılan suçlar dışında kalan amaç suçları işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütler de TCK'nın 220. maddesi kapsamında kabul edilmiştir. bb-3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7. maddesi ile silahlı olmayan terör örgütlerini kurma, yönetme ve üye olma suçları düzenlenmektedir. 4-TERÖR ÖRGÜTLERİNİN NİTELİKLERİNİN BELİRLENMESİ: Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında, bir oluşumun, örgüt niteliğinde bulunup bulunmadığı ve niteliğinin belirlenmesi hususunda özel bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Yargılama safahatında, dava ya da soruşturmaya konu oluşumun nerede, ne zaman, kimler tarafından, ne amaçla kurulduğu; ülke genelinde amaca elverişli eylem ve faaliyetlerine ilişkin bilgiler ilgili Devlet kurumlarından dosyaya getirtilmek suretiyle dosyada mevcut olay ve deliller doğrultusunda yargılama makamlarınca belirlenmekte ve yargı kararının kesinleşmesi ile oluşumun suç, terör ya da silahlı terör örgütü niteliğinde bulunup bulunmadığı kesin olarak tespit edilmektedir. B- MAHKEME TARAFINDAN KABUL EDİLEN ÖRGÜT DOKÜMAN LARI: 1- ÖRGÜT ANA DOKÜMANLARI a-.... Analiz Yeniden .... Yönetim ve Geliştirme Projesi ..../ 29 Ekim 1999: Kapak kısmında ....ve arkadaşlarının kalpaklı fotoğrafına yer verilerek, altında mütarekeye rağmen aldığı önlemlerle ordunun ayakta durmasını sağladığı ibaresi bulunan ve içindekiler dizinin 6 bölüme ayrıldığı, “Amaç” başlıklığı altında, “bu çalışmanın amacının ... ilkeleri doğrultusunda biçimlendirilmiş ...tek ve gerçek içtenlikli koruyucusu ... bünyesinde faaliyet gösteren ....'un re-organizasyonuna katkıda bulunabilmektir” saptaması yapılan ve “Cumhuriyetin 75. yılının idrak edildiği 20 yüzyılın son yılında, bölücü ve yıkıcı faaliyetlerin çok tehlikeli bir tırmanışa geçtiği” vurgulanarak, “1914 den buyana devam eden Türkiye Cumhuriyeti'nin yıkılmasını amaçlayan savaşın sürdüğü” tespiti ile “dış ülke istihbarat örgütlerinin devletin her kademesine sızdığı, hatta ....girdiği dönemler yaşandığı ve bunun içindir ki ..... bünyesinde faaliyet gösteren ...'un Türkiye Cumhuriyeti için her zamankinden fazla yaşamsal önem ifade ettiği” vurgulanıp, “bu çalışmada, ...ilke ve hedefleri doğrultusunda TSK bünyesi içinde faaliyet gösteren ...'un sorunlarının belirlenmesi ve giderilmesine yönelik gözlem ve tespit önerilerine yer vermekle kalmayıp, yeni bir yapılanma örneği teklif edildiği ve ....'un 21. yüzyıl koşullarına uygun re-organizasyonu doğrultusunda analiz yapılarak, yeniden yapılanma raporunun hazırlandığının” belirtildiği yazılmıştır. “Kapsam” başlığı altında, “bu analiz yönetim geliştirme ve yeniden yapılanma raporu haddimizi aşarak ....'un büyüteç altına alınmasından daha ziyade, 21. yüzyılda yeni bir yapılanma ile değerli ... mensuplarının yanı sıra sivillerden de sonuna değin yararlanılması gereği ve zorunluluğuna” yer verildiği belirtilmiş; “... içerisinde yer alan değerli .. mensupları ile ... ve ülkesine bağlı her meslekten sivillerin organizasyonu ile ortaya çıkacak olan yeni yapılanma gerçekte geç kalmış bir girişim olarak görülmelidir her meslekten seçkinlerin yer alacağı sivil personel kadrosu ile ... iç ve dış faaliyetlerinde çok daha etkin bir güce erişecek hareketlilik, duyarlılık, yaptırım gücü yüksek olanaklar kazanmış olacaktır” ibarelerine yer verilmiştir. “... Örgütlenme” başlığı altında ise istihbarat tarihinden bahsedildiği; “Yöntem” başlıklı kısımda, “21. yüzyılda ...'un resmi istihbarat kuruluşlarının yanı sıra legal ve illegal örgütlenmelere karşı mücadele etme zorunluluğu ile karşı karşıya kalacağının bilinmesinin yeterli olmayacağı bu bağlamda ....'un faaliyetlerini yeni ve gelişmiş yöntemlerle sürdürmek zorunda olduğu” belirtilmiştir. “Gizlilik Prensibi” başlığı altında, istihbaratta gizliliğin önemi ve genel olarak istihbarata ilişkin örneklemelere yer verildiği anlaşılmaktadır. Yine dokümanın “21. Yüzyıla Girerken Dünyada İstihbarat Ve Örgütsel Yapılanma İle Faaliyet Alanlarının Önemi” başlığı altında yer alan, “Genel” alt başlığı altında, Türkiye'deki resmi istihbarat kuruluşlarına ilişkin genel değerlendirme ve bilgilere yer verildiği ve “...'un .... Kuvvetlerinin değerli personeli dışında entelektüel ve her meslekten seçkinlerinde içinde yer alacağı sivil personelden yararlanmakta, karşılaştığı ve bundan sonra karşılaşacağı en önemli sorunların üstesinden gelmekte güçlük çekmeyecektir” saptamasına yer verilmiştir. “İstihbarat .... Ve ... Genel Durum Ve Sorunlar” başlığı altında ise istihbaratta insan faktörünün öneminden bahsedildiği anlaşılmaktadır. Dokümanın “.....” başlığı altında, “21. yüzyılın en önemli sorunlarından birisinin de terör olacağı belirtilip, terör gruplarının mutlaka kontrol altında tutulması, gerekirse naylon terör grupları oluşturularak terör dünyasına yön verilmesi ve güçlü istihbarat örgütlerinin kurguladığı oyunun içinde mutlaka yer alması gerektiği ve siyaseti 21. yüzyılda istihbarat örgütlerinin belirleyeceği” saptaması yapılmış ve devamla “dünyada var olabilmiş tüm sistemler ülke çıkarları ve mevcut rejim ilkelerine aykırı ideolojilere sahip siyasileri engellemiştir. Bunun ise iki yolu vardır: 1-Suikast 2- Dezenformasyon” ibaresine yer verildiği; “Yeniden .. ve Personel Analizi Genel Durum ve Sorunlar” başlığı altında istihbarat örgütlerinin yeniden yapılandırılması ve insan kaynağı hususlarına yer verilip bu sorunlar nedeniyle .... gibi çok özel bir yapılanmanın içinde yer alması uygun görülecek devamla “sivil personelin seçimi olabildiğince dikkat, titizlik ve özen istemektedir. Aksi halde ... Cumhuriyeti resmi istihbaratı MİT'in bugün içinde bulunduğu sorun ve çelişkilerin benzer versiyonları ... bünyesine taşınmış olur. ..., benzer bir örneği kendi içinde Jitem gerçeği ile yaşayarak yeterli deneyim elde etmiştir. Bu deneyim kazanımı bugün düzenlenecek olan yeni; “...'un gözleri her şeyi görmeli, kulakları her şeyi duymalıdır. Yabancı örgütler ve içlerine sızdırılan ajanlar aracılığıyla elde edilen istihbarat çok önemlidir. Ancak bunlar kontrol dışında kalan kanallardır” ibaresine yer verilmiş; “Sivil Toplum Örgütleri” başlığı altında, “...'un kendi kuracağı sivil toplum örgütlerine ihtiyacı vardır. Çünkü sivil toplum kuruluşları içte ve dışta kamuoyunda kutsal bir İnsanlık görevini yerine getiren örgütler olarak değerlendirirler. ...Türkiye'de faaliyet gösteren tüm sivil toplum örgütlerini kontrol altına almalıdır. Bu bir zorunluluktur. Çünkü bu örgütlenmelerin finans kaynakları dış ülkelerdir. Bir istihbarat örgütünün organizasyon ve eleman yapıları çok büyük önem ifade eder. ... merkez yönetiminde yer alacak eleman sayısı olabildiğince az olmalıdır” ibarelerine yer verilmiştir. “Köprü Personel” başlığı altındaysa, “genç, yetenekli, eğitimli, donanımlı personel arasından seçilecek üç kişi .. içerisinde (üniteler arası) ve örgüt dışında örgütü temsilen hareket edebilmeli ve teması sağlamalıdır. Bu kişiler örgüt içerisinde görev almamalı, örgüt dışında legal bir işte istihdam edilmelidir. Böylece güvenlik sağlanmış olacaktır. Zaman içinde bu personel arasında ... bünyesinde yönetici olacak çok başarılı personel yetişecektir. “Ajan Profili; Fahişeler” başlıkları altında genel bilgiler derc edilmiş olup, “Medya” başlığı altındaysa, “güçlü istihbarat örgütlerinin medyadan sonuna değin yararlanılması” gerektiği saptaması yapıldıktan sonra, “... medya kuruluşlarını kontrol etme yönündeki faaliyetlerinin kendi medya kuruluşlarını oluşturarak mevcut ulusal ve uluslararası oluşumları doğal işleyişi içinde örtülü bir biçimde etkileme denetleme ve kontrol altına alma yöntemini uygulamaya koymaya kaçınılmaz bir biçimde zorunludur” denilmektedir. “Uluslararası Ticaret ve Bankacılık” başlığı altında, “...doğrudan kendi örgütüne bağlı holdingler ve bankaları süratle kurup ideolojiye uygun ekonomi/politik denge sağlayabilmelidir. ...'un üretim tesislerine ticari holdinglere ve bankalara ihtiyacı vardır. Hem de doğrudan ve mutlak sahibi olarak” denilmiştir. “İlaç ... ve Taşımacılık” başlığı altında, genel bilgiler verilmiş olup, “İllegal İşler” başlığı altında, Türkiye'nin uyuşturucu ticaretini denetim altına alması gerektiği vurgulanmaktadır. “... Planı Merkez Yönetim” başlığı altında ise “.... örgütünün başkanına doğrudan bağlı olan dört daire komutanlığı ile iki sivil başkanlıktan oluşmalıdır. Toplam altı ünitenin komutan ve başkanlarının bir asistanı ile bir de bölüm uzmanlarından oluşan iki yardımcısı olmalıdır. Ünitelerin komutan ve başkanlarının yanında görev alacak bölüm uzmanı illegal faaliyetlerin yurt içi ve yurt dışı hukuk platformunda legal gibi gösterilebilmesi düzenlemelerinden sorumlu olacaklarıdır. Şöyle ki, 1-... Başkanlığı, 2- .... Komutanlığı, 3- ....ve Değerlendirme Dairesi Komutanlığı, 4- .. Dairesi Komutanlığı, 5- ......Başkanlığı (sivil), 6- ....Araştırma Dairesi Komutanlığı, 7- .....ve Planlama Dairesi Başkanlığı (sivil) bu ünitelerin komutan ve başkanları birbirlerini tanımlarında hiçbir sakınca olmamakla birlikte, birbirlerinin görev ve sorumluluk alanlarını bilmemeleri esası ......'a istihbarat örgütleri içinde ayrıcalıklı bir özellik ve güvenlik kazandıracaktır. Bu altı ünitede görev alacak ajanlar kendi bölümlerinin komutan ve başkan asistanları dışında diğer üniteler ve personeller ile hiçbir şekilde ilişki kuramamalıdır. Üniteler arası enformasyon değerlendirmesinde ayrıcalık tanınabilecek tek bölüm ..... Dairesi Komutanlığıdır. Çünkü elde edilen enformasyon analiz ve değerlendirilmesinde gerektiği hallerde katkısı olabilir” ibarelerine yer verilmiş; “Kontrol Dairesi” başlığı altındaysa, “bu dairenin varlığından ......örgütü Başkanı / Komutanından başka hiç kimsenin bilgisi olmaması kesin bir gerekliliktir. Operasyonlarda yer alması zorunlu olan bu dairede yer alan ajanların ilk görevi operasyon alanı içerisinde bulunmak, operasyon esnasında temizleme ve ortadan kaldırma gibi işlemlerde doğabilecek sorunları çözümlemektir. İkinci bir görevleri karşı istihbarat örgütlerine geçen yakalanan veya operasyon amacına aykırı hareket eden her hangi bir ajanı öldürmektir. Bir ajanın sonu başlangıcında olduğunun ilk işareti, örgüte ve ajanlara karşı sorumluluk alanında yarar sağlamamaya başladığı süreçtir. Kontrol Dairesinde yönlendirilecek ajanlar mutlaka ...... Kuvvetleri bünyesinde operasyon ünitelerinde çok dürüst, güvenilir kişilerden seçilmelidir. Emirleri doğrudan ... Komutanından almalıdırlar. Üst yöneticiler ve örgüt personeli ile ajanları tarafından bilinmemelidirler, ibarelerine yer verilip; “Eğitim” başlığı altındaysa ... örgütü bünyesinde yer alacak personel mutlaka ve sürekli olarak eğitim programlarında tutulmalıdır” saptaması yapılmış, “Kaynak Yaratılması” başlığı altında, İstihbarat örgütlerinin çok güçlü finansa ihtiyacı olduğu ve bankalardan yapılan para aktarımlarından finans sağlanabileceği anlatılmaktadır. “....” başlığı altında, Naylon şirketlerin kurulması gerekliliğinden ve işlemlerin tamamlanmasından sonra naylon şirketlerin kurulmasında kullanılan elemanların ortadan kaldırılmasından bahsedilip, “....'un kuracağı legal ticari şirketler deşifre olmadıkları sürece yaşatılmalı, geliştirilerek güçlendirilmesi sağlanmalıdır. Böylece ekonominin kontrol altında tutulup, para akışının yönlendirilebileceğinden” bahsedilmektedir. “... ve .... Faaliyetler” başlığı altında, Genel bilgiler verilerek devamında, “Spekülatif Kaynaklar Yaratılması” başlığı altında, “...hazine arazilerinden spekülatif kazanç anlamında yararlanarak kaynak yaratmalıdır. .... hazine arazileri üzerinde yeni organize sanayi alanları ile yeni toplu konut alanlarını oluşturulmasından spekülatif kaynaklar yaratmalıdır” ibarelerine yer verilmiş, “Genel Değerlendirme” başlığı altında ise; .......i bünyesinde faaliyet göstermekte olan ....'un yeni bir yapılanmaya yönelme zorunluluğu ve gereksinimi yine ...'un kamuoyundaki imaj ve düşünce değişiminin sağlanması zorunluluğu olduğu vurgulanıp, “kamuoyunun kafasının karıştığı içinden çıkamadığı mantıklı ve tatmin edici açıklamalar alamadığı zamanlarda, gelişen her olay karşısında .... sözcüğünü anımsayıp dehşete kapılarak içten içe ... sözcüğünü yinelemekte olduğu medya kuruluşları içerisindeki kötü niyetli çevrelerin ... aleyhine kara propaganda yürüttükleri, ...'un kara propagandadan sağlayacağı yararlık doyum noktasına ulaştığı, bundan sonrasının negatif olduğu tespitine yer verilip, ...'un yeni yapılanması hakkındaki düzenlediğimiz bu raporda haddimizi aşmak gibi bir niyetimiz olamayacağı gibi dürüstlük esasları içerisinde yararlı olacak bir rapor hazırlamaya çalışmamız gerektiğinin de bilincinde olduğumuzu ifade etme gereği duyuyoruz. Raporumuzda dile getirdiğimiz hususların re-organizasyonu personel içinde sağlanacak değişim, örgütün yeniden düzenlenmesi, operasyonel faaliyetlerdeki aksaklıkların giderilmesi, jeo-ekonomi politik alanındaki çalışmalar, eğitim, düşsel yaratıcılıktan ve askeri ateşelerden gereği biçimde yararlanma, teknolojik lojistik olanaklara kavuşulması ile....Türkiye Cumhuriyetinin 76. yaşını kutladığı şu günlerde Türkiye'nin bağımsızlığının devamını sağlayıcı en etkin ve önemli unsurlardan birisi olarak değil, aynı zamanda çok daha güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti'nin oluşumuna önemli, büyük ve anlamlı katkıları olacağından hiç kuşku yoktur. En içten saygı ve şükranlarımızla” ibaresi ve altta karalanmış bir kısım olduğu görülmüştür. Karalanmış kısımda bazı fotokopilerde strateji grubu yazdığı okunabilmektedir. b- Lobi Aralık 1999/ .... ....'ün resmi ve “Lobi” ibaresi bulunan doküman kapağından sonra içindekiler dizinin yer aldığı dokümanın “Giriş” başlığı altında dünyada koşullar ve bölgesel gelişmeler nedeniyle sivil unsurların örgütlenmesi zorunluluğunun kaçınılmaz bir gerçek olarak ortaya çıktığı bu gerçekten hazırlanan ve Lobi adı verilen bu gizli örgütsel çalışmanın amaçları doğrultusunda şimdiye değin faaliyet gösterilmemiş olmasının büyük talihsizlik olduğundan bahsedilip, sivil toplum örgütleri, vakıf ve insani kuruluşlara ilişkin dünya ve Türkiye'de tarihi perspektif içerisinde örneklemelerde bulunularak sivil unsur olarak çalışması planlanan Kemalist sivil lobiye veya yapacağı çok yönlü yararlı faaliyetlere gereksinim olduğu bu suretle Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı sivil toplum örgütlerinin karşılarında ilk kez bir sivil kontra hareketin direncini bulacağından bahisle lobinin gerekliliği irdelenmiştir. “Amaç” başlığı altındaysa; Türkiye'de faaliyet göstermekte olan yabancı sivil toplum örgütleri ve Türkiye'deki faaliyetleri hakkında bilgiler sayılmış, Lobinin amaçları arasında etnik, fundamentalist, bölücü yıkıcı unsur ve oluşumlar içine çekilmek istenen gençliğin, böylesi tuzaklara düşürülerek kullanılmasının önüne geçilmesini de sağlamak olduğu vurgulanmıştır. “Kapsam” başlığı altında ise; Lobinin geniş halk kitlelerine yönelik çalışmalarında özellikle gençlerin resmi ideolojileri ve ülke çıkarları doğrultusunda yeniden örgütlenmelerini sağlamayı tasarladığı, lobinin yapılanması ve tüm faaliyetlerinin mevcut hukuk platformu ile çerçevelendiği Lobinin .... ideolojiye bağlılığı, bağımsızlığı kendi içerisinde uygulamaya koyulabileceğinden bahsedilmiştir. “Politika” başlıklı bölümde ise; Lobi tasarım ve girişim uygulamalarında toplumun temiz toplum anlayışına örnek sivil toplum örgütlenmelerinin oluşturulmasına önderlik edeceği, sendikaların Lobi organizasyonu şemsiyesi altındaki kuruluşlar içerisinde yer almalarının sağlanması gerektiği, Lobinin prensip olarak hiçbir zaman doğrudan doğruya toplumsal eylemler içerisinde yer almayacağı, sivil toplum kuruluşlarının etkinlik ve eylemler düzenlemesini organize ve kontrol eden güçlü bir mekanizma olarak kalması gerektiği vurgulanmıştır. “Hedef” başlığı altında ise Lobinin amaçlarından saptırılmaması için ekonomik olarak güçlü olmasının esas olduğu, Lobi çalışmalarında medya kuruluşları ile doğrudan temasta bulunmamaya azami özen gösterilmesi gerektiği belirtilmiştir. “Yöntem” başlığı altında, Lobinin prensip olarak hiçbir girişim ve eylemin içinde yer almaması tümüyle yasal düzenleme içinde hareket etmesi ve tüm çalışma faaliyetlerinde gizlilik prensiplerine sadık kalması gerekliliğinden bahsedilmektedir. “Organizasyon Planı” başlığı altında ise Lobinin organizasyon planı 1- Merkez, 2- ...Toplama, 3- .. Değerlendirme, 4- ...Ticaret, 5- Kültür ve Bilim, 6- Teori ve Senaryo, 7-...Propaganda, 8- Hukuk, 9- Uluslararası İlişkiler departmanlarından oluşması gerektiği, Lobinin Merkezinde görev alması için beş güvenilir yöneticinin bulunacağı ve birimlerinin oluşturulması ve sağlıklı işleyişinin sağlanmasından sorumlu olduğu; .... departmanında bir başkan on kişilik yardımcı kadronun yer alacağı ve istihbarat verileri toplama, arşivleme merkeze sunma görevinin bulunduğu; .... departmanının bir başkan ve beş yardımcı kadrodan oluşacağı ve istihbarat analiz raporlarının hazırlanmasından sorumlu oldukları; ...ve Ticaret departmanının bir başkan altı yardımcı personelden oluşacağı, ticari konuları izlemekten sorumlu oldukları; ... departmanında bir başkan;... departmanında bir başkan ve beş senaristin yer alacağı, medya kuruluşlarını yönlendirme çalışmalarına katkıda bulunacakları; ... departmanının bir başkan beş yardımcıdan oluşacağı ve medya kuruluşlarını bilgilendirilmesi, yönlendirme ve kontrol altında tutma görevinin bulunduğu; Hukuk departmanında bir başkan ve beş yardımcısının görevli olacağı bu departmanda sadece hukukçuların yer alacağı ve hukuksal kurallardan azami ölçüde yararlanma çalışanlarının yürütüleceği; Uluslararası İlişkiler departmanında bir başkan, altı yardımcının yer alacağı ve uluslararasında güç odaklarında yer alan kişileri organizasyon şemsiyesi altındaki kuruluşlara kazandırma çalışması gerçekleştirecekleri açıklamasına yer verilmiştir. “Kadro” başlığı altında, Yalnızca sivillerin yer alacağı, bu örgütlenmenin köprü eleman ile faaliyet göstereceği merkezde yer alan beş sivil yönetici ile köprü personel görevini üstlenecek iki sivilin atanacağı, yine “Eleman profili” başlığı altında ise Lobi örgütlenmesi içinde yer alacak elemanların çağa ayak uydurabilecek donanımlarının bulunmasının aranılacağı ancak, sistem ile barışık olmayan kişililer arasından da eleman seçimi cihetine gidilmesi ile Lobinin etkili ve önemli kuruluşlarında her kesimden portrenin kullanılması gerektiği, yine birim başkanları, köprü personel, finans, ticaret, şirket ve vakıf faaliyetleri, başlıkları altında bu hususlara ilişkin değerlendirmeler yapılmıştır. “Genel Değerlendirme” başlığı altında ise Lobinin faaliyet alanları içerisinde ....,.....,.....,.....,ve tüm ....de çok önemli başarılar sağlanabileceği saptamasına yer verilmiştir. “Sonuç ve Öneriler” başlığı altındaysa, Lobinin Türk İnsanının ve toplum yapısının özellikleri ile doğabilecek her türlü gereksinim dikkate alınarak tasarlanmasına özen gösterilmeye çalışıldığı, Lobi adı verilen örgütsel organizasyonun faaliyetlerine gelecek zaman dilimi içinde çok daha fazla gereksinim olacağı saptamasıyla ve saygılarımızla ifadesi ile doküman sona ermektedir. 2-MAHKEME TARAFINDAN.... ÖRGÜTÜNE AİT OLDUĞU KABUL EDİLEN DİĞER BELGELER: a) .... Örgütü Tarafından Türkiye'deki Gruplara, Tarikat Ve Cemaatlere, Mafya Oluşumuna Yasadışı Örgütlere İlişkin Olarak Hazırlandığı Kabul Edilen Belgeler: aa) Reaksiyon Etnik Fundamentalist/bölücü/yıkıcı Unsurlar Analiz ve Tasfiye Projesi İstanbul/Kasım 1999 Analiz amacı, kapsam.... ve ... başlıklı 1. bölümün, analiz amacı alt başlığı altında; "... adlı bu analiz/projenin amacı .... bünyesinde faaliyet gösteren.....un milli mücadele girişimlerinden günümüze ....'nin varlığını tehdit etmekte olan etnik, fundamentalist, bölücü ve yıkıcı unsurların kaynak ve hedeflerini belirlemesi ile tasfiye edebilmesine katkıda bulunabilmektir" ibaresinin yer aldığı, “Yöntem” başlıklı bölüm sonunda, “... Devletinin bağımsızlığı ve varlığını ortadan kaldırmaya yönelik her türden etnik/fundamentalist/bölücü/yıkıcı unsurlar ile mücadelede uygulanacak yöntem: meşruluk plâtformunda, reaksiyon prensipleri esas alınarak sürdürülmelidir. Kesin başarı sağlayacak yollara açılan kapıların tek anahtarı bu yöntem olabilir. Üzerinde ısrar ettiğimiz bu yöntemin sağlıklı bir biçimde işleyebilmesi için, çok sağlıklı bir istihbarat ve toplanan istihbarat verilerinin derinlemesine analizi ile gerçekleştirilebilir” yolunda değerlendirmelerde bulunulduğu anlaşılmıştır. bb) ..... Operasyonların Tasfiyesi, .... ve Türk-kürt Kardeşliği .../1 Mayıs 2000 .... Örgütünün yönetim kadroları, finans ve yayın organlarının denetim altına alınması, böylelikle dış güç odaklarının kontrol ve yönetiminden arındırılmasının sağlanacağı yönünde değerlendirmeler yapılmıştır. cc) ..... Eylül 2000 “Sunuş” başlıklı bölüm içeriğinde, "Bu çalışma ulusal ve uluslararası entrika labirentlerinde, çıkarları doğrultusunda diledikleri gibi at koşturan narko/ekonomi/politik prensiplere sırtını yaslamış, kamuoyunda mafia tanımlaması ile anılan ....(devletçe örgütlenmiş) güç odaklarının re/organizasyonu için hazırlanmıştır" ibarelerine yer verildiği ve “...'nın Yeniden Yapılandırılması” başlıklı bölümde “...'nın yeniden yapılandırılabilmesi mutlaka askeri bir girişim olarak ele alınmalıdır.” “Türkiye'de yapılması gerekli ve zorunlu olan doğrudan Genelkurmay'a bağlı 'sivil' bir kurul tarafından oluşturulacak Mafia yapılanmasıdır" yolunda değerlendirmede bulunulduğu anlaşılmıştır. dd) ...Silahları Üretim ..../ 13 Kasım 1999 Kimyasal silahların tarihçesi, kullanımı, önde gelen kimyasal silahlar ve biyolojik silahlar ile.. savaşları gibi başlıklar altında açıklamalarda bulunulduğu ve .... ... ve ...savaşların 21. yüzyıl savaş teknikleri içinde en etkin ve yaygın gücü oluşturacağına ilişkin saptama bulunduğu; “Genel Değerlendirme” başlığı altında ise, .... bünyesinde faaliyet göstermekte olan "..."un dikkatlerine sunulan bu analiz ve öneri çalışmasının amacı, kimyasal ve biyolojik silah üretimine yönelmenin kaçınılmaz gerekliliğine olan inancımızdır.”ifadesine yer verilmiştir. ee) Fundamentalist Terör .../ 3 Nisan 2000 Fundamentalist olarak nitelendirilen kişi ve çevrelere ilişkin çeşitli değerlendirme ve açıklamalar yer almıştır. ff) Osmanlı'dan Günümüze Masonik Bilderberg Çetesi, Siyonizm Ve Protokol, Finans Odakları Ve Teknokratlar Nasıl Egemen Oldu? İstanbul/30 Mart 2000 Bilderberg grubunun kuruluşu, gizli toplantıları, Türk basınında bilderberg başlıkları altında değerlendirmelerine yer verilmiştir. gg) Sabetaycılık Ve Türkiye Sabetayları (dönmelik) Reoasta - Operasyon Projesi- İstanbul/mayıs 2000 Rav Sebetay Zwi ve Sebataycılık hakkında açıklama ve değerlendirmelerde bulunulmuştur. hh) Hizbullah İstanbul/Şubat 2001 Hizbullah terör örgütününe yönelik değerlendirmeleri içermektedir. b) .... Örgütünün İstihbarat, İstihbarat Kuruluşları ve MİT İle İlgili Olduğu Kabul Edilen Belgeler aa) 21. Yüzyıl'da Casusluk-Araştırma-Gözlem-Analiz Raporu İstanbul /Aralık 2000 İsimli Belgenin; İstihbarat faaliyetletleri ve .... hakkında değerlendirmeleri, içerdiği; bb) Şirket Gizli Gerçekler Gözlem & Analiz Aralık 2000/İstanbul isimli belgede; ... ve bazı ... görevlileri hakkında değerlendirmelerinin yer aldığı, cc) Şirket &... Gözlem & Analiz ..../ Aralık 2000 belgesinde; Bir kısım... görevlileri ile bazı şahıslar hakkında eleştirel değerlendirmeler ve biyografik yazıların yer aldığı anlaşılmıştır. dd) JİTEM'ci ve ..'çi ... Başlıklı Belgede; “Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ulusal istihbarat mekanizmasını yeniden ve sıfırdan kurması kaçınılmaz bir zorunluluk olmuştur. Ancak yepyeni bir istihbarat örgütü kurulurken, bu girişim son derece gizli tutulmalı ve bundan siyasi, bürokrat, teknokrat ve hükumet kadroları haberdar edilmemeli, ...kadroları yeni yapılanmanın içinde yer almamalıdır.” ibareleri bulunmakta olup, “21. yüzyılda ülkelerin bağımsızlığı ve güçlenerek gelişebilmeleri, istihbarat örgütlerinin başarılı çalışmalarına göre şekillenecektir. Bu gerçeğin görülmesi ve gereğinin süratle yerine getirilmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur.” yolunda değerlendirmede bulunulduğu anlaşılmıştır. ee) ..& ... Gazeteciler İstanbul/Aralık 2000 belgesinde; Medya içine yerleştirilen istihbarat ajanlarının varlığı ve bunun gazetecilerin güvenilirliği ile basın özgürlüğüne etkisinin değerlendirilmiştir. c-) ... ve Lobi Örgütlenmesinin İdeolojik Yapısına Ve Sivil Toplum Kuruluşları Örgütlenmesine, Gençlik Yapılanmasına Dair Olduğu Kabul Edilen Belgeler : aa) ... Hareket İstanbul/Eylül 2000 belgesinin; “....Hareket Derneğinin merkezinin İstanbul olması gerektiği, anılan dernek merkezinin üretilen ve üretilecek teorik stratejik ve doktriner argümanların yaşama geçirilmesi için propaganda merkezi olarak faaliyet gösterecek ülke içinde ve ülke dışındaki merkezlerin koordinasyonunu sağlayacağı, yönetiminin üreteceği teorik, stratejik ve doktriner argümanların, dernek dışından oluşturulacak beş kişilik gizli bir komite tarafından üretileceği, komite üyeleri arasında iletişimi sağlayacak olan bir köprü personelin yer alacağı, dernek başkanının talimatları köprü personelden alıp uygulamaya koyacağı; Derneğin ülke içinde her alanda kitlesel ve kurumsal faaliyetlerde bulunarak Kemalizme aykırı her konuda direnç göstereceği” ibarelerinin yer aldığı, bb) ...Mode..... Dinamik Ulusal Güç Birliği &... Cephesi adlı belgede; "... adı verilen bu çalışmada; ...Birliği gençlik mercek altına alınması suretiyle, analizinin yapılarak, 21. Yüzyıl Türkiye'sinin ulusal çıkarlara ve Kemalist ideoloji ilkelerine uygun biçimde yeniden örgütlenmesinin planlandığı" ibarelerini içerdiği , gençlik hareketleri ve gençliğin örgütlenmesi, Lümpen gençlik, Üniversite gençliği, gibi konu başlıkları altında anılan hususlara ilişkin değerlendirmelere yer verildiği; “Sonuç” başlıklı bölümünde ise "Bu çalışmada temel amaç; ... Birliği merkezli, Kemalist örgütlerin sağlıklı ve realist biçimde oluşturulmasının önemini ve gerekliliğini dile getirmektir. Merkezin oluşturulması, yerel ve bölgesel örgütlerin kuruluşu, faaliyet alanları ve örgütlerin birbirlerini tamamlayıcı, farklı sorumluluklar üstlenmeleri ve saptanan hedefler doğrultusunda faaliyet ve eylemleri ile uygulanması gereken yöntemlerin detayları bu çalışmanın dışında tutulmuştur.” ifadelerinin yer aldığı; cc) Ulusal Gençlik Birliği Üzerine Görüşler 3 Aralık 2000 “Program Sorunları” başlığı altında, "Ulusal Gençlik Birliğinin kuruluşu ve inşası ... iktidar projesinin bir parçası olarak ele alınmalıdır", "Amaçlarımız 'hukuk devleti evrensel demokrasi gibi neoliberallerin vurguladığı kavramlarla değil ...Devrim'in program kavramlarıyla ifade edilmeli ve terim kargaşasına son verilmeli', '... düşmanlığıyla gençlik birleştirilemez', 'Programı doğru olan Ulusal Gençlik Birliği Türkiye Üniversitelerinin yarısında örgütlü olan ...Toplulukları gibi oluşumları bir araya getirerek önemli bir birikimi kucaklamıştır.' Ulusal Gençlik Birliği ....'da 38 üniversiteden 427 öğrencinin katılımıyla kurulmuştur." yolundaki açıklamaların yer aldığı ve Türkçe karşılıkları bulunan fundamentalist, monopol, apolitik, globalleşme, gibi sözlükleri kullanmamak gerektiğine ilişkin değerlendirme ile son bulduğu; dd) Dinamik Anti/Tez ...09 Aralık 2000 İsimli Belge "Ebedi ....'ün strateji dehasını örnek alarak hazırladığımız, ... Model: .... Hareketi çalışmayı ... adıyla tanımlamayı uygun görmüş, Ulusal Güç Birliğine ulaşmanın yolu olarak ... örneğinden yola çıkılması gerektiğini vurgulamaya özen gösterdiğimiz 29 Ekim 2000 tarihli tez....'e iletilmiştir. ... tarafından kaleme alınan "....Üzerine Görüşler" adıyla ileri sürülen düşünceler objektif olarak entelektüel birikim süzgecinden geçirildiğinde, örtülü antitez niteliği taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.” ibarelerini içerdiği ve başta ulusal gençliğin toplumun değerler ve ortak ideal çerçevesinde örgütlenmesi sağlanarak yaratılan olumsuzluklara tepki gösterilmesinin gerektiğine ilişkin değerlendirmeleri içerdiği, ee) Genel Yapı .... Derneği hakkında değerlendirmelerin ve faaliyetlerine ilişkin önerilerin yer aldığı, Anlaşılmaktadır. d) ..Örgütüne Bağlı Lobi Örgütlenmesinin Medya Yapılanmasına Dair Kabul Edilen Belgeler aa) Ulusal Medya 2001 İstanbul belgesinde; ....tesinin re/organizasyonu konusunda değerlendirmelerin yapıldığı ve içerisinde “Bağımsız ulusal medya kuruluşlarının yaratılabilmesi için yurtta ve yurt dışında faaliyet gösteren Türk iş adamları arasından seçilecek kişilerden ...i” oluşturulması ve burada yer alacak iş adamlarının devlet kurumlarınca ticari faaliyetlerinde desteklenmesi gerektiği”ne ilişkin ibare ve değerlendirmelerin bulunduğu , bb) Kanal 6 Analiz Yönetim ve Geliştirme Projesi .../ Kasım 1999 belgede; Türkiye'de ulusal yayın yapmakta olan Kanal 6 televizyonunun re/organizasyonuna katkıda bulunmak amacıyla hazırlandığı ve bu hususta somut öneri ve görüşlere yer verildiği, Kanal 6'nın gerçek re/organizasyonunun sağlanabilmesi için talep edilmesi halinde daha birçok ayrıntılı etüdün hazırlanmasının mümkün olduğu ibarelerini içerdiği; yine Dünya ve Avrupa Birliğinde yayıncılık konularında değerlendirmelerin yapıldığı, cc) Dergi Analiz & Proje ..../22 Temmuz 2000 belgesinin; Dergi yayıncılığı konusunda değerlendirme ve önerileri içerdiği, dd) Ulusal Medya 2010 belgesinde; Giriş başlıklı bölümde “Türkiye'nin Laik Cumhuriyet yapısına kastetmiş dış odaklar, devşirdikleri yerli işbirlikçilerin desteğiyle ülkenin üniter devlet yapısını ortadan kaldırabilecek bir güce erişmişlerdir. Bir zamanlar emperyalist devletlerin emellerine hizmet eden karşı devrim heveslisi unsurların ülkeyi sürükledikleri şartlardan çok daha vahim oluşumlar içerisine itilen Türkiye'de, bugünkü emperyalist işbirlikçiler ile baş etmek için ... ideoloji ruhunu yeniden canlandırmanın gerekliliği apaçık ortadadır.”değerlendirmelerine yer verildiği; Referanslar bölümünde ise, "...; Analiz, Yeniden Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi; Eleman ve Organizasyon; Medya 29 Ekim 1999 ... Kanal 6 Analiz; Yönetim ve Geliştirme Projesi, .../ Kasım 1999, Reaksiyon; Etnik/Köktendinci/ Bölücü/Yıkıcı Unsurları Analiz ve Tasfiye Projesi; Günümüz Türkiyesi; Medya.... / Kasım 1999, Devletin Yeniden Yapılanması Üzerine; Cumhuriyetin İdeolojik Hegemonyasının Yeniden Örgütlenmesi; Medya Araçlarının Örgütlenmesi 25 Kasım 1999. Lobi; Organizasyon Planı; İletişim ve Propaganda. Aralık 1999, .... Clarridge & Gülen İlişkisi; İ... / 29 Mart 2000, Televizyon; Analiz, Yönetim ve Geliştirme Projesi. .../ Temmuz 2000, Dergi; Analiz & Proje, ..... / 22 Temmuz 2000, Ulusal Medya 2001; İ... / Eylül 2000. .... Hareket; ... / Eylül 2000. ....i; Re/Organizasyon Çalışması 2001, Sosyal Sınıfların Analizi ve Sosyo-Psikolojik Mühendislik; Toplumsal Algılanın Dizaynında Medyanın Rolü Ankara / Ekim 2006, Psikolojik Harekat.../ Aralık 2006" yazıldığı, ".... güçlerin ve işbirlikçilerinin haricindeki tüm Türk sanatçı, aydın ve gazetecilerin Kemalist ideoloji çatısı altında birleşmeleri sağlanmalıdır. Ulusal medya oluşumuna katkıda bulunma her Türk aydınının üstüne düşen bir sorumluluktur" içeriğindeki değerlendirme ile son bulduğu, ee) Televizyon Analiz Yönetim Ve Geliştirme Projesi ..Temmuz 2000 belgesinde; "Cumhuriyet gazetesi ile Ulusal TV'nin hisselerini elinde bulunduracak olan yeni anonim bir şirket kurulmalıdır. Bu şirketin yönetim kurul başkanlığı ile yönetim kurulu üyeliğine getirilecek olan kişiler önemlidir ve özenli bir seçim yapılmalıdır" ibarelerini içeren sunuş başlıklıklı bölümün devamında; Türkiye'de ulusal yayın yapacak olan özel televizyon istasyonun yapılanma ve re-organizasyonuna katkıda bulunabilmenin amaçlandığı belirtilerek anılan hususta değerlendirmelerde bulunulduğu, ff) Cumhuriyet Gazetesi Re/organizasyon Çalışması Ulusal medyanın merkez üssü seçildiği ifade edilen Cumhuriyet Gazetesinin hisselerinin devri konusunda açıklama ve değerlendirmelerin yer aldığı; gg) Yeni Bir Medya Patronu Yaratılacak Başlıklı Bilgi Notu Medyanın içinde bulunduğu duruma ilişkin yapılan geniş çalışşmanın daha önce sunulmuş olduğu belirtilerek Medyada yeni bir ortaklık bağı kurularak yazılı ve görsel yayıncılık sektöründe medya gruplarının karşısında güçlü bir rakip olarak çıkılması için hazırlıklar yapıldığı hususunda değerlendirmeler içerdiği, Anlaşılmaktadır. e).... Örgütünün Lobi Örgütlenmesinin İş Dünyası, Sanayi ve Ticari Faaliyetlerine ilişkin Olduğu Kabul Edilen Belgeler : aa) USİAD Ulusal Sanayici ve İş Adamları İstanbul/12 Nisan 2000 belgesinde; Ekonomik alanda yer alan sivil toplum örgütü olarak nitelendirilen ...ve .... Adamları (...)'ın desteklenmesi gerektiği yolunda değerlendirmelerin yapıldığı bb) Birleşik ......... 27 Haziran 2000-06 Operasyon Belgesinde Birleşik .....Uluslar arası platformda faaliyet gösterebilecek dinamik ve örtülü faaliyet birimi olarak kodlandığı, bu nedenle kuruluş, personel ve tüm faaliyetlerinin temelde yerel hukuk normlarına uygun olması zorunluluğunun bulunduğu gibi evrensel hukuk standartlarına da azami özenin gösterilmesi gerektiği, yine Uluslararası.... A.Ş ve Uuluslararası Protokol ve Halkla ilişkiler A.Ş. konularında yapılması amaçlanan çalışmalara ilişkin değerlendirmelerin bulunduğu; cc) ...A.Ş. Uluslararası Güvenlik Şirketi Projesi ...l/26 Haziran 2000 belgesinde; Kurulmasının planlandığı belirtilen Özel güvenlik şirketlerinin yapısı ve faaliyetlerine ilişkin değerlendirmeleri içerdiği; dd) ...l A.Ş. Uluslararası Halkla İlişkiler Şirketi Projesi İsimli Belgede Kurulması planlanan Uluslararası ... ve halkla ilişkiler şirketlerinin yapısı ve faaliyetlerine ilişkin değerlendirmeleri içerdiği; ...l A.Ş olarak kurulması planlanan şirketin anonim şirket olarak faaliyet göstereceği, yönetim kurulu başkanının emekli bir kurmay albay olacağı, şirket faaliyetlerinin denetimi ve şirket organizasyonun Merkez Birim tarafından yerine getirileceği, şirketin uluslararası nitelikte bir şirket olmak için girişimler yapması gerektiği, ee) Özel Güvenlik Şirketi İstanbul 11 Temmuz 2000 belgesinde; Özel güvenlik teşkilatı, özel güvenlik şirketleri, özel güvenlik şirketi personeli, ve denetim bölümlerinde; mevzuata ilişkin açıklamaların yapıldığı ve "Öneriniz üzerine; dikkatlerinize sunulan bilgiler ve gelişmelerden yararlanılarak “Uluslararası Özel Güvenlik Şirketi” kuruluş çalışmalarının başlatılması, “Lobi” koduyla tanımlanan faaliyet alanı içinde yer alması uygun görülen projenizin hayata geçirilmesinin yararlı olacağı görüş birliği ile kabullenilmiştir. Gereğini rica ederiz" ibarelerinin yer aldığı, ff) Oluşum Aralık/ 1999 Belgesinin; ....'in güvenliğinin sağlanmasına ilişkin değerlendirmeleri içerdiği; gg).... /Yatırım ve İşbirliği Oluşum Raporu ....l/21 Ağustos 2000 belgesinde; Türkiye–K.Irak arasında ticari, yatırım ve işbirliği oluşumu konusunda değerlendirmelerin yapıldığı, Belirtilmiştir. f) ..... Lobi Örgütlenmesinin Sanat ve Kültür Yapısına ilişkin Olduğu Kabul Edilen Belgeler: aa) Redaktör Casuslar Hayalet Yazarlar Araştırma / Gözlem Analiz İstanbul /29 Mayıs 2000 belgesinde; Türk edebiyat ve araştırma dünyasının gerçek değerlerinden yararlanılması gerektiği, bazı güç odaklarının yaptığı gibi; "redaktör" değil, yazarlığını kanıtlamış, eserleri ile okura mesaj verebilmiş gerçek yazarların bilgilendirilerek, literatür dünyasına yeni eserlere ve kaynak eserler yaratabilmelerine olanak sağlanması, böylece Türk ve dünya kamuoyunun değer verdiği bağımsız yazarların, özgün ve objektif eserleri ile bilgilendirilerek "güven" unsurundan yararlanmanın başarılmasının gerekli ve zorunlu olduğuna ilişkin değerlendirmelerin yapıldığı; bb) ... Sanatçılar-Türk Toplum Yapısında Değişim (Sanat-Sanatçı-Entelektüel ve İletişim Dünyasında İstihbarat Faaliyetleri)....l/10 Nisan 2000 belgesinde ise; İstihbarat örgütlerinin sanat ve sanatçı ile ilişkileri ayrıca sanatçılara bakış açısı ve bu konudaki önerileri de içeren Türkiye'de sanat ve sanatçı konularında değerlendirmelerin yapıldığı, Anlaşılmaktadır. g) ... Örgütü Mensupları Tarafından Hazırlandığı Kabul Edilen, Bireysel Çalışma Niteliğindeki Belgeler aa) Devletin Yeniden Yapılanması İçin Öneriler Mastır Plan Ön Çalışması Belgesinde “Çalışmanın Amacı ve Kapsamı” başlıklı giriş bölümünde, sunulan bu bilgiler bir taslak çalışma olup “yazılı düşünme” olarak değerlendirilmelidir ibarelerini içeren ve Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'nde gerekçesini bulan yeni bir teşkilat yapısı oluşturma ve uygulamalarının temel hareket noktalarını oluşturacak “Mastır Plan” çalışmasına ışık tutmak amacını taşıdığının belirtildiği, bb) Devletin Yeniden Yapılanması Üzerine 25 Kasım 1999 İsimli Belgede Farklı içerikte metinlerinin bulunduğu, devletin yeniden yapılandırılması hususunda öneri ve görüşleri içerdiği ve “Türkiye halkı 21. Yüzyılın başında Kemalist devrimin ikinci büyük atılımını gerçekleştirecektir. Türkiye, arkada kalan yüzyılın başında olduğu gibi mazlum milletlerin yeni atılımında öncü roller oynayacak ve devrimci bir model yaratacaktır. Türkiye Avrasya yüzyılının yıldızı olacak birikime ve dinamizme sahiptir" yolunda değerlendirmede bulunulduğu, cc) Cumhuriyet Devrimi İktidarı Projesi İsimli Belgede “Bugün Türkiye, Kurtuluş Savaşı yıllarına benzeyen bir ikili iktidar durumuna girmiştir. 1920-22 yıllarındaki İstanbul merkezli Osmanlı Devleti ve Ankara merkezli Ulusal Devlet arasındaki iktidar bölünmesi, günümüz koşullarında yeniden ortaya çıkmıştır. 1950'de başlayan Küçük Amerika sürecinin yarattığı.... iktidarı ile Kemalist Devrim'den kalan mevzileri savunan Cumhuriyet iktidarı karşı karşıyadır. Yönetim ve parlamento, Küçük Amerika iktidarının denetimindedir. Cumhuriyet iktidarı, Ordu eksenlidir.” yolunda tespitlerin yapıldıktan sonra, bu durumun uzun boylu devam edemeyeceği, çözümün ise Kemalist devrimi tamamlamak olduğu yolundaki değerlendirmelerin yapıldığı; dd) ...'den Ele Geçen "... Slayt Gizli" İsimli Belgede Gençlerin genel durumu bölümünde “Gençlerin yaratıcılıkları, politik hareketleri ve sporsal faaliyetleri önemsenmiyor, bu yüzden her sene düzenli olarak milyonlarca yaratıcı gencimiz kayboluyor” ibarelerine yer verildiği; ... (... Gençleri yönlendirme projesi)'nin tamamen gizli bir birlik ile yapılacağı ve .. (... atılımı) hareket Kanun'un Türkiye Cumhuriyeti legal yasalarına uygun şekilde hazırlanmış Kemalizmi baz alan, ...'nın görüşlerine dikkatli bir yönetim şeklinin benimsendiği harekatın yazılı yönergesi olduğu, kavga etmeye ve duygusallaşmaya kesinlikle karşı olduğu değerlendirmelerine yer verildiği; ee) Yeni ... Haziran 2004 İsimli Belgede; “Milisleşme Ama Nasıl?” başlığı altında, “..., mevcut ulusal ve küresel düzen incelendiğinde, ülkeyi parçalama yolunda devreye sokulan küresel girdaptan kurtarmak için kurulacak altyapının milis bir zihniyet ile oluşturulması gerektiğine fakat bu milisliğin klasik ve klişe metodolojilerden hayli uzak, yeni ve yapıcı dinamikler üzerinden inşa edilmesi gerektiğine inanmaktadır.” ibarelerine yer verildiği ve devamında ise; “...Kurulacak yapı; yazı boyunca da vurguladığımız üzere, "güç birliği" değil, "güç ağı" prensibi üzerinden dağınık olarak kurulması gerektiğinden, bu yapının "liderlik" mekanizması da kendine özgü olmalıdır. Bundan dolayı, sözkonusu altyapının hiyerarşik değil, heterarşik bir liderlik mekanizmasına ihtiyacı olacaktır.” yolunda değerlendirmeleri içerdiği; “Sonuç” başlıklı bölümünde yer alan “Bu analiz; söz konusu hareketlenmenin dinamikleri ve yapısı oluştururken; hem mevcut zaafların giderilmesi, hem de daha sağlıklı bir yapının kurulması için çorbada tuzumuz olsun kaygısı ile kaleme alınmıştır.” yolundaki değerlendirme ile son bulduğu; ff) Türkiye'yi Türksüzleştirme Operasyonu Behiç Gürcihan 2004 İsimli Belgede Küresel güçlerin Türkiye'yi Türksüzleştirme; Türkleri de millet bilincinden sıyırma operasyonu düzenledikleri; toplumsal ve coğrafi yabancılaşma konularında değerlendirmede bulunulduğu; gg) 2023 Platformu 23 Ocak 2005-29 Ekim 2023 İsimli Belgede “2023 Platformu Organizasyon Yapısı” başlığı altında, kurucu konsey, yüzler konseyi, yönetim kurulu, denetim, mali heyet, idari heyet alt başlıklarının bulunduğu şema olduğu, Belirtilmiştir. h) ....ve Lobi Örgütlerinin Kendi Mensupları İçin Hazırlattığı Kabul Edilen Belgeler aa) Fabrikatör Gözlem & Analiz .../Şubat 2000 İsimli Belgenin Doğu Perinçek hakkında eleştirel içerikli analiz niteliğinde hazırlandığı belirtilen ve içeriğinde özgeçmiş bölümüne de yer verilen belge olduğu, bb) Analiz (....Türk Ve ....Birlikte Örgütleme Tasarımı)...7 Nisan 2000 İsimli Belgede Türk ve Kürdü birlikte örgütleme tasarımı konusunda eleştirel değerlendirmelerin yer aldığı; cc) Türkiye'yi Biçimlendiren Kemalist Generalin Portresi İstanbul/20 Ocak 2000 İsimli Belgede ..... hakkında değerlendirmeleri içerdiği, ... /....l/20 Ocak 2000 ibaresi bulunduğu, Anlaşılmaktadır. ı) ...ve Lobi Örgütleri Tarafından Örgüt Mensuplarına ve Diğer Kişilere Hitaben Yazıldığı Kabul Edilen Mektuplar ..., ...., ... ve ...'a yazılan mektuplar yer almaktadır. i- .... Örgütü Ve Lobi Örgütlenmesi Tarafından Hazırlattırıldığı Kabul Edilen Araştırma Çalışmalarına Dair Belgeler aa) T.C. ..... Adayları Operasyon ... /30 Nisan 2000 Belgesinde ....adayları hakkında değerlendirmelerinin yer aldığı; bb) Batı Dünyasından Demokratik Hukuk Örnekleri ...11 Nisan 2000 İsimli Belgede Bir kısım Avrupa Ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletlerindeki mevzuat, infaz hukukuna ilişkin uygulamalar ile davalara ilişkin açıklama ve değerlendirmelerin yer aldığı; cc) .... Sorunu-Kilise Devleti....Ekim 2000/ Şubat 2001 İsimli Belgede ...terörizmi -...sorunun tarihçesi, Türk ...ilişkileri, ... Arşiv belgeleri gibi başlıkları altında ermeniler ve Ermenistan ile ticari ilişkiler konularında değerlendirmelerde bulunulduğu, dd) ...İşbirlikçilerinin Kronolojik Söylem Ve Amaçlarına Atatürk'ün Yanıtları ...11 Nisan 2000 İsimli Belgenin “Giriş” başlığı altında, “Bu çalışmamızda günümüz koşulları göz önüne alınarak, tarihsel somut belgelere dayalı, çok özet olmakla birlikte, çok anlaşılır bir biçimde Cumhuriyet Devrimine karşı sürdürülmekte olan savaş gözler önüne serilmesi amaçlanmıştır.” ibaresine yer verilmiş ve devamında; ...'ün çeşitli tarihli konuşmalarına yer verildiği ve “Diğer örnekler” başlıklı bölümün ise; ...., .... Bakanı Cohen ile görüştü; ... "Artık çeyrek asrını doldurmuş olan bu Cumhuriyeti hiç kimse tanımamazlıktan gelemez. Bu çağımızın yadsınamayacak bir gerçeği olmuştur. Nice yıl dönümleri için Kıbrıslı kardeşlerimize saygılarımızı ve iyi dileklerimizi sunuyorum dedi.” ibaresi ile sonlandığı; ee) 21. Yüzyılda .... Ulusal Program ...-Ulusal İlkeler Global 2000 İ...Aralık 2000 belgesinde; “Milli güvenlikten sorumlu yönetim kadrolarının Kemalizmin Ulusal Proğramını uygulamakla yükümlü ve sorumlu oldukları, Türkiye'nin önünde bekleyen 10-15 yılın çok güç bir dönem olacağının kaçınılmaz gerçek olduğu; Türkiye'nin Kemalist sivil toplum örgütlerini oluşturmamış olmasının büyük bir hata olduğu ”yolunda değerlendirmelerin bulunduğu; ff) 13. Kabile Alevi Kimliği belgesinin; Aleviliğin tarihi ve temel inançları, siyasal ve sosyal yaşamda aleviler, Atatürk ve Bektaşilik gibi başlıklar altındaki değerlendirmeleri içerdiği, gg- HAARP ve NBC Silahları İstanbul 26 Mart 2000 Belgesinde Nicola Tesla isimli şahsın elektrik ve elektronik alandaki çalışmaları ile HAARP projesine ilişkin değerlendirmeleri içerdiği ve suni depremler yaratabileceği yolunda görüşlere yer verildiği, hh) Avrupa Birliği Katılım Ortaklığı Belgesinin; Avrupa Birliği Komisyonu'nun 8 Kasım 2000 tarihinde açıkladığı “Katılım Ortaklığı Belgesi” hakkındaki eleştirel değerlendirmeler içerdiği; ıı) Yezidilik Adavilik İstanbul /Ocak 2001 Belgesinin Yezidilik ve Adaviliğe ilişkin değerlendirmeleri içerdiği; ii)... Yeni Stratejik Konsept 21. Yüzyıl Stratejileri İstanbul/Kasım 2000 Belgesinde ise; ... zirvesinde kabul edilen 23-24 Nisan 1999 tarihli yeni stratejik konsepte ilişkin değerlendirmeler ile ...ya yönelik eleştirileri içerdiği, "...'nun 21. yüzyıl yeni stratejik konseptinin....Cumhuriyet ilkeleri temelinde ve ulusal devlet yapısının korunarak, tam bağımsızlık temelinde globalleşme yolunda ve ... tam üyelik ile ...i ilişkileri çerçevesinde, ulusal güvenlik ve çıkarlar doğrultusunda alternatif yorum kazanımı elde edilebilmesi doğrultusunda üzerinde ciddi çalışmalar yapılarak avantajlar üretilmesine ihtiyaç olduğu açıktır" yolunda öneriler içerdiği, Belirlenmiştir. j) ... Örgütüne Ait Eylem ve Operasyonlara İlişkin Hazırlandığı Kabul Edilen Belgeler aa) İrticayla Mücadele Eylem Planı İsimli belge bb) Proje isimli belge cc) Kitleşim isimli belge dd) İnternet Andıcı belgesi ee) Yargıtay Binası Krokisi ve Krokinin açılımı belgesi ff) Dönemin .......'a yönelik eylem hazırlığına dair belge gg) ....,....,.....,.....,....., ve ,,,,'e yönelik silahlı saldırı hazırlığına dair telefon tape belgeleri hh) ...Tesislerine Saldırı Eylem Planı belgesi ıı)......,.....'a Yönelik Suikast Planı belgesi ii) .....e Yönelik Suikast Planı jj) ...Federasyonu Genel....'a Suikast planı belgesi kk) ... Federasyonu Genel ....'e Suikast planı belgesi ll) ...'da Bulunan ...Alışveriş Merkezine ...Saldırı Planı belgesi mm)...'a Suikast Planı belgesi nn) Cumhuriyet Çalışma Grubunun Faaliyetlerine Dair Belgeler,....,.....,.....,.....,Ve .... İsimli ..... Planlarına Dair belgeler, oo) ...simli... Örgütlenmesi, Belgelerinden ibarettir. k)... Terör Örgütü ve Lobi Yapılanması Tarafından Hazırlanan Fişleme Niteliğinde Kabul Edilen Örgüt belgeleri aa) Biyografi 18 Ocak 2000 ..... isimli şahıs hakkında kişisel bilgileri de içeren eleştirel mahiyette notlardır. Belgede, İşadamı ....hakkında iş, aile ve özel yaşamıyla ilgili birçok bilginin toplandığı, siyasi bağlantılarının ve etnik kökeninin anlatıldığı, karakter analizi başlıklı bir bölümde kişiliğine dair değerlendirmeler yapıldığı görülmektedir. bb) Örtülü Faaliyetler-bir ....../6 Nisan 2000 .....hakkında kişisel bilgileri de içeren eleştirel mahiyette notlardan ibarettir. C-MAHKEMENİN ÖRGÜTÜN VARLIĞINA İLİŞKİN KABUL ETTİĞİ DELİLLER: 1- .....'in .... Dergisine verdiği 05.01.1997 tarihli mülakat 2- ......de 07.01.1997 tarihinde yayımlanan 40 Dakika adlı proğram 3- .....'ın ......Komisyonuna gönderdiği 10.03.1997 tarihli dilekçe 4- ..... Dergisinin 22- 28 Mart 1997 tarihli ...... Cinayetler Ülkesi ......Katillere ..... Mercedes' başlıklı haberi 5- 14-15 Haziran 1997 tarihlerinde yapılan ..... Konferansı 6- Teori Dergisinin Temmuz 1997 tarihli sayısında yayınlanan Uluslararası.......Konferansı başlıklı kapak haberi 7- .....Kitabevinden 1997 tarihinde yayınlanan ...... tarafından yazılan .....İçinde Devlet isimli kitap 8- ......'in yargılandığı .....Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/64 esas sayılı dosyasına ilişkin deliller 9- ..... Dergisinin 1 Nisan 2001 tarihli sayısında yayınlanan ' Orduya Haziran Darbesi' başlıklı kapak haberi 10- ......Dergisinin 8 Nisan 2001 ' ....., .....ve ..... Hazırlıyor' başlıklı haberi 11- .....'nun ..... ismi ile ...... Gazetesinde 30 Nisan 2001- 1 Mayıs 2001 tarihlerinde yayınlanan ' ......' ve ' .....ı Sanmayın' başlıklı köşe yazıları 12- ......'nun Cumhuriyet Savcılığı ve Mahkemedeki tanık beyanları 13- .....Dergisinin 06.05.2001 tarihli sayısında ..... imzası ile yayınlanan '..... nın ..... Yaygarasında .....' başlıklı yazı 14- ......Dergisinin 12 Mayıs 2001 tarihli sayısında yayınlanan ...... imzalı ......isimli kapak haberi 15- .......'ün 2003 yılında .....'da katıldığı bir toplantıyı anlattığı 2005 tarihli internet forumunda yayınlanan 'Bu Vadi .....' başlıklı yazısı 16- .....(......) Gerneği Genel Merkezinde, ...... ve ...'ın evinde, ... ve ...'in işyerlerinde yapılan aramalarda bulunan elektronik eşyalar için de bulunan veriler, 17- ....'ın acıkistihbarat.com sitesindeki oyun bozan adlı köşesinde 01.07.2005 tarihinde...i mahlası ile yazılan '... başlıklı yazısı 18- Sanık ...'in ...'a verdiği özgeçmiş yazısı 19-...da CD,....'da ise 51 nolu CD içerisinde bulunan '..' başlıklı belge 20- Sanıklar ... ile .. arasında geçen 04.04.2008 tarihli telefon konuşması ve .....'da bulunan ....' yazılı kart ve yemin metni yazısı 21- Kaşif ...'ın 28 Şubat 2008; ...'in 10.02.2009 tarihli ifadeleri 22- Sanık...'ın 26 Mayıs 2009 ve 07 Aralık 2009 tarihli ifadeleri 23- ...'in 29 Mayıs 2009 tarihli dilekçeleri 2...'in kendi eli ürünü şema (24 Şubat 2008) 25- ...'ın ...sinde 18 Haziran 2000 yayınlanan... başlıklı yazısı 26-..'in öldürülmesi konusunda www...... isimli internet sitesinde 12 Ekim 2001 tarihinde yayınlanan yazı 27- ...'ün www......com isimli internet sitesinin tanıtım gecesinde 22 Mayıs 2002 tarihinde yaptığı konuşma 28- ... ortağı olduğu ...Bürosunda yapılan aramada bulunan www.... internet sitesinde 04.06.2002 yayınlanan ... başlıklı yazının internet çıktısı 29....'ın www.....com.tr internet sitesinde yayınlanan Av..... ile yaptığı telefon görüşmesine ilişkin yazısı, 30.....de yayınlanan Sıradışı programında Av. ...'nun söylediği ...ı'nın ölümü sebebiyle yayınlanan taziye ilanına ilişkin söylemleri, 31- Soruşturma Safahatında Ele Geçen Belgeler: a-...Partisinde yapılan aramada bulunan Mütercim 4.3.1997 başlıklı belge b-... Partisi Genel Merkezinde ele geçen 4 nolu disketteki 'bozkurt Teşkilatı' isimli belge 14 Nisan 1997 c...e ait my marka flash bellekte bulunan .. isimli belge 10 Haziran 1997 d-... fujitsu laptop bilgisayarından çıkan .... suikastı isimli yazı 23 Ocak 2005 e-....'nun bilgisayarından çıkan fotoğraf (06.02.2008) f- ..'in ev aramasında 13.02.2008 tarihinde ele geçen belgeler g...ve ... ...'da ele geçen Jitem isimli belgelerden ibarettir. D- ÖRGÜTÜN VARLIĞI /YOKLUĞUNA İLİŞKİN RESMİ KURUMLARA AİT YAZILAR: 1- .... Müsteşarlığının 09.05.2008 Tarih ve 16015736 Sayılı Yazısı: Teşkilata posta kanalıyla intikal eden 2 imzasız mektup ve 6 CD içeriğinde... adıyla iddia niteliğindeki haberlere paralel bilgiler tespit edildiği, . ....'e ait bilgisayar yedekleri olduğu iddia edilen CD lerin bir bölümünün, bazı kişilerin kaleme aldığı kitap, dergi, makaleler ile açık kaynak bilgilerinden, bir bölümünün ise, kişi veya kuruluşlara ait dokümanlardan oluştuğu ve arşiv niteliğinde toplandığı izlenimi edinildiği, .... tarafından soruşturmaya konu edilen bilgilerin paylaşılmaması nedeniyle arşiv bilgisi ile sınırlı tutulduğu, iddia niteliğinde olan ... adı kullanılarak yürütülen çalışmaların, devleti, rejimi hedef alan bir grubun kendi çıkarları çerçevesinde organize olma çabalarını içerdiği izlenimi edinilmesi bu çerçevedeki bilgilerin farklı kanallardan gelmesi ve birbirini büyük ölçüde teyit eder nitelikte olması nedeniyle, CD'lerde yer alan belgeler çerçevesinde hazırlanan kitapçığın 10.07.2003'de ...y Başkanına 19.11.2003 tarihinde ... intikal ettirildiği, bu çalışmaların özeti niteliğinde başka bir bilgi notunun ise ... 19.1.2006.... Başkanına ise 26.5.2006 tarihinde sunulduğu, ...-Lobi metninin 12.7. 2006 tarihinde aloihbar.org adlı web sitesinde yayınlandığı, diğer taraftan bazı çevrelerce kaleme alınmış öneri, tez, etüd gibi dokümanlardan hareketle hazırlandığı anlaşılan, ..., Lobi, Oluşum, Şirket, Reaksiyon, Fundamentalist terör vb. projelerde, Müsteşarlık ile ilgili iddiaların büyük bir bölümünün özellikle.... Dergisi ve diğer basın yayın organlarından alıntılar olduğu, iddia niteliği dışında resmi bir husus içermediği belirtilmiştir. 2- ... Müsteşarlığının 06.11.2008 Tarihli Yazısı : ......isimli metnin 12.07.2006 tarihinde aloihbar... adlı .... sitesinde yayınlandığı, açık kaynaklarda yapılan inceleme neticesi söz konusu sitenin Kasım 2008 ayı itibariyle faaliyette olmadığı belirtilmiştir. 3- .... Müsteşarlığının 23.12.2008 Tarihli Yazısı: Müsteşarlığa pek çok kaynaktan gelen bilgi ve belgelerin değerlendirilmesi ve yorumlanması neticesinde hazırlanarak ilgili makam ve kuruluşlara gönderilen istihbari bilgi ve belgelerin delil olarak kullanılmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir. 4-.... Müsteşarlığının 30.12.2008 Tarihli Yazıları: ... Ağır Ceza Mahkemesine hitaben ...adı verilerek posta ile teşkilata gönderilen 2 ihbar mektubu ve ilişiğindeki CD ler içindeki iddiaların tetkiki ve arşive yansıyan teyit edilmemiş bilgilerden hareketle hazırlanan bilgi notunun 21.06 2007'de sayın ... ve aidiyeti nedeniyle 22.6 2007 de sayın ... sunulduğu söz konusu CD'deki iddialarla ilgili Müsteşarlıkça, herhangi bir çalışma yapılmadığının bildirildiği, yine aynı tarihli bir başka yazı ile ...Ağır Ceza Mahkemesine ihbar mektubu ve ekindeki CD'lerde yer alan ...dokümanları ile ... ifadelerindeki iddiaların incelenmesi ile arşive yansıyan ve teyit edilmemiş bilgileri içeren, ayrıca açık kaynaklarda yansıyan bilgilerle sınırlı tutulan incelemelerden hareketle hazırlanan kitapçığın 19.11.2003 tarihinde sayın... 10.07. 2003 tarihinde sayın ....Başkanına intikal ettirildiği, sonrada Türkiye gündeminde olan gelişmeler nedeniyle 2003 yılındaki çalışmanın özeti niteliğinde olan bilgi notunun, 19.01.2006 tarihinde ...; 26.05.2006 tarihinde ise .... Başkanına sunulduğu belirtilmiş, bilgi notunda yapılan değerlendirmede ise kesin belirleme yapılamamakla birlikte .. adını kullanarak yürütülen çalışmaların bu aşamada devleti, rejimi hedef alan bir grubun kendi çıkarları çerçevesinde organize olma çabalarını içerdiği izlenimi edinildiği ancak iddia niteliğindeki bu bilgilerin bir birinden müstakil değişik kanallardan gelmesi ve birbirini büyük ölçüde teyid etmiş olması, olayın dedikodu çizgisinin ötesinde organize bir faaliyetin işaretlerini taşımakta olup konuyla ilgili mevcut bilgiler asker orijinli yönlendirici bir kadronun kontrolünde, bazı sivil toplum örgütleri, siyasi parti ve medya kuruluşlarının kullanılması suretiyle sivil idarenin örtülü biçimde denetime tabi tutulması ve yeni bir yapı altında yeni bir yönetim biçimi yaratılması amacına dayalı teorik yanı detaylandırılmış ancak pratikteki etkinliği tartışılabilecek bir oluşum olarak mütaala edildiği bildirilmiştir. Yine aynı tarihli diğer yazısında ..ile ...'in aynı kişi olduğu belirtilmiştir. Aynı tarihli bir başka yazıda ise İhbar mektubu ve ekindeki CD'lerde yer alan...i isimli belge ile diğer dokümanların yanı sıra ...'in bahse konu CD'ler içinde bulunan ifadesindeki iddialarının tetkiki ile arşive yansıyan ve teyit edilmemiş bilgileri içeren, ayrıca açık kaynaklara da yansıyan bilgilerle sınırlı tutulan incelemelerden hareketle hazırlanan kitapçığın 19.11.2003 tarihinde...'a, 10.07.2003 tarihinde ise .. Başkanı'na intikal ettirildiği, bilahare Türkiye gündeminde yer alan gelişmelerden hareketle 2003 yılında hazırlanan çalışmanın özeti niteliğinde olan bilgi notunun 19.01.2006 tarihinde Başbakan'a 26.05.2006 tarihinde ...Başkanı'na yeniden sunulduğu belirtilmiştir. 5-... Müsteşarlığının 30.12.2008 Tarihli Yazısı: ... gönderici adı ile .... – ... Üssüne veya çalışanlarına yönelik planlanan suikastın önlenmesi konulu ihbara ilişkin bilgi notları açıklaması. 6- .... Müsteşarlığının 15.01.2009 Tarihli Yazı Cevabı: İstihbaratın oluşturulmasında kullanılan araç ve yöntemler açısından istihbari bilgi ve belgelerin delil niteliği taşımadığının belirtildiği bu hususun ilgili kurumlara gönderilen bilgi notlarında da belirtildiğine ilişkin yazı, 7- ... Müsteşarlığının 27.02.2009 Tarihli Yazısı: ...'in hiçbir zaman Müsteşarlıkta çalışmadığı konulu yazı, 8-... Müsteşarlığının30.03.2009 Tarihli Yazısı: ... Dergisi ile ilgili basın organlarındaki iddialara ilişkin arşiv bilgisi bulunmadığına dair yazı, 9-...Müsteşarlığının 02.04.2009 Tarihli Yazısı: 03.07.2002 tarihli ihbar mektubuna ilişkin hazırlanan dokümanın .... tarafından ......'e elden sunulduğuna ilişkin yazı, 10- .... Müsteşarlığının 13.07.2009 Tarihli Yazısı: ....e gönderilen ihbar mektubu suretinin gönderildiği ve yine aynı tarihli bir başka yazısında .... ile yapılan istihbari bilgi derleme amaçlı görüşmenin kaydının bulunmadığına dair yazı cevabı, 11- .... Müsteşarlığının 12.11.2009 Tarihli Yazısı: ...'un tanık olarak dinlenmesinin uygun görülmediği ve yine aynı tarihli bir başka yazıda .... Evlerine ilişkin bilgilerin 29.03.2007 tarihinde ...Başkanı'na, 30.03.2007 tarihinde ....'a elden sunulduğu ve bir örneğinin mahkemeye gönderildiğine dair yazı, 12- ..... Müsteşarlığının 12.11.2009 Tarihli Yazısı: ..... Evlerine ilişkin hususlar konusunda ilgili makam tarafından geriye dönük araştırma talebinde bulunulmaması nedeniyle detaylandırıcı çalışma yapılmadığı ve teşkilatta ilave duyum haber bilginin mevcut olmadığına dair yazı, 13- .....ı Müsteşarlığının 16.04.2010 Tarihli Yazısı: ....Evlerine ilişkin hususlarda ilave duyum bilgi olmadığı, bilgi notunun çeşitli haber toplama vasıtaları kullanılarak derlenen istihbari bilgilerin analizi neticesi hazırlandığı, bu çerçevede tek bir kaynağa bağlı kalmayarak derlenen bilgilerle ilgili açıklamada bulunulmasının mümkün görülmediğine dair yazı, 14- .... Müsteşarlığının 27.05.2010 Tarihli Yazısı: ....ve .... Partisine ait olduğu belirtilen basın açıklaması, bildiri ve benzeri dışında kalan dokümanların evveliyatı, daha önce herhangi bir yerde ele geçirilip geçirilmediği, örgütsel nitelik taşıyıp taşımadığı hususlarında bir tespitte bulunulamadığı belirtilmiştir. (eklerinde ihbar mektubu ekindeki CD'de yer alan dokümanlar ....'den ele geçirilen dokümanlar, ....,.....,.....,....., hakkındaki dokümanlar .... Partisine ait evraklar ile açık kaynaklarda yer alan dokümanlar olduğu belirtilmiştir) 15- .....Müsteşarlığının 25.06.2010 Tarihli Yazısı: Suikast planlarıyla ilgili Müsteşarlığa intikal etmiş bilgi bulunmadığı belirtilmiştir, 16... Müsteşarlığının 08.04.2011 Tarihli Yazısı: ..... evlerine ilişkin bilgi notunun, muhtelif ham bilgilerin ön incelenmesi neticesi hazırlandığı, çalışmanın herhangi bir ihbar mektubu dayanak alınarak yapılmadığı, 07.06.2007 tarihli ihbar mektubunda Müsteşarlıkça hazırlanan 5 sayfalık .... Evleri konulu bilgi notunun bir örneğinin de bulunduğu, ihbar mektubunun ve ekindeki DVD'nin 21.06.2007 tarihinde ...'a, 27.06.2007 tarihinde ....Başkanına intikal ettirildiğine dair yazı, 17- .... Müsteşarlığının 08.03.2013 Tarihli Yazısı: ... Koordinatörü ..... ile 1998 yılında yapılan görüşmenin içeriğine dair bilgi notunun gönderildiğine ilişkin yazı cevabı, 18-...Teşkilatının 08.06.2009 Tarihli Yazı Cevabı: 03.07.2002 tarihinde posta kanalı ile kaynağı tespit edilemeyen isimsiz bir ihbar mektubu ekinde intikal eden 6 adet CD tetkiki ile arşiv ve açık kaynaklara yansıyan teyit edilmemiş bilgilerle sınırlı tutulan incelemelerden hareketle hazırlanan dokümanın görüldüğünden 10.07.2003 tarihinde sunulan çalışmaların özeti niteliğindeki bilgi notlarının 19.11.2003 yılında ...ve ...Başkanlığı'na sunulduğu bahse konu doküman içeriğinde belirtilen hususların devam ettiği görüldüğünden söz konusu çalışmanın özeti niteliğinde olan bilgi notunun 19.01.2006 tarihinde...n'a 26.05.2006 tarihinde ise .... Başkanına tekraren sunulduğu, 19-.. Müsteşarlığının 02.07.2008 Tarihli Yazısı : Ekinde .. Müsteşarlığının ...'a gönderdiği ... şeması ve "mevcut bilgilerden hareketle kesin belirleme yapılamamakla birlikte ... adı kullanılarak yürütülen çalışmaların bu aşamada devleti/rejimi hedef alan bir grubun kendi çıkarları çerçevesinde organize olma çabalarını içerdiği izlenimi edinildiği, ancak iddia niteliğindeki bu bilgilerin birbirinden müstakil değişik kanallardan gelmesi ve birbirini teyit eder olması olaya dedikodu çizgisinin ötesinde bir anlam kazandırmakta ve yönlendirilmiş, organize bir faaliyetin işaretlerini taşımaktadır. Bu nedenle konuyla ilgili mevcut bilgiler asker orijinli yönlendirici bir kadronun kontrolünde bazı sivil toplum örgütleri ... siyasi parti ve medya kuruluşlarının kullanılması suretiyle sivil idarenin örtülü biçimde denetime tabi tutulması ve yeni bir yapı altında yeni bir yönetim biçimi yaratılması amacına dayalı, teorik yanı detaylandırılmış, ancak pratikteki etkinliği tartışılabilecek bir oluşum olarak mütalaa edilebilir" belirlemesinin bulunduğu ....'in çok gizli başlıklı yazısı olduğu anlaşılmaktadır. 20- .... Müsteşarlığının 24.02.2009 Tarihli Yazısı: ..... ile ilgili yazıya konu bilgi ve belgelerin 2937 sayılı Kanun kapsamında istihbari nitelikli bilgi olarak değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtilmiştir. 21- ..... Başkanlığının 24.9.2007 Tarihli Yazısı: ...... tipi bir yapılanmaya ait herhangi bir bilgi ve belgenin ..... başkanlığında mevcut olmadığı bildirilmiştir. 22- .... Başkanlığının 14.01.2009 Tarihli Yazısı: ..... Ağır Ceza Mahkemesine hitaben bu konuda daha önce Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan yazılar ilgi tutulmuş ve... oluşum adlı belgenin ...ya ait olmadığı belge içinde TSK ile ilgili geçen her türlü bilgi ve ifadenin... ile hiçbir ilgisinin bulunmadığı, .. tipi bir yapılanmaya ait herhangi bir bilgi ve belgenin ... Başkanlığında mevcut olmadığı bildirilmiştir. 23- ...Başkanlığının 18.11.2011 Tarihli Yazısı; 1990 lı yıllarda .... tarafından gündeme getirilen ... ve ..'nın yazdığı kitaba konu olan ... Dergisinin bazı sayılarında yer verilen ve sair köşe yazarlarının yazılarında geçen, askeriye içinde olduğu belirtilen ve var olduğu iddia edilen...adlı yapılanma hakkında bu yayınlardan ve tespitlerden dolayı gerek o tarihlerde, gerekse daha sonra herhangi bir soruşturma yapılmadığı bildirilmiştir. 24- ..... Komutanlığının 31.12.2008 Tarihli Yazısı: .. Komutanlığı karargahına ... isimli örgütle ve bu örgütlerle bağlantılı örgütlerle ilgili 12.06.2007 tarihinden önce herhangi bir suç ihbarında bulunulmadığı, .. örgütü tarafından 12.06.2007 tarihinden önce Jandarma sorumluluk bölgesinde işlenmiş herhangi bir suç bilgisine rastlanılmadığı belirtilmiştir. 25- .... Komutanlığının 04.08.2010 Tarihli Yazı: .... Komutanlığı, ... Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdiği yazıda devletin yeniden yapılanması üzerine; ... Birlikte Örgütleme Tasarımı; Türkiyeyi... Operasyonu.....-.... Doc dokümanları dışındaki DVD içerisinde yer alan ana belgeler ve yan belgeler olarak nitelendirilen 50 dokümanın Ek -A ve Ek-B deki bilgiler dikkate alındığında, dokümanların aynı bilgisayarlarda aynı kişiler tarafından yazıldığının anlaşıldığı, dokümanların kapak tasarımları ve yazım şekillerinin benzer olduğu, dokümanlarda bölüm ilk cümlelerinin ilk harflerinin dergi karakterine benzer şekilde diğer karakterlerden büyük olduğu, dokümanların dergi için hazırlanmış araştırma yazılarına benzediği, aynı yazı fontunun kullanıldığı, madde işaretlemeleri ve numaralandırma sistemlerinin askeri metinlerde hiç kullanılmadığı gibi sivil metinlerde de pek rastlanılmadığı, içerik itibariyle benzer konuların aynı bakış açısı ile ele alınıp bazı dokümanların birebir aynı olduğu, bazılarında çok küçük değişiklikler yapıldığı, DVD içindeki dokümanlarda yazan hanesinde ... veya .., en son kaydeden hanesinde ... veya ..., şirket bölümünde ... veya ... isimlerinin, yönetici hanesinde ise .. veya .. isimlerinin bulunduğu, ayrıca bu dokümanların 1999 ile 2001 yılları arasında oluşturulduğunun görüldüğü, .. kelimesinin ... virüsünün dijital ortamdaki dokümanlara bulaşmasıyla yazan hanesini ... olarak değiştirdiğinin anlaşıldığı, dokümanlar içeriğinden ulaşılan ..Dergisinin 1998 yılında yayın hayatına başladığı, genel yayın yönetmenin ... haber koordinatörünün ... olduğunun görüldüğü, ... ve ..'ın ev ve iş yeri aramalarında söz konusu dokümanların tamamına yakınının ele geçirildiği belirtilip, dokümanlar hakkında özet bilgiler verilmesinden sonra, dokümanların örgüt dokümanı olup olmadığı hususundaki değerlendirmenin tüm dosya içeriği üzerinden yargılama makamı tarafından yapılmasının uygun olacağının mütalaa edildiği belirtilmiştir. 26- ...Komutanlığının 06.05.2010 Tarihli 2010/83 Sayılı Dosyaya Gelen Yazısı : İddianamede ismi belirtilmeden anlatılan ve silahlı terör örgütü olduğu belirtilen böyle bir örgütün yapısı ve eylemlerine ilişkin bu güne kadar herhangi bir istihbari bilginin intikal etmediği ve kayıtlarda bilgi ve belgenin bulunmadığı belirtilmiştir. 27- ... Müdürlüğünün 23.7.2007 Tarihli Yazısı: ...l Cumhuriyet Başsavcılığının 10.07.2007 tarihli .... isimli gizli bir örgütlenme ile alakalı geçmişte yapılan çalışma olup olmadığı hususundaki yazısı üzerine; Müdürlük arşivine göre 15.3.2001 tarihli yazıları ile projeli çalışma başlatıldığı 14.11.2002 tarihli yazı ile söz konusu çalışmaya son verilmesi yazılarının bulunduğu bildirilmiştir. 28-...Müdürlüğünün 22.01.2009 Tarihli Yazısı: ...Suçlarla ... Başkanlığı'nın arşivinde yapılan tetkik ve... Müdürlüğünün ilgili diğer birimleriyle yapılan yazışmalar neticesinde "....'deki Türk paralarının geri getirilmesi, bilgisayar korsanları ve kara para ile mücadele" konularında yapılan çalışmalarla ilgili hazırlanmış "..." isimli bir rapor bulunmadığı belirtilmiştir. 29- ...Müdürlüğünün 29.07.2009 Tarihli Yazısı: .... döneminde kara para ile mücadele konularında yapılan çalışmalarla ilgili hazırlanmış ...isimli bir rapor bulunmadığı belirtilmiştir. 30- ... Müdürlüğünün 06.01.2009 Tarihli Yazı Cevabı : Genel Müdürlüğe intikal eden çalışmalarda elde edilen bulgulardan.. isimli örgüt ve diğer örgütlerin .. isimli örgüt ile bağlantısının 12.06.2007 tarihinden önce bilinmemesi veya deşifre edilememiş olması nedeniyle 12.06.2007 tarihinden önce meydana gelen olaylar ile gerçekleştirilen operasyon ve soruşturmalar esnasında anlamlandırılamadığı, 2001 yılında ... Müdürlüğü tarafından yürütülen bir operasyonda ... isimli şahıstan ele geçirilen ... örgütü ile ilgili dokümanların Genel Müdürlüğe intikal etmediği, ancak İ...C.Başsavcılığınca Genel Müdürlüğe gönderilen bilgi, belge ve dokümanların incelenmesi neticesinde bu örgüt veya bağlantılı örgütlerce 12.06.2007 tarihinden önce işlenmiş terör/örgütlü suçlarla ilgili olabileceğinin ortaya konulduğu, ayrıca soruşturma kapsamındaki 39 adet el bombasının incelenmesinde aynı/yakın kafile ve stok numaralı bombaların önceki yıllarda kullanıldığı 18 olaydan 7'sinin şiddet içerikli eylemler olduğu belirtilmiştir. 31.... Müdürlüğünün 21.01.2009 Tarihli Yazısı : 12.06.2007 tarihinde başlatılan operasyonlarda çok sayıda bilgi, belge doküman ve silah ele geçirilmesi sonucu iddianamede belirtilen örgüt ile ilgili bilgilere ulaşıldığı ve bomba irtibat raporlarının değerlendirilmesiyle geçmiş dönemde faaliyetleri görülen bazı örgütlerin .. örgütü ile bağlantılı olabileceğinin anlaşıldığı, kayıtlarının incelenmesinde adı geçen örgüte ve bu örgütle bağlantılı terör/suç örgütlerine ilişkin bilgilerin iddianamede var olan bilgilerle sınırlı olduğu, soruşturma süresince elde edilen tüm bulguların soruşturma Cumhuriyet savcısının kontrolünde ve adli makamların uhdesinde bulunduğu değerlendirmesi yapılmıştır. 32- ....Müdürlüğünün 05.06.2008 Tarihli Yazısı : ... Müdürlüğü kayıtlarında söz konusu soruşturmaya kadar ... isimli herhangi bir terör örgütüne ilişkin daha önceden intikal etmiş soruşturma ve kovuşturma bilgilerinin bulunmadığı ve dolayısıyla soruşturma konusu yapılanmanın yeni ortaya çıkarılmış bir yapı olduğunun anlaşıldığı belirtilip, Cumhuriyet savcılığı tarafından 2 adet CD, 2 adet DVD, 5 sayfa doküman 3 tanık ifadesi, iki sayfalık çözüm tutanağı, bomba irtibat raporları çerçevesinde yapılan incelemede, ... yapılanmasının görünüşte devletin yeniden yapılandırılarak iktidara ulaşmak şeklinde özetlenebilecek amaca sahip olduğu dokümanlarda görülmekle birlikte, yapılanmanın amaca ulaşmak için, naylon terör grupları oluşturularak terör dünyasına yön verme ve ülke çıkarları mevcut rejim ilkelerine aykırı ideallerine sahip siyasilerin engellenmesi için suikastın da kullanılabileceği, içte ve dışta ortak veya benzer idealler doğrultusunda faaliyet gösteren benzer legal illegal örgütler ile işbirliğinin kaçınılmaz olduğu yolundaki bilgi, karşı istihbarat örgütlerine geçen, yakalanan veya operasyon amacına aykırı hareket eden herhangi bir ajanı öldürmeyi kabul eden anlayış göz önüne alındığında, ... denilen yapının iktidar olma hedefine yasal olmayan yöntemlerle ulaşmayı planladığı, örgütlü yapının tam olarak oluşturulduğu ve hayata geçirildiğinden bahsetmenin mümkün görüldüğü, yapılanmanın 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1 ve 7. maddelerinde ifade edilen örgütlü yapıya sahip bir örgütlenme olduğu, ayrıca cebir ve şiddet başlığı altında ifade edilen silah ve patlayıcı madde bulundurma, eylem hazırlıkları, bomba irtibat bilgileri dikkate alındığında 3713 sayılı Kanun'un tanımladığı terör örgütü niteliklerinin tamamlanacağı ve soruşturma konusu yapının terör örgütü olarak nitelendirilebileceğinin değerlendirildiği belirtilmiştir. 33- ... Müdürlüğünün 18.03.2010 Tarihli Yazısına Ekli Bilgi Notu: DVD ortamında gönderilen belgelerin evveliyatlarının olmadığı, daha önce herhangi bir yerde ele geçirilmediği, herhangi bir örgüte ait olduğuna dair bir tespit yapılamadığı, ancak... saldırısı sanığı .... isimli şahsın hukuk bürosunda ele geçirilen 16 sayfalık belgenin gönderilen dokümanlardan bir kısım alıntılar içerdiğinin anlaşıldığı, belgelerin tamamına yakın kısmının tasarım ve yazı karakterleri yönünden benzerlik gösterdiği, "emir ve tensiplerine sunulan", "saygılarımızla", "haddimizi aşarak" vb. tabirler kullanılan belgelerin hiyerarşik olarak üst makama arz edilir tarzda talimatla veya önceden belirlenen konular üzerinde uzman kişi veya kişiler tarafından ayrıntılı olarak hazırlandığı, içerik yönünden devlet otoritesini ele geçirmek amacı olup, bir bütünlük içinde belirli bir amaca yöneldiği, hiyerarşik bir yapının mevcut olduğu, karar alma mekanizmasının bulunduğu, 1999 yılında hazırlandığı anlaşılan bir belgedeki "re-organizasyon" ifadesi dikkate alındığında, öncesi olan bir yapı olduğu, devamlılığın bulunduğu, gizlilik ve cezalandırmanın olup, cebir ve şiddeti amaçlarına ulaşmada araç olarak kullanabilecek bir yapı olduğu, belgeler bir bütün olarak incelendiğinde, belirlenen amaçlar etrafında üçten fazla kişinin bir araya geldiği hiyerarşik bir yapının olduğu, gizliliğin esas alındığı, görev dağılımı yapıldığı, işbölümü-faaliyet alanları ve sorumlulukların önceden tespit edildiği, eleman-finansal kaynak temini ve üyelerinin eğitimi gibi hususların açıkça ortaya konulduğu, yapılan iş bölümü çerçevesinde görevli grupların faaliyet alanlarına ilişkin raporlar sunularak bir yapının hayata geçirildiği, profesyonel bir örgütlenme olduğu, yapılanmanın amaçlarına ulaşabilmek için salt demokratik ve yasal stratejilere yönelmekle yetinmeyerek yasal olmayan yöntemlerle devlet otoritesini kendi amaçları doğrultusunda baskı altına almak, yönlendirmek, alternatif bir otorite olarak ortaya çıkmak ve neticede devlet otoritesini ele geçirmek şeklinde tezahür eden siyasal bir hedefi olduğunun görüldüğü, DVD ortamında Genel Müdürlüğe gönderilen belgelerin içerik/şekil yönlerinden incelendiğinde örgütsel nitelik taşıdığının değerlendirildiği ifade edilmiştir. 34- ...Müdürlüğünün 19.11.2008 Tarihli Yazısı : Mevcut mevzuat çerçevesinde ...Müdürlüğü tarafından tutulan idari ve icrai işlem niteliğine haiz bir terör örgütleri listesi uygulaması bulunmadığı, zaman zaman görülmekte olan somut davalarla ilgili soruşturma veya kovuşturma makamlarının adli talimatlarına binaen bir yapılanmanın terör örgütü niteliğinde olup olmadığının Genel Müdürlüğe sorulduğu ve ilgili kanun hükümleri gereğince, yargı kararları ve kayıtlarda bulunan ya da adli makamlarca sunulan bilgi ve belgeler doğrultusunda hazırlanan değerlendirme raporlarının adli makamlara sunulduğu belirtilmiştir 35- ... Müdürlüğünün 21.07.2009 Tarihli Yazısı: "....'ün illegal yapılanması" adı altında mülakat görüntüleri çözüm metinleri, evrak vb. herhangi bir dokümana rastlanılmadığı yazılmıştır. 36- .... Sekreterliğinin 28.09.2009 Tarihli Yazı : .... döneminde kara para ile mücadele konularında yapılan çalışmalarla ilgili ... ismi verilen bir rapora, belgeye Bakanlık kayıtlarında rastlanılmadığı belirtilmiştir. E-TANIK ..... BEYANLARI: 1-Cumhuriyet savcılığında 25.04.2009 tarihli ifadesinde: “Görevli olduğum dönemde ....Müsteşarı zaman zaman tarafıma bazı bilgiler ve kayıtsız belgeler verirdi ancak hatırladığım kadarıyla ...olarak sözü edilen örgütle ilgili arşivlere geçecek mahiyette kayıtlı bir evrak verilmedi” şeklinde, 2-.... Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2009/191 Esas sayılı dosyasının 02.08.2012 tarihli duruşmasında, “.. tarafından bana verilen belgede gördüğüm ve o zaman bunu tutarsız olarak değerlendirdiğim belge dışında, .. hakkında hiçbir bilgim yoktur. ... örgütü diye bir örgütün olduğu, faaliyet gösterdiği hakkında da bilgim yoktur. ... belgesi diye, örgüt diye gelen belgede büyük tutarsızlıklar vardı. ...yönden olmayan olmaması gereken bir mantık hatası kıdemsiz olan birisi daha kıdemli olandan yukarıda görünüyor. İsim vermiyorum. Dokümanları da çok ihtiraslı ve tutarlılığı geçerliliği olmayan dokümanlar olarak değerlendirdim ve kayıtlı olarak da gelmediği için .. Başkanına gönderdim. ... Başkanı benim gönderdiklerimi incelediğinde daha ciddi bir şey bulursa tekrar bana döner. Böyle bir dönüşte olmadı. Aslına bakarsanız ...un içinde geçen olayların çoğu polisiye olaylar yani askerler belki işin içinde geçmiş ama bunların bir kısmı emekli askerler falan o zaman öyle değerlendirdik”, Şeklinde ifade vermiştir. F- HÜKÜMDEN SONRA ORTAYA ÇIKAN DELİLLER : Örgütün varlığına delil kabul edilen Proje-Kitleşim dijital dokümanlarının yer aldığı 06.12.2010 tarihinde ....İstihbarat.... Güvenlik Şube Müdürlüğü .... Amirliğinin zemin kaplamaları altında bulunan 5 nolu ........ Ağır Ceza Mahkemesi'nin 31.03.2015 tarih ve 2014/188 Esas 2015/143 karar sayılı kararında 5 nolu Harddiskte normal kullanıcı hareketi ile açıklanamayacak biçimde altı ayrı zamanda, saati güncel olmayan, bir bilgisayardan tarih sıralamasına uymaksızın veriler yüklenmesi ve kullanılan yazı fontlarının ilk kullanım tarihleri ve yükleme tarihlerine göre çelişkiler bulunması nedeniyle sahte olarak oluşturduğu yönünde kuvvetli şüphe bulunduğuna karar verilmiştir. Dosyamız sanığı ...'ın başka dosya sanıkları ile irtibatlı ve bu kişilerin bağlı olduğu hücre yapılanması sorumlusu olarak faaliyet yürütüp ve tahliye edilmemesi halinde soruşturma Cumhuriyet savcılarına yönelik suikat yapılması talimatını verdiğinin kabul edilmesine rağmen; ... 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 02.10.2015 Tarih ve 2014/155 Esas, 2015/359 Karar sayılı karar sayılı dosyasında; ......,.....,.....,....., ve .... haklarında ... silahlı terör örgütü üyesi olmak, ...ve şiddet kullanarak ...'yi ortadan kaldırmaya, kısmen veya tamamen görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs, ...ve şiddet kullanarak yürütme organını ortadan kaldırmaya, kısmen veya tamamen görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek, 6136 sayılı Kanun'a aykırılık ve patlayıcı madde bulundurmak suçlarından beraatlerine karar verildiği; ....,.....,.....,....., ve ....'ın ikametlerinde ele geçen flash bellekte “Görevlendirme ve ....i” isimli word belgeleri içeriğinden dolayı dosyamız sanıkları ....,.....,.....,....., ve .... ile örgütsel irtibat kurulduğu kabul edilmiş ise de aynı iddia ile açılan davada bu sanıklar beraat etmişlerdir. “.....” olarak bilinen ...4. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 31.03.2015 tarih ve 2014/188 Esas, 2015/143 Karar sayılı dosyasındaki mahkumiyet hükmüne esas alınan dijital delilerdeki çok sayıdaki dosyanın oluşturulma ve değiştirilme tarihi üst verileri arasında çelişkiler bulunması, donanma komutanlığında ele geçirilen 5 nolu Harddiske normal kullanıcı hareketi ile açıklanamayacak şekilde 6 ayrı zamanda saati güncel olmayan bir bilgisayardan tarih sıralamasına uymaksızın veriler yüklenmesi, son olarak 28/07/2009 tarihinden sonra toplu şekilde veri yüklendiğinin anlaşılması, “calibri” ve “cambria” yazı tiplerinin office open xml referanslarının microsoft office yazılımlarda ilk kullanılma tarihleri dikkate alındığında belgelerin oluşturulma tarihinde de çelişkiler bulunması, mahkumiyet hükmüne esas tüm dijital verilerde zaman, mekan ve kişi yönünden birçok çelişkiler bulunması, belgelerin oluşturulma tarihlerinden çok sonraki durum ve olayları içermesi dikkate alındığında, sahtecilik yapıldığı kesin olarak belirlenen 11 ve 17 nolu CD'1er dışındaki dijital delillerin de sahte olarak oluşturulduğu yönünde kuvvetli şüphe oluştuğu bu nedenle suç duyurusunda bulunulduğu anlaşılmıştır. Dosyamızda örgütün .. İle ... Planının uygulanmaya konulduğu kabul edilen “..” olarak bilinen Yargıtay 11. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yaptığı yargılama sonucu verdiği 13.11.2015 tarih ve 2012/1E.-2015/4 K. sayılı kararı ile yargılanan sanıkların beraatine ve soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcıları hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verildiği anlaşılmıştır. G- MAHKEMENİN ÖRGÜT KABULÜ: Mahkemece, farklı zaman ve yerlerde ele geçen dosya kapsamında bulunan ve bir birini teyit eden kanuni delillere göre ... terör örgütünün varlığı sabit kabul edilmiş, ....'ya bağlı değişik .. ülkelerindeki örgütlenmelere devletlerin tarih ve kültürlerine göre değişik isimler verildiği belirtilerek, Türkiye'de adına derin devlet de denilen kontrgerilla örgütünün varlığının ..... tarafından açıklandığı gibi, bu hususta bir çok yayının da yapıldığı vurgulanarak, derin devlet, gladio, kontrgerilla şeklinde adlandırılan kanun dışı yapılanmanın, terör örgütü niteliğinde bulunduğu kabul edilmiş, 1952 yılında.... üyesi olan Türkiye Cumhuriyeti'nin de ...'daki gibi kontrgerilla örgütlenmesi 1996 yılında ... kazasında ortaya çıkmış olsa da bu yargılamanın 14 kişi ile sınırlı kaldığı ... nolu...nin kararına atıf yapılarak bunun silahlı teşekkülün belli bir kısmı olduğu vurgulanmış, soruşturmada ele geçen örgüt belgelerinin, .... terör örgütüne aidiyeti hususunda şüphe bulunmadığı saptaması yapılmıştır. ...kazası sonrası ortaya çıkan yapının da aslında ... terör örgütünün küçük bir hücresi olduğu kabulüne yer verilmiş, terör örgütüne Avrupa'daki örneklerine uygun biçimde Türk kültürüne ait bir terim olan “...” adının verildiği kabul edilerek, “.. Analiz Yeni Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi....29 Ekim 1999” adı verilen ... örgütünün temel belgesinde belirtildiği şekilde, örgütün adının...olduğu kabul edilmiştir. .... Müdürlüğünün 05.06.2008 tarihli örgüt hakkında mahkemeye göndermiş olduğu yazı içeriğinden yapılan alıntılarla "12.06.2007 tarihinde başlayan soruşturmada elde edilen delillerin değerlendirilmesi geçmiş dönemde faaliyetleri görülen terör örgütlerinin yeni ortaya çıkartılan bir yapı olduğu, ... terör örgütü ile bağlantılı olabileceği, ... örgütünün amacının devleti yeniden yapılandırılarak, iktidara ulaşmak için, suikast dahil yasal olmayan yöntemleri uygulamayı planladığı ve devlet otoritesini kendi amaçları doğrultusunda baskı altına alarak onu yönlendirme hedefi doğrultusunda örgütlü yapının tam olarak oluşturulup hayata geçirildiği belirtilmiştir. Soruşturma kapsamında ele geçen silah mühimmat ve bomba yapım malzemeleri, eylem öncesi istihbarat faaliyeti kapsamında Yargıtay krokisi, suikast planına dair bilgiler, soruşturma kapsamında ..'da tanık olarak 12.03.2008 tarihinde dinlenilen bir kişinin, dosya sanıkları ile İstanbul'da bir villada buluştukları kendilerine verilen 3 el bombasını para vaadi ile kendisi ve arkadaşının aldıklarını ve gazeteye yönelik saldırı amaçlı atıldığı yolundaki beyanı nazara alınarak ... yapılanmasının 3713 sayılı Kanun'un 1. ve 7. maddeleri kapsamında terör örgütü olduğu değerlendirmesine" yer verilmiştir. ... örgütünün; yürütme organının cebren ortadan kaldırılması veya çalışamaz duruma getirilmesi amacı etrafında farklı birimlerce hücre şeklinde düzenlenen, .... bomba atılması,... saldırısı gibi örneklerden hareketle, ... örgütü üye profilinin bilinen diğer terör örgütü üye profilinden farklı olduğu kabul edilmiştir. Dosya kapsamındaki delillere atıf yapılarak, ... terör örgütünün bazı mensuplarının ....-....-.... gibi terör ve çıkar amaçlı suç örgütleri ile irtibatlı bulunduğu, ... terör örgütünün diğer bütün terör örgütlerinden farklı strateji ve yapılanmaya sahip bulunduğu saptamasına yer verilerek, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre silahlı terör örgütü olduğu kabul edilmiştir. H- ÖRGÜTÜN VARLIĞINA İLİŞKİN DELİLLERİN ELEŞTİRİSİ: .... 03.11.1...tarihinde meydana gelen ve ....,.....,.....,.....,'un ölmesi, ....'ın yaralanması ile sonuçlanan trafik kazasından sonra devlet içindeki çeteler ve derin devlet tartışmalarının yoğunlaştığı dönemde, dosya sanığı olup örgüt üyeliğinden mahkumiyetine karar verilen..... verdiği 05.01.1... tarihli mülakat ile ... örgütü ilk kez Türkiye gündeminde tartışılmaya başlanmıştır. ...'in ... TV'de 07.01.19... tarihinde yayımlanan “....” adlı programa ve 14-15 Haziran 19...tarihinde yapılan ..Konferansına katılarak yaptığı konuşmalarında,... örgütünü ilk kez 1.. yılında ......'ten duyduğunu 1950'li yıllarda ... ve ... tarafından ..'da devletin bilgisi dahilinde kurulduğunu, orada başarılı olmasından sonra 1960'ların başında Türkiye'ye taşındığını, bu duyumunu ...'ın teyit ettiğini açıklamıştır. 14-15 Haziran 19... tarihinde yapılan .. Konferansında ki bu beyanlarına ilaveten ... örgütünün 19..lı yıllarda şekil değişikliğine gittiğini, .....'ın tasfiyesinden sonrada örgütün dağıtıldığını belirtmiş, duruşmada ise bu beyanlarını tekrarla, 19.. yılında örgütün dağıldığını ifade etmiştir. ..'in, bu açıklamalarından sonra yine bu dosya sanığı ...ın ..... Komisyonuna gönderdiği 10.03.19... tarihli dilekçesi ve bu dilekçesini yayınladığı ...Dergisinin 22- 28 Mart 1....tarihli sayısında "... ......" başlıklı haberinde ... örgütünden bahsettiği, ... Dergisinin Temmuz 19... tarihli sayısında Uluslararası .. Konferansı'nın haberleştirildiği; .. tarafından yazılan “.....” isimli 1997 yılında çıkan kitapta da, ...in anlatımına yer verildiği, daha sonra ..'ın,..esindeki 18 Haziran 2000 tarihli “.. ve ...” başlıklı köşe yazısında, ...Dergisinin 01 Nisan 20... ve 08 Nisan 20... tarihli sayılarında '.... Darbesi' ve '..., ... ve ...o Hazırlıyor' başlıklı haberlerinde ... örgütünden bahsedildiği anlaşılmaktadır. Daha sonra da....'nun .... ismi ile ...Gazetesindeki 30 Nisan 2001-1 Mayıs 2001 tarihlerinde yayınlanan “...” ve “...” başlıklı köşe yazıları ile konu tartışılmaya devam edilmiştir. .., Cumhuriyet savcılığı ve mahkemedeki tanık olarak verdiği ifadelerinde bahse konu yazıları, güncel görüşme ve basın haberlerinden edindiği bilgileri yorumlayarak kaleme aldığını, belgenin kendisine isimsiz posta yoluyla geldiğini, belgenin imza kısmında karalı bir yazı olduğunu bu nedenle belgenin altında isim var yazdığını beyan etmiştir. Basında konuya ilişkin yazılar; ... Dergisinin 06.05.2001 tarihli sayısında... imzası ile yayınlanan '...'nın ... Yaygarasında...i' başlıklı yazı, ... Dergisinin 12 Mayıs 2001 tarihli sayısında yayınlanan .. imzalı ..isimli haber, 02.08.2008 tarihli www. .... com tr internet sitesinde yayınlanan ...t'ın ...ile yaptığı görüşme içeriğine ilişkin yazısı, ...'in öldürülmesi konusunda www.... isimli sitede 12 Ekim 2001 tarihinde yayınlanan yazı, ...'ün internet forumunda 27.05.2005 tarihinde yayınlanan ...' başlıklı yazısı, ...'ın açık isitihbarat intersitesinde ...mahlası ile yazdığı 01.07.2005 tarihli “....r” başlıklı yazı, yine ...'in ... dergisine mülakatını içeren 26.06.2006 tarihli yazılarla devam etmiştir. Bu yazıların tamamı ve .... Hukuk Bürosunda yapılan aramada ele geçen ve www.... adlı internet sitesinden indirildiği anlaşılan .... ibareli yazı (sanık ... Hukuk Bürosundan ortağı olan .... bu yazıyı internetten kendisinin indirmiş olabileceğini ifade etmiştir.) ve sanık ...ün www....com sitesinin açılışı nedeniyle yaptığı konuşma da örgütün varlığına delil kabul edilmiştir. Bu süreçte sanıklardan ...'ün eski komutanı ... vasıtasıyla gazeteci olarak tanıdığı ve bir süre yanında bulunduğu anlaşılan, ...'in dolandırıcılık suçu nedeniyle gözaltına alınması sonrasında, ... ve ...'ın sorgulandıkları, .. ve ... ev ve...Dergisi Bürosu olarak kullandıkları işyeri aramalarında, mahkemece örgüt dokümanı olarak kabul edilen dokümanların bulunduğu, ..'in kefaletle serbest kalması sonrasında yurt dışına çıkış yaptığı ve bir daha dönmediği soruşturma ifadesi dışında da ifadesinin bulunmadığı, dosyaya getirilen ses kaydında ise gözaltında kötü muameleye maruz kaldığına dair bulguların mevcut bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu dokümanlar nedeniyle soruşturmanın .. Müdürlüğü ... Şubesine devredildiği, dosyamız sanıklarından o tarihte şube müdürü olan ...'ın .. Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığından 15.03.2001 tarihinde olayla ilgili proje soruşturma izni alması üzerine ... Şubesiyle olayın araştırılması için yazışma yapmış, ancak ...t Şube Müdürlüğü'nce bu konuda çalışma yapılmaması nedeniyle ... Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı'nın onayı ile 14.11.2002 tarihinde proje çalışmasının sonlandırılmasına, evrak ve belgelerin iadesine karar verilmiştir. Evrak ve belgeler ....'e ulaşılamadığı için iade edilememiş,...'a ise 04.07.2003 tarihinde iade edilmiştir....an'ın kollukta yapılan mülakat çözüm tutanağına göre, dokümanların kendisine ... tarafından redakte işlemi için getirildiği, kendisinin redakte etmesinden sonra ..'e verdiğini ifade etmiştir. Dosya içerisinde ..'in .. ismi yazılı masada ve resmi önünde çekilmiş fotoğraflarının da bulunduğu belirlenmiştir. Sanık ..'ın ise .. ile .. dergisini çıkardığı ve aynı binayı iş yeri olarak kullandıkları, ..'ın medya ile ilişkili olup ..Şubat sürecinde de gündemde olan bazı kişilerin medyada açıklama yapmasına yardımcı olduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Sanık ...,...'i ... Müdürlüğü ....Şubesindeki ... yakın kişilerin gözaltına aldırdıklarını, bu grubun ... ve çevresinde bulunanlara yönelik operasyonu kendisine yaptırmak istendiğini anladığını ifade etmiştir....'den elde edilen ... Analiz Yeni .... Yönetim ve .... Projesi üzerinde ... Kriminal Polis Laboratuvarı... Başkanlığı tarafından yapılan inceleme sonucu düzenlenen 04.09.2009 tarihli Ekspertiz Raporuna göre belgenin 24. sayfasının sağ alt bölümündeki 'En içten saygı ve şükranlarımızla' ibareli yazıların alt satırında yer alan karalanmış bölümde 'Strateji Grubu' ibarelerinin bulunduğu ve üzerinin siyah renk mürekkepli bir kalemle karalandığı ayrıca karalanan hatlarda kalem ucu presyonuna bağlı, kağıdın dokusunda meydana gelen flaj izi derinliğinin mevcut olduğu, mürekkep akışının bulunduğunun belirlendiği ve bu bulgulara atfen 'Strateji Grubu' ibareli yazıların üzerindeki siyah renk mürekkepli kalemle karalanan hatların fotokopi/montaj yoluyla değil, ıslak mürekkepli kalemle husule getirilmiş olduğunun belirtildiği, .... Analiz Yeni Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi başlıklı örgütün ana dokümanı kabul edilen belgenin sanıklarda ele geçen ve dosyada bulunan tüm suretlerinin de aynı şekilde karalanmış fotokopi yada dijital suretleri olduğunun görüldüğü anlaşılmıştır. ... Teşkilatı'nın 09.05.2008 tarihli yazısından, isimsiz mektupla yapılan ihbar ve ekindeki CD'lerdeki bilgiler, açık kaynak ve arşiv bilgileri ile sınırlı yapılan çalışmanın, 2003 yılında ...Başkanı ve ...'a sunulduğu, bu çalışmanın özetinin ise 2006 yılında yine ... ve ...... Başkanı 'na sunulduğu, ... adı kullanılarak yapılan çalışmadan, devleti rejimi hedef alan bir grubun kendi çıkarları çerçevesinde organize olma çabası izlenimi edinildiği, dokümanlardaki iddiaların büyük çoğunluğunun özellikle ... Dergisi ve diğer basın yayın organlarından alıntılar şeklinde ve iddia niteliğinde hususlar olduğu; yine ... Teşkilatı'nın 30.12.2008 tarihli yazısında önceki yazı içeriği tekrar edilerek, iddia niteliğindeki bilgilerin organize faaliyetlerin işaretlerini taşıdığı, yeni bir yapı altında, yeni yönetim biçimi yaratılması amacına dayalı, teorik yanı detaylandırılmış, ancak pratikteki etkinliği tartışılabilecek bir oluşum olduğu belirtilmiştir. .... Başkanlığı'nın 14.01.2009 tarihli yazısında ise .... tipi yapılanmaya ilişkin bilgi belge bulunmadığı bildirilmiştir. ... Komutanlığı'nın 04.08.2010 tarihli yazısında, dokümanların kapak tasarımlarının ve yazım benzer nitelikte olduğu, dokümanlarda bölüm ilk cümlelerinin ilk harfinin dergilerde kullanılan karaktere uygun şekilde diğer harflerden büyük olduğu, DVD içindeki dokümanların yazan hanesinde "...." veya "..." şirket bölümünde "..." yönetici hanesinde "...." yazılı olup 1999-2001 yılları arasında oluşturulduğu dijital virüs nedeniyle yazan hanesindeki ismin "...." olarak değiştiği dokümanlar içeriğinden ulaşılan ... Dergisinin 1998 yayınlanmaya başlandığı, ...Yönetmeninin ..., ...Koordinatörünün ...olduğunun bildirildiği; yine ... Komutanlığının 06.05.2010 tarihli yazısında ise iddianamede anlatılan örgüt yapılanması ve eylemlerine ilişkin bilgi ve belge bulunmadığı şeklinde cevap verilmiştir. .... Müdürlüğünün 06.01.2009 tarihli yazısında ... örgütü ve diğer örgütlerin ....la bağlantısının 12.06.2007 den önce bilinmemesi veya deşifre edilmemesi nedeniyle bu tarihten önce operasyon ve soruşturmaların anlamlandırılamadığı; yine aynı Kurumun 21.01.2009 tarihli yazısında ... örgütü ve bu örgütle bağlantılı suç terör örgütlerine ilişkin bilgilerin iddianamede var olan bilgilerle sınırlı olduğu soruşturma sürecinde elde edilen tüm bilgilerin soruşturma Cumhuriyet savcısı'nın kontrolünde, adli makamların uhdesinde bulunduğu; 18.03.2010 tarihli tarihli cevabi yazıda ise ele geçen dokümanların içerik ve şekil yönlerinden örgütsel nitelik taşıdığı ve devlet otoritesini, kendi amaçları doğrultusunda baskı altına almak, yönlendirmek, alternatif bir otorite ortaya çıkarmak suretiyle, devlet otoritesini ele geçirmeyi hedef aldığı değerlendirmesi yapılmıştır. ....Müdürlüğünün Mahkemece hükme esas alınan 05.06.2008 tarihli yazısında ise ...isimli herhangi bir terör örgütüne ilişkin daha önceden intikal etmiş soruşturma ve kovuşturma bilgilerinin bulunmadığı dolayısıyla soruşturma konusu yapılanmanın yeni ortaya çıkartılmış 3713 sayılı Kanun'un tanımladığı terör örgütü niteliğinde bulunduğu bildirilmiştir. Örgütün ana dokümanı olarak kabul edilen “... Analiz Yeniden Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi” belgesine göre, ...örgütünün, .... örgütü Başkanı/Komutanı'na bağlı olarak .. Dairesi Komutanlığı, ... Analiz Değerlendirme Komutanlığı, ...Dairesi Komutanlığı,...Daire Başkanlığı, ... .... Dairesi Komutanlığı, .. Planlama Dairesi Başkanlığı olmak üzere altı departman ve doğrudan .... Başkanlığı'na bağlı olarak ..Dairesi şeklinde örgütleneceğinin; yine örgütün ana dokümanı kabul edilen “Lobi” belgesinde ise ... tarafından atanmış ... departmanına bağlı ..... ve Propaganda, Hukuk, Uluslararası ilişkiler olmak üzere sekiz departman şeklinde örgütleneceğinin ve .. departmanın iki sivil köprü eleman ile ...ile irtibatı sağlayacağının belirtildiği anlaşılmaktadır. Buna karşın mahkemece kabul edilen .. ana yapılanmasının: ... yapılanma, Devlet kurumlarında yapılanma, ...yapılanma, .. yapılanması, Terör örgütü yapılanması şeklinde oluştuğu; ...yapılanmanın ise ...Toplum Kuruluşları, ... ve İletişim Yapılanması, Hukuk, ... Başkanlığı şeklinde örgütlendiğinin kabul edildiği; karar yerinde örgütün hiyerarşik yapısının ortaya konulamadığı, departmanlar ya da hücre yapılanmaları arasında irtibatın ne suretle sağlandığı; astlık-üstlük ilişkisi, emir-talimat verme yetkisinin her bir sanık için ayrı ayrı değerlendirilerek kime bağlı faaliyet yürüttüğü ve kabul edilen örgüt hiyerarşisindeki yerinin somut delillerle ortaya konulmamış, sanıkların örgütün ana belgeleri kabul edilen dokümanlardaki ibarelere atıflar yapılmak suretiyle örgüte bağlandığı anlaşılmış olup, örgütün nerede, ne zaman, kimler tarafından ne amaçla kurulduğu somut bilgilerle tespit edilmemiştir. ... Partisinde ele geçen “...” ve “...”; ...Derneği'nin ...'daki Genel Merkezinde yapılan aramada bilgisayarda bulunan “önemlinotlar.doc” isimi word belgesi, ...'nun ev aramasında bilgisayarda bulunan elektronik posta mesajı, ...'ın ev aramasında bulunan CD içerisindeki “İşte Gerçek ...: -....” başlıklı yazı, ...'ın işyeri aramasında Harddisk içindeki ".....- e....doc ...- .....doc” ... -....doc, ....doc ile ... ve.......'da ele geçen “Kurtlar Vadisi ... başlıklı dokümanların CMK'nın 134 maddesine aykırı olarak toplanan kanıtlar niteliğinde bulunduğu gözetilmemiştir. Örgüte ilişkin tüm dokümanlara 2001 yılında ... hakkındaki dolandırıcılık suçu nedeniyle .. Müdürlüğü tarafından el konulduğu, örgüt ana dokümanı olarak kabul edilen .. belgesinin 12.07.2006 tarihinde aloihbar. com da yayınlanmış olduğu; Örgüt ana dokümanı kabul edilen ... Analiz Yeniden Yapılanma Geliştirme Projesi ve Lobi belgelerinde örgüt dokümanlarında rastlanmayacak biçimde ve birden fazla '.... içinde kurulu bulunan '... Örgütü' ifadesine yer verildiği; yine örgüt dokümanlarında rastlanmayan biçimde örgüt dokümanının içindekiler dizini oluşturulduğu görülmektedir. ...'ın anılan belgelerin kendisine redaksiyon işlemi için ..tarafından verildiği ve kendisinin düzeltmeler yaptığı yolundaki beyanları ve ele geçen dokümanlarda farklı nüshalarda düzeltme ve değişiklikler yapıldığı da nazara alındığında çok gizli olması gereken bu nedenle örgüt üyelerinin dahi bilmesinde sakınca bulunan bu belgelerin düzeltme amaçlı olarak ..... üzerinden ...'a verilmesinin mahkemece kabul edilen örgütün büyüklüğü ve gizlilik hususundaki prensipleri ile ne suretle örtüştüğü, karar yerinde açıklanıp tartışılmamıştır. .... Komutanlığı'nın 31.12.2008 tarihli yazı içeriğinde yer alan dokümanlara ilişkin tespitlerin karar yerinde değerlendirilmediği; ...Teşkilatına ... adı ve isimsiz mektuplar ekinde 6 CD olarak gelen ihbara konu edilen dokümanlar ve arşivde yer alan teyit edilmemiş bilgilere göre hazırlanan çalışma, 2003 ve 2006 yıllarında Genelkurmay Başkanı'na ve Başbakan'a sunulduğu anlaşılmaktadır. .... Teşkilatı tarafından mektup ve eklerindeki CD'lerin, farklı kaynaklardan gelen birbirini doğrulayan ihbarlar şeklinde nitelendiği gözetilmeden, mahkeme bu ihbarları istihbari bilgi değerlendirmesi yapılarak kabule esas almıştır. Örgüt ana belgelerinde ...içerisinde kurulu bulunduğu sık sık vurgulanan... örgütü hakkında ...... Başkanı ...'ün tanık sıfatıyla verdiği ifadelerinde; .... Teşkilatı tarafından tarafından kendisine verilen belge dışında, .. örgütü diye bir örgütün olduğu, faaliyet gösterdiği yönünde bilgisinin olmadığını, .. örgütü belgesi diye gelen belgede büyük tutarsızlıklar bulunduğunu, geçerli ve tutarlı olmadığını değerlendirerek, kayıtlı olarak gelmediği için ...Başkanına gönderdiğini,...Başkanın teamül gereği ciddi bir şey bulunması durumunda tekrar kendisine dönmesi gerektiğini, ancak kendisine dönüş yapmadığını beyan etmiştir. Örgütün ana dokümanı kabul edilen “Analiz Yeniden Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi” belgesinde suikastın bir metot olarak kabul edilmesi gözetildiğinde, “.... 2000” belgesinde faili meçhul cinayetlere olumsuz yaklaşılmasının keza ...örgütü yöneticilerinden olduğu kabul edilen bir sanık hakkında “... ve ....” başlıklı örgüt dokümanların da tahkir edici ibareler bulunmasının nedenleri; “...” başlıklı dokümanda .....yerine....'nın gelmesinin ne suretle örgüt ilişkisi kabul edildiği açıklanmamıştır. ...'da meydana gelen trafik kazası sonrasında başlatılan soruşturma çerçevesinde cürüm işlemek için silahlı teşekkül oluşturmak, hakkında tevkif ve yakalama müzekkeresi bulunan kişileri yetkili mercilere haber vermemek suçlarından mahkumiyetlerine karar verilen kişilerin ...örgütünün bir hücresi olduğu somut deliller ortaya konulup tartışılmadan kabule konu edilmiştir. ...'in gözaltında verdiği ifadeye göre oluşturulan ... örgüt şemasının, örgüt dokümanları olarak kabul edilen dokümanlardan ve mahkemenin örgüte ilişkin kabulünden farklı olup, ...'in belirttiği bir çok isim hakkında dava açılmamış bulunduğu, sanık....'den ele geçen şemanın genel hatları ve içeriği itibariyle ... örgütü şeması olarak kabulünün mümkün bulunamayacağı nazara alınmamıştır. Sanık ...'in gözaltında kolluğa ifade verdikten sonra sorguya sevki sırasında oluşturduğu anlaşılan örgüt şemasının örgüt ana belgeleri ve mahkemenin kabul ettiği örgütlenme şeması ile uyumlu olmadığı gibi bu şemayı ne amaçla çizdiği yolundaki savunması da değerlendirilmiş değildir. İmzasız ihbar mektupları ve ekinde gönderilen CD'ler ile arşive yansıyan açık kaynak bilgilerine göre ... Teşkilatı'nın oluşturduğu örgüt şemasında yer alan bazı isimlerin dava sürecinde açık hale getirildiği, bir çok ismin hala bilinmeyecek biçimde kapalı bulunduğu ve bu suretle karar verildiği anlaşılmıştır. ... örgütünden ilk kez bahseden sanık ...r'in örgütün canlı bir örgüt olmadığına dair beyanlarına ne için itibar edilmediğine yönelik mahkeme kabulü (sanığın 1997 yılındaki açıklamalarında örgütün dağıtılmış olduğuna ilişkin açıklamaları karşısında) dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır. Örgütün kuruluşuna ilişkin Avrupa'daki bazı ülkelerde yapılan soruşturmalara atıfta bulunulmak suretiyle, varsayıma dayalı olarak.... bünyesinde ....örgütü olarak kurulduğu kabulüne yer verilmiş, yine sanıklar .... ile ... arasında geçen, ....'ın ... Komutanı .. tarafından verildiğini söylediği ve kendisinde ele geçen “....” kartı ve aynı zarf içinde bulunan yemin metninin 09 Mart 19... darbecileri olarak belirttiği kişilerin, bu yapılanmaya ilişkin olarak kullandıkları bir isim ve parola olduğu yönündeki iletişim tespit tutanağına yansıyan ifadesi karar yerinde tartışılmaksızın sanık ... ...'da ele geçen yemin metni ve “...” yazısı, örgütün varlığına delil kabul edilmiş karta yazılı ...un aslında ... olduğu ancak baskı hatası nedeniyle ... yazıldığı belirtilerek, örgütün 1971 tarihinde de var olduğuna kanıt kabul edilmiştir. ...'ün ... hakkında fezleke bulunduğunu bilmesinin örgütün varlığına delil kabul edildiği gibi, .....'nun bilgisayarında bulunan resimde ... yazılı olması da .... örgütünün somut deliller gösterilmeden ...örgütüne bağlı bir örgüt olarak kabulü ile dolaylı olarak, örgütün varlığına delil kabul edilmiştir. Sanıklar ... ile ... arasında gerçekleşen, sanık ...'ın 15.03 2001 tarihinde proje çalışma onayı aldığı .. soruşturmasının, davada yargılanan bazı sanıklarla sınırlı olduğu ve...nun 1990'lı yıllarda ...daki faili meçhullerle ilgili halen faaliyeti olmayan bir örgüt olduğu yolundaki söylemleri iletişim tespit tutanağı içeriği ve dosya kapsamı ile değerlendirilmesi yerine, örgütsel gizliliğe dolayısıyla örgütün varlığına; ..... ve ...'in beyanlarının hayatta olmayan kişiler ve çevreden duyuma ilişkin oldukları gözetilmeden ergenekon örgütünün varlığına delil kabul edilmiştir. ....'nın ölümü nedeniyle ...onun taziye ilanı verdiğine ilişkin Av. ...'nun bir TV kanalında söylemlerine konu edilen ilan metni dosyaya getirtilip incelenmemiş, ... mahkeme huzurundaki savunmasında; ...'in ifadesini değiştirmesi için kendisine baskı yapmadığını ifade etmiş olması karşısında ....'in telkini ile ifade değiştirmesinin ne suretle örgütün varlığına delil kabul edildiği karar yerinde tartışılmamıştır. ....sine el bombası atılmasına ilişkin davada yargılanan Sanık ...'ın ...esi ve... eylemleri nedeniyle yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesi'nde bozmadan önceki ifadelerinde yer almayan ...örgütüne ilişkin beyanlarının, olaydan yaklaşık 2 yıl sonra, anılan davada 13.02.2008 tarihinde mahkumiyet hükmü kurulmasından sonra sanık, tanık ve (gerekçeli kararın 2. Kitap A- 1910 sayfasında yazılı olduğu şekliyle) gizli tanık olarak verdiği ifadeler, aralarındaki oluşa ilişkin çelişkiler giderilmeden, bu ifadelerin önceki ifadelerine neden üstün tutulduğu karar yerinde gösterilmeden ve aynı olay nedeniyle ... Ağır Ceza Mahkemesi tarafından mahkumiyetlerine karar verilen..., ....., ..., ..'ın aşama ifadeleri ve .... Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kurulan ve Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından esasa girilmeden birleştirme zorunluluğundan bahisle bozulan önceki mahkumiyet hükmüne neden itibar edilmediği de karar yerinde açıklanmadan, eylemin ... örgütü adına işlendiğinin kabul edilmesi ve Ümraniye'deki evde ele geçen el bomları ile ... eyleminde kullanılan el bombaları arasında kesin olarak irtibat kurmaya elverişli veri bulunmadığı nazara alınmadan, ...sine atılan el bombalarından biri ile ... aramasında ele geçen 27 el bombasından iki adedinin sadece üretim yılının aynı olduğundan hareketle bombalar ile eylem arasında bağlantı kurulmuştur. Önceki ifadelerinde örgüt hakkında beyanı bulunmayan ve hakkında TCK'nın 221. maddesi uyarınca etkin pişmanlık hükümleri uygulanan sanık Habip ....'ın etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak amacıyla verdiği sonraki beyanları ve ....'in yazdığı mektupların soruşturmayı akamete uğratmak için dezenformasyon amacıyla yazıldığı kabul edilmesine rağmen somut deliller ortaya konulmadan olayın ergenekon tarafından kurgulandığı; yin....'den ele geçen S-1 dokümanı ile ... ilçesinde yapılan aramada ele geçen silah ve mühimmatın somut deliler gösterilmeden örgüt belgesi ve silahların ..... örgütü faaliyeti çerçevesinde yapılacak eylemlerde kullanılmak amacıyla saklandığı kabul edilmiştir. Cumhuriyet ...'nun ve darbe planlarının örgütle ilişkisinin somut delilleri ile ortaya konulmaması, .....soykırımı iddialarına ilişkin yurt dışında hukuki mücadele zemininde meşru faaliyetlerde bulunduğu anlaşılan ....sinin, kanıtları gösterilmeden örgütün sivil toplum kuruluşu olduğuna karar verilmiştir. ... hakkında ...'nun öldürülmesi nedeniyle açılan davanın tefrik edildiği gözetilmeden, yine ....'nın iş yeri aramasında bulunan kasetlerde yer alan “... ile .... arasında geçen telefon konuşmasına” ilişkin kayıtların hukuka uygunluğu tartışılmadan örgütün varlığına delil kabulü hukuka uygun bulunmamıştır. ... Planının, ...'in bilgisayar günlüklerine dayanması, bu planların ... tarafından gündeme getirilmesi, ...'in günlük tuttuğunu ancak darbe planlarına ilişkin kısımların sonradan eklendiği yönündeki beyanı dikkate alınarak ..., ... ve ... hakkında tefrik edildiği anlaşılan soruşturma dosyasının akıbeti araştırılıp Yargıtay denetimine elverişli olacak şekilde dosya içerisine alınmadan “darbe günlükleri” olduğu kabul edilen günlüklerin, sanık .... .'ın bilgisayarında CMK' nın 134 maddesi hükümlerine uygun olmayan biçimde elde edilen belgelerle doğrulandığı ve ...'e ait olduğu kabul edilip, dolaylı olarak örgütün varlığına delil kabul edilmiştir. ..dokümanı olarak kabul edilen .. belgeleri ile Cumhuriyet Çalışma Grubu'na ilişkin belgelerin içinde bulunduğu .....Komutanlığı'nda ele geçtiği ileri sürülen 5 nolu Harddisk ve diğer dijital veriler ile ...Davası olarak bilinen dava kapsamında ele geçen dijital delillerle ilgili manipülasyon yapıldığına ilişkin hükümden sonra ortaya çıkan raporlar, Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nde “ ... İle Mücadele ... Planı ile bağlantılı ...” olarak bilinen dava da ve.... Davasında yeniden yargılama üzerine verilen beraat kararı ile sanık ...'in hükümden sonra verdiği 28.09.2015 havale tarihli dilekçesi içeriği de gözetildiğinde örgütün varlığına ilişkin yeniden hukuki değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunmalıdır. Bu tespit ve açıklamalar bağlamında, .... Başkanlığı ve ... Komutanlığının yazılarında ..örgütünün varlığına ilişkin bilgiler bulunmadığı, ...Teşkilatı Müsterşarlı'ğına örgüte ilişkin bilgilerin, istihbarat niteliği bulunmayan ihbarlar, eklerinde gönderilen dijital deliller ve açık kaynaklarla sınırlı olduğu, ... Müdürlüğü yazısına göre ise örgüte ilişkin bilgilerin ilk defa bu soruşturma ve dava kapsamında ortaya çıkmış olduğu belirtilmesine rağmen, ... Müdürlüğü yazısının kabule esas alındığı mahkeme kararında, örgütün nerede, ne zaman, kim ya da kimler tarafından ne amaçla kurulduğunun somut olarak ortaya konulmadığı, örgütün mahkemece kabul edilen büyüklüğü karşısında, dokümanların örgütün varlığını açıklamak için yeterli olmadığı, örgüt faaliyeti kapsamında daha önce işlenmiş suçların ortaya konulamadığı, sanıkların örgütle nerede ne zaman kimler vasıtasıyla organik ilişki kurdukları açıklanmadan ve somut delilleri ortaya konulmadan dokümanlarda yazılı soyut cümlelere atıf yapılarak örgütle bağlantılarının kurulduğu; örgüt hiyerarşisinde konumları somut olarak ortaya konulmadığı gibi, kabul edilen şekliyle departman/hücreler arasındaki köprü elemanları ve irtibatın ne suretle sağlandığının da ortaya konulamadığı; örgüt hiyerarşisinin ve köprü elemanların ortaya konulmamasının henüz örgüt hiyerarşisinde yer alan kişiler ile köprü elemanlarının belirlenememiş olması gerekçesi ile açıklanamayacağı; mahkemece kabul edilen şekli ile hiyerarşisi ortaya konulamayan örgütün, sevk ve idaresinin mümkün bulunmadığı gibi kendisini de gizlemesinin mümkün bulunmadığı; ... içinde kurulu olmakla birlikte sivil yapılanmaya da sahip olduğu ve 1971 yılında da var olduğu kabul edilen örgütten, ...Teşkilatı, Genelkurmay Başkanlığı, ... Komutanlığı ve ...Genel Müdürlüğü ile ... Kuvvetleri ... Başkanı ...'ün dahi örgütün varlığından haberdar olmamasının olağan kabul edilemeyeceği, keza varlığı kabul edilen bu örgütün diğer terör örgütlerini yönetip yönlendirdiğine dair delil bulunmadığı; örgütün varlığına esas alınan bazı delillerin hukuka aykırı delil niteliği taşıdığı; örgütün varlığına kanıt kabul edilen deliller ile ilgili hükümden sonra ortaya çıkan bilirkişi raporları ve beraat kararları da gözetilerek, sanıkların dosya kapsamındaki atılı suçlara ilişkin somut delillere dayalı eylem ve faaliyetleri ile bu eylem ve faaliyetlerindeki irtibat ortaya konulduktan sonra, varsa iştirak iradesini aşan hiyerarşik bir yapılanmanın bulunup bulunmadığı ile bu yapıdaki konumları, bir ya da birden fazla oluşum ya da örgüt niteliğinde olup olmadığı; yine dosya kapsamındaki delil ve eylemlerle ilişkilendirilerek, varsa örgüt ya da örgütlerin nitelikleri de belirlendikten sonra, sanıkların eylem ve faaliyetleri ile örgütteki hiyerarşik ilişkileri somut delillerle ortaya konulup, hukuki durumlarının buna göre tayin ve takdiri gerektiğinin gözetilmemesi usul ve yasaya aykırıdır. IX-HÜKÜMETE KARŞI SUÇ Suçun konusu Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yönetim gücünü temsil eden hükümettir. Hükümet, Anayasanın 109. maddesine göre Bakanlar Kuruludur. Cebir kullanılarak Hükümetin görevini yapamaz hale getirilmesinde, Anayasayı İhlal suçu oluşmakta iken, Anayasal düzen bozulmadan da Bakanlar Kurulunun görevlerini yapmasının kısmen veya tamamen engellendiği durumlarda 'Hükümete karşı suç' tan söz edilebilecektir. Teşebbüs suçudur. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluştuğu üç güçten yönetim gücünü temsil eden Hükümetin ortadan kaldırılmasına veya böyle olmamakla birlikte, görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs edilmesi olarak tanımlanmış olup, bu suç Anayasal düzenin temel organlarından olan Hükümetin ortadan kaldırılmasına veya görevlerinin engellenmesine yönelik, teşebbüse ait icra hareketlerini tamamlanmış suç gibi cezalandırmaktadır. Suçun oluşumu için Anayasa ile düzenlenen kurumsal yapıya sahip Hükümetin işlevini yerine getirmeyi engelleme amacına yönelik cebir ve şiddet kullanılması gereklidir. 765 sayılı TCK'nın 147. maddesinin Değerlendirilmesi Mülga 765 sayılı TCK 147. maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren, ıskat veya vazifesini görmekten cebren men edenlere, bunları teşvik eyleyenlere ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.” şeklinde yapılan düzenleme ile fiil tanımlanarak yaptırıma bağlanmıştır. Bu suç, siyasi iktidar aleyhine suçlardandır. Anayasal Düzen aleyhine işlenen suçla aynı hukuki değeri ihlal etmektedir. Devleti meydana getiren dinamik unsur siyasi iktidar olduğuna göre, bir devletin mevcudiyeti ve devamı iktidarın himayesine bağlıdır. Hukukun egemen olduğu eski dönemden bu yana siyasi kuvvetler himaye edilmiştir. Devletin otoritesinin mevcudiyeti siyasi iktidarın himayesi ile sağlanmıştır. İcra organından kasıt hükümettir. Hükümet, Anayasaya göre Bakanlar Kurulu olarak tecessüm etmektedir. İcra organı hem idari fonksiyonları hem de icrai fonksiyonlar görmektedir. Hükümet aynı zamanda devletin anayasal düzeni içinde bir kurumsal yapıyı ifade etmektedir. Bakanlar Kurulu bir bütün halinde siyasi iktidarı temsil etmektedir. Başbakan ve Bakanlar çift sıfata sahiptirler. Bunlar Bakanlar Kurulunun bir üyesi olarak siyasi icra iktidarlarını ellerinde bulundurmaktadırlar. Buna karşılık başı bulundukları hizmet hiyerarşisi içinde, idari fonksiyon göstermektedirler. Yani idari birer şeftirler. Bu mahiyetleri ile de devlet kuvvetlerini ve devlet hakimiyetini kullanmaktadırlar. Suçun konusu icra fonksiyonlarıdır. Bu nedenle tek tek Bakanların fonksiyonları veya Başbakanın aleyhine yapılacak tecavüzler, bu suçu meydana getirmeyecektir. Bakanlar Kurulu karar alma makamıdır. Cumhurbaşkanına ve Başbakana ait olmayan bütün karar yetkileri kabineye aittir. Başbakan, hükümetin genel siyasetinin yürütülmesinden sorumludur. Sadece bir bakan veya başbakan aleyhine işlenen fiil Bakanlar Kurulunun görevini engelleyecek mahiyette ise bu takdirde hükümet fonksiyonlarının engellendiği kabul edilmelidir. Suçun Unsurları: Hareket: Belirli neticelere yönelmiş maddi bir harekettir, neticeye doğurmaya elverişli bulunmalıdır. Netice doğurmaya elverişli olmayan bir hareket bu suç anlamında hareket sayılmaz. Bu anlamda hazırlık hareketleri, irade uygunluklarını ifade eden fiili birleşmeler hareketi meydana getirmemektedir. Bu hareketler başka suçları oluşturabilecektir. Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 24.04.1972 tarih 30/29 sayılı kararında da yer aldığı üzere Anayasayı ihlale matuf cemiyet veya silahlı çete kurulması veya propaganda yapılması bu maddeyi ihlal sayılmayacak, bu şekildeki hareketler şartları gerçekleşmiş ise mülga 765 sayılı TCK'nın 168-171 maddeleri gereğince cezalandırılacaktır. Netice: Bu suçta neticenin gerçekleşmesi aranmakta teşebbüs tamamlanmış suç gibi cezalandırılmamaktadır. Suçun oluşumu bakımından aranan netice, icra fonksiyonlarının, cebren men veya icra organının ıskat edilmesidir. Bu şekilde hükümetin siyasi karar alma iradesi engellenmiş, kısmen yok edilmiş veya ıskat yoluyla tamamen bu imkan ortadan kaldırılmıştır. İcra organının fonksiyonunun ifası yönündeki iradesi kısmen veya tamamen ortadan kaldırılabilir. Bu ihlal geçici ya da kalıcı olması sonucu değiştirmez. Cebir: Doktrinde bir kısım yazarların görüşüne göre “fillin hukuka aykırılığı şeklinde anlamak gereklidir veya cebre matuf bir iradenin mevcudiyeti” yeterlidir, şeklinde değerlendirilmiştir. Bir icra organını hukuki yollardan düşürmek suç teşkil etmek bir yana parlamenter demokrasinin şartlarından biridir. Burada söz konusu olan cebren men veya ıskat keyfiyetidir. Cebir, “fertlerin iradeleri zorlanmak suretiyle ifsat edilerek” gerçekleşmesi anlaşılmalıdır. Bu nedenle maddi olabileceği gibi manevi cebir şeklinde de gerçekleşebilir. Burada cebren hükümeti ıskat etmekle beraber, gaye hükümet sistemini değiştirmek ise fiil 146. maddeyi ihlal etmiş olacaktır. Bu suç 5237 sayılı TCK'nın 312. maddesinde yer almaktadır. Suçta korunan hukuki değer “Anayasayı İhlal” suçuyla aynıdır. Eski Ceza Yasasında 147. maddedeki suçtan farkı “teşebbüs suçu” olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla hükumetin ortadan kaldırılmasına veya görevlerinin engellenmesine yönelik teşebbüse ait icra hareketlerini tam suç gibi cezalandırılmaktadır. Bu suçta cebir ve şiddet “suçun unsurudur”. Doktrinde cebir unsurunu, maddi cebir olarak anlayanların yanında, “fertlerin iradeleri zorlanmak suretiyle ifsat edilerek” tehditle de gerçekleşebileceğini savunan görüşler de bulunmaktadır. Manevi Unsur: Suçun manevi unsuru kasttır. Özel kastın mevcudiyetine ihtiyaç yoktur. Yeni TCK 312. maddede yaptırıma bağlanan suçun sadece “maddi Cebir ” ile işlenebileceğinin kabulü halinde, eski yasadaki düzenlemeye göre suçun unsurlarının değiştiği kabul edilmeli ve lehe yasa bu duruma göre belirlenmelidir. X-DEVLET SIRRI Sır, kelime anlamı bakımından, başkalarınca bilinmesinde sakınca görüldüğü için bir olayın, bir bilginin, bir durumun vb. dışarıya karşı korunmasıdır. Bu koruma ihtiyacı, sırrın içeriğini oluşturan konunun, başkalarınca bilinmemesinde yarar görüldüğünü açığa vurur. İnsan için bilginin ve bilme durumunun dereceleri varsa sır, gizlilik açısından en üstte yer alır. Gizlenen bilgi, üçüncü kişilerden özenle sakınılan bilgi, bir mahremiyet içerir, başkalarına kapalı, alenileşmemiş, gizlenmesinde yarar görülen bir bilgiye, bir olaya, bir duruma dair kapalı alandır. AİHS'nin 10/2 maddesinde “ulusal güvenliğin” korunması ve demokratik toplumda gerekli olması halinde “devlet sırrının açıklanmaması” ifade özgürlüğünü sınırlayıcı istisnalar arasında yer almıştır. Anayasa’nın 26. maddesinde düşünce özgürlüğünün kısıtlanmasına yönelik hangi fikir ve düşüncelerin sınırlandırılabileceğini belirtirken, devlet sırrı kavramına yer vermiştir: “Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut Kanun'un öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.” Burada “Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilere” yer verilmekle birlikte neyin yani hangi tür bilgilerin kastedildiği açık değildir. Yine Anayasa’nın 28. maddesinde, “devlet sırrı” ceza hukuku bakımından bir kriter olarak değerlendirilmiştir.“…Devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla, basanlar, başkasına verenler, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar.” Bu düzenlemede ise bir aidiyetten bahsedildiğine göre devletin “şahsileştirilmesi” söz konusudur.. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 47. maddesinde “Açıklanması, Devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek; anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler, Devlet sırrı sayılır” ifadelerinde kısa bir tanım görmekteyiz. Uluslararası ilişkiler bakımından üçüncü kişilerce bilinmesi sakıncalı olan ve devletin dış ilişkilerine zarar verici nitelikte olan, savunmaya, güvenliğe ilişkin bilgiler devlet sırrı kapsamındadır. Yine aynı Kanun’un 125. maddesinde, “Bir suç olgusuna ilişkin bilgileri içeren belgeler, Devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz.” Burada yargılamanın selameti ve iddiaların aydınlatılması adına, suç olgusuna dair bilgi içeren belgelerin yargılamanın aleniliği çerçevesinde devlet sırrı olarak gizli tutulamayacağı belirtilmektedir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında “Devlet sırrı niteliğindeki bilgileri içeren belgeler, ancak mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından incelenebilir. Bu belgelerde yer alan ve sadece yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte olan bilgiler, hâkim veya mahkeme başkanı tarafından tutanağa kaydettirilir” hükümleri yer almaktadır. Yani mahkeme hakimin, sır statüsündeki bilgiyi edinmesi ya da sır olarak koruma altına alınmış belgeleri görmesi, bunların içeriğine vakıf olması; o bilginin sır niteliğini ortadan kaldırmayacaktır. Devlet sırrı kavramı ve gizlenmesi gerekli bilgi kavramları ile ilgili olarak karşılaştığımız bir başka yasal düzenleme ise 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun 16. ve 18. maddeleridir. Bu düzenlemelere göre devlet sırrı, “açıklanması hâlinde devletin emniyetine, dış ilişkilerine, millî savunmasına ve millî güvenliğine açıkça zarar verecek ve niteliği itibarıyla devlet sırrı olan gizlilik dereceli bilgi veya belgelerdir. Sivil ve askeri istihbarat birimlerinin görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi veya belgeler, istihbarata ilişkin bilgi veya belgelerdir.” Sırdan maksat, yetkili bulunmayan kişilerin hakkında bilgi sahibi olmaları hâlinde “Devletin güvenliğinin, millî varlığının, bütünlüğünün, anayasal düzeninin veya iç veya dış siyasal yararlarının tehlikeye düşebileceği bilgiler”dir. (TCK.m. 326-Gerekçe) Devlet Sırrı, açıklanması veya öğrenilmesi devletin milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek anayasal düzenine dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek ve bu nedenlerle gizli kalması gereken bilgi ve belgelerdir. (Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı m.3) Devlet sırları, devletin güvenliğini ve bekasını ilgilendirdiğinden hukuk sistemi bu sırların muhafazası hususunda büyük bir hassasiyet göstermekte, ihlaline veya buna teşebbüs edenlere şiddetli cezalar öngörmektedir. 5237 sayılı TCK'da, devlet güvenliği ve bekası için devletin gizli bilgilerinin korunmasına ilişkin düzenlemeler mevcuttur. Bunlar “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” adlı yedinci bölümde, 326. ile 339. maddeler arasındaki suçlardır. Bunun haricinde kamu idaresinin menfaatlerini korumak, güvenirliğini ve düzenli işleyişini sağlamak için 5237 sayılı TCK İkinci Kitap Dördüncü Kısım, "Kamu İdaresinin Güvenirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı birinci bölümü altında 258. maddede "Göreve ilişkin sırrın açıklanması” suçu düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerden yola çıkarak, genel anlamda devletin sırlarının üçe ayrıldığı söylenebilir; "özünde devlet sırrı olan bilgi ve belgeler", “yetkili makamların açıklanmasını yasakladığı bilgi ve belgeler”, "devletin idari kurumlarının gizli tuttuğu bilgi ve belgeler". Özünde devlet sırrı olan bilgi ve belgeler, devlet güvenliği ve bekası, milli menfaatler ve milli güvenliğe ilişkin menfaatler ile ilgilidir. Yetkili makamların açıklanmasını yasakladığı bilgi veya belgeler ise, özünde devlet sırları kadar olmasa da devlet menfaatleri için önemli görülen bilgi veya belgelerdir. TCK'nın 326, 327, 328, 329 ve 330. maddelerindeki, "devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgi, belge veya vesikalar” ifadesiyle "özünde devlet sırrı olan bilgi ve belgeleri” kastetmektedir. TCK'nın 334, 335, 336 ve 337. maddeleri, "yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgi ve belgeler”den bahsetmektedir. Burada adı geçen sırlar, özünde devlet sırrı olmayan ancak, devlet menfaatleri için gizli tutulması gereken, bu nedenle yetkili makamların kanun veya düzenleyici işlemlerle açıklanmasını yasakladığı bilgi veya belgelerdir. Türk Ceza Hukuku yönünden açıklanması yasaklanan sır, özünde devlet sırrı niteliği taşımayan ancak, açıklanması ilgili mevzuat hükümlerine göre yasaklanmış ve gizlilik derecesi verilmiş bilgi, belgeler veya şeylerdir. Yasaklama, yürütmenin herhangi bir işlemiyle yapılabileceği gibi, belgeler üzerine gizlilik derecesini gösteren damga veya özel bir yazının konulması, uyarı veya tabela yerleştirilmesi şeklinde de yapılabilir. Yetkili makam tarafından duruma göre, sirküler, tebliğ, resmi açıklama, yazılı veya sözlü uyarı aracılığıyla, kişilerin bu konudaki yasaklamalardan haberdar edilmesi sağlanabilir. Bu yasaklama hukuka uygun yapılmalıdır. Hukuka uygun ve usulüne göre yapılmayan yasaklama, o bilgi, belge veya şeye açıklanması yasaklanmış sır vasfını kazandırmaz. Devletin idari makamları veya organları bilgi, belge veya şeylere açıklanmasını yasaklanmış sır vasfını çoğunlukla, gizlilik sınıflandırması yaparak vermektedirler. Yetkisiz kimselere açıklanması sakıncalı görülen bilgilerin, önem derecesine göre sıralanması ve adlandırılmasına "gizlilik derecelendirmesi” denir. Bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarında, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları halinde devletin faaliyetlerini veya menfaatlerini tehlikeye koyabilecek veya zarara uğratabilecek mesaj, doküman, rapor, araç, gereç, tesis ve yerler hakkında kayıt edilmiş veya edilmemiş bilgi ve belgeler "gizlilik dereceli bilgi veya belgeler” olarak adlandırılabilir. Bu bilgi veya belgeler gizlilik dereceli yerlerde saklanır. Gizlilik dereceleri, bilmesi gereken kişiler dışındakilere açıklanması veya verilmesi, milli güvenlik ve devlet menfaatleri bakımından sakıncalı görülen bilgi, belge ve malzemelere verilir. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yönetmeliğine göre; Gizlilik dereceleri aşağıda belirtildiği şekilde dört sınıfa ayrılır. Çok gizli: Bilmesi gerekenlerin dışında diğer kişilerin bilmelerinin istenmediği ve izinsiz açıklandığı takdirde Devletin güvenliğine, ulusal varlık ve bütünlüğe, iç ve dış menfaatlerimize hayati bakımdan son derece büyük zararlar verecek, yabancı bir devlete faydalar sağlayacak ve güvenlik bakımından olağanüstü önemi haiz mesaj, rapor, doküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılır. Gizli: Bilmesi gerekenlerin dışında diğer kişilerin bilmelerinin istenmediği ve izinsiz açıklandığı takdirde Devletin güvenliğine, ulusal varlık ve bütünlüğe, iç ve dış menfaatlerimize ciddi şekilde zarar verecek, yabancı bir devlete faydalar sağlayacak nitelikte olan mesaj, rapor, doküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılır. Özel: İzinsiz açıklandığı takdirde, Devletin menfaat ve prestijini haleldar edecek veya yabancı bir devlete faydalar sağlayacak nitelikte olan mesaj, rapor, doküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılır. Hizmete özel: Kapsadığı bilgi itibarıyla çok gizli, gizli veya özel gizlilik dereceleri ile korunması gerekmeyen fakat bilmesi gerekenlerden başkası tarafından bilinmesi istenmeyen mesaj, rapor, doküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılır. Soruşturma ve Kovuşturma aşaması; Arama ve elkoyma işlemleri sırasında Devlet sırrı niteliği taşıyan belgelere tesadüf edilebilir. Daha önce de belirtildiği gibi 5271 Sayılı CMK’nın, 125/2. maddesi; “Devlet sırrı niteliğindeki bilgileri içeren belgeler, ancak mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından incelenebilir. Bu belgelerde yer alan ve sadece yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte olan bilgiler, hâkim veya mahkeme başkanı tarafından tutanağa kaydettirilir.” şeklindedir ve bu kapsamda Cumhuriyet savcısı dahi, içeriği Devlet sırrı niteliği taşıyan belgeleri inceleyemeyecektir. 5271 sayılı CMK’nın 122. maddesinde ise, hakkında arama işlemli yapılan kişiye ait belgeleri inceleme yetkisinin Cumhuriyet savcısı ve hakime ait olduğunun belirtildiği görülmektedir. Burada ayrımı yapılması gereken husus devlet sırrı niteliğindeki belgelerin soruşturma aşamasında sanıkta ele geçmesi durumudur. 5271 sayılı CMK’nın 125. maddesinin gerekçesinde resmi devlet kurumlarından mahkemelerin niteliklerini öngörerek isteyeceği devlet sırrı niteliğindeki belgelerden bahsedildiği görülmektedir. Bu açıdan soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı CMK’nın 122. maddesi gereğince, arama esnasında sanıklardan ele geçecek belgeleri inceleyebilecek ve bu belgelere ilişkin devlet sırrı olduğu şüphesine ulaştığı takdirde 5237 sayılı Kanun’un 125. maddesi uyarınca işlem yapılması için belgeleri muhafaza altına alacak fakat bunların niteliğine ilişkin mahkeme yerine geçerek araştırma yapamayacaktır. Devlet sırrı niteliğinde olduğu düşünülen belgeler için incelenmesi gereken diğer bir husus ise bu belgelerin ele geçtikleri tarihte halen sır ya da gizli niteliği taşıyıp taşımadıkları sorunudur. Eğer bilgi temin olunduğu sırada sır olma vasfını kaybetmiş, söz gelimi temin edilmeden önce açıklanmış (somut bilgiye dayalı olmayan tahmini veya rivayet şeklinde yorumlar olmamak koşulu ile) veya herkes tarafından bilinen bir husus hâline gelmiş ise artık sır olmaktan çıkacağı değerlendirilmelidir. Bu açıklamalar kapsamında belgelerin ele geçtikleri tarihte sır niteliğini taşıyıp taşımadıklarının araştırılması ve bu araştırma sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdirinin gerektiği gözetilecektir. Devlet sırrı niteliği şüphesi taşıyan belgelere ilişkin mahkeme araştırma yaparken konunun özelliği ve karmaşıklığına göre Devletin bu konudaki yetkili kuruluşlarından görüş alabileceği gibi, bilirkişi incelemesi yaptırması da mümkündür. Askerî Yargıtay Daireler Kurulu 21. 01. 1972 gün ve 1972/8-9 E. K. sayılı kararı ile "Siyasi veya askerî sırrın nelerden ibaret olacağını kanunlarımız tayin ve tespit etmemiştir. Bir malûmatın milli müdafaa bakımından gizli kalması icap eden bir malûmat olup olmadığını salahiyetli mahkeme takdir edecektir. Ancak, bir malumatın gizliliğini tayin teknik bir iş olduğu cihetle bunun halli için hâkimin bilgisi kâfi gelmez. Yetkili makamlar, milli savunmanın tahmil ettiği zaruretleri ve işbu malumatın elde edilmesinden tevellüt edebilecek zararların mahiyetini isabetle takdir edecek durumdadırlar. Bu bakımdan, tatbikatta, elde edilen malûmatın veya vesaikin mahiyetini tâyinde yetkili makamların rey ve mütalâalarına daima müracaat edilmektedir. Gerçekten, istihsal edilen malumatın vahamet derecesi, lehine casusluk yapılan devletin düşmanlık hissiyatına ve bu devletle olan siyasi münasebetlerin mahiyetine göre değişen nispi bir karakter arz edeceği cihetle yetkili makamlara başvurulmak suretiyle malûmatın gizlilik derecesinin tâyin ve tespit edilmesi zaruret ifade etmektedir” şeklindeki kararla aynı şekilde tespitler yapılmıştır. Bu açıklamalar kapsamında; 1- Soruşturma aşamasında Devlet sırrına ilişkin belge ve bilgilerin, CMK’nın 125. maddesi gereğince, mahkeme yerine Cumhuriyet savcılığınca incelenip niteliğinin belirlenmesi; 2- Ele geçen ve Devlet sırrı olduğu şüphesi duyulan belgelerin, ilgili kurumlardan Devlet sırrı olup olmadığı hususunda görüş alınması yerine konunun uzmanı olmayan .....savcılıklar ve .... Adli Müşavirliklerinden alınan görüşler doğrultusunda hüküm kurulması; 3- Mahkemece, belgelerin ele geçtikleri tarihte halen sır niteliğini taşıyıp taşımadıklarının araştırılması ve bu araştırma sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerektiğinin gözetilmemesi; 4- Yasaklanan bilgileri temin etmek suçuna konu belgelerde hukuka uygun ve usulüne göre yapılmayan yasaklama, o bilgi, belge veya şeye açıklanması yasaklanmış sır vasfını kazandırmayacağından; suça delil kabul edilen belgelerin yasaklanma biçimlerinin hukuka uygun olup olmadığına ya da yasaklamanın suç tarihi itibari ile devam edip etmediğine yönelik araştırma yapılmaması suretiyle, Sanıklar ....,.....,.....,....., ve bir kısım sanıklarda olduğu gibi eksik soruşturma ile mahkumiyet hükmü kurulması, Usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. XI-MAHKEMENİN KABUL ETTİĞİ VAHAMET ARZ EDEN OLAYLAR: Gerekçeli kararda delil değerlendirmesinin yapıldığı 2. Kitap A kısmında, .... atılan bombanın kafile numarasının ... ilçesinde geçenler ile benzer olması, .... ilçesinde ele geçen bombalar ile ...'ın ilgisinin beyanları da desteklenen parmak izi maddi delili ile sabit olması, ....'in de... ile örgütsel bağlantısının da dikkate alarak .....'ın "...sine atılan bombaların .... tarafından .... semtindeki toplantıda verildiği'' şeklindeki beyanı dosya kapsamı ve maddi deliller ile örtüştüğü; Sanık ....'ın eylemleri gerçekleştirmek için daha önceden tanıdığı sanık .... aracılığı ile sanıklar.., .... ve ..'yi ayarladığını, türban-başörtüsü gibi dini değer veya sembollerle herhangi bir işleri olmayan sanıkların, bomba atma eylemlerinden önce barda toplantı yaptıklarını, daha sonra .....i'de bulunan..i binasına sanık ...'ın, ...'den aldığı el bombasını 05.05.2006 tarihinde ..ye verdiğini, sanık ...i'nin, sanıklar .. ve ..'dan ayrılarak bombayı atmasından sonra birlikte kaçtıklarını, 10.05.2006 tarihinde de ...'ın attığını, bu sırada sanık ...l'in yanında sanıklar ... ve ...nin olduğunu, sanık ...'nun olay yerinde olduğu; Sanık ...'ın, bizzat ...'den aldığı el bombasını 11.05.2006 tarihinde yanına sanık ... ve... olduğu halde ...sine atarak patlattığı; Sanıklar ...., .., ... ve ...'ın ...'ya birlikte arabayla geldiklerini, 16.05.2006 tarihinde sanıklar ..., .. ve ...'ın araçla... binası etrafına geldiklerini, sanıklar ... ve ...'ın arabada beklerken sanık ...'ın 5. katta bulunan 2. Daire Başkanlığına çıkarak keşif yaptığını, 17.05.2006 günü saat 09.45 civarında... binasına gelen sanık ...'ın, ruhsatsız silah ile aynı masa etrafında toplantı halinde bulunan 2. Daire Başkan ve üyelerini bir gazetede yer alan resimlerinden de teşhise çalışarak 10-15 saniye gözetleyip belirledikten sonra öldürmek kastıyla birkaç metre mesafeden maktul ve mağdurlara ateş ettiğini, bu eylem sonucu yaralanan maktul ..'in öldüğü, mağdurlar ....,.....,.....,....., ve ...'nun yaralandığını, olay yerinde bir kez tavana muhtemelen kaçmasını kolaylaştırmak amacıyla korku vermek için ateş eden ve eylem sırasında herhangi bir söz sarf etmeyen, slogan atmayan sanık .....'ın, panikten yararlanıp kaçmak için çıkış noktasına geldiği sırada güvenlik görevlilerini görmesi üzerine tavana ateş ettiği ancak görevlilerce yakalanarak etkisiz hale getirildiği; Sanık ....'ın ....ine bomba atılması ve...'a saldırı eylemlerini belli bir plan dahilinde yürüttüğü, sanıklar ..., ... ve ...'ı .... bombalamaları eylemleri karşılığındaki paraları orada vereceğini belirterek...'ya götürdüğünü; Sanık .....'ın kendisine ...Terör Örgütünce verilen görev ve görevi yerine getirmesi ile önemli yerlere geleceği, çalışmasına gerek kalmayacağı şekilde maddi rahata kavuşacağı vaadi ile eylemlere katıldığını, sanıklar ..., ..., ... ve ....'ın münhasıran maddi çıkar vaadi ve beklentisi için ....sinin bombalanması eylemlerine katıldıkları; Sanık ....'ın, ...i saldırıları konusunda itibar edilen beyanlarında, kendisinin ... ve ... Terör Örgütü ile bağlantısını kabul ettiğini, ...tesi saldırılarının .... ve ....'in talimatı ve .....'in verdiği bombalar ile gerçekleştirildiğini beyan ettiği; ...saldırısının ise, ...si saldırılarından hemen sonra olması, her iki eylemin de aynı amacı gerçekleştirmeye yönelik olması, eylemlerde de aynı kişilerin istihdam edilmesi hususları birlikte değerlendirerek bu eylemin de ... Örgütü Yöneticisi ..... ve ....'ün talimatı ile gerçekleştirildiği; ....sine 3 kez bomba atılması ve akabinde... üyeleri'nin heyet halindeyken hedef alınarak bir üyenin öldürülüp, diğerlerinin öldürülmeye teşebbüs edilmesi bireysel olmadığını, eylemin örgütsel bir eylem olduğunu, bu eylemlerin dinsel güdülerle değil, ... Örgütünün hedeflediği amaç suçların gerçekleşmesi için işlenen eylem olduğunu, sanık... önemli bir .... Örgütü üyesi olduğunu, ...sinin bombalanması eylemlerine katılan sanıklar ...., ...ve ...'nin ... Örgütü üyesi olmamakla birlikte ... Örgütü adına suç işleyen kişilerden olduğunu, ....sinin bombalanması eylemine katılan sanık ....'ın ise ... Örgütünün üyesi olduğu; Bu eylemlerin ve özellikle ... saldırısının dosyadaki amaç suç olan hükumeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunun gerçekleşmesine neden olacak niteliğe sahip olduğunu, ancak sanık ...'ın olaydan hemen sonra yakalanması ve soruşturma makamlarının etkin çalışmalarıyla irtibatlarının hızla ortaya çıkarılmasından dolayı bu eylem kendisinden beklenen ülkede askeri darbe yapılması sonucunu doğuramadığı; Bu eylemlerin, süreklilik arzeden ve belli bir zaman diliminde, amaç suçların gerçekleşebilmesi için işlenen ve dosyadaki sair eylemler ile organik bağı olan örgütsel nitelikteki eylemlerden olduğu, eylemler öncesi ve işlenmesi sırasındaki yapılan hazırlıklar ve organizasyon, sonrasında meydana gelen olaylar ve dezenformasyon faaliyetleri, iddianamelerde sanıklara isnat edilen suçlar ile ...sine atılan bombalar ve Danıştay saldırısı arasındaki ilişki, işlenen suçların sonuç ve etkileri dikkate alındığında eylemlerin ... Örgütü mensupları tarafından gerçekleştirildiği; ...Örgütünün her iki eylemdeki amacının, TCK'nın 312/1 maddesine uyan .. ve ... Kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevlerini Yapmasını Kısmen veya Tamamen Engellemek olduğu anlaşıldığından, eylemlere katılan sanıklar her ne kadar örgüt yöneticisi, örgüt üyesi ve örgüt adına suç işlemek suçlarını işlemiş iseler de eylemlerinin bütün halinde TCK'nın 312. maddesine uyan suçu oluşturduğu; Gerekçeli kararın sanıkların bireysel değerlendirmesinin yapıldığı 3. Kitap kısmında ise, Sanık .. hakkında, .... terör örgütü üyesi olmak suçu yönünden, sanığın eylemlerini.... Terör Örgütünün amaçları doğrultusunda ve örgüt yöneticilerinden sanıklar .. ve ..'ün talimatları ile yerine getirdiğini, hiyerarşik yapıya dahil olarak eylem yaptığı; Nitelikli öldürme ve nitelikli öldürmeye teşebbüs suçları yönünden, ...saldırısı eylemini ... silahlı terör örgütü adına, örgüt yöneticilerinden......'in talimatı ile yerine getirdiği; Sanık.... hakkında, Silahlı terör örgütü üyesi olmak suçu yönünden, sanığın ...Terör Örgütünün amaçları doğrultusunda, sanıklar ... ve...'in emir ve talimatları üzerine el bombalarını ....sine attığını ve diğer sanıklara attırdığını, sanığın bu eylemlerini ... Silahlı Terör Örgütünün amaçları doğrultusunda ve örgüt yöneticilerinden sanıklar ... ve ..'ün talimatları ile yerine getirdiğini, hiyerarşik yapıya dahil olup, sanıklar .....ve ...'e bağlı olarak örgütsel faaliyet yürüttüğünü, bu nedenle sanığın ... Silahlı Terör Örgütü üyesi olduğu; Danıştay saldırısı eylemi nedeni ile sanık ...'ın örgüt içerisindeki konumu itibariyle sanık ...'a emir ve talimat verecek konumda olmaması, ... saldırısı eyleminde sanık ....'ı azmettirdiği veya eyleme bizzat iştirak ettiği yönünde delil bulunmaması, olay günü olay yerinde olmaması hususları, sanığın kendi beyanı ve dıger sanıkların beyanları ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirerek suçun işlenmesi sırasında sanığın yardım ettiğine dair her türlü şüpheden uzak, mahkumiyetine yeterli, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden, sanığın atılı suçları işlediği sabit olmadığı; Sanıklar .... ile sanık İ....hakkında, TCK'nın 312. maddedeki suç yönünden, sanıkların, örgüt yöneticilerinden sanıklar ..... ve ....'ün talimatı ile sanık ... tarafından Cumhuriyet Gazetesine el bombası atılması eylemine katıldıklarını, eylemde bombanın insanların bulunduğu bir ortama atılarak kişilerin hayati tehlikeye düşürülmesine sebep oldukları, sanıklar bizzat bombayı atmasalar da, asıl bombayı atan .....'ın yanında bulunup suçun işlenmesini kolaylaştırarak suça iştirak ettikleri, bu nedenlerle de asli fail gibi olmasalar da suçun işlenişine yardım eden olarak cezalandırılmaları gerektiği; Silahlı terör örgütü üyesi olmak suçu yönünden, sanıkların, hiyerarşik yapıya dahil olmadan, sanıklar .... ve ...'a bağlı olarak hareket ettikleri, bu nedenle sanıkların ... Silahlı Terör Örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işledikleri; Mala zarar verme suçu yönünden, sanıkların iştiraki ile sanık.... tarafından 11.05.2006 tarihinde atılan el bombasının patladığını, bu olay sırasında .....sinin binasında zarar meydana geldiğinden sanıklar ... ve ..'ın asıl failin yanında bulunmak ve suçun işlenişini kolaylaştırmak suretiyle üzerilerine atılı mala zarar verme suçunu işledikleri; Danıştay saldırısı nedeniyle sanıklar....., ...'ın konumları itibariyle sanık ...'a emir ve talimat verecek konumda olmamaları,.....saldırısı eyleminde sanık ...'ı azmettirdikleri veya eyleme bizzat iştirak ettikleri yönünde delil bulunmaması, olay günü olay yerinde olmamaları, olaydan bir gün önce sanık ... ile birlikte ..... binası yakınına gitmiş ise de arabada beklemek suretiyle yapılan keşif işlemine katılmamaları hususlarını, sanıkların beyanları ve diğer sanıkların beyanları ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirerek suçun işlenmesi sırasında sanıkların yardım ettiklerine dair her türlü şüpheden uzak, mahkumiyetine yeterli, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği bu nedenle sanıkların atılı suçları işlemedikleri; Sanık .... hakkında, Danıştay saldırısı yönünden, sanık ....'ın bu eylemi, ... silahlı terör örgütü adına, örgüt yöneticilerinden ...'in talimatı ile yerine getirdiği; Sanık .... hakkında, Danıştay saldırısı yönünden, sanık ....'ın bu eylemi, .. Silahlı Terör Örgütü adına, örgüt yöneticilerinden sanıklar .... ve .....in talimatı ile yerine getirdiği, Mahkeme tarafından kabul edilmiştir. Mahkemenin Kabulüne Göre Sanıkların Suça İştirakleri ve Sorumluluklarının Tespiti Suça İştirak: 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda asli iştirak/fer'i iştirak ayrımı kaldırılmıştır. Yasa gerekçesinde belirtildiği üzere mülga 765 sayılı TCK'da kabul edilen sistemin en önemli sakıncası, kişinin suçun işlenişine katkısının, gerçekleştirilen suçun bütünlüğü içerisinde değil, ondan bağımsız olarak ele alınmasıdır. Bu nedenle 765 sayılı Yasanın yürürlükte olduğu dönemde uygulanan sistemde, suçun işlenişine iştirak eden kişilerin çoğu zaman asli fail olarak mı yoksa fer'i fail olarak mı sorumlu tutulacakları duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanamamaktadır. Yine gerekçede ifade edildiği gibi, Hükümet Tasarısı'nda da benimsenen asli iştirak, fer'i iştirak ayrımının adil ve eşit olmayan bir cezalandırmayı sonuçlaması ve uygulamada zorluk ve duraksamalara neden olması dolayısıyla, bu ayrımı esas alan düzenleme tasarıdan çıkarılmıştır. Yeni yapılan düzenlemeyle, iştirak şekilleri fiilin işlenişi üzerinde kurulan hakimiyet ölçü alınarak belirlenecektir. Bu sistemde birer sorumluluk statüsü olarak öngörülen iştirak şekilleri ise, faillik, azmettirme ve yardım etmeden ibarettir. Yeni yasada, iştirak halinde faillik ve şeriklik söz konusudur. .....de azmettiren ve yardım eden olarak ikiye ayrılmaktadır. Böylece 765 sayılı Yasada asli manevi fail sayılan azmettiren, 5237 sayılı Yasada fail olarak kabul edilmeyip, şerikler arasında sayılmıştır. Bir suçun işlenmesinde asıl sorumluluk faillere aittir, şerikler ise 40. maddede yer alan bağlılık kuralı gereğince sorumlu tutulabilmektedirler. Yasa koyucunun 37. maddenin 1. fıkrasındaki “suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur” ifadesiyle faillik kavramının kapsamını oldukça geniş tuttuğunu söyleyebiliriz. Bu durumda, suçun işlenmesini sağlayan hareket üzerinde hakimiyet kuran herkes fail sayılabilecektir. Hareket üzerinde hakimiyet kurmak, birlikte irtikap etme şeklinde gerçekleşebileceği gibi, zımni veya açık bir iş bölümüne dayalı olarak hareketi birlikte gerçekleştirmeyi de kapsayabilir. Öyle ki, bu anlamda suçu sonuçlayan hareketi yapmayan fakat bir başkasının bu hareketi yapması için gerekli ortamı hazırlayanlardan her birisi de fail sayılabilecektir. Buradan çıkartabileceğimiz netice, suçun işlenmesi sırasında mağdura yönelik olarak yapılacak hareketlerin çoğu kez yardım etme olarak değil, faillik olarak değerlendirileceği yönünde olacaktır. Ancak, bu ifadeden yardım etmenin sadece suçun işlenmesinden önce veya sonra mümkün olabileceği sonucunun da çıkartılmaması gerekir. Zira, yardım etme her aşamada mümkün olabilecek fakat daha çok suçun işlenmesinden önceki ve sonraki hareketler yardım etme olarak değerlendirilebilecektir. Olayımız açısından çözülmesi gereken sorun, nitelikli öldürme suçuna katılıp katılmadığına ve katıldı ise iştirak düzeyinin belirlenmesine yöneliktir. Kast insanın iç dünyası ile ilgili bir kavram olup, kastın açıkça ifade edilmediği durumlarda, iç dünyaya ait bu olgunun dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak belirlenmesi yoluna gidilmektedir. Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin saptanması için, eylemin bir evresindeki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp, tüm kanıtların birlikte değerlendirilmesi gerekir. Çünkü suç kastının mutlaka belli bir aşamada oluşması gerekmediği gibi, iştirak iradesinin de suç tamamlanıncaya kadar her aşamada oluşması mümkündür. Bu açıklamalar doğrultusunda dosya kapsamı ile mahkeme kabulünden eylemin silahlı bir örgütün amaç ve talimatı doğrultusunda işlendiğinin kabul edilmesinden veya kabul edilmemesinden bağımsız olarak araç suçlar bakımından , sanık.....'ın, sanık ... aracılığı ile sanıklar .., .... ve ...'yi ayarladığı, sanıkların toplanıp karar almalarından sonra ...sine yönelik eylemleri gerçekleştirdikleri, daha sonra ...saldırısı eylemi için sanık ....'yi İstanbul'da bırakarak ....'ya aynı araçla geldikleri, 16.05.2006 tarihinde sanık .....'ın, sanıklar ...... ve ......'la birlikte keşif amacıyla ..... yakınına geldikleri, sanık .....'ın diğer sanıkları .....'ın hemen arkasında bulunan ..... Caddesi'nde araçta bırakarak ..... binasına geçtiği, olay mahallini gezdiği, daha sonra sanıklar ....., ..., ..... ve .....'ın biraraya gelerek konuyu tartıştıkları, toplantıdan sonra bir arada .....'da otelde kaldıkları, ertesi sabah sanık .....'ın ..... binasında müzakere salonunda heyet halinde çalışan maktul ve mağdurlara tabanca ile ateş ederek nitelikli öldürme ve öldürmeye teşebbüs eylemi gerçekleştirdiği, olay yerinden kaçarken yakalandığı, sanık ......'ın ise sanıklar ...... ve .....r'ı Terminale götürerek otobüsle İstanbul'a gönderdikten sonra otogardan ayrıldığı, bilahare sanıkların yakalandıkları anlaşılmıştır. Kabul ve uygulamaya göre, A-) Mahkeme tarafından, ... Terör Örgütü yöneticileri olduğunu kabul ettiği kişilerin... ili ..... ilçesinde yapılan bir toplantıda örgüt üyesi sanıklar ..... ve ......'a verildiği kabul edilen bombaların....sine atılmasını örgütsel eylem olarak değerlendirildiği, örgüt yöneticilerinin talimatıyla gerçekleştirilen .... saldırısında aynı ekibin kullanıldığı, önemli bir örgüt üyesi olan ...'ın, sürekli yanında bulunan ve örgütsel toplantılara birlikte katılan örgüt üyesi sanık ... ile ... ve ...'la birlikte özel bir araçla örgütsel bir eylem kabul edilen ... saldırısını gerçekleştirmek için ...'ya geldikleri kabul edildiği halde, sanıklar ..., ... ve...'ın örgütsel eylemden vazgeçtiklerine veya eylemlerinden gönüllü vazgeçerek, asli fail olan ....'ın eylemden vazgeçmesi için ellerinden gelen bütün gayreti göstermelerine rağmen eylemi engelleyemediklerine (TCK'nın 41.m.) dair mahkemece tespit edilmiş bir durum bulunmamasına rağmen, eylem öncesi suç işleme kararını kuvvetlendirme, suç işleme sırasında yakınında bulunarak manevi destek olmak şeklindeki davranışların, sanık ...’ın fail olarak gerçekleştirdiği nitelikli öldürme ve nitelikli öldürmeye teşebbüs fillerine yardım suçunu oluşturacağı gözetilmeksizin, yasal olmayan gerekçelerle sanıkların beraatlerine karar verilmesi; B-) .... saldırısı eyleminin ... Örgütü Yöneticisi .... ve ....'ün talimatı ile gerçekleştirildiği kabul edildiği halde, sanık .... ve ....'in bireysel durumlarının değerlendirilmesi bölümlerinde nitelikli öldürme ve nitelikli öldürmeye teşebbüs suçları yönünden, ....saldırısı eylemini ..... silahlı terör örgütü adına örgüt yöneticilerinden ...'in talimatı ile yerine getirdiği şeklinde tespit yapılması suretiyle çelişkiye düşülerek karar verilmesi; C-) Amaç suç niteliğinde bulunan TCK'nın 312. maddesinde düzenlenen Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs suçunu gerçekleştirmek amacı ile vahamet arz eden eyleme herhangi bir şekilde iştirak edenlerin, amaç suç bakımından sorumluluk statüleri faillik niteliğinde olduğu gözetilmeksizin, olayda tatbiki mümkün olmayan, ancak koşulları oluştuğu takdirde araç suçlara uygulama olanağı olan TCK'nın 39. maddesine göre indirim yapılarak sanıklar .... ve...'ın eksik ceza ile cezalandırılması, Yasaya aykırıdır. XII-EKSİK SORUŞTURMA NEDENLERİ 1-Sanık.... hakkında, a)... Üsteğmen .... Lojmanları adresinde yapılan aramada el konulan ... numaralı ajanda içinde yer aldığı iddia ve kabul edilen kroki ve uydu görüntülerinin basılı olduğu (2) adet A/4 kağıdında yer alan yazıların kendisine ait olmadığı yolundaki savunması karşısında; anılan kroki ile (2) adet A/4 kağıdında yer alan yazıların sanığa ait olup olmadığı hususunda Adli Tıp Kurumundan rapor alınıp, tüm kanıtlar birlikte değerlendirilerek sonucuna göre hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik araştırma sonucu kroki yönünden ... Kriminal Polis Laboratuvarının 22.01.2009 tarihli raporu ile yetinilerek ve (2) adet A4 kağıdında yer alan yazılar yönünden ise bu hususta hiçbir araştırma yaptırılmaması; b)Sanık hakkında ......Mahkemesi'nde askeri eşyayı gizleme suçundan açılan kamu davasının akıbetinin araştırılması, karara çıkmış olması halinde ise kararın onaylı bir örneğinin bu dosya içerisine alındıktan sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdirinin gerekmesi; c)Maddi gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya konulması bakımından, sanığın aramalarda ele geçen aynı sis kutusunun ....'nda, ....'nde ve ....'de yapılan aramalarda ele geçirildiğini savunmasında iddia etmiş olması karşısında, anılan hususların araştırılarak iddiasının doğru olup olmadığının tespiti gerektiği gözetilmeden, ... aramalarında ele geçirilen malzemelerin başka bir soruşturmanın konusu olmaları ve mahkemenin görevi kapsamında bulunmadığından incelenmediği belirtilerek yetersiz gerekçe ve eksik araştırma ile yazılı şekilde sanık hakkında mahkumiyet hükmü kurulması; 2-Bir kısım sanıklar ve müdafilerinin aramada ele geçen delillere kolluk görevlilerince sayı ve içerik itibariyle ilave yapıldığının ileri sürülmesi karşısında; mahkemece bu hususta ayrıntılı araştırma yapılmadan karar verilmesi; 3-Sanık ... hakkında TCK'nın 314/2. maddesi uyarınca verilen mahkumiyet hükmünün incelenmesinde, 29/05/2008 tarihli inceleme değerlendirme raporunda (2 nolu delil) telefon hafıza kartı, bilgisayar inceleme raporunda ise medion marka pocket pc'den çıkan hafıza kartı olarak kabul edilen dijital delilin, arama işleminde bulunduğuna dair 24/01/2008 tarihli arama tutanağında herhangi bir ibare olmadığı; bahse konu inceleme değerlendirme raporunun incelenmesinde, mezkur hafıza kartında 25/01/2008 günü 06:00-06:04 saatleri arasında oluşturulmuş 8 adet dijital dosyanın mevcut olduğu tespit edilmiş, arama işleminin ise arama tutanağında belirtildiği üzere 24/01/2008 günü saat 23:00'da tamamlandığı da gözetilerek; a-Hafıza kartının sanık hakkında yapılan arama işleminden elde edilip edilmediğinin araştırılması; b-Hafıza kartında el konulma tarihinden sonra 8 adet dosyanın oluşturulup oluşturulmadığı hususunda uzman bir heyetten bilirkişi raporu aldırılması, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi ve delile el konulma tarihinden sonra hukuka aykırı bir müdahalede bulunulduğu tespit edilmesi halinde, ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunulması gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi; 4-Sanık ....'in evinde yapılan aramada elde edildiği belirtilen ....---...Müsteşarlığının "Çok Gizli" ....ve .... Raporu olarak tabir edilen evrak ile ilgili olarak, sanığın bu belgeyi avukatlık mesleğini yürütmesinden dolayı vekili olduğu bir dava dosyasından temin ettiğine dair savunmasının araştırılması gerektiği gözetilmeden mahkumiyet hükmü kurulması; 5-....Partisi Genel Merkezi,... Kanal ve ... Dergisi.... Mahallesi ... Sokak No:.---.... adresinde 21/03/2008 günü yapılan aramada, a) CMK’nın 119. ve Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin 11. maddesinde arama işlemini yapanların adı, soyadı, sicili ve unvanının arama tutanağına yazılacağının ve imzalarının alınacağının belirtilmiş olması karşısında; arama mahalline tutanakta imzası bulunanların dışında ve çok sayıda kolluk görevlisinin girerek aramaya katıldığı; kolluk görevlilerinin bir çok bağımsız bölüme avukatlar ve ilgililerin yokluğunda girerek arama faaliyetinde bulundukları; arama tutanağının 3. sayfasında yazılı, girişin karşısındaki sekreter odasının sağ tarafındaki masanın etajerinde bulunduğu yazılan materyallerin, avukatların yokluğunda, kollukça bulunduğu iddiaları karşısında söz konusu iddiaların arama işlemine katılanların dinlenilmesi ve ... Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2010/318 esas sayılı dosyası getirtilip incelenmek suretiyle araştırılarak sonucuna göre hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi; b) Aramada ele geçtiği iddia edilen ..... marka CD içerisinde Cumhuriyet savcılığınca yaptırılan incelemede, CD'de bulunan “....” klasörü içinde Yargıtay binası krokisi ve bu krokinin açılımına dair bir metin belgesi bulunduğu yerel mahkeme tarafından kabul edilmiş olup; sanıkların, bu CD’nin aramada bulunmadığı, CD içindeki klasörlerle bir ilgilerinin olmadığı, kroki ve krokinin açılımı belgesinin 24.03.2008 tarihli Taraf Gazetesi nüshasında yayınlandığı ve bu yayında yer alan belgenin büyütülerek incelenmesinde 13.03.2008 tarihinde, yani .... Partisi aramasından 8 gün önce, ....tesi'nin ....-..... büroları arasında fakslandığının anlaşıldığı hususundaki iddialar karşısında, söz konusu iddiaların araştırılarak, bu iddialar ile ilgili .... Gazetesi yetkilileri hakkında bir soruşturma yapılıp yapılmadığının, kamu davası açılıp açılmadığının tespiti ile kamu davası açılmış ise bu dosyanın celbedilerek incelenmesi; Aynı CD içerisinde yer alan ve ... tarafından oluşturulduğu mahkemece kabul edilen "... Lokantası Yemeği" belgesinde, yemeğe sanık ...'ın da katılacağı yazılı ise de belgenin oluşturulma tarihi olan 02/01/2008 tarihinde sanık ....ın cezaevinde tutuklu olduğu ve bu sebeple söz konusu belgenin de gerçek dışı olduğu hususundaki sanık savunmasının araştırılması ve sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi; 6-Sanık ...'ın ev ve iş yeri aramasında ele geçirildiği iddia edilen 13 ve 55 nolu CD’lerde yer alan çeşitli klasörlerde ....de bulunan Vecihi ..ı .... üssüne ait fotoğraflar, krokiler, personele ait kimlik örneklerinin bulunması ile ilgili olarak;... Müsteşarlığı’nın 30.12.2008 tarihli ve 497 sayılı cevabi yazısında: ... Bölgesi kırsalında öldürülen bir teröristin üzerinde bulunan belgeler arasında... üssüne yönelik eylem planlarına rastlandığı,...Partisi’nin ...’ya yönelik olarak planlanan eylemle ilişkilendirilmeye çalışılmasının dezenformasyon amaçlı bir yönlendirme faaliyeti olabileceğinin belirtilmesi karşısında, sanıktan dijital olarak ele geçirildiği iddia olunan ... Üssü belgeleriyle, .. yazısında belirtilen teröristten elde edilen eylem planının aynı olup olmadığının, yine yazıda belirtildiği gibi bu olayın... Partisi’ne yönelik bir dezenformasyon faaliyeti olup olmadığının araştırılarak sonucuna göre hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi; 7-Dosya arasında bir örneği bulunan ve sanık .. hakkında olduğu anlaşılan Dr. ... Devlet Hastanesinin 28/02/2006 gün ve 226 sayılı sağlık kurulu raporunda, sanığa "paranoid psikoz (tedavi ile çalışma olanağı yok)" teşhisi konulduğu ve tüm dosyanın tetkikinde sanığın suç tarihinde veya yargılama sırasında cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığı hususunda bir rapor aldırılıp aldırılmadığının tespit edilememesi karşısında, sanığın Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas dairesine sevkinin yapılarak cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığı hususunda rapor aldırılıp sonucuna göre hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi; 8-Soruşturma aşamasında ...'in avukatlığını yapan sanık ....siz'in aramalarında elde edilen ve TCK'nın 334. maddesi uyarınca sanık hakkında verilen mahkumiyet kararına delil olarak kabul edilen belgelerle ilgili olarak; sanık...'in, diğer sanıklardan ...in bürosuna hukuki yardım için geldiğinde yanında getirdiği CD içerisinde bu belgelerin olduğu, müvekkili olan ... için de delil kabul edilen bu belgelerin çıktısını savunma amacıyla aldığı, belgelerin avukatlık faaliyet ve savunma hakkı kapsamında kendisinde bulunduğuna yönelik savunması karşısında, sanık....'in bu savunmayı doğrular nitelikteki beyanları da gözetilerek sanığın savunmasının doğruluğu araştırılmaksızın eksik araştırma ile mahkumiyet hükmü kurulması; 9-Sanık ...'in ...'daki ikametinden ele geçirilen ve örgütün eylem planları olduğu kabul edilen "tedhiş planı" belgelerinde yer alan eylem planlarının hayatın olağan akışına uygun olup olmadığı, yazılı olduğu şekilde bir eylemin gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceği hususunda belgelerde geçen yerlerde keşif yapılmadan, bu konuda bilirkişi incelemesi yaptırılmadan, eksik araştırma ile mahkumiyet hükmü verilmesi; 10-12.06.2007 tarihinde .... İl ... .... Komutanlığına yapılan ihbarda verilen bilgiler üzerine; ...... Mahallesi Muhtarlığı’nın önündeki tek katlı binanın (önünde büfe var) çatısında elektrik direğinin yanında el bombası ve C-4 patlayıcı madde bulunduğunun belirtildiği ve bunun üzerine .... İl .... Komutanlığı’nca ihbar bildirim formunun düzenlendiği, bu bildirim formunda ihbar saatinin 12:55, bildirimin saatinin 12:57 olarak belirtildiği, İstanbul’da düzenlenen ihbar kayıt formunda ise ihbarın 12:40 da bildirildiğinin belirtilmesi karşısında, ihbar saati hususundaki çelişki giderilmeksizin eksik araştırma ile hüküm kurulması; 11-Sanık ...’in, sanık...’a gönderdiği özgeçmiş raporunun örgüt belgelerine esas alınmasına rağmen, özgeçmişin doğruluğuna ilişkin bir araştırma yapılmadan hüküm kurulması; 12-Sanık...’ın silahlı terör örgütü üyeliğine delil olarak kabul edilen ve ...’dan ele geçtiği belirtilen ses kasetlerinin hukuka uygun şekilde elde edilip edilmediği ilişkin bir araştırma yapılmadan hükme esas alınması; 13-Sanıklar ...ve ... hakkında 5237 sayılı TCK’nın 204/1. maddesi uyarınca karar verilirken, sahte olduğu kabul edilen belgelere ilişkin yeterli araştırma yapılmaksızın mahkumiyet hükmü kurulması; 14-Sanık ...’e ait olduğu belirtilen ... belgesine ilişkin olarak dinlenilen tanık ...’ın, sanık lehine olan beyanları, dikkate alınmadan ve bu husus karar yerinde tartışılmadan, sanığın mahkumiyetine karar verilmesi; 15-Sanık ... müdafiinin; sanığın ....’de yapıldığı iddia edilen toplantıya katılmadığını savunması, toplantı tarihinde sanığın cep telefonu baz istasyonu kayıtlarının getirtilerek incelenmesini talep etmesi ve ... kayıtlarındaki görüşme sayılarına itiraz etmesi karşısında, bu hususlarda araştırma yapılmaksızın; Sanık Veli Küçük'ten ele geçirilen belgelerle ilgili alınan kriminal raporlarına itiraz edilmesi ve Adli Tıp Kurumundan rapor aldırılması talebi bulunmasına rağmen, bu yöndeki talebin hangi sebeple yerinde görülmediği, polis kriminal raporu ile neden yetinildiği tatmin edici bir şekilde ortaya konulmaksızın karar verilmesi; 16- Tanık ....'in soruşturma aşamasında verdiği beyanları ile mahkeme aşamasında verdiği beyanların doğruluğu araştırılmaksızın hüküm kurulması; 17- Sanık ...'in gözaltındayken nezarethanede yazdığını beyan ettiği örgütsel şemanın ne şekilde ve ne zaman alındığı hususunda araştırma yapılmaksızın karar verilmesi; 18-... Başkanlığı tarafından yerel mahkemeye gönderilen 22 Haziran 2012 tarih ADMÜŞ:9140-653-12/M.O.A sayılı .... olayı ile ilgili oluşturulan şemaya ilişkin yazı içeriğinin, örgütün varlığı ve eylemin sorumluların tespiti açısından delil olarak kullanmış olması karşısında, bir kısım sanık ve müdafiilerinin, belgenin içeriğinin resmi yazı formatı dışında şüphe doğurucu nitelikte olduğu gerekçesiyle belge içeriğine itiraz etmelerine karşın bu iddianın doğru olup olmadığı araştırılmaksızın hüküm kurulması; 19-Yargılama sürecinde gerek kolluğa gerekse soruşturma ve kovuşturma makamlarına yargılama konusu olaylarla ilgili olarak çok sayıda isim içeren ve içermeyen ihbar mektuplarının gönderildiği anlaşılmakla anılan ihbarların kim ya da kimler tarafından yapıldığı yönünde herhangi bir araştırmaya gidilmemesi, suretiyle eksik soruşturma sonucu hüküm kurulması, Yasaya aykırıdır. XIII-GENEL BOZMALAR 1- Hüküm kurulduğu sırada kazanılmış hakkın gözetilmediği; Sanık .... hakkında 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan kurulan ... Ağır Ceza Mahkemesinin 13.02.2008 tarih ve 2006/158 esas, 2008/45 karar sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 16.12.2008 tarih ve 2008/14884 esas, 2008/13337 karar ilamı ile bozulduğu, aleyhe temyiz olmadığı, bozulan hükümde 6136 sayılı Kanun muhalefet suçundan 2 yıl hapis ve 450,00-TL adli para cezası ile cezalandırıldığı, sanıklar .... ve ... hakkında ... Asliye Ceza Mahkemesi’nin 13.07.2007 tarih 2006/820 esas 2007/363 karar sayılı hükmün, sanık ... müdafii ile sanık ...müdafii tarafından temyiz edildiği, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 25.12.2008 tarih 2008/8280-14870 sayılı ilamı ile hükümlerin bozulmasına karar verildiği, 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan sanıklara verilen ''2 yıl hapis ve 450-TL adli para cezası'' şeklindeki sonuç cezanın, aleyhe temyiz bulunmaması nedeniyle 1412 sayılı CMUK'nın 326/son maddesi uyarınca cezanın kazanılmış hak oluşturduğunun gözetilmemesi; 2-Mahkeme heyeti tarafından imzalanan duruşma tutanağında geçen ''deve'' kelimesinin, gerekçeli kararın 2. Kitap A bölümün 801 sayfasında bulunan 1137 nolu dipnotunda ''bu kelimenin edep olduğunu mahkememiz işitmiştir'' şeklinde değerlendirdiği, talep üzerine duruşma tutanaklarında düzeltmeler yapıldığı halde bazı düzeltmelerin kimin tarafından yapıldığı belirtilmeden paraf atıldığı; 21.06.2013 tarihli oturuma ilişkin tutanağın incelenmesinde, yapılan yoklamaya göre duruşma salonunda olmaması gereken sanık ....'e son sözleri sorularak savunması alındığı, yine duruşma tutanağındaki yoklamaya göre duruşma salonunda olması gereken sanık ...'a son sözünün sorulmadığı anlaşılmakla, Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde duruşmanın görüntü kaydının çözülerek duruşma tutanağına çevrilmesi sırasında CMK'nın 219 ve 221. maddelerine aykırı davranılması; 3-Sanık .... müdafiinin hükümden sonra temyiz aşamasında Dairemize sunduğu dilekçe ekinde, .... Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu'nun 2014/116784 Soruşturma sayılı dosyasında mevcut bulunan 3 kişilik adli tıp uzmanı bilirkişi tarafından tanzim edilen belge inceleme raporunda “irtica ile mücadele eylem planı” başlıklı dokümandaki “sanık ...'e atfen atılan imzanın basit tersimli ve taklidinin nispeten kolay oluşu nedeniyle zayıf ihtimalle ...'in eli ürünü olabileceği, ancak bunun kesin olarak belirlenemediği”nin tespiti karşısında ilgili soruşturma evrakı ve bahse konu rapor mahkemeye celp edilip incelenerek bu konuda alınmış diğer raporlarla birlikte değerlendirilip belgedeki imzanın sanığın eli ürünü olup olmadığı kesin olarak tespit edildikten sonra hukuki durumunun buna göre tayininin gerektiğinin düşünülmemesi; 4-Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 139/n maddesi uyarınca değişik işler kaydı tutulması gerekir. Yönetmeliğin 156 maddesine göre değişik işler kaydı; "(1) diğer kayıtlara işlenmesi gerekmeyen; idari yaptırım kararlarına karşı yapılan başvurular, arama, el koyma, gözlem altına alma, iletişimin tespiti, dinlenilmesi, kayda alınması, gizli soruşturma için görevlendirilmesi, teknik araçlarla izlemek gibi karar ve işlemler ile 5271 sayılı Kanun'un 205'inci maddesi uyarınca verilen tutuklama kararlarının safahatının işlendiği kayıttır. (2) Bu kayıt; sıra numarası, şüpheli veya kabahatlinin kimlik bilgileri, mahkeme esas numarası, talep eden, talep ve tarihi, karar ve tarihi, merciine gönderildiği tarih ile düşünceler sütunlarından oluşur." UYAP üzerinden gönderilemeyen evrakın ilgili kişi ya da mercine gönderildiği tarihinin tespiti için ayrıca yönetmeliğin 158. maddesine göre zimmet kaydı da tutulması gerekmektedir. Yönetmeliğin, değişik işler kaydının yazılması gereken koruma tedbirlerinin sonradan düzenlendiği, değiştirildiği yönündeki iddiaların bertaraf edilmesi, kararın verilme tarihinin kuşkudan uzak şekilde belirlenmesi yönünden gerekli denetimin yapılmasına yönelik olduğu dikkate alınmadan, diğer koruma tedbirleri yanında iletişim tespiti kararlarının da hiçbirisinin bu kayda geçirilmesi söz konusu olmadığı gibi sıra numarasının da yazılmaması; 5-Dosyadaki dijital verilerin incelenmesinde genellikle bilirkişi olarak aynı kişi ya da kişilerin görevlendirilmesi ve bu bilirkişilerin raporlarına karşı etkin bir itiraz yolunun kullandırılmaması; 6-Kabule göre; a)Sanıklar ..., ...., .... ve ... hakkında mala zarar verme suçundan kurulan hükümler yönünden, Hüküm tarihinden sonra 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 65. maddesiyle TCK'nın 152. maddesinin 2. fıkrasında yapılan değişiklik karşısında, mala zarar verme suçu bakımından sanıkların hukukî durumunun yeniden takdir ve tayininde zorunluluk bulunması; b)Adli sicil kaydına göre tekerrüre esas geçmiş hükümlülüğü bulunmayan ve terör örgütüne yardım ettiği kabul edilen sanıklar ..., ..., ..., ...., ... ve ... hakkında örgüt mensupları hakkında uygulanması mümkün bulunan TCK'nın 58/9. maddesinin uygulanması; c)Sanık ... hakkında 765 sayılı TCK'nın lehe olduğu kabul edilerek uygulama yapıldığına göre, anılan Kanun'un bir bütün halinde uygulanması gerektiği gözetilmeden 5252 sayılı Kanun'un 9. maddesine aykırı olarak müsadere kararı verilirken 5237 sayılı TCK'nın 55/1. maddesinin uygulanması; d)Sanıklar ...., ... ve ... hakkında eylemlerinin silahlı terör örgütüne yardım etme kapsamında kaldığı kabul edilmesine karşın 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçundan hüküm kurulurken suçun ne suretle örgüt faaliyeti kapsamında işlendiği de gösterilmeksizin hükmolunan cezadan 3713 sayılı TMK'nın 5. maddesi uyarınca artırım yapılması; e)Sanık .... hakkında hüküm açıklama tutanağında devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme suçundan TCK'nın 327. maddesinden mahkumiyet hükmü kurulurken TCK'nın 62. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verildiği halde, gerekçeli kararda anılan mahkumiyet yönünden TCK'nın 62. maddesi uyarınca cezada indirim yapıldığının belirtilmesi suretiyle hükmün karıştırılması; usul ve yasaya aykırı olup, f)Hükümden sonra, ....Donanma Komutanlığında yapılan aramada ele geçen 5 nolu harddisk, 11 nolu cd ve diğer dijital verilere ilişkin .... 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2014/188 esas, 2015/143 karar sayılı dosyasında alınan tüm bilirkişi raporlarının getirtilip incelenerek ve denetimine olanak verecek şekilde dosya içine alındıktan sonra, gerektiğinde konusunda uzman bilirkişi heyeti marifetiyle yeniden inceleme yaptırılmasında zorunluluk bulunması, bozmayı gerektirmiştir. XIV-EMANET/MÜSADERE Mahkeme tarafından hakkında beraat kararı verildiği halde adli emanete kayıtlı; Sanık ....'e ait cep telefonu, sim kart ile birçok sanıkla birlikte sanık ... ait dijital verilerin toplandığı 16 DVD ve 3 adet CD'nin, sanık...'e ait CD, harddiskin, sanık...'a ait CD'ler, iletişim tespit tutanaklarını içeren CD'nin, sanık ...'a ait cep telefonu ve 3 hafıza kartı ile ... ve arkadaşlarının ses kayıtlarının CD'nin, sanık ...'e ve arkadaşlarına ait tapeler, ses CD'si ve görüşme kayıtlarını içerir 5 adet DVD'nin, sanık ...'a ait cep telefonu, ... kartı ile sanık ve arkadaşlarına ait tapeleri ses CD si ve görüşme kayıtlarını içerir 5 adet DVD'nin, sanıklar ... ve ..'a ait cep telefonu ve sim kartı ile sanık ...'ya ait harddiskin dosyada delil olarak saklanmasına karar verilmek suretiyle kabul ile hüküm arasında çelişki yaratılması bozmayı gerektirmiştir. XV. HÜKÜM Ayrıntısı karar gerekçesinde açıklandığı üzere; Belirtilen usul ve yasaya aykırılıklar nedeniyle, Cumhuriyet savcıları, katılanlar .... Ajansı Basın ve ... A.Ş. ile ...ı vekili, ... Başkanlığı vekili, ....., .... adlarına vekaleten kendi adına asaleten Av. ...'in temyiz nedenleri, Sanıklar.. ve müdafiileri temyiz dilekçeleri, Sanıklar ve müdafiilerin duruşmalı incelemede ileri sürdükleri temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, Sanıklar ....,.....,.....,....., haklarında kurulan bazı hükümler yönünden re’sen de temyize tabi olan hükümlerin öncelikle bu sebeplerden dolayı AYRI AYRI BOZULMALARINA; Bozma sebeplerine göre hakkındaki mahkumiyet hükmünü, temyizden vazgeçme sebebiyle inceleme dışı bırakılan.... ile temyiz isteminde bulunmayan sanıklar ...., ...., ..., ...., ... ve ... hakkındaki mahkumiyet hükümleri yönünden 5320 sayılı Kanun'un 8/1 ve 1412 sayılı CMUK’nın 325. maddesi gereğince SİRAYETİNE; Sanık ...yönünden ruhsatlı tabancalarının, bir kısım sanıklar yönünden pasaportlarının iadesi ve sanık .... yönünden ise ipoteğin kaldırılması talepleri ile sair talepler hususunda ilk derece mahkemesince karar verilmesine; Dosya kapsamına, yargılama konusu suçların niteliğine, sanık hakkında verilen ceza miktarına, bozmanın içeriğine, tutuklulukta geçen süreye ve halen hakkında verilen başka mahkumiyet kararlarının infazına devam olunduğunun ve tutuklama müzekkeresinin infazına ara verildiğinin bildirilmiş olmasına göre, bu aşamada tüm adli kontrol kararlarının yeterli olmayacağı kanaatiyle, sanık ..... müdafiinin tahliye isteminin REDDİNE; 21/04/2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi. TEFHİM ŞERHİ: 21.04.2016 tarihinde verilen iş bu karar, Yargıtay Cumhuriyet savcısı ...'in huzurunda sanıklar ......, ....,.....,.....,....., ve yetki belgesi ibraz eden Av. 'in yüzlerine karşı 21.04.2016 tarihinde usulen ve açık olarak tefhim olundu.

Diğer kararlar (4)

16. Ceza Dairesi, 2020/2703 E., 2021/2819 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Buna göre soykırım ve insanlığa karşı suç için kurulmuş örgütleri kuran, yöneten ve üye olanlar TCK'nın 78. maddesi, Anayasal düzen ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla terör örgütü kuranlar yöneten ve üye olanlar 3713 sayılı Kanunun 7.
16. Ceza Dairesi         2020/2703 E.  ,  2021/2819 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi Suç : Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Terör örgütü kurma veya kurulan örgüte üye olma, Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme veya kurulan örgüte üye olma , 2911 sayılı Kanunun 28. maddesinin 1. ve 4. fıkrasında yazılı suçlara muhalefet, Tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi, Bıçak veya diğer aletleri izinsiz olarak satma, satın alma, taşıma veya bulundurma Hüküm : 1) Sanıklar ..., .... hakkında, "Terör örgütü kurma, yönetme ile kurulan örgüte üye olma" suçlarından CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca ayrı ayrı BERAAT, 2) Tüm sanıklar hakkında, "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme" suçundan CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca ayrı ayrı BERAAT, 3) Sanıklar ..., . ve ... hakkında, "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma veya yönetme" suçundan CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca ayrı ayrı BERAAT, 4) Sanıklar ..., .. hakkında, "Suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçundan CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca ayrı ayrı BERAAT, 5) Tüm sanıklar hakkında, "2911 sayılı Kanunun 28. maddesinin 1. ve 4. fıkralarında yazılı suçlara muhalefet" suçundan CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca ayrı ayrı BERAAT, 6) Sanık ... hakkında, "Bıçak veya diğer aletleri izinsiz olarak satma, satın alma, taşıma veya bulundurma" suçundan 6136 sayılı Kanunun 15/1, TCK'nın 62/1, 52/2, 53, 51/1-3. maddeleri uyarınca verilen mahkumiyete ilişkin kararın ERTELENMESİ ve DENETİM SÜRESİ BELİRLENMESİ, hak yoksunluğu, 7) Sanıklar ... ve ... hakkında "Tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma" suçundan TCK'nın 174/1, 62/1, 52/2, 53.maddeleri uyarınca ayrı ayrı verilen mahkumiyete ilişkin karar, hak yoksunluğu, Sanık ... hakkında TCK'nın 58/6.maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejimi, 8) TCK'nın 54/4.maddesi uyarınca emanette kayıtlı muştanın MÜSADERESİ, Emanette kayıtlı bir kısım eşyalarla kılıç ve kınının TCK'nın 54/1-4.maddesi uyarınca MÜSADERESİ, 9) TCK'nın 63.maddesi uyarınca gözaltında ve tutuklu kalınan sürelerin MAHSUBU Dosya incelenerek gereği düşünüldü: Hükmedilen cezaların süresi itibariyle koşulları oluşmadığından ... müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin CMUK’nın 318. maddesi gereğince REDDİNE, Usulüne uygun temyiz davası bulunmayan sanık ... müdafiinin temyize cevap dilekçesinde ileri sürdüğü vekalet ücretine yönelik talebi inceleme konusu yapılmamıştır. Temyiz kapsamının O yer Cumhuriyet savcılarının dilekçelerinde belirtilen "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Terör örgütü kurma veya kurulan örgüte üye olma, Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme veya kurulan örgüte üye olma ve 2911 sayılı Kanuna Muhalefet" suçları ile sanıklar İbrahim Halil Turan, ... ve ... hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerine ilişkin olduğu belirlenerek yapılan incelemede; I) Sanık ... hakkında "Bıçak veya diğer aletleri izinsiz olarak satma, satın alma, taşıma veya bulundurma" suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne ilişkin yapılan temyiz başvurusunun incelenmesinde; Yapılan yargılamaya sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip sanığın suçunun sübutu kabul , olay niteliği ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezanın azaltıcı sebebinin niteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan sanık müdafinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak; TCK'nın 53/4.maddesi uyarınca kısa süreli hapis cezası ertelenen sanık hakkında TCK'nın 53/1. maddesinde yazılı hak yoksunluklarına hükmedilemeyeceğinin gözetilmemesi, Kauna aykırı ise de, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususun, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 322. maddesi gereğince düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükmün 12. maddesinin hak yoksunluğuna ilişkin 4. paragrafının çıkartılması ve diğer kısımları aynen bırakılmak suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, II) Sanıklar ... ve ... haklarında "Tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma" suçundan kurulan mahkumiyet hükümleri ile tüm sanıklar hakkında "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Terör örgütü kurma veya kurulan örgüte üye olma, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme veya kurulan örgüte üye olma ve 2911 sayılı Kanuna Muhalefet" suçlarından kurulan beraat hükümlerine ilişkin yapılan temyiz taleplerinin incelenmesinde; Sanıkların, gerçekleştirdikleri eylemlerinin hukuki nitelendirmesinin eksiksiz yapılabilmesi için öncelikle "suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve kurulan örgüte üye olma, terörün tanımı, terör örgütlerinin nitelikleri, terör örgütüne üye olma, terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme, terör örgütüne yardım etme, hükumete karşı suç" suçlarına ilişkin yasal düzenlemelerin irdelenmesi gerekmektedir. A-) SUÇ ÖRGÜTÜ: a-) Genel olarak: Örgütlü suçluluk kavramı daha ziyade kriminolojik bir kavramdır. Maddi ceza hukuku bakımından örgütlü suçluluk deyiminden; suç işlemek için örgüt kurmak, yönetmek, bu örgüte üye olmak veya örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlemek anlaşılmaktadır.(TCK.md.6/1-j) Yapılanma biçimi ne olursa olsun kanunlarda suç olarak tanımlanan fiillerin işlenmesi amacıyla oluşturulmuş örgütlere suç örgütü denmektedir. Mevzuatımızda örgüt suçları,genel örgüt 5237 sayılı TCK 220.maddesi., mülga 765 sayılı TCK'nın 313-314 maddeleri, çıkar amaçlı suç örgütü mülga 4422 sayılı Kanunun 1. maddesi, terör örgütü 3713 sayılı TMK’nın 1-7/1.maddeleri ve silahlı terör örgütü 5237 sayılı TCK'nın 314.maddesi, mülga 765 sayılı TCK'nın 168-170. madeleri olarak dört farklı yerde düzenlenmiştir. Örgüt çatısı altında bir araya gelen kişiler dayanışma içinde oldukları için amaçlanan suçları işlemekte tereddütsüzce, korkusuzca hareket edebilirler. Bu suçları işlemekte başarı gösteren kişiler, ödüllendirilmek suretiyle suç işleme kararlılığı artabilmektedir. Suç örgütünün amaçlanan suçları işlemede sağladığı kolaylık, hem kemiyet hem de keyfiyet itibariyledir. Amaçlanan suçları işlemek için ihtiyaç duyulan eleman ve malzeme, örgüt sayesinde kolaylıkla temin edilebilmektedir. Örgüt kurma ve yönetme suçunda genel hükümlerden ayrı olarak kanun koyucu hazırlık hareketlerini suç sayarak kamu düzeninin ve güvenliğinin korunmasını sağlamak amacıyla bağımsız bir suç düzenlemesi yapmıştır. Bu suç somut tehlike suçudur. Düzenleme ile amaç suçtan bağımsız olarak, hazırlık hareketlerini cezalandıran bir suç tipine yer verilmiştir. Örgüt teşkili, işlenmesi amaçlanan suçlar açısından bir araç niteliğindedir. Suç işlemek için örgüt kurmak,teşekkül meydana getirmek, toplumda hakim olan düzeni tehlikeye maruz bırakmaktadır.İşte bu tehlike nedeniyledir ki,kanun koyucu esasta hazırlık hareketi niteliğindeki davranışları suç haline getirmiş ve suç işlemek için örgüt kurulmasını, işlenmesi amaçlanan suçlardan bağımsız bir suç olarak düzenlemiştir. (Özgenç,Suç Örgütleri 8.baskı 12-13.s) Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçunda korunan hukuki değer, esas itibariyle kamu güvenliği ve barışıdır. Kamu güvenliğinin bozulması, bireyin güvenli ve barış içinde yaşama hakkını da zedeleyecektir. Söz konusu filler suç olarak tanımlamak suretiyle, bireyin anayasada güvence altına alınmış olan hak ve özgürlüklerine yönelik eylemlere karşı da korunması amaçlanmaktadır. (ÖZEK, Çetin -Organize Suç,1998.s.195, BAYRAKTAR, Köksal -Suç işlemeye tahrik cürümü, İst.1997.s.96) b-) TCK'nın 220. Maddesinde Düzenlenen Suç Örgütü: aa-) Tipik eylem Unsuru: Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kurmak veya kurulmuş olan örgütü yönetmek fiillerinden oluşmaktadır. Bu itibarla suç, seçimli hareketli bir suçtur. 1-) Örgüt kurmak: Suç işleme amacıyla yeni bir örgütün oluşturulması veya var olan yasal bir teşkilatın suç örgütüne dönüştürülmesidir. Amaç suçları işlemek için gerekli olan asgari şartları sağlayarak somut ve fiili bir oluşumun meydana getirilmesi gerekir. Suç işlemek amacıyla örgütün yeniden kurulması ya da yasal çerçevede kurulmuş faal bir örgütlenmenin daha sonra sistemli bir şekilde suç örgütüne dönüştürülmesi de mümkündür Suç örgütünün oluşabilmesi için fiili birleşme yeterlidir. Ancak muvazaalı bir şekilde mevzuat çerçevesinde kurulmuş siyasi parti, sendika, dernek, vakıf ve şirket görünümdeki oluşumlar da, suç örgütü mahiyeti arzedebilirler. Bu teşekküller bir suç faaliyetinin icrasında bir şemsiye görevi icra etmiş olabilir. Münferit suç vakaları olmamak koşuluyla bu yapılar suç örgütü olarak kabul edilebilecektir. (Özgenç, Suç Örgütleri-8.baskı-s.20) Hatta meşru bir amaç için kurulan bu yapıların sonradan bir suç örgütüne dönüşmesi de mümkündür. (Yargıtay 8. Ceza Dairesi 29.11.2006 tarih, 846-8666 sayılı kararı) Örgüt kurma suçu mahiyeti itibariyle çok failli bir suçtur. Üye sayısının en az üç kişi olması gerekir. (TCK:220,f:1) Yakınsama suçu olduğundan, yani suçun işlenişine katkıda bulunan kişilerin aynı yönde hareket ettikleri ve aynı amacın gerçekleşmesini hedeflediklerinden çok sayıda kişinin fail olarak katılımıyla gerçekleşebilecek bir suçtur. Örgüt kurmak ani bir suçtur, üyelik ve yöneticilik gibi temadi etmez. Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak somut bir tehlike suçu olduğu için oluşturulan örgütün üye sayısı ve malzeme donanımı itibariyle güdülen amaçları gerçekleştirme açısından somut bir tehlike arzedip arzetmediği hakim tarafından yapılacak değerlendirmeyle belirlenecektir. Somut zarar tehlikesini oluşturmaya uygunluğu için "amacı gerçekleştirmeye yeterli üye" nin, "hiyerarşik örgüt yapısı"nın,” “şiddete dayanan eylem programı” nın varlığını aramak gerekir. (Özek, Kunter’e Armağan-s.228-229) Örgüt soyut bir birleşme olmayıp, bünyesinde hiyerarşik bir yapının, ast-üst ilişkisinin, emir-komuta zincirinin hakim olduğu yapılanmayı ifade eder.Böylece örgüt, mensupları üzerinde hakimiyet tesis eden bir güç kaynağı mahiyetini kazanmaktadır. Bu bağlamda bir organize güç aracından organize güç enstrümanından söz edilebilir. Suç örgütünün varlığından söz edebilmek için belli bir amaç, maksat etrafındaki bir fiili birleşme yeterlidir. Bu örgütler mahiyetleri itibariyle devamlılık arz ederler.Bu itibarla belli bir suçu işlemek için bir araya gelme halinde bir suç örgütünün varlığından bahsedilemez. Böyle bir durumda suç ortaklarının sorumluluk rejimi iştirake ilişkin hükümlere göre tayin edilir.İştirakin örgütlü suçtan farkı, suç ortakları nezdinde suçun konu veya mağdur itibariyle somutlaşmış olmasıdır. Suç örgütünde ise, suçların konusu ve mağdurunun tayin edilmesi zorunlu değildir. Örgütün silahlı olup olmaması sahip olunan silahların cins,nitelik ve miktarı somut tehlikenin belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Örgütün,silahlı örgüt vasfını kazanması için mensuplarının silah sahibi olmaları gerekmez.Silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkanının olması gerekli ve yeterlidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu da aynı doğrultuda, suç işlemek için örgüt kurmak suçundan bahsedilebilmesi için gereken şartları şu şekilde belirlemiştir; - Üye sayısının en az üç ve daha fazla kişi olması , - Üyeler arasında gevşek de olsa bir bağ bulunmalıdır. Örgütün varlığı için soyut bir birleşme yeterli olmayıp örgüt yapılanmasına bağlı olarak gevşek de olsa hiyerarşik ilişki olmalıdır, - Suç işlemek amacı etrafında fiili bir birleşme yeterli olup, örgütün varlığının kabulü için suç işlenmesine gerek bulunmadığı gibi, işlenmesi amaçlanan suçların konu ve mağdur itibariyle somutlaştırılması mümkün olmakla birlikte, zorunluluk arz etmemektedir. Örgütün faaliyetleri çerçevesinde suç işlenmesi halinde, fail, örgütteki konumuna göre, üye ve yönetici sıfatıyla cezalandırılmasının yanında, ayrıca işlenen suçtan da cezalandırılacaktır, - Örgüt niteliği itibariyle devamlılığı gerektirdiğinden kişilerin belli bir suçu işlemek veya bir suç işlemek için biraraya gelmesi halinde, örgütten değil ancak iştirak iradesinden söz edilebilecektir, - Amaçlanan suçları işlemeye elverişli üye, araç ve gerece sahip olunması gereklidir.(CGK.03.04.2007 tarih, E.2006/10-253 K.2007/80, 04.07.2006, E.2006/10-128, K.2006/177 , 31.10.2012 E.2011/10-577, K.2012/1821 gibi) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu tamamlayıcı bir suçtur. Bu nedenle bazı suçları işlemek için örgüt kurmanın başka ceza normları tarafından ayrıca özel olarak düzenlenmesi durumunda, ilgili suç tipinde öngörülen hükümlerin uygulanması gerekir. Buna göre soykırım ve insanlığa karşı suç için kurulmuş örgütleri kuran, yöneten ve üye olanlar TCK'nın 78. maddesi, Anayasal düzen ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla terör örgütü kuranlar yöneten ve üye olanlar 3713 sayılı Kanunun 7. maddesi ve bu amaca matuf silahlı terör örgütlerini kuran, yöneten ve üye olanlar hakkında ise TCK'nın 314. maddesi uygulanacaktır. TCK'nın 316. maddesinde düzenlenen “suç için anlaşma suçu” için, suç işlemek için örgüt kurma ve diğer örgüt suçlarından farklı olarak devletin güvenliği ve anayasal düzeni, anayasal düzenin işleyişine karşı suçlardan herhangi birini işlemek üzere anlaşma yeterlidir. Suç işlemek üzere örgüt kurma suçu için en az 3 kişinin organize yapı oluşturması zorunlu bulunduğu halde, TCK'nın 316. maddesinde yazılı suç iki veya daha fazla kişinin amaç ve araç açısından, maddi olgularla belirlenen bir biçimde fikren anlaşması suçun oluşumu için yeterlidir. Bir örgütlenme ve hiyerarşik yapının bulunması gerekmez. TCK'nın 302 ilâ 315 maddelerinde tanımlanan suçların icrasına başlanılmayan hallerde suçların işlenmesi için anlaşmaya varan kişiler yönünden TCK'nın 316. maddesinde yazılı suç oluşacaktır. 2-) Örgütü yönetmek; TCK’nın 220. maddesinin birinci fıkrasında örgüt kuranlar veya yönetenlerin cezalandırılacağı öngörülmüştür. Böylece maddenin birinci fıkrasında iki seçimlik hareket düzenlenmiştir. Buna göre suç işlemek amacıyla örgüt kurma veya yönetme hareketlerinden birini gerçekleştiren kişilere bu fıkrada öngörülen ceza verilecektir. Bu iki hareketi birden gerçekleştiren kişiler iki ayrı suçtan değil bir suçtan sorumlu tutulacaktır. Örgüt kurma, kişilerin bir araya getirilmesi ve araçların sağlanmasıyla örgütün bağımsız bir varlık olarak var olmasını sağlayacak şekilde meydana getirilmesi, oluşturulmasıdır. Örgüt kurmak daha önce mevcut olmayan bir örgütün meydana getirilmesi, oluşturulmasıdır. Diğer bir deyişle örgüt kurmak bunun için gerekli koşulların sağlanarak somut bir oluşum meydana getirilmesidir. Örgüt kurucusu ise suç örgütünün varlığı için gerekli olan koşulları sağlayan kişi ya da kişilerdir. Suç örgütü kurma suçu, örgütün kurulmasıyla birlikte oluştuğuna göre, örgütün kurulmasını sağlayan kişi ya da kişiler aynı zamanda örgütün üyesidir. Ancak örgüt kurucuları ayrıca örgüte üye olmaktan cezalandırmayacaktır. Diğer yandan yasal olarak kurulmuş bir organizasyonun sonradan bir suç örgütüne dönüşmesi de mümkündür. Bu durum yasal olarak kurulmuş bir örgütün önceki amaçlarının yerine suç işleme amacını ikame etmeleri şeklinde olabileceği gibi, önceki amaçlarının yanında suç işleme amacını da eklemeleri ile olur. Bu durumda bu dönüşümü gerçekleştiren kişi ya da kişiler örgüt kurucusu olacaktır. Örgüt yönetmek, örgütün amaçları doğrultusunda örgütü idare etmeyi, emir ve direktif vermeyi, örgüt içinde inisiyatif alma, karar verme gücüne sahip olmayı ifade etmektedir. Diğer bir deyişle, örgüt amaçlarının gerçekleştirilmesi, örgütü bu amaçlar için etkili ve uygun kılmak için örgüt üyeleri arasında koordinasyon, bilgi, araç gibi unsurların sağlanması şeklinde örgütün organize edilmesidir. Örgüt yöneticileri örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi, örgütün düzen, disiplin içinde organize çalışması, içe ve dışa karşı korunması, örgüt mensupları arasında koordinasyonun sağlanması, bilgi, araç sağlanması gibi birçok faaliyeti yürütür. Ancak örgütün faaliyetleri çerçevesinde sadece belirli bir suçun işlenmesini organize edenler, bu suçun işlenmesini planlayıp yönetenler örgüt yöneticisi olarak kabul edilemez. Çünkü suç örgütlerinin yapısı, işlenen suçlar bakımından işbölümü yapılmasını ve belirli roller üstlenilmesini gerekli kılmaktadır. Bu bakımdan örgüt yöneticisi olmakla belirli suç ya da suçların işlenişinde yönetici konumunda olmayı birbirinde ayırmak gerekir. Örgüt yöneticileri, örgütü kuran kişi ya da kişilerden de olabilir. Bu durumda ortada iki değil tek bir suç vardır. Diğer yandan örgüt yöneticileri aynı zamanda örgüt üyesidir. Örgütün asgari sayısına dahildir. Ancak örgüt yöneticisi konumunda olan kişiler sadece bu konumlarından dolayı cezalandırılır, ayrıca örgüt üyesi olmaktan cezalandırılmaz. Yargıtay bir kararında bunu vurgulamıştır: “…sanığın suç işlemek amacıyla kurulan örgütün yöneticisi konumunda bulunduğu gözetilmeden, sadece örgüt üyeliğinden uygulama yapılması suretiyle eksik ceza tayini…” (Yargıtay 8. CD., 20.06.2007, 2201-4803) Örgütün bir tane yöneticisi olabileceği gibi çok sayıda yöneticisi de olabilir. Yine hiyerarşik yapılanma içinde kademelendirme meydana getirilerek, en tepede bir yöneticisi ve ona bağlı yöneticiler ve onlara bağlı yöneticiler olabilir. Bu bakımdan örgütü ve faaliyetlerini organize eden, emir ve direktifler veren, koordinasyon sağlayan, örgütün plan ve programlarını uygulatan ve benzer özellikteki diğer faaliyetleri yürüten kişileri örgüt yöneticisi saymak gerekir. Geniş bir alanda faaliyetlerini yürüten örgütlerde bölge sorumluları, il sorumluları ve daha altında semt, mahalle sorumluları şeklinde bir yapılanma görülmektedir. TCK’nın 220 maddesinin 5. fıkrası örgüt yöneticileri bakımından yeni bir düzenleme getirmiştir. Buna göre, örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır. 3-) Örgüt Üyeliği: Tipik eylem unsuru; Örgüte üye olanlar, örgütte kurucu ya da yönetici konumunda olmayan, örgütün amacına yönelik nedensel hareketi olan, örgüt disiplinine bağlı, örgüt hiyerarşisi içinde yer alan kişilerdir. (Özek, Organize Suç, Syf. 241) Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir.Örgüt üyeliği,örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir.Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır.Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir. (Evik, Cürüm işlemek için örgütlenme, Syf 383 vd.) Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de, örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir. Üyelik mütemadi bir suç olması nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden yoğunluk aranır. Doktrinde farklı görüşler (Özgenç, Suç örgütleri, Syf.22, Sözüer, Gökçen, vb.) olsa da istikrar kazanmış uygulamaya (Yargıtay Ceza Genel Kurulun 10.06.2008 tarih ve 2007/9-270-164 sayılı kararı vb.) göre tek taraflı irade beyanıyla örgüte üye olmak imkanı bulunmamaktadır. Örgüt yönetiminin açık ya da zımni bir kabulü olmalıdır.Örgüt yöneticilerinin, örgüt faaliyeti kapsamında işledikleri bütün suçlardan asli fail olarak sorumlu tutuldukları (TCK 220/5 md) bir sistemin, tek taraflı irade beyanı ile kendi içinde gizlilik, disiplin ve mutlak sadakat gibi zorunlu kuralları barındıran, dış dünyaya kapalı bir yapıya üye olunabileceğini de kabul etmesi beklenemez. Dairemizce de benimsenen, istikrar kazanmış yargısal kararlarda da; silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik,çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Temadi eden suçlardan olan örgüt üyeliği, hukuki veya fiili kesinti gerçekleşinceye kadar tek suç sayılır. Örgüt üyeliği, yakalanma, örgütün dağılması, örgütten ihraç ya da kendiliğinden örgütten ayrılma gibi sebeplerden sona erer. Yakalanmayan sanık hakkında düzenlenen iddianame temadi eden suç için hukuki kesinti oluşturmaz. Örgüt üyeliğinden mahkum olduktan sonra tekrar örgütle hiyerarşik bağ kurup süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren faaliyetlere katılması halinde yeniden üyelik suçu oluşacaktır. Örgüt faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur.(TCK. 220/4) Örgüt kurma ve yönetme ya da üye olmak fiillerinin cezalandırılabilmesi için örgütün amacı doğrultusunda ve faaliyeti çerçevesinde bir suç işlenmesi şart değildir. Ancak bu kapsamda bir suç işlenirse bu düzenleme doğrultusunda gerçek içtima kurallarına göre cezalandırılacaklardır. Manevi Unsur:Suçun manevi unsuru,doğrudan kast ve "suç işlemek amacı/saiki"dir.Örgüte giren kişinin, girdiği örgütün suç işleyen, suç işlemeyi amaçlayan bir örgüt olduğunu bilmesi gerekir. Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin "suç işlemek amacı" olması aranır. (Toroslu özel kısım syf.263-266, Alacakaptan Cürüm İşlemek İçin Örgüt syf.28, Özgenç Genel Hükümler syf.280) Tüm faillerin kastının suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüte katılmak olması gerekirken hepsinin de aynı suçları işlemek amacında olması gerekmez. Bir oluşuma dahil olan kişinin bu oluşumun suç işlemek amacında olduğunun bilincinde olması aranır. 4-) Örgüt Adına Suç İşlemek: Kişiler örgüt hiyerarşisinde yer almamakla beraber örgüte duydukları sempatinin etkisiyle örgüt adını kullanarak suç işleyebilirler. Bu halde örgüt üyesi olmayan kişinin örgüt adına suç işlemesinden söz edilebilir. Bu konudaki ilk düzenleme TMK’nın 2/2 maddesinde yer almıştır.”Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır ve örgüt mensubu gibi cezalandırılırlar.” Bu hükümde 02.07.2012 tarih ve 6352 sayılı kanunla değişiklik yapılarak ”ve örgüt mensubu gibi cezalandırılırlar” ibaresi metinden çıkarılmıştır. Dairemizce de benimsenen yerleşik yargısal uygulamalara göre, örgüt üyesi olmayan bir kişinin örgüt adına suç işlediğinin kabulü için, bu suçun işlenmesinin örgüt tarafından istenmesi ya da örgütün bilgisi dahilinde gerçekleştirilmiş olması gerekmektedir. Doğal olarak böyle bir suçu işleyenin de bu bilinçle işlemesi aranır. Örgüt adına işlenen suç karşılıksız olabileceği gibi bir menfaat karşılığında da işlenmiş olabilir. Örgüt adına sürekli suç işleyen ya da belirsiz sayıda suç işleme iradesinde olan sanığın hukuki durumunun örgütle arasında kurulan bağın niteliğine göre örgüt üyesi suçu kapsamında değerlendirilmesi gerekir. 5237 sayılı TCK'nın 220/6. maddesinde, "Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır.” denilerek, TMK'nın 2/2. maddesindeki düzenlemeye paralel bir suç tipine yer verilmiştir. Her iki düzenlemenin de uygulamada çok ağır cezalar ortaya çıkardığı yönündeki eleştiriler özellikle çocuklar hakkındaki cezaların olumsuz etkisinin giderilebilmesi için kanun koyucu tarafından 22.07.2010 tarih ve 6008 sayılı kanunla 2911 sayılı Kanuna 34/A maddesi eklenerek, çocuklar hakkında TMK'nın 2/2 maddesinin uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır.Böylece 2911 sayılı yasa kapsamındaki suçları işleyen çocukların örgüt üyeliğinden cezalandırılmasının önüne geçildiği gibi örgüt adına bu kapsam dışındaki suçları işlemeleri halinde cezayı artırıcı hali düzenleyen TMK'nın 5/1.maddesi de uygulanmayacaktır. Diğer taraftan TCK.220.maddesinin 6.fıkrasında 02.07.2012 tarih ve 6352 sayılı kanunla yapılan değişiklikle hakime örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişinin, örgüt üyeliğinden alacağı cezanın yarısına kadar indirebilme yetkisi tanınmıştır. 11.04.2013 tarih, 6459 sayılı Kanunun 11. maddesi ile değişik TCK'nın 220/6. maddesi gereğince ancak silahlı örgütler adına suç işleyenler örgüt üyeliğinden cezalandırılabilir. 3713 sayılı Kanunun 7/4 maddesi gereğince de, terör örgütünün propagandasını yapmak (TMK 7/2), terör örgütünün bildiri veya açıklamalarını basmak ya da yayımlamak (TMK 6/2), 2911 sayılı Kanunun 28. maddesinde tanımlanan kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşünü düzenleyen ya da yönetenlerin eylemlerine katılmak suçlarını terör örgütü adına işleyenler ayrıca terör örgütü üyesi olmak suçundan cezalandırılamazlar. 5-) Örgüte yardım etmek : Türk Ceza Hukukunda silahlı terör örgütlerine yardım suçu, aşağıdaki sistematik içinde düzenlenmiştir. 01.06.2005 tarihinden itibaren yürürlükte olan TCK'nın 314/3, 220/7, 314/2. maddelerinde düzenlenen silahlı terör örgütüne genel nitelikte yardım suçu, 01.06.2005 tarihinden itibaren yürürlükte olan TCK'nın 315. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütüne silah sağlama suçu, 18.07.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5532 sayılı Kanun ile yeniden düzenlenen ve 16.02.2013 tarihine kadar yürürlükte kalan 3713 sayılı Kanunun 8. maddesinde yer alan ve 16.02.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunun 4. maddesinde düzenlenen terörizmin finansmanı suçu. Bu çerçeve içerisinde, terör örgütlerine silah sağlamak veya finansman sağlamak suçunun, terör örgütlerine yardım suçunun özel bir düzenleniş şekli olduğu anlaşılmaktadır. Silahlı terör örgütlerine yardım suçunda yardım fiili, örgütün bizzat kendisi veya mensupları lehine gerçekleştirilebilir. Ceza Genel Kurulunun 31.10.2012 tarih ve 2012/1234 Esas, 2012/1825 sayılı kararında da belirtildiği gibi, yardımın mutlaka örgüte ulaşması, sonuç vermesi gerekmez ve her bir fail, örgütçe verilen veya kendiliğinden üstlenilen görev kapsamında kendi fiilinin gerçekleştirilmesinden sorumlu olacaktır. Tipik eylem unsuru: Silahlı terör örgütü üyesi olmayıp, örgütün faaliyetlerinde kullanılmak maksadıyla bunların amaçlarını bilerek, bu örgütlere üretmek, satın almak veya ülkeye sokmak suretiyle silâh temin eden, nakleden veya depolayanların TCK'nın 315. maddesi; Terör örgütlerine veya mensuplarına para veya değeri para ile temsil edilebilen taşınır veya taşınmaz, maddi veya gayri maddi her türlü mal, hak, alacak ile bunları temsil eden her türlü belgeyi sağlayan veya toplayan kişilerin 6415 sayılı Kanunun 4. maddesi; Örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte, örgüte veya örgüt üyelerine bilerek ve isteyerek yukarıda sayılanlar dışında barındırma, nakletme, istihbari bilgi sağlama, örgüt mensuplarının araştırılmasını, yakalanmasını engellemeye yönelik imkan sağlama gibi her türlü yardım TCK'nın 314/3, 220/7. maddeleri yollamasıyla 314/2. maddesi kapsamında kalacaktır." şeklindeki hukuki yoruma Dairemizce de iştirak edilmektedir. Manevi unsur:Örgüte yardım suçunda kast unsuru yönünden öğretideki görüşler incelendiğinde; Bir suçun kanuni tanımında "bilerek", "bildiği halde", "bilmesine rağmen" gibi ifadelere açıkça yer veren suçlar olası kastla işlenemez. (Prof.Dr. İzzet ÖZGENÇ, TCK Genel Hükümler, 7. Baskı, s. 241) Kişi, örgütün işlediği somut fiili bilmese de terör örgütü olduğunu, sağladığı yardımın örgütün yararına kullanılacağını bilmeli ve bu irade ile hareket etmelidir. İnsani mülahazalarla yapılan yardımlar örgüte yardım suçunu oluşturmaz. Yapılacak her türlü yardımın suç olarak değerlendirilmemesi gerekir. Örgüte yardım suçunda manevi unsurun oluşması için genel kasıt yeterli değildir. Özel kasıt ile işlenen bir suçtur. Fail örgütün amacını gerçekleştirmesine katkı sağlamak kastı ile hareket etmelidir. (Yrd.Doç.Dr. Namık Kemal Topçu, Örgütlü Suçlar ve Terör Suçları, s. 164) Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte bilerek ve isteyerek yardım edilmiş olması gerekir. Başka bir ifadeyle, yardım fiilinin örgütün suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüt olduğu bilinerek gerçekleştirilmiş olması gerekir. Fıkra metninde geçen "bilerek" ibaresi doğrudan kastı ifade eder. Doğrudan örgüte değil de örgüt mensuplarına yardım edilmesi halinde, yardım edilen kişilerin suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüt mensubu olduklarının da bilinmesi gerekmektedir. Örgüt mensuplarına yapılan yardım, aynı zamanda örgüte yapılan yardım olarak değerlendirmek gerekir. Ancak, bu yardımın örgütün amacını gerçekleştirmeye hizmet eden bir yardım olması gerekmektedir. Dairemizce de benimsenen,yerleşik yargısal uygulamalara ( Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 05.11.2009 tarih ve 2009/10374 E- 2009/11111 K. ) göre de, sanığın, örgütün amacını ve faaliyetlerinde kullanılacağını bilerek yardımda bulunması gerekir. Yukarıda yer verilen öğretideki görüşler ve istikrar kazanmış Yargıtay uygulamaları göz önüne alındığında; suç örgütleri veya silahlı terör örgütlerine yardım suçunun ancak doğrudan kastla işlenebileceği, yardımın örgütün amacını gerçekleştirmeye hizmet etmesi gerektiği, örgüt üyelerine yapılan yardımın da örgüte yapılmış gibi kabul edilmekle birlikte örgüt üyesinin mensup olduğu örgütün bilinmesi ve bu yardımın da insani mülahazalarla değil örgütün amaçlarını gerçekleştirme gayesiyle yapılması hususunda ortak bir kanaat mevcuttur. B- TERÖR KAVRAMI, TERÖR VE SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ KURMA, YÖNETME, ÜYE OLMA SUÇLARI: a-) Terörün tanımı ve terör suçları: Türk Ceza Hukuku bakımından terörün tanımı ve hangi suçların terör suçu sayılacağı 3713 sayılı Kanun'da gösterilmiştir. Kanunun 1. maddesinde gösterilen terör tanımına göre bir eylemin terör eylemi sayılabilmesi için; Eylem, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerini içermelidir. Eylemle, Anayasada belirtilen, Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik ve ekonomik düzenini değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amaçlanmalıdır. Eylemi gerçekleştiren failler bir örgüte mensup olmalıdır. Bu genel terör tanımı dışında, 3713 sayılı Kanunun 3. maddesinde doğrudan terör suçları ve 4. maddesinde de işlenme bağlamına göre dolaylı terör suçları gösterilmiştir. b-) Terör örgütü kurma yönetme ve üye olma suçları: 1-) TCK'nın 314. maddesi bakımından; bir oluşumun, bir yapılanmanın silahlı terör örgütü sayılabilmesi için, TCK'nın 220. maddesinde düzenlenen suç işlemek için örgüt kurma suçunda örgütün varlığı için gerekli koşullar yanında, Türk Ceza Kanununun ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları "amaç suç" olarak işlemek üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkanına sahip bulunması gerekir. Bu suçu, TCK'nın 220. maddesinde düzenlenen suçtan ayıran en önemli ölçüt budur. Burada sayılan suçlar dışında kalan amaç suçları işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütler de TCK'nın 220. maddesi kapsamında kabul edilmiştir. Bunu göre Türk Ceza Hukukunda silahlı terör örgütünün unsurları şu şekilde kabul edilmektedir; Üye sayısı; en az 3 kişiden oluşur. (TMK 7/1, TCK 220-314 maddeleri.) Amaç ve saik; terör örgütü siyasi maksatla faaliyet gösterir. Bu doğrultuda, “Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma,yıldırma,sindirme ve tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini ,siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetlerini yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak” amacıyla faaliyet gösterir. (TMK m.1) Yöntem; terör örgütü cebir ve şiddet kullanarak baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle hareket eder. (TMK 1-7. md.) Elverişlilik; terör örgütünün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması gerekir. (TCK 220.md.) Araç gereç; terör örgütü silahlı bir örgüt türüdür. ( TCK 314. madde.) Silah suçun unsurudur. Üyelerinin tamamının silahlı olması gerekmez, nitelik ve nicelik bakımından amaç suçu işlemeye yetecek kadar elemanında silah bulunması yeterlidir.Örgütün silahlı olup olmaması sahip olunan silahların cins,nitelik ve miktarı somut tehlikenin belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Örgütün,silahlı örgüt vasfını kazanması için mensuplarının silah sahibi olmaları gerekmez.Silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkanının olması gerekli ve yeterlidir. Elverişlilik somut olaya göre hakim tarafından takdir edilecektir. 2-) 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7. maddesi yönünden; TMK'nın 7/1 maddesinde silahlı olmayan terör örgütlerini kurma, yönetme ve üye olma suçları düzenlenmektedir. 3-) Silahlı Terör Örgütüne Yardım Etmek; Terör örgütü kurma , Yönetme ve üye olma suçlarının, TCK'nın 314. maddesi bakımından irdelenmesi bölümünde işaret edilen özellikler dikkate alınarak yukarda örgüte yardım başlığı altında yapılan açıklamaların bu suç yönünden de gerekli ve yeterli olduğu değerlendirilmiştir. c-) Terör Örgütlerinin Niteliklerinin Belirlenmesi: Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında, bir oluşumun, örgüt niteliğinde bulunup bulunmadığı ve niteliğinin belirlenmesi hususunda özel bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Yargılama safahatında, dava ya da soruşturmaya konu oluşumun nerede, ne zaman, kimler tarafından, ne amaçla kurulduğu, ülke genelinde amaca elverişli eylem ve faaliyetlerine ilişkin bilgiler ilgili Devlet kurumlarından dosyaya getirtilmek suretiyle dosyada mevcut olay ve deliller doğrultusunda yargılama makamlarınca belirlenmekte ve yargı kararının kesinleşmesi ile oluşumun suç, terör ya da silahlı terör örgütü niteliğinde bulunup bulunmadığı kesin olarak tespit edilmektedir. C- HÜKUMETE KARŞI SUÇ: Konu ile ilgili yasa maddeleri şöyledir: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Hükûmete karşı suç Madde 312- (1) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir. (2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur. Mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 147 – Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren menedenlerle bunları teşvik eyliyenlere ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 312. maddesinin gerekçesi şu şekildedir: “Madde metninde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluştuğu üç güçten yönetim gücünü temsil eden Hükûmetin ortadan kaldırılmasına veya böyle olmamakla birlikte görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs edilmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suç tanımında da, Anayasa düzeninin temel organlarından biri olan Hükûmetin ortadan kaldırılmasına veya görevlerinin engellenmesine yönelik teşebbüse ait icra hareketi tam suç gibi cezalandırılmaktadır. Maddenin uygulanmasına ilişkin diğer hususlar için Anayasayı ihlal ve Yasama organına karşı suça ilişkin maddelerin gerekçelerine bakılmalıdır.” Madde gerekçesinde atıf yapılan aynı Kanunun 309. maddesinin gerekçesi ise şöyledir: “Anayasanın başlangıç kısmında aynen “millet iradesinin mutlak üstünlüğü; egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunun millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icapları ile belirlenmiş hukuk dışına çıkamayacağı; hiçbir faaliyetin Türk Milli menfaatlerinin, Türk varlığının, devleti ve ülkesi ile bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerini Atatürk Milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı” şeklinde ifade ile siyasal iktidarın kuruluş ve işleyişine egemen olması gereken ilkeler gösterilmiş bulunmaktadır. Siyasal iktidarın kuruluşu ve işleyişine egemen olan bu ilkeleri içeren kuralların bütünü, Anayasal düzeni teşkil etmektedir. Bu madde ile korunmak istenen hukuki yarar Anayasa düzenine egemen olan ilkelerdir. Madde ile korunmak istenen hukuki yararın niteliği dikkate alınarak, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzen” ibaresi kullanılmış, böylece korunmak istenen hukuki yarara açıklık getirilmiştir. Maddede tanımlanan suçun oluşabilmesi için, cebir veya tehdit kullanarak Anayasal düzeni değiştirilmesine teşebbüs edilmesi gerekir. Bu nedenle cebir ve tehdit bu suçun unsurunu oluşturmaktadır. Cebir ve tehdit kavramlarının hukuki anlam ve içeriği bilinen bir husustur. Bu nedenle Anayasal düzenin değiştirilmesine yönelik teşebbüsün ancak cebir ve tehdit kullanılarak, yani bireylerin iradeleri zorlanmak suretiyle ifsat edilerek gerçekleştirilmesi gerekir. 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 146. maddesinin kaynağını oluşturan 1889 İtalyan Ceza Kanununun 118. maddesi, 146. madde de olduğu gibi cebir (Violentemente) unsurunu taşımaktaydı. Ancak, 1930 Faşist İtalyan Ceza Kanununun aynı konuyu düzenleyen 283. maddesinde, suç tanımından cebir unsuru çıkarılmıştır. Faşizmin etkisiyle kaleme alınan bu 283. madde, bilahare 11.11.1947 tarihinde yeniden değiştirilerek, suç tanımında tekrar cebir unsuruna yer verilmiştir. Maddede, maddi unsur olarak “teşebbüs edenler” ibaresi kullanılmış olduğundan Anayasanın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen üzerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edilmesi, cezalandırma için yeterlidir. Suç, hem idare edenler hem de idare edilenler tarafından işlenebileceğinden teşebbüste aranılacak elverişlilik, suçun işleniş biçimi ve özellikle suçun bir tehlike suçu olduğu dikkate alınarak, kullanılan cebir veya tehdidin neticeyi elde etmeye elverişli olup olmadığının hakim tarafından takdir edilmesi gerekir.” a-) Genel olarak: Bu suç, siyasi iktidar aleyhine işlenen suçlardandır. Anayasal Düzen aleyhine işlenen suçla aynı hukuki değeri ihlal etmektedir. Devleti meydana getiren dinamik unsur siyasi iktidar olduğuna göre, bir devletin mevcudiyeti ve devamı iktidarın himayesine bağlıdır. Hukukun egemen olduğu eski dönemden bu yana siyasi kuvvetler himaye edilegelmiştir. Devletin otoritesinin mevcudiyeti siyasi iktidarın himayesi ile sağlanmaktadır. 765 sayılı TCK'nın 147.maddesinde ifade edilen icra vekilleri heyetinden kasıt hükûmettir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 312.maddesi anlamında Hükûmet ise, Anayasaya göre Bakanlar Kurulu olarak tecessüm etmektedir (Anayasa madde 109). İcra organı/Bakanlar Kurulunun hem idari, hem de icrai fonksiyonları bulunmaktadır. Hükûmet aynı zamanda Devletin Anayasal düzeni içinde bir kurumsal yapıyı ifade etmektedir. Bakanlar Kurulu bir bütün halinde siyasi iktidarı temsil etmektedir. Başbakan ve Bakanlar çift sıfata sahiptirler. Bunlar Bakanlar Kurulunun bir üyesi olarak siyasi icra iktidarlarını ellerinde bulundurmaktadırlar. Buna karşılık başı bulundukları hizmet hiyerarşisi içinde, idari fonksiyonlarını da ifa ederler. Yani idari birer şeftirler. Bu mahiyetleri ile de devlet kuvvetlerini ve devlet hakimiyetini kullanmaktadırlar. Suçun konusu icra fonksiyonlarıdır. Bu nedenle tek tek Bakanların fonksiyonları veya kural olarak Başbakanın aleyhine yapılacak tecavüzler, bu suçu meydana getirmeyecektir. Ancak, sadece bir Bakan veya Başbakan aleyhine işlenen fiil Bakanlar Kurulunun görevini engelleyecek mahiyette ise bu takdirde hükûmet fonksiyonlarının engellendiği kabul edilmelidir. Bakanlar Kurulu karar alma makamıdır. Cumhurbaşkanına ve Başbakana ait olmayan bütün karar yetkileri kabineye aittir. Başbakan, hükûmetin genel siyasetinin yürütülmesinden sorumludur. Suçun konusu, Anayasal düzenin temel organlarından olan ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluştuğu üç güçten, yönetim gücünü temsil eden hükûmettir. Cebir kullanılarak Hükûmetin görevini yapamaz hale getirilmesinde Anayasal düzen bozulduğundan, Anayasayı ihlal suçu oluşmakta iken, Anayasal düzen bozulmadan da Bakanlar Kurulunun görevlerini yapmasının kısmen veya tamamen engellendiği durumlarda “Hükûmete karşı suç”tan söz edilebilecektir. Bu suç teşebbüs suçudur. Suçun oluşumu için Anayasa ile düzenlenen kurumsal yapıya sahip Hükûmetin işlevini yerine getirmeyi engelleme amacına yönelik cebir ve şiddet kullanılması gereklidir. b-) Suçun Unsurları: aa-) Fail: Suçun faili, idare eden, edilen her gerçek kişi olabilir. bb-) Tipik Eylem: Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmektir. Tipik eylem açısından yukarıda yer verilen madde gerekçesinde yapılan açıklamalar nazara alınmalıdır. Suçun bir teşebbüs suçu olduğu görüldüğünden neticenin gerçekleşmesi aranmaz. Nihai amaca yönelen elverişli eylemlerin cebir veya tehdit kullanarak ika edilmesi gerekir. Suç, 3713 sayılı Kanunun 3. maddesinde sayılan mutlak terör suçlarındandır. Korunan değerlerin önemi ve kanun metninde sayılan amaçlara ulaşıldığında suçun cezalandırılabilirliğindeki güçlük/imkansızlık nedeniyle suç bir teşebbüs suçu olarak düzenlenmiş hatta suçun hazırlık hareketleri de yaptırıma bağlanmıştır. (TCK’nın 314.md.gibi) Bu haliyle suç aynı zamanda bir somut tehlike suçudur. Söz konusu suçun oluşabilmesi için, işlenen fiilin cebri nitelikte olması ve bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli bulunması gerekirse de, maddede yazılı hedeflerin gerçekleşmesine ihtiyaç yoktur. (Yargıtay CGK.09.02.2010 t.2009/9-103, 2010/22) Belirtilen amaçlara yönelik fiillerin işlenmesi yeterlidir.Cezalandırılan hareket devletin hayatını tehlikeye koyan icra hareketleridir. D- SOMUT OLAY VE HUKUKİ DEĞERLENDİRMELER: Temyize konu dosyanın incelenmesinde yargılamaya konu olan iddianamede sanıklara atfedilen eylemin; "Sanıklardan ... ve ...'in ortaklaşa örgütleyerek Beşiktaş Spor Kulübü bünyesinde oluşan "Çarşı Taraftar Grubu" olarak bilinen kitleyi harekete geçirmek suretiyle Taksim Gezi Parkı alanına yönlendirerek bu kitlenin fiilen eyleme katılmasını sağlamaya çalıştıkları, diğer sanıklarla birlikte bazen fiziken bazen de iletişim araçları aracılığı ile irtibat kurarak eyleme aktif olarak katılım sağlanmasına çalıştıkları, özellikle suç tarihi itibariyle geçerli olan CMK'nın 135. maddesi kapsamında elde edilen sanıklara ait iletişimlerine ilişkin tape dökümlerinde "Park mark benim umurumda değil, bana ne yemişim AVM 'sine de Gezi Parkını da ağacını da, ihtilal başladı, bu hükümeti düşüreceğiz, her gün savaş her gün direniş, Kemalist memalist ... Abi yaksınlar, kaos var kaosa gidiyoruz, Başbakanlık konutuna saldırı olacak bugün, bu bir iç savaşa dönüşebilir, polise güçlü saldıralım, ses getirecek birşeyler yapmamız lazım, gösterilere ölen kişi olursa toplumsal refleksin çok daha fazla artacağı" şeklindeki görüşme içerikleri gözetildiğinde, ülkede otorite zaafı oluştuğu görünümü yaratmak için Beşiktaş semtinde bulunan Başbakanlık çalışma ofisini işgal etmeye çalıştıkları, eş zamanlı olarak Ankara'da gerçekleştirilen gösterileri organize eden şüphelilerle irtibat kurarak Ankara'da bulunan Başbakanlık çalışma ofisini ele geçirmeleri için teşvik ettikleri, söz konusu oluşacak zaafiyeti Dünya kamuoyuna duyurmak için özellikle yabancı basın mensuplarını olay yerlerine girmelerini sağlayarak elde edilecek görüntüleri dünya medya kuruluşlarına servis yaparak kamuoyunda 'Arap Baharı' diye adlandırılan bir kısım orta-doğu ülkelerindeki yönetim değişikliklerini çağırıştırır şekilde imaj oluşturup Türkiye Cumhuriyeti'nin yasal olarak kurulan hükümetini yasal olmayan yöntemlerle ortadan kaldırmayı amaçladıkları", Şeklinde olduğu anlaşılmaktadır. Beşiktaş Spor Kulübü bünyesinde oluşan "Çarşı Taraftar Grubunun" fiilen katılımının sağlanılmasına çalışılan ve kamuoyunda "Taksim Gezi Parkı olayları" olarak bilinen eylemler, 30-31 Mayıs 2013 tarihlerinde İstanbul- Taksim meydanında başlayıp haziran ayı boyunca gece-gündüz devam etmiştir. Daha sonrasında eylemler, ülke genelinde başka şehirlere de yayılmış, bunun neticesinde çok sayıda kişinin ölmesi ve yaralanmasına, milyonlarca TL tutarında kamusal ve özel nitelikli zararın meydana gelmesine, kişilerin mal ve can güvenliğinin tehlikeye düşürülmesine yol açmıştır. Taksim gezi parkının bir kısmına yapılması planlanan Taksim Kışlası'nı engelleme bahanesiyle başlatılan ve günlerce devam eden eylemlerin genel olarak; "Sosyal medya hesapları kullanılarak yurt içi ve dışında kitlelere duyurulması, PKK/KCK, DHKPC, TKP/ML-TİKKO, MLKP gibi yasa dışı silahlı terör örgütleri ile marjinal grupların gösteri ve eylemleri kendi propaganda platformuna dönüştürülmesi, terör örgütlerine ait amblem ve işaretler taşınması, tüm bu grupların koordineli hareket edilmesi sağlanarak bu kapsamda; güvenlik kuvvetlerine direnme, molotof-gaz bombası atılması, havai fişekli, taşlı-sopalı saldırı, silahla ateş etme, kundaklama, yağmalama, polis araçları ve ambulanslar da dahil olmak üzere kamu ve özele ait araçların devrilerek barikatlar kurulması, MOBESE kameraları etkisiz hale getirilerek görüntü alınması engellenmesi, çeşitli bankalara ait ATM'ler başta olmak üzere işyerlerine, binalara, toplu taşıma araçlarına, duraklara, okullara zarar verilmesi, Türk Bayrağının yakılması, 1 Haziran 2013 günü Beşiktaş'ta yüzleri maskeli grubun seyir halindeki bir kamyonu durdurup şoförünü darp etmesi, lastiklerini söküp yolu trafiğe kapatması, daha sonra bir grubun Beşiktaş'taki Başbakanlık çalışma ofisine, güvenlik için bekleyen TOMA aracına ve çevik kuvvet ekibine taşlı-sopalı saldırıda bulunması, ofis camları kırılıp içeri girilmeye çalışılması, 1'i ağır 7 polis memurunun yaralanması, Aynı tarihlerde Ankara-Kızılay meydanında toplanan eylemcilerin Başbakanlık binasına yürümeye çalışması, çıkan olaylarda 15'i ağır 414 eylemci ile 30 polis memurunun yaralanması, İstanbul-Taksim'de özellikle eylemlerin sembolü olarak gösterilen Atatürk Kültür Merkezi'nin işgal edilmesi, gösteriye katılanların güvenlik güçlerinin alana girmesini engelleyecek şekilde barikat kurarak nöbet tutulması", Şeklinde gerçekleştiği görülmektedir. Birçok yasa dışı terör örgütü, söz konusu eylemlere katılarak eylemleri kendi propaganda alanına dönüştürmüş, gerçekleştirilen eylemler sonucunda insanların yaşam, seyahat, ulaşım, sağlık gibi kişisel hakları engellenmiş, kamu düzeni ve güvenliği tehdit edilir hale gelmiş, kamu görevlileri ve yöneticiler tarafından yapılan tüm uyarılara rağmen sürdürülen gösteriler neticesinde, eylemler; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununda tanımlanan yasal sınırların dışına çıkılarak, milli güvenlik, kamu düzeni ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarını ihlal eder boyutlara ulaşmıştır. İçişleri Bakanlığı verilerine göre, Gezi Olayları olarak bilinen eylemler neticesinde, ülke genelinde 5533 eylem gerçekleştirilip 348'i İstanbul olmak üzere 7638 kişi hakkında işlem yapılmıştır. Bunun neticesinde, bu olaylarla ilgili olarak birçok kamu davası açılmıştır. 28.06.2019 tarihinde 30815 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Anayasa Mahkemesinin 22.05.2019 tarihli 2018/1073 başvuru numaralı (... başvurusu) kararında da açıkça görüleceği üzere "İstanbul 30.Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/74 Esas sayılı dosyasında gezi olaylarına ilişkin kapsamlı bir yargılama dosyasının bulunduğu" anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesinin 22.05.2019 tarihli 2018/1073 başvuru numaralı (... başvurusu) kararında ifade edildiği üzere; İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/74 esas sayılı dosyasında yargılamaya konu olan iddianamede özetle; "Gezi olaylarında Occupy hareketi olarak bilinen ve teorisyenliğini Gene Sharp’ın (pasif direniş teorisi ve yöntemleri üzerine çalışan Amerikalı siyaset bilimci) yaptığı sivil başkaldırı yönteminin kullanıldığı, gezi olayları sırasında da OCCUPY/TURKEY hareketinin etkili olduğu, özellikle sosyal medya üzerinden eylem çağrılarında bulunduğu, gezi eylemlerini toplumsal eylem ve kaosa dönüştürülmek istenen olaylar sürecinin başlangıç noktası olarak belirlendiği ve bu doğrultuda çalışıldığı, Açık Toplum Vakfının bu faaliyetlere finans desteği sağladığı, sanıklar arasında gevşek de olsa hiyerarşik ve iş bölümüne dayanan bir ilişki içinde bulunduğu, bu kapsamda "Beşiktaş futbol takımının Çarşı adlı taraftar grubu ve diğer grupların Beşiktaş ilçesinde bulunan Başbakanlık Çalışma Ofisi ve Adalet ve Kalkınma Partisi binalarına yönelik taşlı-molotoflu saldırılar gerçekleştirdiği" iddia edilmiştir. Tüm bu açıklamalar kapsamında, İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/74 esas sayılı dosyası, taksim gezi olaylarının gerçekleştirilme şekli ve somut olay değerlendirildiğinde; "Özellikle suç tarihi itibariyle geçerli olan CMK'nın 135. Maddesi kapsamında elde edilen sanıklara ait iletişimlerine ilişkin tape dökümlerinde "Park mark benim umurumda değil, bana ne yemişim AVM 'sine de Gezi Parkını da ağacını da , ihtilal başladı, bu hükümeti düşüreceğiz, her gün savaş her gün direniş, Kemalist memalist ... Abi yaksınlar, kaos var kaosa gidiyoruz, Başbakanlık konutuna saldırı olacak bugün, bu bir iç savaşa dönüşebilir, polise güçlü saldıralım, ses getirecek birşeyler yapmamız lazım, gösterilere ölen kişi olursa toplumsal refleksin çok daha fazla artacağı" şeklindeki görüşme içerikleri, İstanbul 30.Ağır Ceza mahkemesinin 2019/74 Esas sayılı dosyasında gezi olaylarına ilişkin yürütülen kapsamlı yargılama dosyasının temyize konu olan bu dosyanın irtibatlı olması, söz konusu alanlarda geçirilen süreler ve eylemlerin gerçekleştirilme şekilleri, bu eylemlerin "hiyerarşik bir yapılanma içerisinde, organize bir şekilde gerçekleştirildiği iddiası nazara alındığında; 1)"Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme" suçu yönünden Cumhurbaşkanlığı (Başbakanlık)'nın suçtan doğrudan zarar görüp davaya katılma hakkı bulunduğu halde, CMK'nın 233/1 ve 234. maddeleri gereğince usulüne uygun olarak dava ve duruşmalardan haberdar edilmeksizin yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması, 2)Taksim gezi olaylarına ilişkin İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/74 Esas sayılı dosyasında kapsamlı bir dosyanın bulunması, adı geçen dosya ile bu dosya arasında hukuki ve fiili irtibat bulunması, örgüt üyeliği suçunun (terör ve suç örgütü yönünden) özelliği, nazara alınarak; her iki dosyanın birleştirilmesi cihetine gidilmesi, sanıkların hukuki durumlarının buna göre takdir ve tayini gerekirken yazılı şekilde eksik araştırma neticesinde beraatlerine dair karar verilmesi, 3) Dairemizin 19.09.2019 gün, 2019/5352 E-5409 K sayılı ve 02.03.2017 gün, 2017/604 E-1068 K sayılı kararlarında açıkça ifade edildiği üzere, "2911 sayılı Kanunun 28. maddesinin ilk fıkrasında düzenlenen 'Kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşü düzenlemek fiilinin', hazırlıklar da dahil olmak üzere, toplantı veya yürüyüşün yapılabilmesi için gerekli her türlü işlemi yapmak; 'yasa dışı toplantı ya da gösteri yürüyüşü yönetmek fiilinin', topluluğun dağılmaması, amaçlanan doğrultuda devam etmesi için topluluğa ya da etken bazı kişilere gerekli talimatları vermek, duruma göre inisiyatif geliştirmek, gerekli idare işlemlerini yapmak, topluluğu hareketlendirmek ve yönlendirmek; 'kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşünü düzenleyen ve/veya yönetenlerin hareketlerine katılmak' fiilinin ise, toplantı veya yürüyüşü düzenleyen ve yönetenlerden olmamakla birlikte, bizzat toplantı ve yürüyüşte hazır bulunarak bu kişilerin hareketlerini paylaşmak" anlamına geldiği gözetildiğinde; Özellikle bir kısım sanıkların iletişimin tespiti ve görüntü kayıtlarını kabul etmemesi de dikkate alınarak; öncelikle, bulunması halinde olaylara ilişkin mobese, kamera kayıtları, TV'lerden elde edilebilecek görüntü ve kayıtlarının temin edilmesi, görüntü ve kayıtların sanıklara ait olup olmadığına yönelik Adli Tıp, TRT, TÜBİTAK gibi kurumlardan rapor aldırılması, yine iletişimin tespitine yönelik olarak ilgili kurumlarda ses analizi yaptırılmasından sonra, dosyada mevcut sosyal medya paylaşımları, fotoğraflar, kamera görüntüleri, HTS kayıtları ve sanık savunmalarıyla birlikte değerlendirilerek, sanıkların kamu düzeni ve güvenliğini tehdit eden, kamu görevlileri ve yöneticileri tarafından yapılan tüm uyarılara rağmen sürdürülen kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne katıldıklarının belirlenmesi halinde, eylemlerinin kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüşüne katılmak ya da katılanları yönlendirmek suretiyle 2918 sayılı Kanunun 28. maddesinin 1. fıkrasında yazılı suçu oluşturduğunun nazara alınmaması, 4) Sanıklar ... ve ... hakkında mahkumiyet hükmü kurulan "tehlikeli maddeleri izinsiz bulundurma" suçunun, terör ya da suç örgütü faaliyeti kapsamında işlendiğinin tespiti halinde, hükmolunan cezadan TCK'nın 174/2. veya 3713 sayılı Kanunun 5/1. madde ve fıkraları gereğince arttırım yapılması gerektiğinin gözetilmemesi, Yasaya aykırı, sanık ..., sanık ... müdafii ve O yer Cumhuriyet savcılarının temyiz talepleri bu nedenlerle yerinde bulunduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1 maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 18.03.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2019/337 E., 2021/55 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Buna göre soykırım ve insanlığa karşı suç için kurulmuş örgütleri kuran, yöneten ve üye olanlar TCK'nın 78. maddesi, Anayasal düzen ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla terör örgütü kuranlar, yöneten ve üye olanlar 3713 sayılı Kanun'un 7.
Ceza Genel Kurulu         2019/337 E.  ,  2021/55 K. "İçtihat Metni" Yargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu Mahkemesi :Ceza Dairesi Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık ... hakkında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 06.03.2019 tarih ve 23-23 sayı ile; sanığın TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 11 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verilmiştir. Hükmün sanık ve müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21.06.2019 tarihli ve 65333 sayılı “onama” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü: Temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasını gerektirir bir neden görülmediğinden sanık ve müdafisinin duruşmalı inceleme isteminin CMK'nın 299. maddesi uyarınca takdiren reddine karar verilmiştir. Ceza Genel Kurulunca yapılacak olan temyiz incelemesi, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de öncelikle; sanığın, Ceza Genel Kurulunca 01.10.2019 tarih ve 460-572 sayı ile verilen karara katılan Ceza Genel Kurulu Başkan ve Üyelerine yönelik 25.06.2020 tarihli reddi hâkim talebinin değerlendirilmesi gerekmektedir. İncelenen dosya kapsamından; Sanık ...'ın 25.06.2020 tarihli dilekçesinde "...Yargıtay Ceza Genel Kurulunun temyiz incelemesi yaparken verdiği 01.10.2019 günlü, e. 2019/9.m-460 ve k. 2019/572 sayılı kararında AİHM'in benim başvurum üzerine verdiği ihlal kararına yönelik yorum ve açıklamaları Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 24 vd. maddeleri anlamında hâkimin tarafsızlığını şüpheye düşürdüğünden dolayı anılan karara katılan ve imzası bulunan Yargıtay Ceza Genel Kurulu Başkan ve üyelerinin reddini talep ediyorum." şeklinde, tarafsızlıkları şüpheye düştüğü iddiasıyla herhangi bir isim bildirmeksizin bahse konu karara katılan Ceza Genel Kurulu Başkan ve Üyeleri hakkında reddi hâkim talebinde bulunduğu, Danıştay eski Üyesi ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince verilen mahkûmiyet kararının temyiz incelemesi sonucunda Ceza Genel Kurulunca verilen 01.10.2019 tarihli ve 460-572 sayılı kararda; sanık ...'ın yaptığı bireysel başvuruyu inceleyen AİHM tarafından verilen 16.04.2019 tarihli ve 12778/17 başvuru numaralı karara yer verilip ilgili mevzuat hükümlerine değinildikten sonra "...Her iki düzenleme birlikte ele alındığında, konumuza ilişkin olarak özellikle de 2575 ve 2797 sayılı Kanun'larda kural olarak özel soruşturma usulleri öngörülmüş olmasına rağmen, sonradan CMK'nın 161. maddesinin sekizinci fıkrasının yürürlüğe konulması karşısında, yasa koyucunun salt bu fıkrada sayılan suçların niteliğini gözeterek ayrıca suçüstü hâlinin varlığını araştırmaya gerek bulunmaksızın, 2937 sayılı Kanun'da sayılanlar dışında bu suçları işleyen kişiler hakkında, ilgili kanuni düzenlemeler uyarınca özel soruşturma usulleri uygulanmasının istisnasını öngören bir hüküm ihdas ettiği ve bu yönde bir sistem oluşturduğu anlaşılmaktadır. Ancak AİHM kararında silahlı terör örgütü üyeliği suçunda genel hükümlere göre yürütülen soruşturma işlemlerinin hukukîliği değerlendirilirken söz konusu uygulamanın aynı zamanda CMK'nın 161. maddesinin sekizinci fıkrasına da uygun olup olmadığı, dolayısıyla uygulamanın bu yönüyle de yargısal ve keyfi yorumun ötesinde iç hukuk düzenlemesine dayanıp dayanmadığı hususunda da bir değerlendirme yapılmadığı” şeklinde açıklamalarda bulunulduğu, anılan karara Ceza Genel Kurulu eski Başkanı ... ile Ceza Genel Kurulu eski Üyeleri ..., ..., ..., ... ve ... dışında hâlen görevde olan Ceza Genel Kurulu Üyeleri ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın katıldığı, anlaşılmaktadır. Ceza muhakemesinde, iddia ve savunmanın ışığında uyuşmazlığı çözüp maddi gerçeğe ulaşma görevi mahkemeye aittir. Mahkemenin bu yetkisi yargılamada hâkimler eliyle yürütülmektedir. Yargılama sonunda verilen hükmün adil olması ve tarafları tatmin edebilmesi için hâkimin belli niteliklere sahip olması gerekir. Bağımsızlık ve tarafsızlık bu niteliklerin en önemlileri arasında yer almaktadır. Hâkimin bağımsızlığı ve tarafsızlığı, birbirlerinden farklı kavramlar olmalarına karşın, bağımsız olmayan bir hâkimin tarafsız bir hüküm vermesi beklenemeyeceğinden, bu kavramların aynı zamanda birbirleriyle iç içe geçmiş olduklarını ifade etmek mümkündür. Bağımsızlık, hâkimin görevini yaparken hiçbir dış baskı ve etki altında bulunmaması ile hiçbir kişi veya merciden emir almaması, kısaca özgür olmasıdır. Hâkimlerin görevlerinde bağımsız olduğu, Anayasamızın 138. maddesinde "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler." şeklinde açıkça vurgulanmıştır. Tarafsızlık, hâkimin yargılama yaparken yansız olması, taraflara eşit mesafede bulunması ve kişiliğinden sıyrılabilmesi, başka bir deyişle taraflara subjektif değil objektif davranmasıdır. Tarafsızlıkla ilgili Anayasamızda açık bir düzenleme bulunmamakta iken 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 27.04.2017 tarihinde yürürlüğe giren 1. maddesi ile Anayasa'nın 9. maddesine "bağımsız" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve tarafsız" ibaresi eklenmiş ve madde "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır." hâlini almıştır. Söz konusu değişiklikle Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan mahkemelerin ve dolayısıyla hâkimlerin tarafsızlığı anayasal bir dayanağa kavuşturulmuştur. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin "Adil yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinde; "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir..." ifadelerine yer verilmek suretiyle bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleri birlikte düzenlenmiştir. Bu suretle sözleşmede, hâkimlerin bağımsız ve tarafsızlığının adil yargılanma hakkının bir gereği olduğu ifade edilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bağımsızlık kavramını, yürütmeden ve taraflardan bağımsız olma olarak açıklamış olup bağımsızlığın değerlendirilmesinde hâkim veya mahkeme üyelerinin atanma usulünü, görev sürelerini, dışarıdan gelecek baskılara karşı güvenceye sahip olup olmadıklarını ve hâkim veya mahkemenin bağımsız bir görünüm sergileyip sergilemediğini göz önünde bulundurmaktadır. Mahkemeye göre, ön yargı sahibi olmamak biçiminde tanımlanan tarafsızlığın, subjektif ve objektif olmak üzere iki yönü vardır. Bunlardan subjektif tarafsızlık, hâkimin birey olarak tarafsız olmasıdır. Objektif tarafsızlık ise mahkemenin kurum olarak kişide bıraktığı güven verici izlenim ve tarafsız görünümdür. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonunun 22.04.2003 tarihli oturumunda kabul edilen, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27.06.2006 tarihli ve 315 sayılı kararı ile benimsenmiş olan; hâkimlerin hangi esaslara göre görevlerini yürüteceklerine ilişkin “Bangolar Yargı Etiği İlkeleri” olarak adlandırılan belgede bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk ve tutarlılık, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat olmak üzere altı temel değerden bahsedilmiş ve bu değerlere ilişkin ilkeler tanımlanmıştır. Bu belgede, diğer kapsamlı açıklamaların yanı sıra bağımsızlık; “Hâkim, genelde toplumdan, özelde ise karar vermek zorunda olduğu ihtilafın taraflarından bağımsızdır.”, tarafsızlık ise “...yargı görevinin tam ve doğru bir şekilde yerine getirilmesinin esasıdır. Bu prensip, sadece bizatihi karar için değil aynı zamanda kararın oluşturulduğu süreç açısından da geçerlidir. Hâkim, yargısal görevlerini tarafsız, ön yargısız ve iltimassız olarak yerine getirmelidir. Hâkim, mahkemede ve mahkeme dışında, yargı ve yargıç tarafsızlığı açısından kamuoyu, hukuk mesleği ve dava taraflarının güvenini sağlayacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmalıdır.” şeklinde açıklanmıştır. Avrupa Savcıları Konferansının 29-30.05.2005 tarihli 6. oturumunda kabul edilerek, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca 10.10.2006 tarih ve 424 sayı ile benimsenmesine karar verilip Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce de hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor Yargı Etiği İlkeleri ile hemen hemen benzer düzenlemeler içermektedir. Ön sorunun isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulması bakımından ceza muhakemesinde tarafsızlığın güvence altına alınmasına yönelik düzenlemeler üzerinde de durulması gerekmektedir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda hâkimin tarafsızlığını etkileyen nedenler; görev yasakları ve tarafsızlığını şüpheye düşürecek diğer sebepler olarak düzenlenmiştir. Buna göre görev yasakları, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun "Hâkimin davaya bakamayacağı hâller” başlıklı 22. maddesinde; "(1) Hâkim; a) Suçtan kendisi zarar görmüşse, b) Sonradan kalksa bile şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında evlilik, vesayet veya kayyımlık ilişkisi bulunmuşsa, c) Şüpheli, sanık veya mağdurun kan veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyundan biri ise, d) Şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında evlât edinme bağlantısı varsa, e) Şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında üçüncü derece dahil kan hısımlığı varsa, f) Evlilik sona ermiş olsa bile, şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında ikinci derece dahil kayın hısımlığı varsa, g) Aynı davada Cumhuriyet savcılığı, adlî kolluk görevi, şüpheli veya sanık müdafiliği veya mağdur vekilliği yapmışsa, h) Aynı davada tanık veya bilirkişi sıfatıyla dinlenmişse, Hâkimlik görevini yapamaz.”, "Yargılamaya katılamayacak hâkim" başlıklı 23. maddesinde ise; "(1) Bir karar veya hükme katılan hâkim, yüksek görevli mahkemece bu hükme ilişkin olarak verilecek karar veya hükme katılamaz. (2) Aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hâkim, kovuşturma evresinde görev yapamaz. (3) Yargılamanın yenilenmesi hâlinde, önceki yargılamada görev yapan hâkim, aynı işte görev alamaz.", Şeklinde düzenlenmiş olup 23. maddenin gerekçesinde; "Hâkim verdiği itiraz yoluna başvurulmuş kararı veya temyiz edilmiş hükmü inceleyecek yüksek görevli mahkemedeki karara katılamaz. Hâkimlerin bir işe müdahale ettiklerinde önceden fikir veya düşüncelerinin olmaması gereklidir ve tarafsız kalmanın bir koşulu da budur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşmenin altıncı maddesine dayanarak hâkimin önce soruşturmasını veya soruşturma işlemini yaptığı davadaki usul işlemlerine katılmasını hukuka aykırı saymıştır." açıklamalarına yer verilmiştir. Kanun koyucu bu düzenlemeyle, yargılamaların daha önce aynı konuda görüş açıklamamış hâkimler tarafından icra edilmesini ve böylece hâkimin tarafsızlığı konusunda oluşabilecek her türlü şüphenin ortadan kaldırılmasını amaçlamış, hâkimin verdiği karar veya hükme karşı kanun yoluna müracaat edilmiş olması hâlinde, daha önce aynı konuda kanaat belirtilmiş olması nedeniyle yüksek görevli mahkemece bu hüküm ya da karara ilişkin olarak yapılacak incelemeye ve bu inceleme sonucunda verilecek karara katılamayacağını hüküm altına almıştır. Görüldüğü gibi, görev yasakları, CMK'nın 22 ve 23. maddelerinde tek tek gösterilmiş ve bu hâllerde hâkimin tarafsız olamayacağı varsayılmıştır. Hâkim, yargılama faaliyeti sırasında görev yasağı bulunup bulunmadığını resen göz önünde bulundurmak zorundadır. Görev yasaklarına uymamanın yaptırımı, hukuka kesin aykırılıktır. CMK'nın "Hâkimin reddi sebepleri ve ret isteminde bulunabilecekler" başlıklı 24. maddesinde ise; "(1) Hâkimin davaya bakamayacağı hâllerde reddi istenebileceği gibi, tarafsızlığını şüpheye düşürecek diğer sebeplerden dolayı da reddi istenebilir. (2) Cumhuriyet savcısı; şüpheli, sanık veya bunların müdafii; katılan veya vekili, hâkimin reddi isteminde bulunabilirler. (3) Bunlardan herhangi biri istediği takdirde, karar veya hükme katılacak hâkimlerin isimleri kendisine bildirilir.” hükmüne yer verilmiştir. Bu maddede, Cumhuriyet savcısı; şüpheli, sanık veya bunların müdafisi; katılan veya vekilinin, hâkimin davaya bakamayacağı hâllerin veya tarafsızlığını şüpheye düşürecek diğer sebeplerin mevcut olduğunu ileri sürerek reddini isteyebilecekleri hüküm altına alınmıştır. Kanunda hâkimin görev yasakları tek tek gösterilmesine karşın, tarafsızlığını şüpheye düşürecek diğer sebepler sayılmamıştır. Zira, hâkimin tarafsızlığından şüphe duyulmasının dayanağı her somut olayda farklılık arz edebilir. Ancak, red sebebi olarak ileri sürülen hâl mantıklı ve objektif olmalıdır. "Tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebeplerden dolayı hâkimin reddi isteminin süresi" başlıklı 25. maddesi; "(1) Tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebeplerden dolayı bir hâkimin reddi, ilk derece mahkemelerinde sanığın sorgusu başlayıncaya; duruşmalı işlerde bölge adliye mahkemelerinde inceleme raporu ve Yargıtayda görevlendirilen üye veya tetkik hâkimi tarafından yazılmış olan rapor üyelere açıklanıncaya kadar istenebilir. Diğer hâllerde, inceleme başlayıncaya kadar hâkimin reddi istenebilir. (2) Sonradan ortaya çıkan veya öğrenilen sebeplerle duruşma veya inceleme bitinceye kadar da hâkimin reddi istenebilir. Ancak bu istemin, ret sebebinin öğrenilmesinden itibaren yedi gün içinde yapılması şarttır.", "Ret isteminin usulü" başlıklı 26. maddesi; "(1) Hâkimin reddi, mensup olduğu mahkemeye verilecek dilekçeyle veya bu hususta zabıt kâtibine bir tutanak düzenlenmesi için başvurulması suretiyle yapılır. (2) Ret isteminde bulunan, öğrendiği ret sebeplerinin tümünü bir defada açıklamak ve süresi içinde olguları ile birlikte ortaya koymakla yükümlüdür. (3) Reddi istenen hâkim, ret sebepleri hakkındaki görüşlerini yazılı olarak bildirir.", "Hâkimin reddi istemine karar verecek mahkeme" başlıklı 27. maddesi; "(1) Hâkimin reddi istemine mensup olduğu mahkemece karar verilir. Ancak, reddi istenen hâkim müzakereye katılamaz. Bu nedenle mahkeme teşekkül edemezse bu hususta karar verilmesi; a) Reddi istenen hâkim asliye ceza mahkemesine mensup ise bu mahkemenin yargı çevresi içerisinde bulunan ağır ceza mahkemesine, b) Reddi istenen hâkim ağır ceza mahkemesine mensup ise o yerde ağır ceza mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye, son numaralı daire için (1) numaralı daireye; o yerde ağır ceza mahkemesinin tek dairesi bulunması hâlinde ise, en yakın ağır ceza mahkemesine, Aittir. (2) Ret istemi sulh ceza hâkimine karşı ise, yargı çevresi içinde bulunduğu asliye ceza mahkemesi ve tek hâkime karşı ise, yargı çevresi içerisinde bulunan ağır ceza mahkemesi karar verir. (3) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin başkan ve üyelerinin reddi istemi, reddedilen başkan ve üye katılmaksızın görevli olduğu dairece incelenerek karara bağlanır. (4) Ret isteminin kabulü hâlinde, davaya bakmakla bir başka hâkim veya mahkeme görevlendirilir.", "Ret istemi üzerine verilecek kararlar ve başvurulacak kanun yolları" başlıklı 28. maddesi; "(1) Ret isteminin kabulüne ilişkin kararlar kesindir; kabul edilmemesine ilişkin kararlara karşı itiraz yoluna gidilebilir. İtiraz üzerine verilen ret kararı hükümle birlikte incelenir.", "Hâkimin çekinmesi ve inceleme mercii" başlıklı 30. maddesi; "(1) Hâkim, yasaklılığını gerektiren sebeplere dayanarak çekindiğinde; merci, bir başka hâkimi veya mahkemeyi davaya bakmakla görevlendirir. (2) Hâkim, tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebepler ileri sürerek çekindiğinde, merci çekinmenin uygun olup olmadığına karar verir. Çekinmenin uygun bulunması hâlinde, davaya bakmakla bir başka hâkim veya mahkeme görevlendirilir. (3) Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde yapılan işler hakkında 29 uncu madde hükmü uygulanır.", "Ret isteminin geri çevrilmesi" başlıklı 31. maddesi ise; "(1) Mahkeme, kovuşturma evresinde ileri sürülen hâkimin reddi istemini aşağıdaki durumlarda geri çevirir: a) Ret istemi süresinde yapılmamışsa. b) Ret sebebi ve delili gösterilmemişse. c) Ret isteminin duruşmayı uzatmak amacı ile yapıldığı açıkça anlaşılıyorsa. (2) Bu hâllerde ret istemi, toplu mahkemelerde reddedilen hâkimin müzakereye katılmasıyla, tek hâkimli mahkemelerde de reddedilen hâkimin kendisi tarafından geri çevrilir. (3) Bu konudaki kararlara karşı itiraz yoluna başvurulabilir.", Şeklinde düzenlemeler içermektedir. Hâkimin reddi kurumunun kötüye kullanılması nedeniyle Alman Usul Kanunu’ndaki hükümler Türk Ceza Hukuku sistemince de benimsenmiş, düzenlemeyle yersiz, zamansız ve duruşmayı uzatmak maksadıyla, kötü niyete dayalı olarak yapılan hâkimin reddi taleplerinin geri çevrilmesi suretiyle bu tür taleplerin sonuçsuz bırakılması amaçlanmıştır. Hâkimin görev yasağı bulunan davaya bakamayacağı ve yargılamaya katılamayacağı hâllerde ret istemi herhangi bir süreye bağlanmamış, yargılama bitene kadar ret talebinde bulunmak mümkün kılınmış ise de tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebeplerden dolayı hâkimin reddinin, ilk derece mahkemelerinde sanığın sorgusunun başlanmasına, duruşmalı işlerde bölge adliye mahkemelerinde inceleme raporu ve Yargıtayda görevlendirilen üye veya tetkik hâkimi tarafından yazılmış olan rapor üyelere açıklanıncaya kadar istenebileceği hüküm altına alınmıştır. Diğer hâllerde, inceleme başlayıncaya kadar hâkimin reddi istenebilecektir. Sonradan ortaya çıkan veya öğrenilen sebeplerle duruşma veya inceleme bitinceye kadar da hâkimin reddi istenebilir. Ancak bu istemin, ret sebebinin öğrenilmesinden itibaren yedi gün içinde yapılması gerekmektedir. Anılan sürelere uyulmadığının belirlenmesi hâlinde ret istemi geri çevrilmelidir. Kanunda sayılan düzenlemelerle ret talebinde, ret sebebinin ve delillerinin gösterilmesi şart koşulmuş, böylece soyut, gerekçesiz olan ret isteklerinin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Hâkime, gösterilen delilleri inandırıcı bulmaması hâlinde de ret isteğini geri çevirebilmesi imkânı tanınmış, ret talebinde bulunanın, ret nedenlerini somut olarak ortaya koyması zorunlu tutulmuştur. Ret isteminin açıkça duruşmayı uzatmak amacıyla yapıldığı anlaşılırsa ret isteği geri çevrilmelidir. Ret isteyenin amacı açıkça anlaşılamıyor ya da bu konuda kuşku bulunuyorsa, ret isteği bu nedenle geri çevrilmemelidir. Ancak ret talebinde bulunan, ret nedenlerinin tümünü bir defada açıklamak yerine, aşamalar hâlinde açıklamakta ise duruşmayı uzatmak istediği sonucuna ulaşılabilecektir. Ret isteği süresinde yapılmışsa ret nedenine ilişkin inandırıcı kanıtlar gösterilmişse ve yargılamayı uzatma amacı yoksa CMK’nın 27. maddesinde belirtilen usul izlenerek reddi istenen hâkimin katılımı olmaksızın bu konuda bir karar verilmelidir. 5271 sayılı Kanun'un 28. maddesine göre ret isteminin kabulüne dair verilen kararlar kesindir. Ret isteminin kabulüne dair karar verilmesi üzerine davaya bakmakla başka bir hâkim veya mahkeme görevlendirilecektir. Ret isteminin kabul edilmemesine dair kararlara karşı ise itiraz yoluna gidilebilecektir. İtiraz mercisince verilen ret kararları ancak hükümle birlikte incelenebilecektir. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun "Genel esaslar" başlıklı 39. maddesi ise; "Yargıtay daireleri ile kurulları oylamaya katılacakların tümünün hazır bulunması veya bu Kanunla belli edilen çoğunluğun meydana gelmesi halinde toplanır. Görüşmeler gizli olur. Daire ve kurullarda kararlar çoğunlukla verilir. Özel hükümler saklıdır. Dairelerin veya genel kurulların başkan ve üyeleri reddolunabilirler. Ret hususundaki istemler, reddedilen başkan veya üye katılmaksızın ilgili daire veya genel kurullarca incelenerek kesin karara bağlanır. Daire ve kurulların toplantılarını engelleyen toplu ret istemleri dinlenmez." şeklinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında daireler ve kurulların, oylamaya katılacak olan üyelerin tamamının hazır olması veya kanunda belirlenen sayıya ulaşılması hâlinde toplanabileceği belirtilmiş, ikinci fıkrasında özel hükümler ayrıksı olmak üzere görüşmelerin gizli olacağı ve kararların çoğunlukla verilebileceği düzenlenmiş, üçüncü fıkrasında ise dairelerin veya genel kurulların başkan ve üyelerinin reddolunabilecekleri, reddolunmaları durumunda reddedilen başkan veya üye katılmaksızın anılan daire veya kurul tarafından ret isteminin kesin bir şekilde karara bağlanacağı ve heyetin tümünün toplanmasını engelleyen ret istemlerinin dinlenmeyeceği hüküm altına alınmıştır. Öte yandan, 24.12.2017 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 696 sayılı KHK'nın 45. maddesiyle yapılan ve 7079 sayılı Kanun’un 40. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşması sonrasında 08.03.2018 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’na eklenen geçici 16. maddesi ile; “Hukuk Genel Kurulu ve Ceza Genel Kurulunun içtihadı birleştirme toplantılarına ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla, 31/12/2022 tarihine kadar bu kurulların oluşumu ve çalışma usulü hakkında aşağıdaki hükümler uygulanır. a) Hukuk Genel Kurulu ve Ceza Genel Kurulu, her hukuk ve ceza dairesinden en az bir üye olmak kaydıyla Birinci Başkanlık Kurulu tarafından görevlendirilen yirmişer üyeden oluşur. Bu kurullara, Birinci Başkan veya ilgili başkanvekili, bunların bulunmaması halinde kurulların en kıdemli üyesi başkanlık eder. b) Üyeler Hukuk Genel Kurulu ve Ceza Genel Kurulunda sürekli olarak görev yaparlar. Ancak, iş durumu gözönüne alınmak suretiyle üyelerin daire çalışmalarına katılmalarına Büyük Genel Kurul tarafından karar verilebilir. c) Kurullarda toplantı ve görüşme yeter sayısı onbeştir. Toplantıda bulunanların üçte ikisinin oyu ile karar verilir. Birinci toplantıda üçte iki oy çoğunluğu sağlanamazsa ikinci toplantıda bulunanların çoğunluğuyla karar verilir. Bu maddede hüküm bulunmayan hallerde, Hukuk Genel Kurulu ve Ceza Genel Kurulunun çalışmasına ilişkin bu Kanunun mevcut hükümleri uygulanmaya devam olunur.” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Bu madde ile oluşumu ve çalışma usulünde değişiklik yapılan Ceza Genel Kurulunun 31.12.2022 tarihine kadar, her ceza dairesinden en az bir üye olmak kaydıyla Birinci Başkanlık Kurulu tarafından görevlendirilen yirmişer üyeden oluşacağı, bu üyelerin kurulda sürekli olarak görev yapacakları düzenlenmiştir. Yapılan açıklamalar ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi çerçevesinde bu aşamada özellikle üzerinde durulması gereken husus, "tarafsız bir mahkeme" ilkesidir. Bu anlamda, ceza yargılamasında, işin esası hakkında karar veren hâkimin duruşma evresi tamamlanmadan önce davaya ilişkin başka roller üstlenip üstlenmediği hususu önem kazanmakta olup Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince, bu aşamada verilen kararlarla "tarafsız mahkeme" ilkesinin zedelendiğine karar verilmektedir. AİHM, hâkimin duruşma öncesinde yapmış olduğu yüzeysel değerlendirmeleri ihlâl kararı vermek açısından yeterli görmemekte, "duruşma hâkiminin duruşmadan önce kişinin suçlu olup olmadığı konusunda düşünce oluşturup oluşturmadığı" kıstasından hareket etmektedir (AİHM, ...- Avusturya Davası, 22.02.1996). Bununla birlikte, hâkimin daha önce bazı tedbirlere başvurmuş veya işlemler yapmış olmasının, esasa ilişkin olarak önceden belirlenmiş bir görüşe ulaştığını peşinen göstermeyeceği kabul edilmektedir (AİHM, ...-Avusturya Davası, 24.02.1993). Buna göre, usul kanunumuzdaki yasaklamanın "ilk derece mahkemesince verilen hükümlere" katılan hâkimleri kapsadığında bir tereddüt yaşanmamakta ise de; "karardan" ne anlaşılması gerektiği üzerinde durmak gerekmektedir. Zira, AİHM kararları da nazara alındığında, yüksek görevli mahkemede görev yapma yasağının sadece önceki yargılama sırasında, "kişinin suçlu olup olmadığı konusunda düşünce oluştuğunu gösterir nitelikteki" kararlara katılan hâkimleri kapsadığı kabul edilmelidir. Bunun dışında, hiçbir ayrım yapılmaksızın önceki yargılama sırasındaki her türlü karara katılan hâkimlerin, yüksek görevli mahkemede görev yapamayacağını söylemek ise düzenlemenin amacıyla bağdaşmamaktadır. Diğer taraftan, hâkimin kimi davalarda ya da uyuşmazlık konularında geçmişte kullandığı oylar tamamen yargısal görevine ilişkindir. Bu nedenle hâkimin geçmişte verdiği kararlar ve kullandığı oyların tarafsızlığını şüpheye düşürecek bir sebep olarak değerlendirilmesi ve bu durumun hâkimin red nedeni olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 27.12.2012 tarihli ve 139-205 sayılı; 08.04.2015 tarihli ve 2014/14061 başvuru numaralı kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır. Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde; Sanık ...’ın 25.06.2020 tarihli dilekçesinde, AİHM’e yaptığı başvuru üzerine verilen karara ilişkin Ceza Genel Kurulunun 01.10.2019 tarihli ve 460-572 sayılı kararında yapılan değerlendirmelerin ihsası rey niteliğinde olduğu belirtilip tarafsızlıkları şüpheye düştüğünden bahisle söz konusu karara katılan Ceza Genel Kurulu Başkan ve Üyelerine yönelik reddi hâkim talebinde bulunduğu anlaşılmakla; Ceza Genel Kurulunun 01.10.2019 tarihli ve 460-572 sayılı kararının Danıştay eski Üyesi ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün temyiz incelemesine ilişkin olduğu, bu kararda silahlı terör örgütü üyeliği suçu açısından suçüstü hâli kavramı ile uygulanacak soruşturma usulüne ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirilirken bahse konu AİHM kararına da değinildiği ancak bu durumun sanık ...’ın atılı suçu işleyip işlemediğine yönelik bir düşünce açıklaması niteliğinde olmadığı, söz konusu uyuşmazlık konusu bakımından görüşmeye katılan Başkan ve Üyelerin yargısal görevleri kapsamında kullandıkları oyların tarafsızlıklarını şüpheye düşürecek bir sebep olarak da kabul edilemeyeceği kaldı ki 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun geçici 16. maddesi uyarınca, bir Başkan ile 31.12.2022 tarihine kadar sürekli görev yapmak üzere görevlendirilen yirmi üyeden oluşan Ceza Genel Kurulunun oluşumu ve çalışma usulü itibarıyla Ceza Genel Kurulu Başkan ve Üyelerine yönelik sanığın talebinin Kurulun toplantılarını engelleyen toplu ret istemi niteliğinde olduğu anlaşıldığından 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 39. maddesinin 3. fıkrasının son cümlesi uyarınca sanığın talebinin reddine kesin olarak karar verilmiştir. Sanığın temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçe vermediği, 07.03.2019 tarihli temyiz dilekçesinde ise bir temyiz nedeni bildirilmediği anlaşılmakla, sanık müdafisinin 07.03.2019 tarihli temyiz dilekçesi ve temyiz nedenlerini bildirdiği 31.05.2019 tarihli ek dilekçesine hasren ve 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde sayılan hukuka kesin aykırılık hâlleri bakımından temyiz denetimine geçilmiştir. İncelenen dosya kapsamından; Sanık ...'ın 24.05.1993-02.10.1996 tarihleri arasında ... Cumhuriyet Savcısı, 02.10.1996-05.01.1998 tarihleri arasında ... Cumhuriyet Savcısı, 05.01.1998-31.12.2001 tarihleri arasında ...Cumhuriyet Savcısı, 31.12.2001-26.02.2010 tarihleri arasında Anayasa Mahkemesi Raportörü, 26.02.2010-29.03.2010 tarihleri arasında ...Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı, 29.03.2010-03.04.2011 tarihleri arasında Anayasa Mahkemesi Yedek Üyesi, 03.04.2011-26.10.2011 tarihleri arasında Anayasa Mahkemesi Üyesi, 26.10.2011-26.10.2015 tarihleri arasında Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili ve 26.10.2015-01.08.2016 tarihleri arasında Anayasa Mahkemesi Üyesi olarak görev yaptığı, 15.07.2016 tarihinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarınca gerçekleştirilen darbe girişimi sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle bağlantılı olduğu değerlendirilen çok sayıda kişi hakkında Türkiye genelinde soruşturma başlatıldığı, ... Cumhuriyet Başsavcılığınca ağır cezalık suçüstü hâli doğrultusunda ve CMK'nın 161. maddesinin sekizinci fıkrasına uygun olarak genel hükümlere göre yürütülen soruşturma kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğüne yazılan 16.07.2016 tarihli yazıda; Türkiye genelinde hükûmeti devirmeye ve Anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs etmek suçunun hâlen işlenmeye devam edildiği, bu suçu işleyen FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyelerinin yurt dışına kaçıp saklanma ihtimallerinin bulunduğu gerekçesiyle aralarında sanığın da bulunduğu listede adları geçen yüksek mahkeme üyelerinin gözaltına alınmaları, ikametlerinde, çalışma odalarında ve araçlarında CMK'nın 116. maddesi uyarınca arama yapılması talimatı verildiği, Kolluk tarafından düzenlenen arama ve elkoyma tutanağına göre; 16.07.2016 tarihinde saat 17.00 sıralarında sanığın ikameti olan ... Mahallesi, ... Caddesi, ... Lojmanları, ... sayılı adreste yapılan aramada bir adet ... marka ... seri numaralı siyah renkli üzeri sanık tarafından imzalanan diz üstü bilgisayar, bir adet Ipad marka 32 GB kapasiteli ... seri numaralı gri renkli üzeri sanık tarafından imzalanan tablet bilgisayar, sanık tarafından kullanılan bir adet Iphone 5s marka ... seri numaralı cep telefonu ile sanığın beyanına göre telefona takılı olan ... numaralı hatta ilişkin SIM kart, bir adet Ipad marka A1566 model gri renkli ... seri numaralı üzeri sanık tarafından imzalanan tablet bilgisayar ve üzerleri sanık tarafından imzalanan 6 adet CD-R ele geçirilerek el konulduğu, Kolluk tarafından düzenlenen araç arama tutanağında; 16.07.2016 tarihinde saat 16.50 sıralarında sanığın oğlu adına kayıtlı olan ... plaka sayılı araçta yapılan aramada herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığının belirtildiği, Kolluk tarafından düzenlenen yakalama ve gözaltına alma tutanağında; 16.07.2016 tarihinde saat 16.40 sıralarında sanık ...'ın ikamet ettiği ... Lojmanları No: 42 sayılı adrese gelindiği, bahse konu ikamette yapılan arama ve elkoyma işleminden sonra sanığın aynı gün saat 18.35 sıralarında sanığın yakalanarak gözaltına alındığı bilgilerine yer verildiği, Kolluk tarafından düzenlenen iş yeri arama tutanağında; 16.07.2016 tarihinde saat 19.31 sıralarında sanığın iş yeri olan Anayasa Mahkemesinde bulunan C/5-13 sayılı odada yapılan aramada herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığının belirtildiği, ... 2. Sulh Ceza Hâkimliği'nin 16.07.2016 tarihli ve 3939 değişik iş sayılı kararı ile sanığın üzerinde, sanığa ait ev ve iş yerlerinde yapılacak aramalarda ele geçirilecek bilgisayar, bilgisayar kütükleri, cep telefonları, HD, DVD, CD, USB bellek, harici ve dahili hard diskler gibi tüm dijital materyaller üzerinde inceleme yapılmasına, söz konusu dijital materyallerden kopya çıkartılmasına ve bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine CMK'nın 134. maddesi uyarınca izin verildiği, ... 2. Sulh Ceza Hâkimliğince 20.07.2016 tarih ve 595 sayı ile sanık ...'ın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar verildiği, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunca 04.08.2016 tarih ve 6-12 sayı ile özetle; "...89. 15 Temmuz 2016 gecesi başlayıp ertesi gün belli bir saate kadar devam eden darbe teşebbüsünün planlayıcısı ve uygulayıcısının, uzun süredir soruşturma ve kovuşturmalara konu olan, son dönemde MGK tarafından 'milli güvenliği tehdit eden bir terör örgütü' olarak tanımlanan FETÖ/PDY olduğu yetkili makamlarca değerlendirilmiştir. 90. FETÖ/PDY'nin örgütlenmesi bakımından önem verdiği kurumların başında gelen TSK, emniyet teşkilatı ve yargı kurumlarında görev yapan çok sayıda askeri personel, emniyet görevlisi ve yargı mensubu hakkında darbe teşebbüsü sonrası ülke genelinde soruşturmalar başlatılmış ve gözaltı tedbirleri uygulanmıştır. 91. ... Cumhuriyet Başsavcılığınca anayasal düzeni cebir ve şiddet kullanarak ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçuna ilişkin olarak başlatılan soruşturma kapsamında Anayasa Mahkemesi Üyeleri ... ve ...'da 'FETÖ/PDY üyesi' oldukları gerekçesiyle 16.7.2016 tarihinde gözaltına alınmışlardır. 92. Anılan üyelerin farklı sulh ceza hâkimlikleri tarafından yapılan sorgularının ardından 20.07.2016 tarihinde 'silahlı terör örgütüne üye olma' suçundan tutuklanmalarına karar verilmiştir. Sulh ceza hâkimliği tarafından 01.08.2016 tarihinde bu üyelerin malvarlıkları üzerine tedbir konulmuştur. 93. Üyeler ... ve ..., ceza soruşturması kapsamındaki ifadelerinde üzerlerine atılı suçu kabul etmediklerini beyan etmişlerdir. 94. Bu süreçte darbe teşebbüsü sonrası ilan edilen olağanüstü hâlin uygulanmasına ilişkin tedbirleri düzenleyen 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından Üyeler ... ve ...'ın hukuki durumlarının değerlendirilmesine karar verilmiştir. 95. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunca yapılacak değerlendirmede dikkate alınmak üzere Üyeler ... ve ...'ın yazılı savunmaları alınmıştır. Anılan üyeler savunmalarında FETÖ/PDY ile herhangi bir bağlantılarının bulunmadığının beyan etmişler; yöneltilen suçlamayla ilgili somut bilgi ve belgeler kendilerine sunulduktan sonra yeniden savunma imkanı verilmesini, isimlerini belirttikleri bazı tanıkların dinlenilmesini talep etmişlerdir. 96. 667 sayılı KHK kapsamında yapılacak değerlendirme, adli suç veya disiplin suçu niteliğindeki somut bir eylemin soruşturulması mahiyetinde olmayıp Anayasa Mahkemesi Üyelerinin belli bir yapıyla herhangi bir bağlarının olup olmadığına ilişkin kanaatin oluşturulacağı bir süreci ifade etmektedir. Dolayısıyla KHK'nın amacı ve tedbirin niteliği ile somut olayın özellikleri birlikte dikkate alındığında ilgili üyeler hakkında mevcut bilgi ve belgelere göre değerlendirme yapılması gerekmiştir. 97. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun, Üyeler ... ve ... hakkında 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca yapacağı değerlendirme, anılan üyelerin MGK'ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan MGK kararlarında ifade edildiği şekliyle (bkz. § 18) 'Paralel Devlet Yapılanması' ile 'üyelik', 'mensubiyet', 'iltisak' veya 'irtibat' şeklinde herhangi bir bağlarının olup olmadığına ilişkindir. Yukarıda ifade edildiği üzere bu değerlendirme için Genel Kurulun salt çoğunluğunda anılan üyelerle ilgili oluşacak 'kanaat' yeterlidir. 98. Somut olayın yukarıda ifade edilen özellikleri, anılan yapı ile ilgileri olduğuna dair sosyal çevre bilgisi ve Anayasa Mahkemesi Üyelerinin zaman içinde oluşan ortak kanaatleri birlikte dikkate alınarak, Üyeler ... ve ...'ın KHK'nın 3. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında söz konusu yapı ile meslekte kalmalarıyla bağdaşmayacak nitelikte bağlarının olduğu değerlendirilmiştir. 99. Durumları bu şekilde değerlendirilen üyelerin, temel görevi demokratik anayasal düzen ile temel hak ve hürriyetleri korumak olan Anayasa Mahkemesinde görev yapmaya devam etmesinin yargının güvenilirliğini ve saygınlığını da zedeleyecegi açıktır. 100. Açıklanan nedenlerle Üyeler ... ve ...'ın meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına" oy birliğiyle karar verildiği, ... 7. Sulh Ceza Hâkimliğinin 22.09.2016 tarihli ve 2016/2262 değişik iş sayılı kararı ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanığın kullanmış olduğu ..., 542 ... 98 65 ve 505 ... 48 49 numaralı cep telefonlarının 01.06.2014 ile 20.07.2016 tarihleri arasındaki gelen-giden arama, SMS, baz istasyonları ve kullanıcı bilgilerini içerir HTS raporlarının temini için CMK’nın 135/6. maddesi gereğince izin verildiği, ... 4. Sulh Ceza Hâkimliğince 09.12.2016 tarih ve 6774 sayı ile; FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeleri tarafından kullanılan kapalı devre iletişim programı olan ByLock ile ilgili olarak Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından gönderilen 1 adet Sony marka HD-B1 model, üzerinde ... seri numaralı, ön yüzünde ... ibaresi yazılı hard disk ile 1 adet Kingston marka, ... numaralı flash bellek üzerinde CMK'nın 134. maddesi uyarınca inceleme yapılabilmesi için iki adet kopya çıkartılmasına, kopyaların çıkarılması için ... İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlar Şube Müdürlüğünden yeterince uzmanın görevlendirilmesi için ... Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılmasına, kopya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması ve metin hâline getirilebilmesi için ... Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından gönderilen bahse konu dijital materyaller ile birer kopyalarının soruşturma süresince adli emanette muhafazasına karar verildiği, ... 5. Sulh Ceza Hâkimliğince 24.03.2017 tarih ve 2056 sayı ile; FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeleri tarafından kullanılan kapalı devre iletişim programı olan ByLock ile ilgili olarak Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından gönderilen Datatraveler G4 marka, DTIG4/8GB 04570-760B00LF 5V 0S 7575458 seri numaralı, "TAIWAN" ibareli dijital materyal üzerinde CMK'nın 134. maddesi gereğince inceleme yapılmasına, kopya çıkartılmasına (imaj alma), bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine karar verildiği, 31.10.2017 tarihli bilirkişi kurulu raporunda; sanık ...'a ait 4 adet dijital materyalin imaj dosyaları incelendiğinde FETÖ/PDY terör örgütü ile ilgili herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığının belirtildiği, ByLock yazışma içeriklerinin; ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 02.07.2015 tarihinde saat 13.47'de gönderilen mesaj içeriğinin; "KOMŞUNUZA SÖYLERMİSİNİZ. ... ABİLER CUMARTESİ 11.00 GİBİ ORAYA GELECEKLER BEN DE ONLARI 11.15 TE METRODAN ALACAAzIM İNŞ", ... ID (...) tarafından 49721 ID'ye (... Samsa) 20.08.2015 tarihinde saat 16.03'te gönderilen mesaj içeriklerinin; "abi sana zahmet", "daha yuklemedim", "yuklersen iyi olur", "hatta mumkunse 3 aylik yuklerseniz sevinirim", buna karşılık 49721 ID'nin (... Samsa) ... ID'ye (...) 21.08.2015 tarihinde saat 23.56 ila 22.08.2015 tarihinde saat 00.02 arasında gönderdiği mesaj içeriklerinin; "sehir disindan arkadaslar vardi kusura bakma buralari da yeteri kadar bilemedigim icin yukleyemedim isinin hallolduguna sevindim hayirli geceler", "Evet", "musaitim", "ben burada bir turlu acamadim simdilik kalsin gelince bkalim", "eagle hata veriyor anlamadım", "o zaman sendekini h. ibrahime verelim", "ok", "sali sabah gelcem musaitsen ogleyin bulusalim tabiki kalabilir", "dvet", "senin o tarafa dogru ... ile geliriz bulusuruz", "musaitsen", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 21.08.2015 tarihinde 11.01 ila 11.11 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "abi yanlis anlasilmaz ise bi konudaki dusuncemi soylemek istiyorum. bu cihazlar kinusunu yolda ... beylede konustuk cok fazla oldu diye. onemli bi donemde irtibat kuranadigimiz bi gun olmustu. belki o sebep olmus olabilir. birincisi o gun istisnai bi gun oldu. bir de tatile gelmesi sebep oldu.", "acizana bu kadara ihtiyac yok bence. mesela huseyin bey barun beyle lojmanda komsu iste odalari yan yana ve ayni birimdeler bizde de ayni gruptalar. nasil bi ihtiyaci olacak? olsada ... beyle hep yan yanalar ayni sekilde faruk beyde ... beyle ayni karta odalar yakin evler yakin ve ayni gruptalar.", "simdilik grup baskanlarina versek diyorum. tabi takdir sizin. lutfen itaatsizlik olarak algilamayin. bi de burda zinciri bozma ihtimali var.", "hadun beydekini birlikte kullaniyorlar zaten", "... bey", "tmm abi", "ranmazan beye veriyorum telefonu", "bide halilbeye", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 22.08.2015 tarihinde saat 22.01'de gönderilen mesaj içeriğinin; "ekrem dumanlı kimlik no: 68812151754 abi ekrem beyin bireysel başvurusu varmış. şu anda ne durumdadır. gündeme alınma durumu nedir öğrenebilir miyiz", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 04.09.2015 tarihinde saat 11.33'te gönderilen mesaj içeriğinin; "abi ... abinin isi nedeniyle yarin gelecekler ayni saatte selahatyin abiler", buna karşılık ... ID'nin (...) ... ID'ye (...) aynı gün 15.04 ila 15.23 saatleri arasında gönderdiği mesaj içeriklerinin ise "... abi ne zaman dönecekmiş biliyormusunuz", "abi siz ... abiye söyleseniz yarın olmasın", "acil bir şey varsa size söylesin", "abi ctesi olmasin", "siz soyleyin", "dolayisiyla daha sonra planlayalim ins", "siz yarin da acarsani iyi olur belki sizinle pazar gorusebiliriz hem bilgisayari cozeriz ins", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 13.09.2015 tarihinde saat 07.56'da gönderilen mesaj içeriğinin; "cb nının yargılanmasını ay açısından çalışmamız lazım. ... abiye gönderdim. kim iyi bilirse onunla çalışabiliriz dedim. başka taraftan cezacılar da çalışacak.", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 09.10.2015 tarihinde 15.07 ila 17.07 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "... abiye imkan olursa sorsanız telefondaki hattın pin kodu lazım", "aym nin sitesinden karaca kararını bulamadım", "basın açıklamasını görüyoruz ama kararın tamamını bulamıyorum", "... abi kararı bugün yayınlandı. karardaki ... abilerin karşı oyu marifesto niteliğinde diye yazdı ... bey", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 12.10.2015 tarihinde 15.51 ila 15.52 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "3)... abi ... abiye de soylese ... destek vermiyoruz. ya biz ya da ... veya ... one cikarmaliyiz diye dusunuyoruz", "4)... abiye verdigim hattin numarasi ve pin kodunu yazarsaniz gorusmeye kadar halledeyim", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 12.11.2015 tarihinde saat 10.58'de gönderilen mesaj içeriğinin; "abi ilk telefona yeni hatti taktim dediginiz gibi ama kagitta ki sifreye iki defa yanlis dedi.", 13.11.2015 tarihinde saat 14.01'de gönderilen mesaj içeriklerinin ise "abi teli actik. teller karismis. o yuzden yanlis sifre diyormus", "s. abiye verecegim", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 14.11.2015 tarihinde saat 12.45'te gönderilen mesaj içeriklerinin; "selahaddin abide siz ve volkan bey olabilir", "siz zaten olmalısınız", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 25.11.2015 tarihinde saat 22.45'te gönderilen mesaj içeriğinin; "ipegi omer abiye verecekmissin", aynı gün saat 22.46'da gönderilen mesaj içeriğinin ise "vermeden kendi kartina yuklesen bize diger islerde lazim olabilir", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 15.12.2015 tarihinde saat 21.51'e gönderilen mesaj içeriğinin; "abi ilk ikisi açılan davlaar için hazırlanmışy bilglier. elinizde olsun.", aynı gün saat 21.52'de gönderilen mesaj içeriğinin; "3. sü ise 657 ile ilgili yapılmak istenen değişiklik. siz kaydedin ben anlatıcam size", buna karşılık ... ID'nin (...) ... ID'ye (...) 16.12.2015 tarihinde saat 07.06'da gönderdiği mesaj içeriğinin ise "aldım üçünüde", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 31.12.2015 tarihinde saat 21.50'de gönderilen mesaj içeriğinin; "çok acıl bir şekilde ekrem dumanlı başvurus için çalışma yapılması ve dönüş sağlanması isteniyor. Çok acil kodlu geldi.", aynı gün saat 21.51'de gönderilen mesaj içeriğinin; "yukarıdaki üç dosya ise ... ayhan ile ilgiliymiş. ben tanmıylorum ama gazete çlışanıymış. bunun içinde acil bi bireysel bayşvuru formu hazırlanması isteniyor. evrakları göndermişler. ek başka şeylere ihtiyaç varsa söylenebilrmişte. konu cmhurbaşkanına hakaret, basın, ifade, hakaret, hususlarına ilişkin.", aynı gün saat 21.52'de gönderilen mesaj içeriğinin; "çok acil olan e dumanlı, acil olan ... ayhan.", aynı gün saat 21.55'te gönderilen mesaj içeriğinin ise "ekrem dumanlı dilekçesine baktım bireysel başvuru formu değil. ek beyan ve açıklamalar ile başvuruların birleştirileerek acil olarak görüşülmesine ilişkin. kime verecekseniz, arkadaş bu dilekçe üzerinde çalışma yapsın. teşekkürler.", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 01.01.2016 tarihinde saat 11.21'de gönderilen mesaj içeriğinin; "meteye gittim yoktum. patronuna söyledim. ama akşama kadar gelen olmadı", aynı gün 13.22 ila 13.27 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin ise "Kafayı yedirtir bunlar insana o kadar avukat iki satır yazamamışlar. tüm evrakları gönderip siz yazın diyorlar...", "bari olayları yazsalar ne nasıl olduyu tahnin ediceza artık", "bu şekilde nasıl acil hazırlanır sen söyle", "bilişimcimiz küs, iş yapmıyor. olayları anlatacak kadar yazan avukat yok ve iş acil", "ne kada süre var bellimi?", "süre", "abi harın beyin de bilgisayar sıkıntılı", "...", "olabilir p.tesi versek salıya, stesek ... beyden", "bu akşam görüşecem yeni makina isteyeyim", "olmadı benim makinayı veririm.", ... ID (...) tarafından 481085 ID'ye (...) 01.01.2016 tarihinde saat 13.35'te gönderilen mesaj içeriğinin; "abi. ömer beye yazar mısınız. kendisi veyzel ayhan ile ilgili bireysel başvuru formu hazırlanmasını istemiş ve dün evrakları göndermişti. arkadaşlar der ki. bu şekilde biz calışamayız. ortada sadece evraklar var. daha önce de konuşulkuş ve en açından başvurunun taslağı yazılsın biz üstünde değişiklik ve ekleme yapalım demiştik. arkadaşlar derki en açından ... ayhan başvurusu icin olaylar neler kronolojik sıra ile bize yazılsın ve anlatılsın. sonra da ne hakkında bireysel başvuru yapılacak anlatılsın", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 02.01.2016 tarihinde 14.45 ila 15.00 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "tmm viberde beni eklermisin", "biz arkadasla su an dumanli uzerinde calisiyoruz", "digerini de zaman olursa birseyker yapacagiz", "dumanlinin ilk dilekceleri sende duruyormu", "senin ekipte oktay disinda kim var", "bu ekipleri tekrar guncellememiz gerekiyor", buna karşılık ... ID'nin (...) ... ID'ye (...) aynı gün 16.03 ila 16.04 saatleri arasında gönderdiği mesaj içeriklerinin; "viber için herkesin ortak şifresi neden hep aynı", "ismail var oktay dışında", "... bey başvurusu için abiler ısrarar ediyor. abi kanser hastasıyımış, ve he talebesiymiş", "şimdilik böyle yapalım dediler.", "eğer alabilirlerse olaylara ilişkin bi not gönderebileceklermiş ama kesin değil. takdir sizin", "viber 30742", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 14.01.2016 tarihinde saat 23.31'de gönderilen mesaj içeriğinin; "bu polislerin tüzüğü çıktımı", buna karşılık ... ID'nin (...) ... ID'ye (...) 15.01.2016 tarihinde saat 23.00'te gönderdiği mesaj içeriğinin ise "abi polisler iptal çıktı ben kısa bi not yazıp ilgililere aktarmıştım ikin gün önce. saygılar", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 19.01.2016 tarihinde 15.26 ila 16.05 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "yazmamışsın", "bişey", "sen bi süre telefonu kurumda kullansan iyi olacak irtibat kurulamıyor", "yarınki heytte ... bey var ... var", "ertaan bey bişey sorcam dedi, bi arkadaş gitse iyi olur. ... veya ...", ... ID (...) tarafından ... ID'ye 19.01.2016 tarihinde 16.00 ila 16.03 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "siz ve ... bey ... beye (benim katta) ulaşın yarınki işle ilgili soracak birşeyi var herhalde.", "yarın tutuklu hakimlerin dosyası var", "bu konuda nasıl savunulursa iyi olur destek vermek lazım ... beye", "ayrıca heytte ... var oda muhalif kalırsa güzel olur", "h.tahsin burhan ve hicabi", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 19.01.2016 tarihinde 16.03 ila 16.04 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "... bey bişey sorcam diyor acile uğrasanız biriniz", "yarınki dosya ise destek olmak lazım. 8tutuklu hakimler;9", "... beye yazdım acık değil", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 31.01.2016 tarihinde 12.10 ila 12.19 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "abi bizim ... abiye aldığımız hat", "süresi doluyor", "kontörlü değilmi", "tmm abi", "msj gelmiş şöle mail atarsanız 3 aylık paket uzayacak diye", "tmm abi", "doğru abi", "...", "nosu bu abi", "abi bunu üzerinden görüşüyorum.", "ben evdeyim, alçı uzdaı 10 gün daha, dua edin lütfen", "evt", "tngrm", "sizinki çalışmıyor değilmi", "Aro abi", buna karşılık ... ID'nin (...) ... ID'ye (...) 01.02.2016 tarihinde saat 23.19'da gönderdiği mesaj içeriğinin; "... abinin internet yüklendi", Şeklinde olduğu, ... isimli şahıs tarafından yapılan bireysel başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunca 14.07.2015 tarih ve 144 sayı ile; başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiği ve kötü muameleye maruz bırakıldığı iddiaları ile ilgili olarak "başvuru yollarının tüketilmemiş olması", soruşturma dosyasına erişim imkanı verilmediği iddiasına ilişkin olarak ise "açıkça dayanaktan yoksun olması" nedeniyle başvurunun kabul edilemez olduğuna oy birliğiyle, gözaltı süresinin aşıldığı iddiası ile ilgili olarak "başvuru yollarının tüketilmemiş olması", doğal hâkim, tarafsız ve bağımsız hâkim ilkelerinin ihlal edildiği, kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedeni bulunmadığı hâlde tutuklama kararı verildiği, bu karara yapılan itirazın gerekçesiz olarak reddedildiği ve ifade hürriyetinin ihlal edildiği iddiaları ile ilgili olarak ise "açıkça dayanaktan yoksun olması" nedeniyle başvurunun kabul edilemez olduğuna oy çokluğuyla karar verildiği, sanık ... ile ...'ın ise bu iddiaların kabul edilebilir olduğu düşüncesi ile karşı oy kullandıkları, ... 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin 01.08.2017 tarihli ve 2017/5841 değişik iş sayılı kararı ile sanık hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülmekte olan soruşturma kapsamında tanık ... adına kayıtlı olan ... numaralı hattın 04.08.2015-15.09.2016 tarihleri arasındaki HTS kayıtlarının teminine yönelik 31.07.2017 tarihli savcılık kararının 668 sayılı KHK'nın 3. maddesinin birinci fıkrasının (k) bendi uyarınca onanmasına karar verildiği, ... 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin 17.08.2017 tarihli ve 6304 değişik iş sayılı kararıyla, sanıktan elde edilen cep telefonlarında, bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama yapılmasına, kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine, işlemlerin tamamlanması üzerine el konulan cihazların gecikme olmaksızın iade edilmesine CMK’nın 134. maddesi uyarınca izin verilmesine, sanıktan ele geçirilen telefonlarda ve telefonlarla yaptıkları her türlü görüşme bilgileri, SMS alma, gönderme bilgileri, her türlü sosyal medya aracılığıyla mesaj alma, gönderme bilgilerine ilişkin CMK’nın 135. maddesi uyarınca izin verilmesine karar verildiği, Kolluk tarafından düzenlenen açık kaynak araştırma raporunda; 07.09.2017 tarihinde 10.00 ila 11.00 saatleri arasında yapılan araştırma sonucunda sanığın kendi isim ve soy isminin Facebook arama sekmesine yazıldığından https://www.facebook.eom/ alparslan.altan.7 linkli, "..." kullanıcı isimli, sanığın Pol Net Bilgi Sisteminde yer alan fotoğrafı ile büyük oranda benzerlik gösteren profil fotoğrafı bulunan, künye kısmında ise sanığın bilgileri ile örtüşen bilgilerin yer aldığı bir hesap tespit edildiğinin, sanık tarafından kullanılıyor olabileceği değerlendirilen bu hesabın herkese açık paylaşımları incelendiğinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı bir veriye rastlanılmadığının, Twitter.com sitesinde ise sanığın kullandığı değerlendirilen herhangi bir hesap tespit edilmediğinin belirtildiği, ... Emniyet Müdürlüğü tarafından düzenlenen 24.10.2017 tarihli HTS analiz raporunda; Anayasa Mahkemesi eski raportörlerinden olup ... ID numaralı ByLock hesabını kullandığı iddia edilen ... ile yargının sivil imamlarından olduğu ve ... ID numaralı Bylock hesabını kullandığı iddia edilen ... arasında 31.01.2016 tarihinde geçen görüşmeye göre "..." kod isimli kişiye verildiği anlaşılan ve tanık ... adına kayıtlı olan ... numaralı hattın sanık ... tarafından kullanılıp kullanılmadığının tespiti amacıyla bahse konu hatta ait HTS kayıtları ile sanık tarafından kullanılan ... numaralı hatta ait HTS kayıtlarına ilişkin olarak 22.11.2015-16.07.2016 tarihleri arasında konum yakınlığı açısından yapılan incelemede; ... numaralı hattın sanığın belirtilen tarih aralığındaki ikameti olan ... Mahallesi, ... Caddesi, .../... adresine yakın baz istasyonlarından sinyal alması, sadece internet veri aktarımı için kullanılması ve farklı zaman dilimlerinde toplamda 29 gün süre ile sanık tarafından kullanılan ... numaralı diğer hat ile aynı yerden sinyal vermeleri nedeniyle bahse konu ... numaralı hattın da sanık ... tarafından kullanıldığı kanaatine varıldığına ilişkin görüş bildirildiği, Kolluk tarafından düzenlenen 26.10.2017 tarihli ByLock tespit tutanağında; ...-183206 ID numaralı ByLock hesaplarını kullanan kişinin ... olduğunun belirtildiği, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından düzenlenen 02.01.2018 tarihli raporda; ... Katılım hesabında 31.12.2013-24.12.2014 tarihleri arasında para artışı olan veya yeni hesap açan şahıslar listesi ile ByLock listesinde sanığın kaydına rastlanılmadığının belirtildiği, Sanık ... tarafından yapılan bireysel başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 11.01.2018 tarihli ve 15586 sayılı kararında; "117. Buna göre kural olarak Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işledikleri iddia edilen suçların yanı sıra kişisel suçları bakımından da ceza soruşturması açılması, bu konuda Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun karar almasına bağlıdır. Yine bu suçlar bakımından Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında tutuklama da dâhil olmak üzere koruma tedbirlerinin uygulanmasına karar verme görevi Anayasa Mahkemesi Genel Kuruluna aittir. 118. Bununla birlikte ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili olarak suçüstü hâlinin bulunması durumunda soruşturma genel hükümlere göre yürütülecek ve bu soruşturmada tutuklama tedbirine genel yetkili yargı organı olarak sulh ceza hâkimliklerince karar verilebilecektir. Belirtilen durumda kovuşturma ise Yargıtayda yapılacaktır. 119. ... Cumhuriyet Başsavcılığınca 15/7/2016 tarihinde yaşanılan darbe teşebbüsüne değinilerek başvurucunun Anayasa'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye teşebbüs etme ve silahlı terör örgütü üyesi olma suçlarından tutuklanması talep edilmiştir (bkz.§ 17). 120. Sorgu sırasında başvurucu tarafından ileri sürülen Anayasa Mahkemesi üyesi olması nedeniyle hakkında ancak Anayasa Mahkemesince soruşturma ve kovuşturma yapılabileceği, bunun istisnasını oluşturan ağır cezalık suçüstü hâlinin ise somut olayda söz konusu olmadığı yönündeki itirazlar; tutuklamaya karar veren ... 2. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından isnat edilen silahlı terör örgütüne üye olma suçunun temadi eden suçlardan olduğu ve olayda suçüstü hâlinin bulunduğu, bu itibarla başvurucu hakkındaki soruşturmanın genel hükümlere tabi olduğu gerekçesiyle kabul edilmemiştir (bkz.§§ 18, 19). 121. Başvurucu hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25/10/2017 tarihli fezlekede -darbe tehlikesinin tam olarak bertaraf edilemediğine dikkat çekilerek- somut olayda ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçüstü hâlinin mevcut olduğu belirtilmiş; buna göre başvurucu hakkında genel hükümler doğrultusunda 16/7/2016 tarihinde soruşturma başlatıldığı ifade edilmiştir (bkz.§ 24). 122. Başvurucu hakkındaki tutuklama talep yazısı, tutuklama kararı ve fezlekede yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında soruşturma mercilerince isnat konusu suçun kişisel suç olduğu ve başvurucu yönünden ağır cezalık suçüstü hâlinin bulunduğu kanaatine varıldığı ve bu itibarla soruşturmanın genel hükümlere göre yürütüldüğü görülmektedir. 123. Başvurucuya isnat edilen ve 5237 sayılı Kanun'un 314. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütü üyesi olma suçunun ağır cezalık (ağır ceza mahkemelerinin görev alanında bulunan) suçlardan olduğu (bkz. § 62) hususunda kuşku bulunmadığı gibi başvurucunun da aksi yönde bir iddiası yoktur. Diğer taraftan başvurucu; Anayasa Mahkemesinin bazı kararlarında yer alan karşıoyları nedeniyle kendisine suç isnat edildiğini ileri sürmüşse de isnat konusu suçun kişisel suç olmadığı, bir başka ifadeyle görevinden doğan veya görevi sırasında işlediği bir suç olduğu yönünde bir şikâyette bulunmamıştır. Bir suçun niteliğinin (kişisel suç mu, görev suçu mu olduğu) belirlenmesi soruşturma ve kovuşturma süreçlerini yürüten adli mercilere aittir. Yine bu belirlemeye göre varılacak sonucun hukuka uygun olup olmadığı kanun yolu incelemesi ile tespit edilebilir. Hukuk kurallarının yorumlanmasında -Anayasa'ya bariz şekilde aykırı olarak- keyfîlik bulunması ve bunun temel hak ve özgürlüklerin ihlaline sebebiyet vermesi hâli dışında suçun niteliğinin belirlenmesine ilişkin olanlar da dâhil olmak üzere kanun hükümlerinin yorumu ve bunların somut olaylara uygulanması derece mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır (Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Mehmet Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, § 77; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, § 223). Başvurucu hakkındaki tutukluluğa ilişkin belgeler başta olmak üzere soruşturma dosyasında yer alan tespit ve değerlendirmeler karşısında söz konusu suçun kişisel suç olarak nitelendirilmesinin temelsiz ve keyfî bir yaklaşım olduğu söylenemez. 124. Somut olayda soruşturma mercilerince başvurucu yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde değerlendirme yapılırken 15/7/2016 tarihinde yaşanan darbe teşebbüsüne dikkat çekilmekte, ayrıca isnat edilen silahlı terör örgütü üyesi olma suçunun temadi eden suçlardan olduğu hususuna dayanılmaktadır. 125. Yargıtayın yerleşik uygulamasına göre silahlı terör örgütü üyesi olma suçu temadi eden suçlardandır (bkz. §§ 68-71; aynı doğrultuda Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 6/3/2008 tarihli ve E.2007/2495, K.2008/1358 sayılı; 9/3/2011 tarihli ve E.2010/16588, K.2011/1626 sayılı; 6/11/2014 tarihli ve E.2014/6090, K.2014/10958 sayılı; Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 12/10/2010 tarihli ve E.2010/8491, K.2010/7430 sayılı kararları). 126. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu; darbe teşebbüsü sonrasında başlatılan soruşturmalar kapsamında Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan bir şüpheli hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma, Anayasa'yı ihlal etme, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçlarından ... 23. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davada bu Mahkeme ile Yargıtay 16. Ceza Dairesi arasında çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkin kararında, anılan suçun temadi eden suçlardan olduğunu belirtmiş ve isnat edilen suçların kişisel suç olduğuna da değinerek Ağır Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar vermiştir (bkz. § 68; aynı doğrultudaki kararlar için -diğerleri arasından- bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/10/2017 tarihli ve E.2017/YYB-996, K. 2017/403 sayılı; 10/10/2017 tarihli ve E.2017/YYB-998, K.2017/388 sayılı kararları). 127. Ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulu, iki hâkim (Anılan hâkimlerin tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasıyla yaptıkları bireysel başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulunduğuna dair karar için bkz. ... ve ..., B. No: 2015/7908, 20/1/2016, §§ 134-161) hakkında darbe teşebbüsü öncesinde -görevleriyle bağlantılı eylemler dolayısıyla- işledikleri ileri sürülen silahlı terör örgütü (FETÖ/PDY) üyesi olma ve görevi kötüye kullanma suçlarından mahkûmiyetlerine ilişkin Yargıtay 16. Ceza Dairesince ilk derece mahkemesi sıfatıyla verilen hükmün temyiz incelemesi sırasında bu kişiler tarafından ileri sürülen 'hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ağır cezayı gerektiren suçüstü hâli hariç yakalanamayacakları, sorguya çekilemeyecekleri ve tutuklanamayacakları kuralının ihlal edildiği, olayda suçüstü hâlinin de bulunmadığı' yönündeki iddiaları incelerken 'Yargıtayın istikrar bulan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere; mütemadi suçlardan olan silahlı terör örgütüne üye olma suçunda, daha önce örgütün kendisini feshetmesi, kişinin örgütten ayrılması gibi bazı özel durumlar hariç olmak üzere kural olarak temadinin yakalanmayla kesileceği, dolayısıyla suçun işlendiği yer ve zaman diliminin buna göre belirlenmesi gerektiği, bu nedenle silahlı terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli konumunda bulunan hakim ve Cumhuriyet savcıları yakalandıkları anda ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü halinin mevcut olduğu' değerlendirmesinde bulunmuş ve bu husustaki temyiz itirazlarını kabul etmemiştir. 128. Yukarıda yer verilen veya atıf yapılan Yargıtay kararları ile başvurucunun 15/7/2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün de devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sırasında (16/7/2016 tarihinde) gözaltına alınıp darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı makamlarınca silahlı bir terör örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyesi olma suçundan tutuklanması birlikte dikkate alındığında başvurucuya isnat edilen silahlı terör örgütü üyesi olma suçu yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir. 129. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun Anayasa Mahkemesi üyesi olması nedeniyle Anayasa veya 6216 sayılı Kanun'dan kaynaklanan güvenceler uygulanmaksızın kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır." şeklindeki açıklamalara yer verildikten sonra sanığın yakalama ve gözaltına almanın hukuka aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, meslekten çıkarma kararı nedeniyle adil yargılanma ve özel hayata saygı haklarının, kötü muamele yasağının ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının "başvuru yollarının tüketilmemiş olması", tutuklamanın hukuki olmaması ve tutukluluğa karar veren sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız hâkim ilkelerine aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, arama kararları nedeniyle adil yargılanma, özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının, yapılan bazı uygulamalar nedeniyle de ayrımcılık ve temel hak ve özgürlüklerin öngördükleri amaç dışında sınırlandırılması yasaklarının ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddialarının ise "açıkça dayanaktan yoksun olması" nedeniyle kabul edilemez olduğuna oy birliğiyle karar verildiği, T.C. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun 23.02.2018 tarihli ve 170930 sayılı yazısı ekinde yer alan CD incelendiğinde; - Tanık ... adına kayıtlı olan 531 ... 06 50 numaralı hatta ilişkin 01.01.2014-17.07.2016 tarihleri arasında yapılan HIS (CGNAT) sorgusunda girilen GSM hattının ... Cumhuriyet Başsavcılığının 06.01.2017 tarihli ve 2016/180056 soruşturma numaralı yazısıyla ByLock sunucusuna ait olduğu bildirilen 9 adet hedef IP adresine doğru herhangi bir trafik kaydına rastlanılmadığı, - Sanık ... adına kayıtlı olan ... numaralı hatta ilişkin 01.01.2014-17.07.2016 tarihleri arasında yapılan sorguda söz konusu hattın 01216400001750, 01397100168940, 35953701272393, 35961604313548 ve 28602000000000 IMEI numaralı telefonlarda kullanıldığı, aynı hatta ilişkin 21.11.2015-18.07.2016 tarihleri arasında yapılan sorguya göre 16.07.2016 tarihinde bu hattın saat 13.55, 18.03 ve 18.04’te “... Mah. 8. Cad. No:48/E Çankaya-...” adresinde bulunan baz istasyonundan sinyal aldığı, diğer saatlerde ise “Oyak 2. Cad. 16. Sok. No:8 Çankaya-...-City Hotel Residence, ...” adresinde bulunan baz istasyonlarından sinyal aldığı, son olarak Cumhur Şahin adına kayıtlı 505 ... 53 83 numaralı hattı saat 18.04’te aradığı, - 531 ... 06 50 numaralı hatta ilişkin 01.01.2014-17.07.2016 tarihleri arasında yapılan sorguda söz konusu hattın 35530106123475 IMEI numaralı telefonda kullanıldığı, - 531 ... 06 50 numaralı hatta ilişkin 01.01.2014-17.07.2016 tarihleri arasında yapılan sorguda söz konusu hatta 03.05.2016 tarihinde saat 19.47'de "2100" den üç adet, 15.01.2016 tarihinde saat 00.35'te ise "BD HUKK" dan bir adet mesaj geldiği, söz konusu hattın Cihat Kanat isimli şahıs adına kayıtlı olan 216 ... 66 15 numaralı sabit hattan 18.05.2016 tarihinde 11.23 ila 11.29 saatleri arasında toplamda 9 kez arandığı ve görüşme sürelerinin "0" veya "1" saniye olduğu, Ali Taşcı isimli şahıs adına kayıtlı olan 332 ... 15 10 numaları sabit hattan 26.05.2016 tarihinde saat 13.15'te arandığı ve görüşme süresinin "0" saniye olduğu, yine 306973472113 numaralı yabancı hattan 14.09.2014 tarihinde saat 10.17'de iki kez arandığı ve görüşme süresinin "0" saniye olduğu, bunların dışında hattın ilk olarak 22.11.2015 saat 13.52’de internete giriş için kullanıldığı, bahse konu hattın 31.12.2015 tarihinde saat 04.55, 17.38, 17.43, 19.43 ve 21.43'te, 30.01.2016 tarihinde saat 10.16'da, 28.02.2016 tarihinde saat 23.44'te, 29.02.2016 tarihinde saat 13.47'de, 26.03.2016 tarihinde saat 14.11'de, 11.04.2016 tarihinde saat 20.16 ve 22.16'da, 12.04.2016 tarihinde saat 00.16'da, 14.04.2016 tarihinde saat 21.22'de, 30.05.2016 tarihinde saat 21.09'da, 16.06.2016 tarihinde saat 16.55'te, 16.07.2016 tarihinde saat 14.57'de "5. Cad. No: ... Oyak (ANKOYAKOZEL) Çankaya-..." da bulunan baz istasyonlarından, bunların dışında ise "16. Sokak City Hotel No: 8 ... Mahallesi (ANKCITYHOTEL) Çankaya-..." da bulunan baz istasyonlarından sinyal aldığı, yine aynı hatta ilişkin 21.11.2015-18.07.2016 tarihleri arasında yapılan sorguya göre söz konusu hattın son olarak 16.07.2016 tarihinde saat 15.07’de 176.239.125.1 numaralı IP üzerinden internete giriş yaptığı ve toplamda 6 saat 18 dakika 50 saniye internette bağlı olarak kaldığı, Müflis Asya Katılım Bankası AŞ İflas İdaresinin 05.03.2018 tarihli ve 306394487 sayılı yazısında; sanığın müflis banka nezdinde hesabının bulunmadığının belirtildiği, Emniyet Genel Müdürlüğünün 30.03.2018 tarihli ve 4140273-73472 sayılı yazısı ekinde yer alan ve kolluk tarafından düzenlenen 28.03.2018 tarihli tutanakta; sanığın kullanıcısı olduğu tespit edilebilen ByLock içeriğine rastlanılmadığının, 531 ... 06 50 numaralı hat sahibi olan tanık ...'ın T.C. Kimlik numarası ile yapılan KOMBS-FETO/PDY havuz sorgusunda hakkında işlem yapılan Cihan Medya Dağıtım AŞ'de SGK kaydı olduğunun, POLNET-4 UYAP sorgusunda ise FETO/PDY kapsamında herhangi bir işlem kaydının bulunmadığının, yapılan inceleme ve tespit çalışmalarında 65428, 96190, 113042, 123416, 151807, 152122, 400541, ..., ..., 435919, 481085, 491055 ve 493849 ID numaralı ByLock hesaplarının kullanıcılarının açık kimliklerinin tespit edilemediğinin, ByLock kullanıcısı olduğu tespite edilen 49721, ..., 68623, 121734, 165175, ..., 203116, 236444, 363824 ve ... ID'lerin kullanıcılara dair hazırlanan raporun tutanağa eklendiğinin, eşleştirme ve tespit çalışmalarının az sayıda ID ile devam etmekte olduğunun ve tespit yapılması hâlinde ... Cumhuriyet Başsavcılığı tarafindan ilgili Cumhuriyet Başsavcılıkları ile paylaşılacağının belirtildiği, .. İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon AŞ vekili tarafından düzenlenen 27.04.2018 tarihli yazıda; sanık ... adına kayıtlı olan 7139948 numaralı aboneliğin iptal tarihinin 29.08.2016 olduğunun ve bahse konu kanalların 08.10.2015 tarihinde platformlarından çıkartıldığının belirtildiği, TTNET AŞ tarafından düzenlenen 23.05.2018 tarihli yazına göre; sanık adına kayıtlı olan "Tivibu Ev" aboneliğinin başlangıç tarihinin 16.07.2011, iptal tarihinin ise 08.08.2012, "Tivibu Web" aboneliğinin başlangıç tarihinin 12.07.2011, iptal tarihinin ise 31.07.2012 olduğu, Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ... Ağır Ceza Mahkemesince 2018/260 esas sayılı dosya üzerinden yargılanan Musa Koçyiğit isimli şahsın 22.06.2018 tarihinde alınan savunmasında; cep telefonuna ilişkin HTS kayıtlarında yer alan sanık ...'ı tanımadığını, FETÖ davaları ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesine yapmış olduğu bireysel başvuruya ilişkin olarak sanık ile görüşmüş olabileceğini ancak hatırlamadığını beyan etmesi üzerine savunmada sanığın isminin geçmesi nedeniyle duruşma zaptının bir örneğinin öncelikle Anayasa Mahkemesi Başkanlığına oradan da Yargıtay Başkanlığına gönderilmesi üzerine dosyasına eklendiği, Turkcell İletişim Hizmetleri AŞ'nin 12.07.2018 tarihli yazısı ile ekinde yer alan abonelik sözleşmesine göre; tanık ... adına kayıtlı olan 531 ... 06 50 numaralı hatta ilişkin olarak yapılan sözleşme tarihinin 04.08.2015 olduğu ve ilgili hattın ... ili, İzmit ilçesinde bulunan ... Telekomünikasyon İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından verildiği, T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı tarafından düzenlenen 30.07.2018 tarihli mali analiz raporuna göre; - Sanık ...'ın Anayasa Mahkemesi eski raportörü olan ve hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan dava açılan ... isimli şahıstan 17.10.2006 tarihinde toplamda 500 TL, 15.10.2009 tarihinde "GÜN" açıklaması ile 500 TL, 25.12.2012 tarihinde "İBRAHİM ÇINAR VE OĞUZ KAYA GÜN PARASI" açıklamasıyla 5.000 TL EFT aldığı, - Sanık ...'ın Anayasa Mahkemesi eski raportörü olan ve hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan dava açılan... isimli şahıstan 15.12.2012 tarihinde 2.500 TL, 15.07.2014 tarihinde ise 3.000 TL havale aldığı, - Sanık ...'ın Anayasa Mahkemesi eski raportörü olan ve hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan dava açılan ...isimli şahıstan 15.12.2012 tarihinde 2.500 TL, 15.07.2014 tarihinde 1.500 TL ve 19.03.2015 tarihinde 2.000 TL havale aldığı, bahse konu şahsa 18.06.2013 tarihinde 2.500 TL ve 16.04.2014 tarihinde 1.500 TL havale gönderdiği, - Sanık ...'ın Anayasa Mahkemesi eski raportörü olan ve hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan soruşturma açılan ... isimli şahıstan 17.12.2012 tarihinde 2.000 TL, 15.07.2014 tarihinde 1.500 TL havale aldığı, bahse konu şahsa 16.01.2014 tarihinde 1.500 TL havale gönderdiği, -Sanık ...'ın Anayasa Mahkemesi eski raportörü olan ve hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan dava açılan ... isimli şahıstan 17.12.2012 tarihinde 5.000 TL, 16.07.2014 tarihinde 1.500 TL, 16.03.2015 tarihinde 2.000 TL havale aldığı, bahse konu şahsa 17.02.2014 tarihinde 1.500 TL havale gönderdiği, - Sanık ...'ın Anayasa Mahkemesi eski raportörü olan ve hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan dava açılan ... isimli şahıstan 15.07.2014 tarihinde 1.500 TL, 17.03.2015 tarihinde 2.000 TL havale aldığı, bahse konu şahsa 18.12.2013 tarihinde 1.500 TL havale gönderdiği, - Sanık ...'ın Anayasa Mahkemesi eski raportörü olan ve hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan dava açılan ... isimli şahıstan 15.07.2014 tarihinde 1.500 TL havale aldığı, bahse konu şahsa 17.03.2014 tarihinde 1.500 TL havale gönderdiği, - Sanık ...'ın Anayasa Mahkemesi eski raportörü olan ve hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlarından dava açılan ... Benli isimli şahıstan 15.07.2014 tarihinde 1.500 TL, 16.03.2015 tarihinde 2.000 TL havale aldığı, bahse konu şahsa 21.05.2014 tarihinde 1.500 TL havale gönderdiği, - Sanık ...'ın Anayasa Mahkemesi eski raportörü olan ve hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan dava açılan ...isimli şahıstan 15.07.2014 tarihinde 1.500 TL havale aldığı, bahse konu şahsa 17.06.2014 tarihinde 1.500 TL havale gönderdiği, - Sanık ...'ın Anayasa Mahkemesi eski raportörü olan ve hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan dava açılan ... isimli şahıstan 16.02.2015 tarihinde "GÜN Güle güle kullanın" açıklamasıyla 2.000 TL EFT aldığı, bahse konu şahsa 21.09.2014 tarihinde 2.000 TL havale gönderdiği, Adli bilişim uzmanı tarafından düzenlenen 18.10.2018 tarihli raporda; silahlı terör örgütüne üye olma suçu ile ilgili olarak sanık ...'dan elde edilen 5 adet CD ile 1 adet DVD üzerinde yapılan incelemede FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile ilgili herhangi bir bulguya rastlanılmadığının belirtildiği, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığınca gönderilen 30.10.2018 tarihli yazıda; ses ve veri şebekeleri benzerlik gösterseler dahi kullandıkları teknoloji farklı olduğundan CDR ve CGNAT loglarının oluşturulma sürecinin de birbirinden bağımsız ve farklı olması sebebiyle CDR ve CGNAT loglarında bulunan lokasyon verilerinin farklılık gösterebildiği, CDR üretimi mekanizmasının yapısı gereğince kullanım başladığında açılıp kullanım bittiğinde tamamlanan bir mekanizma olduğu, ses CDR'leri her çağrı başladığında çağrının başladığı baz bilgisi kullanılarak oluşturulduğu, diğer taraftan CGNAT logları ise veri bağlantısı başladığı anda abonenin bağlı olduğu baz bilgisini içerecek şekilde oluşturulmaya başlandığını ve veri bağlantısı kesilene kadar veya sistemlerde tanımlanan süre kadar devam ettiğini, açıklanan teknik nedenler çerçevesinde CDR logları ile CGNAT loglarından elde edilen lokasyon bilgilerinin farklı olmasında teknik anlamda bir problem görülmediğinin bildirildiği, Tanık ... 22.11.2018 havale tarihli dilekçesinde; sanık ...'ın tanımadığını, 531 ... 06 50 numaralı hattın kimin adına kayıtlı olduğunu bilmediğini, bu hattın kendisi tarafından kullanılmadığını belirttiği, Asya Emeklilik ve Hayat AŞ'nin 02.02.2017 tarihli ve 510/02-0365-2017 sayılı yazısında sanık ...'a ait müşteri kayıtlarının bulunmadığının belirtildiği, Açık kaynaklardan yapılan araştırmaya göre; başvurucular ... ve ... adına yapılan bireysel başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesince 20.01.2016 tarih ve 2015/7908 sayı ile; şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna oy birliğiyle; özel hayatının gizliliği ile din ve vicdan hürriyeti ve masumiyet karinesinin ihlal edildiğine, doğal hâkim ilkesine aykırı olarak kurulan, bağımsız ve tarafsız olmayan yetkisiz mahkemece tutuklanmaları ve itiraz haklarını etkin bir şekilde kullanamamaları nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olmaları nedeniyle kabul edilemez olduğuna oy birliğiyle; tutuklanmalarının hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın ise açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna eski Üye ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildiği, bahse konu başvuruya ilişkin görüşmeye sanık ...'ın katılmadığı, Anlaşılmaktadır. "Defne" kod adlı gizli tanık 04.08.2016 tarihinde Savcılıkta; bahse konu yapı ile ilişkisi bulunduğunu, Anayasa Mahkemesi raportörlüğüne atandıktan sonra da görüşmeye devam ettiği ..., ..., ..., ...,...,...,...,...,....l ve ... isimli kişilerin bu yapıya mensup olduklarını, ayrıca uyuşmazlık Mahkemesinde görevli olan ..., ...ve .... isimli kişilerin de bu yapıdan olduklarını, iki haftada bir dönüşümlü olarak sohbet toplantıları yapıldığını, bu işleri ... ile birlikte...’nin organize ettiğini, ...’nın yurt dışına gitmesi üzerine de ... Benli’nin görev aldığını, Anayasa Mahkemesinde bazı dosyaların takip edildiğini fark ettiğini, bundan rahatsız olduğunu, ön büroda çalıştığı sırada önemli başvurularda bilgi notu hazırlandığının söylendiğini, bu arada "Anayasa Mahkemesinde cemaatçiler kadrolaşmış, bilgi notu ile çalışıyorlar." şeklinde dedikodular çıkınca raportör olan ... isimli kişinin bu durumu basına açıkladığını, hazırlanan bilgi notlarını genel sekreter ile iki başkan vekiline göndermeye başladıklarını, bu bilgi notu hazırlanmasının bir uygulama şeklini aldığını, seçim barajı ve hazine yardımı başvurularının bahse konu yapının aklı ile Büyük ... Partisi ile ... Partisine yaptırıldığını, müracaatlar yaptırıldıktan sonra yine FETÖ'ye mensup raportör ve üyeler tarafından takip edildiğini, müracaatların hemen akabinde bu başvuruların akıbetini takibe başladıklarını, bunun takipçisi ve akıl hocasının da sanık ... ile bu yapı mensubu Anayasa Mahkemesi baş raportörleri olduğunu, istenildiği gibi çıkmadığı zamanlarda sanık ...’ın azınlık oyu yazdığını hatırladığını, 06.10.2016 tarihinde Savcılıkta; Anayasa Mahkemesinde görev yaptığı dönemde doğrudan gözlemleri, ilişkileri, raportörlerden cemaat üyesi olan tanıdıklarının söylem ve tutumlarına dayanarak Anayasa Mahkemesi eski üye ve raportörlerinden ..., ..., ....,...,...,...,...,... ve ...’ın cemaat üyesi olduklarını söyleyebileceğini, diğer yargı kurumlarında olduğu gibi Anayasa Mahkemesinde de cemaat içerisinde hücre yapılanması olduğunu, cemaatin sohbet gruplarının kıdemli ve kıdemsiz raportörler arasında 4-5 kişilik gruplar kurularak belirlendiğini, Anayasa Mahkemesinden bazı cemaat üyesi raportörlerin gönderilmesinden sonra grupların kıdemden ziyade üyelerin ikamet yakınlıkları dikkate alınarak yeniden oluşturulduğunu, birinci grupta... ile ... dışında Uyuşmazlık Mahkemesi raportörleri ola...,...ve ...’ın bulunduğunu, diğer grubun ise ..., ...., ..., ... ve ...'den oluştuğunu, bu grupların abiliğini... ile emin olmamakla birlikte ...’ün yaptığını, bu kişilerin abiliğini ise ...'in yaptığını düşündüğünü, daha üst seviyede ise müstear ismi "..." olan, yaklaşık 45 yaşlarında, mesleğinin öğretmen olduğunu söyleyen, yargı mensubu olmayan, daha önce görmediği bir kişi bulunduğunu, bu kişinin Anayasa Mahkemesinin yargı imamı olabileceğini düşündüğünü, Anayasa Mahkemesinde bu grupların dışında da gruplar bulunduğunu ancak hangi gruba kimin dahil edildiğini bilmediğini, "Kitapçı" kod adlı gizli tanık 27.12.2016 tarihinde Savcılıkta; 2007 yılı sonunda imam-hatip lisesinden bir arkadaşının aracılığıyla Sanayi Bakanlığında jeoloji mühendisi olan ...ın kendisini telefonla arayarak, toplanıp çay sohbeti yaptıklarını söyleyip Çankaya ilçesi, Çukurambar Mahallesinde bulunan bir eve davet ettiğini, bu toplantılara 4 veya 5 kez katıldığını, gelen kişilerin her defasında değiştiğini, bu toplantılarda para toplandığını görmediğini sadece cami imamı olarak bildiği bir kişinin gelerek Kur'an okumayı öğrettiğini, ... olarak bildiği bir kişinin de Risale-i Nur kitaplarından sohbet edip Kur’an tefsiri yaptığını, ... kitaplarının ise okunmadığını, sohbetlerde Anayasa Mahkemesi eski üyesi olan ...'ı da birkaç kez gördüğünü, o tarihlerde ...’ın hukuk fakültesinde profesör olması kendisinin de mali hukuk alanında doktora yapması nedeniyle bu kişi ile tanıştığını, ... ile daha sonraki süreçte de şahsi ilişkisi olmadığı gibi özel olarak da kendisiyle görüşmediğini, 2009 yılında Başbakanlık bursuyla yurt dışına giderek master yaptığını, 2011 yılında askerliğini kısa dönem olarak yaptıktan sonra birkaç kez aynı sohbet grubuna katıldığını, bu sohbetlerde ...'ı görmediğini, bir ara...isimli arkadaşından ...'ın Anayasa Mahkemesine üye olduğunu öğrenmesi üzerine çalıştığı kurumu değiştirmek için 2012 yılı başlarında ...'ın ziyaretine gittiğini, ziyaret esnasında yurt dışında master yaptığı ve doktorasını da bitirmiş olduğu gündeme gelince ...’ın Anayasa Mahkemesinde raportör olması konusunda kendisine referans olabileceğini söylediğini, daha sonra kendisini o tarihte Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili olan sanık ...'ın yanına götürdüğünü, sanığın kendisine olumlu davrandığını, o sırada sanığın cemaatten olduğu yönünde bir kanaatinin oluşmadığını, kimsenin de kendisine bu yönde bir şey söylemediğini, raportörlüğe geçiş için önce üniversite kadrosuna geçmesinin gerektiğini, kayınpederi aracılığıyla Yıldırım Beyazıt Üniversitesi yetkilileri ile görüştüğünü, geçiş işleminin yaklaşık altı ay sürdüğünü, 2012 yılı Ağustos ayında Başbakanlıktan ayrılıp Yıldırım Beyazıt Üniversitesinde göreve başladığını, daha sonra yanına gittiği ...’ın kendisine referans olamayacağını olsa bile ...'ın buna itibar etmeyeceğini, itibar etse bile bu sefer de adının cemaatçiye çıkabileceğini ve zarar görebileceğini söylediğini, başka bir referans bulmasını istediğini, 2012 yılı Aralık ayında Başbakanlıktan kendisini iyi tanıyan ve FETÖ ile hiçbir bağlantısı olmayan üst düzey bir bürokratın referansı ile ...’in ...'ı aradığını, ...’ın kendisini raportörlüğe aldığını, göreve başladığında aralarındaki ilişkiden ...'ın yanı sıra ....,... ve sanık ...'ın cemaatten olduğuna dair kanaati oluştuğunu, sosyal ilişkilerinden böyle bir sonuç çıkarttığını, Anayasa Mahkemesinde araştırma ve içtihat biriminde çalıştığını, raportörlerin üyelerle gerek iş ve gerekse dosyalar nedeniyle sıklıkla görüştüklerini, kendisinin de bu nedenle ...'a da gidip geldiğini, bir gün ...’ın kendisine gidip gelmemesini, zarar görebileceğini söylediğini, bu dönemde FETÖ mensubu olabilecek hiç kimseyle cemaat bağlamında bir ilişkisinin olmadığını, "Tanık-4" kod adlı gizli tanık 26.09.2016 tarihinde Anayasa Mahkemesi Başkanlığınca 667 sayılı KHK'nın 4. maddesinin birinci fıkrası kapsamında yapılacak değerlendirmeye esas olmak üzere oluşturulan komisyonda; Anayasa Mahkemesi eski raportörlerinden olduğunu, ... cemaati ile ilişkili olduğunu, bu nedenle Anayasa Mahkemesindeki yapılanmayı bildiğini, ifade tarihinden yaklaşık bir yıl önce Mahkemeden kendi isteği ile ayrıldığını, tayin istediğini, ayrılmasının nedeninin cemaatten kopmak olduğunu, nitekim 15 Temmuz darbe girişiminden yaklaşık iki ay önce birlikte çalıştığı mahkeme başkanına giderek yapıdan kopmak istediğini belirtip yapı ile ilgili bildiklerini anlattığını, bu konuda Cumhurıyet savcılığına da ifade verdiğini, Mahkemede çalıştığı dönemde Anayasa Mahkemesinin eski üye ve raportörlerinden ..., ...,...,...,...,...,...,...,...,... ve ...’ın cemaat üyesi olduğunu bildiğini, bu bilgisinin doğrudan gözlemleri, ilişkileri ile diğer cemaat üyesi olduğunu bildiği kişilerin söylem ve tutumlarına dayandığını, "Tanık-5" kod adlı gizli tanık 27.09.2016 tarihinde Anayasa Mahkemesi Başkanlığınca 667 sayılı KHK'nın 4. maddesinin birinci fıkrası kapsamında yapılacak değerlendirmeye esas olmak üzere oluşturulan komisyonda; HSYK'nın 16 Temmuz 2016 tarihli açığa alma işlemine kadar Anayasa Mahkemesinde raportör olarak görev yaptığını, Mahkemede ... cemaati olarak bilinen yapıya mensup olduğunu, Mahkeme üyelerinden sanık ... ile ...'ın da bu yapı içerisinde olduğunu bildiğini, Tanık ... kendisi hakkında yürütülen soruşturma kapsamında 09.09.2016 tarihinde Savcılıkta; 18.09.2012 tarihinde Anayasa Mahkemesinde raportör olarak göreve başladığını, daha sonra aynı mahkemede raportör olarak görevli ... isimli kişinin yanına gelerek cemaatten olduğunu söylediğini, bu kişinin, kendisinin de içinde bulunduğu cemaat yapılanmasının abisi olduğunu, Anayasa Mahkemesinde görev yapan raportörler...,... ve ... ile aynı grupta yer aldıklarını, gruptaki kişilerle yaklaşık 15 günde bir, birbirlerinin evlerinde eşsiz olarak toplandıklarını, grup abisinin ise... olduğunu, toplantılarda "Şu işi şöyle yapın veya yapalım." şeklinde bir şey söylenmediğini, cemaat yapılanmasından kendisine iş ile ilgili bir talep gelmediğini, genel olarak iş ortamı ile ilgili sohbet mahiyetinde konuşmalar yapıldığını, kendilerinin en alt seviyedeki grup olduklarını,...’ın kontrol ettiği kaç grup olduğunu bilmediğini, ...’ın üstü konumunda raportör ...’nin bulunduğunu, bu kişinin arada bir kendilerini "Kitap okuma programı" denilen bir toplantıya çağırdığını, ... ili, Gölbaşı ilçesinde, Toki Konutlarında hatırlayamadığı bir dairede toplandıklarını, bu toplantıya sadece kendi grupları ile ...’nin katıldığını, bu toplantıda ...’in kitabı, CD'si ve Risale-i Nur ile ilgili okuma ve izleme faaliyetleri yapıldığını, sonradan Mahkemede öğrendiğine göre kendilerinin “Yeniler grubu” olarak sınıflandırıldıklarını, bu yapının belli bir tarihten önceki kişilerden oluşanlara “Eskiler grubu” dediklerini, bir döneme kadar eskileri tanımadığını, onlarla belli bir sohbet grubuna gitmediğini, ancak sonradan karşılıklı konuşmalardan cemaate mensup olduklarını anladığını, çünkü herkesin birbiriyle rahatça yapılan toplantılar ve cemaat ile ilgili konularda konuştuğunu, hatırladığı kadarıyla raportörler ..., ...,...,..., ... ..., ... ve ...ün "Eskiler grubu" olarak hatırladığı cemaat mensupları olduğunu, bu kişilerle doğrudan bir temasının olmadığını, ancak konuşmalarından ve onları tanıyan ismini hatırlayamadığı arkadaşlarının tavırlarından bu kanaate ulaştığını, bu raportörlerin, yani eskiler ve yenilerin üzerinde ...’ın biraz daha üst konumda göründüğünü, yeniler grubundan ..., ..., ... isimli raportörlerin cemaat mensubu olduğunu bildiğini, bu raportörlerden ... ve ... ile bir dönem aynı grupta yer alıp, cemaat toplantılarına birlikte katıldıklarını, ....’nin tayini çıkınca onun yerine ... Benli’nin Anayasa Mahkemesindeki cemaat yapılanması içinde yeniler grubunun abisi olarak görevlendirildiğini, tam tarihini hatırlamamakla birlikte daha sonra ... Benli’nin görüştüğü meslektaş olmayan bir şahsın abi olarak görevlendirildiğini duyduğunu, bildiği kadarıyla bu kişinin ... Benli’nin üstü konumunda olduğunu, ancak bu durumun sadece Anayasa Mahkemesinde görevli hâkimler açısından mı yoksa diğer yüksek yargı kurumları açısından mı geçerli olduğunu bilmediğini, bu kişilerden birinin “...” isimli, açık kimlik ve adres bilgilerini bilmediği, asıl mesleğinin öğretmenlik olduğunu söyleyen kısa boylu, bıyıklı, yuvarlak yüzlü, 45-50 yaşlarında, normalin üzerinde kilolu, siyah dalgalı saçlı, saçları hafif kırlaşmış, ince sesli biri olduğunu, "..." isimli bu şahıstan sonra da "..." isimli bir şahsın aynı konumda görevlendirildiğini, açık kimliğini ve mesleğini bilmediği bu kişinin 45-50 yaşlarında, uzun boylu, uzun siyah saçlı, bıyıklı, gözleri olağandan daha küçük olan, uzun yüzlü, normal kilolu, hafif göbekli bir kişi olduğunu, her iki şahıs ile ayrı ayrı ev toplantılarında birer kez karşılaştığını, bu toplantılarda ... Benli’nin ... isimli şahsa “Abi” şeklinde hitap ettiğini, bu sebeple üst konumda olduğunu düşündüğünü, "..." isimli şahıs ile muhatap olan abilerinin ... olduğunu, bahse konu yapının eskiler grubunda yer alan ... isimli raportörün son dönem kendilerinin abileri olduğunu, son altı ay ya da bir yıllık dönem içerisinde Mahkemeden gönderilen cemaat mensuplarının sayısı artıp cemaat mensupları azalınca kalanlarla “Abi” konumunda olan kişilerin bire bir görüşmeye başladıklarını, bu kişilerden ...’in kendisi ve diğer bir raportör ... ile görüşmeye başladığını, evlerinde karşılıklı olarak sohbet formatında cemaat toplantıları yaptıklarını, Anayasa Mahkemesinde göreve başladıktan 8-9 ay sonra raportör...’ın odasına gelerek kendisine "Ben gerekli yerlerle görüştüm, sen bundan sonra cemaatin eğitim işlerine bakacaksın." dediğini, kendisinin bu şekilde bir yapılanma ve birim olduğunu bilmediğini, eğitim birimindeki gruplardan birisinin başındaki kişinin de... olduğunu, bu kişinin Yaşamkent, Bağlıca, Çayyolu bölgesinde oturan yargı mensuplarının çocuklarına bakan grubun sorumlusu olduğunu, yaptıkları toplantılarda...’ın kendisine "Sen Çankaya'ya bakan gruba geçtin." dediğini,....’ın kendisine Samsung marka, modelini ve numarasını hatırlamadığı bir cep telefonu vererek bu telefon ile iletişim kuracağını, Çankaya bölge sorumlusunun da Danıştay tetkik hâkimi ... Samsa olduğunu söylediğini, Çankaya bölge grubunda Danıştay tetkik hâkimi ... Kayaalp, ... İbrahim Abay ve ...’in bulunduğunu, on beş günde bir bu şahıslarla öğle yemeklerinde bir araya geldiklerini, yargı mensuplarının çocuklarının cemaat evlerine devamı ile ilgili konularda konuştuklarını, 2014 yılı içerisinde hatırlayamadığı bir tarihte ... Samsa’nın kendisini Turkuaz Lojmanlarındaki evine çağırdığını, lojmanın bahçesinde kendisini karşıladığını, telefonunu açmasını istediğini, ardından internetten ByLock programını indirmesini istediğini, bunun ne olduğunu sorduğunu, Google Store’den bu programı cep telefonuna indirdiğini, daha sonra "Bundan sonra bununla iletişim kuracağız." dediğini, ....'ın kendisine verdiği telefonu bir süre sonra ... Samsa’ya verdiğini, ... Samsa ile eğitim işleri ile ilgili görüşürken bu programı kullandığını, bu program ile ... Samsa ve ... Benli ile görüştüğünü, Uyuşmazlık Mahkemesinde cemaat mensubu olduğunu bildiği raportörün ... olduğunu, bu kişinin bir dönem Anayasa Mahkemesinde eskiler grubunda olduğunu, Anayasa Mahkemesi raportörü ...’in kendisine "Cemaatin Anayasa Mahkemesindeki bilgisayar işlerine ... bakıyor, biraz bu konularda zayıf, sen ona yardım et." dediğini, ...’in bazen cihaz getirip kendisinden teknik yardım aldığını, ancak getirdiği cihazın kime ait olduğunu bilmediğini, ...'ın asıl görüştüğü kişinin cemaat mensubu olan Yargıtay tetkik hâkimi ...olduğunu, kendisinin de birkaç kez cemaatin teknik işleri ile ilgili olarak bu şahıs ile temas kurduğunu, Anayasa Mahkemesinin eski üyeleri olan ... ile sanık ...’ın cemaat mensubu oldukları konusunda önceden bilgisinin bulunmadığını, bu üyelerle resmî görevi dışında cemaat mensubu olması nedeniyle bir görüşmesinin olmadığını, cemaat mensupları arasındaki konuşmalarda bazı üyelerin cemaat mensubu olduğu kanaatini edindiğini, ancak kimler olduğunu bilmediğini, daha sonra bu iki üyenin cemaat mensuplarının taraf oldukları bireysel başvurularda hep muhalif kaldıklarını görünce cemaat mensubu olabileceklerine yönelik kanaatinin kesinleştiğini, ismini söylediği kişiler dışında yüksek yargıda ya da yargı camiasında cemaat mensubu olarak bildiği başka bir kişinin bulunmadığını, 17/25 Aralık 2013 tarihinden sonra Anayasa Mahkemesindeki bazı kararlarda Devlet kurumlarını zora sokabilecek şekilde yanlı olarak cemaat lehine bir tavır takınıldığı kanaati edindiğini, bundan çok rahatsız olmasına karşın Mahkeme içerisindeki konumu sebebiyle bu konuları dile getiremediğini, bu konuda tek tek dava ismi veremeyeceğini, ancak Anayasa Mahkemesi olarak bazı konularda yanlış yolda olduklarını düşünmeye başladığını, kürsüdeki görevi başladıktan sonra her ay maaşının %10'luk kısmını eğitim bursu yardımı adı altında cemaate ödediğini, ifadesinde yer alan grup sorumlularına elden verdiğini, 15.07.2016 tarihine kadar her ay ödeme yaptığını son olarak da ...’e verdiğini, içinde bulunduğu ve sonradan terör örgütü olduğunu ögrendiği bu yapının iç yüzünü yeni anladığını, pişman olduğunu ve etkin pişmanlıktan yararlanmak istediğini, 21.10.2016 tarihinde Savcılıkta; daha önce verdiği ifadesinin doğru olduğunu ancak ifade alma sürecinin çok uzun sürdüğünü daha sonra söz konusu ifadesini incelediğinde bazı hususların eksik kaldığını farkettiğini ve bu nedenle tekrar ifade vermeye geldiğini, 2010 yılında ... Üniversitesinde kendisi ile birlikte doktoraya başlayan kişiler arasında yer alması nedeniyle tanıdığı Anayasa Mahkemesi raportörü ...ın aracılığıyla o dönemde Anayasa Mahkemesi Başkanı olan ... tarafından Mahkemeye kabul edildiğini, bu aşamada örgütün bir müdahalesinin olmadığını, ilk göreve başladığı dönemde Anayasa Mahkemesinin cemaat abisinin ... olduğunu, Mahkemede önceki ifadesinde belirttiği gibi eskiler-yeniler şeklinde bir ayrım yapıldığını, eskiler grubunda Anayasa Mahkemesi raportörleri ...,...,...,...,..,... ile Uyuşmazlık Mahkemesi raportörleri .....ve....’in bulunduğunu, eskiler grubunun cemaat abisinin kim olduğunu bilmediğini, yeniler grubunda ise raportörler ... ...,...,...,..,...,...,...,...ve ...’ın bulunduğunu, yeniler grubunun abisinin .... olduğunu, Anayasa Mahkemesi raportörleri olan ..., ... ile Uyuşmazlık Mahkemesi raportorü ... nın hatırladığı kadarıyla eski-yeni ayrımı ortadan kalktıktan sonra göreve başladıklarını, bu kişilerin de örgüt mensubu olduklarını, kendisinin yeniler grubuna dahil olduğunu, ilk sohbet grubunun abisinin ... olduğunu, bu grupta ...,...,...,...’un bulunduğunu,...’ın sohbetlere gelmesine karşın örgüt ile irtibatının zayıf olduğunu, örgüt tarafindan kendisinden istenen birçok talebi geri çevirdiğinin söylendiğini, diğer grubun abisinin ... Benli olduğunu, o gruptakilerin de muhtemelen yeniler grubundaki diğer kişilerden oluştuğunu, ...'nın yurt dışına gitmesinden sonra grupların yeniden şekillendirildiğini, ....’nin yerine ... Benli’nin geçtiğini, ... Benli’nin bulunduğu grubun cemaat abisinin ... olduğunu, kendi grubunun cemaat abisinin ise ... olduğunu, bu grubun ...., ... ve ...’dan oluştuğunu, ...’ın Başkan seçilmesi ile birlikte 2015 yılının ortalarına kadar Mahkemede örgüte üye raportör sayısı oldukça azaldığı için "eski-yeni" ayrımının da bir değerinin kalmadığını, ... Benli’nin Mahkemenin cemaat abisi olduğunu, daha sonra ... Benli’nin gönderilmesi üzerine onun yerine ...’in getirildiğini, son dönemlerde gruplarla çok oynandığını, çok hızlı değişiklikler yapıldığını ve grup görüşmeleri yerine bire bir görüşmeler yapıldığını, bu sebeple kimin hangi grupta yer aldığını karıştırıyor olabileceğini, hatırladığı kadarıyla son duruma göre Uyuşmazlık Mahkemesi raportörleri ...,...,...'ın yer aldığı grubun cemaat abisinin... olduğunu, ...,...,...ün yer aldığı grubun cemaat abisinin ise ... olduğunu, raportör yardımcılarından daha önce ... Benli’nin sorumlu olduğunu, bunu sonradan öğrendiğini, daha sonra bu görevin ...e verildiğini, ..., .... ve 2016 yılının başlarında yurt dışından dönen ....’ın kiminle, nasıl görüştüklerini bilmediğini, kendisinin ... ve aynı lojmanda oturduğu ... ile bire bir görüştüğünü, örgüt üyesi kadın raportörlerle ilgili bilgilerinin oldukça sınırlı olduğunu, bunların Uyuşmazlık Mahkemesi raportörü .... ve Anayasa Mahkemesi raportörleri ... ve ... olduğunu,...'ın cemaat ablası konumunda bulunduğunu ...’den öğrendiğini, örgüt mensubu Anayasa Mahkemesi üyeleri ile resmî ilişki dışında herhangi bir irtibatının olmadığını, ilk zamanlarda Mahkemede ... ile ...’in etkili olduğunu gözlemlediğini, önemli bir mesele olduğunda genellikle bu kişilere danışıldığını, onların da muhtemelen durumu kendi üstlerindeki kişiler kimse onlara ilettiklerini, bir dönem Anayasa Mahkemesinde oda arkadaşı olan ...’in yanına Mahkeme içinden veya dışarıdan sık sık birilerinin geldiğini, bu kişilerin kimi zaman yan tarafta bulunan sekreter odasında oturduklarını, bazen de çok fazla konuşmadan ...’e küçük not kağıtları bırakıp gittiklerini, çoğunlukla bu kişilerin ... ve ... olduğunu, bildiği kadarıyla son dönemlerde örgüt mensubu Anayasa Mahkemesi üyelerinin nasıl hareket edecekleri konusunda ...’le konuştuklarını, onun da Anayasa Mahkemesi veya yüksek yargı imamı olan sivil kişi ile irtibata geçtiğini, bunu kendisine ...’in söylediğini, 17-25 Aralık süreci sonrası bahse konu cemaate yönelik operasyonlar sıklaşınca panik havası oluştuğunu, bu nedenle görüşmelere telefon getirilmesinin yasaklandığını, son dönemlerde görüşmelerin gruplar yerine bire bir yapılmaya başlandığını, bir defasında ...’in kendisine önceden haber alınmayan hiçbir gözaltı veya arama işlemi olmadığını, mutlaka önceden haber alındığını söylediğini, bu haberlerin nasıl ve kimden alındığını ise söylemediğini, bunun dışında Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru bölümünde yasal birim olan araştırma içtihat biriminin (AR-İÇ) bireysel başvuru kararlarını okuyarak, akademik yeterliliği, Anayasa Mahkemesinin kendi içtihadı ve AİHM içtihatları ile uyumluluğu konularında ön inceleme yapıp rapor düzenleyen raportörlerden oluştuğunu, istisnasız tüm bölüm karar taslaklarının bu birim tarafından incelenip rapor düzenlendiğini, bu raporların karar taslağı ile birlikte toplantı öncesi ilgili bölümün tüm üyelerine dağıtıldığını, bu raporlarda kararların içeriğindeki zayıf ve hatalı noktalara, bilimsel ve metodolojik hatalara dikkat çekilerek heyetin bu konuları tartışmasının sağlandığını, bir defasında ... tarafından cemaat mensubu raportörlere, AR-İÇ raporlarının güçlü gerekçelerle yazılmaması, zevahiri kurtaracak düzeyde kalınması yönünde bir not iletildiğini, çekirdekten yetişmediği için örgüt içinde hep en alt kademede yer aldığını, örgütle bağlantısının sempatizan seviyesini geçmediğini, son yıllarda Mahkeme içerisindeki sorumlu örgüt mensuplarının Mahkemeden uzaklaştırılmaya başlanması sonucu, bu kişilerin yerlerine gelenlerin kendisini örgüt mensubu zannetmeleri nedeniyle kendisine faaliyetleri ile ilgili bilgilerin yanı sıra telefon, tablet ve bilgisayar verdiklerini, hiçbir zaman örgüt içinde "Abi" konumunda olmadığı gibi örgüt için önemi olan konularla ilgili bir bilgi ve görev verilmediğini, sadece son dönemde Anayasa Mahkemesinde yaşanan sıkıntılar nedeniyle Canbulut Şaşmaz ve Ömer Duran ile bire bir görüşmesinin istendiğini, 19.07.2017 tarihinde Savcılıkta; kullandığı Bylock programındaki ID numarasını bilmediğini ancak kullanıcı adı olarak "ummt" dizilimini, şifre olarak da "Bursa38+" şifresini kullandığını, eğitim birimi sorumluları olan ... Samsa veya...’ın eğitim verdiği çocuklara kendisini tanıtırken farklı isim kullanmasını istediğini, bu nedenle de "Umit" kodunu kullanmaya başladığını, ByLock rehberine eklediği kişiler arasında yer alan ... ID numaralı "..." isimli kişinin kendisi ile birlikte Anayasa Mahkemesinde raportör olarak görev yapan ... olduğunu, bu kişinin o dönemde FETÖ/PDY yapılanması içinde Anayasa Mahkemesinde görev yapan tüm raportörlerden sorumlu olduğunu, 2015 yılı Şubat ayından sonra göreve getirilen bu kişinin 2016 yılı Ocak ayında ayağını kırdığını ve bu nedenle evinde uzun süre istirahat ettiğini, Anayasa Mahkemesi üyelerinin villa tipi özel lojmanları bulunduğunu, raportörlerin lojmanlarının da aynı semtte olduğunu ancak her iki lojmanın girişleri ve bahçelerinin ayrı olduğunu, cep telefonuna ByLock programını 2014 yılında ... Samsa'nın kurduğunu, yine eğitim biriminde görev yaptığı dönemde ... Samsa’nın kendisine kullanması için tablet bilgisayar verdiğini, ...'in de Samsung marka bir cep telefonu vererek o telefon ile haberleşeceklerini söylediğini, kendisine şahsi telefonu olduğunu, ayrıca bahse konu yapının tablet de verdiğini, ayrı bir telefona gerek olmadığını söylemesi üzerine ...’in “Abi'ler dağıtmamı istedi. Ben de veriyorum.” dediğini, bu cep telefonu ile yazılı olarak bir süre haberleştiğini, söz konusu telefonda ara yüzü değiştirilmiş bir haberleşme programı bulunduğunu, daha sonra arıza yapması üzerine bu telefonu ...’e iade ettiğini, Anayasa Mahkemesinde ... yapılanması içerisinde Anayasa Mahkemesi sorumlusu olan ...’in tüm hususlarda talimat verdiğini, bu kişinin verdiği talimatları da aynen yerine getirdiklerini, bazı arkadaşlarının özel hayatları ile ilgili ...'e bilgi vermedikleri zaman “Ya kocaman üyeler bilgi veriyor ve ona göre hareket ediyorlar, bu bizim arkadaşlar niye bana bilgi vermiyorlar.” şeklinde sitem ettiğini, önceleri hangi üyenin bahse konu yapı içinde olduğunu anlamadığını, bu kişilerle kendisinin direkt bağlantısı olmadığını, sanık ...’ın ... yapılanması içerisinde olan raportörlerin odalarına sık sık gitmeye başlamasıyla sanığın yapı içinde olduğunu anlamaya başladığını, daha sonra ise ... yapılanması içerisinde verilen talimatlar doğrultusunda muhalefet şerhleri yazmaya başlamaları sonucunda ... ve sanık ...’ın bahse konu yapı içinde olduklarını, ...’in de “üyeler” diye bahsettiği kişilerin ... ve sanık ... olduğunu bu şekilde anladığını, sanık ...'ın son dönemlerde ...'in odasına geldiğini gördüğünü, bu gelişlerin nedeninin ise ... yapılanması içerisinde istişare amaçlı olduğunu anladığını, 49721 ID ile görüşme yapan "Hasan by, hsn2014 smsa, Komşu, hsn2014, hasan abi çank, Hasan" isimleri ile kaydedilen kişinin bahse konu yapının eğitim birimleri sorumlusu ... Samsa olduğunu, eğitim biriminde görev yaptığı sırada önce... ile daha sonra da ... Samsa ile muhatap olduğunu, meslek dışında sivillerden “Abi” olarak nitelendirilen kişiler ile eğitim biriminde görüşmediğini, kendisine talimat veren kişilerin söz konusu iki kişi olduğunu, 152122 ID ile görüşme yapan "Recai, Recai, recai, Recai" isimleri ile kaydedilen kişinin bir dönem Anayasa Mahkemesinin ... yapılanması içerisindeki cemaat abisi ... Benli olduğunu, 165175 ID ile görüşme yapan "çnk Kemal by" isimleri ile kaydedilen kişinin Danıştay tetkik hâkimi ... Kayaalp olduğunu, bu kişinin de kendisi gibi eğitim birimi sorumlusu olduğunu, 123416 ID ile görüşme yapan "burhan" ismi ile kaydedilen kişi ile 236444 ID ile görüşme yapan "halid0707, aahalid0707, halid mustafa" isimleri ile kaydedilen kişiyi hatırlayamadığını, 121734 ID ile görüşme yapan "tosun, serhat, mehmet tsn, m.tosun, tosun, me tos, serhat72eskisehir, mehmet tsn, Hemso , TSN, ..., serhat esk" isimleri ile kaydedilen kişinin daha önce birlikte görev yaptığı sırada ... yapılanması içinde aynı grupta bulunduğu Mehmet Tosun olduğunu, 68623 ID ile görüşme yapan "Volkan, volkan, volkan_06 (ufuk), VOLKAN BEY, volkan_06, 4VoIkan Bey, UFUK BEY, volkan, volkan eski, Volkan, volkan, glnrufak, glnr33, Volkan, volkan, Volkan, law" isimleri ile kaydedilen kişinin Uyuşmazlık Mahkemesi eski Genel Sekreteri olan ... olduğunu, bu kişinin de ... cemaat mensubu olduğunu, 113042 ID ile görüşme yapan "Necipbey, NecipSKM, necipbey, Necipbey, Necipbey, necmttn a, necip, Necip, ..., Necip, Necip Bey 06, Nec, necmi" isimleri ile kaydedilen kişinin devre sorumlusu olan ... olduğunu, bu kişinin en son Yargıtay tetkik hâkimi olduğunu hatırladığını, ... ID ile görüşme yapan "... YY, ..., ... abi, İZM.SEÇM.... A, ..., ..., ... EGE, tarik, tarik7174, Tarik, ..., ... ABi, tarik yy, tarik, tarik, tarik, tarik, ... abi 06" isimleri ile kaydedilen kişinin ... yapılanması içinde ...'in bağlı olduğu meslekten olmayan sivil imam olarak nitelendirilen "..." olarak tanıdığı kişi olduğunu, bu kişi ile ... Benli'nin sorumlu olduğu dönem ve ...'in sorumlu olduğu dönem olmak üzere iki defa bir araya geldiklerini, bu kişinin yapılanma içinde Anayasa Mahkemesinin abisi konumunda olduğunu, bu kişinin Anayasa Mahkemesi dışında diğer yüksek mahkemelerden sorumlu olup olmadığını bilmediğini, sadece ... Benli ve ...'in “Abi sizle tanışmak istiyor.” demeleri üzerine bir grup toplantısında bu şahısla bir araya geldiğini, gerçek ismini bilmediğini, sadece mesleğinin öğretmen olduğunu duyduğunu, kendisine gösterilen resimler arasında yer alan ... isimli kişinin ... olarak tanıdığı kişi olduğunu, Anayasa Mahkemesinde olan her türlü olayı ...'in bu kişiye aktardığını, yine Anayasa Mahkemesinde verilecek kararlar ve yapılacak işler konusunda da bu kişinin ...'e talimat verdiğini bildiğini, ByLock aracılığıyla ... Samsa ile yazışırken ismi geçen ...’in, ...in oğlu olduğunu, bu kişinin gideceği yeri tespit eden kişinin “Kemal” ismi ile bildiği ... Kayaalp olduğunu, kendisine ... olarak tanıtılan, sivil imam olduğunu söyledikleri ve örgüt içinde “Abi” olarak nitelendirdikleri kişinin kendisine "..." diye hitap ettiğini, gerçek ismi anlaşılmasın diye kendisine bu şekilde hitap ettiğini düşündüğünü, bu nedenle de bu kişinin kendisini "ramazanrc" olarak kaydetmiş olabileceğini, ...’in Anayasa Mahkemesinde görev yapan ... yapı mensuplarına takma isimler verdiğini, bu isimlerin de genellikle kişinin gerçek ismini çağrıştırdığını, ismi “...” olduğu için kendisi hakkında “...” takma adının kullanıldığını, bu kapsamda ...’in kod isminin “...”, İbrahim Çınar'ın kod isminin “...”, ...'ın kod isminin “...”, ...'ün kod isminin “...” olduğunu bildiğini, yapı mensuplarına bu şekilde isimler verildiğini bizzat ...’in söylediğini, ... ID numaralı ByLock hesabını kullanan ...'in ... ID numaralı Bylock hesabını kullanan ...'a 21.08.2015 tarihinde 11.01 ila 11.11 saatleri arasında gönderdiği mesaj içerikleri arasında yer alan “abi yanlis anlasilmaz ise bi konudaki dusuncemi soylemek istiyorum. bu cihazlar kinusunu yolda ... beylede konustuk cok fazla oldu diye. onemli bi donemde irtibat kuranadigimiz bi gun olmustu. belki o sebep olmus olabilir. birincisi o gun istisnai bi gun oldu. bir de tatile gelmesi sebep oldu.", "acizana bu kadara ihtiyac yok bence. mesela huseyin bey barun beyle lojmanda komsu iste odalari yan yana ve ayni birimdeler bizde de ayni gruptalar. nasil bi ihtiyaci olacak? olsada ... beyle hep yan yanalar ayni sekilde faruk beyde ... beyle ayni karta odalar yakin evler yakin ve ayni gruptalar.", "simdilik grup baskanlarina versek diyorum. tabi takdir sizin. lutfen itaatsizlik olarak algilamayin. bi de burda zinciri bozma ihtimali var.", "hadun beydekini birlikte kullaniyorlar zaten", "... bey", "tmm abi", "ranmazan beye veriyorum telefonu", "bide halilbeye" şeklindeki mesajda “Faruk Bey” olarak belirtilen kişiyi hatırlayamadığını ancak kendisi ile aynı katta olan ve bahse konu yapı içinde yer alan kişinin Ömer Duran olduğunu, “... Bey” şeklinde belirtilen kişinin ..., “Hüseyin Bey” şeklinde belirtilen kişinin ise Hasan Tuna Göksu olduğunu tahmin ettiğini, bilişim konusunda iyi olduğu için ...’in kendisinden yardım istediğini, ... ID'yi kullanan ... ile ... ID’yi kullanan ... arasındaki görüşmelerde "... abi" olarak belirtilen kişinin kim olduğuna ilişkin olarak ...'in başkalarına çağrışımlı takma isimler koyduğunu, bu çağrışımlara dikkat edildiğinde “...” isminin çağrışımının ... olduğunu, ... ID’yi kullanan ...'ın, ... ID’yi kullanan ...'e 09.10.2015 tarihinde saat 15.07 ila 17.07 arasında gönderdiği mesaj içerikleri arasında yer alan "...... abi kararı bugün yayınlandı. karardaki ... abilerin karşı oyu marifesto niteliğinde diye yazdı ... bey" şeklindeki mesaja ilişkin olarak ...'nın bireysel başvurusu hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından verilen karara ... yapı mensubu olduğunu belirttiği ... ile sanık ... tarafından muhalefet şerhi yazıldığını, bu yazışmada da sanık ... için “...” ismi kullanıldığını, bu durumun da kendisi tarafından takma isimlere ilişkin yapmış olduğu tespiti doğruladığını, 05.09.2017 tarihinde Savcılıkta; daha önceki ifadesinde "..." ismi ile tanıdığı ve yapılan teşhis sonucu tespit edilen ...’ın yargının sivil imamı olarak yaptığı görevden ayrılmasından sonra onun yerine geçen ve "..." ismi ile tanıdığı kişinin kendisine gösterilen resimler arasında bulunan ... isimli şahıs olduğunu, bu kişiyi...'ın evinde gördüğünü, orada kendisini “...” ismi ile tanıttığını, ...’ın ... yapılanması içinde Anayasa Mahkemesi ile ilgili talimatlarının ... üzerinden kendilerine iletildiğini, “...” kod adını kullanan ...’ın ...’e ulaşamadığı zamanlarda ByLock üzerinde kendisi ile irtibata geçse de “...” kod adı ile tanıdığı ...’ın kendisi ile direkt irtibat kurmadığını, ... ID’yi kullanan ...'in, ... ID’yi kullanan ...'e 19.01.2016 tarihinde saat 15.26 ila 16.05 arasında gönderdiği; "yazmamışsın", "bişey", "sen bi süre telefonu kurumda kullansan iyi olacak irtibat kurulamıyor", "yarınki heytte ... bey var ... var", "ertaan bey bişey sorcam dedi, bi arkadaş gitse iyi olur. ... veya ...", şeklindeki mesaj içerikleri ile ... ID’yi kullanan ...'in, ... ID’yi kullanan tanık ...'a 19.01.2016 tarihinde saat 16.03 ila 16.04 arasında gönderdiği; "... bey bişey sorcam diyor acile uğrasanız biriniz", "yarınki dosya ise destek olmak lazım. 8tutuklu hakimler;9", "... beye yazdım acık değil" şeklindeki mesaj içeriklerinde geçen "..." kod isimli kişinin Anayasa Mahkemesi eski raportörü olan ve ... yapılanması içinde yer alan..., “..." kod isimli kişinin ise Anayasa Mahkemesi eski raportörü ... olduğunu, Anayasa Mahkemesindeki ... yapılanması içinde bulunan kişilere kendi isimlerine yakın ve kendi isimlerini çağrıştıran isimler verildiğini, kendi takma isminin bu nedenle “...” olarak tayin edildiğini, bu isimlerin ... tarafından belirlendiğini, bu isimdeki kişilerin kimler olduğunun daha önceden kendilerine bildirilmediğini ancak yapmış oldukları ByLock görüşmelerinde takma isim verilen kişinin kim olduğunu çağrışımlar ve içerik nedeni ile tespit edebildiğini, görüşmelerde "..." kod ismi ile belirtilen kişinin çağrışımlar ve konuşma içeriklerinden ... olduğunu anlayabildiğini, günlük konuşmalarda yapı mensubu kişilere kod isimleri ile hitap edilmediğini ancak ByLock konuşmalarında mutlaka kod isimleri kullanıldığını, sanık ... ile ... yapılanması içinde yapılan toplantılarda bir araya gelmediğini, ancak 2012 yılında Anayasa Mahkemesi raportörlüğüne başladıktan sonra oda arkadaşı olan ...’in bahse konu yapı içinde ön planda olduğunu gözlemlediğini, sanık ...’ın da sık sık ...'in yanına gelerek sekreter odasında baş başa görüştüklerini, bu görüşmeler sonucunda ...'ın da ... yapılanması içinde olduğunu anladığını, yanında yaptıkları sohbetlerde fazla bir hususta görüşmediklerine şahit olduğunu, görüşmelerin mutad şekilde devam ettiğini ancak önemli bir husus olunca her ikisinin birlikte yanından ayrılarak boş olan sekreter odasına geçtiklerini, ByLock görüşmelerinde “...” olarak hitap edilen kişinin sanık ... olduğunu anlayabildiğini, alınan talimatlar doğrultusunda ... yapılanması içinde bulunan üyeler ve raportörlerce ... ve ... ile ilgili başvurunun muhalefetinin çoğunluk görüşünü domine edecek daha doğrusu ezecek şekilde yazılmasının sağlanmasının ve bu şekilde AİHM'de yapılacak inceleme sırasında karşı oyun ön plana çıkması ve çoğunluk kararının AİHM önünde güçsüz hâle getirilmesinin amaçlandığını, bunun genel bir strateji olduğunu, aynı stratejinin ... gibi cemaatin önem verdiği başvurularda da uygulandığını, bu kararlara da muhalefet yazan kişilerin ... yapılanması içinde bulunan üyeler olduğunu, ... ve ... başvurusunda da yapı içinde bulunan ...’ın muhalefet oyu kullanıp güçlü gerekçe yazdığını, ... yapılanması içinde bulunan raportörlerin de bu gerekçenin yazımına yardım ettiğini bildiğini, 481085 ID’yi kullanan ... tarafından "..." olarak kaydedilen ve ... ID’yi kullanan kişinin ... yapılanması içinde bulunan birlikte görev yaptığı Anayasa Mahkemesi eski raportörü ... olduğunu, ... ID’yi kullanan ...'ın ... ID’yi kullanan ...'e 12.10.2015 tarihinde saat 15.51 ila 15.52 arasında gönderdiği mesajlar arasında yer alan; "3)... abi ... abiye de soylese ... destek vermiyoruz. ya biz ya da ... veya ... one cikarmaliyiz diye dusunuyoruz", şeklindeki mesaja ilişkin olarak o tarihte başkan vekili olan sanık ...’ın görev süresinin dolmak üzere olduğunu, görüşmede “...” olarak hitap edilen kişinin o dönem hac görevini yapan ve “...” olarak bilinen Anayasa Mahkemesi üyesi ... olduğunu tahmin ettiğini, “Engin” olarak belirtilen kişinin ise o tarihte yapılan seçimde başkan vekili seçilen ... olduğunu, “...” ve “...” olarak belirtilen kişilerin ise ... ve ... olduğunu tahmin ettiğini, söz konusu ByLock içeriklerinden ...’ın “...” olarak tanıdığı ...'e bazı talimatlar ilettiğinin anlaşıldığını, ByLock görüşmelerine göre “...” olarak hitap edilen kişinin kendisi olduğunu, “...” olarak hitap edilen kişinin ..., “...” olarak hitap edilen kişinin ..., “...” olarak hitap edilen kişi ..., “...” olarak hitap edilen kişinin ... olduğunu bu kişilerin dışında “...” olarak bildiği kişinin de ... olduğunu görüşme içeriklerinden anladığını, Mahkemede; 2012 yılında Anayasa Mahkemesi raportörlüğüne atandığını, bu atama öncesinde Anayasa Mahkemesindeki mevcut yapılanmayla alakalı herhangi bir bilgisinin olmadığını, devam eden süreçte kendisi ile irtibat kurulduğunu, FETÖ/PDY kapsamında birtakım sohbet gruplarına dahil olduğunu, kendisinin raportörlüğe atandığı dönemde sanık ...’ın başkan vekili olduğunu, çevresinde bulunan bir örgüt üyesinin hâl ve tavırlarından ve sanık ile olan ilişkilerinden bir süreye kadar belli tahminleri olduğunu, hatırladığı kadarıyla bir sohbet toplantısında “yapıya mensup üyeler” şeklinde bir ibare kullanılınca bu ifadeden birden fazla üyenin örgütle bağlantılı olduğunu anladığını, darbe teşebbüsünden geriye doğru bir yıllık süre içerisinde Mahkemede yapıya mensup raportörlerin sayısının azalması ile kişilerin birbirlerini daha yakından tanımaya başladıklarını, yapı mensupları arasında eski ve yeni ayrımının kalktığını, grupların daha esnek hâle geldiğini, 2014 yılı itibarıyla örgütün yüksek yargıdaki hâkim ve savcıların çocuklarına yönelik faaliyetleriyle alakalı bir görevi olduğunu, bu kapsamda 2014 yılında telefonuna ByLock programı yüklemesinin söylendiğini, Bylock kullanıcı hesabı bulunduğunu, bu kapsamda Mahkemenin sorumlusu olan ...'le bu program üzerinden yazışmalarının olduğunu, bu yazışmalarda sohbet toplantılarının tarihleri, yönetim işleri yönünden Mahkeme içindeki işleyişle ilgili mesajların yanı sıra önemli davalarda örgüt mensubu üyelerin tavırları ile alakalı bir takım yazışmalar yapıldığını, sanık ile ilgili olarak ilk baştan itibaren raportörlerle olan diyaloglarından yola çıkarak bir takım kanaatleri bulunduğunu, son süreçte ..., ..., ... gibi cemaat yapılanması için önemli olan başvurularda yazılan karşı oylarla bu tespitleri bir araya geldiğinde kesin bir kanaate vardığını, son dönemde aynı odayı paylaştığı ... isimli raportör ile aralarında bu yapılanma kapsamında birbirlerine yönelik bilgileri bulunduğunu diğer bir ifade ile bu kişinin örgüt mensubu olduğunu bildiğini, 2015 yılı başları itibarıyla Mahkemeden ayrılan bu kişinin raportörlerden memnuniyetsizliğini ifade etmek amacıyla Mahkemede bir-iki dava adamı olduğunu birisinin o dönem itibarıyla Genel Sekreter Yardımcısı olan ... diğerinin de sanık ... olduğunu söylediğini, ByLock aracılığıyla yapılan bir takım yazışmalarda maddi olayla, orada kullanılan isimlerin birbiriyle örtüştüğünü, diğer bir ifade ile bir konu konuşulduğunda onunla ilgili isimleri de zaten çağrıştırdığını, ... ve ... isimleri birbirlerini çağrıştırdığından ... isminin kullanıldığını, okunan görüşmelerden örgüt üyelerinin kendisi hakkında gıyabında ... ismini kullandıklarını anladığını, bu durumu zaten bildiğini, bu konuda örnek vermesi gerekirse ... için kullanılan ... ismine ilişkin olarak peygamberlere ait olan Musa ve ... isimlerinin birbirlerini çağrıştırdıklarını, ...’in ... şeklinde, İbrahim Çınar’ın ... şeklinde ... İbrahim isimlerinden çağırışım yaptığını, yine ... ismi ile de tarihi şahsiyetler açısından bağlantı kurulduğunu düşündüğünü, konuşma içeriği itibarıyla da birbiri ile örtüştüğünü, ... ve ... isimlerinin de bu anlamda birbirini çağrıştırdığını, diğer Anayasa Mahkemesi eski Üyesi ... hakkında da yanlış hatırlamıyorsa ... isminin kullanıldığını, gizlilik amacıyla kullanılan kod adı uygulamasını zamanla kanıksadığını, sanıkla resmî ilişkiler haricinde bir görüşmesinin olmadığını, herhangi bir sohbet toplantısında bir araya gelmediklerini, 49721 ID’yi kullanan ... Samsa tarafından 21.08.2015 tarihinde saat 23.56 ila 22.08.2015 tarihinde saat 00.02 arasında gönderilen mesaj içeriklerinde yer alan; "... ... ile geliriz bulusuruz" şeklindeki mesajda belirtilen “...” isimli kişinin sanık olmadığını, bu kişinin Danıştay eski tetkik hâkimi olan ... Kaya olması gerektiğini, bu görüşmede “...” isminin kod adı olarak kullanılmadığını, Tanık ... Mahkemede; Anayasa Mahkemesinde iki dönem başkan vekilliği, iki dönem de başkanlık yaptığını, başkan vekilliği yaptığı 2001 yılında sanık ...’ın raportör olarak görevlendirildiğini, Anayasa Mahkemesindeki raportörlerin Yargıtay ya da Danıştay mensubu olmadıklarından dışlanma hissettiklerini, HSYK üyelerine kendilerini yeterince tanıtamadıklarını, bu nedenle de Danıştay ya da Yargıtay üyeliği konusunda şanslarının olmadığını, bunun için gerek kendi başkanlığı döneminden önce gerekse kendi başkanlığı döneminde raportörlerin çeşitli kurumlarda görev almaları sağlanarak daha sonra Anayasa Mahkemesine ya da Yargıtay veya Danıştaya gidebilmelerine yönelik bir formül üretildiğini, kendisinden önceki başkanlar döneminde bu şekilde üç kişinin Adalet Bakanlığına ve Kültür Bakanlığına müsteşar yardımcısı olarak atandıklarını daha sonra da oradan yüksek yöneticilik kontenjanından Anayasa Mahkemesi üyesi seçildiklerini, sanık ...'ın üye seçilmesinin ilk yapılan seçim olmadığını, sanığın Anayasa Mahkemesinde raportör olarak on yıllık bir çalışması olduğunu, 2009 yılının sonuna doğru gelindiğinde sekiz Bakan ve bir Başbakan yargıladıklarını, sanığın cezacı olmasından dolayı bu yargılamalarda raportör olarak görev aldığını, sanığın ...Müsteşarlığında müsteşar yardımcısı olarak atanması söz konusu olduğunda atamayı yapan ilgililerin kendisinden bu konuda bilgi aldıklarını, kendisinin de olumlu referans verdiğini, sanığın müsteşar yardımcısı olarak atanmasından birkaç ay sonra Anayasa Mahkemesi yedek üyeliklerinden birisinin boşaldığını, bunun üzerine diğer raportörler için ciddi bir motivasyon kaynağı olacağını düşünerek üyelerin ve raportörlerin istekleri doğrultusunda Cumhurbaşkanlığı nezdinde referans olduğunu, sanığın Anayasa Mahkemesine yedek üye olarak atanmasından sonra 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile yedek üyeliğin kaldırılıp asıl üyeliğe çevrildiğini, bu nedenle Mahkemede bulunan 4 yedek üyenin asıl üye olarak göreve başladığını, 2014 yılında Ergenekon ve Balyoz davaları ile Genel Kurmay eski Başkanına ilişkin bireysel başvuruları incelediklerini, bu davalarda fahiş hatalar yapıldığını, özellikle adil yargılanma hakkının ciddi anlamda ihlal edildiğini tespit edip sonuca bağladıklarını, bu şekilde söz konusu davalarda yapılan hataların bir nebze olsun düzeltilerek toplumda bir rahatlama sağlandığını, kumpas olarak nitelendirilen bu davaların arkasında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü olduğu konusunda ciddi bir kanaat olduğunu, bu davaların Anayasa Mahkemesinde oy birliğiyle karara bağlandığını, eğer sanığın böyle bir örgütle bağlantısı olmuş olsa idi bu davalarda da muhalif kalması gerektiğini, 10.02.2015 tarihinde emekli olduğunu, iddianamede anlatılan olayların birçoğunun emekli olduktan sonraki aşamaya, bundan sonra neticelenen davalara ilişkin olduğunu, iddianamede ileri sürülen bu konularda herhangi bir şey söylemesinin söz konusu olamayacağını, hazine yardımı ve barajın düşürülmesine ilişkin ... Partisi ve Büyük ... Partisi tarafından yapılan başvurulara ilişkin davalara girmediğini, başvuruların 1-2 muhalefet oyu ile reddedildiğini hatırladığını, yasal engel nedeniyle de başvuruların kabul edilmesinin zaten mümkün olmadığını, bu davalarda ne konuşulduğunu bilmediğini, bahse konu yapı ile ilgili hakkında işlem yapılan 1-2 raportör için sanığın referans olmuş olabileceğini ancak sanık dışında söz konusu raportörler ile ilgili hem siyasilerden hem de çevresindeki arkadaşlarından çok yoğun referanslar geldiğini fakat prensip olarak bunların hiçbirisine itibar etmediğini, bireysel başvurunun çok önemli bir konu olması nedeniyle öncelikle referans verilen herkesle görüştüğünü, mülakat yaptığını ve liyakatlı kişileri almaya çalıştığını, İfade etmişlerdir. Sanık ... Savcılıkta; atılı suçla ilgilisi olmadığı için etkin pişmanlıktan yararlanmak istemediğini, ... numaralı telefon hattını kullandığını, daha önce de 0 542 ... 98 65 numaralı telefon hattını kullandığını ancak hangi yıllar arasında kullandığını net olarak hatırlamadığını, ifade tarihi itibarıyla söz konusu hattın babası tarafından kullanıldığını, sosyal medyada alparslanaltan@gmail.com mail adresine bağlı Facebook hesabının bulunduğunu, Twitter kullanmadığını, ... Çayıralan Lisesi mezunu olduğunu, o tarihlerde ... ilinde ikamet eden ailesinin yanında kaldığını, 1985 yılında ... Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandığını, ilk iki yıl ... ilinde ikamet eden halasının yanında, son iki yılda ise Kredi Yurtlar Kurumuna bağlı Atatürk Öğrenci Sitesinde kaldığını, 1989 yılında mezun olduğunu, bir yıl avukatlık stajı yaptığını, daha sonra adli yargı hâkim adaylığına başladığını, ... adayı olarak stajını yaptığını, bu süre içinde ... ili, Talas ilçesinde bulunan kendilerine ait evde kaldığını, daha sonra kura çekmeden önce eşinin sınıf öğretmenliğini kazanması nedeniyle stajını ... iline aldırdığını, ... ilinde kendi evlerinde kaldıklarını, ... adayı olarak kura çektiğini, daha sonra sırasıyla ... ...Cumhuriyet savcılığı, ... ... Cumhuriyet savcılığı, ... ... Cumhuriyet savcılığı görevlerinde bulunduğunu, 09.01.2001 tarihinde Anayasa Mahkemesi raportörlüğüne seçildiğini, o dönemde Mustafa Bumin’in Anayasa Mahkemesi Başkanı olduğunu, 4616 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi nedeniyle kürsüdeki ceza hâkimleri ile savcılardan Anayasa Mahkemesine atamalar yapıldığını, Anayasa Mahkemesinde raportör olarak görev yaptıktan sonra 2010 yılının Mart ayında meslekten ayrılarak ...Müsteşarlığı Müsteşar yardımcılığı görevine başladığını, yaklaşık kırk üç gün görev yaptıktan sonra Cumhurbaşkanı ...l tarafından Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçildiğini, öğrencilik yıllarında yurtta kaldığı süre içinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile bağlantılı olduğu belirtilen kişiler ile irtibata geçmediğini, toplantılarına katılmadığını, akrabalarından da bu örgüte bağlı yurtlarda kalan olmadığını, eşinin ifade tarihi itibarıyla öğretmen olarak görev yaptığını, lojmanda kaldıklarını, ... ilinde eşine ait evleri bulunduğunu, engelli oğlu olan Halim Eren Altan adına kayıtlı 2013 model Skoda marka araç ile kendine ait olup eşinin kullandığı Nissan Micra marka araçları bulunduğunu, bankada da maaşlarından kalan para olduğunu, bahse konu örgüt ile bağlantılı olduğu belirtilen kişilere para yardımı yapmadığını, bu amaçla kendisinden para talep edilmediğini, BDDK'nın tasarrufları sonrasında ... Grubuna herhangi bir para yatırmadığını, savcı olarak görev yaptığı süre içinde uzun veya kısa süreli olarak yurt dışına gitmediğini, Anayasa Mahkemesi raportörü olduğu dönemde kısa süreli olarak, yedi, sekiz kez Mahkemenin götürmesi nedeniyle yurt dışına resmî ziyaretlere gittiğini, Anayasa Mahkemesi üyesi olduğu dönemde de görevine bağlı olarak yurt dışına on, on beş defa gittiğini, 15.07.2016 tarihinde evde olduğunu hiç dışarı çıkmadığını, 16.07.2016 tarihinde ise ...’da bulunduğunu, şehir dışına çıkmadığını, evde olduğunu, darbe teşebbüsüne ilişkin olarak kendisine herhangi bir kişi tarafından görev verilmediğini, 2014 yılında yapılan HSYK seçimleri sırasında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu iddia edilen adayların seçimine ilişkin olarak herhangi bir yönlendirme faaliyetinde bulunmadığını, o dönem Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili olması nedeniyle oy hakkının da bulunmadığını, yargı imamı olduğu iddia edilen ..., ... ve ... tanımadığını, bu kişilerle de irtibata geçmediğini, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile bir bağlantısının olduğunu kabul etmediğini, Anayasa Mahkemesi üyesi olduğu dönemde yazdığı karşı oylar nedeniyle hakkında bu şekilde bir isnatta bulunulmuş olabileceğini, ... tarafindan 2001 yılında raportörlüğe seçildiğini, daha sonra Tülay Tuğcu’nun Başkan olduğu dönemde de çalışmalarının devam ettiğini, o dönemde Anayasa Mahkemesinde yüce divan yargılamalarının yapıldığını, bu yargılamalarda da koordinatör olarak görev yaptığını, ...’ın başkanlığı döneminde de raportörlükle ilgili çalışmalarının devam ettiğini, söz konusu çalışmalarının değerlendirilmesinden sonra da o dönemki mevcut Başkan ...’ın önerisiyle üyeliğe seçildiğini, hakkındaki soruşturmanın Anayasa’nın 148 ve 149. maddeleri ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 16. maddesi gereğince yapılmasını talep ettiğini, Mahkemede; 1968 yılında Sarıkamış'ta doğduğunu, ilköğrenimini ... Çayıralan Devrim İlkokulunda; orta öğrenimini ... Çayıralan Lisesinde tamamladığını, 1985 yılında girdiği ... Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1989 yılında mezun olduğunu, ... Barosuna bağlı olarak avukatlık stajını tamamladıktan sonra 17.01.1991 tarihinde ... hâkim savcı adayı olarak göreve başladığını, 24.05.1993 tarihinde ... ...Cumhuriyet savcılığı görevine atandığını, 1996 yılında Siverek ... Cumhuriyet savcılığı ve 1998 yılında da ... ... Cumhuriyet savcılığı görevini yürüttüğünü, ... ilçesinde bulunduğu dönemde askerlik görevini yerine getirdiğini, ardından 2001 yılının Aralık ayında ... Cumhuriyet Başsavcısının kendisini aradığını, 4616 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi nedeniyle Anayasa Mahkemesi eski Başkanı ...n'in Mahkemeye raportör almak istediğini söyleyip tavsiye edebileceği Cumhuriyet savcısı veya ceza hâkimi olup olmadığını sorunca Başsavcının kendisinin adını verdiğini, bu nedenle de AYM Başkanının kendisi ile görüşmek istediğini söylediğini, ardından ...’ya gelerek AYM eski Başkanı ... ile görüştüğünü, Başkanın kendisini bakanlıktan, kuruldan ve çalıştığı yerlerden araştırdığını, CV’sini incelediğini, görüşmeden de olumlu bir izlenim edindiğini ifade ederek kabulü hâlinde yazısının yazılacağını söylediğini, bu şekilde 2001 yılı sonunda AYM raportörlüğüne atandığını, AYM'de ..., ... ve ... Başkanlıklarında yaklaşık on yıl raportör olarak görev yaptığını, 2007 yılından itibaren AYM raportörlerinin koordinasyonundan sorumlu raportör olarak çalıştığını, görevi sırasında 4616 sayılı Kanun’la ilgili olarak AYM'ye yapılan çok sayıda başvuruyu inceleyen üç kişilik komisyonda çalıştığını, siyasi partilerin kapatılması ve siyasi partilerle ilgili diğer başvurular ile yüce divan dosyalarında eski başbakan ve bakanların yargılanmalarına ilişkin davalarda ceza ve ceza yargılamasıyla ilgili başvurularda görev aldığını, 26.02.2010 tarihinde dönemin Ulaştırma ve ...Bakanı Binali Yıldırım ve dönemin Başbakanı ......'ın tensibi ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün onayı ...Müsteşarcılığı Müsteşar Yardımcılığı’na atandığını, o tarihlerde görev yapan AYM Başkanı ..., Üyeler ...,...., ... ve ...'ın da talep ve önerileri üzerine 29.03.2010 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından AYM üyeliğine seçildiğini, 26.10.2011 tarihinde yapılan seçimde AYM üyelerinin çoğunluğunun oyuyla başkan vekili seçildiğini, bu görevi 4 yıl süreyle yerine getirdiğini, 26.10.2015 tarihinde yapılan başkan vekilliği seçiminde Engin Yıldırım ile birlikte aday olmasına rağmen son gün adaylıktan çekilerek ...'ı desteklediğini, meslek hayatı boyunca tüm terfilerinin (C) seviyesinde ve mümtazen gerçekleştiğini, sicilinde olumsuz bir durum bulunmadığını, görevi sırasında ayrıca akademik kariyerini de sürdürerek 1992 yılında Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Ticaret Hukuku bilim dalında yüksek lisansını, 2009 yılında da Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü özel hukuk anabilim dalında doktorasını tamamlayarak doktor unvanını aldığını, AYM'deki görevi sırasında Avrupa Konseyiyle yapılan ortak projelerin yürütülmesi ve koordinasyonunda özellikle bireysel başvuru yolunun Türkiye'de kabul edilmesi ve hazırlık amacıyla yürütülen çalışmalarda etkin görevler üstlendiğini, görevi süresince AYM'yi temsilen yerli ve yabancı katılımcılardan oluşan birçok heyetle resmî temaslarda bulunduğunu, görüş alışverişlerinde yer aldığını ve birçok resmî ve akademik ortamda AYM, anayasa yargısı, bireysel başvuru ve insan hakları konularında sunumlar yaptığını, Avrupa Konseyiyle birlikte yürütülen yüksek yargı kurumlarının Avrupa standartları bakımından rollerinin güçlendirilmesi ortak projesi kapsamında Mahkemenin bireysel başvuru işleriyle ilgili olarak üye, raportör ve personelinin eğitimini, kurum dışında diğer yüksek yargı kurumları, barolar ve adalet bakanlığı yetkililerine yönelik eğitim ve iş birliği çalışmalarını mahkeme adına yürüttüğünü, bireysel başvuru öncesi ve sonrasında AYM, Adalet Akademisi, Barolar Birliği, çeşitli barolar ve üniversiteler bünyesinde düzenlenen bilgilendirme toplantılarında etkin rol aldığını, sunum ve panellere katıldığını, Mahkemeye yerli ve yabancı değişik unvan ve görevlerle gelen yüzlerce kişiye Mahkeme ve işlevleriyle ilgili sunumlar yaptığını, önceki AYM başkanı ...'ın başkanlığında AYM'nin diğer ülke AYM'leri ve yüksek mahkemeleri, Avrupa Birliği kurumları, AİHM ve Venedik Komisyonu ile diğer uluslararası kurumlarla ilişkilerin kurulması ve arttırılmasında önemli çalışmalar yaptığını, Avrupa Anayasa Mahkemeleri Birliği, Asya Anayasa Mahkemeleri Birliği, Dünya Anayasa Mahkemeleri Birliği konferansı gibi uluslararası kuruluşlara AYM'nin üye olarak katılması ve ilişkilerin geliştirilmesi için yoğun çalışmalarda bulunduğunu, AYM'nin diğer ülke AYM'leri ve yüksek mahkemeleriyle karşılıklı birçok ikili işbirliği çalışmalarında önemli görevler yürüttüğünü, belirtilen çalışmaları nedeniyle söz konusu kuruluşlar ve diğer ülkelerin AYM ve yüksek mahkeme mensuplarının birçoğu ile yakın temas ve ilişkileri bulunduğunu, hayatı boyunca hiçbir örgüte, hiçbir terör örgütüne üye olmadığını, irtibat veya iltisak içerisinde bulunmadığını, yaklaşık on yıl Cumhuriyet savcılığı, on yıl raportörlük, iki yıl üyelik ve dört yıl başkan vekilliği döneminde görevlerini kanunlara uygun, hiç kimseden emir ve talimat almadan, ailesinden, engelli oğlundan ve hatta sağlığından fedakârlıkta bulunarak dürüst ve vakur bir şekilde meslek ilkelerine uygun olarak yerine getirdiğini, görevlerine ilişkin emir ve talimat almanın fıtratına ters bir davranış şekli olduğunu, bu nedenle terör örgütünün talimatıyla hareket ettiği yönündeki iddia ve ithamı kesinlikle kabul etmediğini, Anayasa’nın 148 ve 6216 sayılı AYM'nin Kuruluş Kanunu’nun 16. maddesinde AYM üyelerinin görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işledikleri iddia edilen suçlarıyla kişisel suçları için soruşturma açılmasının AYM Genel Kurulunun kararına bağlı olduğunu ancak ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde soruşturmanın genel hükümlere göre yürütüleceğinin düzenlendiğini, aynı Kanun’un 17. maddesinde ise ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli istisna olmak üzere görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işledikleri iddia edilen suçları ve kişisel suçları nedeniyle AYM üyeleri hakkında koruma tedbirlerine ancak soruşturma kurulunun talebi üzerine AYM Genel Kurulunca karar verilebileceğini, ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü hâllerinde soruşturmanın genel hükümlere göre yürütüleceğinin ifade edildiğini, iddianamede terör örgütü mensuplarından talimatlar aldığı, seçimlerde örgütün işaret ettiği yönde oy kullandığı, örgüte müzahir kişiler ve kurumlar lehine olabilecek davaları takip ettiği, bu davalarda karşı oy kullandığının ifade edildiğini, terör örgütü üyeliği suçlamasının bu eylem ve faaliyetlere dayandırıldığını, bu eylemlerin ancak görev sırasında ve görevin sağladığı yetki ve kolaylıklar sayesinde işlenebilen eylemlerden oluştuğunu, Yargıtayın istikrar bulmuş kararlarına göre görev suçunun; memuriyet göreviyle ilgili ve bağlantılı diğer bir ifadeyle suçu oluşturan fiille görev arasında illiyet bağının bulunduğu, suçun görevin sağladığı imkânlardan yararlanılarak işlendiği ve failinin kamu görevlisi olmasının suçun kurucu unsuru olduğu bir suç tipi olduğunu, konuyla ilgili AYM'ye yapılan bir başvuruda Ergenekon silahlı terör örgütü kapsamında birtakım suçlar işlediği iddia edilen dönemin Genel Kurmay Başkanı hakkında verilen mahkûmiyet hükmünün temyiz incelemesini yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesince; anılan dava sanığının iddianamedeki suçları Genel Kurmay Başkanlığı görevinin kendisine sağladığı kolaylık ve avantajla gerçekleştirdiğini, suçlamaya ilişkin eylemlerin görevde yetkinin kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu ve anılan dava sanığının doğrudan göreviyle ilgili bulunduğunun belirtildiğini, bu nedenle söz konusu sanığın 353 sayılı Kanun’un 15/a maddesine göre yüce divanda yargılaması gerektiğinden davanın yüce divan yerine ağır ceza mahkemesinde açılması ve yargılamanın da bu mahkemede yapılmasının Anayasa ve Yasa’ya açıkça aykırı olduğunun dile getirildiğini, nitekim Dairenin bozma kararı üzerine ... 4. Ağır Ceza Mahkemesinin dosyayı AYM'ye gönderdiğini, AYM'nin de isnat edilen suçların görev suçu olduğunu ve ilgili kişinin yüce divanda yargılanması gerektiğini belirterek 353 sayılı Kanun’un 15/a maddesi gereğince durma kararı vererek soruşturma izni verilmesi için dosyayı Başbakanlığa gönderdiğini, yine benzer şekilde anayasal düzeni ortadan kaldırma suçuna teşebbüsten ve silahlı terör örgütü üyeliği suçundan yargılanan hâkimler M.Ö. ve M.B.'nin örgütün talimatları doğrultusunda terör örgütü üyeleriyle ilgili verdikleri kararlar nedeniyle haklarındaki soruşturmanın 2802 sayılı Kanun’da öngörülen özel soruşturma usulüne göre, yargılamalarının da haklarındaki suçlar görev suçu kabul edilerek Yargıtay 16. Ceza Dairesince yapıldığını, CMK'nın 2. maddesinde suçüstü hâlinin tanımlandığını, darbeye teşebbüs suçu açısından 15 Temmuz darbe girişiminin suçüstünü oluşturabilecek bir gelişme olduğunu, dolayısıyla darbeye teşebbüs suçu açısından ağır cezalık suçüstü hâlinin varlığı konusunda herhangi bir tereddüt bulunmadığını, kendisinin 15 Temmuz darbe girişimiyle hiçbir ilgisi olmadığı gibi ne tutuklama kararında ne de iddianamede buna yönelik herhangi bir iddianın da yer almadığını, örgüt üyeliği suçunun temadi eden suçlardan olduğunu, örgüt üyesinin suçüstüne tabi bir suç işlemesi hâlinde hakkında suçüstü hükümlerinin uygulanabileceğini, darbeye teşebbüse yönelik herhangi bir eylemi bulunmamasına karşın başka kişilerce işlenen suçüstü hükümlerine tabi başka bir suçtan dolayı sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, kendisi açısından suçüstü hâli olmadığına göre suç tarihi itibarıyla AYM üyesi sıfatını taşıması nedeniyle Anayasa’nın 148 ve 6216 sayılı Kanun’un 16 ve 17. maddelerine göre hakkında genel hükümlere göre soruşturma yürütülemeyeceğinden ... Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ceza soruşturması ve uygulanan tüm koruma tedbirleriyle verilen kararların açıkça hukuka aykırı olduğunu, diğer yargı mensuplarıyla kendisi hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırma suçuna teşebbüsten soruşturma başlatılmasına gerekçe yapılan hususların hiçbirinin ayrıca suçüstü hâlinin somut olayda kendisi açısından mevcut olmadığını, olmayan delillerle başlatılan soruşturmada suçüstü hâli varmış gibi gösterilmek suretiyle özel soruşturma usulü atlanarak genel hükümlere göre tutuklama ve soruşturma işlemleri yapabilmenin amaçlandığının anlaşıldığını, zira terör örgütü üyeliği iddiasıyla ilgili soruşturma makamlarının elinde 14.01.2016 tarihinde hangi deliller varsa gözaltı kararının verildiği 16.07.2016 tarihinde de aynı deliller bulunduğunu, hakkındaki suçlamaya dayanak yapılan delillerin soruşturmanın başladığı tarihten aylar sonra dosyaya girdiğini, kendisi ile ilgili iddia edilen eylemden dolayı suçüstü hükümlerinin uygulanamayacağı bilindiğinden 15 Temmuz sonrasında toplumda oluşan darbe karşıtı kamuoyu desteği de alınmak suretiyle darbe ve terör örgütüyle ilgisi olmamasına rağmen hakkında suçüstünün varlığı bahanesiyle soruşturma yürütüldüğünü, iddia edilen eylemlerin tamamının görevi ile ilgili olması ve suçüstü hâlinin bulunmaması nedeniyle daha fazla hak ihlaline ve suç işlenmesine meydan verilmemesi adına bu aşamada CMK’nın 223. maddesi gereğince hakkında durma kararı verilerek dosyanın Anayasa’nın 148 ve 6216 sayılı Kanun’un 16. maddesine göre gereğinin yapılması için AYM’ye gönderilmesi gerektiğini, darbe teşebbüsünü televizyondan öğrendiğini, 16.07.2016 tarihinde bir sonraki gündemin dosyalarını okuduğu sırada saat 16.30'da polis memurlarının evine gelerek darbe nedeniyle hakkında gözaltı kararı bulunduğunu söylediklerini, adeta bireysel başvuru dosyalarını okurken suçüstü yakalanmış olduğunu, polis memurlarına AYM üyesi olduğunu, bu şekilde savcı talimatıyla gözaltına alamayacaklarını, bunun Anayasa’ya ve 6216 sayılı Kanun’a aykırı olduğunu ifade ettiğini, bu sırada eve gelen AYM Başkanı Zühtü Arslan'ın da kendisi hakkında AYM üyesi olduğunu, AYM tarafından karar verilmeksizin gözaltına alamayacaklarını söylemesine rağmen yetkilerinin kaldırıldığı söylenerek gözaltı işlemine devam edildiğini, böylece darbeye katılmış olmamasına rağmen darbecilerden önce gözaltına alındığını, Anayasa ve 6216 sayılı Kanun’daki açık hükümler göz ardı edilerek ve darbe suçu bahane gösterilerek anayasal bir görev yapan, görevi kanunların anayasaya aykırılığını incelemek ve temel hak ve özgürlüklerin korunması olan bir anayasa yargıcının sıradan bir şüpheli gibi anayasal düzene ve devlet aleyhine suç işleme amacına sahip bir terör örgütüne üyeliği ithamıyla apar topar gözaltına alınmasının belirtiği mevzuat hükümlerine, hukuk devlet ilkesine ve hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, hukuk güvenliğinin geçerli olduğu bir hukuk devletinde devletin yasal düzenlemelerde ve uygulamalarda bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınması gerektiğini, hayatında hiçbir yasa dışı iş ve işlem içinde olmamasına, teröre karşı olmasına, mesleki yaşamını insan onurunun, bireyin temel hak ve hürriyetlerinin korunmasına adamış olmasına rağmen bir sabah kendisini terör örgütü üyesi olarak ilan edilmiş bulduğunu, hukuk devletinde bir eylemin suç olup olmadığının siyasi makamlar veya siyasetin etkisindeki kurumlar ve onun konjonktüre göre değişebilen fikir ve görüşlerine göre değil, yasalar ile bağımsız ve tarafsız yargı organları tarafından belirleneceğini, darbe girişimiyle hiçbir ilgisi olmadığı hâlde 15 Temmuz darbe girişiminin failleri hakkında henüz hiçbir yargı kararı bulunmadığı hâlde darbeci askerler dahi henüz yakalanmamışken darbe girişiminde bulunulması eyleminin aleyhine kanıt olarak değerlendirilip bu suretle suçüstü hâlinin oluştuğunu kabul etmenin hukuken izahını yapmanın mümkün olmadığını, Anayasa’nın 38. maddesi ile TCK’nın 20. maddesine göre ceza sorumluluğunun şahsi olduğunu, hiç kimsenin başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamayacağını, birilerinin başkalarının eylemlerinden dolayı sorumlu tutulmalarının ceza hukukunun sorumluluk ilkesine tamamen aykırı olduğunu, alınacak karar ve yapılacak adli işlemler bakımından darbe girişimi fırsat bilinerek oluşan konjonktürel ortama ve oluşturulan algı iklimine göre hareket edilmesinin yasal olmadığını, görevin kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, suçüstü durumu söz konusu değilken Anayasa, 6216 sayılı Kanun ve CMK'da yer alan hükümlere aykırı olarak hakkında yapılan gözaltı, arama, sorgu, tutuklama işlemlerinin tamamen hukuksuz olduğunu ve suç teşkil ettiğini, suçüstü hâli şartları oluşmadan yetkili olmayan merci tarafından somut delillere dayalı makul şüphe veya kuvvetli şüphe sebepleri bulunmadan gözaltı ve tutuklama kararları verilerek özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğini, nitekim bu uygulamalarla ilgili olarak AİHM'e yapmış olduğu bireysel başvuruda hükümetin savunması için yazılan yazıda belirtilen bir AİHM kararında da benzer gerekçelere yer verildiğini, AİHM Büyük Dairesinin 05.07.2016 tarihli Moldova kararında; yargı makamlarının tutuklama için ilgili ve yeterli gerekçe sunma yükümlülüğünün kişinin ilk tutuklandığı tarihten başlayarak tutukluluk süresince devam ettiğinin ifade edildiğini, AİHM'in öncelikli olarak inceleme kararı verdiği başvurusu hakkında belirtilen sebep ve gerekçelerle büyük olasılıkla ihlal kararı verileceğini, bir kısmı kanunda bulunmayan ve hukuki olmayan ibarelerden bir kısmı ise tekrardan ibaret bulunan basmakalıp ifadelerle tutukluluk süresi uzatılarak on yedi ay sonra iddianame hazırlanıp yirmi iki ay sonra duruşmaya çıkarılmak suretiyle ihlalin daha da ağırlaştırıldığını, soruşturma sırasında gizlilik bahanesiyle taraflarına hiçbir bilgi ve belge verilmemesine karşın fezlekenin cumhuriyet savcılığı ve AYM tarafından basına verilerek hakkında hain suçlaması ve hakaretiyle manşetler attırıldığını, haberler yaptırıldığını, bu şekilde masumiyet karinesi, özel hayatın ve insan onurunun korunmasına ilişkin haklarının ihlal edildiğini, hakkındaki suçlamanın manevi baskı altında ve muhtemelen birtakım vaatlerle itirafçı yapılan tanık ... ile gizli tanıklar "Defne" ve "Kitapçı" adı verilen üç raportörün asılsız, soyut ve kişisel tahminler içeren beyanlarına dayandırıldığını, soruşturma sırasında savcının delilden sanığa gitmek yerine soruşturmayı itirafçı sanık ve gizli tanık olmaya yönlendirilen kişilerin beyanları arasına yerleştirilen asılsız, mesnetsiz, tahmin ve yoruma dayalı beyanlarına dayandırdığını, ayrıca savcının bu kişilerden aleyhine beyan alabilmek için adeta özel bir gayret gösterdiğini, bu kişilerin birçok defa beyanlarının alınarak hakkında suç delili oluşturmaya çalışıldığını, tanık ...'ın dört kez ifadesinin alındığını, bu beyanların muhtemelen yapılan pazarlıkla geliştirildiğini, aralarına daha önceki beyanlarda olmayan yeni itham ve iddiaların eklendiğini, suç oluşturulmaya ve tarafına yüklenmeye çalışıldığını, bir kısım vaat ve telkinler karşılığında alındığı bizzat HSYK Başkan Vekili ... Yılmaz tarafından basın yoluyla açıkça ikrar edilmiş olması da dikkate alındığında hukuka aykırı delil kapsamında olmaları nedeniyle soruşturmaya da mahkûmiyete de esas alınmalarının mümkün olmadığını, itirafçı ve gizli tanık beyanlarında hakkında ileri sürülen iddiaları kabul etmediğini, hakkındaki suçlamanın en önemli dayanağı olarak ileri sürülen iddianın birtakım FETÖ bağlantılı başvurularda kullandığı karşı oylar ve karşı oy yazıları olduğunu, bu karşı oyların da ifade ettiği görüşlerinin AYM'nin önceki kararlarında yer alan ve Anayasa’daki temel hak ve özgürlüklerin korunmasına yönelik teknik gerekçelere dayandığını, hâkimlerin kararlarını konjonktüre, sanığın mensubiyetine ve oluşturulan algılara göre değil Anayasa’ya, kanunlara, meslek ilkelerine ve vicdanlarına göre vermeleri gerektiğini, kendisi için sanığın kimliği veya mensubiyetinin değil önündeki dosyanın hukuki niteliğinin önemli olduğunu, Balyoz ve Ergenekon sürecinde de FETÖ'yle ilgili başvurularda da durduğu yerin değişmediğini, vicdan, hakkaniyet ve temel insan hakları doğrultusunda görüşlerini oluşturup görevini yerine getirdiğini, bu doğrultuda oylarını kullanıp karşı oylarını yazdığını, birkaç başvuruda FETÖ bağlantılı başvurular lehine karşı oy kullandığı doğru ise de yüzlerce bireysel başvuruda bu kişiler aleyhine verilen kararlarda imzası olduğu gerçeğinin göz ardı edilmemesi gerektiğini, öte yandan söz konusu karşı oy yazısındaki gerekçelerin başvurucunun kimliğine ve mensubiyetine bakılmaksızın kendisinin daha önceki başvurularda ifade ettiği hukuki mütalaalarından ve mahkemenin benzer durumdaki diğer başvurucular hakkında verdiği kararlarda kullandığı gerekçelerden oluştuğunu, aynı dosyanın tekrar önüne gelmesi hâlinde aynı şekilde karşı oy yazacağını, buradaki yanlışlığın karşı oy yazan kendisinde değil, daha önceden oluşturulan ve birçok başvuruda kullanılan gerekçeleri başvurucunun kimliğini ve mensubiyetini gözeterek kullanmaktan kaçınan çoğunlukta olduğunu, iddianamede belirtilen ...'ya ait kararın da ele alındığı, AYM ve Avrupa Konseyinin iş birliğiyle 4-5 Haziran 2016 tarihinde ...'da gerçekleştirilen, özgürlük ve güvenlik hakkı bağlamında AYM kararlarının tartışıldığı toplantıya yurt içi ve yurt dışından insan hakları, ceza ve ceza muhakemesi hukuku uzmanları ile akademisyenlerin katıldığını, bu toplantılarda hakkındaki suçlamaya dayanak yapılan Mahkeme kararı değerlendirilerek karşı oydaki gerekçelerin AİHM yaklaşımı ve temel hakların korunması bakımından isabetli, çoğunluk görüşünün ise önceki kararlarıyla çelişkili ve sorunlu olduğunun ifade edildiğini, söz konusu toplantının Avrupa Konseyi ve AYM tarafından görüntülü olarak kayda alındığını, bu durumun kayıtlardan da tespit edilebileceğini, kendisine atfedilen suçun oluşabilmesi için kesinleşmiş bir yargı kararıyla silahlı terör örgütü olduğu ortaya konulan bir yapı olması ve kendisinin de bu durumu bilerek ve isteyerek böyle bir örgütün hiyerarşisine dahil olması gerektiğini, iddianamede silahlı bir terör örgütüne dahil olduğunu ya da silahlı bir terör örgütüyle organik bir bağının bulunduğunu gösteren hiçbir delil olmadığını, kriminal olarak iddia olunan FETÖ terör örgütünün 3713 sayılı TMK anlamında işlediği iddia edilen ilk cebir ve şiddet eyleminin 15.07.2016 tarihinde gerçekleşen darbe girişimi olduğunu, bu hususun hükûmet mensupları ve yargı bürokratlarınca da açıkça ifade edildiğini, bu nedenle de silahlı terör örgütü üyeliği suçunun bu tarihten başlaması gerektiğini, bu tarihten önce gerçekleşen ve söz konusu darbe girişimine yönelik olmayan tüm eylem ve davranışların bu suçun delili olarak nitelendirilemeyeceğini, başka bir anlatımla silahlı terör örgütü üyeliğiyle suçlanabilmesi için kendisinin söz konusu terör örgütünün darbe girişiminde bulunacağını bildiğinin ve buna yönelik eylem ve davranışlarda bulunduğunun delilleriyle birlikte ortaya konulmuş olması gerektiğini, Yargıtay içtihatlarına göre terör örgütü üyeliği suçunun manevi unsurunun doğrudan kast ve suç işleme amaç ve saiki olduğunu, örgüte giren kişinin girdiği örgütün terör suçu işleyen veya bu suçu işlemeyi amaçlayan bir örgüt olduğunu bilmesi ve bunları bilerek ve isteyerek örgüte katılması, onun bir parçası olmayı istemesi ve katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerektiğini, bir oluşumun çekirdeğini oluşturan kişilerin suç işlemek amacıyla hareket etseler bile oluşumun içinde yer alan fakat bu amaçtan habersiz olan diğer kişilerin suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüte üye olmaktan sorumlu tutulamayacaklarını, buna göre her türlü kuşkudan uzak kesin ve inandırıcı delillerle kendisinin bu yapının 3713 sayılı Kanun’un 1. maddesinde tanımlanan şekliyle cebir ve şiddet kullanarak baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle demokrasi, insan hakları ve hukuk devletine dayanan anayasal düzen ve kurumları yok etmeye yönelik amacını bildiği, bu amacı benimsediği, örgütün amacını kendi amacı yaparak onun gerçekleşmesini istediği ve destek olduğunun ortaya konulmasının gerektiğini, itirafçı ve gizli tanıkların soyut tahmin ve kanaate dayalı suçlamalarından hareket edilerek terör amacıyla kurulan silahlı bir örgüte bilerek ve isteyerek üye olduğu sonucuna varılmasının mümkün olmadığını, öte yandan terör örgütü üyeliği suçunun oluşabilmesi için örgütün amaçlarını kabul ederek örgütün emir ve hiyerarşisine tabi olduğunun hem fail hem de örgüt tarafından bilinmesi ve kabul edilmesi gerektiğini, bilme ve kabulü söz konusu olmaksızın örgüt mensubu olduğu ileri sürülen birtakım kimselerin kendisinin hukuk içerisinde ve görevi icabı gerçekleştirdiği, karşı oy yazmak gibi birtakım faaliyetlerinin kendi lehlerine olduğu yorumunu yapmış olmalarının da kendisini terör örgütüne üye olan veya örgüte yardım eden biri hâline getirmeyeceğini, ayrıca TCK’nın 314. maddesinde düzenlenen örgüt üyeliği suçu için genel kast yanında özel kastın da bulunması gerektiğini, CMK'ya göre yüklenen suçun ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş olan delillerle ispat edilmiş olabileceğini, hükmün kanuna aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanmasının hukuka kesin aykırılık sebebi olduğunu, CMK 134. maddesinde düzenlenen tedbire başvurulabilmesi için somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ile başka suretle delil elde etme imkânının bulunmaması gerektiğini, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, gizli soruşturmacı ve teknik araçlarla izleme tedbirlerinin uygulanmasına ilişkin Yönetmelik’in 4. maddesine göre soruşturma ve kovuşturma sırasında diğer tedbirlere başvurulmuş olsa bile sonuç alınamayacağı hususunda bir beklentinin varlığı veya başka yöntemlerden bir veya bir kaçının uygulanmasına rağmen delil elde edilememesi ve delillere ancak söz konusu Yönetmelik’te düzenlenen tedbirlerle ulaşılabilecek olması hâlinde başka suretle delil elde etme imkanının bulunmadığından bahsedileceğini, böylece bireyin özel hayatına ve kişisel verilerine önemli bir müdahale teşkil eden bu koruma tedbirine son çare olarak başvurulmasının amaçlandığını, hakkındaki arama ve el koyma kararlarının Anayasa’da, 6216 sayılı Kanun’da ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nda belirtilen hükümlere uyulmaksızın suçüstü şartları bulunmadan yetkili olmayan merci tarafından makul şüphe şartı dahi yerine gelmeden hukuka aykırı olarak verildiğini, bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbirinin CMK’nın 134. maddesinde düzenlenmiş olup aynı Kanun’un 116 ile 123. maddeleri arasında yer alan arama koruma tedbirinin özel bir görünümünü oluşturduğunu, bu hâllerde arama kararının yalnızca hâkim tarafından özel koşullarla verilebileceğini, Cumhuriyet savcısı tarafından gecikmesinde sakınca bulunan hâl gerekçesiyle verilen arama kararına istinaden yapılan aramada elde edilen dijital delillerle ilgili sonradan hâkim tarafından el koymanın onaylanması ve CMK’nın 134. maddesi uyarınca imaj alma ve inceleme kararı verilse dahi bu kararların Cumhuriyet savcısı emriyle yapılan aramada elde edilen delilleri hukuka uygun hâle getirmeyeceğini, evinde arama yapıldığı sırada kendisine herhangi bir arama kararı ibraz edilmediğini, hâkim tarafından verilen bir arama kararı olmaksızın kolluk görevlilerince kendisinin ve çocuklarının kullandığı bir kısım dijitallere el konulduğunu, kanuna uygun olarak kopya ve imaj çıkarılması, yedekleme, hash değerlerinin tespiti ve mühürleme işlemleri yapılmaksızın tüm dijital malzemeler bir torbaya doldurularak hukuka aykırı bir biçimde el konulduğunu, bu işlemler gerçekleştirildikten ve evden ayrılarak iş yerinde arama işlemi tamamlandıktan sonra kolluk görevlilerinden birinin cep telefonundan arama kararı olduğunu söylediği bir metni ekrandan gösterdiğini, arama kararı olarak kendisine gösterilen ancak adının yer almadığı söz konusu metnin kolluk görevlilerinin telefonuna arama işlemleri tamamlandıktan sonra mesaj olarak gönderildiğini, bununla birlikte gerçekten bir arama kararı olup olmadığının, hangi merci ve mahkeme tarafından ve ne zaman verildiğinin de şüpheli olduğunu, nitekim arama tutanağına bu durumu şerh ederek imzaladığını, dolayısıyla yapılan arama ve arama sırasında dijital verilere el konulması işlemleri ile bu yolla elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğunu, arama işleminin yapıldığı tarihten sonra 27.07.2016 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan 668 sayılı KHK ile CMK’nın 134. maddesinde değişiklikler yapılmış ise de aramanın yapıldığı tarihteki hükümlerin geçerli olduğunu, ayrıca söz konusu KHK'nın 3. maddesinde işlemlerin tamamlanması üzerine el konulan cihazların gecikme olmaksızın iade edileceği belirtilmesine rağmen aradan yirmi iki ay geçtiği hâlde el konulan dijital cihazların iade edilmediğini, sonuç olarak hakkında verilen arama ve el koyma kararların hukuka aykırı olduğu gibi bilgisayar ve dijital verilerin imajının alınmasının CMK hükümleri ve Yargıtay 16. Ceza Dairesinin benimsediği ilkelere uygun olarak yapılmadığını, itirafçı ve gizli tanık beyanlarına ilişkin olarak iddianamede AYM eski raportörleri olan bir itirafçı ile iki gizli tanık beyanının hakkındaki suçlamaya dayanak yapıldığını, bu beyanların esas itibarıyla HSYK Başkan Vekilinin 21.10.2016 tarihinde yaptığı “Disiplin açısından itirafta bulunan hâkim ve savcılar olursa ihraç yoluna gitmeyeceğiz. Yeter ki bize örgütü deşifre konusunda çok yararlı bilgiler versinler.” şeklindeki mesleğe dönme vaadiyle yaptığı açıklamadan sonra alındığını, ancak bu vaadin gerçek olmadığı, hâkim ve savcıların iradelerini sakatlamak için yapıldığının da yine Başkan Vekilinin 28.12.2016 tarihli açıklamasıyla ortaya çıktığını, bu açıklamada da “Herkes rahat olsun. HSYK etkin pişmanlıktan faydalanan hiçbir kimseyi yeniden göreve döndürmeyecek. Bu açıklamayı tamamen itirafçılığı teşvik amacıyla yaptım ve çok da başarılı oldum. Çünkü o vakitlerde bir tane bile itirafçı yokken o açıklamam sonrası itiraflarda patlama oldu. İki yüzün üzerinde itirafçı sayesinde 2.400 hâkim ve savcı hakkında FETÖ üyesi olduğuna dair delil elde ettik.” dediğini, bu açıklamalardan hâkim ve savcıların terör örgütü üyesi oldukları iddiasına ilişkin önemli delillerden olduğu kabul edilen itirafçı ve tanık beyanlarının özgür iradeye dayanmadığının ve CMK 148. maddesinde belirtilen yasak yöntemlerle elde edildiğinin anlaşıldığını, ...’in konuyla ilgili olarak; “Belli bir kamu görevi ifa eden bir kişinin özellikle hâkim ve savcıların terör örgütü üyeliğiyle suçlanabilmesi için bu suçlamanın somut bir suç vakasıyla ilişkilendirilmesi gerekir. Bir kamu görevlisinin somut bir suç vakası ile ilişkilendirilmeden soyut bir şekilde terör örgütü üyeliği ve yöneticiliğiyle suçlanması bununla hukuk dışında başka bir amacın güdüldüğünü gösterir.” dediğini, AİHM'in bir kararında; “Makul şüpheye ve hiçbir delile dayanmadan yapılan gözaltı ve tutuklama işlemiyle amaçlanan şüpheliye suçu ikrar ettirmek, başkaları aleyhine tanıklık yapmaya zorlamak ve olmayan şüphe sebeplerine zemin hazırlayacak bilgileri elde etmektir.” şeklinde hukuk dışı amacın neler olabileceğini ifade ettiğini, yargı mensupları hakkındaki soruşturmanın tam da AİHM'in ifade ettiği amaç doğrultusunda başlatıldığını, bu kapsamda elde delil olmadığı için mesleğe dönme ve tahliye vaadiyle ya da ceza evinde hücrelere konup tecrit edilerek kişilerin itirafçılığa ve başkaları aleyhine tanıklık yapmaya zorlandığını, bu şekilde suç delillerinin elde edilmeye çalışıldığını, yine ...’in; “Kişilerden itiraf çerçevesinde alınan bilgilerin somut vakasına ilişkin olmadığı takdirde bu itirafların TCK’nın 221. maddesi çerçevesinde etkin pişmanlık olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, tahliye beklentisiyle tutuklu kişilerle at pazarlığı yapıldığını ve tahliye beklentisiyle alınan bilgilerin bir suç olgusuna ilişkin bulunmadığını,” ifade ettiğini, bu nedenle itirafçı ve gizli tanık beyanlarındaki suçlamalara bu nitelikleri dikkate alınarak yaklaşılması gerektiğini, itirafçı olan tanık ...'ın beyanlarına ilişkin olarak Cumhuriyet savcısının FETÖ terör örgütüne üyelikle suçlanan bu tanıkla yakından ilgilendiğini, bu tanığın birçok kez beyanını alarak adeta aleyhinde delil oluşturabilmek için özel bir gayret gösterdiğini, soruşturmalarda nadir rastlanacak bir uygulama olarak tanığın 09.09.2016, 21.10.2016, 19.07.2017 ve 05.09.2017 tarihlerinde tam dört kez savunmasını aldığını, hakkındaki suçlama üzerinde hiç durmaksızın aleyhinde delil oluşturmaya çalıştığını, bu savunmalarda tanığın soyut tahmine dayalı beyanlarda bulunduğunu, kendisine yönelik somut hiçbir suçlama ortaya koyamadığını, tanığın “..., üyeler özel hayatlarıyla ilgili bilgi veriyorlar. Bu bizim arkadaşlar niye bilgi vermiyorlar demişti. Bu üyeler ... ve ...'dır.” şeklindeki ifadesinde kendince yorum yaptığını, özel hayatı ile ilgili bilgileri örgüte verdiğine ilişkin iddiaların bir anlamı ve doğruluk payı olmadığını, iftira ve asılsız ithamdan ibaret olduğunu, tanığın ByLock yazışmalarındaki “...” isminin çağrışımının ... olduğu, bu nedenle ByLock yazışmalarında geçen ... isimli kişinin kendisi olduğu yönündeki iddiasının iftira ve asılsız itham niteliğinde olduğunu, kendi adının “...” ismiyle çağrışım olarak nasıl benzediğinin açıklanması gerektiğini, tanığın bu konuda görgüye dayalı bilgi yerine kendi sübjektif yorumlarını ifade ettiğini, kendisinin kod adının bulunmadığı gibi hukuka aykırı bir eyleminin de bulunmadığını, daha önceden raportörlerin koordinasyonuyla görevli raportör olarak görev yapmış olması nedeniyle raportörler ile diğer üyelerden daha yakın ilişki içinde olduğunu, Mahkemedeki kıdemi itibarıyla tüm üye ve raportörlerden AYM'deki hizmet süresine göre daha fazla görev yapmış olduğunu, bu nedenle tüm personel, raportörler ve üyelerle çok yakın ve sağlıklı ilişkisi bulunduğunu, ayrıca Mahkeme üyelerinin de talebiyle üyeler adına tüm çalışanların doğum, ölüm, evlilik gibi durumlarında kutlama, hediye alımı ve taziye ziyaretlerini genellikle üyeler Burhan Üstün ve ...yla birlikte gerçekleştirdiklerini, göreve yeni başlayanları kutlamaya gittikleri gibi gün içerisinde de birlikte üye, raportör ve personele nezaket ziyaretleri yaptıklarını, tanığın iddia ettiği gibi diğer üyelerden ayrı olarak raportör odalarına veya ... ve ...'in odalarına sık sık gidip gelmesinin söz konusu olmadığını, sık sık ...'in yanına gidip onunla sekreter odasında gizlice görüştüğü iddiasının tamamen asılsız olduğunu, raportörlerle baş başa yaptığı görüşmelerin büyük çoğunluğunun bireysel başvurularla veya görev kapsamında yapılan görüşmeler olduğunu, eski Başkan Vekili ve 2. Bölüm Başkanı olması nedeniyle özellikle bireysel başvurunun ilk zamanlarında raportörlerle çok yakın mesaileri olduğunu, ancak bunların hiçbirisinin örgütle ilgili görüşmeler olmadığını, örgüt yapılanması içerisinde verilen talimatlar doğrultusunda muhalefet yazma iddiasına ilişkin olarak tanığın aslında kendisinin örgüt üyesi olduğunu bilmediğini ancak verilen talimatlar doğrultusunda bazı kararlara muhalefet yazması nedeniyle kendisinin de FETÖ'cü olduğunu anladığını ileri sürdüğünü, tanığın bu iddiasının da kendi yorumunu içeren bir iftiradan ibaret olduğunu, hiç kimsenin talimatıyla hiçbir şekilde oy kullanmadığını ve karşı oy yazmadığını, gizli tanık Defne'nin beyanlarındaki suçlamaların soyut, anlamsız ve gerçeklerden uzak yakıştırmalardan oluştuğunu, bu tanığın ilk beyanının AYM'de yönlendirmeyle alındığını, AYM mevzuatında yeri olmamasına rağmen gizli tanık yapıldığını, eski raportör olan bu kişinin gizli tanık sıfatıyla verdiği beyanın görgüye dayalı hiçbir husus içermediğini, bu gizli tanığın örgütün talimatıyla ... Partisi ve Büyük ... Partisine seçim barajı ve hazine yardımıyla ilgili başvuru yaptırıldığı ve bunun akıl hocası ve takipçisinin AYM raportörleriyle birlikte kendisi olduğu iddiasına ilişkin olarak söz konusu başvuruların yapılmasında herhangi bir etki ve yönlendirmesinin olup olmadığının adı geçen parti yetkililerinden sorulabileceğini, dosyayla ilgisinin görevi kapsamında olduğunu, karşı oy yazmasının da görevi kapsamında bir işlem olduğunu, karşı oy yazısının teknik gerekçelere dayandığını, gizli tanık Kitapçı'nın aralarındaki ilişkilerden ...'ın yanı sıra Oğuz Kaya, Ahmet Kırtepe ve kendisinin cemaatten olduğuna dair kanaatinin oluştuğuna ilişkin beyanına yönelik olarak ...’ın Mahkeme üyesi, Oğuz Kaya’nın Genel Sekreter ve Ahmet Kırtepe'nin de Genel Sekreter Yardımcısı olduğunu, tanığın hangi ilişkilerden nasıl bir çıkarımla kendisinin de cemaatten olduğu sonucuna vardığının belli olmadığını, Mahkemede herkesle olduğu gibi adı geçen şahıslarla da yakın ilişkisinin ve görevleri nedeniyle iletişimlerinin bulunduğunu, tanığın bu beyanlarının da ciddiye alınacak hiçbir tarafı olmadığını, ByLock görüşmelerine dayandırılan iddialarla ilgili olarak hiçbir şekilde ByLock programını kullanmadığını, bu program aracılığıyla yapılan yazışmalarda kendisine ait olduğu ileri sürülen kod ismini iddianameden öğrenmiş bulunduğunu, karşılıklı mesajların gönderildiği şahıslarla yasa dışı herhangi bir ilişkisinin bulunmadığını, ... ve ...’in AYM eski raportörleri olduklarını, ...’ı ise hiçbir şekilde tanımadığını, AYM raportörü olan kişilerle ilgili ilişkisinin tamamen görevi kapsamında ve iş ilişkisi boyutunda olduğunu, bunun dışında ByLock yoluyla veya herhangi bir şekilde yasa dışı ilişkisi ve irtibatının bulunmadığını, bu kişiler arasındaki yazışmaların kendisi ile hiçbir ilgisi olmadığını, ... ismi kullanılarak kimi kast ettiklerini bilmediğini, örgütle bağlantılı herkesin ByLock kullanmasına karşın kendisinin neden ByLock yoluyla haberleşmediğinin ortaya konulmadığını, Başkan Vekilliği seçimlerinde örgütün talimatı ile Engin Yıldırım'ın değil ... Paksüt ve Celal Mümtaz Akıncı'nın desteklendiği iddiasının gerçekle bir ilgisi bulunmadığını, zira 26.10.2015 tarihinde yapılan Başkan Vekilliği seçiminde iki aday bulunduğunu, bunlardan birinin Engin Yıldırım diğerinin ise kendisi olduğunu, son güne kadar da adaylığının devam ettiğini, ancak son gün yani seçimden bir gün önce gördüğü lüzum üzerine adaylıktan çekildiğini, hem çekilme kararını hem de seçimde kendisinin de Engin Yıldırım'ı desteklediğini bir kısım üyelere bildirdiğini, ayrıca o tarihte memleketi olan ...'da bulunan Engin Yıldırım'ı da arayarak adaylıktan çekildiğini ve kendisini destekleyeceğini bildirdiğini, oyunu da Engin Yıldırım lehinde kullandığını, bu hususun Engin Yıldırım'a da sorulabileceğini, seçimlerde ... Paksüt veya Celal Mümtaz Akıncı'nın adaylığının söz konusu olmadığını, bu nedenle ByLock yazışmalarında geçen bu ifadelerin ne anlama geldiğini bilmediğini, dolayısıyla iddianamedeki örgüt talimatıyla oy verme ve seçimlere müdahale etme konusundaki suçlamayı kabul etmediğini, sivil imam ...'ın kendisine telefon hattı gönderdiği iddiasına ilişkin olarak kullandığı tek bir telefon hattı bulunduğunu, onun da 48 50 ile biten telefon hattı olduğunu, adına kayıtlı olup 48 49 ile biten telefonu eşinin, 98 65 ile biten telefonu ise babasının kullandığını, bunun dışında adına veya başkası adına kullandığı herhangi bir telefon hattı bulunmadığını, nitekim 16.07.2016 tarihinde polis memurları tarafından yapılan aramada kendisinin ve eşinin kullandığı telefonların bulunarak kendi kullandığı telefona el konulduğunu, yapılan detaylı aramada kendi kullandığı bir IPad ile çocuklarının kullandığı bilgisayar ve IPad ile CD’lere el konulmasına rağmen başka bir dijital delil bulunmadığını, bu nedenle kendisine telefon hattı gönderildiği iddiasını kabul etmediğini, İpek Holding, tutuklu hâkimler, Ekrem Dumanlı, ... Ayhan başvurularıyla ilgili iddialara ilişkin olarak ByLock yazışmalarından hareketle belirtilen başvuruların örgüt tarafından takip edildiği ileri sürülerek kendisi ile bağlantı kurulmaya çalışılmış ise de bu yönde bir eylem ve girişiminin ortaya konulamadığını, belirtilen bireysel başvuruların 1. Bölüme ait olduğunu hatırladığını, AYM'de bireysel başvuruları inceleyen iki ayrı bölüm bulunduğunu, kendisinin 2. Bölümün kurucu başkanı ve üyesi olduğunu, bölümlerde çalışan üyelerin sabit olduğunu ve bölümler arasında geçiş bulunmadığını, dolayısıyla 1. Bölümün dosyasıyla ilgili bir yetkisinin olmadığını, AYM'de çalıştığı dönem itibarıyla AYM başkanlığı görevini yürüten ... döneminde Genel Kurulun oylarıyla da benimsemesiyle bir öncelik sıralaması yapıldığını, dosyaların bu sıralamaya göre incelenip gündeme alındığını, AYM Başkan Vekili olduğu dönemde mevzuatta Başkan Vekilinin görevleri arasında sayılmasına rağmen kendisinin özellikle bazı dosyaları gündeme alma şeklinde bir talimatı olmadığını, zaten raportörlerin ilk zamanlarda heyete yetişemediğinden hazır olan dosyalarının hemen gündeme alındığını, ...’tan sonraki dönemde gündemleri baş raportörle birlikte bizzat Başkan Zühtü Arslan’ın belirlediğini, Başkan Vekillerine herhangi bir inisiyatif bırakmadığını, mevzuata göre AYM Başkanının böyle bir yetkisi olmamasına ve bunu bizzat Başkan Zühtü Arslan'a ifade etmesine rağmen uygulamanın bu şekilde olduğunu, bu nedenle gerek 1. Bölüme ait dosyaları gerekse kendi bölümüne ait dosyaları dahi takip ve hızlandırma gibi bir imkânının bulunmadığını, Anayasa Mahkemesine raportör olarak alınması için birkaç kişinin ismini Başkan ...’a söylemiş olduğunu ancak bu söylediği isimlerin alınmadığını, Anayasa Mahkemesinin Ergenekon ve Balyoz davaları ile ilgili karar gerekçelerinin ağırlıklı olarak kendi görüşleri doğrultusunda yazıldığını, 05.09.2015 tarihinde görüşme isteğine örgüt sivil imamı ...'ın olumsuz bakarak ...'e “Acil bir şey varsa size söylesin, siz söylersiniz.” dediği iddiasına ilişkin olarak söz konusu şahısla görüşme talebinde nasıl ve neden bulunduğu hususunun belli olmadığını, ...’ı tanımadığını ve hiçbir şekilde kimseyle görüşme talebinin olmadığını, örgüt sivil imamının Cumhurbaşkanının yargılanması konusunda çalışması için AYM'de görev yapan örgüt mensuplarına talimat verdiği iddiasının neyi ifade ettiğinin anlaşılamadığını, Cumhurbaşkanın yargılanmasıyla AYM'nin herhangi bir ilgisinin olmadığını, AYM'ye bu yönde bir başvuru yapılmadığını ve karar da verilmediğini, her şeyden öte bu iddianın kendisi ile ilgili olduğunun ortaya konulamadığını, örgütün eğitim birimi sorumluları ... Samsa ve tanık ... ile görüştüğü iddiasına ilişkin olarak adı geçen şahıslardan tanık ...’ın aleyhinde beyanda bulunan AYM eski raportörü olduğunu, ... Samsa’yı ise tanımadığını, tanık ...’ın beyanlarında eğitim sorumlusu olarak ... Samsa ve ... Kayaalp ile görüştüğünü ifade etmesine rağmen Cumhuriyet savcısının iddianamede geçen ...'in kendisi olduğunu kabul ederek aleyhine delil oluşturmaya çalıştığını, tanık ...'ın tüm beyanlarında kendisi ile örgüt kapsamında bir görüşme ve ilişkisinin bulunmadığını ifade etmesine karşın Cumhuriyet savcısının bu kabulünün de düşündürücü olduğunu, yine dosyada mevcut HTS baz analizine ilişkin iddialara ilişkin olarak iddianamede FETÖ şüphelileri ... ve ...'ın ByLock yazışmalarında geçen 06 50 ile biten telefon hattı ile kendi kullandığı 48 50 ile biten hattın HTS kayıtlarının 22.11.2015-16.07.2016 tarihleri arasında konum yakınlığı açısından yapılan analize göre örgüt şüphelileri tarafından verilen hattın kendisi tarafından kullanıldığı sonucuna varıldığının belirtildiğini, iddianame ve analiz raporundaki tespitlere göre farklı servis sağlayıcılarına ait farklı baz istasyonlarının ikametinin bulunduğu yere yakınlığı nedeniyle böyle bir sonuca varıldığını, ancak baz istasyonlarından ayrı ayrı kapsama alanları dikkate alındığında ikametinin bulunduğu alanın kurum lojmanları ve özel sitelerin bulunduğu çok geniş bir bölgeyi kapsadığı, zira söz konusu bölgede yalnızca kendi ikametinin bulunduğu AYM üye lojmanlarının değil, bitişik şekilde Başbakanlık, bakanlıklar, AYM raportör, Yargıtay ve Danıştay lojmanları ile Oyak siteleri ve özel apartmanların da bulunduğunu, yalnızca kendi telefon hattının değil o bölgedeki lojmanlarda ikamet eden Başbakanlık ve bakanlık bürokratlarının, AYM Başkan ve üyelerinin, Yargıtay Başkanı ve Başsavcısının, Danıştay Başkanının, Sayıştay Başkanının, MGK Genel Sekreterinin, Başbakanlık Müsteşarının, YÖK Başkanının, Yargıtay ve Danıştay üye, tetkik hâkimi ve savcısının, AYM raportörleri ve personelinin ve o bölgede ikamet eden birçok kişinin telefon hattının da belirtilen hat ile aynı bölgede sinyal vereceğini, dolayısıyla kendi telefonu yerine belirtilen kişilerden herhangi birinin telefonunun sinyal aldığının tespitinin mümkün olduğunu, ne kadar süreyle olursa olsun birbirine yakın istasyonlardan sinyal almış olmalarının iki hattın aynı kişi tarafından kullanıldığını göstermeyeceğini, bu şekilde olmayıp da telefonların farklı semt, bölge veya şehirlerde aynı ya da yakın istasyonlardan sinyal almış olmasının söz konusu telefonların aynı kişi tarafından kullanıldığına dair bir karine oluşturabileceğini, ancak yüzlerce kişinin ikamet ettiği bir alanda sabit noktalardan yapılan bu tespitin delil değeri bulunmadığını, ayrıca iddianame ve analiz raporunda kendi kullandığı 48 50 ile biten telefona gözaltına alındığında diğer dijital delillerle birlikte el konulduğunu, darbenin ertesi günü olan 16.07.2016 tarihi itibarıyla bu telefonun 12.56-18.04 saatleri arasında Avea servis sağlayıcısından baz aldığının belirtildiğini, bu tespitin de oluşa uygun olduğunu, zira evinde polis tarafından yapılan aramanın 16.07.2016 tarihinde 16.30'da başlayıp 18.30'da sona erdiğini, görevlilerin telefonuna el koyarak 18.04'te telefonunu kapattıklarını, örgüt şüphelilerince kendisine verildiği iddia edilen 06 50 ile biten hattın aynı gün 13.13-21.07 saatleri arasında Turkcell servis sağlayıcısına ait başka bir baz istasyonundan baz aldığının tespit edildiğini, buna göre polis memurlarının saat 16.30'da evine gelerek yaptıkları arama sonucunda 18.30'da evden ayrılarak iş yerine gittiklerini, ancak suça konu telefonun hala ikametlerinin bulunduğu bölgedeki istasyondan baz aldığını, bu durumda söz konusu telefonun kendisi tarafından kullanıldığı sonucuna nasıl varıldığının açıklanması gerektiğini, analiz raporu gibi evinde yapılan gözaltı ve arama tutanaklarının dosyada mevcut olduğunu, söz konusu telefonu kullanmadığından evinde böyle bir telefonun bulunmadığını, bulunmasının da mümkün olmadığını, yalnızca bu tespitin dahi analiz raporu ve iddianamenin kötü niyetle hazırlandığını, zan ve sübjektif kanaatlere dayandığını gösterdiğini, iddianamede ayrıca eşinin ve kendisinin kullandığı telefonlarla ilgili dökümlere yer verilip bir kısım örgüt üyeleriyle görüşüldüğü iddiasına ilişkin olarak 48 49 ile biten telefon hattının adına kayıtlı olmasına rağmen eşi tarafından kullanıldığını, bu telefondan FETÖ şüphelileriyle arama ve görüşme yapıldığı ileri sürülmüş ise de bu kişilerden birinin polis memuru Rahmi Demirkan olduğunu ve telefon hattını eşinin kullandığını, aynı okulda öğretmenlik yapan eşinin söz konusu görüşmesinin mesleki ilişki kapsamında olduğunu, Yargıtay eski üyesi Cumhur Özer'in eşi ile de kendi eşinin aynı okulda öğretmenlik yaptıklarını, bu kişinin de eşi adına kayıtlı hattı kullandığını, yapılan görüşmenin mesleki ilişki kapsamında olduğunu, AYM eski raportörleri olan Hakan Atasoy ve ...'ın da kendi adlarına olan telefon hatlarının eşleri tarafından kullanıldığını, AYM üye ve raportör lojmanları birbirine çok yakın olduğundan yapılan görüşmelerin komşuluk ilişkileri kapsamında olduğunu, Murat Arık isimli şahsın Emniyet Genel Müdürlüğünce kendisi için görevlendirilen koruma polis memuru olduğunu, eşinin kendisi ile ilgili bilgi almak için bu kişi ile görüşme yaptığını, kendi kullandığı 48 50 ile biten hatta ilişkin olarak görüşme yaptığı Murat Arık’ın daha önce belirttiği gibi koruması olduğunu, Hakan Atasoy’un AYM eski raportörü olduğunu ve yaptığı görüşmelerin mesleki ilişkiler kapsamında yapıldığını, ...’in AYM eski raportörü ve Danıştay üyesi olduğunu, kendisiyle eskiye dayalı arkadaşlık ilişkisinin bulunduğunu, Yargıtay eski üyesi olan Ahmet Karadavut’un hemşehrisi ve uzaktan akrabası olduğunu, FETÖ sanığı İbrahim Okur'la 13 kez görüştüğü ifade edilmiş ise de söz konusu hattın İbrahim Okur'un eşi olan Nurdan Okur tarafından kullanıldığını, bu kişinin AYM eski raportörü, aynı zamanda da Okan Üniversitesinde öğretim görevlisi olduğunu, görüşmelerin mesleki konularla ilgili bilgi isteği ve öğrencilerin AYM'yi ziyaretleri kapsamında yapıldığını, yurt dışı kaydıyla ilgili iddialara ilişkin olarak iddianamede kendisinin FETÖ'ye yönelik soruşturmada yer alan sivil imam listesindeki Erhan Yılmaz ile FETÖ şüphelileri ..., Kasım Davas, Ömer Diken ve Havva Gürgen isimli şahıslarla aynı gün yurt dışı çıkış kaydının bulunduğu belirtilerek bu durum hakkındaki suçlamaya dayanak olarak gösterilmiş ise de belirtilen şahsılardan AYM eski üyesi ... dışındakileri tanımadığını, söz konusu tarihte AYM üye, raportörler ve Avrupa Konseyi yetkilileriyle birlikte bireysel başvuruya hazırlık projesi kapsamında Almanya AYM'yi ziyaret etmek amacıyla resmî bir heyetle Almanya'ya gidilip resmî temaslarda bulunarak geri dönüldüğünü, dolayısıyla örgüt imamları ve örgüt mensuplarıyla yapılan bir şey olmadığını, aynı gün çıkış yapılmasının birlikte hareket edildiği anlamına gelemeyeceğini, iddianamede AYM'nin kendisi ile ilgili ihraç ve bireysel başvurularının reddine ilişkin kararların gerekçelerine yer verilerek suçlamaya destek sağlanmaya çalışılmış ise de AYM'nin dönemin şartları konjonktür ve muhtemel dış etkilerle hakkında verdiği ihraç kararının hukuka, insafa, vicdana ve ahlaka aykırı bir karar olduğunu, zira hakkında ihraç kararı verilmesini gerektirecek hiçbir bilgi, delil ve dayanak olmaksızın iddia ve dayanakları açıklanıp savunması dahi alınmadan usulüne aykırı olarak verilmiş ve ileride hukuksuzluğu tescil edilecek bir karar olduğunu, dosyadaki verilerden ByLock'la ilgili dijital materyallerin 2016 Aralık ayında ... Cumhuriyet Başsavcılığına ulaştırıldığını, ... 4. Sulh Ceza Hakimliğinin 09.12.2016 tarih ve 6774 değişik iş sayılı kararıyla MİT'ten gelen dijitallerde kopya çıkarılmasına karar verdiğini, bundan üç buçuk ay sonra da ... 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 24.03.2017 tarihli 2056 değişik iş sayılı kararıyla bu dijitallerden imaj alınmasına ve metin hâline getirilmesine karar verildiğini, yaklaşık dört ay sonra da ByLock'la ilgili bilirkişi raporu aldırıldığını, yine dosyada mevcut tutanaklara göre itirafçı tanık ...'ın ... Cumhuriyet Savcılığındaki savunmalarının 09.09.2016, 21.10.2016, 19.07.2017 ve 05.09.2017 tarihlerinde; gizli tanık Defne'nin ... Cumhuriyet Savcılığındaki beyanının 04.08.2016 ve ... Cumhuriyet Savcılığındaki beyanının ise 06.10.2016 tarihinde; gizli tanık Kitapçı'nın ... Cumhuriyet Savcılığındaki beyanın 27.12.2016 tarihinde alındığını, hakkındaki sorgu ve tutuklama tarihinin 20.07.2016, ihraç kararının ise 04.08.2016 olduğunu, tarihlere dikkat edildiğinde iddianameye dayanak yapılan tüm delillerin, ByLock yazışmaları ve tanık beyanlarının hem tutuklama hem de ihraç kararından sonra elde edildiğini, başka bir anlatımla hem ihraç hem de tutuklama kararının tamamen delilsiz, dayanaksız ve hukuksuz olarak verildiğini, gerçek durumun bu olmasına rağmen yaptığı bireysel başvuruda bu gerçekleri göz ardı ederek verilen başvurunun reddine dair AYM kararının ihraç kararıyla yapılan hukuksuzluğu örtbas etmek amacıyla verilen diğer bir hukuksuz karar olduğunu, AYM’nin bu davada bireysel başvuruyu inceleyen bir insan hakları mahkemesi gibi değil sanığı mahkum etmeye çalışan taraflı bir alt hâkimi gibi davrandığını, söz konusu kararın daha önce oluşturulan ilkelere ve AİHM içtihatlarına tamamen aykırı olduğunu, zira ihraç açısından hiçbir delile dayalı olmaksızın KHK hükümlerine göre “sosyal çevre bilgisi ve üyelerin zamanla oluşan kanaati” gibi hukukta yeri olmayan gerekçelerle karar verilirken tutuklama tedbiri için gerekli olan kuvvetli suç şüphesi olmadan bomboş dosyayla hukuka ve gerçeğe aykırı gerekçelerle tutuklanması yönünde karar tesis edildiğini, yapılan bu uygulamaların hakkındaki isnat ve iddiaların gerçeklere ve hukuka uygun delillere dayanmadığını, konjöktür gereğince ve 15 Temmuz öncesinde birtakım kimseler tarafından oluşturulan fişleme listelerine isminin eklenmesinden ve bu yönde delil oluşturulmaya çalışılmasından kaynaklandığını, kendisine karşı gerçekleştirilen hukuksuz uygulamaların daha çok Türk yargısına, AYM'ye, AYM üyeliğinin saygınlığına onarılması çok güç zararlar verdiğini, tüm bu hususlar gözetilerek kanunların lehine olan hükümlerinin uygulanmasını ve sonuçta öncelikle tahliyesine ve beraatine karar verilmesini talep ettiğini, Savunmuştur. Sanık ... hakkında Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 06.03.2019 tarihli ve 23-23 sayılı mahkûmiyet hükmünden sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Dairesince sanığın bireysel başvurusuna ilişkin olarak verilen 16.04.2019 tarihli ve 12778/17 sayılı kararda; "... HUKUKİ DEĞERLENDİRME ... II. KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA A. Başvuranın Yakalanması ve Polis Tarafından Gözaltında Tutulmasına ilişkin Şikâyetler ... 78. Mahkeme, yakalanma ve polis tarafından gözaltında tutulmaya ilişkin şikâyetler bakımından Türk yasal sisteminde iki başvuru yolunun mevcut olduğunu gözlemler; kişinin serbest bırakılmasını sağlayacak itiraz yolu (CMK 91 § 5 madde) ile Devlet aleyhine açılacak tazminat davası (CMK 141 § 1 (a) maddesi) (bk. Mustafa Avcı/Türkiye, no. 39322/12, § 63, 23 Mayıs 2017). 79. Mahkeme bu bağlamda; Türk Anayasa Mahkemesinin, ulusal hukukta mevcut olan hukuk yollarından yararlanmamış olması nedeniyle, başvuranın yakalanması ve polis tarafından gözaltında tutulmasına ilişkin şikâyetlerini reddettiğini belirtir (bk. yukarıdaki 30. paragraf). 80. Anayasa Mahkemesinin bu konuda vardığı sonuç doğrultusunda, Mahkeme, yukarıdaki şikâyetlere ilişkin olarak başvuranın ulusal yasal sistemde sunulmuş olan hukuk yollarından - yani serbest bırakılmasını sağlayacak olan itiraz yolu (CMK 91 §5 maddesi) ve Devlet aleyhine açılacak tazminat davası (CMK 141 § 1 (a) maddesi) en azından birisine başvurması gerektiği kanaatinde olup başvuranın söz konusu hukuk yollarına başvurmadığını dikkate alır. Bu nedenle Hükümetin itirazını kabul etmiş ve başvuranın yakalanması ve polis tarafından gözaltında tutulmasına ilişkin şikâyetlerini, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 madde hükümleri uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemesi gerekçesiyle reddetmiştir (bk. yukarıda anılan Mehmet Hasan Altan kararı, § 101). B. Başvuranın ilk tutukluluğuna ilişkin şikâyetler ... 87. Başvuranın tutukluluğunun hukuka aykırı olduğuna, suç işlediğine dair makul şüphenin bulunmaması ve ilk tutukluluk kararının gerekçesiz olduğuna ilişkin şikâyetlerinin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi kapsamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve kabul edilemez olarak nitelendirilmelerini gerektirecek başka bir gerekçe bulunmadığını dikkate alarak Mahkeme, ilgili şikâyetlerin kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir. III. SÖZLEŞME’NİN 5 §§ 1 VE 3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA ... A. Başvuranın Tutukluluğunun Hukukiliği Hakkında ... 2. Mahkemenin Değerlendirmesi ... (b) Yukarıdaki İlkelerin Mevcut Davaya Uygulanması (i) Sözleşme’nin 5 § 1. Maddesi 104. Mahkeme, başvuranın 16 Temmuz 2016 tarihinde yakalandığını ve aynı gün gözaltına alındığını, daha sonra 20 Temmuz 2016 tarihinde silahlı terör örgütü üyesi olmak şüphesiyle tutuklandığını ve 6 Mart 2019 tarihinde aynı suçtan mahkûm edildiğini gözlemler. 105. Başvurunun konusu, başvuranın ilk tutukluluğu olduğu için belirlenmesi gereken birinci husus, söz konusu zamanda Anayasa Mahkemesi üyesi olan başvuranın, 16 Temmuz 2016 tarihinde yakalandıktan sonra 20 Temmuz 2016 tarihinde tutuklanmasının, Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi ile gerekli kılındığı üzere, ‘yasayla öngörülmüş bir usule uygun’ olup olmadığının belirlenmesidir. Başvuranın tutukluluğunun 5 § 1 madde amaçları dâhilinde ‘hukuka uygun’ olup olmadığını ve özgürlüğünden mahrumiyetinin ‘yasa ile öngörülen bir usul uyarınca’ olup olmadığının belirlemek için Mahkeme, ilk olarak, başvuranın tutukluluk hâlinin Türk hukukuna uygun olup olmadığını inceleyecektir. 106. Mahkeme, taraflar arasında şu hususun ihtilaf konusu olmadığını belirtir; başvuran, ilgili mevzuat kapsamında Anayasa Mahkemesi üyelerine verilen güvencelere karşın, CMK’nın 100 ve devam maddeleri gereğince yakalanıp gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır. Tarafların iddiaları ve görüş ayrılıklarına ilişkin husus ise olayların meydana geldiği esnada Anayasa Mahkemesi üyesi olan ve bu itibarla özel bir statüye haiz olan başvuranın genel hükümler uyarınca tutuklanmasının ‘hukukun kalitesi’ (quality of the law) ilkesini karşılayıp karşılamadığıdır. 107. Mahkeme, başvuranın bu husustaki iddiasını Anayasa Mahkemesi önünde dile getirdiğini ve Anayasa Mahkemesinin de Yargıtay içtihadına atıfta bulunarak mevcut davada genel hükümler uyarınca uygulanan tutukluluk tedbirinin ilgili mevzuata uygun olduğu tespitinde bulunduğunu gözlemler. Anayasa Mahkemesine göre, Anayasa ile 6216 sayılı Yasa gereğince Anayasa Mahkemesi üyelerine tanınan usuli güvencelere rağmen, soruşturma makamlarının ‘başvurana isnat edilen silahlı terör örgütü üyeliği suçunun suçüstü hâli olduğuna ilişkin tespitinin olgusal ve yasal dayanaktan yoksun olduğu’ sonucuna varılamaz (bk. yukarıdaki 42. paragraf). 108. Mahkeme, ... Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği 16 Temmuz 2016 tarihli dokümanda anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs etme suçundan da bahsedilmiş olmasına rağmen, başvuranın 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimiyle alakalı bir suç işlerken yakalandığı veya bu nedenle tutuklandığına dair herhangi bir iddia olmadığını dikkate alır. Aslında, anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs etme suçu, başvuranın daha sonra ifadesini alan ve tutuklanmasına karar veren ilgili sulh ceza hâkimi tarafından dikkate alınmamıştır (bk. yukarıdaki 19-20. paragraflar). Başvuran bu nedenle, temelde, soruşturma makamları ve Türk mahkemelerince darbe girişimini düzenleyen silahlı terör örgütü olarak kabul edilen bir yapı olan FETÖ/PDY üyesi olma şüphesiyle özgürlüğünden mahrum bırakılmıştır. Anayasa Mahkemesi, bu hususların, soruşturma makamlarının suçüstü hâlinin mevcut olduğuna ilişkin tespitinin olgusal ve yasal dayanağını teşkil ettiğine hükmetmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu sonuca varırken, Yargıtayın ilgili içtihadına atıfta bulunmuştur (bk. yukarıdaki 42. paragraf). 109. Bu bağlamda Mahkeme, 10 Ekim 2017 tarihinde verdiği öncü kararda Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, silahlı bir örgüte üye olmak şüphesiyle yakalanan hâkimler açısından suçüstü hâlinin söz konusu olduğu yönünde karar verdiğini dikkate alır (bk. yukarıdaki 63. paragraf). Bu öncü kararda, suç örgütü üyeliği şüphesi bulunan davalarda, yargı mensubu üyesi olan şüphelinin suçüstü hâli mevcut olduğu gerekçesiyle tutuklanması için CMK 100. maddede belirtilen koşulların karşılanmasının yeterli olduğu belirtilmiştir. Suçüstü hâli kavramının, başvuran tutuklandıktan uzun bir süre sonra yapılan bu yeni yargısal yorumunda, Yargıtayın mütemadi suçlara ilişkin yerleşik içtihadı temel alınmıştır. 110. Bu bağlamda, Mahkeme, çoğu kez belirttiği üzere, ulusal hukukun yorumlanması ve uygulanması konusunda asli sorumlu olan ulusal mahkemelerin yaptığı iddia edilen olgusal veya hukuki hataları değerlendirirken sınırlı yetkisi bulunduğunu dile getirir. Ulusal mahkemelerin yorumu keyfi olmadığı veya açıkça makul olduğu sürece (bk. Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD], no. 73049/01, § 86, AİHM 2007-I), Mahkemenin rolü, yapılan yorumun etkilerinin Sözleşme ile uyumlu olup olmadığını tespit etmekle sınırlıdır (bk. Waite and Kennedy/Almanya [BD], no. 26083/94, § 54, AİHM 1999-I, ve Rohlena/Çek Cumhuriyeti [BD], no. 59552/08, § 51, AİHM 2015). Mahkemenin, bu nedenle, önündeki davalarda ulusal hukukun yorumlanma ve uygulanma şeklinin Sözleşme’ye uygun olup olmadığını incelemesi gereklidir (bk., mevcut davaya uygulanabildiği ölçüde, Assanidze/Gürcistan [BD], no. 71503/01, § 171, AİHM 2004-II). 111. Bu hususta Mahkeme, genel olarak, yerel mahkemelerin yürürlükteki yasal hükümlere ters düşen istisnaları içtihatlarına dâhil etmeleri hâlinde yasal kesinlik ilkesinin tehlikeye düşebileceğini vurgulamaktadır. Bu bağlamda Mahkeme, CMK’nın 2. maddesinin, suçun işlendiği esnada ya da işlendikten hemen sonra tespit edilmesi durumuyla bağlantılı olan suçüstü (in flagrante delicto) kavramının klasik bir tanımına yer verdiğini gözlemlemektedir. Bununla birlikte, yukarıda belirtilen Yargıtay içtihadına göre, CMK’nın 100. maddesi uyarınca, bir suç örgütüne üye olma şüphesi, herhangi bir fiili unsur veya devam eden cezai bir eylem belirtisine ihtiyaç duyulmaksızın suçüstü olarak nitelendirme bakımından yeterli görülebilir. 112. Mahkemeye göre bu, suçüstü kavramının kapsamlı bir yorumu olup, söz konusu kavramın genişletilmesi sonucunda, bir suç örgütüne dâhil olduğundan şüphelenilen hâkimlerin, Türk hukukunun yargı mensuplarına tanıdığı yargısal korumalardan (Anayasa Mahkemesi üyesi olan başvuran da 6216 sayılı Kanun uyarınca söz konusu korumaya tabidir.) mahrum bırakılması durumu ortaya çıkar. Sonuç olarak, mevcut davadakine benzer koşullarda, bu kavramın geniş bir şekilde yorumlanması, yürütme organının müdahalelerine karşı yargı mensuplarına sağlanan usule ilişkin güvenceleri etkisiz hale getirmektedir. 113. Mahkeme, bu tür bir yargısal korumanın, hâkimlere, şahsi menfaatleri için değil, görevlerini bağımsız bir şekilde ifa edebilmelerini güvence altına almak amacıyla sağlandığını gözlemlemektedir (bk. yukarıda 102. paragraf). Hükümetin de haklı olarak belirttiği gibi, böyle bir koruma cezadan muaf olma anlamına gelmemektedir. Söz konusu korumanın amacı, genel olarak yargı sisteminin, özel olarak da yargı mensuplarının, adli görevlerini yerine getirirken yargı dışındaki organların ve hatta denetim görevi ifa eden hâkimlerin yasal olmayan kısıtlamalarına maruz kalmalarını engellemektir. Bu bağlamda, Türk mevzuatının, Anayasa’da ve 6216 sayılı Kanun’da yer alan güvencelerin gözetilmesi koşuluyla, Anayasa Mahkemesi üyelerinin tutuklanmaları konusunda bir yasaklama öngörmediğini kaydetmek gerekir. Nitekim söz konusu Kanun’un 16 ve 17. maddelerinde öngörülen usul uyarınca, yargısal dokunulmazlık Anayasa Mahkemesi tarafından kaldırılabilmekte, kovuşturma açılabilmekte ve tutuklu yargılama gibi önleyici tedbirler uygulanabilmektedir. 114. Bunun yanı sıra, Mahkeme, Yargıtayın 10 Ekim 2017 tarihli kararından hareketle (bk. yukarıda 63. paragraf), Yargıtayın devam eden suç kavramına ilişkin yerleşik içtihadında, CMK’nın 2. maddesinde öngörüldüğü üzere geçerli bir cezai eylemin varlığını temsil eden suçüstü kavramının kapsamının genişletilmesinin nasıl haklı görülebildiğini anlayabilmiş değildir (bk. yukarıda 52. paragraf). Yargıtayın önceki kararlarına bakıldığında, devam eden suçların mahiyetlerinin, ceza mahkemelerinin yargı yetkisinin ve bu tür davalarda kovuşturma bakımından süre kuralının uygulanabilirliğinin belirlenmesi amacıyla böyle bir yaklaşımı benimsediği anlaşılmaktadır (bk. yukarıda 60‑62. paragraflar). 115. Yukarıdakiler ışığında Mahkeme, ulusal mahkemelerin suçüstü kavramının kapsamını genişletmelerinin ve mevcut davada iç hukuku uygulamalarının, sadece yasal kesinlik ilkesi bağlamında bir sorun teşkil etmediği (bk. yukarıda 103. paragraf), aynı zamanda bariz bir şekilde mantıksız olduğu kanaatine varmıştır. Dolayısıyla, başvuranın Anayasa Mahkemesi üyelerine sağlanan usule ilişkin güvencelerden mahrum bırakılmak suretiyle, CMK’nın 100 maddesi uyarınca tutuklanması, Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi gereğince kanunda öngörülen bir usul doğrultusunda gerçekleştirilmemiştir. (ii) Sözleşme’nin 15. Maddesi 116. Sözleşme’nin 15. maddesi uyarınca yükümlülüklerin askıya alınması bağlamında Mahkeme, ulusal makamlara, olağanüstü bir durum teşkil eden tehlikenin bertaraf edilmesi için gerekli olan aykırı tedbirlerin niteliğini ve kapsamını belirleme konusunda geniş bir takdir yetkisinin tanındığını kaydetmektedir. Bununla birlikte, tedbirlerin ‘kesin olarak gerekli’ olup olmadığı hususunda nihai kararı verecek olan Mahkemedir. Özellikle, yükümlülüklere aykırı bir tedbirin özgürlük hakkı gibi Sözleşme’de yer alan temel bir hakka halel getirmesi hâlinde, Mahkeme, söz konusu tedbirin olağanüstü hâl durumuna gerçek bir cevap niteliğinde olduğundan, tedbirin olağanüstü durumun özel koşullarında tamamen haklı gerekçelere dayandırıldığından ve suistimale karşı yeterli güvencelerin sağlandığından emin olmalıdır (bk. A. ve Diğerleri/Birleşik Krallık [BD], no. 3455/05, § 184, AİHM 2009). 117. Mahkeme, ilk olarak, mevcut başvurunun tamamen, olağanüstü hâl sürecinde Sözleşme’den doğan yükümlülüklere aykırı olarak alınan tedbirlere ilişkin olmadığını ve esasen başvuranın 16 Temmuz 2016 tarihinde yakalanmasının ardından 20 Temmuz 2016 tarihinde tutuklanmasına ilişkin olduğunu gözlemlemektedir. Cumhurbaşkanının başkanlığında Anayasa’nın 121. maddesi uyarınca görevini icra eden Bakanlar Kurulu tarafından, olağanüstü hâl döneminde otuz yedi adet kararname çıkarıldığı dikkate alınmalıdır (no. 667-703). Kararnameler, polis tarafından gözaltında tutulan veya tutuklu olarak yargılanan kişiler hakkında iç hukukta öngörülen usule ilişkin güvenceler bakımından önemli kısıtlamalar getirmiştir (örneğin, gözaltı süresinin uzatılması, dava dosyalarına erişimin ve tutukluluk kararlarına yapılan itirazlar hakkındaki incelemelerin kısıtlanması; bk. yukarıda 13. paragraf). Ancak, mevcut davada başvuran, Ceza Kanunu’nun 314. maddesi uyarınca ceza gerektiren bir suç olarak nitelendirilen, silahlı bir terör örgütüne üyelik şüphesiyle, ilk olarak polis tarafından gözaltına alınmış ve sonrasında tutuklu olarak yargılanmaya başlamıştır. Özellikle, başvuranın davası bakımından uygulanabilir olan mevzuat -CMK’nın 100. maddesi ve Anayasa Mahkemesi üyelerinin statülerini düzenleyen hükümler- olağanüstü hâl döneminde herhangi bir değişikliğe uğramamıştır. Bunun yerine, başvuranın şikâyetçi olduğu tedbirler, olağanüstü hâl ilan edilmeden önce yürürlükte olan, olağanüstü hâl sonrasında yürürlüğe giren ve hatta halen geçerli olan mevzuat çerçevesinde alınmıştır. 118. Mahkeme, bu bağlamda, suçüstü kavramının kapsamlı bir şekilde yorumlanmasının olağanüstü hâl durumuna uygun bir cevap olarak değerlendirilemeyeceği görüşündedir. Kaldı ki, olağanüstü hâl durumunun gerektirdiklerine cevaben benimsenmeyen böyle bir yorum, yalnızca yasal kesinlik ilkesi bakımından bir sorun teşkil etmekle kalmayıp, aynı zamanda (yukarıda 112. paragrafta belirtildiği üzere) yürütme organının müdahalelerine karşı yargı mensuplarına sağlanan usule ilişkin güvenceleri etkisiz hale getirmektedir. Ayrıca, böyle bir yorum, olağanüstü hâl durumunun yasal çerçevesinin dışına çıkan hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Dolayısıyla, olağanüstü hâl durumunun kendine özgü koşulları bu yorumu haklı göstermemektedir. 119. Yukarıdakiler ışığında Mahkeme, ‘kanunda öngörülen bir usule uygun olarak’ verilmemiş olan tutuklu yargılanma kararının mevcut koşullarda kesin surette gerekli olmadığı kanaatine varmıştır (bk. mevcut davaya uygulanabildiği ölçüde, yukarıda anılan Mehmet Hasan Altan, § 140). Bu nedenlerle, başvuranın tutuklu olarak yargılanmasının kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle, Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi ihlal edilmiştir. B. Başvuranın Suç İşlediğine Dair Makul Şüphenin Bulunmadığı İddiası ... 2. Mahkemenin Değerlendirmesi ... b) Yukarıda Açıklanan İlkelerin Mevcut Davaya Uygulanması (i) Sözleşme’nin 5 § 1 Maddesi 131. Mevcut davada Mahkeme, başvuranın, darbe teşebbüsünden bir gün sonra 16 Temmuz 2016 tarihinde, terör örgütü üyesi olduğu şüphesiyle gözaltına alındığını ve 20 Temmuz 2016 tarihinde tutuklandığını gözlemlemiştir. Mahkeme ayrıca, Yargıtay Cumhuriyet Savcılığının, 15 Ocak 2018 tarihli bir iddianameyle, başvuranın, FETÖ/PDY örgütü üyeliğinden, Ceza Kanunu’nun 314. maddesi uyarınca mahkûm edilmesini talep etmiştir. Davayı ilk derece mahkemesi sıfatıyla inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 6 Mart 2019 tarihinde başvuranın mahkûmiyetine hükmetmiştir. 132. Mahkeme, başvuranın, atılı suçu işlemiş olduğu konusunda tarafsız bir gözlemciyi ikna edebilecek herhangi bir olay veya bilginin bulunmadığına ilişkin iddiasını dikkate almıştır. Özellikle, başvuran, Hükümet tarafından atıfta bulunulan delillerin, yakalandığı veya ilk tutuklama kararının verildiği tarihten uzun süre sonra elde edildiğini ve dolayısıyla, tutukluluğuna hükmedildiği sırada, soruşturma makamlarının ve adli makamların, böyle bir tedbirin uygulanmasını haklı gösterebilecek herhangi bir delile dayanmadığını ileri sürmüştür. 133. Mahkeme, ilk tutukluluk kararı verilirken başvuran hakkında ‘makul’ bir şüphenin mevcut olduğuna dair nesnel bir bilginin bulunup bulunmadığı konusunda tespitte bulunabilmek için ilgili tüm koşulları dikkate almalıdır. Hükümet, darbe girişimini çevreleyen özel koşulları, FETÖ/PDY örgütünün idari ve adli makamlara ne ölçüde sızdığını ve atılı suçun katalog suçlardan olduğunu göz önünde bulundurarak, başvuranın tutuklu olarak yargılanmasının haklı gerekçelere dayandığını ve orantılı olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet ayrıca, başvuranın tutuklu olarak yargılanmasına hükmeden kararda başvuran aleyhinde kuvvetli şüphe uyandıran somut delillerden bahsedildiğini ileri sürmüştür. Son olarak, Hükümet, iddialarını ... Cumhuriyet Savcılığınca düzenlenen 25 Ekim 2017 tarihli özet rapora atıfta bulunmak suretiyle desteklemiştir. 134. Mahkeme, mevcut davanın oldukça özel nitelikteki bağlamı gereği, davaya konu olayların son derece detaylı bir şekilde incelenmesinin gerektiği kanaatindedir. Bu bağlamda Mahkeme, 15 Temmuz 2016 tarihinde meydana gelen darbe teşebbüsü sonrasında Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı zorlukları göz önünde bulundurmaya hazırdır (bk. yukarıda anılan Mehmet Hasan Altan, § 210). 135. Hükümet, Türk mahkemelerince 15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsünün azmettiricisi olarak değerlendirilen söz konusu örgütün alışılmışın dışındaki niteliğini vurgulayarak, bu örgütün kanunilik kisvesi altında etkili Devlet organlarına ve yargı sistemine yoğun bir şekilde sızmış olduğunu ileri sürmüştür (bk. yukarıda 122. paragraf). İddia konusu bu koşullar, tutukluluk kararını haklı gösteren şüphenin ‘makul’ olup olmadığı hususunun, olağan suçların incelenmesi esnasında uygulanan standartlara göre değerlendirilemeyeceğine işaret edebilir (Benzer gerekçeler için bk. yukarıda anılan Fox, Campbell ve Hartley, § 32). 136. Bununla birlikte, Mahkemeye göre, organize bir suç hakkında yapılacak incelemenin beraberinde getirdiği koşullar, ‘makul olma’ kavramının, Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesi ile koruma altına alınan güvencenin özünü zedeleyecek ölçüde genişletilmesini haklı gösteremez (Kıyaslayınız, yukarıda anılan, Fox, Campbell ve Hartley, § 32). Dolayısıyla, Mahkemenin mevcut davadaki görevi, başvuran hakkında ilk tutuklama kararının verildiği sırada, başvuranın savcılık makamlarınca itham edildiği suçu işlemiş olabileceği hususunda tarafsız bir gözlemciyi ikna edebilecek yeterli nesnel unsurların bulunup bulunmadığını tespit etmektir. Mahkeme, bunu yaparken, söz konusu tedbirin uygulanmasına karar veren adli makamların incelemesine sunulan ilgili zamana ait olgu, olay ve bilgiler temelinde, söz konusu tedbirin haklı olup olmadığını değerlendirmelidir. Bu hususların, yargı mensupları (mevcut davada, tutuklu olarak yargılanmasına karar verildiği dönemde Anayasa Mahkemesi üyesi olan başvuran) açısından özellikle önemli olduğu dikkate alınmalıdır (bk. yukarıda 102. paragraf). 137. Anayasa Mahkemesi, söz konusu tedbiri incelerken, FETÖ/PDY örgütünün özellikleri ve yargı içindeki gizli yapısı hakkında bilgi verdikten sonra, başvuran aleyhindeki şu delillerden bahsetmiştir; iki gizli tanığın ifadeleri, FETÖ/PDY örgütüne üyelikle suçlanan eski bir Anayasa Mahkemesi raportörünün ifadeleri, ByLock üzerinden yapılan mesajlaşmalar ve diğer hususlar (telefon hatlarına ilişkin bilgiler ve yurtdışı seyahat kayıtları) (bk. yukarıda 32-40). 138. Ancak, bu delillerin, başvuran hakkında verilen ilk tutuklama kararından uzun süre sonra elde edildiği dikkate alınmalıdır. Elde edilen ilk delil olan ve başvuranı FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlayan gizli tanık ifadesi, başvuranın tutuklanmasının ardından iki haftayı aşkın süre sonra 4 Ağustos 2016 tarihinde kaydedilmiştir. Diğer ifadeler ve deliller daha uzun süre sonra elde edilmiştir. Özellikle tutuklu yargılanmasını haklı gösterecek herhangi bir somut delilin bulunmadığını ileri süren başvuran, ulusal makamların dikkatini sürekli bu noktaya çekmiş (bk. yukarıda 19, 22 ve 29. paragraflar) ve bu iddiasını Mahkeme önünde de dile getirmiştir. Ancak, Anayasa Mahkemesi, başvuranın başvurusunu reddetme gerekçesinde bu iddiaya değinmemiştir. Aynı şekilde, Hükümet de bu konuda sessiz kalmış ve başvuranın iddialarının Mahkemeye sunulan çeşitli delillerle de desteklenmesine rağmen, bu iddialar karşısında herhangi bir savunmada bulunmamıştır. 139. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesinden farklı olarak (bk. yukarıda 42. paragraf), Mahkeme, başvuran hakkında verilen ilk tutuklama kararından uzun süre sonra elde edilen söz konusu delillerin, başvuran hakkında verilen tutukluluk kararına dayanak teşkil eden şüphenin ‘makul’ olup olmadığının tespiti bakımından incelenmesinin gerekli olmadığı kanaatine varmıştır. Bu bağlamda, mevcut davada Mahkemenin görevi, başvuran hakkında verilen 20 Temmuz 2016 tarihli ilk tutukluluk kararının makul şüpheye dayanıp dayanmadığını incelemektir; bu şüphenin devam eden tutukluluk süresince devam edip etmediğini incelemek değildir. Mahkemenin bu konudaki tutarlı yaklaşımı dikkate alındığında, başvuranın itham edildiği suçla ilgili olarak sonradan delil toplanması başvuranın terörle ilgili bir suç işlediği yönündeki şüpheyi kuvvetlendirmiş olsa bile, başvuranın ilk tutukluluğunu haklı kılan şüphenin yegâne dayanağını oluşturamamıştır (bk. benzer yönde, yukarıda anılan Fox, Campbell ve Hartley, § 35). Her hâlükârda, Mahkeme, sonradan delil toplanmasıyla, ulusal makamların başvuranın tutukluluğunu haklı gösterebilecek yeterli fiili bir dayanak sunma yükümlülüklerinin ortadan kalkmadığı görüşündedir. Aksi takdirde, özgürlükten keyfi ve haksız şekilde yoksun bırakılmayı engelleyen Sözleşme’nin 5. maddesinin amacına aykırılık söz konusu olacaktır. 140. Mahkeme, başvuranın açıkça 15 Temmuz 2016 olaylarına katıldığından şüphelenilmediğini gözlemlemektedir. Belirtildiği üzere, darbe teşebbüsünden bir gün sonra, 16 Temmuz 2016 tarihinde, ... Cumhuriyet Savcılığı, başvuranın FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olduğu yönünde talimatlar vererek, tutuklu olarak yargılanmasını talep etmiştir (bk. yukarıda 16. paragraf). Ancak Hükümet, savcılığın söz konusu talimatlarına fiili bir temel oluşturabilecek herhangi bir ‘olay veya olgu’ ya da ‘bilgi’ ortaya koymamıştır. 141. Başvuranın tutuklu olarak yargılanmasına karar verilmeden önce, 20 Temmuz 2016 tarihinde, yasa dışı terör örgütüne üyelik suçuyla ilgili olarak ifadesinin alınması, en fazla, polisin başvuranın bu suçu işlediğinden gerçekten şüphelendiğini ortaya koymaktadır. Ancak bu husus kendi başına, başvuranın atılı suçu işlemiş olabileceğine dair tarafsız bir gözlemciyi ikna edebilecek nitelikte değildir. 142. Özellikle Mahkeme, sulh ceza hâkimliğinin başvuranın tutuklanmasına ilişkin kararından, söz konusu tedbirin tanık ifadeleri veya başvuranın atılı suçu işlediğine dair şüphe uyandıracak başka herhangi bir olay, olgu veya bilgi gibi kuvvetli suç şüphesi oluşturan fiili delillere dayandırıldığının anlaşılamadığını değerlendirmektedir (bk. yukarıda 20. paragraf). Sulh ceza hâkimliği kuşkusuz CMK’nın 100. maddesine ve dosyadaki delillere dayanarak kararını gerekçelendirmeye çalışmıştır. Ancak, sadece ilgili kanun maddesini alıntılamış ve dosyadaki materyalleri (mevcut hâliyle deliller, dosyadaki tutanaklar, Yargıtay ve Danıştay Başkanlık Kurullarının 17 Temmuz 2016 tarihli kararları, arama ve el koyma tutanakları ve tüm dosya kapsamı), başvuranın yanı sıra diğer on üç şüpheliyi de ilgilendirmesine rağmen, her bir öğeyi ayrı ayrı belirtme zahmetine girmeden, liste olarak vermiştir. Mahkemenin görüşüne göre, dosyadaki delil unsurlarının veya başvuran aleyhindeki şüpheyi haklı çıkarabilecek herhangi bir bilginin ya da gerçekliği kanıtlanabilir diğer materyal ya da olay veya olgunun kendine özgü değerlendirmesi yapılmaksızın, CMK’nın 100. maddesine ve dosyadaki delillere belirsiz ve genel atıflarda bulunulması, başvuranın tutukluluğuna dayanak teşkil etmesi gereken şüphenin ‘makul’ olduğunu göstermek için yeterli değildir (bk. mevcut davaya uygulanabildiği ölçüde, Lazoroski/Makedonya, no. 4922/04, § 48, 8 Ekim 2009 ve yukarıda anılan, Ilgar Mammadov, § 97). 143. Yukarıdaki gerekçelerle, Mahkeme, ilk yargılama aşamasında, başvuranın tutukluluğunu haklı kılan bir şüpheye yol açan herhangi bir özel olay, olgu veya bilgiden bahsedilmediğini veya bunların ortaya konulmadığını, ancak buna rağmen başvuran aleyhinde böyle bir tedbirin uygulandığını değerlendirmektedir. 144. Mahkeme, başvuranın davasında yargılama aşamasına geçildiğini dikkate almaktadır. Ancak, önündeki şikâyetin yalnızca başvuranın ilk tutukluluğuna ilişkin olduğunu kaydetmektedir. Buna ek olarak, Mahkeme, başvuranın ilk derece mahkemesi sıfatıyla davaya bakan Yargıtay tarafından mahkûmiyetine karar verilmesinin (bk. yukarıda 44. paragraf), kendisinin, ilgili şikâyet doğrultusunda, söz konusu tedbirin 20 Temmuz 2016 tarihinde mevcut olan olay, olgu ve bilgiler ışığında haklı gerekçelere dayandırılıp dayandırılmadığının tespiti bakımından yapacağı incelemenin sonucunu etkilemediğini vurgulamaktadır. 145. Yukarıdaki analizleri ışığında Mahkeme, kendisine sunulan delillerin, başvuran hakkındaki ilk tutuklama kararının verildiği sırada aleyhinde makul bir şüphenin bulunduğuna ilişkin kanaati desteklemek için yeterli olmadığını değerlendirmektedir. Hükümet, başvuran hakkında ilk tutuklama kararının verildiği sırada, başvuranın atılı suçu işlediğine dair ‘makul bir şüphenin’ bulunduğu konusunda Mahkemeyi ikna edebilecek ‘olay veya olgu’ ya da ‘bilgiyi’ ortaya koymadığından; Mahkeme, Hükümetin açıklamalarının, Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesinde öngörülen, kişinin tutuklanmasını haklı kılan bir şüphenin ‘makul’ olması gerektiğine ilişkin koşulları karşılamadığını değerlendirmektedir. (ii) Sözleşme’nin 15. Maddesi 146.Olağanüstü hâl döneminde yakalama veya tutuklama kararının dayandırılması gereken şüphenin ‘makul olması gerektiği’ kavramı ile ilgili olarak Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin, Türk Anayasası’nın 15. maddesinin, hukuka uygunluğu itiraz konusu olan bir tutuklama kararı bakımından uygulanabilirliği konusunda hâlihazırda bir inceleme yapmış olduğunu gözlemlemektedir. Anayasa Mahkemesi, özellikle, kişilerin suç işlediklerine dair kuvvetli bir delil bulunmadan tutuklu olarak yargılanabileceklerinin kabul edilmesi hâlinde, özgürlük ve güvenlik hakkının güvencelerinin anlamsız olacağını değerlendirmiştir (bk. yukarıdaki 64. paragraf). Bu değerlendirme Mahkemenin incelemesi bakımından da geçerlidir (bk. yukarıda Mehmet Hasan Altan, § 140). 147. Ayrıca, daha önce belirtildiği gibi (bk. yukarıda 135. paragraf), 15 Temmuz 2016 tarihinde meydana gelen darbe teşebbüsü sonrasında Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı zorluklar kuşkusuz bağlamsal bir faktör teşkil etmekte olup, Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesini mevcut dava kapsamında yorumlarken ve uygularken bu durumu bütün yönleriyle dikkate almalıdır. Nitekim bu husus Mahkemenin yukarıdaki incelemesinde önemli bir rol oynamıştır (bk. yukarıda 134-136 ve 140. paragraflar). Ancak, bu husus, 5. madde kapsamında yetkili makamlara, olağanüstü hâl döneminde kişinin, gerçekliği kanıtlanabilir delil veya bilgiler ya da bir şüphenin makul olması gerektiği yönünde Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesinde öngörülen asgari koşulları sağlayan yeterli fiili dayanak olmaksızın, tutuklanmasına olanak tanıyan sınırsız bir yetki sağlandığı şekilde yorumlanmamalıdır. Bunula birlikte, özgürlükten yoksun bırakmanın temelinde yatan şüphenin ‘makul olması’ Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesinde öngörülen güvencenin önemli bir parçasını oluşturmaktadır (bk. mevcut davaya uygulanabildiği ölçüde, yukarıda anılan, O’Hara, § 34). 148. Daha spesifik olarak, başvuranın tutuklu olarak yargılanmasına ilişkin 20 Temmuz 2016 tarihli kararla ilgili olarak Mahkeme, önündeki delillerin, başvuran hakkında ilk tutuklama kararının verildiği sırada aleyhinde makul bir şüphenin bulunduğuna dair kanıyı desteklemek için yeterli olmadığını tespit etmiştir (bk. yukarıda 145. paragraf). Dolayısıyla, ilgili zamanda başvuran aleyhindeki şüphe gerekli minimum makullük düzeyine ulaşmamıştır. Adli denetim kapsamında verilmiş olmasına rağmen, tutuklama kararı yalnızca suç örgütüne üyelik şüphesine dayandırılmıştır. Bu düzeydeki bir şüphe, kişinin tutuklanmasına ilişkin kararı haklı kılmak için yeterli değildir. Bu koşullarda, söz konusu tedbirin durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde olduğundan bahsedilemez. Aksi takdirde, özgürlükten yoksun bırakmayı haklı kılan bir şüphenin makul olması ile ilgili olarak Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesinde öngörülen minimum koşullar yadsınacak ve 5. maddenin amacına aykırılık söz konusu olacaktır. Mahkemeye göre, Anayasa Mahkemesi gibi üst düzey bir mahkemede görev yapan bir üyenin tutukluluğunun söz konusu olduğu göz önüne alındığında, bu hususlar mevcut davada bilhassa önem arz etmektedir. 149. Bu nedenle Mahkeme, mevcut davada, başvuran hakkında ilk tutuklama kararının verildiği esnada, başvuranın suç işlediğine dair makul bir şüphenin bulunmadığı gerekçesiyle, Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. C. Başvuranın Tutuklu Olarak Yargılanmasına İlişkin Kararın Gerekçeden Yoksun Olduğu İddiası 150. Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi kapsamındaki değerlendirmesi ışığında (bk. yukarıda 149. paragraf), mevcut davada yetkili makamların, başvuranın tutuklu yargılanmasına ilişkin ilk kararın verildiği tarihten itibaren, diğer bir deyişle yakalanmasının ‘hemen’ ardından, -bir suç işlediğine dair makul bir şüphenin devam etmesinin yanı sıra- tutukluluk kararı için ilgili ve yeterli gerekçe ortaya koyma yükümlülüklerini yerine getirip getirmediklerine dair bir incelemenin gerekli olmadığı kanaatine varmıştır.” açıklamalarına yer verildikten sonra; Tutukluluğun yasallığı, sanığın bir suç işlediğine dair makul sebeplerin bulunmaması ve tutukluluk kararının gerekçeden yoksun olduğu iddiasına ilişkin olarak başvurunun kabul edilebilir olduğuna, geri kalan iddiaların ise kabul edilemez olduğuna oy birliğiyle, Tutukluluğun yasal olmaması sebebiyle, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine oy çokluğuyla, Sanığın tutuklandığı sırada suç işlediğine dair makul sebeplerin bulunmaması sebebiyle Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine oy çokluğuyla, Sanık hakkında verilen tutukluluk kararının gerekçeden yoksun olduğu iddiasıyla ilgili olarak Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi ve 3. fıkrasına ilişkin şikâyetlerin incelenmesine gerek olmadığına oy birliğiyle, Devletin, Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca bu kararın kesinleşeceği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek ve her türlü vergiden hariç olmak üzere, başvurana, manevi tazminat olarak 10.000 avro ödemekle yükümlü olduğuna, anılan sürenin bitiminden itibaren ve ödeme tarihine kadar, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere bu süre boyunca uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek basit faiz oranının uygulanmasının uygun olduğuna oy çokluğuyla, Başvurunun geri kalan kısmı için adil tazmin taleplerinin reddine oy birliğiyle, Karar verildiği, Hâkim H. Mert'in ise; "1. Başvuranın tutuklu yargılanmasının hukuka aykırı olduğu ve ilk olarak tutuklu yargılandığı sırada bir suç işlediğine dair makul şüphe olmadığı gerekçesiyle, somut davada, çoğunluğun Sözleşme’nin 5 § 1 ve 5 § 1(c) maddesinde ihlal olduğu tespitinden saygılarımla ayrılıyorum. 2. Çoğunluk, başvuranın başlangıçtaki tutuklu yargılanmasının hukuka aykırı olması sebebiyle Sözleşmenin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır. 3. Başvuran, darbe girişiminin hemen ardından, 16 Temmuz 2016 tarihinde yakalanmış ve aynı gün polis tarafından gözaltına alınmıştır. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin elebaşısı olduğu düşünülen FETÖ\PDY silahlı terör örgütünün üyesi olduğu şüphesiyle 20 Temmuz 2016 tarihinde tutuklanmıştır. 4. Başvuran, 6216 sayılı Kanunun 16. maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin üyeleri hakkında bir ceza soruşturması açılmasının genel kurulun kararına tabi olduğunu ve terör örgütü üyesi olmakla suçlandığı için suçüstü hâlinin (in flagrante delicto) olamayacağını ileri sürmüştür. 6216 sayılı Kanunun 16. maddesinin ilk fıkrası aşağıdaki gibidir: ‘[Anayasa Mahkemesinin] Başkan ve üyelerinin görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işledikleri iddia edilen suçları, kişisel suçları ve disiplin eylemleri için soruşturma açılması Genel Kurulun kararına bağlıdır. Ancak, ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde, soruşturma genel hükümlere göre yürütülür.’ 5. Başvuranın 6216 sayılı Kanunla Anayasa Mahkemesi üyelerine verilen statüye hakkı olduğu yönündeki iddiası, tutuklu olarak yargılanmasına karar veren sulh hâkimi tarafından kabul edilmemiştir. Sulh hâkimi, ceza soruşturmasının, şüpheliye atılı suç olan -silahlı bir terör örgütüne üyeliğin- ‘devam eden bir suç’ olduğu ve suçüstü hâlinin oluştuğu gerekçesiyle genel hükümlerle düzenlendiğine karar vermiştir. 6. Kararda, silahlı bir örgüte üyelik suçunun ağır ceza mahkemelerinin yargı yetkisine giren ‘devam eden bir suç’ olması hususunda Yargıtayın yerleşik içtihatına dayanılmıştır. Sulh hâkimi, ayrıca, kararında delillerin durumunu ve diğer koşulları dikkate almıştır (bkz. kararın 20. paragrafı). 7. Daha sonra, Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kurulu, ‘silahlı bir örgüte üyelik suçuyla şüpheli bulunan hâkimlerin yakalandığı sırada suçüstü hâlinin mevcut olduğunu ve [daha sonra] soruşturmanın olağan hukuk hükümlerine göre yürütülmesi gerektiğini’ kabul ederek 10 Ekim 2017 tarihli öncü kararlarında yukarıda anılan yerleşik içtihadı teyit etmiştir (bkz. kararın 63. paragrafı). 8. Çoğunluk, Yargıtay içtihadının, yargı mensuplarına yürütmenin müdahalesinden korunmaları için verilen usule ilişkin güvenceleri etkisiz hale getiren suçüstü hâli kavramının ‘kapsamlı bir yorumu’na tekabül etmesi bakımından eleştirmektedir. Çoğunluğa göre, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 2. maddesi, suçüstü hâli kavramının genel bir tanımını sunmaktadır; ancak yerel mahkemelerin içtihatlarındaki yorumu, yürürlükteki kanunun lafzına aykırıydı (bkz. kararın 111. ve 112. paragrafları). 9. Suçüstü halleri, CMK’nın 2. maddesinde aşağıdaki gibi tanımlanmaktadır: “... j) Suçüstü: 1. İşlenmekte olan suçu, 2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu, 3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu, ifade eder. ...” 10. Görülebileceği üzere, CMK’da suçüstü hâlinin üç farklı durumu ortaya konulmaktadır. Başvuranın durumu, Yargıtayın içtihadından belirgin olduğu üzere bu durumların birinci kategorisi kapsamına girmektedir. Terör örgütü üyeliği suçu ‘devam eden’ bir suç olduğu için bu, ‘işlenmekte olan suç’ olarak düşünülmektedir. 11. Başka bir deyişle, Yargıtayın içtihadlarında ve hukuk akademisyenleri tarafından tesis edildiği üzere, bir suç örgütüne katılmanın, bununla yakın ilişki kurmanın ve örgütte hüküm süren hiyerarşik yetkinin emri altında olmanın, bir örgüt üyeliği teşkil ettiği düşünülmektedir. Ayrıca, bir örgüte katılma, tek taraflı irade temelinde mümkündür ve örgütün yöneticilerinin rızası gerekli değildir. Bir terör örgütünün üyeliği suçu, cinayet ve hırsızlık gibi belirli bir zaman dilimiyle sınırlı olan bir eylem yoluyla işlenen ve bu eylemin işlenmesi üzerine tamamlanan suçlara benzememektedir. Bu nedenle, örgüt üyeliği suçu, örgütün kendisi ve bunun hiyerarşik yapısıyla yakın ilişki devam ettiği müddetçe işlenmeye devam etmektedir. 12. CMK’nın 2 (j-1) maddesi uyarınca suçüstü hâli tanımı çerçevesinde, bir kişi bilerek ve isteyerek bir terör örgütü üyesi kaldığı sürece, devamlılık niteliği sürmekte ve suçun devam eden bir suç olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle, bu açıklama göz önüne alındığında, Yargıtayın içtihadında suçüstü hâli kavramının yorumu, CMK’nın 2. maddesiyle uyumludur. 13. Öte yandan, Mahkeme şunları belirtmiştir: ‘...Yargıtay’ın içtihadına göre..., CMK’nın 100. maddesi kapsamında, bir suç örgütü üyeliği şüphesi, herhangi bir mevcut fiili unsuru veya devam eden cezai eylemin başka bir belirtisini tesis etme ihtiyacı suçüstü hâlini nitelendirmek için yeterli olabilir’ (bkz. kararın 111. paragrafı). Karar ayrıca şunları belirtmektedir: ‘Mahkemenin kanaatine göre, ulusal mahkemelerin suçüstü hâlinin kapsamını genişletmesi ve onların somut davada iç hukuka uygulanmasını ... açıkça mantık dışı görünmektedir’ (bkz. 115. paragraf). 14. Mahkeme tarafından bu noktada bir yanlış yorumun yapıldığını düşünüyorum. Burada temel nokta, bir suç için tutuklu yargılanmaya ilişkin usuli hükümler ve bu tür tutukluluk için gereken kanıt düzeyi arasında bir ayrım çizilmesi gerektiğidir. Bu bakış açısına göre, Yargıtayın içtihadı, suç örgütü üyeliğinin üyelik boyunca işlenen, devam eden bir suç olduğu ilkesini ortaya koymaktadır. İçtihat, herhangi bir delil veya bir suçun işlenmekte olduğu belirtisini tesis etmeye gerek olmadığını söylememektedir. Devam eden bir suça ilişkin fiili dayanağın varlığı, ayrı olarak düşünülmesi gereken başka bir konudur. 15. Başvuranın tutuklu yargılanmasının ‘kanunen öngörülen usule aykırı’ olduğu iddiası, Anayasa Mahkemesi önünde de ortaya atılmış ve ayrıntılı bir incelemenin akabinde, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay içtihadına atıfta bulunarak, olağan hukuk kuralları uyarınca verilen söz konusu tedbirin ilgili mevzuatla uyumlu olduğuna karar vermiştir. 16. Bu gerekçelerle, benim görüşüme göre, Yargıtayın yorumunun ve ulusal mahkemelerce suçüstü hâli kavramının uygulanmasının makul bir yasal dayanağı bulunmaktadır. 17. Bu konuyu değerlendirirken, 15 Temmuz darbe girişiminin Türkiye’ye yönelttiği tehdidin ciddiyetini de tam olarak dikkate almamız gerekmektedir. Buna ek olarak, hukukilik kisvesi altında, kapsamlı bir şekilde etkili Devlet kurumlarına sızmış olan FETÖ\PDY örgütünün kendine özgü gizli yapısını göz önüne almak hayati önem taşımaktadır (darbe girişimi sırasında meydana gelen olaylar ve FETÖ\PDY örgütünün amacı ve yapısı hakkında genel bilgi için bkz. Mehmet Hasan Altan\Türkiye no. 13237/17, 20 Mart 2018 kararında Yargıç Ergül’ün kısmi ayrık görüşünün 11-15 ve 18. paragrafları). Benzer bir şekilde, başvuranın şikâyetleri, Sözleşmenin 15. maddesi uyarınca, Hükümetin olağanüstü hâl ilan etmesinden bir gün sonra 21 Temmuz 2016 tarihinde verilen derogasyon (yükümlülüklerin askıya alınması) bildirimi ışığında değerlendirilmelidir. 18. Bu bakımdan, kararda, ‘askeri darbe girişimi, Sözleşme kapsamında ‘ulusun hayatını tehdit eden olağanüstü halin’ varlığını ifşa etmiştir’ (bkz. 73. Paragraf) ve ‘Her hâlükârda, Mahkeme, başvuranın tutukluluğunun olağanüstü hâl ilan edilmesine sebep olan darbe girşiminden kısa bir süre sonra meydana geldiğini gözlemlemektedir... Bu, şüphesiz, somut davada Sözleşmenin 5. maddesini yorumlamada ve uygulamada tam olarak ele alınması gereken bağlamsal bir faktördür’ (bkz. 75. paragraf) şeklinde ifade edilen bulgulara katılıyorum. Bununla birlikte, kararın Türkiye’nin darbe girişiminden hemen sonra yaşadığı özel koşulları ve derogasyon bildirisini yeterince dikkate almadığını söylemekten dolayı müteessirim. 19. Elbette, yargının demokratik bir toplumda özel bir rolü bulunmaktadır (bkz. kararın 102. paragrafı) ve yargıçların bağımsızlığına tam olarak saygı göstermek gereklidir. Nitekim bu husus dikkate alındığında, FETÖ\PDY örgütünün yasa dışı amaçlarını ve Anayasa Mahkemesi dâhil olmak üzere yargıdaki gizli yapısını göz önünde bulundurmak önemlidir. Bu terör örgütü üyelerinin yargı içerisinde sadece örgütün taleplerine göre hareket ettiği ve hiçbir yasal ilkeyi veya kuralı dikkate almadığı iyi bilinmektedir. Bu doğrultuda, yargı mensuplarına görevlerini bağımsız ve tarafsız bir şekilde yapmaları için verilen yargısal yetkilerin ve güvencelerin, bir terör örgütünün talimatlarına göre hareket edilmesi suretiyle kötüye kullanılması, yasal korumanın geniş anlamda yorumlanmasına neden olmamalıdır. 20. Kararda belirtildiği üzere, ‘...tutukluluğun ‘hukukiliği’ söz konusu olduğunda, ... Sözleşme önemli ölçüde ulusal hukuka atıfta bulunur ve bunun maddi ve usuli kurallarına uyma yükümlülüğünü ortaya koyar şeklindeki Sözleşmenin 5 § 1 maddesine ilişkin Mahkemenin içtihadında yerleşiktir.’ (bkz. 101. paragraf). Somut davada, başvuran hakkındaki soruşturma, ağır ceza mahkemelerinin yargı yetkisi alanına giren suçüstü hâlinin bulunması, tutuklu yargılama kararının yetkili hâkim tarafından verilmesi ve CMK’nın 100. maddesinde belirtilen tutukluluk koşullarının yerine getirilmesi nedeniyle, 6216 sayılı Kanun’un 16(1) maddesi uyarınca, olağan hukuk kurallarına göre yürütülmüştür. Uygulanan adli uygulama, Türk hukukunun maddi ve usuli kurallarına uygundu. Ayrıca, kararın 45-57. paragraflarında ana hatları verildiği üzere, ilgili mevzuat öngörülebilirdi ve yasal kesinlik bakımından hiçbir sorun bulunmuyordu. Dolayısıyla, bu koşullar altında, başvuranın tutuklu yargılanma kararının keyfi olmadığını ve ‘kanunen öngörülen usule göre’ verildiğini söyleyebilirim. 21. Bu nedenle, başvuranın tutuklu yargılanmasının hukuka aykırı olması nedeniyle Sözleşmenin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiğine dair verilen karara katılmıyorum. II 22. Çoğunluk, başvuranın ilk başta tutuklu yargılandığı sırada bir suç işlemiş olduğuna dair makul şüphe olmaması nedeniyle Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır. 23. Yetkili yargıcın, CMK 100. maddesine ve dosyadaki delillere atıfta bulunarak güçlü şüphe belirtisinden dolayı başvuranı tutukladığı görülebilmektedir. Diğer belgelere ek olarak, özellikle dosyadaki arama tutanaklarına ve el koymalara atıfta bulunulmuştur. Yargıç, ayrıca, FETÖ\PDY örgütüyle bağlantısı olan bireylerin kaçabilme, delilleri karartma veya darbe girişiminden sonra ortaya çıkan kargaşadan faydalanma riskinin bulunduğunu belirtmiştir. 24. Başvuranın tutuklandığı gün olan 16 Temmuz 2016 tarihli yukarıda anılan arama ve el koyma tutanakları, FETÖ\PDY örgütü ile bağlantılı olan (yetkililer tarafından öyle olduğu bilinen) Anayasa Mahkemesi üyelerinin bir listesi olduğunu belirtmektedir. Başvuranın adının o listede olduğu anlaşılmaktadır. Bu bilgilere ve diğer delillere dayanarak, yetkili adli merciler tarafından uygun adımlar atılmıştır. 25. Kararda belirtildiği üzere, ‘Sözleşmenin 5 § 1 (c) maddesi, yakalama sırasında yasal işlem başlatmak için soruşturma makamlarının yeterli delil elde ettiğini varsaymamaktadır. Tutukluluk sırasında sorgulamanın amacı ... tutuklamaya gerekçe oluşturan somut şüpheyi doğrulayarak veya dağıtarak ceza soruşturmasını sürdürmektir. Dolayısıyla, ilk aşamada bir şüphe oluşturan olayların, ceza soruşturması sürecinin ileri aşamasında bir mahkûmiyeti gerekçelendirmek veya hatta yasal işlem başlatmak için gerekli olanlarla aynı derecede olması gerekmemektedir’ (bkz. 127. paragraf). Başka bir ifadeyle, ‘yakalama [ve tutuklu yargılama] için gereken delil standardı, cezai kovuşturma ve daha sonra mahkûmiyet için gerekenden daha düşüktür.’ (bkz. B. Rainey, E. Wicks, ve C. Ovey, Jacobs, White, ve Ovey: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 7. Sayı, 2017, s. 246) 26. Böylesi bir yaklaşım, somut davada tutuklu yargılama için olgusal dayanağın yeterli olduğuna dair ilgili gerekçeyi sağlayacaktır. Aslında, tanık beyanları, ByLock mesajları ve diğer unsurlar gibi soruşturma sırasında yetkililer tarafından değerlendirilen deliller, başvuranın iddia olunan suçu işlediğine dair ilk şüpheyi teyit etmiştir. Yargıtay önündeki yargılamanın sonucunda, başvurana, 6 Mart 2019 tarihinde, silahlı terör örgütüne üyelik suçundan on bir yıl üç ay hapis cezası verilmiştir. 27. Bu bağlamda, yukarıda belirtilen darbe girişiminin özel koşullarına, FETÖ\PDY örgütünün yasa dışı aktivitelerine ve derogasyon bildirisine gereken önem verilmelidir. Bu noktada, ‘bu tür...koşullar, tutukluluğu gerekçelendiren şüphenin ‘makullüğü’nün klasik suçları ele alırken kullanılan aynı standartlara göre yargılanamayacağı anlamına gelebilir’ gözlemi (bkz. Kararın 135. paragrafı), oldukça geçerlidir. Başka bir ifadeyle, terörle mücadele durumunda, özellikle olağanüstü zamanlarda, ‘makul şüphe’ düzeyinin adi suçlara göre daha düşük olması gerekmektedir. 28. Mahkeme, ilke olarak, ‘somut davanın çok özel bağlamının olayların yüksek düzeyde incelenmesi çağrısında bulunduğunu düşünmektedir’. Bu bağlamda, 15 Temmuz 2016 askeri darbe girişiminin ardından Türkiye’nin karşılaştığı zorlukları dikkate almaya hazırdır (bkz. kararın 134. paragrafı). Ancak, somut davada, ilgili koşulların kararda kapsamlı bir şekilde dikkate alındığını göremiyorum. 29. Öte yandan, başvuran tarafından yapılan bireysel başvurunun ardından, bu davanın delilleri ve özel koşulları, Anayasa Mahkemesinin kararında ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir. ‘Darbe girişimini çevreleyen çok özel koşullar, FETÖ\PDY örgütünün idari ve adli makamlara sızma derecesi, iddia olunan suçun ‘katalog’ suçlar arasında olması ışığında başvuranın tutuklu yargılanma kararının haklı gerekçelere dayandığının ve orantılı olduğunun söylenebileceği’ gözlemlenmektedir (bkz. kararın 42. paragrafı). Anayasa Mahkemesinin görüşüne göre, ‘darbe girişimine katılan bireylerin ve darbe girişiminin kışkırtıcısı olduğu belirlenen FETÖ\PDY örgütüyle doğrudan ilgisi olmayıp bu örgütle bağlantısı olan bireylerin kaçabilme, delilleri karartma veya darbe girişiminden sonra ortaya çıkan kargaşadan faydalanma riski bulunmaktadır’... Bu özel koşullar, ‘normal koşullar’ olarak tarif edilebilecek koşullarda ortaya çıkabilecek olanlara göre daha yüksek bir risk teşkil etmiştir ... Başvuranın, Anayasa Mahkemesinin bir üyesi olarak, delillere müdahale etmede diğerlerine göre daha kolay bir pozisyonda olabileceği aşikârdır (a.g.e.). 30. Benim görüşüme göre, Anayasa Mahkemesi kararındaki bulgular, somut dava ile daha çok ilgilidir. Yukarıda açıklamalar ışığında, başvuranın tutuklu yargılandığı sırada makul şüphenin bulunmadığı söylenemez. 31.Bu nedenle, Sözleşmenin 5 § 1 (c) maddesinde ihlal olduğuna dair karar sonucuna katılmıyorum." düşüncesiyle karşı oy kullandığı, Bu kararın Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetince AİHM Büyük Dairesine gönderilmesine ilişkin talebin Büyük Daire bünyesinde oluşturulan kurul tarafından 09.09.2019 tarihinde reddedilmesi üzerine de kesinleştiği, Anlaşılmaktadır. I- SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ SUÇU 1- Terör Kavramı, Suç Örgütü, Terör Örgütü ve Silahlı Terör Örgütü Kurma, Yönetme ve Üye Olma Suçları Terör konusunu özel bir kanunla düzenleme yoluna giden kanun koyucu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörü; “Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.”; aynı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında terör suçlusunu, "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi..." şeklinde tanımlamış, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise terör örgütüne mensup olmasa da örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağını hüküm altına almıştır. Bu genel terör ve terör suçlusu tanımları dışında; 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesinde doğrudan terör suçları, 4. maddesinde de dolaylı terör suçları düzenlenmiştir. 18.07.2006 tarihli ve 26232 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5532 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 17. maddesiyle, terör örgütünün tanımını yapan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun birinci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları yürürlükten kaldırılmış; madde gerekçesinde, Türkiye'nin de taraf olduğu Sınır Aşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nin 2. maddesinin (a) bendine uygun olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesinde suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüt tanımlaması yapıldığı için, Terörle Mücadele Kanunu'nda ayrıca örgüt tanımlaması yapılmasına gerek görülmediği belirtilmiştir. TCK'nın 6. maddesinin birinci fıkrasının (j) bendine göre örgüt mensubu suçlu; suç işlemek için örgüt kuran, yöneten, bu örgüte katılan veya örgüt adına suç işleyen kişidir. TCK'nın “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma” başlıklı 220. maddesinde; “(1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir. (2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Örgütün silâhlı olması hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza dörtte birinden yarısına kadar artırılır. (4) Örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur...” hükmüne yer verilmiştir. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuyla korunan hukuki yarar kamu güvenliği ve barışıdır. Suç işlemek için örgüt kurmak, toplum düzenini tehlikeye soktuğu ve araç niteliğindeki suç örgütü, amaçlanan suçları işlemede büyük bir kolaylık sağladığından, bu suç nedeniyle kamu güvenliği ve barışın bozulması bireyin güvenli, barış içinde yaşamak hakkını da zedeleyeceğinden, işlenmesi amaçlanan suçlar açısından hazırlık hareketi niteliğinde olan bu fiiller ayrı ve bağımsız suçlar olarak tanımlanmıştır. Böylece bu düzenlemeyle aynı zamanda bireyin, Anayasa'da güvence altına alınmış olan hak ve özgürlüklerine yönelik fiillere karşı da korunması amaçlanmıştır. Bu amaçla henüz suç işlenmese dahi, sadece suç işlemek amacıyla örgüt oluşturmuş olmaları nedeniyle örgüt mensubu faillerin cezalandırılması yoluna gidilmiştir. Bunun asıl nedeni suç işlemek için örgüt kurmanın, kamu barışı yönünden ciddi bir tehlike oluşturmasıdır. Kanun koyucu bu düzenleme ile öncelikle gelecekte işlenebilecek suçları engellemek istemiştir. Bu suçun mağduru ise öncelikle kamu güvenliği ve barışını sağlamakla yükümlü olan devlet ve toplumu oluşturan bireylerdir. TCK'nın 220. maddesi kapsamında bir örgütün varlığından söz edebilmek için; en az üç kişinin, suç işlemek amacıyla hiyerarşik bir ilişki içerisinde, devamlı olarak amaç suçları işlemeye elverişli araç ve gerece sahip bir şekilde bir araya gelmesi gerekmektedir. Örgüt, soyut bir birleşme olmayıp bünyesinde hiyerarşik bir ilişki barındırmaktadır. Bu hiyerarşik ilişki, bazı örgüt yapılanmalarında gevşek bir nitelik taşıyabilir. Oluşturulan bu ilişki sayesinde örgüt, mensupları üzerinde hâkimiyet tesis eden bir güç kaynağı niteliğini kazanmaktadır. Bu nedenle niteliği itibarıyla devamlılık arz eden örgütün varlığı için ileride ihtimal dahilindeki suç/suçları işlemek amacı etrafındaki fiilî birleşme yeterlidir. Buna karşın, kişilerin belirli bir suçu işlemek için bir araya gelmesi hâlinde ise örgüt değil, iştirak ilişkisi mevcuttur. Ceza Genel Kurulunun istikrar bulunan ve süregelen kararlarında da belirtildiği üzere, TCK'nın 220. maddesi anlamında bir örgütten bahsedilebilmesi için, a) Üye sayısının en az üç veya daha fazla kişi olması gerekmektedir. b) Üyeler arasında gevşek de olsa hiyerarşik bir bağ bulunmalıdır. Örgütün varlığı için soyut bir birleşme yeterli olmayıp örgüt yapılanmasına bağlı olarak gevşek veya sıkı bir hiyerarşik ilişki olmalıdır. c) Suç işlemek amacı etrafında fiili bir birleşme yeterli olup örgütün varlığının kabulü için suç işlenmesine gerek bulunmadığı gibi işlenmesi amaçlanan suçların konu ve mağdur itibarıyla somutlaştırılması mümkün olmakla birlikte, zorunluluk arz etmemektedir. Örgütün faaliyetleri çerçevesinde suç işlenmesi hâlinde, fail, örgütteki konumuna göre, üye veya yönetici sıfatıyla cezalandırılmasının yanında, ayrıca işlenen suçtan da cezalandırılacaktır. d) Örgüt niteliği itibarıyla devamlılığı gerektirdiğinden, kişilerin belli bir suçu işlemek veya bir suç işlemek için bir araya gelmesi hâlinde, örgütten değil ancak iştirak iradesinden söz edilebilecektir. e) Amaçlanan suçları işlemeye elverişli, üye, araç ve gerece sahip olunması gerekmektedir. Yukarıda belirtildiği üzere kanunların suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli yapılara suç örgütü denmektedir. Terör örgütleri ise ideolojik amaçları olan suç örgütleridir. Terör örgütlerini, suç örgütlerinden ayıran bu ideolojik amaç; 3713 sayılı Kanun'un 1. maddesinde gösterilen Cumhuriyetin Anayasa'da belirtilen niteliklerine karşı olabileceği gibi, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Türk Devleti ve Cumhuriyetin varlığına, Devlet otoritesini zaafa uğratmaya veya yıkmaya ya da ele geçirmeye, Devletin iç ve dış güvenliğine, kamu düzeni veya genel sağlığa ya da temel hak ve hürriyetlere yönelik de olabilmektedir. Bununla birlikte, suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu tamamlayıcı bir suçtur. Bu nedenle bazı suçları işlemek için örgüt kurmanın başka ceza normları tarafından ayrıca özel olarak düzenlenmesi durumunda, ilgili suç tipinde öngörülen hükümlerin uygulanması gerekir. Buna göre soykırım ve insanlığa karşı suç için kurulmuş örgütleri kuran, yöneten ve üye olanlar TCK'nın 78. maddesi, Anayasal düzen ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla terör örgütü kuranlar, yöneten ve üye olanlar 3713 sayılı Kanun'un 7. maddesi ve bu amaca matuf silahlı terör örgütlerini kuran, yöneten ve üye olanlar hakkında ise TCK'nın 314. maddesi uygulanacaktır. 3713 sayılı Kanun'un "Terör örgütleri" başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrasında yer alan; “Cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır.” hükmü ile TCK'nın 314. maddesine atıf yapılmıştır. TCK'nın 314. maddesinde tanımlanan "Silâhlı örgüt" suçu ise; "(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir. (3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir. Örgütlü suçluluğun özel bir türü olarak öngörülen, TCK'nın "Silahlı Örgüt" başlıklı 314. maddesinde; TCK'nın İkinci Kitabının, Dördüncü Kısmının Dördüncü Bölümünde yer alan devletin güvenliğine karşı suçlar ile Beşinci Bölümünde yer alan Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran, yöneten ve örgüte üye olanların cezalandırılmaları öngörülmüş ve maddenin son fıkrasında; suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümlerin, bu suç açısından aynen uygulanacağı düzenlenmiştir. 3713 sayılı Kanun kapsamına giren suçları işlemek için örgüt kurulması hâlinde ortada bir terör örgütünün varlığı söz konusudur. TCK'nın 314. maddesinde hüküm bulunmayan hâllerde, TCK'nın 220. maddesindeki koşullar göz önünde bulundurulacaktır (Feridun Yenisey Örgütlü Suçlar ve Terör Suçları Eğitim Modülü, s. 46.). Buna göre TCK'nın 314. maddesi bakımından bir oluşumun veya yapılanmanın, silahlı terör örgütü sayılabilmesi için TCK'nın 220. maddesinde düzenlenen suç işlemek için örgüt kurma suçunda gerekli koşulların yanında aşağıda gösterilen şartlar da aranmaktadır: a) Yöntem: Terör örgütü, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle hareket eden bir örgüt tipidir. Buradaki cebir ve şiddet kullanma tabirini doğrudan kullanma şeklinde anlamlandırmak doğru olmayacaktır. Bu kavramın içine cebir veya şiddet kullanılacağına ilişkin güncel tehdidin bulunması da dahildir. b) Amaç-Saik: Silahlı terör örgütü, siyasi maksatla faaliyet gösteren örgütleri ifade eder. Bu bakımdan 3713 sayılı Kanun'un birinci maddesinde sayılan amaca yönelik ve devletin Anayasal düzeni veya devletin güvenliğine karşı bir suç işlemek amacıyla faaliyet gösterir. c) Elverişlilik: Silahlı terör örgütünün, TCK'nın İkinci Kitabının, Dördüncü Kısmının Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçları amaç suç olarak işlemek üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkânına sahip bulunması gerekir. Amaca matuf kavramı ise, silahlı terör örgütünün yapısının, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olmasını ifade eder. Belirsiz sayıda suç işleme hedefi doğrultusunda kurulan silahlı terör örgütünün, 3713 sayılı Kanun'un birinci maddesinde belirtilen amaca yönelik faaliyet göstermesi örgütün varlığı için yeterli olup ayrıca amaçlanan suçları işlemesi gerekmez. d) Araç-gereç: Örgüt mensuplarının tamamı olmasa bile bir kısmının silahlı olması, silahlı terör örgütünün oluşması için yeterlidir. Örgüt, bu silahları gerektiğinde kullanma imkan ve olanağına sahip ise silahlı olduğu kabul edilmelidir. Silahlı terör örgütünün elinde bulunan silahın devlete ait olması ya da bu silahların hukuka aykırı yollardan elde edilmesi bu suçun oluşması açısından önem taşımaz. 2- FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı, 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı ile 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararlarında da ayrıntılarıyla belirtildiği üzere; FETÖ/PDY silahlı terör örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür. İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan FETÖ/PDY silahlı terör örgütü “gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek, gerçeği inkâr etmek” üzerine kuruludur. Talimatlar yoluyla kollektif bir şekilde mobilize olan, kamu erkinin kritik bürokratik alanları başta olmak üzere, kamusal alanı ele geçirme refleksiyle hareket eden, mülkiye, adliye, emniyet, eğitim, istihbarat ve ... içerisinde kendi özel hiyerarşisiyle illegal şekilde kadrolaşan, devletin tüm kurumlarına yerleştirdiği örgüt mensuplarıyla devlet teşkilatını kendisine hizmet eder hâle getiren ve adeta devlet içinde ayrı bir devlet yapısı oluşturan örgütün lideri Fethullah Gülen tarafından; "Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!; bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Adliye, mülkiye veya başka hayati bir müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti öyle ferdi mevcudiyetler şeklinde ele alınıp değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir. Bir ölçüde onlar bizim varlığımızın teminatıdır.”, “Zaman henüz uygun değil. Bütün dünyayı omuzlayıp taşıyabileceğimiz zamana dek, tamam olacağınız ve koşulların uygun olacağı zamana dek beklemelisiniz! Bilhassa, haber alma hususunda her zaman hasım cephenin çok önünde olunmalıdır.”, “Yani siz hâkim değilsiniz başka kuvvetler var. Bu ülkede değişik kuvvetleri hesap edecek dengeli, dikkatli, tedbirli, temkinli yürümekte yarar var ki geriye adım atmayalım…”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. (…) bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. (…) sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Daima tedbirli olmalıyız, daima istişare içerisinde karar alın, ana istişare organı olan Başyüceler ne karar aldıysa onu uygulayın (Kaldı ki; Başyüceler’in lideri de kendisidir.) bütün güç merkezlerine ulaşmalıyız …”, “Bir gün bana ...’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak.” şeklinde değişik yer ve zamanlarda örgüt mensuplarına verilen talimatlarda gizliliğe atfedilen önem görülmektedir. Örgüt, kamu kurum ve kuruluşlarına yerleştirdiği personelin aile yaşamlarına dahi müdahale ederek şahısların kiminle evleneceğine de karar vermektedir. Örgüt, kamu kurumlarında sayısı beş kişiyi geçmeyen bir örgüt abisine bağlı hücreler şeklinde yapılanmıştır. Hücreler birbirinden haberdar değildir. Bu şekilde bir hücre açığa çıksa bile diğer hücrelerin faaliyetlerine devam ederek deşifre olmaları engellenmektedir. İçlerinde katı bir askeri disiplin hâkimdir. Örgütün bütünlüğü üzerinde tek hâkim ve önder Fethullah Gülen olup örgüt içerisinde kâinat imamı olarak görülmektedir. Diğer yöneticiler onun verdiği yetkiyle onun adına görev yaparlar. Kâinat imamı inancı ve yedi katlı piramidal yapılanmaya sahip FETÖ/PDY silahlı terör örgütünde, örgüt içi hiyerarşide itaat ve teslimiyet katı bir kuraldır. Teslimiyet hem örgüte hem de liderin emrine ona atfen verilen göreve adanmışlıktır. Örgütün hiyerarşik yapılanması tabaka-kat sistemine dayanır. Katlar arasında geçişler mümkün ise de, dördüncü kattan sonrasındaki geçişleri önder belirlemektedir. Katlar şu şekildedir: a) Birinci Kat (Halk Tabakası): Örgüte iman ve gönül bağı ile bağlı olanlar, fiili ve maddi destek sağlayanlardan oluşur. Bunların birçoğu örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmayan, bilinçli veya bilinçsiz hizmet ettirilen kesimdir. b) İkinci Kat (Sadık Tabaka): Okul, dershane, yurt, banka, gazete, vakıf ve kurum görevlilerinden oluşan sadık gruptur. Bunlar örgüt sohbetlerine katılan, düzenli aidat ödeyen, az veya çok örgüt ideolojisini bilen kişilerdir. c) Üçüncü Kat (İdeolojik Örgütlenme Tabakası): Gayri resmî faaliyetlerde görev alan, örgüt ideolojisini benimseyen ve ona bağlı, çevresine propaganda yapan kişilerdir. d) Dördüncü Kat (Teftiş Kontrol Tabakası): Bütün hizmeti (legal ve illegal) denetler. Bağlılık ve itaatte dereceye girenler buraya yükselebilir. Bu tabakaya girenler örgüte çocuk yaşta kazandırılanlardan seçilir. Örgüte sonradan katılanlar genellikle bu katta ve daha üst katlarda görev alamazlar. e) Beşinci Kat (Organize Eden ve Yürüten Tabaka): Üst düzey gizlilik gerektirir. Birbirlerini çok az tanırlar. Örgüt lideri tarafından atanan ve devletteki yapıyı organize edip yürüten kişilerdir. f) Altıncı Kat (Has Tabaka): Örgüt lideri Fethullah Gülen tarafından bizzat atanan ve lider ile alt tabakaların irtibatını sağlayan, örgüt içi görev değişiklikleri yapıp azillere bakan kişilerdir. g) Yedinci Kat (Kurmay Tabaka): Örgüt lideri tarafından doğrudan seçilen ve on yedi kişiden oluşan örgütün en ... kesimidir. Örgütün deşifre olmaması ve Devletin örgüt yapısını çözmekte zorlanması için örgüt hücre tipinde yatay yapılanmaya özen göstermiştir. Hücreler genellikle en fazla beş kişiden oluşan ve bir abla veya abiye bağlı birimlerdir. Hücredeki kişi sayısı bazı kurumlarda üç, TSK gibi bazı kurumlarda ise birebirdir. Her hücreden sorumlu bir imam vardır. FETÖ/PDY'nin asli unsuru müntesipler, ışık evi, yurtlar, okullar, dershaneler olan hizmet birimlerinde yetiştirilmektedir. Bu kurumların temel amacı bu örgüte müntesip yetiştirmektir. İlk ve öncelikli kuruluş gayesi eğitim değil, insan kaynağı sağlamaktır. Örgüte ait özel okul ve yurt gibi yerler toplantı ve himmet toplama amaçlı da kullanılmaktadır. Örgüt, elemanlarını genel olarak genç yaştaki öğrencilerden seçmekte ise de, kamu personelini de sonradan örgüte kazandırabilmektedir. Bütün terör örgütleri gibi FETÖ/PDY de eleman bulma, buldukları elemanları örgüt amacına göre eğitme, örgütsel olarak onlara nasıl davranılması gerektiğini öğretip uygulatma üzerine kuruludur. Örgütsel bağlılığın temini bakımından; kod adı kullanma, gizlilik ve tedbir uygulanması, kişiler hakkında istihbarat toplayıp özel bilgi edinmek, sorunsuz işleyen bir emir ve rapor zincirinin varlığı, devletten ve aileden önde gelen örgüt aidiyeti, devlet hiyerarşisinde daha üstte olsa bile örgüt hiyerarşisi asıl olduğundan daha ast birinden emir alınması, hizmet kardeşliği ve örgüt içi dayanışma nedeniyle illegal olsa dahi talimatın sorgulanmaması, psikolojik tehdidin etkisiyle özgür iradenin kaybedilmesi hususları önem taşımaktadır. Örgütten ayrılmak kural olarak mümkün değildir. Örgütsel disipline uymayan kişiler örgütten kovulma yerine pasifize edilmektedir. Bu düşüncede olan kişiler önce korkutulur, manevi baskının yanında maddi yaptırımlar da uygulanır. Tüm yaptırımlara rağmen ayrılmakta ısrar eden, itaatsizlikte devam eden kişinin örgütle ilişkisi kesilir. Örgüt bu kişiyi hain ilan ettiğinden her türlü cezalandırma metodu uygulanır. FETÖ/PDY'nin Türk Silahlı Kuvvetlerine, Emniyet Teşkilatına ve MİT'e sızan militanları, şeklen kamu görevlisi gibi gözükse de bu kişilerin örgüt aidiyetleri diğer tüm aidiyetlerinden önce gelmektedir. FETÖ/PDY’nin devletin tasarrufunda bulunması gereken kamu gücünü, kendi örgütsel çıkarları lehine kullanmakta olduğu anlaşılmaktadır. Çeşitli aşamalardan geçirildikten sonra güçlü örgütsel bağlarla bağlandığı FETÖ/PDY’nin bir neferi olarak TSK, Emniyet Teşkilatı ve Milli İstihbarat Teşkilatında meslek hayatlarına başlayan örgüt mensupları, sahip oldukları silah ve zor kullanma yetkilerini FETÖ/PDY’deki hiyerarşik üstünden gelen emir doğrultusunda seferber etmeye hazır olacak şekilde bir ideolojik eğitimden geçirilmektedir. Bu durum, örgüt lideri tarafından hizmet insanı başlığı altında “örgüte bağlı kişinin azimli, kararlı, hizmete karşı itaatkar, her şeyin sorumluluğunu alması gereken, darbe yediğinde azmi bozulmayan, yüksek rütbelere geldiğinde kendi rütbesi değil de hizmetin rütbesini ön planda tutan, hizmet içerisinde yapacağı görevlerin zor olabileceğine inanan ve bütün varlığını, canını, sevdiklerini hizmet için feda etmeye hazır olması” şeklinde açıklanmaktadır. Nitekim hiyerarşik ilişki bakımından sıkı bir disiplinin hâkim olduğu Türk Silahlı Kuvvetlerinde dahi FETÖ/PDY mensuplarının darbeye teşebbüs sırasında genel olarak öğretmenlerden oluşan mahrem imam olarak adlandırılan sivil kişilerden aldıkları talimatlara göre hareket ettikleri veya alt rütbedeki subayların emirlerine uydukları birçok dava dosyasında görülmüştür. Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarının etkin birimlerinde ve TSK'da yapılanan FETÖ/PDY, Emniyet ve TSK birimlerinin doğasında var olan cebir ve şiddet kullanma yetkisinin verdiği baskı ve korkutuculuğu kullanmaktadır. Örgüt mensuplarının silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkanının bulunması, silahlı terör örgütü suçunun oluşması için gerekli ve yeterli olmakla birlikte; 15.07.2016 tarihinde meydana gelen kalkışma esnasında TSK içerisinde yapılanıp görünürde TSK mensubu olan ve ancak örgüt liderinin emir ve talimatları ile hareket eden örgüt mensuplarınca silah kullanılmış, birçok sivil vatandaş ve kamu görevlisi şehit edilmiştir. Söz konusu terör örgütü, nihai amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personelin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihai hedefi bulunan FETÖ/PDY, söz konusu ele geçirme süreci tamamlandıktan sonra devlet, toplum ve fertlere dair ne varsa ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn ederek oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç hâline gelmek amacıyla hareket etmektedir. Örgütte sıkı bir disiplin ve eylemli bir işbirliği bulunduğu, örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet edildiği, illegal faaliyetleri gizleyebilmek için hiyerarşik yapıya uygun hücre sistemi içinde yapılanarak grup imamları tarafından emir talimat verilmesi, üyeleri arasında haberleşmenin sağlanması için ByLock gibi haberleşme araçlarının kullanıldığı, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkın gizlendiği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasa'da öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu, demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükûmet ve diğer anayasal kurumları feshedip iktidarı ele geçirmek olduğu, bu amaçla, Emniyet, Jandarma teşkilatı, MİT ve Genel Kurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisini haiz kurumlara sızan mensupları vasıtasıyla, kendisinden olmayan güvenlik güçlerine, kamu görevlilerine, halka, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, Meclis binası gibi simge binalar ve birçok kamu binasına karşı ağır silahlarla saldırıda bulunmak suretiyle amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli öldürme ve yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirildiği, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüt faaliyetleri kapsamında işlenen diğer bir kısım eylemlere ilişkin bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, bu davalarda verilen mahkeme ve Yargıtay kararları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında; FETÖ/PDY, küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzerine kurulan bir maşa olarak; Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkıp ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt, kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri Fethullah Gülen tarafından belirlenen ideoloji doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek için hareket etmiştir. Gerçekleştirilen eylemlerde kullanılan yöntem, bir kısım örgüt mensuplarının silah kullanma yetkisini haiz resmî kurumlarda görevli olması, örgüt mensuplarının bu silahlar üzerinde tasarrufta bulunma imkânlarının var olması ve örgüt hiyerarşisi doğrultusunda emir verilmesi hâlinde silah kullanmaktan çekinmeyeceklerinin anlaşılması karşısında; tasarrufunda bulunan araç, gereç ve ağır harp silahları bakımından 5237 sayılı TCK'nın 314. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları kapsamında bir silahlı terör örgütüdür. Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesinin istikrar kazanan kararlarında da belirtildiği üzere; terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 214; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 64.). Özellikle darbe teşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi özellikleri de dikkate alındığında, bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (... Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, § 350.). a) ByLock İletişim Sistemi Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı ile 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı kararlarında da ayrıntılarıyla belirtildiği üzere; Kural olarak kişiler arasındaki haberleşmenin gizli olduğu yasalarla teminat altına alınmıştır. Ancak terör örgütleri yasa dışı amaçlarını gerçekleştirirken, mensupları ve faaliyetlerinin kolluk güçleri tarafından tespit edilememesi için daha gelişmiş ve şifrelenmesi mümkün haberleşme sistemleri kullandıkları veya meşru faaliyet görüntüsü verdikleri sıklıkla görülmektedir. Nitekim FETÖ/PDY silahlı terör örgütü, başlangıçta herkes tarafından kullanılabilen ByLock sistemini örgütsel amaçlı kullanmak üzere şifreleyerek örgüt mensuplarının hizmetine sunmuştur. Bu sisteme dahil olacak kişileri örgüt yöneticileri belirlemiş olup zaman zaman gündelik işlerle ilgili görüşmeler yapılsa da ağırlıklı olarak örgütsel talimatların iletildiği, faaliyetlerin değerlendirildiği, örgüt mensupları arasındaki bağlılığı artırıcı ve motive edici mesajların paylaşıldığı bir sisteme dönüştüğü anlaşılan bu sistemin çalışma şekilleri aşağıda izah edilecektir. ByLock iletişim sistemi global bir uygulama görüntüsü altında belli bir tarihten sonra yenilenen ve geliştirilen hâliyle münhasıran FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanımına sunulmuş bir programdır. ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu terör örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti, kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil olacaktır. Kullanılması için indirilmesi yeterli olmayıp özel bir kurulum gerektiren ByLock iletişim sistemi, güçlü bir kriptolama yoluyla internet bağlantısı üzerinden iletişim sağlamak üzere, gönderilen her bir mesajın farklı bir kripto anahtarı ile şifrelenerek iletilmesine dayanan bir tasarıma sahiptir. Bu şifrelemenin, kullanıcıların kendi aralarında bilgi aktarırken üçüncü kişilerin bu bilgiye izinsiz şekilde (hack) ulaşmasını engellemeye yönelik bir güvenlik sistemi olduğu tespit edilmiştir. 2014 yılı başlarında işletim sistemlerine ait uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olan ByLock'un, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra geliştirilen ve yenilenen sürümünün ancak örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve Bluetooth yoluyla yüklenildiği yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşılmıştır. ByLock iletişim sistemi 46.166.160.137 IP adresine (Internet ağına doğrudan bağlanan her cihaza verilen, numaralardan oluşan benzersiz adres) sahip sunucu üzerinde hizmet sunmaktadır. Sunucu yöneticisi, uygulamayı kullananların tespitini zorlaştırmak amacıyla ayrıca 46.166.164.176, 46.166.164.177, 46.166.164.178, 46.166.164.179, 46.166.164.180, 46.166.164.181, 46.166.164.182, 46.166.164.183 no'lu IP adreslerini de kiralamıştır. ByLock iletişim sisteminin akıllı telefonlara yüklendikten sonra kullanılabilmesi için kullanıcı adı/kodu ve parolanın, akabinde cihaz üzerinde rastgele el hareketleriyle oluşturulan kullanıcıya özel güçlü bir kriptografik şifrenin belirlenmesi ve bu bilgilerin uygulama sunucusuna kriptolu olarak iletilmesi gerekmektedir. Bu şekilde ByLock iletişim sistemine dahil olan kullanıcıya sistem tarafından otomatik olarak bir kullanıcı kodu (User-ID numarası) atanmaktadır. Global ve ticari uygulamaların aksine, kullanıcıların tespitini zorlaştırmak için ByLock iletişim sistemine kayıt esnasında kullanıcıdan telefon numarası, kimlik numarası, e-posta adresi gibi kişiye ait özel bir bilgi talep edilmemekte, SMS şifre veya e-posta yoluyla doğrulama işleyişi bulunmamaktadır. ByLock iletişim sistemi üzerinde telefon numarası veya ad-soyad bilgileri ile arama yapılarak kullanıcı eklenmesine imkân bulunmamaktadır. Diğer taraftan ByLock iletişim sisteminde benzer uygulamalarda bulunan telefon rehberindeki kişilerin uygulamaya otomatik olarak eklenmesi özelliği de yoktur. ByLock iletişim sisteminde kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını birbirlerine eklemeleri gerekmekte, ancak bu aşamadan sonra taraflar arasında mesajlaşma başlayabilmektedir. Bu bakımdan kullanıcıların dahi istediği zaman bu sistemi kullanma imkânı bulunmamaktadır. Bu kurgu sayesinde uygulama, sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân vermektedir. ByLock iletişim sisteminde, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunmaktadır. Böylece kullanıcıların, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlanmıştır. Kullanıcıların tüm iletişimlerinin ByLock sunucusu üzerinden yapılması, buradaki grupların ve haberleşme içeriklerinin uygulama yöneticisinin denetim ve kontrolünde olmasını da mümkün hâle getirmiştir. Kullanıcı tespitinin önlenmesi ve haberleşme güvenliği için alınan bir diğer güvenlik tedbiri ise, ByLock'a ait sunucu ve iletişim verilerinin, uygulama veri tabanında da kriptolu olarak saklanmasıdır. ByLock kurgusunun aldığı önlemlerin yanı sıra, kullanıcılar da kendilerini gizlemek amacıyla birtakım önlemler almış, bu çerçevede haberleşme içeriklerinde ve uygulamadaki arkadaş listelerinde, kişilerin gerçek bilgileri yerine örgüt içindeki "kod adlarına" yer verip çok haneli parolalar belirlemişlerdir. Türkiye’den ByLock'a erişim sağlayan kullanıcılar, kimlik bilgilerinin ve iletişimin gizlenmesi amacıyla VPN (Sanal Özel Ağ) kullanmaya zorlanmıştır. Büyük bir kullanıcı kitlesine sahip ByLock iletişim sistemi, 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi öncesinde Türk ve yabancı kamuoyu tarafından bilinmemektedir. ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakını FETÖ/PDY mensuplarına ait örgütsel temas ve faaliyetlere ilişkindir. Bu kapsamda buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, Fethullah Gülen'in talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye'yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ/PDY'ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ/PDY aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, deşifre olduğu düşünüldüğünde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verileceği ve Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel niteliği olan mesajlar gönderildiği anlaşılmıştır. 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde Milli İstihbarat Teşkilatının (MİT), Türkiye Cumhuriyetinin ülkesi ve milletiyle bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine, Anayasal düzenine ve milli gücünü meydana getiren bütün unsurlarına karşı içten ve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkındaki milli güvenlik istihbaratını Devlet çapında oluşturmak ve bu istihbaratı gerekli kuruluşlara ulaştırmakla yükümlü olduğu; aynı fıkranın (i) bendinde ise dış istihbarat, milli savunma, terörle mücadele ve uluslararası suçlarla siber güvenlik konularında her türlü teknik istihbarat ve insan istihbaratı usul, araç ve sistemlerini kullanmak suretiyle bilgi, belge, haber ve veri toplamak, kaydetmek, analiz etmek ve üretilen istihbaratı gerekli kuruluşlara ulaştırmak görev ve yetkisine sahip olduğu, aynı Kanun’un 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde MİT’in görevlerini yerine getirirken gizli çalışma usul, prensip ve tekniklerini kullanılabileceği; aynı fıkranın (g) bendinde de telekomünikasyon kanallarından geçen dış istihbarat, milli savunma, terörizm ve uluslararası suçlarla siber güvenlikle ilgili verileri toplayabileceği hüküm altına alınmıştır. Görüldüğü üzere, MİT’in terör suçlarıyla alakalı olarak telekomünikasyon kanallarından geçen her türlü bilgi ve veri toplama, bunları analiz ve kaydetme, akabinde de bunları gerekli kuruluşlara ulaştırma görev ve yükümlülüğü bulunmaktadır. MİT’in görevlerini yerine getirirken elde ettiği veya rastladığı terör suçları, sınır aşan örgütlü suçlar veya siber suçlara konu materyalleri adli makamlara veya terörle mücadele konusunda görevli birimlere iletmesinin, MİT’in istihbari bilgi toplama ve görüş bildirmesi değil, söz konusu suçlar yönünden bu materyallerin soruşturma veya kovuşturma evrelerinde delil olarak kullanılması için adli makamlarla yaptığı bir paylaşım olarak değerlendirilmesi gerekir. Belirtilen mevzuata göre, MİT’in, ana sunucusu (server) yurt dışında bulunup çoğunlukla cep telefonuna kurulan, internet üzerinden yazışma imkânı veren ve kriptolu iletişimde münhasıran FETÖ/PDY mensuplarınca kullanılan ByLock iletişim sisteminde bulunan verileri temin etme, bu verilerle ilgili gerekli teknik araştırma yapıp bunları adli makamlara ulaştırma görev ve yükümlülüğü vardır. MİT Başkanlığının yasal yetkisi çerçevesinde temin ettiği ByLock veri tabanı üzerindeki incelemeler sonucunda, ByLock sunucusunun IP'lerine bağlanmaları nedeniyle sunucunun log kayıtlarında tutulan IP adreslerine ait abone bilgileri belirlenebildiği gibi ByLock sunucusunda kaydı olan kullanıcıların User-ID numaraları, kullanıcı adı ve şifre bilgileri, sisteme bağlantı tarihleri (log kayıtları), User-ID ekleyen diğer kullanıcılara ait bilgiler (roster kayıtları), ByLock kullanıcısının kurduğu ya da katıldığı gruplar, mesaj içerikleri gibi verilerin bir kısmı ya da tümünün tespiti ve çözümü de gerçekleştirilebilmektedir. Dolayısıyla, KOM Daire Başkanlığınca yürütülen çalışmalarla bir kısmı ya da tümü tespit edilen bu verilerin değerlendirilmesi sonucunda, sistem tarafından atanan User-ID numarasının gerçekte hangi kullanıcıyla eşleştirildiği ve bu kabulü sağlayan verilerin neler olduğu hususunda düzenlenen ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında yer alan bilgiler, sisteme dâhil olduğu anlaşılan ByLock kullanıcısının gerçekte kim olduğuna ve bu kişinin terör örgütü içerisindeki hiyerarşik konumuna yönelik önemli bilgiler içerebilmektedir. Bununla birlikte, ByLock sistemine dair yukarıda belirtilen teknik analizler ve kronolojik rapor dikkate alındığında; gerçekte ByLock sistemine (ağına) dâhil olan kişinin, Türkiye'ye ait olmayan IP'ler üzerinden ByLock sistemine bağlanması nedeniyle, ByLock IP'lerine bağlantı yaptığına dair CGNAT kayıtlarına ulaşılamayabileceği gibi KOM birimlerince ByLock sunucu verileri üzerinde yapılan incelemenin henüz sonuçlanmaması veya bu incelemelere rağmen bu kişiye ait olan verilerin kurtarılamaması - çözümlenememesi nedenleriyle User-ID numarası, kullanıcı adı, şifre, log kayıtları, roster bilgileri veya mesaj içerikleri gibi verilerin henüz tespit edilememiş olması ya da incelemeye rağmen tespit edilememesi de söz konusu olabilmektedir. Ancak bu durumda dahi, başka kullanıcılara ait kurtarılan - çözümlenen roster kayıtları, mesajlar vb. verilerin içeriğinin değerlendirilmesi sonucunda, ByLock programını kullandığı hâlde kendisine ait veriler henüz bulunamayan ya da çözümlenemeyen diğer kullanıcıların da kim oldukları tespit edilebilmekte, böylelikle başta kullanıcısı belli olmayan bir User-ID numarasının gerçekte kime ait olduğu da belirlenebilmektedir. Gerçek kullanıcısı bu şekilde belirlenen User-ID numaralarına ilişkin olarak da ByLock tespit ve değerlendirme tutanakları düzenlenebilmektedir. Öte yandan, ByLock tespit ve değerlendirme tutanağının düzenlenmesinden önceki bir tarihte, failin abonesi olduğu bir ADSL ya da GSM aboneliği üzerinden ByLock sistemine bağlantı yapıldığı ve sisteme kayıt yapılarak User-ID numarası alındığı belirlenmek suretiyle bir User-ID numarasının faille (abone) eşleştirilmesi de mümkündür. Kural olarak bu yöndeki tutanağa istinaden de ilgili abonenin ByLock User-ID numarası alarak sisteme dâhil olduğu anlaşılabilmektedir. ByLock sunucusuna ait 9 adet IP adresine Türkiye IP'lerinden bağlanan abonelerin bu bağlantılarına dair internet trafik kayıtlarını içeren ve operatörler tarafından tutulan CGNAT (HIS) kayıtları ise bir çeşit üst veridir. Bu veriler; aboneye ait IP adresinin ByLock sunucusuna ait IP adreslerine bağlandığını belirlediğinden, kişinin ByLock sistemine dâhil olmuş olabileceği konusunda önemli bir emare olmakla birlikte, IP adreslerine bağlantı yapmanın ötesinde ilgili aboneye sisteme dâhil olması için User-ID numarası atanıp atanmadığı ve atanmışsa bu numaranın ne olduğu konusunda bilgi içermemektedir. Dolayısıyla, KOM'un ByLock sunucu verileri üzerinde devam eden incelemelerinin henüz tamamlanmaması ya da incelemeye rağmen verinin kurtarılamaması – çözümlenememesi nedeniyle kişinin herhangi bir User-ID numarasıyla eşleştirilemediği hâllerde de ByLock sunucusuna ait IP'lere bağlantı yaptığının CGNAT kayıtları doğrultusunda tespit edilmesi mümkündür. Bu durumda kişinin, ByLock sistemine bağlanma yönünde bir hareketi olmakla birlikte henüz kullanıcı adı ve şifre oluşturmak suretiyle User-ID numarası almadığı, bu nedenle sisteme dâhil olmadığı ya da gerçekte User-ID numarası alıp henüz veriler üzerindeki incelemenin devam etmesi veya verilerin kurtarılamaması – çözümlenememesi nedenleriyle bu User-ID numarasının kendisiyle eşleştirilemediği anlaşılabileceği gibi ByLock sunucularına tuzak yöntemlerle (Morbeyin vb.) yönlendirilmiş olabileceği sonucuna da ulaşılabilmektedir. Bununla birlikte, ByLock kronoloji raporundan; CGNAT kayıtlarına göre ByLock sunucusuna ait IP'lere bağlantı sağladığı belirlenen GSM abonelerinden 11.480 GSM abonesinin, ByLock IP'lerine olan bağlantılarının Morbeyin uygulamalarıyla gerçekleştirildiğinin tespitine ilişkin bilgilendirme yazılarının ilgililerin soruşturma ve kovuşturma dosyalarına gönderilmiş olduğu da dikkate alınmalıdır. Gelinen noktada, tek başına delil olarak kullanılması gerektiğinde, kişinin ByLock sistemine (ağına) dahil olduğunun belirlenebilmesi açısından, öncelikle ByLock sunucusunda kayıtlı bir User-ID numarasının kişiyle eşleştirilmesine dair veriler içeren ByLock tespit ve değerlendirme tutanağının; bu belgenin bulunmaması hâlinde de varsa sanığa ait olduğu belirlenen ByLock User-ID numarasını içerir tutanağın getirtilerek tutanaklarda yer alan veriler usulünce sanığa anlatıldıktan sonra sanık ve varsa müdafisinden diyeceklerinin sorulması gerekmektedir. Bu itibarla, failin bilerek ve isteyerek ByLock sunucusunda kayıtlı bir User-ID aldığının belirlenmesi; ByLock sistemine dahil olup ancak bir örgüt üyesinin sahip olabileceği gizli haberleşme imkânına kavuştuğunun, dolayısıyla en azından FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğunun kabulü için gerekli ve yeterli olacaktır. Ayrıca bu ağa dahil olan kişilerin ağ içerisinde başka kişi ya da kişilerle yaptıkları görüşme içeriklerinin olması da aranmayacaktır. ByLock sistemine dahil olan failler yönünden sistem içerisindeki haberleşmelerin kimlerle yapıldığının ve içeriklerinin tespiti ise ancak fail hakkında örgüt yöneticiliğinden dava açılmış olması ve failin örgüt yöneticisi olduğunun belirlenmesi açısından yol gösterici olacaktır. b) Genel Olarak Örgütün Yargı Yapılanması, HSK ve Yüksek Mahkeme Üyelikleri Seçimleri FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle ilgili olarak ülke sathında yürütülen soruşturmalarda elde edilen dijital veriler, tanık beyanları, haklarında soruşturma yürütülen kişilerin etkin pişmanlık hükümleri kapsamında verdikleri ifadelerle, örgüte ilişkin açık kaynaklara da yansıyan bilgiler doğrultusunda ve Anayasal düzende devletin üç kuvvetinden biri olan yargının işlevinden ileri gelen önemi karşısında; bu örgütün, yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetlerini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, örgüt lideri ...'in açık kaynaklara da yansıyan “Orada icabında mahkemenin altını üstüne getireceksin, avucuna alacaksın, arkadaşlara diyorum ki ben 'Belki bin döktüreceksin, geriye biri dönecek, 1 milyar vereceksiniz, 10 milyonluk tazminat davası alacaksınız, önemli olan mahkum etmektir yani, avukat da kiralayacaksınız, hâkim de kiralayacaksınız... Dünyada satın alınmayacak adam yoktur. Sadece fiyatları farklıdır. Birini az fiyata birini çok fiyata alırsın.” şeklindeki beyanı, yargıda kanun dışı kadrolaşma ve bu erke egemen olma hususlarında verdiği örgütsel talimatlardan biridir. Örgütsel kadrolaşma açısından; FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından kendi mensuplarına hâkimlik ve Cumhuriyet savcılığı sınavlarına girmeleri konusunda telkinlerde bulunulduğu, örgüt mensubu öğrencilere hâkimlik ve savcılık sınavını kazanmaları hâlinde örgütün kendilerine referans olacağının söylendiği, mülakatı geçip staja başlayan örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcısı adaylarının Adalet Akademisi ve staj döneminde de yine örgüt tarafından koordine edildiği, söz konusu adayların örgüt mensubu olduklarının anlaşılmaması için kendi başlarına, fakat örgütle irtibatı koparmayacak şekilde ev tutmalarının tavsiye edildiği, adayların beşer kişilik kapalı gruplar hâlinde örgüt tarafından finanse edilen evlerde kalmalarının sağlandığı, bu kapsamda örgüt kurallarına göre iki evin irtibat hâlinde olmasının istendiği, bu evlere murakıp adı verilen örgüt mensubu kişilerin gelerek evde kalan adaylardan bilgi alıp tavsiyelerde bulundukları, Bununla birlikte, örgüte ait ışık evlerinin il bazında eyalet adı altında birden çok bölgeye ayrıldığı, her bölgenin sekiz ilâ on evi kapsadığı, bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi/ablası adı verildiği, örgütün Türkiye Adalet Akademisi stajında adayları staj dönemlerine göre ayırdığı, bazı örgüt mensubu adaylara Türkiye Adalet Akademisi yurdunda kalmaları tavsiye edilerek bu kişilerden, örgüt lehine ya da aleyhine konuşan aday arkadaşlarının bildirilmesinin istendiği, her dönemin sorumlu abisinin/ablasının bulunduğu, evlere gelen örgüt mensubu murakıpların adaylara dinsel ve sosyal davranışları açısından telkinde bulundukları, örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcılarının T1, T2, T3, T4 ve T5 şeklinde kategorize edilerek taşra ve devre yapılanmasının oluşturulduğu, bu yapılanmalarda belirli aralıklarla organizasyon ve görüşmelerin gerçekleştirildiği, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün yüksek yargı içerisinde de benzer şekilde bir yapılanma içerisinde hareket ettiği, bu durumun Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 03.05.2018 tarihli rapordan da anlaşıldığı, söz konusu rapora göre; örgüt mensubu Yargıtay eski Üyelerinin görev yapmakta oldukları hukuk ve ceza dairelerine göre gruplar oluşturulduğu, yüksek yargı eski üyelerinin aldıkları kod isimler dikkate alındığında (H1, H2, H3, C1, C2, C3, C4) şeklinde gruplandırıldıkları, Yargıtay eski Üyelerinin görevde bulundukları zaman içerisinde görev yaptıkları Yargıtay Daireleri göz önünde bulundurulduğunda, “H” kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Hukuk Dairelerinde, “C” kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Ceza Dairelerinde görev yaptıkları, isimlendirmelerde yer alan 0, 1, 2, 3 rakamlarının grup içerisindeki hiyerarşiye ilişkin sıralamayı, “0” ile kodlamanın ise grup sorumlusunu gösterdiği, harf ve rakam ile gruplandırmalardan sonra (C3, H2 vb.) bazı isimlendirmelerde kullanıcının adı ve soyadının baş harflerinin eklenmesi suretiyle kod adı oluşturulduğu, “D” harfi ile yapılan gruplandırmanın “Danışma Heyetinde” bulunanları gösterdiği, Yargıtay Hukuk ve Ceza Daireleri genel sorumlusunun “59344 ID” numaralı ByLock hesabı kullanıcısı Yargıtay eski Üyesi Ali Akın olduğu ve bu kişinin “Danışma Heyeti” ile diğer gruplarda bulunanların irtibatını sağladığının belirtildiği, Yine, 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle Hâkimler ve Savcılar Kurulu Üyelerinin bir bölümünün hâkim ve Cumhuriyet savcıları arasından yapılacak seçimle belirlenmesi öngörüldüğünden, örgüt tarafından öncelikle bu seçimlerdeki, ardından da bu Kurul tarafından üyeleri belirlenen yüksek mahkemelerdeki kadrolaşmaya önem verildiği, bu doğrultuda 2010 yılındaki HSK Üyeliği seçimleri sürecinde örgüt mensuplarınca toplantı ve diğer organizasyonlar düzenlenerek hem HSK Üyeliği, hem de ardından yüksek mahkeme üyeliklerinin belirlenmesi hususunda çalışmalar yapıldığı, bu çalışmalar sonucunda yüksek mahkeme üyeliklerine seçilen örgüt mensuplarının hangi dairelerde görev yapacakları, yapılacak olan yüksek mahkeme daire başkanlığı seçimlerinde hangi adayın destekleneceği hususlarının da örgüt tarafından belirlenip örgüt mensuplarının bu yönde talimatlandırıldığı, Örgütsel etkinliğin ve baskının yargısal mekanizmalarda devamlılığının sağlanabilmesi açısından, bu çalışmaların 2014 yılındaki HSK seçimlerinde de hem hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca hem de yüksek yargı üyelerince yapılan seçimler açısından da sürdürüldüğü, Tespit edilmiştir. 3- Hata Hükümleri Çerçevesinde Silahlı Terör Örgüt Üyeliği Suçunun Değerlendirilmesi Bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş illegal bir yapı olabileceği gibi, legal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan bir suç örgütüne, hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür. Bu kapsamda önceden var olan ancak hakkında karar verilmediği için kamuoyu tarafından varlığı bilinmeyen örgütün hukuki varlık kazanması mahkemeler tarafından verilecek karara bağlı ise de örgütün kurucusu, yöneticileri ya da üyeleri; kuruluş tarihinden veya meşru amaçlarla kurulup daha sonra suç örgütüne dönüştüğü andan itibaren ceza hukuku bakımından sorumlu olacaklardır. Silahlı terör örgütüne üye olma suçunun doğrudan kastla işlenebildiği gözetilerek, hukuki zeminde faaliyet gösteren ve nihai amacını gizli tutması nedeniyle açıkça bilinmeyen yapılara dahil olan örgüt mensuplarından bir kısmının, oluşumun bir terör örgütü olduğunu bilmediklerini iddia etmeleri durumunda, TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrasında yer alan hata hükmü uyarınca değerlendirme yapmak gerekecektir. 5237 sayılı TCK'nın "Hata" başlıklı 30. maddesi üç fıkra hâlinde; "Fiilin icrası sırasında suçun kanunî tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır. Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır. Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır." şeklinde düzenlenmiş iken, 08.07.2005 tarihli ve 25869 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile eklenen; "İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz." biçimindeki dördüncü fıkra ile son hâlini almıştır. Maddede çeşitli hata hâlleri düzenlenmiş olup maddenin birinci fıkrasında suçun maddi unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir. İkinci fıkra ile, kişinin suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususundaki hatasından yararlanması öngörülmüş, buna göre, kardeşi olduğunu bilmediği bir kişiyi öldüren failin, kasten öldürme suçunun nitelikli hâllerinden olan kardeşini öldürmekten değil, kasten öldürmenin temel şeklinden sorumlu olacağı, değersiz zannederek değerli bir kolyeyi çalan fail hakkında ise değer azlığı hükmünün uygulanacağı ilke olarak kabul edilmiştir. Üçüncü fıkrada, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait şartların gerçekleştiği konusunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin, bu hatasından yararlanacağı hüküm altına alınmış olup fıkrada hem hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında hata, hem de kusurluluğu etkileyen hata halleri düzenlenmiştir. Failin bu fıkra hükmünden yararlanabilmesi için bulunduğu durum itibarıyla hatasının kaçınılmaz olması gerekmektedir. Maddeye 5377 sayılı Kanun'la eklenen dördüncü fıkrada ise, kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre fail, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüşse, diğer bir ifadeyle, eyleminin hukuka aykırı olmadığı, haksızlık oluşturmadığı, meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmişse ve bu yanılgısı içinde bulunduğu şartlar bakımından kaçınılmaz nitelikte ise artık cezalandırılmayacaktır. Hatanın kaçınılmaz olduğunun belirlenmesinde, kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre şartları göz önünde bulundurulacaktır. Üçüncü ve dördüncü fıkraların uygulanması yönüyle kişinin kaçınılmaz bir hataya düşmesi şartı aranmakta olup hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak, diğer bir ifadeyle fiilden dolayı sorumlu tutulacak, ancak bu hata temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınacaktır. Konumuza ilişkin olarak maddenin birinci fıkrasının daha ayrıntılı ele alınmasında fayda bulunmaktadır. Maddenin birinci fıkrasının gerekçesinde; "Kast, suçun kanuni tanımındaki maddî unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik veya yanlış bilgi sahibi olunması durumu ise, maddî unsurlarda hata olarak adlandırılır. Böyle bir hata kastın varlığına engel olur. Örneğin, kişi vestiyerden kendisininki zannederek başkasının paltosunu alır. Keza, kişi gece karanlığında vahşi bir hayvan zannıyla hareketli bir cisme ateş eder. Ancak, gerçekte bu hareket eden cisim bir insandır ve dolayısıyla; bu insan ölür veya yaralanır. Örnek olarak verilen bu olaylarda failin bilgisi gerçeğe uysaydı; işlediği fiil haksızlık teşkil etmeyecekti. Bu nedenle hata hâlinde kasten işlenmiş bir suçtan söz etmek mümkün değildir. Fıkrada ayrıca, maddî unsurlarda hata hâlinde, taksirle sorumluluğa ilişkin hükme yer verilmiştir. Buna göre, meydana gelen neticeye ilişkin olarak gerekli dikkat ve özen gösterilmiş olsaydı böyle bir netice ile karşılaşılmazdı şeklinde bir yargıya ulaşılabiliyorsa; taksirle işlenmiş bir suç söz konusu olur. Ancak bu durumda neticenin taksirle gerçekleştirilmesinin kanunda suç olarak tanımlanmış olması gerekir. Bu nedenle, kendisinin sanarak başkasının çantasını alan kişinin yanılgısında taksirin varlığı kabul edilse bile; kanunda hırsızlık fiilinin ancak yararlanma kasdıyla işlenebileceği belirtildiği için; böyle bir olay dolayısıyla ceza sorumluluğu doğmayacaktır. Buna karşılık, av hayvanı zannederek gerçekte bir insana ateş edip onun ölümüne neden olan kişinin bu hatasında taksiri varsa, adam öldürme kanunda taksirle işlenen bir suç olarak da tanımlandığı için, böyle bir olayda fail, taksirle adam öldürme suçundan dolayı sorumlu tutulacaktır..." açıklamalarına yer verilmiştir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olup bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik ya da hatalı bilgi, maddi unsurlara ilişkin bir hatadır. Bu hatanın kastın varlığına engel olacak düzeyde bulunması hâlinde sanığa ceza verilmeyecektir. Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâlinin saklı olduğu belirtildiğinden, taksirle de işlenebilen bir suçun maddi unsurlarında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu hataya düşülmesi kusurluluğu ortadan kaldırmayacaktır. Örneğin, gerekli dikkat ve özeni göstermeden gece gördüğü karartıya av hayvanı olduğunu düşünerek ateş eden ve bir kişinin ölümüne neden olan fail, taksirle öldürmeden sorumlu olacaktır. Öğretide bu konuya ilişkin olarak; "Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Örneğin, arkadaşını ziyarete giden bir kimsenin, arkadaşının olduğu düşüncesiyle bir başkasının konutuna girmesi." (Artuk/Gökcen/Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 7. Baskı, s. 522.), "Suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı), müşahhas bir olayda suçun maddi unsurlarına müteallik hususlardaki bilgisizliği, eksik veya yanlış bilgiyi ifade eder. Bir başka ifadeyle, faildeki müşahhas olaya ilişkin tasavvurun gerçekle bağdaşmaması hâlidir. Bu hata, suça ilişkin kastı ortadan kaldırır. Bu hata hâlinde kasten işlenmiş bir haksızlıktan bahsetmek mümkün değildir. Failin bilgisi veya tasavvuru gerçeğe uysaydı; işlediği fiilin bir haksızlık teşkil etmeyeceği muhakkak olmalıdır." (..., Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi Genel Hükümler, ..., 1. Baskı, 2005, s. 421.) şeklinde görüşlere yer verilmiştir. Failin, isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yararlanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve suçun taksirle işlenmesi hâli de kanunda cezalandırılmıyor ise CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatına karar verilmesi gerekecektir. Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararında da belirtildiği üzere; FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, Devletin Anayasal düzenini cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olan nihaî amacını gerçekleştirmek için “mahrem alan” şeklinde örgütlenmesi ve devletin silahlı kuvvetlerindeki unsurları dikkate alındığında gerekli ve yeterli örgütsel güce sahip olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Örgütün bu amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının örgütteki konumları gözetilerek cezalandırılacağı da açıktır. Örgütlenme piramidine göre, beş, altı ve yedinci kat ve kural olarak üç ve dördüncü katlarda bulunan örgüt mensuplarının bu durumda olduklarının kabulü gerekmektedir. Ancak önce dinî bir kült, ardından da terör örgütü hâline dönüşen FETÖ/PDY’nin, başlangıçta bir ahlâk ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve genellikle böyle algılanması, örgütün gayrı meşru amaçlarını gizleyip alenen kriminalize olmamaya çalışması ve örgütün kurucusu ve yöneticisi Fethullah Gülen hakkında ... 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat kararının onanarak kesinleşmesi karşısında, özellikle örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan diğer katlardaki örgüt mensupları tarafından bilinip bilinmediğinin olaysal olarak TCK’nın 30. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda söz konusu değerlendirme yapılırken, ülke çapında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile ilgili dava dosyalarında yer alan belgeler, mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları, tanık beyanları ve benzer pek çok kaynakta yer aldığı üzere; örgüt mensubu olan kamu görevlileri tarafından örgütün nihai amacının açıkça ortaya konularak devleti ve hükûmeti açıkça hedef alan terör faaliyetlerinin icra edilmesi, bu faaliyetlerin örgüt liderinin açıklamaları ve basın yayın araçlarıyla üstlenilmesi gibi sansasyonel olayların kamuoyunun gündemini uzunca bir süre meşgul edip yoğun bir şekilde tartışılması hususları gözden kaçırılmamalıdır. Bu nitelikli çok sayıda olay arasında, 7 Şubat 2012 tarihli MİT krizi, gayri hukuki iletişimin dinlenmesi kararları aracılığıyla elde edilmiş hukuka aykırı bulgulara dayandığı ve suç unsurlarının da oluşmadığı gerekçeleriyle kovuşturmaya yer olmadığı kararlarına konu olan 17/25 Aralık 2013 tarihli operasyonlar ile 1 Ocak ve 19 Ocak 2014 tarihli MİT tırlarının durdurulması hadiselerini saymak mümkündür. Ayrıca, Milli Güvenlik Kurulunun 26.02.2014 ve daha sonraki tarihlerde gerçekleştirdiği müteaddit toplantılarında alınan ve kamuoyu ile paylaşılan kararlarda; FETÖ/PDY’nin, milli güvenliği tehdit eden ve kamu düzenini bozan, devlet içerisinde legal görünüm altında illegal faaliyetler yürüten, illegal ekonomik boyutu bulunan, diğer terör örgütleri ile işbirliği yapan bir terör örgütü olduğuna dair değerlendirmelerin yapılması ve bu terör örgütü ile devletin tüm kurum ve birimleri ile birlikte etkin bir mücadele edilmesine dair kararların alınması, aynı tespit ve açıklamaların devlet ve hükûmet yetkililerince de en üst düzeyde benimsenip kamuoyu ile paylaşılması gibi olguların da göz ardı edilmemesi gerekir. II- CMK’NIN 295. MADDESİ GEREĞİNCE TEMYİZ NEDENLERİNİ BİLDİRİR DİLEKÇE VERMEYEN SANIK HAKKINDAKİ MAHKÛMİYET HÜKMÜNÜN; SANIK MÜDAFİSİNİN TEMYİZİNE HASREN VE 5271 SAYILI CMK'NIN 289. MADDESİNDE SAYILAN HUKUKA KESİN AYKIRILIK HÂLLERİ BAKIMINDAN İNCELENMESİNDE: 1- SAV: Sanık müdafisi; suçüstü hâli bulunmadığından soruşturmanın genel hükümlere göre yürütülemeyeceğini, bu durumun AİHM’in 16.04.2019 tarihli ve 12778/17 başvuru numaralı kararı ile tespit edildiğini, atılı suçun görev suçu olup yargılamanın Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesince yapılması gerektiğini, atılı suçun görev suçu kapsamında olmadığı değerlendirilse dahi yargılama mercisinin Yargıtay Ceza Genel Kurulunun olması gerektiğini, kovuşturma makamlarının kanun hükmünde kararnameyle değiştirilmesinin ve yargılamanın Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmasının bu yönüyle de kanuni hâkim ilkesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Sanık müdafisinin bu yöndeki temyiz itirazlarıyla bağlantılı olması nedeniyle CMK'nın 289. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan "Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması" ve (d) bendinde yer alan "Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi" hâlleri açısından birlikte değerlendirilmiştir. Söz konusu hukuka kesin aykırılık hâllerinin değerlendirilebilmesi açısından, konunun geniş bir perspektif içerisinde ve birkaç başlık hâlinde ayrıntılı olarak ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. A- Anayasa Mahkemesi Devletin hukuk düzeninin gerçekleştirilmesini ve korunmasını amaçlayan yargı fonksiyonunun, bireylerin kendi aralarında ya da devletle olan hukukî uyuşmazlıklarını kesin olarak çözme niteliğine sahip olması, bu fonksiyonu ifa eden devlet organlarının da buna uygun niteliklerle donatılmasını gerektirmektedir (... Tanör - Necmi Yüzbaşıoğlu, 1982 Anayasasına Göre Türk Anayasa Hukuku, 17. Bası, Beta Yayıncılık, ..., Şubat 2018, s. 476.). Nitekim, Anayasa'nın "Yargı Yetkisi" başlıklı 9. maddesinde bu husus "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır." biçiminde ifade edilmektedir. Anayasa'nın 142. maddesinde, mahkemelerin kuruluşunun, görev ve yetkilerinin, işleyişinin ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceği öngörülmekle birlikte, yargı kollarında yer alan Yüksek Mahkemeler yönünden kanunilik esasının ötesinde bu mahkemelerin niteliklerine, üyelerin ne şekilde atanacağına ya da seçileceğine, görev ve yetkilerinin neler olduğuna dair konular doğrudan doğruya Anayasa'da hüküm altına alınmıştır. Anayasa’da bağımsız ve tarafsız bir yüksek mahkeme olarak düzenlenen Anayasa Mahkemesinin kuruluşuna ilişkin Anayasa’nın 146. maddesinde Mahkemenin onbeş üyeden kurulacağı, iki üyenin Sayıştay Genel Kurulunun kendi başkan ve üyeleri arasından, her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyenin ise baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday içinden Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından; üç üyenin Yargıtay, iki üyenin Danıştay Genel Kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından, her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden, en az ikisi hukukçu olmak üzere üç üyenin Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından gösterecekleri üçer aday içinden, dört üyenin ise üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından Cumhurbaşkanı tarafından seçileceği, üye seçilecek yükseköğretim kurumları öğretim üyeleri, avukatlar, üst kademe yöneticileri ve birinci sınıf hâkim ve savcılar için aranan niteliklerin neler olduğu, Başkan ve iki başkanvekilinin nasıl ve hangi süre ile seçileceği öngörülmüştür. Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkileri Anayasa’nın 148. maddesinde; "Anayasa Mahkemesi, kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler ve bireysel başvuruları karara bağlar. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler. Ancak, olağanüstü hallerde ve savaş hallerinde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz. ... Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanını, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını, Cumhurbaşkanı yardımcılarını, bakanları, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hakimler ve Savcılar Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılar. Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanırlar. ... Anayasa Mahkemesi, Anayasa ile verilen diğer görevleri de yerine getirir." şeklinde hüküm altına alınmış, 149. maddenin beşinci fıkrasında ise Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, Genel Kurul ve bölümlerin yargılama usulleri, Başkan, başkanvekilleri ve üyelerin disiplin işlerinin kanunla düzenleneceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 153. maddesinde de Kanun, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümlerinin, Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkacağı, gereken hallerde Anayasa Mahkemesinin iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabileceği, bu tarihin, kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemeyeceği, iptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, iptal kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun teklifini öncelikle görüşüp karara bağlacağı, iptal kararlarının geriye yürüyemeyeceği ve Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamları, gerçek ve tüzelkişileri bağlayıcı nitelikte olduğu hüküm altına alınmıştır. Anayasa'nın 149. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca hazırlanan 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun 03.04.2011 tarihli ve 27894 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş, bu Kanun'un 1. maddesinde anılan Kanun’un amaç ve kapsamının Anayasa Mahkemesinin yapısı, görevleri, yargılama usulleri, Başkan, başkanvekilleri ve üyelerinin seçimi, disiplin ve özlük işleri ile raportörler, raportör yardımcıları ve personelinin nitelikleri, atanmaları, görev ve sorumlulukları, disiplin ve özlük işlerine ilişkin esasları düzenlemek olduğu vurgulanmıştır. Böylelikle, Anayasa Mahkemesinin Anayasa'da ve 6216 sayılı Kanun'da tanımlanan temel görevleri, fonksiyonları ve bu kapsamda güvence altına alınan yargısal yetkileri dikkate alındığında; genel olarak devlet yapılanmasında, özelde de yargı kolları arasında yer alan son derece özel ve hassas makamlardan biri olduğunda kuşku bulunmamaktadır. B- Anayasa Mahkemesi Üyelerinin Hukukî Durumları ve Adli Suçlarıyla İlgili Soruşturma ve Kovuşturma Usulüne Dair 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’da Yer Alan Düzenlemeler Adaletin kendisinin ve dağıtılmasının toplumdaki öneminin bir yansıması olarak hâkimlik mesleği, toplum hayatında her zaman çok önemli bir yere ve göreve sahip olmuştur. Hâkim; bir uyuşmazlığı çözerken, suçluyu tespit edip cezalandırırken, bir hakkı sahibine teslim ederken kişilerin hak ve özgürlüklerine, bireysel ya da toplumsal yaşam alanlarına herkesten çok daha fazla temas edebilmektedir. Yine hâkim, yargılama ve hüküm verme yetkisini kullanırken devlet ile bireyler arasındaki uyuşmazlıkları da çözüme bağlamakta ve bu bağlamda devlet organlarının kullandığı yetkinin hukukiliğini denetleyebilmektedir. Bu nedenle hâkimlik mesleği, özel bir statü olarak Anayasa ile teminat altına alınmıştır. Anayasa'nın 138. maddesinde “mahkemelerin bağımsızlığı”, 139. maddesinde “hâkimlik ve savcılık teminatı” konularında ayrıntılı güvencelere yer verilmiş, 140. maddesinde ise “hâkimlik ve savcılık mesleği” hakkında bu güvenceler doğrultusunda düzenlemeler getirilmiştir. Hâkimlerin suç işlemeleri hâlinde cezai sorumluluklarının bulunduğu, çağdaş hukuk sistemlerinin ortak kabulüdür. Bir hâkimin göreviyle ilgili ya da kişisel bir suç işlemesi mümkün olup bu durumda kişinin hâkim olması nedeniyle işlediği suçun yaptırımsız kalması düşünülemez. Bu nedenledir ki, hukuk sistemimiz içinde hâkimlerin görevleriyle ilgili ya da kişisel nitelikte işledikleri ve suç oluşturan eylemlere ilişkin Anayasa, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu, 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanunu, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu gibi kanunlarla kural olarak özel soruşturma ve kovuşturma usulleri ve mercileri öngörülmüştür. Anayasa Mahkemesi üyelerinin hukuki durumları 6216 sayılı Kanun’da düzenlenmiş olup gelinen noktada, anılan Kanun’un, Anayasa Mahkemesi üyelerine atılı suçların soruşturma ve kovuşturma usullerine ilişkin hükümlerine değinilmesinde fayda bulunmaktadır. 6216 sayılı Kanun’un “Başkan ve üyeler hakkında inceleme ve soruşturma” başlıklı 16. maddesi; “(1) Başkan ve üyelerin görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işledikleri iddia edilen suçları, kişisel suçları ve disiplin eylemleri için soruşturma açılması Genel Kurulun kararına bağlıdır. Ancak, ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde, soruşturma genel hükümlere göre yürütülür. (2) Başkan, müstear adla yapılan veya yapıldığı anlaşılan imzasız, adressiz yahut belli bir olayı ve nedeni içermeyen, delilleri ve dayanakları gösterilmeyen ihbar ve şikâyetleri işleme koymaz. Ancak, bu ihbar ve şikâyetlerin somut delillere dayanması durumunda konu hakkında gerekli inceleme ve araştırma yapılır. (3) Başkan gereken hâllerde, işi Genel Kurula götürmeden önce üyelerden birine ön inceleme yaptırabilir. Soruşturma açılmasına yer olup olmadığının belirlenmesi için gerekli incelemeyi yapmak üzere görevlendirilen üye, incelemesini tamamladıktan sonra, durumu bir raporla Başkana bildirir. (4) Konu, Başkan tarafından gündeme alınarak Genel Kurulda görüşülür. Hakkında işlem yapılan üye görüşmeye katılamaz. Genel Kurulca, soruşturma açılmasına yer olmadığına karar verildiği takdirde, karar ilgili üye ile ihbar ve şikâyette bulunanlara tebliğ edilir. (5) Soruşturma açılmasına karar verildiği takdirde, Genel Kurul, üyeler arasından üç kişiyi Soruşturma Kurulunu oluşturmak üzere seçer. Kıdemli üye Soruşturma Kuruluna başkanlık eder. Soruşturma Kurulu, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Cumhuriyet savcısına tanıdığı bütün yetkilere sahiptir. Kurulun soruşturma ile ilgili yapılmasını istediği işlemler, mahallinde yetkili adli makamlar tarafından derhâl yerine getirilir. (6) Ön inceleme yaptırılmasına, Soruşturma Kurulu üyelerinin seçilmesine, soruşturmanın yapılmasına ve gereken diğer kararların verilmesine dair esaslar İçtüzükle düzenlenir. (7) Başkanın yukarıda yazılı hâl ve hareketlerinin görülmesi veya öğrenilmesi hâlinde, Başkan tarafından yapılması gereken işlemler kıdemli başkanvekilince yürütülür.” biçiminde hüküm altına alınmıştır. Aynı Kanun'un "Adli soruşturma ve kovuşturma" başlıklı 17. maddesi; “(1) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü hâli istisna olmak üzere, görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işledikleri iddia edilen suçları ve kişisel suçları nedeniyle Başkan ve üyeler hakkında koruma tedbirlerine ancak bu madde hükümlerine göre karar verilebilir. (2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü hâllerinde soruşturma genel hükümlere göre yürütülür. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay Ceza Genel Kurulunca yapılır. (3) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü hâli dışındaki görevden doğan veya görev sırasında işlendiği iddia edilen suçlar ile kişisel suçlarda Soruşturma Kurulu, soruşturma sırasında 5271 sayılı Kanunda ve diğer kanunlarda yer alan koruma tedbirlerinin alınması talebinde bulunursa, Genel Kurulca bu konuda karar verilir. (4) Soruşturma Kurulu soruşturmayı tamamladıktan sonra kamu davasının açılmasına gerek görmezse kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verir. Kurul, kamu davası açılmasını gerekli görürse düzenleyeceği iddianameyi ve dosyayı görevleriyle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla yargılama yapmak üzere Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda ise Yargıtay Ceza Genel Kuruluna tevdi olunmak üzere Başkanlığa gönderir. Soruşturma Kurulunun vereceği kararlar şüpheliye ve varsa şikâyetçiye tebliğ olunur.” şeklinde düzenlenmiş iken suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 680 sayılı KHK’nın 15. maddesiyle, bu maddenin ikinci fıkrasında yer alan “Yargıtay Ceza Genel Kurulunca” ibaresi “Yargıtay ilgili ceza dairesince” şeklinde ve aynı maddenin dördüncü fıkrasında yer alan “Yargıtay Ceza Genel Kuruluna” ibaresi “Yargıtay ilgili ceza dairesine” şeklinde değiştirilmiş, daha sonra bu hüküm 7072 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır. Gelinen noktada, 6216 sayılı Kanun'un 17. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü hâllerinde soruşturma genel hükümlere göre yürütülür. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır.” şeklindeki düzenleme karşısında 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun, Anayasa Mahkemesi üyelerine atılı kişisel suçların soruşturma ve kovuşturma usullerinin belirlenmesinde uygulanması gereken, suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan ve sonradan değiştirilen hükümleriyle, bu hükümlerde yapılan değişikliklere dair gerekçelerin de irdelenmesi gerekmektedir. Gerek Anayasa'nın 154. gerekse Yargıtay Kanunu'nun 1. maddelerine göre, bağımsız bir yüksek mahkeme olan Yargıtayın kuruluş amacı ve genel görevi, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı mercine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merci olup bu bakımdan Yargıtay Dairelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapması tali bir görevdir. Söz konusu tali görev, Yargıtay Kanunu'nun “Yargıtay Daire ve Kurullarının Görevleri” başlıklı ikinci bölümünde yer alan “Yargıtayın görevleri” başlıklı 13. maddesinin ikinci bendinde; “Yargıtay Başkan ve üyeleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ve özel kanunlarında belirtilen kimseler aleyhindeki görevden doğan tazminat davalarına ve bunların kişisel suçlarına ait ceza davalarına ve kanunlarda gösterilen diğer davalara ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmak” şeklinde tanımlanmıştır. Bu doğrultuda, 2797 sayılı Kanun'un “Hukuk ve Ceza Genel Kurullarının Görevleri” başlıklı 15. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca; “Yargıtay Başkan ve üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ile yargılama görevi özel kanunlarınca Yargıtay Genel Kurullarına verilen kişilere ait davaları ilk mahkeme olarak görmek ve hükme bağlamak” Ceza Genel Kurulunun görevleri arasında sayılmışken, suç tarihinden sonra 06.01.2017 tarihli ve 29940 sayılı mükerrer Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 680 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (680 sayılı KHK) 4. maddesiyle yapılan ve 7072 sayılı Kanun'un 3. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşan düzenlemeyle ilgili fıkrada yapılan değişiklik sonucunda, Yargıtayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı davalarda Genel Kurulların görevi; “İlk derece mahkemesi olarak ilgili dairelerce verilen hükümlerin temyiz yoluyla incelemesini yapmak”la sınırlandırılmış, böylelikle 2797 sayılı Kanun'da ve özel kanunlarda sayılan kişilerin işledikleri kişisel suçlar yönünden Genel Kurulların ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapma yetkisi kaldırılmıştır. Bu düzenlemeyle bağlantılı olarak, 2797 sayılı Kanun'un, Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı yapılacak inceleme, soruşturma ve kovuşturma usullerini düzenleyen 46. maddesi de suç tarihi itibarıyla; “Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kurulunun kararına bağlıdır. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinin hazırlık ve ilk soruşturması genel hükümlere tabidir. Birinci Başkanlık Kurulu kendisine intikal eden veya ettirilen ihbar ve şikayetleri inceleyerek soruşturma açılmasını gerektirir nitelikte gördüğü takdirde, ilk soruşturma yapılması için ceza dairesi başkanlarından birini görevlendirir. Aksi takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verir. Bu karar kesindir. Soruşturma ile görevlendirilen başkan, soruşturmayı ikmal ettikten sonra evrakı Birinci Başkanlık Kuruluna gönderir. Soruşturmayı yapan ceza dairesi başkanı sorgu hakiminin yetkisini haiz olup Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ilk soruşturmaya ait hükümlerini uygular. Vereceği tutuklama ve tutuklamanın kaldırılması veya kefaletle salıvermeye ait kararları Birinci Başkanlık Kurulunun onaması ile tekemmül eder. Birinci Başkanlık Kurulu, incelediği evrakı eksik bulursa soruşturmayı yapan başkana tamamlattırır. Son soruşturmanın açılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına, aksi halde son soruşturmanın açılmasına karar verir ve görevle ilgili suçlarda Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda Yargıtay Ceza Genel Kuruluna tevdi olunmak üzere dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Evrakın işlemden kaldırılmasına dair verilen kararlar kesindir. Sanık, Ceza Genel Kurulunca verilen kararın tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde yeniden incelenmesini isteyebilir.” şeklinde düzenlenmişken, bu maddenin beşinci fıkrasında 680 sayılı KHK'nın 5. maddesiyle değişiklik yapılarak bu kişilerin kişisel suçlarında kovuşturma makamı “Yargıtay Ceza Genel Kurulu” yerine “Yargıtay ilgili ceza dairesi” olarak yeniden belirlenmiş ve maddenin altıncı fıkrası da yürürlükten kaldırılmıştır. Yine bu değişiklik de 7072 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır. Son olarak, 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesinin yürürlükten kaldırılan altıncı fıkrası bu kez 29.04.2017 tarihli ve 30052 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 690 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (690 sayılı KHK) 2. maddesiyle yeniden düzenlenmiş ve bu fıkra; “Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi halinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır.” biçiminde son hâlini almış, bu düzenleme de 7072 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır. Söz konusu değişikliklerle birlikte, 2797 sayılı Kanun'un “Dairelerin Görevleri” başlıklı 14. maddesinde yine 680 sayılı KHK'nın 3. maddesiyle yapılan ve 7072 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşan değişiklik sonucunda bu maddeye “Yargıtayın ilk derece mahkemesi olarak bakmakla görevli olduğu davalarda, iş yoğunluğunun zorunlu kılması halinde Birinci Başkanlık Kurulu bir veya birden fazla daireyi sadece bu işlere bakmak amacıyla görevlendirebilir. Bu durumda, görevlendirilen dairenin bakmakta olduğu işler, bir sonraki takvim yılı beklenmeksizin Birinci Başkanlık Kurulu tarafından başka dairelere verilebilir.” biçiminde (f) bendi eklenmiştir. 2797 sayılı Kanun'un 14 ve 46. maddelerinde yapılan değişiklikler üzerine toplanan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca öncelikle 11.07.2017 tarih ve 245 sayı ile; söz konusu düzenlemelere yer verildikten sonra “kovuşturma işlemlerini yürütmek üzere Yargıtay 9. Ceza Dairesinin görevlendirilmesine” karar verilmiş ve bu karar 18.07.2017 tarihli ve 30127 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş, ardından da aynı Kurul tarafından 03.10.2017 tarih ve 306 sayı ile; "18.07.2017 tarih, 30127 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 11.07.2017 tarihli ve 245 sayılı kararının gereği düşünüldü bölümündeki 'Yukarıda sayılan düzenlemeler ışığında' ibaresinden sonra gelmek üzere '2797 sayılı Yargıtay Kanunun 46. maddesi uyarınca diğer Dairelerin görev alanına girmeyen kişisel suçlarla ilgili yapılacak” ibaresinin eklenmesine karar verilerek Yargıtayın diğer ceza dairelerinin kendi görev alanlarına giren konularda ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapacakları hususuna açıklık getirilmiş ve Yargıtay ceza daireleri arasında bu konudaki yorum farklılıkları ortadan kaldırılmıştır. Yargıtay Başkanlık Kurulunca yapılan bu düzenlemelerle, terör suçlarından kaynaklanan davalara ilişkin hem temyiz incelemesi, hem de çok sayıda ilk derece yargılaması yapmakta olan Yargıtay 16. Ceza Dairesinde bu davaların yarattığı iş yoğunluğundan kaynaklanan zorunluluk nedeniyle, bu davalara ve 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesi uyarınca yapılacak yargılamalara konu kişilerin makul sürede yargılanma haklarının korunması amaçlanmıştır. Öte yandan, söz konusu düzenlemeler olağanüstü mahkeme kurulması niteliğinde olmayıp herhangi bir dairenin bakmakla görevli olduğu suç açısından, örneğin sahtecilik suçu açısından yaşanacak bir iş yoğunluğunun getireceği zorunluluk karşısında, ilgili ceza dairesinin bu suçtan dolayı yapacağı ilk derece yargılamalarının da alınacak aynı türden kararlarla başka bir ceza dairesine devredilmesi söz konusu olabilecektir. 6216, 2575 ve 2797 sayılı Kanun'larda sayılan kişilerin işledikleri iddia olunan kişisel suçlarla, özellikle bu suçların ağır cezalık suçüstü hâlinde işlenmesi durumuna ilişkin soruşturma ve kovuşturma usullerinde yapılan değişikliklerin gerekçeleri, söz konusu değişikliklere dair ilgili maddeleri sonradan aynen kabul edilerek kanunlaşan 680 ve 690 sayılı KHK'ların komisyon raporlarında açıklanmıştır. 680 sayılı KHK'nın komisyon raporlarında, Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ve özel kanunlarda sayılan diğer kişilerin kişisel suçlarına ilişkin kovuşturma makamının “Yargıtay Ceza Genel Kurulu” yerine “Yargıtay ilgili ceza dairesi” olarak değiştirilmesinde; bu kişilerin kişisel suçlarından dolayı yargılanmalarında etkinliği artırmanın amaçlandığı, Yargıtayın ilk derece mahkemesi olarak bakmakla görevli olduğu davalarda, iş yoğunluğunun zorunlu kılması hâlinde Birinci Başkanlık Kurulunun bir veya birden fazla daireyi sadece bu işlere bakmak amacıyla görevlendirebileceğine ilişkin düzenlemeyle de Yargıtayın bu davalardan kaynaklanan iş yükünün hafifletilmesinin hedeflendiği belirtilmiştir. 690 sayılı KHK'nın komisyon raporlarında da, bu KHK ile yapılan söz konusu düzenlemelerle ağır cezalık suçüstü hâllerinde ilgili ceza dairesi tarafından yapılacak kovuşturmalarda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma ve iddianame düzenleme yetkisine açıklık getirildiği, hâkim kararlarının alınma usulü ile bu kararlar ve takipsizlik kararlarına itirazlara bakacak mercilerin belirlendiği ifade edilmiştir. Söz konusu hukuki düzenlemeler birlikte ele alındığında; Ağır Ceza Mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili olarak suçüstü hâlinin bulunması durumunda Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkındaki soruşturma Anayasa Mahkemesi Genel Kurulundan karar alınmasına bağlı olmadan genel hükümlere göre yürütülecek ve iddianame hazırlanması hâlinde ise 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca kovuşturma Yargıtayın ilgili ceza dairesinde yapılacaktır. C- Silahlı Örgüt Suçunun Niteliği, Soruşturma ve Kovuşturma Usul ve Makamlarına İlişkin CMK, 6216 ve 2797 sayılı Kanun'lardaki Düzenlemeler Bakımından Bu Suçun Değerlendirilmesi 1) Silahlı Örgüt Suçunun Nitelikleri a) Genel Olarak TCK’nın 314. maddesinin birinci fıkrasında yer alan suçları işlemek amacıyla silahlı örgüt kurmak veya yönetmek ya da bu örgüte üye olmak fiilleri, TCK’nın 220. maddesinde düzenlenen “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” suçuna nazaran daha ağır cezayı gerektiren müstakil suçlar olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla örgütlü suçluluğun özel bir türü olarak öngörülen "silahlı örgüt" suçu ile ihlâl edilen ve ceza ile korunan hukukî değer, devletin güvenliğine, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek için çeteleşerek oluşturulan tehlikeli suç ve suçluluk ortamının giderilmesine ilişkin kamusal yarardır (...-..., Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Millete ve Devlete Karşı Suçlar, 1. Baskı, US-A Yayıncılık, ..., 2016, s. 398-399.). Nitekim Yargıtayın istikrar kazanan uygulamalarına göre; devletin güvenliğini, Anayasal düzeni ve bu düzenin işleyişini koruma amacıyla düzenlenen dava konusu suçun, herhangi bir kamu göreviyle bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenmesi zorunlu olmadığı gibi, "özgü suç" niteliği taşımayan bu suç açısından failin memur olması suçun kurucu unsuru da değildir. Dolayısıyla sanığa atılı silahlı terör örgütü üyeliği suçunun kişisel suç niteliğinde olduğunun kabulü gerekmektedir. Öte yandan, ağır ceza mahkemesinin görevi, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 12. maddesiyle düzenlenmiş olup, bu maddeye göre; "Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, Türk Ceza Kanununda yer alan yağma (m. 148), irtikâp (m. 250/1 ve 2), resmî belgede sahtecilik (m. 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m. 158), hileli iflâs (m. 161) suçları, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (318, 319, 324, 325 ve 332. maddeler hariç) ve 12.4.1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır ceza mahkemeleri"nin görevli olduğu hüküm altına alınmıştır. Aynı madde ile Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler de saklı tutulmuştur. Söz konusu düzenleme karşısında, silahlı örgüt suçunun ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlardan olduğu da açıktır. b) Suç Teorisi Bakımından Silahlı Örgüt Üyeliği Suçu ba- Mütemadi Suç Kavramı Ceza hukuku doktrininde; kendisine bağlı olan hukuki hükümler bakımından önem taşıyan ve hareket tarafından meydana getirilmek veya engel olunmamak suretiyle oluşturulan dış alemdeki değişiklik, “netice” olarak adlandırılmaktadır. Suçun maddi unsuru bakımından dikkate alınacak netice ise, sadece suçun kanuni tanımında yer alan, hukukî değer taşıyan dış alemdeki değişikliktir (Sulhi Dönmezer - Sahir Erman, Nazarî ve Tatbikî Ceza Hukuku, Cilt II, 14. Bası, Der Yayınları, ..., 2019, s. 97; Kayıhan İçel - Füsun Sokullu Akıncı – ... – Adem Sözüer – Fatih. S. Mahmutoğlu – Yener Ünver, Suç Teorisi, 2. Kitap, 2. Bası, Beta Yayınları, Eylül 2000, s. 67.). Doktrinde suçun sonuç alt unsuru bakımından yapılan ayrımlardan biri; anî ve mütemadi (kesintisiz-sürekli) suç ayrımıdır. Buna göre; hareketten doğan neticenin devam etmeyip derhal sona erdiği suçlara anî suç, neticenin devam ettiği suçlara ise mütemadi suç adı verilmektedir. Bununla birlikte, kesintisiz bir suçun varlığı için suçtan doğan hukuka aykırı durumun yani suçun eserinin bir süre devam etmesi yeterli olmamaktadır. Mütemadi suçta devam eden şey neticenin kendisi olup bu devam ettikçe suç da işlenmektedir. Dolayısıyla, kesintisiz suçlar, bu suçun hukukî konusunu oluşturan hak ve menfaatin ihlâline devam edildiği sürece icra edilmiş olmaktadırlar (Sulhi Dönmezer – Sahir Erman, s. 102.). Diğer bir ifadeyle, bu suçların kanunî tanımında gösterilen sonucun her ân yeniden meydana gelmesi, devam etmesi gerekmektedir (Uğur Alacakaptan, Suçun Unsurları, ... Matbaası, ..., 1970, s. 48.). Alman doktrininde savunulan görüşlerden biri de; mütemadi suçlarda suç tipinde tarif edilen hareketin başlamasıyla suç kural olarak tamamlanmaktaysa da, hukuka aykırı durumun sonlanmasıyla bittiği yönündedir (Bernd Heinrich, Ceza Hukuku Genel Kısım – 1, Cezalandırılabilirliğin Temel Esasları Tamamlanmış ve Teşebbüs Edilen Suçlarda Suçun Yapısı, Editör: Yener Ünver, Adalet Yayınevi, ... – 2014, s. 95.). Kunter'e göre de, suçun bitme anı tamamlanmasından sonra gelmekte olup bitme anı temadinin bittiği andır (..., Suçun Maddi Unsurları Nazariyesi (Hareket – Netice – Sebebiyet Alâkası, ... 1955, s. 94.). Mütemadi suçun tanımına dair hem diğer yabancı hukuk doktrinlerinde, hem de Türk Hukukunda ... bulunmamaktadır. Söz gelimi, bu suçlarda hareketin devam ettiği, neticenin devam ettiği, hem hareket hem neticenin devam ettiği ya da hukuka aykırılığın devam ettiği görüşleri öne sürülmektedir (... – ... – M. Emin Alşahin – Kerim Çakır, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. Baskı, Adalet Yayınevi, ... – 2017, s. 267.). Nitekim doktrinde Özgenç ve Koca – Üzülmez; neticenin hareketin bir sonucu olduğunu, bu bağlamda, neticenin devamının hareketin sürdürülmesiyle mümkün olduğunu, dolayısıyla mütemadi suçta devam eden şeyin netice değil, esasen suçun kanuni tanımında gösterilen hareket olduğunu, böylelikle mütemadi suçun, kanuni tanımda gösterilen hareketin icrasının devam ettiği suçlar olduğunu ifade etmektedirler (..., Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 13. Bası, ... Yayıncılık, Eylül 2017, s. 176; ... – ..., Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 10. Baskı, ... Yayınları, Eylül 2017, s. 123.). Bununla birlikte, Alman Yüksek Mahkemesi 4. Ceza Dairesi, vergi suçlarına dair bir kararında mütemadi suçu; “Failin suç unsurlarını muayyen bir müddet devam ettirmek iradesi ile fiili ika etmesi ve iradesinin de buna müteveccih bulunması gerekmektedir.” şeklinde; İsviçre Federal Mahkemesi ise; “Gayri hukuki durumu bertaraf etmek failin iktidarı dahilinde olduğu hâlde, bu duruma nihayet vermediği müddet içinde suç işlenmektedir.” şeklinde tanımlamıştır. İsviçre Federal Mahkemesi söz konusu ifadeyle, mütemadi suçta karakteristik olan özelliğin hukuka aykırı durumun devam etmesi olduğunu değerlendirmiştir (..., Mütemadi Suç, ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt 29, Sayı: 1-2, 1963, s. 82.). Mütemadi suçta hukuka aykırı durumun her an yeniden kendini yenilemesi failin iradi davranışının eseri olmalıdır. Dolayısıyla mütemadi suç, failin iradi davranışının kesintiye uğradığı anda işlenmiş olmaktadır. Kural olarak hukuka aykırı duruma son verilmesi anı, kesintinin gerçekleştiği, yani suçun işlendiği andır (... – ..., Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, US-A Yayıncılık, ... – 2016, s. 189-190.). Bu doğrultuda doktrinde benzer biçimde, mütemadi suçlarda fiilin icrası devam ettiği sürece, fiilin ifade ettiği haksızlığın da işlenmeye devam ettiği, sadece haksız duruma sebebiyet vermenin değil, onun sürdürülmesinin de kanuni tipi gerçekleştirdiği kabul edilmektedir (... – ..., s. 124.). Mütemadi suçlarda temadinin ne zaman biteceği konusunda farklı ihtimaller gündeme gelebilmektedir. Nitekim suç, söz gelimi mağdurun ölümü gibi doğal nedenlerle sona erebileceği gibi, yine mağdurun kaçması ya da üçüncü kişilerin müdahalesiyle de son bulabilecektir. Diğer yandan, failin eylemine son verebilme iktidarını kaybetmesi de temadinin bitmesine neden olmaktadır. Failin yakalanması veya tutuklanması hâlinde temadinin bitmesi için, bu işlemlerin aynı zamanda onun temadiye son verme olanağını da ortadan kaldırmış olmasına bağlıdır. bb- Sonuçları Açısından Silahlı Örgüt Üyeliği Suçu Doktrinde örgüte üye olmakla ilgili çokça tanım yapılmakta olup bu tanımlardan biri de; örgütü kuranlar veya yönetenler dışında kalmakla birlikte, örgütün amaçlarını benimseyerek verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmak şeklinde ifade edilmektedir (..., Cürüm İşlemek İçin Örgütlenme, Prof. Dr. ... Armağanı, ... 2004, s. 256 vd.). Yargıtayın istikrar kazanan uygulamalarına göre de; örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir. Diğer bir ifadeyle, fail açık veya zımni beyanıyla örgütün hiyerarşik yapısı içerisinde yer almayı, bu kapsamda, bu katılımının tek bir fiil için değil sürekli bir hâl almasını, örgütün amacı çerçevesinde verilen emirleri yerine getirmeyi, bu kapsamda kişisel iradesini örgütsel faaliyetlerde örgüt iradesinin emrine terk etmeyi kabul etmiş ise; örgüte üye olma iradesiyle hareket ettiği kabul edilmelidir (..., Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma Suçu, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, ... – 2017, s. 266; ..., Suç İşlemek Amacıyla Örgütlenme Suçları, (TCK m. 220 – 221.), 1. Baskı, On İki Levha Yayıncılık, ... – 2018, s. 465 – 466.). Örgüt üyesinin, örgütsel eylemlere maddi bir katkı sunmuş olması gerekmemektedir. Bir kimsenin, örgütün emir ve komutası içerisinde yer aldığını bilmesi ve bu çerçevede verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olması, örgüt üyesi olarak kabulü için yeterlidir. Zira emir komuta zinciri içerisinde verilecek görevleri ifaya hazır olmak da asgari düzeyde de olsa örgütün hayatta kalmasına bir katkıyı yansıtmaktadır (..., s. 474.). Gerçekten de, suç örgütü, suçun konusunu oluşturan kamu düzeni, kamu barışı ve kamu güvenliği açısından başlı başına bir tehlike oluşturduğundan, suç için örgütlenme fiilleri bağımsız suç tipleri olarak düzenlenmiş olup bu tehlikelilik durumunu ilk kez meydana getiren kişiler örgütün kurucuları ve bu tehlikelilik hâlini yönlendiren kişiler de örgütün yöneticileri iken, örgütsel iradeye boyun eğerek bu tehlikeliliğin devamı ve somut eylemlere dönüştürülmesini sağlayan da örgütün üyeleridir. Dolayısıyla faillerin sürekli bir şekilde örgütsel iradenin emir ve talimatlarını yerine getirmeye hazır olmaları da örgütsel yapının mevcudiyeti yönünden son derece önemli olup ortaya çıkan tehlikeliliğe önemli bir katkı sağlamaktadır. Doktrinde kabul edilen ortak görüş ve Yargıtay kararlarında istikrar kazanan uygulama; örgüt üyeliği suçunun mütemadi suçlardan olduğu yönündedir. Bu nedenle, suç işlemek amacıyla kurulmuş olan bir örgüte katılma hâlinde suç, örgütün hiyerarşik yapısına bağlılık devam ettiği sürece işlenmeye devam edilmektedir. Dolayısıyla örgütün hiyerarşik yapısına bağlılığın sona erdiği anda temadi bitmektedir (..., Suç Örgütleri, 10. Bası, ... Yayıncılık, ... – 2017, s. 25.). Bu bağlamda örgüte üye olma fiili, örgütün hiyerarşik bünyesine dahil olmakla birlikte tamamlanmakta ise de suç sona ermemekte ve fail, örgüt üyesi olarak kaldığı sürece suç da devam etmektedir (..., Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma Suçu (TCK m. 220.), Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, ... – 2013, s. 99; ..., s. 480.). 2) Suçüstü Hâli Kavramı ve Genel Olarak Mütemadi Suçlarda Uygulanması a) Suçüstü Hâli Kavramı Genel olarak bir ceza usul hukuku kurumu olarak düzenlenen suçüstü hâli kavramına Anayasa'da ve özel soruşturma ve kovuşturma usullerini düzenleyen birtakım kanunî düzenlemelerde hukukî sonuçlar atfedilmiştir. Bunlardan en önemlisi de, kural olarak adli suçların soruşturulması ve kovuşturulmasında genel hükümlere göre işlem yapılmasını düzenleyen normların uygulanmasını, bazı kamu görevlilerinin ifa ettikleri görevlerin niteliğinden kaynaklanan yasama dokunulmazlığı, hâkimlik teminatı gibi evrensel ilkelerin iç hukuka yansıması olarak öngörülen düzenlemelerle engelleyen güvenceleri ağır cezalık suçlar yönünden ortadan kaldırmasıdır. 5271 sayılı CMK'nın yürürlüğe girmesinden önce suçüstü hâli; 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (CMUK) “Tevkif, muvakkat yakalama ve salıverme” başlıklı Dokuzuncu Faslında yer alan 127. maddesinin üçüncü fıkrasında; “İşlenmekte olan suç, meşhud suçtur” şeklinde ve “asıl meşhud suç” olarak tanımlanmış, aynı maddenin dördüncü fıkrasında da “Henüz işlenmiş olan suç ile suçun işlenmesinden hemen sonra zabıta veya suçtan zarar gören şahıs yahut başkaları tarafından takib edilerek veya suçun pek az evvel işlendiğini gösteren eşya veya izlerle yakalanan kimsenin işlediği suç” biçiminde “suçüstü karinesi” öngörülmüştü. 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 01.06.2005 tarihli ve 25772 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 18. maddesiyle yürürlükten kaldırılan 3005 sayılı Meşhut Suçların Muhakeme Usulü Kanunu'nda da, suçüstü hâlinde işlenen suçlara ilişkin soruşturma ve kovuşturma usulleri düzenlenmişti. 5271 sayılı CMK'nın "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinin (j) bendinde de 'Suçüstü hâli'nin benzer şekilde; “1. İşlenmekte olan suçu, 2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu, 3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu” ifade ettiği öngörülmüştür. Doktrinde suçüstü hâlinin unsurları; belli bir suçun bulunması, failin geniş anlamda yakalanmış olması ve failin suçu işlediği an ile geniş anlamda yakalandığı an arasında uzun sürenin geçmemiş olması şeklinde sayılmaktadır. Geniş anlamda yakalama; failin suçu işlediğinin hiçbir şüpheye yer kalmayacak şekilde objektif ve apaçık belli olması şeklinde tanımlanmaktadır. Ancak suçüstü hâlinin varlığı için failin özgürlüğünün de kısıtlanmış olması gerekmemektedir. Nitekim yakalama, aynı zamanda failin suçu işlerken görülmesini ifade etmektedir. Bununla birlikte, suç sırasında sanığın yakalanması suçun apaçıklığını ve objektifliğini daha büyük oranda ortaya koyabilmektedir (..., Türk Hukukunda Suçüstü Yargılaması, Doktora Tezi, ... Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, ... – 1998, s. 14.). Suçüstünün apaçıklığı, suç işlenirken hiçbir şüpheye yer olmaksızın failin görülüp işitilmesi ya da tüm duyusal algıların suçüstünün ortaya çıkarılmasına yardımcı olması (Bozulmuş gıdanın koklanarak ya da tadılarak belirlenmesi gibi) şeklinde gerçekleşebileceği gibi, yetkili makamların işlemleriyle de ortaya çıkarılabilmektedir. Bu anlamda, gizli bir suçta yetkili makamlar elde ettikleri bilgi ve belirtilerden bir suçun işlenmekte olduğunu bilebilmekte ya da tahmin edebilmektedirler. Dolayısıyla, suçüstü hâlinin varlığı için failin eyleminin her durumda herkes tarafından gözlemlenebilir olmasına gerek bulunmamakta, bu hususta yalnızca yetkili makamlarca bilgi edinilmiş olması da yeterli olabilmektedir. Öte yandan, suçüstü hâlinin varlığı açısından hukukî düzenlemelerde açıkça bir zaman sınırı öngörülmediği göz önüne alındığında, bir zaman sınırlaması getirmek mümkün değildir. Bir olayın hangi ana kadar “suçüstü” olarak nitelendirilebileceği, o olayın özelliklerine, işlenen suça, türüne, işlenme biçimine, icra ile yer ve zaman bakımından gerçekleşen illiyet bağına göre takdir edilmelidir. Suçüstü hâli doktrinde; dar anlamda ve geniş anlamda suçüstü olmak üzere ikili ayrıma tabi tutulmuştur (..., Ceza Usulü Hukuku, 5. Bası, ... Matbaaası, ... – 1978, s. 692, 693). Konumuza ilişkin olarak, asıl suçüstü ya da dar anlamda suçüstü; CMK'nın 2. maddesinin (j) bendinde yer alan (1) numaralı alt bentteki “işlenmekte olan suç”u ifade etmektedir. Hem 1412 sayılı CMUK, hem de 5271 sayılı CMK'da “suçüstü hâli”ne bağlanan en önemli hukuki sonuçlardan biri de; genelde koruma tedbirleri, özelde de yakalama işlemi açısından kendisini göstermektedir. Nitekim, toplum içinde etkileri, tepkileri ve sonuçları gözlenebilen sosyal bir olgu olarak “suçüstü hâli”nde işlenen bir eyleme ve bu eylemi gerçekleştirdiği iddia edilen kişiye yönelik yapılan ilk usul işlemi çoğunlukla yakalama işlemidir. 5271 sayılı CMK'nın “Yakalama ve Yakalanan Kişi Hakkında Yapılacak İşlemler” başlıklı 90. maddesinde bu durum; “(1) Aşağıda belirtilen hâllerde, herkes tarafından geçici olarak yakalama yapılabilir: a) Kişiye suçu işlerken rastlanması b) Suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçması olasılığının bulunması veya hemen kimliğini belirleme olanağının bulunmaması” biçiminde düzenlenmiştir. 1412 sayılı CMUK'un 127. maddesinde herkes tarafından yapılabilen yakalama işleminin şartları arasında sayılan asıl meşhud suçta, suçun bu hâlde işlenmesinin yanında failin kaçacağından korkulması veya hüviyetinin hemen tespitinin mümkün olmaması şartlarından biri aranmaktaydı. Ancak 5271 sayılı CMK'nın 90. maddesinin birinci fıkrasının aynı kavrama ilişkin (a) bendinde fiilin işlenmekte olması yeterli görülerek, herkes tarafından yakalama yapılabilmesi için 1412 sayılı CMUK'da öngörülen diğer şartların varlığı aranmamıştır. Söz konusu düzenlemelere göre de; işlenmekte olan bir suç açısından suçüstü hâlinin varlığı için eylemin mutlaka herkes tarafından bilinip görülmesi gerekmemekte olup işlenen suçun niteliğine ve işleniş şekline göre, bu suçtan ve failinden yalnızca yetkili makamlarca bilgi sahibi olunması ve yakalama işleminin doğrudan bu makamlarca yapılması da mümkündür. b) Mütemadi Suçlarda Suçüstü Hâli Doktrinde, bir suçun mütemadi suç olmasına bağlanan hukukî sonuçlar daha ziyade; ceza ve usul hukuku açısından, işlenen suçun sayısı, teşebbüs, iştirak, meşru savunma, af, suçun işlendiği yer, zaman, şikâyet ve zamanaşımı gibi hususlar üzerinden ele alınıp değerlendirilmektedir. Ancak, mütemadi suçların suçüstü hâli bakımından da irdelenmesi gerekmektedir. Doktrinde genel kabul gören görüşe göre; mütemadi suçlar suçüstü hâlinde işlenebilen suçlardır. Dahası, ... 1978 yılında, ... da 1998 yılında hazırladıkları eserlerinde, İtalyan CMUK'un 237. maddesinde, temadinin sona erdiği ana kadar mütemadi suçun suçüstü sayılacağı hususunun açıkça belirtildiğini ifade etmişlerdir (..., s. 694; ..., s. 21-22). Gerçekten de, 1930 tarihli İtalyan CMUK'un "Suçüstü" başlıklı 237. maddesinin birinci cümlesinde yer alan "Il reato permanente é flagrante fino a che sia cessata la permanenza." ibaresi "Mütemadi suçta suçüstü, temadinin sona ermesine kadardır." anlamına gelmektedir. Nitekim bu yöndeki düzenleme, 1988 tarihli İtalyan CMUK'un “Suçüstü Hâli” başlıklı 382. maddesinin ikinci fıkrasında da "Mütemadi suçta suçüstü hali, temadinin sona ermesine kadar devam eder." anlamına gelecek şekilde “Nel reato permanente lo stato di flagranza dura fino a quando non è cessata la permanenza.” ibaresiyle yer almaktadır. Nitekim Türk Hukuk doktrininde de benzer şekilde; mütemadi suçlarda, temadi devam ettikçe suçüstü hâlinin devam ettiği, icra hareketlerinin tamamlanmasının gerekmediği, mütemadi suçu oluşturan icra hareketlerinin bir kısmında, sanığın geniş anlamda yakalanmasının yeterli olduğu, kanuni düzenlemelerde bu konuda bir ayrıma gidilmediği görüşü (..., s. 23; ..., Türk Anayasa Hukukunda ve Muhtelif Kanunlarda Yakalama Müessesesi, ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, S. 1-4, 1985, s. 159) ve suçüstü hâlinde temadinin sona ereceği görüşü savunulmaktadır (... – ...– ... – ..., s. 268.). Gelinen noktada, Türk Hukukundaki silahlı örgüt suçuna ve usul hukukuna ilişkin düzenlemelere ayrıca değinilecek olmakla birlikte, faile atılı mütemadi suçun niteliği, suçun işlenme şekli ve geniş anlamda yakalama şartlarının her olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi koşuluyla, mütemadi suçlarda genel olarak failin o suça ilişkin devam eden icra hareketlerinin, bu hareketlerin meydana getirdiği hukuka aykırılığın devam ettiğinin, böylelikle o suçun işlenmekte olan bir suç olduğunun ve geniş anlamda yakalama sonucunda somut olayda dar anlamda suçüstü hâlinin var olabileceğinin kabulü gerekmektedir. Bununla birlikte, objektif olarak suç, ilgili kamu görevlilerine bildirildiği andan sonra suçüstü niteliği kazanmaktadır. Delil ise yargılama makamlarının görevlerini yaparken kullandıkları bir araçtır. Yargılama makamında yer alan hâkim, önüne getirilen delilleri inceleyerek veya kendi araştırması sonucunda bir hükme varmaktadır. Dolayısıyla bir olayın kanıtlanması, ancak hâkim önüne gelmesinde söz konusu olmaktadır. Suçüstü durumu ise hâkim kararından sonra kanıtlanmış ya da kanıtlanamamış olabilmektedir. Bu hususta öncelikle kolektif bir yargılama yapılarak sonuca varılması gerekmektedir. Bu bakımdan suçüstü hâli, başlı başına suçun hukuken kanıtlanması anlamına gelmemektedir. 3) Silahlı Terör Örgütü Üyeliği Suçu Açısından Suçüstü Hâlinin ve Bu Bağlamda Sanığın Hukuki Durumunun Değerlendirilmesi Özel soruşturma ve kovuşturma usullerine tabi olan kamu görevlileri yönünden bu usullere konu olan hukuki teminatlardan faydalanmalarını engelleyen suçüstü hâli, hukuki sonuçları itibarıyla öncelikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 5. maddesinde ifadesini bulan özgürlük ve güvenlik hakkı ile bağlantılı bir kurum olmakla birlikte, uygulandığı kişinin hâkim veya Cumhuriyet savcısı olması durumunda, söz konusu hakkın yanı sıra evrensel nitelikteki hâkimlik teminatı ilkesi bağlamında sonuçlar doğuran bir özelliği de taşımaktadır. Dolayısıyla suçüstü kurumunun somut olayda uygulanma koşullarının var olup olmadığına dair yorumlarda, söz konusu hak ve ilkeler bağlamında son derece özenli davranılması gerekmektedir. Yüksek mahkeme üyeleri dışında görev yapan birinci sınıfa ayrılmış ya da birinci sınıf bazı hâkim ve Cumhuriyet savcıları hakkında Yerel Cumhuriyet Başsavcılıklarınca 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 93 ve 94. maddeleri gereğince genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda düzenlenen iddianamelerle; ağır ceza mahkemesinin görevine giren ve suçüstü hâlinde işlendiği değerlendirilen silahlı terör örgütüne üye olma, Anayasayı ihlal, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçlarından cezalandırılmaları istemiyle Yerel Mahkemelere açılan davaların hangi mercide görüleceğine ilişkin Yerel Mahkemeler ile ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay arasında ortaya çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümlenmesi amacıyla dosyaların gönderildiği Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.10.2017 tarihli ve 998-388 sayılı ile benzer uyuşmazlığa ilişkin diğer kararlarında istikrarlı olarak “mütemadi suçlardan olan silahlı terör örgütüne üye olma suçunda, daha önce örgütün kendisini feshetmesi, kişinin örgütten ayrılması gibi bazı özel durumlar hariç olmak üzere kural olarak temadinin yakalanma ile kesileceği, dolayısıyla suçun işlendiği yer ve zaman diliminin buna göre belirlenmesi gerektiği, bu nedenle silahlı terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli konumunda bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcıları yakalandıkları anda 'ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli'nin mevcut olduğu ve 2802 sayılı Kanun'un 94. maddesi gereğince soruşturmanın genel hükümlere göre yapılacağı anlaşılmaktadır.” sonucuna ulaşılmıştır. Söz konusu kararlara konu uyuşmazlığın ana eksenini, sanıklara atılı suçun görev suçu mu yoksa kişisel suç mu olduğunun belirlenmesi oluşturduğundan, bu kararlarda mütemadi suç ve suçüstü hâliyle ilgili açıklamalara yalnızca bu kavramların uyuşmazlıkla bağlantısıyla orantılı olarak değinilmiştir. Gelinen noktada, sanık ... müdafisinin olayda sanık yönünden suçüstü hâlinin bulunmadığına dair usuli itirazıyla ve bu itirazla bağlantılı diğer hususlarla ilgisi bakımından sanığın atılı suç yönünden suçüstü hâlinin bulunmadığına ve tutuklamanın bu yönüyle hukuki olmadığına dair yaptığı bireysel başvuru sonucunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince (AİHM) verilen kararın da irdelenmesi gerekmektedir. Sanık ...’ın, hakkında genel hükümlere göre soruşturma yürütülmek suretiyle, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 16. maddesinde düzenlenen ve Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeleri hakkındaki adli soruşturmalar bakımından 6087 ve 2797 sayılı Kanun'larda öngörülen teminatlarla aynı doğrultudaki hukuki teminatlardan usule aykırı olarak yararlandırılmadığına dair başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesince 11.01.2018 tarih ve 15586 sayı ile; bu hususta bir ihlalin olmadığı ve başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir. Sanık ...'ın sonrasında AİHM'e yaptığı bireysel başvuruda, olayda ağır cezalık suçüstü hâlinin bulunmadığına, bu nedenle hâkimlik teminatından yararlandırılmayarak yapılan yakalama işlemi ile verilen gözaltı ve tutuklama kararlarının hukukî olmadığına dair iddiayı inceleyen AİHM 16.04.2019 tarihli ve 12778/17 başvuru numaralı kararında, bu hususa ilişkin olarak; kovuşturma konusu olayda suçüstü hâlinin bulunmadığından bahisle sanığın Anayasa Mahkemesi üyelerine sağlanan usule ilişkin güvencelerden mahrum bırakılmak suretiyle CMK’nın 100. maddesi uyarınca tutuklanmasının Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasını ihlal ettiği sonucuna varmıştır. Burada öncelikle ifade etmek gerekir ki; doktrinde suç niteliğine dair veya başkaca bir ayrım yapılmaksızın, mütemadi suçların salt işlenmeye devam eden suçlardan olduğu gerekçesiyle bu suçlarda suçüstü hâlinin bulunduğuna dair görüşlerin de mevcut olması bir yana, bu genel kabulün haricinde öncelikle değinilmesi gereken husus; örgüt üyeliğine ilişkin genel açıklamalarda da belirtildiği üzere, örgüt üyeliğinin varlığı için failin delillendirilebilir somut hareketleriyle örgütün hiyerarşik yapısına kendi iradesini sürekli olarak teslim etmesinin yeterliliğidir. Dolayısıyla, kişinin gizli bir yapılanma ve somut tehlike suçu niteliğindeki suç örgütünün üyesi olduğunu her an suç teşkil eden başkaca eylemlerle göstermesine gerek olmadığı gibi, bu yöndeki eylemleri zaten ayrı bir suçu oluşturacak ve bu suçları işlerken yakalanması hâlinde o suçlar yönünden de suçüstü hâli gündeme gelecektir. Diğer yandan, failin suç örgütü üyesi olduğuna dair yetkili makamlarca şüphe oluşturan delil ya da delillere ulaşılması ve failin örgüt üyeliğindeki devamlılığın o anki delillere göre saptanması durumunda, örgütün kendisini feshettiğine ya da failin örgütten ayrıldığına dair başkaca delile ulaşılamaması hâlinde, failin örgüt üyeliği hususundaki icra hareketlerine devam ettiğinin, böylelikle bu durumdan bilgisi olan yetkili makamlarca faile CMK'nın 2. maddesinin (j) bendinin birinci alt bendi ve 90. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca bu suçu işlerken rastlandığının, dolayısıyla görünüşteki haklılık unsuru gereğince suçüstü hükümleri doğrultusunda fail hakkında işlem yapılabileceğinin kabulünde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Burada failin cezai eyleminin muhakkak herkes tarafından görülmesi gerekmemekte, yakalama anı itibarıyla örgüt üyeliğinin sürekliliğine dair icra hareketlerinin devam ettiğinin ve failin örgütten ayrılmaya dönük bir eyleminin bulunmadığının yetkili makamlarca bilinmesi yeterlidir. Bunun ötesinde, failin gerçekte örgüt üyesi olup olmadığı veya hakkında CMK'nın 100. maddesinde öngörülen tutuklama şartlarının bulunup bulunmadığı ise farklı bir durumdur. Fail soruşturma evresinde sunacağı deliller doğrultusunda tutuklanmayacağı ya da adli kontrole dahi tabi tutulmayabileceği gibi, kovuşturma evresinde hakkında beraat kararı da verilebilecektir. AİHM tarafından Yargıtayca hukuka aykırı olarak geniş yorumlandığı sonucuna varılan suçüstü hâline ilişkin değerlendirmenin salt Yargıtayın yorumundan mı ibaret olduğu, aksi hâlde söz konusu yorumun, konumuza ilişkin olarak iç hukukumuzda yürürlükten kaldırılan ve hâlen yürürlükte bulunan düzenlemelerle de uyumlu olup olmadığının irdelenmesine gelince; 01.06.2005 tarihinde yürürlükten kaldırılmakla birlikte, suçüstü hâlinde işlenen suçlara ilişkin soruşturma ve kovuşturma usullerini düzenleyen 3005 sayılı Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Kanunu'nun 1. maddesi; “Faili suçu işlediği sırada veya pek az sonra yakalanan: A) Ağır ceza mahkemesinin vazife gördüğü yerlerdeki belediye sınırları içinde işlenen ağır cezalı meşhud cürümler; B) (Değişik: 1/12/1980 - 2349/1 md.) Asliye teşkilatı olan yerlerdeki belediye sınırları içinde ve panayırlarda işlenen ağır ceza mahkemelerinin vazifeleri dışındaki meşhud cürümlerle Türk Ceza Kanununun 529, 534, 536, 537, 539, 545, 547, 548, 551, 565, 567, 568, 571, 572, 573, 574, 575 ve 576 ncı maddeleri ile 540 ncı maddenin ikinci fıkrasında yazılı meşhud olarak işlenen kabahatlar hakkında takip ve duruşma bu Kanun hükümlerine tabidir.” şeklinde düzenlenmiştir. Bununla birlikte, yine yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun Ek 1. maddesinde; “1) Anayasa'da yer alan temel hak ve hürriyetlere ideolojik amaçlarla, Devletin Ülkesi ve Milletiyle bölünmez bütünlüğünü veya dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayrılığına dayanılarak nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyeti ortadan kaldırmak maksadiyle işlenen suçlarla, bunlara murtabıt suçları; 2) Türk Ceza Kanununun 179, 180, birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları ayrı olmak üzere 188, 201, 254, 255, 256, 257 ve 264 üncü maddelerinde veya 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar Hakkındaki Kanunun değişik 12 nci yahut aynı Kanunun ek maddesinin, birinci bendinde yazılı suçlar; İşleyenler hakkında yapılacak soruşturma ve kovuşturmalar, 3005 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin (A) bendindeki mahal ve aynı Kanunun 4 üncü maddesinde yazılı zaman kayıtlarına bakılmaksızın, bahis konusu kanun hükümlerine göre yapılır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Bu düzenlemeler doğrultusunda, uyuşmazlık konusuyla bağlantılı olarak, terör suçları bakımından yürütülecek soruşturma ve kovuşturma işlemlerinde suçüstü hükümlerine göre işlem yapılması öngörülmekteydi. Diğer yandan, özel soruşturma ve kovuşturma usulleri öngören düzenlemelerden; yasama dokunulmazlığına ilişkin Anayasa'nın 83. maddesi, hâkim ve Cumhuriyet savcılarına ilişkin 2802 sayılı Kanun'un 94. maddesi, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerine ilişkin 6087 sayılı Kanun'un 38. maddesi, 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesi, 6216 sayılı Kanun’un 16 ve 17. maddeleri ile diğer kamu görevlilerine ilişkin 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un 2. maddesinde “ağır cezalık suçüstü hâli” ortak bir kavram olarak kullanılmaktadır. Aynı kavram, suç tarihinden sonra 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesine 680 sayılı KHK ile eklenen ve 7072 sayılı Kanun'la aynen kabul edilerek kanunlaşan altıncı fıkrada da yer almaktadır. İç hukuk düzenlemesi niteliğinde olan ve kişisel suçları nedeniyle Yargıtayın yargılayacağı kişilere yönelik bu düzenlemeyle de, 15.07.2016 tarihinden sonra haklarında örgütlü suçluluk nedeniyle ağır cezalık suçüstü hükümlerine göre işlem yapılan bu kişiler hakkında yetkili makamlarca uygulanan genel hükümlerin ve dolayısıyla fiili durumun suçüstü hâliyle uyumlu olduğu öngörülerek bu doğrultuda yapılacak soruşturma ve kovuşturma işlemleri hüküm altına alınmıştır. Açıklanan nedenlerle, genelde mütemadi suçlarda temadinin yakalama ile kesileceğine ve o anda suçüstü hâlinin var olduğuna, özelde de olumsuz görev uyuşmazlıklarına konu kararlarda FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi oldukları iddiasıyla yakalanan hâkim ve Cumhuriyet savcıları yönünden suçüstü hâlinin bulunduğuna dair Yargıtayca varılan kanaat salt suçüstü hâlinin yargısal, mantıksız ve keyfî yorumuna değil, doktrindeki görüşlere, örgütsel suçluluğun teorisine, dahası ve en önemlisi, yasama organınca istikrarlı ve birbiriyle uyumlu olarak hüküm altına alınan iç hukuk düzenlemelerine dayanmaktadır. Varılan sonuç sonrasında Anayasa Mahkemesince de benimsenmiştir. AİHM'in anılan ihlal kararında ise konunun yalnızca Yargıtayın yorumu üzerinden irdelendiği, bu yorumun aynı zamanda 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesinde yapılan ve kanunlaşan düzenlemelere dayandığının ve bu düzenlemelerle uyumlu olduğunun dikkate alınmadığı ve söz konusu kararda, ülkenin milli egemenliğini temsil eden yasamanın bu düzenlemelerinin AİHS'e ve evrensel hukuk ilkelerine aykırılık teşkil edip etmediği hususunda değerlendirme yapılmadığı görülmektedir. Uyuşmazlığın çözümünde ayrıca, mütemadi suç ve suçüstü hâli kavramlarından, bu kavramların yukarıda belirtilen hukuki dayanaklarından ve söz konusu kavramların somut olaya uygulanma koşullarından bağımsız olarak; başlı başına suçun niteliği dikkate alınarak failler hakkında özel soruşturma usullerinin uygulanmasına yasal düzenlemelerle bir istisna getirilip getirilmediği hususuna da değinmek gerekmektedir. Mülga 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Görev" başlıklı ikinci bölümünün "Devlet güvenlik mahkemelerinin görevleri" başlıklı 9. maddesi; "Devlet Güvenlik Mahkemeleri aşağıdaki suçlarla ilgili davalara bakmakla görevlidir. a) Türk Ceza Kanununun 125 ila 139 uncu maddelerinde; 146 ila 157 nci maddelerinde; 161, 168, 169, 171, 172, 174 üncü maddelerinde; 312 nci maddenin 2 nci fıkrasında; (...); 499 uncu maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar, ... Yukarıda belli edilen suçları işleyenler ile bunların suçlarına iştirak edenler, sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun Devlet Güvenlik Mahkemelerinde yargılanırlar. Ancak, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim hali dahil Askeri Mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır." şeklindedir. "Soruşturma usulü" başlıklı 10. maddesinde; "...Bu Kanun kapsamına giren suçlar hakkında, suç görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılıklarınca doğrudan doğruya takibat yapılır. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görevine giren suçların hazırlık soruşturmasında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 154, 156 ncı maddeleri hükümleri saklıdır." hükmü yer almaktadır. Mülga 1412 sayılı CMUK'nın 154. maddesi Cumhuriyet savcısının adli görevde doğrudan dava açmasını düzenlemekte ve zabıta amirleri hakkında da hâkimlerin tabi olduğu usul hükümlerinin uygulanacağı, vali, kaymakam ve nahiye müdürleri hakkında ise memurun muhakematı hükümlerinin uygulanacağını düzenlemekteydi. 5271 sayılı CMK'nın 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile ilga edilen 250. maddesi; "(1) Türk Ceza Kanununda yer alan; a) (Ek: 26/6/2009-5918/ 7 md.) Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu ve uyarıcı madde imâl ve ticareti suçu veya suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama suçu, b) Haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlar, c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç), Dolayısıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür. (2) Gelen iş durumu göz önünde bulundurularak birinci fıkrada belirtilen suçlara bakmakla görevli olmak üzere, aynı yerde birden fazla ağır ceza mahkemesi kurulmasına, Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilir. Bu hâlde, mahkemeler numaralandırılır. Bu mahkemelerin başkan ve üyeleri adlî yargı adalet komisyonunca, bu mahkemelerden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez. (3) Birinci fıkrada belirtilen suçları işleyenler sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun bu Kanunla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile (…) askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.", Aynı Kanun'un 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile ilga edilen "Soruşturma" başlıklı 251. maddesi ise; “(1) 250 nci madde kapsamına giren suçlarda soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu suçlar görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet Başsavcılığınca 250 nci madde kapsamındaki suçlarla ilgili davalara bakan ağır ceza mahkemelerinden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez. (2) 250 nci madde kapsamına giren suçların soruşturması ve kovuşturması sırasında Cumhuriyet savcıları, hâkim tarafından verilmesi gerekli kararları, varsa Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu işlerle görevlendirilen ağır ceza mahkemesi üyesinden, aksi halde yetkili adlî yargı hâkimlerinden isteyebilirler. (3) Soruşturmanın gerekli kıldığı hâllerde suç mahalli ile delillerin bulunduğu yerlere gidilerek soruşturma yapılabilir. Suç, ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yer dışında işlenmiş ise Cumhuriyet savcısı, suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısından soruşturmanın yapılmasını isteyebilir. (4) Suç askerî bir mahalde işlenmiş ise, Cumhuriyet savcısı ilgili askerî savcılıktan soruşturmanın yapılmasını isteyebilir. Üçüncü fıkraya göre soruşturma yapmak üzere görevlendirilen Cumhuriyet savcıları ile askerî savcılıklar, bu soruşturmayı öncelikle ve ivedilikle yaparlar. (5) 250 nci madde kapsamına giren suçlarda, yakalananlar için 91 inci maddenin birinci fıkrasındaki yirmidört saatlik süre kırksekiz saat olarak uygulanır. Anayasanın 120 nci maddesi gereğince olağanüstü hâl ilân edilen bölgelerde yakalanan kişiler hakkında 91 inci maddenin üçüncü fıkrasında dört gün olarak belirlenen süre, Cumhuriyet savcısının talebi ve hâkim kararıyla yedi güne kadar uzatılabilir. Hâkim, karar vermeden önce yakalanan veya tutuklanan kişiyi dinler. (6) 250 nci madde kapsamına giren suçlarla ilgili soruşturma ve kovuşturmalarda kolluk; soruşturma ve kovuşturma sebebiyle şüpheli veya sanığı, tanığı, bilirkişiyi ve suçtan zarar gören şahsı, ağır ceza mahkemesi veya başkanının, Cumhuriyet savcısının, mahkeme naibinin veya istinabe olunan hâkimin emirleriyle belirtilen gün, saat ve yerde hazır bulundurmaya mecburdur. (7) 250 nci maddede belirtilen suçlar nedeniyle Cumhuriyet savcıları, soruşturmanın gerekli kılması halinde geçici olarak, bu mahkemelerin yargı çevresi içindeki genel ve özel bütçeli idarelere, kamu iktisadi teşebbüslerine, il özel idarelerine ve belediyelere ait bina, araç, gereç ve personelden yararlanmak için istemde bulunabilirler. (8) Türk Silahlı Kuvvetleri kıt'a, karargâh ve kurumlarından istemde bulunulması hâlinde istem, yetkili amirlikçe değerlendirilerek yerine getirilebilir." şeklindedir. "Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi, soruşturma ve kovuşturma usulü" başlıklı 3713 sayılı Terörler Mücadele Kanunu'nun 10. maddesinin 21.02.2014 tarihli 6526 sayılı Kanun'un 19. maddeleriyle yürürlükten kaldırılmadan önceki hâli; "Bu Kanun kapsamına giren suçlar dolayasıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayabilecek şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkelemelerinde görülür. Bu mahkemelerin başkan ve üyeleri adlî yargı adalet komisyonunca, bu mahkemelerden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır. Bu Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili olarak; a) Soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet başsavcılığınca başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez. b) Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316'ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26'ncı maddesi hükmü saklıdır. c) Yürütülen soruşturmalarda hâkim tarafından verilmesi gerekli kararları almak, bu kararlara karşı yapılan itirazları incelemek ve sadece bu işlere bakmak üzere yeteri kadar hâkim görevlendirilir. ç) Ceza Muhakemesi Kanununun 91'nci maddesinin birinci fıkrasındaki yirmidört saat olan gözaltı süresi kırksekiz saat olarak uygulanır. d) Soruşturmanın amacı tehlikeye düşebilecek ise yakalanan veya gözaltına alınan veya gözaltı süresi uzatılan kişinin durumu hakkında Cumhuriyet savcısının emriyle sadece bir yakınına bilgi verilir. e) Gözaltındaki şüphelinin müdafi ile görüşme hakkı, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine, hâkim kararıyla yirmidört saat süre ile kısıtlanabilir; bu zaman zarfında ifade alınamaz. f) Kolluk tarafından düzenlenen tutunaklara, ilgili görevlilerin açık kimlikleri yerine sadece sicil numaraları yazılır. Kolluk görevlilerinin ifadesine başvurulması gerektiği hallerde çıkarılan davetiye veya çağrı kâğıdı, kollluk görevlisinni iş adresine tebliğ edilir. Bu kişilere ait ifade ve duruşma tutanaklarında adres olarak iş yeri adresleri gösterilir. g) Güvenliğin sağlanması bakımından duruşmanın başka bir yerde yapılmasına karar verilebilir. ğ) Açılan davalara adli tatilde de bakılır. h) Ceza Muhakemesi Kanununun 135'nci maddesinin altıncı fıkrasının (a) bendinin (8) numaralı alt bendindeki, 139'ncu maddesinin yedinci fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendindeki ve 140'ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (5) numaralı alt bendindeki istisnalar uygulanmaz. Türk Ceza Kanununda yer alan; a) Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu ve uyarıcı madde imâl ve ticareti suçu veya suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama suçu, b) Haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyet çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlar, c) İkinci kitap dördüncü kısmın dört, beş, altı ve yedinci bölümünde tanımlanan suçlar (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332'nci maddeler hariç), dolayısıyla açılan davalar, birinci fıkra hükmüne göre görevlendirilen mahkemelerde görülür. Üçüncü fıkranın (d), (e), (f) ve (h) bentleri hariç olmak üzere, bu madde hükümleri, bu suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda da uygulanır. Türk Ceza Kanununun 305, 318, 319, 323, 323, 324, 325 ve 332'nci maddeleri hariç olmak üzere, ikinci kitap dördüncü kısmın dört,beş, altı ve yedinci bölümünde tanımlanan suçlarda, Ceza Muhakemesi Kanununda öngörülen tutuklama süresi iki kat olarak uygulanır. Çocuklar, bu madde hükümleri uyarınca kurulan mahkemlerde yargılanamaz; bu mahkemelere özgü soruşturma ve kovuşturma hükümleri çocuklar bakımından uygulanmaz." şeklindeydi. Mülga hükümlerin, incelenmesinde de görülmektedir ki; silahlı terör örgütü üyesi olma suçuyla ilgili olarak Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunla kural olarak, soruşturmanın genel hükümlere göre, bu kanun uyarınca kurulmuş mahkemelerde görev yapan Cumhuriyet savcıları tarafından yapılacağı kabul edilmekle, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesinin yargılayacağı kişiler ile savaş ve sıkıyönetim hâli dâhil askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler genel kuralın istisnası olarak kabul edilmiştir. Devlet güvenlik mahkemelerinin kaldırılmasından sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın 250. maddesi ile de bu genel kural ve istisnalar aynen korunmuştur. 05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 10 maddesi 3. fıkrasının (b) bendi ile TCK'nın 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316. maddelerinde yazılı olup 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesi uyarınca da doğrudan terör suçu kabul edilen suçlar hakkında görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcıları tarafından doğrudan soruşturma yapılacağı hüküm altına alınmış, aynı bentte 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nun 26. maddesi hükmünü saklı tutmuştur. Daha sonra 06.03.2014 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesi yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 15. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesine "TCK'nın 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316 maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunun 26. maddesi hükmünü saklıdır." hükmü anılan maddeye 8. fıkra olarak eklenmiştir. Suç tarihinde bu hüküm yürürlüktedir. Görüldüğü üzere suç tarihinden önce Yargıtay ve Anayasa Mahkemesinin ilk derece sıfatıyla yargılayacağı kişiler yönünden 2845 sayılı Kanun ile CMK'nın 250 ve 251. maddelerinin yürürlükte olduğu zaman dilimlerinde getirilen istisnalar, 6352 sayılı Kanun ve 6526 sayılı Kanun'la getirilen düzenlemelerde yer verilmemiş olup tek istisna olarak 2937 sayılı Kanun'un 26. maddesi gözetilmiştir. Dolayısıyla suç tarihinde 5271 CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı terör suçları yönünden görev ya da kişisel suç olup olmadığına bakılmaksızın Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay üyelerine yönelik kendi özel kanunlarına ilişkin özel bir koruma öngörülmemiştir. Suç tarihinde yürürlükte bulunan 5235 sayılı Kanun'un "Ağır ceza mahkemesinin görevi" başlıklı 12. maddesinde ağır ceza mahkemesinin görevine giren davaların istisnası olarak yer verilen "Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler, askeri mahkemelerin görevine giren hükümler ile çocuklara özgü kovuşturma hükümleri saklıdır." şeklindeki hüküm de kovuşturma aşamasında görevli mahkemenin belirlenmesine ilişkin olup soruşturmanın usulüne ilişkin düzenleme içermemektedir. Bu bağlamda ele alınması gereken 6216 ve 2797 sayılı Kanunların yürürlük tarihinden sonra, somut olayımızda suç tarihinden önce 06.03.2014 tarihli ve 28933 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 15. maddesiyle, 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesine eklenen sekizinci fıkrada; "Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır." hükmüne yer verilmiştir. Söz konusu düzenlemede görüleceği üzere, aralarında silahlı örgüt suçunun da sayıldığı bazı suçların vahameti ve bu suçlarla korunan hukuki değer dikkate alınarak 2937 sayılı Kanun'da sayılan kişilere yönelik istisna haricinde, bu suçların soruşturmasının genel hükümlere göre yürütüleceği açıkça hüküm altına alınmıştır. Buna göre Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesinin 6. fıkrasında belirtilen ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili "suçüstü hâlinde" ibaresi CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrası dışında kalan diğer suçlar yönünden geçerli olup TCK'nın 314. maddesinde yazılı silahlı terör örgütü üyesi olma suçu nedeniyle genel hükümlere göre soruşturma yapılması için ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlinin bulunması da gerekli değildir. Nitekim özel soruşturma usullerine istisna getiren benzer bir hükme, Yükseköğretim üst kuruluşları başkan ve üyeleri ile yükseköğretim kurumları yöneticilerinin, kadrolu ve sözleşmeli öğretim elemanlarının ve bu kuruluş ve kurumların 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na tabi memurlarının görevleri dolayısıyla ya da görevlerini yaptıkları sırada işledikleri ileri sürülen suçlarla ilgili yine kural olarak özel soruşturma usulleri uygulanmasının ve buna bağlı hukuki teminatların öngörüldüğü 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun "Disiplin ve Ceza İşleri" başlıklı Dokuzuncu Bölümünde yer alan "Genel Esaslar" başlıklı 53. maddesinin yedinci fıkrasında da "İdeolojik amaçlarla Anayasada yer alan temel hak ve hürriyetleri, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü veya dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayrılığına dayanılarak nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyeti ortadan kaldırmak maksadıyla işlenen suçlarla bunlara irtibatlı suçlar, öğrenme ve öğretme hürriyetini doğrudan veya dolaylı olarak kısıtlayan, kurumların sükün, huzur ve çalışma düzenini bozan boykot, işgal, engelleme, bunları teşvik ve tahrik, anarşik ve ideolojik olaylara ilişkin suçlar ile ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinde, yukarıda yazılı usuller uygulanmaz; bu hallerde kovuşturmayı Cumhuriyet Savcısı doğrudan yapar." şeklinde yer verilmiştir. Her iki düzenleme birlikte ele alındığında, konumuza ilişkin olarak özellikle de 6216 ve 2797 sayılı Kanunlarda kural olarak özel soruşturma usulleri öngörülmüş olmasına rağmen, sonradan CMK'nın 161. maddesinin sekizinci fıkrasının yürürlüğe konulması karşısında, yasa koyucunun salt bu fıkrada sayılan suçların niteliğini gözeterek, ayrıca suçüstü hâlinin varlığını araştırmaya gerek bulunmaksızın, 2937 sayılı Kanun'da sayılanlar dışında bu suçları işleyen kişiler hakkında, ilgili kanuni düzenlemeler uyarınca özel soruşturma usulleri uygulanmasının istisnasını öngören bir hüküm ihdas ettiği ve bu yönde bir sistem oluşturduğu anlaşılmaktadır. Ancak AİHM kararında silahlı terör örgütü üyeliği suçunda genel hükümlere göre yürütülen soruşturma işlemlerinin hukukîliği değerlendirilirken söz konusu uygulamanın aynı zamanda CMK'nın 161. maddesinin sekizinci fıkrasına da uygun olup olmadığı, dolayısıyla uygulamanın bu yönüyle de yargısal ve keyfi yorumun ötesinde iç hukuk düzenlemesine dayanıp dayanmadığı hususunda bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu açıklamalar ışığında, sanık müdafisinin olayda suçüstü hâline ilişkin koşulların bulunmadığına ve soruşturmayı yürüten makamların yetkili olmadığına dair usule yönelik itirazları değerlendirildiğinde; Sanık ...’ın Anayasa Mahkemesi üyesi olarak görev yapmaktayken, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensupları tarafından 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü sonrasında, kendisinin de bu örgüte üye olduğu iddiasıyla ve kişisel suç niteliğindeki bu suç açısından suçüstü hâlinin de varlığına dayalı olarak hakkında genel hükümlere göre soruşturma yürütüldüğü ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca iddianame düzenlenerek hakkında Yargıtay 9. Ceza Dairesine kamu davası açıldığı olayda; itiraza konu uygulamanın, sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğuna, bu örgütten ayrılmaya dair icrai bir davranışta bulunmadığına ve elde edilen mevcut deliller itibarıyla yetkili makamlarca sanığın cezai eylem niteliğindeki örgüt üyeliğine ilişkin fiilinin icrasına devam ettiği, böylelikle sanığa atılı suçun işlenmekte olduğu hususunda resmî makamlarca edinilen bilgi kapsamında gerçekleştirildiği, Bununla birlikte, silahlı terör örgütü üyeliği/yöneticiliği suçunun mütemadi suç ve bu suçlar yönünden yakalama anına kadar suçüstü hâlinin söz konusu olduğunu kabul ederek Yargıtayın yargılayacağı kişilere atılı bu suçlarla ağır cezalık suçüstü hâlinde işlenen diğer kişisel suçların soruşturma ve kovuşturma işlemlerine ilişkin 2797 sayılı Kanun'da değişiklik öngören ve sonradan aynen kanunlaşan hukuki düzenlemelerde, önceden beri 6216 ve 2797 sayılı Kanunlarda öngörülen hukuki teminatların istisnasını teşkil eden "ağır cezalık suçüstü hâli" tabirinin, Yargıtayın yargılayacağı söz konusu kişilere atılı bu suçların da benzer nitelikte olduklarını ortaya koyacak ve bu suçları da kapsayacak şekilde yeniden kullanıldığı, Ayrıca 15.07.2016 tarihinde ülke genelinde başlayan ve 19.07.2018’e kadar devam eden hükümeti devirmeye ve anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs edilmesi sebebiyle ve demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla ilan edilen olağanüstü hâlin varlığı, ülkede terör saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşen 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ulusal güvenlik üzerinde oluşturduğu tehdit ve tehlikenin boyutu, darbe teşebbüsünde bulunan terör örgütünün tüm unsurlarıyla ve süratle bertaraf edilmesi amacıyla yapılan işlemlerin uygulanabilmesi ve demokrasinin korunarak hukuk devleti ilkesine bağlılığın sağlanması için ihtiyaç duyulan sürenin darbenin yapıldığı gün ile sınırlı olmaması, 15.07.2016 tarihinde başlayan ve sonrasında da devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sırasında ... Cumhuriyet Başsavcılığınca ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli doğrultusunda ve 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesinin sekizinci fıkrasına uygun olarak genel hükümlere göre yürütülen soruşturma kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğüne yazılan 16.07.2016 tarihli yazıda sanığın da aralarında bulunduğu yüksek mahkeme üyelerinin gözaltına alınmaları talimatı verildiği, sanığın 16.07.2016 tarihinde saat 18.35 sıralarında yakalanarak gözaltına alınabildiği hususları dikkate alındığında; sanığa isnat edilen silahlı terör örgütü üyesi olma suçuna ilişkin suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma ve kovuşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabul edilemeyeceği, Anayasa Mahkemesince "..., § 145, B. No: 2016/15637 ve 12.04.2018" ve "..., § 128, B. No: 2016/15586 ve 11.01.2018" tarihli kararlarda da benzer değerlendirmelerle aynı sonuca ulaşıldığı, Diğer yandan itiraza konu uygulamanın, CMK'nın 161. maddesinin sekizinci fıkrasında hüküm altına alınan ve sanık hakkında öngörülen özel soruşturma usullerinin istisnasını teşkil eden düzenlemeyle de uyumlu olması hususu gözetildiğinde Anayasa Mahkemesi üyelerinin işledikleri suçlara dair özel soruşturma usullerini düzenleyen 6216 sayılı Kanun'un 16 ve 17. maddelerinin uygulanma koşullarının somut olayda oluşmadığı, dolayısıyla, dava konusu olayda sanık hakkında genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesinin doğrudan doğruya iç hukuk düzenlemelerinin verdiği yetkinin kullanılması niteliğinde olduğu, kanunların genişletici ve keyfî olarak yorumlanmasından kaynaklanmadığı, bu hâliyle "hukukun kalitesi" ilkesine de uygun olan itiraza konu uygulamanın hukuka aykırı olmadığı kabul edilmelidir. D- Anayasa Mahkemesi Üyelerinin İşledikleri İddia Olunan Suçlar Bakımından Kovuşturma Makamlarının Belirlenmesi Anayasa'nın "Cumhuriyetin nitelikleri" başlıklı 2. maddesi; "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir." "Kanuni hâkim güvencesi" başlıklı 37. maddesi de; "Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz." şeklinde düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarında da, Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin, "insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlet" olduğu ifade edilmiş ve "hukuk devletinin temel ilkelerinden biri 'hukuk güvenliği' ilkesidir. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Hukuk devletinde kanun metinlerinin ilgili kişilerin mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini makul bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. 'Belirlilik' ilkesine göre ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir tereddüde ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir." sonucuna varılmıştır. Hukuk devletinin en önemli unsurlarından birini kanuni hâkim güvencesi oluşturmaktadır. Zira hukuk devletinin alt unsurlarından biri olan hukuk güvenliğinin sağlanmasının ön koşullarından biri kanuni hâkim güvencesidir. Kanuni hâkim güvencesinin sağlanmadığı bir sistemde bireylerin güven içinde hareket edebilmeleri mümkün olamaz. Bireyler herhangi bir hukuki uyuşmazlıkta hangi yargı merci tarafından hangi kurallar uygulanarak yargılama yapılacağını önceden bilmelidir. Aksi bir durumda hukuki öngörülebilirlik ve güvenlik ortadan kalkar. Eğer hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılıyorsa, bu durumda hukuk güvenliğinin zorunlu ön koşulu olan kanuni hâkim güvencesi mutlak anlamda tesis edilmelidir. Kanuni hâkim güvencesi 1982 Anayasası'nda özel olarak düzenlenmiştir. Anayasa'nın 37. maddesi gereğince herkes kanuni hâkim güvencesine sahiptir. Yine Anayasa Mahkemesinin istikrarlı kararlarında belirtildiği gibi, “kanuni hâkim güvencesi” suçun işlenmesinden veya çekişmenin doğmasından önce davayı görecek yargı yerini kanunun belirlemesi olarak tanımlanmaktadır. Başka bir anlatımla “kanuni hâkim güvencesi”, yargılama makamlarının suçun işlenmesinden veya çekişmenin meydana gelmesinden sonra özel olarak kurulmasına veya hâkimin atanmasına engel oluşturmaktadır. Bu noktada, bir yargı yerinin, kuruluş, görev, işleyiş ve izleyeceği yargılama usulü itibarıyla hukuki yapılanmasının, doğal hâkim ilkesine uygunluğunun sağlanabilmesi için, bu alana ilişkin belirlemenin kanunla yapılmış olması tek başına yetmez. Ayrıca sözü edilen belirlemenin, yargılanacak olan uyuşmazlığın gerçekleşmesinden önce yapılmış olması da gerekir. Bu nedenle, doğal hâkim ilkesinin bünyesinde, "kanuniliğin" yanı sıra "önceden belirlenmiş" olmaya da yer verilmiştir. Öte yandan, olağanüstü mahkeme kurma yasağı içeren kanuni hâkim güvencesi özel soruşturma ve kovuşturma usulleri izleyen özel/uzman mahkemelerin kurulmasına engel oluşturmamaktadır. Diğer bir ifadeyle olağanüstü mahkeme ile özel/uzman mahkeme kavramları aynı anlama gelmemektedir. Bir hukuk sisteminde bazı suçlarla etkin bir şekilde mücadele etmek için özel soruşturma ve kovuşturma usulleri izleyen yargı mercileri kurulabilir. Örneğin terör ve organize suçlarla etkin bir şekilde mücadele etmek bu tür özel/uzman yargı mercilerin kurulmasını gerekli kılabilir. Kanuni hâkim güvencesi tüm yargılamalarda geçerli olan bir ilke olmakla beraber ceza yargılamalarında çok daha önemli olmaktadır. Nitekim ceza soruşturma ve kovuşturmaları özgürlük gibi bireylerin en temel haklarından birine yapılmış doğrudan ve radikal bir müdahale niteliğindedir. Dolayısıyla kişi hürriyetinin sahip olduğu önem, bireylere ceza yargılamalarında daha yüksek güvencelerin sağlanmasını gerektirmektedir. Kanuni hâkim güvencesi söz konusu güvencelerin ilk basamağını oluşturmaktadır. Zira adil ve güvenceli bir yargılama için her şeyden önce yargı yetkisi kullanacak merci olması gerektiği şekilde kurulmalı ve görev yapmalıdır. Aksi takdirde adil yargılanma hakkı kapsamında bireylere sağlanan bağımsız ve tarafsız bir yargı yerinde makul sürede yargılanma, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama gibi güvencelerin bir önemi kalmayacaktır. Zira tüm bu güvenceler ancak olağan mahkemelerin varlığı hâlinde işlevsel olabilecektir. Gelinen aşamada, suç tarihi itibarıyla Yargıtayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılayacağı kişilere atılı ağır cezalık suçüstü hâlinde işlenen kişisel suçlar bakımından kovuşturma makamı Yargıtay Ceza Genel Kurulu iken, sonradan olağanüstü hâl döneminde yürürlüğe konulan 680 sayılı KHK ile bu makamın Yargıtay ilgili ceza dairesi olarak değiştirilmesinin ve yargılamanın bu doğrultuda Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmasının tabii hâkim ilkesi bağlamında incelenmesi gerekmektedir. Bilindiği üzere; 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün savuşturulmasından hemen sonra Milli Güvenlik Kurulu 20.07.2016 tarihinde yaptığı toplantıda "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunmayı kararlaştırmıştır. Bunun üzerine, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20.07.2016 tarihinde, ülke genelinde 21.07.2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21.07.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Olağanüstü hâl ilan edilmesine ilişkin karar, aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. TBMM Genel Kurulunda yapılan görüşme sırasında Hükûmet adına söz alan Adalet Bakanı, olağanüstü hâl ilan edilme nedenini "... darbe teşebbüsünde bulunan terör örgütünün tüm unsurlarıyla ve süratle bertaraf edilmesi, bundan sonra da demokrasimiz ve hukuk devletimiz, milletimiz, millî irade ve ülkemiz için tehlike ve tehdit olmaktan çıkarılması, bir daha hiçbir şekilde darbe teşebbüsünün tekrarlanmaması ve bu konuda bu amaçla alınması gereken tedbirlerin hızlı ve kararlı bir biçimde alınıp hayata geçirilmesini sağlamak maksadıyla olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki görüş ... Bakanlar Kuruluna iletilmiştir. Cumhurbaşkanımızın başkanlığında Anayasa gereği toplanan Bakanlar Kurulumuz, bu görüş doğrultusunda Türkiye'de üç ay süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir ... Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini korumak, temel hak ve hürriyetleri korumak, genel güvenlik, asayiş ve kamu düzenini korumak, şiddet olaylarını önlemek, başarısız kılınan darbe teşebbüsünün tekrarı ile bundan sonra Türkiye'de darbe teşebbüslerine teşebbüs edilebilmesinin önüne geçmek, halkımıza en büyük kötülüğü yapan, kamu düzenimizi bozan, ekonomimize zarar veren, demokrasimizi, hukuk devletimizi, millî irademizin tecelligâhı Meclisimizi ve seçilmiş Cumhurbaşkanı ve Hükûmetimizi darbe teşebbüsüyle yok etmeye çalışan, devletimizi âdeta bir kanser hücresi gibi sarmış bulunan bu Fetullahçı terör örgütüyle ve bu örgütün Türk Silahlı Kuvvetleri, yargı, Emniyet ve üniversitelerimiz başta olmak üzere, kamu içindeki bütün uzantılarının kamudan temizlenmesi ve demokrasimizin, devletimizin, milletimizin, hukuk devletimizin emniyeti bakımından tam emniyetli hâle getirilmesi ve bunların ülkemiz için, demokrasimiz ve hukuk devletimiz için bir daha tehlike ve tehdit olmaktan çıkarılması maksadıyla bu karar alınmıştır." sözleriyle ifade etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti 21.07.2016 tarihinde, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne; Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ise Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'ye (MSHUS) ilişkin derogasyon (askıya alma/yükümlülük azaltma) beyanında bulunmuştur. Olağanüstü hâlin uzatılmasına ilişkin kararlar da Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine bildirilmiştir. Olağanüstü hâl, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından 05.10.2016, 03.01.2017 ve 17.04.2017 tarihlerinde alınan kararlarla üçer ay daha uzatılmıştır. Olağanüstü hâl KHK'lar konu, amaç, yer ve süre bakımından olağan KHK'lardan farklı özellikler taşımaktadır. Her şeyden önce, sıkıyönetim ve olağanüstü hâl KHK'ları, olağan KHK'lar bakımından Anayasa'nın, söz konusu düzenlemelerin yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan 91. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen “...sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan siyasi haklar ve ödevler kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemez.” şeklindeki sınırlamaya tabi tutulmamıştır. Başka bir ifadeyle, Anayasa'nın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümünde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler de 680 sayılı KHK'nın kabul edildiği ve yürürlüğe konulduğu tarih itibarıyla olağanüstü hâl KHK'ları ile düzenlenebilmekteydi. Hatta bu hususlarda düzenleme yapılabilmesinden de öte, söz konusu KHK'larla, Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca, bu maddenin ikinci fıkrasındaki çekirdek temel haklara dokunmamak kaydıyla, temel hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilmekte veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilmekteydi. Buna karşın, olağanüstü hâl KHK'ların “sebebe bağlı” işlem olmaları nedeniyle, Anayasa'nın yine söz konusu 680 sayılı KHK'nın yürürlüğe konulduğu dönemde yürürlükte bulunan 121. maddesi uyarınca sıkıyönetim veya olağanüstü hâlin gerekli kıldığı konularda çıkarılabileceği düzenlenmişti. Ayrıca Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca, bu düzenlemelerin “milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükleri ihlal etmemesi” ve “durumun gerektirdiği ölçüde” olması da anayasal bir zorunluluktu. Öte yandan, Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen 148. maddesinin birinci fıkrasının, 680 sayılı KHK'nın yürürlüğe konulduğu tarih itibarıyla uygulanması gereken hâlinde; olağanüstü hâllerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamayacağı hükme bağlanmıştır. Bu durumda öncelikle belirtmek gerekir ki; kovuşturma makamlarına dair değişikliklerin yapıldığı tarih itibarıyla uygulanması gereken söz konusu Anayasal düzenlemeler karşısında; kural olarak olağanüstü hâl KHK'ları ile Anayasa'nın 37. maddesinde güvence altına alınan kanuni hâkim güvencesiyle ilgili düzenlemeler yapılmasında hukuka aykırı bir durumun söz konusu olmadığı ve bu düzenlemelere karşı soyut norm denetimi yoluna gidilemeyeceği anlaşılmaktadır. Kovuşturma makamına dair KHK ile yapılan değişikliğin, Yargıtayın iç işleyişine dair olağan bir düzenleme olmanın ötesinde, yargılanacak kişilerin kanuni hâkim ilkesini Anayasal sınırlar içerisinde dahi kısıtlayan bir yönünün olup olmadığı hususunun irdelenmesine gelince; Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere kanuni hâkim güvencesi; yeni kurulan mahkemelerin veya kurulu bulunan mahkemelere yeni atanan hâkimlerin, önceden işlenen suçlara ilişkin olarak hiçbir şekilde yargılama yapamayacakları biçiminde anlaşılamaz. Belirli bir olay, kişi veya toplulukla sınırlı olmamak kaydıyla, yeni kurulan bir mahkemenin veya kurulu bulunan bir mahkemeye yeni atanan hâkimin kurulma veya atanma tarihinden önce gerçekleşen uyuşmazlıklara bakması kanuni hâkim güvencesine aykırılık teşkil etmez (AYM, E. 2014/164, K. 2015/12, 14.01.2015.). Bu kapsamda bir kuralın belirli bir suçun işlenmesinden sonra bu suça ilişkin davayı görecek yargı yerini belirlemeyi amaçlamaması, yürürlüğü müteakip kapsamına giren tüm davalara uygulanması hâlinde doğal hâkim ilkesine aykırılık söz konusu olamaz (AYM, E. 2009/52, K. 2010/16, 21.01.2010). Anayasa'nın 154. maddesinin birinci fıkrasında, Yargıtayın kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakacağı; aynı maddenin beşinci fıkrasında da Yargıtayın kuruluşunun, işleyişinin, Başkan, Başkanvekilleri, Daire Başkanları ve Üyeleri ile Cumhuriyet Başsavcısının ve Cumhuriyet Başsavcıvekilinin niteliklerinin ve seçim usullerinin, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. Bu düzenlemeler doğrultusunda yürürlüğe konulan 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 1. maddesinde de Yargıtayın bağımsız bir yüksek mahkeme olduğu açıkça ifade edilmiştir. Öte yandan, hem Yargıtay Daireleri, hem de Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2797 sayılı Kanun'un 3. maddesinde Yargıtayın karar organları arasında sayılmış, aynı Kanun'un 4. maddesi uyarınca Yargıtay dairelerinde bir başkan ve yeteri kadar üye bulunacağı, 7. maddesi uyarınca da Ceza Genel Kurulunun ceza dairelerinin başkan ve üyelerinden oluşacağı öngörülmektedir. Yargıtay Hukuk ve Ceza Genel Kurullarının görevi, 2797 sayılı Kanun'un 15. maddesinde suç tarihi itibarıyla; “1. Yargıtay dairelerinin bozma kararlarına karşı mahkemelerce verilen direnme kararlarını inceleyerek karar vermek, 2. a) Aynı veya farklı yer bölge adliye mahkemelerinin kesin olarak verdikleri kararlar bakımından hukuk daireleri arasında veya ceza daireleri arasında uyuşmazlık bulunursa, b) Hukuk daireleri arasında veya ceza daireleri arasında içtihat uyuşmazlıkları bulunursa, c) Yargıtay dairelerinden biri; yerleşmiş içtihadından dönmek isterse, benzer olaylarda birbirine uymayan kararlar vermiş bulunursa, Bunları içtihatların birleştirilmesi yoluyla kesin olarak karara bağlamak, 3. Yargıtay Başkan ve üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ile yargılama görevi özel kanunlarınca Yargıtay Genel Kurullarına verilen kişilere ait davaları ilk mahkeme olarak görmek ve hükme bağlamak ve ilk mahkeme olarak özel dairelerce verilen hüküm ve kararların temyiz ve itiraz yoluyla incelenmesini yapmak, 4. Kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek. Hukuk ve Ceza Genel Kurullarına katılmak zorunda olan Başkan ve üyelerin belirlenmesine ilişkin esaslar, görüşmelerin gündemi, yönetimi, çalışma gün ve saatleri, oylama ve karar, ön sorun ve öncelikle karara bağlanacak hususlar, kararın çıkmış sayılması, kanun hükümleri çerçevesinde Yargıtay İç Yönetmeliği ile düzenlenir.” biçiminde düzenlenmişti. Aynı Kanun'un “Yargıtay Üyelerinin Nitelikleri ve Seçimi” başlıklı 29. maddesinde ise; Yargıtay üyelerinin, birinci sınıfa ayrıldıktan sonra en az üç yıl süre ile başarılı görev yapmış ve birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adli yargı hâkim ve Cumhuriyet savcıları ile bu meslekten sayılanlar arasından seçileceği hükme bağlanmıştır. Bununla birlikte; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.10.2018 tarihli ve 389-420 sayılı kararında; Yargıtay Daireleri arasındaki görev ilişkisinin, adli yargı ilk derece mahkemeleri arasında var olan ve kamu düzenine ilişkin bulunan görev ilişkisi niteliğinde olmayıp 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun'la değişik 14. maddesinde yer alan "hukuk daireleri ile ceza daireleri kendi aralarında iş bölümü esasına göre çalışır" şeklindeki düzenlemeden de anlaşılacağı üzere; idari nitelikte iş bölümü ilişkisi olduğu, ancak kamu düzenine ilişkin görev ve bu husustaki uyuşmazlığın değerlendirilmesi açısından ilk derece yargılamasına konu dosyayı ele alan ve davaların birleştirilmesi hususunda farklı görüş bildiren Özel Dairelerin birbirinden farklı mahkemeler değil, istisnai hâllerde ilk derece yargılaması yapan "Yargıtay", dolayısıyla tek mahkeme olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Anayasa'nın ilgili hükümleri, 2797 sayılı Kanun ve Ceza Genel Kurulunun 09.10.2018 tarihli ve 389-420 sayılı kararı birlikte değerlendirildiğinde; temelde bağımsız bir mahkeme olarak kurulan Yargıtayın karar organları olan daireleri ile genel kurulların oluşumu ve çalışma usulleri itibarıyla, ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılacak yargılamalar yönünden bu organlar arasında mahkemenin bağımsızlığının ve tarafsızlığının ortadan kalkmasına dair bir nedenin bulunmadığı, diğer yandan, suç tarihinden önce ve genel nitelikteki düzenlemelerle hem bu karar organlarının oluşturulup çalışma usullerinin düzenlendiği, hem de dairelere ve genel kurullara katılacak üyelerin bu düzenlemeler doğrultusunda seçilerek aynı güvence ve hukuki statüyle görev yaptıkları, söz konusu düzenlemelerle, mevcut dosyaların yoğunluğu itibarıyla özelde ve çoğunlukla kişisel suç niteliğindeki FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubiyeti iddiasıyla haklarında genel hükümlere göre soruşturma yürütülen yüksek mahkeme eski üyelerine atılı bu suçlardan dolayı yapılacak kovuşturma işlemleri belirlenmiş ise de, sonradan aynen kabul edilerek kanunlaşan bu usullerin aynı zamanda 2797 sayılı Kanun'da sayılan kişilerin ağır cezayı gerektiren ve suçüstü hâlinde işlenen tüm suçları açısından da uygulanacak olması, yine bu kişiler yönünden kovuşturma yapma yetkisinin suç tarihindeki düzenlemeden farklı olarak “Yargıtay” dışında farklı bir makama devredilmemesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; kovuşturma yapma yetkisinin Genel Kuruldan alınarak ilgili ceza dairesine verilmesine yönelik düzenlemenin, suç tarihinden sonra olağanüstü mahkeme kurulması niteliğinde olmadığı, böylelikle kanuni hâkim ilkesine aykırı olarak yargılama yapılmadığı ve bu düzenlemenin temel hak ve özgürlüklere müdahale niteliği dahi taşımayan, salt Yargıtayın iç işleyişine yönelik usulî bir düzenleme olduğu anlaşılmaktadır. Son olarak, 2797 sayılı Kanun'da ve diğer özel kanunlarda sayılan kişilerin kişisel suçları bakımından Yargıtay 9. Ceza Dairesinin kovuşturma yapmakla görevlendirilmesine ilişkin düzenlemelerin AİHS'in 6. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı yönünden de irdelenmesi gerekmektedir. Terör suçlarına ilişkin davalara yönelik kanun yolu incelemeleri Yargıtay 16. Ceza Dairesince yapılmakta iken, bu suçlardan kaynaklanan davalardaki artış, bu artışın Yargıtayın tali ve istisnai görevi olan ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapma görevine de yansıması ve bu nedenle oluşan ciddi iş yoğunluğu, beraberinde daireler arasında bu hususta da iş bölümü yapılması sonucunu doğurmuştur. Bu bağlamda 2797 sayılı Kanun'da ve diğer özel kanunlarda sayılan kişilerin kişisel suçlarında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapılması hususunda Yargıtay 9. Ceza Dairesi görevlendirilmiş, Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanınca hazırlanan Çalışma Yönergesine göre ise; iş yoğunluğu nedeniyle Dairede birden fazla heyet oluşturularak çalışma usulüne gidilmiştir. Suç tarihinden önce ve sonrasında da 2018 yılının Eylül ayına kadar Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise, 2797 sayılı Kanun'da ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nde düzenlenen çalışma usulleri gereğince, değişken üyelerle haftada ancak bir kez toplanabilen ve zamanaşımı yakın, tutuklu iş niteliğinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının mahiyeti ve infaza dair olası hukuki sonuçları vb. nedenlerle önceliği bulunan dosyaların yoğun olarak görüşüldüğü bir karar organı olarak faaliyet göstermekteydi. Söz gelimi, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen sayısal verilere göre; 2017 yılında özetle 271'i itiraz, 877'si direnme olmak üzere esasa kaydedilen toplam 1148 dosyanın toplam 524'ü karara bağlanmış, karara bağlanan dosya sayısı 2018 yılında da 698 olarak ortaya çıkmaktadır. 24.12.2017 tarihli ve 30280 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 696 sayılı KHK'nın 45. maddesiyle, 2797 sayılı Kanun'a eklenen geçici 16. madde ile; “Hukuk Genel Kurulu ve Ceza Genel Kurulunun içtihadı birleştirme toplantılarına ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla, 31/12/2022 tarihine kadar bu kurulların oluşumu ve çalışma usulü hakkında aşağıdaki hükümler uygulanır. a) Hukuk Genel Kurulu ve Ceza Genel Kurulu, her hukuk ve ceza dairesinden en az bir üye olmak kaydıyla Birinci Başkanlık Kurulu tarafından görevlendirilen yirmişer üyeden oluşur. Bu kurullara, Birinci Başkan veya ilgili başkan vekili, bunların bulunmaması halinde kurulların en kıdemli üyesi başkanlık eder. b) Üyeler Hukuk Genel Kurulu ve Ceza Genel Kurulunda sürekli olarak görev yaparlar. Ancak, iş durumu göz önüne alınmak suretiyle üyelerin daire çalışmalarına katılmalarına Büyük Genel Kurul tarafından karar verilebilir. c) Kurullarda toplantı ve görüşme yeter sayısı onbeştir. Toplantıda bulunanların üçte ikisinin oyu ile karar verilir. Birinci toplantıda üçte iki oy çoğunluğu sağlanamazsa ikinci toplantıda bulunanların çoğunluğuyla karar verilir Bu maddede hüküm bulunmayan hallerde, Hukuk Genel Kurulu ve Ceza Genel Kurulunun çalışmasına ilişkin bu Kanunun mevcut hükümleri uygulanmaya devam olunur.” biçimindeki düzenleme, 08.03.2018 tarihli ve 30354 sayılı mükerrer Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7079 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 40. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır. Böylelikle 2018 yılının Eylül ayından itibaren Yargıtay Ceza Genel Kurulu, mevcut görevlerinin yerine getirilmesi hususunda sabit heyetle toplanıp karar vermeye başlamıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunda suç ayrımı yapılmaksızın tüm dairelerden gelen dosyaların karara bağlanmasına, derdest dosyaların çokluğu ve niteliğine, çalışma usulleri gereği önceden değişken tek heyet, sonradan ise sabit tek heyet hâlinde ve haftada en fazla 1-2 gün toplanabilmesine karşın, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin bir uzmanlık mahkemesi biçiminde faaliyet göstermesi, bu Dairenin dahi yargılamaların makul sürede tamamlanabilmesi için haftanın bir çok günü ve birden fazla heyetle toplanarak yargılama yapıyor olması, mevcut çalışma prensipleri ve suç tarihinden sonra ortaya çıkıp belirginleşen iş yoğunluğu da dikkate alındığında, kişisel suçları nedeniyle Yargıtay'da yargılanacak kişilerin kovuşturma makamının Yargıtay Ceza Kurulu olarak belirlenmesi, bu Kurulun önceden istisnai görevi olarak öngörülen yargılama yapma yetkisini asli görevi hâline getireceği, bu nedenle hem derdest dosyaların, hem de kovuşturma yapılmak üzere gelen dosyaların adil yargılanma hakkına uygun olarak makul sürede tamamlanmasının imkânsızlaşacağı, dolayısıyla kovuşturma yapma yetkisinin Yargıtay ilgili ceza dairesine devredilmesine dair düzenlemenin, salt Yargıtay Ceza Genel Kurulunca bu görevin yerine getirilmesindeki zorluk yerine, adil yargılanma hakkının sağlanması gibi evrensel hukuk ilke ve kuralları açısından uluslararası üst normlardan kaynaklanan zorunluluğun gereği olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, söz konusu değişiklik üzerine kovuşturmanın Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılmasının usul ve kanuna uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle; dava konusu olayda sanığa atılı suç nedeniyle yargılamanın Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmasında hukuka aykırılık bulunmadığından sanık müdafisinin “kanuni hâkim ilkesi”ne ve “adil yargılanma ilkesi”ne aykırı şekilde yargılamanın Yargıtay 9. Ceza Dairesinde yapılmasına yönelik, usule ilişkin itirazları yerinde görülmemiştir. E- AİHM Kararı Doğrultusunda Suç Tarihinde Anayasa Mahkemesi Üyesi Olan Sanık Hakkında 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 16 ve 17. Maddelerinde Düzenlenen Özel Soruşturma Hükümlerinin Uygulanması Gerektiğinin Kabulü Hâlinde Yargılamada Gelinen Bu Aşamada Sanık Hakkında Özel Soruşturma Hükümlerinin Uygulanmamasının Yargılamanın Durması İçin Bir Neden Teşkil Edip Etmeyeceği 6216 sayılı Kanun'un 16 ve 17. maddelerinde; Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli dışındaki kişisel suçlarından ötürü bir ihbar veya şikâyet yapılır veya böyle bir hâl öğrenilirse Başkan'ın gereken hâllerde işi Genel Kurula götürmeden önce üyelerden birine ön inceleme yaptırabileceği, soruşturma açılmasına yer olup olmadığının belirlenmesi için gerekli incelemeyi yapan üyenin incelemesini tamamladıktan sonra durumu bir raporla Başkan'a bildireceği, bu konunun Başkan tarafından gündeme alınarak Genel Kurulda görüşüleceği, Genel Kurulca soruşturma açılmasına karar verildiği takdirde üç üyenin Soruşturma Kurulunu oluşturmak amacıyla seçileceği, bu Kurulun da CMK'nın Cumhuriyet savcısına tanıdığı bütün yetkilere sahip olduğu ve Soruşturma Kurulunun ilgili üye hakkında kamu davası açılmasına gerek görmesi hâlinde düzenleyeceği iddianameyi kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesine tevdi edilmek üzere Başkanlığa göndereceği düzenlenmiş ise de suç tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesi üyesi olan sanığa atılı silahlı terör örgütü üyeliği suçunun ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren kişisel suç niteliğinde olması, yargılamanın görevli mahkeme niteliğinde olan Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmış bulunması, sanığın Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunca meslekte kalmasıyla bağdaşmayacak nitelikte FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle bağının olduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına karar verilmesi ve usule ilişkin hakkın özüne dokunan ihlal gerçekleşmediği takdirde kovuşturma aşamasından soruşturma aşamasına dönülemeyeceği ilkesi birlikte değerlendirildiğinde en ağır yaptırım gerektiren fiili işlemiş olduğu kabul edilerek Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunca meslekten çıkarılmasına karar verilen sanık hakkında tekrar soruşturma izni istenmesinin yargılamayı uzatacağı ve özel soruşturma usulünün düzenlenme amacına hizmet etmeyeceği değerlendirilmiştir. Bu nedenle gelinen aşamada sanık hakkında özel soruşturma hükümlerinin uygulanmamış olmasının yargılamanın durması için bir neden teşkil etmediği kabul edilmiştir. 2- SAV: Sanık müdafisi, beyanı hükme esas alınan tanık ...’ın dinlenilme ve ByLock verilerinin elde edilme usulünün hukuka aykırı olduğunu, bu nedenle de hükmün hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş delillere dayandığını iddia etmiştir. Sanık müdafisinin bu yöndeki temyiz itirazları bağlantılı olması nedeniyle CMK'nın 289. maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde yer alan "Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması" hâli ile birlikte değerlendirilmiştir. a)Beyanları hükme esas alınan tanık ...'ın dinlenilme usulü bakımından: Tanık, kendisine karşı yürütülmeyen bir ceza soruşturmasında, olay hakkında beş duyusu ile edindiği algılamaları ifadesiyle açığa vuran kişidir. Herkes tanık olma ehliyetine sahip olduğundan çocuklar ve akıl hastalarının da tanıklığına başvurabilecektir. Ancak tanığın anlatımlarına itibar edilip edilmeyeceği yargılama makamının takdirindedir. Ceza muhakemesinde, tanık dinlemeye yetkili makam soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde ise mahkeme, naip hâkim veya istinabe olunan hâkimdir. Tanıklık, kamu hukukundan doğan toplumsal bir ödevdir. Bu nedenle tanığın, hukuka uygun olarak yapılan davet üzerine adli makamlar önüne gelmek, bildiklerini doğru olarak anlatmak ve yemin etme ödevi bulunmaktadır. Bununla birlikte ceza muhakemesinde tanığa bazı haklar da tanınmıştır. Tanığın; tanıklıktan çekinme, kendisi ve yakınları aleyhine açıklamada bulunmaktan çekinme, haklarını öğrenme, korunma, tazminat ve masraflarını isteme hakkı vardır. Tanığı dinleyecek olan makam tarafından önce tanığın kimliği ve güvenirliği belirlenmelidir. Bu amaca yönelik olarak tanığın adı, soyadı, yaşı, işi, yerleşim yeri, iş yeri, geçici olarak oturduğu yerin adresi, varsa telefon numaraları, şüpheli, sanık veya mağdurla olan ilişkisine dair sorular yöneltilecektir. Bu şekilde tanığın kimliği, olayın tarafları ile olan ilişkisi ve güvenirliğine ilişkin bilgiler alındıktan sonra tanığa hakları hatırlatılmalı, bu hatırlatma yapıldıktan sonra da tanıklık görevinin önemi ve uyması gereken kurallar anlatılmalıdır. Konumuzla ilgisi bakımından öncelikle, örgütlü suçluluk kapsamında yürütülen ceza muhakemesi sürecinde etkin pişmanlıktan yararlanmak amacıyla ifade veren kişilerin, aleyhine ifade verdikleri diğer kişiler hakkında silahlı terör örgütü üyeliği suçundan yapılan yargılamalarda tanıklıktan ve yeminden çekinme haklarının bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir. Anayasa'nın 38. maddesinin beşinci fıkrasında; hiç kimsenin kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamayacağı hüküm altına alınmıştır. Aynı doğrultuda, 5271 sayılı CMK’nın "Tanıklıktan çekinme" başlıklı 45. maddesi; "(1) Aşağıdaki kimseler tanıklıktan çekinebilir: a) Şüpheli veya sanığın nişanlısı. b) Evlilik bağı kalmasa bile şüpheli veya sanığın eşi. c) Şüpheli veya sanığın kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu. d) Şüpheli veya sanığın üçüncü derece dahil kan veya ikinci derece dahil kayın hısımları. e) Şüpheli veya sanıkla aralarında evlâtlık bağı bulunanlar. (2) Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle tanıklıktan çekinmenin önemini anlayabilecek durumda olmayanlar, kanunî temsilcilerinin rızalarıyla tanık olarak dinlenebilirler. Kanunî temsilci şüpheli veya sanık ise, bu kişilerin çekinmeleri konusunda karar veremez. (3) Tanıklıktan çekinebilecek olan kimselere, dinlenmeden önce tanıklıktan çekinebilecekleri bildirilir. Bu kimseler, dinlenirken de her zaman tanıklıktan çekinebilirler", "Kendisi veya yakınları aleyhine tanıklıktan çekinme" başlıklı 48. maddesi; "Tanık, kendisini veya 45 inci maddenin birinci fıkrasında gösterilen kişileri ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olan sorulara cevap vermekten çekinebilir. Tanığa cevap vermekten çekinebileceği önceden bildirilir." şeklinde hükümler içermektedir. Tanıklıktan çekinmede, bütün hâlinde tanığın çekinme hakkı gündeme gelmekte; burada ise tanık, kendisine sorulan sorulardan kendisi ya da sayılan yakınlarını ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olanlar bakımından cevap vermeme takdirine sahiptir. Bu kapsam dışında kalan hususlarda tanığın, salt bu madde uyarınca çekinme hakkı bulunmamaktadır. Diğer yandan, CMK'nın "Yemin verilmeyen tanıklar" başlıklı 50. maddesi de; "(1) Aşağıdaki kimseler yeminsiz dinlenir: a) Dinlenme sırasında onbeş yaşını doldurmamış olanlar. b) Ayırt etme gücüne sahip olmamaları nedeniyle yeminin niteliği ve önemini kavrayamayanlar. c) Soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar" şeklinde hüküm altına alınmıştır. Doktrinde genel kabul gören görüşe göre örgütlü suçlar, anlaşma suçlarının bir türü olup çok failli suçlardandır (... - ..., Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Topluma Karşı Suçlar, 2. Baskı, US-A Yayıncılık, ..., 2016, s. 270; ..., Çok Failli Suçlar, ... Yayınevi, ... 1998, s. 137; Devrim ..., Türk Ceza Hukukunda Suça İştirak, Yetkin Yayınları, ... 2009, s. 277; ..., Suç Örgütü, ... Yayıncılık, Mayıs 2018, s. 302, ..., "Suç İşlemek Amacıyla Örgütlenme Suçu", Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Prof. Dr. ...'e Armağan Özel Sayı, Yıl: 2013, Cilt: 19, Sayı: 2, s. 673.). Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olmak da genel iştirak hükümlerinin ötesinde örgüt kurmak ve yönetmekten ayrı bir suç olarak düzenlenmiş ve cezai yaptırıma bağlanmıştır (... - ..., Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Topluma Karşı Suçlar, s. 276.). Dolayısıyla, bu suç tipi açısından müşterek faillik suretiyle iştirak söz konusu olamayacaktır. Bu bağlamda, suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olduğu iddiasıyla farklı yürütülen bir muhakemenin şüpheli ya da sanık sıfatıyla süjesi olan failin, aynı örgüte üye olduğu iddiasıyla yargılanan diğer kişilerin varsa örgüt içerisindeki konumlarının ve örgütsel faaliyetlerinin tanığı konumunda olup bu kişiler hakkında görülmekte olan davalarda tanık sıfatıyla dinlenmesinde bir sakınca bulunmadığı gibi diğer sanığa atılı örgüt üyeliği suçuna müşterek fail sıfatıyla iştiraki de mümkün olmadığından, bu kişilerin eylemlerine ilişkin tanıklık yaptığı noktada tanıklıktan ve yeminden çekinme hakkı da söz konusu olmayacaktır. Diğer yandan, 5237 sayılı TCK'nın “Etkin pişmanlık” başlıklı 221. maddesi ise; “(1) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu nedeniyle soruşturmaya başlanmadan ve örgütün amacı doğrultusunda suç işlenmeden önce, örgütü dağıtan veya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlayan kurucu veya yöneticiler hakkında cezaya hükmolunmaz. (2) Örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz. (3) Örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeden yakalanan örgüt üyesinin, pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz. (4) Suç işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan ya da üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, gönüllü olarak teslim olup, örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi halinde, hakkında örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz. Kişinin bu bilgileri yakalandıktan sonra vermesi halinde, hakkında bu suçtan dolayı verilecek cezada üçte birden dörtte üçe kadar indirim yapılır...” şeklinde düzenlenmiş olup maddenin ilk dört fıkrasında, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek veya bu amaçla kurulmuş örgüte üye olmak suçları ile ilgili etkin pişmanlık gösteren faillerin birbirinden farklı koşullarla, cezanın kaldırılmasını veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi hâller kabul edilmiştir. 05.06.1985 tarihli ve 3216 sayılı Bazı Suç Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair Kanun, 25.03.1988 tarihli ve 3419 sayılı Kanun ve 29.07.2003 tarihli 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu'na benzer şekilde 5237 sayılı TCK’nın 221. maddesinde yapılan düzenlemeyle; kanun koyucu, örgütlerle etkin mücadele edebilmek için, örgütleri ortaya çıkarıp dağıtmayı, örgüt elemanlarını devletin yanına çekerek bir yandan zayıflatıp diğer yandan da örgütlerin deşifre olmasını sağlayarak örgüt bünyesinde faaliyet gösteren failleri yakalamayı, “etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlanan sanıkları topluma kazandırmayı, örgüt bünyesinde gerçekleştirilen eylemleri açığa çıkarmayı ve benzer suçların tekrar işlenmesini önlemeyi amaçlamaktadır. Etkin pişmanlık hükümleri kanunda failin cezasının kaldırılmasını veya cezada indirim yapılmasını öngören bir şahsi hâl olarak düzenlendiğinden, örgütlü suçluluk kapsamında savunmasının alınması sırasında kişiye bu hükümlerin hatırlatılması CMK'nın 148. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "kanuna aykırı bir yarar vaadi" niteliğinde olmadığı gibi, kişinin de kendi iradesiyle bu hükümlerden yararlanmayı kabul ederek ifade vermesinde ve bu ifadenin başka kişiler hakkında görülmekte olan davalarda, adil yargılanma hakkına uygun olarak o davaların sanığına etkin itiraz yolları tanınması suretiyle delil olarak kullanılmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Dosyanın incelenmesinde; beyanları hükme esas alınan tanık ...’ın kendi hakkında yürütülen soruşturmada müdafisi huzurunda alınan ifadesinde kendi iradesiyle beyanda bulunmuş olması, aşamalarda herhangi bir kimse tarafından kendisine hukuka aykırı vaatte bulunduğuna ya da bu yönde zorlandığına dair delil bulunmaması, kovuşturma aşamasında yapılan oturumlarda ayrıntıları SEGBİS kayıtlarından da anlaşılacağı üzere, söz konusu tanığın sanığa atılı suça ilişkin beyanda bulunması ve bu suça müşterek fail sıfatıyla iştirak etmemesi nedeniyle tanıklıktan ve yeminden çekinme hakkının bulunmaması, bununla birlikte, sanık ve müdafisinin de hazır bulunduğu ortamda beyanı alınan tanığa karşı sanık ve müdafisine soru sorma ve bu beyanlara karşı savunma yapma hakkının etkin şekilde tanınmış olması hususları birlikte değerlendirildiğinde; tanık ...’ın dinlenilme usulleri ve bu beyanların değerlendirilerek hükme esas alınması açısından mahkeme hükmünün hukuka aykırı delile dayanmadığı anlaşılmaktadır. b)ByLock İletişim Sistemine Dair Deliller Bakımından: Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44, 20.12.2018 tarihli ve 419-661, 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararları ve Özel Dairelerce de istikrarla benimsenen kararlar dikkate alındığında ByLock iletişim sistemine dair delillerin elde ediliş biçimi, güvenilirliği ve hükme esas alınması bakımından herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı açıktır. 3- CMK'nın 289. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan "Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması", (c) bendinde yer alan "Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması", (e) bendinde yer alan "Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması" ve (f) bendinde yer alan "Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi" hâlleri açısından; Değerlendirme; Özel Dairece ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılan oturumlara ve bu oturumlar sırasında yapılan kovuşturma işlemlerine dair çözümlenmiş SEGBİS kayıtlarının incelenmesinde; - Mahkeme heyetinde yer alan veya hükme katılan hâkimlerden herhangi birinin görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmadığı ya da bu hususta bir iddianın bulunmadığı, - Mahkeme heyetinde yer alan veya hükme katılan hâkimlerden herhangi biri hakkında ileri sürülen, kabul ya da reddedilen bir ret isteminin bulunmadığı, - Tüm duruşmalarda hükme katılacak hâkimlerin, Cumhuriyet savcısının, zabıt kâtibinin yanı sıra sanık ve müdafisinin CMK'nın 188. maddesine uygun olarak hazır bulundukları, - 06.03.2019 tarihli hükmün duruşmalı olarak açık oturumda verildiği, Anlaşıldığından, Özel Daire hükmünde CMK'nın 289. maddesinin birinci fıkrasının (b), (c), (e) ve (f) bentlerinde düzenlenen hukuka kesin aykırılık hâllerinin de bulunmadığı anlaşılmaktadır. 4- CMK'nın 289. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde yer alan "Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması" hâli açısından; Değerlendirme; Ceza yargılamasındaki savunma haklarının güvence altına alınması demokratik toplumun temel bir ilkesidir (AYM; B. No: 014/9817, 26.02.2015.). AİHM de bu kapsamda hakkaniyete uygun bir yargılama için yargılamanın yürütülmesi sırasında alınan önlemlerin, savunma hakkının yeterince kullanılması ile uyumlu olması ve bu hakların teorik ve soyut değil, etkili ve pratik şekilde yorumlanması gerektiğini vurgulamaktadır (Ludi/İsviçre, B.No:12433/86, 15.06.1992; Artico/İtalya, B.No:6694/74, 13.05.1980.). Öte yandan, delillerin yerindeliği incelemesi yapmayan ve bu konunun ulusal yargı organlarının takdirinde olduğunu belirten AİHM, elde edilen deliller dâhil olmak üzere yargılamayı bir bütün olarak inceleyip bu çerçevede ilgilinin adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğine karar vermektedir (AİHM, Khan/Birleşik Krallık, 12.05.2000, B.No: 35394/97, § 34.). AİHM, delillerle ilgili olarak, başvurucuya delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediğini esas almaktadır (Bykov/Rusya, 10.03.2009, B.No: 4378/02, § 90; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya, 25.07.2013, B.No: 11082/06, 13772/05, § 700.). Bu manada esas olan, delilin keyfi ve açıkça dayanaktan yoksun olacak şekilde sanık aleyhine kullanılmaksızın, yargılamanın bir bütün olarak adil yapılmasıdır. Sanığa soruşturma aşamasında yöneltilen suçlamaların; FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi ve bu örgütün yargı yapılanmasında yer aldığına ilişkin olduğu, bu suçlamanın içeriğinin ... Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan ifade alma işlemi sırasında sanığa açıklandığı ve sanığın farklı tarihlerde gönderdiği savunma dilekçelerinde anılan suçlamayla ilgili ayrıntılı beyanlarda bulunduğu, öte yandan, ... Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tutuklama talep yazısında, sanığa isnat edilen suçlamalara ilişkin ayrıntılı şekilde açıklamalara yer verildiği, bu bağlamda, suça konu edilen olaylarla ilgili bilgi ve delillere yer verildiği, bu eylemlerin hukuki niteliğine yönelik olarak da değerlendirmelerde bulunulduğu, anılan talep yazısının sorgu işlemi öncesinde Sulh Ceza Hâkimliği tarafından sanığa okunduğu, ayrıca sorgu tutanağında sanığa isnat edilen suçun okunup anlatıldığı, sanığın sorgu sırasında suçlama konusu olaylarla ilgili anlatımda bulunduğu, ayrıca sanığın tutukluluğa itiraz dilekçesinde de usul ve esasa ilişkin ayrıntılı bir biçimde beyanda bulunduğu, dolayısıyla sanık ve müdafisinin isnat edilen suçlamalara ve tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere gerek sorgu öncesinde gerekse sorgu sonrasında erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların ve tutuklamanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin sanığa veya müdafisine bildirilmiş ve sanığa bunlara karşı savunma ve itirazlarını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında; sanığın genel olarak soruşturma aşamasında savunma hakkının kısıtlanmadığı kabul edilmelidir. Kovuşturma aşamasında ise sanığa ve müdafisine geniş bir şekilde savunma yapma imkân ve fırsatı tanındığı, zira kovuşturma evresinde yapılan oturumlarda ayrıntıları SEGBİS kayıtlarından da anlaşılacağı üzere sanık ve müdafisinin ayrıntılı bir şekilde savunmalarını yaptıkları, tüm iddia, argüman ve delillere karşı etkin bir şekilde itiraz etme, tanık beyanlarına karşı savunma yapma ve tanıklara soru sorma haklarının tanındığından hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile sanığın savunma hakkının sınırlandırılmadığı, böylelikle adil yargılanma hakkının ihlal edilmediği anlaşılmaktadır. 5- CMK'nın 289. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinde yer alan "Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi" hâli açısından; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması" başlıklı 141. maddesinin üçüncü fıkrası; "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." şeklinde düzenlenmiştir. CMK'nın "Kararların gerekçeli olması" başlıklı 34. maddesinin birinci fıkrasında; "Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230. madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir.", "Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar" başlıklı 230. maddesinde; "(1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir: a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler. b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi. c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanununun 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanunun 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi. d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar. (2) Beraat hükmünün gerekçesinde, 223. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir. (3) Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir. (4) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi hâlinde bunun nedenleri gerekçede gösterilir.", "Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar" başlıklı 232. maddesinde ise; "(1) Hükmün başına, 'Türk Milleti adına' verildiği yazılır. (2) Hükmün başında; a) Hükmü veren mahkemenin adı, b) Hükmü veren mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, vekilinin, kanunî temsilcisinin ve müdafiin adı ve soyadı ile sanığın açık kimliği, c) Beraat kararı dışında, suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, d) Sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile halen tutuklu olup olmadığı, Yazılır. (3) Hükmün gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur. (4) Karar ve hükümler bunlara katılan hâkimler tarafından imzalanır. (5) Hâkimlerden biri hükmü imza edemeyecek hâle gelirse, bunun nedeni mahkeme başkanı veya hükümde bulunan hâkimlerin en kıdemlisi tarafından hükmün altına yazılır. (6) Hüküm fıkrasında, 223. maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir. (7) Hükümlerin nüshaları ve özetleri mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır ve mühürlenir.", Hükümlerine yer verilmiştir. Buna göre, Anayasa'nın 141 ve CMK'nın 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının karşı oy da dahil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunlu olup hüküm; başlık, sorun, gerekçe ve sonuç (hüküm) bölümlerinden oluşmalıdır. “Başlık” bölümünde; hükmü veren mahkemenin adı, mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının, zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, varsa vekilinin ve kanuni temsilcisinin adı ve soyadı, sanığın açık kimliği ile varsa müdafisinin adı ve soyadı, beraat kararı dışında suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile hâlen tutuklu olup olmadığı belirtilmeli, "Sorun" bölümünde; iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ortaya konulmalı, "Gerekçe" kısmında; mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra, hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirlenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak, niçin bu sonuca ulaşıldığı anlatılmak suretiyle hukuki nitelendirmeye yer verilmeli ve sonuç bölümünde açıklanan uygulamaların dayanaklarına değinilmeli, "Sonuç (hüküm)" kısmında ise CMK’nın 230 ve 232. maddeleri uyarınca aynı Kanun'un 223. maddesine göre verilen kararın ne olduğu, TCK’nın 61. ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre uygulanan kanun maddeleri ve hükmolunan ceza miktarı, yine aynı Kanun'un 53 ve devamı maddelerine göre, mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbiri, cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin taleplerin kabul veya reddine ait dayanaklar, kanun yollarına başvurma ve tazminat talep etme imkanının bulunup bulunmadığı, kanun yoluna başvurma mümkün ise kanun yolunun ne olduğu, şekli, süresi ve mercisi tereddüde yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmelidir. CMK'nın 230. maddesi uyarınca, hükmün gerekçe bölümünde, suç oluşturduğu kabul edilen fiilin gösterilmesi, nitelendirilmesi ve sonuç (hüküm) bölümünde yer alan uygulamaların dayanaklarının gösterilmesi zorunludur. Gerekçe, hükmün dayanaklarının, akla, hukuka ve dosya muhtevasına uygun açıklamasıdır. Bu nedenle, gerekçe bölümünde hükme esas alınan veya reddedilen bilgi ve belgelerin belirtilmesi ve bunun dayanaklarının gösterilmesi, bu dayanakların da geçerli, yeterli ve kanuni olması gerekmektedir. Kanuni, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime imkân sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır. Hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi, 5271 sayılı CMK'nın 289/1-g maddesi uyarınca hukuka kesin aykırılık hâllerinden birini oluşturacaktır. Diğer taraftan, AİHM; bir yargılamada hak ve özgürlüklerin gerçek anlamda korunabilmesi için davaya bakan mahkemelerin, tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi olduğunu belirtmektedir (Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33.). AİHM; mahkemelerin davaya yaklaşma yönteminin, başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve temel şikâyetlerini incelemekten kaçınmaya neden olduğunu tespit ettiği durumları, davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenme hakkı yönünden AİHS'in 6. maddesinin ihlâli olarak nitelendirmektedir (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84, 85.). AİHM ayrıca, derece mahkemelerinin, kararların yapısı ve içeriği ile ilgili olarak özellikle delillerin kabulü ve değerlendirilmesinde geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu pek çok kararında yinelemiştir (... Mechelen ve diğerleri/Hollanda, B. No: 21363/93, 21364/93, 21427/93 ve 22056/93, 23/4/1997, § 50; Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 68.). Buna göre, temel hak ve özgürlüklerin ihlâli sonucunu doğuracak derecede ve keyfî olmadıkça belirli bir kanıt türünün (tanık beyanı, bilirkişi raporu veya uzman mütalaası) kabul edilebilir olup olmadığına, değerlendirme şekline veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin ilk derece mahkemelerinin görevi olduğunu vurgulamaktadır (.../İspanya, B. No: 30544/96, 21/1/1996, § 28; S.N./İsveç, B. No: 34209/96, 2/7/2002, § 44.). Bunun yanı sıra AİHM; derece mahkemelerinin kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda olmamakla birlikte somut davanın özelliğine göre esas sorunları incelemiş olduğunun, açık ya da zımni, anlaşılabilir bir şekilde gerekçeli kararında yer almasına önem vermektedir (Boldea/Romanya, B. No: 19997/02, 15/2/2007, § 30; Hiro Balani/İspanya, B. No: 18064/91, 9/12/1994, § 27.). Bu anlamda AİHM, mahkemelerin, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olan “kararlarını hukuken geçerli hangi temele dayandırdıklarını yeterince açıklama” yükümlülüğü altında bulunduklarını belirtmektedir (Hadjıanastassıou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992, § 33.). Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamakta; tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddiaların kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, toplumun kendi adına verilen yargı kararlarının sebeplerini öğrenmesinin sağlanması için de gerekli olmaktadır (AYM, Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34.). Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde, davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35). Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında "İlgili ve yeterli bir yanıt" vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması hak ihlâline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39.). Nitekim Anayasa Mahkemesinin 25.05.2017 tarihli ve 11798 sayılı kararında da aynı hususlar vurgulanmıştır. Bu açıklamalar ışığında Özel Daire hükmü değerlendirildiğinde; Sanık hakkında kurulan hükümde FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yapısının, teşkilatlanmasının ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal sistemi içerisinde gizlice yayılarak kurumları ele geçirmeye yönelik faaliyetlerinin örneklerle anlatıldığı, örgüt içi iletişimde kullanılan haberleşme araçları hakkında detaylı bilgilere yer verildiği, özellikle de Özel Dairece yapılan bu tespitlerin Ceza Genel Kurulunun FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ilişkin yerleşik kararlarına dayandırıldığı, bununla birlikte, somut davanın özelliğine göre esas sorunların incelenmiş olduğunun açıkça anlaşılabilir bir şekilde gerekçeli kararda yer aldığı, yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmadığı anlaşıldığından, Özel Daire hükmünün gerekçeyi içerdiği değerlendirilmiştir. III- Bu Açıklamalar Işığında Esasa İlişkin Uyuşmazlık Konuları Değerlendirildiğinde; Sanık ...’ın 24.05.1993-02.10.1996 tarihleri arasında ...Cumhuriyet Savcısı, 02.10.1996-05.01.1998 tarihleri arasında ... Cumhuriyet Savcısı, 05.01.1998-31.12.2001 tarihleri arasında ... Cumhuriyet Savcısı, 31.12.2001-26.02.2010 tarihleri arasında Anayasa Mahkemesi Raportörü, 26.02.2010-29.03.2010 tarihleri arasında ...Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı, 29.03.2010-03.04.2011 tarihleri arasında Anayasa Mahkemesi Yedek Üyesi, 03.04.2011-26.10.2011 tarihleri arasında Anayasa Mahkemesi Üyesi, 26.10.2011-26.10.2015 tarihleri arasında Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili ve 26.10.2015-01.08.2016 tarihleri arasında Anayasa Mahkemesi Üyesi olarak görev yaptığı, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 04.08.2016 tarihli ve 6-12 sayılı kararı ile de meslekte kalmasıyla bağdaşmayacak nitelikte FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle bağının olduğu değerlendirilerek suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasıyla kanunlaşan 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca meslekten çıkarılmasına karar verildiği, Sanığın örgütün mahrem sınıfında yer alan Yargı teşkilatında görev aldığı, Hakkında terör örgütü üyesi/yöneticisi olma suçundan dava ya da soruşturma bulunan Anayasa Mahkemesi eski raportörleri ile örgütün yüksek yargı sivil imamı olduğu iddia edilen kişi arasında geçen ByLock yazışma içeriklerinin; ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 02.07.2015 tarihinde saat 13.47'de gönderilen mesaj içeriğinin; "KOMŞUNUZA SÖYLERMİSİNİZ. ... ABİLER CUMARTESİ 11.00 GİBİ ORAYA GELECEKLER BEN DE ONLARI 11.15 TE METRODAN ALACAAzIM İNŞ", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 21.08.2015 tarihinde 11.01 ila 11.11 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "abi yanlis anlasilmaz ise bi konudaki dusuncemi soylemek istiyorum. bu cihazlar kinusunu yolda ... beylede konustuk cok fazla oldu diye. onemli bi donemde irtibat kuranadigimiz bi gun olmustu. belki o sebep olmus olabilir. birincisi o gun istisnai bi gun oldu. bir de tatile gelmesi sebep oldu.", "acizana bu kadara ihtiyac yok bence. mesela huseyin bey barun beyle lojmanda komsu iste odalari yan yana ve ayni birimdeler bizde de ayni gruptalar. nasil bi ihtiyaci olacak? olsada ... beyle hep yan yanalar ayni sekilde faruk beyde ... beyle ayni karta odalar yakin evler yakin ve ayni gruptalar.", "simdilik grup baskanlarina versek diyorum. tabi takdir sizin. lutfen itaatsizlik olarak algilamayin. bi de burda zinciri bozma ihtimali var.", "hadun beydekini birlikte kullaniyorlar zaten", "... bey", "tmm abi", "ranmazan beye veriyorum telefonu", "bide halilbeye", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 22.08.2015 tarihinde saat 22.01'de gönderilen mesaj içeriğinin; "ekrem dumanlı kimlik no: 68812151754 abi ekrem beyin bireysel başvurusu varmış. şu anda ne durumdadır. gündeme alınma durumu nedir öğrenebilir miyiz", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 04.09.2015 tarihinde saat 11.33'te gönderilen mesaj içeriğinin; "abi ... abinin isi nedeniyle yarin gelecekler ayni saatte selahatyin abiler", buna karşılık ... ID'nin (...) ... ID'ye (...) aynı gün 15.04 ila 15.23 saatleri arasında gönderdiği mesaj içeriklerinin ise "... abi ne zaman dönecekmiş biliyormusunuz", "abi siz ... abiye söyleseniz yarın olmasın", "acil bir şey varsa size söylesin", "abi ctesi olmasin", "siz soyleyin", "dolayisiyla daha sonra planlayalim ins", "siz yarin da acarsani iyi olur belki sizinle pazar gorusebiliriz hem bilgisayari cozeriz ins", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 13.09.2015 tarihinde saat 07.56'da gönderilen mesaj içeriğinin; "cb nının yargılanmasını ay açısından çalışmamız lazım. ... abiye gönderdim. kim iyi bilirse onunla çalışabiliriz dedim. başka taraftan cezacılar da çalışacak.", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 09.10.2015 tarihinde 15.07 ila 17.07 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "... abiye imkan olursa sorsanız telefondaki hattın pin kodu lazım", "aym nin sitesinden karaca kararını bulamadım", "basın açıklamasını görüyoruz ama kararın tamamını bulamıyorum", "... abi kararı bugün yayınlandı. karardaki ... abilerin karşı oyu marifesto niteliğinde diye yazdı ... bey", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 12.10.2015 tarihinde 15.51 ila 15.52 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "3)... abi ... abiye de soylese ... destek vermiyoruz. ya biz ya da ... veya ... one cikarmaliyiz diye dusunuyoruz", "4)... abiye verdigim hattin numarasi ve pin kodunu yazarsaniz gorusmeye kadar halledeyim", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 12.11.2015 tarihinde saat 10.58'de gönderilen mesaj içeriğinin; "abi ilk telefona yeni hatti taktim dediginiz gibi ama kagitta ki sifreye iki defa yanlis dedi.", 13.11.2015 tarihinde saat 14.01'de gönderilen mesaj içeriklerinin ise; "abi teli actik. teller karismis. o yuzden yanlis sifre diyormus", "s. abiye verecegim", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 14.11.2015 tarihinde saat 12.45'te gönderilen mesaj içeriklerinin; "selahaddin abide siz ve volkan bey olabilir", "siz zaten olmalısınız", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 25.11.2015 tarihinde saat 22.45'te gönderilen mesaj içeriğinin; "ipegi omer abiye verecekmissin", aynı gün saat 22.46'da gönderilen mesaj içeriğinin ise "vermeden kendi kartina yuklesen bize diger islerde lazim olabilir", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 15.12.2015 tarihinde saat 21.51'e gönderilen mesaj içeriğinin; "abi ilk ikisi açılan davlaar için hazırlanmışy bilglier. elinizde olsun.", aynı gün saat 21.52'de gönderilen mesaj içeriğinin; "3. sü ise 657 ile ilgili yapılmak istenen değişiklik. siz kaydedin ben anlatıcam size", buna karşılık ... ID'nin (...) ... ID'ye (...) 16.12.2015 tarihinde saat 07.06'da gönderdiği mesaj içeriğinin ise "aldım üçünüde", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 31.12.2015 tarihinde saat 21.50'de gönderilen mesaj içeriğinin; "çok acıl bir şekilde ekrem dumanlı başvurus için çalışma yapılması ve dönüş sağlanması isteniyor. Çok acil kodlu geldi.", aynı gün saat 21.51'de gönderilen mesaj içeriğinin; "yukarıdaki üç dosya ise ... ayhan ile ilgiliymiş. ben tanmıylorum ama gazete çlışanıymış. bunun içinde acil bi bireysel bayşvuru formu hazırlanması isteniyor. evrakları göndermişler. ek başka şeylere ihtiyaç varsa söylenebilrmişte. konu cmhurbaşkanına hakaret, basın, ifade, hakaret, hususlarına ilişkin.", aynı gün saat 21.52'de gönderilen mesaj içeriğinin; "çok acil olan e dumanlı, acil olan ... ayhan.", aynı gün saat 21.55'te gönderilen mesaj içeriğinin ise "ekrem dumanlı dilekçesine baktım bireysel başvuru formu değil. ek beyan ve açıklamalar ile başvuruların birleştirileerek acil olarak görüşülmesine ilişkin. kime verecekseniz, arkadaş bu dilekçe üzerinde çalışma yapsın. teşekkürler.", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 01.01.2016 tarihinde saat 11.21'de gönderilen mesaj içeriğinin; "meteye gittim yoktum. patronuna söyledim. ama akşama kadar gelen olmadı", aynı gün 13.22 ila 13.27 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin ise "Kafayı yedirtir bunlar insana o kadar avukat iki satır yazamamışlar. tüm evrakları gönderip siz yazın diyorlar...", "bari olayları yazsalar ne nasıl olduyu tahnin ediceza artık", "bu şekilde nasıl acil hazırlanır sen söyle", "bilişimcimiz küs, iş yapmıyor. olayları anlatacak kadar yazan avukat yok ve iş acil", "ne kada süre var bellimi?", "süre", "abi harın beyin de bilgisayar sıkıntılı", "...", "olabilir p.tesi versek salıya, stesek ... beyden", "bu akşam görüşecem yeni makina isteyeyim", "olmadı benim makinayı veririm.", ... ID (...) tarafından 481085 ID'ye (...) 01.01.2016 tarihinde saat 13.35'te gönderilen mesaj içeriğinin; "abi. ömer beye yazar mısınız. kendisi veyzel ayhan ile ilgili bireysel başvuru formu hazırlanmasını istemiş ve dün evrakları göndermişti. arkadaşlar der ki. bu şekilde biz calışamayız. ortada sadece evraklar var. daha önce de konuşulkuş ve en açından başvurunun taslağı yazılsın biz üstünde değişiklik ve ekleme yapalım demiştik. arkadaşlar derki en açından ... ayhan başvurusu icin olaylar neler kronolojik sıra ile bize yazılsın ve anlatılsın. sonra da ne hakkında bireysel başvuru yapılacak anlatılsın", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 02.01.2016 tarihinde 14.45 ila 15.00 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "tmm viberde beni eklermisin", "biz arkadasla su an dumanli uzerinde calisiyoruz", "digerini de zaman olursa birseyker yapacagiz", "dumanlinin ilk dilekceleri sende duruyormu", "senin ekipte oktay disinda kim var", "bu ekipleri tekrar guncellememiz gerekiyor", buna karşılık ... ID'nin (...) ... ID'ye (...) aynı gün 16.03 ila 16.04 saatleri arasında gönderdiği mesaj içeriklerinin; "viber için herkesin ortak şifresi neden hep aynı", "ismail var oktay dışında", "... bey başvurusu için abiler ısrarar ediyor. abi kanser hastasıyımış, ve he talebesiymiş", "şimdilik böyle yapalım dediler.", "eğer alabilirlerse olaylara ilişkin bi not gönderebileceklermiş ama kesin değil. takdir sizin", "viber 30742", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 14.01.2016 tarihinde saat 23.31'de gönderilen mesaj içeriğinin; "bu polislerin tüzüğü çıktımı", buna karşılık ... ID'nin (...) ... ID'ye (...) 15.01.2016 tarihinde saat 23.00'te gönderdiği mesaj içeriğinin ise "abi polisler iptal çıktı ben kısa bi not yazıp ilgililere aktarmıştım ikin gün önce. saygılar", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 19.01.2016 tarihinde 15.26 ila 16.05 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "yazmamışsın", "bişey", "sen bi süre telefonu kurumda kullansan iyi olacak irtibat kurulamıyor", "yarınki heytte ... bey var ... var", "ertaan bey bişey sorcam dedi, bi arkadaş gitse iyi olur. ... veya ...", ... ID (...) tarafından ... ID'ye 19.01.2016 tarihinde 16.00 ila 16.03 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "siz ve ... bey ... beye (benim katta) ulaşın yarınki işle ilgili soracak birşeyi var herhalde.", "yarın tutuklu hakimlerin dosyası var", "bu konuda nasıl savunulursa iyi olur destek vermek lazım ... beye", "ayrıca heytte ... var oda muhalif kalırsa güzel olur", "h.tahsin burhan ve hicabi", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 19.01.2016 tarihinde 16.03 ila 16.04 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "... bey bişey sorcam diyor acile uğrasanız biriniz", "yarınki dosya ise destek olmak lazım. 8tutuklu hakimler;9", "... beye yazdım acık değil", ... ID (...) tarafından ... ID'ye (...) 31.01.2016 tarihinde 12.10 ila 12.19 saatleri arasında gönderilen mesaj içeriklerinin; "abi bizim ... abiye aldığımız hat", "süresi doluyor", "kontörlü değilmi", "tmm abi", "msj gelmiş şöle mail atarsanız 3 aylık paket uzayacak diye", "tmm abi", "doğru abi", "...", "nosu bu abi", "abi bunu üzerinden görüşüyorum.", "ben evdeyim, alçı uzdaı 10 gün daha, dua edin lütfen", "evt", "tngrm", "sizinki çalışmıyor değilmi", "Aro abi", buna karşılık ... ID'nin (...) ... ID'ye (...) 01.02.2016 tarihinde saat 23.19'da gönderdiği mesaj içeriğinin; "... abinin internet yüklendi", Şeklinde olduğu, ... Emniyet Müdürlüğü tarafından düzenlenen 24.10.2017 tarihli HTS analiz raporunda; tanık ... adına kayıtlı olan 0 531 394 06 50 numaralı hattın 22.11.2015-16.07.2016 tarihleri arasında sanığın ikameti olan ... Mahallesi, ... Caddesi, No: 42 Çankaya/... adresine yakın baz istasyonlarından sinyal alması, sadece internet veri aktarımı için kullanılması ve farklı zaman dilimlerinde toplamda 29 gün süre ile sanık tarafından kullanılan ... numaralı diğer hat ile aynı yerden sinyal vermeleri nedeniyle bahse konu 0 531 394 06 50 numaralı hattın da sanık ... tarafından kullanıldığı kanaatine varıldığına ilişkin görüş bildirildiği, ... isimli şahıs tarafından yapılan bireysel başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunca 14.07.2015 tarih ve 144 sayı ile; başvurucunun gözaltı süresinin aşıldığı iddiası ile ilgili olarak "başvuru yollarının tüketilmemiş olması", doğal hâkim, tarafsız ve bağımsız hâkim ilkelerinin ihlal edildiği, kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedeni bulunmadığı hâlde tutuklama kararı verildiği, bu karara yapılan itirazın gerekçesiz olarak reddedildiği ve ifade hürriyetinin ihlal edildiği iddiaları ile ilgili olarak ise "açıkça dayanaktan yoksun olması" nedeniyle başvurunun kabul edilemez olduğuna oy çokluğuyla karar verildiği, sanık ... ile Anayasa Mahkemesi eski Üyesi ...'ın ise bu iddiaların kabul edilebilir olduğu düşüncesi ile karşı oy kullandıkları, Açık kaynaklardan yapılan araştırmaya göre; başvurucular ... ve ... tarafından yapılan bireysel başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesince 20.01.2016 tarih ve 2015/7908 sayı ile; şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın "başvuru yollarının tüketilmemesi" nedeniyle kabul edilemez olduğuna oy birliğiyle; özel hayatın gizliliği ile din ve vicdan hürriyeti ve masumiyet karinesinin ihlal edildiğine, doğal hâkim ilkesine aykırı olarak kurulan, bağımsız ve tarafsız olmayan yetkisiz mahkemece tutuklanmaları ve itiraz haklarını etkin bir şekilde kullanamamaları nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların "açıkça dayanaktan yoksun olmaları" nedeniyle kabul edilemez olduğuna oy birliğiyle; tutuklanmalarının hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın ise "açıkça dayanaktan yoksun olması" nedeniyle kabul edilemez olduğuna eski Üye ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildiği, bahse konu başvuruya ilişkin görüşmeye sanık ...'ın katılmadığı, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün eğitim biriminde görev alıp etkin pişmanlıktan yararlanan Anayasa Mahkemesi eski raportörü tanık ... aşamalarda benzer şekilde; ... yapılanması içerisinde Anayasa Mahkemesi sorumlusu olan ...’in tüm hususlarda talimat verdiğini, bu kişinin verdiği talimatları aynen yerine getirdiklerini, bazı arkadaşlarının özel hayatları ile ilgili ...'e bilgi vermedikleri zaman “Ya kocaman üyeler bilgi veriyor ve ona göre hareket ediyorlar, bu bizim arkadaşlar niye bana bilgi vermiyorlar.” şeklinde sitem ettiğini, önceleri hangi üyenin bahse konu yapı içinde olduğunu anlamadığını, bu kişilerle kendisinin direkt bağlantısı olmadığını, sanık ...’ın ... yapılanması içerisinde olan raportörlerin odalarına sık sık gitmeye başlamasıyla sanığın da yapı içinde olduğunu anlamaya başladığını, daha sonra ise ... yapı mensuplarının bireysel başvurularına ilişkin muhalefet şerhleri yazmaya başlamaları sonucunda ... ve sanık ...’ın bahse konu yapı içinde olduklarını, ...’in de “üyeler” şeklinde bahsettiği kişilerin ... ve sanık ... olduğunu anladığını, sanık ...'ın son dönemlerde ...'in odasına gelip gittiğini gördüğünü, bu gelişlerin nedeninin ise ... yapılanması içerisinde istişare amaçlı olduğunu anladığını, ... yapılanması içinde ...'in bağlı olduğu, sivil imam olarak nitelendirilen, "..." kod adını kullanan ve mesleğinin öğretmen olduğunu bildiği kişinin ... isimli şahıs olduğunu, bu kişinin yapılanma içinde Anayasa Mahkemesinin abisi konumunda olduğunu, Anayasa Mahkemesinde olan her türlü olayı ...'in bu kişiye aktardığını, yine Anayasa Mahkemesinde verilecek kararlar ve yapılacak işler konusunda da bu kişinin ...'e talimat verdiğini bildiğini, ...’in Anayasa Mahkemesinde görev yapan ... yapı mensuplarına takma isimler verdiğini, bu isimlerin de genellikle kişinin gerçek ismini çağrıştırdığını, ismi “...” olduğu için kendisi hakkında “...” takma adının kullanıldığını, bu kapsamda ...’in kod isminin “...”, diğer raportörlerden...'ın kod isminin “...”, ...'ın kod isminin “...”, ...'ün kod isminin “...” olduğunu bildiğini, yapı mensuplarına bu şekilde isimler verildiğini bizzat ...’in söylediğini, ...'ın, ...'e 09.10.2015 tarihinde 15.07 ila 17.07 saatleri arasında gönderdiği mesaj içerikleri arasında yer alan "...... abi kararı bugün yayınlandı. karardaki ... abilerin karşı oyu marifesto niteliğinde diye yazdı ... bey" şeklindeki mesaja ilişkin olarak bahse konu örgüt mensubu olan ... isimli şahsın bireysel başvurusu hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından verilen karara ... yapı mensubu olduğunu belirttiği ... ile sanık ... tarafından muhalefet şerhi yazıldığını, bu yazışmada da sanık ... için “...” kod adının kullanıldığını, bu durumun da takma isimlere ilişkin yapmış olduğu tespiti doğruladığını, "..." kod adı ile tanıdığı ...’dan sonra onun yerine geçen ve "..." ismi ile tanıdığı kişinin ... olduğunu, bu kişiyi...'ın evinde gördüğünü, orada kendisini “...” ismi ile tanıttığını, ...’ın ... yapılanması içinde Anayasa Mahkemesi ile ilgili talimatlarının ... üzerinden kendilerine iletildiğini, “...” kod adını kullanan ...’ın ...’e ulaşamadığı zamanlarda ByLock üzerinden kendisi ile irtibata geçse de “...” kod adı ile tanıdığı ...’ın kendisi ile direkt irtibat kurmadığını, ...'in, ...'e 19.01.2016 tarihinde 15.26 ila 16.05 saatleri arasında gönderdiği; "yazmamışsın", "bişey", "sen bi süre telefonu kurumda kullansan iyi olacak irtibat kurulamıyor", "yarınki heytte ... bey var ... var", "ertaan bey bişey sorcam dedi, bi arkadaş gitse iyi olur. ... veya ...", şeklindeki mesaj içerikleri ile ...'in, tanık ...'a 19.01.2016 tarihinde 16.03 ila 16.04 saatleri arasında gönderdiği; "... bey bişey sorcam diyor acile uğrasanız biriniz", "yarınki dosya ise destek olmak lazım. 8tutuklu hakimler;9", "... beye yazdım acık değil" şeklindeki mesaj içeriklerinde "..." kod ismi ile belirtilen kişinin çağrışımlar ve konuşma içeriklerinden ... olduğunu anlayabildiğini, günlük konuşmalarda yapı mensubu kişilere kod isimleri ile hitap edilmediğini ancak ByLock konuşmalarında mutlaka kod isimleri kullanıldığını, sanık ... ile ... yapılanması içinde yapılan toplantılarda bir araya gelmediğini, ancak 2012 yılında Anayasa Mahkemesi raportörlüğüne başladıktan sonra sanık ...’ın da sık sık oda arkadaşı olan ve bahse konu yapı içinde ön planda yer aldığını gözlemlediği ...’in yanına geldiğini, bu kişi ile sekreter odasında baş başa görüştüklerini, bu görüşmeler sonucunda sanık ...'ın da ... yapılanması içinde olduğunu anladığını, ByLock görüşmelerinde “...” olarak hitap edilen kişinin sanık ... olduğunu anlayabildiğini, son dönemde aynı odayı paylaştığı ... isimli raportör ile aralarında bu yapılanma kapsamında birbirlerine yönelik bilgileri bulunduğunu diğer bir ifade ile bu kişinin örgüt mensubu olduğunu bildiğini, 2015 yılı başları itibarıyla Mahkemeden ayrılan bu kişinin raportörlerden memnuniyetsizliğini ifade etmek amacıyla Mahkemede bir-iki dava adamı olduğunu birisinin o dönem itibarıyla Genel Sekreter Yardımcısı olan ... diğerinin de sanık ... olduğunu söylediğini, örgütten alınan talimatlar doğrultusunda ... yapılanması içinde bulunan üyeler ve raportörlerce ... ve ... ile ilgili başvurunun muhalefetinin çoğunluk görüşünü domine edecek şekilde yazılmasının sağlanması, bu şekilde AİHM'de yapılacak inceleme sırasında karşı oyun ön plana çıkması ve çoğunluk kararının AİHM önünde güçsüz hâle getirilmesinin amaçlandığını, bunun genel bir strateji olduğunu, aynı stratejinin ... gibi bahse konu örgütün önem verdiği başvurularda da uygulandığını, bu kararlara da muhalefet yazan kişilerin ... yapılanması içinde bulunan üyeler olduğunu, ... ve ... başvurusunda da yapı içinde bulunan ...’ın karşı oy kullanıp güçlü gerekçe yazdığını, ... yapılanması içinde bulunan raportörlerin de bu gerekçenin yazımına yardım ettiğini bildiğini, ...'ın ...'e 12.10.2015 tarihinde 15.51 ila 15.52 saatleri arasında gönderdiği mesajlar arasında yer alan; "3)... abi ... abiye de soylese ... destek vermiyoruz. ya biz ya da ... veya ... one cikarmaliyiz diye dusunuyoruz", şeklindeki mesaja ilişkin olarak o tarihte başkan vekili olan sanık ...’ın görev süresinin dolmak üzere olduğunu, görüşmede “...” olarak hitap edilen kişinin o dönem hac görevini yapan ve “...” kod adı ile bilinen Anayasa Mahkemesi üyesi ... olduğunu tahmin ettiğini, söz konusu ByLock içeriklerinden ...’ın “...” kod adı ile bildiği ...'e bazı talimatlar ilettiğinin anlaşıldığını, ByLock görüşmelerine göre “...” olarak hitap edilen kişinin ..., “...” olarak hitap edilen kişinin ... olduğunu görüşme içeriklerinden anladığını, ... ismi ile de tarihi şahsiyetler açısından bağlantı kurulduğunu düşündüğünü, konuşma içeriği itibarıyla da bu durumun örtüştüğünü ifade ettiği, Anlaşılmaktadır. Yukarıda belirtilen deliller ışığında tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; örgüt için önemli kişiler hakkındaki bireysel başvuruların yüksek yargı sivil imamı olduğu iddia edilen “...” kod adlı ... tarafından örgüt adına takip edildiği, bu davalara ilişkin talimatların Anayasa Mahkemesinde örgüt sorumlusu olduğu iddia edilen “...” kod adlı eski raportör ... tarafından diğer örgüt mensubu raportörler ile üyelere bildirildiği, bu doğrultuda ... ID numaralı ByLock hesabını kullanan ... tarafından ... ID numaralı ByLock hesabını kullanan ...'e 09.10.2015 tarihinde; "... abi kararı bugün yayınlandı. karardaki ... abilerin karşı oyu marifesto niteliğinde diye yazdı ... bey" şeklinde mesaj gönderildiği, bu mesaj içeriğinde bahsedilen ... kararında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği suçundan hakkında dava bulunan Anayasa Mahkemesi eski üyesi ... ile sanık ... tarafından karşı oy kullanıldığı, yine ... ID numaralı ByLock hesabını kullanan ...'in, Anayasa Mahkemesi eski raportörlerinden olup ... ID numaralı ByLock hesabını kullanan ...'e 19.01.2016 tarihinde 15.26 ila 16.05 saatleri arasında; "yarınki heytte ... bey var ... var", "ertaan bey bişey sorcam dedi, bi arkadaş gitse iyi olur. ... veya ...", ... ID numaralı ByLock hesabını kullanan kişiye 19.01.2016 tarihinde 16.00 ila 16.03 saatleri arasında; "siz ve ... bey ... beye (benim katta) ulaşın yarınki işle ilgili soracak birşeyi var herhalde.", "yarın tutuklu hakimlerin dosyası var", "bu konuda nasıl savunulursa iyi olur destek vermek lazım ... beye", "ayrıca heytte ... var oda muhalif kalırsa güzel olur", "h.tahsin burhan ve hicabi", yine Anayasa Mahkemesi eski raportörlerinden olup ... ID numaralı ByLock hesabını kullanan tanık ...'a 19.01.2016 tarihinde 16.03 ila 16.04 saatleri arasında; "... bey bişey sorcam diyor acile uğrasanız biriniz", "yarınki dosya ise destek olmak lazım. 8tutuklu hakimler;9", "... beye yazdım acık değil" şeklinde mesajlar gönderdiği, bu mesaj içeriklerinde bahsedilen ... ve ... kararına Anayasa Mahkemesi eski üyesi ...’ın katılarak karşı oy kullandığı, sanık ...’ın ise bu başvuruya ilişkin görüşmeye katılmadığı, bu anlamda örgüt üyesi olan raportörler tarafından “...” kod adının Anayasa Mahkemesi eski Üyesi ... hakkında kullanıldığı, kaldı ki bu durumun tanık ...’ın beyanları ile de doğrulandığı, yine tanık ... adına kayıtlı olan ... numaralı hattın gerek sanığın ikametine yakın baz istasyonlarından gerekse sanık tarafından kullanılan ... numaralı hat ile aynı yerden sinyal verdiği hususu da göz önüne alındığında ..., ... ve ... arasında geçen ByLock görüşmelerinde “...” kod adı ile bahsedilen kişinin sanık ... olduğunun anlaşıldığı, bu kabul doğrultusunda da yüksek yargının sivil imamı olduğu iddia edilen “...” kod adlı ... ile eski raportör ... aracılığıyla irtibata geçen, kendisine gizliliğin sağlanması amacıyla örgüt tarafından başkası adına kayıtlı hat temin edilen ve Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 04.08.2016 tarihli ve 6-12 sayılı kararı ile de meslekte kalmasıyla bağdaşmayacak nitelikte FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle bağının olduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına karar verilen sanığın örgüt üyesi sıfatıyla, örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde ve örgütsel saikle hareket ettiği, bu suretle sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve böylelikle silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği anlaşılmaktadır. Suç tarihi itibarıyla FETÖ/PDY'nin silahlı terör örgütü olduğuna ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme kararının bulunmaması, neticeyi bilerek ve isteyerek tipik hareketi gerçekleştiren sanığın kanuni yönden sorumlu tutulmasına engel teşkil etmeyecektir. Ayrıca örgüt piramidi içindeki konumu itibarıyla "mahrem alan" kapsamında yer alması ve sanığın eğitim düzeyi, yaptığı görev nedeniyle edindiği bilgi ve tecrübeleri ile örgütteki konumu itibarıyla bu oluşumun bir silahlı terör örgütü olduğunu bilebilecek durumda olduğu anlaşıldığından, sanık hakkında TCK’nın 30. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen hata hükmünün uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Bu sebeplerle, sanık ... yönünden TCK'nın 314. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen silahlı terör örgütüne üye olma suçunun tüm unsurlarıyla oluştuğunun kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, sanık hakkındaki salıverilme talepleri ile hükmün maddi ve usul hukukuna aykırılık hâlleri bakımından yapılan temyiz denetimi sonucunda, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne ilişkin Özel Daire kararı isabetli olup sanık müdafisinin suçüstü hâli bulunmadığına, soruşturmanın genel hükümlere göre yürütülemeyeceğine, atılı suçun görev suçu olduğuna, yargılamanın Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesince yapılması gerektiğine, görev suçu kapsamında olmadığı değerlendirilse dahi yargılama mercisinin Yargıtay Ceza Genel Kurulunun olması gerektiğine, kovuşturma makamlarının kanun hükmünde kararnameyle değiştirilmesinin ve yargılamanın Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmasının kanuni hâkim ilkesine aykırı olduğuna, hükmün hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş delillere dayandığına, suçun unsurlarının oluşmadığına, mahkûmiyete yeterli somut delil bulunmadığına, eksik araştırma ile hüküm kurulduğuna ilişkin temyiz itirazları ve diğer tüm temyiz itirazlarının tamamının reddi ile sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mâhkumiyet hükmünün onanmasına karar verilmelidir. Her ne kadar sanık hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Dairesince 16.04.2019 tarih ve 12778/17 sayı ile sanık hakkındaki ilk tutuklama kararının AİHS’in “Özgürlük ve güvenlik hakkı” başlıklı 5. maddesinin ihlali suretiyle verildiğine hükmolunmuş ve bu karara dayanılarak salıverilme talebinde bulunulmuş ise de; sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmünün onanması ve sanığın tutuklulukta geçirdiği süre göz önüne alınarak salıverilme istemlerinin de reddine karar verilmesi gerekmektedir. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, 1- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin usul ve yasaya uygun bulunan 06.03.2019 tarihli ve 23-23 sayılı; sanık ... hakkında sair temyiz itirazlarının reddi ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün ONANMASINA, 2- Onama kararı ve sanığın tutuklukta geçirdiği süre göz önüne alınarak sanık hakkındaki salıverilme isteklerinin REDDİNE, 3- Dosyanın, Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 23.02.2021 tarihinde yapılan müzakerede ön soruna ilişkin uyuşmazlık konusu, mahkûmiyet hükmünün isabetli olup olmadığına ilişkin inceleme konusu ve sanık hakkındaki salıverilme istekleri bakımından oy birliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2019/235 E., 2021/95 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Buna göre soykırım ve insanlığa karşı suç için kurulmuş örgütleri kuran, yöneten ve üye olanlar hakkında TCK'nın 78. maddesi, devletin güvenliğine, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla terör örgütü kuranlar, yönetenler ve üye olanlar hakkında ise TCK'nın 314.
Ceza Genel Kurulu         2019/235 E.  ,  2021/95 K. "İçtihat Metni" Kararı veren Yargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu Mahkemesi :Ceza Dairesi Sayısı : 11-2 FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanıklar ... ve ...’in TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1 ve TCK’nın 62. maddeleri uyarınca teşdiden 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına; sanık ...’ın TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1 ve TCK’nın 62. maddeleri uyarınca 8 yıl 9 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına; sanık ...’nın TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1 ve TCK’nın 62. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına; görevi kötüye kullanma suçundan sanıklar ... ve ...’ın, TCK'nın 257/1 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına; tüm sanıklar hakkında TCK'nın 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca hak yoksunluklarına, cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesince verilen 29.01.2019 tarihli ve 11-2 sayılı hükümlere yönelik sanıklar, sanıklar müdafileri ve katılma talebi reddedilen Maliye Bakanlığı vekili tarafından temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “temyiz isteminin reddi ve onama” istemli 24.04.2019 tarihli ve 43453 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Başkanlığına gönderilen dosya Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü: Sanıklar ve müdafilerinin duruşmalı inceleme istemlerinin, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasını gerektirir bir neden görülmediğinden CMK'nın 299. maddesi uyarınca takdiren reddine karar verilmiştir. Ceza Genel Kurulunca sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ile sanıklar ... ve ... hakkında görevi kötüye kullanma suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin isabetli olup olmadığı değerlendirilecektir. İncelenen dosya kapsamından; I- İDDİALAR 1- Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığınca 26.10.2015 tarih ve 2196-202 sayı ile; Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/24669 soruşturma sayılı evrakında, haklarında “suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme, resmî belgede sahtecilik, suç uydurma, iftira, özel hayatın ve haberleşmenin gizliliğini ihlal etme, kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi, verileri hukuka aykırı olarak yok etme ve kamu araçlarının usulsüz olarak suçta kullanılması” suçlarından yapılan soruşturmada; şüpheliler..., ... ve ...'ın, Şanlıurfa 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 07.01.2015 tarihli ve 8 sorgu sayılı kararı ile "Resmî Belgede Sahtecilik" suçu nedeniyle tutuklanmalarına, diğer suçlardan dolayı tutuklanma taleplerinin reddine karar verildiği, şüpheliler müdafisi olan sanık ...'in 12.01.2015 tarihli dilekçe ile tutuklama kararına itiraz ettiği, Şanlıurfa 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 13.01.2015 tarihli ve 163 değişik iş sayılı kararı ile, tutukluluğa vaki itirazların reddine ve şüphelilerin tutukluluk hâllerinin devamına, itirazların incelenmek ve değerlendirilmek üzere CMK’nın 268/2. maddesi uyarınca dosyanın Şanlıurfa 1. Sulh Ceza Hâkimliğine gönderilmesine karar verildiği, Şanlıurfa 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 16.01.2015 tarihli ve 109 değişik iş sayılı kararı ile tutuklama kararlarına yapılan itirazların reddine ve şüphelilerin tutukluluk hâllerinin devamına kesin olarak karar verildiği, Şanlıurfa Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanı olan sanık ... tarafından nöbet çizelgesine göre o hafta nöbetçi olan Şanlıurfa Hâkimi ...'in raporlu olması nedeniyle, çizelgedeki sıraya göre Hâkim ...'ün görevlendirilmesi gerekirken nöbet çizelgesinde 10. sırada bulunan ve Şanlıurfa 3. Ağır Ceza Mahkemesi Üyesi olarak görev yapan sanık ...'ın 12.01.2015-18.01.2015 tarihleri arasındaki nöbet işlerine bakmak üzere görevlendirildiği, Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/24669 soruşturma sayılı evrakında sanık ...'in 17.01.2015 tarihinde Cumartesi günü dilekçe ile tutukluların tahliyesi için Şanlıurfa Nöbetçi Sulh Ceza Hâkimliğine başvuruda bulunduğu, nöbetçi hâkim olan sanık ...'ın 17.01.2015 tarihinde evrakı havale ederek 18.01.2015 tarihinde Pazar günü inceleme kararı verdiği, evrakın kayda alınıp 2015/190 değişik iş numarasının verildiği, Şanlıurfa Cumhuriyet Savcısı ...'ın saat 10.43 ve saat 10.54'te kendisini mahkeme nöbetçi kâtibi olarak tanıtan inceleme dışı sanık ... tarafından cep telefonundan arandığı, telefon görüşmesinde sanık ...'ın nöbetçi olduğu, sözü edilen dosyadaki tutukluların müdafilerinin itiraz dilekçesi verdikleri ve bu itirazın incelenmesi amacıyla hâkim olan sanık ...’ın dosyayı istediğini söylediği, bu görüşme sırasında Cumhuriyet Savcısı ...'ın ikametinde olduğunu beyan ettiği, baz istasyonu kayıtlarına göre de, görüşmeler sırasında Şanlıurfa Şehir Merkezindeki baz istasyonlarından hizmet aldığının kayıt altına alındığı, Cumhuriyet Savcısı ...'ın inceleme dışı sanık ...'e UYAP üzerinden talep yazısı geldiği taktirde dosyayı gönderebileceğini, yazılı olarak talep etmeleri gerektiğini, dosyaya iki kez itiraz yapıldığını, son incelemenin iki gün önce yapılarak ret kararı verildiğini söyleyerek görüşmeyi sonlandırdıkları, 18.01.2015 tarihinde saat 16.55 itibarıyla 2014/24669 soruşturma sayılı dosyanın iade edilmek üzere incelemenin 18.01.2015 tarihinde saat 15.00'te duruşmalı olarak yapılacağı için duruşma saatinden önce mahkemeye gönderilmesi ile ilgili yazılmış olan dosya isteme yazısına cevap verilmediği belirtilerek tutanak oluşturulduğu, bu tutanak dayanak yapılarak soruşturma dosyasında gizlilik kararı bulunması nedeniyle taranmaması ve evrak içeriğine UYAP üzerinden ulaşılma imkânı bulunmamasına rağmen, dosyanın esaslı unsurları olan şikâyetçi ifadeleri, Teftiş Kurulu Başkanlığı raporu, aleyhe şüpheli ifadeleri, tanık anlatımları, istihbarat raporları ve diğer yasal belge ve delilleri içeren klasörler incelenmeden şüpheliler müdafisi olan sanık ...’in şüphelilerin Kolluk ve Cumhuriyet savcılığı ifade tutanakları, müvekkillerine ait sorgu zaptı ve sorgu kararının dosyaya sunulduğu ve yine aynı belgelerin taratılarak dosyaya gönderildiği belirtilerek 18.01.2015 tarihli ve 190 değişik iş sayılı karar ile “Şüphelilerin tutuklandığı suçun, CMK'nın 100. maddesinde yer alan katalog suçlardan olmaması, sabit ikamet sahibi olmaları, kaçma ve delilleri karartma şüphesinin olmaması, tutuklulukta geçen süre ile suçun vasıf ve mahiyeti” şeklinde genel gerekçelere dayanarak her üç şüphelinin de tahliyesine karar verildiği, Şanlıurfa E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünde tutuklu bulunan şüphelilerin aynı gün mahkeme kararına istinaden salıverildikleri, tahliye kararlarına karşı 19.01.2015 tarihinde Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan itirazın da Şanlıurfa 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 20.01.2015 tarihli ve 195 değişik iş sayılı kararı ile “CMK’nın 104/2. maddesinin son cümlesinde yasa koyucu tarafından ancak red kararına itiraz edilebileceği düzenlemesinin yer alması” nedeniyle talebin reddine karar verildiği, Şanlıurfa 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 21.01.2015 tarihli ve 216 değişik iş sayılı kararı ile aynı gerekçelerle CMK’nın 271/4. maddesi uyarınca kesin nitelikte talebin reddedildiği, sanık ...'in yanında avukat olan ancak müdafilik sıfatı bulunmayan sanık ... ile birlikte duruşma salonuna girdikleri, tahliye istemli dilekçenin mübaşir ... aracılığıyla sanık ...’a verildiği, avukatların da dilekçeyi verdikten sonra herhangi bir şey söylemeden duruşma salonundan ayrıldıkları, tahliye kararının verildiği 18.01.2015 tarihinde zabıt kâtibi olan inceleme dışı sanık ... ile dosyada müdafilik sıfatı olmayan sanık ... arasında sabah saat 09.35'te başlayıp gece saat 23.49'da sona eren 4 telefon görüşmesi yapıldığı belirtilerek; sanık ...’ün suçu ve suçluyu kayırma, suç örgütüne üye olma, resmî belgede sahtecilik; sanık ... ve inceleme dışı sanık ...’in suç örgütüne üye olma, resmî belgede sahtecilik; sanık ...’nın suç örgütüne üye olma suçlarından cezalandırılmaları talebiyle düzenlenen iddianame üzerine, Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.11.2015 tarihli ve 310-400 sayılı kararıyla 2802 sayılı Kanun'un 89 ve 90. maddeleri uyarınca son soruşturmanın yapılması için dosyanın gönderildiği Yargıtay 16. Ceza Dairesince 12.01.2016 tarih ve 1-2 sayı ile, son soruşturmanın açılmasına karar verildiği, 2- Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının 16.12.2016 tarih ve 8470-1247 esas sayılı iddianamesi ile; Aralarında sanık ...'nın da bulunduğu bir kısım sanıklar hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun'a muhalefet etme ve terör örgütünün propagandasını yapma suçlarından TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5; 6415 sayılı Kanun’un 4/1; 3713 sayılı Kanun’un 7/2. maddeleri uyarınca Şanlıurfa 5. Ağır Ceza Mahkemesine açılan kamu davasının sanık ... bakımından tefrik edilmesine karar verilerek Şanlıurfa 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/532 esasına kaydedildikten sonra Şanlıurfa 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.05.2018 tarihli ve 532-282 sayılı kararı ile Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2017/11 esas sayılı dosyasıyla birleştirilmesine karar verildiği, 3- Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının 06.02.2017 tarih ve 508-63 numaralı iddianamesi ile; Sanıklar ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan TCK'nın 314/2 ve 3713 sayılı Kanun’un 5. maddeleri uyarınca Şanlıurfa 5. Ağır Ceza Mahkemesine açılan kamu davasının, sanıklar ... ve ... bakımından tefrik edilmesine karar verilerek aynı mahkemenin farklı esasına kaydına karar verildikten sonra Şanlıurfa 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.10.2017 tarihli ve 526-258 sayılı kararıyla her iki sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan açılan kamu davasına dair dosyanın Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2017/11 esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği, 4- Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 31.01.2017 tarihli ve 314-307 sayılı iddianamesi ile; Sanık ...'ın da aralarında bulunduğu bir kısım sanıklar hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, nitelikli dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik suçlarından TCK'nın 314/2 ve 3713 sayılı Kanun’un 5; TCK'nın 220/4 maddesi delaletiyle 204/1, 43/1; TCK'nın 220/4 maddesi delaletiyle 158/1-e, 43. maddeleri uyarınca Ankara 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/9 esas sayılı dosyasında kamu davasının açıldığı ve yine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunun 10.07.2017 tarihli ve 23578 sayılı iddianamesi ile aralarında sanık ...'ın da bulunduğu bir kısım sanıklar hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan TCK'nın 314/2 ve 3713 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca Ankara 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/210 esas sayılı dosyasında kamu davasının açıldığı; Ankara 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.07.2017 tarihli ve 37 sayılı birleştirme kararı ile aynı mahkemenin 2017/9 esas sayılı dosyasındaki kamu davası ile birleştirilmesine karar verildiği, sanık ... hakkındaki silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin kamu davaları tefrik edilerek Ankara 15. Ağır Ceza Mahkemesinin farklı esasına kaydına karar verildikten sonra Ankara 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.10.2017 tarihli ve 292-76 sayılı kararı ile Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2017/11 esas sayılı dosyasıyla birleştirilmesine karar verildiği, 5- İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 31.07.2017 tarihli ve 226643843 sayılı iddianamesi ile; Sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, Anayasayı ihlal etme, yasama organına karşı suç ve hükümete karşı suçlardan TCK’nın 314/2; TCK’nın 37/1 delaletiyle 309/1; TCK’nın 37/1 delaletiyle 312/1; TCK’nın 37/1 delaletiyle 311/1 ve 3713 sayılı Kanun’un 5. maddeleri uyarınca İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/116 esas sayılı dosyasında kamu davası açıldığı, aynı Mahkemenin 20.10.2017 tarihli ve 2017/116-162 sayılı kararı ile dosyanın Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2017/11 esas sayılı dosyasıyla birleştirilmesine karar verildiği, Anlaşılmaktadır. II- MÜTALAA 1- Sanık ...’ın; a- Görevi kötüye kullanmak suçundan TCK’nın 257/1, 53/1-2-3-5 madde ve fıkraları; b- Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 53/1-2-3, 58/9. maddeleri uyarınca cezalandırılması, c- Resmî belgede sahtecilik suçundan CMK’nın 223/2-a madde, fıkra ve bendi hükmü gereğince beraatine, 2- Sanık ...’ün; a- Görevi kötüye kullanmak suçundan TCK’nın 257/1, 53/1-2-3-5 madde ve fıkraları; b- Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 53/1-2-3, 58/9. maddeleri uyarınca cezalandırılması, c- Unsurları itibariyle oluşmadığı kanaatine varılan atılı cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs etme, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevlerini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükoümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçlarından CMK'nın 223/2-a madde, fıkra ve bendi hükmü gereğince ayrı ayrı beraatine; 3- Sanık ...’in; a- Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 53/1-2-3, 58/9. maddeleri uyarınca cezalandırılması, b- Resmî belgede sahtecilik suçundan CMK’nın 223/2-a madde, fıkra ve bendi hükmü gereğince beraatine, 4- Sanık ...’nın; a- Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 53/1-2-3, 58/9. maddeleri uyarınca cezalandırılması, b- Birleşen kamu davalarından Şanlıurfa 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/532 Esas 2018/282 Karar sayılı dava dosyasında, Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının 16/12/2016 tarih ve 2016/8470 esas esas sayılı iddianamesi ile sanığın atılı 6415 sayılı kanunun 4/1. maddesinde düzenlenen terörizmin finansmanı suçunu oluşturduğu iddia olunan eylemlerinin, silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturan alt eylemlerden olduğu kanaatine varıldığından, sanık hakkında atılı 6415 sayılı Kanun’un 4/1. maddesinde düzenlenen terörizmin finansmanı suçundan ayrıca hüküm tesis edilmesine yer olmadığına, c- Silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçundan CMK’nın 223/2-a madde, fıkra ve bendi hükmü gereğince beraatine, karar verilmesi talep ve mütalaa edilmiştir. III- SAVUNMALAR İnceleme dışı sanık ... aşamalarda; kâtiplere ilişkin nöbet listesinin yaklaşık 1,5 yıllık bir zamana yayıldığını, olay tarihinde adliyede olması gereken tek kişinin kendisi olduğunu, hâkimlerin görevlendirilmesinin ne şekilde olduğunu bilmediğini, olay günü sanık ...’ın talimatı ile Cumhuriyet savcısı ...’ı aradığını, Cumhuriyet savcısının “Hafta sonu dosya mosya itiraz olmaz” dediğini, daha sonra sanık ...’in gelerek Cumhuriyet savcısı ile görüştüğünü, Cumhuriyet savcısının şehir dışında olduğunu söylediğini, kendisinin de görevi gereği tutanağı yazdığını, işe herhangi bir müdahalesinin ve dahlinin olmadığını, sadece imzaladığını, hâkim olan sanık ...’e karşı gelme, "Tutanağı tutmuyorum" deme gibi bir lüksünün olmadığını, sahtecilik iddiasını kendi açısından kabul etmediğini, hayatının hiçbir döneminde bu örgütün toplantısına katılmadığını, örgüte sempati duymadığını, bu hain yapının iç yüzünü herkesin 15 Temmuz'dan sonra anladığını, suçsuz olduğunu, beraatini talep ettiğini, sanık ...'ın sorusu üzerine hem Cumhuriyet savcısını hem de kâtibini aradığını, kâtibe ulaşamayınca Cumhuriyet savcısını rahatsız etmek zorunda kaldığını, şikâyetçi ...'ın sorusu üzerine, ...'ın telefonda kendisine "Ben şehir dışındayım" diye bir cümle kurmadığını, sadece "Hafta sonu itiraz olmaz" deyip görüşmeyi sonlandırdığını, sanık ...'in sorusu üzerine, şu an hâlen bir müzekkere yazılacaksa müzekkerenin Cumhuriyet Başsavcılığından ...'ın ekranına gittiğini, otomatik yönlendirmenin oraya attığını, kendisinin yaptığı işlemde herhangi bir hata olmadığını, sanık ...'ün sorusu üzerine, Hâkim Beye “Nereye gidiyorsun, kiminle gidiyorsun?” deme şansının olmadığını, kendisinin sadece "Yemeğe çıkıyorum" dediğini, zaten nöbet boyunca gün içerisinde 3-4 kez adliyeden ayrıldığını, sabah saat 08.00'den akşam saat 19.00'a kadar adliyede olduğunu, sanık ...’in, kendisine “Başkan Bey beni çağırdı yemeğe gidiyoruz” dediğini, atılı suçlamaları kabul etmediğini, Sanık ... aşamalarda; olay tarihinde Şanlıurfa Adalet Komisyonu Başkanı olduğunu, Şanlıurfa’da 2 tane Sulh Ceza Hâkimliği olduğu için diğer tüm ceza hâkimlerinin de nöbet tuttuğunu, komisyon başkanının görevinin nöbet listesini tutmak olduğunu, Pazartesi günü Hâkim ... Bey'in hastaneye kaldırıldığını, 3 günlük rapor aldığını öğrendiğini, ... Hanım'ı görevlendirmek istediğini, ... Hanım'ın elinde dosya olduğunu, gerekçeli karar yazacağını söyleyerek bakmak istemediğini, bunun üzerine ... Bey'e "sen bak" dediğini, sanık ...’ın da "tamam" dediğini; nöbet listesinin son sırasında ...’in olduğunu, 19 Ocak sabahında listenin bittiğini ve yeni liste yapılması gerektiğini, Şanlıurfa Adliyesine 10 civarında hâkim atandığını ve henüz o tarihte yetkilerinin belli olmadığını, yetkileri belli olduğunda hukuk mahkemesinde olanların nöbet listesine giremeyeceklerini, diğerlerinin nöbet listesine gireceğini, ortada bir nöbet listesi olmadığını, sanık ...’ı 3 gün için görevlendirdiğini, bunun ara bir görevlendirme olduğunu, bu işlerin genelde Ağır Ceza Üyelerine verildiğini, o anda mahkemesinde 3 Ağır Ceza Üyesi olduğu için ...’a vermeyi uygun bulduğunu, Perşembe sabahı Komisyon Müdürü'nün tekrar yanına gelip ... Bey'in 1 hafta daha rapor aldığını söylediğini, bunun üzerine sanık ...'e “3 gün nöbet tuttu o zaman 4 gün daha nöbet tutsun ondan sonra diğer nöbet listesinde ayarlarız” dediğini, inceleme dışı sanık ...'ın ifadesinde ...’ın Komisyon Başkanı'yla görüştüğünü beyan ettiğini ancak kendisinin o sırada Halfeti’de olduğunu, bunun baz istasyonu bilgileri ile de anlaşılabileceğini, inceleme dışı sanık ...’ın son duruşmada Komisyon Başkanı'nı kendisinin görmediğini sadece telefon konuşmasından anladığını beyan ettiğini, sanık ...’ı yönlendirmesi gibi bir durumun kesinlikle olmadığını, haklarında düzenlenen iddianamenin TCK’nın 220. maddesi uyarınca suç örgütüne üye olma suçuna ilişkin olduğunu, 15 Temmuz'dan sonra eylemlerinin FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üyelik suçundan olduğunun belirtildiğini, mahkemelerin iddianame metni ile bağlı olduğunu, iddianamede anlatılan olayın asla FETÖ üyeliği olmadığını, anlatımın Şanlıurfa’daki istihbarat dairesinde çalışan müdürlerin ve oradaki polislerin kurmuş olduğu suç örgütü anlamında bir örgüte yardım olduğunu ve bunu da kabul etmediğini, burada yargılanabileceği örgütün olsa olsa suç örgütü olabileceğini, ek savunma ile TCK’nın 314/2. maddesine dönüştürülemeyeceğini, bir örgütün varlığından söz edilebilmesi için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından bir yapının terör örgütü olduğunun kabul edilmesi gerektiğini, bunun da Türkiye Cumhuriyeti Devleti Bakanlar Kurulunun onaylaması gerektiğini ya da ilk derece mahkemelerinden bir yapının örgüt olduğuna dair karar verilip Yargıtay denetiminden geçmesi gerektiğini, suç tarihi olan 18 Ocak 2015 tarihi itibari ile "FETÖ silahlı terör örgütüdür" diye bir karar verilmediğini, ortada bir örgüt olmadığını, örgütle bağını kuran bir delilin de bulunmadığını, suçluyu kayırma suçunun unsurlarının oluşmadığını, İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/116 esas sayılı dosyasının 2017/22664 esas numaralı iddianamesine ilişkin yaptığı savunmasında iddianameye konu olan soruşturmada yapılan uygulamaları kabul etmediğini, bunların usul ve yasaya aykırı olduğunu, hakkında gözaltı ve arama kararı verildiği tarihte 2802 sayılı Kanun’un uygulamada olduğunu ve bu Kanun'a göre bir hâkim hakkındaki uygulamanın nasıl olacağının ayrıntılı şekilde belirtildiğini, yine Anayasa'nın 159. maddesinde de bu hususun düzenlendiğini, bütün bu işlemleri kabul etmediğini, öncelikle durma kararı verilerek usuli işlemlerin yerine getirilmesi gerektiğini, iddiaların şu an yapılan yargılamadaki iddialar ile aynı olduğunu, hepsinin temelde Şanlıurfa ilindeki polislerin tahliyesiyle ilgili dosyaya dayandığını ayrıca bunun yanında tanık ve ByLock iddiası olduğunu, hakkında ...’ın beyanda bulunduğunu, ...’ın “Polislerin gözaltına alındığı gün olan 05.01.2015 günü Komisyon Başkanı yanıma gelerek, bana istersem izin verebileceğini söyledi.” dediğini, bu beyanı kabul etmediğini, çünkü ...’ın devamlı görüştüğü bir kişi olduğunu, sürekli yanına gidip geldiğini, kendisinden birçok kere izin istediğini ve aldığını, ...’ın iddiasının çok saçma olduğunu çünkü kendisinin Komisyon Başkanı olarak bir hâkime izin verebileceği gün sayısının 3 olduğunu, 3’ten fazla mazeret iznini HSYK’nın verdiğini, polislerin gözaltına alındığında 4 günlük gözaltı süreleri olduğunu, bunların kaç gün gözaltında kalacağını bilmediğini, hangisinin tutuklamaya sevk edileceğini bilmediğini veya tutuklamaya sevk edildikten sonra kaç tanesinin tutuklanacağını bilmediğini, Şanlıurfa Adliyesinin küçük bir adliye olduğunu, ..., ..., ... ve Abdulkerim Çalışkan ile çok samimi olduğunu, eğer polisleri tahliye ettirmek için bir tezgâh kursa bunu başkasının yanında paylaşmayacağını, Komisyon Başkanı'nın görevlendirmeyi tek başına yapabildiğini, bu konuşmaların tamamen samimi ortamda yapılan konuşmalardan cımbızla seçilerek oluşturulan ifadeler olduğunu, tanık ...’un Cumhuriyet savcısı olduğunu, bu suçtan dolayı şüpheli durumunda bulunduğunu, etkin pişmanlıktan faydalanarak kendisini kurtarmaya çalıştığını, bu durumda bir isim vermesi gerektiğini, kendisi hakkında soruşturma olduğu ve meslekten ihraç edildiği için kendisine iftira atılmasının çok kolay olduğunu, ByLock kullandığını kabul etmediğini, “92370” ID numarasını iki kişinin kullandığının gözüktüğünü, çelişkiler mevcut olduğunu, ByLock’ta 5 kez araması olduğu hususunda tespit yapılan Oktay Kaya isimli şahsı tanımadığını, Hakan Urumdaş’ın da ByLock kullanıcısı olduğunun söylendiğini ve onun hakkında da soruşturma olduğunu, yani aynı ID numarasından iki kişinin soruşturma altında olduğunu, eğer kişi listesi okunursa listede Oktay Kaya diye birisinin olmadığını ancak Oktay Kaya ile görüştüğü iddiasının bulunduğunu, kişi listesinde olmayan birini arayamayacağını, ByLock kullandığını ve yapının içinde olduğunu kabul eden kişilerin morbeyin listesinde isminin çıktığını, ByLock ugulamasında daha çok hatanın çıkacağını, 3 polisin Şanlıurfa Ağır Ceza Mahkemesinde tutuklu olmadıklarını, sadece bir tanesine ulaşılamadığı için ifadesini alma amaçlı yakalama çıkarıldığını, söz konusu tahliye kararı sonucunda bir kişinin menfaatinin oluşmadığını ayrıca bu kişiler bakımından bir zararın da oluşmadığını dolayısıyla hakkında görevi kötüye kullanma suçunun sübutunun bulunmadığı kanaatinde olduğunu, suçlamaların hepsinin gereksiz, yetersiz ve saçma olduğunu, bu darbeyi FETÖ de yapsa veya darbede kimin etkisi varsa hepsini lanetlediğini, Sanık ... aşamalarda; yargılamalarının Yargıtay 11. Ceza Dairesinde yapılması gerektiğini, suç tarihinin 18.01.2015 olup sevk maddesinin TCK’nın 220/2. maddesi olduğunu, bundan önceki işlemlerin suç örgütüne üye olma suçuna göre yapıldığını, Yargıtay 21. Ceza Dairesinin silahlı terör örgütüne üye olduğu iddiası ile görevsizlik kararı verdiğini, bu kararın açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu, hakkında TCK'nın 220/2. maddesine göre adi örgüt üyesi olma iddiası ile iddianame düzenlenerek dava açıldığını, silahlı terör örgütüne üye olmaktan dolayı yargılama yapılamayacağını, hüküm kurulamayacağını, emniyetin ve istihbaratın düzenlediği tutanakların mahkemelerde delil olamayacağını ve buna göre de silahlı terör örgütü ilan edilemeyeceğini, Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/24669 sayılı soruşturmasında şüpheliler..., ..., Harun Torgay hakkında Şanlıurfa 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 07.01.2015 tarihli kararıyla kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan ve sadece atılı suçun CMK'nın 100/3. maddesinde sayılan suçlardan olduğu nedenine dayalı olarak tutuklama kararı verildiğini, kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçunun katalog suçlardan olmadığını, kararda başkaca bir tutuklama nedeni de gösterilmediğinden şüphelilerin tutuklanmasının kanunda belirtilen koşullar dışında bir tutuklama olduğunu, bu durumda 5271 sayılı CMK'nın 141/1-a maddesi uyarınca devletin tazminat sorumluluğunun olduğunu aynı zamanda diğer koşulların gerçekleşmesi durumunda kişiyi hürriyetinden yoksun yıkma suçunun dahi oluşabileceğini, vermiş olduğu tahliye kararında dosyanın savcısı ... tarafından 19.01.2015 tarih ve 2014/24669 soruşturma numaralı evrakı ile şüphelilerin yakalanarak tutuklanması istemi ile yapmış olduğu itirazın öncelikle Şanlıurfa 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin daha sonra da Şanlıurfa 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin kararları ile reddedildiğini, yine şüpheliler hakkında düzenlenen iddianamenin Şanlıurfa 2. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilerek 2015/150 esas numarasını aldığını, tensip düzenlenmesine rağmen herhangi bir yakalama ve tutuklama kararı çıkarılmadığını, kendisinin önce açığa alınıp daha sonra da ihraç edildiğini, tahliye ettikleri şahısların darbe gününe kadar tutuksuz yargılandığını ve görevlerinin başında olduklarını, daha önce tutuklama kararı veren hâkimin "Tahliye kararı yerindedir" diyerek yeniden tutuklama kararı vermediğini, doğru ve haklı verilen bir karar nedeni ile yargılanmasının açıkça hukuka aykırı olduğunu, hukuka açıkça aykırı olduğu belli bir tutuklama kararının itiraz incelemesinde ilgili soruşturma ve kovuşturma dosyasının tamamının incelenmesine gerek olmadığını, istediği hâlde dosyanın kendisine verilmediğini, tahliye kararının hukuken doğru ve yerinde bir karar olduğunu, eldeki belgelerin de ıslak imzalı olduğunu, söz konusu belgelere göre yasal olmayan nedenlerle tutuklanan şüphelilerin salıverilmesinin de hukuki olduğunu, uygulamada şüpheli veya sanığın derhâl tahliyesi gerekmekte ise dosyaya ulaşılamıyor veya bu işlemin gecikmesi mağduriyete sebep olacaksa eldeki bilgi ve belgelere göre derhâl tahliye kararı verilebildiğini, şüphelilerle ilgili başka bir tutuklama nedeninin var olmadığının karardan sonra yapılan itirazların reddi ile sabit olduğunu, tutanakta nöbetçi Cumhuriyet savcısının kendisine dosyanın ilgili savcısının şehir dışında olduğunu söylediğinin belirtildiğini, kendisinin soruşturma savcısının Şanlıurfa’da olup olmadığını bilemeyeceğini, o günün nöbetçi Cumhuriyet savcısı ... ile dosyanın ilgili Cumhuriyet savcısı ...’ın arası iyi olduğu için ...’ı aramasını istediğini, yanındayken arayıp kendisine “Savcı bey şehir dışındaymış dosyayı gönderemeyecekmiş” dediğini, öğlenden sonra Cumhuriyet savcısı ...’ı bir daha arayarak ...’ı yeniden aramasını istediğini, yine aynı şekilde cevap aldığını, HTS kayıtlarının da kendisini haklı çıkardığını, ...’ın çelişkili ifadeler verdiğini, son ifadesinde “Ne bileyim belki de şehir dışındadır diye geçiştirmek amacıyla söyledim” dediğini, dolayısıyla kendisinin gerçeğe aykırı evrak düzenlediği iddiasının gerçeği yansıtmadığını, düzenlenen tutanağın resmî belge olmadığını, kıdemsiz bir hâkim olduğunu, verilen görevi sorgulama gibi bir lüksünün olmadığını, Başkan ile aynı mahkemede görevli olduğu için kendisine bir görev yazıldığını ve bu nöbeti tuttuğunu, 0505 680 6829 numaralı GSM hattının eşi adına kayıtlı olduğunu ancak fiilen kendisinin kullandığını, daha önce hafta sonu bu şekilde bir karar verip vermediğini hatırlamadığını, karar verirken dosyada avukatların sunduğu belgeler dışında bir belge bulunmadığını, silahlı terör örgütü üyeliğini kabul etmediğini, tanımadığı iki kişiye ait yazışmalarda isminin geçmesi nedeniyle hakkında iddianame oluşturulduğunu, tanımadığı kişilerin kendisi hakkında yazdığı iddia edilen konuşmaları ve yazışmaları kabul etmediğini, çünkü orada “... Bey” dendiğini, bunun kendisi olup olmadığının belli olmadığını, eşine vekâlet vermesiyle ilgili bir yazışma olduğunun iddia edildiğini, yazışmanın olduğu tarihlerde eşine verdiği herhangi bir vekâletin olup olmadığının tespitini istediğini, içerikleri ve örgüt üyeliğini kabul etmediğini, Yargıtayın yerleşmiş kararlarına göre iki kişinin arasındaki mesajlaşma ve yazışmalarda adı geçen üçüncü şahıslarla herhangi bir hukuki ve cezai sorumluluk olmadığının belirtildiğini, ByLock değerlendirme tutanağında kendi isminin geçmediğini, dolayısıyla ByLock uygulamasıyla ilgili hazırlanan belgelerin ne kadar gerçeğe aykırı olduğunun görüldüğünü, nöbetçi Cumhuriyet savcısı olan Mehmet Ali Korkmaz, Cumhuriyet savcısı Serkan Yerebakan ve Ağır Ceza Mahkemesi Üyesi ... Noyan’ın bulundukları ortamda bir konuşma geçtiğini, ...’ın dosyayı kendisine göndermeyeceği, bununla ilgili kendisine sinkaflı bir şekilde küfrettiği ile ilgili beyanların olduğunu, bu iki kişinin de beyanlarının alınması için yazı yazılmasını talep ettiğini, birleşen dosyada bulunan ev aramasında Cumhuriyet savcısının bulunmadığını, komşulardan kimsenin bulunmadığını, cep telefonunun imajının hemen alınıp kendisine teslim edilmediğini, 21.07.2016’da gözaltına alındığını, dijital materyallerin incelenme tarihinin 26.12.2016 olduğunu, dijital materyallerin hukuksuz olduğunu, hükme esas alınamayacağını, ayrıca yapılan incelemelerde yürütülen soruşturma ile veya başka bir suç ile ilgisi olabileceği değerlendirilebilecek bir bulguya rastlanılmadığını, 21 Temmuz’da gözaltına alınıp, 26 Temmuz’da tutuklandığını, ancak 2016’nın Aralık ya da Kasım ayında cezaevindeyken ByLock’tan mesaj attığının gözüktüğünü, dolayısıyla içerikleri kabul etmediğini, bu hususun CGNAT kayıtlarından da anlaşılabileceğini, HTS kaydı ile CGNAT kaydındaki baz istasyonu bilgilerinin birbirini tutmadığını, örgütün kasası olduğu belirtilen Ali Çelik ile irtibatının olduğunun iddia edildiğini, bahsi geçen Ali Çelik’in o kişi olmadığını, Hâkimliğe avukatlıktan geçtiğini ve sigortalı avukat olarak çalıştığını, bahsi geçen Ali Çelik’in Hacı ve Fadime oğlu, 06.07.1972 doğum tarihli, Malatya ili, Yeşilyurt ilçesi, Üçgöze Mahallesi nüfusuna kayıtlı Ali Çelik olduğunu, dolayısıyla tepe yöneticisi Ali Çelik ve bu Ali Çelik’in farklı kişiler olduğunu, yaklaşık 4 yıl sigortalı olarak yanında çalıştığını, maaşlı ve sigortalı olarak çalıştığı yerin patronu bir avukatla görüşmesi kadar doğal bir şey olamayacağını, atılı suçlamaları kabul etmediğini, Sanık ... aşamalarda; dosyada müdafilik yaptığını, Ankara Çankaya Üniversitesi mezunu olduğunu, 8 yıl İstanbul’da avukatlık yaptığını, 2014 yılında Şanlıurfa’da ofis açtığını, liseden beraber mezun olduğu 2 arkadaşı olduğunu, bunlardan birinin de sanık ... olduğunu, beraber birçok dosyaya baktıklarını, kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği ve diğer birkaç suçtan 3 polis memurunun avukatlığına başladığını, bunların emniyet ve savcılık ifadelerine katıldığını, dosyadaki toplam 14 şüpheliden sadece kendi müvekkillerinin tutuklandığını, daha sonra dosyaya sanık ... ile beraber bakmaya başladıklarını, Şanlıurfa’da 2 tane Sulh Ceza Hâkimliği olduğunu, birinin tutukladığını diğerine itiraz ettiklerini, itirazın 16 Ocak 2015 tarihinde Cuma günü reddedildiğini, nöbetçi Sulh Ceza Hâkimliğine tahliye talebinde bulunduklarını, Hâkimin dilekçeyi öğleden sonra havale ettiğini, sonraki gün sanık ... ile birlikte adliyeye gittiklerini, sanık ...'ın "Dosyayı istettik duruşmalı inceleyeceğim" dediğini, duruşma saati olan 15.00'te geldiklerinde hâla duruşmaların devam ettiğini, sanık ... ile beraber orada beklediklerini, cübbeyi giyerek duruşmaya kendisinin katıldığını, sanık ...'ın "Dosya gelmediği için karar veremeyeceğim" dediğini, bunun üzerine hâkime kararın esasa ilişkin değil usuli bir itiraz olduğunu ve bu hatanın düzeltilmesini istediklerini söylediklerini, sanık ...'ın "Kararlar falan var mı sizde" diye sorduğunu, kendisinin, emniyet, savcılık ifadeleri, sorgu zaptı, itiraz dilekçeleri ve ret kararlarını ıslak imzalı olarak sunduğunu, sanık ...'ın inceleyerek "Hakikaten katalog suçlardan değilmiş" dediğini ve tutukluların tahliyelerine karar verdiğini, devamında sanık ...'ın kendisine “Dosya gelmediği için tutanak tutacağız avukat bey imzalamak ister misin” dediğini, tutanağa hazurun olarak imza attığını, kendisinin tutanak tutma yetkisi olmadığını avukatın kamu görevlisi olmadığını, kendisinin meslek icabı bu suçu işlemesinin mümkün olmadığını, müdafi olarak yasalara aykırı bir şey yapmadığını, müvekkilleri lehine müvekkillerinin haklarını kullandığını, tahliye kararına müdafilik dışında bir dahli olmadığını, farklı bir hâkimin süzgecinden geçsin diye hafta sonu talepte bulunduklarını, daha önceden pek çok müvekkilinin tahliye olduğunu ancak hiç hafta sonu itirazda bulunmadığını, örgüt üyeliği suçuna ilişkin olarak kiminle irtibatı olduğunun kimden emir ve talimat aldığının hangi hiyerarşik yapının içerisinde olduğunun ortaya konulması gerektiğini, Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının hakkında açtığı soruşturmanın hukuksuz olduğunu, Avukatlık Kanunu’na göre avukatların avukatlık mesleğine ilişkin işlediği suçların Adalet Bakanlığının izni ile yapılması gerektiğini ama bu maddenin uygulanmadığını, ev ve iş yerinde yapılan aramada kitap ve CD’lere el konulduğunu, suçüstü hâlinin olmadığını, çünkü suç tarihinin 15 Temmuz 2016 olarak belirtildiğini ancak hakkındaki soruşturma, el koyma ve gözaltı tarihinin 30 Temmuz olduğunu, dolayısıyla birleşen dosyanın, iddianamenin ve toplanan delillerin hepsinin hukuksuz olduğunu, gelen evraklarda dernek üyesi olmadığının ortaya çıktığını, Bank Asya hesabının pasif bir hesap olduğunu, sadece bir aylık katılım hesabına para yatırıp çekme işlemi olduğunu, el konulan kitap ve CD’lerin hepsini 2013 tarihinden önce İstanbul Kitap Fuarından aldığını, hepsinin bandrollü olduğunu ve KDV’lerinin ödendiğini, kitaplığının geniş olduğunu, bu kitap ve CD’lerin yasaklanma tarihinin 28 Temmuz 2016 olduğunu, ancak evinde ele geçirilme tarihinin 30 Temmuz olduğunu, yasaklandıktan 2 gün sonra ele geçirilmiş olmasının isnat edilen suçu işlediğine delil olamayacağını, 30 Temmuz’da evinde yapılan arama sonucu ele geçen materyallerin hukuksuz şekilde elde edildiğini, ayrıca imajlarının da alınmadığını, ... isimli şahsın şikâyetiyle ilgili olarak İstanbul’da baktığı yüzlerce icra dosyasından bir tanesinde bir borçlunun kendisini nereden şikâyet ettiğini, söylediklerinin tamamen yalan olduğunu, kendisinden öç almak için 15 Temmuz’dan sonra böyle bir şikâyette bulunduğunun açık olduğunu, örgüt üyeliği suçlamasının şikâyete bağlı bir suç olmadığını, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ilişkin bir faaliyetinin olmadığını, söylediklerinin hepsinin yalan olduğunu, bahsettiği 12 kişiyi tanımayıp 2 tanesini tanıdığını, bunlardan birinin müvekkili Oğuzhan ... olduğunu, zaten bir avukat olarak dernek faaliyetlerinde bulunma amacının müvekkil çevresi edinmek olduğunu, kendisinin... Tatlıses’in yönetim kurulu başkanı olduğu Şanlıurfa Derneğine de üye olduğunu, oraya da katıldığını, birleşen dosyada ve bu dosyada gelen müzekkere cevaplarında ByLock kullanıcısı olmadığının belgelerle ortaya konulduğunu, atılı suçlamaları kabul etmediğini, Sanık ... aşamalarda; kesinlikle ByLock kullanmadığını, söz konusu içerikleri kabul etmediğini, tespit içeriklerindeki şahısların bir kısmının müvekkili olması ile birlikte diğer kısmını tanımadığını, üye olduğu iddia edilen derneklere ait üyelik evraklarının dosyaya celp edilmesini talep ettiğini çünkü tam olarak üye olup olmadığını hatırlayamadığını, Bank Asya’daki hesabında herhangi bir hesap hareketi olmadığına dair dosyada rapor bulunduğunu, bu hesabının eski bir hesap olduğunu, hiçbir talimatla hesap hareketinin olmadığının da dosyada aynen mevcut olduğunu, tam olarak tarihini hatırlamamakla beraber Cuma günü itirazın reddedilmesi sonrasında dosyada beraber çalıştığı sanık ... ile Cumartesi günü itiraz dilekçesini yenilediklerini, Pazar günü tahliye işleminin olduğunu, ertesi gün de söz konusu şüphelilerle ilgili olarak vekâletlerinin dosyada mevcut olduğunu, 30 Nisan’da gözaltına alındığını, o geceyi TEM’de geçirdiğini, uykusuz olduğunu, ertesi gün saat 05.00’te duruşmaya çıkarıldığını, mahkemede lehe olan hususları kabul ettiği şeklinde ifade ettiğini, ancak zapta "Etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyorum" diye geçildiğini, herhangi bir terör örgütü üyeliğini kabul etmediğini, herhangi bir faaliyetini bilmediğini, herhangi bir eylem ve fiile de iştiraki olmadığından etkin pişmanlıktan yararlanmak gibi bir durumunun söz konusu olmadığını, kendisinin dosyada kesinlikle imzasının olmadığını ancak imzasının olmamasının bu dosyayla herhangi bir ilişkisi olmadığını göstermediğini, nitekim öncesinde itiraz dilekçesini verdikleri Cumartesi günü tutuklu 3 müvekkilini ziyaret için cezaevinde olduğunu, kendisi ... Arık Bey’in ifadesinde bulunduğundan menfaat çatışmasına istinaden o itiraz dilekçesinde imzasının usulen olamadığını, duruşma salonunda bulunmasının da müvekkilinin dosyasını takibe yönelik olduğunu, Cumartesi günü ailelerin kendilerine yönelik baskıları üzerine itiraz dilekçesinin verilmesi yönünde karar vererek Cumartesi günü söz konusu dilekçeyi mahkemeye götürdüklerini, nöbetçi hâkimin dilekçeyi havale ederek ertesi gün duruşma açacağını söylediğini, o günün akşamında da tahliye kararı verilerek müvekkillerinin tahliye olduğunu, 2007 yılında iddianamede belirtilen şirkete hissedar olduğunu, o dönemde bu şirketle ilgili en ufak bir iddia ve isnadın söz konusu olmadığını, şirketin ortaklarının o dönemde Şanlıurfa’nın en fazla vergi veren, adliyenin ve vilayetin inşaatını yapan kendisi hakkında da şikâyetçi olan ... gibi kişiler olduğunu, şirketin herhangi bir illegal yapılanmanın içerisinde olduğunu bilseydi şirketle olan bütün irtibat ve ilişkisini keseceğini, 2016 Mayıs ayı içerisinde gözaltına alındığında şirketle ilgili kendisine yöneltilen bütün sorulara tafsilatlı olarak cevap verdiğini, oradaki beyanlarını aynen tekrar ettiğini, hakkında verilen ifadelerin hiçbirini kabul etmediğini, bu şahısların muhakkak mahkeme nezdinde dinlenilmesi gerektiğini, yüzleşmeleri hâlinde beyanlarından geri döneceklerini, şahısların hiçbir maddi delile dayanmaksızın aleyhinde konuştuklarını, ...’nün resmî avukatı olduğunu, ayrıca aile dostu olduğunu, o gün kendisinin gözaltına alınması ve yaşı nedeniyle ziyaret ettiğini, hâl hatır sorma dışında en ufak bir beyanı olmadığını, ByLock’taki yazışmalarının WhatsApp yazışması gibi bir yerden alınmış olabileceği kanaatinin olduğunu, ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında yazılı hususları kabul etmediğini, el koyma tutanağı incelendiğinde farklı ülke paralarının olduğunun orada aynen yazdığını, yani 1 Dolar, 10 Dolar veya yabancı ülke paralarının hepsinin yan yana olduğunu, Fethullah Gülen’in el yazısıyla yazılmış nazar ve deprem duasının Arapça kısmında ne yazıyor ne yazmıyor bir bilgisinin olmadığını, nerede ele geçirildiğini bilmediğini, Şanlıurfa’da dergâhta dini içerikli şeylerin satıldığı yerlerin olduğunu, oradan küçük bir şey alıp evine taktığını, net bir bilgisi olmadığını, böyle olduğunu tahmin ettiğini, o şahsın imzasının bulunduğunu bilmediğini, dosyada bulunan ihbarların soyut olduğunu ve hiçbir delile dayanmadığını, sanık ...’le dosya bazlı olarak birlikte çalıştıklarını, aynı büroda çalışmadıklarını, daha önce hiç cumartesi günü adliyeye giderek tahliye talebinde bulunmadığını, sanık ...’ın duruşmanın ne zaman yapılacağına ilişkin bilgi almaları için kâtibin numarasını almalarını söylediğini, kâtibin kendisine numarasını verdiğini, Pazar günü duruşmanın kaçta olduğunu öğrenmek için inceleme dışı sanık ...’i aradığını, ...’ın kendisiyle beraber Uganda’ya gittiğini söylediğini ancak kesinlikle bu şahısla Uganda’ya gitmediğini, Pasaport Şubeden gelecek kayıtlarda bu şahısla beraber Uganda’ya gidip gitmediğinin netleşeceğini, böylelikle şahsın ifadesinin geçersiz kılınacağını, Cenap Saatçi’nin belirttiği derneğe üye olmadığını, tanık beyanlarını kabul etmediğini, hukuka aykırı elde edilen delillerin kanıt olarak hükme esas alınamayacağını, dosyadan çıkartılması gerektiğini, Musa Şahin’in kendisini zan altında tutacak spesifik bir beyanın söz konusu olmadığını, şahsın kendisinin soyadını bilmediğini, nereli olduğunu, ne yaptığını bilmediğini, sadece hukuk ve Harun dediğini, emniyetin bunun üzerinden kendisine ulaştığını, o dönemde İstanbul Üniversitesinde okuyan bir başka Harun olsaydı o kişinin zan altında kalacağını, Cenap Saatçi’yle hiçbir ortamda bir araya gelmediğini, atılı suçlamaları kabul etmediğini, Savunmuşlardır. IV- DELİLLER 1- YAZILI DELİLLER Şanlıurfa Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığının 01.09.2014 tarihli “Hakim Nöbet Listesi” konulu nöbet çizelgesinin; "1- ... 01.09.2014 - 07.09.2014 2- Zeynep İÇER KURT 08.09.2014 - 14.09.2014 3- ... 15.09.2014 - 21.09.2014 4- Çınar YILDIRIM KORKMAZ 22.09.2014 - 28.09.2014 5- ... 29.09.2014 - 05.10.2014 6- H.Yüksel ÜNAL 06.10.2014 - 12.10.2014 7- ... 13.10.2014 - 19.10.2014 8- ... 20.10.2014 - 26.10.2014 9- MustafaNOYAN 27.10.2014 - 02.11.2014 10- ... 03.11.2014 - 09.11.2014 11- ... 10.11.2014 - 16.11.2014 12- ... 17.11.2014 - 23.11.2014 13- Hatice TEKDEMİR 24.11.2014 - 30.11.2014 14- Türkay SAĞLAM 01.12.2014 - 07.12.2014 15- Bayram SELEK 08.12.2014 - 14.12.2014 16- Adem AYGÜN 15.12.2014 - 21.12.2014 17- Sümeyra ÇAM 22.12.2014 - 28.12.2014 18- Yavuz PARLAK 29.12.2014 - 04.01.2015 19- Güliz ÖZELÇİ GENÇ 05.01.2015 -11.01.2015 20- ... 12.01.2015 - 18.01.2015 21- ... 19.01.2015 -25.01.2015" ve, “Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 54. maddesi ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 233 sayılı kararı gereğince Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanlığı tarafından tutulan nöbet çizelgesi tanzim edilmiş olup; - Nöbetçi Hakimin nöbetinin bulunduğu hafta raporlu, izinli ya da yasal bir nedenle görevde bulunmaması hâlinde bir sonraki nöbetçilerin nöbet tutacakları; - Bu nedenlerle görevinden ayrılan nöbetçi Hakimin görevine başladığında takip eden hafta nöbet listesindeki sıraya gireceği; - Nöbet süresince gelen Asliye Ceza ve İcra Ceza Mahkemesi işlerine Nöbetçi Hakiminin bakacağı; . - Mesai saatleri dışında ve hafta sonu gelen ACM'lik tüm evrakları nöbetçi ACM’nin bakacağı, -Nöbet saatlerinin saat 08.00 itibariyle başlayıp nöbet bitim günü sabah saat 08.00 itibariyle biteceğine, - Dini Bayramlarda Ağır Ceza ve Asliye Ceza nöbetinin ayrıca düzenleneceği; - Nöbetlerin nöbet talimatına göre yerine getirilmesi rica olunur.” şeklinde olduğu, Şanlıurfa Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığının 19.01.2015 tarihli “Hakim Nöbet Listesi” konulu nöbet çizelgesinin; "1- Demet TAHMAZ 19.01.2015 - 25.01.2015 2- Bünyamin ESEN 26.01.2015 - 01.02.2015 3- Abdurrahman Remzi AKPINAR 02.02.2015 - 08.02.2015 4- Zeynep İÇER KURT 09.02.2015 - 15.02.2015 5- Senem KARAKUŞ 16.02.2015 - 22.02.2015 6- ... NOYAN 23.02.2015 - 01.03.2015 7- Yusuf ARUS 02.03.2015 - 08.03.2015 8- Tuba ERGUL 09.03.2015 - 15.03.2015 9- Gökalp Tarık GÜNAYDIN 16.03.2015 - 22.03.2015 10- ... 23.03.2015 - 29.03.2015 11- ... 30.03.2015 - 05.04.2015 12- Hatice TEKDEMİR KEŞLER 06.04.2015 - 12.04.2015 13- ... Dinççi ŞENTÜRK 13.04.2015 -19.04.2015 14- Yüksel ÇlMEN 20.04.2015 -26.04.2015 15- ... 27.04.2015 - 03.05.2015 16- Elif ŞİRİN 04.05.2015 - 10.05.2015 17- ... 11.05.2015 -17.05.2015 18- ... 18.05.2015 - 24.05.2015 19- ... 25.05.2015 - 31.05.2015 20- H. Yüksel ÜNAL 01.06.2015 - 07.06.2015 21- Türkay SAĞLAM 08.06.2015 - 14.06.2015 22- Adem AYGÜN 15.06.2015 - 21.06.2015 23- Yavuz PARLAK 22.06.2015 - 28.06.2015 24- Güliz ÖZELÇİ GENÇ 29.06.2015 - 05.07.2015 25- Gülsüm Sinem ÇELİKCİ 06.07.2015 - 12.07.2015 26- ... 13.07.2015 - 19.07.2015 27- ... 20.07.2015 - 26.07.2015 28- Fırdevs ÜNLÜ 27.07.2015 - 02.08.2015" ve, “- Hakimler ve Savcılar Kanununun 54.maddesi ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 233. sayılı kararı gereğince Adlı Yargı Adalet Komisyonu Başkanlığı tarafından tutulan nöbet çizelgesi tanzim edilmiş olup; - Nöbetçi Hakimin nöbetinin bulunduğu hafta raporlu, izinli yada yasal bir nedenle görevde bulunmaması halinde bir sonraki nöbetçilerin nöbet tutacaktarı; - Bu nedenlerle görevinden ayrılan nöbetçi Hakimin görevine başladığında takip eden hafta nöbet listesindeki sıraya gireceği; - Nöbet süresince gelen Asliye Ceza ve İcra Ceza Mahkemesi işlerine Nöbetçi Hakiminin bakacağı. - Mesai saatleri dışında ve hafta sonu gelen ACM'lik tüm evrakları nöbetçi ACM'nin bakacağı, - Nöbet saatleri saat 08.00 itibariyle başlayıp nöbet bitim günü sabah saat 08.00 itibariyle biteceğine, - Dini Bayramlarda Ağır Ceza ve Asliye Ceza nöbetinin ayrıca düzenleneceği; - Nöbetlerin nöbet talimatına göre yerine getirilmesi rica olunur.” şeklinde olduğu, OSM Ortadoğu Hastanesi tarafından 10.01.2015 tarihinde düzenlenen rapora göre; ...’in 12.01.2015 tarihinden 14.01.2015 tarihine kadar istirahatli olduğu, Şanlıurfa ili 24 numaralı AHB tarafından 15.01.2015 tarihinde düzenlenen rapora göre; ...’in 15.01.2015 tarihinden 16.01.2015 tarihine kadar istirahatli olduğu, 12.10.2017 tarihli tutanağa göre; sanık ...’in ByLock abone listesinde kaydına rastlanılmadığı, sanık ...’ün ByLock abone listesinde kaydının olduğu, tespit edilen GSM aboneliğinin “5076085500”, tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının “35847605052392” ve tespit edilen ilk tarihin “2014.08.11” olduğu, sanık ...’in ByLock abone listesinde kaydına rastlanılmadığı, sanık ...’nın ByLock abone listesinde kaydının olduğu, tespit edilen GSM aboneliğinin “5325052377”, tespit edilen cihaza ait IMEI numaralarının “35295207327848”, “86432402072176” ve tespit edilen ilk tarihin “2014.12.21” olduğu, sanık ...’ın ByLock abone listesinde kaydının olduğu, tespit edilen ADSL aboneliğinin “5056806829@ttnet” olduğu, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığının 29.11.2017 tarihli raporuna ve ByLock CBS sorgu sonucuna göre; sanık ...’a ait “5056806829@ttnet” numaralı ADSL’de ByLock kullanıldığı, “122319” user ID ile sisteme giriş yaptığı, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığının 29.11.2017 tarihli raporuna ve ByLock CBS sorgu sonucuna göre; sanık ...’e ait “5076085500” numaralı GSM hattı ve “35847605052392” IMEI numaralı cep telefonuyla ByLock kullanıldığı, ilk tespit tarihinin 11.08.2014 olduğu, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığının 29.11.2017 tarihli raporuna ve ByLock CBS sorgu sonucuna göre; sanık ...’ya ait “5325052377” numaralı GSM hattı ve “35295207327848”, “86432402072176” IMEI numaralı cep telefonlarıyla ByLock kullanıldığı, ilk tespit tarihinin 21.12.2014 olduğu, ByLock tespit ve değerlendirme tutanağına göre; "2834561” ID'yi Kullanan Kullanıcılar" başlığı altında "Kullanıcı Profil Bilgileri" alt başlığında; ID'nin “283461”, kullanıcı adının “hrn63”, şifresi kısmının boş olduğu, son online tarihinin "2016-02-18" olduğu, 283461 ID'yi ekleyenlerin verdikleri isimlerin "..., ..., ..., Av ..." şeklinde olduğu, kişi listesinde usulsüz şekilde tahliye edilen şüphelilerden..., ... ve...'ın da ekli olduğu, Yazışma içerikleri incelendiğinde, kendi kullanımında olan 283461 ID'den ; "229066" ID numaralı kullanıcıya; "Tamer abinin ödemeleri yerine 100.000 Dolar yatıracak şirkete Uganda'ya, ben 150.000 dedim, biraz sıkıntılı oldu, Ahmet Abi 200.000 teklif etti, neyse abi bizim niyetimiz belli, Muzaffer abi bizden kar etme amacındaysa yapacak bir şey yok", "206761" ID numaralı kullanıcıya; "Abi sa yarın Urfa ağır cezada polis ark davası başlıyor, dualarınızı bekleriz", Şeklinde mesajlar gönderdiği ByLock tespit ve değerlendirme tutanağına göre; "122319 ID'yi Kullanan Kullanıcılar" başlığı altında "Kullanıcı Profil Bilgileri" alt başlığında; ID'nin “122319”, “505 680 68 29” numaralı GSM aboneliği üzerinden “35699506513945 ve 01343100453876” IMEI numaralı telefonlar ile ByLock uygulamasını kullandığının tespit edildiği, kullanıcı adının "Pasha123", şifresinin "422828.urfa", son online tarihinin "2016-02-19", 122319 ID'yi ekleyenlerin verdikleri isimlerin "..., Hbl, Urfa, ... Urfa Biga" şeklinde olduğu, Yazışma içerikleri incelendiğinde; "77528" ID numaralı kullanıcıdan sanığın kullanımında olan "122319" ID numaralı ByLock hesabına; "Evlerde temizlik yapıldı ama yine gözden geçirelim, 600 TL'yi...'e bırakırsın, ismini yazıyorum, senin adına vacip kurban, Ben Gürbüz Bey için sordum dün akşam görüşmüşler, durumu morali iyi, bir komşusu var takviye vs. takipteler, bence sizin şu ara yüz yüze görüşmeniz uygun olmayabilir, o da avukatlık için istifa meselesini sormuş, Abi dün yazdım ya ... Başkan'la görüşüldü, mesulü var, dünden beri değişen ne oldu anlamadım, her türlü şey dile getirilmiş, her türlü şey konuşuldu, ailesi de kendisi de rahat sıkıntı yok, başkan dün itibariyle gaybubet düşünmüyorum demiş, ... Bey ile ilgili düşüncelerini ona da iletebilirsin, şu an ByLock'u açık, Emirhan1982 (31.01.2016 21:02): Abi şimdi yengenin tele Skype'yi indirsin Google PlayStore'dan veya iPhone'un AppleStore'dan...", Şeklinde mesajlar geldiği, Sanığın kullanımında olan "122319" ID numaralı ByLock hesabından; "77528" ID numaralı kullanıcıya; "... Başkan telefona bakmadı, yarın da bakar mı göreceğiz, olmazsa itirazı kendimiz yapacağız, AİHM dilekçesini de sorabilirsek ona göre dilekçeyi yazıp gönderebiliriz, Allah niyetimizi biliyor ya Allah bir kapıyı kapatırsa bir kapıyı açar, kahrında hoş lütfunda hoş diyorum, başka da bir şey demiyorum, kalbimde zerre kadar niye böyle yaptım da başıma bu geldi yok, şükür Allah'a o listeye bir daha girdik, inş bundan sonra da kalmaya devam ederiz, Bu arada 15.00 gb Urfa Komisyondan aradılar bakmadım, pzt salağa yatarak ararım da büyük iht gerekçesiz ihraç kararının tebliğidir. Ona da itiraz yazıp göndereceğiz. Karar kesinleşirse yurtdışı uygun görülürse yurtdışına da gidebiliriz, Neyse abi ben oraya gidersem eve market alışverişi, hanıma kredi kartı hesabına para aktarma, süre tutum dilekçesini avukata verme, hanımın Kakaosunu ve VPN'sini kontrol etme gb işleri düşünüp halledeyim, yarın kredi kartı hesabına ve otomatik ödeme hesaplarına para aktarırım, başka yapılacak şeyler varsa onları da hallederim, bir sıkıntı olmazsa da 15-20 gün ya da 1 ay kamp yapar gelirim, bir de ank da kiminle nerede kaçta nasıl buluşup eve geçeceğiz, tlf ve kredi kartını buraya bırakacağız, hanım kartı kullansın mı? tableti yanıma alcam mı, daha av simkart almamış, Skype normal skype mi alacağız abi? Ev internetinden alalım mı?, Bu arada hoca efendiden bi takke, bi tefarik ve bi de gömlek geldi, Görevimiz tehlikedeki gözlüğü takıp 5 saniyede kendi imha ettiği gb bizde bi karar verdik görevimiz bitti, Rabbim razı olduktan sonra gerisi hoş ve boş umrumda bile değil", "450974" ID numaralı kullanıcıya; "Hacı ben gaybubetteyim, istda değilim, saklanıyoruz, evrakta sahtecilikten dosyamız 16. Cezaya düştü", "2833" ID numaralı kullanıcıya; "Polislerin avukatı olan arkadaştan onun çevresine ait bi hat isteyeyim mi?, (...'ü kastederek) Beraber çalıştık, eşi hafız, dördüncü çocuğu oldu, önceden ByLock'u vardı, ist a gelince bir maslahata binaen alındı vs.", Şeklinde mesaj gönderdiği; "9041" ID numaralı kullanıcıdan kendi kullanımında olan "122319" ID'ye gelen; "Kardeşim moralini yüksek tut, en sonunda hak galip gelecektir inş, bizim devrenin kahramanlığı da sana nasipmiş" şeklinde gelen mesaja "Moralimiz çok iyi, Allah'a şükür bu şerefsizlere pabuç bırakacak halimiz yok inş", Şeklinde cevap verdiği; ByLock tespit ve değerlendirme tutanağına göre; "92370” ID'yi Kullanan Kullanıcılar" başlığı altında "Kullanıcı Profil Bilgileri" alt başlığında; ID'nin “192370”, kullanıcı adının "m45", şifresinin "....1371", son online tarihinin "2015-04-29" olduğu, 92370 ID'ye bağlı kişi listesinde ..., Özlem Karaer ve Oktay Kaya isimli kişilerin bulunduğu, görüşme içeriklerinin tespit edilemediği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11.10.2018 tarih ve 2018/1956 muhabere sayılı yazısı ekinde gönderilen örgütün sivil imamı... ile hâkim ... arasında geçen Bylock görüşmelerinde özetle; "Tedbirli davranmaları teknik ve fiziki takibe dikkat etmeleri konusu konuşulurken ...'nun 'abi sadece o değil, burda polis avukatı olan arkadaşla durum var', arkadaş benim 16 yıllık dostum burda da görüşüyoruz, o polislerin tahliyesinde vazifeliydi, urfadaki tahliye nedeniyle HSYK soruşturma açtı, tahliye kararı veren hakim, eski komisyon başkanı ve arkadaşla birlikte 2 avukat yargıtayda yargılanacak arkadaşla görüşmeyi kesmedimi doğal bağlantı var diye o teknik takiptedir büyük ihtimalle", Sanık ...'ın, 06.05.2012 tarihinde ÖSYM tarafından yapılan ve 2012 Avukatlar için Adli Yargı Hakim ve Savcı Adaylığı Yarışma Sınavı - 1'e girerek 140 sorudan 112'sini doğru cevaplayıp 100 puan üzerinden 80,9 puan alarak yazılı sınavı kazandığı, söz konusu sınava ilişkin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada ...'a ait soru kitapçığı ve cevap anahtarı üzerinde yapılan incelemeler sonucunda, 10.02.2015 tarihli bilirkişi raporuna göre sanığın soruları sınavdan önce elde edip kullandığına dair kuvvetli kanaat oluştuğu, 12.06.2015 tarihli bilirkişi raporuna göre 8 matematik sorusunun incelenmesindeki parametrelere göre sınavdan önce bazı soruları gördüğüne dair kanaat oluştuğu, 04.04.2016 tarihli bilirkişi raporuna göre 8 matematik sorusunun incelenmesindeki parametrelere göre matematik sorularını herhangi bir karalama yapmadan veya soruya uygun olmayan işlemler yaparak doğru cevabı bulduğuna dair güçlü şüpheler saptandığı, sanığın kullanımında olan 505 680 68 29 numaralı GSM hattına ait HTS incelemesi sonucunda, diğer sınav şüphelilerinden bir kısmıyla irtibatlı olduğunun görüldüğü, sanık hakkında kamu kurumu aleyhine dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik suçlarından Ankara 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/9 esas sayılı kamu davasının derdest olduğu, sanığın kullandığı GSM hattının örgütün tepe yöneticileriyle herhangi bir irtibatının olup olmadığının tespitine yönelik yapılan analiz çalışmasında; örgütün tepe yöneticilerinden Cemal Uşak isimli şahıs tarafından kullanıldığı değerlendirilen 533 558 91 49 numaralı telefon hattı ile 1 adet Süleyman Tiftik isimli şahıs tarafından kullanıldığı değerlendirilen 505 314 51 14 numaralı telefon hattı ile 01.02.2007 ve 13.09.2010 tarihlerinde 2 adet ve Ali Çelik isimli şahıs tarafından kullanıldığı değerlendirilen 505 443 11 00 numaralı telefon hattı ile 23.01.2009 ila 18.01.2016 tarihleri arasında 594 adet irtibatının bulunduğunun belirlendiği, Anlaşılmaktadır. 2- TANIK BEYANLARI Tanık ... aşamalarda; 2005 yılında bu yapıyla tanıştığını, 2016 yılına kadar da yapıdan ayrılmadığını, askeri liseye yerleşmeyi kabul etmediği için Diyarbakır’da FETÖ’ye bağlı bir kurumda sigortalı olarak çalışmaya devam ettiğini, bu süreçte üniversiteye hazırlanıp Konya Selçuk Üniversitesi İşletme Bölümüne yerleştiğini, buradayken kademe kademe görevler aldığını, 2009 yılında Konya’da bu şahıslarla birkaç münakaşadan dolayı ters düştüğünü, 2009 yılından sonra İstanbul’da bu yapıya dahîl olmaya devam ettiğini, sanık ...’le bu süre zarfında tanıştığını, 2009’dan 2010 yılı sonuna kadar bu yapının esnaf gruplarıyla ilgilendiğini, yıllık burs bütçesi olduğunu ve bu insanlardan para toplayıp gereken yerlere paraları aktardığını ama işin küçük bir boyutunda yer aldığını, olayın bu denli büyük olduğunun farkında olmadığını, 2010 yılında Çağdaş Çalışanlar Derneği ile tanıştığını, ...’le tanışmasının asıl vesilesinin o dernek olduğunu, FETÖ terör örgütünün çalışanların kültürel, sosyal ve kişisel gelişimlerine devam etmeleri daha üst segmentte hizmet etmeleri için bu dernek yapılanmasına gittiğini, ...’in derneğe gelip gittiğini, bu yapıya burs ve himmet adı altında bağışta bulunduğunu, bu yapının hukuki meselelerinde çözüm aradığını, yapının avukatı olduğunu o zaman öğrendiğini, ...’le samimiyetinin başladığını, haftanın 2 ya da 3 günü ...’le beraber olduğunu, bazı işleri beraber koşturup, bazı insanlara beraber gittiklerini, söz konusu derneğin 2011 yılında insanları organize edip ciddi hedefler verip bu paranın %20’sini Amerika’ya göndermeye başladığını, kendisi gibi çalışanları örgüte bağlı bazı firmalara kanalize ettiklerini, evine gelen sohbet gruplarının kendisinden habersiz bir istihbarat çalışması yaparak kayınpederinin malvarlığını ve banka hesabını araştırdıklarını öğrendiğini ve Davut Suşehirli’nin bu şekilde kendisinden burs istediğini, kendisinin bu miktarı ödeyemeyeceğini beyan ettiğini ancak bunu istemeye devam ettiğini, kendisinin 12 kişilik esnaf grubundan aldığı paranın 5.700 TL civarında olduğunu, kendisi şehir dışındayken acil ihtiyaçlar için bu paranın istendiğini, kendisinin de istenilen yere ulaştırdığını, bu senetlerin altındaki imzaları kendisinin attığını ama senetleri derneğe burs için verdiğini, Davut Suşehirli’nin 12 kişilik gruptaki insanları çağırıp senetleri bu insanlar adına düzenleyip kendi kasasında muhafaza ettiğini, ...’in bu olayın neresinde olduğunu bilmediğini, başından beri içinde olduğuna şahit olmadığını, Davut Suşehirli’nin senetleri ...’e verdiğini, ...’in 2 avukat aracılığı ile bu senetleri tahsile gönderdiğini, ...’le bir defa görüştüğünü, kendisine yardım etmesini rica ettiğini ancak ...’in kendisine yardımcı olmadığını, ...’in 1.000 TL civarında bir vekâlet ücreti aldığını duyduğunu, bu süre içerisinde ...’in kendi iradesiyle hareket ettiğine veya etmediğine vakıf olmadığını, FETÖ’nün içerisinde itaat düsturu olduğunu, eğer bir abi size "Kalkın buradan kendinizi aşağı atın" derse atmanızın beklendiğini, ...’in o zaman Davut Suşehirli’nin direktifi ile bu olayları yaptığını ya da yapmak zorunda kaldığını, bu yüzden bu olayları "... kendisi organize etti, kendisi yaptı, kendisi işin içindeydi" demediğini ama bir üst aklın ...’in sahip olduğu avukatlık belgesiyle bazı kanallara yönlendirdiğini, esnaf gruplarının akıl danışmak için ...’e gittiklerini, ...’in bu insanlara yol yordam gösterdiğini, 20.000 TL masraf yaptığı arabasının elinden alındığını ve satıldığını, bu senetlerin 5 tanesini ödediğini, 3 tanesini elden, 1 tanesi ...’in kendi eline ödediğini, 1 tanesini de banka aracılığı ile hesaba yatırdığını, ...’in bu yapının içerisindeki avukatlardan biri olduğunu, yapının içinde yetişmiş, avukatlık belgesi almış ve yapının içindeki insanların belli başlı bazı davalarına bakan bir avukat olduğunu, ...’in derneğe bağlı olduğunu, bursunu verdiğini, Zaman Gazetesi ve Dergisi aldığını, çeşitli şehir dışı seyehatlerine ve organizasyonlara katıldığını, yapının içindeki avukatlarla haftanın belli günlerinde bir araya geldiğini, onların kendi aralarında ne yaptıklarını bilmediğini, ...’le 2010 Kasım ayından 2011-2012 Şubat veya Mart ayına kadar birlikte olduğunu, Tanık ... aşamalarda; 07.01.2015 tarihinden sonra bir gün Başsavcı Vekili olan ...'in odasına ziyaret amaçlı gittiğini, hatırladığı kadarıyla odada 8. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi ... ve Cumhuriyet savcısı Abdulkerim Çalışkan’ın da bulunduğu sırada sanık ...’ün kendiliğinden konuyu açarak o hafta içerisinde nöbetçi olan ...’ın mazeret izni aldığını, onun yerine ... hâkimi nöbetçi yapacağını söyleyerek konuyu açtıktan sonra onun itiraz etmesi üzerine bu kez “kendi üyem ... olsun” diyerek odada bulunanlara “hadi oylayalım” dediğini ve daha sonra sanık ...’ı nöbetçi yapacağını söylediğini ancak ... mazeret almayınca nöbetçi kaldığını, dolayısıyla bu kez bir hafta sonra ... rahatsızlanınca listenin ortasındaki ...’ı nöbetçi yaptığını, tahliye kararını da sanık ...’ın verdiğini, Tanık ... aşamalarda; Şanlıurfa Adliyesi 3. Asliye Ceza Mahkemesinde mübaşir olarak görev yaptığını, 17.01.2015 tarihinde Cumartesi günü normal nöbet listesine göre Nöbetçi Ceza Mahkemesinde mübaşir olarak görevlendirildiğini ancak mazereti nedeni ile ...’ın kendi yerine nöbet tuttuğunu, tahliye kararının verildiği günden bir gün öncesinde Hâkim ...’ın mübaşir arkadaşı ...'a "Yarın mübaşir gelmesine gerek yok" diye söylemesine rağmen saat 11.00 civarında Nöbetçi Ceza Mahkemesinin duruşma salonuna gittiğinde; duruşma salonunda sanık ..., nöbetçi kâtip inceleme dışı sanık ... ile avukat olan sanıklar ... ve ...’in olduğunu, duruşma salonunda isimlerini belirttiği iki avukattan neyi beklediklerini sorduğunda kendisine "Hâkim beyle işimiz var" diye söylediklerini, sözleri kürsüde oturan sanık ...’ın da duyduğunu ancak herhangi bir şey söylemediğini, diğer mevcutlu evrak bittikten sonra tekrar her iki sanığa “Ne beklediklerini” sorduğunda yine "Hâkim beyle işimiz var" dediklerini, nöbetçi kâtip ve hâkimin de herhangi bir şey söylemediklerini, mevcutlu evraklar bitince hâkim beye evrakın kalmadığını söylediğini, sanık ...’in ise “Sen gidebilirsin” demesi üzerine adliyeden ayrıldığını, sanıklar ve inceleme dışı sanığın kaldıklarını, ertesi gün mesaiye geldiğinde tahliye kararının verilip işlemin gerçekleştirildiğini öğrendiğini, daha önce mutat uygulamalarında tahliye işlemlerinde tahliye müzekkerelerinin Cumhuriyet savcılığına götürme işlemini mübaşirlerin yaptığını ancak ne tahliye kararının öncesinde ne de tahliye işleminin gerçekleşmesinde kendisinin orada olmasının nöbetçi hâkim tarafından istenildiği sonucuna vardığını, Tanık ... aşamalarda; Şanlıurfa Adliyesinde 9. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi olarak görev yaptığını, soruşturmaya konu tahliye kararının verildiği tarihe temas eden Ceza Hâkimlerinin nöbetine ilişkin 01.09.2014 tarihli çizelgede daha öncesinden Hâkim...’ın nöbetinin bir haftalık rapor nedeniyle değişmesi sebebiyle 05.01.2015 ile 11.01.2015 tarihleri arasında nöbetçi Ceza Hâkimi olduğunu ve bu tarihler arasında da nöbetini tuttuğunu, nöbetin başladığı 05.01.2015 tarihi Pazartesi günü Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığınca yasa dışı dinlemelere ilişkin soruşturma kapsamında gözaltılar gerçekleştiğini, tam da o gün Adalet Komisyonu Başkanı olan sanık ...’ün sabah saat 09.00 sıralarında kendisini cep telefonundan arayarak odasına ziyarete geldiğini, odasında bulunduğu sırada kendisine nöbetini kastederek “İstersen nöbet tutma, sana izin verebilirim” diye söylediğini, kendisinin de sanığa nöbetini tutmak istediğini söylediğini, bunun üzerine çok ısrarcı olmadığını "sen bilirsin" şeklinde tavır takındığını, ne için bu şekilde bir şey söylediğini bilmediğini, sanığa daha öncesinde herhangi bir mazeretten söz etmediğini, kendiliğinden gelip bu şekilde teklifte bulunduğunu, aradan bir hafta geçtikten sonra sanık ...’ı nöbet çizelgesinde listenin ortasından alıp nöbetçi yaptığını ve onun da hafta sonu tahliye kararı verdiğini işlemler gerçekleştikten sonra duyduğunu, Tanık ... aşamalarda; Şanlıurfa Adliyesi 3. Ağır Ceza Mahkemesinde üye hâkim olarak görev yaptığını, soruşturmaya konu işlemin tarihini kapsayan 12.01.2015 ve 18.01.2015 tarihleri arasında izinli veya raporlu olmadığını, bu tarihleri kapsayan nöbetçi listesinde daha öncesinde Sümeyra hâkimin doğum iznine ayrılması nedeni ile oluşan bir haftalık kayma dolayısıyla ... hâkimin nöbetçi olduğunu, çalıştığı mahkemenin başkanı olan aynı zamanda Komisyon Başkanı da olan sanık ...’ün ve diğer üye hâkim ...’ın da bulunduğu sırada Komisyon Müdürü'nün, Komisyon Başkanı'nın yanına gelerek aralarında geçen konuşma sonrasında sorması üzerine Komisyon Başkanı'nın kendisine dönerek “Nöbetçi olur musun ?" diye sorduğunu, kendisi de nedenini sorduğunu, sanığın “Hâkim yok" şeklinde cevap vermesi üzerine kendisi “Sıradaki hâkim tutmuyor mu ?" şeklinde karşılık verdiğini, sanığın da "Liste bitti" dediğini, daha sonra sanık ...’a yönelerek onun nöbetçi olması yönünde konuştuğunu ve Komisyon Müdürü'ne talimat verdiğini, Tanık ... Cumhuriyet savcılığında; olay tarihi olan 18.01.2015 tarihinde nöbetçi Cumhuriyet savcısı olduğunu, nöbetçi katip ... ile birlikte gün boyunca adliyede mevcutlu dosyalarla ilgili işlem yaptığını, otopsi işlemlerinin bulunduğunu, öğleden sonra adliyede çalışırken sanık ...’ın odasına geldiğini ve bir tutuklu dosyada itiraz olduğunu, inceleyeceğini ve dosyanın tarafına verilmesini istediğini, bunun için dosyanın kendisinde bulunduğu Cumhuriyet savcısı ...’ı aramasını istediğini, kendisi de yoğun olduğu için “Sonra ararım” dediğini, sanığın odasından ayrıldığını, işi bittiğinde ...’ı aradığını ancak görüşemediğini, bu arada sanık ...’ın kendisini ısrarla aradığını, kendisi de ...’la görüşemediğini söylediğini, daha sonra resmî olarak UYAP'tan dosya isteyip istemediğini bizzat kontrol ettiğini ancak UYAP'tan herhangi bir dosya isteme yazısı göremediğini, yine kâtibe söyleyerek ekranlarını kontrol ettirdiğini, onun ekranında da herhangi bir dosya isteme yazısının olmadığını, bunun üzerine otopsi işlemi için adliyeden ayrıldığını ve o gün bir daha adliyeye dönmediğini, akşam haberleri izlerken Şanlıurfa'da algı operasyonu çöktü şeklinde bir haber duyunca tekrar araştırdığını ve sanık ...’ın istediği dosya olduğunu anladığını, ... ile görüşerek de bu hususu teyit ettiğini ve olayı bu şekilde öğrendiğini, Pazartesi günü de 19.01.2015 tarihinde tutanak tutulduğunu, kendisi de yaşadığı süreçle ilgili kısım yönünden tutanağı imzaladığını, HSYK (HSK) Başmüfettişi tarafından alınan beyanında; adliyeye geldiğinde mevcutlu evrak bulunduğundan ifade aldığı sırada saat 13.00'ten sonra hakkında soruşturma yapılan sanık ...’ın odasına gelerek kendisinden bir dosya istediğini, ...’ı aramasını ve dosyayı hatırlatmasını istediğini, kendisine mevcutlu evrakın olduğunu bilahare arayabileceğini söylediğini, sanık ...’in ısrarla aramasını beklediğini, kendisi de ifade alması gerektiğinden sonra arayacağını belirttiğini, bunun üzerine odasından ayrıldığını, saat 14.00 civarında Cumhuriyet savcısı ...’ı telefonla aradığını ancak hangi telefondan aradığını hatırlayamadığını, aradığı hatların sağlıklı çekmemesi nedeni ile kendisi ile iletişim kuramadığını, telefonun karşı taraftan açıldığını ancak sesinin karşıya gitmediğini, karşı taraftan da sesin gelmediğini, bir süre beklediğini ancak görüşme imkânı bulamayınca telefonu kapattığını, bir daha da yoğun ifade alması nedeni ile aramadığını, daha sonra sanık ...’ın kendisini ya dahili hattan veya cep telefonundan aradığını, kendisine görüşüp görüşmediğini sorduğunu kendisi de görüşemediğini söylediğini, tutanak içeriğinde geçen nöbetçi savcı tarafından dosyanın sorumlu savcısı ... telefonla aranmış olduğunu, kendisinin şehir dışında olduğunu, dosyayı mahkemeye göndermekle ilgili fiili imkânının olmadığı yönünde kendisine herhangi bir söylemde bulunmadığını, kesinlikle ...’ın şehir dışında olduğunu söylemediğini, buna rağmen sanık ...’la görüşürken kendisine ısrarla ... ile niye görüşmediğini sorması üzerine kendisi de sanığa “Ne bileyim belki de şehir dışındadır” diye geçiştirmek amacı ile cevap verdiğini, Tanık ... aşamalarda; Şanlıurfa Adliyesi 3. Asliye Ceza Mahkemesinde hâkim olarak görev yaptığını, Şanlıurfa Başsavcılığının yürüttüğü yasa dışı dinlemelere ilişkin soruşturma kapsamında tutuklu 3 şüphelinin tahliye işleminin yapıldığı 18.01.2015 tarihinde o dönemdeki komisyon başkanı olan sanık ... tarafından nöbetçi hâkim olarak sanık ...'ın belirlendiği süreye ilişkin olarak, normal nöbet çizelgesine göre ...’ın nöbetçi olarak görülmesine rağmen önceden gelen kaymadan dolayı ...’in nöbetçi olduğunu, ... rapor aldığı için normal temayüle göre tekrar listenin başına dönülerek sıranın tekrar kendisine gelmesi gerekirken listede 10. sırada olan sanık ...’ın nöbetçi tayin edildiğini, ...'in yerine nöbetçi belirlenirken kendisine yönelik herhangi bir mazeretinin olup olmadığına dair bir soru sorulmadığını, gerek komisyon başkanına gerekse de bir başka arkadaşına mazeretinin olduğu yönünde herhangi bir açıklamasının olmadığını, tam tersine kendisi henüz görevlendirme yapılmadan Komisyon Müdürü'nü arayarak Ocak ayının sonunda Ankara'ya mazereti nedeni ile gitmesi gerektiğini söyleyerek nöbetinin Ocak aynın sonundan öncesine denk gelen bir tarih olmasını ve liste düzenlenince veya görevlendirme yapılınca kendisine bilgi verilmesini söylediğini ancak kendisine herhangi bir dönüş yapılmadığını, Tanık ... aşamalarda; 2014/24669 soruşturma sayılı dosyada Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğünde 2010-2014 tarihleri arasında görev yapan Emniyet Amirleri..., ... ve... hakkında tutanakta yazılı olan kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği ve sair suçlardan soruşturma yürüttüğünü, dosya kapsamında başka şüphelilerin de mevcut olduğunu ancak ismi sayılan şüphelilerin tutuklandığını, o tarihte hem Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığına vekâlet ettiğini hem de aynı zamanda terör ve örgütlü suçlara baktığını, bu vesileyle dosyanın kendisinde olduğunu, soruşturmanın seyri sonucunda 07.01.2015 tarihinde..., ... ve...’ın tutuklandıklarını, itiraz üzerine 13.01.2015 tarihinde aynı mahkeme tarafından 16.01.2015 Cuma günü de itirazı inceleyen Şanlıurfa l. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından şüpheliler müdafilerinin yaptığı itirazın reddedildiğini, Cuma günü itirazlar bitirilerek dosyanın kendisine geri iade edildiğini, 18.01.2015 Pazar günü saat 10.30 civarında mahkeme nöbetçi kâtibi olduğunu beyan eden erkek bir şahsın kendisini 0537 ..... numaralı cep telefonundan aradığını, sanık ...'ın nöbetçi olduğunu, sözü edilen dosyadaki tutukluların müdafilerinin itiraz dilekçesi verdiklerini, bu itirazın incelenmesi amacıyla Hâkim Bey'in dosyayı istediğini söylediğini, kendisi o saatte evde olduğunu, sanığın normal nöbet sırası olmadığı hâlde o haftaya ekstra nöbetçi yazıldığını düşünmesi nedeniyle kuşkulandığını ve dosyayı resmî yazı olmadan göndermek istemediğini, kâtibe ancak UYAP üzerinden bir yazı gelirse dosyayı gönderebileceğini, Hâkim Bey'in isteğini yazılı olarak talep etmesi gerektiğini söylediğini ve telefonu kapattığını, katiple iki kez görüştüğünü ayrıca dosyanın iki kez itiraz incelemesinden geçtiğini ve en son ret kararının henüz iki gün önce Cuma günü verildiğini söylediğini, kendisini o gün bu nedenle başkaca arayanın olmadığını, dosya istek yazısının da kendisine ulaşmadığını, ertesi gün yani 19.01.2015 Pazartesi günü adliyeye geldiğinde katibinin kendisine üzerinde numara yazılı olmayan bir kısım belgeler olan ancak içerisinde sözü edilen soruşturmada tutuklu olan sanıkların nöbetçi l. Sulh Ceza Hâkimi sıfatıyla tahliyesi kararı bulunan ve cezaevine tahliye müzekkereleri yazılmış olan bir dosya örneği getirdiğini, incelediğinde soruşturma dosyasında bulunan esaslı hiçbir bilgi ve belgenin olmadığını, sadece şüpheli müdafisinin sunmuş olduğu şüpheli savunmalarını içeren beyan örneklerinin olduğunu, Teftiş Kurulu raporu, müşteki ifadeleri, görev yazıları vb. dosyada asıl delil olan hiçbir bilgi ve belge olmadan sırf nöbetinin son gününde tahliye kararını yetiştirmek amacıyla oluşturulmuş ve üzerine tahliye kararı verilmiş bir gölge dosya olduğunu gördüğünü, hâkimin dosyada kısıtlama kararı olması nedeniyle dosyayı UYAP üzerinden de görme imkânının olmadığını, kararın dosya görülmeden verildiğini, dosyanın 4-5 klasör olduğunu, bunun üzerine yazılı bir talep gelip gelmediğini araştırdığını, yazılı dosya istek talebinin Cumhuriyet Başsavcısının sekreteri olan ...’ın ekranına UYAP üzerinden gönderdiğini gördüğünü ancak bu sekreterin mesai haricinde gelmesi ve bu yazıyı görmesinin mümkün olmadığını, yazıyı kendi ekranına veya katibi olan ...'in ekranına gönderme imkânı varken sırf kendisinin şehir dışında olduğuna yönelik tutanak düzenleyip dosyanın aslına ulaşmakta zorlandığına zemin hazırlamak amacıyla Başsavcı Sekreterinin ekranına gönderdiğini düşünmediğini çünkü katibiyle birlikte kendisini arandığında, şehir dışında olduğuna ve dosyayı fiilen göndermesinin mümkün olmadığına yönelik ayrıca bir tutanak tuttuğunu gördüğünü, sanık ...’ın şüpheliler müdafisiyle önceden görüşüp sırf tahliyelerini temin etmek amacıyla nöbetinin son gününde 2 gün önce incelenip, şüphelilerin tahliye talepleri reddedilmesine rağmen Pazar günü dosyanın aslını incelemeden hiçbir aciliyeti söz konusu olmadığı hâlde bilinçli ve kasıtlı olarak bu tahliye kararını verdiğini düşündüğünü, çünkü şüpheliler müdafilerinin tahliye talep dilekçesinin aynı hâkim tarafından bir gün önce Cumartesi günü havale edildiğini, bunun da sanık ...’in Cumartesi günü dilekçeden haberdar olduğunu gösterdiğini, eğer olay çok acil olsaydı Cumartesi bakılması gerekeceğini, ayrıca yine sanık ...’ın normal nöbet sıralamasının yaklaşık 9-10 hafta sonra gelmesinin ve o dönemde Komisyon Başkanı'nın nöbet sıralamasında bilinçli olarak değişiklik yaptığı kuşkusunun da olduğunu, kendisinin şehir dışında olduğunun da doğru olmadığını, kesinlikle arandığı sırada evinde televizyon izlediğini, gerekirse bu durumun cep telefonu sinyal baz bilgilerinden de çıkabileceğini, sinyal bilgilerinin ve HTS raporlarından da anlaşıldığını, Tanık ... aşamalarda; Şanlıurfa Adliyesi 7. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi olduğunu, yaklaşık 1 yıldır bu görevi yürüttüğünü, soruşturmaya konu işlemin tarihini kapsayan 12.01.2015 ve 18.01.2015 tarihleri arasında, daha öncesinde 10.01.2015 Cumartesi günü lojmanda bulunduğu sırada aniden baş dönmesi ile düşmesi üzerine karşı komşusu olan Başsavcı Vekili Velihattin Bey'in yardımı ile hastaneye gittiğini, vertigo teşhisi sonucu tedavi altına alındığını, mesaisinin başladığı 12.01.2015 tarihinden itibaren de o hafta raporlu olduğunu, raporlu olduğu hafta nöbetçi olduğu bilgisinin de olmadığını, kendisinin yerine mutat uygulama gereği listede yazan hâkimlerden bir diğerine geçtiği şeklindeki uygulama dışında liste ortasından ... Kabraman'ın nöbetçi olarak belirlendiğine ilişkin herhangi bir duyumunun olmadığını, Tanık ... aşamalarda; Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcı Vekili olduğunu, inceleme konusu olan işlem tarihinde de Şanlıurfa Başsavcılığı Kaçakçılık ve Organize Suçlar Bürosunda Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığını, kendisi ile birlikte o tarihte aynı büroda görev yapan ve hâlen İstanbul Anadolu Cumhuriyet savcısı olan ...'ın da 2014/24669 soruşturma numaralı "Usulsüz ve Yasadışı Sahte İsimlerle Dinleme Yapan Emniyet Müdürlüğü Görevlileri" konulu soruşturma dosyasının yetkili savcısı olduğunu, normal nöbet çizelgesine göre daha öncesinden arada oluşan 1 haftalık kayma nedeniyle 12.01.2015–18.01.2015 tarihleri arasında Hâkim ...’in nöbetçi olduğu ve onun da bu tarihler arasında raporlu olarak görevinden ayrılmış olması nedeniyle normal çizelgeye göre tekrar başa dönülerek ...'ün nöbetçi olması gerekirken, o tarihte Adalet Komisyonu Başkanı olan sanık ...'ün listede 10. sırada bulunan Hâkim sanık ...’ın görevlendirdiğini, sanığın da nöbetçi hâkimin yerine geçerek tahliye dilekçesini değerlendirip karar verdiğini, sanık ...’in görevlendirmeyi yapan o zamanki Adalet Komisyonu Başkanı sanık ...’ün mahkemesinde üye olarak görev yaptığını, görevlendirme işleminin normal prosedüre göre yapılması gerekirken rutinin dışına çıkılarak sanığın görevlendirilme nedeninin ne olduğunu bilmediğini, zaten bu şekilde görevlendirme yapıldığını da daha sonradan komisyon tarafından gönderilmiş olan belgeden anladığını, sanık ...’ın şüpheli müdafilerinin verdiği tahliye dilekçesi üzerinden fiziki dosyada veyahut UYAP ortamında herhangi bir inceleme yapmadan tutuklu 3 şüphelinin tahliyesine karar verdiğini, zaten karar verdiği tarihte söz konusu tahliye talebine ilişkin soruşturma evrakının sadece fiziki dosyasının mevcut olduğunu, dosya üzerinde gizlilik kararı olması nedeniyle ve henüz tarama işlemi yapılıp UYAP ortamına aktarılmamış olmasından elektronik ortamda inceleme imkânının da olmadığını, buna rağmen incelenmemiş dosya üzerinden delil değerlendirmesi yapılarak tahliye kararı verildiğini, Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığının 22.12.2017 tarih ve 2016/6898 soruşturma yazısı ekinde gönderilen Eski Cumhuriyet Savcısı ...'un şüpheli sıfatıyla müdafi huzurunda alınan 12.08.2016 tarihli ifadesinde; 2014 HSYK seçimlerinde... Şanlıurfa'ya geldiğinde sanık ...'ün Hilton Otel'ini ayarlayarak hâkim ve savcıları oraya çağırdığını, adliyede odaları tek tek dolaşıp...'in oy istediğini, ayrıca polisler hakkındaki Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/24669 sayılı soruşturmasıyla ilgili olarak da Başsavcı...'nun Yargıtay üyesi seçilmesinden sonra Başsavcı Vekili ...'ın dosyayı Cumhuriyet Savcısı ...'dan alabilmek için neler yaptığına ilişkin anlatımlarda bulunarak dosyanın ...'dan alınmasından sonra Başsavcı Vekili ... tarafından kendisine gönderilip ısrarla görüşmeye çağrıldığını, odasına gittiğinde odada Komisyon Başkanı ...'ün de bulunduğunu gördüğünü, Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının 21.12.2017 tarih ve 2016/30456 soruşturma sayılı yazısı ekinde gönderilen Zabıt Kâtibi... ...ın 23.12.2016 tarihinde tanık sıfatıyla alınan ifadesinde özetle; hakkında FETÖ/PDY terör örgütü üyeliği suçundan soruşturma yürütülen ... isimli kişinin Komisyon Başkanı ... ile oldukça samimi olduğunu, adliyede kendisini sık sık ziyarete geldiğini, ayrıca Komisyon Başkanı ...'ün 2014 yerel seçimlerinde Ak Parti'ye oy vermemeleri konusunda kendilerine yönlendirmede bulunduğunu, kendisinin bu partiye oy vereceğini söylemesi üzerine mobinge maruz kaldığını, Şanlıurfa 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/4 esas sayılı dava dosyasında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık olarak yargılanan, - ... müdafi huzuruyla alınan 30.08.2016 tarihli Kolluk ifadesinde; Sanık ...’nın cemaatçi olduğunu bilmeyenin bulunmadığını, bu şahsın cemaatin avukatı olarak bilindiğini, 25/04/2016 tarihinde ilk gözaltına alındıklarında sanık ...’un gönüllü olarak cemaatçi olduğu bilinen şahısların avukatlığını yaptığını bildiğini, Hakkında açılan kamu davasının 25.04.2017 tarihli celsesinde de; bu ifadelerine atfen ifadelerinin doğru olduğunu ve aynen tekrarladığını, Cenap Saatçi müdafisi huzuruyla alınan 21.08.2016 tarihli Kolluk ifadesinde; sanık ...’nın kısa adı ŞUGİAD olan (FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne müzahir olduğu belirlenen) Şanlıurfa Genç İşadamları Derneği’nin yönetim kurulu üyesi olduğunu, bu dernek yöneticilerinin hepsinin Fetullah Gülen Cemaati ile bağlantısının olduğunu bildiğini, sanığı avukat olması ve kendisinin sanığın abisi ile aynı mahallede olması nedeniyle tanıdığını, Savcılıktaki ifadesinde; bu ifadelerini tekrarladığını, Hakkındaki kamu davasının 25.04.2017 tarihli celsesinde de; bu ifadelerine atfen ifadelerinin doğru olduğunu ve aynen tekrarladığını, ... müdafisi huzuruyla alınan 23.08.2016 tarihli Kolluk ifadesinde; sanık ...’yı avukat olarak tanıdığını, Tevhide Hatun Lisesinde OSM Hastanesinin üst katında iki defa toplantılara katıldığını, burada konuşmacılarca Fetullah Gülen’i öven, Zaman Gazetesi abonesi olunması ve kurban bağışı yapılması yönünde yönlendirici konuşmaların yapıldığını, sanık ...’yı da bu toplantılarda gördüğünü, Hakkında açılan kamu davasının 20.04.2017 tarihli celsesinde ise; toplantıya katıldığı yolundaki ifadelerinden döndüğü, bu ifadelerinin doğru olmadığını, ... hakkında açılan kamu davasının 20/04/2017 tarihli celsesinde; Fetullah Gülen cemaatinin düzenlediği bir gezi programı kapsamında sanık ...’nın da bulunduğu bir grupla 2012 ya da 2013 yıllarında Uganda’ya gittiklerini, burada FETÖ/PDY’ye ait bir okulu ziyaret ettiklerini, Ahmet Batur hakkında açılan kamu davasının 17.04.2017 tarihli celsesinde; FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amaçlarına hizmet ettiği anlaşılan Sema Basın Yayın Eğitim Ltd. Şti'ne örgütün Şanlıurfa sorumlusunun teklifi üzerine ortak olduğunu, şirkete ortak olurken herhangi bir para ödemediğini, 2013 yılı Aralık ayından itibaren bu hissesini devretmek için girişimlerde bulunduğunu, ancak 15 Ekim 2015 tarihine kadar çeşitli engeller nedeniyle devri yapamadığını, bu tarihte ise herhangi bir karşılık almadan hissesini sanık ...’ya devrettiğini, Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/40209 sayılı soruşturma dosyası kapsamında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli olarak soruşturması devam eden Musa Şahin’in müdafisi huzuruyla alınan 29.05.2018 tarihli Kolluk ifadesinde; fotoğraf üzerinden yaptığı teşhislerde sanık ...’yı cemaat evi ve askeri okulda ilgili sorumlu abi olarak teşhis ettiğini, 2000 yılında FETÖ/PDY terör örgütüne ait olan ve İstanbul Fatih’de faaliyet gösteren FEM Dersanesinin deneme sınavına girdiğini ve ücretsiz kayıt hakkı kazandığının kendisine bildirilmesiyle bu dersaneye gittiğini, buradakilerin maddi durumu iyi olmayan öğrencilere evde ders verdiklerini söylemeleri üzerine bunu kabul ettiğini, yönlendirildiği ders çalışma evinin sorumlusunun o tarihlerde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi olan sanık ... olduğunu, sanık ...’un ders çalışma yanında Fetullah Gülen’e ve Said Nursi’ye ait kitapları okumaları için verdiğini ve bu kitapları okuyup okumadıklarını denetlemek için de kendilerini sınava tabi tuttuğunu, sanık ...’un kendisini ve kendisiyle birlikte eve gelen diğer öğrenci arkadaşlarını askeri okullara gitmeleri için özendirmeye ve yönlendirmeye çalıştığını, özel bir hastanede sağlık kontrolleri dahi yaptırdıklarını, askeri okullar ve polislik sınavları için formları temin edip başvuru yaptırdığını, kendisinin astsubay hazırlama okulunun sınavlarını kazandığını, gitmek istemediğini ancak sanık ...’un ailesini ve kendisini ikna ettiğini, mülakatta sorulabilecek sorularla ilgili kendisinin ve ailesinin inançlarını saklamaya matuf cevaplar vermesi yolunda telkinlerde bulunduğunu, sanığın yönlendirmeleri ve ailesini de ikna edip bunların da baskılarıyla nihayet 2001 yılında Mızıka Astsubay Hazırlama Okuluna kayıt yaptırdığını; okul sürecinde örgütün, okuldaki diğer elemanı Tuğrul Özer aracılığıyla kendisiyle irtibata geçtiğini, yine sanık ...’un kendisi ve Tuğrul Özer’le ilgilenmeye devam ettiğini, gözle nasıl namaz kılınabileceğini anlattığını, kendileriyle irtibatı nasıl sağlayacaklarını anlattığını ve Tuğrul’a irtibat numarasını ezberlettiğini, okulun ilk yılında Harun’la sadece 3 haftasonunda buluştuklarını ve her birinde ayrı evlere gittiklerini, burada sanık ...’un kendilerine Kur’an okuttuğunu, Fetullah Gülen’e ya da Said Nursi’ye ait kitapları okuttuğunu, bu sohbetler esnasında kendilerine okulda yapıdan olduğundan şüphelendikleri kimsenin olup olmadığını sorduğunu, bunu üstünün sorması nedeniyle kendilerine sorduğunu söylediğini, sanık ...’un sabit hatlardan kendisini arayarak çağırdığını bu sohbetlere çeşitli bahanelerle katılmadığını ve bu durumun okulun son sınıfına kadar devam ettiğini, son sınıfa geldiğinde sanık ...’un kendisini arayıp gitmediği takdirde okuldan mezun olamayacağına dair tehdit ettiğini, bu tehdit nedeniyle korktuğundan Harun’la buluşmaya gittiğini, Harun’un bu buluşmada artık kendisiyle başka birinin ilgileneceğini, kendisinin ilgilenmeyeceğini bildirdiğini, Beyan etmişlerdir. A- SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ SUÇU 1- Terör Kavramı, Suç Örgütü, Terör Örgütü ve Silahlı Terör Örgütü Kurma, Yönetme ve Üye Olma Suçları Terör konusunu özel bir kanunla düzenleme yoluna giden kanun koyucu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörü; “Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.”; aynı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında terör suçlusunu, "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi..." şeklinde tanımlamış, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, terör örgütüne mensup olmasa da örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağını hüküm altına almıştır. Bu genel terör ve terör suçlusu tanımları dışında; 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesinde doğrudan terör suçları, 4. maddesinde de dolaylı terör suçları düzenlenmiştir. 18.07.2006 tarihli ve 26232 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5532 sayılı Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 17. maddesiyle, terör örgütünün tanımını yapan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun birinci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları yürürlükten kaldırılmış; madde gerekçesinde, Türkiye'nin de taraf olduğu Sınır Aşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nin 2. maddesinin (a) bendine uygun olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesinde suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüt tanımlaması yapıldığı için, Terörle Mücadele Kanunu'nda ayrıca örgüt tanımlaması yapılmasına gerek görülmediği belirtilmiştir. TCK'nın 6. maddesinin birinci fıkrasının (j) bendine göre örgüt mensubu suçlu; suç işlemek için örgüt kuran, yöneten, bu örgüte katılan veya örgüt adına suç işleyen kişidir. TCK'nın “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma” başlıklı 220. maddesinde; “(1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir. (2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Örgütün silahlı olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza dörtte birinden yarısına kadar artırılır. (4) Örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur...” hükmüne yer verilmiştir. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuyla korunan hukuki yarar kamu güvenliği ve barışıdır. Suç işlemek için örgüt kurmak, toplum düzenini tehlikeye soktuğu ve araç niteliğindeki suç örgütü, amaçlanan suçları işlemede büyük bir kolaylık sağladığından, bu suç nedeniyle kamu güvenliği ve barışın bozulması bireyin güvenli, barış içinde yaşamak hakkını da zedeleyeceğinden, işlenmesi amaçlanan suçlar açısından hazırlık hareketi niteliğinde olan bu fiiller ayrı ve bağımsız suçlar olarak tanımlanmıştır. Böylece bu düzenlemeyle aynı zamanda bireyin, Anayasa'da güvence altına alınmış olan hak ve özgürlüklerine yönelik fiillere karşı da korunması amaçlanmıştır. Bu amaçla henüz suç işlenmese dahi, sadece suç işlemek amacıyla örgüt oluşturmuş olmaları nedeniyle örgüt mensubu faillerin cezalandırılması yoluna gidilmiştir. Bunun asıl nedeni suç işlemek için örgüt kurmanın, kamu barışı yönünden ciddi bir tehlike oluşturmasıdır. Kanun koyucu bu düzenleme ile öncelikle gelecekte işlenebilecek suçları engellemek istemiştir. Bu suçun mağduru ise; öncelikle kamu güvenliği ve barışını sağlamakla yükümlü olan devlet ve toplumu oluşturan bireylerdir. TCK'nın 220. maddesi kapsamında bir örgütün varlığından söz edebilmek için; en az üç kişinin, suç işlemek amacıyla hiyerarşik bir ilişki içerisinde, devamlı olarak amaç suçları işlemeye elverişli araç ve gerece sahip bir şekilde bir araya gelmesi gerekmektedir. Örgüt, soyut bir birleşme olmayıp bünyesinde hiyerarşik bir ilişki barındırmaktadır. Bu hiyerarşik ilişki, bazı örgüt yapılanmalarında gevşek bir nitelik taşıyabilir. Oluşturulan bu ilişki sayesinde örgüt, mensupları üzerinde hâkimiyet tesis eden bir güç kaynağı niteliğini kazanmaktadır. Bu nedenle niteliği itibarıyla devamlılık arz eden örgütün varlığı için ileride ihtimal dahilindeki suç/suçları işlemek amacı etrafındaki fiilî birleşme yeterlidir. Buna karşın, kişilerin belirli bir suçu işlemek için bir araya gelmesi hâlinde ise örgüt değil, iştirak ilişkisi mevcuttur. Ceza Genel Kurulunun istikrar bulunan ve süregelen kararlarında da belirtildiği üzere, TCK'nın 220. maddesi anlamında bir örgütten bahsedilebilmesi için, a) Üye sayısının en az üç veya daha fazla kişi olması gerekmektedir. b) Üyeler arasında gevşek de olsa hiyerarşik bir bağ bulunmalıdır. Örgütün varlığı için soyut bir birleşme yeterli olmayıp örgüt yapılanmasına bağlı olarak gevşek veya sıkı bir hiyerarşik ilişki olmalıdır. c) Suç işlemek amacı etrafında fiili bir birleşme yeterli olup örgütün varlığının kabulü için suç işlenmesine gerek bulunmadığı gibi işlenmesi amaçlanan suçların konu ve mağdur itibarıyla somutlaştırılması mümkün olmakla birlikte, zorunluluk arz etmemektedir. Örgütün faaliyetleri çerçevesinde suç işlenmesi hâlinde, fail, örgütteki konumuna göre, üye veya yönetici sıfatıyla cezalandırılmasının yanında, ayrıca işlenen suçtan da cezalandırılacaktır. d) Örgüt niteliği itibarıyla devamlılığı gerektirdiğinden, kişilerin belli bir suçu işlemek veya bir suç işlemek için bir araya gelmesi hâlinde, örgütten değil ancak iştirak iradesinden söz edilebilecektir. e) Amaçlanan suçları işlemeye elverişli, üye, araç ve gerece sahip olunması gerekmektedir. Yukarıda belirtildiği üzere kanunların suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli yapılara suç örgütü denmektedir. Terör örgütleri ise ideolojik amaçları olan suç örgütleridir. Terör örgütlerini, suç örgütlerinden ayıran bu ideolojik amaç; 3713 sayılı Kanun'un 1. maddesinde gösterilen Cumhuriyetin Anayasa'da belirtilen niteliklerine karşı olabileceği gibi, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Türk Devleti ve Cumhuriyetin varlığına, Devlet otoritesini zaafa uğratmaya veya yıkmaya ya da ele geçirmeye, Devletin iç ve dış güvenliğine, kamu düzeni veya genel sağlığa ya da temel hak ve hürriyetlere yönelik de olabilmektedir. Bununla birlikte, suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu tamamlayıcı bir suçtur. Bu nedenle bazı suçları işlemek için örgüt kurmanın başka ceza normları tarafından ayrıca özel olarak düzenlenmesi durumunda, ilgili suç tipinde öngörülen hükümlerin uygulanması gerekir. Buna göre soykırım ve insanlığa karşı suç için kurulmuş örgütleri kuran, yöneten ve üye olanlar hakkında TCK'nın 78. maddesi, devletin güvenliğine, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla terör örgütü kuranlar, yönetenler ve üye olanlar hakkında ise TCK'nın 314. maddesi uygulanacaktır. 3713 sayılı Kanun'un "Terör örgütleri" başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır.” hükmü ile TCK'nın 314. maddesine atıf yapılmıştır. TCK'nın 314. maddesinde tanımlanan "Silâhlı örgüt" suçu ise; "(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir. (3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir. Örgütlü suçluluğun özel bir türü olarak öngörülen, TCK'nın "Silahlı Örgüt" başlıklı 314. maddesinde; TCK'nın İkinci Kitabının, Dördüncü Kısmının Dördüncü Bölümünde yer alan devletin güvenliğine karşı suçlar ile Beşinci Bölümünde yer alan Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran, yöneten ve örgüte üye olanların cezalandırılmaları öngörülmüş ve maddenin son fıkrasında; suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümlerin, bu suç açısından aynen uygulanacağı düzenlenmiştir. 3713 sayılı Kanun kapsamına giren suçları işlemek için örgüt kurulması hâlinde ortada bir terör örgütünün varlığı söz konusudur. TCK'nın 314. maddesinde hüküm bulunmayan hâllerde, TCK'nın 220. maddesindeki koşullar göz önünde bulundurulacaktır. (Feridun Yenisey Örgütlü Suçlar ve Terör Suçları Eğitim Modülü, s. 46) Buna göre TCK'nın 314. maddesi bakımından bir oluşumun veya yapılanmanın, silahlı terör örgütü sayılabilmesi için TCK'nın 220. maddesinde düzenlenen suç işlemek için örgüt kurma suçunda gerekli koşulların yanında aşağıda gösterilen şartlar da aranmaktadır: a) Yöntem: Terör örgütü, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle hareket eden bir örgüt tipidir. Buradaki cebir ve şiddet kullanma tabirini doğrudan kullanma şeklinde anlamlandırmak doğru olmayacaktır. Bu kavramın içine cebir veya şiddet kullanılacağına ilişkin güncel tehdidin bulunması da dahildir. b) Amaç-Saik: Silahlı terör örgütü, siyasi maksatla faaliyet gösteren örgütleri ifade eder. Bu bakımdan 3713 sayılı Kanun'un birinci maddesinde sayılan amaca yönelik ve devletin Anayasal düzeni veya devletin güvenliğine karşı bir suç işlemek amacıyla faaliyet gösterir. c) Elverişlilik: Silahlı terör örgütünün, TCK'nın İkinci Kitabının, Dördüncü Kısmının Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçları amaç suç olarak işlemek üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkânına sahip bulunması gerekir. Amaca matuf kavramı ise, silahlı terör örgütünün yapısının, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olmasını ifade eder. Belirsiz sayıda suç işleme hedefi doğrultusunda kurulan silahlı terör örgütünün, 3713 sayılı Kanun'un birinci maddesinde belirtilen amaca yönelik faaliyet göstermesi örgütün varlığı için yeterli olup ayrıca amaçlanan suçları işlemesi gerekmez. d) Araç-gereç: Örgüt mensuplarının tamamı olmasa bile bir kısmının silahlı olması, silahlı terör örgütünün oluşması için yeterlidir. Örgüt, bu silahları gerektiğinde kullanma imkan ve olanağına sahip ise silahlı olduğu kabul edilmelidir. Silahlı terör örgütünün elinde bulunan silahın devlete ait olması ya da bu silahların hukuka aykırı yollardan elde edilmesi bu suçun oluşması açısından önem taşımaz. 2- FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı, 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı ile 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararlarında da ayrıntılarıyla belirtildiği üzere; FETÖ/PDY silahlı terör örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; "Altın Nesil" adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür. İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan FETÖ/PDY silahlı terör örgütü “gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek, gerçeği inkâr etmek” üzerine kuruludur. Talimatlar yoluyla kollektif bir şekilde mobilize olan, kamu erkinin kritik bürokratik alanları başta olmak üzere, kamusal alanı ele geçirme refleksiyle hareket eden, mülkiye, adliye, emniyet, eğitim, istihbarat ve ordu içerisinde kendi özel hiyerarşisiyle illegal şekilde kadrolaşan, devletin tüm kurumlarına yerleştirdiği örgüt mensuplarıyla devlet teşkilatını kendisine hizmet eder hale getiren ve adeta devlet içinde ayrı bir devlet yapısı oluşturan örgütün lideri Fethullah Gülen tarafından; "Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!; bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!” “Adliye, mülkiye veya başka hayati bir müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti öyle ferdi mevcudiyetler şeklinde ele alınıp değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir. Bir ölçüde onlar bizim varlığımızın teminatıdır.” “Zaman henüz uygun değil. Bütün dünyayı omuzlayıp taşıyabileceğimiz zamana dek, tamam olacağınız ve koşulların uygun olacağı zamana dek beklemelisiniz! Bilhassa, haber alma hususunda her zaman hasım cephenin çok önünde olunmalıdır.” “Yani siz hâkim değilsiniz başka kuvvetler var. Bu ülkede değişik kuvvetleri hesap edecek dengeli, dikkatli, tedbirli, temkinli yürümekte yarar var ki geriye adım atmayalım…” “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. (…) bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. (…) sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.” “Daima tedbirli olmalıyız, daima istişare içerisinde karar alın, ana istişare organı olan Başyüceler ne karar aldıysa onu uygulayın (Kaldı ki; Başyüceler’in lideri de kendisidir) bütün güç merkezlerine ulaşmalıyız …” “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak.” şeklinde değişik yer ve zamanlarda örgüt mensuplarına verilen talimatlarda gizliliğe atfedilen önem görülmektedir. Örgüt, kamu kurum ve kuruluşlarına yerleştirdiği personelin aile yaşamlarına dahi müdahale ederek şahısların kiminle evleneceğine de karar vermektedir. Örgüt, kamu kurumlarında sayısı beş kişiyi geçmeyen bir örgüt abisine bağlı hücreler şeklinde yapılanmıştır. Hücreler birbirinden haberdar değildir. Bu şekilde bir hücre açığa çıksa bile diğer hücrelerin faaliyetlerine devam ederek deşifre olmaları engellenmektedir. İçlerinde katı bir askeri disiplin hâkimdir. Örgütün bütünlüğü üzerinde tek hâkim ve önder Fethullah Gülen olup örgüt içerisinde kainat imamı olarak görülmektedir. Diğer yöneticiler onun verdiği yetkiyle onun adına görev yaparlar. Kainat imamı inancı ve yedi katlı piramidal yapılanmaya sahip FETÖ/PDY silahlı terör örgütünde, örgüt içi hiyerarşide itaat ve teslimiyet katı bir kuraldır. Teslimiyet hem örgüte hem de liderin emrine ona atfen verilen göreve adanmışlıktır. Örgütün hiyerarşik yapılanması tabaka-kat sistemine dayanır. Katlar arasında geçişler mümkün ise de, dördüncü kattan sonrasındaki geçişleri önder belirlemektedir. Katlar şu şekildedir: a) Birinci Kat (Halk Tabakası): Örgüte iman ve gönül bağı ile bağlı olanlar, fiili ve maddi destek sağlayanlardan oluşur. Bunların bir çoğu örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmayan, bilinçli veya bilinçsiz hizmet ettirilen kesimdir. b) İkinci Kat (Sadık Tabaka): Okul, dershane, yurt, banka, gazete, vakıf ve kurum görevlilerinden oluşan sadık gruptur. Bunlar örgüt sohbetlerine katılan, düzenli aidat ödeyen, az veya çok örgüt ideolojisini bilen kişilerdir. c) Üçüncü Kat (İdeolojik Örgütlenme Tabakası): Gayri resmi faaliyetlerde görev alan, örgüt ideolojisini benimseyen ve ona bağlı, çevresine propaganda yapan kişilerdir. d) Dördüncü Kat (Teftiş Kontrol Tabakası): Bütün hizmeti (legal ve illegal) denetler. Bağlılık ve itaatte dereceye girenler buraya yükselebilir. Bu tabakaya girenler örgüte çocuk yaşta kazandırılanlardan seçilir. Örgüte sonradan katılanlar genellikle bu katta ve daha üst katlarda görev alamazlar. e) Beşinci Kat (Organize Eden ve Yürüten Tabaka): Üst düzey gizlilik gerektirir. Birbirlerini çok az tanırlar. Örgüt lideri tarafından atanan ve devletteki yapıyı organize edip yürüten kişilerdir. f) Altıncı Kat (Has Tabaka): Örgüt lideri Fethullah Gülen tarafından bizzat atanan ve lider ile alt tabakaların irtibatını sağlayan, örgüt içi görev değişiklikleri yapıp azillere bakan kişilerdir. g) Yedinci Kat (Kurmay Tabaka): Örgüt lideri tarafından doğrudan seçilen ve on yedi kişiden oluşan örgütün en seçkin kesimidir. Örgütün deşifre olmaması ve Devletin örgüt yapısını çözmekte zorlanması için örgüt hücre tipinde yatay yapılanmaya özen göstermiştir. Hücreler genellikle en fazla beş kişiden oluşan ve bir abla veya abiye bağlı birimlerdir. Hücredeki kişi sayısı bazı kurumlarda üç, TSK gibi bazı kurumlarda ise birebirdir. Her hücreden sorumlu bir imam vardır. FETÖ/PDY'nin asli unsuru müntesipler, ışık evi, yurtlar, okullar, dershaneler olan hizmet birimlerinde yetiştirilmektedir. Bu kurumların temel amacı bu örgüte müntesip yetiştirmektir. İlk ve öncelikli kuruluş gayesi eğitim değil, insan kaynağı sağlamaktır. Örgüte ait özel okul ve yurt gibi yerler toplantı ve himmet toplama amaçlı da kullanılmaktadır. Örgüt, elemanlarını genel olarak genç yaştaki öğrencilerden seçmekte ise de, kamu personelini de sonradan örgüte kazandırabilmektedir. Bütün terör örgütleri gibi FETÖ/PDY de eleman bulma, buldukları elemanları örgüt amacına göre eğitme, örgütsel olarak onlara nasıl davranılması gerektiğini öğretip uygulatma üzerine kuruludur. Örgütsel bağlılığın temini bakımından; kod adı kullanma, gizlilik ve tedbir uygulanması, kişiler hakkında istihbarat toplayıp özel bilgi edinmek, sorunsuz işleyen bir emir ve rapor zincirinin varlığı, devletten ve aileden önde gelen örgüt aidiyeti, devlet hiyerarşisinde daha üstte olsa bile örgüt hiyerarşisi asıl olduğundan daha ast birinden emir alınması, hizmet kardeşliği ve örgüt içi dayanışma nedeniyle illegal olsa dahi talimatın sorgulanmaması, psikolojik tehdidin etkisiyle... iradenin kaybedilmesi hususları önem taşımaktadır. Örgütten ayrılmak kural olarak mümkün değildir. Örgütsel disipline uymayan kişiler örgütten kovulma yerine pasifize edilmektedir. Bu düşüncede olan kişiler önce korkutulur, manevi baskının yanında maddi yaptırımlar da uygulanır. Tüm yaptırımlara rağmen ayrılmakta ısrar eden, itaatsizlikte devam eden kişinin örgütle ilişkisi kesilir. Örgüt bu kişiyi hain ilan ettiğinden her türlü cezalandırma metodu uygulanır. FETÖ/PDY'nin Türk Silahlı Kuvvetlerine, Emniyet Teşkilatına ve MİT'e sızan militanları, şeklen kamu görevlisi gibi gözükse de, bu kişilerin örgüt aidiyetleri diğer tüm aidiyetlerinden önce gelmektedir. FETÖ/PDY’nin devletin tasarrufunda bulunması gereken kamu gücünü, kendi örgütsel çıkarları lehine kullanmakta olduğu anlaşılmaktadır. Çeşitli aşamalardan geçirildikten sonra güçlü örgütsel bağlarla bağlandığı FETÖ/PDY’nin bir neferi olarak TSK, Emniyet Teşkilatı ve Milli İstihbarat Teşkilatında meslek hayatlarına başlayan örgüt mensupları, sahip oldukları silah ve zor kullanma yetkilerini FETÖ/PDY’deki hiyerarşik üstünden gelen emir doğrultusunda seferber etmeye hazır olacak şekilde bir ideolojik eğitimden geçirilmektedir. Bu durum, örgüt lideri tarafından hizmet insanı başlığı altında “örgüte bağlı kişinin azimli, kararlı, hizmete karşı itaatkar, her şeyin sorumluluğunu alması gereken, darbe yediğinde azmi bozulmayan, yüksek rütbelere geldiğinde kendi rütbesi değil de hizmetin rütbesini ön planda tutan, hizmet içerisinde yapacağı görevlerin zor olabileceğine inanan ve bütün varlığını, canını, sevdiklerini hizmet için feda etmeye hazır olması” şeklinde açıklanmaktadır. Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarının etkin birimlerinde ve TSK'da yapılanan FETÖ/PDY, Emniyet ve TSK birimlerinin doğasında var olan cebir ve şiddet kullanma yetkisinin verdiği baskı ve korkutuculuğu kullanmaktadır. Örgüt mensuplarının silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkanının bulunması, silahlı terör örgütü suçunun oluşması için gerekli ve yeterli olmakla birlikte; 15.07.2016 tarihinde meydana gelen kalkışma esnasında TSK içerisinde yapılanıp görünürde TSK mensubu olan ve ancak örgüt liderinin emir ve talimatları ile hareket eden örgüt mensuplarınca silah kullanılmış, birçok sivil vatandaş ve kamu görevlisi şehit edilmiştir. Söz konusu terör örgütü, nihai amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personelin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihai hedefi bulunan FETÖ/PDY, söz konusu ele geçirme süreci tamamlandıktan sonra devlet, toplum ve fertlere dair ne varsa ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn ederek oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç hâline gelmek amacıyla hareket etmektedir. Örgütte sıkı bir disiplin ve eylemli bir işbirliği bulunduğu, örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet edildiği, illegal faaliyetleri gizleyebilmek için hiyerarşik yapıya uygun hücre sistemi içinde yapılanarak grup imamları tarafından emir talimat verilmesi, üyeleri arasında haberleşmenin sağlanması için ByLock gibi haberleşme araçlarının kullanıldığı, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkın gizlendiği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasa'da öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu, demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükümet ve diğer anayasal kurumları feshedip iktidarı ele geçirmek olduğu, bu amaçla, Emniyet, Jandarma teşkilatı, MİT ve Genel Kurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisini haiz kurumlara sızan mensupları vasıtasıyla, kendisinden olmayan güvenlik güçlerine, kamu görevlilerine, halka, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, Meclis binası gibi simge binalar ve birçok kamu binasına karşı ağır silahlarla saldırıda bulunmak suretiyle amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli öldürme ve yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirildiği, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüt faaliyetleri kapsamında işlenen diğer bir kısım eylemlere ilişkin bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, bu davalarda verilen mahkeme ve Yargıtay kararları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında; FETÖ/PDY, küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzerine kurulan bir maşa olarak; Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkıp ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt, kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri Fethullah Gülen tarafından belirlenen ideoloji doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek için hareket etmiştir. Gerçekleştirilen eylemlerde kullanılan yöntem, bir kısım örgüt mensuplarının silah kullanma yetkisini haiz resmi kurumlarda görevli olması, örgüt mensuplarının bu silahlar üzerinde tasarrufta bulunma imkânlarının var olması ve örgüt hiyerarşisi doğrultusunda emir verilmesi hâlinde silah kullanmaktan çekinmeyeceklerinin anlaşılması karşısında; tasarrufunda bulunan araç, gereç ve ağır harp silahları bakımından 5237 sayılı TCK'nın 314. maddesi kapsamında bir silahlı terör örgütüdür. Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesinin istikrar kazanan kararlarında da belirtildiği üzere; terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 214; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi özellikleri de dikkate alındığında, bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, § 350). a) ByLock İletişim Sistemi Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı ile 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı kararlarında da ayrıntılarıyla belirtildiği üzere; ByLock iletişim sistemi global bir uygulama görüntüsü altında belli bir tarihten sonra yenilenen ve geliştirilen hâliyle münhasıran FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanımına sunulmuş bir programdır. ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu terör örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti, kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil olacaktır. Kullanılması için indirilmesi yeterli olmayıp özel bir kurulum gerektiren ByLock iletişim sistemi, güçlü bir kriptolama yoluyla internet bağlantısı üzerinden iletişim sağlamak üzere, gönderilen her bir mesajın farklı bir kripto anahtarı ile şifrelenerek iletilmesine dayanan bir tasarıma sahiptir. Bu şifrelemenin, kullanıcıların kendi aralarında bilgi aktarırken üçüncü kişilerin bu bilgiye izinsiz şekilde (hack) ulaşmasını engellemeye yönelik bir güvenlik sistemi olduğu tespit edilmiştir. 2014 yılı başlarında işletim sistemlerine ait uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olan ByLock'un, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra geliştirilen ve yenilenen sürümünün ancak örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve Bluetooth yoluyla yüklenildiği yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşılmıştır. ByLock iletişim sistemi 46.166.160.137 IP adresine (Internet ağına doğrudan bağlanan her cihaza verilen, numaralardan oluşan benzersiz adres) sahip sunucu üzerinde hizmet sunmaktadır. Sunucu yöneticisi, uygulamayı kullananların tespitini zorlaştırmak amacıyla ayrıca 46.166.164.176, 46.166.164.177, 46.166.164.178, 46.166.164.179, 46.166.164.180, 46.166.164.181, 46.166.164.182, 46.166.164.183 no'lu IP adreslerini de kiralamıştır. ByLock iletişim sisteminin akıllı telefonlara yüklendikten sonra kullanılabilmesi için kullanıcı adı/kodu ve parolanın, akabinde cihaz üzerinde rastgele el hareketleriyle oluşturulan kullanıcıya özel güçlü bir kriptografik şifrenin belirlenmesi ve bu bilgilerin uygulama sunucusuna kriptolu olarak iletilmesi gerekmektedir. Bu şekilde ByLock iletişim sistemine dahil olan kullanıcıya sistem tarafından otomatik olarak bir kullanıcı kodu (User-ID numarası) atanmaktadır. Global ve ticari uygulamaların aksine, kullanıcıların tespitini zorlaştırmak için ByLock iletişim sistemine kayıt esnasında kullanıcıdan telefon numarası, kimlik numarası, e-posta adresi gibi kişiye ait özel bir bilgi talep edilmemekte, SMS şifre veya e-posta yoluyla doğrulama işleyişi bulunmamaktadır. ByLock iletişim sistemi üzerinde telefon numarası veya ad-soyad bilgileri ile arama yapılarak kullanıcı eklenmesine imkân bulunmamaktadır. Diğer taraftan ByLock iletişim sisteminde benzer uygulamalarda bulunan telefon rehberindeki kişilerin uygulamaya otomatik olarak eklenmesi özelliği de bulunmamaktadır. ByLock iletişim sisteminde kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını birbirlerine eklemeleri gerekmekte, ancak bu aşamadan sonra taraflar arasında mesajlaşma başlayabilmektedir. Bu bakımdan kullanıcıların dahi istediği zaman bu sistemi kullanma imkânı bulunmamaktadır. Bu kurgu sayesinde uygulama, sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân vermektedir. ByLock iletişim sisteminde, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunmaktadır. Böylece kullanıcıların, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlanmıştır. Kullanıcıların tüm iletişimlerinin ByLock sunucusu üzerinden yapılması, buradaki grupların ve haberleşme içeriklerinin uygulama yöneticisinin denetim ve kontrolünde olmasını da mümkün hâle getirmiştir. Kullanıcı tespitinin önlenmesi ve haberleşme güvenliği için alınan bir diğer güvenlik tedbiri ise, ByLock'a ait sunucu ve iletişim verilerinin, uygulama veri tabanında da kriptolu olarak saklanmasıdır. ByLock kurgusunun aldığı önlemlerin yanı sıra, kullanıcılar da kendilerini gizlemek amacıyla birtakım önlemler almış, bu çerçevede haberleşme içeriklerinde ve uygulamadaki arkadaş listelerinde, kişilerin gerçek bilgileri yerine örgüt içindeki "kod adlarına" yer verip çok haneli parolalar belirlemişlerdir. Türkiye’den ByLock'a erişim sağlayan kullanıcılar, kimlik bilgilerinin ve iletişimin gizlenmesi amacıyla VPN (Sanal Özel Ağ) kullanmaya zorlanmıştır. Büyük bir kullanıcı kitlesine sahip ByLock iletişim sistemi, 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi öncesinde Türk ve yabancı kamuoyu tarafından bilinmemektedir. ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakını FETÖ/PDY mensuplarına ait örgütsel temas ve faaliyetlere ilişkindir. Bu kapsamda buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, Fethullah Gülen'in talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye'yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ/PDY'ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafii temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ/PDY aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, deşifre olduğu düşünüldüğünde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verileceği ve Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel niteliği olan mesajlar gönderildiği anlaşılmıştır. MİT'in yasal yetkisi çerçevesinde temin ettiği ByLock veri tabanı üzerindeki incelemeler sonucunda, ByLock sunucusunun IP'lerine bağlanmaları nedeniyle sunucunun log kayıtlarında tutulan IP adreslerine ait abone bilgileri belirlenebildiği gibi ByLock sunucusunda kaydı olan kullanıcıların User-ID numaraları, kullanıcı adı ve şifre bilgileri, sisteme bağlantı tarihleri (log kayıtları), User-ID ekleyen diğer kullanıcılara ait bilgiler (roster kayıtları), ByLock kullanıcısının kurduğu ya da katıldığı gruplar, mesaj içerikleri gibi verilerin bir kısmı ya da tümünün tespiti ve çözümü de gerçekleştirilebilmektedir. Dolayısıyla, KOM Daire Başkanlığınca yürütülen çalışmalarla bir kısmı ya da tümü tespit edilen bu verilerin değerlendirilmesi sonucunda, sistem tarafından atanan User-ID numarasının gerçekte hangi kullanıcıyla eşleştirildiği ve bu kabulü sağlayan verilerin neler olduğu hususunda düzenlenen ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında yer alan bilgiler, sisteme dahil olduğu anlaşılan ByLock kullanıcısının gerçekte kim olduğuna ve bu kişinin terör örgütü içerisindeki hiyerarşik konumuna yönelik önemli bilgiler içerebilmektedir. Bununla birlikte, ByLock sistemine dair yukarıda belirtilen teknik analizler dikkate alındığında; gerçekte ByLock sistemine (ağına) dahil olan kişinin, Türkiye'ye ait olmayan IP'ler üzerinden ByLock sistemine bağlanması nedeniyle, ByLock IP'lerine bağlantı yaptığına dair CGNAT kayıtlarına ulaşılamayabileceği gibi, KOM birimlerince ByLock sunucu verileri üzerinde yapılan incelemenin henüz sonuçlanmaması veya bu incelemelere rağmen bu kişiye ait olan verilerin kurtarılamaması - çözümlenememesi nedenleriyle User-ID numarası, kullanıcı adı, şifre, log kayıtları, roster bilgileri veya mesaj içerikleri gibi verilerin henüz tespit edilememiş olması ya da incelemeye rağmen tespit edilememesi de söz konusu olabilmektedir. Ancak bu durumda dahi, başka kullanıcılara ait kurtarılan - çözümlenen roster kayıtları, mesajlar vb. verilerin içeriğinin değerlendirilmesi sonucunda, ByLock programını kullandığı hâlde kendisine ait veriler henüz bulunamayan ya da çözümlenemeyen diğer kullanıcıların da kim oldukları tespit edilebilmekte, böylelikle başta kullanıcısı belli olmayan bir User-ID numarasının gerçekte kime ait olduğu da belirlenebilmektedir. Gerçek kullanıcısı bu şekilde belirlenen User-ID numaralarına ilişkin olarak da Bylock tespit ve değerlendirme tutanakları düzenlenebilmektedir. Öte yandan, Bylock tespit ve değerlendirme tutanağının düzenlenmesinden önceki bir tarihte, failin abonesi olduğu bir ADSL ya da GSM aboneliği üzerinden ByLock sistemine bağlantı yapıldığı ve sisteme kayıt yapılarak User-ID numarası alındığı belirlenerek bir User-ID numarasının faille (abone) eşleştirilmesi de mümkündür. Kural olarak bu yöndeki tutanağa istinaden de ilgili abonenin ByLock User-ID numarası alarak sisteme dahil olduğu anlaşılabilmektedir. ByLock sunucusuna ait 9 adet IP adresine Türkiye IP'lerinden bağlanan abonelerin bu bağlantılarına dair internet trafik kayıtlarını içeren ve operatörler tarafından tutulan CGNAT (HIS) kayıtları ise bir çeşit üst veridir. Bu veriler; aboneye ait IP adresinin ByLock sunucusuna ait IP adreslerine bağlandığını belirlediğinden, kişinin ByLock sistemine dahil olmuş olabileceği konusunda önemli bir emare olmakla birlikte, IP adreslerine bağlantı yapmanın ötesinde ilgili aboneye sisteme dahil olması için User-ID numarası atanıp atanmadığı ve atanmışsa bu numaranın ne olduğu konusunda bilgi içermemektedir. Dolayısıyla, KOM'un ByLock sunucu verileri üzerinde devam eden incelemelerinin henüz tamamlanmaması ya da incelemeye rağmen verinin kurtarılamaması – çözümlenememesi nedeniyle kişinin herhangi bir User-ID numarasıyla eşleştirilemediği hâllerde de, ByLock sunucusuna ait IP'lere bağlantı yaptığının CGNAT kayıtları doğrultusunda tespit edilmesi mümkündür. Bu durumda kişinin, ByLock sistemine bağlanma yönünde bir hareketi olmakla birlikte henüz kullanıcı adı ve şifre oluşturmak suretiyle User-ID numarası almadığı, bu nedenle sisteme dahil olmadığı ya da gerçekte User-ID numarası alıp henüz veriler üzerindeki incelemenin devam etmesi veya verilerin kurtarılamaması – çözümlenememesi nedenleriyle bu User-ID numarasının kendisiyle eşleştirilemediği anlaşılabileceği gibi, ByLock sunucularına tuzak yöntemlerle (Morbeyin vb.) yönlendirilmiş olabileceği sonucuna da ulaşılabilmektedir. Bununla birlikte, ByLock kronoloji raporundan; CGNAT kayıtlarına göre ByLock sunucusuna ait IP'lere bağlantı sağladığı belirlenen GSM abonelerinden 11.480 GSM abonesinin, ByLock IP'lerine olan bağlantılarının Morbeyin uygulamalarıyla gerçekleştirildiğinin tespitine ilişkin bilgilendirme yazılarının ilgililerin soruşturma ve kovuşturma dosyalarına gönderilmiş olduğu da dikkate alınmalıdır. Gelinen noktada, tek başına delil olarak kullanılması gerektiğinde, kişinin ByLock sistemine (ağına) dahil olduğunun belirlenebilmesi açısından, öncelikle ByLock sunucusunda kayıtlı bir User-ID numarasının kişiyle eşleştirilmesine dair veriler içeren ByLock tespit ve değerlendirme tutanağının; bu belgenin bulunmaması hâlinde de varsa sanığa ait olduğu belirlenen ByLock User-ID numarasını içerir tutanağın getirtilerek tutanaklarda yer alan veriler usulünce sanığa anlatıldıktan sonra sanık ... varsa müdafisinden diyeceklerinin sorulması gerekmektedir. Bu itibarla, failin bilerek ve isteyerek ByLock sunucusunda kayıtlı bir User-ID aldığının belirlenmesi; ByLock sistemine dahil olup ancak bir örgüt üyesinin sahip olabileceği gizli haberleşme imkânına kavuştuğunun, dolayısıyla en azından FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğunun kabulü için gerekli ve yeterli olacaktır. Ayrıca bu ağa dahil olan kişilerin ağ içerisinde başka kişi ya da kişilerle yaptıkları görüşme içeriklerinin olması da aranmayacaktır. ByLock sistemine dahil olan failler yönünden sistem içerisindeki haberleşmelerin kimlerle yapıldığının ve içeriklerinin tespiti ise ancak fail hakkında örgüt yöneticiliğinden dava açılmış olması ve failin örgüt yöneticisi olduğunun belirlenmesi açısından yol gösterici olacaktır. b) Genel Olarak Örgütün Yargı Yapılanması, HSYK ve Yüksek Mahkeme Üyelikleri Seçimleri FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle ilgili olarak ülke sathında yürütülen soruşturmalarda elde edilen dijital veriler, tanık beyanları, haklarında soruşturma yürütülen kişilerin etkin pişmanlık hükümleri kapsamında verdikleri ifadelerle, örgüte ilişkin açık kaynaklara da yansıyan bilgiler doğrultusunda ve Anayasal düzende devletin üç kuvvetinden biri olan yargının işlevinden ileri gelen önemi karşısında; bu örgütün, yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetlerini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, örgüt lideri Fetullah Gülen'in açık kaynaklara da yansıyan “Orada icabında mahkemenin altını üstüne getireceksin, avucuna alacaksın, arkadaşlara diyorum ki ben 'Belki bin döktüreceksin, geriye biri dönecek, 1 milyar vereceksiniz, 10 milyonluk tazminat davası alacaksınız, önemli olan mahkum etmektir yani, avukat da kiralayacaksınız, hakim de kiralayacaksınız... Dünyada satın alınmayacak adam yoktur. Sadece fiyatları farklıdır. Birini az fiyata birini çok fiyata alırsın” şeklindeki beyanı, yargıda kanun dışı kadrolaşma ve bu erke egemen olma hususlarında verdiği örgütsel talimatlardan biridir. Örgütsel kadrolaşma açısından; FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından kendi mensuplarına hâkimlik ve Cumhuriyet savcılığı sınavlarına girmeleri konusunda telkinlerde bulunulduğu, örgüt mensubu öğrencilere hâkimlik ve savcılık sınavını kazanmaları hâlinde örgütün kendilerine referans olacağının söylendiği, mülakatı geçip staja başlayan örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcısı adaylarının Adalet Akademisi ve staj döneminde de yine örgüt tarafından koordine edildiği, söz konusu adayların örgüt mensubu olduklarının anlaşılmaması için kendi başlarına, fakat örgütle irtibatı koparmayacak şekilde ev tutmalarının tavsiye edildiği, adayların beşer kişilik kapalı gruplar hâlinde örgüt tarafından finanse edilen evlerde kalmalarının sağlandığı, bu kapsamda örgüt kurallarına göre iki evin irtibat hâlinde olmasının istendiği, bu evlere murakıp adı verilen örgüt mensubu kişilerin gelerek evde kalan adaylardan bilgi alıp tavsiyelerde bulundukları, Bununla birlikte, örgüte ait ışık evlerinin il bazında eyalet adı altında birden çok bölgeye ayrıldığı, her bölgenin sekiz ilâ on evi kapsadığı, bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi/ablası adı verildiği, örgütün Türkiye Adalet Akademisi stajında adayları staj dönemlerine göre ayırdığı, bazı örgüt mensubu adaylara Türkiye Adalet Akademisi yurdunda kalmaları tavsiye edilerek bu kişilerden, örgüt lehine ya da aleyhine konuşan aday arkadaşlarının bildirilmesinin istendiği, her dönemin sorumlu abisinin/ablasının bulunduğu, evlere gelen örgüt mensubu murakıpların adaylara dinsel ve sosyal davranışları açısından telkinde bulundukları, örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcılarının T1, T2, T3, T4 ve T5 şeklinde kategorize edilerek taşra ve devre yapılanmasının oluşturulduğu, bu yapılanmalarda belirli aralıklarla organizasyon ve görüşmelerin gerçekleştirildiği, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün yüksek yargı içerisinde de benzer şekilde bir yapılanma içerisinde hareket ettiği, bu durumun Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 03.05.2018 tarihli rapordan da anlaşıldığı, söz konusu rapora göre; örgüt mensubu Yargıtay eski Üyelerinin görev yapmakta oldukları hukuk ve ceza dairelerine göre gruplar oluşturulduğu, yüksek yargı eski üyelerini aldıkları kod isimler dikkate alındığında (H1, H2, H3, C1, C2, C3, C4) şeklinde gruplandırıldıkları, Yargıtay eski Üyelerinin görevde bulundukları zaman içerisinde görev yaptıkları Yargıtay Daireleri göz önünde bulundurulduğunda, "H" kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Hukuk Dairelerinde, "C" kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Ceza Dairelerinde görev yaptıkları, isimlendirmelerde yer alan 0, 1, 2, 3 rakamlarının grup içerisindeki hiyerarşiye ilişkin sıralamayı, "0" ile kodlamanın ise grup sorumlusunu gösterdiği, harf ve rakam ile gruplandırmalardan sonra (C3, H2 vb.) bazı isimlendirmelerde kullanıcının adı ve soyadının baş harflerinin eklenmesi suretiyle kod adı oluşturulduğu, "D" harfi ile yapılan gruplandırmanın "Danışma Heyetinde" bulunanları gösterdiği, Yargıtay Hukuk ve Ceza Daireleri genel sorumlusunun "59344 ID" numaralı ByLock hesabı kullanıcısı Yargıtay eski Üyesi Ali Akın olduğu ve bu kişinin "Danışma Heyeti" ile diğer gruplarda bulunanların irtibatını sağladığının belirtildiği, Yine, 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Üyelerinin bir bölümünün hâkim ve Cumhuriyet savcıları arasından yapılacak seçimle belirlenmesi öngörüldüğünden, örgüt tarafından öncelikle bu seçimlerdeki, ardından da bu Kurul tarafından üyeleri belirlenen yüksek mahkemelerdeki kadrolaşmaya önem verildiği, bu doğrultuda 2010 yılındaki HSYK Üyeliği seçimleri sürecinde örgüt mensuplarınca toplantı ve diğer organizasyonlar düzenlenerek hem HSYK Üyeliği, hem de ardından yüksek mahkeme üyeliklerinin belirlenmesi hususunda çalışmalar yapıldığı, Örgütsel etkinliğin ve baskının yargısal mekanizmalarda devamlılığının sağlanabilmesi açısından, bu çalışmaların 2014 yılındaki HSYK seçimlerinde de hem hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca hem de yüksek yargı üyelerince yapılan seçimler açısından da sürdürüldüğü tespit edilmiştir. 3- Hata Hükümleri Çerçevesinde Silahlı Terör Örgüt Üyeliği Suçunun Değerlendirilmesi Bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş illegal bir yapı olabileceği gibi, legal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan bir suç örgütüne, hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür. Bu kapsamda önceden var olan ancak hakkında karar verilmediği için kamuoyu tarafından varlığı bilinmeyen örgütün hukuki varlık kazanması mahkemeler tarafından verilecek karara bağlı ise de örgütün kurucusu, yöneticileri ya da üyeleri; kuruluş tarihinden veya meşru amaçlarla kurulup daha sonra suç örgütüne dönüştüğü andan itibaren ceza hukuku bakımından sorumlu olacaklardır. Silahlı terör örgütüne üye olma suçunun doğrudan kastla işlenebildiği gözetilerek, hukuki zeminde faaliyet gösteren ve nihai amacını gizli tutması nedeniyle açıkça bilinmeyen yapılara dahil olan örgüt mensuplarından bir kısmının, oluşumun bir terör örgütü olduğunu bilmediklerini iddia etmeleri durumunda, TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrasında yer alan hata hükmü uyarınca değerlendirme yapmak gerekecektir. 5237 sayılı TCK'nın "Hata" başlıklı 30. maddesi üç fıkra hâlinde; "Fiilin icrası sırasında suçun kanunî tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hali saklıdır. Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır. Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır." şeklinde düzenlenmiş iken, 08.07.2005 tarihli ve 25869 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile eklenen; "İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz" biçimindeki dördüncü fıkra ile son hâlini almıştır. Maddede çeşitli hata hâlleri düzenlenmiş olup maddenin birinci fıkrasında suçun maddi unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir. İkinci fıkra ile, kişinin suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususundaki hatasından yararlanması öngörülmüş, buna göre, kardeşi olduğunu bilmediği bir kişiyi öldüren failin, kasten öldürme suçunun nitelikli hâllerinden olan kardeşini öldürmekten değil, kasten öldürmenin temel şeklinden sorumlu olacağı, değersiz zannederek değerli bir kolyeyi çalan fail hakkında ise değer azlığı hükmünün uygulanacağı ilke olarak kabul edilmiştir. Üçüncü fıkrada, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait şartların gerçekleştiği konusunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin, bu hatasından yararlanacağı hüküm altına alınmış olup fıkrada hem hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında hata, hem de kusurluluğu etkileyen hata hâlleri düzenlenmiştir. Failin bu fıkra hükmünden yararlanabilmesi için bulunduğu durum itibarıyla hatasının kaçınılmaz olması gerekmektedir. Maddeye 5377 sayılı Kanun'la eklenen dördüncü fıkrada ise, kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre fail, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüşse, diğer bir ifadeyle, eyleminin hukuka aykırı olmadığı, haksızlık oluşturmadığı, meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmişse ve bu yanılgısı içinde bulunduğu şartlar bakımından kaçınılmaz nitelikte ise artık cezalandırılmayacaktır. Hatanın kaçınılmaz olduğunun belirlenmesinde, kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre şartları göz önünde bulundurulacaktır. Üçüncü ve dördüncü fıkraların uygulanması yönüyle kişinin kaçınılmaz bir hataya düşmesi şartı aranmakta olup hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak, diğer bir ifadeyle fiilden dolayı sorumlu tutulacak, ancak bu hata temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınacaktır. Konumuza ilişkin olarak maddenin birinci fıkrasının daha ayrıntılı ele alınmasında fayda bulunmaktadır. Maddenin birinci fıkrasının gerekçesinde; "Kast, suçun kanuni tanımındaki maddî unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik veya yanlış bilgi sahibi olunması durumu ise, maddî unsurlarda hata olarak adlandırılır. Böyle bir hata kastın varlığına engel olur. Örneğin, kişi vestiyerden kendisininki zannederek başkasının paltosunu alır. Keza, kişi gece karanlığında vahşi bir hayvan zannıyla hareketli bir cisme ateş eder. Ancak, gerçekte bu hareket eden cisim bir insandır ve dolayısıyla; bu insan ölür veya yaralanır. Örnek olarak verilen bu olaylarda failin bilgisi gerçeğe uysaydı; işlediği fiil haksızlık teşkil etmeyecekti. Bu nedenle hata hâlinde kasten işlenmiş bir suçtan söz etmek mümkün değildir. Fıkrada ayrıca, maddî unsurlarda hata hâlinde, taksirle sorumluluğa ilişkin hükme yer verilmiştir. Buna göre, meydana gelen neticeye ilişkin olarak gerekli dikkat ve özen gösterilmiş olsaydı böyle bir netice ile karşılaşılmazdı şeklinde bir yargıya ulaşılabiliyorsa; taksirle işlenmiş bir suç söz konusu olur. Ancak bu durumda neticenin taksirle gerçekleştirilmesinin kanunda suç olarak tanımlanmış olması gerekir. Bu nedenle, kendisinin sanarak başkasının çantasını alan kişinin yanılgısında taksirin varlığı kabul edilse bile; kanunda hırsızlık fiilinin ancak yararlanma kasdıyla işlenebileceği belirtildiği için; böyle bir olay dolayısıyla ceza sorumluluğu doğmayacaktır. Buna karşılık, av hayvanı zannederek gerçekte bir insana ateş edip onun ölümüne neden olan kişinin bu hatasında taksiri varsa, adam öldürme kanunda taksirle işlenen bir suç olarak da tanımlandığı için, böyle bir olayda fail, taksirle adam öldürme suçundan dolayı sorumlu tutulacaktır..." açıklamalarına yer verilmiştir. Kast suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olup bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik ya da hatalı bilgi, maddi unsurlara ilişkin bir hatadır. Bu hatanın kastın varlığına engel olacak düzeyde bulunması hâlinde sanığa ceza verilmeyecektir. Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâlinin saklı olduğu belirtildiğinden, taksirle de işlenebilen bir suçun maddi unsurlarında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu hataya düşülmesi kusurluluğu ortadan kaldırmayacaktır. Örneğin, gerekli dikkat ve özeni göstermeden gece gördüğü karartıya av hayvanı olduğunu düşünerek ateş eden ve bir kişinin ölümüne neden olan fail, taksirle öldürmeden sorumlu olacaktır. Öğretide bu konuya ilişkin olarak; "Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Örneğin, arkadaşını ziyarete giden bir kimsenin, arkadaşının olduğu düşüncesiyle bir başkasının konutuna girmesi." (Artuk/Gökcen/Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 7. Baskı, s. 522), "Suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı), müşahhas bir olayda suçun maddi unsurlarına müteallik hususlardaki bilgisizliği, eksik veya yanlış bilgiyi ifade eder. Bir başka ifadeyle, faildeki müşahhas olaya ilişkin tasavvurun gerçekle bağdaşmaması hâlidir. Bu hata, suça ilişkin kastı ortadan kaldırır. Bu hata hâlinde kasten işlenmiş bir haksızlıktan bahsetmek mümkün değildir. Failin bilgisi veya tasavvuru gerçeğe uysaydı; işlediği fiilin bir haksızlık teşkil etmeyeceği muhakkak olmalıdır" (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi Genel Hükümler, Seçkin, 1. Baskı, 2005, s. 421) şeklinde görüşlere yer verilmiştir. Failin isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yaralanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve suçun taksirle işlenmesi hâli de kanunda cezalandırılmıyor ise CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatına karar verilmesi gerekecektir. Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararında da belirtildiği üzere; FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, Devletin Anayasal düzenini cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olan nihaî amacını gerçekleştirmek için “mahrem alan” şeklinde örgütlenmesi ve devletin silahlı kuvvetlerindeki unsurları dikkate alındığında gerekli ve yeterli örgütsel güce sahip olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Örgütün bu amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının örgütteki konumları gözetilerek cezalandırılacağı da açıktır. Örgütlenme piramidine göre, beş, altı ve yedinci kat ve kural olarak üç ve dördüncü katlarda bulunan örgüt mensuplarının bu durumda olduklarının kabulü gerekmektedir. Ancak önce dinî bir kült, ardından da terör örgütü hâline dönüşen FETÖ/PDY’nin, başlangıçta bir ahlâk ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve genellikle böyle algılanması, örgütün gayrı meşru amaçlarını gizleyip alenen kriminalize olmamaya çalışması ve örgütün kurucusu ve yöneticisi Fethullah Gülen hakkında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat kararının onanarak kesinleşmesi karşısında, özellikle örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan diğer katlardaki örgüt mensupları tarafından bilinip bilinmediğinin olaysal olarak TCK’nın 30. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda söz konusu değerlendirme yapılırken, ülke çapında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile ilgili dava dosyalarında yer alan belgeler, mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları, tanık beyanları ve benzer pek çok kaynakta yer aldığı üzere; örgüt mensubu olan kamu görevlileri tarafından örgütün nihai amacının açıkça ortaya konularak devleti ve hükûmeti açıkça hedef alan terör faaliyetlerinin icra edilmesi, bu faaliyetlerin örgüt liderinin açıklamaları ve basın yayın araçlarıyla üstlenilmesi gibi sansasyonel olayların kamuoyunun gündemini uzunca bir süre meşgul edip yoğun bir şekilde tartışılması hususları gözden kaçırılmamalıdır. Bu nitelikli çok sayıda olay arasında, 7 Şubat 2012 tarihli MİT krizi, gayri hukuki iletişimin dinlenmesi kararları aracılığıyla elde edilmiş hukuka aykırı bulgulara dayandığı ve suç unsurlarının da oluşmadığı gerekçeleriyle kovuşturmaya yer olmadığı kararlarına konu olan 17/25 Aralık 2013 tarihli operasyonlar ile 1 Ocak ve 19 Ocak 2014 tarihli MİT tırlarının durdurulması hadiselerini saymak mümkündür. Ayrıca Milli Güvenlik Kurulunun 26.02.2014 ve daha sonraki tarihlerde gerçekleştirdiği müteaddit toplantılarında alınan ve kamuoyu ile paylaşılan kararlarda; FETÖ/PDY’nin, milli güvenliği tehdit eden ve kamu düzenini bozan, devlet içerisinde legal görünüm altında illegal faaliyetler yürüten, illegal ekonomik boyutu bulunan, diğer terör örgütleri ile işbirliği yapan bir terör örgütü olduğuna dair değerlendirmelerin yapılması ve bu terör örgütü ile devletin tüm kurum ve birimleri ile birlikte etkin bir mücadele edilmesine dair kararların alınması, aynı tespit ve açıklamaların devlet ve hükûmet yetkililerince de en üst düzeyde benimsenip kamuoyu ile paylaşılması gibi olguların da gözardı edilmemesi gerekir. B- Görevi Kötüye Kullanma Suçu TCK'nın "Görevi kötüye kullanma" başlıklı suç tarihinde yürürlükte bulunan 257. maddesi; "(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklindedir. TCK’nın 257. maddesinin konuyla ilgili birinci fıkrasında düzenlenen icrai davranışlarla görevi kötüye kullanma suçu, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu aykırı davranış nedeniyle, kişilerin mağduriyeti veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız menfaat sağlanması ile oluşur. Bu suçun oluşması için gerekli olan ilk şart, kamu görevlisi olan failin yaptığı işle ilgili olarak kanun veya diğer idari düzenlemelerden doğan bir görevinin olması ve bu görevi dolayısıyla yetkili bulunmasıdır. Bir kimse kamu görevlisi olmasına karşın o işle ilgili görevi ve yetkisi yok ise, başka bir suçu oluşturmayan hukuka aykırı davranışı disiplin cezasını gerektirebilirse de, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturmayacaktır. Çünkü, hukuken sahip olunmayan bir yetkinin kötüye kullanılmasından da söz edilemez. Diğer taraftan suçun oluşabilmesi için, norma aykırı davranış yetmemekte; bu davranış nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir menfaat sağlanması gerekmektedir. Norma aykırı davranışın maddede belirtilen sonuçları doğurup doğurmadığının saptanabilmesi için haksız menfaat kavramı üzerinde durulmalıdır. 19.12.2010 tarihinde yürürlüğe giren 6086 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle TCK’nın 257. maddesinin birinci fıkrasındaki seçimlik objektif cezalandırılabilme şartlarından birini oluşturan “kişilere haksız kazanç sağlayan” ifadesindeki “kazanç” ibaresi “menfaat” olarak değiştirilmiştir. Bu hususta 6086 sayılı Kanun'un genel gerekçesinde “Türk Ceza Kanununun 257 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan 'kazanç' ibaresi 'menfaat' olarak değiştirilmiştir. Bu suretle, görevi kötüye kullanma suçunun oluşumu bakımından kişilere sağlananın sadece 'ekonomik' bir kazanç olarak algılanmasının önüne geçilecek ve görevin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle kişilere ekonomik olarak ölçülemeyen bir menfaatin sağlanması halinde de, bu suç oluşacaktır.” şeklinde açıklamalara yer verilmiştir. Haksız menfaat; kişilere hukuka aykırı olarak ve hak etmediği şekilde yarar sağlanmasıdır. Menfaat terimi ayrıca hem maddi ve ekonomik çıkarı hem de manevi yararı içine alacak biçimde anlaşılmalıdır. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 04.11.2014 gün ve 227-446 ve 01.12.2015 gün ve 547-426 sayılı kararında da aynı husus vurgulanmıştır. Kamu görevlisinin yetkisini kötüye kullanarak verdiği izin, işlem, karar ile kişilere söz konusu haksız menfaati elde etmeye uygun imkan sağlaması da, görevi kötüye kullanma suçunun oluşması için yeterlidir. Verilen söz konusu sakat izin, işlem, karar ile ilgili kişiye arzulanan sonucu almaya yönelik olanak sağlanması ile haksız menfaat sağlanmış olacaktır. Failin saiki veya maksadı farklı olsa dahi, görevinin gereklerine aykırı davranışının maddede belirtilen neticelerden birine yol açacağını bilerek hareket etmiş olursa, suçun manevi unsuru diğer bir deyişle genel kastı gerçekleşmiş olacaktır. HSYK'nın 27.06.2006 gün ve 315 sayılı kararı ile benimsenen Bangolar Yargı Etiği İlkelerine göre; hâkim, doğruluk ve tutarlılıktan ayrılmamalıdır. Mesleki davranış şekli itibarıyla, makul olarak düşünme yeteneği olan bir kişide herhangi bir serzenişe yol açmayacak hâl ve tavır içinde olmalıdır. Yakışıksız görüntüler içerisinde bulunmaktan kaçınmalıdır. Özellikle “Yargının Onuruyla” uyumlu bir tarzda davranmalıdır. Kısaca özetlemek gerekirse hâkim ve Cumhuriyet savcıları; Anayasa ve yasalarla kendilerine verilen görev ve yetkilerini, yazılı olan veya olmayan ancak evrensel anlamda hâkim ve Cumhuriyet savcılarını bağladığından kuşku duyulmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler. C- Bu Açıklamalar Işığında Esasa İlişkin Uyuşmazlık Konuları Değerlendirildiğinde; Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/24669 soruşturma sayılı evrakında, “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme, resmî belgede sahtecilik, suç uydurma, iftira, özel hayatın ve haberleşmenin gizliliğini ihlal etme, kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi, verileri hukuka aykırı olarak yok etme ve kamu araçlarının usulsüz olarak suçta kullanılması” suçlarından yapılan soruşturmada; şüpheliler..., ... ve ...'ın, Şanlıurfa 2. Sulh Ceza Hâkimliğince 07.01.2015 tarih ve 8 sayı ile "Resmî belgede sahtecilik" suçu nedeniyle tutuklanmalarına, diğer suçlardan dolayı tutuklanma taleplerinin reddine karar verildiği, şüpheliler müdafisi olan sanık ... tarafından 12.01.2015 tarihli dilekçe ile tutuklama kararına itiraz edilmesi üzerine Şanlıurfa 2. Sulh Ceza Hakimliğince 13.01.2015 tarih ve 163 sayı ile, tutukluluğa vaki itirazların reddine ve şüphelilerin tutukluluk hâllerinin devamına, itirazların incelenmek ve değerlendirilmek üzere CMK’nın 268/2. maddesi uyarınca dosyanın Şanlıurfa 1. Sulh Ceza Hâkimliğine gönderilmesine karar verildiği, Şanlıurfa 1. Sulh Ceza Hâkimliğince de 16.01.2015 tarih ve 109 değişik iş sayı ile tutuklama kararlarına yapılan itirazların reddine ve şüphelilerin tutukluluk hâllerinin devamına kesin olarak karar verildiği, Şanlıurfa Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanı olan sanık ... tarafından o hafta nöbetçi olan ...'in raporlu olması nedeniyle, nöbet çizelgesindeki sıraya göre Hâkim ...'ün görevlendirilmesi gerekirken çizelgede 10. sırada bulunan ve Şanlıurfa 3. Ağır Ceza Mahkemesi Üyesi olarak görev yapan sanık ...'ın 12.01.2015-18.01.2015 tarihleri arasındaki nöbet işlerine bakmak üzere görevlendirildiği, Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/24669 soruşturma sayılı evrakında sanık ...'in bu kez 17.01.2015 tarihinde Cumartesi günü tutukluların tahliyesi için Şanlıurfa Nöbetçi Sulh Ceza Hâkimliğine başvuruda bulunduğu, nöbetçi hâkim olan sanık ...'ın 17.01.2015 tarihinde evrakı havale edip Pazar gününe rastlayan 18.01.2015 tarihinde evrakı inceleme kararı vererek evraka 2015/190 değişik iş numarasının verildiği, aynı gün mahkeme kararına istinaden 18.01.2015 tarih ve sayı ile “Şüphelilerin tutuklandığı suçun, CMK'nın 100. maddesinde yer alan katalog suçlardan olmaması, sabit ikamet sahibi olmaları, kaçma ve delilleri karartma şüphesinin olmaması, tutuklulukta geçen süre ile suçun vasıf ve mahiyeti” şeklinde genel gerekçelere dayanarak her üç şüphelinin de tahliyesine karar verildiği, tahliye kararlarına karşı 19.01.2015 tarihinde Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan itirazın Şanlıurfa 1. Sulh Ceza Hâkimliğince 20.01.2015 tarih ve 195 sayı ile “CMK’nın 104/2. maddesinin son cümlesinde yasa koyucu tarafından ancak red kararına itiraz edilebileceği düzenlemesinin yer alması” nedeniyle reddine karar verildiği, Şanlıurfa 2. Sulh Ceza Hâkimliğince de 21.01.2015 tarih ve 216 sayı ile aynı gerekçelerle CMK’nın 271/4. maddesi uyarınca kesin şekilde talebin reddedildiği dosyada; Şanlıurfa Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığının 01.09.2014 tarihli “Hâkim Nöbet Listesi” konulu nöbet çizelgesinde; 12.01.2015 tarihi ile 19.01.2015 tarihi arasında Hâkim ...’ın; 19.01.2015 ile 25.01.2015 tarihleri arasında Hâkim ...’in nöbetçi olarak belirlendiği, “Nöbetçi Hakimin nöbetinin bulunduğu hafta raporlu, izinli ya da yasal bir nedenle görevde bulunmaması hâlinde bir sonraki nöbetçilerin nöbet tutacakları”na ilişkin düzenleme uyarınca 22.12.2014 - 27.12.2014 tarihleri arasında Hâkim...’ın nöbetçi olmasına rağmen raporlu olması nedeniyle izinli olmasından dolayı nöbet sırasının bir sonraki hâkime geçtiği ve böylece 05.01.2015 tarihi ile 12.01.2015 tarihi arasında Hâkim ...’ın; 12.01.2015 ile 19.01.2015 tarihleri arasında Hâkim ...’in nöbetçi olacağı ancak ...’in 12.01.2015 tarihinden 14.01.2015 tarihine kadar istirahatli olduğunu gösteren iş görmezlik belgesi ve 15.01.2015 tarihinden 16.01.2015 tarihine kadar istirahatli olduğunu gösterir istirahat raporu uyarınca nöbet görevini yerine getiremeyeceğinden normal uygulamaya göre Hâkim ...’ün nöbetçi olarak belirlenmesi gerekirken sanık ... tarafından sanık ...’ın nöbetçi olarak belirlendiği; sürece ilişkin beyanları alınan tanık ...’ın sanık ...’ün kendiliğinden konuyu açarak o hafta içerisinde nöbetçi olan ...’ın mazeret izni aldığını, onun yerine ... Hâkim'i nöbetçi yapacağını söylemesine ilişkin itiraz üzerine bu kez “kendi üyem ... olsun” diyerek odada bulunanlara “hadi oylayalım” dediğini ve daha sonra sanık ...’ı nöbetçi yapacağını söylediğini ancak Hâkim ...’ın mazeret almadığını; tanık ...'ın tahliye kararının verildiği tarihe temas eden Ceza Hâkimlerinin nöbetine ilişkin 01.09.2014 tarihli çizelgede daha öncesinden Hâkim...’ın nöbetinin değişmesi sebebiyle 05.01.2015 ile 11.01.2015 tarihleri arasında nöbetçi Ceza Hâkimi olduğunu ve bu tarihler arasında da nöbetini tuttuğunu, nöbetin başladığı 05.01.2015 Pazartesi günü Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığınca yasa dışı dinlemelere ilişkin soruşturma kapsamında gözaltıların gerçekleştiğini, tam da o gün Adalet Komisyonu Başkanı olan sanık ...’ün sabah saat 09.00 sıralarında kendisini cep telefonundan arayarak odasına ziyarete geldiğini, odasında bulunduğu sırada kendisine nöbetini kastederek “İstersen nöbet tutma, sana izin verebilirim” diye söylediğini, tanık ...'ün normal temayüle göre listenin başına dönülerek sıranın tekrar kendisine gelmesi gerekirken listede 10. sırada olan sanık ...’ın nöbetçi tayin edildiğini, Hâkim ...'in yerine nöbetçi belirlenirken kendisine yönelik herhangi bir mazeretinin olup olmadığına dair bir soru sorulmadığını, gerek komisyon başkanına gerekse de bir başka arkadaşına mazeretinin olduğu yönünde herhangi bir açıklamasının olmadığını, tam tersine kendisi henüz görevlendirme yapılmadan komisyon müdürünü arayarak Ocak ayının sonunda Ankara'ya mazereti nedeni ile gitmesi gerektiğini söyleyerek nöbetinin Ocak ayının sonundan öncesine denk gelen bir tarih olmasını ve liste düzenlenince veya görevlendirme yapılınca kendisine bilgi verilmesini söylediğini ancak kendisine herhangi bir dönüş yapılmadığını beyan etmeleri; Sanık ...’ün ByLock abone listesinde kaydının olduğu, tespit edilen GSM aboneliğinin “507.....”, tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının “35847....” ve tespit edilen ilk tarihin “2014.08.11” olduğu, ByLock tespit ve değerlendirme tutanağına göre de "Kullanıcı Profil Bilgileri" alt başlığında; ID'sinin “192370”, kullanıcı adının "m45", şifresinin "....1371" olduğu; Sanık ...’ın ByLock abone listesinde kaydının olduğu, tespit edilen ADSL aboneliğinin “505.....@ttnet” olduğu, ByLock tespit ve değerlendirme tutanağına göre; ID'sinin “122319” olduğunun tespit edildiği, kullanıcı adının "Pasha123", şifresinin "422828.urfa", son online tarihinin "2016-02-19", “122319” ID'yi ekleyenlerin verdikleri isimlerin "..., Hbl, Urfa, ... Urfa Biga" şeklinde olduğu, yazışma içerikleri incelendiğinde, “77528” ID numaralı kullanıcıdan sanığın kullanımında olan “122319” ID numaralı ByLock hesabına; "Evlerde temizlik yapıldı ama yine gözden geçirelim, 600 TL'yi...'e bırakırsın, ismini yazıyorum, senin adına vacip kurban, Ben Gürbüz Bey için sordum dün akşam görüşmüşler, durumu morali iyi, bir komşusu var takviye vs. takipteler, bence sizin şu ara yüz yüze görüşmeniz uygun olmayabilir, o da avukatlık için istifa meselesini sormuş, Abi dün yazdım ya ... Başkan'la görüşüldü, mesulü var, dünden beri değişen ne oldu anlamadım, her türlü şey dile getirilmiş, her türlü şey konuşuldu, ailesi de kendisi de rahat sıkıntı yok, başkan dün itibariyle gaybubet düşünmüyorum demiş, ... Bey ile ilgili düşüncelerini ona da iletebilirsin, şu an ByLock'u açık, Emirhan1982(31.01.2016 21:02): Abi şimdi yengenin tele Skype'yi indirsin Google PlayStore'dan veya iPhone'un AppleStore'dan...", şeklinde mesajlar geldiği, sanığın kullanımında olan “122319” ID numaralı ByLock hesabından “77528” ID numaralı kullanıcıya; "... Başkan telefona bakmadı, yarın da bakar mı göreceğiz, olmazsa itirazı kendimiz yapacağız, AİHM dilekçesini de sorabilirsek ona göre dilekçeyi yazıp gönderebiliriz, Allah niyetimizi biliyor ya Allah bir kapıyı kapatırsa bir kapıyı açar, kahrında hoş lütfunda hoş diyorum, başka da bir şey demiyorum, kalbimde zerre kadar niye böyle yaptım da başıma bu geldi yok, şükür Allah'a o listeye bir daha girdik, inş bundan sonra da kalmaya devam ederiz, Bu arada 15.00 gb Urfa Komisyondan aradılar bakmadım, pzt salağa yatarak ararım da büyük iht gerekçesiz ihraç kararının tebliğidir. Ona da itiraz yazıp göndereceğiz. Karar kesinleşirse yurtdışı uygun görülürse yurtdışına da gidebiliriz, Neyse abi ben oraya gidersem eve market alışverişi, hanıma kredi kartı hesabına para aktarma, süre tutum dilekçesini avukata verme, hanımın Kakaosunu ve VPN'sini kontrol etme gb işleri düşünüp halledeyim, yarın kredi kartı hesabına ve otomatik ödeme hesaplarına para aktarırım, başka yapılacak şeyler varsa onları da hallederim, bir sıkıntı olmazsa da 15-20 gün ya da 1 ay kamp yapar gelirim, bir de ank da kiminle nerede kaçta nasıl buluşup eve geçeceğiz, tlf ve kredi kartını buraya bırakacağız, hanım kartı kullansın mı? tableti yanıma alcam mı, daha av simkart almamış, Skype normal skype mi alacağız abi? Ev internetinden alalım mı?, Bu arada hoca efendiden bi takke, bi tefarik ve bi de gömlek geldi, Görevimiz tehlikedeki gözlüğü takıp 5 saniyede kendi imha ettiği gb bizde bi karar verdik görevimiz bitti, Rabbim razı olduktan sonra gerisi hoş ve boş umrumda bile değil", “450974” ID numaralı kullanıcıya; "Hacı ben gaybubetteyim, istda değilim, saklanıyoruz, evrakta sahtecilikten dosyamız 16. Cezaya düştü", "2833" ID numaralı kullanıcıya; "Polislerin avukatı olan arkadaştan onun çevresine ait bi hat isteyeyim mi? Beraber çalıştık, eşi hafız, dördüncü çocuğu oldu, önceden ByLock'u vardı, ist a gelince bir maslahata binaen alındı vs.", şeklinde mesajlar gönderdiği; “9041” ID numaralı kullanıcıdan kendi kullanımında olan "122319" ID'ye gelen; "Kardeşim moralini yüksek tut, en sonunda hak galip gelecektir inş, bizim devrenin kahramanlığı da sana nasipmiş" şeklinde gelen mesaja "Moralimiz çok iyi, Allah'a şükür bu şerefsizlere pabuç bırakacak halimiz yok inş", şeklinde cevap verdiği; Sanık ... ile birlikte hareket eden sanık ...’nın ByLock abone listesinde kaydının olduğu, tespit edilen GSM aboneliğinin “532.....”, tespit edilen cihaza ait IMEI numaralarının “35295....”, “86432.....” ve tespit edilen ilk tarihin “2014.12.21” olduğu, ByLock tespit ve değerlendirme tutanağına göre ID'sinin “283461”, kullanıcı adının “hrn63”, şifresi kısmının boş olduğu, 283461 ID'yi ekleyenlerin verdikleri isimlerin "..., ..., ..., Av ..." şeklinde olduğu kişi listesinde usulsüz şekilde tahliye edilen şüphelilerden..., ... ve...'ın da ekli olduğu, yazışma içerikleri incelendiğinde, kendi kullanımında olan “283461” ID'den “229066” ID numaralı kullanıcıya; "Tamer abinin ödemeleri yerine 100.000 Dolar yatıracak şirkete Uganda'ya, ben 150.000 dedim, biraz sıkıntılı oldu, Ahmet Abi 200.000 teklif etti, neyse abi bizim niyetimiz belli, Muzaffer abi bizden kar etme amacındaysa yapacak bir şey yok", “206761” ID numaralı kullanıcıya; "Abi sa yarın Urfa ağır cezada polis ark davası başlıyor, dualarınızı bekleriz", şeklinde mesajlar gönderdiği, Sanık ... adına açılan "2751201" müşteri numaralı BankAsya hesabına 06.02.2015 tarihinde 30.000 TL para yatırılarak 36 günlük katılma hesabı açıldığı, ancak bu hesabın 11.03.2015 tarihinde vadesinden önce kapatıldığı, sanığın, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne müzahir olması nedeniyle 667 sayılı KHK ile kapatılmış olan Özel Murat Lisesi Mezunları Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğinin üyesi olduğu ve bu derneğin denetim kurulunda görev aldığı, evinde ve iş yerinde yapılan aramalarda; örgüt lideri Fethullah Gülen'e ait çok sayıda kitap ve CD'nin ele geçirildiği, ayrıca ele geçirilen tablolardan birinin altında "El yazmaları.....M. Fethullah Gülen'e aittir" şeklinde ibarenin bulunduğu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11.10.2018 tarih ve 2018/1956 muhabere sayılı yazısı ekinde gönderilen örgütün sivil imamı... ile Hâkim ... arasında geçen Bylock görüşmelerinde özetle; tedbirli davranmaları, teknik ve fiziki takibe dikkat etmeleri konusu konuşulurken ...'nun "abi sadece o değil, burda polis avukatı olan arkadaşla durum var", "arkadaş benim 16 yıllık dostum burda da görüşüyoruz, o polislerin tahliyesinde vazifeliydi, urfadaki tahliye nedeniyle HSYK soruşturma açtı, tahliye kararı veren hakim, eski komisyon başkanı ve arkadaşla birlikte 2 avukat yargıtayda yargılanacak arkadaşla görüşmeyi kesmedimi doğal bağlantı var diye o teknik takiptedir büyük ihtimalle", şeklinde mesaj gönderdiği, tanık sıfatıyla dinlenen ...'nun beyanları ve sanık ...'in savunması dikkate alındığında, ByLock görüşmesinde belirtilen avukatın sanık ... olduğu, tanık ...’nın ...'in FETÖ yapılanmasında olduğunu, esnaf gruplarıyla ilgilendiğini, örgüte müzahir derneğe gelip gittiğini, bu yapıya burs ve himmet adı altında bağışta bulunduğunu, bu yapının hukuki meselelerinde çözüm aradığını beyan etmesi hususları bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde, Sanıkların FETÖ/PDY örgütünün üyesi sıfatıyla ve örgüt üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihai amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına çalışmalar yaptıkları, bu suretle FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dâhil oldukları ve atılı suçu gerçekleştirdikleri anlaşıldığından sanıklar ..., ..., ... ve ...’nın silahlı terör örgütüne üye olma suçunu ayrı ayrı işlediklerinin kabulü gerekmektedir. Suç tarihi itibarıyla FETÖ/PDY'nin silahlı terör örgütü olduğuna ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme kararının bulunmaması, neticeyi bilerek ve isteyerek tipik hareketi gerçekleştiren sanıkların kanuni yönden sorumlu tutulmalarına engel teşkil etmeyecektir. Ayrıca örgüt piramidi içindeki konumları itibarıyla "mahrem alan" kapsamında yer almaları ve sanıkların eğitim düzeyi, yaptıkları görev nedeniyle edindikleri bilgi ve tecrübeleri ile örgütteki konumları itibarıyla bu oluşumun bir silahlı terör örgütü olduğunu bilebilecek durumda oldukları anlaşıldığından, sanıklar hakkında TCK’nın 30. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen hata hükmünün uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Görevi kötüye kullanma suçu bakımından ise; Sanıklar ... ve ...’ın inceleme konusu davada FETÖ/PDY silahlı terör örgütünce organize edilen tahliye planını hayata geçirmek amacıyla, verilecek kararlarla ilgili tam bir örgütsel organizasyon, gizlilik ve adanmışlık hâli içerisinde, iştirak hâlinde söz konusu soruşturma evrakını incelemeden verdikleri hukuka aykırı kararlarla şüphelilerin tahliye edilmesine karar vererek, aynı örgütün mensubu olmaktan haklarında soruşturma yürütülen üç şüpheliye menfaat sağladıkları ve bu şekilde sanıkların, görevlerinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün faaliyeti kapsamında TCK’nın 257. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen görevi kötüye kullanma suçunu ayrı ayrı işledikleri kabul edilmelidir. Öte yandan; sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sanıklar ... ve ... hakkında görevi kötüye kullanma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri bakımından; suçun işleniş biçimi, sanıkların kastlarının yoğunluğu ve meydana gelen tehlikenin ağırlığına göre temel cezaların alt sınırdan daha fazla uzaklaşılarak belirlenmesi gerektiği gözetilmeyerek eksik ceza tayin edilmesi aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. Bu itibarla, sanıklar hakkındaki salıverilme talepleri ile hükmün maddi ve usul hukukuna aykırılık hâlleri bakımından yapılan temyiz denetimi sonucunda, silahlı terör örgütüne üye olma ve görevi kötüye kullanma suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin Özel Daire kararı isabetli olup, sanıklar ve müdafilerinin soruşturma aşamasında hukuka aykırılıklar yapıldığına, mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili gördüğüne, hükmün hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillere dayandığına, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine, savunma hakkının kısıtlandığına, "non bis in idem" ve suç ve cezaların geçmişe yürümezliği ilkelerinin ihlal edildiğine, hükmün, gerekçenin ve delillerin hukuka aykırı olduğuna, suçların unsurlarının oluşmadığına, mahkûmiyete yeterli delil bulunmadığına, eksik araştırma ile hüküm kurulduğuna, lehe delillerin toplanmadığına, bekletici mesele yapma, birleştirme ve bilirkişi incelemesi yapılması istemlerinin kanuna aykırı olarak reddedildiğine, asgari hadden uzaklaşma gerekçesinin yerinde olmadığına ilişkin temyiz itirazları ve diğer tüm temyiz itirazlarının tamamının reddi ile sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve sanıklar ... ile ... hakkında görevi kötüye kullanma suçundan kurulan mâhkumiyet hükümlerinin ayrı ayrı onanmasına karar verilmelidir. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; 1- Silahlı terör örgütüne üye olma ve görevi kötüye kulllanma suçları bakımından doğrudan doğruya zarar görmeyen, dolayısıyla davaya katılma ve hükmü temyiz etme hakkı bulunmayan Maliye Bakanlığı vekilinin temyiz isteminin 5271 sayılı CMK'nın 298/1. maddesi uyarınca REDDİNE, 2- Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 29.01.2019 tarihli ve 11-2 sayılı; sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sanıklar ... ve ... hakkında görevi kötüye kullanma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin, "sanıkların kastlarının yoğunluğu ve meydana gelen tehlikenin ağırlığına göre temel cezaların alt sınırdan daha fazla uzaklaşılarak belirlenmesi gerektiği gözetilmeyerek eksik ceza tayin edilmesi aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır." eleştirisi ile ayrı ayrı ONANMASINA, 3- Dosyanın, Yargıtay 16. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 11.03.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2019/615 E., 2020/152 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Buna göre soykırım ve insanlığa karşı suç için kurulmuş örgütleri kuran, yöneten ve üye olanlar hakkında TCK'nın 78. maddesi, devletin güvenliğine, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla terör örgütü kuranlar, yönetenler ve üye olanlar hakkında ise TCK'nın 314.
Ceza Genel Kurulu         2019/615 E.  ,  2020/152 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu Mahkemesi :Ceza Dairesi Sayısı : 67-137 Silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılamasında, 5271 sayılı CMK’nın 223/2-e maddesi uyarınca atılı suçun sanık ... tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraatine ilişkin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 25.09.2019 tarih ve 67-137 sayı ile verilen hükmün katılma talepleri reddedilen ... vekili ve ... tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.12.2019 tarihli ve 119534 sayılı “temyiz istemlerinin reddi” istemli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü: Ceza Genel Kurulunca yapılacak inceleme; sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yapılan yargılamada davaya katılma talebi reddedilen ... ve ...'nun katılma haklarının ve bu bağlamda hükmü temyiz etme haklarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Trabzon İdare Mahkemesi Üyesi olarak göreve başlayan sanık ...’ın sırasıyla Adana Vergi Mahkemesi Üyeliği, Adalet Müfettişliği, Adalet Başmüfettişliği, İdari ve Mali İşler Dairesi Başkanlığı, Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı görevlerinde bulunduğu, 03.03.2011 tarihinde Cumhurbaşkanı tarafından Danıştay Üyesi olarak seçildiği, 09.06.2011 tarihinde Danıştay Genel Sekteri olarak görevlendirildiği, Danıştay Başkanlık Kurulu'nun 17.07.2016 tarih ve 2016/27 sayılı kararı ile mevcut yetkilerinin kaldırıldığı, sanık hakkında beyanlarına başvurulan tanıklar ..., ... ve ...'in alınan ifadeleri ve 10.02.2017 tarihli HTS analiz raporuna göre sanığın örgütün sivil imamı olduğu gerekçesiyle hakkında soruşturma bulunan Cem Saraç, Selçuk Ayhan,Yusuf Doğan, Cumali Şahin ve Hakan Ceylan ile çeşitli zaman aralıklarında aynı yerde bulunduğunun tespit edildiği belirtilerek sanık ...’ın FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle kamu davası açıldığı, İlk derece sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince; sanığın, Danıştay üyeliğine örgüt mensubu olduğu iddia edilen kişilerce seçildiğine, örgüt üyeleri ile birlikte örgütün amaçlarını gerçekleştirmesini temin, örgüt mensuplarını koruma ve kadrolaşma hedefine hizmet edecek şekilde hareket ettiğine, terör örgütünün yapılanması ve faaliyetlerinde bulunup hiyerarşik yapısına dâhil olduğuna dair mahkûmiyetine yeterli delil elde edilemediği, sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyelerinin yoğun olarak kullandıkları haberleşme sistemini kullanmadığı, Yüksek Yargıya örgüt tarafından mahrem olarak sokulmadığı, örgütsel faaliyetler içersinde olduğu ya da örgütsel tavırla hareket ettiği yolunda kesin bir delilin bulunmadığı, Danıştayda Genel Sekreter olarak görev yaptığı süresinde Genel Sekreter Yardımcılığı ve Tetkik Hâkimliği görevlerine yapılan atamalar ile personel alımlarından kaynaklanan şüphenin, sanığın üzerine atılı terör örgütü üyesi olma suçundan cezalandırılması için yeterli delil oluşturmayacağı kanaatiyle CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince "yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması" nedeniyle sanığın beraatine karar verildiği, Hükmün yargılama aşamasında katılma talepleri reddedilen ...'ın 07.11.2019 tarihli; ... vekilinin 01.11.2019 tarihli dilekçeleriyle temyiz edildiği, Anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın sağlıklı şekilde çözümlenmesi için terör kavramı, suç örgütü, terör örgütü ve silahlı terör örgütü kurma, yönetme ve üye olma suçları ile davaya katılma hükümlerine değinilmesinde fayda bulunmaktadır. 1- Terör Kavramı, Suç Örgütü, Terör Örgütü ve Silahlı Terör Örgütü Kurma, Yönetme ve Üye Olma Suçları Terör konusunu özel bir kanunla düzenleme yoluna giden kanun koyucu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörü; “Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.”; aynı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında terör suçlusunu, "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi..." şeklinde tanımlamış, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, terör örgütüne mensup olmasa da örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağını hüküm altına almıştır. Bu genel terör ve terör suçlusu tanımları dışında; 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesinde doğrudan terör suçları, 4. maddesinde de dolaylı terör suçları düzenlenmiştir. 18.07.2006 tarihli ve 26232 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5532 sayılı Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 17. maddesiyle, terör örgütünün tanımını yapan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun birinci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları yürürlükten kaldırılmış; madde gerekçesinde, Türkiye'nin de taraf olduğu Sınır Aşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nin 2. maddesinin (a) bendine uygun olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesinde suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüt tanımlaması yapıldığı için, Terörle Mücadele Kanunu'nda ayrıca örgüt tanımlaması yapılmasına gerek görülmediği belirtilmiştir. TCK'nın 6. maddesinin birinci fıkrasının (j) bendine göre örgüt mensubu suçlu; suç işlemek için örgüt kuran, yöneten, bu örgüte katılan veya örgüt adına suç işleyen kişidir. TCK'nın “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma” başlıklı 220. maddesinde; “(1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir. (2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Örgütün silahlı olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza dörtte birinden yarısına kadar artırılır. (4) Örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur...” hükmüne yer verilmiştir. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuyla korunan hukuki yarar kamu güvenliği ve barışıdır. Suç işlemek için örgüt kurmak, toplum düzenini tehlikeye soktuğu ve araç niteliğindeki suç örgütü, amaçlanan suçları işlemede büyük bir kolaylık sağladığından, bu suç nedeniyle kamu güvenliği ve barışın bozulması bireyin güvenli, barış içinde yaşamak hakkını da zedeleyeceğinden, işlenmesi amaçlanan suçlar açısından hazırlık hareketi niteliğinde olan bu fiiller ayrı ve bağımsız suçlar olarak tanımlanmıştır. Böylece bu düzenlemeyle aynı zamanda bireyin, Anayasa'da güvence altına alınmış olan hak ve özgürlüklerine yönelik fiillere karşı da korunması amaçlanmıştır. Bu amaçla henüz suç işlenmese dahi, sadece suç işlemek amacıyla örgüt oluşturmuş olmaları nedeniyle örgüt mensubu faillerin cezalandırılması yoluna gidilmiştir. Bunun asıl nedeni suç işlemek için örgüt kurmanın, kamu barışı yönünden ciddi bir tehlike oluşturmasıdır. Kanun koyucu bu düzenleme ile öncelikle gelecekte işlenebilecek suçları engellemek istemiştir. Bu suçun mağduru ise; öncelikle kamu güvenliği ve barışını sağlamakla yükümlü olan devlet ve toplumu oluşturan bireylerdir. TCK'nın 220. maddesi kapsamında bir örgütün varlığından söz edebilmek için; en az üç kişinin, suç işlemek amacıyla hiyerarşik bir ilişki içerisinde, devamlı olarak amaç suçları işlemeye elverişli araç ve gerece sahip bir şekilde bir araya gelmesi gerekmektedir. Örgüt, soyut bir birleşme olmayıp bünyesinde hiyerarşik bir ilişki barındırmaktadır. Bu hiyerarşik ilişki, bazı örgüt yapılanmalarında gevşek bir nitelik taşıyabilir. Oluşturulan bu ilişki sayesinde örgüt, mensupları üzerinde hâkimiyet tesis eden bir güç kaynağı niteliğini kazanmaktadır. Bu nedenle niteliği itibarıyla devamlılık arz eden örgütün varlığı için ileride ihtimal dahilindeki suç/suçları işlemek amacı etrafındaki fiilî birleşme yeterlidir. Buna karşın, kişilerin belirli bir suçu işlemek için bir araya gelmesi hâlinde ise örgüt değil, iştirak ilişkisi mevcuttur. Ceza Genel Kurulunun istikrar bulunan ve süregelen kararlarında da belirtildiği üzere, TCK'nın 220. maddesi anlamında bir örgütten bahsedilebilmesi için, a) Üye sayısının en az üç veya daha fazla kişi olması gerekmektedir. b) Üyeler arasında gevşek de olsa hiyerarşik bir bağ bulunmalıdır. Örgütün varlığı için soyut bir birleşme yeterli olmayıp örgüt yapılanmasına bağlı olarak gevşek veya sıkı bir hiyerarşik ilişki olmalıdır. c) Suç işlemek amacı etrafında fiili bir birleşme yeterli olup örgütün varlığının kabulü için suç işlenmesine gerek bulunmadığı gibi işlenmesi amaçlanan suçların konu ve mağdur itibarıyla somutlaştırılması mümkün olmakla birlikte, zorunluluk arz etmemektedir. Örgütün faaliyetleri çerçevesinde suç işlenmesi hâlinde, fail, örgütteki konumuna göre, üye veya yönetici sıfatıyla cezalandırılmasının yanında, ayrıca işlenen suçtan da cezalandırılacaktır. d) Örgüt niteliği itibarıyla devamlılığı gerektirdiğinden, kişilerin belli bir suçu işlemek veya bir suç işlemek için bir araya gelmesi hâlinde, örgütten değil ancak iştirak iradesinden söz edilebilecektir. e) Amaçlanan suçları işlemeye elverişli, üye, araç ve gerece sahip olunması gerekmektedir. Yukarıda belirtildiği üzere kanunların suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli yapılara suç örgütü denmektedir. Terör örgütleri ise ideolojik amaçları olan suç örgütleridir. Terör örgütlerini, suç örgütlerinden ayıran bu ideolojik amaç; 3713 sayılı Kanun'un 1. maddesinde gösterilen Cumhuriyetin Anayasa'da belirtilen niteliklerine karşı olabileceği gibi, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Türk Devleti ve Cumhuriyetin varlığına, Devlet otoritesini zaafa uğratmaya veya yıkmaya ya da ele geçirmeye, Devletin iç ve dış güvenliğine, kamu düzeni veya genel sağlığa ya da temel hak ve hürriyetlere yönelik de olabilmektedir. Bununla birlikte, suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu tamamlayıcı bir suçtur. Bu nedenle bazı suçları işlemek için örgüt kurmanın başka ceza normları tarafından ayrıca özel olarak düzenlenmesi durumunda, ilgili suç tipinde öngörülen hükümlerin uygulanması gerekir. Buna göre soykırım ve insanlığa karşı suç için kurulmuş örgütleri kuran, yöneten ve üye olanlar hakkında TCK'nın 78. maddesi, devletin güvenliğine, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla terör örgütü kuranlar, yönetenler ve üye olanlar hakkında ise TCK'nın 314. maddesi uygulanacaktır. 3713 sayılı Kanun'un "Terör örgütleri" başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır.” hükmü ile TCK'nın 314. maddesine atıf yapılmıştır. TCK'nın 314. maddesinde tanımlanan "Silâhlı örgüt" suçu ise; "(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir. (3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir. Örgütlü suçluluğun özel bir türü olarak öngörülen, TCK'nın "Silahlı Örgüt" başlıklı 314. maddesinde; TCK'nın İkinci Kitabının, Dördüncü Kısmının Dördüncü Bölümünde yer alan devletin güvenliğine karşı suçlar ile Beşinci Bölümünde yer alan Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran, yöneten ve örgüte üye olanların cezalandırılmaları öngörülmüş ve maddenin son fıkrasında; suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümlerin, bu suç açısından aynen uygulanacağı düzenlenmiştir. 3713 sayılı Kanun kapsamına giren suçları işlemek için örgüt kurulması hâlinde ortada bir terör örgütünün varlığı söz konusudur. TCK'nın 314. maddesinde hüküm bulunmayan hâllerde, TCK'nın 220. maddesindeki koşullar göz önünde bulundurulacaktır. (Feridun Yenisey Örgütlü Suçlar ve Terör Suçları Eğitim Modülü, s. 46) Buna göre TCK'nın 314. maddesi bakımından bir oluşumun veya yapılanmanın, silahlı terör örgütü sayılabilmesi için TCK'nın 220. maddesinde düzenlenen suç işlemek için örgüt kurma suçunda gerekli koşulların yanında aşağıda gösterilen şartlar da aranmaktadır: a) Yöntem: Terör örgütü, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle hareket eden bir örgüt tipidir. Buradaki cebir ve şiddet kullanma tabirini doğrudan kullanma şeklinde anlamlandırmak doğru olmayacaktır. Bu kavramın içine cebir veya şiddet kullanılacağına ilişkin güncel tehdidin bulunması da dahildir. b) Amaç-Saik: Silahlı terör örgütü, siyasi maksatla faaliyet gösteren örgütleri ifade eder. Bu bakımdan 3713 sayılı Kanun'un birinci maddesinde sayılan amaca yönelik ve devletin Anayasal düzeni veya devletin güvenliğine karşı bir suç işlemek amacıyla faaliyet gösterir. c) Elverişlilik: Silahlı terör örgütünün, TCK'nın İkinci Kitabının, Dördüncü Kısmının Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçları amaç suç olarak işlemek üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkânına sahip bulunması gerekir. Amaca matuf kavramı ise, silahlı terör örgütünün yapısının, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olmasını ifade eder. Belirsiz sayıda suç işleme hedefi doğrultusunda kurulan silahlı terör örgütünün, 3713 sayılı Kanun'un birinci maddesinde belirtilen amaca yönelik faaliyet göstermesi örgütün varlığı için yeterli olup ayrıca amaçlanan suçları işlemesi gerekmez. d) Araç-gereç: Örgüt mensuplarının tamamı olmasa bile bir kısmının silahlı olması, silahlı terör örgütünün oluşması için yeterlidir. Örgüt, bu silahları gerektiğinde kullanma imkan ve olanağına sahip ise silahlı olduğu kabul edilmelidir. Silahlı terör örgütünün elinde bulunan silahın devlete ait olması ya da bu silahların hukuka aykırı yollardan elde edilmesi bu suçun oluşması açısından önem taşımaz. 2- FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı, 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı ile 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararlarında da ayrıntılarıyla belirtildiği üzere; FETÖ/PDY silahlı terör örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; "Altın Nesil" adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür. İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan FETÖ/PDY silahlı terör örgütü “gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek, gerçeği inkâr etmek” üzerine kuruludur. Talimatlar yoluyla kollektif bir şekilde mobilize olan, kamu erkinin kritik bürokratik alanları başta olmak üzere, kamusal alanı ele geçirme refleksiyle hareket eden, mülkiye, adliye, emniyet, eğitim, istihbarat ve ordu içerisinde kendi özel hiyerarşisiyle illegal şekilde kadrolaşan, devletin tüm kurumlarına yerleştirdiği örgüt mensuplarıyla devlet teşkilatını kendisine hizmet eder hale getiren ve adeta devlet içinde ayrı bir devlet yapısı oluşturan örgütün lideri Fethullah Gülen tarafından; "Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!; bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!” “Adliye, mülkiye veya başka hayati bir müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti öyle ferdi mevcudiyetler şeklinde ele alınıp değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir. Bir ölçüde onlar bizim varlığımızın teminatıdır.” “Zaman henüz uygun değil. Bütün dünyayı omuzlayıp taşıyabileceğimiz zamana dek, tamam olacağınız ve koşulların uygun olacağı zamana dek beklemelisiniz! Bilhassa, haber alma hususunda her zaman hasım cephenin çok önünde olunmalıdır.” “Yani siz hâkim değilsiniz başka kuvvetler var. Bu ülkede değişik kuvvetleri hesap edecek dengeli, dikkatli, tedbirli, temkinli yürümekte yarar var ki geriye adım atmayalım…” “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. (…) bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. (…) sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.” “Daima tedbirli olmalıyız, daima istişare içerisinde karar alın, ana istişare organı olan Başyüceler ne karar aldıysa onu uygulayın (Kaldı ki; Başyüceler’in lideri de kendisidir) bütün güç merkezlerine ulaşmalıyız …” “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak.” şeklinde değişik yer ve zamanlarda örgüt mensuplarına verilen talimatlarda gizliliğe atfedilen önem görülmektedir. Örgüt, kamu kurum ve kuruluşlarına yerleştirdiği personelin aile yaşamlarına dahi müdahale ederek şahısların kiminle evleneceğine de karar vermektedir. Örgüt, kamu kurumlarında sayısı beş kişiyi geçmeyen bir örgüt abisine bağlı hücreler şeklinde yapılanmıştır. Hücreler birbirinden haberdar değildir. Bu şekilde bir hücre açığa çıksa bile diğer hücrelerin faaliyetlerine devam ederek deşifre olmaları engellenmektedir. İçlerinde katı bir askeri disiplin hâkimdir. Örgütün bütünlüğü üzerinde tek hâkim ve önder Fethullah Gülen olup örgüt içerisinde kainat imamı olarak görülmektedir. Diğer yöneticiler onun verdiği yetkiyle onun adına görev yaparlar. Kainat imamı inancı ve yedi katlı piramidal yapılanmaya sahip FETÖ/PDY silahlı terör örgütünde, örgüt içi hiyerarşide itaat ve teslimiyet katı bir kuraldır. Teslimiyet hem örgüte hem de liderin emrine ona atfen verilen göreve adanmışlıktır. Örgütün hiyerarşik yapılanması tabaka-kat sistemine dayanır. Katlar arasında geçişler mümkün ise de, dördüncü kattan sonrasındaki geçişleri önder belirlemektedir. Katlar şu şekildedir: a) Birinci Kat (Halk Tabakası): Örgüte iman ve gönül bağı ile bağlı olanlar, fiili ve maddi destek sağlayanlardan oluşur. Bunların bir çoğu örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmayan, bilinçli veya bilinçsiz hizmet ettirilen kesimdir. b) İkinci Kat (Sadık Tabaka): Okul, dershane, yurt, banka, gazete, vakıf ve kurum görevlilerinden oluşan sadık gruptur. Bunlar örgüt sohbetlerine katılan, düzenli aidat ödeyen, az veya çok örgüt ideolojisini bilen kişilerdir. c) Üçüncü Kat (İdeolojik Örgütlenme Tabakası): Gayri resmi faaliyetlerde görev alan, örgüt ideolojisini benimseyen ve ona bağlı, çevresine propaganda yapan kişilerdir. d) Dördüncü Kat (Teftiş Kontrol Tabakası): Bütün hizmeti (legal ve illegal) denetler. Bağlılık ve itaatte dereceye girenler buraya yükselebilir. Bu tabakaya girenler örgüte çocuk yaşta kazandırılanlardan seçilir. Örgüte sonradan katılanlar genellikle bu katta ve daha üst katlarda görev alamazlar. e) Beşinci Kat (Organize Eden ve Yürüten Tabaka): Üst düzey gizlilik gerektirir. Birbirlerini çok az tanırlar. Örgüt lideri tarafından atanan ve devletteki yapıyı organize edip yürüten kişilerdir. f) Altıncı Kat (Has Tabaka): Örgüt lideri Fethullah Gülen tarafından bizzat atanan ve lider ile alt tabakaların irtibatını sağlayan, örgüt içi görev değişiklikleri yapıp azillere bakan kişilerdir. g) Yedinci Kat (Kurmay Tabaka): Örgüt lideri tarafından doğrudan seçilen ve on yedi kişiden oluşan örgütün en seçkin kesimidir. Örgütün deşifre olmaması ve Devletin örgüt yapısını çözmekte zorlanması için örgüt hücre tipinde yatay yapılanmaya özen göstermiştir. Hücreler genellikle en fazla beş kişiden oluşan ve bir abla veya abiye bağlı birimlerdir. Hücredeki kişi sayısı bazı kurumlarda üç, TSK gibi bazı kurumlarda ise birebirdir. Her hücreden sorumlu bir imam vardır. FETÖ/PDY'nin asli unsuru müntesipler, ışık evi, yurtlar, okullar, dershaneler olan hizmet birimlerinde yetiştirilmektedir. Bu kurumların temel amacı bu örgüte müntesip yetiştirmektir. İlk ve öncelikli kuruluş gayesi eğitim değil, insan kaynağı sağlamaktır. Örgüte ait özel okul ve yurt gibi yerler toplantı ve himmet toplama amaçlı da kullanılmaktadır. Örgüt, elemanlarını genel olarak genç yaştaki öğrencilerden seçmekte ise de, kamu personelini de sonradan örgüte kazandırabilmektedir. Bütün terör örgütleri gibi FETÖ/PDY de eleman bulma, buldukları elemanları örgüt amacına göre eğitme, örgütsel olarak onlara nasıl davranılması gerektiğini öğretip uygulatma üzerine kuruludur. Örgütsel bağlılığın temini bakımından; kod adı kullanma, gizlilik ve tedbir uygulanması, kişiler hakkında istihbarat toplayıp özel bilgi edinmek, sorunsuz işleyen bir emir ve rapor zincirinin varlığı, devletten ve aileden önde gelen örgüt aidiyeti, devlet hiyerarşisinde daha üstte olsa bile örgüt hiyerarşisi asıl olduğundan daha ast birinden emir alınması, hizmet kardeşliği ve örgüt içi dayanışma nedeniyle illegal olsa dahi talimatın sorgulanmaması, psikolojik tehdidin etkisiyle özgür iradenin kaybedilmesi hususları önem taşımaktadır. Örgütten ayrılmak kural olarak mümkün değildir. Örgütsel disipline uymayan kişiler örgütten kovulma yerine pasifize edilmektedir. Bu düşüncede olan kişiler önce korkutulur, manevi baskının yanında maddi yaptırımlar da uygulanır. Tüm yaptırımlara rağmen ayrılmakta ısrar eden, itaatsizlikte devam eden kişinin örgütle ilişkisi kesilir. Örgüt bu kişiyi hain ilan ettiğinden her türlü cezalandırma metodu uygulanır. FETÖ/PDY'nin Türk Silahlı Kuvvetlerine, Emniyet Teşkilatına ve MİT'e sızan militanları, şeklen kamu görevlisi gibi gözükse de, bu kişilerin örgüt aidiyetleri diğer tüm aidiyetlerinden önce gelmektedir. FETÖ/PDY’nin devletin tasarrufunda bulunması gereken kamu gücünü, kendi örgütsel çıkarları lehine kullanmakta olduğu anlaşılmaktadır. Çeşitli aşamalardan geçirildikten sonra güçlü örgütsel bağlarla bağlandığı FETÖ/PDY’nin bir neferi olarak TSK, Emniyet Teşkilatı ve Milli İstihbarat Teşkilatında meslek hayatlarına başlayan örgüt mensupları, sahip oldukları silah ve zor kullanma yetkilerini FETÖ/PDY’deki hiyerarşik üstünden gelen emir doğrultusunda seferber etmeye hazır olacak şekilde bir ideolojik eğitimden geçirilmektedir. Bu durum, örgüt lideri tarafından hizmet insanı başlığı altında “örgüte bağlı kişinin azimli, kararlı, hizmete karşı itaatkar, her şeyin sorumluluğunu alması gereken, darbe yediğinde azmi bozulmayan, yüksek rütbelere geldiğinde kendi rütbesi değil de hizmetin rütbesini ön planda tutan, hizmet içerisinde yapacağı görevlerin zor olabileceğine inanan ve bütün varlığını, canını, sevdiklerini hizmet için feda etmeye hazır olması” şeklinde açıklanmaktadır. Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarının etkin birimlerinde ve TSK'da yapılanan FETÖ/PDY, Emniyet ve TSK birimlerinin doğasında var olan cebir ve şiddet kullanma yetkisinin verdiği baskı ve korkutuculuğu kullanmaktadır. Örgüt mensuplarının silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkanının bulunması, silahlı terör örgütü suçunun oluşması için gerekli ve yeterli olmakla birlikte; 15.07.2016 tarihinde meydana gelen kalkışma esnasında TSK içerisinde yapılanıp görünürde TSK mensubu olan ve ancak örgüt liderinin emir ve talimatları ile hareket eden örgüt mensuplarınca silah kullanılmış, birçok sivil vatandaş ve kamu görevlisi şehit edilmiştir. Söz konusu terör örgütü, nihai amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personelin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihai hedefi bulunan FETÖ/PDY, söz konusu ele geçirme süreci tamamlandıktan sonra devlet, toplum ve fertlere dair ne varsa ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn ederek oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç hâline gelmek amacıyla hareket etmektedir. Örgütte sıkı bir disiplin ve eylemli bir işbirliği bulunduğu, örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet edildiği, illegal faaliyetleri gizleyebilmek için hiyerarşik yapıya uygun hücre sistemi içinde yapılanarak grup imamları tarafından emir talimat verilmesi, üyeleri arasında haberleşmenin sağlanması için ByLock gibi haberleşme araçlarının kullanıldığı, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkın gizlendiği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasa'da öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu, demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükümet ve diğer anayasal kurumları feshedip iktidarı ele geçirmek olduğu, bu amaçla, Emniyet, Jandarma teşkilatı, MİT ve Genel Kurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisini haiz kurumlara sızan mensupları vasıtasıyla, kendisinden olmayan güvenlik güçlerine, kamu görevlilerine, halka, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, Meclis binası gibi simge binalar ve birçok kamu binasına karşı ağır silahlarla saldırıda bulunmak suretiyle amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli öldürme ve yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirildiği, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüt faaliyetleri kapsamında işlenen diğer bir kısım eylemlere ilişkin bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, bu davalarda verilen mahkeme ve Yargıtay kararları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında; FETÖ/PDY, küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzerine kurulan bir maşa olarak; Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkıp ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt, kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri Fethullah Gülen tarafından belirlenen ideoloji doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek için hareket etmiştir. Gerçekleştirilen eylemlerde kullanılan yöntem, bir kısım örgüt mensuplarının silah kullanma yetkisini haiz resmi kurumlarda görevli olması, örgüt mensuplarının bu silahlar üzerinde tasarrufta bulunma imkânlarının var olması ve örgüt hiyerarşisi doğrultusunda emir verilmesi hâlinde silah kullanmaktan çekinmeyeceklerinin anlaşılması karşısında; tasarrufunda bulunan araç, gereç ve ağır harp silahları bakımından 5237 sayılı TCK'nın 314. maddesi kapsamında bir silahlı terör örgütüdür. 3- Kamu davasına katılma hakkı; Katılma hakkına bağlı olan kanun yolu davası açma hakkı, karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkları gidermek ve isabetli karar verilmesini sağlamak bakımından davanın tarafları yanında toplum için de önemli bir teminat oluşturduğundan temel haklar arasında sayılmaktadır. 5271 sayılı CMK’nın “Kamu davasına katılma” başlıklı 237. maddesi; “1) Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılab

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Hukuku Özel Hükümler

Göçmen kaçakçılığı suçunun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde aşağıdakilerden hangisi uygulanır?

A) Tüzel kişi hakkında adli para cezası.
B) Tüzel kişi temsilcisine hapis cezası.
C) Tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirleri.
D) Tüzel kişiye sadece idari yaptırım.
E) Tüzel kişinin faaliyetinin geçici durdurulması.

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol