5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 83

Türk Ceza Kanunu 83. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 83- (1) Kişinin yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen ölüm neticesinden sorumlu tutulabilmesi için, bu neticenin oluşumuna sebebiyet veren yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması gerekir. (2) İhmali ve icrai davranışın eşdeğer kabul edilebilmesi için, kişinin; a) Belli bir icrai davranışta bulunmak hususunda kanuni düzenlemelerden veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması, b) Önceden gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması, gerekir. (3) Belli bir yükümlülüğün ihmali ile ölüme neden olan kişi hakkında, temel ceza olarak, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar, diğer hallerde ise on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunabileceği gibi, cezada indirim de yapılmayabilir. İntihara yönlendirme[34]

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

41 karar eşleşti
1. Ceza Dairesi, 2023/155 E., 2024/5167 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
Ağır Ceza Mahkemesinin 26.06.2019 tarihli ve 2018/65 Esas, 2019/335 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında maktüle karşı ihmali davranışla kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 83/3, 62/1 ve 53 maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
1. Ceza Dairesi         2023/155 E.  ,  2024/5167 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2021/1422 E., 2021/3413 K. SUÇ : İhmali davranışla kasten öldürme HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286. maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260. maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291. maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294. maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298. maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Sivas 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.06.2019 tarihli ve 2018/65 Esas, 2019/335 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında maktüle karşı ihmali davranışla kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 83/3, 62/1 ve 53 maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. 2. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 28.12.2021 tarihli ve 2021/1422 Esas, 2021/3413 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık müdafiin temyiz sebepleri özetle; kararın gerekçesiz olduğuna, beraat kararı verilmesi gerektiğine, beraat kararı verilmezse taksirle adam öldürmeden cezalandırılması gerektiğine ve eksik inceleme yapıldığına ilişkindir. III. GEREKÇE 1. Sanık ...' in 38 VP ... plaka sayılı Mercedes Benz marka suçta kullanılan kamyonun sahibi olduğu, 01.07.2017 tarihinde mobilya taşımak için Kayseri' den Ağrı tarafına gittiği ve yol üzerinde Sivas’a bağlı... ilçesinden geçtiği, müteveffa ...' ın da olay günü...' ya geldiği, arkadaşları ... ve ... ile birlikte ile birlikte alkol aldıkları ve daha sonra bir şeyler yemek amacıyla ...Balık Restoranına gittikleri, restoranda alkol almaya devam ettikleri, müteveffanın sigara içmek için dışarıya çıktığı fakat yarım saat geçmesine rağmen geri dönmediği, bunun üzerine restoran sahibi ve müteveffanın arkadaşlarının müteveffayı aramak için dışarıya çıktığı, restoran çevresinde müteveffayı bulamayınca araca binip çevrede araştırma yaptıkları, yol üzerinde müteveffanın tişörtünü buldukları ve tişörtün yanında kırık araç parçaları gördükleri, müteveffanın kaza sonucu hastaneye kaldırılmış olabileceğini düşünerek hastaneye gittikleri, hastanede bir kayıt bulamayınca tekrar olay mahalline dönüp yaya olarak aramaya başladıkları, '... nerdesin' diye bağırmaları üzerine yolun kenarından 'ahh' diye ses geldiği, hemen ambulansa haber verdikleri ve müteveffanın... Devlet Hastanesi' ne götürüldüğü, müteveffanın tedavi için saat 03.31 de Cumhuriyet Üniversitesi Hastanesi' ne sevk edildiği ve 04.05 de hastaneye vardığı, burada yapılan müdahalelere rağmen 03.07.2017 tarihinde saat 13.10’da hayatını kaybettiği, Olay yerinde adli emanete kayıtlı kırmızı renkte Mercedes kamyon amblemi ve 40x25 cm boyutlarında gri çerçeve, 23x11,5 cm boyutlarında gri far çerçevesi, 2 adet kırmızı tampon parçası bulunduğu, olay yerinde bulunan parçaların ve 38 VP 772 plakalı aracın soruşturma aşamasında bilirkişi marifetiyle incelenmesi neticesinde hazırlanan raporun sonuç kısmına göre 38 VP... plakalı aracın sol ön tamponunun değiştirildiği, far ve sinyal çerçevelerinin orijinal olmadığı, bu parçaların modifiye edilerek değiştirildiğinin tespit edildiği, 38 VP ... plaka sayılı aracın 01.07.2017 tarihinde 00:53' de...' dan Refahiye istikametine doğru geçiş yaptığının PTS kayıtlarına göre belirlendiği, kazanın tahmini oluş saati ile sanığın olay yerinden geçtiği saatlerin birbirine uyduğu, 01.07.2017 tarihinde Refahiye ve Erzurum' dan alınan PTS kayıtlarına göre olay yerinde bulunan parçaların 38 VP ... plakalı kamyonda kırık olduğu soruşturma aşamasında tespit edildiği anlaşılmıştır. 2. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, hükme esas alınan adli raporların yeterli olduğu, eksik incelemenin bulunmadığı anlaşıldığından sanık müdafinin temyiz sebeplerinin incelenmesinde bozma nedeni dışında hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır. 3. Dosya içeriğine göre; Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun 30.07.2018 tarihli raporunda müteveffanın ölüm nedeni ve illiyet bağı yönünden yaptığı değerlendirmede "Kişinin ölümünün genel vücut travmasına bağlı çok sayıda kot kırığı, büyük kemik kırıkları, iç organ yaralanmaları (akciğer, dalak ve böbrek) ve gelişen komplikasyonları (sepsis, böbrek yetmezliği ve karaciğer yetmezliği) sonucu meydana gelmiş olduğu, 01.07.2017 tarihinde maruz kaldığı araç dışı trafik kazası sonucu yaralanması ile 03.07.2017 tarihinde ölümü arasında illiyet bağının bulunduğu, araç dışı trafik kazasında oluşan ilk darbeyi bacak ve kalça bölgesinden aldığı, vücudunda tespit edilen ve ölümüne neden olan travmatik değişimlerin lokalizasyonu, özellikleri ve ağırlıkları dikkate alındığında, yaralanma sonrası gecikmeksizin hastaneye götürülmesiyle kurtulma ihtimalinin bulunduğu, ancak bu hususta kesin bir değerlendirme yapılamadığının" belirtildiği, hazırlanan kaza tespit tutanağına göre de olay tarihinde Erzincan ilinden Sivas istikametine seyir halinde olan ve kaza yerinden firar eden ve daha sonradan tespit edilen sanık ...'in 38 VP ... Plakalı Mercedes marka kamyonuyla yol üzerinde yaya olarak bulunan müteveffa ...'a çarpması sonucu tek taraflı ölümlü trafik kazası meydana geldiği, kazanın oluşumunda sanığın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanun'un (2918 sayılı Kanun) 52/1-b maddesini (aracın hızını ... Görüş, yol, hava, ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmamak) ihlal ettiği, yaya müteveffa ...'ın ise 2918 sayılı Kanun'un 68/1-a-2 maddesini (yayaların yürümesine ayrılmış kısımların kullanılmasının mümkün olmadığı veya bulunmadığı hallerde, taşıt trafiğini tehlikeye düşürecek şekilde taşıt yolunda yürümek) kuralını ihlal ettiğinin anlaşıldığı somut olayda sanığın ihmali eylemi neticesinde müteveffanın öldüğüne ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, şüphenin sanık lehine değerlendirilmesi suretiyle sanığın 5237 sayılı Kanun'un 85/1. maddesi uyarınca basit taksirle öldürme suçundan cezalandırılması gerektiği gözetilmeden suç vasfında hataya düşülerek ihmali davranışla kasten öldürme suçundan hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur. 4. Uygulamaya göre de; sanık hakkında hüküm kurulurken önce 5237 sayılı Kanun'un 81/1. maddesi gereği müebbet hapis cezası verilmeli daha sonra 5237 sayılı Kanun'un 83/3. maddesi gereğince ceza belirlenmesi gerekirken doğrudan 5237 sayılı Kanun'un 83/3. maddesi gereğince "takdiren 15 yıl hapis cezasıyla cezalandırılması" ile hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur. IV. KARAR Gerekçe bölümünde (3) ve (4) numaralı paragraflarında açıklanan nedenlerle sanık müdafinin temyiz sebepleri yerinde görüldüğünden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 28.12.2021 tarihli ve 2021/1422 Esas, 2021/3413 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302. maddesinin ikinci fıkrası gereği "suç niteliği yönünden", Tebliğname’ye aykırı olarak, üye ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304. ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Sivas 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.07.2024 tarihinde karar verildi. K A R Ş I O Y İnceleme konusu yapılan davada hukuki uyuşmazlık konusu olan husus sanık hakkındaki suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı yolundadır. Olay tarihinde arkadaşları ile alkol almakta iken bir süreliğine arkadaşlarının yanından ayrılan maktul saatler sonra kara yolu kenarında yaralı halde bulunmuş ve kaldırıldığı hastanede ölmüştür. ATK raporuna göre maktulün ölümü ile geçirdiği kaza arasında illiyet bağı vardır. Olay tarihinde sanık ...plaka sayılı kamyonu kullanmaktadır. Sanık kaza yapan aracının 13.07.2017 tarihinde tespit edilmesi üzerine yakalanmış ve beyanı alınmıştır. Olay yerinde sanığın aracına ait parçalar tespit edilmiş olup PTS kayıtları ve aracın olay yerinde kalan parçalarından yola çıkılarak araç tespit edilmiş, araç bulunduktan sonra da kaza yerinde hasara uğrayan yerlerinin tamir edilmiş olduğu fark edilmiştir. Maktul sigara içmek için gidip geri dönmeyince arkadaşları yol üzerinde maktulün beyaz tişörtünü ve kırık araç parçalarını bulmuşlar ancak maktulü yolda görememişlerdir. Hastaneye gidip araştırma yapan maktulün yakınları tekrar olay yerine döndüklerinde maktulü yolun en az 3-5 metre dışında onun seslenmesi üzerine fark etmişler ve saat 03.30 civarında hastaneye götürmüşlerdir. Maktulün arkadaş grubundan ayrılması ile bulunduğu saat arasında geçen süre yaklaşık 4 saattir ve adli tıp raporuna göre maktulün hastaneye götürülmesi halinde yaşama olasılığı mevcuttur. Yine ATK raporuna göre bu olayda hem maktul hem sanık kamyon sürücüsü kusurludur. Bu koşullarda sanık kendininde kusurlu olduğu bir eylem sonucu maktulün zarar görmesine ve neticede ölmesine sebebiyet vermiş olup maktulü fark ettiği halde sağlık kuruluşuna götürmemek ve bir sağlık kuruluşuna haber vermemekle yükümlü olduğu icrai davranışı gerçekleştirmemiştir. Özellikle maktulün yaralanmasından bulunmasına kadar geçen süre maktulün tişörtünün birbirinden uzak noktalarda bulunması sanığın eylem sonrası olan davranışları dikkate alındığında TCK'nin 83 üncü madde uyarınca mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken sanığın üzerine atılı suçun unsurlarının oluşmadığı yolunda görüş bildiren Sayın çoğunluğa katılmıyorum.

Diğer kararlar (4)

Ceza Genel Kurulu, 2020/466 E., 2022/709 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, 12.02.2015 tarih ve 28-12 sayı ile; sanığın eyleminin ihmali davranışla işlenen nitelikli kasten öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilerek sanığın TCK’nın 83/1-2-3, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 16 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiştir.
Ceza Genel Kurulu         2020/466 E.  ,  2022/709 K. "İçtihat Metni" Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi Sanık ... hakkında nitelikli kasten öldürme suçundan açılan kamu davasında, ... Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, 12.02.2015 tarih ve 28-12 sayı ile; sanığın eyleminin ihmali davranışla işlenen nitelikli kasten öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilerek sanığın TCK’nın 83/1-2-3, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 16 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiştir. Resen temyize tabi olan hükmün sanık müdafisi, Cumhuriyet savcısı ile ... vekilince de temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 15.10.2018 tarih ve 2283- 4100 sayı ile; “...Sanıklar...haklarında öz çocukları olan maktul ...’i nitelikli kasten öldürme suçundan açılan kamu davasında 6284 sayılı Yasa’nın 2/1-d ve 20/2 maddeleri uyarınca Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının bu suçun zarar göreni olduğu, bu sıfatının gereği olarak CMK'nın 233 ve 234. maddeleri gereğince kovuşturma evresinde sahip olduğu davaya katılma ve öteki haklarını kullanabilmesi için duruşmadan haberdar edilmesi gerektiği hâlde, usulen dava ve duruşmalar bildirilmeden, davaya katılma ve CMUK'nın mağdur ... katılanlar için öngördüğü haklardan yararlanma olanağı sağlanmadan yargılamaya devam edilerek yazılı biçimde hüküm kurulması,” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan ... Ağır Ceza Mahkemesince 28.02.2019 tarih ve 67-8 sayı ile; sanığın TCK’nın 82/1-d-e, 83/3, 62/1, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 16 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiştir. Resen temyize tabi olan hükmün sanık müdafisi, Cumhuriyet savcısı ile T. C. ... vekilince de temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 09.03.2020 tarih, 173-948 sayı ve oy çokluğuyla; “...a- Sanığın kendi öz çocuğu olan 2 günlük maktul bebeği, ... ili ile... ilçesi arasında dere kenarı olan bir yere bıraktığı, bıraktığı yerin herkesin görebileceği mutat yerlerden olmadığı, ıssız bir alan olup bebeğin bulunmasının ihtimal dahilinde bulunmadığı anlaşıldığından; sanığın eylemi nedeniyle hakkında TCK'nın 82/1-d-e maddesi ile hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde TCK'nın 83/3. maddesi ile hüküm kurulması, b- (...)” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiş, Daire Üyeleri ....; “Sanık ... hakkında yenidoğan bebeğini 2 günlük iken yalnız başına dere kenarına bıraktığı daha sonra yapılan aramalara rağmen bulunamadığı sabit olup ... Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonunda sanığın TCK’nın 82/1-d-e, 83/3. maddeleri gereğince kurulan hükmün yerinde olduğu,” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise; 28.08.2020 tarih ve 84757 sayı ile; “...Sanık ... hakkında yenidoğan bebeğini 2 günlük iken yalnız başına dere kenarına bıraktığı daha sonra yapılan aramalara rağmen bulunamadığı sabit olup ... Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonunda sanığın TCK’nın 82/1-d-e, 83/3. maddeleri gereğince kurulan hükmün yerinde olduğu ve sanık ...'in eylemi, kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi suçunu oluşturduğundan, hükmün onanması yerine, aksi görüşle bozulmasına karar verilmesinin Kanun’a aykırı olduğu,” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 26.10.2020 tarih, 3645-2504 sayı ve oy çokluğuyla; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanık ... hakkında nitelikli kasten öldürme suçundan verilen beraat hükmü Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup inceleme itirazın kapsamına göre sanık ... hakkında ihmali davranışla işlenen nitelikli kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin icrai davranışla işlenen nitelikli kasten öldürme suçunu mu, yoksa ihmali davranışla işlenen nitelikli kasten öldürme suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Tekman Toplum Sağlığı Merkezince... Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazılan 19.12.2012 tarihli ihbarnamede; “Tekman ilçesine bağlı Karapınar köyünde ikamet eden ... isimli şahıs 22.06.2012 tarihinde ... Kadın Doğum Hastanesinde sezaryen ile (3.220 gr) bir kız bebek dünyaya getirmiştir. Bu bebekten mükerrer topuk kan alımı için Dr. ... 06.09.2312 tarihinde ailenin yaşadığı köye gitmiş ... ile görüşmüş ancak kişi, bebeği ve gebeliği inkar etmiştir. Bu bebeğin durumu ve olayın incelenmesi hususunda; gereğini bilgilerinize arz ederim.” ifadesine yer verildiği, Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesince düzenlenen 20.03. 2014 tarihli raporda; “...'e ait DNA profili ile ... ve ... adlı şahıslara ait DNA profillerinin karşılaştırması yapıldı. Elde edilen sonuçlara göre ... ve ...’in, ... için biyolojik babalığı ve anneliği reddedilemedi. Babalık indeksi ... annelik indeksi ..... olarak hesaplandı. ... ve ...’in, %99,99 ihtimalle ...'nin biyolojik annesi ve babası olabileceklerinin,” belirtildiği, ... Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesince sanık hakkında düzenlenen 21.10.2014 tarihli raporda; “... 21.10.2014 tarihinde psikiyatri heyetinde değerlendirilmiştir. Şahıs yaklaşık 2 yıl önce çocuğunun vefatı sonucu hapse girdiğini anlatıyor. Daha önce herhangi bir psikiyatrik hastalık öyküsü olmadığını, psikiyatrik ilaç kullanmadığını, kendi işlerini yapabildiğini ifade etti. Bilinç açık, oryente, koopere, duygulanım anksiyoz, hezeyan ve halüsinasyon tespit edilmedi, kapasitesi klinik olarak normal, soyut düşünce tam. Şahısla ve yakınıyla yapılan görüşmede, şahısın TCK’nın 32. madde kapsamında bir akıl hastalığı bulunmadığı, cezai ehliyetinin tam olduğu,” tespitine yer verildiği, ... Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesince sanık hakkında düzenlenen 06.01.2015 tarihli raporda; sanığın cezai ehliyetini etkileyecek düzeyde bir ruhsal rahatsızlığına rastlanmadığı, bu nedenle TCK’nın 31/2 ve 32/2. maddelerinden istifade edemeyeceği, cezai ehliyetinin tam olduğunun ifade edildiği, Anlaşılmaktadır. Tanık ... Cumhuriyet Başsavcılığında; “Ben... 6 no’lu Aile Sağlığı Merkezinde doktor olarak görev yapmaktayım. ...’dan Toplum Sağlığı Merkezine ... isimli kişinin 22.06.2012 tarihinde kız bebek dünyaya getirdiğinin bildirilmesi üzerine görevimiz icabı topuk kanı almak amacıyla 06.09.2012 tarihinde ailenin yaşadığı Karapınar köyüne gittim. Köye gittiğimde kapıyı ... açtı. Evde birkaç tane bir iki yaşlarında çocuk vardı. Ben ...’e Aile Sağlığı Merkezinden geldiğimi, kendisinin 22.06.2012 tarihinde ... Kadın Doğum Hastanesinde doğum yaptığını, bundan dolayı bebeği görmek istediğimi söyledim. Fakat ... sinirli bir şekilde kendisinin doğum yapmadığını, eşinin iki üç senedir olmadığını, bundan dolayı böyle bir şey olamayacağını bana söyledi. Ben de bunun üzerine ‘Eve bakabilir miyim?’ dedim, o da ‘Bakabilirsiniz.’ dedi. Ben evi kontrol ettiğimde evde bebek olmadığını gördüm ve raporumu tutarak ...'a gönderdim. Bilgin anlattıklarımla sınırlıdır.”, Tanık ... Cumhuriyet Başsavcılığında; “Ben... ilçesine bağlı İncesu köyünde ikamet etmekteyim. Minibüsçülük yapmaktayım. (...) Bana sorduğunuz olayı hatırladım. (...) Olay tarihi olan 2012 yılının Haziran ayında ben yine yukarıda anlattığım şekilde yolcu almak için ...'da Mahallebaşı’nda bulunan semt garajında bekliyordum. Daha önceden tanımadığım bir kişi yanıma yaklaştı ve...’a gidecek bazı ev eşyalarının olduğunu, bu eşyaların ... Mahallesi’nde bulunduğunu, bu eşyaları aracıma alıp alamayacağımı sordu. Ben de alabileceğimi söyledim. Bunun üzerine kişinin gösterdiği yere gittik. Burası herhangi bir ev değildi, mahallenin içinde bir kilim üzerine bazı ev eşyaları vardı. Hatırladığım kadarıyla yatak, kilim ve mutfak eşyası gibi malzemeler vardı. Bu malzemeleri arabaya yükledik. Ayrıca burada tanımadığım bir kadın ve yanında çocukları vardı. Bu kadın ve çocuklar da arabama bindiler. Ancak yanındaki adam araca binmedi. Daha sonra mahalle başına döndüm. Sıra bana geldiğinde üç dört farklı yolcu daha araca bindi ve bu şekilde...'a geldim. Tekman ilçe merkezinde diğer üç dört yolcu indiler. Ben de kadın ve çocukları Karapınar köyüne bırakacaktım çünkü ...’da konuştuğumuz adam benden bu kadın ve çocuklarını Karapınar'a bırakmamı istemişti. Tam Karapınar'a doğru devam edeceğim sırada daha önceden tanıdığım Recep Bingöl isimli arkadaşımla karşılaştım. Bana nereye gittiğimi sordu. Ben de Karapınar'a gittiğimi söyledim. Bunun üzerine bana 'Karapınar'da bir taziye varmış ben de seninle geleyim birlikte taziyeevine gideriz.’ dedi. Ben de kabul ettim. Recep Bingöl ve söz konusu bayan ve çocukları ile birlikte Karapınar'a gittik. Köyün girişinde bulunan deprem konutlarına geldiğimizde ineceğini söyledi. Buradaki evlere yerleşeceğini söyledi. Bunun üzerine ben de Recep ile birlikte kadının eşyalarını indirdim. Recep ile birlikte taziyeevine gittik. Ziyaretimizi gerçekleştirdik. Daha sonra birlikte tekrar...'a döndük. O gün Karapınar köyüne bıraktığım kişiyi görsem tanıyabilirim.”; Tanığa soruşturma evrakı içerisinde yer alan şüpheli ...'in kimliğindeki fotoğrafın gösterilmesi üzerine; “O gün ...’dan...'a getirdiğim ve sonrasında da Karapınar köyüne bıraktığım kadın şu an bana fotoğrafını gösterdiğiniz kişidir. Kendisini kesin ve net bir şekilde teşhis ettim. ... isimli kişiyi aracıma aldığımda sayısını tam hatırlamadığım üç veya dört tane çocuğu vardı. Ayrıca bir tane de yeni doğan bir bebek vardı. Yeni doğan bir bebeğin varlığını kesin ve net bir şekilde hatırlıyorum.”, Mahkemede; “ (...) Şu hususu ifade etmek isterim, biz Mahallebaşı’ndan yolcuları aldıktan sonra Palandöken dağ yolundan...'a hareket ederiz ve yaklaşık 1,5 saat seyahat ederiz, yol güzergâhında herhangi bir dinlenme tesisi yoktur, bu nedenle yolda gerekmedikçe durmayız, bu yolculuk sırasında da yolda herhangi bir şekilde durmadık, aracımda bulunan huzurdaki sanık ...'ın da böyle bir talebi olmadı, kucağındaki çocuğun ağladığını duymadım fakat olumsuz bir şey de hissetmedim, tamamen bahsettiğim gibi yolculuğu birlikte tamamladık. Ben şunu net ifade etmek isterim ki bu seyahat esnasında kesinlikle yolda durmadım ve duraklama da yapmadım, yine huzurdaki ... kucağındaki bebekle dere kenarına veya bir su birikintisi olan yere gitmişliği de vaki değildir. Ben bu seyahatin tarihini net olarak hatırlayabilirim, şöyle ki yukarıda da bahsettiğim, Cemil Bingöl'ün Karapınar köyündeki taziyeevine gittiğimizde kendisi bir gün önce vefat etmiş ve defnedilmiş olup henüz taziyenin birinci günüydü, o tarih de 24.06.2012 tarihidir. Ancak ... benim dışımda başka bir tarihte minibüsle seyahat edip durmuş ise bundan haberim yoktur.”, Tanık Recep Bingöl Mahkemede; “24.06.2012 tarihinde Cemil Bingöl vefat etmişti. Ben o gün ...'daydım, akşam...'a dönmüştüm ancak taziye köyde olduğu için o gün köye gitmedim, ertesi gün yani 25.06.2012 tarihinde köye taziye için gitmek üzere...'da ... bekliyordum, o esnada daha önce tanıdığım minibüsçü İbrahim'i gördüm, kendisine nereye gideceğini sordum, o da Karapınar'a gideceğini söyledi, ben de kendisine yer varsa gelebileceğimi söyledim o da kabul etti, birlikte Karapınar köyüne doğru hareket ettik, o esnada araçta ikimizden başka huzurda bulunan bayan ... ile yanında yürür vaziyette iki çocuk bulunduğu fark ettim, bayan yalnız olduğundan çok dikkatli bakmak istemedim, nitekim Karapınar köyüne vardığımızda ... şoförü olan İbrahim huzurdaki bayan ve iki çocuğunu eşyalarıyla birlikte araçtan indirdi, ben araçtan hiç inmedim, İbrahim tekrar aracı hareket ettirmesi için içeride oturur vaziyette bekledim, seyahat esnasında herhangi küçük çocuk veya bebek sesi duymadım, nitekim dikkatli bakmadığım için de bahsettiğim iki çocuk dışında herhangi bir bebek ya da çocuk görmedim.”, İnceleme dışı sanık ... Cumhuriyet Başsavcılığında, tutuklanması talebiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde ve Mahkemede benzer şekilde; “... benim 2011 yılında vefat eden kardeşim ...'in resmi nikâhlı eşidir. Benim de yengem olur. Kardeşim... suda boğulmak suretiyle vefat etti, yengem ... çocukları ile birlikte yalnız kaldı. Kendi köyü olan Toptepe köyüne dönemedi Bizim köyümüz Karapınar’da kaldı. Bana kendisine ve çocuklarına sahip çıkmamı söyledi. Ben de bunu kabul ettim ve ... ile birlikte gayriresmî olarak yaşamaya başladım. Bu dönemde ... ile cinsel ilişkiye girdik. Gayrimeşru olarak karı koca hayatı yaşıyorduk. Ancak köy ortamı küçük bir yer olduğu için bu husus dedikodu şeklinde yayıldı. Köylüler bu durumdan rahatsız olmaya başladı. Bunun üzerine ben resmi nikâhlı karım ... ve iki çocuğumu alarak ...'a çalışmaya gittim. ... mevkisinde bir ev tuttum ve burada kaldım. ... ile köyde yaşadığımız cinsel ilişkiden ... hamile kalmış ancak hamileliğini bana ilk etapta söylememişti. Bu dönemde... Devlet Hastanesine ve ... ... Kadın Doğum Hastanesine giderek muayene olmuş. Tekman’da gebe olduğunu öğrenince ...'a çocuğu aldırmak yani kürtaj yaptırmak için gelmiş ancak çocuk o dönemde 10 haftalık olduğu için kürtaj yapılamamış. Ben bunları daha sonradan öğrendim. Kendiliğinden ...'a gelip gittikten sonra köye dönmüş ve hamileliğinin sonuna kadar köyde kalmış. Doğum zamanı geldiğinde tekrar ... ... hastanesine gelmiş ve hastaneye yatmış. Hastaneye yattıktan sonra beni aradı köyde yaşadığımız cinsel ilişkiden hamile olduğunu ve doğum yapmak üzere olduğunu söyledi. Ben de bunun üzerine hastaneye gittim ve kendisini ilk defa o zaman gördüm. ...'ın ... Doğum Hastanesinde yaptığı doğuma ilişkin hasta dosyasında benim ...'ın eşi olarak yer aldığım gözükmektedir. Ancak ben kendimi ...'ın eşi olarak tanıttığımı hatırlamıyorum. Ayrıca oradaki dosyalara imza atıp atmadığımı da hatırlamıyorum. Bu nedenle imza incelemesi sonucunda alınan uzmanlık raporuna da bir diyeceğim yoktur. Ancak DNA mukayesesi kapsamında alınan adli tıp raporunu kabul ediyorum. Bebeğin babası benim. ... iki gün hastanede kaldıktan sonra taburcu edildi. ...'ın çıkışını ben yaptım. Hastaneden birlikte yürüyerek çıktık. Yeni doğan bebek canlı ve sağlıklı idi. Birlikte Gürcükapı’ya kadar yürüdük. Bu sırada, ona bugüne kadar bana haber vermediği için kızıyordum. Aramızda tartıştık ben ...'ı Gürcükapı’da bırakıp kendi evime gittim. ... da minibüse binip...’a gelmiş. Bu sırada ...'ın diğer çocukları benim yanımda ...’da idi. İki gün sonra ... tekrar benim yanıma ...'a geldi. Geldiğinde bebek yanında yoktu. Ben bebeğe ne yaptığını sordum. O da bebeği...’dan ...’a gelirken dağ yolu üzerinde bir bölgede minibüsü durdurarak dere yatağında bulunan ağaçlıkların dibine bıraktığını söyledi. Bunun üzerine ben yine kendisine kızdım. Bir süre sonra kendi üç çocuğu ve benim eşim ... ile birlikte iki çocuğumu da alarak köye döndüler. Ben de kısa bir süre sonra köye geldim. Ancak köylüler bizim ilişkimizden rahatsız oluyorlardı ve bizi köyde istemiyorlardı. Bu nedenle köylüler abim Mahmut'u aradılar. Abimden bizi köyden çıkarmasını istediler. Bunun üzerine abim köye geldi. Beni alarak amcam .... ile birlikte dağ yolunu kullanarak ...'a döndük. Daha sonra ben ...'i gittim. Orada bir ... buldum sonra da ... ... ve çocukları da yanıma aldım. Abim Mahmut ile birlikte araba ile...'dan ...'a dağ yolundan giderken 10.04.2014 tarihinde savcılığınız ve jandarma ile birlikte yapılan yer gösterme işlemindeki bölgeye geldiğimizde, ben abim Mahmut'a dönerek ‘Abi herhâlde ..., bebeği attığı yer olarak buradan bahsediyor.’ diye söyledim ve bu lafımı da arabadakiler duydu. ...'de ... ile imam nikâhı yaptırarak meşru olarak karı koca olduk. ...'de de bir çocuğumuz dünyaya geldi. Ancak o çocuğumuz da hastalanarak vefat etti. Olay ile ilgili söyleyeceklerim bunlardan ibarettir. Ben üzerime atılı suçu kabul etmiyorum. Yeni doğan bebeğimizi ben öldürmedim. Ne yaptıysa ... kendisi yapmıştır. (...)”, Şeklinde ifade vermişlerdir. Sanık ... Cumhuriyet Başsavcılığında ve tutuklanması talebiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde benzer şekilde; “... benim vefat eden resmi nikahlı eşim ...'in kardeşi olur. Eşim... vefat ettikten sonra ben ...'e çocuklarımla birlikte ortada kaldığımı söyleyerek birlikte yaşamayı teklif ettim. O da kabul etti. Bu şekilde köyde birlikte yaşamaya başladık. İlk zamanlar aramızda imam nikâhı yoktu, gayriresmî karı koca hayatı yaşıyorduk. Ben ...’le yaşadığım bu ilişkiden 2011 yılının Kasım ayında hamile kaldığımı öğrendim. Bunun için... Devlet Hastanesinde gebelik testi yaptırdım. Hamile olduğumu öğrenince ilişkimizin gayrimeşru olmasından dolayı bebeği aldırmak için kürtaj işlemi yaptırmak niyetiyle ...'a gittim. ... Doğum Hastanesinde ultrasondan muayene oldum. Ancak bana bebeğin 10 haftalık olduğunu söylediler ve bu nedenle kürtaj yapamayacaklarını söylediler. Ben hamile olduğumu ve... Devlet Hastanesine oradan da ... ... Hastanesine gittiğimi İdris'e söylemedim. Çocuğu da kürtaj ile aldıramayınca mecburen hamileliğin sonuna kadar gebeliği devam ettirdim. Ancak doğuma az bir süre kala olayı İdris'e söyledim. Bu sırada İdris ...’da çalışıyordu, benim yanımda değildi, bu nedenle hamileliğimi de fark etmedi. Hamile olduğumu İdris'e söyleyince İdris beni ...'a çağırdı. Ben de ...’a gittim. İdris'in ...’ndaki evinde kaldım. 22.06.2012 tarihinde ... ... Kadın Doğum Hastanesinde sezaryen ile canlı ve sağlıklı bir kız bebek dünyaya getirdim. Hastanedeki hasta dosyamda bulunan parmak izi bana aittir. Bu konudaki uzmanlık raporunu kabul ediyorum. Hastanede iki gün kaldıktan sonra taburcu oldum. Hastanede bulunduğumuz zaman zarfında yeni doğan bebeğin ilk topuk kanı alındı. Bu topuk kanından yapılan DNA testi neticesinde çıkan adli tıp raporunu da kabul ediyorum. Çocuğa herhangi bir isim koymamıştık. Hastanede doğum yaptığım sırada İdris kendisini benim eşim olarak tanıttı ve hasta dosyasına imza attı. Dosyadaki imza İdris'e aittir. Ben 24.06.2012 tarihinde hastaneden çıktım. Yürüyerek Mahallebaşı’na geldim. Bu sırada İdris yanımda yoktu, ben tektim. Diğer çocuklarım İdris'in yanında idi. Mahallebaşı’ndan... minibüsüne bindim. Yanımda yeni doğan bebeğim vardı. Minibüs dağ yolunu kullanarak...'a geliyordu. ... doluydu. Normal ticari bir minibüstü. Araçta tanıdığım kimse yoktu. Ben orta koltuklarda oturuyor idim. Yanımda bir kadın daha vardı. Bebeğim kucağımda ve canlı idi. Yolda bir ara bebeğime baktım ve nefes almadığını fark ettim. Bunun üzerine öldüğünü düşündüm ve minibüsü durdurdum. Bebeğim ile aşağıya indim. Yolun sol tarafına dere yatağının bulunduğu ağaçların arasına bebeği bıraktım. Bebeği bırakırken minibüstekiler beni gördü, tekrar minibüse bindim. Kimse bana bir şey söylemedi. Şoför de devam etti ve...'a geldik. Tekman'dan köye geldim 2 - 3 gün köyde kaldım. Daha sonra İdris'in çağırması üzerine ...'a döndüm. İdris beni karşıladı. Bebeği sordu. Ben de ‘Bebeği dağda bıraktım.’ dedim. İdris bana bir şey demedi. Beraber İdris'in evine gittik. İdris'in çocuklarını ve benim çocuklarımı da alarak İdris bana bir minibüs kiraladı, ben çocuklar ile birlikte...'a köye döndüm. Bir süre sonrada buradan ...'e çocuklarımla birlikte gittim. Olay bu şekilde yaşanmıştır. Bebek İdris’le yaşadığımız gayrimeşru ilişkiden olduğu için bebekten kurtulmak istedim. Bundan dolayı pişman değilim. Ancak ...'den olan üç çocuğumu başına bir şey gelirse üzülürüm. Bu kararı kendim verdim. Başka kimse beni yönlendirmedi veya baskı yapmadı. Çocuğu bıraktığım yer, dün yani 10.04.2014 tarihinde Savcılığınız ve jandarma ile birlikte yer gösterme işlemi için gittiğimiz bölgedir.”, Mahkemede; “ (...) Ben çocuğu minibüsten inerek dere kenarına bıraktığımda kimse bana neden bıraktığımı sormadı çünkü minibüstekiler beni tanımıyorlardı. Ben cahillik yaptım, pişmanım. Çocuğumu bıraktıktan sonra bir daha görmedim. bıraktığım yerde az su akıntısı vardı. Benim geçmişte eşim ve bir çocuğum boğularak vefat ettiler. Bu vefat sonrası ben ruhsal bunalıma girdim. O günden sonra kendi hareketlerimi kontrol edebilecek durum dışına çıktım, çöküntüye girdim. Hatta ve hatta hafızamı yitirdim diyebilirim. Olay nedeniyle bir anne olarak çocuğumun şu an yanımda olamaması sebebiyle bir üzüntü yaşamaktayım. O dönemde böyle bir ilişki yaşadığım için pişmanlık hissetmekteyim. Daha evvelki ifadelerimde pişman olmadığımı bildirmiş isem de bu gerçek değildir, içimde birtakım üzüntüler yaşamaktayım.”, Şeklinde savunmada bulunmuştur. Hukuk normları, yasaklayıcı ve emredici normlar olmak üzere, iki şekilde ortaya çıkmaktadır. Sadece icrai bir hareketle ihlal edilebilecek olan ve belirli bir hareketin yapılmasının istenmediği yasaklayıcı normlarda, yasaklanan hareketin yapılması sonucunda bir hak ihlali gerçekleşmektedir. Örneğin; TCK'nın 81. maddesinde yer alan öldürmeyi yasaklayan norm bir kimsenin öldürülmesiyle ihlal edilmiş olacaktır. Emredici normlarda ise, belirli bir hareketin yapılması yasaklanmamakta, aksine belirli bir hareketin yapılması emredilmektedir. Bu emredici kurala uyulmaması başka bir anlatımla yapılması emredilen hareketin yerine getirilmemesi sonucunda haksızlık meydana gelmekte yani kanunda tanımlanan suç ihmali hareketle işlenmektedir. Örneğin; TCK'nın 98. maddesinde düzenlenen, kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye hâl ve şartların elverdiği ölçüde yardım etmemek ya da durumu derhâl ilgili makamlara bildirmemek şeklindeki suç, emredici normun istediği şekilde davranılmamış olması nedeniyle yani ihmali hareketle oluşmaktadır. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, ..., 2015, 8. bası, s.366-367.). Emredici norma aykırı davranılmasıyla işlenen ihmali suçlar öğretide gerçek ihmali suçlar ve gerçek olmayan veya görünüşte ihmali suçlar olarak iki kategoride değerlendirilmektedir. Gerçek ihmali suçlar; kişinin kanunda tanımlanan icrai davranışı kasten yapmamasıyla oluşmakta olup suçun gerçekleşmesi için ayrıca neticenin de gerçekleşmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. TCK'nın 98. maddesindeki; "yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi", 175. maddesindeki; "akıl hastası üzerindeki bakım ve gözetim yükümlülüğünün ihlali", 176. maddedeki; "inşaat veya yıkım faaliyeti sırasında, insan hayatı veya beden bütünlüğü açısından gerekli olan tedbirlerin alınmaması", 177. maddesindeki; "gözetimi altında bulunan hayvanın kontrol altına alınmasında ihmal gösterilmesi", 178. maddesindeki; "herkesin gelip geçtiği yerlerde yapılmakta olan işlerden veya bırakılan eşyadan doğan tehlikeyi önlemek için gerekli işaret veya engellerin konulmaması", 257/2. maddesindeki; "görevin gereklerinin yapılmasında ihmal veya gecikme gösterilmesi", 278. maddesindeki; "işlenmekte olan bir suçun yetkili makamlara bildirmemesi", 279. maddedeki; "kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunulmasının ihmal edilmesi veya bu hususta gecikme gösterilmesi", 280. maddesindeki; "... mesleği mensubunun görevini yaptığı sırada bir suçun işlendiği yönünde bir belirti ile karşılaşmasına rağmen, durumu yetkili makamlara bildirmemesi veya bu hususta gecikme göstermesi", 284. maddesindeki; "hakkında tutuklama kararı verilmiş olan veya hükümlü bir kişinin bulunduğu yerin bildiği hâlde yetkili makamlara bildirilmemesi" gerçek ihmali suçlardandır. Gerçek olmayan veya görünüşte ihmali suçlar ise, neticenin önlenmesi bakımından hukuki yükümlülük altında bulunan fail tarafından kanunda tanımlanan neticenin meydana gelmesinin engellenmemesi şeklinde işlenen suçlardır. Bu nedenle kanunda düzenlenen ve kural olarak icrai bir hareketle işlenen suçun ihmali bir hareketle de işlenmesine gerçek olmayan ya da görünüşte ihmali suç denilmektedir. Öğretide neticenin meydana gelmesinin engellenmesi yükümlülüğü "... yükümlülüğü" ya da "garantörlük" olarak da adlandırılmaktadır. Kişinin yerine getirmekle yükümlü olduğu, başka bir anlatımla ... yükümlülüğü altında bulunan davranışı gerçekleştirmemesi nedeniyle meydana gelen neticeden sorumlu tutulabilmesi için söz konusu yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması zorunludur. TCK'nın 83. maddesinde düzenlenen; "kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi" ile 88. maddesinde düzenlenen; "kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi" gerçek olmayan veya görünüşte ihmali suçlardandır. (Kayıhan İçel, Füsun Sokullu-Akıncı, İzzet Özgenç, Adem Sözüer, Fatih Selami Mahmutoğlu, Yener Ünver, Suç Teorisi (2), ..., 2004, 3.baskı, s. 62; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, ..., 2015, 11.bası, s.221-231; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, ..., 2015, 8.bası, s.370-390; Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, ... Yayınevi, ..., 2015, 18.bası, s.164-175; ... Emin Artuk, ... Gökcen, Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, ... Yayınevi ..., 2015, 9.bası, s.240-246.). 5237 sayılı TCK'nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde suç, “kanunda tanımlanmış bir haksızlık” olarak öngörülmektedir. Kanun koyucunun kişilerin yaşam hakkını korumak amacıyla ihdas ettiği suçlarda neticenin ifade ettiği haksızlık aynıdır. Zira tüm bu suçlarda neticenin gerçekleştirilmesi yani kişinin hayatının sona erdirilmesi cezai yaptırıma bağlanmaktadır. Buna karşılık kişinin yaşamını sona erdiren fiiller, işleniş şekillerine başka bir anlatımla hareketin ifade ettiği haksızlığa göre farklı suç tipleri olarak düzenlenmiştir. TCK’da ölüm neticesinin cezalandırıldığı suçlar, kasten (TCK'nın 81 ve 82. md.) veya taksirle (TCK'nın 85. md) işlenip işlenmediğine, kasten işlenmişse icrai hareketle mi (TCK'nın 81 ve 82. md), ihmali hareketle mi (TCK'nın 83. md) işlendiğine göre farklı değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Hayata son vermeyi, yani öldürmeyi yasaklayan normun, kasti ve icrai bir hareketle, yani başkasının hayatını sona erdirmeye yönelik aktif bir davranışla gerçekleştirilmesi hâlinde TCK'nın 81 ve 82. maddelerinde düzenlenen kasten öldürme suçu işlenmiş olacaktır. Bu suçun oluşması bakımından önemli olan husus, başkasının hayatını ortadan kaldırmaya yönelik bir hareketin icra edilmiş olmasıdır. Buna karşılık, öldürmeyi yasaklayan norm, ihmali bir hareketle ihlal edildiğinde fail, başkasının hayatını sona erdirmek amacıyla aktif bir davranış gerçekleştirmemekte, öldürme suçu, başkasının hayatını korumakla yükümlü bulunan kişinin, bu yükümlülüğünü ihlal etmesi suretiyle işlenmektedir. Bununla birlikte bu hâlde fail, ancak hukuken (kanun, sözleşme, olay öncesindeki tehlikeli davranış nedeniyle) başkasının yaşamını korumakla yükümlü bulunan, başkasının yaşamına yönelik saldırı veya tehlikeden o kişiyi korumayı hukuken ... eden kişi olabilir. Başkasının yaşamını korumak bakımından hukuki yükümlülük altında bulunan garantör konumundaki kişi, bu yükümlülüğünü ölüm neticesinin gerçekleşeceğini bilerek yerine getirmezse, kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesinden (TCK'nın 83. md.) söz edilecektir. Buna karşılık, ... yükümlülüğü altında bulunan kişi, yükümlülüğünü bilinçli bir şekilde ihmal etmekle birlikte, bunu korumakla yükümlü olduğu hayatın sona ereceği bilinciyle kasten yapmamışsa ve fakat bu yükümlülük ihlaline bağlı olarak yine de ölüm neticesi meydana gelmişse taksirle ölüme sebebiyet verme suçu (TCK'nın 85 md) söz konusu olabilecektir. Başkasının hayatını korumak ve gözetmekle yükümlü bulunan kişi, bu yükümlülüğünü dikkatsiz ve özensiz davranışıyla da ihlal edebilir. Örneğin, bir bakıcı kendisine bırakılan küçük bir çocuğun evdeki sehpaların üzerine çıkıp aşağı atlamasını görmesine rağmen diğer işlerini bitirmek için çocukla ilgilenmediği ve gerekli önlemi almadığı takdirde çocuğun düşerek ölmesi hâlinde, ölüm neticesini önleme yükümlülüğü bulunduğundan ve bu yükümlülüğünü özensiz davranışıyla ihlal etmiş olacağından taksirle ölüme neden olmadan dolayı sorumlu tutulacaktır. Bu nedenle, ölüm neticesinin ihmali bir davranışa bağlı olarak meydana geldiği hallerde somut olayın şartları dikkate alınarak, ölüm neticesi bakımından failin kasten mi, yoksa taksirle mi hareket ettiği belirlenmelidir. Bununla birlikte, ölüm neticesinin kasten meydana geldiği hâllerde olası kasıt, taksirle meydana geldiği hallerde ise bilinçli taksir şartlarının oluşup oluşmadığı da göz önünde bulundurulmalıdır. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, ..., 2015, 8.bası,s. 366-390.). 5237 sayılı TCK'nın "Kasten öldürme" başlıklı 81. maddesi; "Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır" şeklinde düzenlenmiş, "Nitelikli hâller" başlıklı 82. maddesinde; "(1) Kasten öldürme suçunun; ... d) Üstsoy veya altsoydan birine ya da eş veya kardeşe karşı, e) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, ...İşlenmesi hâlinde, kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır" düzenlemesiyle de altsoyun ve çocuğun öldürülmesi, kasten öldürme suçunun nitelikli hâlleri arasında sayılmıştır. "Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi" başlıklı 83. maddesinde ise; "(1) Kişinin yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen ölüm neticesinden sorumlu tutulabilmesi için, bu neticenin oluşumuna sebebiyet veren yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması gerekir. (2) İhmali ve icrai davranışın eşdeğer kabul edilebilmesi için, kişinin; a) Belli bir icrai davranışta bulunmak hususunda kanuni düzenlemelerden veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması, b) Önceden gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması, Gerekir. (3) Belli bir yükümlülüğün ihmali ile ölüme neden olan kişi hakkında, temel ceza olarak, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar, diğer hallerde ise on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunabileceği gibi, cezada indirim de yapılmayabilir" hükmüne yer verilmiştir. TCK'nın 83. maddesi uyarınca, kişinin yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen ölüm neticesinden sorumlu tutulabilmesi için, bu neticenin oluşumuna sebebiyet veren yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması zorunludur. İhmali ve icrai davranışın eşdeğer kabul edilebilmesi için, kişinin; a) Belli bir icrai davranışta bulunmak hususunda kanuni düzenlemelerden veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması, b) Önceden gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması, Gerekir. Bu düzenlemeye göre, TCK'nın 83. maddesindeki suçun oluşabilmesi için, başkasının hayatını korumak ve gözetmek yükümlülüğü altında bulunan garantör konumundaki kişinin, korumak ve gözetmekle yükümlü olduğu hayatın sona erme tehlikesi ortaya çıkmasına rağmen, hayatın korunması açısından yapılması gereken icrai davranışları gerçekleştirmemesi gereklidir. Diğer taraftan, sanığın belli bir icrai davranışta bulunmak hususundaki yükümlülüğüne ilişkin kanuni düzenlemelerin belirlenmesi açısından 4721 sayılı Medeni Kanun hükümleri üzerinde de durulmalıdır. Kanun'un 335. maddesinde; ergin olmayan çocuğun, ana ve babasının velâyeti altında olduğu, 337. maddede; ana ve babanın evli olmaması halinde velâyetin anaya ait olacağı, velayetin kapsamına ilişkin olan 339. maddede; ana ve babanın, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alacağı ve uygulayacağı, 340. maddesinde; ana ve babanın, çocuğu imkânlarına göre eğiteceği ve onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâkî ve toplumsal gelişimini sağlayacağı ve koruyacakları, 346. maddesinde; çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeye düştüğü takdirde, ana ve babanın duruma çare bulamaması veya buna güçlerinin yetmemesi hâlinde hâkimin, çocuğun korunması için uygun önlemleri alacağı, 348. maddesinde; ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması durumunda velayetin kaldırılacağı düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler göz önüne alındığında, ana ve babanın evli olmaması hâlinde, doğan çocuk annenin velayeti altında olacağından, annenin çocuk üzerinde kanundan doğan koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanık ...’in eşinin ölümünden sonra, kayınbiraderi ... ile evlilik dışı ilişki yaşamaya başladığı, bu ilişkiden hamile kalan sanığın ... il merkezindeki bir hastanede dünyaya getirdiği ismi konmamış iki günlük kız bebeğini, ... - yolu arasında bulunan tenha bir ağaçlık bölgede bırakıp olay yerinden ayrıldığı, sanığın bebekten kurtulmak maksadıyla bu şekilde davrandığını ifade ettiği, 2012 yılında meydana gelen olayın üzerinden uzun zaman geçmesi nedeniyle bebeğin cesedinin bulunamadığı anlaşılan olayda; sanığın inceleme dışı sanık ... ile birlikteliğinden doğurduğu bebeği beslemek, bakımını yapmak ve korumak gibi hukuki yükümlülük altında bulunduğu, bu bakımdan garantör konumunda olduğu hususunda tereddüt bulunmadığı, sanığın bu hukuki yükümlülüklerini de yerine getirmemekle birlikte, yeni doğmuş, savunmasız hâlde bulunan ve hiçbir ihtiyacını kendisi karşılayamayan iki günlük bebeği, güvende olduğu ortamdan alarak başkaları tarafından bulunması mümkün olmayan ıssız bir yere götürüp ölüme terk etme eyleminin, bebeğin karnını doyurmamak gibi ihmali bir hareket olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Zira bebekten kurtulmak amacını taşıyan sanık, öleceğini bildiği ve ölmesini istediği bebeğini ıssız bir yere götürerek kendi hâlinde bırakmış ve bu şekilde kaçınılmaz netice olan ölüm meydana gelmiştir. Bu nedenle sanığın öldürme eylemini, doğrudan kasıtla ve icrai bir davranışla gerçekleştirdiği kabul edilmelidir. Bu itibarla haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın eyleminin ihmali davranışla işlenen nitelikli kasten öldürme suçunu oluşturduğu, bu nedenle itirazın kabul edilmesi gerektiği düşüncesiyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri ... ve ... ise; "Evlilik dışı öz çocuğunu ıssız bir mahalde ölüme terk eden sanığın eyleminin ihmali davranışla kasten adam öldürmek suçunu oluşturduğundan bahisle itiraz eden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının, terk edilen bebeğin öldüğünün ve buna bağlı olarak ölüm nedeninin tespit edilememesi nedeniyle, sanığın ispatlanabilen eyleminin teşebbüs aşamasında kaldığından bahisle değişik gerekçeyle kabul edilmesi gerekirken, bebeğin öldüğüne dair hiçbir delil yada emarenin ele geçirilememesine karşın, sırf sanığın ikrarından yola çıkılarak tamamlanmış nitelikli adam öldürme suçundan sorumlu tutulması gerektiğine dair Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu tarafından itirazın reddine dair kararına karşı aşağıda arz ve izah edilecek sebeplerle iştirak edilmemiştir Uyuşmazlığın çözümü için, ıssız bir mahalde terk edilen bebeğin ölümüne ilişkin herhangi bir delil yada emarenin elde edilemediği durumlarda, sırf sanığın ikrarından yola çıkılarak terk edilen yerin özelliğine göre ölüm olayının mutlakıyetinden söz edilip edilemeyeceği ve buna bağlı olarak sanığın nitelikli adam öldürmek suçunun sübuta erip ermediği yeniden irdelenerek, yasal düzenleme, yargı kararları ve öğretideki görüşlerden yararlanılarak belirlenmesi gerekmektedir. Kasten nitelikli adam öldürme suçunun tamamlandığına dair oluşan başlıca şüpheleri şu şekilde açıklamak mümkündür. 1-)Sanığın gayri resmi birlikteliğinden resmi bir kurumda doğan iki günlük bebeğini, ıssız bir mahalde terk ettikten çok uzun bir süre sonra ihbar üzerine soruşturmaya başlanılmış olması nedeniyle bebeğin ölüm sebebinin tespit edilemediği gibi ölüp ölmediği dahi kesin olarak tespit edilememiştir. Başlangıç aşamasında böyle bir bebeğin olmadığını beyan eden sanığın savunmasının aksinin resmi kayıtlar ile ispat edilmesinden sonra resmi kurumda doğan bebeğin kendilerine sağ olarak teslim edildiğini kabul etmesine karşın, bebeği terk ettiği yeri tam olarak gösteremediği yada göstermediği gibi aşamalardaki beyanları arasındaki çelişkiler de giderilememiştir. 2-)Bebeğin babası olan ve hakkında verilen beraat kararı kesinleşen ..., bebeği annesine teslim ederek köye gönderdiğini, yolda giderken bebeğin terk edildiği yerin sanık tarafından kendisine söylendiğini ancak bebeğin akıbetini araştırmadığını beyan etmiştir. 3-)Minibüs şoförü ...’in, sanığın bebeği ile birlikte aracına bindiğini, bebeğin ağlama sesini duymadığını beyan eylemesine karşın, yolda hiç durmadığını, bu nedenle sanığın kucağındaki bebeği ıssız bir yere terk etmesinin mümkün olamayacağı yönündeki beyanının sanığın beyanı ile uyuşmadığı anlaşılmıştır. 4-)Görgüye dayalı bilgilerinin olmadığını beyan eden diğer tanıkların duyuma dayalı beyanlarının da olayın aydınlığa kavuşturulmasına yeterli olmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca soruşturma aşamasından bu güne kadar oldukça uzun bir sürenin geçmiş olmasına karşın; sanık tarafından olayın ayrıntısına ilişkin herhangi bir bilgi yada belge dosyaya ibraz edilmemiştir. Sağ olarak doğan ve kendisine teslim edilen çocuğu tenha bir mahalle terk ettiğini açıklayan sanığın beyanı, hastane kayıtları ve tanıklar tarafından da kısmen doğrulanmıştır. Ölüme terk edildiği dosya içeriğinden anlaşılan iki günlük bebeğin ölmesinin kuvvetle muhtemel olmasına karşın, kesin olarak öldüğünün kabul edilemeyeceği gibi öldüğü kabul edilse dahi ölüm sebebinin bilinememesi nedeniyle terk ile ölüm arasında illiyet bağının bulunduğundan söz edilemeyeceği tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Günlük hayat tecrübelerinden yola çıkılarak ölüm olayının gerçekleştiğini yada gerçekleşmiş olsa dahi ölüm ile sanık tarafından yapılan davranış arasında illiyet bağının bulunduğu şeklinde bir sonuca varılmasının, gerek Yargıtay özel dairelerinin gerekse Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun ceza muhakemesi hukukunun en önemli ilkeleri arasında yer alan “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin kaçınılmaz bir sonucu olan “ var sayımlara dayanılarak mahkumiyet kararı verilemeyeceğine ilişkin” yerleşik uygulamaya dönüşen içtihatlarına aykırı olacağı gibi yüzde yüz maddi gerçeğe ulaşmayı en önemli bir hedef olarak belirleyen ceza muhakemesi kanunumuzun amacına da aykırı olacağı tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Uyuşmazlığın çözümü için 'Ceza Muhakemesi Hukuku'nun en temel ilkelerinden birisi olan ‘Şüpheden sanık yararlanır ilkesinden’ ne anlaşılması gerektiğinin uygulamada ve teoride benimsenen görüşler ışığında açıklanması gerekmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.10.2010 tarih, 2010/8-134 esas- 2010/217 karar sayılı içtihadında; ‘Şüpheden sanık yararlanır ilkesi’ özet olarak aşağıdaki şekilde açıklanmıştır. Latince ‘in dubio pro reo’ olarak ifade edilen ve masumiyet (suçsuzluk) karinesinin bir uzantısı olan ‘şüpheden sanık yararlanır ilkesi’ ceza yargılaması hukukunun evrensel nitelikteki önemli ilkelerinden biridir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Şüpheli ve aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak hüküm tesis edilemez. Ceza mahkûmiyeti bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, teorikte olsa hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermektir. Anayasanın 38/4. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/2. maddelerinde düzenlenmiş bulunan suçsuzluk karinesi, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçsuz sayılması gerektiğini ifade etmektedir. Bu karine uyarınca, suçsuz olduğu varsayılan kişinin suçlu kabul edilmesi için kesin hükümle mahkum olması, mahkumiyet için de fiilin ispatlanması, yani şüphenin bertaraf edilmesi gerektiğinden, şüpheden sanık yararlanır ilkesi suçsuzluk karinesinin bir uzantısı olarak karşımıza çıkmaktadır. Prof. Dr. Hakan Hakeri; Şüpheden Sanığın İstifade Etmesi İlkesini; ‘Mahkeme, Muhakeme Hukuku açısından kullanılmasına izin verilen bütün delilleri dinlediği halde, maddi mesele hakkındaki şüphesini yenemezse, suç fiilini sanığın lehine olacak şekilde karara bağlar. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/2 maddesindeki ‘suçsuzluk karinesi’, şüpheden sanığın faydalanmasını gerektirir’ şeklinde özetledikten sonra; Şüpheden sanık yararlanır kuralının anlamını şu şekilde açıklamıştır. Şüpheden sanık yararlanır' ilkesi, ceza yargılaması hukukunda geçerli olan ve mevzuatımızda yazılı olarak hükme bağlanma-mış bulunan bir ispat kuralıdır. Buna göre, bir suç işlediği iddiasıyla yargılanan kimse hakkında mahkûmiyet kararının verilebilmesi için, o kimsenin o suçu işlediğinin yüzde yüz oranında kesin olması, ispatlanmış bulunması gerekir. Bu noktadaki yüzde birlik şüphe dahi, sanığın beraat etmesine yol açar. Böylece masum bir kimsenin cezalandırılmasındansa, suçlu bir kimsenin serbest bırakılması daha üstün tutulmaktadır. Nitekim jüri sisteminin bulunduğu Amerika Birleşik Devletleri'nde jürinin tek görevi, sanığın suçu işleyip işlemediği konusunda, yani ispat hususunda karar vermektir. Jüri 11 üyeden oluşmaktadır ve bir kimsenin suçu işlediğine karar verilebilmesi için 11 üyeden, 11'inin de sanığın suçu işlediğine kanaat getirmesi gerekir. 10 üye sanığın suçu işlediği; ancak bir üye işlemediği yönünde oy kullandığı takdirde, sanığın beraatına karar verilir. Bu örnek, şüphenin yüzde yüz oranında yenilme-mesi dolayısıyla, sanığın beraatına karar verilmesi gerektiğini göstermektedir. Yargıtayın da benzer olaylardaki pek çok kararlarında bu ilkeye gerekli önemi verdiği açıkça görülmektedir. Çeşitli kararlarda bu husus şöyle ifade edilmiştir: Ceza yargılamalarında amaç, gerçeğin hiçbir şüpheye yer bırakılmaksızın ortaya çıkarılmasıdır; şüphenin bulunması halinde, mahkûmiyet kararı verilmesi ceza yargılaması hukukunun genel ilkelerine aykırıdır; şüpheden sanığın yararlanacağı evrensel bir ceza yargılaması hukuku ilkesidir ve varsayımlara dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Yargıtay Yüksek 6. Ceza Dairesinin 24/10/2011 tarih, 2008/15060 E-2011/44361 K sayılı ilamında; Sanığın aşamalarda yüklenen suçu kabul etmemesi, sanıklardan Harun Çenet’in soruşturma aşamasında sanıktan hiç bahsetmediği halde, kovuşturma aşamasında suça konu eşyaları sanık ... Güzel tarafından getirilen ... ile götürüldüğü yönündeki beyanı arasında kısmi çelişkinin bulunması ve yüklenen suçu işlemediğini beyan eden sanığın savunmasının aksine hakkında beraat kararı verilen....’in atfı cürüm niteliğindeki beyanı ile tüm dosya içeriği karşısında; sanığın yüklenen suçu işlediğine dair suç isnadı dışında mahkumiyetine yeterli, kesin kanıtlar bulunmadığı gözetilmeden, beraatı yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verildiğinden bahisle yerel mahkeme tarafından verilen mahkumiyet kararının bozulmasına, karar verilmiştir. 30/09/2010 tarih, 2006/11735 E-2010/15175 K sayılı ilamında Sanık ...nın, yüklenen hırsızlık suçunu işlediğini gösterir, diğer sanık ....’ın aşamalardaki soyut suç atması dışında, savunmasının aksini ispatlayan, her türlü kuşkudan uzak, hükümlülüğüne yeterli, kesin ve inandırıcı hukuka uygun kanıt bulunmadığı gözetilerek, beraatına karar verilmesi gerektiği düşünülmeden, yasal ve yerinde olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hükümlülüğüne karar verildiğinden bahisle yerel mahkeme tarafından verilen mahkumiyet kararının bozulmasına, karar verilmiştir. Yukarıda ayrıntılı bir şekilde açıklanan bilgi ve belgeler ile benzer olaylarda benimsenen içtihatlar ışığında somut olayımıza baktığımızda; ıssız bir mahalde ölüme terk edilen bebeğin öldüğüne dair ya da ölmüş olsa dahi terk ile ölüm arasında illiyet bağının bulunduğuna dair mahkumiyete yeterli ve inandırıcı şüpheden arındırılmış kesin kanıtlara ulaşılamamıştır. Ölüme terk edilen bebeğin başkası tarafından bulunularak kurtarılma ya da terkin dışında bilinmeyen bir rahatsızlıktan dolayı ölme ihtimali az da olsa mevcuttur. Eylemin sübutu konusunda en küçük bir şüpheyi dahi sanık lehine değerlendirecek şekilde düzenleme yapan kanun koyucunun, eylemin niteliğinin yada tamamlanıp tamamlanmadığının tayinin de şüpheli durumun sanık aleyhine yorumlanmasına kayıtsız kalması beklenemez. Şüpheden sanık yararlanır ilkesinin öğreti ve uygulamada nasıl karşılık bulduğunun ana hatlarıyla yukarıdaki şekilde özetlenmesinden sonra, bu aşamada, somut olayımızda olduğu gibi ölüm olayının gerçekleşmesinin kuvvetle muhtemel olduğu ancak ispatlanamadığı durumlarda, teşebbüs hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağının, ceza muhakemesi hukukunun amacı ve önemi doğrultusunda, uygulamada ve öğretide benimsenen ilkeler ışığında belirlenmesi gerekmektedir. Ceza usulü, ya da günümüzün deyimi ile ceza muhakemesi hukuku, kişi için öylesine önemlidir ki dünyada ceza usulü kadar hiçbir şey insanları ilgilendirmez. Hatta ceza usulü kusurlu bulunan bir toplumda huzurdan söz edilemez. Ceza kanunlarına karşı gelmemek insanların elinde olan bir şey olmasına karşın, kimsenin haksız yere takibata uğramayacağından söz etmek olası değildir. Bu hukuk dalının özgürlükler için ne denli önem arz ettiğini Ferri’nin şu sözleri en güzel şekilde açıklamaktadır; 'ceza kanunu suçluların, usul kanunu, suçluluğu sabit oluncaya kadar masumların teminatıdır.' Ceza muhakemesinin amacı maddi gerçeğin araştırılıp bulunmasıdır. Ancak bu yapılırken insanlık onuru, hukukun ve ceza muhakemesi hukukunun temel ilkeleri daima göz önünde bulundurulacaktır. Maddi gerçek, her ne pahasına olursa olsun, insan hakları ihlallerine yol açmadan araştırılıp bulunmalı, ... gerçekleştirilmeli ve hukuki ... sağlanmalıdır. Maddi gerçeğe ulaşmayı nihai hedef olarak belirleyen ceza muhakemesi hukukunun, en küçük şüpheyi sanık lehine değerlendirirken, ölüm olayının gerçekleştiğine dair maddi delillere ulaşılamaması yada ölüm sebebi ile yapılan hareket arasında illiyet bağının kurulamaması halinde, günlük hayat tecrübelerinden yola çıkılarak kesin tespit edilemeyen hususların sanıkların aleyhine değerlendirmesine izin vermesi elbetteki beklenemez. Uyuşmazlığın çözümüne yardımcı olacağı düşüncesiyle somut olayımıza benzer olayların öğretide ve uygulamada nasıl karşılık bulduğunun belirlenmesi gerekmektedir. Prof. Dr. İzzet Özgenç, (Türk Ceza Hukuku- Genel Hükümler-15. Bası- Sayfa:483) “Hukuka uygunluk sebebinin objektif olarak bulunmasına rağmen, bunun farkında olmayan fail tarafından gerçekleştiren ölüm olayında, neticenin haksızlığından bahsetmek mümkün olamayacağından, failin işlediği fiilin ilişkin olduğu suça teşebbüsten dolayı sorumlu tutulması gerekir” şeklinde bir sonuca vardıktan sonra Hacı ... Üniversitesinde, Tez danışmanlığını yaptığı Elif Kurt tarafından hazırlanan yüksek lisans tezinde bu husus aşağıdaki şekilde özetlenmiştir. Fail, fiilini gerçekleştirirken ya hukuka uygun bir maksatla ya da hukuka aykırı bir maksatla hareket eder. Objektif olarak hukuka uygunluk nedeni gerçekleşmiş olsa da bu bilinçle hareket etmeyen fail, hukuk düzenini ihlal etmeyi hedeflemiştir ve hukuka uygunluk nedeninden faydalanamayacaktır. Bu kabule göre yukarıda verilen örnekte fail S, olayda objektif olarak meşru savunmanın şartları gerçekleşmiş olsa da, meşru savunma kapsamında hareket ettiğini bilmediğinden, söz konusu hukuka uygunluk nedeninden faydalanamayacaktır. Bu durumda failin,suça teşebbüsten cezalandırılması yolu tercih edilmelidir. Çünkü yalnızca objektif olarak hukuka uygunluk nedeninin varlığı neticenin haksızlığını engellese de failin fiilinin ifade ettiği haksızlığı ortadan kaldırmayacaktır. Prof. Dr. Veli ... Özbek-Doç. Dr. Koray Doğan-Dr. Öğretim Üyesi Pınar Bacaksız-Araş. Gör. İlker ... -Türk Ceza Hukuku-Özel Hükümler-13. Baskı-Sayfa: 110) A, B'ye öldürmek amacıyla içinde zehir olan kahve verir. B, kahveyi içer. Halbuki daha önce C tarafından verilmiş olan kahve içindeki zehir etkisini daha hızlı gösterir ve B ölür. Her iki zehirin dozu ölüm neticesini meydana getirmeye elverişli idi. İlk zehir verme hareketi yapılmasaydı da B ölecekti. O halde A ancak adam öldürmeye teşebbüs suçundan sorumlu olup, cezalandırılabilir. Ancak ölüm neticesine, A'nın mı, yoksa C'nin verdiği kahvenin mi, neden olduğu belirlenemiyorsa bu durumda şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği her iki failde kasten öldürmeye teşebbüsten cezalandırılmalıdır. 765 sayılı kanunun yürürlükte olduğu dönemde, Yargıtay Yüksek 1. Ceza Dairesi, ölüm olayının gerçekleştiği durumlarda; şüpheden sanık yararlanır kuralı gereğince, teşebbüs hükümlerinin uygulanacağına dair içtihatları mevcuttur. Yargıtay Yüksek 1. Ceza Dairesi nin 04/11/1992 gün, 1747/2361 ) sayılı kararı; “TCK’nın 463 maddesinin uygulanabilmesi için birkaç kişinin birlikte bir kişiyi öldürmek için hareket etmeleri, ancak suçun hangisinin eyleminden meydana geldiğinin belli olmamış bulunması gerekmesine, olayımızda ise sanık Halil ile kimliği belirlenemeyen bir sanığın birbirlerine ateş ederlerken, hangisinin silahından çıktığı belli olmayan bir kurşunun hedefte sapma sonucu ... adlı şahsa isabet ederek ölümüne neden olduğunun açıklıkla anlaşılması karşısında sanık Halilin, TCK’nın 448, 61 maddeleri yerine 448, 463 maddelerinin uygulanması suretiyle cezalandırılmasına karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. Yargıtay 1. C.D. 11/11/1992 gün, 2182/2414 sayılı içtihadı da aynı doğrultudadır. Gerek öğretide, gerekse uygulamada, ölüm olayının kesin olarak gerçekleştiğinin tespit edilmesine karşın, faillerin sadece eyleme teşebbüs ettiğinin kanıtlanması durumunda dahi, “ Şüpheden sanık yararlanır” ilkesinden hareketle teşebbüs hükümlerinin uygulanabileceği kabul edilirken, ölüm olayının ve buna bağlı olarak illiyet bağının kesin olarak kanıtlanamadığı durumlarda; teşebbüs hükümlerinin rahatlıkla uygulanabileceği tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Cesedin bulunamadığı durumlarda, toplanan diğer delilerle tamamlanmış öldürme suçundan mahkumiyet kararı verilmesinin teorik olarak mümkün olmasına karşın, telafisi imkansız zararların önlenebilmesi için bunun çok istisnai bir uygulama olduğunun da kabul edilmesi gerekmektedir. Ceza yargılaması hukukunda duraksamaya yer vermeyecek şekilde kabul edilen vicdani kanıt sistemi, Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun, 2006/142 K sayılı ilamında; Ceza yargılaması hukukunda vicdani kanıt sistemi benimsenmiştir. Bu sistemle ifade edilmek istenen hem kanıt serbestliği hem de kanıtların değerlendirilmesi serbestliğidir. Ceza yargılamasında somut gerçek arandığından, yargıcı bu gerçeğe götürebilecek her şey kanıt olabilir. Ancak, hükme dayanak alınan kanıtların gerçekçi, akılcı, olayı temsil edici, kanıtlayıcı ve hukuka uygun bulunmaları gerekir. Bu belirlemeler ceza yargılamasında şekli duruma değil, somut gerçeğe itibar edileceğini ortaya koymaktadır. Aksinin kabulü hak ve ... duygularını yaralayacaktır'. Şeklinde özetlenmiştir. Somut olayımıza sadece cesedin bulunamaması yüzünden benzerlik gösteren ancak mevcut delil durumu çok daha farklı olan Y.C.G.K 2013/302 K sayılı ilamına konu olan olayda; 2006/142 K sayılı ilama vurgu yapılarak, cesedin bulunamamasına karşın aşağıda özetlenen gerekçelerle mahkumiyet hükmünün verilebileceği kabul edilmiştir. Somut olayda her ne kadar maktulün ceset veya cesedine ait herhangi bir parça bulunamamış, eylemin gerçekleştirildiği belirtilen birahanede maktule ait kan ve DNA örneği elde edilmemiş ise de, sanığın eylemi gerçekleştirdikten sonra olay yerinde bulunan kanlar ile duvarlara yapışan parçaları ve kanları da hiç bir iz bırakmayacak şekilde temizlediğini belirtmesi, maktule ait cesedi küçük küçük parçalara ayırıp, parçaları arazide farklı farklı yerlere attıklarını söylemesi karşısında, sanığın kolluğa başvurup, olayı itiraf ettiği tarihte eylemin üzerinden yaklaşık 8,5 yıl gibi uzun bir süre geçmiş olması nedeniyle, maktulün cesedine ait herhangi bir parça ile kan ve DNA örneğinin elde edilememiş olması hayatın olağan akışına aykırılık oluşturmamaktadır. Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Dairesi ile Gözlem İhtisas Dairesi raporlarına göre akıl sağlığı yerinde olan sanığın, ... ... ile ilgili olarak öldürüldüğüne dair herhangi bir soruşturma bulunmaksızın kendiliğinden gelip, yetkili makamlara başvurarak itirafta bulunması, tüm aşamalarda müdafii huzurunda birbiriyle uyumlu olacak şekilde olayı anlatarak ... ...'i Turgay Kolcan ile birlikte öldürdüklerini kabul etmesi, ... ...'in işyerine geldiğini bildirdiği saat ile üzerinde bulunan kıyafetlere ilişkin söylediklerinin, maktulün eşinin anlatımları ile uyumlu olması, ... ...'in astsubay olarak görev yapmasından, ... İçel doğumlu olmasına kadar verdiği bilgilerin tamamının doğru olması, eylemi birlikte gerçekleştirdiklerini söylediği Turgay Kolcan hakkında verdiği bilgilerin tamamının Turgay'ın kardeşi Tuna tarafından doğrulanması, sanığın anlatımda bulunmadığı takdirde ortaya çıkarılmasının mümkün görülmediği olayla ilgili olarak kendisini zorlayan herhangi bir dış etken olmaksızın yetkili makamlara başvurarak samimi bir şekilde itirafta bulunması, dosya içeriği itibariyle bir başkasının suçunu üstlenme halinin söz konusu olmaması hususları bir bütün halinde değerlendirildiğinde; sanığın, gerçekleştirilme şekli itibariyle kendisini vicdanen rahatsız ettiği ve etkisinden kurtulamadığı anlaşılan olayı, vicdanen rahatlamak amacıyla samimi bir şekilde anlattığının, dolayısıyla üzerine atılı kasten öldürme suçunu işlediğinin kabulü gerekmektedir. Y.C.G.K 2013/302 K sayılı ilamına konu edilen olayın üzerinden 8,5 yıl geçtikten sonra detaylı açıklamalarda bulunan sanığın samimi ikrarının yan delillerle desteklendiği gibi hukuk mahkemesince maktül hakkında gaiplik kararı verildiği, uyuşmazlığa konu olayımızda ise; evlilik dışı sağ olarak dünyaya getirdiği bebeği ıssız bir yerde terk ettiğini beyan eden sanığın, bebeğin öldüğüne dair herhangi bir açıklamada bulunmadığı gibi bu hususta hiç kimse tarafından herhangi bir iddia dahi ileri sürülmemiş, bebeğin sanığa sağ olarak teslim edildiği resmi kayıtlar ve tanıklar tarafından da doğrulanmasına karşın, öldüğünün bilindiğine dair herhangi bir bilgi yada belgeye ulaşılamamıştır. Bebeğin terk edildiği yerin özelliğine göre ölümün mutlakıyetinden söz edilmesinin mümkün olmasına karşın, ceset üzerinde herhangi bir inceleme yapılamamış olması nedeniyle ölüm sebebinin bilinemediği ve bilinmesinin de mümkün olamayacağı açıktır. Bu durumda bebeğin ıssız bir mahalde terk edilmesine rağmen, terke bağlı olmayan tamamen farklı bir nedenden ölme ihtimali de mevcuttur. 2 günlük bir bebeğin ıssız bir mahalde terk edilmesinin, kasten adam öldürmek suçunun icrai hareketine eşit bir hareket olacağı ve kasten adam öldürme suçu için elverişli bir hareket olacağı hususunda kuşku bulunmamaktadır. Ancak yukarıda açıklandığı üzere, nasıl ki hukuka uygunluk sebebinin bulunduğu bir durumda, bunu bilmeyen failin neticeden sorumlu olmamasına karşın, hareketinin haksızlık içeriğinden dolayı işlemek istediği fiile teşebbüsten sorumlu tutulması gerektiği öğretide kabul ediliyorsa, yada aralarında iştirak iradesi olmaksızın aynı kişiyi öldürmek için ateş eden faillerin hangisinin hareketi ile ölüm olayının gerçekleştiğinin tespit edilememesi durumunda, her iki failinde adam öldürmeye teşebbüsten sorumlu tutulması gerek öğretide, gerekse uygulamada duraksamaya yer vermeyecek şekilde kabul ediliyorsa, ölümün gerçekleştiğinin kesin olarak bilinmediği ve buna bağlı olarak ölüm sebebinin de bilinemediği somut olayımızda; ölüm olayının mutlakıyetinden yola çıkılarak ölüm sebebi hiçbir şekilde irdelenmeden mahkumiyet kararı verilmesinin 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesine aykırı olacağı gibi TCK’nın 3 maddesindeki hakkaniyet ve orantılılık ilkesine de aykırı olacağı açıktır. Zira, ağırlatıcı neden bulunan bir yakınını üçüncü bir kişi tarafından öldürülmesini sağlayan fail ile bizzat öldüren fail, bir başka deyişle tetiği çekenle çektiren arasında, tehlikelilik halinin de dikkate alınması suretiyle oldukça farklı cezalar ön gören kanun koyucunun, bir taraftan nihai hedef olarak belirlediği maddi gerçeğe ulaşma hedefinden sapmayı dahi göze alarak şüpheden sanık yararlanır ilkesini koşulsuz bir şekilde hayata geçiren uygulamaların önünü açarken, diğer taraftan sanığın savunmasındaki çelişkilerin en aleyhe olacak şekilde değerlendirilmesi suretiyle günlük hayat tecrübelerine göre gerçekleşmesi muhtemel olayların gerçekleştiği var sayımına dayanılarak oluşturulan mahkumiyet kararlarına kayıtsız kalması beklenemez Yasayı bir bütün olarak değerlendirdiğimizde yorum ilkelerine uyulmaksızın sübjektif ... anlayışına göre ceza normlarının aleyhe yorumlanması suretiyle faraziyelere dayanılarak eylemin tamamlandığının kabul edilmesi halinde zaten çok ağır cezalarla müeyyide altına alınan eylemlerden dolayı çok daha ağır cezaların verilmesi suretiyle orantılılık ve eşitlik ilkesinin bozulması gündeme gelebilecektir. Oysa hukuk devletinde yaşayan her vatandaş, kanunilik ilkesinin zorunlu bir gereği olarak neyin ne kadar yasak olduğunu bilmesi gerekirken, farklı mahkemelerin yorum ilkelerine uyulmaksızın yaptıkları yorumlar ile sürpriz cezalarla karşılaşma ihtimalini hukuki güvenlik ilkesi ile bağdaştırmak mümkün değildir. Ceza siyasetini belirleme yetkisi ve görevi bulunan yasa koyucu tarafından konulan hukuki normlar yorumlanırken, olabildiğince ... ve hakkaniyet amaçlanarak her uygulayıcının aynı olay karşısında aynı sonuca ulaşması sağlanmalıdır. Yukarıda ayrıntılı bir şekilde açıklandığı üzere, sanığın yargılamaya konu edilen eyleminin ispatlanan kısmının teşebbüs aşamasında kaldığı kabul edilerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının sanık lehine olan itirazının değişik gerekçeyle kabul edilmesi gerekirken, itirazın reddine dair sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir." şeklindeki farklı gerekçeyle itirazın kabul edilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 09.11.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2020/382 E., 2022/345 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Sanık ...'in mağdur ...'a yönelik ihmali davranışla kasten öldürme suçuna teşebbüsten sanığın, TCK'nın 82/1-e, 83/3, 35/1-2, 53 ve 58 maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin ...
Ceza Genel Kurulu         2020/382 E.  ,  2022/345 K. "İçtihat Metni" Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi Sanık ...'in mağdur ...'a yönelik ihmali davranışla kasten öldürme suçuna teşebbüsten sanığın, TCK'nın 82/1-e, 83/3, 35/1-2, 53 ve 58 maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin ... 7. Ağır Ceza Mahkemesince kurulan 28.03.2017 tarihli ve 230-102 sayılı hükme karşı sanık müdafisi tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 05.06.2017 tarih ve 1509-1446 sayı ile gerekçeli kararın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına tebliği ve istinaf talebinde bulunulması hâlinde dosyanın birlikte gönderilmek üzere İlk Derece Mahkemesine tevdi edilmesine karar verilmiş, bunun üzerine suçtan zarar gören kurum ... vekilinin de istinaf yoluna başvurması üzerine, suçtan zarar gören kurumun yokluğunda hüküm kurulması isabetsizliğinden hükmün CMK'nın 289/1-e maddesi uyarınca diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir. Bozma üzerine, sanığın mağdur ...'a yönelik eylemi nedeniyle TCK'nın 82/1-e, 83/3, 35/1-2, 53, 58 maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına ilişkin ... 7. Ağır Ceza Mahkemesince kurulan 26.04.2018 tarihli ve 351-172 sayı hüküme karşı sanık müdafisi, katılan ... müdafisi ile katılan kurum vekilinin istinaf yoluna başvurması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 11.10.2018 tarih ve 2972-2893 sayı ile istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiş; bu kararın da ... Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı ile sanık müdafi tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesince 03.02.2020 tarih ve 2477-258 sayı ile; Sanık ... hakkında mağdur ...’i ihmali davranışla öldürmeye teşebbüs suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün incelenmesinde; Oluşa ve dosya kapsamına göre; sanığın bir TV kanalındaki ilanlar aracılığı ile tanıştığı maktul ... ile telefonla görüşmeye ve mesajlaşmaya başladığı, sanığın maktul ... oğlunu 08/02/2009 tarihinde arabasına bindirip bir ya da iki gün belirlenemeyen bir yerde rızaları ile alıkoyduktan sonra ...Köyü sınırları içerisinde kalan ormanlık alana maktul ... mağduru götürerek burada mağdurun gözü önünde maktul ile cinsel ilişkiye girdiği, daha sonra maktulü darp ederek ve belirlenemeyen bir inhibisyon (zorlamalı ölüm) yöntemi uygulayarak maktulün ölümüne sebebiyet verdiği, maktulün üzerinde bulunan yaklaşık 6.000TL para ile 5 adet altın bileziği de gasp ettiği, yaşı küçük mağduru ormanlık alanın yerleşim yerlerinden uzak olmasına ve mevsimin kış olmasına, mağdurun bırakıldığı yer ve iklim koşulları dikkate alındığında tamamen savunmasız durumda kalacak olmasına rağmen olay yerinde bırakarak ayrıldığı, mağdurun bırakıldığı ormanda tek başına kaldıktan sonra donmak üzere iken tesadüfen olay yerine gelen avcılar tarafından görülerek hemen hastaneye götürülüp tedavisinin yaptırıldığı olayda, Sanığın eyleminin ihmali davranışla kasten yaralama suçunu oluşturacağı ve eylemine uyan TCK'nin 86/1-3b, 87/1-d ve 88. maddeleri uyarınca cezalandırılması gerektiği gözetilmeksizin olayda yasal unsurları oluşmadığından uygulama ihtimali bulunmayan ihmali davranışla öldürmeye teşebbüs suçundan yazılı şekilde hüküm kurulmak suretiyle fazla ceza tayini,..." isabetsizliğinden bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiş; Daire Üyeleri M.Demirdağ ve İ.İlhan ise; "Tüm dosya kapsamına göre sanığın, bir TV kanalındaki ilanlar aracılığı ile tanıştığı maktul ile telefonla görüşmeye başladığı daha sonra 08.02.2009 günü buluşup maktul ... 3 yaşındaki oğlunu arabasına bindirip bir ya da iki gün bilinmeyen bir yerde alıkoyduktan sonra ...köyü sınırları içinde kalan ormanlık alana götürerek burada mağdur çocuğun gözü önünde maktul ile cinsel ilişkiye girdiği daha sonra maktulü darp etmeye başladığı ve inhibisyon yöntemi uygulayarak maktulü öldürdükten sonra üzerinde bulunan 6000TL para ile 5 adet bileziğini aldığı, yaşı küçük mağduru ise olay yerinde bırakarak oradan kaçtığı sübut bulunmuştur. Sanığın mağdura yönelik eylemi ile ilgili sayın çoğunluk TCK'nin 86/1,3, 87/1-d ve 88. maddeleri kapsamında kaldığı nedeniyle ilk derece mahkemesinin kararının bozulmasına hükmetmiş ise de bu görüşe katılmıyoruz. Şöyle ki; Sanığın, maktul ile birlikte mağduru da suçun işlendiği yere götürdüğü, suç yerinin yerleşim yerlerinden uzak olduğu, mevsimin kış olduğu, mağdurun yaşı itibariyle böyle bir yerde kendisini koruyacak veya hayatını idame ettiremeyeceğinin sanık tarafından bilindiği, mağdurun annesinin koruma ve gözetimi altında bulunduğu, ancak sanığın maktul anneyi öldürerek bu olanağı da ortadan kaldırdığı, mağdurun burada tek başına bırakılması halinde ölüm sonucunun mutlaka meydana geleceğinin sanık tarafından bilindiği halde sanığın bu sonucun meydana gelmemesi için hiçbir şey yapmadığı aksine bütün koşulların sanık tarafından bilinçli olarak oluşturulduğu, nitekim mağdurun ölmek üzere iken orada dolaşan avcılar tarafından kurtarıldığı ve hayati tehlike geçirdiği anlaşılmaktadır. Ölümü meydana getirecek elverişli davranışların sanık tarafından doğrudan doğruya icra edilmemekle birlikte sanığın, mağdurun öleceğini bilmesine rağmen bu sonucu engellemek için yükümlü olduğu davranışların hiçbirini yapmayarak ihmali davranışla meydana gelen neticeye sebebiyet verdiği noktasında bir tereddüt bulunmamaktadır. Burada tartışılması gereken eylemin TCK'nin 83. mü yoksa 88. maddesi kapsamında kaldığıdır. Ölüm meydana gelmesi halinde suçun TCK'nin 83. maddesi kapsamında kalacağı aşikardır. Ancak ölüm meydana gelmediği durumlarda 83. maddenin uygulanması mümkün müdür? Bizce mümkündür. Çünkü bir ihmal suretiyle icra suçu olan bu suça teşebbüs mümkündür. Buna göre failin ihmal suretiyle bir kimseyi öldürmek kastıyla, yükümlü olduğu icrai davranışı neticenin oluşumu bakımından elverişli olacak tarzda ihmalinden sonra, failin elinde olmayan etkenlerden ötürü netice gerçekleşmezse fail, ihmal suretiyle kasten öldürmeye teşebbüsten ceza almalıdır. Somut olayda sanığın öldürme kastıyla hareket ettiği kastının yaralama olmadığı ve yükümlü olduğu davranışları ihmal ederek mağdurun hayati bakımından tehlikeli bir durumun ortaya çıkmasına sebebiyet verdiği ancak sanığın elinde olmayan nedenlerden dolayı kastedilen sonucun meydana gelmediği anlaşıldığından ilk derece mahkemesinin uygulamasının yerinde olduğu bu nedenle kararın onanması gerektiği kanaatinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz." gerekçesiyle karşı oy kullanmışlardır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 13.05.2020 tarih ve 101465 sayı ile; "...Sanığın, maktul ile birlikte mağduru da suçun işlendiği yere götürdüğü, suç yerinin yerleşim yerlerinden uzak olduğu, mevsimin kış olduğu, mağdurun yaşı itibariyle böyle bir yerde kendisini koruyacak veya hayatını idame ettiremeyeceğinin sanık tarafından bilindiği, mağdurun annesinin koruma ve gözetimi altında bulunduğu, ancak sanığın maktul anneyi öldürerek bu olanağı da ortadan kaldırdığı, mağdurun burada tek başına bırakılması halinde ölüm sonucunun mutlaka meydana geleceğinin sanık tarafından bilindiği halde sanığın bu sonucun meydana gelmemesi için hiçbir şey yapmadığı aksine bütün koşulların sanık tarafından bilinçli olarak oluşturulduğu, nitekim mağdurun ölmek üzere iken orada dolaşan avcılar tarafından kurtarıldığı ve hayati tehlike geçirdiği anlaşılmaktadır. Ölümü meydana getirecek elverişli davranışların sanık tarafından doğrudan doğruya icra edilmemekle birlikte sanığın, mağdurun öleceğini bilmesine rağmen bu sonucu engellemek için yükümlü olduğu davranışların hiçbirini yapmayarak ihmali davranışla meydana gelen neticeye sebebiyet verdiği noktasında bir tereddüt bulunmamaktadır. Burada tartışılması gereken eylemin TCK'nin 83. mü yoksa 88. maddesi kapsamında kaldığıdır. Ölüm meydana gelmesi halinde suçun TCK'nin 83. maddesi kapsamında kalacağı aşikardır. Ancak ölüm meydana gelmediği durumlarda 83. maddenin uygulanması mümkün müdür? Bizce mümkündür. Çünkü bir ihmal suretiyle icra suçu olan bu suça teşebbüs mümkündür. Buna göre failin ihmal suretiyle bir kimseyi öldürmek kastıyla, yükümlü olduğu icrai davranışı neticenin oluşumu bakımından elverişli olacak tarzda ihmalinden sonra, failin elinde olmayan etkenlerden ötürü netice gerçekleşmezse fail, ihmal suretiyle kasten öldürmeye teşebbüsten ceza almalıdır. Somut olayda sanığın öldürme kastıyla hareket ettiği kastının yaralama olmadığı ve yükümlü olduğu davranışları ihmal ederek mağdurun hayati bakımından tehlikeli bir durumun ortaya çıkmasına sebebiyet verdiği ancak sanığın elinde olmayan nedenlerden dolayı kastedilen sonucun meydana gelmediği anlaşıldığından ilk derece mahkemesinin uygulamasının yerinde olduğu bu nedenle kararın onanması gerektiğinden sanık ...'in eylemi, 5237 sayılı TCK'nun 82/1-e, 83/3, 35/1-2. maddesindeki ihmali davranışla kasten öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturduğundan, hükmün onanması yerine, aksi görüşle bozulmasına karar verilmesi Kanuna aykırıdır..." gerekçesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. İtiraz üzerine, 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 14.09.2020 tarih, 1966-1825 sayı ve oy çokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanık ... hakkında, maktul ...'a yönelik nitelikli yağma ve nitelikli kasten öldürme suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri Özel Dairece temyiz isteminin esastan reddine karar verilmek suretiyle kesinleşmiş olup, itirazın kapsamına göre inceleme; sanığın ihmali davranışla kasten öldürme suçuna teşebbüsten kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık ...’in mağdur ...’a yönelik eyleminin ihmali davranışla kasten yaralama suçunu mu yoksa ihmal suretiyle kasten öldürme suçuna teşebbüsü mü oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; 11.02.2009 tarihli tutanakta; olay günü saat 17.00 sıralarında 156 Jandarma İmdat hattının aranarak ... İli Merkez ...Köyünün ikinci kilometresinde ormanlık alanda bir kadın cesedi bulunduğunun ihbar edilmesi üzerine olay yerine gidildiğinin, ..., ..., ... ve ... isimli şahısların avlanmak için olay yerinde oldukları sırada bir çocuğu ve yerde yatan bir bayanı gördüklerini beyan ettiklerinin, 6-7 yaşlarında sarı saçlı çocuğun annesinin dizleri üzerinde hâlsiz olarak yattığının, yüzü ve ellerinin kanlı olduğunun, üzerinin ıslak olduğunun, uyandırılarak devriye aracına alındığının, kadın cesedine bakıldığında ölümün 2-3 gün kadar önce gerçekleşmiş olabileceğinin tahmin edildiğinin, olay yeri inceleme ekibi ile 112 Acil Servis Ambulansına haber verildiğinin, çocukla yapılan ilk görüşmede, çocuğun; adının ... olduğunu, annesi ile burada üç gündür beklediklerini, annesinin adının ... babasının adının ... olduğunu, Karakışla köyünden olduklarını, kendilerini buraya getiren şahsın soyadını bilmediği ... isimli bir şahıs olduğunu beyan ettiğinin yazılı olduğu, 11.02.2009 tarihli olay yeri inceleme raporunda; saat 20.20 sıralarında olay yerine intikal edildiğinin, olay yerinin ... – ... kara yolunun ...– Çamlıca köy yolu çıkışına 4 kilometre mesafede bulunan asfalt yol kenarından girildiğinde, ormanlık alanda bulunduğunun, cesedin sırtüstü yatar vaziyette olduğunun, cesedin ayak kenarında 3 adet ıslak mendil bulunduğunun, cesetten parmak izi alındığının, cesedin ayak ucuna 1 metre uzaklıktaki toprak yoldan 2,10 metre genişliğinde iki adet paralel araç lastik izinden alçı kalıbına usulüne uygun şekilde delil mahiyetindeki izlerin alındığının, olay yerinde başkaca bir iz veya bulgu olmadığından incelemeye son verildiğinin belirtildiği, 11.02.2009 tarihli adli raporda, mağdur ...'ın yaralanmasının ilk bulgulara göre yaşamını tehlikeye sokacak bir duruma sebep olmadığının bildirildiği, 11.02.2009 tarihli tutanakta; olay yerinde Jandarma aracına alınan mağdur ... ile ...Üniversitesi Hastanesinde yapılan ilk mülakatta, ... isimli bir şahsın annesini ve kendisini üç gün önce arabayla ... Köyündeki ormana bıraktığını, şahsın daha önce annesinin yüzüne bir ilaç sürdüğünü, annesinin buraya gelirken araçta sürekli uyuduğunu söylediğinin yazılı olduğu, 12.02.2009 tarihli ölü muayene tutanağında; cesedin 25-26 yaşlarında 60-65 kg ağırlığında bir bayan cesedi olduğunun, kimlik tanığı ...'ın cesedin ...'a ait olduğunu teşhis ettiğinin, cesedin sırt ve boyun arka taraflarında ekimozlar tespit edildiğinin raporlandığı, 12.02.2009 tarihli otopsi tutanağında; ilk bulgulara göre maktulün ölümünün akciğer - beyin ödeminden ileri geldiğinin tespit edildiğinin, ayrıntılı raporun daha sonra verileceğinin belirtildiği, 27.02.2009 tarihli olay yeri tespit tutanağında; 27.02.2009 tarihinde saat 16.00 sıralarında ...ilçesi kara yolunun ... – ... devlet kara yoluna bağlandığı noktaya yakın bir yerde beyaz renkli plakasız bir aracın terk edildiği ihbarı üzerine olay yerine gidildiğinin, aracın şasi numarasından yapılan araştırmada; aracın ...... üzerine kayıtlı olan ve 19.09.2005 tarihinde çalındığı bilgisine ulaşılan .. plakalı bir araç olduğunun, olay yeri inceleme ekiplerince araç üzerinde gerekli inceleme ve parmak izi araştırması yapıldığının yazılı olduğu, 28.02.2009 tarihli raporda; yol üzerinde terk edilmiş vaziyette bulunan beyaz renkli Ford Connect marka kamyonet türü aracın üzerinde yapılan incelemede aracın sağ arka camının kırık olduğunun ve koli bandı ile yapıştırılmış olduğunun, koli bandı üzerinden parmak izi alındığının belirtildiği, 02.03.2009 tarihli araç teşhis tutanağında, 27.02.2009 tarihinde saat 16.00 sıralarında ...ilçesi kara yolunun ... – ... devlet karayoluna bağlandığı noktaya yakın bir yerde terk edilen aracın markasının lduğunun, sağ arka camının kırık olduğunun, camın koli bandıyla yapıştırıldığının, bunun üzerine ...'ın köyden beyaz renkli bir araçla ayrıldığını gören şahısların çağrıldığının ve tanıklar ..., ... ve ... isimli şahıslara araç gösterildiğinde maktul ...'ın köyden ayrıldığı aracın bu olduğunu teşhis ettiklerinin yazılı olduğu, 03.03.2009 tarihli teşhis tutanağında; tanık ...'ın, içlerinde ...'in de bulunduğu beş kişinin içinden olay günü beyaz Doblo benzeri ve arka tarafı hasarlı olan araçla Hanım'ı alıp götüren şahsın ikinci sırada bulunan ... olduğunu teşhis ettiğinin belirtildiği, 03.03.2009 tarihli teşhis tutanağında; aralarında Jandarma görevlileri ile şüpheli ...'in bulunduğu şahısların, bina içindeki perde gerisinden mağdur çocuk ...'a gösterilmesi üzerine; mağdur çocuk ...'ın kendisine bisküvi alan ve annesi ile birlikte olduğunu belirttiği kişinin ... adlı şahıs olduğunu eliyle gösterdiğinin yazılı olduğu, 03.03.2009 tarihinde, aynı gün saat 18.45'te ... Cumhuriyet Başsavcılığının yazılı emri ile şüpheli ...'in eşi ile birlikte oturduğu ikâmetine gidilerek yapılan aramada; 6136 sayılı Kanun kapsamına girebilecek bir adet bıçak dışında herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığının ve bıçağa el konularak aramanın bitirildiğinin tespit edildiği, 11.03.2009 tarihli Sosyal İnceleme Raporunda, mağdur çocuk ...'ın ailesinin hayvancılıkla geçimini sağladığının, aynı evde 6 kişi birlikte yaşadıklarının, mağdur ...'in daha çok dedesinin yanından ayrılmak istemediğinin, çocuğun aile ortamında yetişip büyümesi için koruma kararının kaldırılarak aileye tesliminin çocuğun yararı açısından uygun olacağının değerlendirildiği, 12.03.2009 tarihli ekspertiz raporunda; olay yerinde ele geçen lastik izlerinin ancak şüpheli araç lastik izleri ile karşılaştırılması hâlinde mukayeseye tabi tutulabileceğinin, arşivde kayıtlı şüpheli olaylarla ilgili örnek bulgularla bir uyum tespit edilemediğinin belirtildiği, 12.03.2009 tarihli ekspertiz raporunda; terk edilmiş vaziyette bulunan çalıntı oto üzerinden elde edilen parmak izlerinin incelenmesinde yeterli derecede karakteristik özellik arz etmediğinin ve tasnife elverişsiz olduğunun tespit edildiği, 02.04.2009 tarihli Adli Tıp Kurumu ... Grup Başkanlığınca hazırlanan raporda; maktul ...'a ait vajinal sürüntü örneğinde sperm hücresi görüldüğünün ve sürüntünün meni içerdiğinin, sürüntü örneği üzerinde en az bir erkek şahsa ait olmak üzere birden fazla kişiye ait DNA hücresi tespit edildiğinin belirtildiği, 08.04.2009 tarihli uzmanlık raporunda; ...yol ayrımında bulunan oto içinden elde edilen sigara izmariti ve kıl numunelerinde mukayeseli DNA incelemesine müsait bulgular elde edilemediğinin tespit edildiği, 30.04.2009 tarihli Adli Tıp Kurum ... Grup Başkanlığınca hazırlanan raporda; şüpheli ...'ten alındığı bildirilen kan örneği ile mukayese edilen ve maktulden alınan vajinal sürüntü örneği üzerinde en az biri erkek olan birden çok DNA örneği tespit edildiğinin, karışık DNA örneklerinin içinde şüpheli ...'in DNA profillerinin bulunduğunun tespit edildiği, 29.06.2009 tarihli ekspertiz raporunda; ...yol ayrımında terk edilmiş olarak bulunan ve yeni tescille 38 RK 766 plakası verilen Ford Connect marka aracın üzerindeki lastiklerden alınan alçı kalıbı ile ...'ın öldürüldüğü yerde bulunan lastik izlerine dair alçı kalıbının farklılık gösterdiğinin tespit edildiği, 02.07.2009 tarihli uzmanlık raporunda; maktulün üzerinden çıkartılan elbiselerde kan lekesi olmadığının, ayak ucunda bulunan ıslak mendiller üzerindeki lekelerin kan lekesi olduğunun, ıslak mendil ve maktulün elbiseleri üzerinden alınan numunelerin DNA izolasyon çalışmasına cevap vermediğinin ve mukayese edilemediğinin, arşiv araştırması da yapılamadığının belirtildiği, 13.01.2010 tarihli teşhis tutanağında; mağdur ...'ın daha önceki ifadelerinde ... isimli şahıs olarak bahsettiği kişiyi göstermesi istendiğinde; tereddüt etmeden teşhis için gösterilen 5 kişi arasından sanık ...'i işaret ettiğinin, ismi sorulduğunda Süleyman dediğinin, bu şahsı daha önce nerede gördüğü sorulduğunda "Bu amca daha önce beni arabayla ormana getirmişti, yanında annem vardı, bu amca anneme eli ile vurmuştu" şeklinde cevap verdiğinin, ...'in ise çocuğun beyanını kabul etmediğini söylediğinin yazılı olduğu, 28.04.2010 tarihli Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisas Kurulunca hazırlanan raporda; maktul ...'ın kesin ölüm sebebinin belirlenemediğinin belirtildiği, 01.03.2012 tarihli Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunca hazırlanan raporda; maktul ...'ın kesin ölüm sebebinin belirlenemediğinin yazılı olduğu, 05.06.2014 tarihinde Ulusal Kriminal Büro tarafından hazırlanan adli inceleme uzman mütalaasında; maktulün ölümünün inhibisyon sonucu gerçekleştiğinin, yani doğal ölüm olmadığının, bu ölüm şeklinin travma, vücudun ciddi ve ani tepkiler gösterebileceği bir bölgesine alınan (boyun kulak, ense, testisler, klitoris, kulak yolu, larinks, farinks vb.) darbe gibi bir dış etken sonucu vücudun ani bir şekilde solunum ve dolaşım sistemini kilitleyecek bir şekilde tepki göstermesi üzerine gerçekleşebileceğinin, failin cesedi uzun süre bulunamayacak bir yerde bırakmasının, bu bölgeleri bilerek ve farklı şekillerde (kloroform veya eter koklatmak vb. yöntemlerle) inhilasyon uygulayarak eylemin gerçekleştirilmiş olmasının kuvvetle muhtemel olduğunun raporlandığı, Soruşturma aşamasında tanık ... tarafından dosyaya sunulan tarihsiz ... yeri giriş çıkış kayıtlarında; şüpheli ...'in 11 Şubat 2009 ... ve 12 Şubat 2009 Perşembe günleri olmak üzere iki gün izin aldığının ve işe gelmediğinin kayıt edildiği, Dosya içerisindeki HTS ve baz istasyonu kayıtlarından elde edilen çizelgede; - Maktul ...'ın oğlu ile birlikte köyünden kaçtığı olayın gerçekleştiği 08.02.2009 Pazar günü saat 08.43 sıralarında, maktul ...'ın kullandığı cep telefonundan sanığın kullandığı ve eşi ... Tuluk adına kayıtlı cep telefonunu aradığı sırada sanığın telefonunun "... 1" adlı baz istasyonundan sinyal aldığının, - Sanığın aynı gün saat 08.43'te maktul ...'ı aynı cep telefonu numarası üzerinden aradığı sırada "... 1" adlı baz istasyonundan sinyal aldığının, - Sanığın aynı gün saat 09.01'de maktul ...'ı aynı cep telefonu numarası üzerinden aradığı sırada sanığın telefonunun "... 1" adlı baz istasyonundan sinyal aldığının, - Sanığın aynı gün saat 09.08'de maktul ...'ı aynı cep telefonu numarası üzerinden aradığı sırada sanığın telefonunun yine "... 1" adlı baz istasyonundan sinyal aldığının, - Sanığın aynı gün saat 09.23'te maktul ...'ı aynı cep telefonu numarası üzerinden aradığı sırada sanığın telefonunun yine "... 1" adlı baz istasyonundan sinyal aldığının tespit edildiğinin, - Maktul ...'ın aynı gün saat 09.34'te sanığı aynı cep telefonu numarası üzerinden aradığı sırada sanığın telefonunun hangi baz istasyonundan sinyal aldığının tespit edilemediğinin, - Maktul ...'ın aynı gün saat 11.51'de sanığı aynı cep telefonu numarası üzerinden aradığı sırada sanığın telefonunun "... 1" adlı baz istasyonundan sinyal aldığının tespit edildiğinin, - Maktul ...'ın aynı gün saat 13.00'te ve 14.35'te sanığı aynı cep telefonu numarası üzerinden iki kez aradığı sırada sanığın telefonunun hangi baz istasyonundan sinyal aldığının tespit edilemediğinin yazılı olduğu, Anlaşılmaktadır. Katılan ... Cumhuriyet Savcılığında; köyden ayrılırken ... isimli bir şahsın dolmuşuna annesi ile birlikte Çakıl denilen yerde bindiklerini, daha sonra ...'ın dolmuş dışında annesi ile birlikte olduğunu, kendisinin de yanında olduğunu, annesi ile ...'ın çıplak olduğunu, annesini öptüğünü, ...'ın çıplak iken annesine vurduğunu, niye vurduğunu bilmediğini, ...'ın köyde dolmuşçuluk yaptığını ve bir kızı olduğunu, Katılan ... ... Asliye Ceza Mahkemesinde talimatla alınan ifadesinde; olayla ilgili olarak daha önceki ifadelerini tekrar ettiğini, babası sabah evden keçileri otlatmaya gittikten sonra tanımadığı ancak daha sonradan adının ... olduğunu öğrendiği bir kişinin arabayla köye yakın bir yerlere geldiğini, annesinin "Hadi hazırlan babanın yanına gideceğiz" dediğini, birlikte hazırlanıp evden çıktıklarını, arabaya bindiklerini, ... veya ...'da bir eve gittiklerini, kendisinin evde yatıp uyuduğunu, gerisini hatırlamadığını, dağda kendisini avcıların bulduğunu, çok küçük olduğunu ve olayı net hatırlamadığını, Katılan ... Mahkemede; olayla ilgili pek bir şey hatırlamadığını, annesini götüren kişinin duruşmada hazır olan sanık olduğunu, önce bir evde olduklarını, sanığın annesine evdeyken tecavüz ettiğini, daha sonra araba ile kendilerini ormana götürdüğünü, arabayı çok hızlı kullandığını, kendisinin kusup bayıldığını, bu şahsın annesine vurup vurmadığını, annesinin yüzüne bir şeyler sürüp sürmediğini hatırlamadığını, sanıktan şikâyetçi olduğunu, Katılan ... Kollukta; 2008 yılı Kasım ayında eşinin kullandığı ve "..." numarası ile biten cep telefonuna yaklaşık iki ay önce .... numaralı bir telefondan "aşkım, şu an müsait değilim sonra ara" yazılı bir mesaj geldiğini gördüğünü, o zaman kızgınlıkla hattı yaktırdığını, telefonu da eşinden aldığını, konuyu eşi Hanım'a sorduğunda kendisine cevap vermediğini, eşinin sık sık cep telefonu ile gizli görüşmeler yaptığını, kendisine annesi ve babası ile görüştüğünü söylediğini, bu güne kadar eşini hiç dövmediğini, eşinin mesaj atan kişiyle kaçmış olabilceğini, bu numaranın eşinin telefonunda "songül2" olarak kayıtlı olduğunu, sonra telefonu kırıp attığını, bu telefon numarasının akrabası ...ün telefonu olmadığını anlayınca eşine nasihat verdiğini, 08.02.2009 tarihinde sabah saat 08.00 civarında davar otlatmaya gittiğini, akşam saat 17.00 civarı eve döndüğünde köylülerin eve biriktiğini eşinin evden oğlu ile birlikte kaçtığını öğrendiğini, yanında 5 bilezik ve 5.000 TL parayı da götürdüğünü anladığını, sonra karakola gidip ifade verdiğini, karakoldan eve dönerken aynı gün saat 19.00 sıralarında eşinin "0 242" ile başlayan bir telefondan kendisini arayarak "Beni arama" dediğini ve telefonu kapattığını, bu numarayı geri aradığında buranın bir market olduğunu öğrendiğini, ertesi gün yine işine devam ettiğini, iki gün boyunca bir haber gelmediğini, ardından savcıya durumu anlattıklarını, sonra 11.02.2009 tarihinde akşam 21.00 sıralarında Jandarmadan bir haber geldiğini ve eşinin ormanda ölü olarak bulunduğunu öğrendiğini, Katılan ... Kolluktaki ek beyanında; maktul ...'ın eşi olduğunu, aralarında herhangi bir sorunlarının olmadığını, ekonomik işlerini eşinin takip ettiğini, biriken paraları ve değerli eşyaları ona teslim ettiğini, eşinin ... numaralı telefonuna "seni seviyorum" şeklinde.... numaralı telefondan 2008 yılı Ekim veya Kasım aylarında mesaj geldiğini, bu mesajı kendisinin yakaladığını, numaranın Hatice Tüzen adına kayıtlı olduğunu öğrendiğini, bu numarayı aradığında çıkan erkek şahsın bir daha eşini aramayacağını söylediğini, olay üzerine eşinin kullandığı hattı ve telefonu kırdığını, yuvası bozulmasın diye evliliklerinin devam ettiğini, 2008 Eylül'de başlayıp Kasım ayında biten inşaatın işlerini yapan ... isimli ustanın inşaat süresince evlerinde yatıp kalktığını, bu şahsın telefonlarını bildiğini, .... ve .... olduğunu, ...'in eşine kontör aldığını kaybolması olayından sonra duyduğunu, eşinin şu anda kullandığı numarayı bilmediğini, daha önce amcası ...'ın 08.02.2009 günü saat 10:30 sıralarında beyaz Doblo marka bir araç gördüğünü, eşinin ve çocuğunun bu araca bindiğini bayanların görmüş olduğunu ancak kimin gördüğünü bilmediğini, eşinin evden ayrılırken yanına kendisinin ve çocuğunun nüfus cüzdanı, her biri 500 TL civarında 5 adet düz altın bilezik, 5.500 veya 6.000 TL civarında parayı da yanında götürdüğünün, bileziklerin kolunda takılı olduğunu, eşinin evden ayrıldığını duyunca kendisi, babası, akrabaları ... ve eski muhtar ... ile birlikte Jandarmaya gittiklerini, aynı gün saat 18.00 veya 18.30 sıralarında eşinin, ...'da "0 .... numaralı bir marketin kontörlü telefonundan kendisini arayarak "Beni arama" dediğini, bu numarayı aradığında karşısına çıkan şahsın yerin market olduğunu söyleyip telefonu kapattığını, eşinin 11.02.2009 tarihinde ...'da ölü olarak bulunduğunu, şikâyetçi olduğunu, Katılan ... istinabe olunan ... Asliye Ceza Mahkemesinde; daha önceden bu davaya ilişkin ifadesini aynen tekrar ettiğini, olayın yaşandığı Şubat 2009 tarihinde maktul, mağdur ... kendisinin ailece ... ilçesi Karakışla köyünde ikamet etiklerini, olay sabahı saat 08.00 sıralarında evden çıktığını, hayvanları otlatmaya götürdüğünü, kış günü olması nedeniyle akşam 17.00 civarında da eve döndüğünü, eve geldiğinde evde maktul eşi ve mağdur oğlunun olmadığını, birkaç kişiye sorduktan sonra eşinin oğlu Yasin'i de yanına alarak saat 10.00-11.00 arasında beyaz bir araca binerek köyden gittiklerini öğrendiğini, eşinin evden giderken evde bulunan beş altı bin lira para ile beş adet altın bileziği yanında götürdüğünü, o gün akşam eşini soruşturmaya devam ettiğini, akşam 18.00-19.00 arasında kendi kullanmış olduğu telefonunu eşinin kontörlü bir telefondan arayarak "Beni arama peşimden gelme" dediğini, telefonu kapattığını, daha sonra kendisinden ölüm tarihine kadar haber alamadığını, eşinin ...'da bir ormanlık alanda ölü olarak bulunduğunu öğrendiğini, oğlunun psikolojisinin iyice bozulduğunu, duyduğu kadarıyla köyden birkaç kişinin eşi ve oğlunun bir araca binip gittiklerini gördüklerini, yine eşinin sanık ile AŞK TV adlı bir televizyon kanalı vasıtasıyla telefonla tanışmış olduklarını, ilişkiye devam ettiklerini duyduğunu, şikâyetçi olduğunu, davaya katılmak istediğini, Müşteki ... Kollukta; maktul ...'ın babası olduğunu, kızının 2011 yılında ...'la kendi rızası ile kaçarak evlendiğini, kızının evliliği süresince eşi ile ilgili herhangi bir problemini duymadığını, 08.02.2009 tarihinde saat 17.00 sıralarında damadının amcası olan ve ismini hatırlamadığı bir şahsın arayarak kızının evden kaybolduğunu, ismini hatırlamadığı birinin ...'ın öğle saatlerinde beyaz renkli Doblo türü, arka camı kırık bir arabaya binip gitmiş dediğini, bunu üzerine damadı ...'ı aradığında....numaralı telefonlardan ...'ın telefonuna "aşkım" yazan mesajlar geldiğini, bunları görünce Hanım'ın telefonunu kırdığını söylediğini, daha sonra kızının bir komşusu aracılığı ile tekrar cep telefonu aldığını ve bundan damadının haberinin olmadığını öğrendiğini, kızının arabaya bindiğini aynı köyle Harun Aslan'ın da gördüğünü, kızının bindiği aracın plakasının 07 LH ...8 olarak damadından öğrendiğini, ancak kimin aldığını bilmediğini, Müşteki ... Kolluktaki ek beyanında; eski beyanlarına ek olarak 09.02.2009 tarihinde ...'ye gittiğini, kızının kaybolduğunu ve kızının telefonunu 76 60 ve 00 60 ile biten numaralardan mesaj geldiğini, bu telefon numaralarının tespit edilerek kızının bulunmasını istediğini, daha sonra damadı Dursun, babası Mevlüt, amcası Kadir, diğer amcası Kazım ile birlikte olayın nasıl olduğunu görüştüklerini, onlara dilekçe verdiğini söylediğini, kızının arabaya bindiğini aynı köyde çoban olan Garun Arlan'ı görmüş olduğunu ve kızının bir araca binerek gittiğini aracın plakasının ise ... olarak damadından öğrendiğini, 11.02.2009 günü akşam saat 20.00 sıralarında Jandarmanın kendisini aramasıyla olayı öğrendğini, kızının ölümü ile ilgili şüphelendiği kimsenin olmadığını, Müşteki ... savcılıkta, maktul ...'ın babası olduğunu, ... ile evli olduğunu, olayın nasıl olduğunu bilmediğini, olaydan önce ...un kendisini arayarak kızının çocuğu da alarak kaçtığını söylediğini, kızını kim öldürdüyse bulunmasını istediğini, Tanık ... Kollukta; maktul ...'ın kardeşi Mevlüt'ün gelini olduğunu, ailenin parasal işlerini Hanım'ın takip ettiğini, ona güvendiklerini, 08.02.2009 Pazar günü saat 10.30 sıralarında hayvanlarını araziye götürdüğünü, köyden 300 metre kadar uzakta ... köyü istikametine doğru uzaklaşan beyaz renkli Doblo marka benzeri bir araç gördüğünü, bu aracın gitmekte iken kendisine ait keçileri görünce durduğunu, 5 dakika kadar beklediğini, hatta kendisinin ne iyi adam hayvanları ürkütmek istemedi diye düşündüğünü, ancak bir süre sonra hayvanların içinden hareket ederek geçtiğini, aracın 50 metre kadar ileride durduğunu, yanında gidip "Ne yapıyosun" dediğinde aracı süren şahsın kendisine sigara teklif ettiğini, "Arabanın tekerinin havası az, hava basacağım" dediğini, araçta siyah, beyaz renkli av köpeği olduğunu, köpeğin aracın ön koltuğunda olduğunu, şahsa sorduğunda Antalyalı olduğunu ve isminin ... olduğunu söylediğini, şahsın 30-35 yaşlarında siyah bıyıklı, sakalsız, 70-80 kg ağırlığında gür saçlı biri olduğunu, oradan ayrıldığını, ... köyüne doğru gittiğini, kendisinin bu şahsı daha önce görmediğini ancak bu şahsın ... köyünden geri dönmüş olduğunu ve tekrar konuştukları yere gelmiş olduğunu, sonra kendisinin köye gittiğini, bunu Şahin Dündar ve Kadir Dündar isimli kişilerin de gördüğünü, Hanım'ın köyün yakınına geldiği sırada 7 yaşındaki çocuğu Yasin'i de yanına alıp bu araca doğru gelmiş olduğunu, hatta yolda giderken kardeşi ... Kılınç ve kızı... ile karşılaştıklarını, ...'nın maktul ...'a "Çocuğu nereye götürüyorsun" diye sorduğunu, maktulün "Odun toplayacağız" dediğini, maktul ... ile çocuğun, bahsettiği araca bindiğini gördüklerini ve Hanım'ın Doblo benzeri araç ile gelen kişi ile telefonla görüşüp buluştuklarını duyduğunu, Tanık ... Mahkemede; maktul ...'ın abisinin oğlu olan ...'ın eşi olduğunu, olay günü sabahleyin saat 09.30 - 10.00 sıralarında keçi otlatmaya giderken sanığın beyaz renkli Doblo marka bir araç ile köye geldiğini gördüğünü, sanığın yanında durduğunu, sanığa "Oğlum nereden gelip nereye gidiyorsun" diye sorduğunda "Cevizli tarafından geliyorum, geziyorum" dediğini, sanığın çekirdek ve sakız vermek istediğini ancak kabul etmediğini, sanığa isminin ne olduğunu sorduğunda isminin ... olduğunu ve Antalyalı olduğunu söylediğini, sanığın kullandığı aracın içerisinde bir tane köpek olduğunu, sanığa "Bu köpekle tavşan mı avlıyorsun" diye sorduğunda "Amca bu köpek kuş köpeği" dediğini, daha sonra sanığın köpeğini saldığını, köpeğin köyün etrafında dolaştığını, sanığın yanından ayrılıp keçilerinin yanına gittiğini akşamleyin eve geldiğinde ...'ın çocuğunu da alıp evi terk ettiğini eşinden öğrendiğini, sanığın maktulü ve oğlunu arabaya bindirip götürdüğünü görmediğini, bunu kendisine köylülerin söylediğini, kolluktaki teşhis tutanağının doğru olduğunu, gördüğü kişinin huzurdaki sanık ... olduğunu, Tanık ... Kollukta; 08.02.2009 tarihinde saat 10.00 sıralarında Karakışla ... arasında bulunan Abalı mevkisinde koyunlarını otlatttığını, bu sırada beyaz renkli Doblo tipi bir aracın ... beldesine doğru gittiğini gördüğünü, plakasını görmediğini ve şüphelenmediğini, aracın içinde kimin olduğunu görmediğini, Tanık ... istinabe olunan ... Asliye Ceza Mahkemesinde; maktul ...'ın dayısının gelini olduğunu, hatırladığı kadarıyla 08.02.2009 tarihinde saat 10.00 civarlarında hayvan otlatmak için köyün ... Mahallesi tarafında kalan Abalı Mevkisinde bulunduğu sırada yaklaşık 500-600 metrelik bir mesafeden bir aracın geçtiğini gördüğünü, arasın beyaz veya gri renkli Doblo veya Kangoo tipinde bir araç olduğunu, ... Mahallesi istikametine doğru gittiğini, mesafenin uzaklığından araç içerisinde kimin olduğunu kaç kişi olduğunu görmediğini, Tanık ... Kollukta; ...'ın köylüsü olduğunu, olay günü olan 08.02.2009 tarihinde saat 09.30 sıralarında amcasının oğlu Nejdattin Döndar'ın arabasının tamir işi ile uğraşırlarken beyaz veya gri renkte Doblo veya Kangoo marka bir aracın yanlarından geçtiğini gördüklerini, plakasını 07 LG ile başladığını hatırladığını, aracın arka bagaj kapağının camının kırık olduğunu, araçta sadece şoför olduğunu başka kimseyi görmediğini, Tanık ... istinabe olunan ... Asliye Ceza Mahkemesinde; maktul ...'ın köylüsü olduğunu, kendisinin özel hayatını bilmediğini, kocasının haricinde herhangi biriyle görüşüp görüşmediğini de bilmediğini, maktulün evden kaçtığı 08.02.2009 tarihinde saat 09.00 sıralarında amca oğlunun arabasının arıza yaptığı için tamir işi ile uğraştıklarını, bu sırada yanlarından plakasını şu an hatırlamadığı beyaz veya gri renkte bir Doblo veya Kangoo tipi ticari bir araç geçtiğini, aracı geçtikten sonra arka kısmından gördüğünü, o sırada motorun alt kısmından yeni ayağa kalktığını, arkadan gördüğü kadarıyla bu aracın arka camının kırık olduğıunu ve karton gibi bir eşya ile kapatılmış olduğunu, Tanık ... Kollukta; maktul ...'ın abisinin oğlu olan ...'ın eşi olduğunu, maktulün olay günü saat 11.30 sıralarında küçük oğlu ... ile beraber yaya olarak ... beldesine doğru gittiğini, köyün çıkışında ... ve oğlu Yasin'in yol üzerinde bekleyen bir araca bindiklerini gördüğünü, ...'ın ailesinden birinin onu almaya geldiğini düşünerek şüphelenmediğini, bazen bu şekilde ailesinden birisinin gelip ...'ı araç ile anne babasının yanına götürdüğünü, aracın plakasını, rengini ve şoförünü görmediğini, aracın ön kısmının ... Beldesi istikametine doğru baktığını, Hanım ve oğlu araca biner binmez aracın hızla uzaklaştığını, aynı gün akşam saatlerinde ...'ın evinin önünden bağrışmalar duyduğunu, köylülerin ...'ın evden kaçtığını söylemeleri üzerine olayı öğrendiğini, ... ile eşi Hanım arasında herhangi bir husumet duymadığını, mutlu bir yuvaları olduğunu, sonraki günlerde ise ...'ın ... ormanlarında öldürüldüğünü ve öldürüldüğü esnada yanında oğlu Yasin'in de bulunduğunu duyduğunu, öğrendiği gece de ağabeyi ile oğlu ...'ın cenaze işlemleri için ...'ya gittiklerini öğrendiğini, Tanık ... istinabe olunan ... Asliye Ceza Mahkemesinde; Maktul ...’ın kardeşinin gelini olduğunu, maktulü iyi tanıdığını, olayın üzerinden uzun bir süre geçtiği için tam olarak nasıl olduğunu hatırlayamadığını, ... Mahallesi istikametine doğru giden aracı hatırladığını, biraz uzak olmasına rağmen aracı gördüğünü, aracın içerisine maktul ... oğlunun bindiğini, bindikten hemen sonra aracın hareket ettiğini, şoförün yaklaşık 35 yaşlarında bir erkek şahıs olduğunu, nereye gittiklerini bilmediklerini, şoförün yabancı olduğunu, köy de ilk kez gördüğünü, maktulün kocasından başka erkeklerle görüşüp görüşmediğini öncesinde duymamış olduğunu, sabah saatlerinde araca binip gittiklerini gördüğünü, akşam saatlerinde de maktulün evden kaçtığının köyde konuşulduğunu, Tanık... Kollukta; maktul ...'ın amcasının gelini olduğunu, 08.02.2009 tarihinde saat 10.30 sıralarında Hanım'ı evinin balkonunda çamaşır astığı sırada aşağıdaki patika yoldan geçerken gördüğünü, sorduğunda "Hala, ormana gidiyorum" dediğini, yanında Yasin'in olmadığını, elinde valiz gibi bir şeyler olmadığını, gittiği istikametin ... istikameti olduğunu, aynı gün saat 12.00'de kaçtığını köylülerden duyduğunu, evde Hanım'ın sözünün geçtiğini bildiğini, kimin kendisini götürdüğünü duymadığını, Tanık... istinabe olunan ... Asliye Ceza Mahkemesinde; olay günü sabah saatlerinde evinin balkonunda çamaşırla uğraşırken maktulün evin altındaki yoldan geçtiğini hatırladığını, kendisine "Nereye gidiyorsun halam" dediğinde, maktulün "Bir yere varıp döneceğim" dediğini, yanında mağdur oğlu Yasin'in olmadığını, elinde çanta vb. şeyler görmediğini, giyimi kuşamının normal olduğunu, köy hâli olduğunu, bir yere gidecek tarzda bir giyimi olmadığını, aynı gün yaklaşık bir saat sonra köyde maktulün kaçtığını, bir araca bindiğini komşularından duyduğunu, Tanık ... Kollukta, maktulün eşi ...'ın kendisinin yeğeni olduğunu, 08.02.2009 günü sabah saat 11.00 - 12.00 sıralarında köyün içinden beyaz renkli Renault Kangoo veya Fiat Doblo marka aracın geçtiğini, aracın palaksının ... olduğunu, tamamını hatırlayamadığını, aracın arka bagaj ve kapısının çarpma neneniyle yamulmuş ve arka camının kırık olduğunu, naylon ile kapatılmış olduğunu, aracın köylerinin ... Beldesi istikametine doğru gidip durduğunu, yaklaşık yarım saat sonra aracın yanına bir bayan ve bir küçük erkek çocuğun gittiğini uzaktan gördüğünü, uzaktan gördüğü için tam tespit edemediğini, ancak yeğeni olan ...un eşi Hanım'a benzettiğini, Hanım'ın ailesinin yanına gideceğini tahmin ettiğinden şüphelenmediğini, gelen aracın plakasının ... ilçesinde kayıtlı olduğu için Hanım da Manavgatlı olduğundan şüphelenmediğini, ancak yeğeni ...dağdan geldiğinde evde eşinin ve çocuğunun olmadığını, temiz çamaşırlar alınmış olduğundan evden kaçmış olabileceğini düşündüğünü, köyde durumu soruştururken maktulün eşi ...sorunca kendisinin de durumu anlattığını, Tanık ... Kolluktaki ek beyanında; 08.02.2009 tarihinde akşamüstü kendisi ve ...un, maktul ...'ın yanına oğlunu alarak kaçtığını bildirmek üzere Jandarma'ya gittiklerini, ifadelerini verdikten sonra köye giderken ...numaralı telefondan arandığını, telefonu kendsinin açtığını, konuşmasına fırsat vermeden Hanım'ın "Beni aramayın" dediğini, daha sonra arayan numarayı Hanım'ın babası ... Yıldırm'a bildirdiklerini, babasının da numarayı aradığında numaranın ...'da bir markete ait olduğunu ve bir bayanın arayıp gittiğini söylediklerini duyduğunu, Tanık ... Kollukta, 11.02.2009 tarihinde saat ... ve....isimli arkadaşlarıyla belirtilen bölgeye avlanmak üzere geldiklerini, aradan 15-20 dakika geçtikten sonra araziye girdiğinden arkadaşlarının farklı istikamete gittiğini, İlyas'ın kendisini arayıp acilen yanına çağırdığını, hemen yanlarına gittiğini, yerde bir kadın cesedi ve üstüne yatmış 3 yaşlarında bir çocuğun durduğunu, durumu görünce 156 Jandarma İmdat hattını aradığını, etrafta başka bir kişinin olmadığını, Tanık ... Mahkemede; olay tarihinde arkadaşları ile birlikte ormana ava çıktıklarında bir kadın cesedinin üzerinde bir çocuğu yatar vaziyette bulunca hemen jandarmaya haber verdiklerini, olaya ilişkin görgüye dayalı herhangi bir bilgisi olmadığını, Tanık ... Kollukta, 11.02.2009 tarihinde saat 16.05 sıralarında belirtilen bölgeye (...köyü) geldiklerini, ... isimli arkadaşı ile ...'ün kendisini ...köyü yakınlarında bulunan ...den ava gitmek üzere aldıklarını, hazırlık yaptıktan sonra tanık Durali'nin kendilerinden ayrılarak avlanmaya başladığını, kendisi ve ...'nin de ters istikamete, yolun kaşı tarafına doğru araziye girdiklerini, ...'ün bir çocuk gördüğünün kendisine söylediğini, beraber yanlarına gittiklerinden çocuğun bir bayanın üstünde yattığını, başta şüphelenmediklerini, ancak biraz dikkatli bakınca kadının hareket etmediğini ve cansız olduğunu anladıklarını, bunun üzerine ...'ı arayarak çağırdığını, Durali’nin de hemen 156’yı aradığını, çevrede kimse var mı diye baktıklarında avlanmakta olan bir avcının olduğunu, onu da yanlarına çağırdıklarını, daha sonra Jandarmayı beklediklerini, ölü olarak bulunan bayanı ve yanındaki çocuğu daha önce görmediğini, Tanık ... Mahkemede; olay tarihinde arkadaşları ... ve ... ile birlikte ormana ava gittiklerinde bir kadın cesedini bulduklarını, kadının üzerinde bir çocuğun yattığını, durumu hemen Jandarmaya haber verdiklerini, olaya ilişkin bunun haricinde başka bir bilgisi olmadığını, Tanık ... Kollukta; ..., ..Mahallesi'nde, Cevizli Market isimli ... yerini işlettiğini, marketinde kontürlü telefon bulunduğunu, 08.02.2009 tarihinde saat 18.00 sıralarında marketinde bulunan kontörlü telefondan arayan bir erkek şahsın "Eşimi çocumu getir, biliyorum yanında ve sinkaf eder mermi manyağı yaparım" diyerek tehdit ve küfürler ettiğini, bu şahsın kendisini aynı gün 6 kez aradığını, yine aynı gün bir başka şahsın da arayarak oranın neresi olduğunu sorduğunu, kendisinin de buranın market ve hattın kontörlü telefon olduğunu söyediğini, marketin adresini verdiğini, daha sonra arayan olmadığını, 11.08.2009 tarihinde markete Jandarmanın geldiğini, kendisine durumu anlatarak şüpheli araç ve ... isimli bir şahıs sorduklarını, 08.02.2009 tarihinde buradan telefonu açan bayanla yanındaki erkek şahsı görüp görmediğini sorduklarını, önce hatırlayamadığını, ancak aracı tarif ettiklerinde beyaz renkli Doblo, Ford Connect, Peugeot Partner tipi bir aracın arka camları ve darbeli olduğu söylenince hatırladığını, 09.02.2009 Pazartesi günü saat 20.30 ile 22.00 saatlari arasında bir şahsın yanında 6-7 yaşalarında sarışın bir çocukla geldiğini, şahsın şehir içi görüşme yaptığını, çocuğa bisküvi alarak marketten ayrıldıklarını, bahse konu aracın arka camının kırık, arkadan çarpık ve ... bantlı olduğunu gördüğünü, bu şahsın 30-35 yaşlarında kısa saçlı, bıyıklı, beyaz tenli, zayıf, 70-75 kg ağırlığında bakımsız bir şahıs olduğunu, tekrar görse tanıyıp tanıyamayacağını bilmediğini, bu şahsın birkaç dakika markette kalmasına rağmen tavır ve davranışlarının tedirgin, aceleci olduğunu, aracın plakasını görmediğini, bahse konu aracın bir üst sokakta 08.02.2009 tarihinde geç saatlerde park hâlinde olduğunu görenlerinin olduğunu, 08.02.2009 tarihini 09.02.2009 tarihine bağlayan gece burada kaldıklarını duyduğunu, kendisinin bu kez tek başına markete 09.02.2009 tarihinde de geldiğini, Tanık ... Savcılıkta; ... isimli şahsı tanımadığını, Aşağıkaraman köyünün çalıştırdığı marketin üst tarafında olduğunu, köy ile ... yerinin arasında 8-10 km olduğunu, daha önceki beyanlarını tekrar ettiğini, Tanık ... Mahkemede; önceki beyanlarını tekrar ettiğini, o dönemde market işlettiğini, öldürülen kişiyle sanığın marketine alışveriş yapmaya gelmiş olduklarını, sanığın marketinde kontörlü telefon olduğu için bu telefondan görüşme yapmış olduğunu, polislerin bu görüşme tutanaklarından kendisine ulaşarak bilgi almak istediklerini, öldürülen bayanın resimlerini kendisine gösterdiklerini, kendisinin de markete gelenin aynı kişi olduğunu teşhis ettiğini, markete geldikleri esnada sanık ile öldürülen kişinin aralarında herhangi bir olay yaşanmadığını, aradan uzun zaman geçtiği için şu an olayları tam olarak hatırlamadığını, Tanık ... Kollukta; sanık ...'i tanıdığını, sanığın kendisinin de çalıştığı UTES teknoloji ve tesisat şirketinde şoför olarak çalıştığını, 9 veya 10 Şubat 2009 tarihlerinde plakasını hatırlamadığı beyaz Doblo türü arka kapısı hasarlı bir aracı ...Hayvanat Bahçesi yakınında bulunan UTES şirketine ait şantiyede konteynerin arkasında gördüğünü, bu aracı ...'in 9 veya 10 Şubat tarihinde sabah saat 08.30'da mesai için ... yerine gelirken getirdiğini, aynı günün akşamı aynı araçla ... yerinden çıkarak eve gittiğini ve bu aracı bir daha görmediğini, gördüğü araca nasıl çarpmışlar diye baktığından ilgisini çektiği için hatırladığını, aracın arkasının komple hasarlı olduğunu, bildiği kadarıyla ...'in aracının olmadığını, bu aracın kime ait olduğunu bilmediğini, o tarihlerde ...'e kızgın olduğu için araç hakkında birşey sormadığını, ...'in şoför olduğu için bir kısım çalışanları ... bitiminde evlerine bıraktığını ve kendisi araçla geldiği için şirket çalışanlarını kendisinin bırakmak zorunda kaldığından sinirlendiğini, aracın içinde av köpeği görmediğini, kendisinin aracı gördüğü günden sonra ise sanık ...'in iki gün izin alarak ... yerine gelmediğini, bu araçta bir kadın görmediğini, Tanık ... Kollukta verdiği ek beyanında; şantiye çalışanlarının ... yeri kayıtlarını kendisinin tuttuğunu, buna ilişkin defter olduğunu, ...'in 11 Şubat ve 12 Şubat tarihlerinde izin alarak işe gelmediğini, eşinin doğum yaptığı Ocak ayında aynı tarihlerde iki gün daha izin almış olduğunu, her iki ayda da izinli olduğunun defterlerde kayıtlı olduğunu, defter kaydını ibraz ettiğini, ...'da çalıştığı tarihleri kendisinin bilmediğini, oradan izin alıp almadığını da bilmediğini, bu hususun ... şantiyesinde görevli ....dan öğrenilebileceğini, Tanık ... Cumhuriyet Savcılığında; sanık ...'in 8-9 ay önce şoför olarak işe başladığını, 9 veya 10 Şubat gibi ...'in eşi doğum yaptığı için izin aldığını, hatta izin için geldiğinde kapıya beyaz renkli Doblo türü bir araçla geldiğini, yanlara doğru açılan 2 kapılı bir araç olduğunu, çalışanlara sorduğunda aracın ...'e ait olduğunu söylediklerini, sonra bu araca binip ayrıldığını, ...'in bundan sonra iki gün izin kullandığını, birkaç gün sonra ...'i ... Taşçı isimli arkadaşı ile ...'ya gönderdiklerini, ...'e aracın neden çarpık olduğunu sormadığını, Tanık ... Mahkemede; olay tarihinde UTES isimli şirkette formen olarak çalıştığını, sanığın da aynı yerde çalıştığını, tarihlerini hatırlayamadığı günleri kayıtlardan çıkartıp Jandarmaya teslim etmiş olduğunu, çalışanlara izin verirken ne için istediğini nereye gideceğini sorduklarını, sanıktan sorduğunda eşinin yeni doğum yaptığını söyleyerek bu nedenle izin istemiş olduğunu, kayıtlara bu hususu işlediğini, izne ayrılmak üzere geldiğinde beyaz renkli Doblo tabir edilen bir araç ile geldiğini, aracın arka camının kırık olduğunu, kapısında çökme olup olmadığını şu anda hatırlamadığını, sanığı bu araca binip giderken gördüğünü, daha önce bu araçla sanığı hiç görmemiş olduğunu, sadece o gün izne ayrılırken gördüğünü, sanığı çok sık telefonla konuştuğu için uyardığını, işine mani olduğunu, telefonla kiminle görüştüğünü bilemediğini, Tanık ... Tuluk Kollukta; sanık ... ile 7 yıl önce evlendiklerini ve boşanmış olmalarına rağmen aynı evde yaşadıklarını, eşinin raylı sistemlerin, yangın borularının döşeme işi ve inşaatlarda su tesisatı işi yapan UTES firmasında çalıştığını, bu şirketin ...Hayvanat Bahçesi yakınlarında şantiyesi bulunduğunu, eşinin düne kadar burada çalıştığını, şirketin şoförlüğünü yaptığını, genellikle arkası açık, pikap türü transit minibüs kullandığını, ancak ufak işlerde şirketin beyaz ve gri renklerde 3-4 adet Doblo türü aracını da kullandığını, eşinin şu an şirketin işi nedeniyle ...'da olduğunu, eşinin 0537... 53 15 numaralı ve kendisi adına kayıtlı olan telefonu kullandığını, eşinin avcılık meraklısı ve köpek hastası olduğunu, gününü tam olarak hatırlamadığı Şubat ayının başlarında veya ortalarına doğru şirkete ait araçla ...'ya gittiğini, kendine öyle söylediğini, o gece eve gelmediğini, sabah ... yerine geldiğini eşinden telefonla öğrendiğini, bunun dışında sürekli evde olduğunu, şirkete ait beyaz Doblo türü bir araçla hiç eve gelmediğini, eşinin bir bayanla ... ilişkisi olduğunu bilmediğini, eşinin av arkadaşlarının ... Ateş ve ... İlen olduğunu, geçen sene Mayıs ayından itibaren işe başladığı için av arkadaşlarıyla görüşmediklerini, Tanık ... Tuluk Kollukta verdiği ek beyanında; daha önceki beyanlarını tekrarla, eşi ...'in cezaevine girmeden iki gün önce yani 01 Mart 2009'da ...'ya gittiğini ve orada şoforlüğe başladığını, bu iki gün izin kullanıp kullanmadığını bilmediğini, Tanık ... Tuluk Cumhuriyet Savcılığında; eşi ...'in daha önce hovardalık yaptığını bildiğini, kızları olduktan sonra bu işleri bıraktığını, en son bir şirkette çalışmaya başladığını, Ocak ayında doğum yaptıktan sonra bu işte çalışmaya devam ettiğini, daha önce ... Demir adına kayıtlı bir hattı olduğunu ancak çocuk olduğundan beri 0537 ..5315 numaralı hattı kullandığını, son dönemlerde başka bir kadınla görüştüğüne dair herhangi bir şüpheye kapılmadığını, İfade etmişlerdir. Sanık ... Kollukta; hâlen kullandığı 0537 ... 53 15 numaralı telefonun, birlikte yaşadığı eski eşi ... Tuluk adına kayıtlı olduğunu, 08.02.2009 tarihinde Aşağı ... köyünde olduğunu, hiçbir yere gitmediğini, telefonun da yanında olduğunu, ... ve Karakışla köyüne gitmediğini, maktul ... ile telefonda tanıştığını, ancak son zamanlarda karşılaşmadığını, kendisinin daha önce televizyondan AŞK TV'ye arkadaş arıyorum şeklinde ilan verdiğini, maktul ...'ın kendisine 0531 ... 67 nolu telefonundan çağrı attığını, sadece telefonla görüştüklerini, kendisinin Doblo ya da Connect türü aracı kullanmadığını, böyle bir araçla ... veya ... yerine gitmediğini, neden böyle bir ifade verildiği hakkında yorum yapamadığını, Tutuklanması istemiyle çıkarıldığı Sulh Ceza Mahkemesinde; AŞK TV adlı televizyonun bir programına cep telefonunu verdiğini, buradan pek çok kişinin kendisini aradığını, maktul ...'ın da bunlardan biri olduğunu, maktulle mesajlaştıklarını, kendisi ile buluşup görüşmediklerini, kendisi ile yüz yüze gelmediğini, Doblo marka bir aracı kullanmadığını, suçsuz olduğunu, Cumhuriyet Savcılığında; suçlamayı kabul etmediğini, maktul ile sadece telefon arkadaşlığının bulunduğunu, maktulün telefonda kendisine "Benim kocam kız kardeşini öldürdü, beni de öldürecek, bana yardımcı ol, babamdan bana 50 tane davar geldi, eşim onları da satmak istiyor" dediğini, kendisinin ise "Ben sana yardım edemem, Jandarmaya git" dediğini, 08.02.2009 Pazar günü, İbrahim Oğuz isimli şahsa borcu olduğu ve taahhüdü ihlal suçundan davası olduğu için borcunu ödemek ve İbrahim ile görüşmek amacıyla ...'ye gittiğini, ...'ye 07 ..P 98 plakalı Dacia marka pikap türü bir araçla gittiğini ancak İbrahim'e ulaşamayınca geri döndüğünü, bu arada ...'tan kendisine "Ben seni kandırdım, dayım beni sattı" şeklinde bir mesaj geldiğini, o gün doğrudan evine gittiğini, sonra şantiyeden ...'daki şantiyede şöförlük işi çıktığı için oradaki işte çalışmak için ...'ya gittiğini, yakalandığı gün olan 3 Mart 2009'da ise İbrahim Oğuz'un kendisini arayıp niye köye gelmedin diye sorduğunu ancak kendisinin geldim telefonun kapalıydı dediğini, birilerinin karakoldan arayıp gelmesi gerektiğini söylediklerinde ise hemen gittiğini, daha önce maktulle cep telefonu ile görüştüğünü, karşılıklı mesajlaştıklarnı, aşkla ilgili mesajlaştıklarını, yakalandığı gün karakoldaki çocuğun kendisini nasıl tanıdığını bilmediğini, daha önce karakolda kendisine çocuğu göstermiş olduklarını, çocuğun herkese ... diye hitap ettiğini, ...'ye gittiği Pazar günü dönüşte bahçede çay içtiği köylülerinin isimlerinin ... Orun, Durali Orun, ... Orun, Adem İlen, Gülcen İlen olduğunu, bu şahsıların o gün kendisi ile karşılaştıklarını bildiklerini, eşiyle icra borçlarından dolayı ayrıldıklarını, kimseyi araca bindirip götürmediğini, Hanım'ın ölümü ile ilgisinin bulunmadığını, maktulle cinsel ilişkiye girmediğini, köyüne de gitmediğini, Cumhuriyet Savcılığındaki ek savunmasında; Şubat 2009'da İbradı ilçesine borçlu olduğu İbrahim Oğuz'u görmek için gittiğini, maktul ...'ın tam da o gün kendisine mesaj çektiğini, eşinin işe gittiğini söylediğini, ancak Hanım'a kendisinin müsait olmadığını söyleyip ...'ya geri döndüğünü, Aşağıkaraman köyündeki evine gittiğini, 08.02.2009 tarihinde köydeki evine geldiğinde evin bahçesinde ... Orun, ... Orun, Durali Orun, Hayriye Orun, Adem İlen ve Gülcan İren ile birlikte çay içtiklerini, 08.02.2009 tarihinin Pazar günü olduğunu, Pazartesi günü ise çalıştığı şirketin kendisine ...'daki işi teklif etmesi üzerine sabah 08.00'de karakola gidip ifade verdiğini, ancak daha önceki beyanında Hanım isimli şahısla ilişkiye girmediğini beyan etmiş ise de; 8 Şubat'ta değil, bir hafta önce ... Kepez'deki Hayvanat Bahçesinde ilişkiye girdiklerini, bayanın yanında kilolu bir şahıs olduğunu bu şahsa 160 TL verdiğini, maktulün vücudunda bulunan sperm veya DNA örneğini bu nedenle kabul ettiğini, 08.02.2009 tarihinde bu bayanla hiçbir şekilde bir cinsel ilişkisi olmadığını bu nedenle söylediğini, Mahkemede; üzerine atılı suçları kabul etmediğini, olay tarihinde Aşk TV kanalına arkadaş arıyorum şeklinde mesaj atarak telefon numarasını verdiğini, maktule ...'ın kendisine telefon açtığını, bu şekilde maktule ile telefonla görüşmeye başladıklarını, olay tarihinde Büyükşehir Belediyesinin yapmış olduğu Tramvay yolunun yapımında mühendislerin servisinde şoför olarak çalıştığını, maktulenin yanında oğlu ile birlikte ...'ya Hayvanat Bahçesine ... marka bir taksi ile geldiğini, taksicinin maktule ile oğlunu bıraktıktan sonra gittiğini, maktulenin kendisini evinin pimapenini değiştiren ustanın getirdiğini söylediğini, ilk defa maktule ile o zaman yüz yüze görüştüklerini, maktulenin kendisinden para istediğini, maktuleye sadece 40 TL verdiğini, maktule ile Hayvanat Bahçesinin girişinde öğle vakti görüştüklerini, aralarında cinsel anlamda hiçbir şey yaşanmadığını, maktule ile görüştüklerinde daha önceden çok kilolu olduğunu zayıflamak için hap kullandığını, hastaneye gideceğini söylediğini, kendisinin ise öğle paydosunun bittiğini işe gitmesi gerektiğini söylediğini, maktulenin yanından ayrılıp işe gittiğini, maktulenin yine kendisini getiren ... taksiyi çağırdığını ve oğlu ile birlikte gittiğini, maktule ile akşamları sürekli telefonla mesajlaştıklarını, bu olaydan bir hafta sonra maktulenin ... taksi ile yine ...'ya geldiğini, buluşma yeri olan Hayvanat Bahçesinin önünde buluştuklarını, ... taksinin maktuleyi bıraktıktan sonra gittiğini, maktule ile bir süre konuştuktan sonra maktulenin yanından ayrıldığını, ... yerine gittiğini, maktulenin telefonla mesajlaşmalarının devam ettiğini, maktulenin bu iki görüşmesi haricinde iki defa daha çocuğu ile birlikte ... taksi ile geldiğini, 10 Şubat ve 11 Şubat 2009 tarihlerinde iki gün ... yerinden izin almış olduğunu, 10 Şubat 2009 tarihinde Pazar günü sabahleyin saat 06.30 sıralarında ...'ye köpeği ile birlikte ava gittiğini, aynı gün saat 08.00 sıralarında maktuleyi aradığında eşinin yeni işe gittiğini söylediğini, akşamleyin saat 18.30 - 19.00 sıralarında ...'ya evine geldiğinde maktulenin kendisini bir marketten telefon açarak aradığını, kendisine Hayvanat Bahçesinde olduğunu söylediğini, yanında çocuğunun da olduğunu, maktulenin kendisine çocuğunun aç olduğunu söylediğini, hemen maktule ... çocuk ile birlikte 07 ...P 98 plakalı Ducato marka pikabına bindiklerini ve markete gittiklerini, markette çocuk için yiyecek bir şeyler aldıklarını, maktulenin marketten telefon açtığını, kiminle konuştuğunu ve ne konuştuğunu bilmediğini, marketten alışveriş yaptıktan sonra Hayvanat Bahçesine gittiklerini, şantiyede bulunan konteynerin içerisinde maktule ile cinsel ilişkiye girdiğini çocuğun bu sırada televizyon izlediğini, kendilerini de görmüş olabileceğini, daha sonra ... marka taksinin gelip Havyanat Bahçesinin yakınından maktule ... oğlunu alıp götürdüğünü, maktuleye mesaj atmasına rağmen mesajlarına cevap vermediğini, daha sonra ...'ya göreve gittiğini, bir ay sonra da Jandarma Karakol Komutanının telefon açması üzerine maktulenin öldüğünü ve ifade vermesi için karakola gitmesi gerektiğini öğrendiğini, maktuleyi kendisinin öldürmediğini, maktulenin oğlu olan mağdur ...'ı ormanda terk etmediğini ve maktulenin parasını ve takılarını yağmalamadığını, maktule ile 10 Şubat 2009 tarihinde akşamleyin saat 20.00 - 20.30 sıralarında cinsel ilişkiye girdiğini, önceki ifadeleri sorulduğunda; şimdiki ifadesinin doğru olduğunu, karakolda komutanın 08 Şubat 2009 tarihinde üstüne basa basa nerede olduğunu sorduğunda kendisinin de evde olduğunu söylediğini, ancak kendisinin daha önce Cumhuriyet savcılığında maktule ile ilişkiye girdiğini söylemiş olduğunu, maktuleyi öldürmediğini, sadece cinsel ilişkiye girdiğini, öyle bir şey yapsa idi maktulenin oğlunu da öldürecek olması gerektiğini, arkasında delil de bırakmayacağını, karakolda ifadesi alınırken sigara içmediği hâlde komutanlardan saçları uzun sivil bir komutanın kendisinden ısrarla sigara içmesini istediğini, sigara içtikten sonra dışarı çık dediklerini ve izmaritleri peçete ile aldıklarını öncelikle beraatine karar verilmesini, mahkeme aksi kanaatte ise hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesini istediğini, ...'ye gittiğinde şu an huzurda bulunan tanık Fevzi ile konuştuklarını, kendisine ismini sorduğunda ismini söylediğini, ayrıca tanığın ne ... yaptığını sorduğunu, kendisine "Seram var şoförlük yapıyorum" dediğini, olay sırasında kullandığı arabanın Doblo marka değil, yukarıda belirttiği gibi pikap olduğunu, oralardan ormana gelene kadar bir sürü kamera olduğunu, kamera görüntülerine neden ulaşılamadığını bir türlü anlayamadığını, Savunmuştur. Tüm uygar hukuk düzenleri insan yaşamını en üstün değer kabul etmişlerdir. Gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde gerek Anayasa'da mutlak, en üstün değer olarak algılanan insan hayatı, korunmasında sadece bireyin çıkarı olduğu için değil, aynı zamanda toplumun da menfaati olduğu için ceza himayesinin konusu yapılmıştır. Bu bağlamda 5237 sayılı TCK'nın “Kişilere Karşı Suçlar” başlıklı ikinci kısmının “Hayata Karşı Suçlar” başlıklı birinci bölümünün 81. maddesinde “Kasten Öldürme” suçu; "Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır" şeklinde düzenlenmiştir. Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi suçu bağlamında ihmal kavramı incelendiğinde; ihmalin ceza hukukçularının dikkatini harekete nazaran gecikmeli olarak çektiği, ihmali davranışın veya ihmalin mahiyetinin neden ibaret bulunduğunun tartışma konusu olduğu görülmektedir. Günümüzde doktrin ihmalin fiziki değil normatif bir esasa sahip bulunduğu konusunda görüş birliğine varmıştır. Buna göre ihmalin esası, bireyin yapmak zorunda olduğu bir hareketi yapmamasından ibarettir. Ancak bütün ihmali davranışlar değil sadece hukuk kuralları ile çatışan ihmali davranışlar hukuku ilgilendirmektedir. Bu nedenle ihmali davranışların hukuk düzeni tarafından yapılması emredilen hareketlerin yapılmamasından başka bir şey olmadıkları ifade edilmektedir. (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku Genel Kısım, Savaş Yayınevi, ..., 2019, sayfa, 137-138.). Alman Ceza Kanunu’nun (Strafgesetzbuch) “Suçun ihmal suretiyle icrası” başlıklı 13. madesinin 1. fıkrası; “(1) Bir ceza kanununda yer alan bir suç tipindeki bir neticeyi bertaraf etmekte ihmal gösteren kişinin bu kanuna göre cezalandırılabilmesi için, neticenin meydana gelmemesi için hukuki yükümlülük şeklinde bir sorumluluk üstlenmiş olması ve bu ihmali davranışın kanundaki suç tipini gerçekleştiren icrai bir davranış gibi kabul edilmiş olması şarttır.” hükmünü içermekte olup, madde Yasa’nın genel hükümler bölümünde yer almaktadır. (Feridun Yenisey, Gottfried Plagemann, Alman Ceza Kanunu, Strafgesetzbuch, Genişletilmiş 2. Baskı, Beta Yayınevi, 2015, Sayfa 15-16.). 1926-2005 yılları arasında yürürlükte bulunan mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda “Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi” suçuna ilişkin özel bir düzenleme yapılmamış, bu suç ilk kez 5237 sayılı Kanun ile müstakil bir maddede bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir. 5237 sayılı TCK’nın 83. maddesi ile; “(1) Kişinin yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen ölüm neticesinden sorumlu tutulabilmesi için, bu neticenin oluşumuna sebebiyet veren yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması gerekir. (2) İhmali ve icrai davranışın eşdeğer kabul edilebilmesi için, kişinin; a) Belli bir icrai davranışta bulunmak hususunda kanuni düzenlemelerden veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması, b) Önceden gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması, Gerekir. (3) Belli bir yükümlülüğün ihmali ile ölüme neden olan kişi hakkında, temel ceza olarak, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar, diğer hallerde ise on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunabileceği gibi, cezada indirim de yapılmayabilir.” hükümleri getirilmiş; Madde gerekçesinde ise; “Madde metninde kasten öldürme suçunun ihlâli davranışla işlenmesi düzenlenmiştir. İhmal, kişiye belli bir icraî davranışta bulunma yükümlülüğünün yüklendiği hâllerde, bu yükümlülüğe uygun davranılmamasıdır. Belli bir icraî davranışta bulunma yükümlülüğüne aykırı olarak bu davranışın gerçekleştirilmemesi sonucunda, bir insan ölmüş olabilir. Örneğin, bir ... kuruluşunda görev yapan tabip, durumu acil olan bir hastaya müdahale etmez ve sonuçta hasta ölür. İhmali davranışla sebebiyet verilen ölüm neticesinden dolayı sorumlu tutulabilmek için, neticeyi önlemek hususunda soyut bir ahlakî yükümlülüğün varlığı yeterli değildir; bu hususta hukukî bir yükümlülüğün varlığı gereklidir. Neticeyi önleme yükümlülüğü, bazı durumlarda koruma ve gözetim yükümlülüğüne dayanmaktadır. Bu yükümlülüğün kaynağı önce kanundur. Kişilere belli durumlarda belli bir yönde icraî davranışta bulunma konusunda kanunla yükümlülük yüklenmektedir. Örneğin velayet ilişkisinin gereği olarak ana ve babanın çocukları üzerinde koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunmaktadır. (22.11.2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, madde 335 vd.). Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi, başlı başına bir haksızlık ifade etmektedir. Koruma ve gözetim yükümlülüğünün iradî biçimde üstlenilmesi, neticeyi önleme yükümlülüğünün ikinci bir kaynağını oluşturmaktadır. Bir başka ifadeyle, koruma ve gözetim yükümlülüğü, bir sözleşme ilişkisinden kaynaklanabilir. Bu konudaki üçüncü grubu, öngelen tehlikeli fiilden kaynaklanan neticeyi önleme yükümlülüğü oluşturmaktadır. Örneğin, taksirle bir trafik kazasına neden olan kişi, kaza sonucunda yaralanan kişilerin bir an önce tedavi edilmelerini sağlama konusunda bir yükümlülük altına girmektedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi sonucunda yaralı kişinin ölmesi hâlinde, bu neticeden dolayı kazaya sebebiyet veren kişiyi de sorumlu tutmak gerekir. Kasten öldürme suçu gibi, kanunî tanımında belli bir fiilin icrasının yanı sıra bir neticeye de unsur olarak yer verilmiş olan suçlarda, söz konusu netice, ihmali bir davranışla da gerçekleştirilebilir. Bu itibarla, bir ... kuruluşunda görev yapan tabibin, durumu acil olan bir hastaya müdahale etmemesi sonucunda hastanın ölmesi hâlinde; ihmalî davranışla öldürme suçunun işlendiğini kabul etmek gerekir. Ancak, ihmalî davranışla öldürme suçu, kasten işlenebileceği gibi taksirle de işlenebilir. Belli bir yönde icraî davranışta bulunma yükümlülüğü altında bulunan kişi, bu yükümlülüğün gereği olan icraî davranışta bulunmaması sonucunda bir insanın ölebileceğini öngörmüş ise, olası kastla işlenmiş olan öldürme suçunun oluştuğunu kabul etmek gerekir. Buna karşılık, belli bir yönde icraî davranışta bulunma yükümlülüğü altında bulunan kişi, bu yükümlülüğe aykırı davrandığının bilincinde olduğu hâlde, bunun sonucunda bir insanın ölebileceğini objektif özen yükümlülüğüne aykırı olarak öngörmemiş ise; taksirle işlenmiş öldürme suçundan dolayı sorumlu tutulmak gerekir. Maddenin ikinci fıkrasında, kasten öldürme suçunun ihmali davranışla işlenmesi hâlinde, suçun icrai davranışla işlenmesine nazaran temel cezada indirim yapılmasına ilişkin olarak mahkemeye takdir yetkisi tanınmıştır.” şeklinde açıklamalara yer verilmiştir. Getirilen bu yeni düzenleme doktrinde kimi yazarlarca madde başlığından, metnine, Kanun maddesinin amacından, madde gerekçesine kadar sert eleştirilerle karşılanmıştır. Bu yazarlarca; norm koymanın, normatif bir önerme oluşturmanın dilde kendine has bir biçimi olduğu savunularak, Kanun’un 83. maddesinin başlığının “Kasten öldürme suçunun ihmali davranışla işlenmesi” biçiminde olması gerektiği, Kanun maddesi metninin kanun hükmü niteliğinde olmaktan uzak şekilde kaleme alınmış olduğu, sözü gereksiz yere uzatmak yerine düzenlemenin “Kasten ihmalde bulunarak bir kimsenin ölümüne neden olan kimse...” ifadesine Kanun’un 83. maddesinin 3. fıkrasındaki müeyyide hükmünün eklenmesinin yeterli olacağı, Kanun metnindeki “...cezadan indirim de yapılmayabilir” düzenlemesi ile bu suç yönünden cezanın indirilmesinin hâkimin takdirine değil, keyfine bırakıldığı, ihmali davranışla kasten insan öldürmeyi daha az vahim gören Kanun koyucunun bu suç failinin daha az ceza ile cezalandırılabileceğini kabul ettiğini, bu durumun başka ülke kanunlarında emsalleri olmakla birlikte, suçun cezasının niteliksel ve niceliksel olarak farklı olmasını haklı kılmamakta olduğu savunulmuştur. (Zeki Hafızoğulları, Muharrem Özen, Türk Ceza Hukuku, Özel Hükümler, Kişilere Karşı Suçlar, Us-A Yayıncılık, sayfa 43-45.). Hukuk normları, yasaklayıcı ve emredici normlar olmak üzere, iki şekilde ortaya çıkmaktadır. Sadece icrai bir hareketle ihlal edilebilecek olan ve belirli bir hareketin yapılmasının istenmediği yasaklayıcı normlarda, yasaklanan hareketin yapılması sonucunda bir hak ihlali gerçekleşmektedir. Örneğin; TCK'nın 81. maddesinde yer alan öldürmeyi yasaklayan norm bir kimsenin öldürülmesiyle ihlal edilmiş olacaktır. Emredici normlarda ise, belirli bir hareketin yapılması yasaklanmamakta, aksine belirli bir hareketin yapılması emredilmektedir. Bu emredici kurala uyulmaması başka bir anlatımla yapılması emredilen hareketin yerine getirilmemesi sonucunda haksızlık meydana gelmekte yani kanunda tanımlanan suç ihmali hareketle işlenmektedir. Örneğin; TCK'nın 98. maddesinde düzenlenen, kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye hâl ve şartların elverdiği ölçüde yardım etmemek ya da durumu derhâl ilgili makamlara bildirmemek şeklindeki suç, emredici normun istediği şekilde davranılmamış olması nedeniyle yani ihmali hareketle oluşmaktadır. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, ..., 2015, 8. bası, ....366-367.). Emredici norma aykırı davranılmasıyla işlenen ihmali suçlar öğretide “gerçek ihmali suçlar” ve “gerçek olmayan” veya “görünüşte ihmali suçlar” olarak iki kategoride değerlendirilmektedir. Gerçek ihmali suçlar; kişinin kanunda tanımlanan icrai davranışı kasten yapmamasıyla oluşmakta olup suçun gerçekleşmesi için ayrıca neticenin de gerçekleşmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. TCK'nın 98. maddesindeki; "yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi", 175. maddesindeki; "akıl hastası üzerindeki bakım ve gözetim yükümlülüğünün ihlali", 176. maddedeki; "inşaat veya yıkım faaliyeti sırasında, insan hayatı veya beden bütünlüğü açısından gerekli olan tedbirlerin alınmaması", 177. maddesindeki; "gözetimi altında bulunan hayvanın kontrol altına alınmasında ihmal gösterilmesi", 178. maddesindeki; "herkesin gelip geçtiği yerlerde yapılmakta olan işlerden veya bırakılan eşyadan doğan tehlikeyi önlemek için gerekli işaret veya engellerin konulmaması", 257/2. maddesindeki; "görevin gereklerinin yapılmasında ihmal veya gecikme gösterilmesi", 278. maddesindeki; "işlenmekte olan bir suçun yetkili makamlara bildirmemesi", 279. maddedeki; "kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunulmasının ihmal edilmesi veya bu hususta gecikme gösterilmesi", 280. maddesindeki; "... mesleği mensubunun görevini yaptığı sırada bir suçun işlendiği yönünde bir belirti ile karşılaşmasına rağmen, durumu yetkili makamlara bildirmemesi veya bu hususta gecikme göstermesi", 284. maddesindeki; "hakkında tutuklama kararı verilmiş olan veya hükümlü bir kişinin bulunduğu yerin bildiği hâlde yetkili makamlara bildirilmemesi" gerçek ihmalî suçlardandır. Gerçek olmayan veya görünüşte ihmalî suçlar ise, neticenin önlenmesi bakımından hukuki yükümlülük altında bulunan fail tarafından kanunda tanımlanan neticenin meydana gelmesinin engellenmemesi şeklinde işlenen suçlardır. Bu nedenle kanunda düzenlenen ve kural olarak icraî bir hareketle işlenen suçun ihmali bir hareketle de işlenmesine gerçek olmayan ya da görünüşte ihmali suç denilmektedir. Öğretide neticenin meydana gelmesinin engellenmesi yükümlülüğü "... yükümlülüğü" ya da "garantörlük" olarak da adlandırılmaktadır. Kişinin yerine getirmekle yükümlü olduğu, başka bir anlatımla ... yükümlülüğü altında bulunan davranışı gerçekleştirmemesi nedeniyle meydana gelen neticeden sorumlu tutulabilmesi için söz konusu yükümlülük ihmalinin icraî davranışa eş değer olması zorunludur. TCK'nın 83. maddesinde düzenlenen; "kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi" ile 88. maddesinde düzenlenen; "kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi" gerçek olmayan veya görünüşte ihmali suçlardandır. (Kayıhan İçel, Füsun Sokullu-Akıncı, İzzet Özgenç, Adem Sözüer, Fatih Selami Mahmutoğlu, Yener Ünver, Suç Teorisi (2), ..., 2004, 3.baskı, .... 62; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, ..., 2015, 11.bası, ....221-231; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, ..., 2015, 8.bası, ....370-390; Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, ... Yayınevi, ..., 2015, 18.bası, ....164-175; ... Emin Artuk, ... Gökcen, Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, ... Yayınevi ..., 2015, 9.bası, ....240-246.). 5237 sayılı TCK'nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde suç, “kanunda tanımlanmış bir haksızlık” olarak öngörülmektedir. Kanun koyucunun kişilerin yaşam hakkını korumak amacıyla ihdas ettiği suçlarda neticenin ifade ettiği haksızlık aynıdır. Zira tüm bu suçlarda neticenin gerçekleştirilmesi yani kişinin hayatının sona erdirilmesi cezai yaptırıma bağlanmaktadır. Buna karşılık kişinin yaşamını sona erdiren fiiller, işleniş şekillerine başka bir anlatımla hareketin ifade ettiği haksızlığa göre farklı suç tipleri olarak düzenlenmiştir. TCK’da ölüm neticesinin cezalandırıldığı suçlar, kasten (TCK'nın 81 ve 82. md.) veya taksirle (TCK'nın 85. md) işlenip işlenmediğine, kasten işlenmişse icrai hareketle mi (TCK'nın 81 ve 82. md), ihmali hareketle mi (TCK'nın 83. md) işlendiğine göre farklı değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Hayata son vermeyi, yani öldürmeyi yasaklayan normun, kasti ve icrai bir hareketle, yani başkasının hayatını sona erdirmeye yönelik aktif bir davranışla gerçekleştirilmesi hâlinde TCK'nın 81 ve 82. maddelerinde düzenlenen kasten öldürme suçu işlenmiş olacaktır. Bu suçun oluşması bakımından önemli olan husus, başkasının hayatını ortadan kaldırmaya yönelik bir hareketin icra edilmiş olmasıdır. Buna karşılık, öldürmeyi yasaklayan norm, ihmali bir hareketle ihlal edildiğinde fail, başkasının hayatını sona erdirmek amacıyla aktif bir davranış gerçekleştirmemekte, öldürme suçu, başkasının hayatını korumakla yükümlü bulunan kişinin, bu yükümlülüğünü ihlal etmesi suretiyle işlenmektedir. Bununla birlikte bu hâlde fail, ancak hukuken (kanun, sözleşme, olay öncesindeki tehlikeli davranış nedeniyle) başkasının yaşamını korumakla yükümlü bulunan, başkasının yaşamına yönelik saldırı veya tehlikeden o kişiyi korumayı hukuken ... eden kişi olabilir. Başkasının yaşamını korumak bakımından hukuki yükümlülük altında bulunan garantör konumundaki kişi, bu yükümlülüğünü ölüm neticesinin gerçekleşeceğini bilerek yerine getirmezse, kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesinden (TCK'nın 83. maddesi) söz edilecektir. Buna karşılık, ... yükümlülüğü altında bulunan kişi, yükümlülüğünü bilinçli bir şekilde ihmal etmekle birlikte, bunu korumakla yükümlü olduğu hayatın sona ereceği bilinciyle kasten yapmamışsa ve fakat bu yükümlülük ihlaline bağlı olarak yine de ölüm neticesi meydana gelmişse taksirle ölüme sebebiyet verme suçu (TCK'nın 85. maddesi) söz konusu olabilecektir. Başkasının hayatını korumak ve gözetmekle yükümlü bulunan kişi, bu yükümlülüğünü dikkatsiz ve özensiz davranışıyla da ihlal edebilir. Örneğin, bir bakıcı kendisine bırakılan küçük bir çocuğun evdeki sehpaların üzerine çıkıp aşağı atlamasını görmesine rağmen diğer işlerini bitirmek için çocukla ilgilenmediği ve gerekli önlemi almadığı takdirde çocuğun düşerek ölmesi hâlinde, ölüm neticesini önleme yükümlülüğü bulunduğundan ve bu yükümlülüğünü özensiz davranışıyla ihlal etmiş olacağından taksirle ölüme neden olmadan dolayı sorumlu tutulacaktır. Bu nedenle, ölüm neticesinin ihmali bir davranışa bağlı olarak meydana geldiği hallerde somut olayın şartları dikkate alınarak, ölüm neticesi bakımından failin kasten mi, yoksa taksirle mi hareket ettiği belirlenmelidir. Bununla birlikte, ölüm neticesinin kasten meydana geldiği hâllerde olası kasıt, taksirle meydana geldiği hallerde ise bilinçli taksir şartlarının oluşup oluşmadığı da göz önünde bulundurulmalıdır. (Koca, Mahmut – Üzülmez, İlhan, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, ..., 2015, 8.bası,.... 366-390.). 5237 sayılı TCK’nın 83. maddesinde düzenlenen “kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi” suçu, kasten öldürme suçuna etki eden bir sebep veya cezada artırım yada indirim sebebi olarak değil, kasten öldürme suçunun özel bir işleniş şekli olarak düzenlenmiştir. Çünkü bu suçun maddi ve manevi unsurları, icraî davranışla kasten öldürme suçundan tamamen farklıdır. (Soyaslan, Doğan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Güncelleştirilmiş 12. Baskı, Yetkin Yayınları, ..., 2018, ....111) O halde, ihmali davranışla kasten öldürme suçu, kasten öldürme suçunun nitelikli bir şekli olmayıp tamamen bağımsız bir suç tipidir. (Gökcen, ... – Balcı, ..., Kasten Öldürme, Kasten Yaralama, Organ ve Doku Ticareti Suçları, 2. Baskı, ... Yayınevi, ..., 2015, ....240) TCK'nun 83. maddesi uyarınca, kişinin yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen ölüm neticesinden sorumlu tutulabilmesi için, bu neticenin oluşumuna sebebiyet veren yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması zorunludur. İhmali ve icrai davranışın eşdeğer kabul edilebilmesi için, failin; a) Belli bir icrai davranışta bulunmak hususunda kanuni düzenlemelerden veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması, b) Önceden gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması, Gerekir. Bu düzenlemeye göre, TCK'nun 83. maddesindeki suçun oluşabilmesi için, başkasının hayatını korumak ve gözetmek yükümlülüğü altında bulunan garantör konumundaki kişinin, korumak ve gözetmekle yükümlü olduğu hayatın sona erme tehlikesi ortaya çıkmasına rağmen, hayatın korunması açısından yapılması gereken icraî davranışları gerçekleştirmemesi gereklidir. Diğer taraftan, sanığın belli bir icrai davranışta bulunmak hususundaki yükümlülüğüne ilişkin kanuni düzenlemelerin belirlenmesi açısından 4721 sayılı Medeni Kanun hükümleri üzerinde de durulmalıdır. Kanu'nun 335. maddesinde; ergin olmayan çocuğun, ana ve babasının velâyeti altında olduğu, 337. maddede; ana ve babanın evli olmaması halinde velâyetin anaya ait olacağı, velayetin kapsamına ilişkin olan 339. maddede; ana ve babanın, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alacağı ve uygulayacağı, 340. maddesinde; ana ve babanın, çocuğu imkanlarına göre eğiteceği ve onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâkî ve toplumsal gelişimini sağlayacağı ve koruyacakları, 346. maddesinde; çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeye düştüğü takdirde, ana ve babanın duruma çare bulamaması veya buna güçlerinin yetmemesi halinde hâkimin, çocuğun korunması için uygun önlemleri alacağı, 348. maddesinde; ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması durumunda velayetin kaldırılacağı düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler göz önüne alındığında, ana ve babanın evli olmaması halinde, doğan çocuk annenin velayeti altında olacağından, annenin çocuk üzerinde kanundan doğan koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunmaktadır. (Yargıtay CGK 05.07.2013 tarih ve 2012/1-1570 E. 2013/339 K. sayılı kararı) TCK’nın 83. maddesinde düzenlenen suçun failinin neticeyi önleme yükümlülüğünün, kanundan veya sözleşmeden kaynaklanmaması halinde; failin önceden gerçekleştirdiği bir davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması da meydana gelen ölüm neticesinden sorumlu tutulması için bir diğer kaynak olarak kabul edilmektedir. Bu durumda mağdurun hayatı için tehlike oluşturabilecek duruma kendi işlediği bir davranışla sebebiyet veren failin, bu tehlikenin ölüm neticesine dönüşmemesi için yapması gereken davranışı sergilemesi yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu yükümlülüğe önde gelen tehlikeli eylemden kaynaklanan garantörlük denilmektedir. (Hakeri, Hakan, Kasten Öldürme Suçları, 2. Baskı, Seçkin Yayıncılık, ..., 2007, ....122) Görünüşte ihmal (gerçek olmayan ihmal) suçlarında, neticesi harekete bitişik olduğu kabul edilen gerçek ihmali suçlardan farklı olarak sadece ihmali davranışın yapılması suçun oluşması için yeterli değildir, aynı zamanda ihmali davranışın sonucunda neticesinin de meydana gelmesi gereklidir. (Gökcen, ... – Balcı, ..., Kasten Öldürme, Kasten Yaralama, Organ ve Doku Ticareti Suçları, 2. Baskı, ... Yayınevi, ..., 2015, ....250) TCK’nın 83. maddesinde düzenlenen ihmali davranışla öldürme suçunun oluşması için bir diğer şart da ölüm neticesinin meydana gelmesidir. Ölüm sonucunun meydana gelmediği durumlarda, sürece başkaları müdahale eder ve ölüm sonucu meydana gelmezse yükümlülüğünü ihmal eden (garantör) kimse TCK’nın 83. maddesinden sorumlu tutulamaz. (Koca, Mahmut - Üzülmez, İlhan, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, ... Yayınevi, ..., 2015, ....95) Sonuç olarak TCK’nın 83. maddesinde düzenlenen suçun unsurları; - Failin yükümlü olduğu belli bir icraî davranışı gerçekleştirmemesi, - Gerçekleştirilmeyen bu icraî davranış nedeniyle bir ölüm sonucunun meydana gelmesi olup, - Kişinin yükümlü olduğu icra’i davranışa eşdeğer ihmalinin kanundan, sözleşmeden veya önceden gerçekleştirdiği ve başkalarının hayatı için tehlike yaratacak öncü bir davranıştan kaynaklanmış olması gerekmektedir. Bu aşamada, uyuşmazlık konusunun isabetli şekilde değerlendirilmesi amacıyla “suça teşebbüs” konusuna da kısaca değinmekte fayda bulunmaktadır. 5237 sayılı TCK'nun “Suça teşebbüs” başlıklı 35. maddesi; “(1) Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur. (2) Suça teşebbüs hâlinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onüç yıldan yirmi yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine dokuz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir” şeklinde düzenlenmiştir. Suça teşebbüste fail suçu tamamlamak amacıyla hareket etmesine karşın, elinde olmayan nedenlerden dolayı bunu gerçekleştirememekte, bu durumda kişiye tamamlanmış suça oranla daha az bir ceza verilmektedir. 5237 sayılı TCK’nun teşebbüsü düzenleyen 35. maddesinde; 765 sayılı TCK’nun aksine teşebbüs halinde cezanın belirlenmesi ile ilgili olarak “eksik teşebbüs - tam teşebbüs” ayrımına yer verilmemiş, adil ve eşit bir cezalandırma bakımından teşebbüs hareketinin meydana getirdiği zarar veya tehlikenin ağırlığının esas alınması öngörülmüştür. Buna göre, suça teşebbüs durumunda hâkim, önce cezanın belirlenmesindeki ölçülere göre temel cezayı saptayacak, daha sonra bu konuya ilişkin hükümdeki sırayı takip ederek teşebbüs hükmünü uygulayacaktır. Bu hüküm uygulanırken de somut olayda ortaya çıkan zarar veya tehlikenin ağırlığı dikkate alınarak teşebbüse ilişkin hükümde belirtilen sınırlar arasında bir ceza tayin edilecektir. Doktrinde, kasten öldürmenin ihmali davranışla gerçekleştirilmesi suçunun teşebbüse elverişli olduğunu kabul eden görüşler bulunmakla birlikte, bu suça teşebbüsün mümkün olmadığını belirten görüşler de mevcuttur. Şöyle ki; a-) İhmali davranışla kasten öldürme suçuna teşebbüsün mümkün olabileceğini olabileceğini savunan görüşler; - Özbek/Doğan/Bacaksız/...’ye göre; teşebbüse elverişli olmayan suçlar, “gerçek ihmali suçlar”dır. Gerçek ihmali suçların neticesi harekete bitişik olduğu için bu suçlarda teşebbüs mümkün değildir. Ancak kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi suçu, gerçek olmayan (görünüşte) ihmali suç olduğu için bu suça teşebbüs mümkündür. Bu nedenle, sonucu önleme yükümlüsü olan kişinin hareket etmek zorunda olduğu zaman dilimi içinde kasten hareketsiz kalması ve fakat neticenin üçüncü kişinin müdahalesi sonucu gerçekleşmemesi halinde teşebbüsten söz edilebilir. Örneğin; kanun veya sözleşmeden kaynaklı bir şekilde önleme yükümlülüğü olan bir hemşirenin hastaya bir ilacı kasten vermediğini fark eden bir doktorun, olaya müdahale ederek hastayı kurtarması halinde hemşirenin TCK’nın 83. maddesine göre teşebbüsten dolayı sorumlu tutulması mümkün olabilecektir. (Özbek, Veli ... -Doğan, Koray – Bacaksız, Pınar – ..., İlker, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayıncılık, 12. Baskı, ..., 2017, .... 166) - Soyaslan’a göre; kasten öldürmenin ihmali davranışla gerçekleştirilmesi suçu, bir netice suçu olması nedeniyle teşebbüse elverişlidir. Örneğin bir annenin yeni doğmuş bir çocuğu beslememesi ve çocuğun ağlama sesini yan taraftan duyan bir komşunun müdahalesi sonucu çocuğun ölümden kurtulması ve fail annenin niyeti olan ölüm neticesinin gerçekleşmemiş olması halinde kasten öldürmeye teşebbüs suçunun oluşması mümkün olabilecektir. (Soyaslan, Doğan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Yetkin Yayınları, 11. Baskı, ..., 2016, ....144) - Artuk/Gökcen’e göre; ihmal suretiyle icra suçlarının oluşumu için sadece menfi hareketin yeterli olmadığı, ayrıca neticenin de gerçekleşmesinin arandığı, bu neticenin gerçekleşmemesi durumunda, diğer şartlar da mevcutsa teşebbüsün mümkün olabileceği belirtilmiştir. (Artuk, M.Emin - Gökcen, ..., Ceza Hukuku Genel Hükümler, ... Yayınevi, 11. Baskı, ..., 2017, .... 637) - Hakeri’ye göre; kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi suçu teşebbüse elverişlidir. Failin hareket etmekte olduğu zaman dilimi içinde hareketsiz kalarak neticenin üçüncü bir kişinin müdahalesi sonucu veya tesadüfen gerçekleşmemesi halinde fail TCK 83’e teşebbüsten sorumlu tutulmalıdır. (Hakeri, Hakan, Kasten Öldürme Suçları, Seçkin Yayıncılık, 2. Baskı, ..., 2007, ....172) - Demirbaş’a göre; İhmal suçlarına teşebbüs mümkün değilken ihmal suretiyle icra suçlarına teşebbüs mümkündür. İhmali suçlar neticesi harekete bitişik suçlardır. İhmal suretiyle icra suçlarında ise netice ile hareket birbirinden ayrıdır. Burada kanunun istediği yasaklanmış bir sonucun önlenmesidir. Örneğin bir itfaiyeci, gerekirse hayatını tehlikeye atarak yangına müdahale etmek zorundadır. Eğer müdahale etmezse yanmakta olan binanın içindekilerin ölümünden sorumludur. Dolayısıyla bir itfaiye erinin yanmakta olan bir binanın içinde bulunan hasmını kurtarma yönündeki görevini bilerek yerine getirmemesi karşısında, bu kişinin diğer bir itfaiyeci eri tarafından kurtarılması halinde müdahale görevini yerine getirmeyen itfaiyeciyi kasten öldürmeye teşebbüsten sorumlu tutmak gerekmektedir. Hatta ihmalî suçlarla ihmal suretiyle icra suçları arasında kusur yönünden de farklılık bulunmakta olup, ihmal suçları kasten veya taksirle işlenebilirken, ihmal suretiyle icra suçları ancak kasten işlenebilirler. (Demirbaş, Timur, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayıncılık, 16. Baskı, ..., 2021, ....252) - Dönmezer/Erman’a göre; ihmal suretiyle icra suçlarında, suç sadece menfi harekette bulunmakla tamam olmaz. Bu hareket sonucunda kanunun yasakladığı neticenin de meydana gelmesi gerekir. Örneğin, ölmesini sağlamak maksadıyla çocuğuna yiyecek vermeyen annenin fiilinin tamam olabilmesi için neticenin gerçekleşmesi yani çocuğun ölmesi gereklidir. Aksi takdirde fiil teşebbüs derecesinde kalmış olur. Demek ki, ihmali suçlarda teşebbüs düşünülmediği halde, ihmal suretiyle icra suçlarında buna imkan vardır ve bu bakımdan sözü geçen suç şekilleri birbirinden ayrılmaktadır. (Dönmezer, Sulhi – Erman, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Cilt:2, DER Yayınları, ..., 2019, ....90-91; Kunter, Nurullah, Suçun Maddi Unsurları Nazariyesi, ..., İÜHF, 1955,....65) b-) İhmali davranışla kasten öldürme suçuna teşebbüsün mümkün olmadığını savunan görüşler; - Özgenç’e göre; kasten öldürmenin ihmali davranışla gerçekleştirilmesi suçuna teşebbüs cezalandırılmaz, ancak bu suç yönünden ihmal davranışı başlı başına bir suç teşkil ediyorsa, bu davranışın cezalandırılması mümkündür. Örneğin ölümcül bir hastaya kanun gereği veya sözleşmeden kaynaklı olarak bakma yükümlülüğü olmasına rağmen müdahale etmeyen doktor, hastanın ölmesi halinde kasten öldürmenin ihmali davranışla gerçekleşmesi suçundan sorumludur. Ancak aynı hasta ölmeden başka bir doktor tarafından kurtarılırsa, burada kasten öldürmenin ihmali davranışla gerçekleştirilmesine teşebbüsten söz edilemez. Hastaya müdahale etmeyen doktorun bu ihmali davranışı başlı başına bir suç oluşturuyorsa, doktor ancak bu suçtan sorumlu olacaktır. Örneğin; aynı hasta, doktorun ihmali nedeniyle ölmemiş ancak sakat kalmış ise bu halde doktor, ihmali davranışla kasten yaralama suçundan sorumlu olacaktır. (Özgenç, İzzet, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayıncılık, 13. Baskı, ..., 2017, ....502) - Koca/Üzülmez ve Akbulut’a göre; kasten öldürmenin ihmali davranışla gerçekleştirilmesi suçunda, failin neticeyi gerçekleştirmeye yönelik iradi davranışından söz edilemez. Çünkü fail, ihmali suçlarda neticeyi meydana getiren nedensellik sürecine hakim değildir. Bu suçta neticeyi önleme yükümlülüğüne sahip olan fail, çoğu zaman başkaları tarafından başlatılan nedensellik sürecine müdahale etmemektedir. Bu nedenle sonucu önleme yükümlüsü olan failin, bu yükümlülüğüne aykırı davranmasına rağmen, neticenin başkalarının müdahalesi ile gerçekleşmediği hallerde 83. maddeye teşebbüsten değil, bu ihmalin oluşturduğu diğer suçlardan sorumlu tutulması gerekir. (Koca, Mahmut – Üzülmez, İlhan, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, ... Yayınevi, 4. Baskı, ..., 2017,.... 103; Akbulut, Berrin, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, ... Yayınevi, 4. Baskı, ...,2017, ....578) - Gökcen/Balcı’ya göre; kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi suçuna teşebbüs mümkün değildir. Örneğin; bebeğini evde bırakarak kaçan bir anne, bebeğin komşusu tarafından kurtarılması halinde ihmali davranışla öldürme suçuna teşebbüsten cezalandırılmaz. Ancak terk suçundan veya çocuğun bu hareket nedeniyle yaralanması halinde yaralama suçundan cezalandırılabilecektir. Keza, taksirli olarak bir trafik kazasına sebebiyet veren kişi de kaza sonucu yaraladığı kişiyi olay yerinden alıp hastaneye götürmez ve yaralı şahıs olay yerine gelen başkaları tarafından kurtarılırsa fail ihmali davranışla öldürmeye teşebbüsten değil, yaralama suçundan sorumlu tutulacaktır. (Gökcen, ... - Balcı, ..., Kasten Öldürme Kasten Yaralama Organ ve Doku Ticareti Suçları, ... Yayınevi, 2. Baskı, ..., 2015, ....262) - Dr. Adem Palut’a göre; öncelikle teşebbüsün düzenlendiği TCK 35. maddesinin lafzı incelendiğinde, teşebbüs için icrai hareketlere başlamaktan söz edildiği, buna rağmen ihmali harekete dair bir ibareye yer verilmediği, bu nedenle ihmali suçlara teşebbüsün mümkün olmadığı değerlendirilmelidir. Örneğin; yeni doğan bir bebeğin üzerinde bakım ve gözetim yükümlüsü olan annenin bebeğin acıkmasına rağmen kasıtlı olarak süt vermemesi sonucu bebeğin açlık krizine girmesi, renginde değişiklik meydana gelmesi ve hareketlerinin yavaşlaması tam bu aşamada işten gelen babanın bebeği acilen hastaneye götürmesi ve kurtarması olayında annenin eylemi teşebbüs aşamasında kalmış olmasına rağmen teşebbüs hangi andan itibaren başlamıştır? Annenin acıkan bebeğe süt vermemesi anından itibaren mi, bebeğin açlık krizine girmesi anından itibaren mi, bebeğin baba tarafından hastaneye kaldırılması anından itibaren mi? Tartışılması gerekmektedir. İkinci olarak, ihmal niteliğindeki eylemde failin amacı net değildir. Teşebbüs aşamasındaki ihmali hareketleri cezalandırmak, bir nevi failin niyetini okumak çabasından öte bir şey değildir. Bununla birlikte failin ihmali nitelikteki eyleminin hangi aşamasının hazırlık hareketi hangi aşamasının ihmali hareket sayılacağı da açık değildir. Son olarak, kasten öldürmenin ihmali davranışla gerçekleştirilmesi suçuna teşebbüsün uygulanabileceğinin kabulü halinde bu suçtan kaynaklı sorumluluk alanı da oldukça genişleyecektir. Günlük hayatta yaşam telaşesinin verdiği yoğunluk ve stres altında birçok işin yapılması sırasında insanların ihmale sebebiyet verdiklerine sıklıkla rastlanılmaktadır. Bu ihmallerin sonucu önleme yükümlülüğü kapsamında olan olaylarda gerçekleşmesi de muhtemel olabilmektedir. Bu husus da ihmali davranışla işlenen suçlara teşebbüsün uygulanma alanını genişletici etki doğurmaktadır. (Palut, Adem, Kasten Adam Öldürme Suçu, ... Yayınevi, ..., 2019, .... 639-640) Sonuç olarak, TCK'nın 83. maddesinde düzenlenen kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi suçunun faili (garantör), mağdura karşı Kanun'dan veya sözleşmeden kaynaklı olarak bir davranışı gerçekleştirmekle yükümlü olan kişi yada önceden gerçekleştirdiği bir davranış nedeniyle başkalarının hayatı için tehlikeli bir durum oluşturan kişidir. Bu suçun faili, doktrinde genellikle "garantör" olarak adlandırılmaktadır. Garantör konumundaki failin cezai sorumluluğunun belirlenebilmesi için failin suça konu edilen ve bir şeyi yapmama yönünde ihmal suretiyle gerçekleştirdiği (pasif) eyleminin hukuki sonuçları olan bir neticeyi (ölüm, yaralama vb.) doğurması da gerekmektedir. İhmal suretiyle işlenen (pasif) bir eylem sonucunda, tipiklik çerçevesinde Kanun'da öngörülen netice gerçekleşmemiş ise; failin cezai sorumluluğunun gerçekleşmesi öngörülen bu neticeye göre mi yoksa somut olarak gerçekleşen neticeye göre mi belirleneceği her somut uyuşmazlığın özelliğine göre dosyada mevcut delillerle birlikte değerlendirilmesi gereken bir husustur. Buna göre; ihmal suretiyle icra suçları (gerçek olmayan ihmalî suçlar) bakımından, suça konu ihmalî (pasif) davranışı gerçekleştiren garantör konumundaki failin, teşebbüs aşamasında kalan bir suçtan cezalandırılması; failin eylemi gerçekleştirdiği esnada garantör konumunda bulunduğunun tartışmaya yer vermeyecek derecede kesin ve net bir şekilde ortaya konulması ve garantör konumundaki failin kastettiği neticeye ulaşma saikiyle ihmal suretiyle icra hareketlerine bilinçli olarak başlamasına rağmen istediği neticenin elinde olmayan bir nedenle gerçekleşmemesi suretiyle mümkündür. Suçun işlendiği anda ihmal suretiyle icra suçunun faili (garantörü) olup olmadığı tam olarak belirlenemeyen kişinin cezai sorumluluğu ise ancak suça konu ihmali davranışı ile illiyet bağı bulunan ve gerçekleşen neticeden hareketle belirlenebilecektir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanık ...'in, uydudan yayın yapan bir televizyon programına cep telefonunu vererek tanıştığı maktul ...'ı ve oğlu ...'ı 08.02.2009 tarihinde beyaz renkli Doblo türü bir araçla ... ... Karakışla Köyü yakınlarında Çakıl mevkisinden ...'ın rızası ile alarak bir iki gün bilinmeyen bir yere götürdüğü, 09.02.2009 Pazartesi günü, sanığın aynı beyaz araçla mağdur ... ile birlikte markete gelerek yanındaki mağdura kraker ve bisküvi aldığı, bu sırada tedirgin davranışlar sergilediği, 08.02.2009 tarihinde akşam saatlerinde marketin bir üst sokağında bu aracı park etmiş vaziyette görenlerin olduğu; sanık, maktul ... mağdur ...’in 08.02.2009’u 09.02.2009’a bağlayan gece sanıkla birlikte adresi tam olarak tespit edilemeyen ...Mahallesi'ndeki bir evde kaldıkları, sanığın çalıştığı ... yeri kayıtlarına göre; sanığın 09.02.2009 tarihinde şantiyeye çalışmaya gittiği, akşam saatlerinde ... yerinden ayrıldığı, beraber kaldıkları evde sanığın maktulle, mağdur çocuğun görebileceği şekilde cinsel ilişkiye girdiği, daha sonra anne ...'ın yüzüne bir şeyler sürdüğü ve bayılttığı, mağdur çocuğu ve annesini tam olarak belirlenemeyen bir tarih ve saatte ... Merkez, ...köyü yakınlarında ormanlık alana bırakıp ayrıldığı, bölgedeki avcıların maktulü ölü olarak ve yanındaki çocuğu ise donmak üzere terk edildikleri yerde buldukları, netice itibarıyla sanığın belirlenemeyen bir yöntemle maktulün inhibisyon yoluyla ne zaman meydana geldiği tam olarak bilinemeyen şekilde ölümüne, mağdur çocuğun ise yaralanmasına sebebiyet verdiği olayda; Sanığın maktul ... ve yanındaki oğlu ...'ı, şehir merkezinden yaklaşık 7-8 km uzaklıkta, mağdur çocuğun yola çıkıp yardım da isteyemeyeceği bir konumdaki ıssız ormanlık alana, 9 Şubat 2009 ila cesedin bulunduğu 11 Şubat 2009 tarihleri arasında bir zamanda bırakıp gittiği, maktulün ormana giderken baygın olduğu, ancak ölüm anının ormanlık alanda mı yoksa ormana bırakılmadan önce mi gerçekleştiğinin dosya kapsamından tam olarak tespit edilemediği, henüz 6 yaşında olan ve beden bakımından kendisini koruyamayacak durumdaki çocuğun mevsim şartlarına göre soğuk hava koşullarında, ormanlık ve kırsal bir alanda yanında baygın vaziyette bulunan annesi Hanım ile birlikte terk edildiği, ancak mağdur çocuğun ölmediği, donmaya yakın derecede üşümüş vaziyette ormanda bulunduğu, dosyada mevcut adli muayene raporuna göre mağdur çocuğun hayati tehlike geçirmeyecek derecede fakat bedensel ve ruhsal olarak yaralandığı, sanığın savunmalarında maktulü ve mağdur çocuğu ormana bıraktığı iddiasını istikrarlı şekilde inkâr ettiği ancak mağdurun teşhisi ve huzurdaki anlatımlarına karşı makul ve mantıklı bir açıklama yapamadığı, sanığın maktul ... oğlu Yasin'i ormana terk edip gittiği sırada, kesinleşen kabulle çelişkili maktulün ölü olduğunu bilip bilmediğine, yanındaki çocuğun annesi veya çevredekiler tarafından kurtarılıp kurtarılamayacağını öngörüp öngörmediğine dair kesin bir delilin de ortaya konulamadığı, bu nedenle sanığın lehine yapılacak yorumla mağdur çocuğun ölüme terk edilmek suretiyle değil de annesi veya bir başkası tarafından kurtarılabileceği ümidiyle terk edildiğinin kabulü gerektiği anlaşılmakla, Sanığın mağdur ...'a yönelik eyleminin, icraî (aktif) surette gerçekleşen ve öldürme için elverişli vasıtalarla başlanan ancak neticenin sanığın elinde olmayan nedenlerle gerçekleşmediği bir durumdan bahsedilemeyeceği için kasten öldürmeye teşebbüs suçu olarak değerlendirilemeyeceği, 5237 sayılı TCK’nın 83. maddesinde düzenlenen ihmalî davranışla işlenen kasten öldürme suçunun, kasten öldürme suçunun özel bir işleniş şekli olması ve bağımsız bir suç türü arz etmesi, somut uyuşmazlıkta mağdur çocuk ...'ın ise ölmemesi karşısında; eylemin ihmali davranışla kasten öldürme suçunu da oluşturmayacağı, Sanık ...’in mağdur çocuk ... ile arasında Kanundan veya sözleşmeden kaynaklı bir garantörlük yükümlülüğünün bulunmadığı, sanığın maktul ...'ı baygın bir şekilde ormana bırakması eyleminin, mağdur ...'a karşı önceden gerçekleştirdiği hayati tehlike arz eden ve bu nedenle sanığın üzerine annesini yitirmiş olması nedeniyle velayet bağı kalmamış çocuğun gözetimi ve korunması yönünde garantörlük yükleyen bir davranış olarak yorumlanması için ise mağdur çocuğun annesinin ölümünün bu terk edip gitme eylemi öncesinde gerçekleştiğinin tereddüde yer vermeyecek şekilde ispatlanması gerektiği, sanığın mağdur ...'e karşı ihmal suretiyle (pasif olarak) başlattığı ancak elinde olmayan nedenle sonuçlandıramadığı bir eylemden bahsedebilmek için garantörlüğün bu terk eylemi öncesinde başladığının ispatının yanı sıra sanığın kastının mağdur çocuğu ölüme terk etmek olduğunun ve bu kastla ihmal suretiyle icra hareketlerine başlandığının da açıkça ispatlanması gerektiği, fakat anne ...'ı baygın hâlde bırakan ve ölüp ölmediği hususunda o anda bilgi sahibi olduğu tam olarak ispatlanamayan sanığın bu kastla hareket ettiğinin de ispatlanamadığı, dolayısıyla somut olayda sanığın mağdur çocuk ...'ı öldürme kastıyla ihmal suretiyle icra hareketlerine başlayıp elinde olmayan nedenlerle tamamlayamadığının kabulünün de mümkün olmadığı, Ancak, Sanığın suç tarihinde henüz 6 yaşını doldurmuş ve olay yerinden ayrılamayacak derecede küçük olan mağdur çocuk ...’ı, soğuk bir kış günü, yakınlarında yerleşim yeri bulunmayan ıssız bir ormanda, terk etmesi mağdur açısından ölüm tehlikesi yaratacağından, sanığın yarattığı bu tehlike nedeniyle meydana gelecek neticenin öngörülebilir olduğundan illiyet bağının da bulunduğu gözetildiğinden; Özel Dairenin sanığın eyleminin meydana gelen neticeye göre ihmal suretiyle işlenen neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu oluşturacağına dair bozma kararının dosya kapsamı ile uyumlu olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ..., "Olay tarihinde 11.02.2009 günü olay yerinde orman içinde avcıların ölmüş bir bayan ile yanında 6–7 yaşlarında donmak üzere olan küçük çocuğu görüp Jandarmaya haber vermeleri nedeniyle yapılan soruşturma sonucunda, sanığın mağdur 18.09.2002 doğumlu 6 yaşındaki ... ile annesi ...’ı arabasına alıp götürdüğü yerde annesinin bileziklerini ve paralarını yağmalayıp inhibisyon yöntemi ile ölmesine neden olduğu, daha sonra ... ile oğlu 6 yaşındaki mağdur ...’ı orman içinde bırakıp ölüme terk ettiği mağdurun annesinin uyuduğunu zannederek annesinin yanında yaklaşık üç gün beklediği sırada avcılar tarafından bulunduğu anlaşılmıştır. Sanık hakkında ...’ın parasını yağma ile almak ve bu suçu gizlemek amacıyla Hanım Kılınç’ı öldürmek suçları ile mağdur 6 yaşındaki Yasın Kılınç’ı orman içine götürüp ölmeye terk etmek sureti ile ihmali davranışla kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından kamu davası açılmıştır. Yapılan yargılama sonucunda Yerel Mahkemece sanığın dava açılan suçlardan mahkumiyetine karar verilmiştir. İstinaf talebi esastan reddedilen hükümlerin temyizi nedeniyle Yargıtay 1. Ceza dairesi ...’ın yağmalanması ve öldürülmesi suçlarından verilen hükümlerin temyiz talebinin esastan reddetmiş, mağdur ...’e karşı eylemin ihmali davranışla kasten yaralama suçu kapsamına girdiği TCK86/1-3b, 87/1-d ve 88. maddeleri gereğince cezalandırılması gerektiği gerekçesi ile oy çokluğu ile bozma kararı vermiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı sanığa isnat edilen mağdur Yasın Kılınç’a yönelik eylemin ihmali davranışla kasten öldürmeye teşebbüs olduğu gerekçesi ile Yargıtay 1. Ceza Dairesinin bozma kararına itiraz etmiştir. İtirazı görüşen Yargıtay Ceza Genel Kurulu çoğunluk kararı ile sanığa isnat edilen eylemin ihmali davranışla işlenen neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama olduğu gerekçesi ile itirazın reddine vermiştir. Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu ile aramızdaki ihtilaf sanığın mağdur ...’e yönelik eyleminin nitelendirilmesine ilişkin, suçun ihmali davranışla kasten öldürmeye teşebbüs suçu ile ihmali davranışla kasten yaralama suçlarından hangisinin kapsamına girdiğine ilişkindir. Tüm dosya kapsamına göre sanığın, bir TV kanalındaki ilanlar aracılığı ile tanıştığı maktul ile telefonla görüşmeye başladığı daha sonra 08.02.2009 günü buluşup maktul ... 6 yaşındaki oğlunu arabasına bindirip bir ya da iki gün bilinmeyen bir yerde alıkoyduktan sonra ...köyü sınırları içinde kalan ormanlık alana götürerek burada mağdur çocuğun gözü önünde maktul ile cinsel ilişkiye girdiği, daha sonra maktulü darp etmeye başladığı ve inhibisyon yöntemi uygulayarak maktulü öldürdükten sonra üzerinde bulunan 6000 TL para ile 5 adet bileziğini aldığı, yaşı küçük mağduru ise olay yerinde bırakarak oradan kaçtığı sübut bulunmuştur. Sanığın, maktul ile birlikte mağduru da suçun işlendiği yere götürdüğü, suç yerinin yerleşim yerlerinden uzak olduğu, mevsimin kış olduğu, mağdurun yaşı itibariyle böyle bir yerde kendisini koruyacak veya hayatını idame ettiremeyeceğinin sanık tarafından bilindiği, mağdurun annesinin koruma ve gözetimi altında bulunduğu, ancak sanığın maktul anneyi öldürerek bu olanağı da ortadan kaldırdığı, mağdurun ormanda burada tek başına bırakıldığı yerin orman içi ıssız bir yer ve mevsimin kış olması nedeniyle mağdurun donarak veya vahşi hayvan saldırısı nedeniyle ölüm sonucunun mutlaka meydana geleceğinin sanık tarafından bilindiği halde, sanığın bu sonucun meydana gelmemesi için hiçbir şey yapmadığı, aksine bütün koşulların sanık tarafından bilinçli olarak oluşturulduğu, nitekim mağdurun donarak ölmek üzere iken orada dolaşan avcılar tarafından kurtarıldığı ve hayati tehlike geçirdiği anlaşılmaktadır. Ölümü meydana getirecek elverişli davranışların sanık tarafından doğrudan doğruya icra edilmemekle birlikte sanığın, mağdurun öleceğini bilmesine rağmen bu sonucu engellemek için yükümlü olduğu davranışların hiçbirini yapmayarak ihmali davranışla meydana gelen neticeye sebebiyet verdiği noktasında bir tereddüt bulunmamaktadır. Burada tartışılması gereken konu sanığa isnat edilen eylemin TCK'nin 83. mü yoksa 88. maddesi kapsamında kaldığıdır. Ölüm meydana gelmesi halinde suçun TCK'nin 83. maddesi kapsamında kalacağı aşikardır. Ancak ölüm meydana gelmediği durumlarda 83. maddenin uygulanması mümkündür. Çünkü bir ihmal suretiyle icra suçu olan bu suça teşebbüs mümkündür. Buna göre failin ihmal suretiyle bir kimseyi öldürmek kastıyla, yükümlü olduğu icrai davranışı neticenin oluşumu bakımından elverişli olacak tarzda ihmalinden sonra failin elinde olmayan etkenlerden ötürü netice gerçekleşmezse fail, ihmal suretiyle kasten öldürmeye teşebbüsten ceza almalıdır. Somut olayda sanığın öldürme kastıyla hareket ettiği kastının yaralama olmadığı ve yükümlü olduğu davranışları ihmal ederek mağdurun hayati bakımından tehlikeli bir durumun ortaya çıkmasına sebebiyet verdiği, ancak sanığın elinde olmayan nedenlerden dolayı kastedilen sonucun meydana gelmediği, ilk derece mahkemesinin uygulamasının yerinde olduğu, bu nedenle kararın onanması gerektiği, sanığın mağdura yönelik eylemin ihmali davranışla kasten yaralama kapsamında kaldığı gerekçesi ile bozma kararı veren, Yargıtay 1. Ceza Dairesi kararına Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği kanaatindeyim. Yukarıda izah edilen nedenlerle itirazın reddine karar veren, Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun görüşüne katılmıyorum." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, ... 7. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 11.05.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2017/1046 E., 2021/298 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
Ağır Ceza Mahkemesince 27.05.2013 tarih ve 195-188 sayı ile; sanığın eyleminin ihmal suretiyle kasten öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilerek TCK’nın 37/1, 81/1, 83/3, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba hükmedilmiştir.
Ceza Genel Kurulu         2017/1046 E.  ,  2021/298 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ağır Ceza Sayısı : 255-262 Sanık ... hakkında nitelikli kasten öldürme suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonunda ... 7. Ağır Ceza Mahkemesince 27.05.2013 tarih ve 195-188 sayı ile; sanığın eyleminin ihmal suretiyle kasten öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilerek TCK’nın 37/1, 81/1, 83/3, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba hükmedilmiştir. Hükmün Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 29.04.2015 tarih, 1612-2788 sayı ve oy çokluğuyla; “...Oluşa ve tüm dosya kapsamına göre, sanıkların çalıntı bir araçla gece vakti maktulün bekçi olarak çalıştığı, kurbanlık hayvan satışı yapılan ağılın önüne hayvan hırsızlamak amacıyla yaklaştıklarında maktulün sanıkları fark ettiği, ele geçmeyen tabancasını alarak dışarıya çıktığı, araca doğru ateş etmeye çalıştığı sırada sanıklardan ...'in kullandığı aracı maktulün üzerine sürdüğü, maktulün çarpmayla birlikte çamura saplanan aracın altında kalarak sıkıştığı, sanıkların olay yerinden yaya olarak kaçtıkları, araç ile zemin arasında ertesi güne kadar kalan maktulün bu nedenle öldüğü anlaşılan olayda, fikir ve irade birliği içinde hareket eden sanıkların amaçladıkları hırsızlık suçunu gizlemek ve yakalanmamak amacıyla, icrai hareketle maktulü öldürdükleri gözetilerek TCK’nun 82/1-h maddesi uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmaları yerine yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hükümler kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiş, Daire Üyeleri ... ve ...; "Sanık ...'ın hırsızlık suçu konusunda fikir ve irade birliği içerisinde diğer sanıkla birlikte hareket ettiği sabit ise de, sanık ...'ın TCK'nın 37. maddesi kapsamında öldürme suçuna iştirak ettiğini kabul etmenin olanaksız olduğu, sanık ...'ın maktule araçla çarpan sanığın yanında ve o araçta olmasının TCK'nın 37. maddesi anlamında suça iştirak ettiğini göstermeyeceği, öldürme suçu konusunda bir anlaşmalarının olmadığı, olayın ani bir şekilde geliştiği, TCK'nın 39. maddesi kapsamında bir değerlendirme yapıldığında TCK'nın 39/2-a maddesinde 'suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek'. TCK'nın 39/2-b maddesi kapsamında 'suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak.' TCK'nın 39/2-c maddesinde 'suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak.' olarak tanımlanan yardım etme unsurlarının sanık ... yönünden somut olayda gerçekleşmediği, sanık ...'ın sorumluluğunun ancak maktule araçla çarpılmasından sonra başladığı, ölümü engelleme noktasında bir çaba göstermeyen sanık ...'ın eyleminin TCK'nın 83/2-b maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, buna göre mahkemenin eylemin TCK'nın 83/3 maddesi kapsamında kaldığına dair görüşünün doğru olduğu, hükmün sanık ... yönünden onanması gerektiği," düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. Bozmaya uyan ... 7. Ağır Ceza Mahkemesince 05.10.2015 tarih ve 255-262 sayı ile; sanığın nitelikli kasten öldürme suçundan TCK'nın 37/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 82/1-h, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba hükmedilmiş, karar tarihi itibarıyla ceza miktarı yönünden resen temyize tabi olan hükmün sanık ve müdafisi tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 08.03.2017 tarih, 528-706 sayı ve oy çokluğuyla; hükmün TCK’nın 53. maddesi yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiş, Daire Üyeleri ... ve ...; "...Sanıkların olay yerine hırsızlık yapmak amacıyla geldikleri konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Sanıklar olay yerine birlikte ve hırsızlık yapmak amacıyla gelmişlerdir. Öldürme suçu konusunda önceden anlaşmaya vardıklarını söylemek mümkün değildir. Çoğunluk görüşünde olduğu gibi öldürme suçu konusunda fikir ve irade birliği içerisinde değillerdir. Ani gelişen bir olayda, direksiyonda bulunan sanığın eylemine diğer sanık ...’ın TCK’nın 37. maddesi kapsamında katıldığını söylemek mümkün olmadığı gibi, TCK’nın 39. maddesi kapsamında bir yardımdan da bahsetmek mümkün değildir. Bu durumda kullandığı araçla maktule çarpan sanığın yanında olan diğer sanığın durumu ne olacaktır? Burada sanık ...’ın eyleminin TCK’nın 83/3. maddesi kapsamında kaldığını değerlendirmekteyiz. Somut olayda, sanık ...’ın sorumluluğunun maktule araçla çarpıldıktan sonra başladığını kabul etmek durumundayız. Sanık ...’ın, maktulün araç altında kaldığını, bir şekilde müdahale yapabilecek yerlere bildirmesi hâlinde maktulün kurtulması mümkündür. Çünkü çarpma sonrasında maktulün canlı olduğu anlaşılmaktadır. Maktul sabaha kadar araç altında kalmasının etkisiyle ölmüştür. Bu açıklamalar ışığında sanık ...’ın eyleminin TCK’nın 83/3. maddesi kapsamında olduğu," gerekçesiyle karşı oy kullanmışlardır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 10.06.2017 tarih ve 408671 sayı ile; "...Sanık ...'in eyleminin, 5237 sayılı TCK'nın 82/1-h maddesindeki bir suçu işlemek amacıyla kasten öldürme suçu değil, TCK'nın 83/2-b maddesindeki kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi suçunu oluşturduğu," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 20.09.2017 tarih, 1453-2836 sayı ve oy çokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanık ... hakkında hırsızlık suçuna teşebbüsten kurulan mahkûmiyet hükmü temyiz edilmeksizin, sanık ... hakkında hırsızlık suçuna teşebbüsten kurulan mahkûmiyet hükmü Özel Dairece onanmak, nitelikli kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ise düzeltilerek onanmak suretiyle kesinleşmiş olup inceleme itirazın kapsamına göre sanık ... hakkında nitelikli kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Sanık ...’in maktule yönelik eyleminin nitelikli kasten öldürme suçunu mu yoksa ihmal suretiyle kasten öldürme suçunu mu oluşturduğunun; 2- Sanığın eyleminin nitelikli kasten öldürme suçunu oluşturduğunun kabul edilmesi hâlinde; sanığın bu suça iştirakinin TCK’nın 37. maddesi kapsamında “müşterek faillik” mi yoksa TCK’nın 39. maddesi kapsamında “yardım eden” niteliğinde mi olduğunun, Belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; 12.12.2010 tarihli otomobil hırsızlığı müracaat tutanağında; ...’nın saat 22.00 sıralarında Küçükköy Polis Merkezi Amirliğine müracaat ederek aynı gün saat 19.30’da Kazım Karabekir Mahallesi, 840. Sokağa park ettiği ... plaka sayılı, Murat marka, Kartal model aracının çalındığını belirterek aracını çalan kimliğini bilmediği kişi veya kişilerden şikâyetçi olduğunun ifade edildiği, 13.12.2010 tarihli olay yeri inceleme raporunda; aynı gün saat 08.30 sıralarında ... ili, Avcılar ilçesi, Cihangir Mahallesi, Haramidere mevkisinde bulunan adak ve kurbanlık hayvan satış yerinde bir ceset olduğunun bildirilmesi üzerine olay yerine gidildiği, boş arazide ... plaka sayılı, beyaz renkli, Murat marka, Kartal model bir aracın görüldüğü, aracın altında, araçla ıslak toprak arasında sıkışarak yüzükoyun şekilde yere yatmış bir erkek cesedinin bulunduğu, ceset ve yakındaki kulübe etrafında yapılan inceleme sonucunda 9 mm çapında 1 adet kovan ile kurusıkı tabancalarda kullanılan 1 adet kovanın muhafaza altına alındığı, aracın tekerlek izleri takip edildiğinde, otomobilin kulübeye geldiği, kulübeden ayrıldıktan sonra stabilize çamurlu yoldan olay yerine gittiği, çamur nedeniyle kayganlaşan yolda patinaj yaptığı ve çamura saplandığı, aracın ön tamponunda, sağ sinyal lambasında ve ön kaputta hasar bulunduğu, sol arka kısmının ve direksiyonun çamurlu olduğu tespitlerine yer verildiği, 15.12.2010 tarihli yazı ve 17.12.2010 tarihli yakalama tutanağında; Haramidere mevkisindeki kurbanlık hayvan satış yerinde cesedi bulunan 13.09.1954 doğumlu ...’ın ölümü ile ilgili olarak yürütülen araştırmalar sonucu elde edilen istihbari bilgilerden, 1986 doğumlu ve ...-Yüreğir nüfusuna kayıtlı olan sanık ... ile 1992 doğumlu, ...-Yüreğir nüfusuna kayıtlı inceleme dışı sanık ...’in olayla ilgilerinin bulunduğunun öğrenildiği, yapılan araştırmalar sırasında polisi görmesiyle aracıyla ters istikamette seyrederken trafik kazası yaparak durmak zorunda kalan inceleme dışı sanık ...’in 14.12.2010 tarihinde saat 20.30 sıralarında yakalandığı, sanığın kendisini ... olarak tanıtmasına karşın gerçek isminin ... olduğu ve 18 ayrı suç kaydının bulunduğu, gözaltına alınan ...’in, Aranan Şahıslar Büro Amirliği nezarethanesinden 16.12.2010 tarihinde saat 15.00 sıralarında firar ettiği, aynı gün saat 23.00 sıralarında Esenyurt’ta bir barakanın eklentisinde, üzeri örtülü şekilde çekyatta gizlenirken yakalandığının ifade edildiği, Emniyet görevlilerince düzenlenen 03.02.2011 tarihli talimat alma tutanağında; maktulün ölümü ile sonuçlanan olayın diğer şüphelisi ...’in yakalanması için yürütülen çalışmalar sırasında 03.02.2011 tarihinde Başakşehir ilçesinde meydana gelen başka bir canlı hayvan hırsızlığı suçundan yakalanan sanıkla görüşmek için Başakşehir Polis Merkezine gidildiği, kendisini ... olarak tanıtan şahsın sanık ... olduğu ve başkasının kimlik bilgilerini kullandığının anlaşılması üzerine soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı ile görüşülerek gerekli talimatların alındığının belirtildiği, Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuvarları Daire Başkanlığınca düzenlenen 21.12.2010 tarihli ekspertiz raporunda; olay yerinde bulunan kovanlardan 1 adedinin 9 mm çaplı ses fişeği kovanı olduğu ve 9 mm çapında ses ve gaz fişeği istimal eden bir tabancadan atıldığı, 9 mm çapındaki diğer kovanın ise 6136 sayılı Kanun’a göre yasak niteliğini haiz fişeklere ait olduğu ve 9 mm çaplı Parabellum tipi fişek atar bir silahtan atıldığının; 27.12.2010 tarihli ekspertiz raporunda; maktulün sağ el iç svap numunesinde atış artığı tespit edildiğinin; 16.02.2011 tarihli ekspertiz raporunda ise; ... plaka sayılı aracın direksiyon simidi ve el freni kolu üzerinden alınan svaplar üzerindeki genotip özelliklerin maktul ...’ın genotip özellikleri ile uyumlu olduğu; sanık ...’i ait DNA profilinin Gaziosmanpaşa ve Sultangazi ilçelerinde işlenen 11 ayrı otomobil hırsızlığında tespit edilen DNA profili ile uyumlu olduğu bilgilerine yer verildiği, 16.03.2011 tarihli otopsi raporunda; 168 cm boyunda, 75 kg ağırlığında, 55-60 yaşlarındaki erkek cesedinin baş bölgesinde, sağ parietal üst yanda, saçlı deri içerisinde 1,5 cm’lik düzensiz kenarlı laserasyon, burun sırtında üstte 0,2-0,3 cm’lik 3-4 adet sıyrık, sol infraorbital ödem bulunduğu, yüz, her iki el ve el parmaklarının toprakla bulaşık olduğu, sol el 2-3. metakarp arası dorsalde 0,5 cm’lik düzensiz kenarlı laserasyon, sağ el 1. metakarp dorsalde 1cm’lik yüzeyel abrazyon, sol uyluk üst 1/3 önde 4x3 cm’lik alanda içerisinde normal cildi doku içeren ekimozlu sıyrık, sol uyluk üst 1/3 yanda 5x4 cm’lik alanda içerisinde normal cildi doku bulunan sıyrıklı ekimoz, sağ uyluk 1/3 üst dış yanda arkada 6x2 cm ve 8x1,5 cm’lik iki adet, sağ diz üzerinde 4x2,5 cm lik sıyrıklı ekimoz ve sağ uyluk 1/3 ön ortada 3x2,5 cm’lik yüzeysel sıyrık görüldüğü, lomber bölgede en büyüğü solda 6x3 cm’lik olmak üzere çok sayıda yüzeysel sıyrık, sırtta horizontal planda torakal 11-12. vertebra hizasında solda daha belirgin olmak üzere en geniş yeri 8 cm eninde, ortasında daha belirgin olmak üzere soluk ve cilt seviyesinden, muhtemelen basıya bağlı çökük görünümde alan olduğu, sağ klavikulanın sternumla birleşim yerinden kırıklı çıkık, sağ 3 ve 4. kot midklavikuler hattan ekimozlu kırık, solda 1. kot parasternal hattan ekimozlu kırık bulunduğu, maktulün kanında alkole rastlanılmadığı, yüzünde ve el parmak eklem sırtlarında küt travmatik yaralar bulunan kişinin ölümünün araç altında sıkışma ile uyumlu klavikula ve kot kırıkları ile birlikte karın göğüs basısından gelişen mekanik asfiksi sonucu meydana gelmiş olduğunun ifade edildiği; Adli Tıp Kurumu ... Birinci Adli Tıp İhtisas Kurulunca düzenlenen 16.01.2013 tarihli raporda; adli dosyada mevcut kayıtlı belgelerde kişinin araç tekeri altında sıkışmış ve ölü olarak bulunduğu, otopsisinde vücudunda çok sayıda sıyrık ve ekimoz, lomber bölgede en büyüğü 6x3 cm’lik olmak üzere çok sayıda yüzeysel sıyrık, sırtta horizontal planda en geniş yeri 8 cm eninde, ortasında daha belirgin olmak üzere soluk ve cilt seviyesinden muhtemelen basıya bağlı çökük düzeyde alan görüldüğü, her iki sternokleidomastoid kas ve boyun ön yüzde yaygın doku içi kanama, sağ klavikulada sternum ile birleşim yerinde kırıklı çıkık sağ 3-4. kot midklavikuler hasta ekimozlu kırığı, sol 1. kotun parasternal hattan ekimozlu kırık olduğu ve iç organlarda tespit edilen makroskopik bulgular da dikkate alındığında; kişinin ölümünün göğüs sıkışmasına bağlı kot, klavikula kırıkları ile birlikte mekanik asfiksi sonucu meydana gelmiş olduğu, kişinin olay anında araç altından hemen çıkartılması hâlinde kurtulma ihtimalinin bulunduğunun belirtildiği, Anlaşılmaktadır. Katılan ... Kollukta ve Cumhuriyet Başsavcılığında benzer şekilde; maktulün oğlu olduğunu, babasının 35 yıldır ...’un çeşitli ilçelerinde kasaplık ve koyun besiciliği yaptığını, son bir senedir de olayın meydana geldiği yerde adaklık koyunlara baktığını, dedelerinden kalan bir tabancanın babasında olduğunu, babasının kaldığı kulübede bir kutu içerisinde 50 adet fişek gördüğünü, olay sırasında memleketi olan ... ilinde bulunduğunu, olayı görmediğini, tespit edilecek sanık veya sanıklardan şikâyetçi olduğunu, Katılan ... Cumhuriyet Başsavcılığında; maktulün kızı olduğunu, babasının kurbanlık hayvanların bakımını yaptığını, sanıkların kurbanlık hayvanları çalmaya geldiklerinde kendilerine engel olmaya çalışan maktulü öldürdüklerini bu nedenle sanıklardan şikâyetçi olduğunu, Tanık ... Kollukta; Avcılar ilçesinde bulunan bir fabrikada gece bekçisi olarak çalıştığını, kaldığı kulübenin önünden saat 23.00 sıralarında bir aracın geçtiğini, araçta iki kişinin bulunduğunu, aracın süratle U dönüşü yapıp olayın meydana geldiği yöne doğru gittiğini, yaklaşık 5 dakika sonra 3-4 el silah sesi duyduğunu, ardından bir erkeğin “Bana yardım edin” dediğini işittiğini, fakat bulunduğu kulübeden dışarı çıkmadığını, yarım saat sonra dışarı çıkarak 150 metre mesafede bulunan ... isimli arkadaşının yanına gittiğini, ...’ı uyandırdığını, uzak mesafeden birlikte olay yerine baktıklarını, ...’a hırsızların çaldıkları aracı bırakıp gittiklerini söylediğini, arabanın yanında kimsenin olmadığını görünce kulübesine gidip yattığını, sabah olunca etraftakilerden durumu öğrendiğini, Mahkemede; sanıkları tanımadığını, olay akşamı bir aracın gelip dönüş yaptığını, 4-5 dakika sonra silah sesleri geldiğini, birilerinin “Yardım edin, yardım edin,” diye seslendiğini, kulübesinde beklediğini, seslerin kesildiğini, sabah olunca olaydan haberdar olduğunu, sanıkları tanımadığını, olay yerinde karşılaşmadığını, yardım çağrısı yapan seslerin genç bir kişiye ait olduğunu, maktulün tabanca taşıdığını görmediğini, olayın vahametini bilmediği için yardım çağrısına rağmen olay yerine gitmediğini, Tanık ... Kalfa Kollukta; Haramidere mevkisindeki bir şirkette vinç işçisi olarak çalıştığını, hemen yanlarında ise maktulün bekçiliğini yaptığı adak kurban satış yerinin bulunduğunu, bu yerin sahibinin Zeki Demir olduğunu, maktulün gündüzleri burada kasaplık yaptığını, geceleri ise bekçilik yaptığını ve bir kulübede kaldığını, olay gecesi tanık Behcet’in yanına gelip silah sesi duyduğunu söylediğini, birlikte olay yerine gittiklerini, beyaz renkli, Kartal model araca 20 metre kadar yaklaştıklarını, aracın yanında kimseyi görmediklerini, kulübesine gidip yattığını, sabah kalkıp maktulün kaldığı kulübeye giderken beyaz renkli aracın altında maktulün cesedini gördüğünü, Tanık Mahmut Çavlık Kollukta; Haramidere mevkisinde bulunan bir fabrikada işçi olarak çalıştığını, olay gecesi tanık Behcet’in yanına gelip kendisine “Adakçının orada bir araba var, silah sesi duydum, şahıslar sarhoş, beni arabayı itmek için çağırdılar, ben de gitmedim” dediğini, Behcet’e “İyi yapmışsın” diye karşılık verdiğini, Behcet’in kendisine arazideki beyaz renkli, Kartal model aracı da gösterdiğini, aracın yanında kimseyi görmediğini, sabah olunca maktulün öldüğünü öğrendiğini, Tanık ... Cumhuriyet Başsavcılığında; sanıklar ile yan yana çadırlarda yaşadıklarını, olay günü saat 21.00 sıralarında sanık ... ile inceleme dışı sanık ...'i beyaz renkli, Kartal model bir araçla dolaşırken gördüğünü, 13.12.2010 tarihinde öğle saatlerinde Beylikdüzü yönünden ... il merkezine gelirken, E-5 kara yolunun yanında bulunan boşlukta bira içtiklerini, bu sırada koyun besleyen bir şahsın kendilerinin koyunlarını çalmaya geldiklerini zannederek silahla ateş ettiğini, kendilerinin de arabayla olay yerinden uzaklaşmaya çalıştıklarını, bu sırada ateş edilen silahtan korunmak için arabanın içinde eğildiklerini ve araçla kendilerine göre daha çukur bir yerden ateş eden şahsın olduğu tarafa gidip kendisine çarptıklarını, şahsın aracın tekerleri altında kaldığını, yerin çamur olmasından dolayı aracın altından şahsı çıkaramadıklarını, bu nedenle arabanın içinde bulunan krikoyla maktulü aracın altından çıkarmaya çalıştıklarını, krikonun çamura batması nedeniyle maktulü sıkıştığı yerden çıkaramadıklarını, bu sırada yoldan geçmekte olan bir adamı çağırdıklarını, adamın korkarak yanlarına gelmediğini, kendilerinin de aracın altında kalan şahsı, araçla birlikte olay yerinde bırakarak olay yerini terk ettiklerini duyduğunu, Mahkemede; sanıklarla zaman zaman araziye gidip içki içtiklerini, inceleme dışı sanık ...’in kullandığı araçla olay gecesi araziye gittiklerini, sanıkların kız arkadaşlarının da araçta olduğunu, olay yerine gelince bira içmeye başladıklarını, silah çekip üzerlerine gelen bir şahsın “Çıkın buradan, gidin” dediğini, şahıs ateş edince arabaya bindiklerini, aracı ...’in kullandığını, maktul ateşe devam edince başlarını eğdiklerini, silah seslerinin kesildiğini ancak maktulün ortalıkta olmadığını, arabadan inince maktulün arabanın altında olduğunu gördüklerini, ... ve ... ile birlikte maktulü arabanın altından çıkarmaya çalıştıklarını ancak başaramadıklarını, kriko kullandıklarını, yağmur nedeniyle arabanın olduğu yerde kaldığını, hareket etmediğini, kızların ağlamaya başladığını, olay yerinden geçen bir şahsa bağırarak yardım istediklerini ancak şahsın yardıma gelmediğini, olay yerinde yarım saat kadar uğraştıklarını ancak maktulü çıkaramadıklarını, arabanın altındaki şahsın canlı olduğunu, “Beni kurtarın” diye bağırdığını, sanıkların suçunun olmadığını, araçtaki kızları tanımadığını, maktulün nasıl ezildiğini görmediğini, olay sırasında sanıkların yanında bulunduğunu, Tanık ... Mahkemede; 4 yıl kadar önce sanık ... ile sevgili olduğunu, olay meydana geldiğinde ise sanıkla ayrıldığını, maktulü tanımadığını, inceleme dışı sanık ...’in, sanığın arkadaşı olduğunu, olay günü sanık ... ile birlikte arabayla dolaştıklarını, aracı ...’in kullandığını, sanıklar arasında yer beğenme yüzünden tartışma çıktığını, ...’ın kızıp arabayı durdurduğunu, arabadan ...’la birlikte indiğini, olay yerinde 4 kişi hatta 5 kişi olduklarını, dördüncü kişinin ...'in sevgilisi, beşinci kişinin ise... isimli küçük bir çocuk olduğunu, aracın Kartal model bir araç olduğunu, İnceleme dışı sanık ... Kollukta; 18 yaşını ikmal ettiğini, atık kâğıt toplayarak geçimini sağladığını, gayriresmî olarak yaşadığı kadından bir çocuğunun bulunduğunu, 12.12.2010 tarihinde çalınan ... plakalı aracı kendisinin çalmadığını, kimin çaldığını da bilmediğini, tanık ... ile sanık ...’i tanımadığını, uyuşturucu madde ve alkol kullandığı için olay günü ne yaptığını hatırlamadığını, maktulün ölümü ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını, Cumhuriyet Başsavcılığında ve tutuklanması talebiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde benzer şekilde; olay gecesi ailesi ile birlikte evinde bulunduğunu, uyuşturucu hap kullandığını, çok sayıda düşmanın olduğunu, aleyhindeki beyanları kabul etmediğini, kimseyi öldürmediğini, suçsuz olduğunu, Mahkemede; sanık ... ile olay tarihinden yaklaşık 2 hafta kadar önce tanıştıklarını, olay akşamı Gaziosmanpaşa'da yürürken çalışır durumda bir otomobil gördüklerini, aracı bu şekilde sahibinin haberi olmaksızın oradan aldıklarını, aracı kendisinin kullandığını, sanık ... ve tanık ... ile dolaşmaya başladıklarını, kız arkadaşlarını bulup arabaya aldıklarını, sürekli gittikleri arazide bira içmeye başladıklarını, bu esnada maktulün havaya doğru ateş ettiğini, oturdukları yerden kalkıp o akşam çaldıkları araca bindiklerini, kafalarının iyi olduğunu, aracı çalıştırıp hareket ettiklerini, ateş eden maktulün aracın önünde olduğunu göremediğini, ses gelince durup araçtan indiğini, arka sol lastiğin altında bir kişinin yattığını gördüğünü, karanlık nedeniyle de maktulü göremediğini, kasıtlı olarak maktule çarpmadığını, maktul daha fazla zarar görmesin diye aracı zorlayamadıklarını, maktulün kendilerine “Kaçın gidin” dediğini, sanık ..., tanık ... ve kız arkadaşları ile ileride duran bir şahıstan yardım istediklerini, "Aracın altında adam kaldı, yardım edin," dediklerini, bu şahsın dönüp gittiğini, bu şahsın cankurtaran veya polis çağıracağını düşünerek bir süre beklediklerini ancak kimsenin gelmediğini, arabanın krikosunu çıkartıp taktıklarını ama arabayı kaldırmayı başaramadıklarını, çevrede kimsenin olmadığını, maktulü o şekilde bıraktıklarını, maktulün biraz konuştuğunu sonra sustuğunu, tabanca sesi duyulduğunda kız arkadaşlarının yanlarından ayrılıp gittiğini, sanık ..., tanık ... ve kendisinin olay yerinde kaldığını, ifadesini bu şekilde düzelttiğini, yardım eden olur diye düşünerek dolmuşa binip evlerine gittiklerini, kimseyi öldürmediğini, üzerinde tabanca bulunmadığını, bir el silah sesi duyduğunu, maktul aracın altında kaldığında elinde veya üzerinde tabanca görmediğini, Kollukta, Savcılıkta ve Sulh Ceza Mahkemesinde ifade verirken korktuğunu, psikolojisinin bozulduğunu, bu nedenle o ifadelerinin doğru olmadığını, İfade etmişlerdir. Sanık ... Cumhuriyet Başsavcılığında; olay günü, inceleme dışı sanık ...’in kiraladığını söylediği ve kullandığı beyaz renkli, Kartal model araçla E-5 kara yolunun kenarında bira içtiklerini, havanın kararmaya başladığını, bir süre sonra bir erkek şahsın tabanca ile 2-3 el ateş ederek bulundukları yere doğru geldiğini, aracın arka kapısından atlayıp olay yerinden kaçıp evine gittiğini, inceleme dışı sanık ...’in ise olay yerinde kaldığını, öğrendiği kadarıyla ...’in bu şahsı vurup öldürdüğünü, ehliyetinin bulunmadığını, aracı kullanmadığını, kurusıkı veya tabancasının bulunmadığını, ...’in silahı olup olmadığını bilmediğini, iddia edildiği gibi araba çalmadığını, hayvan hırsızlığı için maktulün bulunduğu yere gitmediğini, maktulü öldürmediğini, duyumuna göre maktulün silahını alan inceleme dışı sanık ...’in bu silahı babasına vermediğini, atılı suçlamayı kabul etmediğini, Tutuklanması talebiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde; inceleme dışı sanık ...’i mahalleden tanıdığını, ... ile sorgu tarihinden yaklaşık 2,5 ay önce mahallede karşılaştıklarını, birlikte bira içtiklerini, bir süre sonra ...’in kullandığı beyaz renkli, Kartal model arabaya binerek gezmeye başladıklarını, E-5 kara yolu kenarında durup orada da içki içtiklerini, bu esnada kim olduğunu bilmedikleri bir kişinin kendilerine doğru geldiğini, bu şahsın elinde silah bulunduğunu, şahsın ateş etmesi üzerine aracın içinden çıkıp kaçtığını, ...’in bu kişiyi öldürdüğünü sonradan duyduğunu, kesinlikle olaya karışmadığını, suçlamaları kabul etmediğini, Mahkemede; ... ilinin Yüreğir ilçesinde doğduğunu, babasının öldüğünü, 6 kardeş olduklarını, okula hiç gitmediğini, okuma yazma bilmediğini, 8 yıl kadar önce ...'a geldiğini, sokaklarda hurda topladığını, evli ve 2 çocuğunun bulunduğunu, inceleme dışı sanık ... ile olaydan önce yeni tanıştıklarını, olay yerine gelmeden önce Gaziosmanpaşa’da kapıları açık bir aracı görünce sahibinin haberi olmaksızın aracı aldıklarını, tanık ...’in kullandığı araçla Mahallede dolaşırken inceleme dışı sanık ... ile karşılaşınca aracı ...’in kullanmaya başladığını, bakkaldan bira aldıklarını ve içmeye başladıklarını, bu esnada maktulün elindeki tabancayla kendilerine doğru geldiğini, bir yandan da ateş ettiğini, o anda aracın içerisinde olduklarını, araçtan inip kaçtığını ve olay yerinden uzaklaştığını, maktule ne olduğunu bilmediğini, ...'in veya tanık ...'ın elinde silah görmediğini, kendisine sorulmadığı için önceki ifadesinde tanık ...'dan bahsetmediğini, olay yerinde kız arkadaşı ...’un da yanında olduğunu, ...’in açık adresini ve kimlik bilgilerini bilmediğini, olay sırasında ...’in kız arkadaşının da yanlarında olduğunu, hırsızlık suçlamasını da kabul etmediğini, olay yerine içki içip alem yapmak için gittiklerini, suçsuz yere hapis yattığını, Savunmuştur. Tüm uygar hukuk düzenleri insan yaşamını en üstün değer kabul etmişlerdir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde ve T.C. Anayasası’nda mutlak ve en üstün değer olarak algılanan insan hayatı, korunmasında sadece bireyin çıkarı olduğu için değil, aynı zamanda toplumun da menfaati olduğu için ceza himayesinin konusu yapılmıştır. Bu bağlamda, 5237 sayılı TCK'nın “Kişilere Karşı Suçlar” başlıklı ikinci kısmının “Hayata Karşı Suçlar” başlıklı birinci bölümünün 81. maddesinde “Kasten öldürme”, 83. maddesinde ise “Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi” suçları düzenlenmiştir. 5237 sayılı TCK’nın 81. maddesinde; kasten öldürme suçu ile ilgili olarak; "Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır" şeklinde düzenlenleme yapılmıştır. Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi suçu bağlamında ihmal kavramı incelendiğinde; ihmalin ceza hukukçularının dikkatini harekete nazaran gecikmeli olarak çektiği, ihmali davranışın veya ihmalin mahiyetinin neden ibaret bulunduğunun tartışma konusu olduğu görülmektedir. Günümüzde doktrin ihmalin fiziki değil normatif bir esasa sahip bulunduğu konusunda görüş birliğine varmıştır. Buna göre ihmalin esası, bireyin yapmak zorunda olduğu bir hareketi yapmamasından ibarettir. Ancak bütün ihmali davranışlar değil sadece hukuk kuralları ile çatışan ihmali davranışlar hukuku ilgilendirmektedir. Bu nedenle ihmali davranışların hukuk düzeni tarafından yapılması emredilen hareketlerin yapılmamasından başka bir şey olmadıkları ifade edilmektedir. (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku Genel Kısım, Savaş Yayınevi, ..., 2019, sayfa, 137-138.). Alman Ceza Kanunu’nun (Strafgesetzbuch) “Suçun ihmal suretiyle icrası” başlıklı 13. madesinin 1. fıkrası; “(1) Bir ceza kanununda yer alan bir suç tipindeki bir neticeyi bertaraf etmekte ihmal gösteren kişinin bu kanuna göre cezalandırılabilmesi için, neticenin meydana gelmemesi için hukuki yükümlülük şeklinde bir sorumluluk üstlenmiş olması ve bu ihmali davranışın kanundaki suç tipini gerçekleştiren icrai bir davranış gibi kabul edilmiş olması şarttır.” hükmünü içermekte olup, madde Yasa’nın genel hükümler bölümünde yer almaktadır. (Feridun Yenisey, Gottfried Plagemann, Alman Ceza Kanunu, Strafgesetzbuch, Genişletilmiş 2. Baskı, Beta Yayınevi, 2015, Sayfa 15-16.). 1926-2005 yılları arasında yürürlükte bulunan mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda “Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi” suçuna ilişkin özel bir düzenleme yapılmamış, bu suç ilk kez 5237 sayılı Kanun ile müstakil bir maddede bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir. 5237 sayılı TCK’nın 83. maddesi ile; “(1) Kişinin yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen ölüm neticesinden sorumlu tutulabilmesi için, bu neticenin oluşumuna sebebiyet veren yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması gerekir. (2) İhmali ve icrai davranışın eşdeğer kabul edilebilmesi için, kişinin; a) Belli bir icrai davranışta bulunmak hususunda kanuni düzenlemelerden veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması, b) Önceden gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması, Gerekir. (3) Belli bir yükümlülüğün ihmali ile ölüme neden olan kişi hakkında, temel ceza olarak, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar, diğer hallerde ise on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunabileceği gibi, cezada indirim de yapılmayabilir.” hükümleri getirilmiş; Madde gerekçesinde de; “Madde metninde kasten öldürme suçunun ihlâli davranışla işlenmesi düzenlenmiştir. İhmal, kişiye belli bir icraî davranışta bulunma yükümlülüğünün yüklendiği hâllerde, bu yükümlülüğe uygun davranılmamasıdır. Belli bir icraî davranışta bulunma yükümlülüğüne aykırı olarak bu davranışın gerçekleştirilmemesi sonucunda, bir insan ölmüş olabilir. Örneğin, bir sağlık kuruluşunda görev yapan tabip, durumu acil olan bir hastaya müdahale etmez ve sonuçta hasta ölür. İhmali davranışla sebebiyet verilen ölüm neticesinden dolayı sorumlu tutulabilmek için, neticeyi önlemek hususunda soyut bir ahlakî yükümlülüğün varlığı yeterli değildir; bu hususta hukukî bir yükümlülüğün varlığı gereklidir. Neticeyi önleme yükümlülüğü, bazı durumlarda koruma ve gözetim yükümlülüğüne dayanmaktadır. Bu yükümlülüğün kaynağı önce kanundur. Kişilere belli durumlarda belli bir yönde icraî davranışta bulunma konusunda kanunla yükümlülük yüklenmektedir. Örneğin velayet ilişkisinin gereği olarak ana ve babanın çocukları üzerinde koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunmaktadır. (22.11.2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, madde 335 vd.). Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi, başlı başına bir haksızlık ifade etmektedir. Koruma ve gözetim yükümlülüğünün iradî biçimde üstlenilmesi, neticeyi önleme yükümlülüğünün ikinci bir kaynağını oluşturmaktadır. Bir başka ifadeyle, koruma ve gözetim yükümlülüğü, bir sözleşme ilişkisinden kaynaklanabilir. Bu konudaki üçüncü grubu, öngelen tehlikeli fiilden kaynaklanan neticeyi önleme yükümlülüğü oluşturmaktadır. Örneğin, taksirle bir trafik kazasına neden olan kişi, kaza sonucunda yaralanan kişilerin bir an önce tedavi edilmelerini sağlama konusunda bir yükümlülük altına girmektedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi sonucunda yaralı kişinin ölmesi hâlinde, bu neticeden dolayı kazaya sebebiyet veren kişiyi de sorumlu tutmak gerekir. Kasten öldürme suçu gibi, kanunî tanımında belli bir fiilin icrasının yanı sıra bir neticeye de unsur olarak yer verilmiş olan suçlarda, söz konusu netice, ihmali bir davranışla da gerçekleştirilebilir. Bu itibarla, bir sağlık kuruluşunda görev yapan tabibin, durumu acil olan bir hastaya müdahale etmemesi sonucunda hastanın ölmesi hâlinde; ihmalî davranışla öldürme suçunun işlendiğini kabul etmek gerekir. Ancak, ihmalî davranışla öldürme suçu, kasten işlenebileceği gibi taksirle de işlenebilir. Belli bir yönde icraî davranışta bulunma yükümlülüğü altında bulunan kişi, bu yükümlülüğün gereği olan icraî davranışta bulunmaması sonucunda bir insanın ölebileceğini öngörmüş ise, olası kastla işlenmiş olan öldürme suçunun oluştuğunu kabul etmek gerekir. Buna karşılık, belli bir yönde icraî davranışta bulunma yükümlülüğü altında bulunan kişi, bu yükümlülüğe aykırı davrandığının bilincinde olduğu hâlde, bunun sonucunda bir insanın ölebileceğini objektif özen yükümlülüğüne aykırı olarak öngörmemiş ise; taksirle işlenmiş öldürme suçundan dolayı sorumlu tutulmak gerekir. Maddenin ikinci fıkrasında, kasten öldürme suçunun ihmali davranışla işlenmesi hâlinde, suçun icrai davranışla işlenmesine nazaran temel cezada indirim yapılmasına ilişkin olarak mahkemeye takdir yetkisi tanınmıştır.” şeklinde açıklamalara yer verilmiştir. Getirilen bu yeni düzenleme doktrinde kimi yazarlarca madde başlığından, metnine, Kanun maddesinin amacından, madde gerekçesine kadar sert eleştirilerle karşılanmıştır. Bu yazarlarca; norm koymanın, normatif bir önerme oluşturmanın dilde kendine has bir biçimi olduğu savunularak, Kanun’un 83. maddesinin başlığının “Kasten öldürme suçunun ihmali davranışla işlenmesi” biçiminde olması gerektiği, Kanun maddesi metninin kanun hükmü niteliğinde olmaktan uzak şekilde kaleme alınmış olduğu, sözü gereksiz yere uzatmak yerine düzenlemenin “Kasten ihmalde bulunarak bir kimsenin ölümüne neden olan kimse...” ifadesine Kanun’un 83. maddesinin 3. fıkrasındaki müeyyide hükmünün eklenmesinin yeterli olacağı, Kanun metnindeki “...cezadan indirim de yapılmayabilir” düzenlemesi ile bu suç yönünden cezanın indirilmesinin hâkimin takdirine değil, keyfine bırakıldığı, ihmali davranışla kasten insan öldürmeyi daha az vahim gören Kanun koyucunun bu suç failinin daha az ceza ile cezalandırılabileceğini kabul ettiğini, bu durumun başka ülke kanunlarında emsalleri olmakla birlikte, suçun cezasının niteliksel ve niceliksel olarak farklı olmasını haklı kılmamakta olduğu savunulmuştur. (Zeki Hafızoğulları, Muharrem Özen, Türk Ceza Hukuku, Özel Hükümler, Kişilere Karşı Suçlar, Us-A Yayıncılık, sayfa 43-45.). Hukuk normları, yasaklayıcı ve emredici normlar olmak üzere, iki şekilde ortaya çıkmaktadır. Sadece icrai bir hareketle ihlal edilebilecek olan ve belirli bir hareketin yapılmasının istenmediği yasaklayıcı normlarda, yasaklanan hareketin yapılması sonucunda bir hak ihlali gerçekleşmektedir. Örneğin; TCK'nın 81. maddesinde yer alan öldürmeyi yasaklayan norm bir kimsenin öldürülmesiyle ihlal edilmiş olacaktır. Emredici normlarda ise, belirli bir hareketin yapılması yasaklanmamakta, aksine belirli bir hareketin yapılması emredilmektedir. Bu emredici kurala uyulmaması başka bir anlatımla yapılması emredilen hareketin yerine getirilmemesi sonucunda haksızlık meydana gelmekte yani kanunda tanımlanan suç ihmali hareketle işlenmektedir. Örneğin; TCK'nın 98. maddesinde düzenlenen, kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye hâl ve şartların elverdiği ölçüde yardım etmemek ya da durumu derhâl ilgili makamlara bildirmemek şeklindeki suç, emredici normun istediği şekilde davranılmamış olması nedeniyle yani ihmali hareketle oluşmaktadır. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, ..., 2015, 8. bası, s.366-367.). Emredici norma aykırı davranılmasıyla işlenen ihmali suçlar öğretide gerçek ihmali suçlar ve gerçek olmayan veya görünüşte ihmali suçlar olarak iki kategoride değerlendirilmektedir. Gerçek ihmali suçlar; kişinin kanunda tanımlanan icrai davranışı kasten yapmamasıyla oluşmakta olup suçun gerçekleşmesi için ayrıca neticenin de gerçekleşmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. TCK'nın 98. maddesindeki; "yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi", 175. maddesindeki; "akıl hastası üzerindeki bakım ve gözetim yükümlülüğünün ihlali", 176. maddedeki; "inşaat veya yıkım faaliyeti sırasında, insan hayatı veya beden bütünlüğü açısından gerekli olan tedbirlerin alınmaması", 177. maddesindeki; "gözetimi altında bulunan hayvanın kontrol altına alınmasında ihmal gösterilmesi", 178. maddesindeki; "herkesin gelip geçtiği yerlerde yapılmakta olan işlerden veya bırakılan eşyadan doğan tehlikeyi önlemek için gerekli işaret veya engellerin konulmaması", 257/2. maddesindeki; "görevin gereklerinin yapılmasında ihmal veya gecikme gösterilmesi", 278. maddesindeki; "işlenmekte olan bir suçun yetkili makamlara bildirmemesi", 279. maddedeki; "kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunulmasının ihmal edilmesi veya bu hususta gecikme gösterilmesi", 280. maddesindeki; "sağlık mesleği mensubunun görevini yaptığı sırada bir suçun işlendiği yönünde bir belirti ile karşılaşmasına rağmen, durumu yetkili makamlara bildirmemesi veya bu hususta gecikme göstermesi", 284. maddesindeki; "hakkında tutuklama kararı verilmiş olan veya hükümlü bir kişinin bulunduğu yerin bildiği hâlde yetkili makamlara bildirilmemesi" gerçek ihmali suçlardandır. Gerçek olmayan veya görünüşte ihmali suçlar ise, neticenin önlenmesi bakımından hukuki yükümlülük altında bulunan fail tarafından kanunda tanımlanan neticenin meydana gelmesinin engellenmemesi şeklinde işlenen suçlardır. Bu nedenle kanunda düzenlenen ve kural olarak icrai bir hareketle işlenen suçun ihmali bir hareketle de işlenmesine gerçek olmayan ya da görünüşte ihmali suç denilmektedir. Öğretide neticenin meydana gelmesinin engellenmesi yükümlülüğü "garanti yükümlülüğü" ya da "garantörlük" olarak da adlandırılmaktadır. Kişinin yerine getirmekle yükümlü olduğu, başka bir anlatımla garanti yükümlülüğü altında bulunan davranışı gerçekleştirmemesi nedeniyle meydana gelen neticeden sorumlu tutulabilmesi için söz konusu yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eş değer olması zorunludur. TCK'nın 83. maddesinde düzenlenen; "kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi" ile 88. maddesinde düzenlenen; "kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi" gerçek olmayan veya görünüşte ihmali suçlardandır. (Kayıhan İçel, Füsun Sokullu-Akıncı, İzzet Özgenç, Adem Sözüer, Fatih Selami Mahmutoğlu, Yener Ünver, Suç Teorisi (2), ..., 2004, 3.baskı, s. 62; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, ..., 2015, 11.bası, s.221-231; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, ..., 2015, 8.bası, s.370-390; ... ..., Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, ..., 2015, 18.bası, s.164-175; Mehmet Emin Artuk, Ahmet Gökcen, Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi ..., 2015, 9.bası, s.240-246.). 5237 sayılı TCK'nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde suç, “kanunda tanımlanmış bir haksızlık” olarak öngörülmektedir. Kanun koyucunun kişilerin yaşam hakkını korumak amacıyla ihdas ettiği suçlarda neticenin ifade ettiği haksızlık aynıdır. Zira tüm bu suçlarda neticenin gerçekleştirilmesi yani kişinin hayatının sona erdirilmesi cezai yaptırıma bağlanmaktadır. Buna karşılık kişinin yaşamını sona erdiren fiiller, işleniş şekillerine başka bir anlatımla hareketin ifade ettiği haksızlığa göre farklı suç tipleri olarak düzenlenmiştir. TCK’da ölüm neticesinin cezalandırıldığı suçlar, kasten (TCK'nın 81 ve 82. md.) veya taksirle (TCK'nın 85. md) işlenip işlenmediğine, kasten işlenmişse icrai hareketle mi (TCK'nın 81 ve 82. md), ihmali hareketle mi (TCK'nın 83. md) işlendiğine göre farklı değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Hayata son vermeyi, yani öldürmeyi yasaklayan normun, kasti ve icrai bir hareketle, yani başkasının hayatını sona erdirmeye yönelik aktif bir davranışla gerçekleştirilmesi hâlinde TCK'nın 81 ve 82. maddelerinde düzenlenen kasten öldürme suçu işlenmiş olacaktır. Bu suçun oluşması bakımından önemli olan husus, başkasının hayatını ortadan kaldırmaya yönelik bir hareketin icra edilmiş olmasıdır. Buna karşılık, öldürmeyi yasaklayan norm, ihmali bir hareketle ihlal edildiğinde fail, başkasının hayatını sona erdirmek amacıyla aktif bir davranış gerçekleştirmemekte, öldürme suçu, başkasının hayatını korumakla yükümlü bulunan kişinin, bu yükümlülüğünü ihlal etmesi suretiyle işlenmektedir. Bununla birlikte bu hâlde fail, ancak hukuken (kanun, sözleşme, olay öncesindeki tehlikeli davranış nedeniyle) başkasının yaşamını korumakla yükümlü bulunan, başkasının yaşamına yönelik saldırı veya tehlikeden o kişiyi korumayı hukuken garanti eden kişi olabilir. Başkasının yaşamını korumak bakımından hukuki yükümlülük altında bulunan garantör konumundaki kişi, bu yükümlülüğünü ölüm neticesinin gerçekleşeceğini bilerek yerine getirmezse, kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesinden (TCK'nın 83. maddesi) söz edilecektir. Buna karşılık, garanti yükümlülüğü altında bulunan kişi, yükümlülüğünü bilinçli bir şekilde ihmal etmekle birlikte, bunu korumakla yükümlü olduğu hayatın sona ereceği bilinciyle kasten yapmamışsa ve fakat bu yükümlülük ihlaline bağlı olarak yine de ölüm neticesi meydana gelmişse taksirle ölüme sebebiyet verme suçu (TCK'nın 85. maddesi) söz konusu olabilecektir. Başkasının hayatını korumak ve gözetmekle yükümlü bulunan kişi, bu yükümlülüğünü dikkatsiz ve özensiz davranışıyla da ihlal edebilir. Örneğin, bir bakıcı kendisine bırakılan küçük bir çocuğun evdeki sehpaların üzerine çıkıp aşağı atlamasını görmesine rağmen diğer işlerini bitirmek için çocukla ilgilenmediği ve gerekli önlemi almadığı takdirde çocuğun düşerek ölmesi hâlinde, ölüm neticesini önleme yükümlülüğü bulunduğundan ve bu yükümlülüğünü özensiz davranışıyla ihlal etmiş olacağından taksirle ölüme neden olmadan dolayı sorumlu tutulacaktır. Bu nedenle, ölüm neticesinin ihmali bir davranışa bağlı olarak meydana geldiği hallerde somut olayın şartları dikkate alınarak, ölüm neticesi bakımından failin kasten mi, yoksa taksirle mi hareket ettiği belirlenmelidir. Bununla birlikte, ölüm neticesinin kasten meydana geldiği hâllerde olası kasıt, taksirle meydana geldiği hallerde ise bilinçli taksir şartlarının oluşup oluşmadığı da göz önünde bulundurulmalıdır. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, ..., 2015, 8.bası,s. 366-390.). Öte yandan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda suça iştirakte, faillik ve şeriklik ayrımı öngörülmüş, azmettirme ve yardım etme şeriklik kavramı içinde değerlendirilmiştir. Kanun’un 37. maddesindeki; "(1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur. (2) Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin cezası, üçte birden yarısına kadar artırılır" şeklindeki hüküm ile maddenin birinci fıkrasında müşterek faillik, ikinci fıkrasında ise dolaylı faillik düzenlenmiştir. Kanun’da suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak hâlinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK’nın 37/1. maddesinde düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır. Öğretideki görüşler de dikkate alındığında müşterek faillik için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir: 1- Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır. 2- Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı “fail” konumundadır. Fiil üzerinde ortak hâkimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. "Yardım etme" ise 5237 sayılı TCK'nın 39. maddesinde; "(1) Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez. (2) Aşağıdaki hâllerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur: a) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek. b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak. c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak" şeklinde, "Bağlılık kuralı" da aynı Kanun'un 40. maddesinde; "(1) Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır. (2) Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur. (3) Suça iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmek için ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir" biçiminde düzenlenmiştir. Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına “şerik” denilmekte olup, 5237 sayılı TCK’da şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden 5237 sayılı Kanun’un 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır. TCK’nın 39/2. maddesindeki düzenlemeye göre, yardım etme; maddi yardım ve manevi yardım olarak ikiye ayrılmaktadır. 1- Bir suçun işlenmesine maddi yardımda bulunma çok çeşitli şekillerde ortaya çıkmakla birlikte anılan maddede maddi yardım; a) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek, b) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak, Olarak sayılmıştır. 2- Manevi yardım ise; a) Suç işlemeye teşvik etmek, b) Suç işleme kararını kuvvetlendirmek, c) Suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vaad etmek, d) Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek, Şeklinde belirtilmiştir. Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin belirlenmesi için, eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira "yardım etme"yi müşterek faillikten ayıran en önemli unsur, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hâkimiyetinin bulunmamasıdır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konuları birlikte değerlendirildiğinde; Olay tarihinden bir gün önce saat 20.45 sıralarında ...’ya ait ... plaka sayılı aracın park edildiği yerden çalındığı, inceleme dışı sanık ...'in sevk ve idaresindeki bu araçta sanık ...’in de bulunduğu, hayvan hırsızlığı maksadıyla Avcılar ilçesi, E-5 kara yolu kenarındaki hayvan satış yerine giden sanık ve inceleme dışı sanığın, maktul ...’ın bekçiliğini yaptığı hayvan satış yerine saat 23.00 sıralarında vardıkları, sanık ... ve inceleme dışı ...’i fark eden maktulün hırsızlık suçuna engel olmak için taşıdığı tabanca ile havaya ateş ettiği ve kaçmalarını engellemek için ...’in kullandığı sanık ...’in içinde bulunduğu aracın önüne geçtiği, ...’in yakalanmamak amacıyla aracı maktulün üzerine sürdüğü, maktulün aracın altında kaldığı, ıslak zeminle aracın alt kısmı arasında maktulün vücudunun sıkışması nedeniyle aracın hareket edemediği, araçtan inen sanık ve inceleme dışı sanığın maktulü aracın altından çıkarmaya çalıştıkları ve seslenerek etraftan yardım istedikleri, karşılık bulamayınca maktulü ve çaldıkları aracı olay yerinde bırakarak olay yerinden kaçtıkları, maktulün araç altında sıkışma ile uyumlu klavikula ve kot kırıkları ile birlikte karın göğüs basısından gelişen mekanik asfiksi sonucu hayatını kaybettiği, ertesi sabah aracın altında cesedi bulunan maktulün tabancasının da elde edilmediği anlaşılan olayda; Hırsızlık suçunu işlemek hususunda fikir ve irade birliği içinde hareket eden sanıkların maktul tarafından görülerek engellenmeye çalışması sırasında hakkında nitelikli öldürme suçundan verilen mahkûmiyet hükmü kesinleşen inceleme dışı sanık ...’in amaçladıkları hırsızlık suçunu gizlemek ve yakalanmamak amacıyla, içinde bulundukları araçla maktule kasten çarpmak şeklindeki icrai hareketle maktulü kasten öldürme suçunu işlediği, bu suça sanık ...’in TCK’nın 37. maddesinde düzenlenen müşterek fail olarak katıldığına yeterli delil bulunmadığı ancak suçu bizzat işleyen sanığın yanında bulunmasına karşın ona engel olabilecek herhangi bir davranış sergilemediği gibi ...'in bu suçu işlemesini engellemeye yönelik herhangi bir söz dahi sarf etmeyen, aksine olay öncesi, olay sırası ve olay sonrasında suçun asli faili inceleme dışı sanık ...'in yanında bulunup destek olmak suretiyle bu sanığa manevi yardımda bulunan sanık ...'in eyleminin nitelikli kasten öldürme suçuna TCK’nın 39. maddesinde düzenlendiği şekilde yardım etme kapsamında olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile kabulüne, Özel Daire düzelterek onama kararının sanık ... yönünden kaldırılmasına, ... 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.10.2015 tarihli ve 255-262 sayılı hükmünün sanık ...’in inceleme dışı sanık ...’in maktule yönelik nitelikli kasten öldürme suçuna TCK’nın 39. maddesi kapsamında yardım eden olarak katıldığının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. Sanığın eyleminin nitelendirilmesine ilişkin ilk uyuşmazlık yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurul Üyesi ...; "Sanık ... hakkında kasten adam öldürmek suçundan yapılan yargılama sonucunda yerel mahkemece verilen mahkumiyet hükmünün Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından onanmasına dair karara Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan itirazın reddine dair Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu ile aramızda uyuşmazlık doğmuştur. Olay gecesi sanık ... ile hakkında verilen mahkumiyet kararı kesinleşen ...’în daha önceden çaldıkları bir araç ile yanlarında ... adlı yaklaşık 10 yaşlarındaki çocuk ile birlikte maktülün bekçilik yaptığı kurbanlık satışı yapılan yere gece saat 23:00 sıralarında hırsızlık yapmak amacıyla geldikten sonra hırsızlık yapılacağını anlayan maktülün havaya ateş açması üzerine aracı sevk ve idare eden ...'in araç ile maktüle çarparak yaralanmasına sebebiyet verdikten sonra kendi imkanları ile aracın altında sıkışan ve o anda hayatta olan maktülü kurtarmak istedikleri ancak başaramadıkları için araç altında sıkışan ve o anda yaşamakta olan maktülü araç altında bırakarak hiçbir resmi kurumdan yardım istemeden olay yerinden ayrıldıkları, maktülün doğrudan çarpma sonucu değil aracın altında kalan göğüs ve karın kısmına yapılan bası sonucu boğularak vefat ettiği dosya içeriğinden anlaşılmıştır. Uyuşmazlığın çözümü için, TCK’nın 82, 83, 98, 37 ve 39 maddelerinin konumuzu ilgilendiren fıkraları irdelenerek sanığın kasten adam öldürmek eylemine iştirak iradesiyle katılıp katılmadığının ve bunun sonucuna bağlı olarak TCK’nın 82, 83 ve 98 maddelerinde yazılı bulunan suçlardan hangisinin oluşacağının toplanan deliller ışığında yeniden irdelenerek yasal düzenleme, yargı kararları ve öğretideki görüşlerden yararlanılarak belirlenmesi gerekmektedir. İhmal suretiyle kasten öldürme suçu bir özgü (mahsus) suç olup, bu suç herkes tarafından değil ancak kanunda ifade edilen belirli kimseler tarafından işlenebilecektir. Buna göre bu suçun faili 'belli bir davranışta bulunmak hususunda kanunî düzenlemelerden veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğü bulunan ya da önceden gerçekleştirdiği davranışı başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturan kimse' olabilir. İhmalin yapılması gerekenin yapılmaması şeklindeki tanımını da göz önünde bulundurarak, bu suçun failini kısaca ölüm neticesini önleme hukuki yükümlülüğü bulunan kimse şeklinde ifade edebiliriz. 5237 sayılı TCK'nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde suç, 'kanunda tanımlanmış bir haksızlık' olarak öngörülmektedir. Kanun koyucunun kişilerin yaşam hakkını korumak amacıyla ihdas ettiği suçlarda neticenin ifade ettiği haksızlık aynıdır. Zira tüm bu suçlarda neticenin gerçekleştirilmesi yani kişinin hayatının sona erdirilmesi cezai yaptırıma bağlanmaktadır. Buna karşılık kişinin yaşamını sona erdiren fiiller, işleniş şekillerine başka bir anlatımla hareketin ifade ettiği haksızlığa göre farklı suç tipleri olarak düzenlenmiştir. TCK’da ölüm neticesinin cezalandırıldığı suçlar, kasten (TCK'nın 81 ve 82. md.) veya taksirle (TCK'nın 85. md) işlenip işlenmediğine, kasten işlenmişse icrai hareketle mi (TCK'nın 81 ve 82. md), ihmali hareketle mi (TCK'nın 83. md) işlendiğine göre farklı değerlendirmeye tabi tutulmuştur. 5237 sayılı TCK'nın 'Kasten öldürme' başlıklı 81. maddesinde; 'Kasten adam öldürme' suçu düzenlenmiş, 'Nitelikli hâller' başlıklı 82. maddesinde; nitelikli haller belirtilmiş, 'Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi' başlıklı 83. maddesinde ise; '(1) Kişinin yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen ölüm neticesinden sorumlu tutulabilmesi için, bu neticenin oluşumuna sebebiyet veren yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması gerekir. (2) İhmali ve icrai davranışın eşdeğer kabul edilebilmesi için, kişinin; a) Belli bir icrai davranışta bulunmak hususunda kanuni düzenlemelerden veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması b)Önceden gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması, (3) Belli bir yükümlülüğün ihmali ile ölüme neden olan kişi hakkında, temel ceza olarak, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar, diğer hallerde ise on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunabileceği gibi, cezada indirim de yapılmayabilir' hükmüne yer verilmiştir. TCK’nın 98 Maddesinin birinci fıkrası; 'Yaşı, hastalığı veya yaralanması dolayısıyla ya da başka herhangi bir nedenle kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye hal ve koşulların elverdiği ölçüde yardım etmemeyi', ikinci fıkrası ise; 'Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi dolayısıyla kişinin ölmesini' müeyyide altına almıştır. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle sanığın yargılamaya konu edilen eyleminde, kasten adam öldürmek suçuna iştirak iradesiyle katılıp katılmadığının, bir başka deyişle ...nın 37 ve 39 maddelerindeki unsurların gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi gerekmektedir. 1-)Sanık ile hakkında mahkumiyet kararı verilen ...’in olay öncesinde hırsızlık suçunu işlemek için iştirak iradesiyle hareket ettikleri konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamasına karşın, adam öldürme konusunda anlaşmaya vardıklarına dair herhangi bir iddia dahi ileri sürülmemiştir. Esasında, anlık gelişen olay esnasında, sanığın aracı kullanan hükümlünün eylemine müdahale etme olanağı da bulunmamaktadır. 2-) Sanığın çok ani gelişen bir olayda, hükümlünün yanında aynı araçta seyrederken, hükümlünün aracı maktülün üstünü sürerek çarptığı sırada engel olma imkanının bulunduğuna dair şüpheden arındırılmış kesin kanıtların elde olunamadığı açıktır. Sayın çoğunluk tarafından sanığın eylemi TCK’nın 39 maddesi uyarınca yardım kapsamında değerlendirilirken kanaatimizce olaydan sonra sanık ile hakkındaki mahkumiyet kararı kesinleşen hükümlünün; maktülü aracın altından çıkarmak için değil, rahat kaçabilmek için aracı kurtarmak amacıyla uğraştıkları şeklinde ki faraziyeden yola çıkılarak böyle bir sonuca ulaşılmıştır. Oysa zaten çalıntı olan bir araç ile adam öldürme suçu gibi çok ağır bir suçu işleyen faillerin, rahatlıkla başka bir ulaşım aracı bulabilecekleri bir yerden bir an önce aracı bırakarak kaçmak yerine, başkaları tarafından görülerek yakalanabilecekleri riskini göze almalarının hayatın olağan akışına aykırı olacağı açıktır. Mevcut delillere göre sanığın, TCK'nun 39/2-a maddesinde 'suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek'. TCK'nun 39/2-b maddesi kapsamında 'suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak.' TCK'nun 39/2-c maddesinde 'suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak.' olarak tanımlanan yardım etme şeklinde kabul edilebilecek bir eyleminden de bahsetmek mümkün olmayacaktır. Yargıtay Ceza Genel Kuruluda aşağıda özetlenen 2013/39 K sayılı ilamında; şüpheli durumu sanık lehine değerlendirerek, sanığın TCK’nın 83 maddesinden sorumlu tutulmasına karar vermiştir. C.G.K. 2013/39 K sayılı ilamında; 'Sanığın bebeği icrai hareketle kasten öldürdükten sonra boş arsaya bıraktığı ya da poşetin içine koyarak ölmesini sağladığı hususu şüphe boyutunda kaldığından bahisle kanundan kaynaklanan garantörlük görevini kasten ihmal ederek ölüm neticesinin meydana gelmesine icrai davranışla eşdeğer olan bir ihmali davranışla neden olmaktan ibaret eylem,' TCK'nun 83. maddesi kapsamında değerlendirilmiştir. TCK’nın 37 ve 39 maddesindeki unsurların gerçekleşmediğinin açıklanmasından sonra, uyuşmazlığın çözümü için görüşümüz doğrultusunda TCK’nın 83/3 maddesinin unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesi gerekmektedir. 1-)Sanık ile hükümlünün olaydan sonra, maktülü sıkıştığı yerden kurtarmaya çalıştıkları hususun da da herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Zira maktülü araç altından çıkarmak istediklerini beyan eden hükümlü ...’in savunmasının, ... Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü tarafından yapılan inceleme sonucunda '....... plaka sayılı aracın direksiyon simidi ve el freni kolu üzerinden transfer edildiği belirtilen svaplar üzerinde belirlenen genotip özelliklerin maktul ...'ın genotip özellikleri ile uyumlu olduğu' şeklinde düzenlenen rapor ve yine olay yerinde kendisinden yardım istenen ancak korktuğu için yardım etmediğini beyan eden ...’nun ifadesi ile çok net bir şekilde doğrulanmıştır. 2-) Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen raporda; kişinin ölümünün göğüs sıkışmasına bağlı kot, klavikula kırıkları ile birlikte mekanik asfiksi sonucu meydana gelmiş olduğu, kişinin olay anında araç altından hemen çıkartılması halinde kurtulma ihtimalinin bulunduğu' belirtilmiştir. TCK'nun 83. maddesindeki suçun oluşabilmesi için, başkasının hayatını korumak ve gözetmek yükümlülüğü altında bulunan garantör konumundaki kişinin, korumak ve gözetmekle yükümlü olduğu hayatın sona erme tehlikesi ortaya çıkmasına rağmen, hayatın korunması açısından yapılması gereken icrai davranışları gerçekleştirmemesi gereklidir. Bu aşamada en önemli sorun hükümlüye ait araçta bulunan sanığın, hükümlü tarafından gerçekleştirilen davranıştan sonra maktüle yardımcı olma yükümlülüğünün bulunup bulunmadığının belirlenmesinden ibarettir. Hırsızlık suçunu işlemek için, hükümlünün sevk ve idaresindeki birlikte çaldıkları araç ile maktülün bekçi olarak bulunduğu alana gelen sanığın çok ani gelişen olayda, hükümlüye engel olabilecek imkanı ve hatta zamanı bulamama ihtimalinin mevcut olmasına karşın, ilk eylemden dolayı çok zor durumda kalan maktüle yardım etme yükümlülüğünün doğduğunun kabul edilmesi gerekmektedir. Zira somut olayımızda hükümlünün bulunduğu araca binen sanığın sıradan bir yolcu olmadığı, aracın çalınması aşamasından itibaren olayın gerçekleştiği ana kadar diğer sanık ile birlikte hareket ettiği, sadece iş bölümü gereği aracı hükümlünün kullandığı, bekçinin ateş etmesi üzerine paniğe kapılan hükümlünün, maktüle çarpmasına engel olacak zamanı bulabileceğine dair kesin katıtlar elde olunamasa dahi, hırsızlık için gittiği alanda gerçekleşen tehlikeli durumdan sorumlu tutulmamasının kanun koyucunun gerçek iradesine aykırı olacağı açıktır. Aksine düşünce de, önce bir aracı çalan sonrada hırsızlık yapmak için başka bir yere giden sanığın, sırf aracı kendisinin kullanmadığından bahisle meydana gelen tehlikeli durumdan sorumlu tutulmaması, aynı araca yolcu olarak binen şahıs ile aynı kefeye konması anlamına gelirki, çağdaş hiçbir hukuk sisteminin böyle bir kabule izin vermesi beklenemez. Böyle bir kabulün türk ceza kanununun olmazsa olmazı olan hakkaniyet ilkesine aykırı kararların ortaya çıkmasına sebebiyet vereceği açıktır. Örneğin hırsızlık için gittikleri evde, kendi bilgisi dışında havagazı vanasını açan arkadaşının sebebiyet verdiği ortamda zehirlenmekte olan ev halkına yardımcı olmayan sanığında tehlikeli duruma kendisinin sebebiyet vermediğinden bahisle gerçekleşen ölümlerden dolayı sadece TCK’nın 98 maddesinden sorumlu tutulması anlamına gelir ki; anılan madde öngörülen müeyyidenin hakkaniyete uygun sonucu sağlamaya yetmeyeceği açıktır. Uyuşmazlığa konu olayda, iştirak etmemekle birlikte sanığıneyleme kendisinin sebebiyet vermediği ve buna bağlı olarak yardım yükümlülüğünün doğmadığının kabul edilmesi halinde zor durumda olana yardım etmediğinden bahisle TCK’nın 98 maddesinden sorumlu tutulması gerekir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporda; 'kişinin ölümünün göğüs sıkışmasına bağlı kot, klavikula kırıkları ile birlikte mekanik asfiksi sonucu meydana gelmiş olduğu, kişinin olay anında araç altından hemen çıkartılması halinde kurtulma ihtimalinin bulunduğu'nun belirtilmiş olması, suçta kullanılan aracın direksiyon simidi ve el freni kolu üzerinden transfer edildiği belirtilen svaplar üzerinde belirlenen genotip özelliklerin maktul ...'ın genotip özellikleri ile uyumlu olduğu' nun tespit edilmiş olması, olaydan sonra sanık ile arkadaşlarının yardım istediklerinin tanık ...’nun ifadesi ile doğrulanmış olması karşısında; ani gelişen olayda, sanığın başkası tarafından sevkedilen aracın maktüle çarpması eylemine fail ya da şerik olarak iştirak ettiği hususu şüphe boyutunda kalmaktadır. Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; 'suçsuzluk' ya da 'masumiyet karinesi' olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; 'in dubio pro reo' olarak ifade edilen 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak suçun vasıflandırılması yapılarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Sonuç itibariyle çaldıkları araçla maktülün bekçi olduğu alana hırsızlık amacıyla giden ve o ana kadararacı sevk eden hükümlü ile birlikte hareket eden sanığın, aracın maktüle çarpması eylemine iştirak iradesiyle fail ya da şerik sıfatıyla katıldığı hususunda şüpheden arındırılmış kesin kanıtlar ele olunamamış ise de; çarpma eyleminden sonra yardım yükümlülüğüne aykırı davrandığından bahisle TCK’nın 83 maddesinden, bizce iştirak edilmemekle birlikte yardım yükümlülüğünün doğmadığının kabul edilmesi halinde ise en azından TCK’nın 98 maddesinden sorumlu tutulması gerekirken, şüpheli durumun sanık aleyhine değerlendirilmesi suretiyle kasten adam öldürme suçuna TCK’nın 39 maddesi kapsamında yardım ettiğinden bahisle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan itirazın değişik gerekçeyle kabulüne dair karara yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle iştirak edilmemiştir." düşüncesiyle, Sanığın nitelikli kasten öldürme suçuna iştirakine ilişkin uyuşmazlık konusu yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurul Üyeleri ... ve ...; "Somut olayda, Genel Kurulun sayın çoğunluğu ile aramızdaki görüş farklılığı, maktul ...’ın öldürülmesiyle sonuçlanan olayda, sanık ...'in, hakkında nitelikli şekilde kasten insan öldürme suçundan kurulan mahkumiyet hükmü Yüksek 1. Ceza Dairesi tarafından onanarak kesinleşen sanık ...'in eylemine TCK'nın 37/1. maddesi kapsamında 'fail' olarak iştirak ettiği yönündeki düşüncemize dayanmaktadır. Yapılan yargılama ve incelenen dosya kapsamına göre; Çok sayıda hırsızlık suçundan sabıkaları bulunan ... ve ..., olaydan kısa bir süre önce ... ili Gaziosmanpaşa ilçesinden birlikte çaldıkları ve sanık ...'in sevk ve idaresindeki, sanık ...’ın ise ön yolcu koltuğunda bulunduğu ... plakalı araçla suç tarihinde gece saatlerinde Avcılar ilçesi Haramidere mevkiinde bulunan adaklık kurban satış ve kesim yerine gelmişler, burada bir süre alkol aldıktan sonra asıl amaçları olan küçükbaş hayvan hırsızlığı fiilini işlemek üzere harekete geçmişlerdir. Bu sırada sanıkların maksatlarını gerçekleştirmeye yönelik davranışlarını fark eden ve sözkonusu yerde bekçilik yapan maktul ... sanıkların içinde bulunduğu araca doğru yönelmiş ve hatta onları korkutup uzaklaştırmak için yanında taşıdığı ancak olaydan sonra elde edilemeyen 9 mm. çapındaki tabancasıyla havaya bir el ateş etmiştir. Bunun üzerine planladıkları eylemi gerçekleştiremeyeceklerini anlayan sanıklar yakalanmamak amacıyla harekete geçmiş, aracı kullanan sanık ..., dosya içeriğinden belirlenen çarpma noktası ve hasar tespitine göre kendilerine göre tam karşıdan yaklaştığı anlaşılan maktulün üstüne doğru otomobili sürmüş, meydana gelen çarpmanın etkisiyle yüzüstü yere düşen ve üzerinden geçen otomobilin sol arka tekeri ile zemin arasında sıkışan maktul, otopsi bulgularına göre araç altında sıkışma ile uyumlu klavikula ve kot kırıkları ile birlikte karın-göğüs basısından gelişen mekanik asfıksi nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Bu aşamada, gerek maktulün bedeninin tekerlek altında sıkışması, gerekse yağmur nedeniyle balçığa dönüşen zeminin engel olması nedeniyle sanıklar tüm denemelerine rağmen otomobili hareket ettirmeyi başaramamışlar ve yaya olarak olay yerinden kaçmışlardır. Olay esnasında otomobili kullanan ve aracı maktulün üstüne sürerek meydana gelen ölüm olayının baş aktörü olan inceleme dışı sanık ...’in hem yerel mahkemenin hem de hükmü onayan Yargıtay 1. Ceza Dairesinin kabullerine göre TCK'nın 82/1 -h maddesi kapsamında işlenmesi planlanan hırsızlık suçunun fark edilmesinden sonra yakalanmamak amacıyla nitelikli şekilde kasten öldürme suçunun faili olduğu hususunda tereddüt yoktur. Bu noktada, uyuşmazlığın temelini oluşturan sanık ...’in olaydaki konumu ve işlevi ön plana çıkmaktadır. Buna göre, sanık ..., bir gün öncesinde gerçekleşen otomobil hırsızlığı olayında ve sonrasında sanık ... ile birlikte hareket etmiş, gün boyunca onunla birlikte gezmiş, inceleme konusu olayın gerçekleştiği ana kadar, birlikte işlemeyi planladıkları hayvan hırsızlığı suçunu icra etmek için onun yanında yer almıştır. Sonrasında çalıntı araçla gece saatlerinde geldikleri adaklık kurban satış ve kesim yerinde kendilerini fark eden bekçi maktul ...’in üzerlerine doğru gelmesi ve havaya ateş etmesinden sonra, yakalanmamak için görüş mesafesi içinde ve tam karşıdan gördükleri maktulün üzerine aracını hızla süren sanık ...'in yanında yer almış, onu ikaz etme, ona engel olma, direksiyona müdahale ederek aracın yönünü değiştirme şeklinde bir davranışta bulunmamış, çarpma sonucu maktulün bedeninin aracın altında kalması ve aracın çamurlu zemine saplanmasından sonra aracı hareket ettirmeye yönelik çabaların sonuçsuz kalmasının ardından maktulü sıkıştığı yerde ölüme terk ederek yine sanık ... ile birlikte olay yerinden kaçmıştır. Hırsızlık suçu işlemeyi bir yaşam şekli olarak benimsedikleri dosya kapsamından anlaşılan ve yasal zeminde bulunmayan sanıkların, her olayın beraberinde ciddi bir yakalanma riskini getirdiğini bilmemeleri düşünülemez. Bu nedenle sanıkların her biri açısından maktul tarafından fark edilmeleri üzerine ve yakalanma kaygısıyla paniğe kapıldıklarını veya spontane bir şekilde hareket ettiklerini kabul etmek olanaklı değildir. Bu bakımdan ister aracı bizzat kullansın, isterse aracı kullanan diğer kişinin yanında yer alarak ona maddi veya manevi olarak destek versin, gerçekleşen eyleme ilişkin sanığın sorumluluğun derecesi değişmeyecektir. Öte yandan olayın başlangıç, gelişim ve sonuçlanmasına ilişkin tüm aşamalara TCK’nın 37/1. maddesi bağlamında 'fail' olarak fikir ve irade birliği içinde katıldıkları, hırsızlık suçunu işledikleri sırada oluşabilecek tüm engelleri birlikte defetmek üzere en başta verdikleri kararın olası sonuçlarını da öngördüklerinde kuşku bulunmayan sanıkların sorumluluklarında maktulün öldürülmesi eylemine hasren özel bir ayrım yapılarak, sanık ...'m eyleminin TCK'nın 39. maddesi uyarınca “yardım eden” olarak kabulü de usul ve yasaya uygun değildir, zira iştirakin kapsam ve derecesinin belirlenmesinde eylemin bir anına veya kısmına göre değil olayın bütünlüğü içinde bakılması gerekmektedir. Bu yönüyle, sayın çoğunluğun sanık ...'ın olaydaki konum ve rolünü tali/ikincil olarak suça yardım boyutunda ele alan görüşüne iştirak etmek mümkün olmadığından, sanığın sorumluluğunun TCK'nın 37/1. maddesine göre belirlenmesi gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun suçun sabit olduğuna ilişkin görüşüne katılmıyoruz." görüşüyle, Sanığın eyleminin nitelendirilmesine ilişkin ilk uyuşmazlık yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi de; sanığın eyleminin ihmal suretiyle kasten öldürme suçunu oluşturduğu düşüncesiyle, Sanığın nitelikli kasten öldürme suçuna iştirakine ilişkin uyuşmazlık konusu yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi de; sanığın nitelikli kasten öldürme suçuna TCK'nın 37. maddesi uyarınca asli fail olarak iştirak ettiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle KABULÜNE, 2- Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 08.03.2017 tarihli ve 528-706 sayılı düzeltilerek onama kararının KALDIRILMASINA, 3- ... 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.10.2015 tarihli ve 255-262 sayılı, sanık ... hakkında nitelikli kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, sanık ...’in inceleme dışı sanık ...’in, maktule yönelik işlediği nitelikli kasten öldürme suçuna TCK’nın 39. maddesi kapsamında yardım eden olarak katıldığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 08.06.2021 tarihinde yapılan müzakerede (1) numaralı uyuşmazlık konusu bakımından oy çokluğuyla, (2) numaralı uyuşmazlık konusu bakımından birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 22.06.2021 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2020/164 E., 2020/239 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
İhmal suretiyle nitelikli kasten öldürme suçundan sanık ...'ün TCK'nın 82/1-d-e, 83/3, 62, 53/1 ve 63. maddeleri uyarınca 16 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Mersin 5.
Ceza Genel Kurulu         2020/164 E.  ,  2020/239 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ağır Ceza Sayısı : 305-428 İhmal suretiyle nitelikli kasten öldürme suçundan sanık ...'ün TCK'nın 82/1-d-e, 83/3, 62, 53/1 ve 63. maddeleri uyarınca 16 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Mersin 5. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 30.12.2014 tarihli ve 333-377 sayılı resen temyize tabi hükmün sanık müdafisi tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 21.06.2017 tarih ve 3867-2454 sayı ile; "Sanık ...'ün, yeni doğan bebeğini ihmali davranışla kasten öldürdüğü iddia edilen olayda; 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun'un 2 ve 20/2. maddeleri uyarınca kamu davasına katılma hakkı bulunan ... Bakanlığının davadan haberdar edilmediği ve gerekçeli kararın tebliğ edilmediği anlaşılmakla, kararın adı geçen kuruma tebliğiyle, tebliğ evrakı ve temyiz dilekçesi verilmesi hâlinde dosyaya eklenmesinden ve bu durumda ek tebliğname düzenlenmesinden sonra geri gönderilmesi amacıyla" tevdi edilmesine karar verilmiştir. Mersin 5. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan tebliğ sonucunda hükmün katılma talebinde bulunan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekilince de temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ek tebliğname düzenlendikten sonra dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 29.11.2017 tarih ve 1815-4460 sayı ile; "Mahkemece verilen hükmün 5271 sayılı CMK'nın 35/2, 260, 6284 sayılı Yasa'nın 2/1-d ve 20/2. maddeleri gözetilerek ... Bakanlığına tebliği üzerine anılan Kurum vekili tarafından süresinde temyiz dilekçesi verildiği anlaşılmakla, Sanık ...'ün, yeni doğan bebeğini ihmali davranışla kasten öldürdüğü iddia edilen olayda; 6284 sayılı Yasa'nın 2/1-d ve 20/2. maddeleri uyarınca ... Bakanlığının bu suçun zarar göreni olduğu, bu sıfatının gereği olarak CMK'nın 233 ve 234. maddeleri gereğince kovuşturma evresinde sahip olduğu davaya katılma ve öteki haklarını kullanabilmesi için duruşmadan haberdar edilmesi gerektiği hâlde, usulen dava ve duruşmalar bildirilmeden, davaya katılma, CMUK'nın mağdur ... katılanlar için öngördüğü haklardan yararlanma olanağı sağlanmadan yargılamaya devam edilerek yazılı biçimde hüküm kurulması, " isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Mersin 5. Ağır Ceza Mahkemesince Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının davaya katılan olarak kabulüne karar verdikten sonra 01.03.2018 tarih ve 32-129 sayı ile; sanığın önceki hüküm gibi cezalandırılmasına karar verilmiş, resen temyize tabi bu hükmün de katılan ..., Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 03.04.2019 tarih ve 4891-2041 sayı ile; "1- Oluşa ve dosya kapsamına göre; sanık ...'in suç tarihinden 5 gün önce doğan bebeğini 29.01.2014 tarihinde saat 11.30 sıralarında Çamlıca Mahallesi, Fındıkpınarı Caddesi, Yeşilvadi Villa Kavşağına yaklaşık 50 metre uzaklıktaki orman içerisindeki moloz yığınının yanına bırakarak oradan ayrıldığı, ertesi gün saat 09.30 sıralarında bebeğin ölü olarak bulunduğu, otopsi raporuna göre bebeğin ölümünün soğukta kalma sonucu meydana gelmiş olduğunun belirtildiği anlaşılan olayda; Yeni doğan bebeğin soğukta kalma ve beslenememe sonucunda ölebileceğini öngörebilecek durumda bulunan sanığın, sonucu kabullenerek eylemini gerçekleştirdiğinin anlaşılması karşısında, olası kasıtla nitelikli öldürme suçundan, TCK'nın 82/1-d-e ve 21/2. maddeleri uyarınca cezalandırılması gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması, 2- Kabule göre de; kendisini vekille temsil ettiren katılan ... Bakanlığı lehine avukatlık asgari ücret tarifesi uyarınca vekâlet ücreti takdir edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi," isabetsizliklerinden bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiş, Daire Başkanı A. Altınkaya ile Daire Üyesi O. Erdim; "...Sanık annenin, evlilik dışı ilişki sonucu hamile kaldığı bebeğini doğumdan üç gün sonra doyurup giydirip ormanlık bir alana bıraktığı, 4721 sayılı Medeni Kanun hükümleri uyarınca bebeğin hayatını korumak ve gözetmek yükümlülüğü altında olmasına rağmen bu yönde icrai bir davranışta bulunmadığı, böylece kanundan kaynaklanan garantörlük görevini kasten ihmal ederek ölüm neticesinin meydana gelmesine icrai davranışla eş değer olan ihmali davranışla neden olduğunun kabulü gerektiğinden, eylemin TCK'nın 83. maddesi kapsamında değerlendirilmesine ilişkin Ağır Ceza Mahkemesi kararının onanması görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun eylemin olası kasıtla öldürme olduğuna ilişkin görüşüne katılmıyoruz." görüşüyle karşı oy kullanmışlardır. Mersin 5. Ağır Ceza Mahkemesi ise 26.09.2019 tarih ve 305-428 sayı ile; "...Sanığın, bebeğini ormanlık alana götürüp bırakma şeklindeki icrai eylemi ölüm sonucunu doğrudan meydana getirmediğinden, bebeğin ölümünün soğuktan donma sebebine dayandığının Adli Tıp Raporu ile tespit edilmiş olması karşısında burada garantör konumunda bulunan sanığın, bir anne olarak çocuğunun yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamaması, bu kapsamda çocuğunu soğuktan koruması ve beslemesi gerekirken yapmaması biçiminde ihmali davranışının ölüme sebebiyet verdiği anlaşıldığından sanığın cezai sorumluluğunun TCK'nın 83. maddesi kapsamında belirlenmesi gerekmektedir. Nitekim, sanığın bebeği ormanlık alana bırakma şeklindeki icrai davranışının ölüm neticesini doğrudan meydana getirmediği, örneğin bebeği boğmak veya bir cisimle vurarak doğrudan öldürmek biçiminde olmadığı ortadadır. Ölüm sonucu dış etkenler (havanın soğukluğu) ile meydana gelmiş olup bu sonucu doğrudan etkileyen hareket ise annenin, kanunla kendisine yüklenen 'Yapma biçimindeki emredici hükümleri', yani bebeğin ısınma ihtiyacını, onu koruma yükümlülüğünü, 'Yapmama' biçiminde yerine getirmemesidir. Burada ise ölüm sonucuna doğrudan etki eden hareket ihmali bir harekettir. Ayrıca somut olayda belirlenmesi gereken diğer husus sanığın, kastının doğrudan kasıt mı yoksa olası kasıt mı olduğuna ilişkindir. Bu doğrultuda; sanığın, doğumdan birkaç gün sonra bebeğinin ailesi tarafından kabul görmemesi nedeniyle aniden bebeği ormanlık alana götürüp bırakması ve bebeğin soğuktan öldüğü olayda maktulün bırakıldığı yer, koşullar ve olayın oluşumuna göre ölümün beklenilir bir sonuç olup mutlak ve kaçınılmaz olduğu anlaşıldığından sanığın olası kasıt ile değil, doğrudan kasıt ile hareket ettiği kabul edilmelidir. Bu kapsamda, bebeği kabul edilmeyen sanık, bebeğinin ölmesi amacıyla onu götürüp ormanlık alana bırakmış, ancak bebeğini icrai bir hareket ile (Vurma, boğma ile) değil de yapmama biçiminde (terk etme şeklinde) ihmali bir hareket ile bebeğin ölümünü sağlamıştır. Bu gerekçe ile Yargıtay bozma ilamına karşı Mahkememizin önceki hükmünde direnilmesine oy çokluğu ile karar verilmiştir. Ayrıca her ne kadar Yargıtay bozma ilamında katılan kurum lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği belirtilmiş ise de; kurumun katılma hakkı yasa ile tanındığından ve bu nedenle vekâlet ücretinin sanığa yükletilmesi hukuka aykırı olduğundan vekâlet ücretine hükmedilmemiştir" şeklindeki gerekçe ve oy çokluğuyla bozmaya direnerek sanığın önceki hüküm gibi ihmal suretiyle nitelikli kasten öldürme suçundan cezalandırılmasına karar vermiştir. Herhangi bir temyiz başvurusu yapılmayan hükmün ceza miktarı bakımından resen temyize tabi olması nedeniyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24.12.2019 tarihli ve 112224 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle dosya 6763 sayılı Kanun'un 36. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 26.02.2020 tarih ve 4118-764 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Yerel Mahkemece katılan ..., Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı lehine vekâlet ücreti verilmemesi kararına yönelik katılan Bakanlık vekilinin temyiz talebi bulunmadığından, resen yapılan temyiz incelemesinde vekâlet ücretinin verilmemesi kararına ilişkin değerlendirme yapılmamıştır. Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Tebliğnamede ileri sürülmüş olması nedeniyle Yerel Mahkemenin son kararının “yeni hüküm” niteliğinde olup olmadığının, Yerel Mahkemenin son kararının “yeni hüküm” niteliğinde olmadığı sonucuna ulaşılması hâlinde, sanığın eylemini, 2- Olası kasıtla mı yoksa doğrudan kasıtla mı, 3- İhmal suretiyle mi yoksa icrai davranışla mı, Gerçekleştirdiğinin belirlenmesine ilişkindir. Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır. 1- Tebliğnamede ileri sürülmüş olması nedeniyle Yerel Mahkemenin son kararının eylemli uyma sonucu verilen “yeni hüküm” niteliğinde olup olmadığı; İncelenen dosya kapsamından; Sanık ...'ün ihmal suretiyle nitelikli kasten öldürme suçundan TCK'nın 82/1-d-e, 83/3, 62, 53/1 ve 63. maddeleri uyarınca 16 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Mersin 5. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 01.03.2018 tarihli ve 32-129 sayılı resen temyize tabi hükmün katılan ..., Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekilin tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 03.04.2019 tarih ve 4891-2041 sayı ile; "...Yeni doğan bebeğin soğukta kalma ve beslenememe sonucunda ölebileceğini öngörebilecek durumda bulunan sanığın, sonucu kabullenerek eylemini gerçekleştirdiğinin anlaşılması karşısında, olası kasıtla nitelikli öldürme suçundan, TCK'nın 82/1-d-e ve 21/2. maddeleri uyarınca cezalandırılması gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması," isabetsizliğinden oy çokluğuyla bozulduğu, Mersin 5. Ağır Ceza Mahkemesince 26.09.2019 tarih ve 305-428 sayı ile; "...Sanığın, bebeğini ormanlık alana götürüp bırakma şeklindeki icrai eylemi ölüm sonucunu doğrudan meydana getirmediğinden, bebeğin ölümünün soğuktan donma sebebine dayandığının Adli Tıp Raporu ile tespit edilmiş olması karşısında burada garantör konumunda bulunan sanığın, bir anne olarak çocuğunun yaşamsal itiyaçlarını karşılamaması, bu kapsamda çocuğunu soğuktan koruması ve beslemesi gerekirken yapmaması biçiminde ihmali davranışının ölüme sebebiyet verdiği anlaşıldığından sanığın cezai sorumluluğunun TCK'nın 83. maddesi kapsamında belirlenmesi gerekmektedir. Nitekim, sanığın bebeği ormanlık alana bırakma şeklindeki icrai davranışının ölüm neticesini doğrudan meydana getirmediği, örneğin bebeği boğmak veya bir cisimle vurarak doğrudan öldürmek biçiminde olmadığı ortadadır. Ölüm sonucu dış etkenler (havanın soğukluğu) ile meydana gelmiş olup bu sonucu doğrudan etkileyen hareket ise annenin, kanunla kendisine yüklenen 'Yapma biçimindeki emredici hükümleri', yani bebeğin ısınma ihtiyacını, onu koruma yükümlülüğünü, 'Yapmama' biçiminde yerine getirmemesidir. Burada ise ölüm sonucuna doğrudan etki eden hareket ihmali bir harekettir. Ayrıca somut olayda belirlenmesi gereken diğer husus sanığın, kastının doğrudan kasıt mı yoksa olası kasıt mı olduğuna ilişkindir. Bu doğrultuda; sanığın, doğumdan birkaç gün sonra bebeğinin ailesi tarafından kabul görmemesi nedeniyle aniden bebeği ormanlık alana götürüp bırakması ve bebeğin soğuktan öldüğü olayda maktulün bırakıldığı yer, koşullar ve olayın oluşumuna göre ölümün beklenilir bir sonuç olup mutlak ve kaçınılmaz olduğu anlaşıldığından sanığın olası kasıt ile değil, doğrudan kasıt ile hareket ettiği kabul edilmelidir. Bu kapsamda, bebeği kabul edilmeyen sanık, bebeğinin ölmesi amacıyla onu götürüp ormanlık alana bırakmış, ancak bebeğini icrai bir hareket ile (Vurma, boğma ile) değil de yapmama biçiminde (terk etme şeklinde) ihmali bir hareket ile bebeğin ölümünü sağlamıştır. Bu gerekçe ile Yargıtay bozma ilamına karşı Mahkememizin önceki hükmünde direnilmesine oyçokluğu ile karar verilmiştir." şeklindeki gerekçe ve oy çokluğuyla direnme kararı verildiği, Anlaşılmaktadır. Ceza Genel Kurulunun süreklilik kazanmış uygulamalarına göre şeklen direnme kararı verilmiş olsa dahi; a) Bozma kararı doğrultusunda işlem yapmak, b) Bozma kararında tartışılması gerektiği belirtilen hususları tartışmak, c) Bozma sonrası yapılan araştırma, inceleme ya da toplanan yeni delillere dayanmak, d) Önceki kararda yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş olan yeni ve değişik gerekçe ile hüküm kurmak, Suretiyle verilen hüküm, direnme kararı olmayıp yeni bir hükümdür. Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Direnme gerekçesi olarak yapılan açıklamaların, Anayasa’nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34. maddeleri uyarınca direnmeye ilişkin gerekçenin gösterilmesi zorunluluğu kapsamında kalan açıklamalar olduğu, suç vasfına yönelik önceki karardaki gerekçeyi kuvvetlendirmek amacıyla yapıldığı, ayrıca Özel Daire bozma ilamında eylemin olası kasıtla işlendiği belirtildiğinden Yerel Mahkemece eylemin neden olası kasıtla işlenmediğine dair açıklamalar yapıldığı, bu nedenle önceki kararda yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş yeni ve değişik gerekçe ile hüküm kurulması hâlinin söz konusu olmadığı anlaşıldığından direnme kararına konu hükmün, yeni hüküm niteliğinde olmadığının kabul edilmesi gerekmektedir. 2- Sanığın eylemini, olası kasıtla mı yoksa doğrudan kasıtla mı gerçekleştirdiği; İncelenen dosya kapsamından; 30.01.2014 tarihinde saat 10.00’da düzenlenen tutanakta; saat 09.10 sıralarında Haber Merkezinden, Fındıkpınarı Caddesi, Yeşil Vadi Villaları’nı geçtikten 50 metre ileride ormanlık alan içerisinde, çöplerin arasında bebek cesedi olduğunun anons edilmesi üzerine olay yerine gidildiği, 155 telefon hattını arayan ...’nun çöp toplarken çöpün kenarında yerde yatar vaziyette gördüğünü beyan ettiği bebek cesedini gösterdiği, üzerinde beyaz renkli tulum, ellerinde eldiven ve kafasında beyaz bere bulunan bebek cesedinin görüldüğü, cesedin 40 cm ilerisinde beyaz çarşaf ve battaniye olduğu, olay yerini gösteren herhangi bir kamera kaydının olmadığının belirtildiği, 30.01.2014 tarihli olay yeri inceleme raporunda; olayın meydana geldiği Kuyuluk Çamlıca Mahallesi, Fındıkpınarı Caddesi, Yeşil Vadi Villaları’nın kuzey kısmında bulunan ve batıya açılan stabilize yolun iç kısmındaki ağaçlık alana gidildiği, üzerinde krem renkli şapka, bir çift eldiven ile alt-üst zıbın olan erkek bebek cesedi ile cesedin yan tarafında bulunan iç kısmında beyaz renkli çarşaf ile yine beyaz renkli, örgülü, üzerine tavşan figürü olan bebek battaniyesi görüldüğü, olay yerinin fotoğraf ve kamera çekimleri yapıldıktan sonra klasik otopsi işlemi yapılmak üzere cesedin Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine kaldırıldığının bildirildiği, 30.01.2014 tarihli ölü muayene ve otopsi tutanağında; 2.807 gr ağırlığında, 51 cm uzunluğunda, baş çevresi 35, göğüs çevresi 31, oturma yüksekliği 34, ayak tabanı 8 cm olarak ölçülen miadına yakın gelişim gösteren, kulakları şekillenmiş, tırnakları parmak uçlarına kadar uzamış, sünnetsiz erkek bebek cesedinin sağ yan kısımlarında ölü lekelerinin oluştuğu, ölü katılığının devam ettiği, yarı kurumuş hâldeki göbek kordonunun 4 cm mesafeden kesilmiş ve koyu mavi tıbbi bir mandalla tutturulmuş olduğu, sol el sırtında yapışmış hâlde pamuk parçaları görüldüğü, pamuk parçaları temizlendiğinde muhtemelen tıbbi müdahaleye ait iğne izi görüldüğü, yine sağ el sırtında da iğne izi bulunduğu, harici olarak başkaca travmatik ve patalojik değişim izlenmediği, yapılan klasik otopsi işlemi neticesinde kesin ölüm sebebinin belirlenemediğinin belirtildiği, 31.01.2014 tarihli araştırma tutanağında; olayla ilgili yapılan araştırmalar ve tespitler neticesinde son 5 gün içerisinde Mersin ilinde yoğun şekilde yağış olduğu, olay yerinin yaya veya otomobil ile rahatlıkla ulaşılabilecek yerlerden olduğu, bebek cesedinin buraya atılma veya canlı iken terk edilme sebebinin gayrimeşru doğmuş bir bebekten kurtulma amaçlı olabileceği, bu kapsamda Mersin ilinde faaliyet gösteren tüm kamu ve özel hastanelerde son 1 hafta içerisinde doğduğu belirlenen 247 erkek bebek hakkında yapılan incelemelerde 25.01.2014 tarihinde Mersin Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesinde 626 protokol numarası ile saat 08.50’de gerçekleşen ve kayıtlara “sosyal vaka” (bebeği istemiyorum, sosyal hizmetlere vermek istiyorum anlamına gelen) şeklinde geçen doğumun tespit edildiği, bu doğumu yapan ... isimli kadının evinde bulunamadığı, çevreden hamilelik durumunu bilen veya gören olmadığı öğrenildiğinden bebeğin annesinin ... olduğunun değerlendirildiği, Nesteren’in babası ... ile telefonla irtibata geçildiğinde Haluk Derviş’in görevlilere kızını neden aradıklarını bildiğini, kızının Ankara’da yanında olduğunu, kızını polislere teslim etmek istediğini söyleyerek bebeğin yaşayıp yaşamadığını sorduğununun belirtildiği, 31.01.2014 tarihli yakalama tutanağında; sanık ...’ün Ankara ilinde babası ...’ün evinde görevlilere teslim olduğunun bildirildiği, 31.01.2014 tarihli ev arama ve muhafaza altına alma tutanağında; ...’ün annesi olan ...’ın evde kızının doğum yaptığına ilişkin belgelerin bulunduğunu söylemesi üzerine, evin mutfağında bulunan ahşap dolap üzerinde Mersin Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesince düzenlenen 28.01.2014 tarihli “Doğum Yapmış Hasta Çıkış Evrakı”, aynı hastane tarafından düzenlenen 25.01.2014 tarihli doğum raporu, kan alma belgesi, yenidoğan karnesi, aşı kartı, yenidoğan işitme ve tarama testi ile 1 adet reçetenin ele geçirildiği, Mersin Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine ait “Yenidoğan Kayıt Defteri”nde; 626 sıra numarasıyla, 25.01.2014 tarihinde saat 08.50’de, ...’ün sezaryenle bir erkek bebek doğurduğuna dair kayıt bulunduğu, “baba adı” kısmında soru işaretinin, “yapılan takip, tedavi, sevk” kısmında ise “sosyal vaka” ibaresinin görüldüğü, Mersin Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesince düzenlenen 25.01.2014 tarihli doğum raporunda; ...’ün, 3.000 gr ağırlığında, 50 cm boyunda, canlı bir erkek çocuk doğurduğunun belirtildiği, Adli Tıp Kurumu Adana Grup Başkanlığı Kimya İhtisas Dairesince düzenlenen 27.03.2014 tarihli raporda; bebeğin kanında alkol (etanol-metanol) bulunmadığı, sistematik toksikolojik analiz yapıldığı ve sistematikteki maddelerden (uyutucu-uyuşturucu maddeler dâhil) bulunmadığının bildirildiği, İstanbul Birinci Adli Tıp İhtisas Kurulunun 09.04.2014 tarihli raporunda; bebeğin travmatik tesirle veya zehirlenerek öldüğüne dair tıbbi delillerin bulunmadığı, olayın gelişimi, tanık ifadeleri, olay yeri inceleme bulguları, tıbbi belgeler ile otopside tespit edilen makroskopik ve histopatolojik bulgular birlikte değerlendirildiğinde bebeğin ölümünün soğukta kalma sonucu meydana gelmiş olduğunun kabul edilmesi gerektiğinin ifade edildiği, Anlaşılmaktadır. Tanık ... aşamalarda; çöp toplayarak geçimini sağladığını, olay günü molozların döküldüğü yerin yakınında bebek cesedi gördüğünü, bebeği bulduğunda üzerinde kıyafetlerinin olduğunu, yaklaşık yarım metre mesafede bebek battaniyesi bulunduğunu ancak bebeğin battaniyeye sarılı olmadığını, bebekte herhangi bir darp veya cebir izi fark etmediğini, bebeği bulduğu yere en yakın yerleşim yerinin tahminine göre 500 metre uzaklıkta olduğunu, bebeğin Fındıkpınarı Caddesi'nden 30 metre uzakta olduğunu, bebeğin oradan geçen insanlar tarafından fark edilip edilmeyeceğini bilemediğini ancak buranın işlek bir yer olmadığını, cesedi gördükten sonra hemen 155’i aradığını, Tanık ... aşamalarda; eşinden boşandığını, kızı ...'le birlikte Mersin’de aynı evde kaldıklarını, lise mezunu olan kızının bir ara eczanede ve ecza deposunda çalıştığını, kızının son 3 yıldır depresyon tedavisi gördüğünü, uyumama, aşırı yemek yeme ve sinirlilik gibi birçok rahatsızlığının olduğunu, aldığı ilaçlar nedeniyle aşırı derecede kilo aldığını, kızıyla arasının iyi olmadığını, kızının arkadaşlarıyla gezip tozduğunu ve erkek arkadaşının olduğunu, kızının son zamanlarda daha da kilo aldığını ancak hamile olduğunu hiç anlamadığını, 25.01.2014 tarihinde sabah saat 05.30 sıralarında kızının kendisini uyandırarak “Anne, gaz sıkışmam var, ölüyorum” diye bağırdığını, bunun üzerine ambulans çağırarak kızını hastaneye götürdüğünü, ambulansla giderken kızının “Doğuruyorum” dediğini, bunu duyunca şoke olduğunu, Mersin Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine gittiklerini, burada sezaryenle bir erkek çocuk doğurduğunu, kızının bebekle birlikte 3 gün yoğun bakımda kaldığını, kızının çocuğu istemediğini ve sosyal hizmetlere vereceğini söylediğini ancak çocuğu görünce sevdiğini ve “Ben bakacağım, babasına götüreceğim” dediğini, hastaneden çıkınca komşularından çekindiği için kendi evlerine gitmediklerini, ablasının evine gittiklerini, evde çocukla birlikte 1 gün kaldıklarını, kızının bebeğin babasının kim olduğunu söylemediğini, 29.01.2014 tarihinde kızının bebeği doyurup altını temizledikten sonra “Çocuğu babasına götüreceğim. Onlar zengin, bakarlar çocuğuma” diyerek bebekle birlikte evden çıktığını, 1,5-2 saat sonra eve tek başına döndüğünü, hıçkıra hıçkıra ağlayarak bebeği babasına bıraktığını söylediğini, abisi ve babasından korktuğu için bebeği verdiğini söylediğini, ertesi gün bebekten kan alınması gerektiği için sağlık ocağından aradıklarını, kızının panik olduğunu ve gidip bebeği babasından alacağını söyleyerek evden ayrıldığını, kendisine de bebeğin dedesiyle telefonda görüştüğünü söylediğini, dedesinin küfrederek “Biz bebeği Kuyuluğa götürdük, molozların üzerine attık” diye söylediğini belirttiğini, 1-2 saat sonra kızının eve döndüğünü, Kuyuluğa gittiğinde orada 3 kişinin öldürülmüş olduğunu duyunca korkup geri döndüğünü söylediğini, kızının sürekli ağladığını, 30.01.2014 tarihinde de Ankara’da bulunan babasının yanına gideceğini söyleyerek evden ayrıldığını, kızının bebeğe ne yaptığını bilmediğini, evden çıktıklarında bebeğin sağ olduğunu, Tanık ... aşamalarda; Ankara’da yaşadığını, boşandığı eşi ile kızı Nesteren’in Mersin’de aynı evde kaldıklarını, 30.01.2014 tarihinde kızının kendisini arayarak “Baba ben dardayım, bana yardım et” dediğini, niye darda olduğunu söylemediğini, kızına “Yanıma gel konuşalım” dediğini, 31.01.2014 tarihinde sabah saat 06.30’da kızını AŞTİ’den alıp evine getirdiğini, evde olayları kendisine anlattığını, Taner Taşçı isimli bir kişiyle arkadaşlık yaptığını ve ilişkiye girdiklerini, hamile kaldığını bilmediğini, bebeği doğurduktan sonra bunalıma girip bir yere bıraktığını anlattığını, bunları konuştukları sırada Mersin ilinden bir polis memurunun aradığını, polislere “Beni bebek için mi aradınız? Kızım yanımda, ben Ankara’dayım, yanıma gelirseniz kızımı size teslim ederim” dediğini, daha sonra akşamüzeri polislerin geldiğini ve kızının teslim olduğunu, İfade etmişlerdir. Sanık ... aşamalarda; olay tarihinden 2-3 yıl kadar önce ... ile arkadaş ortamında tanıştığını, aralarında yakınlık olduğunu ve rızaları ile ilişkiye girdiklerini, hamile olduğunu bilmediğini, kullanmakta olduğu ilaçlardan dolayı kilo aldığını, karnında bebeğin hareketlerini de hissetmediğini, 24.01.2014 tarihinde akşam saatlerinde kasıklarında sancı ve ağrı hissetmesi üzerine gaz sıkışması olduğunu düşünerek ağrı kesici ve gaz giderici içerek uyuduğunu, gece saat 02.00 sıralarında ağrılarının artması üzerine annesine kendisini hastaneye götürmesini söylediğini, daha sonra ambulans ile Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesine götürüldüğünü, orada doktorun doğurduğunu söylemesi üzerine hamile olduğunu anladığını, 25.01.2014 tarihinde saat 06.30 sıralarında sezaryen doğum ile bir erkek bebek dünyaya getirdiğini, doktor ve hemşirelere bebeği almak istemediğini, sosyal hizmetlere vermek istediğini söylediğini, bebeğin anne karnında zehirlenmesi nedeniyle hastanede tedavi altına alındığını, bebeği sosyal hizmetlere vermek için kimlik çıkartılması gerektiğini öğrenmesi üzerine annesinin Ankara ilinde ikamet eden ağabeyini arayarak durumu anlattığını, 28.01.2014 salı günü taburcu edildiğini, annesinin bebeğe zıbın takımı aldığını ve aynı gün saat 15.00 sıralarında hastaneden çıktıklarını, sonrasında bebek için alışveriş yaparak teyzesi...'a ait ...sitesindeki eve gittiklerini, kendi evlerine hamileliğini komşuları bilmediği için gitmediklerini, 28.01.2014 tarihinde abisi ile telefon görüşmesi yaptığını ve abisinin çocuğa bakamayacağını söylediğini, bu süre zarfında çocuğa süt vermediğini ancak mama ile beslediğini, ağabeyiyle bebeğin Çocuk Esirgeme Kurumuna veya babasına verilip verilemeyeceğini konuştuklarını, 29.01.2014 tarihinde bebeği babasına götüreceğini söyleyerek saat 10.00 sıralarında bebekle birlikte evden ayrıldığını, Çarşı istikametine giden Bahçelievler otobüsüne bindiğini, Kuyuluk kavşağında otobüsten indiğini ve daha sonra Kuyuluk istikametine giden dolmuşlara bindiğini, bir müddet sonra ormanlık alanlar görülmeye başlayınca dolmuştan indiğini, çevrede kimsenin olmadığını, havada yağışın olmadığını, bebek kucağında olduğu hâlde yoldan ayrılarak ormanlık alana doğru gittiğini, bebeğin uyanık olduğunu ancak ağlamadığını, etrafta kimselerin olmadığını, bebeği bıraktığı yerde moloz yığınlarının olduğunu, moloz yığınının yan tarafında düzlükte bir yere bebeği sırtüstü taşın üzerine bıraktığını, bebeği bıraktığı yerde ağaçlar olduğunu, bebeği canlı ve uyanık olarak oraya bıraktığını, bu sıralarda saatin 11.30 olduğunu, sonrasında tekrar dolmuşa binerek eve döndüğünü, bebeğin babasının evlenilebilir birisi olmaması ve kendi babasından korkması nedeniyle bebeği terk ettiğini, bebeğin ölebileceğini düşünmediğini, çöplüğe yakın yerde evler olduğunu, orada yaşayanların bebeği bulabileceklerini düşündüğünü, yaptığından pişman olduğunu savunmuştur. 5237 sayılı TCK'nın "Kast" başlıklı 21. maddesi; "(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. (2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir" şeklinde düzenlenerek maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde doğrudan kast, ikinci fıkrasının birinci cümlesinde de olası kast tanımlanmıştır. Olası kastın tanımlandığı TCK’nın 21. maddesinin 2. fıkrasının gerekçesinde; “...Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir. Mevzuatımıza giren yeni bir kavram olan olası kastla ilgili uygulamadan bazı örnekler vermek yararlı olacaktır. Yolda seyreden bir otobüs sürücüsü, trafik lambasının kendisine kırmızı yanmasına rağmen, kavşakta durmadan geçmek ister; ancak kendilerine yeşil ışık yanan kavşaktan geçmekte olan yayalara çarpar ve bunlardan bir veya birkaçının ölümüne veya yaralanmasına neden olur. Trafik lambası kendisine kırmızı yanan sürücü, yaya geçidinden her an birilerinin geçtiğini görmüş; fakat, buna rağmen kavşakta durmamış ve yoluna devam etmiştir. Bu durumda otobüs sürücüsü, meydana gelen ölüm veya yaralama neticelerinin gerçekleşebileceğini öngörerek, bunları kabullenmiştir. Düğün evinde törene katılanların tabancaları ile odanın tavanına doğru ardı ardına ateş ettikleri sırada, bir kişinin aldığı alkolün de etkisi ile elinin seyrini kaybetmesi sonucu, yere paralel olarak yaptığı atışlardan bir tanesinden çıkan kurşun, törene katılanlardan birinin alnına isabet ederek ölümüne neden olur. Bu örnek olayda kişi yaptığı atışlardan çıkan kurşunların orada bulunan herhangi birine isabet edebileceğini öngörmüş; fakat, buna rağmen silâhıyla atışa devam etmiştir. Burada da fail silâhıyla ateş ederken ortaya çıkacak yaralama veya ölüm neticelerini kabullenmiştir. Verilen bu örneklerde kişinin olası kastla hareket ettiğinin kabulü gerekir.” şeklinde açıklamalara yer verilmiş ve olası kasta ilişkin örnek olaylar gösterilmiştir. Buna göre, doğrudan kasıt; öngörülen ve suç teşkil eden fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi hâlinde doğrudan kasıtla hareket etmiş olacak, buna karşın işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi hâlinde olası kasıt söz konusu olacaktır. Olası kasıt ile doğrudan kasıt arasındaki farkı ortaya koyan en belirgin unsur, doğrudan kasıttaki bilme unsurudur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa doğrudan kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bir kısım neticeleri de doğurması muhakkak ise, failin bu sonuçlar açısından da doğrudan kasıtla hareket ettiği kabul edilmelidir. Olası kastı doğrudan kasıttan ayıran diğer ölçüt; suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda muhakkak değil ama, büyük bir ihtimalle gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte ve "olursa olsun" düşüncesi ile göze almakta; neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba göstermemektedir. Olası kasıtta fiilin kanunda tanımlanan bir sonucun gerçekleşmesine neden olacağı muhtemel görülmesine karşın, bu neticenin meydana gelmesi fail tarafından kabul edilmektedir. Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Mersin ilinde annesiyle birlikte yaşayan 34 yaşındaki sanık ...’ün erkek arkadaşıyla girdiği ilişki sonucu hamile kaldığı, son ana kadar hamile olduğunu anlamadığını bildiren sanığın 25.01.2014 tarihinde sabaha karşı saat 02.00 civarında sancılarının artması üzerine annesinin çağırdığı ambulansla hastaneye kaldırıldığı, saat 08.50 sıralarında sezaryenle bir erkek bebek doğurduğu, annesinin karnında zehirlenen bebeğin 3 gün hastanede kaldığı, 28.01.2014 tarihinde bebeğin, annesi sanıkla birlikte taburcu edildiği, sanığın komşularından çekindiği için teyzesinin evine gittiği, sanığın bu süre zarfında aldıkları zıbın takımıyla bebeği giydirdiği ve mamayla beslediği, 29.01.2014 tarihinde sanığın bebeğin altını temizleyip karnını doyurduktan sonra saat 10.00 sıralarında bebekle birlikte evden çıktığı, otobüsle gittiği çarşıdan dolmuşa binerek Kuyuluk mevkine doğru gittiği, ormanlık alanlar görülmeye başlayınca dolmuştan indiği ve ormanlık alana giderek moloz yığınlarının olduğu bir yere, düz bir zemin üzerine, uyanık hâlde, üzeri giyinik ve battaniyeye sarılı vaziyetteki bebeğini bırakıp dolmuşla evine döndüğü, 30.01.2014 tarihinde saat 09.50 sıralarında geçimini çöp toplayarak sağlayan tanık ...’nun bebeği ölmüş hâlde bulduğu olayda; doğurduğu bebeği sahiplenmek istemeyip sosyal hizmetlere vermeyi düşünen sanığın, bebekten kurtulma amacını taşıması, bu düşünceyle hareket eden sanığın, savunma sistemi son derece zayıf olan 5 günlük bebeğini, kış mevsiminde, her türlü yabani hayvan saldırısına açık, yakın çevrede yerleşim yeri bulunmayan ormanlık alanda, moloz yığınlarının yakınına bırakıp ayrılması karşısında; yaklaşık 24 saat tek başına, ormanlık alanda kalan bebeğin açlık, donma veya yabani hayvan saldırısı gibi nedenlerden biriyle öleceği mutlak bir durumdur. Kaçınılmaz netice olan ölümün soğukta kalma sonucu gerçekleştiği de göz önüne alındığında, istemediği bebekten bir şekilde kurtulmak isteyen sanığın, ölümle sonuçlanacağını bildiği hâlde isteyerek yaptığı eylemini doğrudan kasıtla gerçekleştirdiği kabul edilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın eylemini olası kasıtla gerçekleştirdiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. 3- Sanığın eylemini, ihmal suretiyle mi yoksa icrai davranışla mı gerçekleştirdiği; Hukuk normları, yasaklayıcı ve emredici normlar olmak üzere, iki şekilde ortaya çıkmaktadır. Sadece icrai bir hareketle ihlal edilebilecek olan ve belirli bir hareketin yapılmasının istenmediği yasaklayıcı normlarda, yasaklanan hareketin yapılması sonucunda bir hak ihlali gerçekleşmektedir. Örneğin; TCK'nun 81. maddesinde yer alan öldürmeyi yasaklayan norm bir kimsenin öldürülmesiyle ihlal edilmiş olacaktır. Emredici normlarda ise, belirli bir hareketin yapılması yasaklanmamakta, aksine belirli bir hareketin yapılması emredilmektedir. Bu emredici kurala uyulmaması başka bir anlatımla yapılması emredilen hareketin yerine getirilmemesi sonucunda haksızlık meydana gelmekte yani kanunda tanımlanan suç ihmali hareketle işlenmektedir. Örneğin; TCK'nın 98. maddesinde düzenlenen, kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye hâl ve şartların elverdiği ölçüde yardım etmemek ya da durumu derhâl ilgili makamlara bildirmemek şeklindeki suç, emredici normun istediği şekilde davranılmamış olması nedeniyle yani ihmali hareketle oluşmaktadır. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2015, 8. bası, s.366-367.). Emredici norma aykırı davranılmasıyla işlenen ihmali suçlar öğretide gerçek ihmali suçlar ve gerçek olmayan veya görünüşte ihmali suçlar olarak iki kategoride değerlendirilmektedir. Gerçek ihmali suçlar; kişinin kanunda tanımlanan icrai davranışı kasten yapmamasıyla oluşmakta olup suçun gerçekleşmesi için ayrıca neticenin de gerçekleşmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. TCK'nun 98. maddesindeki; "yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi", 175. maddesindeki; "akıl hastası üzerindeki bakım ve gözetim yükümlülüğünün ihlali", 176. maddedeki; "inşaat veya yıkım faaliyeti sırasında, insan hayatı veya beden bütünlüğü açısından gerekli olan tedbirlerin alınmaması", 177. maddesindeki; "gözetimi altında bulunan hayvanın kontrol altına alınmasında ihmal gösterilmesi", 178. maddesindeki; "herkesin gelip geçtiği yerlerde yapılmakta olan işlerden veya bırakılan eşyadan doğan tehlikeyi önlemek için gerekli işaret veya engellerin konulmaması", 257/2. maddesindeki; "görevin gereklerinin yapılmasında ihmal veya gecikme gösterilmesi", 278. maddesindeki; "işlenmekte olan bir suçun yetkili makamlara bildirmemesi", 279. maddedeki; "kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunulmasının ihmal edilmesi veya bu hususta gecikme gösterilmesi", 280. maddesindeki; "sağlık mesleği mensubunun görevini yaptığı sırada bir suçun işlendiği yönünde bir belirti ile karşılaşmasına rağmen, durumu yetkili makamlara bildirmemesi veya bu hususta gecikme göstermesi", 284. maddesindeki; "hakkında tutuklama kararı verilmiş olan veya hükümlü bir kişinin bulunduğu yerin bildiği hâlde yetkili makamlara bildirilmemesi" gerçek ihmali suçlardandır. Gerçek olmayan veya görünüşte ihmali suçlar ise, neticenin önlenmesi bakımından hukuki yükümlülük altında bulunan fail tarafından kanunda tanımlanan neticenin meydana gelmesinin engellenmemesi şeklinde işlenen suçlardır. Bu nedenle kanunda düzenlenen ve kural olarak icrai bir hareketle işlenen suçun ihmali bir hareketle de işlenmesine gerçek olmayan ya da görünüşte ihmali suç denilmektedir. Öğretide neticenin meydana gelmesinin engellenmesi yükümlülüğü "garanti yükümlülüğü" ya da "garantörlük" olarak da adlandırılmaktadır. Kişinin yerine getirmekle yükümlü olduğu, başka bir anlatımla garanti yükümlülüğü altında bulunan davranışı gerçekleştirmemesi nedeniyle meydana gelen neticeden sorumlu tutulabilmesi için söz konusu yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması zorunludur. TCK'nın 83. maddesinde düzenlenen; "kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi" ile 88. maddesinde düzenlenen; "kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi" gerçek olmayan veya görünüşte ihmali suçlardandır. (Kayıhan İçel, Füsun Sokullu-Akıncı, İzzet Özgenç, Adem Sözüer, Fatih Selami Mahmutoğlu, Yener Ünver, Suç Teorisi (2), İstanbul, 2004, 3.baskı, s. 62; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2015, 11.bası, s.221-231; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2015, 8.bası, s.370-390; Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2015, 18.bası, s.164-175; Mehmet Emin Artuk, Ahmet Gökcen, Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi Ankara, 2015, 9.bası, s.240-246.). 5237 sayılı TCK'nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde suç, “kanunda tanımlanmış bir haksızlık” olarak öngörülmektedir. Kanun koyucunun kişilerin yaşam hakkını korumak amacıyla ihdas ettiği suçlarda neticenin ifade ettiği haksızlık aynıdır. Zira tüm bu suçlarda neticenin gerçekleştirilmesi yani kişinin hayatının sona erdirilmesi cezai yaptırıma bağlanmaktadır. Buna karşılık kişinin yaşamını sona erdiren fiiller, işleniş şekillerine başka bir anlatımla hareketin ifade ettiği haksızlığa göre farklı suç tipleri olarak düzenlenmiştir. TCK’da ölüm neticesinin cezalandırıldığı suçlar, kasten (TCK'nın 81 ve 82. md.) veya taksirle (TCK'nın 85. md) işlenip işlenmediğine, kasten işlenmişse icrai hareketle mi (TCK'nın 81 ve 82. md), ihmali hareketle mi (TCK'nın 83. md) işlendiğine göre farklı değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Hayata son vermeyi, yani öldürmeyi yasaklayan normun, kasti ve icrai bir hareketle, yani başkasının hayatını sona erdirmeye yönelik aktif bir davranışla gerçekleştirilmesi hâlinde TCK'nın 81 ve 82. maddelerinde düzenlenen kasten öldürme suçu işlenmiş olacaktır. Bu suçun oluşması bakımından önemli olan husus, başkasının hayatını ortadan kaldırmaya yönelik bir hareketin icra edilmiş olmasıdır. Buna karşılık, öldürmeyi yasaklayan norm, ihmali bir hareketle ihlal edildiğinde fail, başkasının hayatını sona erdirmek amacıyla aktif bir davranış gerçekleştirmemekte, öldürme suçu, başkasının hayatını korumakla yükümlü bulunan kişinin, bu yükümlülüğünü ihlal etmesi suretiyle işlenmektedir. Bununla birlikte bu hâlde fail, ancak hukuken (kanun, sözleşme, olay öncesindeki tehlikeli davranış nedeniyle) başkasının yaşamını korumakla yükümlü bulunan, başkasının yaşamına yönelik saldırı veya tehlikeden o kişiyi korumayı hukuken garanti eden kişi olabilir. Başkasının yaşamını korumak bakımından hukuki yükümlülük altında bulunan garantör konumundaki kişi, bu yükümlülüğünü ölüm neticesinin gerçekleşeceğini bilerek yerine getirmezse, kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesinden (TCK'nun 83. md.) söz edilecektir. Buna karşılık, garanti yükümlülüğü altında bulunan kişi, yükümlülüğünü bilinçli bir şekilde ihmal etmekle birlikte, bunu korumakla yükümlü olduğu hayatın sona ereceği bilinciyle kasten yapmamışsa ve fakat bu yükümlülük ihlaline bağlı olarak yine de ölüm neticesi meydana gelmişse taksirle ölüme sebebiyet verme suçu (TCK'nun 85 md) söz konusu olabilecektir. Başkasının hayatını korumak ve gözetmekle yükümlü bulunan kişi, bu yükümlülüğünü dikkatsiz ve özensiz davranışıyla da ihlal edebilir. Örneğin, bir bakıcı kendisine bırakılan küçük bir çocuğun evdeki sehpaların üzerine çıkıp aşağı atlamasını görmesine rağmen diğer işlerini bitirmek için çocukla ilgilenmediği ve gerekli önlemi almadığı takdirde çocuğun düşerek ölmesi hâlinde, ölüm neticesini önleme yükümlülüğü bulunduğundan ve bu yükümlülüğünü özensiz davranışıyla ihlal etmiş olacağından taksirle ölüme neden olmadan dolayı sorumlu tutulacaktır. Bu nedenle, ölüm neticesinin ihmali bir davranışa bağlı olarak meydana geldiği hallerde somut olayın şartları dikkate alınarak, ölüm neticesi bakımından failin kasten mi, yoksa taksirle mi hareket ettiği belirlenmelidir. Bununla birlikte, ölüm neticesinin kasten meydana geldiği hâllerde olası kasıt, taksirle meydana geldiği hallerde ise bilinçli taksir şartlarının oluşup oluşmadığı da göz önünde bulundurulmalıdır. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2015, 8.bası,s. 366-390.). 5237 sayılı TCK'nın "Kasten öldürme" başlıklı 81. maddesi; "Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır" şeklinde düzenlenmiş, "Nitelikli hâller" başlıklı 82. maddesinde; "(1) Kasten öldürme suçunun; ... d) Üstsoy veya altsoydan birine ya da eş veya kardeşe karşı, e) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, ...İşlenmesi hâlinde, kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır" düzenlemesiyle de altsoyun ve çocuğun öldürülmesi, kasten öldürme suçunun nitelikli hâlleri arasında sayılmıştır. "Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi" başlıklı 83. maddesinde ise; "(1) Kişinin yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen ölüm neticesinden sorumlu tutulabilmesi için, bu neticenin oluşumuna sebebiyet veren yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması gerekir. (2) İhmali ve icrai davranışın eşdeğer kabul edilebilmesi için, kişinin; a) Belli bir icrai davranışta bulunmak hususunda kanuni düzenlemelerden veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması, b) Önceden gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması, Gerekir. (3) Belli bir yükümlülüğün ihmali ile ölüme neden olan kişi hakkında, temel ceza olarak, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar, diğer hallerde ise on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunabileceği gibi, cezada indirim de yapılmayabilir" hükmüne yer verilmiştir. TCK'nın 83. maddesi uyarınca, kişinin yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen ölüm neticesinden sorumlu tutulabilmesi için, bu neticenin oluşumuna sebebiyet veren yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması zorunludur. İhmali ve icrai davranışın eşdeğer kabul edilebilmesi için, kişinin; a) Belli bir icrai davranışta bulunmak hususunda kanuni düzenlemelerden veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması, b) Önceden gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması, Gerekir. Bu düzenlemeye göre, TCK'nın 83. maddesindeki suçun oluşabilmesi için, başkasının hayatını korumak ve gözetmek yükümlülüğü altında bulunan garantör konumundaki kişinin, korumak ve gözetmekle yükümlü olduğu hayatın sona erme tehlikesi ortaya çıkmasına rağmen, hayatın korunması açısından yapılması gereken icrai davranışları gerçekleştirmemesi gereklidir. Diğer taraftan, sanığın belli bir icrai davranışta bulunmak hususundaki yükümlülüğüne ilişkin kanuni düzenlemelerin belirlenmesi açısından 4721 sayılı Medeni Kanun hükümleri üzerinde de durulmalıdır. Kanun'un 335. maddesinde; ergin olmayan çocuğun, ana ve babasının velâyeti altında olduğu, 337. maddede; ana ve babanın evli olmaması halinde velâyetin anaya ait olacağı, velayetin kapsamına ilişkin olan 339. maddede; ana ve babanın, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alacağı ve uygulayacağı, 340. maddesinde; ana ve babanın, çocuğu imkânlarına göre eğiteceği ve onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâkî ve toplumsal gelişimini sağlayacağı ve koruyacakları, 346. maddesinde; çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeye düştüğü takdirde, ana ve babanın duruma çare bulamaması veya buna güçlerinin yetmemesi hâlinde hâkimin, çocuğun korunması için uygun önlemleri alacağı, 348. maddesinde; ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması durumunda velayetin kaldırılacağı düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler göz önüne alındığında, ana ve babanın evli olmaması hâlinde, doğan çocuk annenin velayeti altında olacağından, annenin çocuk üzerinde kanundan doğan koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; İkinci uyuşmazlık konusunda anlatıldığı şekilde gerçekleşen olayda; doğurduğu bebeği beslemek, bakımını yapmak ve korumak gibi hukuki yükümlülük altında bulunan ve bu bakımdan garantör konumunda olduğu hususunda tereddüt bulunmayan sanığın, bu hukuki yükümlülüklerini de yerine getirmemekle birlikte, yeni doğmuş, savunmasız hâlde bulunan ve hiçbir ihtiyacını kendisi karşılayamayan 5 günlük bebeği, güvende olduğu evden alarak başkaları tarafından bulunması mümkün olmayan ıssız bir yere götürüp ölüme terk etme eyleminin, bebeğin karnını doyurmamak gibi ihmali bir hareket olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Zira bebekten kurtulmak amacını taşıyan sanık, öleceğini bildiği hâlde bebeğini ıssız bir yere götürerek kendi hâlinde bırakmış ve kaçınılmaz netice olan ölüm meydana gelmiştir. Sanığın bu eyleminin bebeği boğma veya darp etme gibi aktif bir davranıştan farkı bulunmamaktadır. Bu nedenle sanığın öldürme eylemini, doğrudan kasıtla ve icrai bir davranışla gerçekleştirdiği kabul edilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın eylemini ihmal suretiyle gerçekleştirdiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. Sonuç olarak, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, sanığın eyleminin nitelikli kasten öldürme suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına, aleyhe yönelen temyiz bulunmaması nedeniyle 1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken 326/son maddesine göre ceza miktarı bakımından aleyhe değiştirme yasağının gözetilmesine karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Mersin 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.09.2019 tarihli ve 305-428 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün; sanığın eyleminin nitelikli kasten öldürme suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Aleyhe yönelen temyiz bulunmaması nedeniyle 1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken 326/son maddesine göre ceza miktarı bakımından aleyhe değiştirme yasağının GÖZETİLMESİNE, 3- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 28.05.2020 tarihinde yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık bakımından oy birliğiyle, ikinci ve üçüncü uyuşmazlıklar bakımından oy çokluğuyla karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.